Asubay Tefrikası - 10

 

                                      Aldatanlar Ülkesinin

                    Aldatılmaya Doymayan Askeri: Asubaylar

 

 

        İnsanı, yalan kadar alçaltan başka bir şey yoktur!

 Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   

   Çünkü;

   Bir yalanını yakaladığın insanın,

   Her doğrusunu bin kere sorgularsın!..

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Ve bilir misin ki;

   İlâhî adâletin defterinde zaman aşımı yokdur!

   O, bir gün mutlaka tecelli eder.

Asubay Tefrikası _810_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Ey, Hayyam!

   Sen ne dersin, yalancılar hakkında?

 

  • Tasalanma sen, Eski Tüfek! Çünkü;

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   Bugüne kadar yazdıkları kitaplarda

   Ve

   Gönderdiğim dilekcelerime verdikleri cevaplarda;

   Millî Savunma Bakanları,

   Genelkurmay Başkanları

   Ve

   Kuvvet Komutanlarının

   O kadar çok yalanını yakaladım ki!

 

   Bakdım, dillleri yalama olmuş,

   Bana gönderdikleri her cevabı

   Her seferinde bin kere sorgulamaya mecbur kaldım!

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

    

   

   Astsubay Tefrikas’ında Vaziyet-i Umumiye Ne Merkezde?

 

   Üç sene bitdi, dördüncü senenin içindeyim.

   

   2017 senesinde Asubay Tefrikası isimli bir yazı dizisi yayınlamaya başladım.

   Bu yazı dizimizde bugüne kadar 8 bölüm ve 10 kısımı tamamladım ve neşretdim.

   

   8 bölümün ilk 5 bölümünde;

   Genelkurmay Başkanının “astsubay” dediği uyduruk asker sınıfının kısa târifini yapdım.

 

   Bugün itibârı ile 6’ncı bölümdeki 10 kısım dâhil olmak üzere;

   Asubay Tefrikası’nın 7, 8 ve 9’uncu bölümleri hâlen yayında.

   

   Şu an okuduğunuz ise Asubay Tefrikası’nın 10’uncu bölümü.

 

   6’ncı bölümdeki 10 kısım dâhil olmak üzere;

   7, 8, ve 10’uncu bölümlerin tamamının bir tek konusu var; “yalan.

 

   İşde bu sebepden dolayı da emekli asubay ben Şükrü IRBIK;

   Asubay Tefrikası’nın 9’uncu bölümü hâriç olmak üzere;

   6’ncı bölümdeki 10 kısım ile 7, 8 ve 10’uncu bölümlerini şöyle tesmiye etdim;

   “Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

 

    Yalan, Yalan Gene Yalan!..

 

   Aldatan var ise ki,

     Var!

     

     Aldanan da var ise ki,

     Var!

     

     Aldatanın aldananı aldatmak için söylediği bir de “yalan” olmalı…

     Var!..

     

     Hem de birden ziyâde

 

  *  *  *  

 

   Muhterem “astsubay” meslekdaşlarım,

   Kıymetli vatandaşlarım;

 

   1951 senesinden beri Ordumuzda “astsubay” unvânı ile görev yapan asker sınıfı hakkında,

   Bugüne kadar söylenen yalanlar binleri geçmiş de

   Memleket sınırları dahi aşmış gitmiş!..

 

   İşde,

   Başbakandan Bakanlara,

   Millî Savunma Bakanından Milletvekillerine,

   Genelkurmay Başkanından Kuvvet Komutanlarına kadar

   Ordumuzun ne idüğü belli olmayan “astsubay” sınıfı hakkında söyledikleri yalanlardan

   Sâdece üçü beşi… 

 

   

   Türk Ordusunda  astsubay; subay ile erbaş ve er arasında” yer alır. Yalan,

   Türk Ordusunda  astsubay; subay ile erbaş ve er arasında” görev yapar. Yalan,

   Türk Ordusunda  astsubay;ara elemandır.Yalan,

   Türk Ordusunda astsubay;orta kademe" yöneticidir. Yalan,

   Türk Ordusunda  astsubay; orta kademe" teknisyendir. Yalan,

   Türk Ordusunda  astsubay;teknik” hizmetlerde istihdam edilir. Yalan, iftirâ ve Kânunsuz,

   Dünyâ ordularında “astsubay” “teknik” sınıfı oluşturur. Yalan,

   Dünyânın modern ordularında ve NATO’da “muvazzaf astsubay” sınıfı mevcutdur. Yalan,

   Dünyânın modern ordularında “muvazzaf astsubay” yetiştiren okullar mevcutdur. Yalan,

   Dünyânın modern ordularında “muvazzaf astsubay” ile “muvazzaf subay” aynı kânunda yer alır. Yalan.

 

 

                                                                                                                                                                              ESKİ TÜFEK - 2020  

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   2020 senesi İlkgüz ayının 7’nci gününde,

   Eski Tüfek’de yayınladığımız Asubay Tefrikası isimli makâle silsilemizin 10’uncu bölümünde

   Bugün burada, biz;

   Ordumuzdaki “astsubay” sınıfı hakkında söylenen yalanları,

   Senelerin şâhidliğinde

   Ve

   Hakikâtin mukadder huzurunda hizaya getirecek

   Ve dahi

   Devlet adamlarını ve subayları,

   Söyledikleri kendi yalanlarında boğacağız, inşallah…

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES,

   Türkiye Cumhuriyeti’nin 20. Hükûmetini 09 Mart 1951 Cuma günü teşkil etdi.

   Aynı gün itibârı ile;

   Sam Amcanın intihâb ve tâyin etdiği T.C. Devleti idâre heyeti,

   Aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan müteşekkil idi.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İkinci kez başbakan goltuğuna oturdukdan sâdece 3 ay sonra Adnan MENDERES;

   6/7 Haziran 1951 târihinde TBMM’ye şu dilekceyi verdi.

   Ve dahi

   ATATÜRK’ün teşkil etdiği Türk Ordusundaki “muvazzaf subay” ve “mükellef er” sınıfına ilâve olarak,

   Üçüncü bir asker sınıfı olarak “astsubay” ismi ile sözde “yeni bir asker sınıfı” ihdâs etmesini,

   “Büyük Millet Meclisi”nden arz etdi.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   5802 sayılı ve Astsubay Kânunu ile

   Türk Ordusunda ilk defâ olmak üzere ihdâs etdiği “mükellef astsubay” sınıfını,

   Bu Kânunun birinci maddesinde TBMM şöyle târif etdi.

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

                                                                   ASTSUBAY KANUNU

   Kanun No: 5802                                                                                                              Kabul Tarihi: 2/7/1951

 

 

   B İ R İ N C İ BÖLÜM

   Genel hükümler

 

   Astsubaylar:

 

   Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, gümrük koruma birlikleri kadrolarında;

 

  • astkomuta kademelerinde,
  • eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde,
  • subaya yardımcı” olarak görevlendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.

 

 

     

 

     1935 senesinde Kurucu Reisicumhur ATATÜRK,

     Türk Ordusunu “iki sınıf” asker ile teşkil etmiş idi.

     

               1. Muvazzaf subay

 

               2. Mükellef erat

 

 

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Bu konuyu da

   Asubay Tefrikası 6-9 isimli şu makâlemizde mufassal olarak anlatmiş idik.

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK’ün “muvazzaf subay” ve “mükellef er” ile teşkil etdiği “iki sınıflı” Türk Ordusuna

   Dönemin Adnan MENDERES hükûmeti,

   1951 senesinde “üçüncü” bir asker sınıfı ilâve etdi; “astsubay.

 

  *  *  *  

 

   Aslında;

   “Gedikli erbaş” sınıfının yalap şalap boyanmasından başka bir şey olmayan “astsubay” sınıfının;

   Ordumuzun “teknik” hizmetlerinde görev yapmadığını anlatmak için yazdığımız bu makâlemize

   Burada bir soluk mola verelim!..

   Ve dahi

   “Astsubay” isimli bu asker sınıfının “ast komuta” kademelerinde görev yapdığı Türk Ordusunda,

   Kaç çeşit “komuta kademesi” var imiş,

   Bir görelim, hele!..

 

  *  *  *  

 

   Bilen beri gelsin; Ordumuzda kaç çeşit “komuta kademesi” var?

 

   T.C Ordusunda “astkomuta kademesi” mevcut olduğuna göre;

   Meselâ;

   “Üst kademe” ya da “orta kademe” şeklinde “başka komuta kademeleri” var mı diye

   İsabetli bir suâl sorabilirsiniz.

   

   Çünkü bu suâli ben, evvelâ kendime sordum!

   Sonra da

   İşin sivil kıyafetli “sivil komutanı” Millî Savunma Bakanına…

   

   T.C Ordusunda bugün mevcut olan “komuta kademesinin sayısını” meğer ise

   Millî Savunma Bakanı da bilmiyor imiş!..

 

  *  *  *  

 

   1951 senesinde yapdığı Astsubay Kânununda Türkiye Büyük Millet Meclisi;

   “Astsubay” adını verdiğini uyduruk asker kişilerin

   Ordumuzun “astkomuta kademelerinde” görev yapacağını emretmiş idi.

   

   Fakat aynı TBMM;

   Ordumuzdaki bu “astkomuta kademelerinin”ne olduğunu Kânunda belli etmemiş!..

   

   Başka “komuta kademesi” var mı, ondan da hiç söz etmemiş!..

   1951 senesinden 2019 senesine kadar geçen 68 senede

   Ordumuzdaki bu “astkomuta kademelerinin” neler olduğunu kimse bilememiş,

   “Astkomuta kademelerinden” başka “komuta kademeleri” var mı diye de kimseler suâl etmemiş!..

 

   Subaylarımızın götünü kaşıtması için “ast komuta kademesi” olduğuna göre

   Kim bilir?

   Ordumuzda belki de “orta komuta” ya da “üst komuta” kademeleri de olması icâb eder, değil mi?

   

   Sene 2019 olunca;

   Ordumuzdaki diğer “komuta kademelerinin” neler olduğunu suâl eylemek de

   Gene Eski Tüfek’in üzerine vazife oldu…

   Bir dilekce yolladım emekli subay ve Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR’a

   Ve dedim ki;

   Muhterem ve muhteşem Bakanım;

   Ordumuzda kaç çeşit “komuta kademesi” var?

 

  KONU: TSK’de Mevcut “Komuta Kademeleri” Hakkında.

  İLGİ: (a) 926 sayı ve 27.07.1967 târihli Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kânunu.

  (b) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

  (c) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

  1. İlgi (a) kanûnda mezkûr “astsubay” tâbiri, aynı kanûnun “Astsubaylar” alt başlığı altında yer alan Ek Madde-21’de şöyle târif edilmekdedir;

  Astsubaylar:

  Ek Madde 21;

  “Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil  Güvenlik Komutanlığı kadrolarının “ast komuta kademelerindeeğitim, sevk ve idare ile diğer idarî işlerde "subaya yardımcı olarak görevlendirilen" askerî şahıslara, “astsubay” adı verilir.”

 

  2. Yukarıda mezkûr târifinde de görüldüğü üzere “astsubay” olarak tesmiye edilen askerin, ordumuzun “ast komuta kademelerinde” görevlendirildiği anlaşılmakdadır. “Astsubay” tâbirinin bu târifine bakıldığında, birisi “ast komuta kademesi” olmak üzere TSKde birden fazla “komuta kademesi” olduğu intibaı hâsıl olmakdadır.

 

  3. İşbu dilekcemin yukarıda görülen ilk iki maddesindeki bilgiler muvacehesinde benim suâllerim

şunlardır;

  Türk Silâhlı Kuvvetlerinde;

   a. Kaç çeşit “komuta kademesi” mevcuddur?

   b. Bu “komuta kademeleri” nelerdir?

   c. Bu “komuta kademelerine” dâhil olan “asker sınıfları” ve tekabül eden “rütbeler” nelerdir?

   ç. İlgi (a) kânunda söz edilen “ast komuta kademesi” ve mevcut olan sâir “komuta kademelerinin” meşruiyeti hangi mevzuâtdan neşet etmekdedir?

 

  4. İşbu dilekcemin yukarıda görülen üçüncü maddesinde tevcih etdiğim dört suâlimi İlgi (b ve c) mevzuât muvacehesinde Millî Savunma Bakanlığının cevaplamasını saygılarım ile arz eylerim.

07.05.2019. 1901080583.

                                                                                                                                                    Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  

 

   Bu suâlime Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR şöyle cevap vermedi;

     

     Cevaplar:

   Cevap: MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI (MSB) > PERSONEL TEMİN DAİRESİ BAŞKANLIĞI (21.05.2019 10:49)

 

  CİMER başvurunuz incelenmiştir.

 

  Bilgi Edinme Kanunu ;

  Madde 25- Kurum ve kuruluşların, kamuoyunu ilgilendirmeyen ve sadece kendi personeli

ile kurum içi uygulamalarına ilişkin düzenlemeler hakkındaki bilgi veya belgeler, bilgi

edinme hakkının kapsamı dışındadır. Ancak, söz konusu düzenlemeden etkilenen kurum

çalışanlarının bilgi edinme hakları saklıdır.

   Gereği talebinize yanıt verilememektedir.

   İyi günler.

 

NOT: Tarafınıza iletilen bu mail kapsamında; "Kanunda ve Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde erişilen bilgi ve belgeler ticari amaçla çoğaltılamaz, kullanılamaz, erişimi sağlayan kurum ve kuruluştan izin alınmaksızın yayınlanamaz. Bu madde hükmüne aykırı olarak erişilen bilgi ve belgeleri ticari amaçla çoğaltanlar, kullananlar ve yayınlayanlar hakkında kanunların cezai ve hukuki sorumluluğa ilişkin hükümleri uygulanır" hükmü doğrultusunda değerlendirilmesi gerekir.

 

 

   TBMM 1951 senesinde Astsubay Kânunu isimli bir Kânun yapmış,

   Bu Kânun ile Cumhuriyet Ordusunda “astkomuta kademesi” teşkil etmiş,

   Sonra, bu Kânunu bütün dünyaya ilan etmiş!

   Bu Kânundaki “astkomuta kademesini” de bütün âleme duyurmuş!

   

   Fakat 2020 senesine geldiğimizde Millî Savunma Bakanı;

   Cumhuriyet Ordusundaki “astkomuta kademesinin” kamuoyunu ilgilendirmediğini iddia ediyor!..

   Bu iddiaya Yaşar bile güler be!..

   Hani Türk Ordusu, “milletin ordusu” idi, sayın Bakanım?..

   Hani Türk milleti “asker millet” idi, paşam?..

 

  *  *  *  

 

   Bilgi Edinme Hakkı Kânunu diyor ki;

 

  • Kamuyonu ilgilendirmeyen bilgiler, kânun kapsamı dışındadır.
  • Ancak; söz konusu bilgiden etkilen “kurum çalışanı” bilgi edinme hakkına sâhipdir.

 

   Bu dilekcenin sâhibi ben Şükrü IRBIK,

   Emekli bir “astsubay” olduğum için kendimin “kurum çalışanı” olduğunu zannediyor idim.

   Ne de olsa; giriş-çıkış tam 34 sene hizmet etmişim Ordumuza.

   Ben “astsubay” olarak “ast komuta kademesi”nde görev yapdığımı biliyordum da,

   Ordumuzda başka “komuta kademeleri” mevcut mu idi, işde bunu bilmiyor idim!..

   

   Bu düşünce ile ikinci bir dilekce daha gönderdim Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR’a.

   Ve dedim ki;

   Bu dilekcenin sâhibi ben Şükrü IRBIK, bir zamanlar “kurum çalışanı” idim.

   Ve ben kendimin hâlâ “kurum çalışanı” olduğunu zannediyorum.

   Bu sebepden dolayı;

   Ordumuzda kaç çeşit “komuta kademesi” olduğunu bilmeye kânûnen hakkım vardır.

   Kânûn bu yahu, daha ötesi var mı?..

   “Muvazzaf astsubay” unvânı ile 34 sene görev yapdığım Ordumuzda;

   Kaç çeşit “komuta kademesi” olduğunu ben bilmeyeceğim de kim bilecek, Allah aşkına?

 

  KONU: TSK’de Mevcut “Komuta Kademeleri” Hakkında.

  İLGİ: (a) 07 Mayıs 2019 târih, 1901073663 ve 1901080583 sayılı iki bölümlü ve aynı konulu dilekcem.

  (b) MSB Personel Temin Dairesi Başkanlığının 21 Mayıs 2019 târih ve 10:49 saatli cevâbı.

  (c) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

 

 

   1. 07/08 Mayıs 2019 târihlerinde iki bölüm hâlinde gönderdiğim İlgi (a) dilekcemin üçüncü maddesindeMillî Savunma Bakanlığına şu suâlleri tevcih etdim;

      Türk Silâhlı Kuvvetleri’nde;

   a. Kaç çeşit “komuta kademesi” mevcuddur?

   b. Bu “komuta kademeleri” nelerdir?

   c. Bu “komuta kademelerine” dâhil olan “asker sınıfları” ve tekabül eden “rütbeler” nelerdir?

   ç. İlgi (a) (926 sayılı) kânunda söz edilen “ast komuta kademesi” ve mevcut olan sâir “komuta kademelerinin” meşruiyeti hangi mevzuâtdan neşet etmekdedir?

  

   2. İlgi (b) ile verdiği cevâbda Millî Savunma Bakanlığı;

    a. İlgi (a) CİMER dilekcemi incelediğini,

    b. Muhteva olarak İlgi (c) kânun madde 25, birinci fıkrası mucibince mütalaa etdiğinden dolayı işbu dilekceme cevap vermeyeceğini,

    Ve fakat

    c. Aynı kânunun aynı maddesinin ikinci fıkrası mucibince de; “söz konusu düzenlemeden etkilenen kurum çalışanlarının bilgi edinme haklarını saklı” olduğunu,

21 Mayıs 2019 târihinde tarafıma bildirdi.

  

   3. İşbu dilekce sahibi ben Şükrü IRBIK, 31 sene Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, 3 sene de Sâhil Güvenlik Komutanlığında olmak üzere Türk Silâhlı kuvvetlerine “astsubay” unvânı ile 34 sene hizmet etdim. Sicil numaram da Sâhil Güvenlik Komutanlığı 1982-2085’dir.

 

  4. İlgi (a) dilekcemin üçüncü maddesinde tevcih etdiğim suâllerime cevâp vermeyişinde Millî Savunma Bakanlığı, İlgi (c) kânun, madde 25, birinci fıkrayı gerekce gösdermekdedir.

 Fakat aynı maddenin ikinci fıkrasında zikredildiği üzere; ben Şükrü IRBIK, tevcih etdiğim suâllerden etkilenen ve bu suâllerin tesiri altında 4 senesi talebelik olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerine “astsubay” unvânı ile 34 sene hizmet etdim. Bu cümleden rahatlıkla anlaşılabileceği üzere; İlgi (c) kânun madde 25, ikinci fıkrası mucibince İlgi (a) dilekcem ile tevcih etdiğim suâllerin cevâbını öğrenmek, en başda benim hakkımdır.

 

   5. Netice itibârı ile;

İlgi (a) dilekcemin üçüncü maddesinde tevcih etdiğim suâllerimi; doğrudan taraf olduğumdan nâşi, İlgi (c) kânun madde 25, ikinci fıkrası mucibince cevâplamasını,

 Millî Savunma Bakanlığından saygılarımla arz eylerim.29.05.2019. 1901241257.

 

                                                                                                                                          Şükrü IRBIK

 

  EKLER  :

  EK-A: 07 Mayıs 2019 târih, 1901073663 ve 1901080583 sayılı iki bölümlü ve aynı konulu dilekcem.

  EK-B: MSB Personel Temin Dairesi Başkanlığının 21 Mayıs 2019 târih ve 10:49 saatli cevâbı.

 

 

 

  *  *  *  

 

   Ordumuzda kaç çeşit “komuta kademesi” olduğunu öğrenmek için gönderdiğim ikinci dilekceme

   Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR işde, böyle cevâp vermedi.

   Ne diyelim, canı sağolsun!

   Mühür kimde ise,

   Şimdilik de olsa Sultan O’dur, değil mi?..

 

  Cevaplar:

 

  Cevap: MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI (MSB) > PERSONEL TEMİN DAİRESİ BAŞKANLIĞI (11.07.2019 17:03)

 

  Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'ne göndermiş olduğunuz başvurunuz incelenmesi neticesinde,  aynı talebi içeren başvurunuza ilgili makamlarca cevap verildiği anlaşılmıştır.

  Bu nedenle yeni başvurunuz hakkında herhangi bir işlem yapılamamıştır.

  Bilgilerinize sunarız.

 

 

  *  *  *  

 

  Gönderdiğim iki dilekcem

  Ve dahi

  Bu iki dilekceme Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR’ın verdiği cevâbdan(!)

  Ortaya şu resim çıkdı!..

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Tabii ki iş burada bitmedi!..

   Ordumuzda kaç çeşit “komuta kademesi” mevcut olduğunu,

   Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisine sordum.

   

   Çünkü

   

   ATATÜRK'ün yapdığı Anayasa'ya göre

   Türkiye Cumhuriyeti Devletinde 1924 senesinden beri

   Başkumandanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahsiyeti maneviyesinde mündemiç…

   

   Bu suâlimin cevabını Başkomutan Türkiye Büyük Millet Meclisi herhâlde biliyordur!..

 

  *  *  *  

 

   Gelelim şimdi,

   Ordumuzda “astsubay” unvânı ile görev yapan uyduruk asker sınıfı hakkında

   Devleti idâre eden devlet adamları

   Ve

   Ordumuzu idâre eden Millî Savunma Bakanı ile

   Genelkurmay Başkanının söylediği filfilli yalanlara…

 

  *  *  *  

 

   1951 senesinde yeni teşkil etdikleri “astsubay” sınıfını

   T.C. Devletini idâre eden siyâsî ve askerî zevât şöyle târif etdi;

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Görev tanımına bakdığınızda,

   “Astsubay” adı verilen asker kişilerin yapdığı işler arasında “teknik hizmet” var mı? Yok!..

   Demek ki “astsubay” adı verilen asker kişiler “teknik hizmet”de görev yapmıyor!..

   Çünkü Astsubay Kânunu böyle emrediyor!

   TBMM’nin kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânununun bu emrine;

   Cumhurbaşkanı uymaya mecbur mu? Mecbur!

   Başbakan uymaya mecbur mu? Mecbur!

   Milletvekilleri uymaya mecbur mu? Mecbur!

   Millî Savunma Bakanı uymaya mecbur mu? Mecbur!

   Genelkurmay Başkanı uymaya mecbur mu? Elbetde mecbur!

 

   Peki!

   Devleti idâre eden bu sivil zevât ve subay,

   TBMM’nin 1951 senesinde kabul etdiği Astsubay Kânununun bu emrine uymuşlar mı?

   Uymamışlar!

   Niye uymamışlar?

   Bu sivil zevât ve bu subaylar babalarının çiftliğini idâre etmiyorlar!

   Bu kendini bilmez sivil zevât ve subay;

   Türk Milletinin yüksek irâdesinin yegâne tecelligâhı olan

   Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapdığı Kânuna göre memleketi idâre etmişler mi?

   Etmemişler!..

   Ne yapmışlar,

   Yalan söylemişler!..

   Söyledikleri bu filfilli yalan ile de 1951 senesinden beri

   “Astsubay” adı verilen köle asker kişileri teknik hizmetlerde” “kânunsuz olarak” çalışdırmışlar.

 

  *  *  *  

 

   Gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in sarâhaten tasrih etdiği üzere,

   5802 sayılı Astsubay Kânun Tasarısında astsubayların, “subaylığa yükselmeleri” esas olarak alınmış idi.

 

   TBMM’nin 1951 senesinde kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile;

   Anadolu'nun küçük kasabalarında,

  • Ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına
  • Daha geniş hizmet imkânları verilecek

        Ve dahi

  • Liyâkatleri ile mütenasip rütbelerle taltif edilecekler idi

 

   Bu maksadı tahakkuk etdirmek üzere

 

         5802 sayılı Astsubay Kânunu ile;

  • 9 senelik hizmetini tamamlayan astsubaylar,subaylığa yükselecekler”,
  • Subaylığa yükselmeyen astsubaylardan arzu edenler Ordudan ayrılacak,

        Ve böylece

  • Orduda “bedbin” bir zümre yaratmaktan ziyâde istekli kimselerin çalışması temin edilecek idi.

 

   Fakat,

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile TBMM’nin astsubaylara verdiği “subaylığa yükselme hakkını”,

   Dönemin Genelkurmay Başkanları engelledi.

   Hem de ellerinden gelen en sinsi ve en alçak hileler ile…

   Bu konuda subayların Kânuna karşı yapdığı hileler ve kalleşlikler

   1967 senesi gelip deAsubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Darbeci subaylar 27 Mayıs subay darbesini yapasıya kadar devâm etdi…

   Genelkurmay Başkanlarının bu konuda yapdığı hileler ve kalleşlikleri

   Asubay Tefrikas 6-5 isimli makâlemizde tafsilâtlı olarak teşhir etdik!..

 

  *  *  *  *  *  

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   5802 sayılı Astsubay Kânununu TBMM, 1951 senesinde meriyyete koymuş idi.

   Bu kânuna göre;

   9 senelik mecburî hizmetini tamamlayan astsubaylar, teğmenliğe nakil edilecekler idi.

   Fakat Genelkurmay Başkanları; bu hakka sâhip olan astsubayları, teğmenliğe nakil etmedi…

   6137 sayılı Kânunu da TBMM, 1953 senesinde meriyyete koydu.

   Bu Kânuna göre;

   9 senelik mecburî hizmetini tamamladıkdan sonra istifa ederek ordudan ayrılan astsubaylar,

   “Yedek asteğmen” veya “sekizinci sınıf askerî memur” nasbedilecek idi.

   Fakat dönemin Genelkurmay Başkanları hâinlik etdi ve bu Kânunu da tatbik etmedi.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  Kanun No.: 6137                                                                                            Kabul talihi: 10. VII. 1953

  GEÇİCİ MADDE 4. — Bu kanunun kabulü tarihinde orduda görevli olup 5802 sayılı Astsubay Kanununa göre yetiştirilen sanat enstitüleri mezunu astsubaylar ve astsubay adayı olarak bulunanlar bu kanunun hükümlerinden faydalanamazlar.

 

  Ancak 5802 sayılı Kanunda tâyin edilen mecburi hizmetlerini ikmalden sonra ordudan ayrılanlar (astsubaylar. IRBIK) sınıfları yedek asteğmenliğine veya sekizinci sınıf yedek askerî memurluğuna nasbolunurlar.

  Mecburi hizmetlerini bitirmeden subaylığa mâni olmıyacak sebeplerle ayrılmış bulunanlar (astsubaylar. IRBIK), istekleri halinde geçici birinci madde gereğince yedek subay yetiştirilirler.

 

  *  *  *   Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Genelkurmay Başkanlarının bu konuda yapdığı hileler ve kalleşlikleri

  Asubay Tefrikas 6-5 isimli makâlemizde tafsilâtlı olarak fâş etdik!..

 

  *  *  *  *  *  

Asubay Tefrikası _810_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Kabul etdiği Kânunlar ile TBMM’nin astsubaylara verdiği hakları,

   Genelkurmay Başkanları en alçak hileler ile bir bir gasp eder iken

   Günler geldi geçdi,

   Ve dahi

   Târih geldi dayandı 27 Mayıs 1960 Cuma gününe...

   İktidâra geldiği 1950 senesinden beri Başbakan Adnan MENDERES’e

   Kendisinin terfi etdirdiği Coniperestiş subayları gizliden gizliye darbe hazırlıyorlar idi.

   Bu gizli darbe hazırlığı;

   Tıpkı 2016 senesi Temmuz ayının 15’indeki mübârek bir Cuma günü zuhûr eylediği gibi,

   1960 senesi Mayıs ayının 27’sinde, gene mübârek bir Cuma günü koku verdi…

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

    27 Mayıs darbesini,

    Ordu içindeki bir avuç küçük rütbeli darbeci subay tertiplemiş idi.

    Yüksek rütbeli subayları

    Ya ikna, ya hapis, ya da yurtdışına sürgün etmişler idi.

    Darbeci subaylar,

    1 saat içinde devletin önemli mevkiilerini hemen zapt etdiler.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Bu darbeyi yapdıkdan sâdece birkaç saat sonra

   28 Mayıs 1960 Cumartesi günü

    Saat 04;30’da darbe beyannâmesini

   O dâvudî sesi ile radyoda okuyan

   Kara Piyâde Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ,

   Şöyle demiş idi;

 

   “Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerine tamamıyla riayettir.

   

   28 Mayıs 1960 Cumartesi günü Türkiye’de;

   Hükûmetin manzara-i umumiyesi, maşşallah, Allah nazardan saklasın,

   Sakın ha! Foto-şaka filân zannetmeyiniz!

   Tam da aşağıda gördüğünüz gibi;

   Şu altısı bir yerde

   Ve fakat

   Dördü aynı subay olan “berrî” üç orgeneralden müteşekkil idi.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Yukarıda resimlerini gördüğünüz bu darbeci subaylarımız;

   28 Mayıs 1960 Cumartesi günü sabahın seher vakinde T.C. Devletinin üzerine çöreklendiler

   Ve dahi

   TBMM dâhil olmak üzere devletin bütün dâirelerini cebren ve hile ile işgal edip ele geçirdiler.

   Cumhurbaşkanı ve başbakan sıfatına ilâve olarak

   Kara Kuvvetleri Komutanlığından emekli subay “AgaCemal GÜRSEL aynı zamânda;

   Millî Birlik Komitesi Başkanı ve TSK Komutanı makâmlarını da cebren ve hile ile şereflendiriyor(!) idi.

 

  *  *  *  *  *  

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   27 Mayıs subay darbesinin yapıldığı târihden buyana tam 7 sene güzerân eylemiş idi…

   Cumhurbaşkanı; Kara Kuvvetleri Eski Komutanı “AgaCemal GÜRSEL,

   Başbakan; Mülkiyeli Suat Hayri ÜRGÜPLÜ,

   Millî Savunma Bakanı; Mülkiyeli Hasan DİNÇER,

   Genelkurmay Başkanı; Harbiyeli Orgeneral Cevdet SUNAY idi.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   926 sayılı Kânunun TBMM’de kabul edildiği 27 Temmuz 1967 Perşembe günü ise,

   Devletin başında şu adamlar oturuyor idi.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Cumhurbaşkanı; Genelkurmay Eski Başkanı Cevdet SUNAY,

   Başbakan; İslamköylü ve barajlar kralı nâmı ile mâruf Çoban Sülü,

   Millî Savunma Bakanı; Mülkiyeli Ahmet TOPALOĞLU,

   Genelkurmay Başkanı; Gelmiş geçmiş en sert, en nobran ve en kalın kafalı Genelkurmay Başkanı olarak nâm salan Orgeneral Ahmet Cemal TURAL idi.

 

  *  *  *  *  *  

 

   926 sayılı TSK Personel Kânunu ile 27 Mayıs darbecisi subaylar,

   TBMM’nin 1951 senesinde meriyyete koyduğu 5802 sayılı Astsubay Kânununu hemen ilga etdi.

   Fakat birinci maddesine dokunamadı!

   5802 sayılı Astsubay Kânunun birinci maddesini,

   926 sayılı TSK Personel Kânunu Madde-208’e “k” fıkrası olarak ekledi…

 

  *  *  *  *  *  

 

   Sap İle Samanı Karışdırmak!

 

   Tam burada kısa bir izâh vermek ve

   Bir konudaki ifâde karışıklığını gidermek gerekecek.

    

   Mesele şu;

   1. Sınıf kıdem sırası (Silsile-i merâtip) nedir?

   2. Görev tanımında sıralama nedir?

 

  *  *  *  

 

   1. Sınıf kıdem sırası (Silsile-i merâtip) nedir?

 

    “Sınıf kıdem sırasını” tesbit ve tayin eden iki Kânun var;

      1. ATATÜRK’ün 1930 senesinde hazırladığı Askerî Ceza Kânunu.

      2. 27 Mayıs darbeci subaylarının 1961 senesinde tertip etdiği 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu,

 

   1. Askerî Ceza Kânunu;

 

   ATATÜRK’ün 1930 senesinde hazırladığı bir cezâ Kânunu olan

   Ve fakat

   ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen darbeci ve hâin subayların defâlarca tecâvüz etdiği

   1632 sayılı Askerî Cezâ Kânunu.

   Askerî Cezâ Kânunusınıf kıdem sırasını” şöyle târif etmiş;

                                                                       

                                                              ASKERİ CEZA KANUNU(1)(2)

 

   Kanun Numarası                        : 1632

   Kabul Tarihi                                : 22/5/1930

   Yayımlandığı Resmî Gazete    : Tarih  : 15/6/1930             Sayı    : 1520

   Yayımladığı Düstur                   : Tertip : 3      Cilt : 11         Sayfa  : 367

   Askeri şahıslar : (1)

   Madde 3 – (Değişik : 22/3/2000 - 4551/1 md.)

 

Askerî şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Millî Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrencilerdir.

 

 

 

      Yanlış; 

 

   Türk Ordusunda “astsubay” sınıfı;

   “subay” sınıfı ile “erbaş ve er” sınıfı arasında yer alır.

 

                                                                                                         ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

 

      Doğru;  

 

   Askerî Cezâ Kânununun yukarıda gördüğünüz üçüncü maddesine göre

   Sınıf kıdem sırasındaastsubay” sınıfı;

   “subay” sınıfı ile “sivil personel” sınıfı arasında yer alır. 

 

                                                                                                                                                    ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

  *  *  *  

 

   2. TSK İç Hizmet Kânunu;

 

   27 Mayıs darbeci subaylarının 1961 senesinde tertip etdiği

   Ve dahi

   Bir idârî Kânun olan 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu.

   27 Mayıs darbeci subaylarının 1961 senesinde tertip etdiği

   Ve dahi

   Katıksız bir darbe Kânunu olan TSK İç Hizmet Kânunusınıf kıdem sırasını” şöyle târif etmiş;

 

                                                   TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İÇ HİZMET KANUNU(1)

 

   Kanun Numarası                  : 211

   Kabul Tarihi                         : 4/1/1961

   Yayımlandığı R.Gazete      : Tarih  : 9/1/1961         Sayı    : 10702

   Yayımlandığı Düstur           : Tertip : 4     Cilt : 1      Sayfa  : 1008

 

   A ) ESASLAR

 

   1 – Tarifler

   MADDE 1. — Türk Silâhlı Kuvvetleri : Kara (jandarma dâhil), Deniz ve Hava Kuvvetleri subay askerî memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askerî öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilâtı gösterilen silâhlı Devlet kuvvetidir. 

 

 

    Yanlış; 

 

   Türk Ordusunda “astsubay” sınıfı;

   “subay” sınıfı ile “erbaş ve er” sınıfı arasında yer alır.

 

                                                                                                   ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

     Doğru; 

 

   TSK İç Hizmet Kânununun yukarıda gördüğünüz birinci maddesine göre

   Sınıf kıdem sırasındaastsubay” sınıfı;

   “askerî memur” sınıfı ile “erbaş ve er” sınıfı arasında yer alır.

 

                                                                                                                                                 ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

  *  *  *  

 

   2. Görev tanımındaki sıra nedir?

    Görev tanımındaki sıralamayı” tesbit ve tayin eden sâdece bir Kânun var;

   1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERESin hazırladığı 5802 sayılı Astsubay Kânunu.

   5802 sayılı Astsubay Kânunu görev tanımındaki kıdem sırasını” şöyle târif etmiş;

 Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

                                                       ASTSUBAY KANUNU

 

 

   Kanun No: 5802                                                                                                             Kabul Tarihi: 2/7/1951

 

   B İ R İ N C İ BÖLÜM

   Genel hükümler

 

   Astsubaylar:

 

   Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, gümrük koruma birlikleri kadrolarında;

 

  • astkomuta kademelerinde,
  • eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde,
  • subaya yardımcı” olarak görevlendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.

 

 

    Yanlış; 

 

   Türk Ordusunda “astsubay” sınıfı;

   “subay” sınıfı ile “erbaş ve er” sınıfı arasında görev yapar.

 

                                                                                                                   ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

    Doğru; 

 

   TSK İç Hizmet Kânununun yukarıda gördüğünüz birinci maddesindeki görev tanımına göreAstsubay” sınıfı;

 

   “subayın” görev yapdığı “ast komuta kademesinde” “subayın” yapdığı görevi yapar.

 

                                                                                                                                                                            ESKİ TÜFEK - 2020  

 

 

   

   5802 sayılı Astsubay Kânunu Madde-1’deki ifâdeyi tefsir edince

   Ortaya şu basit neticeler çıkıyor;

    1. T.C. Ordusunda “astkomuta kademeleri” var,

    2. Bu ast komuta kademlerinde "eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlervar. 

    3. Bu eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerisubaylarımız yapar

    4. “Subaylarımızın yapdığı” eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde astsubaylar da “subaya yardımcı” olarak görev yapar. 

 

 

 

    5802 sayılı Astsubay Kânunu Madde-1’in,

    “Astsubay” olarak tesmiye etdiği asker sınıfının “görev tanımı” işde, bu kadar açık ve basit.

    Hâl ve hakikât böyle iken

    “Subay yardımcısı” olarak görev yapan “astsubay” sınıfının;

    “Subay ile erbaş ve er arasında” görev yapdığını söylemek aptallıkdan başka bir şey olamaz!..

 

  *  *  *  *  *  

 

   Astsubayın Adı Yok!

 

   Bu makâlemizin konusu ile doğrudan alâkalı değil!

   Fakat biz astsubayların hiçbirisinin bugüne kadar bilmediği acı bir hakikât var önümüzde!..

   Onu da ilk defâ olmak üzere Eski Tüfek söylesin sizlere…

   

   Sınıf kıdem sırası (Silsile-i merâtip) ve görev tanım sırasına ilâve olarak

   Astsubay sınıfının tabi olduğu üçüncü bir sıra daha var.

   Nedir bu sıra?

   Askerî Protokol Sırası!..   

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Askerî Protokol Sırasında asteğmenin bile yeri var

   Ve fakat

   Sırası şöyle dursun,

   Astsubay dedikleri sen köle askerin adı bile yok!..

 

   TSK’nın iki aslî unsurundan biriyiz,

   TSK’nın omurgasıyız diye dübürden üferen astsubay meslekdaşlarımın kulakları çınlasın!..

 

  *  *  *  *  *  

 

   Şimdi de gelelim,

   T.C. Ordusunun “astkomuta kademelerinde

   “Eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde” görev yapan “astsubayı” târif etmek için

   Devleti idâre eden siyâsî zevât ile

   Orduyu idâre eden Genelkurmay Başkanının söylediği filfilli yalanlara…

 

  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Dönem: 21                                                                                                   Yasama Yılı: 4

 

   T.B.M.M.  (S.Sayısı: 41)

 

                                        Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu Tasarısı ve

                                     Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma ve

                                              Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/951)

 

  TC.

  Başbakanlık                                                                                                                        5.2.2002

  Kanunlar ve Kararlar

  Genel Müdürlüğü

  Sayı: B.Ö2,Ö.KKG.0.10/101-397/666

 

                                                   Türkiye büyük millet meclisi başkanlığına

 

   Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 9.1.2002 tarihinde kararlaştırılan "Astsubay Meslek Yüksek Okullan Kanunu Tasarısı" ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir.

   Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                        Bülent Ecevit

                                                                         Başbakan

                                              GENEL GEREKÇE

 

   Türk Silâhlı Kuvvetlerinde astsubaylar, subaylar ile askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek üzere silâh altına alınan erbaş ve erler arasında ve subayların yardımcısı konumunda olup,

   Silâhlı Kuvvetlerin profesyonel İnsan gücünün önemli bir kısmını oluşturmakta ve özellikle idarî ve “teknikhizmetlerde istihdam edilmektedir.

 

 

   Astsubay Kânununu imha ve ilga eden 27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subaylarının

   1967 senesinde 926 sayılı TSK Persoenl Kânunu ile yapamadığını

   2002 senesinde TBMM’de yapdığı bu işgüzarlık ile “halkcıBaşbakan Bülent ECEVİT başarmış(!)..

 

  *  *  *  *  *  

 

   Millî Eğitim Bakanlığı,

   Kültür Bakanlığı ile

   Gençlik ve Spor Bakanlığı memurlarından mürekkep komisyonundaki

   Eşkâli ve sıfatı meçhul herbokolog şahısların;

   Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânun Tasarısı hakkında hazırladıkları raporda,

   “Akım” demek için domaltdıkları şom ağızlarından “bokum” lafı çıkmış!

   Ve komisyonun her boku bildiğini zanneden bu gerzek ve zevzek üyeleri şöyle demişler;

 

   Astsubaylar; subaylar ile erbaş ve erler arasındadır.

   Astsubaylar;teknikhizmetlerde istihdam edilirler.

 

   Yuh olsun, sizin sıfatınıza be!..

   Devletden aldığınız maaşlar boğazınızda kalsın, inşallah... 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

                                                  Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu

 

  Türkiye Büyük Millet Meclisi

  Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve

  Spor Komisyonu                                                                                                                 7.3.2002

  Esas No. : 1/951

  Karar No. : 17

 

                                                         TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

 

   Komisyonumuz; gündeminde yer alan "Astsubay Meslek Yüksekokulları Kanunu Tasarısı"nı (1/951); 6 Mart 2002 tarihinde görüşmüştür. Bu toplantıya Hükümeti temsilen Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'nun başkanlığında Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Yükseköğretim kurulu temsilcileri katılmıştır.

   Tasarı ve gerekçesi incelendiğinde; Türk Silâhlı Kuvvetlerinde astsubayların, subaylar ile askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek üzere silâh altına alınan erbaş ve erler arasında olduğu, subayların yardımcısı konumunda bulunduğu, silahlı kuvvetlerin profesyonel insan gücünün önemli bir kısmını oluşturmakta ve özellikle idarî ve teknikhizmetlerde istihdam edildiği görülmektedir.

 

  *  *  *  

 

   Millî Eğitim Bakanlığı,

   Kültür Bakanlığı ile

   Gençlik ve Spor Bakanlığı memurlarının bindiği yalanlar dolmuşuna

   Dönemin Millî Savunma Bakanı Sabahattin ÇAKMAKOĞLU

   Ve

   Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU da binmekden utanmamış!..

   Hiçbir Kânunda böyle bir hüküm olmadığı hâlde,

   Bu iki zevât işkembeden şöyle üfürmüş;

 

   Astsubaylar; subaylar ile erbaş ve erler arasındadır.

