Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-9

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

  Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm,

  Dokuzuncu kısımını teşkil eden bu makâlemizde

  Bugün biz, biricik suâl soracağız!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  

     Devlet konusunda atamız Göklerin Oğlu,

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  Sekizyüz sene evvelinden şöyle seslendi, bize;

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  *  *  

 

      

 

      Dünyânın en büyük heykelinin üzerinden

      Bütün dünyâya meydân okuyan gurur, cesur ve heybetli duruşu ile

      Moğolistan’ın uçsuz bucaksız bozkırına

      Amansız bir bakış fırtlatan Cihan Hükümdârı,

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

      Askerlik konusunda ise şu üç nasihatı gönderdi, bize; 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

   Fakirlik sınırının yarısı kadar emekli maaşı alan köle astsubaylar inim inim inler iken,

       6 çeşit tazminâtı midelerine tıka basa doldurdukdan sonra

 

       Bugünlerde ortalıkda külhan beyi gibi dolaşır iken biz asubayları kasdederek

 

     “Arkadaşlar; subayı ve astsubayı ile biz, et ile tırnak gibiyiz

 

       Diyerek dübürden üfüren gebeşlerin kulakları çınlasın!.. 

 

 

      “Tırnak” olup da subayların götünü kaşımaya benim hiç niyetim yok!..

 

 

      Çünkü;

 

      Asubay ben Şükrü IRBIK, ne "et"im ne de "tırnak."

 

 

         "Et" kimdir?,

 

       Sen, kime "tırnak" diyorsun, be dangalak?.. 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

  Kıymetli okuyanlar ve muhterem asubay meslekdaşlarım!

 

  Cengiz Han’ın dediği gibi;

 

  Devlet silâh ile kurulur! Fakat kalem ve kânun ile idare edilir!

 

  Atamızın bu harika sözünün mütemmim cüz’ü olmak üzere

  Biz de şöyle desek herhâlde münasip olur;

 

  Devlet, kânûnu olduğu sürece yaşar!

 

  Yeri gelmiş iken şu güzel sözü de söyleyelim de

  Maksadımız tam hâsıl olsun.

 

  Asker;

 

  Midesi üsdünde yürür,

 

  Gitdiği yere kendi kânûnunu da götürür!

 

  Dünyânın gelmiş geçmiş en büyük askeri olan bilge ve kahraman atamız Cengiz Han,

  Devlet ve askerlik konusunda sekiz asır evvelinden böyle dedi ve böyle yapdı!..

 

  Peki,

  Atamız Cengiz Han’ın mirâsı üzerinden,

  Bilgelik taslayan cüce beyinli zübük devlet adamlarımız

  Ve  

  Kahramanlık devşiren sömürgen beyaz subaylarımız

  Devlet ve askerlik konusunda bugüne kadar ne haltlar etmiş acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Zottirik Kenân’ın 12 Eylül subay darbesi ile peydahladığı 1982 Anayasası’nın ikinci cümlesi şöyle der;

 

  “Türkiye Cumhuriyeti bir hukûk devletidir.

 

  İkinci Halifemiz Hz. Ömer (R.a)’in,

  “El âdl-ü esâs ül mülk” vecizinin üzerine inşâ edilmiş bir devletden bahsediyor bu cümle, zâhiren.

  Ȃdâlet üzerine inşâ edilen bir devletde

  Kânûnların da âdâlet (Anayasa) üzerine inşâ edilmesi icâb eder, değil mi?

  Ben Eski Tüfek de öyle olduğunu zannediyor idim. Bir gün dedim ki kendime...

  Askeriyemizin bugüne kadar meriyyete koyduğu temel idârî ve cezâ kânûnları da acap

  Anayasamıza göre mi inşâ edildi?

  İnşâ edilmediğini bugüne kadar defâlarca ve bizzat tecrübe ederek öğrenmiş idim aslında.

 

  Fakat

  Gene de yanılmak umudu ile bir dilekce yolladım, Millî Savunma Bakanlığımıza.

  Dedim ki Bakanımıza;

  Askeriyemizin temel idârî ve cezâ kânûnları,

  Meşrûiyetini, eskilerin deyişi ile “kuvve-i teşriyyesini” Anayasamızın hangi maddesinden alıyor?

 

 

  KONU: Askerî Kânûnların Anayasa Dayanağı Hakkında.

  İLGİ: (a) 2709 sayı ve 18/10/1982 târihli T.C. Anayasası 

  (b) 211 sayı ve 4/1/1961 târihli TSK İç Hizmet Kânûnu.

  (c) 926 sayı ve 27/7/1967 târihli TSK Personel Kânûnu.

  (ç) 1632 sayı ve 22/5/1930 târihli Askerî Cezâ Kânûnu.

  (d) 6413 sayı ve 31/01/2013 târihli TSK Disiplin Kânûnu.

  (e) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnu.

  (f) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

   1. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “IV. İdare, A. İdârenin esâsları, 1. İdârenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği” altbaşlığındaki 123’üncü maddesi birinci fıkrası; “İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kânûn ile düzenleneceği” hükmünü âmirdir.

 

   2. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” altbaşlığında yer alan onbirinci maddesi;

   a. Birinci fıkrası “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makâmlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğu,

   b. İkinci fıkrası da “Kânûnların Anayasaya aykırı olamayacağı” hükümlerini âmirdir.

 

   3. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların, Anayasanın yukarıda mezkûr hükümleri muvâcehesinde hazırlandığında şüphe yokdur. Ancak ne var ki söze konu bu askerî kânûnların metinlerinde, meşrûiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığına dair de hiçbir hüküm ya da atıf yokdur.

 

   4. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların meşrâiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığını İlgi (e ve f) mevzuât muvâcehesinde tarafıma bildirmesini Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz eylerim. 05.02.2017. 1700171525.

 

 

 

  Yukarıda gördüğünüz gibi bu dilekceme cevâp verme süresi çokdan doldu.

  Fakat

  Millî Savunma Bakanlığımızdan ne ses geldi, ne de selen!..

  Bu davranışı ile Millî Savunma Bakanlığı, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunu resmen ihlâl etdi.

  Hukûk devleti olduğumuzu Anayasamıza yazmak ile iş bitmiyor!

  Riayet etmez isen de şâyet Anayasa’nın bu emrinin hiçbir hükmü olmuyor.

  Anayasaya riayet edecek haysiyetli ve şerefli asker ve devlet adamlarımızın da olması gerekiyor.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Fakat,

  Bugün meriyyetde olan temel askerî idârî ve cezâ kânûnlarımızın Anayasaya göre meşrûiyeti yok!

  Yukarıdaki dilekcemde bahsetdiğim askerî kânûnların, Anayasamız nezdinde aslında hiçbir kıymeti yok!

  Vardığım netice itibâriyle ben, bunu gördüm!

  Subay darbelerinin meş’um karanlığında tertiplenen bu kânûnlar ile beyaz subaylarımız,

  Türk Ordusunu Anayasa’ya aykırı olarak teşkil ve tanzim etmişler!

 

  Fakat askeriyemizde;

 

  • Kim “ast” olmuş?

 

  • Üst kimdir?

 

  • Kim, kaç para almış?

 

  • Subay ne, Er kim?

 

  Bilen yok!

 

 

  Çünkü Anayasamızda yok!

 

  Bakınız,

  1632 sayılı Askerî Cezâ Kânûnumuzda idam cezâsı bugün bile hâlâ var.

   İdam cezâsının ilga edildiği 2002 senesinden bugüne kadar geçen 17 sene içinde var ise şâyet,

  İdam etdiğimiz askerleri, Anayasa’nın hangi maddesine göre idam etmişiz, belli değil.

  Çünkü Askerî Cezâ Kânûnunun Anayasa dayanağı yok! Beyaz subaylarımız uydurup uydurup yazmışlar!

  Sonra da meclisde ayartdıkları yardakcı, şerefsiz siyâsetcilere bu yapdıklarını kânûn diye yutdurmuşlar.

  Her 10 senenin sabahına subay darbesi ile uyanan bizim memleketimizin,

  1982 senesinde kabul etdiği bir Anayasamız var.