   Astsubaylar;teknikhizmetlerde istihdam edilirler.

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Yalancı baloncu Sabahattin ÇAKMAKOĞLU’na diyecek sözüm yok!

   Çünkü kendisi, Genelkurmay Başkanlarının emir eri gibi çalışmakda beis görmeyen bir siyâsî idi.

   

   Fakat

   Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin KIVRIKOĞLU’na şunu diyorum;

 

  Yeri gelince Genelkurmay Başkanıyım diye külhan beyi gibi orada burada seyirtiyorsun,

 

   Fakat

   Emrindeki “astsubayın” “teknikhizmetde çalışmadığını bilmiyorsun, sen paşa!..

   Yazıklar olsun, sizlere be!..

 

  *  *  *  *  *  

 

   İşi hesap-kitap ve mâlîye olan Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu,

   Burnunu askeriyenin içine sokmuş ve halt etmiş!

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

                                                             Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu

  Türkiye Büyük Millet Meclisi

  Plan ve Bütçe Komisyonu

  Esas No.:1/951                                                                                                               20.3,2002

  Karar No.: 93

 

                                    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

 

 

   Bilindiği gibi, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde astsubaylar; subayların yardımcısı konumunda bulunmaktadır.

 

Astsubaylar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin “ara elemanları”dır.”

 

   Plan ve Bütçe Komisyonuna göre “astsubay” sınıfı, Ordumuzun “ara elemanı” imiş!

   “Astsubay” sınıfının Ordumuzun “ara elemanı” olduğu hangi Kânunda yazıyor, lan gerzekler!

   Yuh olsun, sizin soyunuza sopunuza be!..

 

  *  *  *  *  *  

 

   Mahâretini anlatmak için adam adama şöyle der; “evliya gibi adamsın!

   Fakat adam olmayan vekil Evliya

   Meclisde ayaküsdü iki yalan birden söylemiş!

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  DSP GRUBU ADINA EVLİYA PARLAK (Hakkâri):

  (…)

  Bugüne kadar Silahlı Kuvvetlerde üç kategoride hizmet veren insanımız bulunmaktadır: Subaylar, assubaylar ve bunların maiyetindeki erbaş ve erler. Astsubay sınıfının,

subaylar ile erbaş ve erler arasında hizmet verecek, hem idarî hem

teknikkadroda çok önemli yer tutan bir sınıf olduğu hepimizce bilinmektedir.

 

 

   Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder!

   Bizim vekil Evliya hoca da kendince Ordumuzdaki “sınıf kıdem sırasını” okuyup üfürmüş!

   Ordumuzdaki “sınıf kıdem sırasını” okuyup üfürür iken de

   O gün Meclisde kendisini dinleyen milletvekillerine yalanlar üfürmüş.

   Bu konuşmasında Evliya Hoca,

   Güyâ 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu Madde-1’e atıf yapmak isdemiş.

   Fakat yüzüne gözüne bulaşdırmış!

   Meclisinde böyle yarım hoca vekilleri olan milletin,

   Burnu bokdan kurtulur mu, hiç!..

 

  *  *  *  *  *  

 

   SP Grubu adına Meclisde konuşan Ankara milletvekili Rıza ULUCAK,

   Havan dövücünün hınk deyicisi olmuş!

   Ve Millî Savunma Komisyon Raporunda;

   Millî Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanının söylediği cıvık yalanların yalancısı olmuş!

   Aldatanlar mı mücrim yoksa aldanan mı?

   El cevap; her ikisi de!..

  Yazık! Hem de çok yazık!..

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   SP GRUBU ADINA RIZA ULUCAK (ANKARA):

   (…)

   Tasarının genel gerekçesinde de belirtildiği üzere, “assubaylar, subaylar ile askerlik yükümlülüğünü yerine getirmekte olan erbaş ve erler arasında ve subayların yardımcısı olarak görev yapmaktadırlar.”

   

   Assubaylarımız, özellikle idarî ve “teknik” hizmetlerde görevlendirilmektedir.

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanununu görüşmek üzere

   86’ncı Birleşimde 28 Mayıs 2003 Çarşamba günü

   TBMM’de içtima eyleyen vekillerimiz,

   Yalan söylemeye doymamışlar!

   Meydan boş, nasıl olsa!..

 

   Genelkurmay Başkanı vermiş gazı vekillere

   Meydanı boş bulan câhil vekiller de

   O gün Meclisde osdurup osdurup ipe dizmişler!..

 

   İşde,

   AK Parti Grubu adına Meclisde konuşan Malatya Milletvekili Miraç AKDOĞAN’ın

   Osdurup osdurup ipe dizdiği yalanlar;

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   AK PARTİ GRUBU ADINA MİRAÇ AKDOĞAN (Malatya)

   (…) ast komuta kademelerinde“teknik”, eğitim, sevk ve idare ile diğer idarî işlerde görev yapan ve subaya yardımcı olarak değerlendirilen assubayların özlük hakları ve terfi sistemleri subaylara paralel olarak düzenlenmiştir.

 

   (…) Türk Silahlı Kuvvetlerinde subaylarla, erbaş ve erler arasında, subaylara yardımcı olarak görev yapan assubaylarımız, dünya ordularında olduğu gibi, “tekniksınıfı oluşturmaktadır.

 

 

   Miraç AKDOĞAN’ın mesleği, makine-motorculuk!

   Fakat 28 Mayıs 2003 Çarşamba günü TBMM’de yapdığı konuşmaya bakar iseniz

   Kendisini habriyeli kurmay subay zannebilirsiniz!

   Miraç AKDOĞAN makine motorculuğu bir kenara bırakmış

   Ve

   “Astsubay” sınıfı hakkında osdurup osdurup ipe dizmiş!

   Bu konuşması hakkında Miraç AKDOĞAN’a iki suâl soracağım;

   Vekil Miraç Bey,

   Dünyanın hangi ordularında “assubaylar” “teknik” sınıfı oluşturuyor?

   Dünyanın hangi ordularında “assubay” isimli asker sınıfı var, Allah aşkına?

   Yalan söyleyenin!..

 

  *  *  *  *  *  

 

   Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu Meclisde müzâkere edilir iken;

   En mantıklı konuşan vekil ise SP Grubu adına konuşan

   Kendisi tıp doktoru olan Diyarbakır milletvekili Sacit GÜNBEY olmuş!

   Sacit GÜNBEY’in “astsubayların” çok önemli bir kısmı “teknik” elemandır” yalanını bir kenera bırakalım

 

   Ve dahi

   Astsubay Meslek Yüksek Okuluları Kanununun Meclisde müzâkere edildiği gün

   En önemli ve en çarpıcı tesbitini buraya alalım;

 

     Bakınız, konuşmasında Sacit GÜNBEY şöyle demiş!

 

     Bu kanun tasarısı hazırlanırken;

     1.  Batılı ülkelerdeki buna benzer kurumların yapıları incelenmiş midir?

     2. Onlardan örnekler alınmış mıdır? 

 

 

 

   Astsubay Meslek Yüksek Okulu Kanununun müzâkere edildiği gün

   Meclisde söylenen en önemli tesbit, işde budur.

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   SP GRUBU ADINA SACİT GÜNBEY (Diyarbakır):

   (…)

   Bu kurumlardan, şimdiye kadar, ülkemize ve Silahlı Kuvvetlerimize çok değerli hizmetler veren çok sayıda assubay yetiştirilmiştir. Bunların çok önemli bir kısmı “teknik“ eleman olup, Silahlı Kuvvetlerimizin destek hizmetlerinde ve teknik donanımında çok önemli görevler yapmışlardır.

   (…)

    Ancak, bu kanun tasarısı hazırlanırken,

   Batılı ülkelerdeki buna benzer kurumların yapıları incelenmiş midir,

   Onlardan örnekler alınmış mıdır, bilmiyorum.

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

       Tıp doktoru milletvekili Sacit GÜNBEY;

      Bu kanun tasarısı hazırlanır iken;

 

  • Batılı ülkelerdeki buna benzer kurumların yapıları incelenmiş midir?

 

  • Onlardan örnekler alınmış mıdır?

 

 

   Şeklindeki bu iki hârika suâlini

   Soru önergesi ile TBMM’ye yazılı olarak sorsa idi şâyet,

   Dünyâda ilk olan bu ucûbe Astsubay Meslek Yüksek Okulları

   Bugün Türk askerî eğitiminde mevcut olmayacak idi…

 

                                                                                                                                                                                     ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

   Böylesi çok mühim bir hususu tesbit eden Doktor Sacit Bey

   Ne yazık ki bu sorularını bir önerge ile Meclis gündemine getirememiş!

   Yazık!

   Sacit Hoca pırlanta kıymetinde iki soruyu heder etmiş!..

 

   Fakat

   Sacit Hocanın 2002 senesinde Meclisde yapmayı akıl edemediğini,

   18 sene sonra ben Eski Tüfek, bugün burada yapayım

   Ve

   Bugünkü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar GÜLER’e o meşhur iki suâli sorayım;

 

   1. Batılı ülkelerin hangisinin ordularında “muvazzaf astsubay” isimli asker sınıfı mevcut?

   2. Batılı ülkelerin hangisinde “muvazzaf astsubay” yetiştiren “önlisans” okulları var, Yaşar Paşa? 

 

                                                                                                                                                                             ESKİ TÜFEK - 2020 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   Ak Parti Grubu adına konuşan Kahramanmaraş milletvekili Avni DOĞAN

   Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânun Tasarısı Meclisde müzâkere edilir iken şöyle dedi;

   “Türkiye’de öyle zannediyorum ki,

   Devlet kurumları içerisinde çaşdaş eğitim ve çağdaş teknolojiyi en yakın takip eden kurumumuz da Türk Silahlı Kuvvetleridir.

 

   Milletvekili Avni DOĞAN bu konuda yalan söylemiş!

 

   Lâkin

   2002 senesinde teşkil edilen Astsubay Meslek Yüksek Okulları;

   Muâdili sivil okullardan 20 sene sonra YÖK Kânununa uydurulan en son askerî okullar oldu!..

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   AK PARTİ GRUBU ADINA AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş):

(…)

   Tabiî Türkiye, aynı zamanda bir NATO ülkesidir.

(…)

   Türkiye’de öyle zannediyorum ki, devlet kurumları içerisinde çaşdaş eğitim ve çağdaş teknolojiyi en yakın takip kurumumuz da Türk Silahlı Kuvvetleridir, bununla elbetde gurur duyuyoruz.

 

 

 

   Öğretmen Milletvekili Avni DOĞAN;

   Bu kanun tasarısı hazırlanırken;

  • Mademki Türkiye bir “NATO ülkesidir.”

 

  • NATO üyesi ülke ordularında Astsubay Meslek Yüksekokulu var mıdır?

   Şeklindeki biricik suâlini TBMM’ye yazılı olarak sorsa idi şâyet,

   Dünyâda ilk  olan ucube Astsubay Meslek Yüksek Okulları

   Bugün Türk askerî eğitiminde mevcut olmayacak idi…

                                                                                                                                                                                ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   86’ıncı Birleşimin İncisi

   Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânun Tasarısı Meclisde müzâkere edilir iken,

   Astsubay Meslek Yüksek Okulları hakkında değil fakat

   “Astsubay” isimli uyduruk askerlerin özlük hakları konusunda

   Tek ve en isâbetli konuşmayı SP Ankara Milletvekili Mehmet Zeki ÇELİK yapmış!..

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   SP GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ ÇELİK (Ankara)

   (…)

   Lise ve dengİ okullardan itibaren askerlik mesleğini seçmiş olan, assubay okullarında -subay yetiştirilmek üzere- belirli bir oranla başarılı olanlar subay olabilme imkânına kavuşturulmalıdır.

   Ayrıca, assubay okulu öğrencilerinin eğitim seviyesi yükseltilirken, assubaylann içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek istiyorum:

  1- Subay ve assubaylara sicil affı getirilmesi,

  2- Silahlı Kuvvetler tazminatının Emekli Sandığı kesintisine tabi tutulması,

  3- Aynı kademedeki subay ve assubaylar arasında çok büyük maaş uçurumu vardır, bunların düzeltilmesi,

  4- Çalışma şartları gözönüne alınarak, emeklilik yaş haddinin eski düzeye getirilmesi, yıpranma paylarının eski hale dönüştürülmesi,

  5- Albay ve yarbaylara verilen temsil tazminatının aynı hizmet yılındaki assubaylara da verilmesi ve emeklilere de yansıtılması,

  6- Üniversite bitiren assubaylara derece ve kademeden başka bir şey verilmemektedir. Oysa, sivil memurlara çok ayrıcalıklı bir işlem yapılmaktadır.

  7- Lojman dağıtımındaki adaletsizliğin de ortadan kaldırılması gerekmektedir.

  8- Assubaylıktan subaylığa geçişin sicille değil de, eğitim, tahsil ve bilgiye dayalı olması gerekir; çünkü, sicil, her ne kadar sağlam bir temele dayansa da, ikili ilişkiler neticesinde sübjektif unsurlar taşıdığı bilinen bir gerçektir.

  9- Sivil sektördeki tüm sağlık tesisleri ve hastanelerde nöbet tutan tüm personel, nöbet parası ve döner sermayeden pay almaktadır. Bu tür bir hakkın assubaylara da verilmesi.

  10- Assubay okulları iki yıllık yüksekokul seviyesine çıkarılmıştır. Zamanı gelince, bunlara, subaylarda olduğu gibi, otomatik olarak 1 inci derece verilecek midir ve geriye yansıtılacak mıdır? Bunun da sağlanmasında yarar görüyoruz.

  11- Emekli albaylar makam ve kadrosuzluk tazminatı almaktadır. Aynı hakkın, emekli assubaylara da verilmesi ya da böyle bir eşitsizliğin ortadan kaldırılması.

  Tüm bu sorunların sona ermesi için getirilen düzenlemelerin, bize has ve belirli niyetlerle değil de, mutlaka, çağdaş ülkelerde olduğu gibi düzenlemelerin yapılmasıyla assubaylar ile subaylar arasındaki uçurumun gerek eğitim gerekse statü olarak ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.

 

  *  *  *  Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İnşaat mühendisi olan Milletvekili Mehmet Zeki ÇELİK,

  Aklı, basireti, ferâseti ve vicdânının sesi ile öylesine bilge konuşmuş ki…

 

   Birincisi;

   O gün Meclisde konuşanların içinde yalan söylemeyen tek vekil olmuş,

 

   İkincisi de;

   Astsubaylar için talep etdiği konular bugün bile hâlâ TEMAD’ın gündeminde yok!..

   Astsubay sınıfını Meclisde astsubaylardan daha iyi anlatan bu nâmuslu vekilimizi

   Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK bugün burada şahsen tebrik ediyorum…

 

  *  *  *  *  *  

 

   4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanununu görüşmek üzere

   86’ncı Birleşimde 28 Mayıs 2003 Çarşamba günü

   TBMM’de yalan söyleyenlerden başka

   Bir de “hâriçden yalan söyleyenler” var ki deme gitsin!

   Askeriyemizin bu kurumları da

   Palamut albay mezarlığı EDOK

   Ve

   Sözde ilim irfan yuvası Milli Savunma Üniversitesinin Rektörü…

 

  *  *  *  

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Kara Astsubay Okullarının 100’üncü kuruluş yılı anısına,

   Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığı

   2009 senesinde “Astsubay Okulları Tarihi” isimli bir kitap neşretmiş. 

 Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Ucuz yalanlar ise süslenmiş bu sözde târihce kitabının 194’üncü sayfasında

   EDOK Okullar Komutanlığı, “astsubay” sınıfını şöyle târif etmiş;

 

            “Ordumuzun “orta kademe yöneticisi ve teknisyeni” olan astsubay

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   EDOK Okullar Komutanlığına dilekce yolladım ve sordum, nedir bu rezillik diye!..

 

                                                                             

                                                                             MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞINA

                                                                      ANKARA

                                                                                 10 Temmuz 2019

   KONU: “Astsubay” Tâbirinin Târifi Hakkında.

   İLGİ: (a) 5802 sayı ve 02 Temmuz 1951 târihli Astsubay Kânunu.

   (b) 926 sayı ve 27 Temmuz 1967 târihli TSK Personel Kânunu.

 (c) MSÜ’ye ait (https://www.msu.edu.tr/tanitim/KAMYO/KAMYOKitapcik.pdf) isimli bağlantıda münteşir KAMYO e-Kitapcığı.

   (ç) 28 Nisan 2019 târih, 1901017901 sayı ve aynı konulu CİMER dilekcem.

   (d) Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu K.lığının 11 Haziran 2019 Salı gün ve 11:10 saatli e-posdası.

   (e) Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığının 2009 senesinde neşretdiği “Astsubay Okulları Tarihi” isimli kitap.

   (f) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

   (g) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

   

   1. Cârî hukukumuzda bugün de hâlen mevcut olan “astsubay” tâbiri, İlgi (a)’da mezbûr 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde askerî hukukumuza duhûl eyledi. İşbu İlgi (a) kânunun Birinci Bölüm, Genel Hükümler, “Astsubaylar” başlığı altında yer alan birinci maddesindeastsubay” tâbiri şöyle târif edilmiş;

 

    BİRİNCİ MADDE — Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, Gümrük Koruma birlikleri kadrolarının “astkomuta kademelerinde” eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde “subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.

   2. 5802 sayılı İlgi (a) kânun, 926 sayılı İlgi (b) kânun ile 1967 senesinde ilga edildi. Fakat ilga edilen 5802 sayılı işbu kânunun “astsubay” tâbirini târif eden birinci maddesi ipka edildi.

   

   3. 5802 sayılı işbu kânunun, 926 sayılı kânun ile ilga edilmesi sebebi ile; 5802 sayılı işbu kânunun ipka edilen birinci maddesi, Ek Madde-21 olarak 926 sayılı kânuna aynen ithâl edildi. 1967 senesinde meriyyete konulan 926 sayılı İlgi (b) kânunun “Astsubay” başlığı altında Ek Madde-21 olarak hâlen mevcut olan “astsubay” tâbirinin bugünkü târifi ise şöyledir;

 

      Ek Madde 21 – (Ek: 2/7/1951-5802/1 md.; Değişik: 18/6/2003 - 4902/30 md.);

   Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarının ast komuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idarî işlerde subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıslara, “astsubay” adı verilir.

   4. İşbu dilekcemin yukarıda görülen ilk üç maddesinde verdiğim izahât ve beyan etdiğim kânunlar muvacehesinde orta çıkan netice şunlardır;

      a. 5802 ve 926 sayılı kânunlarda tasrih, târif ve tefrik edildiği üzere “astsubay” olarak tesmiye edilen asker kişilerin ordumuzun “ast komuta kademelerinde” görev yapdığı,

      b. Astsubayların; “subaylar ile er ve erbaşlar arasında değil” fakat “ast komuta kademelerinde subaylara yardımcı olarak görev yapdığı” kolaylıkla anlaşılmakdadır.

 

   5. İşbu dilekcemin dördüncü maddesinde sarahaten görüldüğü üzere; İlgi (a ve b) kânunlar “astsubayların”, ordumuzun “ast komuta kademelerinde görev yapdığını” kesin bir hüküm ile emretmekdedir.

   Ancak ne var ki MSÜ’ye ait İlgi (c)’de mezkûr bağlantıda münteşir Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu e-Kitapcığının 7’nci sayfasının ikinci satırında; 5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde “astsubay” olarak tesmiye asker kişilerin, ordumuzun “orta kademe yöneticileri” olduğu ifade edilmekdedir. Söze konu işbu ifadeye ait İlgi (c)’de mezkûr bağlantıda münteşir e-kitapcığın 7’nci sayfasına ait 17 Haziran 2019 târihli ekran görüntüsü EK-A’dadır.

 

   6. 28 Nisan 2019 târihinde gönderdiğim İlgi (ç) CİMER dilekcemin ikinci maddesinde Millî Savunma Bakanlığına şu suâli tevcih etdim; 

 

  “Ast” sıfatı ile nitelenen astsubayların; ordumuzun “orta kademe yöneticileri” ve teknisyenleri olduğuna dair Milli Savunma Üniversitesinin İlgi (c) e-kitapcıkdaki beyanı, meşruiyyeti hangi mevzuâtdan almakdadır?

 

    7. İlgi (ç) dilekcemin ikinci maddesinde tevcih etdiğim suâlime İlgi (d)’de sûreti görülen yazısı ile Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı cevap verdi. İşbu İlgi (d) yazısında Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı şöyle demekdedir; 

 

   Başvurunuza konu olan tanıtım kitapçığında geçen “Osmanlı askeri yapısı içinde ordumuzun orta kademe yöneticileri ve teknisyenleri olan astsubay…” ifadesi Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığı Okullar Komutanlığının Astsubay Okullarının 100’üncü yılı anısına hazırlamış olduğu Astsubay Okulları Tarihi (2009 Basımlı) isimli kitaptan alınmış olup, söz konusu kitaba ait kaynakça aşağıda çıkartılmıştır. (…)                           

 

   8. Şu halde, İlgi (ç) dilekcemin ikinci maddesinde tevcih etdiğim ve “astsubayların” “orta kademe yöneticiler” olduğu bilgisinin meşruiyetini hangi kânundan aldığını öğrenmek için işbu ifâdenin sahibi Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığına aynı suâli tevcih etmek ihyacı hâsıl oldu. 2009 senesinde neşretdiği İlgi (d) kitabın 194’üncü sayfasındaki “23. SONUÇ” başlığı altında yer alan üçüncü satırın birinci cümlesinde Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığı; 5802 sayılı kânunun 1951 senesinde “astsubay” olarak tesmiye etdiği asker kişileri şöyle târif ve tefrik etmekdedir.

 

     23. SONUÇ

    “Osmanlı askerî yapısı içinde; Ordumuzun “orta kademe” yöneticileri ve teknisyenleri olan “astsubay” (…)”

 

   9. 1982 T.C Anayasasının;

      a. 123’üncü maddesi, İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kânun ile düzenlenmesini,

    b. 129’uncu maddesi de, memur ve kamu görevlilerinin Anayasa ve kânunlara sadık kalarak faaliyet icra etmelerini emreder.

     Anayasanın işbu mutlak emirleri muvacehesinde; İlgi (d) kitabında Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığının “astsubayları” “orta kademe yönetici” olarak târif etmesinin de kânunî mesnedinin ve meşruiyyetinin olması gerekdir.

 

10. 1982-2085 sicilli ben Şükrü IRBIK; 27 sene Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, 3 sene de Sâhil Güvenlik Komutanlığında olmak üzere 30 sene “muvazzaf astsubay” unvânı ile görev yapdım. İşbu dilekcemin yukarıda görülen ilk dokuz maddesinde verdiğim izahât ve beyan etdiğim kânunlar muvacehesinde; Kara Kuvvetlerimizin eğitim-öğretim müfredâtı ile usûl ve esasâtını tayin ve tefrik eden Kara Kuvvetleri Komutanlığı EDOK Okullar Komutanlığına benim biricik suâlim şudur;

 

     İlgi (a ve b) kânunların “ast” sıfatı ile nitelediği
       

     Ve dahi

   Gene bu kânunların “ast komuta kademelerinde subaylara yardımcı olarak görev yapmasını emretdiği astsubayların”;

   Ordumuzun “orta kademe” yöneticileri olduğuna dair Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığının İlgi (d) kitabının 194’üncü sayfasında mezkûr işbu beyanı ve târifi, meşruiyyetini hangi kânundan almakdadır?

 

   11. İşbu dilekcemin yukarıda görülen onbirinci maddesinde tevcih etdiğim biricik suâlimi İlgi (f ve g) mevzuât muvacehesinde Millî Savunma Bakanlığının cevaplamasını saygılarım ile arz eylerim.10.07.2019.

   1901567242                                                                             

                                                                                  Şükrü IRBIK

   EKLER  :

   EK-A: MSÜ’ye ait (https://www.msu.edu.tr/tanitim/KAMYO/KAMYOKitapcik.pdf) isimli bağlantıda münteşir KAMYO e-Kitapcığı 7’nci sayfasının 17 Haziran 2019 târihli ekran görüntüsü.

   EK-B: Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığının 11 Haziran 2019 Salı gün ve 11:10 saatli e-posda cevabı.

   EK-C: Kara Astsubay Okullarının 100’üncü kuruluş yılı anısına Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar K.lığının 2009 senesinde neşretdiği “Astsubay Okulları Tarihi” isimli kitabın ilgili sayfalarının sûreti.

 

   Verdiği cevapda EDOK Okullar Komutanlığı şöyle dedi;

   “Bu kitap, bilimsel bir çalışmadır! 

 

 

    CİMER Başvuru Cevabı

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi <This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.;

    Wed 8/28/2019 5:12 PM

    To:  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

     Sayın ŞÜKRÜ IRBIK,

 

   T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)’ ne 12.07.2019 tarihinde yapmış olduğunuz 1901567242 sayılı başvurunuz 28.08.2019 tarihinde KARA KUVVETLERİ EĞİTİM VE DOKTRİN KOMUTANLIĞI tarafından cevaplanmıştır:

 

   Sayın başvuru sahibi yapmış olduğunuz başvuru ilgili birlik komutanlığınca incelenmiştir. Yapılan inceleme neticesinde;

   Başvurunuzda belirttiğiniz hususlar ile ilgili yapılan incelemede orta kademe yöneticisi tanımının tamamen bilimsel bir terim olarak kullanıldığı değerlendirilmiştir.

 

***4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkındaki Yönetmelik gereğince; bilgi edinme talebinize yukarıda cevabı yazılı olarak verilen, Kanunun 29’uncu maddesinde yer alan “Bu Kanunla erişilen bilgi ve belgeler ticari amaçla çoğaltılamaz, kullanılamaz” hükmü ile yönetmeliğin 42’nci maddesinde yer alan “Kanunda ve bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde erişilen bilgi ve belgeler ticari amaçla çoğaltılamaz, kullanılamaz, erişimi sağlayan kurum ve kuruluştan izin alınmaksızın yayınlanamaz. Bu madde hükmüne aykırı olarak erişilen bilgi veya belgeleri ticari amaçla çoğaltanlar, kullananlar veya yayınlayanlar hakkında kanunların cezai ve hukuki sorumluluğa ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmü doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğine bilgilerinizi rica ederim.

 

   Üzerine vazife olmadığı hâlde,

   Aklı ve hele bilgisi yetmediği hâlde sözde “bilimsel çalışma(!)” yapan EDOK,

   “Astsubay” sınıfı “orta kademe yönetici ve teknisyendir” diye yalan söylemek sûreti ile

   Hakikâtde “bilimsel bir ukalâlık” yapmış ve “bilimsel bir rezâlete” imzâ atmış!..

   Yazıklar olsun sizlere be!..

 

  *  *  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   “Astsubay” sınıfı “orta kademe yönetici ve teknisyendir” yalanını söyleyenler sâdece

   Her boka maydanoz olan hökelek subaylarımız değil.

   Tâlim terbiyesinden sorumlu olduğu astsubayların;

   “Orta kademe yönetici ve teknisyen” olduğu yalanını söyleyenler arasında

   Bir de ilim-irfan yuvası olduğunu söyleyen Milli Savunma Üniversitesinin Rektörü var, hamd olsun!..

 

             "Ordumuzun “orta kademe yöneticisi” ve "teknisyeni" olan “astsubay

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu diyor ki;

   Astsubay, “ast komuta kademede” görev yapar.

 

   Fakat târihci Profesör MSÜ Rektörü diyor ki;

   Astsubay, “orta kademede” görev yapar.

 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu diyor ki;

   Astsubay, “eğitim, sevk ve idari işler” yapar.

 

   Fakat târihci Profesör MSÜ Rektörü diyor ki;

   Astsubay, “teknik işler” yapar,

 

   Fesuphanallah!..

   Lâ havle velâ kuvvete…

 

   Belki de 50 dilekce gönderdim.

   Fakat “astsubay” dediği askerin ne olduğunu Prof. Rektörün kafası hâlâ basmadı!..

 

   Deniz Harp Okulunun 1773 dedikleri sahte kuruluş senesi konusunda

   Eski Tüfek Şükrü IRBIK ile vicâhen görüşmeye yüreği yetmeyen Rektöre buradan selâm olsun!..

 

  *  *  *  

   

     Emeksiz zengin olanın

     Kitapsız bilgin olanın

     Sermâyesi din olanın

     Rehberi şeytan olmuştur.

                                         

                              Ataol BEHRAMOĞLU, Yunus Gibi - Kasım 2012

 

 

 

  *  *  *  

   

   Başbakandan Bakanlara,

   Komisyon üylerinden milletvekillerine kadar

   Ve Genelkurmay Başkanının

   Meclisde böyle osdurup osdurup ipe dizmesi elbetde karşılıksız kalmayacak!

   Devletimizi ve Ordumuzu idâre eden bu siyâsî zevât ve subayların

   O gün Meclisde söylediği yalanları cımbız ile toplayıp bir dilekceye yapışdırdım

 

   Ve dahi

   Bu dilekcemi de işin asıl sâhibi Millî Savunma Bakanına gönderdim.

   Sorduğum suâllerime verdiği cevapları hep berâber göreceğiz, inşallah. 

 

   

   KONU: 4752 sayı ve 11 Nisan 2002 târihli Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânun Tasarısına merbut 4.3.2020 târihli Millî Savunma Komisyonu Raporunda mezkûr beyan hakkında.

   İLGİ: (a) 4752 sayı ve 11 Nisan 2002 târihli Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânunu.

   (b) 926 sayı ve 27 Temmuz 1967 târihli TSK Personel Kânunu.

   (c) 5802 sayı ve 02 Temmuz 1951 târihli Astsubay Kânunu.

   (ç) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnu.

 

   1. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11 Nisan 2002 târihinde meriyyete koyduğu İlgi (a)’da mezkûr 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânunu;

   “Türk Silâhlı Kuvvetleri astsubay meslek yüksek okullarındaki yüksek öğretimle ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek, astsubay meslek yüksek okullarının teşkilâtlanmasını, görev ve sorumluluklannı, eğitim ve öğretim, araştırma, yayın, öğretim elemanları ve öğrencileriyle ilgili esasları düzenleyen”,

   Temel Kânundur.

   

   2. İlgi (a)’da merkûm 4752 sayılı işbu Kânun Tasarısına merbut 4.3.2020 târihli raporunda Millî Savunma Komisyonu;

   “Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunun Tasarısı”nın, Komisyonun 28/2/2002 tarihinde yaptığı 27nci birleşiminde, Hükümeti temsilen Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun başkanlığında;

   Millî Savunma Bakanlığı,

   Genelkurmay Başkanlığı

   Ve

   Yükseköğretim Kurulu temsilcilerinin de katılmalarıyla incelenip görüşüldüğünü”,

   Beyan etmekdedir.

   Millî Savunma Komisyonunun TBMM’ye arz etdiği söze konu raporun ilgili bölümlerinin sûreti işbu dilekcemin EK’ine merbutdur.

 

   3. Yukarıda görülen ilk iki maddesinde verdiğim bilgi ve beyan etdiğim mevzuât muvacehesinde, işbu dilekcenin sahibi ben Şükrü IRBIK’ın suâlleri şunlardır.

   İşbu dilekceme konu etdiğim 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânun Tasarısına merbut 4.3.2020 târihli raporunda Millî Savunma Komisyonu;

    a. Türk Ordusunda “astsubayların”, “subayların yardımcısı” konumunda bulunduklarını” beyan etmekdedir. Millî Savunma Komisyonunun işbu raporunda “astsubay” isimi ile söz etdiği asker sınıfı, hiç şüphe yok ki; İlgi (b)’de mezbur 926 sayılı TSK Personel Kânunu ile 1967 senesinde Türk Ordusunda ilk kez ihdas edilen “muvazzaf astsubay” sınıfıdır. Millî Savunma Komisyonunun işbu beyanı hakkında benim suâlim şöyledir;

 

   Suâl-1: Dünyânın “modern ordu teşkilatlanmalarının” hangisinde; “subaya yardım etmesi için”, “subay yardımcısı” sıfatı ile “muvazzaf astsubay” isimli asker sınıfı mevcutdur?

 

   Suâl-2: Dünyânın “modern ordu teşkilatlanmalarında” “subaya yardım etmesi için” “subay yardımcısı” sıfatı ile teşkil edildiğini Millî Savunma Komisyonunun beyan etdiği söze konu işbu “muvazzaf astsubay” isimli asker sınıfı; bu ordularda hangi kânunlara müsteniden ihdas edilmişlerdir?

    b. Millî Savunma Komisyonu işbu raporunda “modern ordu teşkilatlanmalarında” olduğu gibi; 1967 yılında 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu kapsamında “astsubayların”, “subaylar ile beraber yer aldıklarını” beyan etmekdedir. Millî Savunma Komisyonunun işbu beyanı hakkında benim suâlim şöyledir;

   Suâl-3: Dünyânın hangi devletlerinin “modern ordu teşkilatlanmalarında” “muvazzaf astsubay” sınıfı ile “muvazzaf subay” sınıfı askerler aynı kanun içinde yer almakdadır? Bu Kanunlar nelerdir?

   c. 1951 senesinde “astsubay” sınıfını ihdas eden İlgi (c)’de mezbûr Astsubay Kânunu Madde-1’de tarif edildiği üzere “astsubay” sınıfı;

   “Türkiye Cumhuriyeti ordusunun “astkomuta” kademelerinde “eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde” subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıslardır.”

   “Astsubay” sınıfının Türk Ordusundaki görevin tanımına dâir olarak 1951 senesinde tesbit edilen işbu hüküm hâlen cârî olmasına rağmen 4.3.2020 târihli aynı raporunda Millî Savunma Komisyonu;

   “Türk Silâhlı Kuvvetlerinin profesyonel insan gücünün önemli bir kısmını oluşturan “astsubayların, teknik hizmetlerde istihdam edildiklerini”,

2002 senesinde TBMM’ye beyan etmiş.

   

    Suâl-4: Millî Savunma Komisyonunun işbu beyanı hakkında benim suâlim şudur;

Türk Silâhlı Kuvvetlerinde “astsubaylar, hangi Kânuna müsteniden “teknik hizmetlerde” istihdam edilmekdedirler?

 

  4. İşbu dilekcemin yukarıda görülen üçüncü maddesinde tevcih etdiğim dört adet suâlimi İlgi (ç) Kânun muvacehesinde,

Millî Savunma Bakanlığının cevaplamasını saygılarım ile arz eylerim.20.09.2020. 2004187703.

 

                                                                                                                                          Şükrü IRBIK

 

 

  EK    :

  4752 sayı ve 11 Nisan 2002 târihli Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânun Tasarısına merbut 4.3.2020 târihli Millî Savunma Komisyonu Raporu, sayfa-13. 

 

  *  *  *  *  *  

 

   1951 senesinden beri Ordumuzda “astsubay” unvânı ile vatana hizmet eden uyduruk askerler hakkında,

   Herkes şu hakikâtleri bir yere yazsın!.

   Birgün gelecek ve bu hakikâtlere mutlaka yüz sürecekler. 


Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

                                                 Astsubay Kânunu

        Kanun. No.: 5802                                                                                            Kabul Tarihi: 02.VII.1951

 

  Birinci Bölüm

   Genel hükümler

   Ast subaylar

 

   BİRİNCİ MADDE — Türkiye Cumhuriyeti ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, Gümrük Koruma birlikleri kadrolarının

  •   astkomuta kademelerinde
  •   “eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde
  •   “subaya yardımcı olarak” görevlendirilen askerî şahıslara “astsubay” adı verilir.

 

 

   Demek ki;

 Türkiye Cumhuriyeti ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, Gümrük Koruma birlikleri kadrolarında;

   1. “astkomuta kademeleri” olarak tasnif edilmiş “komuta kademeleri” var,

   2. Bu “astkomuta kademelerinde” subayların yapması gereken “eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işler” var,

   3. Subayların yapması gereken bu “eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işleri” subaylarımızın kendileri yapacak bilgi, eğitim ve kâbiliyete sahip değiller,

   4. Kendileri bu “eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işleri”ni yapacak bilgi, eğitim ve kâbiliyete sahip olmadığı için de 1951 senesinde hususi bir Kânun ile “astsubay” sınıfını ihdas etmişler.

   5. “Astsubay” olarak tesmiye ve tefrik edilen askerler; Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun “astkomuta kademelerinde” görev yapan subayların yapması gereken “eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işler”de “subaylar ile beraber görev yapıyor.”

 

   5802 sayılı Kânunun “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerler ancak ve sâdece “subayların yapdığı görevlerde” çalışabilir.

    Bir başka ifâde ile;

    Subayın görev yapmadığı bir kadroda astsubay görev yapamaz!

   Ordumuzun “ast komuta kademelerinde” subaylar ile birlikde ve subaya yardımcı olarak görev yapan “astsubayların”;

   “subaylar ile erbaş ve erler arasında görev yapdığını” söyleyen kişinin mantığını sıfırlamış ve aklını da yemiş olması gerekdir. 

 

                                                                                                                                                                               ESKİ TÜFEK - 2020   

 

 

 

   

     Bu cümlenin neticesi olarak da;

    Türkiye Cumhuriyeti Ordusundaastsubay” olarak tesmiye

    Ve

    Kânunun subay yardımcısı” olarak tefrik etdiği askerler;

 

  •     “Subay ile erbaş ve er arasında” yer alamaz,
  •     “Subay ile erbaş ve er arasında” çalışdırılması söz konusu olamaz,
  •     “Subay ile erbaş ve er arasında” çalışdırılması 5802 sayılı Kânuna esâsdan aykırıdır.
  •     “Ara kademe” eleman olamaz,
  •     “Ara kademe” eleman olarak tesmiye edilmesi 5802 sayılı Kânuna esâsdan aykırıdır.
  •     “Ara kademede” çalışdırılması söz konusu olamaz,
  •     “Ara kademede” çalışdırılması 5802 sayılı Kânuna esâsdan aykırıdır.
  •     “Orta kademe” eleman olamaz,
  •     “Orta kademe” eleman olarak tesmiye edilmesi 5802 sayılı Kânuna esâsdan aykırıdır.
  •     “Orta kademede” çalışdırılması 5802 sayılı Kânuna esâsdan aykırıdır.
  •     “Teknik hizmetlerde” çalışdırılması söz konusu olamaz,
  •     “Teknik hizmetlerde” çalışdırılması 5802 sayılı Kânuna esâsdan aykırıdır.

 

                                                                                                                                                                                 ESKİ TÜFEK - 2020 

 

 

 

 

   Dünyânın modern ordularında ve NATO’da “muvazzaf astsubay” sınıfı mevcut değildir,

 

   Dünyânın modern ordularında “muvazzaf astsubay” yetiştiren önlisans okulları mevcut değildir,

 

                                                                                                                                                                                ESKİ TÜFEK  - 2020 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   Kânunun “subay yardımcısı” olarak tefrik etdiği “muvazzaf astsubayın

   “Teknik” hizmetde çalışdığı yalanını söyleyen devlet adamlarını ve subayları

   İşde, bugün burada ilk defa olmak üzere

   Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK teşhir ediyorum...

 

   Ölüsüne de dirisine de!

   Hepsine yazıklar olsun!..

 

   Burada resimlerini gördüğünüz devlet adamları ve subaylar,

   “Astsubay” adı verilen askerler hakkında yalan söylemişler

   Ve dahi

   “Astsubay” adı verilen askerlere iftirâ atmışlar!..

   Hukukumuzda iftirâ suçunun elbet cezâsı var, biliyorum.

   

   Lâkin

   Kendisine atılan bu âdi ve alçak iftirânın hesabını soracak bir tek dahi olsun “astsubay” var mı?..

   İşde, bunu bilmiyorum!..

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

    5802 sayılı Astsubay Kânununun “subay yardımcısı” olarak tefrik etiği “muvazzaf astsubayları

    “Teknik” hizmetde çalışdıran Millî Savunma Bakanlığı hemen bugün dâva edilmelidir.

 

  *  *  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İlâhî adâlet hiç unutmaz;

   

   Dün yalan dolan yazıp çizen

   Bugün rezil rüsvâ olmuşdur!

 

  *  *  *  *  *  

 

   4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanununu görüşmek üzere

   86’ncı Birleşimde 28 Mayıs 2003 Çarşamba günü

   TBMM’de içtima eyleyen vekillerimiz içinde

   Yalan söylemeyen bir tek vekilimiz var; Mehmet Zeki ÇELİK

 

   4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanununun görüşülüp kabul edildiği o meşum günde,

   Doğru söyleyen nâmuslu tek vekil olarak

   Milletvekili Mehmet Zeki ÇELİKMeclisin yüzakı olmuş…

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Astsubayları, astsubayların kendisinden bile daha iyi bilen ve anlatan

   Milletvekili Mehmet Zeki ÇELİK’e

   Astsubay zümresinin bugün bile hâlâ büyük bir şükran borcu var, bilesiniz!..

 

  *  *  *  *  *  

 

 

  Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun astsubaylarını kandırmak için

                       Genelkurmay Başkanının söylediği

                          “Son yüz senenin yalanını” ise

                Müteakip makâlemizde anlatacağız, inşallah…

 

                                                                                                  ESKİ TÜFEK - 2020  

 

Bröve isimli 07d11

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                             Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız                                   

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sahil Güvenlik Komutanlık Brövesi

Asubay Tefrikası _7 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık Brövesi

Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK   Asubay Tefrikası _9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK   Asubay Tefrikası _10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    

 

 

 

 

 

 

 

  

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-7

 

 

 

   Ey muhtrem vatandaşlarım,

   Ey kıymetli meslekdaşlarım; İşitin bu sözlerimi!...

   Çünkü daha evvel hiçbir yerde duymadınız, görmediniz, okumadınız!

   Bugüne kadar da hiç kimse bilemedi ya da söyleyemedi bu hakikâti…

 Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   600 küsûr sene hüküm süren saltanât döneminde;

   Osmanlı devletinin avam (reaya) sınıfı, padişahlarımızın kulu, kölesi idi.

   Kendisinin “Zillullah-ı fi’l-arz” olduğuna inanan padişahımız “urun kellesini!” dedikde;

   Kelime-i şahâdet bile getiremeden o zavallı kulun kellesi hemen oracıkda urulur idi!..

 

   Cumhuriyet idâresi başladıktan sonra Türk Milleti;

   ATATÜRK sâyesinde padişahın kulu-kölesi olmakdan kurtuldu.

 

   Hâkimiyet, bilâ kayd ü şart milletin oldu!