  Darbeci subaylarımızın tertip etdiği bu sözde “asker” Anayasamızda sâdece biricik “subay” kelimesi var.

  O da AYİM’in “askerî hâkim subayı” hakkında.

  Ey vatandaşlar! İşitin bunu!... Anayasamızda, askerliğe dâir bir tek hüküm yok!

 

  Kimimiz “astsubay”,

  Kimimiz “assubay”,

  Eski Tüfek gibi nev zuhûr kimileri de ATATÜRK’e izâfeten haklı olarak “asubay” diye gıçımızı yırtıyoruz!

  Fakat bu unvânların hiçbirisi Anayasamızda yok!

  Açın bakın, isderseniz!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

12 Eylül darbecisi zottirik Kenan’ın tertip etdiği 1982 Anayasa’sında;

 

  • Subay” kelimesi yok,

 

  • Astsubay, Assubay, Asubay” kelimeleri hiç yok,

 

  • Er ve Erbaşları” da seçimlerde “rey pusulası” niyetine yazmışlar!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

  Biliyor musun, ey Çadırcı;

 

  Akıl ile bir konuşmam oldu dün gece;

  Sana soracaklarım var, dedim!

  Sen ki her bilginin temelisin,

  Bana da yol gösdermelisin!

 

 

*  *  *  *  *

 

  Osmanlı Devletini paylaşmak için

  Avrupa devletlerinin başlatdığı Birinci Dünyâ Harbinde Padişah Efendimiz;

 

  • Berrî (Kara) Ordumuzu, Prusya Almanya’sı Berrî (Kara) Ordusunun kucağına oturtdu,

 

  • Bahrî (Deniz) Ordumuzu da sömürgen İngiliz Kraliyet Bahriyesinin kucağına oturtdu.

 

  Birinci Dünyâ Harbine “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” tâcı ile giren İngiltere,

  Harbin sonunda bu tâcını Amerika’ya kapdırdı.

  Birinci Dünyâ Harbinin mutlak ve biricik galibi, Amerika oldu.

 

 

*  *  *  *  *

 

  Tıpkı Birinci Dünyâ Harbinde olduğu gibi

  İkinci Dünyâ Harbinin de mutlak ve biricik galibi gene Amerika oldu.

  T.C. Devleti, İkinci Dünyâ Harbine doğrudan iştirak etmedi.

  Fakat

  Harbden sonra bu kez de Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ,

  Türk Ordusunu Amerika’nın kucağına oturtdu.

  Cumhurbaşkanı İNÖNÜ’nün Amerika ile 1948 senesinde başlatdığı ikili andlaşmalar ile Türkiye,

  İkinci Dünyâ Harbinin mağlup devetlerinden bile daha aşağılık duruma düşürüldü.

 

  • Devletimiz, “Küçük Amerika”,

 

  • Ordumuz da “Küçük Amerikan Ordusu” olacak şekilde başdan aşağı tanzim edildi.

 

  Amerikan Ordusunun talimatları birebir Türkceye çevrildi ve ordumuzda aynen tatbik edilmeye başlandı.

  Elimizde Amerikancadan tercüme talimatlar var idi.

  Fakat

  Bu talimatlarda sözü edilen Amerikan silah ve echizesi,

  Ordumuzda henüz yok idi…

 

 

*  *  *  *  *

 

  Türkiye;

  Amerika’nın teşkil etdiği ve arka bahçesi olan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na 1945 senesinde üye oldu.

 

  Türkiye;

  Amerika’nın teşkil etdiği ve Amerikanın mutlak emrinde olan NATO’ya 1952 senesinde üye oldu.

 

  Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere;

  Hem BM’nin hem de NATO’nun ağası, Amerikan devletidir.

  Her iki teşkilâtda da Amerika’nın sesi, Amerika’nın sözü ve Amerika’nın kânunları geçerlidir.

 

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK,

  T.C. Ordusunu kaç sınıf asker ile teşkil etmiş,

 

  Amerika’da

  Ve dahi

  Amerika’nın teşkil etdiği ve söz sahibi olduğu BM ve NATO’da kaç sınıf asker var imiş,

  Buyurun, bir görelim hele!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

  Amerikan Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var?

 

  Askerlik konusunda bizim Anayasamızda vaziyet, yukarıda söylediğim gibi; tam bir rezâlet!..

  Fakat

  Şunun şurasında daha 200 sene evvel teşkil edilen Coni Ordusunda durum nasıl dersiniz?

 

  Coni kendi askerini;

 

  • Ne zamân,
  • Neye göre,
  • Nasıl târif etmiş?
  • Coni Ordusunda kaç sınıf asker var?

 

  Dünyâya sonsuz zenginlik vaad eden ve insan hakları pazarlayan Coni’de vaziyet nedir acap?

  Bakınız, bizim gözümüze yalan perdesi çekdiren Coni, kendi memleketinde neler yapmış!

 

 

*  *  *  *  *

 

  Coni kıt’asındaki 13 eyâletde yaşayan vahşi batılılar evvelâ birbirlerini katletdi.

  Sonra da sağ kalanlar, 15 Kasım 1777 târihinde bir araya geldi ve bir sözleşme imzâladı.

  İsmine Konfederasyon Maddeleri dedikleri bu sözleşme, aslında Coni’nin ilk Anayasası oluyor.

  Bu sözleşmeye göre Coni, kendi ordusunu “iki sınıf asker” üzerine teşkil edi;

 

     1. Subay,

 

     2. Er

 

  Emek verip bu Anayasa’nın Türkcesini yazdım!

  Okuyanlar anlasın,

  Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

 

Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777

(Articles of Confederation, 15 November 1777)

 

Madde-IX

(...)

Kurultay hâlinde toplanmış Birleşik Devletlerin; kurultayın toplantıları arasındaki müddet zarfında toplanacak ve her devletin bir temsilcisinden teşekkül edecek "Devletler temsil heyeti" unvânı ile bir heyet  vücude getirmeğe ve kendi idâreleri altında Birleşik Devletlerin umumî işlerini tedvir için lüzumlu görülen diğer heyetleri ve mülki memuriyetleri ihdâs etmeğe; üyelerden birini başkanlık makâmına getirmeğe (hiç kimse üç senelik bir müddet zarfında bir yıldan fazla başkan vazifesini göremez); Birleşik Devletlerin âmme hizmetleri için tahsil edilmesi lâzım gelen para miktârını tesbit etmeğe ve bunların âmme hizmetlerine sarf edilmek üzere ne şekilde ödenek kayıt olunacağını tâyine; her devlete altı ayda bir borç alınan para veya çıkarılan tahvil miktârını gösteren bir cetvel göndermek sûretiyle borç para almağa ve Birleşik Devletlere ait tahviller çıkarmağa; gemiler inşâ etmeğe veya bunları silâhlandırmağa; kara ordularının mevcudunu tesbit etmeğe; her devletten o devletin beyaz ırka mensup nüfusiyle mütenasip asker toplamasını talep etmeğe (bu taleplere riâyet mecbûridir) iktidârları vardır. Böyle bir talep vukuunda, her devletin yasama organı alay subaylarını tâyin eder, asker toplar. Onları Birleşik Devletlerin hesabına, bir askere lâzım gelen şekilde giydirir, teslih ve teçhiz eder; bu sûretle silâhlandırılan, giydirilen ve teçhiz edilen subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir. Ancak, eğer heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler, bazı ahvâl ve şerâitten dolayı, bir takım devletlerin hiç asker göndermemesini veya kendi hissesine düşenden daha az göndermesini ve diğer bir devletin de kendi hissesinden fazla göndermesini uygun görürlerse, bu fazla miktar da, başlarında subayları olmak üzere, bu devletin asıl hissesine düşen asker miktarı gibi giydirilmiş, teçhiz ve teslih edilmiş olarak yollanacaktır. Yalnız eğer o devletin yasama meclisi bu fazla miktarın gönderilmesini kendi emniyetine uygun bulmazsa, bu takdirde emniyetini tehlikeye düşürmeden gönderebileceği miktarı toplayacak, başlarına subay tahsis edecek silâhlandıracak, giydirecek ve teçhiz edecektir. Bu sûretle teslih edilmiş, giydirilmiş ve teçhiz edilmiş subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir.