   Millet; kendi akıbetine, kendi istikbâline sâhip çıkdı.

   Hür bir fert ve müstakil bir yurtdaş olarak

   T.C devletinin bütün haklarından eşit olarak istifâde etmeye başladı.

 

   Fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür hâkim ve savcıları olan Cumhuriyet mahkemelerinde

   Kendini müdafaa etmek hakkını elde etdi.

 

   En düşük dereceden devlet hizmetine giren bir vatandaş,

   Anayasamızdan neşet eden “kendini geliştirme hakkını” kullandı.

 

   Devletin  işcisi ve memuru olarak hem görevine devâm etdiler

   Hem de aynı zamânda yüksek tahsil yapdılar.

   Örnek mi?

   Devletde memur olarak çalışmaya başlayan

   Abdüllatif ŞENER ve Bekir BOZDAĞ bunlardan sâdece ikisi.

   Devletde maaşlı imamlık yapar iken birincisi siyâset, ikinci hukuk okudu.

 

   Bekci ise şâyet okudu ve polis olabildi.

   Hemşire ise şâyet okudu ve doktor olabildi.

   İmam ise şâyet okudu ve avukat oldu. Kaymakam, vâli olabildi.

   Amele ise şâyet okudu ve mühendis olabildi.

 

   Bunları yaparken de kimseden himmet, merhamet dilenmedi.

 

   Çevrenizdeki konu komşuya bakarsanız buna benzer örnekleri sizler de görebilirsiniz.

 

   Fakat

   İnanması pek zor olsa da Cumhuriyet idâresine geçiş,

   “Astsubay” denilen askerler üzerinde tam aksi yönde tesirler yapdı.

 

   Osmanlı Ordusundaki haklarını “astsubaylar”,

   Cumhuriyet döneminde bir bir kaybetmeye başladılar.

 

   İşde,

   Şimdi okuyacağınız Asubay Tefrikası’nın 6'ncı bölüm 7’nci kısımını teşkil eden bu makâlemizde inşallah

 

   “Astsubay” denilen askerlerin ATATÜRK sonrası Cumhuriyetinde gasp edilen bir hakkından söz edeceğiz…

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 2

   2016 senesine kadar

   Ordumuzu sevk ve idâre eden Genelkurmay Başkanlığımızın

   Bugün “astsubay” dediği askerleri;

   Deniz Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını burada belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6 3

   Hava Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını

   Burada belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6 4

   Kara Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını da

   Burada gene belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

   “Subaylığa nakil edilmek şartı” ile

   1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES’in

   5802 sayılı kânun ile teşkil etdiği “astsubay” dedikleri askerlerin

   “Sicilen subaylığa terfi” edilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlarımızın; 

Asubay Tefrikası 6 5

  • Hem Başbakan Adnan MENDERES’i,
  • Hem TBMM’yi,
  • Hem de “astsubay” dedikleri askerleri nasıl kandırdığını belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  *  

 

   27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subaylarınınAsubay Tefrikası 6 6

   1967 senesinde tertip etdiği 926 sayılı kânun ile

   Astsubayların “tahsilen subaylığa terfi” hakkını

   TBMM’de nasıl da hâince gasp etdiğini belgeleri ile isbat etdik!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm yedinci kısımını terkip edecek bu makâlemizde gene

   “Astsubay” ismi verilen köle askerlere atılan başka bir kazığı daha teşhir edeceğiz evvel Allah…

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   Bu makâleyi ben 2018 Kasım ayında yazmaya başladım.

   Fakat 2019 senesinin ilk ayı olan Ocak’da tamamlayabildim.

   1076 sayılı kânun makâlemizin bu kısımının konusu.

   ATATÜRK’ün 92 sene evvel yapdığı bu kânunun 2019 senesindeki son durumunu görüyorsunuz aşağıda.

   Temiz bir kâlp ve iyi niyet ile bakdığımda; gözlerini dünyâya yeni açmış bebek mâsumiyetine bürünmüş bir kânun gördüm karşımda.

   Fakat

   Subay var ise şâyet mutlaka bir çapanoğlu vardır içinde dedim kendi kendime.

   Çünkü bugüne kadar bu kâide hiç değişmedi!..

   Bilim aklı, sağlam bir vicdân ve hür bir irâde ile tetebbu edince de gördüm ki

   Hakikâten şeytânî bir hile gizlenmiş bu kânunun içine…

   İşde; sûreti, bebek mâsumiyeti ile bize bakan bu kânunun 2019 Ocak ayındaki tâze ekran görüntüsü!

   Bu mâsum sûretin arkasında gizli olan şeytânî suratı da makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde göreceksiniz.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   1927 seneli bu kânundaki “gedikli küçük zâbit” denilen askerlerin

   2019 senesinde “astsubay” dediğimiz asker kişiler olduğunu hatırlatalım.

   Yeni adı ile 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânununun

   Yukarıdaki çerçeve içindeki ikinci maddesinin sarı boyalı kısımlarını okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Kânunun bu hükmü, içinde yaşadığımız 2019 senesinde de aynı şekilde yürürlükde!..

   Fakat

   Uygulamaya bakdığımızda gedikli küçük zâbitlerin;

 

  • Yedek subay (ihtiyât zâbiti)

 Ve dahi

  • Yedek askerî memur yapılmadığını görüyoruz, biliyoruz.

 

   O vakit burada durmak ve şu suâli sormak geliyor aklımıza;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu suâllerin cevaplarını bulmak için

   Kandırmacalar foliminin 1909-1910 senelerine ait makarayı oynatmamız gerekecek.

   Senelerin, şâhısların ve kânunların şâhidliğinde bir folim bekliyor bizi bugün, evvel Allah.

   Haydi, Eski Tüfek! Bu kadar tıraş, Zemheri ayında cilde zarar…

   Oynat bakalım şu folimi!...

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

   Sene, 1910… Tıpkı 15 Temmuzcuların yapdığı gibi;

 

   31 Mart Vak’asını bahâne eden zâbitân, siyâset ve münevver gürûhu

   Osmanlı Devletini evvelâ yıkdılar!

   Sonra da Meclis-i Mebusân’ı, Meclis-i Ȃyan’ı, askerini ve devletin tekmil teşkilâtını ele geçirdiler.

   Bu darbeciler;

   Kukla olarak oynatacaklarını iyi bildikleri Sultan Mehmed Reşad’ı da padişah tahtına oturtdular.

   Saltanât başı ve başkomutanımız Sultan Mehmed Reşad idi.

   31 Mart darbecibaşı Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   Meclisleri ilga edip kapılarına kilit vurmuş

 

   Ve dahi

   Tertip etdiği bir nizamnâme ile Berrî (Kara) Küçük Zâbitliği (Asubaylığı) 1909 senesinde cebren ve hile ile ihdâs etmiş idi.

   Kara ordumuzda ilk kez “küçük zâbit” yetiştirmek üzere teşkil etdiği Dersaadet Küçük Zâbit Mektebi;

   İlk mezun 173 "kıdemli küçük zâbiti" "kıdemli çavuş" rütbesi ile 1911 senesinde vermiş idi.

 

   Bir başka ifâde ile;

   1909 senesine kadar Berrî (Kara) ordumuzda “küçük zâbit” denilen köle askerler henüz mevcut değil idi.

   Çünkü

   Osmanlı padişahları, ordumuzda böyle “ortada sandık” bir asker sınıfını asla isdemiyorlar idi.

 

*  *  *  *  *

 

   1910 senesinde Osmanlı Devletinde iki kademeli bir meclis var idi;

 

1. Meclis-i Mebusân

 

2. Meclis-i Ȃyan

 

   Bizim padişahlarımız girişdiği harblerde muvaffak olmak için saray müneccimlerinden medet umar iken

   Avrupa devletleri akıllı bilim adamları ve zâbitânı sâyesinde sanayi devrimini çokdan başlatmış

   Ve dahi

   Dünyâyı sömürmek için ölümüne bir yarışa başlamışlar idi.

   Bu yarış öyle acımasız bir hızla artarak devâm etdi ki.

   Aklı başında devlet adamları ve subaylar eşi benzeri görülmemiş bir harbin mukadder olduğunu görebildiler.

 

   Bizim “mektebli” zâbitân heyetimiz ise;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Evvelâ 1908 İkinci Meşrutiyet İhtilâli,

  • Akabinde 1909 31 Mart Vak’ası,

  • Ahiren de 1913 Bab-ı Ȃli baskınından sonra “hasta adam” Osmanlı Devletini yıkdılar.

 

   Osmanlı Ordusunda tam anlamı ile bir cadı avı başladı.

   Zâten 31 Mart Vak’asından hemen sonra orduda müthiş bir tasfiye başlamış idi.

   Darbeciler, kendilerine karşı duran “mektebli” ve “kalın kafalı” dediği “alaylı” zâbitân heyetinin handiyse nıfsını ordudan tard etdiler.

   Geri kalan yarısının da rütbelerini tenzil etdiler.

   Tükenmiş Osmanlı Devletinin ölüsünü ele geçiren darbeci Mahmut Şevket Paşa ve dışarıdan beslemeli-feslemeli siyâsetciler,

   Başlamak üzere olan büyük harbe orduyu hazırlamak için peşpeşe kânunlar tertip etdiler.

   Ve bu kânunlar ile ordumuzda daha evvel mevcut olmayan iki yeni asker sınıfı teşkil etdiler;

 

    1. Küçük zâbitlik

 

    2. İhtiyât zâbitliği

 

   İşde bugün biz burada ihtiyât zâbitliği kânununa kalem batıracağız inşallah.

 

*  *  *  *  *

 

   Sözde 31 Mart Vak’asının efsane(!) komutanı Müşir Mahmut Şevket (KETHÜDAZȂDE) Paşa,

   Bu isyanı basdırmada gösderdiği kahramanlıkdan(!) dolayı hemen Harbiye Nâzırlığına terfi etdi.

 

 

   Orduyu Osmaniyi zapdu rapt altına alan Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   “Küçük zâbit” ismini verdiği asker sınıfını Berrî (Kara) Ordumuzda ilk defâ olmak üzere 1909 senesinde teşkil etdi.

   09 Ekim 1909 târihli Dersaadet Küçük Zâbit Mektebi Nizamnâmesi Madde- 47’de şu hüküm var idi;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1909 senesinde küçük zâbitliği” icâd etmesinden aylar sonra Mahmut Şevket Paşa bu kez de

   1910 senesinde Avrupa’dan aşırma yeni bir “zâbit” sınıfı teşkil etdi.

   İhtiyât zâbitliği ismini verdiği bu yeni zâbit sınıfının meclislerde kabul edilen sekizinci maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1910 seneli İhtiyât Zâbitânı Kânununun,

   Yukarıdaki çerçeve içinde gördüğünüz sekizinci maddesini okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İhtiyât Zâbitânı Kânununun yukarıdaki çerçeve içindeki dokuzuncu maddesini okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Aşağıda gördüğünüz sarı çerçeve içindeki kânun maddesinde gizli olan çok önemli iki husus var;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

    Birinci husus şudur;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İkinci husus da şudur;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu bilgiyi ilk defâ burada sizler duydunuz.

   Bir de bugün kimler ve nasıl yedek subay (ihtiyât zâbiti) oluyor, ona bakın hele!

   Bırak gâzi olanı, hele şehid olanı!..

   1927 senesinden beri askerliğini “er” olarak yapmış bir tek Genelkurmay Başkanı mahdumu var mıdır acap?

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Osmanlı Berrî (Kara) Ordusunun “küçük zâbit” ismi verilen askerleri 10 sene başarılı hizmetlerinden sonra

   1910 seneli İhtiyât Zâbitânı Kânununa göre ihtiyât mülâzim sâni (asteğmen) oluyorlar idi.

   Bu uygulama, Osmanlı Devletinin teslim olduğu 1918 senesine kadar devâm etdi.

   Evvelâ teslim olan sonra da yıkılan Osmanı Devleti’nin mirâsı üzerine Cumhuriyeti kurduk ve ilân etdik.

   600 küsûr seneden beri padişahın kölesi olan reaya, Cumhuriyet ile birlikde fikri hür, vicdânı hür ve irfanı hür birer yurtdaş oldu.

   ATATÜRK gibi nâmuslu, âdil, basiretli, haksever ve halksever bir devlet adamının kılavuzluğunda medeniyete yürüyen millet;

   Eğitim, sağlık ve adâlet gibi temel vatandaşlık haklarından eşit olarak faydalanmaya başladı.

   İnsan haklarındaki bu tekâmül ve inkişâfdan T.C Ordusunun askerleri de nasiblerini aldılar.

   1927 senesinde TBMM,

   1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnunu meriyyete koydu.

   Aşağıda, bu kânunun birinci ve dördüncü maddelerini görüyorsunuz.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1076 sayılı kânunun yukarıda gördüğünüz birinci maddesini izah etmeye zannederim ki hâcet yok!

   Dördüncü maddesinin özeti de şöyle oluyor;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Her şey yerli yerinde… Kânunun muhtevasına bakdığımızda;

   1910 seneli kânuna göre gedikli küçük zâbitlerin  ihtiyât zâbitliğine  terfi etmesinin daha kolay hâle getirildiğini görüyoruz.

   Bu kânundan neşet eden hakkını kullanan gedikli küçük zâbitlerin, ihtiyât mülâzımlığına terfi edildiğine dâir belgeleri

   Makâlemizin ilerleyen bölümlerinde fâş eyleyeceğiz.

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   Kurucu Reisicumhurumuz ATATÜRK,

   1927 senesinde başka bir kânun daha meriyyete koydu.

   Mükellef askerlik hizmetini tanzim eden bu kânunun ismi

   Askerlik Mükellefiyeti Kânunu idi.

   Bu kânunun birinci maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   5802 sayılı Astsubay Kânununa göre;

   1951 senesinden beri “astsubay” dediğimiz asker sınıfı, işde tam da bu târife uymakdadır.

 

   Netice itibârı ile;

   Bugün “astsubay” dediğimiz asker kişiler aslında 1927 senesinden beri efrâd (erât)’dır.

 

   Yukarıda sizlerin de gördüğü üzere;

   Bu kânun, her erkek vatandaşın istisnasız olarak askerlik yapmasını emrediyor idi.

   Yeri gelmiş iken bir hakkı sâhibine teslim edelim.

   ATATÜRK’ün yapdığı bu kânunu ilk delen kişiler;

  • 1980 senesinin Cumhurbaşkanı emekli subay darbeci zottirik Kenan EVREN

        Ve dahi

  • Başbakan darbeci paragöz Turgut ÖZAL’dır.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK’ün hazırladığı bu kânunun en önemli tarafı da şudur;

   1927 senesi itibârı ile T.C Ordusunda iki sınıf asker var idi.

   Bu kânuna göre “mükellef” askeri saymaz isek şâyet ordumuzda sâdece  muvazzaf zâbit  (subay) var idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   Askerlik Mükellefiyeti Kânununun Türk askerlik mesleğine getirdiği yeniliklerden birisi de

   Bu kânunun onbirinci maddesinde söz edilen “gönüllü askerlik” idi.

   Buradaki “gönüllü askerlik”, ABD ordusunun bugün uyguladığı “gönüllü” (enlisted) askerliğin ta kendisi idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   ATATÜRK dönemi Türk Ordusunda askerlere verilen haklar sürekli olarak inkişâf etdi.

   Cumhuriyetin kurucu irâdesi;

   Askerlik mesleğini câzip hâle getirmek için askerlere peşpeşe yeni haklar ve terfi fırsatları verdi.

   1927 senesinde gedikli küçük zâbitâna, ihtiyât zâbitânı olma hakkını vermişler idi.

   1932 senesinde bu kez de

   Bir kısım gedikli küçük zâbitâna askerî memurluğa nakil hakkı verildi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1931 sayılı bu kânun ile;

   Sıhhıye,

   Nalbant,

   Müzika,

   Tüfekci

   Ve emsâli meslek mensubu gedikli küçük zâbitler, yedinci sınıf ihtiyât askerî memurluğuna nakil edildi.

   (T)B.M.M Yüksek Reisliğine takdim etdiği kânunun esbâb-ı mucibesinde Başvekil İsmet (İNÖNÜ) şöyle dedi; 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

   1910 seneli İhtiyât Zâbitân Kânûnu

   Ve dahi

   1927 sene ve 1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnundan neşet haklarını kullanan gedikli küçük zâbitler, ihtiyât zâbitliğine (yedek subay) terfi etdiler.

   İşde;

   Bu gedikli küçük zâbitândan piyade gedikli başçavuş Hüseyin oğlu M. Kemal’in

   İhtiyât asteğmenliğine terfi etdiğine dair Reisicumhur M. Kemal ATATÜRK’ün 1937 senesinde imzâladığı kararnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1932 senesine vâsıl olduğumuz günlerde; ATATÜRK sonrası Cumhuriyetini idâre eden eşhâs şunlar idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK vefat etdikden bir ay sonra TBMM, aşağıda gördüğünüz kânunu kabul etdi.

   Bu kânun;

  • 1927 senesinde kabul edilen 1076 sayılı kânun ile

  Ve dahi

  • 1932 senesinde kabul edilen 1931 sayılı kânun ile

 

   Gedikli küçük zâbitlere verilen ihtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını bir kerte daha ileriye götürdü.

 

   Önceki kânunlara göre “asteğmen” rütbesine nakil edilen gedikli küçük zâbitler;

   Bu kânunun meriyyete konulması ile bir rütbe yukarıdan olmak üzere artık “yedek teğmen” rütbesine nakil edilecekler idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu kânundaki “gedikli erbaş” tâbiri dikkatinizi çekmişdir.

   Gedikli küçük zâbitlikden bahseder iken “gedikli erbaş” nereden çıkdı diye haklı bir suâl sorabilirsiniz.

   Bunun sebebini öğrenmek için Çünkü Asubay isimli makâlemizi okumanızı tavsiye ederim. Bu, birinci husus...

   İkinci hususa gelince;

   Bu kânunun kabul edilmesinin asıl maksadı;

   Ordumuzun “mükellef asker” sınıfına dâhil olan “gedikli küçük zâbit” tâbirini “gedikli erbaş” olarak değişdirmek idi.

   Bunun ise uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan haklı bir gerekcesi var idi.

   Çünkü

   Napolyon’un 1798 senesinde mükellef (mecburî) askerliği ihdâs etmesinden buyana

   Askerlik “mükellef vemuvazzaf” olmak üzere iki sınıf hâlinde teşekkül etmeye başlamış idi.

   Devletimizin taraf olduğu milletlerarası andlaşmara göre de askerlik iki sınıf olarak tekâmül etmiş idi.

   Bu andlaşmalardan birisi de 1929 Cenevre Sözleşmesi idi.

   Bu sözleşmeye göre harp esirlerine yapılacak muamele konusunda askerler iki sınıf hâlinde tasnif ediliyor idi.

   Bu asker sınıfları şunlar idi;

 

 images/stories/sukru-irbik/asubay-tefrikasi-6-7/36.jpg

   1949 senesinde teşkil edilen

   Ve dahi

   Türkiye’nin 1952 senesinde taraf olduğu NATO’ya göre de askerler yukarıda görülen iki sınıf hâlinde tasnif ve tefrik edilir.

   Bugün bizim ordumuzdaki “muvazzaf astsubay” ismi verilen

   Ve dahi

   Bu andlaşmalara göre aslında “mükellef asker” sınıfına dâhil olan uyduruk asker sınıfının kânunsuz oluşu,

   Hem de Anayasa’ya göre kânunsuz oluşunun temel kaynağı da işde, gene bu milletlerarası andlaşmalardır.

   Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için;

   Sözün Doğrusu

   Ve dahi

   Beterin Beteri isimli makâlelerimizi okuyunuz.

   3543 sayılı bu kânun için Başvekil Celal BAYAR’ın

   (T)BMM Yüksek Reisliğine takdim etdiği mucip sebep ise şöyle idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1910 seneli İhtiyât Zâbitân Kânûnu

   Ve dahi

   1927 sene ve 1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnundan neşet haklarını kullanan gedikli küçük zâbitler,

   İhtiyât zâbitliğine (yedek subay) terfi etdiler.

   İşde;

   Bu gedikli küçük zâbitândan piyâde gedikli başçavuş Eyüğ oğlu Ahmet AKINERİ’nin

   Yedek piyâde teğmenliğine terfi etdiğine dâir Reisicumhur İsmet İNÖNÜ’nün 1944 senesinde imzâladığı kararnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1950 senesi Mart ayına vâsıl olduğumuz günlerde devletin başında aşağıdaki devlet adamları oturuyor idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bingöl milletvekili Feridun Fikri DÜŞÜNSEL, 18 Şubat 1950 Cumartesi günü TBMM’ye bir kânun teklif verdi.

   “Gedikli” olarak söz etdiği askerler hakkında verdiği kânun teklifinin gerekcesi de şöyle idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fikri DÜŞÜNSEL’in yuvarladığı bu kânun teklifine,

   Dönemin Başbakanı Şemsi GÜNALTAY yolda bulmuş gibi sevindi. Hemen bir dilekce yazdı.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Gedikli Erbaş Kanun Tasarısı (1/732)

T.C.

Başbakanlık

Muamelât Genci Müdürlüğü

Tetkik Müdürlüğü

Sayı: 71 -1591    

                                                                                                                                  1.3.1950

 

Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına

 

   Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanan ve

   Bakanlar Kurulunca 28.11.1950 tarihinde Yüksek Meclise sunulması kararlaştırılan

   Gedikli Erbaş Kanunu tasarısı ile gerekçesinin ilişik olarak sunulduğunu saygılarımla arzederim.

   Başbakan

   Şemsettin Günaltay

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   Ve Başbakan GÜNALTAY, bu bu dilekcesini aşağıda gördüğünüz “gerekce” ile BMM’ye arz etdi.

 

Gedikli Erbaş Kanunu tasarısının gerekçesi

   1. Ordunun gedikli erbaş eksiği pek çok olup gedikli erbaş kaynaklarının bugünkü verimi ile bu ihtiyacın kısa zamanda tamamlanmasına imkân olmadığı, gedikli erbaşlığa istekli sayısının çok az bulunduğu görülmüş ve bunun sebepleri araştırıldığında;

Ortaokul öğrenimini bitiren ve daha yüksek öğrenime katılmak imkânı, fırsat ve gücünü bulamıyan gençlerin, daha çok Devlet memurluğunu tercih eyledikleri veya istikballerini, daha iyi bir şekilde sağlıyacak istikametlerde aradıkları anlaşılmıştır.

Çünkü, ortaokul mezunu Devlet memurları üç yılda bir terfi eylemekte, polislerin ve ortaokul öğrenimi üzerine bir meslek tahsili yapanların aylıkları 20 liradan başlamakta, baremin I. derecesine kadar yükselebilmekte, Devlet memurları 65 yaşına kadar memuriyete devam hakkına malik bulunmakta, gedikli erbaşların tâbi bulunduğu yaş haddi, evlenme ve başka türlü kayıt ve şartlara bağlı ve mahrumiyetlere mâruz bulunmamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığının köy ve sanat enstitülerinin sağladığı istikbal de gedikli erbaşlara nazaran daha elverişli bulunmaktadır.

Bu sebeplerle; gedikli erbaşları meslekî ve hukuki yönlere yükseltmek ve kendilerini terfih eyliyerek gedikli erbaşlığa teşviki sağlamak için; gedikli erbaşlara, en az orta okul mezunu bir Devlet memur statüsü vererek aynı derecede öğrenim görmüş ve Devletin türlü hizmetlerinde çalışan memurlara eşit haklara sahip kılmak gerekli görülmüş (demek ki bu târihe kadar eşit haklar verilmiyor idi.Eski Tüfek) ve bu kanun tasarısı bu esasa göre hazırlanmıştır.

   2. Bu tasarının hazırlanmasında:

    a) Gedikli erbaşlara ait bütün mevzuatın bir kanun içinde toplanması

    b) Muhtelif sınıf gedikli erbaş okulları sürelerinin birleştirilmesi ve ortaokul öğrenimi üzerine bir yıllık staj ve iki yıllık bir meslek tahsili verilerek aylıklarının 20 liradan başlanması ve böylece muhtelif sınıf ve meslek gedikli erbaşları arasında eşitlik sağlanması,

    c) Gedikli erbaş aylıklarının birer derece yükseltilmesi dolayısiyle, sanat enstitülerinden çıkan gedikli erbaşların da üstçavuş olarak değil gedikli çavuş olarak çıkarılması ve eşitlik sağlanması,

    d) Gedikli erbaşların muadil tahsili Devlet memurları gibi her rütbede asgari bekleme süresinin üç yıl olması,

   e) Gedikli erbaşların temdit esası kaldırılarak, subaylar, gibi 15 yıl mecburi hizmete tâbi tutulması,

   f) Gedikli erbaşların yükselmelerinin, sicil ve ehliyet yoliyle bakanlıklarca yapılması,

   g) Gedikli erbaşların yükselmelerinin subaylar gibi her yılın 30 Ağustos Zafer Bayramı yapılması,

   h) Gedikli erbaşların aylıklarının ordunun diğer mensupları gibi ay başlarında teşmil edilmesi, 60 lira asli maaşa kadar yükseltilmesi,

   i) Çekilme veya emekliye çıkarılma suretiyle ordudan, ayrılan gedikli erbaşların yedek gedikli erbaşlığa nakilleri,

   Gibi önemli esasları ihtiva etmek ve başkaca müteferrik kısımlara da tasarıda yer verilmek suretiyle ilişik kanun tasarısı hazırlanmıştır.

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   Başbakan Şemsettin GÜNALTAY’ın bu dilekcesi aslında;

   “Gedikli” dediği köle askerlerin 1950 senesindeki perişân hâlini gösderen iyi bir itirâfnâmedir.

   Aynı zamânda burada dikkat çeken çok önemli husus da şudur. Bu tasarının gerekçesinde, “gedikli erbaş” dedikleri askerlere;

   1910 senesinde Padişah Sultan Mahmud Reşad

   Ve dahi

   1927 senesinde ise 1076 sayılı kânunun 4’üncü maddesi ile Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün verdiği,

   “İhtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkının” iptal edildiğine dâir bir tek kelime dahi yokdur.

   1076 sayılı kânunun dördüncü maddesinin iptâl edilmesi tam anlamı ile 5619 sayı ile kânuna aykırıdır.

   Netice itibârı ile;

   5619 sayılı kânunun 29’uncu maddesi ile iptal edilen “gedikli erbaşların

   “Yedek ihtiyât zâbitliği ve yedek ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını” iptal eden devlet adamları ve subaylar;

   Hem Padişah Sultan Mahmud Reşad’ın irâdesine

   Hem de Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün bu karârına meclis çatısı altında ihânet etdiler.

 

   Zâbit ile nefer arasında “ortada sandık bir asker sınıfı olarak teşkil edilen “kara küçük zâbitler”;

   Mektebden mezun oldukları 1911 senesinden, harbin sona erdiği 1920 senesine kadar geçen 10 senede

Zâbitimizin yerine ölmesi için neferimiz ile birlikde cephenin en önünde harbe sürüldü.

 

   Fakat

   Harb sona erdikden sonra Genelkurmay Başkanlığımızın beyaz subayları;

   Kara küçük zâbitleri kullanılmış kağıt mendil gibi bir kenara atdılar.

   Ve 1950 senesine vâsıl olduğumuz günlerden bir günde de

   “Gediki erbaş” isimini verdikleri kara küçük zabitlerin “yedek subaylığa terfi hakkını” işde böyle gasp etdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   1/732 sayılı Gedikli Erbaş Kânûn tasarısının 40’ncı maddesi olarak meclise gelen

   Ve fakat

   Millî Savunma Komisyonunun 29’uncu madde olarak aynen tâdil etdiği bu madde,

   Hiçbir gerekce gösderilmeden meclisde kabul edildi.

   Hem de bu celseye katılan 242 vekilin tamâmının reyi ile…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu tasarıdaki 29’ncu maddede söz edilen 1076 sayılı kânunun 4’üncü maddesinin ne olduğunu

   Bu maddeye kabul reyi veren 242 vekilden acaba kaç dânesi biliyor idi?

   Çünkü

   Bu kânun tasarısı için yapılan meclis müzâkerelerinde “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilen askerlerin

   “Yedek ihtiyât zâbit” ve “yedek askerî memur” olma haklarının iptal edildiğine dâir olmak üzere bir tek cümle bile söz edilmemiş!

 

*  *  *  *  *

 

   Bingöl milletvekili hukukcu Feridun Fikri DÜŞÜNSEL’in teklif etdiği

   Başbakan Şemsettin GÜNALTAY’ın meclise arz etdiği

   Ve dahi

   BMM’nin 1950 senesinde kabul etdiği 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânununun 29’uncu maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Sene 1953…

   Birinci “demir gırat” hükümeti devr-i icraatının üçüncü senesine vâsıl olmuş idi…

   Yarısı okuma yazma dahi bilmeyen “seçmen” vatandaşımız;

   Kendilerini idâre etmesi için devleti, aşağıda gördüğünüz şu “devlet adamları”nın ellerine teslim etmiş idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   TBMM, 10 Temmuz 1953 Cuma günü ictimâ eyledi.

   Gündem;

   Köy enstitüsü ve sanat enstitüsü mezunu vatandaşlara “yedek subaylık” hakkı verilmesi idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

   Bu rezil durumu ilk fark eden kişi Muğla vekilimiz Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU idi.

   Köy enstitüsü ve sanat enstitüsü mezunu vatandaşların,

   Askerlik mükellefiyetini “yedek subay” olarak yapması için bir kânun teklifi hazırladı.

   Ve bu kânun teklifi hakkında 1953 senesi 10 Temmuz’da o mübârek Cuma günü söz aldı.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Kore harbine iştirâk etmiş gâzi ve aynı zamânda emekli bir subay olan Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU;

   Konuşması esnâsında “yedek subaylık” konusunda meclisde şu sözlerini târihe şerh düşdü;

 

   1953_6137_B_106, 10.VII.1953 Cuma.

 

   NÂTIK POYRAZOĞLU (Muğla) — (…)

   Hemen hepiniz yedek subay olduğunuz için, memleketin bütün münevver kitlesi yedek subay olduğu için, bundan sonra da bu münevver kitle yedek subaylık vazifesini alacağı için, bugünkü statü üzerinde biraz konuşmak istiyorum.

   Müsaadenizi rica edeceğim.

   Çünkü millî ve mühim bir dâvadır. Beni dinledikten sonra siz de tahmin ediyorum, kaani olacaksınız ki

 

   Bugünkü yedek subay statüsü kökünden değişmesi icabeden bir statüdür.

 

   Medenî milletlerin, muharip milletlerin, modern ordulara sahip milletlerin ordularında bugün bizde mevcut yedek subay statüsü kalmamıştır.

 

 

   Muğla vekili Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU’nun konuşmasından sonra

   Aynı konuda başka bir vekil meclisde söz aldı; Ahmet Rıfat ÖZDEŞ.

   Kırşehir vekilimiz Ahmet Rıfat ÖZDEŞ de emekli deniz subayı idi…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Bu vekilimiz Ahmet Rıfat ÖZDEŞ de

   “Yedek subaylık” konusunda şu hakikâtleri târihe şerh düşdü;

 

 

 

   1953_6137_B_106, 10.VII.1953 Cuma.

 

   BÜTÇE KOMİSYONU ADINA RİFAT ÖZDEŞ (Kırşehir) — Muhterem arkadaşlar (…);

   Bugün Nâtık Poyrazoğlu arkadaşımızın söylediği gibi,

   asıl ve mühim olan, orduda “yedek subaylık” mefhumunu kaldırıp muvazzaf subaylık, personel subaylık koymak lâzımdır.

   Bu esas halledilmeye muhtaçtır.

 

   Ben bu mevzuda Millî Savunma Vekiline şükranlarımı arzederim, kendileri bu kanunu Teşrinievvele kadar yetiştireceğini komisyonumuzda vait buyurmuşlardı.

 

Bugün cari bulunan Yedek Subaylık Kanunu muazzam bir adaletsizliğe meydan vermektedir. (…)

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Biz bugün, 2019 senesinin birinci ayındayız.

 

   Her ikisi de emekli subay olan;

   Muğla vekili Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU

   Ve dahi

   Kırşehir vekili Ahmet Rıfat ÖZDEŞ’in,

   “Yedek subaylık” konusunda söylediklerinin üzerinden tam 66 sene deverân eyledi.

 

 

 

 

   “Yedek subaylık mefhumunu kaldırmak” için dönemin Millî Savunma Bakanı Ali Seyfi KURTBEK;

 

   1953 senesinden bugüne kadar çalışmayabaşlayalı tam 66 sene deverân eyledi.

 

 

  


   Selefi emekli subay Ali Seyfi KURTBEK’in 1953 senesinde başlatdığı bu çalışmadan

 

   Bugünün Millî Savunma Bakanı emekli subay Hulusi AKAR’ın haberi var mı acap?..

 

 

   

 

1953 Senesinden Beri;

 

  •  Medenî milletlerin,

  • Muharip milletlerin

 

  • Modern ordulara sahip milletlerin ordularında 

 

 

Yedek subaylık mevcut değil.

 

 

 

Bu can yakıcı hakikâti de

Meclisde söylendiği günden bugüne kadar geçen 66 sene sonra

İlk defâ işiten de bu makâleyi okuyan sizler oluyorsunuz!

   

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK 2019 senesinin Zemheri ayında soruyor!

 

Türkiye  Cumhuriyeti Devleti;

 

  •  Medenî bir millet ise şâyet,

 

  • Muharip bir millet ise şâyet,

  • Modern ordulara sahip bir millet ise şâyet,

 

 

      Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR,    

 

       Yedek subaylığı bugün hâlâ niçin lağvetmiyor?        

 

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Seneler, 27 Mayıs darbesine üç’ü gösderiyor idi!..

   Cumhurbaşkanı Mahmut Celâl BAYAR ve Başbakan Adnan MENDERES’in idâresindeki hükûmet,

   Coni’nin kucağına oturmuş,

   Zengin daha zengin olur iken

   Fakir, kuru soğana muhtaç olmuş idi.

   Vatandaş, akşam sofrasına ne koyacağını kara kara düşünür iken

   TBMM’de 1957 senesi bütçesi müzâkere ediliyor idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat ATATÜRK’den sonra ordumuzda yedek subaylık; 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Cumhurbaşkanları,
  • Başbakanlar,
  • Bakanlar,
  • Genelkurmay Başkanları,
  • Ordu komutanları
  • Kalınbok ekâbir takımı

  Ve dahi

  • Milletvekili mahdumları için kolay yoldan askerlik yapmanın adı oldu.

 

   Hattâ bu konuda vekiller TBMM’de birbirlerine girdiler.

   1957 senesine geldiğimizde TBMM’de mide bulandıran bir iddia ortaya atıldı.

   1957 senesi bütçesi için hazırlanan 6937 sayılı kânunun müzâkeresi esnâsında söz alan milletvekili Salâhattin TOKER,

   Başvekil Adnan MENDERES’in oğlunun askerliğini “yedek subay” olarak yapdığını söyledi.

   Üsdelik askerlik(!) süresi içinde Başvekilin oğlu, kıt’aya hiç gitmedi.

   Ve bu iddia karşısında şaşkın tavuğa dönen Başvekil Adnan MENDERES, dut yedi bülbül oldu!..

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   957—6937_1957 Bütçe Kanunu, İ: 46, 25.2.1957, C.1;

 

   SALÂHATTÎN TOKER (Devamla) — Muhterem arkadaşlar, NATO'nun bellibaşlı bir kaidesi de şudur: NATO devletleri askerî birliklerinin sayısını artırmadan evvel, kalitesini artırmalıdırlar.

   Kuvvetlerimizin kalitesinin yükseltilmesi bahsinde karşılaştığımız en büyük zorluk uzun hizmetli subay ve asstsubay ile teknisiyen darlığıdır. Bunun, sebebi; sivil sektöre nazaran, silâhlı kuvvetlerimizde ücretlerin çok düşük olmasıdır.

   Arkadaşlar, herkes bilmektedir ki, askerî mekteplere ve harb okullarına taliplerin sayısı maalesef azalmaktadır.

   Bundan başka, muvazzaf subaylar arasında ordudan ayrılanların sayısı bilhassa teknik sınıflarda çok fazladır.

   Hükümetin, gerek subaylık meslekine talebi çoğaltmak, gerek ordudan ayrılmaları önlemek için, alması gereken tedbirlerin başında enflâsyonu durdurmak gelmelidir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   

 

BAŞVEKİL ADNAN MENDERES (İstanbul) — Yok enflâsyon.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   SALÂHATTÎN TOKER(Devamla) — Bü­tün devlet hizmetleri gibi, enflâsyon, muvazzaf ordu mensuplarının da gelirlerini her yıl kemirmektedir. Muvazzaf subaylardan, bilhassa teknik bilgileri icabı, sivil sektörlerde iş bulmak imkânına kolaylıkla sahibolanların, bu durumda, pek sevdikleri mesleklerinden, sırf geçim mülâhazalariyle ayrılmak zorunda bırakılmaları, mesuliyeti tamamen bugünkü hükümete ait olan çok elem verici bir hâdisedir.

   Garnizon yakınlarında subay aileleri için evler inşasının plânlı bir surette, kısa zamanda tamamlanması ve bu evlerin subay ailelerine tahsis edilmesi zaruridir. Subayların bulundukları birçok garnizonlar, mektepten de mahrumdur. Subayların kız ve erkek çocuklarına yurtlar açmak suretiyle, mektep bulunan yerlerde, okumalarının temin edilmesi, zarureti vardır. Bu ev ve mektep kolaylıklarının, astsubaylara da teşmili lâzımdır.

 

   SELÂHATTİN TOKER (Devamla) — Yedek subaylar arasında, kıta hizmeti bakımından, hiçbir şekilde tefrik yapılmaması lâzımgeldiği kanaatindeyiz. Birtakım kimseleri, tercümanlıkta veya eski resmî vazifelerinde çalıştırarak fiilen askerlik yaptırmadan, vatani vazifelerini ifa etmiş saymak Anayasamızın icaplarına aykırıdır. Bâzı hariciyeci yedek subayların da NATO dairesinde çalışmak üzere Hariciye Vekâletine her nasılsa verildiği halde, aynı Vekâletin Ticaret Dairesinde, eski vazifelerinde istihdam edildiklerini ve hattâ hariçte bâzı dış temas ve konferanslara iştirak ettirildiklerini işitmekteyiz.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

DEVLET VEKİLİ VE MİLLΠMÜDAFAA VEKÂLETİ VEKİLİ ŞEMİ ERGİN (Manisa)Kimdir?

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

SELÂHATTİN TOKER (Devamla) — Başvekilin oğlu.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

MURAD ALİ ÜLGEN (Afyon Karahisar)  Hah... Şöyle söylesene.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   SALÂHATTÎN TOKER (Devamla) — Millî Müdafaa Vekâletinden, askerî hizmette, tefrika yaratıcı ve morali bozucu bu gibi yolsuzluklara sebebolan kimseler hakkında, her kim olurlarsa olsunlar, derhal kanuni takibata girişmesini talebederiz.

   Muvazzaf astsubaylardan, subaylığa geçemiyenlerin, kaldıkları başgedikli rütbesinde muntazaman terfih edilmelerinde fayda görürüz. Millî Müdafaa Vekâletinden, uzun hizmetli subay, astsubay ve teknisiyenlerin, mukavele ile temini yollarını araştırmasını istiyoruz.

   Muhterem arkadaşlar; Personel darlığının halli, her şeyden evvel, NATO'nun istediği gibi kalitenin sayıya tercih edilmesiyle mümkündür. Bu da, aslında NATO 'nun da 1954 te talebetmiş olduğu şekilde, birliklerimizin, ezcümle kadro ve kuruluşları bakımından, atom harbinin icaplarına uygun olarak, yeniden teşkilâtlandırılması ile kabil olacaktır.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Maşşallah! Allah, kem gözlerden esirgesin…

   27 Mayıs subay darbesinin hemen ertesinde

   Evinden picaması ile kaldırılıp getirilen Cemal Aga,

   Darbeci subaylarımızın teşkil etdiği darbe hükümetinin nerede ise “herşeyi” oldu.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   ATATÜRK;

   1927 senesinde Askerlik Mükellefiyeti Kânununu yapdı.

   Bu kânun ile, her erkek vatandaşa istisnasız olarak askerlik yapmak görevi verdi.

   Bu kânunun birinci maddesinde aynı zamânda ATATÜRK, şöyle dedi;

   Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir.

   Bu cümle ile ATATÜRK, T.C ordusunda iki sınıf asker olduğunu emretdi;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Fakat

   27 Mayıs darbesini yapan Coniperestiş karanlık suratlı subaylarımız,

   ATATÜRK’ün bu emrini de ayaklar altına aldı.

   Darbeyi yapdıkdan daha bir sene bile geçmeden bir kânun tertip etdiler. 211 sayılı bu kânuna TSK İç Hizmet Kânunu ismini verdiler.

   Ve bu kânunun 199’uncu maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Mükellefiyeti Kânununun birinci maddesindeki

   “Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir” hükmünü iptal etdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Meclisde yapdıkları hile ile de bu darbeci subaylarımız;

   “Mükellef asker” olan “çavuşları” subayların dâhil olduğu “muvazzaf asker” sınıfına dâhil etdiler.

    Ve dahi

   “Mükellef asker” olan “çavuşların” sırtına “muvazzaf asker” olan subayların görevlerini yüklediler.

 

    Fakat

   “Muvazzaf subay” görevi yapdırdıkları “çavuşlara” hiç utanmadan “mükellef er” maaşı verdiler.

 

 

   Böyle bir kalpazanlığı da dünyâda yapan tek ordu, ne yazık ki sâdece ve hâlâ bizim ordumuzdur.

   Dünyânın bilmem kaçıncı ordusuyuz diye çemkirip caka satan beyaz subaylarımıza sesleniyorum;

   Ahlâk, akıl, vicdân, iz’an ve şeref sâhibi iseniz şâyet çıkın ortaya!

   Ve dahi

   Bu sahtekârlığı Eski Tüfek'e izâh edin!..

 

 

*  *  *  *  *

 

   Karavanam bakırdandırAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Yemen yolu çukurdandır

   Zenginimiz bedel verir

   Askerimiz fakırdandır.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Kurşun atanın da kurşun yiyenin de bir olduğu 1994 senesine vâsıl olduk, vesselâm!..

   Türkiye, ilk defâ olmak üzere dişi bir başbakana teslim edildi. Daha doğrusu, babası Çoban Sülü etdi.

   Üsdelik hem Amerikan ve hem de Türk vatandaşı olan bir dişiye…

   Başbakanı olduğu devleti kasdederek;

   “Dünyânın son sosyalist devletini yıkdık” diyecek kadar küstahlaşan Hallüsinasyoncu Tansu UÇURAN ÇİLLER;

69xBaşbakan koltuğunda manikür, pedikür ve sir ağda yapıyor

Bunları yapar iken de laf olsun torba dolsun diye “her aileye iki anahtar” veriyor(!) idi.

Başbakan Tansu UÇURAN ÇİLLER bunları yapar iken

Tosuncuklarından birisi olan büyük oğlu Mert UÇURAN ÇİLLER de

Deniz Kuvvetlerinde “yedek subay” dümeni ile “askerlik” yapıyor idi!..

Yedek subay adayı Mert UÇURAN ÇİLLER, SAS kursuna katıldı.

Fakat derslere bile girmeden kursu birinci olarak tamamladı.

Çünkü;

Bu kursu veren denizci yavşak subaylar; kursu birinci olarak tamamlayan “astsubayın” hakkını yediler.

Ve Yedek subay adayı Mert UÇURAN ÇİLLER’i birinci yapdılar.

Mert UÇURAN ÇİLLER iki kere bile denize dalmadan SAS olmuş idi de!..

 

   Peki,

   Yedek subay Mert, hakikaten askerlik yapıyor mu idi?.. 

   Bu suâlin cevâbını bulmak için;

   1994 senesinin “% 10’cu” vekillerin ihâle kovaladığı TBMM’ye kadar şöyle bir uzanmamız gerekecek.

    Rize milletvekiki Ahmet KABİL 06 Ekim Perşembe günü meclise bir soru önergesi verdi.

   Bu önergenin iki ve üçüncü sırasındaki sorular oldukca câlib-i dikkat idi. 

images/stories/sukru-irbik/asubay-tefrikasi-6-7/70.jpg

 

   Mükellef askerlik için Askerlik Şubelerine müracaat eden bu çocukların sınıflandırılmasının

   Bilgisayar ile yapılıp yapılmadığını anlamak isdeyenlerin işi zor değil.

   Aşağıda gördüğünüz sarmaş dolaş kuzu sarması misâli şu resimlere bakın, yeterli…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

   İkinci bin yılın birinci senesine vâsıl olduğumuz günlerde

   Devletimizin muhterem idâre heyeti aşağıda gördüğünüz şu zevâtdan mürekkep idi…

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

 

Şeyh Edebalı;

Osmanlı Devletinin kurucu padişahı ve dâmadı Osman Bey’e 700 sene evvel şöyle hasihât etdi;

 

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!

 

 

 

 

 

Fakat Devletimizin başına 50 sene tebelleş olan Çoban Sülü ise dün şunu itirâf etdi;

 

İnsanı öldür ki devlet yaşasın!

 

 

   İslamköylü Çoban Sülü;

   Föterini alıp 6 defâ gitmiş

   Fakat yedinci defâ gelişi muhteşem olmuş idi.

   Ve dahi

   Bu seferinde devletin en yüksek makâmı olan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna köskelmiş idi.

   Ülkemiz; devletin, devlet politikası olarak adam öldürdüğü günlere düşegelmiş idi…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Çoban Sülü ve sözde Kıbrıs Fâtihi Karaoğlan ECEVİT kafa kafaya verdiler

   Ve

   4551 sayılı kânun ile Askerî Cezâ Kânununda ve diğer kânunlarda geçen;

   “Başgedikli", "Gedikli" ve "Küçük Zabit" ibarelerini "Astsubay" olarak değiştirdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat

   Aynı kânunlarda geçen “gedikli küçük zâbit” ibâresine dokunamadılar!..

   Bunu yapmak için meclisde kimin nasıl kıvırtdığını öğrenmek için de Yalancının Mumu’nu tıklayın yeter.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   2019 senesinde ilk günlerini idrâk etdiğimiz Zemheri ayının şu günlerde kendi hükümünü sürdüğü gibi;

   1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânununun aşağıda gördüğünüz ikinci maddesi

   Ve dahi

   Bu kânundaki “gedikli küçük zâbit” ibâresi bugün de aynı şekilde kendi hükümünü sürüyor...

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    Hukuken mevcut olsa da Yedek Askerî Memurlar ordumuzda bugün artık fiilen yok! 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bilim aklı, sağlam bir vicdân ve hür bir irâde ile tetebbu edince

   Bebek mâsumiyeti ile size bakan şu kânunun içine şeytânî bir hile gizlendiğini şimdi görebildiniz mi?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sahi Güvenlik Komutanlığı brövesi_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

                   

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-5

Şubat 12, 2018

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 65

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Gel vatandaş, gel!

Dünyânın başka hiçbir memleketinde göremezsin böylesini...

Aldatmanın en alçak ve en ahlâksızı; kandırmanın en kalleşi bu tefrikada...

 

 

 

 

 

      Ve

 

 

  En çok aldatılan, en çok sömürülen ve hakları en çok gasp edilen vatandaş zümresi,

 

  Bu memleket ordusunun “köle askerleri” olan “asubaylardır.

 

Yazması sünnet, okuması farz; bunu böyle bilesiniz!

Sünnete râzı olan  Eski Tüfek gündüzünü gecesine eş eyledi ve yazdı!

Okuması da siz muhterem karilerin üzerine farz oluyor gayrı!

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Hayât;

 

  • İleri doğru bakılarak tanzim edilir,

 

  • Günün koşullarına bakılarak yaşanır, 

 

  • Fakat ve ancak geriye bakılarak anlaşılır!

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay dedikleri köle askerleri “kandırmak” ve “aldatmak” için yapdıkları şerefsizliği anlamak için

Asubay Tefrikası ismi ile Eski Tüfek’de neşretdiğimiz evvelki bölümlerde bugüne kadar yapdığımız gibi

Bugün de gene öyle yapacağız, inşallah! 

   Çünkü;

   Bugün biz asubayları mahkûm etdikleri insanlık dışı ve aşağılık koşulları;

  • Kimlerin,
  • Ne zamân,
  • Nasıl,
  • Ne maksat ile tertiplediğini anlamak isdiyor isek şâyet,

        Ki isdiyoruz,

  • Geriye bakmaya mecburuz!

 

*  *  *  *  *

 

Usta Katır, Sırtındaki Yükü Atmasını Bilir!..

 

Teşbihde hatâ câizdir; Genelkurmay Başkanları da tıpkı usta katır misâli

1951 senesinden beri sırtında taşıdığı “astsubayları subaylığa nakletmek” yükünü,

Usta “kumpaslar” ile sırtından atmasını öyle bilmişler ki!

Duyanlara dodak ısırtacak cinsden. Helâl olsun vallahi...

 

 

 

  • 1951 senesinde başlayıp

 

 

  • 1961 senesine kadar geçip giden 10 senede

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı  — Millî Savunma Bakanlığı — TBMM üçgeninde çevirilen kumpasları seyreylemek için

   Apaz dolusu para verip de akabinde tiyatroya kadar taban tepmenize lüzum yok!

 

   Çünkü;

   Kitapsız yazar ben Şükrü IRBIK bu kumpaslar tiyatrosunu;

 

  • Hem yazdım,
  • Hem de Eski Tüfek’de oynatdım.

 

   Seyreylemek için sizin de yapmanız gereken biricik şey var;

   Beleşinden okumak!

 

 

 


*  *  *  *  *

 

Memleketimizde Demirgırat Partisinin iktidâr borusunu aşk ve şevk ile üfürdüğü

Ve dahi

Adnan MENDERES ve Celal BAYAR ikilisinin “Türkiye’yi küçük Amerika yapmak” için yarışdığı günlerde;

 

Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı asker posdalı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  • Milletimize Amerikan savaş artığı vita margarin yağını yedirmek için cennet meyvesi zeytin ağaçlarını önce vahşice kesdiğimiz sonra da oturup arkasından yakdığımız "zeytin yağlı yiyemem amman, basma da fisdan giyemem amman" türküsünü de Nurettin SARISÖZEN'e çığırtdığımız,

 

  • Amerikan süt tozundan imâl süt ve Amerikan unundan mâmûl pasdanın ilkokul bebelerine güyâ beleşinden dağıtıldığı,

 

  • Sümerbank imâli beş çift postal fiyatına hergele meydânında peynir ekmek gibi satılan “Ruzvelt” ismini verdiğimiz Coni eskisi Amerikan postalını ayağımıza giymek için can atdığımız,

 

  • Mehmetciğimizin canı ve kanının günlüğü sâdece 23 cent’e Amerika’ya satıldığı,

  • Genelkurmay Başkanı olmuş tümen kumandanı subayımızın, “Amerikalı çavuşa parkasını giydirdiği”,

 

  • Eli, kolu, bacağı kopmuş Mehmetciğimizin de kendisini mayın tarlasına ölüme süren Amerikalı Coni generalinin elini öpdüğü,

 

  • Silâh, cihaz, tank, motor, cemse, silgi, parka, pil, pikap, kaput bezi, kalem, kola, kondom şöyle dursun,

 

  • Sanki memleketimizde yok imiş gibi; Amerikan doları ödeyip Amerika’dan ithâl etdiğimiz Amerikan “katır”larına Amerikan mıhı ile Amerikan nalı çakdığımız,

 

      Ve dahi 

 

   Gahraman subaylarımızın da “kendi kumandanlarına bile saygı duymadığı” günlerdeyiz...

 

  • Çoban Sülü siyâset meydânına henüz duhûl eylememiş idi lâkin,

 

  • Demirgırat’ın şaha kalkdığı 1950’lerdeyiz!..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay” ismini verdikleri köle askerlere;

Subaylarımızın bugüne kadar atdığı elvan türlü kazığı şimdilik bir kenâra bırakıp

Akabinde de

Aşağıda gördüğünüz şu itirafnâme hakkında bir iki kelâm edeceğim, müsaadeniz ile... 

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanlığı yapmış Orgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN’un,

Amerikalı bir “çavuş”’a parkasını giydirdiği son 65 seneden beri sokaklarda söylenir durur idi.

Bu püsküllü tevâtürün doğru olduğunu iddia edenler kadar inkâr edenler de az değil idi.

Meğerse şehir efsânesi filan değil, fakat hakikâtın ta kendisi imiş!..

Tümgeneral rütbesi ile Tümen Kumandanı Mustafa Rüştü ERDELHUN Erzurum’da Amerikalı bir “çavuş”’un;

 

  • Hem parkasını sırtından alıp vestiyere vermiş,

 

  • Hem de vestiyerden aldığı o parkayı Amerikalı bu “çavuş”’un sırtına giydirmiş...

 

İşde belgesi...

 


Asubay Tefrikası 6_5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Şefik SOYUYÜCE isimli süvâri subayımızın, 1960 subay darbesini İnceleme Alt Komisyonu’na

Daha şunun şurasında 6 sene evvel verdiği ifâdesi;

Subaylarımızın “ast subaylar” hakkında ne düşündüğüne dâir çok önemli ip uçları veriyor bize.

Bu cümleden olmak üzere;

Üsteğmen Şefik’in ifâdesinde dikkatimi celbeden üç husus var ki bir şeyler söylemeye mecbûrum.

1952 senesinde üsteğmen rütbesinde bir subay olan Şefik SOYUYÜCE, yaşadığı olayları anlatırken

Amerikan Ordusunda bile astsubayın, general ile aynı masaya oturamayacağını” iddia etmiş!

 

  • Bu subayımız Amerika’ya gidip, Amerikan ordusundaki asker sınıflarını tetkik etdi mi?

 

  • Bir iki Amerikan subayı ile ya da Amerikan çavuşu ile oturup iki kelimelik muhabbet etdi mi?

 

           Ya da

  • Amerikan Anayasası’nı ve Amerikan Ordusunun Personel Kânununu okudu mu, bilemiyorum.

 

Fakat

Bunların hepsini yapmış ya da yapmamış olsa bile fark etmez!

 

Zere,

Üsteğmen Şefik’in üç şeyi bilmediğini ben Şükrü IRBIK gâyet iyi biliyorum;

 

1. Şefik Üsteğmen, Amerikan Ordusunda “astsubay” ismi ile uyduruk bir asker sınıfı mevcut olmadığını bilmiyor.

 

2. “Astsubay” dediği o askerin de aslında “erbaş” sınıfına dâhil olduğunu bilmiyor.

 

3. Amerikan ordusunda çavuşun bile yerine göre general ile aynı masaya pekâlâ oturduğunu da bilmiyor.

 

Darbe komisyonuna ifâde verdiği 2012 senesinde 88 yaşında idi! Kendisi bugün zihayât er kişi ise şâyet;

 

      Ve

 

   

   Bu makâlelerimizi okumaya tenezzül eder ise şâyet, Şefik üsteğmen görecek ki

   İlk Anayasa’sını yazdığı 15 Kasım 1777 senesinden beri Amerikan Ordusunda sâdece 2 sınıf asker var;

 

     1. Er

 

     2. Subay

 

 

27 Mayıs'ın "karakutusu" darbeci üsteğmen Şefik’in bilmesi gereken bir başka husus da şudur;

Kendisinin yaşadığı ve anlatdığı olaylar, 1952 senesine aitdir. 5802 sayılı Astsubay Kânunu, Şefik üsteğmen’in yaşadığı bu olaylardan bir sene evvel, 1951 senesinin Temmuz ayında meriyyete girmiş idi. 2012 senesinde komisyona verdiği ifâdesinde “astsubay” tâbirini kullandığına göre Şefik üsteğmen, “astsubaylığın” ne olduğunu biliyor idi.

Fakat

Bu konuda Şefik üsteğmen’in bilmediği başka bir husus daha var. O da şudur; 5802 sayılı Astsubay Kânununun daha birinci maddesinde, “astsubay” dedikleri askerlerin, “subay yardımcısı” olduğu yazılıdır. Bu kânunu da yüce Türk milletinin yüksek irâdesinin yegâne tecelligâhı olan TBMM kabul etdi ve meriyyete koydu.

Açsın,  baksın, okusun, öğrensin!

 

 

   Amerikan Ordusunun Personel Kânununda bile böyle hüküm yokdur.

   Bu hakikâtı serdetdikden sonra Üsteğmen Şefik’e şu suâlleri sorayım, izini ile;

  • Astsubay” olarak tesmiye etdiğiniz uyduruk asker sınıfını sizin zamânınızda, sizin Genelkurmay Başkanınız ve sizin Millî Savunma Bakanınız ihdâs etdi mi? Etdi?

 

  • Astsubay” olarak tesmiye etdiğiniz uyduruk askerlere sizler “subay yardımcısı” dediniz mi? Dediniz.

 

  • Subay yardımcısı” olmasında mahsur görmediğiniz astsubayın, kendisi de subay olan “generalin masasına oturmasında” ne mahsur olabilir?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerikan Er Coni Ne Yapıyor, Bizim Türk Er Mehmetcik Ne Yapıyor?

Coni erinin Amerikan Ordusu ile,

Mehmetcik erinin Türk Ordusunu mukâyese etmesi için

Darbeci Üsteğmen Şefik’e bir çift suâl daha sorayım;

Lâkin, evvelâ ben emekli Asubay Şükrü IRBIK’ı bir yol dinlesin hele!..

Doğuşdan iyi bir asker olan ve İkinci Dünyâ Harbi esnâsında HİTLER Almanya’sını nerede ise tek  başına ele geçirecek kadar gözü kara davranan Amerikalı Korgeneral PATTON’u kendisi herhâlde biliyordur.

Kıtaların ötesinden Avrupa’ya gelen tâze kuvvet Coni’ler, HİTLER ile İtalya’da harb ediyor idi. Daha önce hiç harp yüzü görmemiş Coni’lerde kısa zamanda savaş yorgunluğu başladı. Cephe Komutanı Korgeneral PATTON, Sicilya’da kurduğu bir sahra hastahânesinde yatan yaralı askerlerini ziyâret ederken orada duran iki er dikkatini çekdi. Yarası beresi olmayan bu erlere niye savaşmadıklarını sordu. Erler, savaş yorgunu olduklarını ve savaşmakdan korkduklarını söylediler. Aynı çadırda eli ayağı kopmuş yaralı erlerin inlemesinin yanında bu lafları işiten PATTON, aldığı cevâp karşısında hiddetine mâni olamadı. Ve bu iki ere birer tokat aşketdi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ US Army General PATTON_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

PATTON’un iki eri tokatladığını duyan ordu,

Hemen durdu...

HİTLER’i piyâde kovalayan Coni, düşmanı tâkip etmeyi hemen durdurdu!..

Tanklar, toplar, cipler, cemseler kontak kapatdı, hemen durdu!..

PATTON’un yanındaki gazeteciler

Haberi ânında okyanus ötesine uçurdu.

Coni Genelkurmayı ve Amerikan halkı bu haber karşısında kelimenin tam anlamıyla ayağa kalkdı.

Bütün millet savaşı ve savaşda ölen evlâtlarını bir yana bırakdı

Ve tokat yiyen bu iki eri konuşmaya başladı.

Amerikan Genelkurmay Başkanı meşhur MARSHALL şöyle dedi;

 

  • Tokatlanan bu iki erimizin gururu incinmişdir. Gururu incinen er, harp edemez!

Tokat, gurur ve er...

  • Er, bizde var,
  • Tokat da bizde var da...
  •  Gurur nerede?..

 

Demek ki erin olduğu yerde tokat ve gurur aynı anda olamıyormuş!...

Komutanının dövdüğü o iki er,

Harbde ölen yüzbinlerce erden daha fazla tesir bırakdı Amerikan halkının üzerinde...

Amerikalı analar şöyle haber gönderdi PATTON’a;

 

  • Biz, çocuklarımızı harp etsinler diye verdik sana. Tokat atasın diye değil!
  • Çocuklarımız, düşmân ateşiyle ölürse bunu anlarız.
  •  Fakat onları dövmeni asla kabul edemeyiz!” 

 

PATTON’un âmiri olan EISENHOWER, aynı gün bir telgraf çekdi.

Ve şöyle dedi; “Tokatladığın o iki erden derhâl özür dile!

PATTON’un önünde iki tercih var idi;

 

  • Ya istifâ edip çok sevdiği askerlik yaşantısına böyle kötü bir şöhret ile vedâ edecek idi.

 

  • Ya da tokatladığı iki erden özür dileyecek idi.

 

Askerlik mesleğini tutku derecesinde seven ve aslında iyi bir subay olan Korgeneral PATTON

İkincisini tercih etdi.

HİTLER’in uçaklarının gökden yağdırdığı bomba sağanağı altında PATTON,

Bütün subay ve erlerini hemen orada, harb meydânında ictimâ eyledi.

Ve binlerce subay ve erinin huzurunda,

Tokatladığı o iki Coni erinden özür diledi...

Ve dahi

Ordu, tekrâr yürüdü...

 

 

 

   Bu târih dersinden sonra, darbeci Üsteğmen Şefik!

   Şimdi, şu bir çift suâlime cevâp ver bakayım!

   Asteğmen olarak rütbeyi takdığın ilk günden, ordudan ayrıldığın son güne kadar sen;

 

  • Kaç Mehmetciğimizi tekme-tokat dövdün, ana avrat küfür etdin?..

 

  • Dövdüğün o Mehmetciklerden birisi için bile olsa Genelkurmay Başkanı, seni özür dilemeye mecbur etdi mi?..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Tümen Kumandanı Tümgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN'a olan kin ve öfkesini kusar iken,

   Zıvınadan çıkıp nefret zehirlenmesine uğrayan Şefik üsteğmen;

   “Astsubay” dediği köle askerler hakkında zihninin gerisinde birikdirdiği kokuşuk nefreti kusmuş!Asubay Tefrikası 6-5_ Orgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Genelkurmay Başkanlığı karargâhındaki yarısı FETÖ’cü olduğu 15 Temmuz’da ortaya çıkan Amerikan uşağı beyâz subaylarımızın da

   Tıpkı Şefik üsteğmen gibi, astsubaylara bugün dahi aynı kin ve aynı nefret ile bakdığını kendileri biliyor,

 

   Biz asubaylar da biliyoruz!..

   1951 senesinden beri subaylarımızın, köle asker olan asubaylara karşı beslediği

   Ve dahi

   Bir türlü bitip tükenmeyen bu kin ve nefretlerinin temelinde yatan hakikât ise şudur;

  • Kendilerinden daha kâbiliyetli,
  • Daha zeki,
  • Daha ferâsetli,
  • Daha hamiyyetli,
  • Daha şerefli,
  • Daha şahsiyetli,
  • Daha ahlâklı

     Ve

  • Daha yiğit asubaylara karşı duydukları derin ve sonsuz hazımsızlıkdır.

 

   Tanıdığım ve kardeşim kadar sevdiğim çok sayıda subayımız elbetde bu sözümden münezzehdir. Çünkü bu subaylarımız; hakikâtin hakkını verdiler ve beni takdir etdiler.

   Fakat

   Kendisinden daha iyi İngilizce konuşduğum her subayımızın bana karşı beslediği gizli kıskançlığı ve derin nefreti görevde iken her dâim hissetmişimdir. Bu subaylarımızın beni kendilerine karşı rakip olarak görmeleri ise beni hep güldürmüşdür.

   Netice itibârı ile; Acar tazı çullu da belli olur, çulsuz da!.. Kahramanlık ile rütbe arasında mutlak bir bağlantı olamaz! İşde bu sebepden dolayı “Astsubay” dedikleri köle asker sınıfını lağvetmek, en başda subaylarımızın işine gelecek.

   Çünkü

   Kendilerinden her bakımdan daha üstün vasıflı ve çaplı “astsubay”lardan ancak böyle kurtulacaklar.

 

 

*  *  *  *  *

 

   

   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin 6’ıncı bölüm 5’inci kısımında bugün inşallah,

   Bir tek konuya kalem batıracağız;

   Astsubay dediğimiz köle askerlerin “sicilen subaylığa nakil hakkının” nasıl gasb edildiğini göreceğiz.

 

 

Kumpaslar ile süslediğimiz “kaşkarikolar” ve “aldatmacalar” tiyatromuzu seyretmeye başlamadan evvel

Meselenin kolay anlaşılması için Demirgırat partisinin saltanât sürdüğü 1950’li senelerde

Türkiye’nin içine düşürüldüğü “siyâsî, itibârî ve askerî bataklık” hakkında kısa bilgi verelim.

1948 senesinde Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ile başlayan Coni’ye yamanma sevdâsının neticesi olarak

5802 sayılı Astsubay Kânununun kabul edildiği 1951 senesinde Türkiye, Amerika’nın dümen suyuna çokdan girmiş idi bile...

TBMM’den izin almaya tenezzül bile etmeyen Coniperestiş Başbakan Adnan MENDERES,

NATO’ya girmenin bedeli olarak; günlüğü 23 cent’e mâl olan 5.000 Mehmetciğimizi,

Amerika’nın kuyruğunda dünyânın öbür ucundaki Kore’ye ölüme göndermiş idi.

Türkiye'de bizim Türk general, Amerikalı Coni Çavuşuna parkasını giydirir iken

Amerikalı Coni yerine mayın eşşeği gibi mayın tarlasına sürülen ve kolu bacağı kopan bizim Mehmetciğimiz ise 

Kendisini hastahânede ziyârete gelen Amerikalı Coni generalinin elini öpüyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_US Army General MATTHEW_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

İkinci Dünyâ Harbinden sonra elinde kalan silâhları Amerika, bir an evvel başından savmak isdiyor idi.

Çünkü;

Gemilere ve uçaklara doldurup dünyânın dört bir bucağından Amerika’ya geri getirdiği dağlar kadar çok mikdardaki bu silâhları depolamanın bile milyarlarca dolar mâliyeti var idi. Ekserisi hurda olan bu silâh dağlarını Amerika için elden çıkartmanın en ucuz yolu, bu silâhları henüz rüyâsında bile göremeyen Türkiye gibi geri kalmış ülkelere, yenisi fiyatına kakalamak idi. Amerika’ya dâvet edip bir kaç gün gezdirip yedirip içirdiği ve sırtını sıvazlayıp eline üç-beş dolar harcırah sıkışdırdığı göbekden besleme, belden gıvırtmalı Coniperestiş subaylarımız vasıtası ile de bu işi pekâla yapabilir idi. Truman Doktrini ve Marşal Planı ismini verdiği dümenler ile öyle de yapdı...

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı;

Rüyâsında bile görmediği Amerikan artığı bu silâh ve cihazları, gözlerini kırpmadan yenisi fiyâtına almasına satın aldılar. Çünkü, parasını kendi ceplerinden ödememişler idi nasıl olsa!

Lâkin,

O vakitlerde ordumuzda bu silâhları kullanmasını bilen askerimiz yok idi, bu bir!

Sen paşa, ben aga! Bu inekleri kim saga?..

Hangi askerimizin kullanacağını da bilmiyorlar idi, bu da iki...

Soba borusu değil ya!

İmâl etmediğin, içini görmediğin ve teknolojisini, dilini, dişini bilmediğin silâhı nasıl kullanacaksın?

Bu silâhların kullanılmasını öğretmek için Coni’nin Amerika’da verdiği eğitimlere de

Coni doları ile ödenen harcırahları cebe indirmek, Amerika’da gezip tozmak için can atan subaylarımız gitdi. Bu kurnaz subaylarımız Amerika’ya varınca gördükleri karşısında pek şaşırdılar. Çünkü, subaylarımızın rüyâsında bile görmediği bu müthiş silahları, Amerikan Ordusunun tek pırpırlı er Coni’leri kullanıyor idi. Memlekete gelir gelmez verdikleri tekmilde Genelkurmay Başkanına da anlatdılar. Fransızca bilen Genelkurmay Başkanının kendisi de bu duruma epeyi şaşırdı ve Fransız kaldı.

Hurda dahi olsa rüyâmızda bile görmediğimiz silâhları Amerika, yenisi fiyâtına bize kakalamış idi.

Bu silâhları kullanmasını öğrenmek için verilen eğitimlere de

Üç beş Coni doları harcıraha teşne olan subaylarımızı göndermiş idik bir kere...

Ancak ne var ki;

Amerika’nın verdiği bu silâhları, Amerikan ordusunun subayları değil fakat Amerikan erleri kullanıyor idi.

Amerika’da, Amerikan silâhlarını kullanma eğitimi alan subaylarımız, orada bir şey daha fark etdi!

 

 

 

   Amerikan ordusunda sâdece iki sınıf asker var idi;

 

     1. Alaylı Mükellef Er

 

     2. Mektebli Muvazzaf Subay

 

 

 

Memlekete gelir gelmez verdikleri tekmilde, Genelkurmay Başkanına bu durumu anlatdılar.

İşde tam da bu konuda;

Bizim her boku bilen subaylarımız, kesdaneyi çizdirmek durumu ile karşı karşıya geldiler.

Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını Türk subaylarına Amerika’da, Amerikan Coni erleri öğretdi.

Fakat

Amerikan silâhlarını, Amerika’da, Amerikan erlerinden öğrenen subaylarımız memleketimize gelince,

Amerika’da kullanmayı öğrendiği Amerikan silâhlarını Türkiye’de, kendi ordusunda kullanmayı reddetdi.

 

 

   Tüyü bitmemiş yetim rızkından kesip Amerikan doları ile satın aldığımız İkinci Dünyâ Harbi artığı hurda silâhlar

 

  • Amerikan silâhı,

 

  • Bu silâhları Amerikan ordusunda kullanan askerler, Amerikan Coni erleri,

       

        Fakat

  • Bu silâhların kullanmasını öğrenmek için Amerika’ya gönderdiğimiz askerler ise bizim subaylarımız idi.

 

 

Amerikan Coni erlerinden “tak-çıkart”, “indir-kaldır”, “doldur-boşalt” ve “otur-kalk” şeklinde emir almakdan utanmayan, gocunmayan beyaz subaylarımız,

Türkiye’ye geldiklerinde, eğitimini aldıkları bu silâhları kullanmayı gururlarına yediremedi.

İşde, tam da bu noktada Genelkurmay Başkanı ve MSB, derin bir yol ayırımına geldiklerini fark etdiler;

Ordumuzu “hayt- huyt, cart-curt, sus-konuşma!” diyerek ceberrut emirler ile idâre etmek dönemi artık sona ermiş,

Bizim subaylarımız isdemese de; sadâkat ve rütbe değil fakat bilgi, kâbiliyet ve liyâkat dönemi başlamış idi.

 

 

 

   Bir başka ifâde ile ordumuzun;

 

  • Elinde göt gezdirip sağa sola kuru emir veren, omuzu bol rütbeli ve fakat boş kafalı subaylara değil

 

    Bilâkis,

 

  • Yeni silâhları kullanmayı öğrenecek ve erâtımıza öğretecek askerlere ihtiyâcı olduğunu anladılar.

 

 

 


Şu hâlde, Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanımızın önünde kaçamayacağı iki tercih var idi;

1. Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını kullanmak üzere o vakit ordumuzda mevcut olan “muvazzaf gedikli erbaş” denilen askerimizi eğitmek

Ya da

 

2. Zâten iflâs etmiş durumda olan bu “muvazzaf gedikli erbaş” sınıfını;

  • Evvelâ yeni teşkil edecekleri uyduruk “muvazzaf astsubay” sınıfına terfi(!) etdirmek,

 

  • Akabinde ise kıdemli başçavuş rütbesine terfi eden bu astsubaylardan;
  • İsdeyenleri, “teğmenliğe” nakletmek ve kıdemli yüzbaşılığa kadar terfi etdirmek,
  • İsdeyenleri, subay sınıfına dâhil olan “askerî teknisiyen” ya da “askerî kâtipliğe” nakletmek,
  • Orduda bedbin bir zümre yaratmamak” ve istekli kimselerin çalışmasına imkân vermek için; bu tercihlerin hiçbirisini isdemeyenleri de 9 senelik mecburî hizmet sonunda “terhis etmek” idi.

 

   Nasıl? Gözel mi?.. 

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının esâs hedefleri, işde yukarıda gördüğünüz gibi idi. Bu hedeflerin merkezinde ise “kıdemli başçavuş” rütbesine terfi eden astsubayların “teğmenliğe nakledilmesi” şartı ve hakkı var idi.

 

 

Başbakan Adnan MENDERES hükûmeti;

 

  • Astsubay Kânununu işde, bu maksat ile “hazırladı”,

 

  • Vekilllerimiz, bu maksat için meclisde ellerini kaldırıp “evet dedi”,

 

  • Meclisimiz de bu maksat için kabul edip “meriyyete koydu.”

 

 

 

Bu kânun, maksadına uygun olarak tatbik edilse idi şâyet biz asubaylar;

Sırf “asubay” olduğumuz için son 67 seneden beri bugüne kadar yaşadığımız binbir türlü itilme-kakılma, haksızlık, ıstırap, kalleşlik, nâmussuzluk ve mağduriyetlere mâruz kalmayacak idik!

 

Fakat

1951 senesinde tatbikata koydukdan hemen sonra peşpeşe çıkartdırdığı yeni kânunlar ile;

Genelkurmay Başkanı ve MSB, 5802 sayılı Astsubay Kânununun bu hükümlerini işlemez hâle getirdi.

Bu kânunun en temel hedefi olan ve astsubaylara verdiği “teğmenliğe nakil” hakkını da

Genelkurmay Başkanı ile el ele veren Millî Savunma Bakanı, gözlerimizin içine baka baka gasp etdi.

Pâye devşirip parsa toplamaya gelince övüngen, böbürgen, üfürgen, kemirgen ve semirgen,

Ve fakat iş yapmaya gelince sömürgen oluveren bizim beyaz subaylarımız,

Hakkını verelim, saksıyı iyi çalışdırdı!

Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını kullanmak ve kendi erlerimize öğretmek görevini,

Astsubay” dedikleri ve söz verdikleri hâlde “teğmenliğe naklet -me- dikleri” köle askerlerin sırtına yıkdı.

ATATÜRK, Osmanlı saltânatını yer ile yeksân etdi ve yerine Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu.

 

 

 

   Fakat

   ATATÜRK’ün goltuğuna tüneyen ve ATATÜRK’ün zâbiti olduğunu söyleyen beyaz zâbitan heyetimiz,

   Osmanlı’dan tevârüs etdirdiği saltanâtın tatlı nimetlerini; astsubay menşeli bu subaylar ile paylaşmak isdemedi. 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Genelkurmay Başkanları;

 

  • Askerî memurların” yapdığı bütün işleri “astsubayların” sırtına yıkdı,

 

  • Subay muadili olan “askerî memurluğu” fiilen ilgâ etdi. Ve böylece subay lojmanları ve subay sosyal tesislerinin yegâne sâhibi oldu,

 

  • Askerî teknisiyen” ve “askerî kâtiplik” sınıfını maksatlı olarak ilgâ etdi. Ve böylece astsubayların, subay sınıfına dâhil olan bu sınıflara naklini de kasıtlı olarak engelledi.

 

 

 

Yapılan bu şerefsizliklerin ve hak gasplarının neticesinde de;

  • Bugün artık kendini çekemez duruma gelen

Ve dahi

  • Fiilen ömrünü tamamlayıp iflâs eden uyduruk “astsubay” sınıfının ortaya çıkmasına sebep oldular.

 

*  *  *  *  *

 

  • Mâdemki Amerikan Ordusunda “er ve subay” olmak üzere iki sınıf asker var,
  • Mâdemki Amerikan silâhlarını satın alıyoruz,
  • Mâdemki Amerikan ordusunda aynı silâhları Amerikan Coni erleri kullanıyor,
  • Mâdemki Amerikanca’dan tercüme etdiğimiz Sahra Tâlimâtı (ST/FM) ile yatıp kalkıyoruz,
  • Mâdemki Amerikan askeri gibi yürüyüp, Amerikan askeri gibi tâlim-taallüm ediyoruz,
  • Mâdemki Amerikan askeri gibi giyinip, Amerikan askerleri gibi yeyip-içip, sıçıyoruz... 

 

Öyle ise;

Amerikan Ordusunun yapdığı gibi

Biz de kendi ordumuzu “er ve subay” olmak üzere iki sınıf olarak teşkil edelim diyen cesur, basiretli ve nâmuslu bir tek subayımız çıkmadı ortaya...

Her zamân yapdıkları gibi, 

Amerikan silâhlarını kullanacak asker temin etmek konusunda da gene; 

  • Kendi menfaatlerini,
  • Kendi keyiflerini,
  • Kendi rütbelerini,
  • Kendi istikbâllerini,
  • Kendi midelerini düşündüler.

 

Ve çâre olarak da kendi akıllarınca; 

  • Astsubay” dedikleri gedikli erbaş’dan bozma “sözde yeni bir asker sınıfı” teşkil etdiler.

Aslında yeni teşkil etdikleri “astsubaylık” her ne kadar Amerikan ordusunda mevcut değil ise de

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile astsubaylara verilen haklar, bugünkü haklardan bile daha iyi idi.

 

Peki,

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanımız,

1951 senesinde astsubaylara verdiği sözleri, acap tutdu mu?

Gereken koşulları hâiz astsubayları hakikâten “teğmenliğe nakil” etdiler mi?

Şimdi iltifât buyurur iseniz şâyet,

Devletimiz ve ordumuzun “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerlere;

 

  • Sicilen subaylığa nakil” hakkının 1951 senesinde nasıl verildiğini,

 

  • 1951 senesinden sonra peşpeşe peydahlanan kânunlar ile bu hakkın gizlice nasıl “gasp edildiğini”,

 

 İlk defâ Eski Tüfek’de olmak üzere fâş eyleyelim, inşallah.

 

*  *  *  *  *

1951

 

 

 

   14 Mayıs 1950 Pazar günü yapılan milletvekili seçiminde reylerin %55’ini alan Demokrat Parti, CHP’nin 27 senelik iktidârına son verdi. Ezeli rakip olan selef Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ile halef Cumhurbaşkanı Celal BAYAR arasındaki sidik yarışını, ikincisi kazandı.

   Devleti ele geçiren Demokrat Partisi; Türkiye Devletini Amerika’ya verdiği söz doğrultusunda yeni başdan tasarlamaya başladı. Bu değişim-dönüşüm-benzeşim çabalarının ilk deneme tahtası ise ordumuz oldu. Amerika’dan aldığı söze güvenerek uzun süre iktidârda kalacağına inanan DP Hükûmeti, kendi iktidârına tehdit olarak gördüğü ordumuzu hemen rapt-u zapt altına almaya başladı. Başbakan Adnan MENDERES, kendilerini devletin sâhibi zanneden Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile ordu komutanlarına foter şapkalarını giydirdi. Çünkü Sam Amca öyle emretmiş idi. Bu ekâbir takımının yerine de Amerika’nın yazıp ellerine verdiği reçeteye göre devleti idâre etmeye söz veren Başbakan Adnan MENDERES “tak diye söylediğini şak diye yapacak etekli paşalar” arıyor idi. Filhakika buldu da..

 

 



 

Asubay Tefrikası 6-5_Etekli Paşa Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan GÜREŞ ve Başbakan Tansu ÇİLLER_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES, 20. Hükûmeti 09 Mart 1951 Cuma günü teşkil etdi.

Aynı gün itibârı ile;

Sam Amcanın intihâb ve tâyin etdiği T.C. Devleti idâre heyeti aşağıda gördüğünüz eşhâsdan müteşekkil idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Celal BAYAR_ Adnan MENDERES_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İkinci kez başbakan goltuğuna oturdukdan sâdece 3 ay sonra Adnan MENDERES;

6/7 Haziran 1951 târihinde TBMM’ye şöyle bir dilekce verdi.

Ve dahi

Ordumuzda “astsubay” ismi ile sözde “yeni bir asker sınıfı” ihdâs edilmesini meclisden arz etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Astsubay” olarak tesmiye etdiği “yeni” asker sınıfının ihdâs edilmesinin gerekcesini de

Adnan MENDERES, târih huzûrunda şöyle izah etdi, yüce meclisimize;

 

 

GEREKÇE

   1. Modern harb silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır. Evvelce küçük zabit denilen ve daha sonra gedikli erbaş olarak adlandırılan bu sınıfın statüsünde zaman zaman değişiklikler yapılmak ve hukuki durumlarının çeşitli kanunlarla tesbiti suretiyle bu sınıfa rağbet teminine çalışılmışsa da tatbikatta edinilen tecrübeler bütün bunların bilhassa muharip sınıflara rağbeti sağlamak için kâfi olmadığını göstermiştir.

   Bu kanun tasarısı ile muharip astsubaylara aylıkla birlikte, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmeleri sağlanmak suretiyle rağbetin arttırılması düşünülmüştürBu suretle Anadolu'nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocuklarına daha geniş hizmet imkânları verilmiş ve liyakatleri ile mütenasip rütbelerle taltif edilmeleri de imkân dâhiline girmiş olmaktadır.

   Böylece kazanılacak Teğmen-Yüzbaşı rütbesindeki sınıf subayları ordu subay mahrutunun kaidesini teşkil edecek ve Harb Okulunda yetiştirilecek subayların daha uzun süreli bir tahsile tâbi tutularak yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirilmesi de sağlanmış olacaktır.

   Muharip astsubay ve takım komutanı ihtiyacını sağlıyarak ordu hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi ve bu elemanların durumlarının normal bir hale getirilerek çalışma azim ve şevklerinin artırılması düşüncesi ile mevcut kanun üzerinde yeniden çalışmalar yapılmasına mecburiyet duyulmuş ve bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

   2. Bu kanun tasarısında (Gedikli erbaş) tâbiri kaldırılmış ve bunların subaylığa da yükselecekleri göz önünde tutularak (Astsubay) denilmesi uygun görülmüştür. Keza Başçavuştan sonraki (Başgedikli) rütbesi de (Kıdemli Başçavuş) olarak değiştirilmiştir.

   3. Gedikli erbaşların evvelâ mecburi hizmetleri 12 yıl idi. 5619 sayılı Kanunla bu süre subaylar gibi 15 yıla çıkarılmışsa da astsubayların başçavuş rütbesi dâhil olduğu halde; 

  • Bütün rütbelerdeki bekleme sürelerini 9 yılda tamamlamış bulundukları ve

 

  • Bu tarihten sonra subaylığa yükselmeleri ve

 

  • Subaylığa yükselmiyerek kıdemli başçavuş durumunda kalanların arzu ettikleri takdirde çekilmelerini temin

 Ve dahi

  • Orduda bedbin bir zümre yaratmaktan ziyade istekli kimselerin çalışmaları hedef tutulduğundan yeni kanun tasarısında mecburi hizmet süresinin de 9 yılı aşmaması yerinde görülmüştür. 

 

   (....)

   6. Diğer taraftan halen orduda askerî memurlar tarafından yapılan görevlerin bu hizmetler için yetiştirilmiş astsubaylar tarafından yapılması daha faydalı mütalâa edildiği için tasarıda buna imkân sağlıyacak hükümlerden başka

  • Bu sınıfların kıdemli başçavuşlarından, muharip sınıflardan teğmen yetiştirilmesi esasına mütenazır olarak sınıf ve kıyafeti ayrıca tesbit olunacak  yeni bir sınıf ihdası daha derpiş olunmuş ve 

 

   Maaş durumları ile muadeletleri göz önünde tutularak yedinci sınıftan başlamak ve kıdemli beşinci sınıfa ve 80 lira asli maaşa kadar yükselmeleri imkân dâhiline alınarak ordunun bu ihtiyacının sağlanması esasları temin olunmak istenmiştir. Bu suretle kaynağı kapatılmış olan askerî memurlar bugün için bizzarure bu görevlerde çalıştırılan sivil memurlar zamanla tasfiye edilebilecek ve orduda bu hizmetleri görecek disiplinli bir sınıf meydana getirmek mümkün olabilecektir.

 

   7. Astsubaylardan yetiştirilecek; 

  • Subay,
  • Askerî teknisiyen ve
  • Askerî kâtiplerin 

 

   Astsubaylıkta geçirmek zorunda kaldıkları süreler göz önünde tutularak bu sınıflara geçerken maaşlarının 40 lira aylık aslından başlatılması hem zaruri ve hem de rağbeti temin bakımından faydalı görülmüştür.

 

   9. Astsubay Kanun tasarısı ile astsubaylar için kurulmak istenen hukuki statü ile diğer devlet memurları statüsü hemen hemen aynı durumda bulunduğundan tasarıda birçok hükümlerin bu umumi esaslara atfedilmek suretiyle tesbiti tercih olunmuş hususiyet gösteren mevzular için ayrı hükümler sevkedilmiş ve bu arada bugünkü kanun hükümlerinde noksan görülen hususlara yeni tasarıda yer verilmiştir.