 

 

 

  İnsan için her şeyin başı, sağlık!

  Devlet için de her şeyin başı, Anayasa...

 

  Bu da İngilizcesi...

 

 

Articles of Confederation, 15 November 1777

(Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777)

 

Article-IX

 

(...)

The united states in congress assembled shall have authority to appoint a committee, to sit in the recess of congress, to be denominated "A Committee of the States," and to consist of one delegate from each state; and to appoint such other committees and civil officers as may be necessary for managing the general affairs of the united states under their direction--to appoint one of their number to preside, provided that no person be allowed to serve in the office of president more than one year in any term of three years; to ascertain the necessary sums of money to be raised for the service of the united states, and to appropriate and apply the same for defraying the public expences to borrow money, or emit bills on the credit of the united states, transmitting every half year to the respective states an account of the sums of money so borrowed or emitted,--to build and equip a navy--to agree upon the number of land forces, and to make requisitions from each state for its quota, in proportion to the number of white inhabitants in such state; which requisition shall be binding, and thereupon the legislature of each state shall appoint the regimental officers, raise the men and cloth, arm and equip them in a soldier like manner, at the expence of the united states; and the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and quipped shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled: But if the united states in congress assembled shall, on consideration of circumstances judge proper that any state should not raise men, or should raise a smaller number than its quota, and that any other state should raise a greater number of men than the quota thereof, such extra number shall be raised, officered, cloathed, armed and equipped in the same manner as the quota of such state, unless the legislature of such state shall judge that such extra number cannot be safely spared out of the same, in which case they shall raise officer, cloath, arm and equip as many of such extra number as they judge can be safely spared. And the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and equipped, shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled.

 

 

 

  1777 senesinde “iki sınıflı ordusunu” teşkil etdikden 10 sene sonra Coni, ilk Anayasası’nı hazırladı.

  Kendi meclisi (senato)’nin “ordu teşkil etmek” hakkı olduğunu da bu Anayasa ile teslim ve tescil etdi.

  Emek verip bu Anayasa’nın da Türkcesini yazdım!

  Herkes okusun, anlasın,

  Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

 

BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 EYLÜL 1787)

(THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

 

 

Biz, Birleşik Devletler halkı; daha mükemmel bir birlik teşkil etmek, adâleti tesis etmek, dâhilî emniyeti sağlamak, müşterek müdafaayı temin etmek, umumî refâhı artırma; kendimizin ve ahfâdımızın hürriyetin nimetlerinden istifâde edebilmesi için işbu Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını ısdâr ve tesis eyliyoruz.

 

Madde-I

Bölüm 8

(…)

  • Savaş ilan etmek, silâhlı gemi kullanma ve karşılıkta bulunma konularında yetki mektupları vermek ve karada ve sularda ele geçirilenler ile ilgili kuralları koymak.

 

  • Ordular teşkil etmek ve bunları iâşe, ibâte etmek ve donatmak.

 

  • Bir deniz gücü teşkil ve idâme etdirmek.

 

  • Kara ve deniz kuvvetlerinin idâre ve nizâmı için yönetmelikler neşretmek.

 

 

  Bu da İngilizcesi...

 

 

THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

(BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 EYLÜL 1787)

 

 

Preamble (Başlangıç) 

 

We the People of the United States, in Order to form a more perfect Union, establish Justice, insure domestic Tranquility, provide for the common defence, promote the general Welfare, and secure the Blessings of Liberty to ourselves and our Posterity, do ordain and establish this Constitution for the United States of America.

Article I (Article 1 - Legislative)

Section 8

11: To declare War, grant Letters of Marque and Reprisal, and make Rules concerning Captures on Land and Water.

12: To raise and support Armies, but no Appropriation of Money to that Use shall be for a longer term than two years.

13: To provide and maintain a Navy.

14: To make Rules for the Government and Regulation of the Land and Naval Forces.

 

 

 

  1787 Anayasası Madde-I, Bölüm-8 ile “ordu teşkil etme” hakkını ihrâz eden meclis (senato),

  “Başlık-10” (Title-10) altında Coni Silâhlı Kuvvetler Personel Kânûnunu terkip etdi. (US Code Title 10 – Armed Forces, dtd. Aug.10, 1956).

  Ve 1956 senesinden beri bu kânûnun aşağıda gördüğünüz maddelerinin tek kelimesine dahi dokunmadı; 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Chapter – I / Bölüm – I                                                                                                                  Page/Sayfa 18 & 19

 

101. Definitions / Tanımlar;

 

(b) PERSONNEL GENERALLY. — The following definitions relating to military personnel apply in this title:

 

(b) Personel: Bu başlık altında sözü edilen askerî personel için aşağıdaki tanımlar geçerlidir.

 

(1) The term " officer/subay " means a commissioned or warrant officer.

 

(2) The term " commissioned officer/muvazzaf subay " includes a commissioned warrant officer.

 

(3) The term " warrant officer/gedikli subay " means a person who holds a commission or warrant in a warrant officer grade.

 

(4) The term " general officer/general " means an officer of the Army, Air Force, or Marine Corps serving in or having the grade of general, lieutenant general, major general, or brigadier general.

 

(5) The term " flag officer/amiral " means an officer of the Navy or Coast Guard serving in or having the grade of admiral, vice admiral, rear admiral, or rear admiral (lower half).

 

(6) The term " enlisted member/ gönüllü er " means a person in an enlisted grade.

 

(14) The term " medical officer/tabip subayı " means an officer of the Medical Corps of the Army, an officer of the Medical Corps of the Navy, or an officer in the Air Force designated as a medical officer.

 

(15) The term " dental officer/dişci subayı " means an officer of the Dental Corps of the Army, an officer of the Dental Corps of the Navy, or an officer of the Air Force designated as a dental officer. 

 

  

  İşde, gördünüz!

 

  Coni Anayasası’na göre Coni Ordusunda "iki sınıf  asker" var;

 

  • Subay

 

  • Er

 

 

  Yukarıda gördüğünüz Coni Askerî Personel Kânununun resimli izahı da şöyle oluyor; 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  Ey, Hayyam; Bu sözleri sen, kim için söyledin, Allah aşkına?..

 

  Bir elde kadeh, bir elde Kur’ân

  Bir helâldir işimiz, bir harâm!

  Şu yarım yamalak dünyâda

  Ne tam kâfiriz ne de tam müslümân!

 

 

*  *  *  *  *

 

  Bu da Coni Ordusunun subay ve er mevcudu;

 

Asubay Tefrikası 6_9_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  İşde, görüyorsunuz!

  Ordusundaki “subay ve erlerin” mevcudunu Coni, rütbelerine kadar tek tek vermiş.

  Subay ve er sınıfındaki her rütbenin aldığı maaşı da gene aylık olarak kamuoyuna ilan ediyor.

 

 

  31 Ocak 2019 Perşembe gününe ait yukarıda gördüğünüz Coni asker mevcudunun

   Subay ve er oranları da şöyle;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Yukarıda gördüğünüz bu subay-er oranı,

  İngiliz ve Alman Orduları için de aynı…

  Aşağıda gördüğünüz çizelgede ise Amerikan ordusunda;

  Herbir “subay başına düşen er sayısının” senelere göre "azalış" oranlarını görüyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  

Yukarıdaki çizelgenin bizlere söylediği çarpıcı bilgiler şunlardır.

 

2000 senesinden 2015 senesine kadar geçen 15 sene içinde;

 

  • Amerikan Ordusu, subay başına düşen er oranını % 12 azaltdı.

 

  • Amerikan Kara Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 21 azaltdı.

 

  • Amerikan Deniz Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 15 azaltdı.

 

  • Amerikan Deniz Piyadesi, subay başına düşen er oranını % 9 azaltdı.

 

  • Amerikan Hava Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 2 azaltdı.

 

Yapılan bu işlemlere mefhumu muhalifinden bakınca ortaya şu netice çıkıyor;

 

Amerikan Ordusunda “er başına düşen subay sayısı”, her sene biraz daha artıyor!

 

 

 

  Aşağıdaki çizelgede;

  Subaylarımızın “astsubay” dediği köle asker sayısının son 63 senede içindeki "artış" hızını görüyorsunuz. 