 

 


Yukarıda gördüğünüz GEREKÇE’de Başbakan Adnan MENDERES’in sarahâten ifâde etdiği üzere;

Anadolu'nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocukları;

  • Astsubay okulunda 2 sene eğitim aldıkdan sonra “çavuş” rütbesi ile ordumuza intisâb edecek, 

9 sene muvazzaf hizmetin sonunda;

 

  • Teğmenliğe

 

      Ya da

 

  • Subay sınıfına dâhil olan askerî teknisiyen veya askerî kâtip sınıfına nakledilecek idi.

 

   5802 sayılı Astsubay Kânununda “Astsubay” ismini verdikleri askerler hakkında iki önemli husus daha var idi;

   Birinci husus şu idi;

   Başbakan Adnan MENDERES’in, kânun                 “Gerekce”’sinin 6’ncı maddesinde söylediği üzere; subay sınıfına dâhil olan “askerî memurların” yapdığı bütün işleri “astsubay” ismini verdikleri sözde yeni askerler yapacak ve bunun neticesinde de lüzumsuz gördükleri “askerî memur” sınıfını lağv edecekler idi.

   İkinci önemli husus da şu idi;

   Astsubay Kânun tasarısının “Gerekce”’sinin 9’uncu maddesinde ifâde edildiği üzere, astsubayların “hukuki statü”sü,  diğer devlet memurları statüsü  ile “ hemen hemen aynı duruma ” getirilecek idi.

 

*  *  *  *  *

 

Millî Savunma Bakanlığının hazırladığı ve aşağıda gördüğünüz kânun tasarısından da anlaşıldığı üzere

Astsubay Kânunu” ismi ile meclise gelen kânunun esâs amacı,

Astsubay” dedikleri askerleri 9 senelik muvazzaf hizmetin sonunda “teğmenliğe nakletmek” idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Yüksek Başkanlığa

   Ast subaylar hakkında Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunun 20.IV.1951 tarihli karariyle Yüksek Meclise sunulan ve Komisyonumuza havale buyurulmuş olan kanun tasarısı, gerekçesiyle birlikte Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ve Bakanlık temsilcileri de hazır oldukları halde incelendi.

   Yeni silâh ve araçlarla teçhiz edilmiş ve muhtelif sanayi kolları ile sıkı sıkıya ilgilenmiş olan modern ordularda, bu silâhları kullanmak usullerini erlere öğretmek maksadiyle, 19 ncu asırdan beri kıtadan yetişmiş onbaşı ve çavuşlarla subay sınıfı arasına teknik bilgilerle mücehhez yardımcı bir sınıf vücude getirilmiş ve asrımızda bu sınıfa ciddî bir ehemmiyet ve kıymet atfedilmiştir.

   Günden güne inkişaf etmekte ve yeni silâh ve araçlarla ve bunlara muktazi sanayi branşlariyle teçhiz edilmekte olan ordumuzun her türlü hizmetlerinde de bu tarzda yardımcı bir sınıf yetiştirmek amaciyle husûsi okullar ve enstitüler açılmış ve önceleri küçük zabit ve sonraları gedikli erbaş isimleriyle hususi bir sınıf da teşkil edilmiştir.

   Hükümetin gerekçesinde de izah edildiği veçhile bu sınıfa personel temini için muhtelif kanunlarla alınan çeşitli tedbirler maksadı ve bin-netice memleket müdafaasının hakiki bir ihtiyacını sağlıyamamıştır. Bu ihtiyacı karşılamak ve ordu hizmetlerini mükemmelleştirmek amaciyle mevcut mevzuat üzerine yeniden bâzı tedbirler alınmak zarureti hasıl olmuş ve bu maksatla hazırlanmış olan kanun tasarısında: aranılan rağbeti önliyen maddi ve mânevi âmillerin bertaraf edilmesi düşüncesi ile bu sınıfın hal ve istikbalini sağlıyacak yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur. Bu statünün koyduğu yeni esaslara göre, şimdiye kadar bu sınıf mensupları üzerinde ruhan menfi tesirler yaratan (gedikli erbaş) tâbiri değiştirilerek bunlara da gördükleri hizmetle mütenasip olmak üzere (ast subay) adı verilmiş ve mecburi hizmetleri 15 yıl iken 9 yıla indirilmiş ve bu kanun tasarısı ile tesbit edilen hukuki durumlarına göre bu sınıf mensuplarının idare hukuku bakımından bir Devlet memuru  mahiyetini aldığı göz önünde tutularak birçok cihetlerde memur ve subaylar hakkındaki ahkâma tâbi tutulmuş ve bunların ordu içinde her türlü muharip ve yardımcı sınıf hizmetlerini görebilecek kabiliyetlerde yetiştirilmeleri esas tutularak muayyen müddetlerle hizmetten sonra ehliyet ve kabiliyetlerini ispat edenler için; subay, askerî teknisiyen ve askerî kâtip sınıflarına geçmelerini  mümkün kılan esaslar ve prensipler vaz'edilmiş ve 80 lira asli aylığa kadar yükselmeleri temin ve yaş hadleri her rütbe için subaylara nispetle üçer yıl fazla tesbit edilmiştir.

   Bu tedbirlerle ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyetinde kazanılacak teğmen - yüzbaşı rütbesindeki subaylar ordu mahrutunun devamlı bir surette kaidesini teşkil ederek harb okulundan yetişecek subayların kemmiyet itibariyle daha az sayıda ve fakat keyfiyet itibariyle daha yüksek kalitede yetişmelerini de sağlıyacağına ve bu suretle subay mahrutunun zirvesine doğru daralarak hakiki şeklini muhafaza edeceğine komisyonumuzca kanaat getirilerek tasarının tümü, 28, 29, 30, 31 nci maddeleri hariç olmak üzere diğer bütün maddeleri oy birliğiyle ve adı geçen dört madde ekseriyetle kabul edilmiştir.

   (......)

 

   6. 20 nci maddedeki küçük subayların sağlık durumlarına ait hükmün subay oluncaya kadar erler hakkındaki hükümlere tâbi tutulması, görecekleri hizmetlerin mahiyeti bakımından, komisyonumuzca daha uygun görülmüş ve madde bu suretle değiştirilmiştir.

   (......)

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Yukarıda gördüğünüz raporu hazırlayan MSB’li kaşalotlar,

Astsubay” sınıfının teşkili hakkında 1951 senesinde şöyle demişler idi;

 

"Yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur.”

 

Fakat

27 Mayıs subay darbesinden bir kaç ay sonra peydahladıkları 211 sayılı İç Hizmet Kânunu meclisde müzâkere edilirken bu söylediklerini yalayıp yutacaklar idi.

 

*  *  *  *  *

 

02 Temmuz 1951 Pazartesi günü TBMM’nin kabul edip

Aynı gün tatbikata koyduğu Astsubay Kânununun aşağıda gördüğünüz daha birinci maddesine de

Astsubay” ismini verdikleri asker kişilerin, “subay yardımcısı” olduğunu yazdılar.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    Kanun No: 5802                                                    Kabul tarihi: 2/7/1951

 ASTSUBAY KANUNU 

B İ R İ N C İ BÖLÜM

Genel hükümler

   Astsubaylar:

 

   Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, gümrük koruma birlikleri kadrolarında astkomuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde “subaya yardımcı” olarak görevlendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.

 

 

 

Yeri gelmiş iken bir hususu fâş eylemem gerekiyor.

 

  • Gedikli dediği ortada sandıkasker sınıfını Donanmamız, 1890 senesinde kânun ile teşkil etdi.

 

  • Küçük zâbit dediği ortada sandık asker sınıfını da Kara Kuvvetlerimiz, 1909 senesinde gene kânun ile teşkil etdi.

 

Fakat

1462 sayılı Harp Okulları Kânunu 1971 senesinde kabul edidi.

Bir başka ifâde ile Harp Okullarını;

1971 senesine kadar Genelkurmay Başkanlığı ya da MSB’nin hazırladığı

Ve dahi

Meclis denetiminden kaçırıp meriyyete koydukları tâlimâtnâmeler ile “kânunsuz” olarak teşkil ve idâre etdiler.

 

Astsubay dedikleri uyduruk askerler için çifte mühürlü kânunlar tertip eden şerefsiz subaylar,

Böyle yapmak ile Harp Okullarını işlerine nasıl geldi ise öyle idâre etdiler.

 

Hele Hava Harp Okulunun durumu tam bir rezâlet!

1951 senesinde hizmete açılan bu okulumuz da;

Harp Okulları Kânununun kabul edildiği 1971 senesine kadar “kaçak” olarak subay mezun etdi.

 

 

 

   Yukarıdaki hükûmet “GEREKÇE”’sinde Başbakan Adnan MENDERES’in de ifâde etdiği üzere

   “Subay yardımcılığına” lâyık görüp ordumuzda 9 sene görev verdikleri astsubayları;

  • Teğmen

      Ya da

  • “Askerî teknisiyen veya “askerî kâtipnasbetmek” şu hâlde zor olmasa gerek idi.

 

 

Yukarıdaki hükûmet “GEREKÇE”’sinde Başbakan Adnan MENDERES’in de ifâde etdiği üzere

Subay yardımcılığına” lâyık görüp ordumuzda 9 sene görev verdikleri astsubayları;

 

  • Teğmen
      Ya da
 
  • “Askerî teknisiyen veya “askerî kâtipnasbetmek” şu hâlde zor olmasa gerek idi.

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun 28’inci maddesine de bu hükümleri

Aşağıda gördüğünüz şu cümleler ile yazdılar.

 

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Astsubaylardan subay, teknisiyen ve askerî kâtip yetiştirilmesi

 

   Astsubayların subaylığa, askerî teknisiyen ve kâtipliğe geçirilmesi:

 

   Madde 28 Kıdemli başçavuşlukta ikinci ve üçüncü senesini ikmal etmiş bulunan astsubaylardan (Muzika astsubayları hariç) aşağıdaki nitelikleri taşıyanlar alâkalı Bakanlıkların inhası üzerine yüksek tasdik ile;

  • Teğmen

       Veya

  • Maaşça muadili askerî teknisiyen veya askerî kâtip nasbedilirler.

   Bunlardan teğmen nasbedilenler Subay Terfi Kanunu hükümlerine göre kıdemli yüzbaşılığa (dâhil) ve diğerleri muadil maaş derecesine kadar yükselebilirler.

   A ) Kıdemli başçavuşluğa kadar her rütbeye normal şartlar altında yükselmiş bulunmak,

   B) Umumi, meslekî bilgileriyle karakter ve ahlâk bakımından subay, teknisiyen ve askerî kâtipliğe lâyık bulunduğu tasdik edilmiş olmak,

   C) Sağlık durumları müsait bulunmak,

   D) Yapılacak seçim imtihanlarında ve mütaakiben gönderilecekleri sınıf okullarında ve özel kurslarda başarı göstermek,

   Bu hususa ait esaslar Bakanlar Kurulu karariyle tesbit olunur.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Derviş'in Fikri Ne ki, Zikri Ne Ola?..

 

5802 sayılı Astsubay Kânununu, 1951 senesinde meclis görüşdü ve kabul etdi.

Fakat

Astsubay Yönetmeliğini ise Millî Savunma Bakanı hazırladı. Aşağıda gördüğünüz ekâbir takımı da bu yönetmeliği okumadan imzâladı.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Astsubaylıkdan subaylığa nakil şartı, kânunda üç beş madde idi.

Fakat

Yönetmeliğe öyle şartlar giydirdiler ki. Görsen, tıp fakültesinin seçme sınavına giriyorsun zannedersin!

Kânunun kenârından dolaşarak hazırladığı yönetmelik ile aslında,

Genelkurmay Başkanlığımız niyetini alenen fâş eylemiş idi; astsubaylarısubaylığa naklet -me- mek!

Genelkurmay Başkanlığımız;

 

  • Sanat enstitisü” mezunu bir genci alıyor.

 

  • 1 veya 2 sene eğitim verip “çavuş” nasbediyor.

 

  • Bunun üzerine  de astsubay olarak 9 sene vazife yapdırıyor.

 

  • Kıdemli başçavuş rütbesine kadar terfi etdirdiği bu astsubayı, toplam 11 senelik hizmetinin sonunda “teğmen nasbetmek” için bir imitihân yapıyor.

 

  • Bu imtihânda yukarıda gördüğünüz derslerden âhiret suâlleri soruyor.

 

 

 

   Burada ise benim aklımda şu suâller tebellür ediyor;

  • Bu senelerde, Harp Okullarımızın talebeleri hangi dersleri tedris ediyorlar idi acap?

 

  • Mâdemki sorduğun bu dersleri astsubay bilmiyor idi. O zamân bu çocuklara boş yere 9 sene nesi kime astsubaylık yapdırdın?

 

  • Mâdem ki atsubay olarak 9 sene boyunca bu derslere ihtiyacı olmadan vazifesini yapdı. Bugüne kadar ihtiyâcı olmayan bu derslerden şimdi niye sıygaya çekiyorsun?

 

  • Bu astsubaylar, teğmen olunca da bugün yapdığı işlerin gene aynısını yapacak. Bu derslerden sorguya çekmek ile astsubayları sen, prof. mu yapacaksın?

 

  • En mühim suâl de şudur; Maçan yiyor ise şâyet Harp Okulundan 9 sene evvel mezun etdiğin bir subayı çağır ve bu derslerden bir imtihân yap! Bakalım, senin o subayın bu imtihânda, bu suâlleri cevâplayıp muvaffak olup da “teğmenliğe” terfi edebilecek mi?

 

 

 

*  *  *  *  *


5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde astsubaylara verilensubaylığa nakil hakkını

Sonraki senelerde tertip etdikleri kânunlar ile nasıl da kıymık kıymık gasp etdiklerini,

Buyurun, şimdi hep berâber görelim...

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin daha bıldır meclisde kabul edip de

Hemen meriyyete koyduğu 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile teşkil etdikleri astsubaylara verdiği “sicilen subaylığa nakil” hakkını

Neşretdiği resmî kitaplarda Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT,

Şu yaldızlı cümle ile ilan etdi, bütün dünyâya;

* Gediklilerin yetiştirilme usulü değiştirilecek,

** Sayıları arttırılacak

*** Yüzbaşılığa kadar terfi edebilecek.
 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT’dan sonra Genelkurmay Başkanlığı goltuğuna gıçını goyan başkanlarımız,

Astsubaylara verdiği bu sözü, tutdular mı dersiniz?

 

*  *  *  *  *

 

 1954

  

 

 

Takvimler 1953 senesini gösderir iken

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz eşhâsdan müteşekkil idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Aynı senelerde ilkokuldan sonra 5 sene veya ortaokuldan sonra 2 sene eğitim veren “sanat enstitüsü” mezûnu öğrenciler,

Aşağıda gördüğünüz 6137 sayılı kânuna istinâden;

 

  • Mükellef askerliğini “yedek subay” olarak yapıyor idi.

 

Mükellef askerliğini “yedek subay” olarak tamamlayan asteğmenlerden arzu edenler ise;

  • Teskere bırakıp” orduda muvazzaf subay olarak kalabiliyor idi... 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Fakat garâbete bakınız ki;

   5802 sayılı Astsubay Kânununa göre, Astsubay Okulları da “sanat enstitüsü” mezûnu öğrencilerini de kabul ediyor idi.

   Buradaki rezilliği şöyle izah etmek mümkün.

 

 

           

     Dün Genelkurmay Başkanlığı, bugün de Millî Savunma Bakanlığı;

  • Lise mezunu çocuklarımızı Harp Okulunda 4 sene okutup subay nasbediyor mu? Ediyor!

     

   Fakat

 

  • 4 senelik üniversite mezunu çocuklarımızı lisans diplomasının üzerine 2 sene de MYO’larda olmak üzere toplam 6 sene okutup “astsubay çavuş” nasbediyor mu? Ediyor!

 

  • 6 sene yüksek tahsilli bu çocuklarımıza "çavuş" deyip "ortada sandık" misâli 15 sene hizmete icbâr ediyor mu? Ediyor!

 

  • Liseden sonra Harb Okulunda 4 sene oku, subay ol!

 

  • Liseden sonra 4 senelik üniversiteden mezun ol. 2 sene de MYO’da oku. 6 sene oku ve asubay ol!

 

   Böylesi bir rezâlet dünyânın hiçbir ordusunda yokdur!

   Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına;

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde yapdıkları işde, tam da böyle rezil bir şey idi...

 

 


Asubay Okulundan istifa edip “yedek subay” olmak isdeyen asubay adayı öğrencilere ise

Bu kânunun aşağıda gördüğünüz şu geçici dördüncü maddesi ile yasak getiriliyor idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere Adnan MENDERES hükûmeti, Genelkurmay Başkanı ve MSB;

1950’lerde  bu şekilde “subaylığa nakil hakkı”nı sâdece “astsubay” dedikleri askerlere vermediler.

Asubaylara verilen bu saçma yasak senelerce devâm etdi ve bu haksızlığa kimse de çıkartmadı.

Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde astsubaylara verdiği “subaylığa nakil hakkı”nı

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanının maksatlı olarak engellemesinin sebebi ise

Millî Savunma Komisyonunun hazırladığı aşağıda gördüğümüz şu raporunda gizli...

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Sanat Enstitüsü mezunlarının yukarda izah ve teşrih edilen durumları muvacehesinde teklif edilen kanun lâyihasının kabulü halinde; 

   5802 sayılı kanun hükmüne göre dokuz yıl mecburi hizmetle orduya intisap etmiş olan on bini mütecaviz muharip astsubaylara da yedek subay olmak hakkının tanınması zaruri olacak

   Ve şu hâle göre 5802 sayılı Kanun hükümleri ile bu kanunun gözettiği maksatlar ve teşkilât tamamiyle bozulacak

   Ve astsubay sınıfına girmiş olanlar da yedek subay olmak hakkını kullanarak muharip astsubay kadrolarında çok vahim boşluklar hâsıl olacaktır.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Sanat enstitüsü mezunu astsubayların subaylığa nakledilmesine itiraz edenlerden birisi de

Kerizci Rifat TAŞKIN idi.

Bakınız Kerizci Rifat, astsubayların subaylığa nakledilmesinin sakıncasını kendi aklınca nasıl izah etmiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Yalancı emekli subay Rifat TAŞKIN_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 


Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   RİFAT TAŞKIN (Kastamonu) — Efendim,

   (....)

   Bugün orduda astsubaylık ihdas edilmiştir.  Astsubay membalarından biri sanat enstitüleri mezunlarıdır. Bu sanat enstitüsü mezunlarını astsubay olarak kabul ediyoruz. Astsubay olunca 9 sene hizmet etmek mecburiyetindedir. Şimdi bunlara yedek subay olmak hakkını verirsek 9 sene hizmet yapmaktansa 2 sene hizmet ederek ordudan çekilmeleri ihtimalleri vardır. Bu itibarla silâhlı kuvvetlerimiz aleyhine bir zarar tevlit etmektedir. Bu durum karşısında tamamen bu vaziyetin silâhlı kuvvetlerimiz aleyhine bir netice doğuracağına kaani olan komisyonumuz bunu itifakla reddetmiştir.

 

 

 

  • Evvelâ köy enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Akabinde, bu okullarda öğretmenlik yapan sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • 5430 sayı ve 1949 seneli kânununa göre uzman çavuş yapdığın sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Askerliğini mükellef er olarak yapmakda olan vatandaşlara “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Ve hattâ askerliğini yapıp da bitiren vatandaşlara bile “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Fakat aynı sanat enstitüsü mezunu olan astsubay adaylarına “yedek subay” olmayı yasak et!..

 

  • Astsubaylara “yedek subay” olma hakkını vermeyişinin sebebini de “silâhlı kuvvetlerimiz zarâr görür” diye açıkla!

 

 

 

  • Ulan şerefsizler! Siz gerzek subaylar silâhlı kuvvetlerini, "astsubay" dediğiniz askerlere güvenip de mi kurdunuz?

 

  • Bu astsubay adaylarının yerinde siz olsa idiniz şâyet, okulunuzdan istifa edip “yedek subay” olmaz mı idiniz, yavşaklar?

 

  • Astsubay dediğiniz asker kişilerin, sizlerinki kadar da olsa aklı yok mu sanıyorsunuz, kaşalotlar?

 

  • Astsubay Kânununu şunun şurasında daha iki sene evvel meclisde konuşurken, bu kânunun gerekcesini Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına “subaylığa nakil hakkı veriyoruz” diye ağzında laf geveleyen ben mi idim, şavşaklar?

 

Subay yapacağız diye aldatdığın bu çocuklara şimdi de “yedek subaylığa” geçişi yasak et!

Yazıklar olsun hepinize!..

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanlığı, yukarıda gördüğünüz 6137 sayılı kânun ile astsubay ismini verdiği askerlerin 1953 senesinde “yedek subay” olmasını yasaklamak ile kalmadı...

Zamân içinde meclise kabul etdirdiği kânunlar ve aynı zamânda 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES'in verdiği “teğmenliğe nakil” müktesep hakkını da kasıtlı olarak engelledi. 

 

 

   Genelkurmay Başkanları;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânununda “subay yardımcısı” olarak tefrik ve târif etdiği

        Ve dahi

  • 9 senelik hizmetin sonunda “teğmenliğe nakletmek” vaadi ile kafeslediği astsubaylara;

 

  • Ne “subay yardımcısı” gibi muamele etdi,

 

  • Ne de “teğmenliğe nakil” etdi.

 

 

   10-15 sene mecburî hizmet ile sağmal inek gibi orduya bağladığı astsubayları; ne öldürdü ne de güldürdü.

   Tıpkı sömürgen devletlerin İkinci Dünyâ Harbinden beri Türkiye’yi sömürdüğü gibi,

   Aynı târihlerden beri subaylarımız da;

   “Subay yardımcısı” dedikleri ve “teğmenliğe nakledeceğiz” yalanı ile aldatdıkları astsubayları sömürdü.

 


 

*  *  *  *  *

 

 1954

 

1954 senesini yaşadığımız o günlerde

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan ibâret idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun 20’inci maddesine göre;

Astsubay dedikleri askerlere “subay oluncaya kadar” sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi yapacaklar idi.

9 senelik hizmetin sonunda da “astsubayları subaylığa nakil edecekler” idi nasıl olsa.

Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin 02 Mart 1954 Salı günü meclisde kabul etdiği aşağıda gördüğünüz şu kânun ile;

Sağlık hizmetlerinde astsubaylara “subay gibi” muamele edilmesi hakkını “bahşetdiler.

Ve böylece

Astsubaylara “subay oluncaya kadar” sağlık hizmetlerinde “er gibi” muamele yapılması için Astsubay Kânununda ileri sürdüğü gerekceyi de hep berâber yalayıp yutdular.

Hüsniyetli bir bakış ile sağlık hizmeti konusunda yapılan bu “iyileşdirmeyi” astsubaylar için bir kazanç olarak değerlendirmek mümkün.

Fakat

Subaylarımızın, biz asubaylar hakkında bugüne kadar hüsniyetle düşünüp karar verdiğini hiçbir zamân görmedik ki. Aşağıdaki kânunun gerekcesini okudum. Subaylarımız osdurup osdurup ipe dizmişler. Dönemin Başbakanı Adnan MENDERES de bu osdurukdan gerekceleri aynen yemiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay ismini verdiğin askerlerin mâdemki “subay yardımcısı” olduğunu söyledin,

O zamân Astsubay Kânununu hazırlarken astsubaylara niçin subaylar ile aynı sağlık hizmetini vermedin?

Mâdemki astsubaylara sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi yapmanızın sebebi “subaylığa nakledilmesi” idi. Öyle is astsubayları 9 senelik hizmetin sonunda subaylığa niye nakil etmediniz?

Genelkurmay Başkanının bu hamlesinin, astsubaylara yeni bir hak vermek değil fakat; 

  • Hem “askerî memurların”,
  • Hem “erlerin”,
  • İşine geldiği durumlarda hem de “subayların”,

Yapdığı işlerin hepsini birden yapdırmayı başardığı bu “köle” asker sınıfının

Subay ile er arasındaki” bu “ortada sandık” yerini tahkim etmesi için kurnazca ve alçakca yapılmış bir hamleden başka bir şey değil idi. 

 

*  *  *  *  *

 

Beyaz subaylarımızın biz astsubaylara bakışındaki en kadim, en temel ve en şaşmaz kural şudur; 

  • Astsubay dedikleri “ortada sandık” ve “köle” askerlere ne zamân bir hak verdin,

 

  • Verdiğin bu hakka “bedel” olarak başka bir hakkı astsubayın elinden mutlaka geri al! 

 

Astsubaylara sağlık hizmetlerinde “subay gibi” muamele edilmesi “hakkı verdiğine” göre

  • Astsubayların o anda sâhip olduğu haklardan birisini de “gasp etmek” şart olmuş idi!

Peki,

Beyaz subaylarımızın köle asker olan astsubaylardan “gasp edecekleri bu hak” ne idi dersiniz?..

 

*  *  *  *  *

 

 1956

 

Astsubaylara, sağlık hizmetlerindesubay gibi” muamele etmeye başlayalı henüz bir buçuk sene olmuş idi.

1956 senesine geldiğimiz günlerde;

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti gene hâlâ görevde idi.

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanları foter şapkalarını giymiş ve evlerinin yolunu tutmuş,

Orgeneral İ. Hakkı TUNABOYLU yeni Genelkurmay Başkanı olarak bıldır göreve başlamış,

Başbakan Adnan MENDERES aynı zamânda Millî Savunma Bakanı Vekili de olmuş,

1956 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan teşkil etmiş idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

6744 sayılı kânun ile Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin asubaylara yapdığını anlatmadan evvel

Aşağıdaki şu kısa bilgiyi vermemiz gerekiyor.

İlkokuldan sonra en az 5 sene veya ortaokuldan sonra en az 2 sene tahsil süresi olan meslekî ve teknik öğretim müesseselerinden mezûn olan gençlerimize,

1953 senesinde kabul edilen 6137 sayılı kânuna istinâden “yedek subay” olma hakkı verilmiş idi.

  • Mükellef askerlik için orduya girip “asteğmen” oluyorlar,
  • Mükellef askerlik görevini tamamlayınca da câmi avlusuna bebe terk eder gibi “teskere terk eden” “asteğmenler”, sivil hayâtı terk edip “muvazzaf subay” olarak orduda kalıyorlar idi. Yakın zamâna kadar ordumuzda böyle “terk-i teskere” etmiş çok sayıda “meslek liseli teknisiyen subayımız” mevcut idi. 

 

Fakat

Aynı senelerde Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı,

Aynı okullardan mezûn olan gençlerimizi “subaylığa nakletmek” vaadi ile kandırıp “astsubay” nasbediyor idi.

 

 

 

   “Çavuş” rütbesi ile ordumuza intisâb eden astsubaylara;

  • Askerî memurların, 
  • Erlerimizin 
  • Ve ellerinde  göt gezdiren subaylarımızın yapdığı işlerin hepsini yapdırıyorlar idi.

 

 

   Bu tutumu ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı;

 

  • Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarını aptal 

 

      Fakat  

 

  • Kendilerini ise akıllı zannediyorlar idi.

 


Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı’na inanıp astsubay okullarına kayıt yapdıran astsubay adayı öğrenciler, kandırıldıklarını anlamakda hiç gecikmediler. Bu sebepden dolayı, teşkil edilmesinin daha ertesi senesinde, astsubay okullarına müracaat, birden bire dibe vurdu. Durum o kadar vahim idi ki Donanmamız, gazetelere çarşaf gibi ilanlar verip öğrenci tavlamaya mecbur kaldı.

 

Asubay Tefrikası 6-5_Cumhuriyet Gazetesi _ Gedikli Erbaş ilanı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay Okullarına rağbetin sıfıra inmesinin ikinci ve daha önemli sebebi ise şu idi;

Astsubay” sınıfından evvel ordumuzda bu sınıfın yapdığı işleri “gedikli erbaş” ismi verilen askerler yapıyor idi.

Gedikli Erbaş Kânunu daha şunun şurasında 23 Mart 1950 senesinde, bıldır tezgahlanmış idi.

Ve “gedikli erbaşlar”; kölelik demek olan 15 senelik mecburî hizmet ile “sağmal inek gibi” ordumuza rapdedilmiş idi.

 

 

   O zamânki dünyânın kalbur üsdü ordularında “gedikli erbaşlık”;

  • Alaylı,
  • Mükellef,
  • Muvakkat,
  • Harçlıklı

        Ve

  • Teskereli

 

   Askerler olarak görev yapıyorlar idi.

   “Gedikli erbaşlık” sınıfı, bu koşullar ile teşkil edilse idi şâyet mesele yok idi. Çünkü devletimizin o zamânlar imzâ atıp taraf olduğu 1929 Cenevre Sözleşmesine göre işin doğrusu da bu idi.

   Fakat

   “Mükellef” sınıf olarak ordumuza hizmet eden “gedikli erbaş” sınıfını,

   1950 senesinde “muvazzaf” sınıfa tebdil etmek ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı,

   Askerlik târihimizin en aptalca karârını vermiş ve en büyük hatâsını yapmış idi.

   Çünkü

   Bizim her boku bilen beyaz zâbitân heyetimiz;

  • Mükellef erlerimizi eğitmek için er tâlimgâhlarında güneş altında ter döküp gırtlak patlatmak,

       Ve dahi

  • Sıçmasını bile bilmeyen “mükellef erlerimizin” boku püsürü ile uğraşmak isdemiyorlar idi.

 

 


   5802 sayılı Astsubay Kânununun  gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in alenen fâş eylediği üzere

   Sadr-ı âzam daşşağından düşme beyaz zâbitân heyetimizin asıl ve gizli maksatları şunlar idi; 

  • Harb Okulunda yetiştirilecek subayları daha uzun süreli bir tahsile tâbi tutmak

         Ve dahi

  • Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirmek. 

 

   Anadolunun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına deli gömleği gibi giydirilen “muvazzaf gedikli erbaşlık

   Zamânın koşullarına göre “istikbâl vaad etmediğinden dolayı” bu sınıfa kimse rağbet etmemiş idi.

   Çünkü;

  • Ortaokul mezunu gençleri alıp “gedikli erbaş” yapan ordumuz, bu askerlere “mükellef er” muamelesi yapıyor,
  • Kışlada  yatıp kalkan gedikli erbaşlara yüksek tahsil yapması ve hattâ evlenmesi bile yasak ediyor,
  • En düşük maaş alan devlet memuru kadar bile maaş alamıyor,
  • Devlet memuru olduğu kabul edilmiyor,
  • Devlet memuru sayılmadığı için de 3338 sayılı kânun ile 1940 senesinde devlet memuruna vermeye başladıkları yakacak, yiyecek vs. “aynî yardımları” alamıyorlar idi.

 

İşde bu sebeplerden dolayı teşkil edilmesinden birkaç ay sonra “gedikli erbaş” asker sınıfı iflâs etdi.

Müracaat olmadığı için de “gedikli erbaş ortaokulları” bomboş kaldı...

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu ile teşkil edilen

Ve dahi

Teşkil edilmesinden bir kaç ay sonra iflâs eden “muvazzaf gedikli erbaşlık” yerine

Bu kez de mektebli muvazzaf subay ile mükellef alaylı er arasında ortada sandık misâli “muvazzaf mektebli astsubay” sınıfını teşkil etdiler.

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde ihdâs etdikleri “muvazzaf astsubay” sınıfı aslında “muvazzaf gedikli erbaşlığın” boyalı-cilâlısından başka bir şey değil idi.

Fakat

Astsubay” sınıfının, “gedikli erbaşlık”dan nerede ise tek farkı şu idi;

 

    

   9 sene hizmet eden astsubaylar, “teğmenliğe” nakil edilecekler idi

 

 

 *  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun aşağıda gördüğünüz Geçici birinci maddesi ile;

Bu kânunun yürürlüğe girdiği 2 Temmuz 1951 târihinde ordumuzda “gedikli erbaş” unvânı ile görev yapan askerler de “astsubay” lığa  terfi(!) etdiler.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Gedikli erbaşlıkdan astsubaylığa terfi(!) eden bu askerlerden 5802 sayılı Astsubay Kânununun 28’inci maddesindeki şartları hâiz olanlar, “teğmenliğe nasbedilmek için” dilekce verdiler.

1951 senesinde gedikli erbaşlıkdan astsubaylığa terfi (!) eden bu askerlerin

Şimdi de “teğmenliğe terfi” etmek isdemesini işiten subayların dübürlerindeki tüyleri bile ters döndü!

Her boku bilen subaylar, bu astsubaylarımızı açgözlü olmak ile ithâm etdi ve şöyle dediler;

 

  • Gedikli” idiniz sizleri “astsubay” yapdık!

 

  • Yetmedi, şimdi de subay olup başımıza mı sıçacaksınız?

 

  • “Astsubaylık” bile sizlere fazla! Gözünüze, dizinize dursun, e mi!” 

 

Kimi subay gomutanlarımız da şu meşhur vecizi yumurtaladı;

 

  • Ayakdan, baş; sürmeden, gaş; gedikliden, subay olmaz arkadaş!

 

*  *  *  *  *

 

İşde, yukarıda anlatdığımız sebeplerden dolayı;

Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullanacak asker bulamayan Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı, tekrâr Başbakanın kapısına dayandı.

Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde kendisinin ihdâs edip “astsubay” ismini verdiği askerlere 

  • 1951 senesinde verdiği,
  • 1956 senesinde de ikinci kere verdiği “subaylığa nakil” müktesep hakkının, 

 

Tatbikata geçirilmesi konusunda Genelkurmay Karargâhında hâlâ ayak direyen beyâz subaylarımız var idi.

Başbakan Adnan MENDERES astsubaylara “subaylığa nakil” hakkını 1951 senesinde vermiş idi vermesine.

Fakat o seneden beri geçen 5 senede, “subaylığa nakil edilen” astsubay sayısı 5 bile değil idi.

 

 

   Beyâz subaylarımız;

  • Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapdırdığı,

 

  • Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullandırdığı ve kullanmasını erlerimize öğretdirdiği,

 

  • Subayların yapdığı ve yapmadığı bütün işleri yapdırdığı

 

        Ve dahi

 

  • 5802 sayılı Astsubay Kânununa göre “subay yardımcısı” dediği askerleri,

 

  Sanki cüzzamlı imiş gibi “subaylığa nakletmeyi” bir türlü hazmedemedi.

   1951 senesinden beri ordumuzdaki “subay ile astsubay” arasındaki görev-yetki karmaşası ve özlük haklarındaki ölçüsüzlük, sonunda patlama noktasına geldi.

   Ordumuz, içden içe ve derinden kaynamaya çokdan başlamış idi...

 

 

*  *  *  *  *


Başbakan Adnan MENDERES söz verdiği ve hâlde subaylığa nakledil -me- yen astsubaylar,

Bu kez de Adnan MENDERES’in vekillerinin kapısına dayandı.

Astsubayların bu haklı feryâdına koca meclisden 6 vekil ses verdi!..

Denizli İlimizden Beşi Bir Yerde Beş Zeybek!

Aşağıda resimlerini, isimlerini ve cisimlerini gördüğünüz Demokrat Parti Vekili Baha AKŞİT ve dört arkadaşı

1956 senesinde meclise şöyle bir kânun teklifi verdi.

  

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili Baha AKŞİT ve milletvekili arkadaşları_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

    Devre: X         İçtima: 2

 

   S. SAYISI : 151

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi ve Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi ve Millî Müdafaa ve Bütçe encümenleri mazbataları (2/180, 2/225)

 

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi (2/180)

T.B.M.M. Yüksek Reisliğine

5802 sayılı Astsubay Kanununa ek kanun teklifimi takdim ediyoruz. Gerekli muamelenin yapılmasını arz ve rica ederiz.

 

Denizli                 Denizli                                 Denizli                 Denizli                 Denizli

B. Akşit               R. Tavaslıoğlu                     O. Ongun          A. R. Karaca         A. H. Sancar

 

 

ESBABI MUCİBE

 

   Türk Ordusunun teknisiyenlere olan ihtiyacı aşikârdır, hele son yıllarda motorize birliklerin ve silâhların inkişafı karşısında teknisiyen sınıfı büsbütün ehemmiyet kesbetmiştir. Bu sınıfı cazip bir hale getirmenin zarureti aşikârdır, hal böyle iken Astsubay olarak başarı ile hizmet görmek suretiyle kıdemli başçavuşluğa kadar yükselmiş olanlar arasında yapılan imtihan neticesinde muvaffak olanlar yeni bir tedrisata tâbi tutulmakta ve sonunda kazananlar teknisiyen sınıfına alınmaktadırlar. Bunların teknisiyen okullarından itibaren giyim ve iaşe bedelleri kesilmektedir. Bu vaziyet karşısında teknisiyenliğin cazip hale gelmesine imkân yoktur. Bu sınıfın ehemmiyetini göz önüne alan Yüksek Meclis aynı tahsili yapan sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subaylık” hakkını tanımıştır.

   Teknisiyen sınıfının durumlarının ıslahı maksadı ile ilişik kanun teklifimi takdim ediyorum.

 

 

*  *  *  *  *


Elazığ İlimizden Tümgeneral Bir Gakgoş!

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile “subaylığa nakil” hakkı verildiği hâlde

Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin astsubayları “subaylığa nakletmediğini” gören vekillerden birisi de

İktidârdaki Demokrat Parti Elazığ Vekili Hüsnü GÖKTUĞ idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili emekli subay Hüsnü GÖKTUĞ_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi (2/225)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine

   5802 sayılı Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesine mütedair olan kanun teklifimi eklice sunuyorum.

   Gereğinin yapılmasına müsaadelerini rica ederim.

13.1.1956

Elâzığ Mebusu

H. Göktuğ

 

ESBABI MUCİBE

   1. 5802 sayılı Astsubay Kanununun 28’nci maddesi, kıdemli başçavuşlukta ikinci ve üçüncü senesini ikmal etmiş bulunan astsubaylardan (bando astsubayları hariç) kanunda yazılı şartları haiz bulunanların;

  • Teğmen

          Ve

  • Askerî teknisiyen, askerî kâtip

   Nasbedilmeleri hükmünü ihtiva etmektedir.

 

   Kanunun bu hükmüne göre;

  Piyade, topçu, tank gibi sınıflara mensup astsubayların teğmenliğe nasbedilerek subaylık hak ve statüsü iktisab etmelerine mukabil,

   Teknisiyen (sanat enstitüsü mezunu) astsubayların da askerî teknisiyen nasbedilmeleri,

   Bando astsubayları için de hiçbir hak tanınmamış olması,

   Bu sınıf mensupları için bir mağduriyet ve adaletsizlik yaratmış bulunmaktadır.

   Esasen, ordunun küçük rütbeli subay kadrosunun tamamlanmasında fayda yaratacağı mülâhaza edilerek tedvin edilmiş bulunan bu hükmün astsubaylar arasında ayrılık yaratmış olması, teknisiyen sınıfına karşı alâkayı azaltmakta ve dolayısiyle ordunun teknik personel ihtiyacını artırmaktadır.

   Bu mahzurlu neticeyi bertaraf etmek ve teknisiyen sınıfına rağbeti artırmak maksadiyle:

   a) Teknisiyen astsubayların da teğmen nasbedilmeleri,

   b) Bando astsubaylarının 7’nci sınıf bando öğretmenliğine geçirilmeleri.

   Uygun olacağı mülâhaza edilmiştir.

   2. Kanunun 30’ncu maddesi tadil edilerek astsubaylıktan subaylığa ve bando öğretmenliğine geçirileceklerin yaş hadleri daha âdil bir esasa bağlanmak suretiyle, bunların ordudaki hizmet müddetlerinin fazlalaştırılması uygun mülâhaza edilmiştir.

   3. Astsubay Kanununun, askerî teknisiyen ve askerî kâtiplerin kıyafetlerini tanzim eden 30 ucu maddesi de bu tadilâtın tabiî neticesi olarak lüzumsuzluğundan yürürlükten kaldırılmıştır.

 


Kendisi de hukukcu ve emekli subay olan Gakgoş Hüsnü GÖKTUĞ,

Asubayların bu “müktesep hakkının” tahakkuk etdirilmesi talebini,

Yukarıda gördüğünüz harika cümleler ile kânun teklifi olarak yazdı

Ve dahi

Gereğini yapmasını meclisden rica etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay dedikleri askerlere 1951 senesinde verilen

Ve fakat

Bir türlü tahakkuk etdirilmeyen “subaylığa nakil” müktesep hakkın tahakkuk etdirilmesi için

Başbakan Adnan MENDERES’in 6 vekilinin hazırladığı kânun teklifini

İsimlerini aşağıda gördüğünüz Millî Müdafaa Encümeniaynen ve mevcudun ittifakiyle” kabul etdi.

 

 

Millî Müdafaa Encümeni mazbatası

 T. B. M. M.

Milli Müdafaa Encümeni 1 . II . 1956

Esas No. 2/180, 2/225

Karar No. 12

Yüksek Reisliğe

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi ile aynı mahiyette olan, Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi hükümet temsilcilerinin iştirakiyle encümenimizde tetkik ve müzakere olundu.

   Denizli Mebusu Baha Akşit'in de iltihakiyle, aynı mahiyette olan mezkûr teklifler birleştirilmek ve müzakereye esas olarak Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un teklifi alınmak suretiyle yapılan tetkikat sonunda, esbabı mucibede serdedilen hususlar encümenimizce de yerinde görüldüğünden teklif aynen ve mevcudun ittifakiyle kabul edildi.

   Havalesi gereğince Bütçe Encümenine tevdi buyurulmak üzere Yüksek Reisliğe sunulur.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullanacak askerleri bir türlü tedârik edemeyen

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı’nın gıçlarını yırtarak ağlaşması üzerine,

Aşağıdaki kânunu tertip eden Başbakan Adnan MENDERES;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile “subay sınıfına dâhil olmak üzere” 5 sene evvel teşkil etdiği “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtiplik” sınıflarına hiç astsubay nakil yapmadığından dolayı 6744 sayılı bu kânunun birinci maddesi ile lağv etdi.

 

 

 

 

   6744 sayılı aynı kânun ile astsubayların;

  • Teğmen,

       Ve

  • Bando astsubayların da “7’nci sınıf bando öğretmeni” nasbedilmesine karar verdi.