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki çizelgede gördüğünüz üzere;

 

  • 1951 senesinde asubay sayısı, subay sayısının yarısı imiş,

 

  • 2014 senesinde ise asubay sayısı, subay sayısının tam 2 katı olmuş,

 

  • 1951-2014 arasında geçen 63 senede asubay sayısı tam 9 kat artmış!

 

  • Genelkurmay Başkanları Ordumuza 63 senede tam 9 kat asubay doğurtmuş!..

 

 

  1951 senesinden 2014 senesine kadar geçen 63 senede;

 

  •   Subay sayısı sâdece % 100 artmış!..

 

  •   Fakat aynı dönem içinde asubay sayısı % 900 artmış!..

 

  Zannedersin ki Türkiye, Üçüncü Dünyâ Harbine hazırlanıyor...

  Amerikan Ordusunda Er sayısı sürekli olarak azaltılır iken,

  NATO’ya göre Ordumuzun “Er” sınıfına dahil olan “Astsubay” sayısı acap niye sürekli olarak artıyor?

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

  1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

  1927 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

    1. Mükellef Nefer (Efrad, Er)

 

   2. Muvazzaf zâbit (zâbit vekili (asteğmen) dâhil bütün subaylar)

 

    İşde kânunu.

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 *  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  

 

   

   T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

   Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun ilk Askerî Cezâ Kânununu

   Cumhuriyeti teşkil eden zâbitân heyeti 1930 senesinde tertip etdi.

 

   Dönemin Başvekili tekâüd zâbit İsmet İNÖNÜ,

   T.C. Ordusunun ilk Askerî Cezâ Kânununun Gerekcesini (Esbâb-ı MucibeTBMM'ye şöyle arz eyledi;

 

  • Askerliğe müteallik adlî mevzuatımız bundan tamamen bir asır evel Fıransa askerî adliye kanunlarından iktibas edilmiş,

 

  • Elimizde halen mer'i olan 21 Şevval 1286 (1870) tarihli Askerî Ceza Kanunu bir hayli tadilâta maruz kalmış,

 

  • Bugünün duygularını ve inkişaflarını tatmin edemiyecek bir hale gelmiş,

 

  • Ve bilhassa Cumhuriyet adliyesinde fışkıran yeni hayat ile Ordumuzun tekâmülleri arasında yaşamak kabiliyetini tamamen zayi etmiş idi..

 

   1632 sayı ile 1930 senesinde kânunlaşan yeni Cumhuriyet Ordusu'nun ilk Askerî Cezâ Kânunu;

   Fransa, Almanya, Belçika gibi büyük devletlerin askerî ceza kanunları tetkik edildikten sonra

   Ve

   Ötedenberi askerî teşkilâtımızın muvazi gittiği Alman kanunları esas tutularak

   Fakat aynı zamanda

   Fransa’da bir kaç senelik uzun bir tetkik neticesinde kabul edilmiş olan 1928 tarihli kanundan da istifade olunarak tanzim kılınmış idi.

 

   Cumhuriyeti  teşkil eden Zâbitân Heyeti;

   Cumhuriyet Ordusunu da şu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

   1. Zâbit

 

    2. Efrât

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

  1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

  1933 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

    1. Mükellef Nefer (Efrad, Er)

 

   2. Muvazzaf zâbit (zâbit vekili (asteğmen) dâhil bütün subaylar)

 

 

     İşde,

     1933 sene ve 2183 sayılı Askerî Cezâ Kânununa Müzeyyel Kânun’un TBMM zabıtı; 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

REFİK ŞEVKET B. (Manisa) — Efendim, bendenizin maruzatım esasa ait değildir. Çünkü müzakeresinde bulundum. Yalnız bunu müzakere edip çıkardıktan sonra Heyeti Umumiyeden bir karar çıktı. O kararla bunu telif etmek için encümen mazbata muharriri arkadaşımızın ve Müdafaai Milliye vekili arkadaşımızın nazarı dikkatlerini celbederim. Kelime tashihi meselesidir.

 

Birinci madde zâbitleri,

 

İkinci madde zâbitândan maada (başka, IRBIK) aksamı askeriyeyi ihtiva ediyor.

 

Bundan evvel jandarmaların kanununa ait bir tadilname geldi. O tadilname dolayısile Millî Müdafaa encümenimizin ve

Dahiliye encümenimizin tetkikatı var, orada askerleri tasnif eder ve bu tasnifte müşterek noktai nazarlar gösteren

iki kanundan bahsediliyor. 1111 numaralı kanunla (Madde-1. IRBIK). diğer bir kanun (1930_1632, Madde-3. IRBIK).

İkisi de bilhassa şu ifadeyi kullanıyor.

 

«Neferden zâbit vekiline kadar olanlara "efrat" denir.»

 

Binaenaleyh müşirden zâbit vekiline kadar - onlar da dahil - zâbit deniyor.

 

Askerlik teşkilâtı budur.

 

Binaenaleyh "neferin" içinde: Onbaşı, çavuş, küçük zâbit ve gedikli zâbitler dahil

olduğuna göre birinci maddenin ihtiva ettiği kısımdaki bu karar sarahaten göstermiştir ki küçük zâbit

tabirine "nefer de dahildir.

 

"Neferindahil olduğu bir zümreyi, yalnız zâbitâna mahsus olan bir zümre içine koymak;

 

  • Hem kabul ettiğimiz " taksimatı askeriyeye " uymaz,

 

  • Hem de onların haiz olduğu mevkie muvafık değildir.

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

  1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

  T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

  1935 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi;

 

  • Erât (Er)

 

  • Subay (Zâbit)

 

  İşde, kânunu… 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Türkiye Cumhuriyetini teşkil eden Kurucu Reisicumhur Mustafa Kemâl ATATÜRK; 

  1935 senesinde tasdik etdiği yukarıda gördüğünüz 2771 sayılı Kânunun,

   Aşağıda gördüğünüz dördüncü maddesi ile

   

    Cümhuriyet Ordusunu da;

   1. Muvazzaf "subay"

   2. Mükellef "erât" olmak üzere iki sınıf asker ile teşkil etdi.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İki sınıflı askeri olan T.C Ordusuna ilk darbeyi

  ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 1960 darbeci subayları vurdu!

 

  Götlerinden uydurdukları ve “astsubay” olarak tesmiye etdikleri asker sınıfını da

  Darbeden sâdece sekiz ay sonra “üçüncü asker sınıfı” olarak ordumuzun demirbaşına kayıt etdiler.

  İşde, kânunu ...

 

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  NATO’da Kaç Sınıf Asker Var?

 

  Coni’nin kucağına oturan zamânın siyâsetcisi ve conisever kimi subaylarımızın pışpışlaması ile

  Meclise getirilen aşağıda gördüğünüz 5886 sayılı şu kânun

  Beyni midesine bağlı vekillerin gözünü kapatarak verdiği reyler ile Meclisden bir çırpıda geçirildi.

  Ve böylece Türkiye

  1952 senesinde NATO’nun doğu sınırlarını canı bahâsına bekleyen hasbi cendermesi oldu!

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  5886 sayılı kânunu imzâlamak ile Türkiye,

  İşbu Andlaşmaya taraf olduğunu bütün dünyâya ilân etdi.

  Bu irâdesinin tabii neticesi olarak Türkiye aynı zamânda;

  Türk Ordu teşkilâtını “2 sınıflı asker” üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

  NATO üyeliğini kabul etmekle birlikde Türkiye Devleti,

  NATO’da asker sınıflarını tesbit ve tefrik eden STANAG 2116’yı da kabul etdi.

  NATO üyesi ülke ordularının kendi iç hizmetlerine göre tasnif ve teşkil etdikleri elvan çeşit asker sınıfları,

  Bu Andıç ile NATO’da belli kurallarda eşitlenir.

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  Sen;

  Kendi memleketinde,

  Kendi ordunda,

  Kendi sınıfına ve kendi rütbene ne dersen de!..

  Bu konular ancak senin memleketinde, senin ordunda ve sâdece seni ırgalar!..

  Lâkin,

  Nerede olursa olsun; NATO bayrağı altında içtima eyleyip de tekmil verdiğin dakikada

  Sen, susarsın!

  Coni ve Tomi’nin beygiri osdurur!

 

  

   Neticeten;

 

   1. Man (Er),

   2. Conscript (Celp eri),

   3. Drafted (Celp eri),

   4. Enlisted (Gönüllü er),

   5. Enlisted Man (Gönüllü er),

   6. Enlisted Member (Gönüllü er),

   7. Other Ranks (Öteki rütbeler),

   8. Petty Officer (Erbaş),

   9. Non Commissioned Officer (Erât)

 

 

  Kendi askerî mevzuâtında kullandığı bütün bu tâbirlerden Coni,

  Sizin “Subay” değil fakat “Er” olduğunuzu anlar.

  Bu tâbirlere “Asubay” anlamı yüklemek, câhil olanlara özgüdür.

  Fakat

  Bizim bu düşüncemiz Coni’nin nazârında hiçbir şey ifâde etmez.

  Ve züğürt tesellisinden başka bir işe de yaramaz.

  Çünkü her millet kendini, kendi töresi ve kendi kelime dağarı ile târif eder.

 

  Tabiat kânunudur; Oyunu kim kurarsa, kuralını da o koyar!

 

  NATO dediğimiz uluslararası askerî teşkilâtı tesis eden de,

 

  Bu teşkilâtın kuralını koyan da Coni’dir.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  NATO görevinde iken derecem OR-7 idi. İşde, sağ tarafda gördüğünüz üzere; Türk Asubayı olarak, bayrak töreninde Er Coniler ile birlikde defâlarca bayrakdâr oldum... Kendi bayrağımı taşımak benim için şereflerin en büyüğüdür, o başka!

  Fakat diğer ülkelerin OR-1, OR-2’leri ile birlikde yapdım bu görevi… Coniler için bir tuhaflık yok bu işde. OR-1 ile OR-9 arasında uygulamada hiçbir fark yokdur. Çünkü bu derecelerin hepsi Eratdır. Bana bu görevi veren kişi de aynı karagahda görev yapdığımız Türk Subayımız idi.

  Ben Eski Tüfek; NATO’da yardımcı oyuncuyu oynayan bir “Er” olarak söylüyorum!..

  Coni’nin kurduğu bu NATO oyununda, bizim ordumuza biçilen görev de Coni’nin uygun gördüğü “yardımcı oyuncuyu” oynamakdır. NATO görevine tefrik edilen subaylarımız da bu hakikâti bal gibi bilirler. Fakat esen yele göre ve işlerine nasıl gelirse öyle anlarlar. Bizzat kendim defâlarca şâhid oldum! Ne hazindir ki kimisi yutkunarak, fakat çoğu da “gönüllü” teslim olurlar bu hakikâte!..

  Bugün iç piyasada efelenen kimi subaylarımızın Coni karşısında süt dökmüş kedi gibi, el pençe divân durduğu günleri hatırlıyorum da...

  Bir insan nasıl bu kadar evrim geçirebilir? Hem şaşıyorum hem de gülesim geliyor!..

 

 

*  *  *  *  *

 

  Biz asubaylar kendimizi avutmayalım!

  Coni’de iki sınıf asker vardır; Subay ve Er.

  Hangi ülke olursa olsun "subay olmayan" her askeri Coni, “Er” olarak telâkki eder.

 

  NATO’da rütbelerini tefrik eden Andıç STANAG 2116’ya göre,

  Aslında bizim Genelkurmay Başkanlığımız da kendi Asubaylarını NATO’ya Erat olarak beyân ediyor.

  İşde isbatı.

 

  Erlerimiz, Uzman Erbaşlarımız ve Asubaylarımızın hepsi “Erat” torbasının içinde bir arada...

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Genelkurmay Başkanlığımızın NATO’ya beyân etdiği yukarıda gördüğünüz İngilizce çizelgenin,

  STANAG 2116’ya göre Türkcesi de şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


  İşde, burada gördüğünüz üzere,

  Subay gardeşlerimiz hâricinde kalan “diğer askerlerin” hepsini bu torbanın içine tepmişler!..

  Genelkurmay Başkanları da biz asubayları NATO’ya “Er” olarak pazarlamış!.

  Üsdelik Genelkurmay Başkanlığımız,

  Yukarıda gördüğünüz çizelge torbasına hukûkî dayanak olarak da TSK İç Hizmet Kânununu gösdermiş.

  Peki, TSK İç Hizmet Kânununda böyle bir sınıflandırma var mı, Sayın Başkanım?..

  Ne diyelim, helâl olsun sana vallahi...

  Uydurdukları bu nenni ile de son 65 seneden beridir bizi uyutmuşlar!

  Ya da biz asubaylar uyumuşuz!..

  Bu alavere dalaverede kim, kimi kandırıyor acap?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

  Birleşmiş Milletler’de Kaç Sınıf Asker Var?

 

  İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan toplantı neticesinde,

  Üçüncü Cenevre Sözleşmesi olarak bilinen andlaşmayı

  59 ülke temsilcisi ile Türkiye, 12 Ağustos 1949 târihinde imzâladı.

 

  Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  Rana TARHAN isimli dişi hâriciyecimizin 1949 Cenevre Sözleşmesini imzâlaması ile

  Türkiye, işbu Sözleşmeye taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

  Genelkurmay Başkanlığımızın "astsubay" ismini verdiği "uydurukasker sınıfını teşkil etmesinden sâdece 2 sene sonra

  Devletimiz, 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini Meclis’de tek celsede görüşdü ve

  6020 sayılı kânun olarak 1953 senesinde onayladı...

  Kabul edildiği günden bugüne kadar tam 63 sene geçmesine rağmen

  Raflarda tozlanan bu kânunun bir tek kelimesine dokunan olmadı...

 

  Bunun anlamı şudur;

 

  Ey "tırnakastsubay meslekdaşlarım,

  Esir kampında düşmân eline "esir" düşdüğünüzde,

  "Etiniz" olan subaylarınızın aynı zamanda "kölesi" de olmaya hazırlanın!..

 

 

  Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Cenevre Sözleşmesi Nedir?

 

   İsviçre'nin Cenevre şehrinde kabul edilmiş dört adet muahededir. Uluslararası hukukta insan hakları üzerine yapılmış ve 1949 yılında imzâlanmış önemli sözleşmelerdendir. Uluslararası olan veya olmayan çatışma durumlarında silâhlı kuvvetler ve insanî yardım kuruluşlarının uyması beklenen kurallar silsilesini tesbit eder. 1859 senesinde yapılan Solferino Muharebesi'nde; harb eden ülkelerin, esir aldığı askerlere yapdığı vahşetden etkilenen Jean Henry Dunant'ın çabaları sonucunda oluşduruldu. Cenevre Sözleşmeleri, silâhlı çatışma hukuku veya harp hukuku olarak da bilinen uluslararası insanî hukukun ilk ve tek kaynağıdır.

 

   İşbu Sözleşmeler ve konuları şu şekildedir:

 

  Birinci Cenevre Sözleşmesi; harp eden silâhlı kuvvetlerin yaralı ve hastaların vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşme.

 

   İkinci Cenevre Sözleşmesi; silâhlı kuvvetlerin denizdeki hasta, yaralı ve kazâzedelerinin vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşme.

 

 

   Üçüncü Cenevre Sözleşmesiharp esirlerine yapılacak muameleye ilişkin sözleşme.

 

   Dördüncü Cenevre Sözleşmesi; harp zamanında sivillerin korunmasına ilişkin sözleşme.

 

 

 

  Biz, bugün bu makâlemizde, konumuz ile alâkalı olan üçüncü sözleşmeyi tetkik edeceğiz.

  Bu sözleşme ile harp esirlerine yapılacak muamele kuralları tesbit edilmiş.

  İşde, bu kurallardan üçü şöyle diyor;

 

  

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 44Harp esiri olan subaylara  rütbe ve yaşlarına göre gösterilmesi gereken hürmetle muamele edilecektir.