 

   5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde “subaylığa nakil hakkı” verilmeyen bando astsubaylarına; 6744 sayılı bu kânun ile “subay olma hakkı vermese de” “7’nci sınıf bando öğretmenliğine nakil hakkı” vererek bando astsubaylarının 1951 senesiden beri uğradığı mağduriyeti bir nebze de olsa telâfi etdi.

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Yukarıda görülen hükümler, 1956 senesinde meriyyete konulan 6744 sayılı kânunun sâdece teferruâtıdır.

Bu kânun ile Başbakan Adnan MENDERES aslında şunu yapdı;

Astsubaylara 1951 senesinde verdiği “subay olma hakkını” bir kez daha teyit, tasdik ve teslim etdi.

Subaylığa nakil hakkı” verilen astsubaylar hakkında hazırlanan yeni kânunun metinini de

Astsubayların “subaylığa nakledilmelerini” çok açık ve mutlak bir hüküm ile emredecek şekilde yazdı.

 

 

   Başbakan sıfatı ile Adnan MENDERES’in 1956 senesinde kabul etdiği kânunun sâdece bu hükmünü;

  • Genelkurmay Başkanı ve MSB bugüne kadar samimî ve dürüst olarak tatbik edip de
  • Astsubayları, subaylığa nakletse idi şâyet,
  • Bugün artık iflâs etmiş durumda olan astsubaylık, böylesi rezil bir vaziyetde olmayacak

       Ve dahi

  • Biz asubaylar, bugün kendi devletimize karşı isyân eden askerler durumuna düşürülmeyecek idik.

 

   Şöyle bir düşünün bakalım!

  • Asubayları bugün kendi devletine karşı isyân eden askerler durumuna düşürmüşler ise şâyet,

       Ki, düşürdüler,

 

  • Bu vahim durum kimlerin, hangi cemaatlerin, hangi sömürgen devletlerin işine geldi acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile;

   Subay sınıfına dâhil olan “askerî memurların” yapdığı bütün işleri, yeni ihdâs etdikleri “astsubayların” yapmasına karâr vermişler idi. Bu sebepden dolayı da “askerî memur” sınıfının ilgâ edilmesi gerekiyor idi.

 

   Fakat bizim subay cenâhında kazın ayağı öyle oynamamış!..

   Aşağıda gördüğünüz 6801 sayılı kânuna bakdığımızda;

   5802 sayılı kânunun kabul edildiği 1951 senesinden bugüne kadar geçip giden 6 sene içinde,

   “Askerî memur” sınıfını ilgâ etmek için Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanları hiçbir şey yapmamışlar.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ekseriyetini bir baltaya sap olamış subay mahdumlarının teşkil etdiği askerî memur sınıfını lağv etmek şöyle dursun,

 Bu hazır yeyici taifesini Millî Savunma Bakanının onayı ile subaylığa terfi etdirmişler.

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay dedikleri askerlere 5802 sayılı kânun ile verdikleri “subaylığa nakil hakkını” kimlerin ve nasıl gasp etdiğine kısa bir fâsıla verelim.

Çünkü burada dikkat çekmem gereken mühim bir durum daha var.

Şu anda, 1956 senesi hakkında konuşuyoruz. 27 Mayıs subay darbesine 4 sene var...

Subaylığa nakletmek şartı ile “astsubay” sınıfının teşkil edilmesi ile devlet üzerindeki hâkimiyetini paylaşmak isdemeyen beyâz subaylarımızın karşısına gizli bir rakip ve subayların erkine yeni bir ortak getiren Adnan MENDERES’in, Genelkurmay Başkanı ile ilk çekişmeyi bu konuda yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Bu duruma bakdığımızda Adnan MENDERES’in “Ben orduyu asubaylar ile de idâre ederim!” dediğine şaşmamak gerekir.

Adnan MENDERES’i kimlerin idâm etdiği de sır olmadığına göre bu sözü ile rahmetli MENDERES’in aslında kendisini idâma götüren yola kendi elleri ile taş döşediğini ve süreci hızlandırdığını anlamak hiç de zor değil.

 

*  *  *  *  *

 

 1957

  

 

Astsubaylara, “subaylığa nakil hakkı” “ikinci kez” verileli şunun şurasında henüz bir sene değişmiş idi.

Fakat

1957 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti, bıldırki kadrosu ile, maşşallah, aynen görev başında idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde kendisinin ihdâs edip “astsubay” dediği asker kişilere

  • 5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde verdiği,

 

  • 6744 sayılı kânun ile 1956 senesinde de “ikinci kere” verdiği “subaylığa nakil” hakkının,

   Tatbikata geçirilmesi konusunda Genelkurmay Karargâhında hâlâ ciddî bir direnme var idi...

 


Başbakan Adnan MENDERES
astsubaylara “subaylığa nakil” hakkını 1951 senesinde verdi vermesine.

Lâkin

O seneden bu seneye kadar geçen 6 senede, subaylığa nakil edilen astsubay sayısı 6 bile değil idi.

Beyâz subaylarımız; 

 

  • Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapdırdığı,

 

  • Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullandırdığı ve kullanmasını erlerimize öğretdirdiği,

 

  • Subaylarımızın yapdığı ve yapamadığı bütün işleri sırtına yıkdığı,

     

 Ve dahi

 

  • Astsubay Kânununa göre “subay yardımcısı” dediği köle askerleri,

 

Sanki cüzzamlı imiş gibi “subaylığa nakletmeyi” bir türlü hazmedemiyorlar idi.

1951 senesinden beri ordumuzdaki subay-astsubay arasındaki görev-yetki karmaşası ve özlük haklarındaki uçurum seviyesindeki ölçüsüzlük, patlama noktasına gelmiş idi. Ordumuz, içden içe ve derinden kaynamaya çokdan başlamış idi...

Başbakan Adnan MENDERES’in söz vermesine rağmen “subaylığa nakledilmeyen” astsubaylar,

Meclisin kapısına bir kere daha dayandı.

Yüce meclisden 1957 senesinde bu kez de 1 vekil ses verdi, astsubayların bu “hak”lı feryâdına...

Ana muhalefet partisi CHP’den Darende’li Avukat Nuri OCAKCIOĞLU

 “Sanat enstitüsü mezunu astsubaylar” hakkında TBMM’ye verdiği 22 Nisan 1957 târihli dilekcesinde,

Nuri OCAKCIOĞLU şöyle dedi, Millî Müdafaa Vekâleti’ne; 

 

 

4. - SUALLER VE CEVAPLAR TAHRİRÎ SUALLER VE CEVAPLARI

 

   1. — Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun, erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumuna dair sualine, Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi Ergin'in tahrirî cevabı (7/327)

22 Nisan 1957

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine

   6137 sayılı Kanuna göre erkek sanat enstitüsü mezunlarına yedek subaylık hakkı verildiği halde kendileri de erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubay olduklarından 4’ncü madde ile ayrı muameleye tâbi tutulmaları mağduriyetlerini mucibolduğundan bahsile ordudaki teknisiyen astsubaylar mütemadiyen müracaat etmektedirler.

   5802 sayılı Kanunun bâzı maddelerinin tadili ile orduda teknisiyen subay sınıfı 9 yıl sonra imtihana tâbi tutulmaları müddetini çok görmektedirler.

   Temadi eden yazı ve telgraflar karşısında ne düşündüğünün Sayın Millî Müdafaa Vekili tarafından tahrirî olarak cevap verilmesine delâlet buyurulmasını saygı ile rica ederim.

Malatya Mebusu

Nuri Ocakcıoğlu

 

 


Malatya Mebusu Nuri OCAKCIOĞLU
'nun tahrirî suâline,

Millî Müdafaa Vekâleti Vekili sıfatı ile Şemi Ergin, şu tahrirî cevâbı verdi, meclis huzûrunda; 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili Hasan Şemi ERGİN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

T. C.

M.M. V.

22 . VI . 1957

Hususi Kalem Müdürlüğü

Ankara

13

Konu : Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun tahrirî sual takriri

Büyük Millet Meclisi Reisliğine

25 Mayıs 1957 gün ve Kanunlar Müdürlüğü 7-327, 4103/18776 sayılı yazıya cevaptır:

Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun «Erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumlarına dair» tahrirî sual takririne verilen cevabın ilişikte sunulduğunu saygı ile, arz ederim.

Millî Müdafaa Vekâleti V.

Şemi Ergin

Erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumu

6137 sayılı Kanunla sanat enstitüsü mezunu olanların yedek subay olmaları kabul edilmiş ve bu kanunun muvakkat 4’ncü maddesinde de orduda vazifeli sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların bu kanun hükümlerinden  faydalanamıyacakları belirtilmiştir. Ancak bunların 5802 sayılı Kanunda yazılı mecburi hizmetlerini bitirdikten sonra ayrılanlar sınıfları “yedek asteğmenliğine” veya “8’nci sınıf yedek askerî memurluğa” nasbolunmaları hüküm altına alınmıştır.

Orduda vazifeli sanat enstitüsü mezunu astsubayların 5802 sayılı Astsubay Kanunu hükümleri dairesinde muvazzaf subay olmaları mümkündür. Burdur Mebusu Mehmet Özbey (YILMAZ olmalı.IRBIK) tarafından 6137 sayılı Kanunun muvakkat 4’ncü maddesinin tadili hakkındaki kanun teklifinin B. M. M. Maarif Encümeninde müzakeresi sırasında vekâletimizce 5802 sayılı Kanunun 6744 sayılı Kanunla muaddel 28’nci maddesi tadil olunarak sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubaylardan 6’nci yılını bitirenlerin subay olabilmelerinin sağlanması hususu mütalâa olarak ileri sürülmüş, mezkûr encümence bu mütalâa muvafık görüldüğünden;

 

  • Kanun teklifinin bir üst komisyona havale edilerek orada müzakeresi kararlaştırılmış olup

 

  • Bu husustaki çalışmalara devam edilmektedir.

 

 


Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi ERGİN’nin yukarıda gördüğünüz cevâbı konusunda bir hususu izah etmem gerekiyor.

Her mesleğin kendine has bir yazı uslûbu vardır. Meclisin ve hükûmetin de... Kurulan cümle, cümledeki her kelime, kelimedeki her harfin gizli ya da açık hedefi ve maksadı vardır. Hükûmet, kendisine rey getirecek bir teklifi aynı gün içinde müzâkere eder ve kânunlaşdırır. Zere, 5802 sayılı kânunu böyle yapdı. Sâdece iki günde kânunlaşdırdı.

Fakat işine gelmeyen bir teklifi kucağında bulursa da hükûmetin yapacağı bellidir. Hemen bir komisyon teşkil eder ve burnuna dayanan teklifi bu komisyona havâle eder. Komisyona havâle edilir ise ya da Şemi ERGİN’in yukarıdaki cevâbında yapdığı gibi teklif, bir üst kurula havâle edilir ise şâyet, o teklife geçmiş olsun!

CHP Malatya Mebusu Nuri OCAKCIOĞLU'nun meclis gündemine getirdiği

Ve dahi

TBMM Maarif Encümeninin de “muvafık” gördüğü,

Sanat enstitüsü mezûnu teknisiyen astsubaylardan 6’ncı yılını bitirenlerin subay olabilmeleri teklifini de

İktidârdaki Demokrat Parti hükûmeti işde, böyle “iğdiş”etdi.

 

*  *  *  *  *

 

     

      İki çeşit târih vardır;

 

  • Birisi yazılı târih 
  • Diğeri de canlı târih

 

  • Her iki târihin ortak yanı şudur; öğrenmek için yapmanız gereken ilk iş, araşdırmak ve bulmakdır.
  • Her ikisi arasındaki tek fark ise şudur; birincisini okursunuz, ikicisini ise dinlersiniz.

 

Ben de öyle yapdım. “Subay yapacağız” vaadi ile Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin aldatdığı astsubaylardan bugün belki de hayâtda olan bir tek meslek büyüğümüz var; 1951 neşetli Hava Telsiz Asubay Kıdemli Başçavuş Ahmet KISA. Bu konuda dağarında bir şeyler kalmışdır belki diyerek 06 Şubat 2018 Salı akşamı kendisini aradım. Evvelâ hatırını sorup bir süre sohbet etdim. Sonra sadede geldim ve Sayın Ahmet KISA’ya şöyle bir suâl tevcih etdim.

 

 

   Şükrü IRBIK: Ahmet Bey,  efendim, siz 1951 târihli Astsubay Kânunu ile “Hava Astsubay Çavuş” nasbedilen ilk dönem mezûn astsubaylardan birisiniz. Ortaokul mezunu bir asubay idiniz. Göreviniz esnâsında  kendi paranız ile okuyup lise diploması aldınız.

   Mâlumunuz, Astsubay Kânununun 28’inci maddesi ile 1951 senesinde astsubaylara, “sicilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi. Bu maddeye göre 9 sene fiilî hizmetini tamamlayan astsubayların “subaylığa nakil edilmesi” gerekiyor idi. Bu konudaki bilgilerinizi bize anlatır mısınız? 

   Her zamânki heyânlı, babacan ve fakat o nazik tavrı ile Ahmet KISA, hiç duralamadan şunları söyleyiverdi.

   Ahmet KISA: 1951 senesinde Hava Telsiz Astsubay Çavuş nasbedildim. Ve Hava Kuvvetlerimizde muvazzaf astsubay olarak görevime başladım. Çok başarılı bir astsubay idim. Mesleğim telsizciliği çok iyi öğrendim. O senelerde biz telsiz asubayları, pilot ile birlikde uçuyor idik. Maaşımız da pilot maaşına çok yakın idi. Bu sebepden dolayı subaylarımız ile aramızda her zaman bir tesânüd ve birlik vardı. Hepimiz kardeş gibi idik. 

Emekli Hava Asubay Kıdemli Başçavuş Ahmet KISA_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat sâdece mesleğimde iyi olmak ile yetinmedim. Aynı zamânda asubay olarak kendimi de tekâmül etdirmek istiyor idim. Gerek kendi mesleğim gerekse askerlik ile ilgili mevuzâtın hepsini buldum ve okudum. 5802 sayılı Astsubay Kânununu da okumuş ve çok iyi biliyor idim.

   Sizin de bahsetdiğiniz üzere Şükrü Bey, bu kânunun 28’inci maddesi mucibince; 9 sene fiili hizmetini tamamlayıp kıdemli başçavuşluğun ikinci veya üçüncü senesinde olanlara “subaylığa nakil hakkı” verilmiş idi. Bu hakkı, dönemin Başbakanı merhum Adnan MENDERES’in verdiğini gâyet iyi hatırlıyorum. 1959 senesine vâsıl olduğumda ben de bu koşulların hepsini hâiz idim. Birlik komutanımızın da teşvik etmesi ile ben de 1960 senesinde yapılacak “subaylığa nakil” imtihânına iştirak etmek için aynı senenin Mart ayında dilekce verdim.

   Fakat ne yazık ki dilekcem işlem görmeye devâm ederken 27 Mayıs darbesi vuku buldu. Ordumuzda emir-komuta zinciri alt üst oldu. O vakit görev yapdığım hava üssünün komutanı olan mühendis tuğgeneral, üsdeki bütün personeli 28 Mayıs günü meydânda içtima etdi. Ve Ankara’dan gelen darbeci bir binbaşıya, evet binbaşıya, yüzlerce personelin gözleri önünde tekmil verdi ve şöyle dedi; “Binbaşım, personelim ile birlikde emrinizdeyim!

   Darbe ile hiçbir ilgim ve hattâ haberim dahi olmadığı hâlde ordumuzdaki emir-komutanın alt üst olmasından ben de nasibimi aldım. Hava Kuvvetlerimizin 30 gün içinde cevâp vermesi gerekiyor idi. Fakat ne yazık ki “subaylığa nakil” imtihânına iştirâk etmek için verdiğim dilekceme menfi ya da müsbet bir cevâp dahi alamadım.

   1980 darbesinde ben, emekli idim.

   Fakat sizin de gördüğünüz üzere, 1951 neşetli Hava Telsiz Asubay Kıdemli Başçavuş ben Ahmet KISA,

   27 Mayıs subay darbesinin mağdur etdiği asubaylardan birisi oldum.

 

 

*  *  *  *  *

 

27 Mayıs’ı tertipleyen Şefik YÜCESOY ve O’nun gibi darbeci subaylarımız,

Darbeden sâdece 2 ay sonra tezgâhladıkları şu kânun ile;

  • Yüksek Kumanda Akademisi müdâvimlerini

        Ve dahi

  • Harp Akademilerinde okuyan “kurmay subay aday öğrencilerini”,

Eğitimlerini henüz tamamlamadığı hâlde;

 

  • Dönemlerini muvaffakiyetle ikmâl etmiş,
  • Stajlarını sona ermiş addetmiş,

        Ve dahi

  • Kurmay” unvânı vermiş idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat

27 Mayıs’ın aynı darbeci subayları, gene aynı günlerde;

Unvânı “Asubay” olan Ahmet KISA’nın ise

5802 sayılı kânundan neşet eden “subaylığa nakil” için verdiği dilekceye

Cevâp vermeye bile tenezzül etmedi.

Bugüne kadar yapdığım araşdırmaların hiçbirinde bulamadığım bu çok kıymetli bilgiyi verdiği için 

Aydın İlimiz efelerinden 86 yaşındaki Sayın Ahmet KISA’ya teşekkür ediyor,

Bu vesile ile ellerinden öpüyor, kendisine sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

 

Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin subay yapacağız” vaadi ile aldatdığı asubaylardan bir başkası da

1956 neşetli Jandarma Asubay Kıdemli Başçavuş Mehmet KAYALI.

 

Emekli Jandarma Asubay Kıdemli Başçavuş Mehmet KAYALI_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Keşişdağı’nın eteğinde mola verir iken 85 yaşında olmasına rağmen “asubay meselesine” bugün bile hâlâ kafa yoran Sayın KAYALI’yı 07 Şubat 2018 Çarşamba akşamı aradım. Uzunca bir hâl-hatır faslından sonra bir fırsatını buldum ve kendisine şöyle bir suâl tevcih etdim.

 

   Şükrü IRBIK: Efendim, siz 1956 neşetli jandarma asubay olarak memleketimize 22 sene hizmet etdiniz. Göreviniz esnâsında kendi paranız ile yüksek tahsil yapdınız ve Gâzi Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünden lisans diploması aldınız. Emekli oldukdan sonra Devlet liselerinde uzun süre Fransızca öğretmenliği yapdınız.

   Astsubay Kânununun 28’inci maddesi ile 1951 senesinde astsubaylara, “sicilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi. Bu maddeye göre 9 sene fiilî hizmetini tamamlayan astsubayların “subaylığa nakil edilmesi” gerekiyor idi. 1956 neşetli olduğunuza göre siz, 9 senelik hizmetinizi 1965 senesinde tamamladınız.

   Peki,

   Astsubay Kânunu ile size subay olma hakkı verdiğini biliyor muydunuz?

   Biliyor idi iseniz şâyet, subay olmak için müracaat etdiniz mi?

   Sanki eski günlerini yaşıyormuş gibi heyecânlanan Sayın Mehmet KAYALI, o gür ve tok sesi ile gürleyiverdi...

   Mehmet KAYALI: Evlâdım, biliyorsunuz ben, Jandarma Astsubayı idim. Jandarma, ATATÜRK’ün de o hârika deyişi ile “bir kânun ordusu”’dur. Kânun Ordusunun bir astsubayı olarak benim de 5802’den elbetde haberim var idi.

   İkinci suâlinize cevâp olarak da şunları söyleyebilirim. Sizin de sarahât ile ifâde etdiğiniz üzere, 1965 senesinde kıdemli başçavuş idim ve “subaylığa nakil” için müracaat hakkını kazanmış idim. Lisans mezunu bir astsubay olarak, 1965 senesi Mart ayında subaylığa nakil için dilekce verdim. Ben, 1936 doğumluyum. Yaşımın 30 seneden “2 ay 29 gün fazla olduğu” gerekcesi ile bu müracaatımı reddetdiler. 5802 sayılı kânunda subaylığa nakil için yaş sınırı yok idi. Dilekceme verilen red cevâbına itirâz etdim. Fakat bu dilekceme bu kez hiç cevâp vermediler.

 


Sayın Mehmet KAYALI’ının anlatdıklarına inanamadım. 5802 sayılı Astsubay Kânunu ve bu kânuna istinâden 1952 senesinde meriyyete konulan Astsubay Yönetmeliğini bir kez daha okudum. Hem kânunda hem de yönetmelikde, subaylığa esâs olarak “kıdemli başçavuşluğun birinci veya ikinci senesinde olmak” şeklinde “rütbe” şartı mevcut. Her iki mevzuâta göre Sayın Mehmet KAYALI’ya “rütbe” şartı tatbik edilmesi gerekir idi. Ve şâyet öyle yapsalar idi hiç şüphe etmiyorum ki kendisi subay olacak idi. Fakat “rütbe” yerine mevzuâta aykırı olarak 30 senelik “yaş sınırını” tatbik etmişler kendisine.

Elinde lisans diploması ile bekleyen Sayın Mehmet KAYALI’yı da işde, böyle “kânunsuz” bir gerekce ile aldatmış şerefsizler.

   Kıymetli meslekdaşım (E) Deniz Asubayı Aydın KULAK şöyle demiş idi;

   “Subay darbeleri asubayları iki kere vurur!

   Sayın Mehmet KAYALI’ya da subaylarımız bu konuda iki kere darbe vurmuşlar!

Bu vesile ile Sayın Mehmet KAYALI’ya da sağlıklı ve uzun ömürler diliyor ve ellerinden öpüyorum.

 

*  *  *  *  * 

 

 

Başbakan Adnan MENDERES;

Bizzat kendisinin ihdâs edip ismine “astsubay” dediği askerlere verdiği “subaylığa nakil” sözünü,

Kendi vekili olan Şemi ERGİN’in yukarıda gördüğünüz cevâbı ile tamâmen yedi, yaladı ve yutdu.

Memleketde harb yok, darb yok, darbe yok! Milletin hür irâdesi ile seçdiği bir hükûmet var meclisde.

Fakat,

Genelkurmay Başkanının gizli ya da açıkdan yapdığı tehditlere teslim olan

Ve dahi

Kendi kabul etdiği kânunu, kendisi yeyip yutan bir iktidâr var memleketde.

27 Mayıs subay darbesinin postal sesleri meclisden meğerse duyulmaya çokdan başlamış bile...

Astsubayları subaylığa nakil konusunda rahmetli MENDERES,

Bugünkü Cumhurbaşkanının bıldır itirâf etdiği gibi; 

  • İktidâr oldu,

        Ve fakat

  • Mukdedir olamadı!..

Astsubayları “subaylığa nakil” konusunda;

 

  • 1951,
  • 1956,

        Ve dahi

  • 1957 senelerinde, 

 

Genelkurmay BaşkanıMSBTBMM arasında tertiplenen kumpaslar savaşının üçünde de muzaffer olarak çıkmasını beceren bir tek kişi var!

O da MSB’yi kuyruğuna takan Genelkurmay Başkanları...

Astsubayların “sicilen subaylığa naklini” bir türlü hazmedemeyen Genelkurmay Başkanları,

Son ve “netice alıcı” darbeyi de astsubaylara, 6744 sayılı kânun ile bu sene vurdu.

Astsubayların “tahsilen subaylığa nakil” meselesini de

27 Mayıs subay darbesinin meşum rüzgârının esdiği 1967 senesinde vuracağı darbe ile halledecek idi.

 

*  *  *  *  * 

 

 

 1961

  

 

 

1961 senesindeyiz.

Amerika, aya gideli 2 sene olmuş idi.

Astronot Coni’ye göre “aya ayak basmak”, kendisi için küçük fakat insanlık için büyük bir adım idi!..

Lâkin bizim memleketimizde ise sömürgen, böbürgen ve kemirgen subaylarımız;

Cumhuriyet târihimizin ilk subay darbesini yapmışlar ve devleti ellerine geçirmişler idi.

Genelkurmay Başkanlığı gotluğundan gıçını galdıran Aga Cemal GÜRSEL

Bu kez hem Cumhurbaşkanlığı hem de Başvekil goltuna oturmuş idi.

27 Mayıs darbesinin ertesinde, 1961 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti işde, şu eşhâşdan müteşekkil idi. 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Cemal Aga_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

"Yeni bir statü” diye yutdurmaya çalışdıkları

Ve dahi

Muvazzaf gedikli erbaşlığı” yalap şap boyadıkdan sonra “muvazzaf astsubay” ismi verdikleri uyduruk asker sınıfının teşkil edilmesi için

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının gerekcesinde dönemin Başbakanı Adnan MENDERES,

Yüce meclise şöyle demiş idi; 

  • Orduda askerî memurlar tarafından yapılan görevleri bu hizmetler için yetiştirilmiş astsubayların yapması daha faydalı mütalâa edilmişdir.
  • Bu suretle kaynağı kapatılmış olan askerî memurlar zamanla tasfiye edilecektir.

 

Başbakan Adnan MENDERES, 1951 böyle demiş idi demesine...

Fakat

27 Mayıs darbesini yapan darbeci subaylarımız, darbenin tozu dumanı tüterken bir kânun hazırladı; 211 sayılı İç Hizmet Kânunu.

Adnan MENDERES’in 1951 senesinde 5802 sayılı kânun ile ilğa etdiği “askerî memur” sınıfını

1961 senesinde piyasaya sürdüğü 211 sayılı kânun ile darbeci subaylarımız tekrâr hortlatdılar.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu kânunun meclisde müzâkeresi esnâsında

Subay sınıfına dâhil edilen “askerî memurlar” sınıfının tekrâr ihyâ edilmesi için

Şu saçma ve aptalca gerekceyi ileri sürdüler;

 

 

   (B:58, 22.12.1961, O:1, s.10, 11) HÂKİM BİNBAŞI AHMET KERSEBuraya askerî memur olarak konuşunun sebebi şu: ileride belki yardımcı bir sınıf olarak ihdas edilebilir.

   O zaman, Dahilî Hizmet Kanununda bir tadilât yapmadan, bu sınıfın yeri bulunmuş olur, muamele buna göre yapılır diye düşündük.

 

 


Bir baltaya sap olmayan subay mahdumlarının orduya “askerî memur” olarak kapak atdığını gören dönemin Başbakanı Adnan MENDERES, doğru bir karâr vermiş ve bu sınıfı 1951 senesinde lağv etmiş idi.

Fakat

Mahdumlarının göt gezdirip dolgun maaş aldığı bu arpalıkların kapatılmasını hazmedeyen yeyici subaylarımız

Adnan MENDERES’den intikâm almakda gecikmediler.

Tertip etdikleri 27 Mayıs darbesi ile Adnan MENDERES’i idâm sephasına gönderen darbeci subaylar,

Darbeden aylar sonra piyasaya sürdükleri İç Hizmet Kânunu ile “askerî memur” sınıfını tekrâr hortlatdılar.

18 Haziran 1951 târihli MSB Komisyon Raporunu hazırlayan kaşalot subaylar ve siyâsetciler,

Astsubay” sınıfının teşkil edilmesine gerekce olarak şöyle dediler;

Yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur.”

 

Fakat

27 Mayıs subay darbesinden bir kaç ay sonra peydahladıkları 211 sayılı İç Hizmet Kânunu meclisde müzâkere edilirken bu söylediklerini 1961 senesinde yalayıp yutdular.

Yalan söylemeyi alışkanlık hâline getiren kişiler her şeyden evvel kuvvetli bir hâfızaya sâhip olmalıdır.

Ayrıca,

Devleti idâre edenlerin olmasa bile devlet idâresinin ortak bir şuuru ve müşterek bir hâfızası olsa gerekdir.

Fakat

Bunca kânunu ve zabıtlarını okudukdan sonra şunu gördüm;

 

  • Ne devlet idâresinin ortak bir şuur ve müşterek hâfızası kalmış,
  • Ne de devleti idâre eden kaşkarikocuların sağlam bir hâfızası var.

 

İşde, 1951 senesinden sâdece 10 sene sonra,

Astsubay” dedikleri uyduruk asker sınıfının “yeni bir statü” olmadığını 1961 senesinde Millî Savunma Bakanlığının kendisi itirâf edecek idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   GÜVENLİK KOMİSYONU ARAŞTIRMA VE

   İNCELEME KURULU ÜYESİ HȂKİM BİNBAŞI AHMET KERSE – Efendim,

   (....)

   Önce astsubayların erattan ayrılması meselesini izah edeyim. Astsubaylar eski İç Hizmet Kanununa göre erattan sayılırlardı. İç Hizmet Kanununda bir değişiklik yapılmadı, değişmedi, ama, 5802 sayılı ayrı bir kanunla astsubayların statüsü değişti. Buna rağmen astsubaylar erlerle aynı tâbir içinde sayılmakta devam etti.

   Gediklilere astsubay dendi ama, İç Hizmet Kanununa göre gene erbaş tâbiri içinde kaldı. Şimdi biz bunu çıkarıyoruz, erattan ayırıyoruz. Erbaş tâbirini kıtadan yetişen onbaşı, çavuş, uzatmalı, uzman çavuşa inhisar ettiriyoruz. Bunların tariflerini yapıyoruz, hudutlarını gösteriyoruz.

 

 

MSB’den tasdiknâmeli Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE konuşdukca konuşmuş!

Fakat konuşdukca Pinokyo gibi burnu da uzadıkca uzamış!..

 

*  *  *  *  * 

 

 5802 sayılı kânunu 1951 senesinde meclisde vekillere kabul etdirmek için

Kimlerin ve ne yalanlar söylediğini bir iki kelime ile anlatmalıyım.

Meclise arz ettdiği 5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısında

Başbakan Adnan MENDERES ve Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN’in ileri sürdüğü gerekcelerden üçü şöyle idi;

1. Silâhlı kuvvetlerimizin modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.

 

2. Ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyeti kadrolarını astsubaylardan terfi edecek teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar ile tamamlayacağız.

 

3. Ve böylece harb okulundan daha az sayıda subay yetiştireceğiz.

 

Yukarıda gördüğünüz suâlleri, sondan başlayıp cevâplayalım;

Üçüncü suâlin cevâbını öğrenmek için hazırladığım şu çizelgeye bakmak kâfi gelecek!

İşde, 1951, 1986 ve 2014 senelerine ait asubay-subay mevcudâtı;

 

Sene

Subay

(Kara, Deniz, Hava)

Asubay

(Kara, Deniz, Hava)

Kaynak

1951

24.000

11.000

KARAKUZU-NAMAL, 2016

1986

32.000

38.000

Emret Komutanım, 1986. M.Ali BİRAND

2014

47.377

97.975

Genelkurmay Başkanlığı, Nisan 2014

Artış (%)

% 100

% 900

 Eski Tüfek - 2018

 

 

   Yukarıdaki çizelgede gördüğünüz üzere;

 

  • 1951 senesinde asubay sayısı, subay sayısının yarısı imiş,

 

  • 2014 senesinde ise asubay sayısı, subay sayısının tam 2 katı olmuş,

 

  • 1951-2014 arasında geçen 63 senede subay sayısı sâdece 1 kat artmış,

 

  • Fakat aynı süre içinde asubay sayısı tam 9 kat artmış!

 

  • Genelkurmay Başkanları ordumuza 63 senede tam 9 kat asubay doğurtmuş!..

 

 

 


Bir düşünün bakalım! Bu rakamlar size ne hikâyeler, ne dümenler anlatıyor acap?..

2014 senesine ait subay sayısına bakdığımızda 1951 senesinin Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN’in

Subay sayısının azalacağı konusunda meclise koca bir yalan söylediğini görüyoruz.

Çünkü

1951 senesinden 2014 senesine kadar geçen 63 senede azalmak şöyle dursun,

 

  • Tam aksine subaylarımızın sayısı %100 artmış, iyi mi?

 

Zannedersin Türkiye, Üçüncü Dünyâ Harbine hazırlanıyor...

 

*  *  *  *  *

 

 

   Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN, 1951 senesinde Yüce Meclise şöyle dedi;

  • Amerika’dan aldığımız silâhları kullanmak ve erlere öğretmek üzere “astsubay” sınıfını ihdâs etdik,
  • Bunun neticesinde de subay sayısını tedricen azaltacağız.

 

   Fakat

   Ismarlama kitap “Emret Komutanım”’ı 1986 senesinde yazdıran Encümen-i Danişci Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı KARADAYI ise

   Subay orduevine götürüp “bir balık-iki duble rakı” ile tavladığı sünepe gazateci M. Ali BİRAND’a şöyle dedi;

 

  • Harp Okulları'ndan çıkan subay sayısı, ordunun gerçek subay ihtiyacının çok altındadır,
  • Erlerimizi, Harp Okulu mezunu subaylarımız ve yedek subaylarımız ile eğitiyoruz(!)

 

   İşde, Genelkurmay Başkanının Emret Komutanım’daki o sözleri;

 

   2) TEKNOLOJİ TEHDİDİ EĞİTİM:

   Türk Silahlı Kuvvetleri'ni önümüzdeki yıllarda bekleyen diğer en büyük tehlike “teknolojik ilerlemeler” olacaktır. En Asubay Tefrikası 6-5_ Emret Komutanım_Sünepe gazeteci M. Ali BİRAND_Eski Tüfek Şükrü IRBIKbasitinden, en ilerisine kadar tüm silah sistemleri artık her yıl daha gelişmekte ve bilgisayarlar giderek artan biçimde devreye girmektedir. Artık bir uçaksavar, bir tank, bir hücumbotu veya basit bir havan topunu kullanmak için dahi, bugün Türkiye'nin genelindeki sivil eğitim sisteminde hemen hemen hiç verilmeyen bilgiler gerekmektedir. Bu silahların nasıl kullanılabileceğini önce subaylarımız ögrenecek, onlar da erata ögreteceklerdir.

Oysa, Harp Okulları'ndan çıkan subay sayısı ordunun gerçek subay gereksiniminin çok altında kalmaktadır. Bu nedenle, kısacık bir egitim gören yedeksubaylarla eratın eğitim açığı kapatılmaya çalışılmaktadır. Oysa, liseden başlayıp Harp Okulu'nun sonuna kadar eğitilmiş bir subay ile birkaç aylık eğitimden geçmiş bir yedeksubayın eğittiği er arasında önemli bir fark oluşmaktadır. Bu temel eğitim ne kadar tecrübeli üst' ler tarafından gözleniyor ise de, yine de istenen sonuç elde edilememektedir. (Sayfa 496).

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanının sünepe gazeteci M. Ali BİRAND’a söyletdiği bu zehirli yalanın panzehirini bulmak için fazla uğraşmadım. Mahalleden komşum emekli bir meslek büyüğümüzün kapısını çalmak yetdi de artdı bile... Ordumuzdaki erlere kimlerin eğitim verdiği konusunu şimdi de 1979 neşetli Tank Asubay Kıdemli Başçavuş Hüseyin EBE ile görüşdüm. Ve kendisi ile aramızda şöyle bir muhâvere cereyân etdi;

Asubay Tefrikası 6-5_Emekli Tank Asubay Başçavuş Hüseyin EBE_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Şükrü IRBIK: Hüseyin Bey, siz 1979 neşetli Tank Asubay olarak ordumuza 27 sene hizmet etdiniz. Trakya’dan şarka, Diyarbakır’a; Malatya’dan Kıbrıs’a kadar memleketimizde sekiz iklim dört bir köşe görev yapdınız. Mâlumunuz olduğu üzere er sayısı en fazla olan kuvvetimiz, Kara Kuvvetlerimizdir. Gazeteci M. Ali BİRAND’ın 1986 senesinde neşretdiği ve türünün ilk örneği olan Emret Komutanım isimli kitapda Genelkurmay Başkanımız şöyle demiş; “En basitinden, en ilerisine kadar tüm silah sistemlerini nasıl kullanılacağını önce subaylarımız öğrenir, onlar da eratımıza öğretir.”

   Sizin ile bugüne kadar yapdığımız sohbetlerde, tank asubaylığından ziyâde er eğitim görevi yapdığınızdan bahsetmiş idiniz. Efendim, size suâlim şöyledir; Kara Kuvvetlerimizin acemi er eğitim ve usda birliklerinde erlerimizi, Genelkurmay Başkanımızın iddia etdiği gibi, harb okulu mezunu subaylarımız mı eğitmekdedir?

   Hüseyin EBE: Sizin de az evvel ifâde etdiğiniz üzere 1979 neşetli tank asubayı ben Hüseyin EBE, tank asubaylığından daha çok er eğitim görevlerinde çalışdım. Gerek acemi er olsun gerekse usda er olsun kışlada erlerimize eğitim veren bir tek subay görmedim. Hele, yedeksubaylar, kışlada er eğitimi veriyormuş, öyle mi? Bu yalanı yazan M. Ali BİRAND’a bir şey demiyorum da! Bu adama bu yalanı söyleten subaylar var ya! İşde, onlara diyeceğim çok şey var!...

   Rakamlar duruma göre değişmek ile berâber bir bölükde; 1 yüzbaşı, 1 üsteğmen, çok nâdir olarak 1 asteğmen, 15 asubay ve 600 er mevcudu vardır. İsder acemi isder usda birliğinde olsun; bölük ya da takımdaki subayların, erlerimizin önüne çıkıp da silâh kullanmayı öğretdiğini ya da temel askerlik eğitimi verdiğini hiç görmedim desem yalan olmaz. Hem, bölükdeki 600 erimize sâdece 3 subay nasıl eğitim veriyormuş bakayım? Bunu diyen adamın, askerlik bilgisi şöyle dursun, evvelâ aklından şüphe ederim ben.

   Er eğitiminde müfredât şöyle işler. Subaylarımız, eğitim planını hazırlar. Onu da “kopyala-yapışdır” şeklinde evvelki planlardan kopye çekerler. Fotokopisini çekdiği bu eğitim planını da uygulaması için bölük ya da takımındaki asubaylara verir. Subaylarımızın er eğitimi konusunda yapdığı işin hepsi işde, bu kadardır. Er eğitiminin geriye kalanı da yüzde doksan beşden fazladır ki hepsi de asubayların sırtındadır.

   Asubay, kışlada; sıcakda, soğukda, karda, yağmurda, çamurda, bayramda-seyrânda, gece gündüz demeden erlerimize eğitim verir. Hattâ bizim Kara Kuvvetlerinde bölük ve takım komutanlığı kadroları niyeyse, dibi delik kova gibi bir türlü dolmaz, hep boşdur! Ve bu kadrolar nâdiren atamalı olarak vekâleten ve fakat çoğu zamân da birlik içi görevlendirilen asubaylar ile tamamlanır. Ancak ne var ki birlikiçi görevlendirme ile bu görevi yapan asubaylara bölük ya da takım komutanın aldığı ek ödemelerin hiçbirisi verilmez. Kara Kuvvetlerine girdiğim 1975 senesinden beri durum hep böyledir.

   Bölük ya da takım komutanı ne iş mi yapar? Onu da söyleyeyim, Şükrü Bey.

   Bölük ve takım komutanları; 

  • Odasının penceresinden dışarı, talimgâha bakar ve
  • Asubayın erlerimize verdiği eğitimi, manda katara bakar gibi, elleri arkasında sâdece seyrederler.

 

   Erlerimize silah eğitimini harp okulu subaylarımız veriyor diyen M. Ali BİRAND, kendine yakışanı yapmış ve sunturlu yalan söylemiş, bu bir!

   Bunu söylemesine izin veren Genelkurmay Başkanı kim ise, doğruyu söylememiş, bu da iki!..

   Kurmaylık bu olsa gerek, Şükrü Bey!

   Ankara’da, karargâhdaki masanın başında otururken

   Kışlada olup biten hakkında uzakdan üfürüp ahkâm kesersen baltayı işde, böyle daşa vurursun!

   Şükrü IRBIK: Hüseyin Bey; görevde iken kendi paranız ile okudunuz yüksek tahsil yapıp lisans diploması aldınız. Görevinizde başarılı olduğunuzdan dolayı çok sayıda takdir ile taltıf edildiğinizi söylemiş idiniz. Kendi mesleğiniz olan asubaylığı çok sevdiğinizi de sohbetlerimizden biliyorum. Şu hâlde şartlar da izin için gâyet müsait görünüyor. Peki, subaylığa geçmeyi düşündünüz mü?

   Hüseyin EBE: Akl-ı selim ve kıymet verdiğim subay kardeşlerimden bu konuda ciddî desdek gördüm. Hattâ subaylığa geçiş için müracaat etmem konusunda çok ısrar etdiler. Fakat ben, asubay olmakdan memnun idim. Tank asubayı olsam da zâten atandığım birliklerin hemen hepsinde subay kadrolarında çalışdım. İcrâ görevinden ziyâde subayların yapdığı idârî görevler yapdım. Mesleğime asubay olarak başladım ve asubay olarak bitirmek isdediğim için subay olmayı aklımdan bile geçirmedim.

 

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in ileri sürdüğü gerekcelerden ikisi de şöyle idi;

 

1. Silâhlı kuvvetlerimizin modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.

 

2. Ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyeti kadrolarını astsubaylardan terfi edecek teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar  ile tamamlayacağız.

 

Yukarıda görüldüğü üzere Başbakan Adnan MENDERES hükûmeti, astsubaylardan terfi etdireceği teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subayları da “çok ihtiyacımız var” dediği “takım komutanlığı” kadrolarında istihdam edecek idi.

1951 senesinde Meclisde yapdığı konuşmada Başbakan Adnan MENDERES

Ve

Millî Savunma  Bakanı Hulusi KÖYMEN, “astsubay” sınıfının ihdâs gerekcesini şöyle açıklamış idi.

Astsubaylardan terfi etdireceğimiz subaylar ile “takım komutanı” kadrolarını tamamlayacağız.

 

 

   Her iki zevâtın bu sözlerinin de bir yalan olduğunu anlamak için şu iki suâli sormak yetecek;

 

  • Astsubay Kânununu kabul etdiğiniz 1951 senesinden bugüne kadar geçen 67 senede astsubaylardan terfi eden subay sayısı nedir?

 

  • Bugün “takım komutanı” olarak görev yapan subaylarımızdan kaç kişi, astsubaydan terfilidir?

 

 

*  *  *  *  *

 

   Yalnız bilgili olmak değil adam olmak;

   Vefâlı mı değil mi insan, ona bak.

   Yücelerin yücesine yükselirsin

   Halka verdiğin sözün eri olarak.

 

   Ey, dört ile yedinin doğurduğu Hayyâm!

   Söyle, ne demeli?

   “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere verdiği sözleri tutmayanlara..

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanı ol, Millî Savunma Bakanı ol, Başbakan ol;

 

  • Osdur, osdur ipe diz! Uydur, uydur, yalan söyle!