 

Subay kamplarının hizmetini temin etmek üzere, subaylarla mümasillerinin rütbeleri

gözönünde tutularak buralara aynı silahlı kuvvetlere mensup ve mümkün olduğu nisbette

aynı dili konuşan kâfi sayıda "esir askerler" (other ranks / diğer rütbeler) ifraz olunacaktır;

"bunlar” (orderlies / hizmet eri), başka hiçbir iş görmeye mecbur tutulmayacaklardır.

 

 

Subay yemeklerinin kendileri tarafından idare edilmesî hususunda her türlü kolaylık gösterilecektir.

 

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 44’üncü maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

   Esir kampında düşmân eline “esir” düşdüğünde, sen aynı zamânda

 

   “Silâh arkadaşım” dediğin subaylarının da “hizmet eri” ve kölesi” olacaksın!..  

 

 

 

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

  

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 60  Esirleri elinde tutan devlet bilumum harp esirlerine aşağıda yazılı meblağların mezkûr devlet parasına tahvili suretiyle tesbit olunacak miktarda aylık bir maaş avansı ödiyecektir:

 

   Sınıf I - Çavuştan aşağı rütbedeki esirler: 8 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf II - Çavuş ve sair erbaş esirler: 12 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf IIIYüzbaşı rütbesine kadar subay esirler: 50 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf IV - Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki esirler: 60 İsviçre Frangı,

 

   Sınıf V - General rütbesindeki esirler: 75 İsviçre Frangı.

 

 

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 60’ncı maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

   Düşmân “esir”  kampında

 

   Subay sınıfına dâhil olan “6 aylık asteğmen” bile  50 İsviçre Frankı maaş alacak

 

   Fakat


 

   50 senelik “astsubay” bile olsan da sen,  12 İsviçre Frankı maaş alacaksın!.. 

 

  

   

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!.. 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

   

   *  *  *  *  *  

 

  

 

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

 

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

   Madde 97  Harp esirleri, inzibati cezalarını çekmek üzere hiçbir halde ceza müesseselerine (hapishaneler, cezaevleri, sürgün yerleri, ilâh) naklolunamıyacaklardır. İnzibati cezaların infaz olunacakları bilûmum binalar 25 nci maddede yazılı sıhhî  şartlara uygun olacaktır. Cezaya çarpılan harp esirlerine 29 ncu madde mucibince kendilerini temiz tutmak imkânı verilecektir.

 

   Subaylar, gedikliler ve erlerle aynı binalarda mevkuf tutulamıyacaklardır.

 

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 97’nci maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

   Düşmân “esir”  kampında

 

   Senin “etin” olan subaylar, “rahat odalardaviskilerini keyif ile yudumlar iken,

 

 

Subayın “tırnağı” olan sen "astsubayı" ise

 

Erlerimiz ile birlikde balık istifi aynı koğuşlara” kapatacaklar!..

 

  

 

 

 

 Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 *  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   27 Mayıs 1960 Cuma günü beyaz subaylarımız,

   Cumhuriyet târihimizin ilk “ subay darbesini ” yapdı.

   Yapdıkları bu subay darbesinin bir sene sonrasında, tam da sene-i devriyyesinde;

   27 Mayıs 1961 Cumartesi günü bu kez de

   Aşağıda gördüğünüz şu “ darbe Anayasası ”’nı hazırlayıp piyasaya sürdüler.

 

 

1961 ANAYASASI

 

   Kurucu Mecliste Kabul Tarihi : 27/5/1961

   Halkoyuna Sunulmak Üzere Tasarının Resmi Gazete ile İlanı : 31/5/1961

   Kanunun Resmi Gazete ile İlanı : 20/7/1961 / Sayı: 10859

   Kanun No: 334      Kabul Tarihi: 9/7/1961

 

 

   Bu darbe Anayasası’nın aşağıda gördüğünüz 65’inci maddesinde

   27 Mayıs darbesini tertip eden karanlık suratlı subaylarımız bütün dünyâya şu sözü vermiş idi;

 

 

II. TBMM’nin Görev ve Yetkileri

 

   b) Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma

 

   Madde 65- Türkiye Cumhuriyet adına yabancı Devletlerle ve milletlerarası kurullarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

(…)

   Türk Kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasına 1 inci fıkra hükmü uygulanır.

 

   Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

   

   Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

 

 

 

  *  *  *  *  *

 

   Tıpkı 16 Temmuz 2019 senesinin mübarek Cuma gününde yapdıkları gibi

   Kahraman Türk Ordusu maskesinin arkasına saklanan darbeci subaylar

   1960 senesi 27 Mayısının gene mübarek bir Cuma gününde bütün memleketde idâreyi ele aldılar.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

1961 TÜRKEŞ 6de36


 28 Mayıs 1960 Cumartesi günü sabah saat 04;30’da

 O dâvudî sesi ile darbe beyannâmesini radyoda okuyan

Darbeci Kara Piyâde Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ de

Şu sözü vermiş idi;

 

Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerine tamamıyla riayettir.

 

 

 

    Fakat;

   Dünyâ ve Türk milletinin gözünün içine bakarak verdiği sözü TBMM’de yalayan darbeci subaylarımız;

   Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerineriayet ” etmedi.

 

 

 

   Kendilerinin hazırlayıp meriyyete koyduğu “ 6 sınıflı asker teşkilâtını ” esâs alan 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile darbeci subaylar;

 

  • 1952 senesinde 5886 sayılı kânun ile Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin kabul edip meriyyete koyduğu ve “1951 Kuzey Atlantik Andlaşması (NATO)”’na merbut olarak “ 2 sınıflı ” asker teşkilâtı ihdâs eden STANAG 2116’yı

        Ve

  • 1953 senesinde 6020 sayılı kânun ile gene Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin kabul edip meriyyete koyduğu ve “ 2 sınıflı ” asker teşkilâtı ihdâs eden “1949 Cenevre Sözleşmesi”ni çöpe atdılar.

 

    Ve dahi

  • Kendilerinin hazırladığı 1961 Anayasası’nın 65’inci maddesini de gene bu darbeci subaylar posdallarının altında çiğnediler.

 

 


  *  *  *  *  *

 

   Darbeci subayların yapdığı

   Ve dahi

   Bir “darbe kânunu” olan 211 sayılı  TSK İç Hizmet Kânunu’nun

   Aşağıda gördüğünüz 111’nci maddesine göre

   Harb esirlerine yapılacak muamele konusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti,

   1953 senesinde Meclisden tek celsede geçirip meriyyete koyduğu ve

   6020 sayılı kânun ile kabul etdiği 1949 Cenevre Sözleşmesi harb hukukunu tatbik edeceğini taahhüt etdi.

 

 

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)

 

             Kanun Numarası                 : 926

             Kabul Tarihi                          : 27/7/1967

             Yayımlandığı R. Gazete   : Tarih  : 10/8/1967   Sayı : 12670

             Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5   Cilt : 6   Sayfa : 2352

 

   R) HARB ESİRLERİ VE MÜLTECİLER

   

   Madde 111 – Harb esirleri hakkında 6020 ve mülteciler hakkında da 4104 sayılı kanun hükümleri tatbik olunur. 

 

 

 

  *  *  *  *  *

 

   TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin aşağıda gördüğünüz 123’üncü maddesinde

   Harb hukukuna göre esir düşmüş “ asubaylar ” yok sayıldı.

   Subay yok ise şâyet, ordumuzun diğer askerlerin esir olmasının

   Genelkurmay Başkanlığımız nezdinde demek k, hiçbir kıymet-i harbiyesi yok!..

 

 

 

Resmî Gazete Târihi: 06.09.1961 Resmî Gazete Sayısı: 10899

 

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İÇ HİZMET YÖNETMELİĞİ

 

   7 - Esirlere karşı ve esirlikte hareket tarzı

   Madde 123 - Herhangi bir garnizonda muhtelif parçalara ayrılmış esir subaylardan her parçadaki en rütbeli veya kıdemli subay esir garnizonları kumandanlığı tarafından grup kıdemlisi tâyin edilmiş olmasa dahi esaretten dönüşte Millî Savunma Bakanlığına takdim edilmek üzere kendi grubundaki subaylar hakkında not tutmağa mecburdur. Bu notlar üzerine kabahat ve suçları anlaşılanlar hakkında kanuni muamele yapılır.