 

  • Uydur, uydur, “yeni sınıf” diyerek “uyduruk astsubay” sınıfını uydur!

 

 

Taa ki Eski Tüfek namlı tekâüd asubay Şükrü IRBIK çıkıp da bu yalanları yüzünüze vurana kadar...

 

*  *  *  *  *

 

Bakınız, bu yalancı dolmacılarından başka birisi ne yapmış!..

ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 27 Mayıs darbesinin elabaşılarından birisi olan

Deniz Kurmay Binbaşı Darbeci Selahattin ÖZGÜR’ün verdiği kânun teklifi ile

ATATÜRK’ün kurduğu ve ismine 1935 senesinde “Cumhuriyet Ordusu” dediği ordunun ismini de

Hiçbir gerekce izhâr edemeden “Türk Silahlı Kuvvetleri” olarak tebdil etmiş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ 27 Mayıs darbeci subayı Mehmet Selahattin ÖZGÜR_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Dünyâdaki Ordular Nerede, Bizim Ordumuz Nerede?..

Dünyâda böyledir, memleketimizde böyledir, devletimizde böyledir!

Ve hattâ ordumuzda da böyledir!..

Subay yardımcısı” deyip alıp eğitmişsin ve ordu terbiyesi ile senelerce yoğurmuşsun!

Hemen hepsi subay kadar donanımlı olan asubayları,

Sâdece 3 aylık intibâk eğitimi vererek çakı gibi, en iyisinden subay yaparsın.

Hem de Harb Okulunda harcadığın paranın sâdece yüzde biri para ile...

Bu memleketde kimse kendisini bulunmaz Bursa kumaşı zannetmesin!

Çünkü hiç kimse vazgeçilmez değildir! Her selefin bir halefi vardır! Gerisi de lâf-ı güzâfdır.

Coni memleketinde rütbesiz er, kuvvet komutanı ve genelkurmay başkanı olabiliyor ise şâyet,

Ki oluyor, oldu!..

Bu vatanın her vatandaşından da herşey olur!

Yeter ki Türklük şuuru, vatan ve millet sevgisi, Allah korkusu

Ve hele bir de güzel ahlâk, temiz ve sarsılmaz bir vicdânı ola!..

Sonrası sağlık, esenlik, iyilik, güzellikdir...

 

*  *  *  *  * 

 

Ordumuza intisâb etmiş her asubayı, subay yapamazsınız!

Yapmanıza lüzum da yok! Zere, asubaylardan böyle bir talep de yok!

Çünkü,

Birincisi şudur; her asubay, subay olmak isdemez! Her subay, kurmay olmak isdiyor mu?

 

İkincisi şudur; Bugün itibârı ile biliyoruz ki bizim ordumuzda, tuğ-orgeneral mevcudu, subay sayısının %1’idir. Albay sayısı da %14 civârındadır.

Fakat

 

Sicilen subaylığa nakledilen” asubayların oranı, bütün subaylarımızın %1’i kadar bile değildir.

 

Üçüncüsü de şudur; Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin 1951 senesinde kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânununun temel hedefi; “teğmen-yüzbaşı” kadrolarını astsubaylardan “sicilen terfi ettirilen subaylar” ile doldurmak idi. Astsubay ismi verilen uyduruk asker sınıfının teşkil edilmesi için dönemin Millî Savunma Bakanının 1951 senesinde ileri sürdüğü bu “gerekce”, bugün için çöpe mi atıldı?

 

  • Bugün ordumuza bakdığımızda, teğmen-yüzbaşı rütbelerindeki subayların acap ne kadarı astsubaylıkdan terfi eden subaydır?

 

 

*  *  *  *  *

 

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunundan bozma 5802 sayılı Astsubay Kânununun en büyük eskikliği şudur;

        Türkiye;

  • 5886 sayılı kânunu 18 Şubat 1953 târihinde meclisde kabul etdi ve NATO üyesi oldu.

 

  • 6020 sayılı kânunu 21 Ocak 1953 târihinde meclisde kabul etdi ve 1949 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf oldu.

 

  • Her iki sözleşmeye göre üye ülkelerin tamamı, ordularında iki sınıf asker olduğunu kabul etdi.

 

1. Er

2. Subay

 

5802 sayılı Astsubay Kânunu her iki sözleşmenin kabul edilmesinden bir iki sene önce meclisde kabul edildi. İşde bu sebepden dolayı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde ihdâs edilen “astsubay” sınıfı; esir kampında yapılacak muâmele konusunda kelimenin tam anlamı ile câmi avlusuna bırakılmış bebe gibi sâhipsiz kaldı. İkinci Dünyâ Harbine iştirak etmediğimizden dolayı bu sakâmetin farkında değiliz.

Fakat bir harp esnâsında esir düşen “astsubay” dedikleri biz askerler; 

  • Esir kamplarında erlerimiz ile aynı koğuşlarda kalacağız.
  • Bu kampda er yok ise şâyet biz “astsubaylar” “hizmet eri” olarak subaylarımıza hizmet edeceğiz.

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerika’nın Coni’yi aya göndermeye hazırlandığı günlerde

926 sayılı kânununu hazırlayan bizim yavşak subaylarımız ise

Dünyânın gelişmiş ordularındakine benzer bir personel kânunu yapdık diye dübürlerinden üfürüyor idi.

Fakat lahâna beyinli bu subaylarımız;

Dünyânın kalbur üsdü ordularında “astsubay” denilen;

 

  • Uyduruk”,

 

  • Ortada sandık” ve

 

  • Köle” bir asker sınıfı olmadığını, utanmadan bilmezden geliyorlar idi. Bu bir yana!

 

Peki,

Bizim ordumuzda “astsubaylıkdan subaylığa nakil nisbeti” sidik yarışdırdığımız ülkelerin ordularındaki nisbet kadar niye olamıyor?

 

*  *  *  *  *

 

 

2014

 

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet ÖZEL’e bir dilekce gönderdim 2014 senesinde.

Ve dedim ki senelik olarak “subaylığa nakletdiğiniz” asubay sayısı nedir?

 

 

   KONU: Astsubaylıkdan subaylığa terfi ettirilen astsubayların senelik olarak sayısı hakkında. 

   İLGİ:      (a) 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.

(b) 19 Nisan 2004 tarihli ve 2004/7189 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik.

(c) 18 Kasım 2014 Salı günü icra edilen TBMM 15’inci birleşim, 6’ncı oturum.

   18 Kasım 2014 Salı günü icra edilen TBMM 15 inci birleşim altıncı oturumda; Mersin Milletvekili Sayın Ali ÖZ'ün (6/1736) ve Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün (6/3052) esas numaralı sözlü soru önergelerine verdiği cevabın “Mesleki gelişime yönelik yapılan çalışmalar” başlığı altında madde 3’de Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet YILMAZ; “Astsubayların azami yüzde 15 olan astsubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanı 2012 yılından itibaren yüzde 25'e çıkarıldığını” ifade etmişdir.

   Sayın Bakanımıza suallerim şöyledir;

   Astsubaylıkdan subaylığa geçiş kontenjanının yüzde 15’den yüzde 25’e çıkarıldığını bildiren cümlede bahsedilen;

    1. Yüzde 15 ve yüzde 25 kontenjan oranları için esas kabul edilen “yüzde” sayısı neyi ifade etmektedir?

    2. Yüzde 15 kontenjan oranının tekabül etdiği astsubay sayısı ne idi?

    3. Yüzde 25 kontenjan oranının tekabül etdiği astsubay sayısı ne oldu?

 

    3. 2012 senesinde astsubaylıkdan subaylığa terfi ettirilen astsubay sayısı nedir?

 

   Yukarıdaki herbir sualimin ayrı ayrı olmak üzere cevaplandırılmasını arz ederim.

   Saygılarımla 25.11.2014 

   Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Orgeneral Necdet ÖZEL, her zamânki silâh arkadaşlığını gösderdi bana ve suâlime cevâp vermedi.

 

   974099 nolu başvurunuz hakkında. 

   This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

   12/12/2014, 6:56 PM

   To: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

40

   Sayın ŞÜKRÜ IRBIK,

   Başvuru Numaranız: 974099

   Sayın Şükrü IRBIK,

   1. 974099 sayılı BİMER müracaatınız incelenmiştir.

   2. Başvurunuz, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Kurum İçi Düzenlemeler" başlıklı 25'inci maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

   Bilgilerinize sunar, esenlikler dilerim.


   GNKUR.PER.BŞK.LIĞI 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

2018

 

 

 

 

 

 

   Hayvan Çiftliği!Asubay Tefrikası 6-5_George ORWELL_ Hayvan Çiftliği_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İngiliz yazar George ORWELL’in 1945 senesinde neşretdiği meşhur bir kitabı vardır; Hayvan Çiftliği. Bu çiftliğin hayvanları, daha fazla yem yemek ve daha az çalışmak için bir gün isyân ederler. Canını zor kurtaran sâhibi, çiftliğini terk edip kaçmak zorunda kalır. Kendini akıllı zanneden Major isimli ihtiyar domuzun önderlik etdiği isyâncılar; bizim darbeci kaşalot subaylarımızın "memleketin idâresine el koyduğu" gibi, çiftliğin idâresine el koyarlar.

   Akabinde de bir araya gelir ve bir kânun hazırlarlar. Çiftliğin duvarına yazdıkları 7 maddelik bu kânunun özü şudur;

 

 

Bütün hayvanlar eşitdir!”

 

 

Emekde ve yemekde bütün hayvanların eşit olduğu yeni düzen, kısa zamânda bozulur. Gelen, gideni aratır misâli, çiftlikdeki hayvanlar eskisinden daha kötü duruma düşerler. Elebaşı domuz Major, günbegün semirirken; diğer hayvanların yemi azalır hem de daha fazla çalışırlar. Çünkü isyâncı başı domuz Major, hazırladığı kânunun işine gelmeyen maddelerini kimseye farketdirmeden kendi isteği doğrultuda geceleri bir bir değişdirir.

Çiftlikde bir gece şiddetli bir gürültü patırtı duyulur. Hayvanlar, sesin geldiği yere vardığında domuz Major’u suç üsdü yakalarlar. Bir elinde boya, diğerinde fırça ile birlikde yakalanan elebaşı domuz Major, duvarda yazılı olan kânunun birinci maddesini şöyle değişdirmişdir; 

 

 

 “Bütün hayvanlar eşitdir!

Fakat bâzı hayvanlar, ötekilerden daha fazla eşitdir!

 

 

Subaylarımız bir yandan kendi lehlerine ve fakat asubayların aleyhine yeni kânunlar peydahlamışlar,

Diğer tarafdan da mevcut kânunların asubayların lehine olan maddelerini bir bir değişdirmişler.

Asubaylar hakkında bugüne kadar çıkartılan kânunları okudukca

Hayvan Çiftliği’ni okuduğum zehâbına kapılıyorum.

Çiftlikde hayvanların birlikde hazırladığı ve Binbaşı Domuz’un değişdirdiği kânunun birinci maddesini de şöyle diyesim geliyor;

 

 

Bütün askerler eşitdir!

 

Fakat subaylar, öteki askerlerden daha fazla eşitdir!

 

 

Hikâyedeki müzevir, menfaatçi ve alçak domuzun isminin Major (binbaşı) olması da beni acı acı gülümsetiyor.

Fakat ben gülümsemekden ziyâde;

Asubayların aleyine kânunları çıkartan

Ya da

Asubayların aleyhine olacak şekilde gizlice değişdiren “Domuz Major”’lere,

Dil değmemiş, dodak dokunmamış küfürler ediyorum... 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   1951 senesinde kabul edilen 5802 sayılı Astsubay Kânununun 6 hedefi var idi;

    1. Ordumuzdaki silâhları “kullanmak” ve “kullanmasını erâta öğretmek” üzere “astsubay” ismi ile yeni bir asker sınıfı teşkil etmek,

 

   2. “Kıdemli başçavuş” rütbesine yükselen bu astsubayların “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtip” nasbedilerek bu isimler ile “yeni bir subay” sınıfı teşkil etmek,

 

    3. Bu tedbirlerle ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyetinde kazanılacak teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar ile ordu mahrutunun devamlı bir surette kaidesini teşkil etmek,

 

   4. Ve böylece harb okulundan kemmiyet (sayı) itibariyle daha az sayıda subay yetiştirmek,

   a. Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapmak üzere “astsubay” olarak tesmiye edilen yeni bir asker sınıfı teşkil etmek ve böylece askerî memurluğu lağvetmek, (Subay sınıfına dâhil olan askerî memurun görevini yapacağından dolayı astsubaylar da subaylığa terfi ettirilecek idi.)

   b. Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede subay yetişdirmek için subaylarımıza daha uzun süreli harbiye tahsil imkânı bahşetmek.

 

   Bu 6 hedefi tahakkuk etdirmek için aslında bir şey daha yapmaya mecbur idiler;

  • Lağvedecekleri askerî memurların bütün işlerini yapdıracak,
  • Subay sınıfına dâhil olarak yeni teşkil edecekleri “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtip”lerin işlerini yapdıracak,
  • Teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylarımızın

        Ve dahi

  • Erlerimizin yapdığı her türlü işi yapacak,

 

   “Askerî memur + subay + askerî teknisiyen + askerî kâtip + er ” karışımı yeni ve ucûbe bir asker sınıfı teşkil etmek.

   Böylesi melez ve ucûbe bir asker sınıfını keşfetmek için

   Genelkurmay Başkanlığımızın kerizci ve sahtekâr subaylarının fazla kafa yormasına da lüzüm yok idi. Çünkü henüz daha bir sene evvel peydahladıkları “gedikli erbaş” sınıfı çokdan iflâs etmiş idi bile...

    “Gedikli erbaş” dedikleri bu köle asker sınıfını; 

  • Evvelâ “astsubaylığa terfi etdimek” vaadi ile aldatmayı,
  • Akabinde de  “astsubaylıkdan subaylığa terfi etdirmek” vaadi ile aldatmayı

        Ve böylece

  • Kendi akıllarınca “bir daş ile üç guş vurmayı” o galın gafalarına goymuşlar idi bir kere...

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B’nin “ Astsubay ” olarak tesmiye etdiği bu sözde yeni asker sınıfı aslında;

  • Ne “askerî memur
  • Ne “subay
  • Ne de “er” sınıfına dâhil idi.
  • Fakat aynı zamânda
  • Hem “askerî memur
  • Hem “subay
  • Hem de “er” idi.

 

       Ve böylece;

  • Elleri götünde dolanan subay mahdumlarından müteşekkil askerî memurlardan kurtulacaklar idi.

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   “ Astsubay ” olarak tesmiye etdikleri bu sözde yeni asker sınıfı; 

  • Subayın yardımcısı olacak ve subayın işlerini yapacak,
  • Askerî memurun yerini alacak ve yapdığı işleri yapacak,
  • Silah kullanmayı öğrenecek,
  • Mükellef erâtımıza da hem helâya sıçmayı hem de silah kullanmayı öğretecek,
  • Bütün bu işleri yapar iken de sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi görecek idi.

 

   Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin 5802 sayılı kânun ile hedeflediği aşağıdaki 6 hususu tahakkuk etdiler;

  • 1. Ordudaki silâhları kullanacak ve kullanmasını erâta öğretecek yeni bir asker sınıfı teşkil etdiler. Bu yeni ve uyduruk asker sınıfına da “astsubay” ismini verdiler.

 

  • 2. Ve böylece, erleri eğitmek görevini teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylarımız, usda katır gibi sırtından atdılar. 

 

  • 3. Askerî memurun yapdığı işleri, “astsubay” ismini verdikleri bu sözde yeni asker sınıfının sırtına yıkdılar.

 

  • 4. ve böylece subay muâdili olan askerî memurlar ile subaylarımız orduevi, lojman ve sosyal tesislerin tek sâhibi oldular.

 

  • 5. Fakat fiilen olsa da askerî memurluğu hukûken lağvetmediler.

 

  • 6. Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede subay yetişdirmek için harbiye talebesine daha uzun süreli tahsil vermek isdiyorlar idi. Bu maksada mâtuf olarak, harp okullarının tahsil süresini;

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı ve MSB, yukarıda gördüğünüz hususların hepsini tahakkuk etdirdi. Çünkü hepsi subaylara yeni fırsat, yeni menfaatler ve yeni istikbâller getiriyor idi.

   MSB ve Başbakanın hazırlayıp TBMM’ye arz etdiği 5802 sayılı kânunun temel hedefi şu idi;

 

  • Zekî ve okumak imkânı bulamayan kâbiliyetli Anadolu çocuklarına yeni bir fırsat vermek,

 

  • Ordu içinde bedbin bir zümre yaratmamak,

   Teşkil etmeyi düşündükleri ve “astsubay” dedikleri askerlerden;

  • İsdekli ve gereken şartları hâiz onlarlar kıdemli yüzbaşılığa kadar terfi edecek,
  • Hâl ve durumlarından memnun olanlar temdit ederek astsubay olarak çalışmaya devâm edecek,
  • İsdekli olmayanlar ise 9 senelik mecburî hizmetden sonra astsubaylıkdan istifa edip ordudan ayrılacak idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Subay muâdili olan askerî memurun görevini astsubaylar yapacağından dolayı

   Astsubayları da subaylığa nakil edecekler idi.

   Fakat nakil etmediler.

   Zamân içinde piyasaya sürdükleri kânun tezgâhları ile Genelkurmay Başkanları ve MSB'ları,

   Astsubaylara verdikleri “subaylığa nakil” müktesep hakkını kurnazca gasp etdiler.

 

 

    Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde “Astsubay Kânununu ihdâs etmesinin hedefi şu idi;

   Ordumuzdaki 11 bin astsubaydan “bedbin bir zümre yaratmamak!"

   Lâkin

   Başbakan Adnan MENDERES’in Genelkurmay Başkanları ve Millî Savunma Bakanları

   Gizliden ya da açıkdan tezgahladıkları elvan çeşit “fitne kânunlar” ile 2014 senesine kadar

   Tam 97 bin 975 kişilik koca bir “bedbin astsubaylar ordusu yaratdılar!..

 

Terâzisi tezekden olan ordumuzun, işde böyle bokdan olmuş dirhemi!

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile ihdâs etdikleri

Ve dahi

İsmine “astsubay” dedikleri biz askerlere

Bu kânunun tatbik edilmesi konusunda bugüne kadar yapılan haksızlıkları akıllara nakşetmesi için

Sâdece 20 senede girişdiği 60 savaşın 52’sinden gâlip gelen

Fransız milletinin muhteşem subayı Orgeneral Napolyon BONAPART’dan şu hârika vecizi seçdim;

 

Asubay Tefrikası 6-5_Napolyon;Ahlakın olmadığı yerde kanun işe yaramaz_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Muhterem okuyanlar!

   Kıymetli asubay meslekdaşlarım!

   Bir kitabı dolduracak kadar bilgi ve belgeleri kısa olarak derlediğim

   Ve dahi

   88 sayfaya ancak sığdırabildiğim makâlemizin altıncı bölümüne ait bu kısmının bir cümlelik özeti şudur;

   Okudunuz ve gördünüz!

 

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Astsubay davasının isli kandili işde, hep böyle kör yanmış! _Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 
 Asubay Tefrikası 6_5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Üstü örtük, ön yargısız, yüzeye çıkan dertlerim var,

sunarım Sayın Başkanıma.

İnternet sayfalarında gezinirken,

önemli bir habere rastladım.

Konu:

Assubayların karşılaştıkları sorunları içeren toplantı yapılmış.

assubayların, yaşamlarındakı zorlukların giderilmesi,

olduğu yazıyordu haberde.

Brifing türünde yapılan toplantıda bulunamadığımız için

konunun tam içeriğini bilemez durumdayım.

Bilebildiğimiz, makaleyi yazan sayın arkadaşımız İçer’in sunumu ile sınırlıdır.

Toplantı 09-11.Şubat.2015 tarihinde yapılmış.

173 assubayin katıldığı yeni oluşum (uygulama),

*Komutanlık Astsubayı* ismi ile maruf,

Gnkur toplantı salonunda olmuş.

Assubaylara olanaklar içeren, gerek yaşamlarında, gerekse ekonomik şartlarda

daha huzur dolu, mutlu, onurlandırıcı ortam ve sonuçlar getirecektir mutlaka.

Ancak burada unutulanlar var gibi!

Unutulmamasi gereken konular da var elbette.

Astsubay *emeklileri*!

Hizmetin oldukça ağır yükünü taşımış olanlar var.

Omuzlarında trilyonluk zimmetini yüklenmiş,

zor şartlarda, en verimli çağlarında...

Ama şimdi emekli, çare arayan, çaresiz, gücünü yitirmişler.

Gücünün üzerine, gayretleri ile devlete hizmet verip emekli olanlar var.

Bunlar da sizlerin, geçmişten gelen personeliniz olmalı!

Orduevlerinde, dinlenme tesislerinde, sosyal tesislerde rastladıklarınız.

Şimdi hayli mağdurlar.

Bazen, hata yapanlara hata yaptın deyip, hak kısıtlaması ile

orduevi yasağı getirdikleriniz var ya hani?

Bu bir adı konmamiş yaptırımdır.

Bunları sizler biliyorsunuz.

Bilemeseniz bile, zaman zaman sizlere bilgi akışı nedeni ile sızlanmaları aktarılıyor.

Bunlara duyarsız kalamazsınız.

Yaralar derin, zaman içinde daha da büyür nitelikte.

Açlık sınırına dayanmakta gibi.

Suskunluğunuz, çile çekenlerin yaralarına merhem olmuyor!

Bunlar da sizlerin geçmişlerinden gelen hizmet yoldaşlarınız.

Hizmetlerini sizler aldınız devlet adına.

Onları koruma görevi de,

devlet adına sizlere düşüyor olmalı.

Şehitliğe yakın yerlerde görev yapma olgusunda canlarını ortaya koyanlardır,

bunlar...

Sivil memur değiller,

bunlar...

Görev esnasında *dolu zaman (ful time)* çalışanlardır.

Mesai kavramından uzak!

Nöbet, tatbikat, amir ayrılmadan ayrılamaz ”görev ortamından”!

"Mesai bitti, benim de işim bitti" diyemeyenlerdir.

Yasalar gereği uyumdan başkaca çare yok.

Gerektiğinde, canları pahasına hiyerarşi konumuna uyumlu, itaatkar olmuşlardır.

Şimdi emeklidirler.

Emir komuta zincirine bağımlı 24 saat görevli,

görevi başında devlete üstün hizmet yapanlardır.

2., 3. dereceden emekli maaşı alanlar var.

Bunların bazıları,

eğitimli, lisanslı, üniversite kariyerli.

Verdikleri hizmette bilinçli, lisans içerikli.

Görmezden gelinir!

Devlete verilen hizmetlerin ölçütü.

eğitim, bilinç, eğitilmişlik ise,

devlet;

aldığı bilinçli hizmetin tam karşılığını verdiği söylenemez!

Eksik eğitimli ile yüksek eğitimli aynı terazinin kefelerinde tartılmakta.

Sonunda da eşit görülmekte!

Fark görülmemekte, gösterilmemekte!

Senin adın; astsubay.

Konumun bu! Yeni mezun ile 30 sene hizmetli eşit!

Aşama yok!

Çağdaş ülkelerde yaklaşım bu değil.

Tüm bunlar gerçek.

Kanıtları bordrolar, Emekli Sandığı kayıtları.

Burada eşit süreli eğitimlilerin,

eşit faydalanmalarından uzaklaşma var gibi.

Benim gibi.

Kaderleri, assubay olmaları.

Başlangıçta assubay okulunu seçmeleri.

Sadece tek fark, o!

Okulsal kayırım var gibi.

Ama, hizmet ortamı, verilen hizmet aynı.

Eğitilmişlikte süre eşit; bazan artılı.

Hatta fiiliyatta yük daha da ağır.

Aynı süreli eğitimliler, aynı ortamda görev yapmışlar.

Onların üç katı, emekli maaşı alanlar varken

emeklilikte yoklukla mücadele içinde olanlara olmalarına,

izin vermeyecek olan, sizlersiniz.

Genelkurmaydır.

Diğer kurumlarda,

kurum liderleri personelinin haklarını korurken,

suskunluk, gerçekleri görme isteğinden uzak gibi.

Sizler de güçlü bir kurumun liderisiniz.

Sizlerin de bu mağdur personelinizi koruma göreviniz olduğunu bilmelisiniz.

Sizleri biliyor, kabul ediyoruz.

Üst statüden emekli olup da hak arayanların, sizlere kolay ulaşması olası.

Bizler ulaşamadığımız için, dertlerimizi.

mektuplarla sizlere ulaşma, ulaştırma çabaları, ortamları arıyoruz.

Lütfedip okursanız,

düşünün ben: 1965 Ankara Üniversitesi mezunu, lisanslı assubayım.

Gerçekte 82'lik, beklentilerini yaşamla yitirmiş bir ihtiyar.

Yine, sizlerin yazılı izniniz ile,

görevde iken 11 sene, emekliliğimde 15 sene sivil liselerde,

askeri görevimi aksatmadan öğretmenlik, okutmanlık, yapmış biri.

Fransızca ticaret hukuku okutmuş biri.

Okuldaşlarım şu anda Anayasa Mahkemesi Başkanı!

Her iki muhalefet partisinin lideri!

Bu, okuldaşlarımın yaşam başarıları.

Okuldaşım oldukları için kıvançlıyım.

Ancak, 2000 yılından sonra

emeklilikte haklarım, maaşım, unvan söylemi ile kısıtlandığı için üzgünüm!

Burada sizlere anlatmak istediğim,

bu tür toplantılar muvazzaf arkadaşlarla yapılırken,

onların sizlere sunabilecekleri,

sorunlarını anlatmaları,

hiyerarşi nedeni ile kısıtlı olabilir.

Emekli olmuş arkadaşları da dinlemelisiniz.

1300-1400 TL. emekli maaşı ile yaşam çilesi çekenleri,

yetmezlik ortamında ev geçindirenleri,

çocuk okutmaya çalışanların dertlerini de paylaşmanızı dilerim.

Saygılarımla.

17.02.2015

Mehmet KAYALI

Siz Bulun

Aralık 06, 2013

SENDİKA MI DEDİN,  HAYIR, HAK ARARSIN  DERLER.
YASALAR ENGELİNDE Mİ,  DERİM.
EMEK KURULTAYI TOPLANSIN, YASAL UYUM SAĞLANSIN.
DERİM  İÇTENLİĞİMLE, OLMAZLARDIR YANITI...

HİZMET Mİ DERSİN,
VERİRİM,  DOLU,  DOLU
ŞEHADET BAHASINA, GÖZÜM KARADIR  BENİM.  HİZMET   DEYİNCE.
ÖLÜRÜM VATANIM İÇİN.

OYSA VATANINI HARKES  EŞİT  SEVER,  DERLER.
NEDEN DERİM.
BİZ  BİR  AİLEYİZ  DERLER,
HİZMETTE EŞİTLİK, VAR MI DERİM.
HİZMETTE  VE  ORTAMDA  SONUÇLARINDA  EŞİTLİK  OLMAAAZ. TAŞIYICI  OLAN, VARDIR  DERLER...
PAYLAŞIMDA  EŞİTLİK  VAR MI DERİM.
OLMAZ, AYRICALIKLILAR  VAR .STATÜ VAR  DERLER...

YÜK MÜ DERSİN, TAŞIRIM, GÜCÜMÜN  ÜSTÜNDE.
TAŞIRIM HER TÜRLÜSÜNÜ, ZİMMETİN.
YILMAM, OMUZLARIM DÜŞSEDE.
KARŞILIK MI DEDİN, MUHTACIM AFERİNE.

AÇ  ÇARESİZ KALDIĞIMDA, KIRARIM ÜÇ YUMURTAYI.
SONUÇTA, KALBİM ONURUM KIRILIR  BELKİ . BİLEMEDEN.
BAZEN YAZIM HATASI YAPARIM. TEK KELİMENİN.
TEK HARFİ,
TEPETAKLAK EDER BENİ.
BAKARIM MELÜL, MELÜL, AİLE EFRADIMLA BİRLİKTE. SIZLANARAK.
AĞLAR ÇOCUKLARIM, EŞİMLE BANA BAKARAK. KESİLEN NAFAKALARINA….
AÇ KALIRIM BİR HARF YÜZÜNDEN. AĞLARIM İÇİN, İÇİN.

BU YAPILANLARI TARTMAK İSTERİM.  TARAFSIZ,  BAĞIMSIZ,   ADALET TERAZİSİNDE.
OLMAZ DERLER. AÇLIĞIMI GİDERDİM DERİM, KAZARA OLDU DERİM.
BİLEREK YAPTIN YAPMAYAYDIN.
KASITLISIN DERLER.
ÇEKERİM SONUÇLARININ  EN AĞIRINI.

OLANAK MI DEDİN,
RAZIYIM GÖNÜLLERİNDEN KOPANA.
ZOR MU DEDİN, BEN VARIM DERİM, BENİ SÜRERLER ÖNE.
BECERİDE ÖNCELİK BENDEDİR.
VATANA HİZMET EDERKEN, HAKSIZ PAYE KAZANÇ,  ORTAMINDA.

MOBİNG Mİ DEDİN, İYİ TANIRIM ONU.
YILLARDIR   PAYLAŞIMDAYIM  ONUNLA,  İŞ  ARKADAŞIMDIR.
DOLU,   DOLU   YAŞARIM   EZİKLİĞİMİ.
DAHA  BAŞKASI  VAR MI DERİM.    EMEKLİLİKTE   GÖRÜRSÜN DERLER.
KAPARIM  GÖZLERİMİ,  ÇEKERİM ÇİLEMİ.     
İÇİMDEDİR IZDIRABIM.
VE İÇİN, İÇİN AĞLAR GEZERİM …

KİM OLDUĞUMU SİZ BULUN.

MEHMET KAYALI

ASTSUBAYLAR

Kasım 17, 2013
sızlanmaktalar,

sanki sızlanmadık zamanları varmış gibi.

ağlamaktalar,

ağlamadıkları zaman varmış gibi.

Dikmen yollarında,

meclis kapılarında.

akşamın karanlığında,

çığlıklarını duyurma çabasındalar.

sanki duyan varmışçasına,

duyarsızlar ortamında.

ninnilerle uyutuldular  yıllarca,

emeklerini verdiler

yettiğince.

karşılıksız şehitlik bahasına.

yüreklerinde,

sınırsız acılarla,ağıtlar yazdılar,

uzun , uzun

karanlığı yararcasına.

ama seslerini duyan,

kim.

ölüm karşısında,

uyaklı seslerini duyar gibiyim,

bağırışlarını, dövünmelerini.

ama,  ulaştıramadılar, çığlıklarını.

ızdırapla çırpınışta,

kavgasız tutşan,

alev gibi bir şeydi.

var olma, kişilik kanıtlaması,

idi  bu.

hayat memat meselesiydi.

şaka değil.....

 

Mehmet KAYALI

 

Fuzuli der ki ‘’Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”.  Günümüz Türkiye’sinde çok şey değişti,  hani bir söz vardır ya eski çamlar bardak oldu. Askeri darbelere "yasal dayanak" olarak gösterilen İç Hizmet Kanunu 35'inci maddesi değiştirildi.

Türkiye artık tüm kurum ve kuruluşları ile darbelerin, askeri vesayetin karanlık yüzünü geride bırakmış, her şey güllük gülistanlık oysa;

Değişim yönetenlerin değil, dokunun değişmesidir, ihtiyaç mevcudu raptı zapt altına almak değil rejimi, sistemi demokratikleştirmektir.

Birileri var ki ,akıllara zarar, yıllardır ”enselerinde boza pişirilmiş”, darbelerden aile, eş ve çocukları ile birlikte iliklerine kadar nasiplenmiş. Peki, kim bunlar?

Aylardır sosyal medyada haksızlığa uğradıklarını, özlük haklarının iyileştirilmediğini, yüksek perdeden seslendiren ”bedenine soğuk damga vurulmuş” astsubaylar.

Onlar her dönem sistem içerisinde “Temininde güçlük çekilen ve gayri memnun personel” tiplemesiyle nalıncı keseri gibi hep bana, benimki sıcak olsun kiminki yanarsa yansın anlayışı ile  “öteki”leştirildiler.

Aklın yolu birdir. Yarım asra dayanan sorunların sebeplerini, çözüm önerilerini bilmek için tarihçi, sosyolog, bilim adamı ve akil adam olmaya gerek yoktur.

Konu siyasiler, sivil ve asker bürokrasi tarafından bilinmektedir.

TSK’de günümüzün gelişen teknolojisi ile mesleki-teknik, eğitim-öğretim ve sevk-idare-komuta kademelerinde görev alan yetkisiz ve omuzlarına ağır sorumluluklar yüklenmiş, yarım asır öncesinin 211 sayılı İç Hizmet Kanunu,  926 sayılı TSK Personel kanunu ile astsubayların tarifini yapmak günümüz dünyası ve Türkiye’sinde “akıl tutulması” olsa gerek.

Her geçen gün kendilerini çağın gereklerine uygun yenileyen tamamı ön lisans, lisans mezunu astsubayların sorunları sistem içerisindeki kişiler ile değil sistem kaynaklı olup, temel sorun sınıfsal statü ayrımcılığı, sosyal adalet ve eşitsizliktir. Onların yaraları artık kanamıyor,  kangren olmuştur.

TSK’nin üst kademesinde yaşanan olumsuzluklar karşısında, verilmiş sadakaları olan astsubayların, sistem içerisinde ne kadar önemli rol üstlendikleri açıkça görülmektedir.      

Ne yazık ki siyasiler ve toplum bu gerçeği görmezlikten gelip, ne zaman iyileştirme konusu gündeme gelse göz ardı edilip, farklı kesimlerden acımasız ve de hoyratça sesler  yükselmektedir.

Eş ve çocukları ile yaklaşık bir milyon çalışan ve emekli personelin yılan hikâyesine dönen sorunları, talepleri ve artan intihar olayları ile ilgili konular kurum görüşünden ziyade TBMM tarafından kurulacak komisyon tarafından araştırılıp muhatapları dinlenmelidir. 

TSK ve siyasi iradeden genel  beklentileri;
  • Özellikle emekli maaşlarındaki makas aralığının daraltılması,  adaletsizliklerin giderilmesi
  • İntibaklar’ın muvazzaf ve emekli astsubaylara da yapılarak, adaletsizliğin son bulması.
  • Yarbay ve daha üst rütbeli subaylara verilen görev tazminatının, astsubay'lığın son rütbesi olan kıdemli başçavuşluğa yükselmiş görevdeki ve emekli astsubaylara da verilmesi.
  • Keyfi mobing uygulamalarının önünü açan  “Disiplin kanunu ”Askeri Ceza Kanunu” gibi hukuksuzlukların önüne geçilmesi.
  • Atamalarda adil, özel durumların dikkate alınması.

Umarız haklı talepleri 2013 yılı yeni yasama döneminde kanunlaşır,  bir başka bahara kalmaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin gözbebeği TSK’nin cefakâr astsubayları milletinden aldığı destekle dün olduğu gibi bu gün de vatanı ve bayrağı için seve seve canını vermeye hazırız diyen astsubay camiasının bu yıl ikincisini icra edeceği coşkulu, 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü’nü kutluyorum.

"Biz etle tırnak gibiyiz ama her zaman tırnak sensin,  çok uzadığında keserim. Bunu diğer elimdeki tırnakların sayesinde yaparım” o yüzden sen bugünde haksızsın hem de çok  haksız… 

 

Daniş Çoban
Mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
twitter: @daniscoban

Astsubay Bizimdir! -3-

Eylül 27, 2013
 
 
 
 
Astsubay Bizimdir -3-
 

Astsubay Bizimdir -3-

Demi geldi.. İki çift kelâm edelim...

image004Ana sayfasına koyduğu cafcaflı ilanlarda “Gâzilerimize saygı tarihimize olan bağlılığımızdır” diye cilâlı laflar üfürüyor Genelkurmay Başkanımız.

İlandaki 80’lik gâzinin elini de beş yaşındaki ısmarlama bir çocuğa öpdürüyor.

Eline şeker verip getirdikleri beş yaşındaki o çocuk

Gâzi dedesinin elini öpmekle

Kendi minnet borcunu ödüyor!

Ya, Genelkurmay Başkanı olarak senin o gâziye olan borcun?

Gâziye saygı göstermek hususunda şayet samimî ise

goltuğundan galkıp o gâzinin ayağına gadar gidip

o gâzinin elini Nejdet Bey kendisi öpse ya!

Öpebilir mi?...

Kendisi 1950 senesinde gözlerini lojmanda dünyaya açdı.

O tarihden beri de lojmanda yaşıyor.

Bugüne kadar kaç şehit anasının evini ziyaret edip elini öpdü?

Acısını paylaşdı?

Kaç şehit babasını bağrına basdı?

Teselli etdi?

* * *

Millî Savunma Bakanımız,

Şehitlik Yönergesi neşredip

Yatağında ölen

Savunma Bakanlarına, Orgeneral/Oramirallere

Ailesinin istemesi hâlinde

Şehitlik pâyesi dağıtıyor.(²³)

Fakat

Millî Savunma Bakanlığının mahkemesi olan AYİM,

Kışlada öldürülen astsubayı

Mahkeme kararına

P.Bçvş.” diye kayıt ediyor.

Ve bu astsubayın

Şehit olmadığına hüküm veriyor. (Bkz.↓)

image005

“Şehit değil!” deseler de

“P.Bçvş.” deseler de

Astsubay bizimdir!

* * *

Bugünün paşalarının beğenmediği Osmanlı padişahları tebdil-i kıyâfet eyleyip sık sık tebaasının arasına karışırdı. Onlarla halleşir, hasbıhâl eder, derdiyle hemdert olurdu. Evlerini ziyaret eder, yer sofrasının dibine ev sahibiyle birlikde bağdaş kurup darhâne tasına beraber kaşık sallar idi.

image007Tahtadan yapılmış takma bacağına devletin haciz koyduğu aç bîilaç gezen gâzileri ve şehit yakınlarını, senede bir kere verdiği Gâziler Günü’nün akşam yemeğinde görüyor...

Nejdet bey bugüne kadar hangi gâzinin fakirhânesini ziyaret etdi.

Hangisinin sofrasında diz çöküp çorbasını içdi?..

Kaç gâzinin derdine dermân oldu?..

Ağladı ya! diyorsanız...

Orası ağlama duvarı değil...

Şehit yakınları ve gâziler sizden hak etdiği yardımı istiyor,

Gözyaşı değil!..

Yiğitlik, vurmayınan;

Paşalık, vermeyinen...

Değil mi?..

Şehidini unutan Genelkurmay Başkanı

Gâzisine saygılı olabilir mi?..

Hak etdiği kıymeti verebilir mi?..

Şehit de bizimdir!

Gâzi de bizimdir!

* * *

Çanakkale Harbinde yaralandı. Fazla kan kaybından bayıldı. Siperden alıp hastanaye götürdüler.

Hasda odasında kendisine gelir gelmez, kağıt ve kalem istedi. Fakat her zaman mektup yazdığı sağ eli yerinde yokdu. Gâvur İngiliz’in attığı bomba sağ kolunu koparıp almışdı. O da kalemi sol eline aldı. Cephedeki komutanına şu satırları yazdı...image009

“Sağ kolumu kaybettim. Zararı yok! Sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni üzen ve yeniden birliğime katılarak, düşmanla çarpışmama engel olan şey, yaralarımın henüz kapanmamış olmasıdır.

Hastahaneden çıkıp, harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz. Affediniz komutanım!”

Sağ cenahınızdaki tavsıra dikkatle nazar eyleyiniz!

Çifte madalyalı, mahzun bakışlı, kaytan bıyıklı Çavuş’un sağ elinin yerinde olmadığını görürsünüz!..

Ya Rabbim,

Sen ne büyüksün!

Analarımız ne yiğitler doğurmuş..

Çavuş’un yukarıdaki tavsırına bakarken

Göz yaşlarıma hâkim olamadım!

Mahsun bakışı yüreğime işledi..

Yazı yazmayı bırakıp

Hıçkırasıya ağladım...

O’na Mehmet Çavuş dediler...

Gâzi Mehmet Çavuş bizimdir!

* * *

1909 yılında Osmanlı Ordusu'na intisab etdi. Balkan Harbinde cenk etdi. Elli senelik ömrünün dokuz senesi cephelerde harb etmekle geçdi...

Balkan cephesinde memleketinin aldığı ağır mağlubiyetin acısı iliklerine kadar işlemişdi. Bir yolunu bulup bu mağlubiyetin intikâmını almaya yemin etdi. Allah’dan başka bir şey istemedi.

Bu maksatla I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile Çanakkale Cephesi'ne koşdu ve topçu eri olarak savaşa girdi.

Tek dişi kalmış arsız canavarın torunlarından mürekkep Fransız ve İngiliz Donanması 18 Mart 1915'de Çanakkale Boğazı'nı geçmek için vira demir deyip cehennemi andıran toplarını ateşledi.

top-vinciBu sırada Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevliydi. Türk topçusunun yoğun karşı ateşi ve daha önceden Nusrat mayın gemisinin döktüğü mayınlar, bu saldırıyı püskürttü. Alçak sırtlan sürüleri ağzından salyalar akıtarak Boğaz’dan geri çekildi...

Düşman gemilerinin mahşerî top atışları tabyadaki topun mermisini namluya kaldıran vinci parçaladı.

image011Bunun üzerine 275 kilo ağırlığındaki üç top mermisini sırtladı ve top kundağına yerleştirdi.

Koca” lakabıyla maruf bu Onbaşı, köyünde tomrukculuk yapıyordu. Sağ koltuğuna koca bir tomruk, koca bir tomruk da sol koltuğuna... İki tomruğu koltuk altına alıp dağların tepelerinden ovaların düzüne türkü çığırı çığırı indirmeye alışık idi...

İlk iki atışta İngiliz’in ağır zırhlı gemisi HMS Ocean’a hafif bazı hasarlar verdi. Tekrar besmele çekip yapdığı üçüncü atışında İngiliz’in gemisi ağır şekilde yaraladı. Atılan mermi geminin su kesiminin biraz altına isabet etdi. Türk arslanı İngiliz sırtlanını gıçından ısırmışdı. Ve gemi, ânında yan yatdı.

O güne kadar yapılan harplerin hiçbirisinde bir top güllesi neticeye bu kadar tesir etmedi...

image015İngiliz’lerin çok güvendiği bu zırhlı gemiyi Türk askerinin batırmasıyla düşmanın savaşma azmi kırıldı. Harbin seyri Türk’lerin lehine doğru değişdi.