 

 

 

  *  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   27 Mayıs darbeci subaylarımızın tertip edip,

   1967 senesinde meriyyete koyduğu bir “ darbe kânunu ” olan

   926 sayılı TSK Personel Kânunu ile ordumuzdaki “ rütbe ” kavramı târif edildi.

   İşbu kânunun aşağıda gördüğünüz üçüncü maddesi ile

   Ordumuzda sâdece subay ve asubayların rütbesi olduğuna hükmedildi.

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu ile 1961 senesinde  4 çeşit rütbe  ihdâs edilmiş iken

   Aşağıdaki Personel Kânunu ile 1967 senesinde   2 çeşit rütbe  ihdâs edildiğini kimsecikler fark etmedi...

 

 

 

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)

 

             Kanun Numarası                 : 926

             Kabul Tarihi                          : 27/7/1967

             Yayımlandığı R. Gazete   : Tarih  : 10/8/1967   Sayı : 12670

             Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5   Cilt : 6   Sayfa : 2352

 

                                                                  III – Tarifler:

            

  Madde 3 – Bu kanunda yer alan bazı kavramların anlamları aşağıda gösterilmiştir:

 

  a) Rütbe: Subayların ve astsubayların ilk subaylığa veya astsubaylığa başlamada ve bekleme süreleri sonunda bu kanun gereğince kazandıkları askeri unvanlardır.

 

 

   Şimdi!

   Muhterem vatandaşlarım ve kıymetli Asubay Meslekdaşlarım;

   İşbu makâlemizin burasında bir çay molası verelim ve bir soluk alalım hele!..

   Zere bu satırlardan sonra duyacağınız hakikât, insanı beyin dumuruna uğratacak cinsden...

   1949 Cenevre Sözleşmesine göre subayların târifi gâyet olarak yapılmış.

   Bu sözleşmenin İngilizce metinindeki “ officer ” kelimesi de Türkceye hep “ subay ” olarak tercüme edilmiş.

 

   Fakat

   Aynı Cenevre Sözleşmesinin İngilizce metinindeki “ other ranks ” kavramını TSK Personel Kânununa uyarlar isek şâyet

   “ Diğer rütbeler ” kavramı içinde sâdece “ Asubay ” denen askerlerin olduğunu görüyoruz.

   Bugüne kadar kimselerin farketdirmediği

   Ve dahi

   Kimselerin de farkedemediği bu filfilli “ bit yeniğini ” ilk duyan ve dahi ilk bilenler siz oluyorsunuz, haberiniz olsun!

   Makâlemizin başında Asubayların hizmet eri olduğunu fâş eylemiş idik.

   İşde, burada öğrendiğiniz bu bilgi, az sonra bizleri,

   Asubayların “ hizmet eri ” olduğu gerçeğine götürecek...

 

  *  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

  

 

   Bizim oğlanların elebaşısı Zottirik Kenan’ın subay darbesini icrâ eylemesinden 2 sene sonra

   Vatandaşlarımızın büyük teveccühüne mazhar olan(!) 1982 Anayasası, hükümünü ele aldı.

 

 

 

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)

 

             Kanun Numarası                 : 926

             Kabul Tarihi                          : 27/7/1967

             Yayımlandığı R. Gazete   : Tarih  : 10/8/1967   Sayı : 12670

             Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 5   Cilt : 6   Sayfa : 2352

                                                                  III – Tarifler:

            

    Madde 3 – Bu kanunda yer alan bazı kavramların anlamları aşağıda gösterilmiştir:

  a) Rütbe: Subayların ve astsubayların ilk subaylığa veya astsubaylığa başlamada ve bekleme süreleri sonunda bu kanun gereğince kazandıkları askeri unvanlardır.

 

 

   Bakınız, yeni Anayasamızın yukarıda gördüğünüz 90’ıncı maddesi ne diyor;

   “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

   “Kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

 

     Bu hükümden, şu neticeye kolayca varabiliriz;

  •     1949 Cenevre Sözleşmesi, kânun hükmündedir.

  •     1952 Kuzey Atlantik Andlaşması, kânun hükmündedir.

 

  •     Hattâ milletlerarası bu iki andlaşma, kendi kânunlarımızın bile üstündedir. Millî Savunma Bakanlığı’nın cüpbeli cingöz hâkim subayları ve Genelkurmay Başkanlığının kurnaz kurmay subayları bu gerçekleri göremiyor mu?


 

  • Yukarıdaki neticeler doğru mu? Doğru...

  • Türkiye, bu  andlaşma hükümlerine göre kendi hukukunu tanzim edeceğini bütün dünyâya taahhüt etdi mi? Etdi.

  • Uluslararası andlaşmalara riayet etmek bir devletin nâmusu mudur? Evet, nâmusudur?

  • Peki öyleyse, yukarıda mezkûr her iki andlaşma hükümlerine göre Türkiye’nin kendi ordusunu subay ve er olmak üzere 2 sınıf asker üzerine teşkil etmesi gerekir mi? Evet, gerekir...

 

     Mâdem uluslararası andlaşmalar bunları emrediyor da

    1961 senesinde kabul edilen edilen TSK İç Hizmet Kânunu’nda niye 6 sınıf asker var?

 

 

 

 

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İÇ HİZMET KANUNU (1)

 

          Kanun Numarası               : 211

          Kabul Tarihi                      : 4/1/1961

          Yayımlandığı R.Gazete     : Tarih : 10/1/1961   Sayı : 10703

          Yayımlandığı Düstur         : Tertip : 4   Cilt : 1   Sayfa : 1008

 

    Madde 3 – Askerler ve rütbeler:

 

      a) Askerler:

 

     1. Er

     2. Erbaş

     3. Astsubay

     4. Askeri öğrenci

     5. Askeri memu

     6. Subay

 

 

 

   Şimdi burada ortaya çıkan netice şudur;

   Ordumuzda 1961 senesinde teşkil edilen 6 çeşit asker sınıfı konusunda

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu;

  • 1949 Cenevre Sözleşmesine

   Ve dahi

  • 1952 Kuzey Atlantik Andlaşmasına aykırıdır,

  • Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı bu andlaşmaları ihlâl ediyor,

  • Anayasa’nın 90’ıncı maddesini alenen ihlâl ediyor.

 

   1982 Anayasası’nın 90’ıncı maddesini alenen ihlâl etdiği gerekçesiyle

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânununun iptâlini talep edecek kadar

   Astsubayların ve TEMAD’ın aklı ve cesâreti var mıdır?

 

 

   Bu makâlemizin yukarı satırlarındaki bu akıl çelen hakikâtleri öğrendikden sonra;

 

  • Genelkurmay Başkanlarının, Millî Savunma Bakanlarını

 

  • Millî Savunma Bakanlarının, Başbakanları

 

  • Başbakanların da Türkiye Büyük Millet Meclisini,

  

  • Türkiye Büyük Millet Meclisinin de T.C Anayasası’nı aldatdığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

   T.C. Devletini temsil eden bu yasama ve yürütme kurumlarının hepsinin de birlik olup

 

  “ Astsubay ” dedikleri sen “ köle ” askeri 1961 senesinden beri aldatdığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda, sen " köle astsubaya " yapıldığını göreceksin!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

  *  *  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  

Kendisi alenen söylemese de meğerse

Bugünün Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR, Ermenistan konusunda "Târih Doktoru" imiş!..

Boğaziçi Ünüversitesine 2005 senesinde verdiği “Ermenistan’a Harbord Askerî Görevi; Bir Amerikan Hakikâtleri Tetkik Heyetinin Hikayesi ve Türk-Amerikan Münasebetlerine Tesiri” isimli “yama” doktora tezinde

Bakınız, Hulusi AKAR ne demiş;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki kırmızı çerçeveler içinde gördüğünüz İngilizce kelimelerin anlamı da şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

 

İngilizce bilmeyen “astsubay” meslekdaşlarımıza bugün bir iyilik yapalım

Ve dahi

Yukarıdaki tezinde Hulusi AKAR’ın söz etdiği İngilizce “enlisted” kelimesinin Türkcesini

Genelkurmay Başkanımızdan öğrenelim.