Sonra da Nusrat mayın gemisi'nin döktüğü yerli imâlat mayınlardan birine çarptı. Burnu havada dolaşan kibirli İngiliz’in gururu HMS Ocean zırhlısı bu yaradan kısa bir süre sonra alabora olarak batdı.

Daha 15’inde olan İngiliz güzeli HMS Ocean zırhlısı Morto koyunda mortoyu çekdi ve orada sonsuz bir güzellik uykusuna yatdı.

Çanakkale Harbi esnasında kendisiyle farklı cephede cenk eden ve image013O’nun başarısından haberdâr olan Mustafa Kemal, Cumhuriyet ilan edildikten sonra O’nu görmek için Edremit’e kadar gitdi. Köylülere sordu. Terhis oldukdan sonra köyünde tomrukculuk yaparak ekmeğini kazanıyordu. Kaymakam dahil kimse onu bilmedi, tanımadı. Atatürk’den şiddetli bir azar işitmesi üzerine gıçını gımıldatan gaymakam, O’nu bulup getirtdi! Tıraş etdirdi, ödünç takım elbise giydirdi. Sonra da Atatürk’ün huzuruna çıkartdı.

Atatürk tıraşın veresiye, elbisenin ödünç alındığını hemen anladı. Ahalinin ve Kaymakamın bu ilgisizliği Mustafa Kemal’i derinden yaraladı. Atatürk olmak kolay mı?..

Bu vefâsızlık, bu kadirbilmezlik, bu aymazlık karşısında öylesine üzüldü, öylesine hislendi ki!.. Bulgur bulgur yaş damlaları yuvarlandı gözlerinden yanağına doğru...

seyit-onbasiÇanakkale Harbi dahil olmak üzere çeşitli cephelerde tam dokuz sene harb etdi. Genelkurmay Başkanlığı örütbağ sitesine, ikrâh ederek O’nun kötü bir tavsırını koymayı yeterli görmüş.(²⁴)

Tavsırın altına da sadece “Seyit Onbaşı” yazmış.

Hepsi o kadar!

O’na Havran’lı Seyit Onbaşı dediler!

* * *

Topcu Onbaşı rütbesiyle gâvurun Dardanelles dediği Çanakkale Harbinde savaşdı. 30 Ekim 1915 tarihinde Nara Burnu’na yakın bir mevkideki Deniz kilidi anlamına gelen Kilit Ül Bahir sahilinde nöbete başladı.

image020Gâvur Fransızın Q 46 borda numaralı Turquoise isimli denizaltısı Dardanelles Boğazını gündüz gözüyle geçmeye cüret etdi. Kendini Şemsipaşa bosdanında zannedip periskop seyriyle Boğazı gündüz gözüyle geçmeyi denedi. Aptalın cesâretinin bile bir sınırı vardır, değil mi? Fakat bu Fransız kaşarının hesaba katmadığı bir şey vardı. Nöbetdeki Türk Topcu Onbaşısı, denizin içinde gımıldayıveren bu acaip makineyi çokdan farketmişdi...

Hayatında ilk defa gördüğü bu yüzen demirden makineye besmele çekip iki gülle yolladı. Her atışda hedefinin biraz daha yakınına düşürdü gülleleri. Üçüncü salvoda, denizaltıyı periskobundan, yani dürbününden vurdu! Serçe guşunu gözünden vurmakdan daha da zor bir şey idi sizin anlayacağınız..

Dürbünü kırıldığı için denize tekrar dalamadı. Kör kurbağaya dönen o demirden deniz makinesi hemen yanındaki kayalıklara çarparak durabildi.

Fransız denizaltısı, kendisini Dardanelles’in soğuk sularından, önce Dardanelles’in sert kayalarına sonra da Türk’ün şefkâtli kollarına teslim etdi.

Beyaz bayrak çekdi seren direğine. 28 mürettebat, silah ve techizatıyla birlikte sapasağlam, motorları bile çalışır vaziyetde teslim etdi kendini...

Denizaltının Komutanı Fransız Yarbay Lêon Ravanel, kendisini Kara Topcusu bir Onbaşı’nın esir aldığını görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Üstelik de dürbününün karadan atılan bir top ile vurulduğunu anladığında korkudan dudakları uçukladı...

Harb etmek için göndermişdi Fransızlar onu Dardanelles’e... Bu denizaltıya “Türk Mavisi” anlamına gelen Turquoise ismini verdiler. Demek ki Dardanelles’e gitmeyi seneler önce kafalarına koymuş Frenkler.

Gelin, ata biner ve “Ya nasip!” der. Ata bindiği kapı bellidir de atdan ineceği kapı bilinmez...

Kısmet bu olsa gerek! Fransız’ın Türk Mavisi, dokuzuncu baharında Dardanelles’de Türklere gelin geldi.

image022Çeyiz olarak da içinde çok kıymetli askerî bilgiler olan gizli mesajlar getirdi.(²⁵)

Korkudan donlarını dolduran Fransız bahriyeliler, imhâ etmeleri gereken ellerindeki çok gizli belgeleri imhâ etmeyi akıllarına bile getiremedi.

Bu Topcu Onbaşı’nın bir güllesi bakınız neler yazdı tarihe;

  • Q 46 borda numaralı Turquoise isimli Fransız denizaltısı, Türk Ordusunun esir aldığı ilk ve tek denizaltıdır.
  • Bu denizaltı savaş ganimeti olarak Türk Devletinin demirbaşına kayıt edilen ilk denizaltıdır.
  • Denizaltı denen gemi, torpil ile batırılır. Bomba ile batırılır. Kara topu ile denizaltı batırmak da ne oluyor? Vatan mevzu bahis ise şayet biz Türk’ler, yaparız efendim! Allah ne murad eder de olmaz? Bu şerefi Yüce Rabbim bir Türk Onbaşı’ya nasib etdi.
  • Türk, gönülden bir besmele çekip sahildeki topunu ateşledi. Ve üçüncü salvoda denizin altındaki o makineyi teslim aldı...
  • Bu denizaltı, kara topundan atılan gülle ile teslim alınan dünyanın ilk ve tek denizaltısıdır.
  • “Dünyanın “savaş esiri” alınan ilk denizaltısı” unvanını aldı.
  • Ve onu vuran Türk Onbaşı’nın ismini almakla şereflendi.
  • Onu vuran Kara Topcusu Onbaşı da “İlk düşman denizaltısını esir alan kişi” pâyesiyle nam saldı!..
  • Bu kahraman Topcu Onbaşı, bir değil aslında iki denizaltıyı harb dışı bırakdı. Birisini esir aldı. Ötekinin batırılmasına imkân verdi. Harb etmek için Dardanelles’e gemi gönderen başka devlet yokdu!. Olsa belki bir deniz makinesi de o milletden batıracakdı... Bu tarafıyla da dünyada bir ilk oluyor tabii ki...

Peki, bu kahraman Kara Topcu Onbaşısı ikinci düşman denizaltısını kızağa nasıl çekdi?

Fâş eyleyelim yiğit erler! Şöyle oldu;

image024Frenk gâvurunun Turquois isimli deniz makinesinden ele geçirilen çok gizli bilgilerle bir başka denizaltının mevkiini tesbit etdik. Bu deniz makinesi, İngiliz gâvuruna ait idi. Ve Dardadelles sularında köpeksiz köy bulmuş, değneksiz dolaşıyordu. Türk’ü kendi yuvasında vurmak için çok uzak yollardan gelmişdi...  Bu denizaltının borda numarası E 20 idi.

Türk askeri, Fransız gelinin getirdiği mevki bilgilerini müttefikimiz olan Alamana verdi. UB 14 borda numaralı Alaman denizaltısı İngilizin denizaltısının peşine düşdü. Kısa bir süre sonra eliyle koymuş gibi hemencecik buldu.

Alamanlar, bu denizaltı ile kendi dilinden konuşdu. E 20 denizaltısına 500 metre mesafeden bir “Türk lokumu”, yani bir torpil gönderdi...

Akrep, saatin kadranında kendisini hasretle bekleyen 5 rakamıyla son kez kucaklaşdı.

Ve orada öylece donakaldı...

Yelkovan ise 16 rakamının üzerinde nefesini tutmuş olacakları bekliyordu...

Tik, tak, tik tak!..

Sonra...

Şiddetli bir gürültü ile sarsıldı İngiliz güzeli...

UB 14 borda numaralı Alaman denizaltısının gönderdiği Türk lokumu İngiliz güzelini tam göbeğinden vurdu...

Dardanelles ismini verdiği Türk sularında avlanmaya gelen İngiliz, Alaman’a av oldu...

İngiliz’in demirden deniz makinesi, denizin dibinde demirden ev oldu balıklara…

İngiliz denizaltısının komutanı 5 çayı eşliğinde kurabiyesini henüz yemişdi. Gemisi batarken o aynanın karşısında dişlerini fırçalıyordu…(²⁶)

İngiliz gâvurunun E 20 borda numaralı denizaltısı henüz birinci baharındaydı. Hizmete girişinin daha dördüncü ayında Dardanelles’in serin sularında bir daha uyanmamak üzere ebedî uykusuna yatdı.

  • Deniz Astsubayı olduğum halde ben bile öğrendiğimde çok şaşırmışdım. Kara Topcusu bir Türk Onbaşının adı, deniz vasıtası olan bir denizaltıya ilk defa verildi!
    Subay ismi verilen gemiler var. Fakat deniz astsubayının ismini taşıyan bir tek gemi yok Deniz Kuvvetlerinde. Kolay inanılacak bir vak’a değil. Bu yönüyle de dünyada bir ilk oluyor!..
  • Altından saat ve madalya ile taltıf edildi.
  • Harbden sonra maaş bağlamak istedi devlet. “Ben, vatana olan borcumu ödedim!” dedi ve kendisine maaş bağlanmasını kabul etmedi...
  • Bu kahraman Onbaşı hakkındaki araştırmalarımda, yukarıda fâş etdiğim birinciliklerin hiçbirinden bir Allah kulu dahi bahsetmiyor. Şunu yapdı, bunu yapdı. Eh kardeşim! O yapdıklarının dünyada eşi benzeri yok! Onu da söylesene?...
  • Sen, atdığın bir top güllesiyle bunca “ilkleri” tarihe yaz. Senin adamların seni tarihden adetâ saklasınlar, yok saysınlar. Olacak iş mi?...

Elin gâvuru bile mert davranıp bu denizaltıyı kahraman Onbaşı’mızın top atışıyla esir aldığını kendi kaynaklarına yazmış. Genelkurmay Başkanlığımız, örütbağ sayfasına bu kahraman Onbaşı’nın batırdığı Fransız denizaltısının sadece kötü bir tavsırını koymayı “uygun” bulmuş. O’nun tavsırını bile koymamış! Biraz daha mesai yapsalar herhalde inkâr edecekler!(²⁷)

Dünya durdukca nesilden nesile anlatılacak bir desdân değil mi?..

Anlatalım...

Ne mutlu bu Topcu Onbaşı’ya!..

O’na Orhaniye’li Müstecip Onbaşı dediler!

* * *

Mülâzım-ı Sâni, Mülâzım-ı Evvel, Kolağası, Kaymakam, Miralay, Mirliva, Ferik... Bunlar, Harb zamanında Büyük Osmanlı Devleti Kara Ordusunda geçerli olan zabit rütbeleri... Bu rütbeleri siz hiç duydunuz mu? Okudunuz mu? Subay rütbelerini, eski şekliyle yazıyorlar mı? Yazmıyorlar...

Atatürk müstesnâ olmak üzere yukarıda kısaca anlatmaya çalışdığımız kadın ve erkek kahraman şehit ve gâzilerin hepsi bizler gibi astsubay idi...

  • Millî Mücâdelede her cephenin en önünde harb eden astsubayların rütbelerini niçin eski şekliyle yazıyorlar?.. Niçin Çavuş diye Onbaşı diye geçişdiriyorlar?
  • Niçin Astsubay demiyorlar?
  • Darbe yapıp memleketi kana bulayan subayların isimlerini kışlalara veriyorlar.
  • Çanakkale Harbi’nde desdân yazan bu kahraman astsubaylardan hangisinin ismi, hangi kışlaya verildi?

Bu kahraman astsubaylara bugün Onbaşı diyorlar, Çavuş diyorlar, Başçavuş diyorlar.

Hiç kimsenin dili “Astsubay” demeye varmıyor!.. Yazıklar olsun unutanlara, unutturanlara!..

Yazıklar olsun eksik yazanlara!...

Yazıklar olsun yenisini yazmayanlara!...

Kimse tanımasa da

Kimse bilmese de,

Bir tek tavsırını bile çok görseler de,

Kimsecikler “Astsubay” diyemese de;

Gâzi Halide Başçavuş

Tarsuslu Gâzi Adile Onbaşı

Gâzi Nezahat Onbaşı

Kayganacı Başçavuş

Şehit Hamiyet Astsubay

Şehit Yahya Çavuş

Gâzi Seyit Onbaşı

Gâzi Müstecip Onbaşı

Gâzi Mustafa Kemal bizimdir!

* * *

Büyük Osmanlı Devleti, Çanakkale Deniz ve Kara muharebelerinde kazandıkları eşsiz utkularıyla Balkan Harbi’nin üzüntüsü ve manevî çöküntüsünden kurtuldu. Kendine güvenini yeniden kazandı. Savaşma azmi tazelendi ve milli şuur doruğa ulaşdı.

Bu muharebelerde kazandığı utku, manevîyat ve inanç ile müteakip senelerde Anadolu’da yapacağı harblere daha büyük bir azim ve inançla sarıldı.

Ve İstiklâl Harbi’nde Allah nasib etdi, utku müyesser, Milletimiz muzaffer oldu.

İşde bütün bu savaşların kazanılmasında; subay kadar astsubayın da payı ve emeği vardır. Astsubayın emeği ve payı belki subaydan bile daha fazladır.

Vatanın has evlatlarının payı ve emeği, alın teri, kanı, canı  hepsinden fazladır...

Subaydan kat be kat fazla şehit olan astsubay vardır, kahraman Mehmetcik vardır...

Ve hiç kuşku yok ki en büyük gurur, emek ve şeref; bu subayları, bu astsubayları bu kınalı kuzuları doğuran, emziren, büyüten,

Ve sonra peygamber ocağına asker eden, elleri değil, ayaklarının altı öpülesi cennete lâyık analarımızındır...

Dün böyle idi,

Bugün böyledir,

İlelebet de böyle olacak!

Kınalı kuzular bizimdir!

Analar bizimdir!

* * *

Merâkımı mucib oldu ve sordum Genelkurmay Başkanlığımıza;

Dedim ki;

  • Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk erkek ve ilk kadın astsubayının kimliği nedir?

Cevap geldi; “Talep etdiğiniz konuda herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.” Avam ifadesiyle, diyorlar ki, bilmiyoruz!..  İyi, aferim benim oğluma!.. Bir madalya daha tak göğsüne benden!

Peki,  ilk erkek ve ilk kadın subayların kimliğini sordunuz mu, dediniz sanki?

Evet, o suali de sordum. Genelkurmay Başkanlığımız, subayları da bilmiyor!

Kendi astsubayını bilmese de

Genelkurmay Başkanlığı bizimdir!

* * *

İkinci Mehmet

İstanbul’u fethederken

Hemen yanında

Ulubatlı Hasan var idi.

Kurmay Yarbay Mustafa Kemal

Çanakkale’de

İngiliz ve Frenk gâvuru ile

Cenk ederken

Hemen yanında

Onbaşı Seyit var idi,

Şehit Çavuş Yahya var idi.

Kurmay Albay Cevat

Çanakkale’de harb ederken

Hemen yanında

Mehmet Çavuş var idi.

Binbaşı Nazmi Bey

Çanakkale Boğazını müdafaa ederken

Hemen yanında

Onbaşı Müstecip vardı.

Muharebenin kaderini değiştiren

Yerli imâlat 26 mayını

Deniz Yüzbaşı Hakkı

Nusrat Mayın gemisiyle

Karanlık Koy’a

Döşerken

Gemisinde

Leventler,

Gedikli’ler var idi.

Büyük Taarruz’da

Yonan gâvurunu

İzmir’e kadar kovalayıp

Kuzey Akdeniz’e dökerken

İsmet (İNÖNÜ) Paşa’nın yanında

37 yaşındaki Er Halide,

Albay Asım (GÜNDÜZ) Bey’in yanında

Onbaşı Halide,

Fevzi (ÇAKMAK) Paşa’nın yanında

Çavuş Halide,

Başkumandan Mustafa Kemal’in yanında

Başçavuş Halide var idi.

Halide’ye

Başçavuş rütbesini

İzmir’de

Latife Hanım ile birlikde

Bizzat Mustafa Kemal takdim etdi...

* * *

Çok iyi bilseler de demeye subayın dilleri bir türlü varmıyor! Varırsa ve bu gerçeği itiraf ederlerse bu onların felâketi olur...

Kendi mevcudiyetleri boşluğa düşecek! Biliyorlar...

Emek, alın teri, bilgi, mahâret, sadakât diğer adımız...

Emek de

Alın teri de

Mahâret de

Sadâkat da bizimdir!

* * *

Çok uzun idi...  Sü beyleri koşmadılar! Koş diyebildiler, koşduk...

Çok zor idi... Sü beyleri yapmadılar! Yap diyebildiler, en iyisini yapdık...

Çok tenha idi; Yol, iz; ses, sada yok idi... Sü beyleri gidemediler! Git dediler, gitdik...

Canları çok kıymetli idi... Sü beyler ölmediler! Öl diyebildiler!. Gözümüzü kırpmadan şahadet şerbetini içdik kahramanca...

Şühedâ bizimdir!

* * *

Emeklilerimizin ekseriyeti açlık sınırında emekli aylığı alıyor. Meslekî sıkıntılarımız dizboyu!

image026Bu sıkıntılara sebep olanlardan merhamet ve himmet beklemiyoruz...

Haklarımızı gene biz alacağız!

Dertliyiz! Derdimiz dağları aşdı!...

Feryâdımız kaf dağına ulaşdı!

Duyan var mı?

Duyuracağız elbet...

Duyacaklar!

Haksızlıkdan kurtulmanın ilk şartı haksızlığın farkında olmakdır!

Farkındayız...

Dert de

Sıkıntı da

Hak da

Haksızlık da bizimdir!

* * *

Burası er meydanıdır! Atatürk’den mirasdır bize; samimî ve meşru olmak kaydıyla her fikre hörmet ederiz. Söyleyecek bir çift efdal sözün var ise çık ortaya yiğitce ve haykır!

Ses duvarı, korku duvarı, saadet duvarı...

Ses, duvarı yıkabiliyor.

Korku duvarını 17 Ekim 2012’de yıkdık!

Biz astsubayaların sesi de o mâziperestlerin kendileri için ördüğü saadet duvarını da yıkacak!

Bu zümre, gene kendi iradesi ve kendi mücâdelesi ile felâh bulacak...

Verdiğimiz bu hak mücâdelesinde;

Biz astsubayları anlayanlar da

Desdek verenler de

Derdimizle hemdert olanlar da bizimdir!

* * *

emekliassubaylar.org sitesini;

Ziyaret edenler;

Kağıt ile nikâhladığımız fikirlerimizi, sözlerimizi;

Kıraat edenler,

Paylaşanlar,

Oylayanlar,

Tıklayanlar,

Yorumlayanlar bizimdir!

* * *

Her vakdin bir hükmü vardır, biliyoruz!

Hem yolcusu hem de yoldaşıyız zamanın, bilinmez kadim çağlardan beri.

Biz yok iken zaman var idi. Şimdi de var!

Birlikte yürüyoruz ve birlikde tükeniyoruz!

Biz tükeniyoruz.

Fakat zaman hem tükeniyor hem de tüketiyor.

Tüketdikce tazeliyor kendini...

Ya biz insanoğlu öyle mi?

Ve biliyoruz ki bizden sonra da yolculuğuna başka ademoğullarıyla devam edecek.

Lâkin kimse kalıcı değildir.

Onları da tüketecek!

Yine geldi hazân vakdi!

Hazân vakdi, hüzün vakdidir...

Bu sene kaç emekli astsubay;

Hazân vakdine vâsıl olamadan,

Haklarını alamadan,

Hakkın yerini bulduğunu göremeden

Dönülmez yolun yolcusu olup

Hakk’ın rahmetine kavuşdu?

image028Bilen var mı?

Kaç kişi daha bu hazân mevsiminde

Altın sarısı yaprakların üzerine

Yalnız basacak?..

Yol da

Yolcu da bizimdir!

* * *

Dünyaya dair her şey ölür, tükenir, yok olur, unutulmaya teslim olur!

Bir tek sözler ses verir!

Bir tek yüce ruhlu isimler im taşırlar, henüz yaşanmamış zamanlara...

Söz, desdândır; desdân, söz!..

Sözümüzdür bizi zamanın unutturucu tesirinden koruyan!

Sözlerdir ruhları diri, mücâdeleyi canlı, var olma sevincimizi taze ve diri tutan!

Devinip giden vakdin tükenişine inad, yazdıklarımız gururla, heyecanla, sitâyişle anlatılacak dilden dile, gönülden gönüle, nesilden nesile kıyâmete dek...

İnsanı içinde yaşatan zaman, yok olur!

İnsanoğlu da...

Fakat ses verdiği sözleri okuyanıyla meşverete devam eder...

Taa ki mahşer gününe kadar...

Ecdâdımızın dediği gibi,

Yiğit ölür, kalır eseri!

Bizler; üç beş namert, vatan haini haset-fesat subayın revâ gördüğü haksızlık oduyla yanıp kavruluyoruz bugünlerde.

İçlerinde çok mert olanları var, biliyoruz.

Gönlümüz onlarla...

Bugün bizleri yakıp kavuran bu haksızlıklar odu, bizden sonraki meslekdaşlarımızın kendi haklarını alması için çerâğ olacak!

Yollarını ışıtacak..

Yoldaşları olacak!

Yol gösterecek, tükenmek bilmeyen zamanın eşliğinde!

Söz de

Çerağ da bizimdir!

* * *

Allah’ın Ademoğlu’na bahşetdiği ömür denen sermâyenin gün törpülemek olmadığını bilenleredir seslenişimiz!

Ve bir zaman gelecek sözlerini tarihin ölümsüzlüğüne nakşeden yiğit yürekli, asil ruhlu, gönül ehli, kalem erbâbı olanlar,

Havsalanın bile alamayacağı utkulara yol olacaklar,

Köprü olacaklar.

Utkular bizimdir!

* * *

image030Umulur ki bugün biz astsubayların ne çilelere gark, ne gadirliklere duçar olduklarını bizden nöbeti teslim alacaklar okusunlar!

Okunmak, sadece okunmakdır sizlerden isteğimiz.

Bir de ders almasını biliniz!

Biliniz ki tarihin tekerrür etmesine fırsat vermeyiniz!

Başka bedel istemiyoruz...

Biz kayıtcıların sehmine düşen ise iyisiyle kötüsüyle bize yapılanları bilinmezlikden çıkartıp hakikatler şahitliğinde unutmazlığa teslim etmekdir.

Yapmaya çalışdık kendimizce...

Zaman bizimdir!

* * *

At dedik!

Avrat dedik!

Pusat dedik!

Vatan dedik!

Gözümüzü kırpmadan uğrunda canımızı fedâ etdik...

At,

Avrat,

Pusat,

Vatan bizimdir!

Biz, T.C. Ordusu’nun Astsubaylarıyız...

Astsubay bizimdir!

* * *

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

  Kaynak:

  1. http://evrimhaberleri.com/2012/04/21/insanlik-tarihinin-yasi-ne-kadar-eski/
  2. 27.7.1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu
  3. http://emekliassubaylar2.net.tf/index.php?option=com_content&;;task=view&id=298&Itemid=73
  4. http://www.kkk.tsk.tr/askeri_lise/astsb_myo/okulgenel/tarihce.htm
  5. Seksensekiz Yıllık Cumhuriyet Ve Astsubaylar – Aydın KULAK
  6. http://en.wikipedia.org/wiki/Jeremy_Michael_Boorda
  7. Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku
  8. http://sufizmveinsan.com/sohbet/gunumuzdiplomatlari.html
  9. 24.2.1330 (9.3.1915) tarihli Bahriye Efrat ve Küçük Zabitaniyle Gedikli Zabitanı Kanunu
  10. 23.3.1950 tarihli ve 5619 sayılı Erbaş Kanunu
  11. 2.7. 1951 tarihlli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu
  12. 27.7.1967 tarihli ve 926 sayılı TSK Personel Kanunu
  13. http://www.havacilar.com/pilotastsbisimleri.html
  14. http://www.havacilar.com/pilotastsbisimleri.html
  15. 3779 sayılı ve 18.01.1940 tarihli “Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid Ve Teadülüne Dair Kanun
  16. 10.6.1935 tarihli ve 2771 sayılı Ordu Dâhilî Hizmet Kanunu
  17. http://www.diplomat.com.tr/atlas/sayilar/sayi15/sayfalar.asp?link=s15-11.htm
  18. http://www.kho.edu.tr/hakkinda/harbiyeli_ataturk/1283_m_kemal.html
  19. http://www.byegm.gov.tr/yabanci-bultenler.aspx?d=18.03.2013&;;pg=2&ahid=116200&act=3
  20. http://www.tsk.tr/8_tarihten_kesitler/8_3_canakkale_muharebelerinden_kesitler/resim26.htm
  21. http://haber.stargazete.com/politika/nato-komutani-hodges-yahya-cavus-hayrani/haber-736860
  22. http://www.tsk.tr/8_tarihten_kesitler/8_3_canakkale_muharebelerinden_kesitler/resim3.htm
  23. http://www.internethaber.com/iste-tskya-gore-sehitligin-tanimi--392320h.htm
  24. http://www.tsk.tr/8_tarihten_kesitler/8_3_canakkale_muharebelerinden_kesitler/resim4.htm
  25. http://www.naval-history.net/WW1NavyFrench.htm
  26. http://en.wikipedia.org/wiki/HMS_E20
  27. http://www.tsk.tr/8_tarihten_kesitler/8_3_canakkale_muharebelerinden_kesitler/resim26.htm
 
Evvelki Bölümleri Okumak İçin Resimleri Tıklayınız

image001image001

Ben Ahmet ÇAM;

İnancım odur ki toplumu ve toplumun geleceğini ilgilendiren konulardaki bilgilerimizi toplumun bireylerine iletmek herkesin öncelikli görevi olmalıdır. Doğru bilgilerle ulaşabileceğimiz kadar kişiye ulaşmak hedefimiz olmalıdır.

Bu konuda EMEK sarf edenlere saygı göstermek de herkesin uyması gereken görevdir. Bilginin sadece KİŞİDE kalması doğru değildir, toplumun geleceği ve bilgilendirilmesi yönünden yanlıştır, hatta her bireyin toplumun BİLİNÇLENDİRİLMESİ hususunda üzerine düşen GÖREVİ yapmamasından dolayı da KUSURDUR.

Toplum tarafından kabul edilmiş  olan  "TOPLUM  HAK ETTİĞİ KİŞİLER"  tarafından yönetilir sözünü boşa çıkarmak ve toplumun daha iyi adil ve tarafsız kişilerce yönetilmesi için herkes BİLGİLERİNİ ve BİLDİKLERİNİ bireylerle paylaşmalı, topluma anlatmalıdır. Bunun için her türlü imkanlar (Yazılı ve Görsel basın- bilgisayar v.s.) kullanılmalıdır. Her birey toplumun DOĞRU bildiği YANLIŞLARDAN arınması ve DOĞRUYU bilmesi için gayret sarfetmeli bunu GÖREV addetmelidir.

Şimdi HAKLI olarak bazı arkadaşlarımız çıkacak ve DOĞRU herkese göre değişir diyecektir. Evet, bu bazı konular için GEÇERLİ olabilir ama ÜLKE-ÜLKENİN BÜTÜNLÜĞÜ ve GELECEĞİ konusunda bugün yaşadıklarımız için DOĞRU ÜLKENİN BİRLİK ve BERABERLİĞİNİN KORUNMASI değil midir? Bu doğru, ÜLKESİNE bağlı herkes için farklı olabilir mi?

Ülkenin BAĞIMSIZLIĞINI- BİRLİK BERABERLİĞİNİ ülkeyi YÖNETENLER ile onların bu konuda DOĞRU olarak verecekleri kararları UYGULAYACAK olan TSK kuvvetleridir. TSK'nın yasalar ve halkımız için bilinen açılımı nedir TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'dir.

Peki gerçekte bu böyle midir?

Eğer bilinen AÇILIM gibi olsaydı. TSK'da AYIRIM ve ÖTEKİLEŞTİRME olur muydu ? Aynı gemide, Uçakta, Helikopterde birliklerde olan RÜTBELİLERDEN Subaylara Tazminat verilirken, aynı RİSKİ hatta daha çok taşıyan Assubaya verilmemesi, artık yıllarca dile getirilen STATÜ arkasına SIĞINILARAK yapılan HAKSIZLIKLAR yapılır mıydı?

Bugüne kadar Genelkurmay Başkanlığı ve Komuta kademelerinde bulunanların VİCDANLARI olsaydı, İnsan haklarından haberdar olup İNSANİ DEĞERLERDEN NASİPLERİNİ alsalardı bugün BÖLÜNME ve PARÇALANMA  AŞAMASINA getirilen TSK'da Assubaylara bu AYIRIM- HAKSIZLIK ve HUKUKSUZLUKLARI yaparlar mıydı?

Assubayların TSK'daki HUZURSUZLUK ve MUTSUZLUKLARINA göz göre göre ve bilerek MÜSADE ederler miydi?

Vatanını ve MİLLETİNİ seven SORUMLULUK sahibi olan kişiler TSK'yı zayıflatacak ve parçalayacak bu DURUMLARA İZİN verirler miydi?

Şimdi bu DOĞRULARIN karşısında YANLIŞ diyenler, diyebilenler eğer kendi dedikleri DOĞRU ise ADALET önünde ve BAĞIMSIZ olduğu bilkinen TBMM'de Subaylardan ve Assubaylardan EŞİT olarak kurulacak bir ORTAMDA konuları tartıuşmaya ve DOĞRULARI bulmaya YANAŞIRLAR MI?

Savundukları DOĞRU olanlar buyursun. Biz Assubaylar her yerde ve her konumda YAPILAN AYIRIM-HAKSIZLIK-HUKUKSUZLUK ve ÖTEKİLEŞTİRMELERİ ıspatlamaya HAZIRIZ. Genkur bir EKİP KURSUN söyleyecekleri ve SAVUNABİLECEKLERİ bir doğruları varsa buyursunlar gelsinler. Biz HAZIRIZ bekliyoruz.

Bugün Assubaylar TSK'da MUTSUZ ÖTEKİLEŞEN ve AYIRIMA tutulanlar olarak DEMORALİZE durumda görev yapıyorlarsa, ya KOMUTA kademesinde VATANIN ve MİLLETİN BÖLÜNMEZLİĞİ Önemsenmiyor, ya da TSK'nın BÜTÜNLÜĞÜNDEN önce KİŞİSEL çıkarlar (Subay MAAŞ-TAZMİNATLARI) öncelikli olarak geliyor demektir.

Bugünkü şartlarda ASSUBAYLAR artık TSK'nın bir parçası olmazlar, isteseler de OLAMAZLAR. Yapılan HAKSIZLIK-AYIRIM ve ÖTEKİLEŞTİRMEYİ her gün gören ve yaşayanlar nasıl BÜTÜN olduklarına İNANIR ve BÜTÜNÜ tamamlarlar.

Yıllardır TSK'nın en yetkilileri olan GENELKURMAY Başkanlarınca yapılacağı söylenilen İYİLEŞTİRME  ve DEVRİMLERE artık hiç bir ASSUBAY İNANMAMAKTA, GENELKURMAY BAŞKANLARININ söyleyeceklerine GÜVENMEMEKTEDİRLER. Hatta ve hatta bu SÖYLEMLER HİKAYE ve GAZEL olarak nitelendirilmektedir. Bu ortamda TSK BÜTÜNDÜR-AYIRIMSIZDIR diyenler kendilerini ALDATMAKTA, GELECEĞİ GÖREMEMEKTEDİRLER.

Toplumun BİLGİLENDİRİLMESİ ve YANLIŞ bilinenlerin DOĞRU olarak algılanması için KATKIDA bulunabilmek adına yazmış olduğum YAZILARIMIN BÜTÜN veya PARÇALAR halinde toplumda daha fazla kişiye ULAŞMASI için bana SORULMADAN ve KAYNAK gösterilmeden KULLANILABİLECEĞİNİN yararlı olacağına İNANIYOR ve bunu hiç bir art niyet düşünmeden içtenlikle söylüyorum. Toplumun BİLİNÇLENMESİNE bir KUM tanesi kadar YARARLI olabilirsem kendimi MUTLU ve HUZURLU hissederim.

Saygılarımla.

Assubaylara Yıllardır yapılan HAKSIZLIK ve AYIRIMLARIN ana sebebi aşağıda belirtilen YASALARLA oynamadan kaynaklanmış olup, bunun tek SORUMLUSU DA genelkurmay başkanlığıdır.

GENELKURMAY Başkanları değişmiş ama ASSUBAYLAR hakkında bu MAKAMLARA gelen kişilerin kafalarına YERLEŞMİŞ olan ÖN YARGI ve AYIRIMCI düşünce değişmemiş, her gelen bir önceki Gnkur Bşk'nın bıraktığı yerden ASSUBAYLARIN mağdur olması için çaba sarf ederek bu durum 40 yıla yakın süredir devam etmektedir.

Kanun Numarası : 211
Kabul Tarihi : 4/1/1961

A) ESASLAR

I - Tarifler

Madde 1 – (DeğiĢik: 18/6/2003 – 4902/9 md.)

Türk Silâhlı Kuvvetleri : Kara (Jandarma dahil), Deniz (Sahil Güvenlik dahil) ve Hava Kuvvetleri subay, askerî memur, assubay, erbaş ve erleri ile askerî öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmal edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilâtı gösterilen silâhlı Devlet kuvvetidir.

Madde 2 –(DeğiĢik: 13/7/2013-6496/ 17 md.)

Askerlik: Harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir.

Asker : Askerlik mükellefiyeti altına giren şahıslarla (Erbaş ve erler) özel kanunlarla Silahlı Kuvvetlere intisabeden ve resmi bir kıyafet taşıyan şahsa denir.

Madde 3 – Askerler ve rütbeler:

3. Assubay: Hususi kanununa göre Silahlı Kuvvetlere katılan assubay çavuştan assubay kıdemli başçavuşa kadar rütbeyi haiz olan askerdir.

Görüldüğü gibi her ne kadar AYİM aşağıda okuduğunuzda ASSUBAYLAR ASKER değil 657 Sayıl Kanunun Genel Hizmetler bölümüne tabi devlet memurudur diyorsa da, işte GÖRDÜĞÜNÜZ gibi TSK'nın 211 sayılı İÇ HİZMET KANUNU onların SÖYLEDİKLERİNİ yalanlıyor, Assubayların ASKER olduğunu belirtiyor, YALANLARINI gözlerinin içine SOKUYOR.

211 S. İç Hizmet K.'nda Assubayın ASKER olduğu belirtilmesine rağmen

Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, 16.9.1981 ile 15 Ekim 1981 tarihleri arasında bir tarihde gizli bir celseyle toplanarak yapılan bu gizli celsede, “Assubaylar; asker değildir, devlet memurudur” şeklinde mesnetsiz ve sapkın bir karar vererek ASSUBAYLARA karşı ÖN YARGI ve AYIRIMI yapmıştır. Bunu yaparken de zamanın C.Başkanı-Başbakanı da oyuna getirilmiştir.

926 sayılı TSK Personel Kanunu Ek Madde 21'de "Assubay" şöyle tarif edilmektedir;

Assubaylar: Ek Madde 21 – (Ek: 2/7/1951-5802/1 md.; Değişik: 18/6/2003 - 4902/30 md.)

"Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarının ast komuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idarî işlerde subaya yardımcı olarak görevlendirilen ASKERİ şahıslara, Assubay adı verilir".

Assubaylar, subaylar ile birlikte 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabidirler. Mecburi hizmet süreleri 10 yıldır. Bu kanunda da Assubayların 657 Sayılı Devlet Memurları kanununa değil 926 sayılı kanuna tabi olduğunu söylüyor. Bütün bu YASALAR mevcut iken HAKİM ve SAVCI statüsüne GELMİŞ kişiler nasıl bu kadar büyük bir YANLIŞA HEYET olarak düşerler. Bu Askeriyede bulunan HİYERARŞİK sisteme UYMA ZORUNLULUĞU olabilir mi? Meslek ONURLARINI çiğneyerek bu KARARA İMZA ATANLARA YAZIKLAR  ve lanet OLSUN.

AYİM, dünya hukuk tarihine utançla girecek bir karar vererek Yüksek öğrenimde intibak konusunda “Assubaylar, asker değildir. Devlet memurudur!”  diye hem kendilerinin HUKUK adamı olma vasıflarını YOK etmiş, hem de tüm ASSUBAY camiasının VEBALLERİNİ üzerlerine almışlardır. Bu kararın altına HAKİM ve SAVCI sıfatıyla İMZA ATANLARIN yaptıkları AYIRIM ve HAKSIZLIKLARDAN dolayı yüzlerinin kızarması HUKUKÇU kimliklerinden UTANMALARI  gereklidir. Yaptıklarıyla HUKUK'U katletmişler HUKUK cinayeti işleyerek,HUKUKUN ÖZÜNÜ öldürmüşlerdir.

Bu konuda en çok EMEĞİ geçen NETEKİM ve BÜYÜKANIT'ı Allah Assubayların eline düşürüp, Assubaylara MUHTAÇ hale getirsin.

Genelkurmay Bşk. TSK BÜTÜNDÜR - PERSONEL ARASINDA AYIRIM YOKTUR - PERSONELİN ÖZLÜK hakları TSK'da bir BÜTÜN olarak değerlendirilir derken YÜZÜ nasıl kızarmıyor, yapılanları bildiği halde UTANMIYORLAR.

Yasayla verilmiş HAKLARINI geri aldırmak için SİLAH arkadaşım dedikleri Assubaylara  GENKUR Bşk. bu kadar GAYRETLE  AYIRIM yaptırır ve bırakın HAK vermeyi, KAZANILMIŞ hakları dahi kaldırdığı gibi, bir de SİVİLERİN bir KADEME altında başlamasına NASIL müsaade eder ve buna hangi VİCDAN sahibi razı olur? Böyle bir VİCDANSIZLIK olur mu? Bu yapılanlardan sonra da ARKADAŞLIK ve AİLEYİZ dediklerinize KİM İNANIR size KİM GÜVENİR? Bu YAPILANLAR haksızlıktan öte assubaylardan ÖC almaya, SUBAY-ASSUBAY savaşına dönüşmüş, adeta ASSUBAYLARDAN İNTİKAM almak için birikmiş KİNLER ortaya atılmıştır.

AYİM'in vermiş olduğu bu karara İMZA atanlar tesbit edilip, HAKLARINDA tüm assubaylarca tazminat DAVASI AÇILMALIDIR. TEMAD'IN hukuk kurulunun ÖNCELİKLERİ arasında bu konu ele alınmalıdır. Tüm CAMİAMIZA yapılan bu HAKSIZ davranışın HESABI MUHAKKAK ama MUHAKKAK sorulmalı, sebep olanlar HAK ettikleri cezayı almalıdırlar.

O zaman bu işin altında olan ama ADAM gibi ADAM olarak ortaya ÇIKAMAYAN NETEKİMİN bu KİN ve ÖFKENİN NEREDEN NEDEN KAYNAKLANDIĞINI açıklaması gerekir. Assubaylara olan bu öfke ve BİTMEYEN kinin sebebi nedir? Kendisine NASIL bir ZARAR verdilerse, Çıksın bu DAVRANIŞIN,bu KİNİN sebebini açıklasın NETEKİM.

Tüm Assubayların bu AYİM kararında imzası olanları tesbit için çalışma başlatmaları, varsa tanıdık HUKUKÇULAR vasıtasıyla bu kararlara ulaşılması sağlanmalıdır.

211 ve 926 sayılı kanunlarda Assubayların ASKER oldukları belirtildiği halde AYİM'İN yanıltıcı ve aldatıcı kararıyla Assubaylar ASKER değil 657 sayılı Devlet memurudur diyorsa. O zaman  devlet memuru statüsüne göre GÖREV almaları doğru olmaz mı? Bu duruma göre NÖBET ve  hudut görevlerinden MUAF olmaları GEREKMEZ Mİ? Şimdi bu kanuna göre ASSUBAYLAR ben DEVLET memuruyum verdiğiniz görev benim görev ALANIMIN dışındadır deyip GÖREVE gitmezse sonuçta hangi YASAYA göre YARGILAMA yapılacaktır.

Hey Genelkurmay, bu konuya AÇIKLIK getirmek sizin ÖNCELİKLİ göreviniz değil midir? Buyurun görev başına. Bu konuyu açıklığa kavuşturun. Assubaylar 657' ye tabi ise o zaman GÖREV bölümünü ona göre yapın. 211 ve 926'ya tabi ise de GASP ETTİĞİNİZ HAKLARINI verin AYIRIM ve HAKSIZLIKLARI sonlandırın. Bu görevi layıkıyle yaparak TSK'da BİRLİK BERABERLİK ve DAYANIŞMA ruhunu yeniden DİRİLTİP, yaratın.

Saygılarımla.

Page 1 of 7
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 97. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Çarşamba, 28 Ekim 2020
nevzat yüksel
MESLEKTAŞLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR; #AstsubaylaraSözVerdiniz TWEET-TAG ÇALIŞMASI Tarih: 30 EKİM 2020 Cuma Akşam Saat: 19:00?da.
Pazartesi, 26 Ekim 2020
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
ASSUBAYLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN Göreve ve ölüme gönderirken hatırlayacaksın, şehit cenazelerinde övgüler dizeceksin, Assubay olmadan ordunun olmayacağını gözardı edeceksin ama hakkı hukuku esirgiyeceksin, bu nasıl bir zihniyet nasıl bir peygamber ocağı? 17 Ekim TEMAD'IN kurulușunu ve Assubaylar gününü buruk bir şekilde kutluyoruz; dileriz sağduyu adalet vicdan üstün ...
Cumartesi, 17 Ekim 2020
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