 

 

2008 senesinde neşretdiği Türkce – İngilizce Müşterek Askerî Terimler Sözlüğünde

Genelkurmay Başkanımız,

Ordumuzda kullandığımız “Er” kelimesini İngilizceye şöyle tercüme etdi;

 

Er Enlisted man (EM)

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Dünün Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı,

  Bugünün de Millî Savunma Bakanı olan Hulusi AKAR hemen, şimdi aynaya baksın!

  Ve şu biricik suâlime cevâp versin;

 

  NATO’nun en büyük ortağı olan Amerikan Ordusunda 2 sınıf asker var da

 

  NATO’nun en büyük ikinci ortağı olan Türk Ordusunda niye 8 sınıf asker var?

 

 

 

*  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

  Bir var idi,

  15 Temmuz 2016 Cuma gününün hemen ferdâsında

  Birden bire yok oldu!..

 

  Bir zamanlar, Genelkurmay Başkanlığında bir “astsubay” kadrosu var idi!

  Bu kadroya tayin edilen “astsubaya” da

  Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet İlker BAŞBUĞ “Genelkurmay Başkanı Astsubayı” unvânını vermiş idi.

 

  15 Temmuz’u ganimete çevirmesini bilen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR, 2016 senesinde bu kadroyu feshetdi.

 

  İşde,

  Genelkurmay Başkanlığı karargâhında “Genelkurmay Başkanı Astsubayı” kadrosu mevcut iken,

  Bu kadroda meslekdaşımız Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK oturuyor idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

  Saatli Maarif takvimi 03 Nisan 2013 târihini gösderdiği Çarşamba gününde

  Genelkurmay Başkanlığımız, karargaha yabancı bir askeri dâvet etdi.

  Türk kamuoyundan gizlenen bu dâvetin misafiri olan asker,

  ABD Deniz Kuvvetlerinden Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr. idi.

 

  Almanya/Stuttgart’da konuşlu ABD Avrupa Komutanlığı EUCOM’un

  “Kıdemli Er”’i olan Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr. ;

 

  • Evvela Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL’in kahvesini içdi,

 

  • Akabinde “meslekdaşı” “Genelkurmay Başkanı AstsubayıAstsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK’ı ziyâret etdi,

 

  • Nihayetinde de “Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiğimiz ucube mektebe gitdi.

 

  ABD Hava Kuvvetlerinden Binbaşı Elizabeth APTEKAR,

  EUCOM Kıdemli Er”’i Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.’ın bu ziyâretini,

  ABD Avrupa Komutanlığına ait EUCOM isimli örütbağda 08 Nisan 2013 Pazartesi günü haber yapdı.

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Hava Binbaşı Elizabeth APTEKAR’ın 03 Nisan 2013 târihli başka bir haberinde

   EUCOMKıdemli Er”’i Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.,

 

   Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL’in;

 

 

  • Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiği mektebe “akademi” dedi,

 

 

  • Genelkurmay Başkanı Astsubayı” dediği Astsubay Harun AĞPAK’a da “kıdemli er” dedi. 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Amerikalı “kıdemli erRoy memleketimize misafir olarak geldi.

  Akabinde

  Genelkurmay Başkanı Astsubayına ve AÜKHE’deki astsubaylarımıza “er” dedi ve gitdi!..

 

  “Genelkurmay Başkanı AstsubayıAstsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK

  Ve dahi

  AÜKHE’ne iştirak eden astsubaylarımız,

  Kendilerine “er” diyen Amerikalı “kıdemli er” Roy’a itiraz edip de

 

  Hey, Roy! Ayıp ediyorsun! Biz, “astsubayız”, sen bize “er” diyemezsin dediler mi?

 

  Ya da

 

  AÜKHE’ne iştirak eden 100 astsubaydan birisi dahi olsa

 

  Kendilerinin aslında NATO’da “er” olduğunun farkında mı acap?.. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

  Amerikan, İngiliz, Alman ve Türk Orduları arasında,

  Yüksek okul seviyesinde “astsubay” denilen uyduruk bir asker sınıfına sahip tek ülke, Türkiyedir.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  1974 senesinden beri 45 senedir dilimize doladığımız “astsubay” meselesini anlamak için biz asubaylar,

  Bu biricik suâlin cevâbını verebilecek miyiz?

 

  Aşağıdaki çizelgede

  Son bir kaç senelik rakamlara göre

  NATO üyesi Amerikan, Alman ve İngiliz Ordularının asker sayısı hakkında çarpıcı bilgiler var.

 

  Bu bilgilerin hepsini bir arada ilk defâ sizler görüyorsunuz;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Hemen aşağıdaki çizelgede, bizim ordumuzun 2016 senesine ait mevcut çizelgesi var.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İşde, görüyorsunuz!

  Coni, kendi subay ve er sayısını rütbelerine kadar ayrı olarak beyan ediyor.

  Fakat bizim ordumuzun mevcud çizelgesine bakdığınızda

  8 çeşit asker sınıfının sayısının toptan olarak yazıldığını görürsünüz.

  Bizim her boku bilen subaylarımız,

  “Mevcut” konusunda da toptancı ve tepeden inmeci kokuşmuş bir subay zihniyeti ile davranmışlar.

 

  Böyle davranıyorlar,

 

  Çünkü subay mevcudunu rütbelere göre tek tek yazsalar,

  Karagâhlarda ellerinde göt gözdiren palamut albayların sayısı ortaya çıkacak!

 

 

  Böyle davranıyorlar,

  Çünkü İngiliz, Amerikan ve Alman Ordularında bir tek albayın yapdığı işi,

 

  Bizim Türk Ordusunda tam 4 albay yapıyor!..

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

 

*  *  *  *  *

 

  Yukarıdaki 8 çeşit asker sınıfının resimli görüntüsünde ise

  Şöyle rezâlet bir manzara çıkyor ortaya!

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Subayımız ölmesin diye teşkil edilen bu 6 kademeli "tırnakdan" koruma duvarının

  Resimli görüntüsü de şöyle oluyor!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Yukarıdaki mevcudu grafiğe dökdüğümüzde ise

  T.C. Ordusunun asker sınıflarının birbirlerine göre yüzdelik dağılım oranı da şöyle oluyor…

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Makâlemizin yukarıdaki sayfalarında gördüğünüz üzere

Amerika, kendi ordusunu 1777 senesinde 2 sınıf asker üzerine teşkil etdi;

 

1. Er

 

2. Subay

 

Amerika’nın teşkil etdiği NATO’ya

Türkiye, kendi ordusunu Amerikan ordusu gibi teşkil etmek için üye oldu.

 

Fakat "astlarının emeği semiren" bizim sömürgen subaylarımız

NATO’ya göre 2 sınıf asker üzerine teşkil etmeleri gereken Türk Ordusunu

İşde, yukarıda gördüğünüz gibi tam 8 sınıf asker üzerine teşkil etdiler!..

 

 

*  *  *  *  *

 

  Subaylarımız filfilli yalanlar ile sokakdaki vatandaşlarımızı kandırıyor da!..

  Fakat biz asubaylar pekâlâ biliyoruz ki

  NATO’ya üye olduğumuz 1952 senesinde beri,

  Ordumuzun kullandığı tank, top, silah, uçak ve gemileri, biz Türkler yapmıyoruz!

  Coni, Tomi ve Hans yapıyor!

  Şu fakir milletin ekmeğinden, aşından kesdiğimiz vergiler ile de biz,

  Coni’den, Tomi’den ve Hans’dan satın alıyoruz hepsini.

  Bunun neticesi olarak da Coni’den satın aldığımız tank, top, silah, uçak ve gemileri,

  Coni kendi ordusunda kaç asker ile işletiyor ise

  Bizim ordumuzda biz de o kadar asker ile işletiyoruz.

  Bu sebepden dolayı orası Amerika, burası Türkiye demenin bir önemi yok!..

  Ordumuzdaki esas filim- fırıldağı bizim beyaz subaylarımız, subay sayısı konusunda çeviriyor!..

  Amerikan, Alman ve İngiliz Ordularında 18 subayın yapdığı işi,

  Bizim ordumuzda sâdece 8 subay yapıyor.

  Ordumuzda vaziyet gerçekden böyle midir?

  Yoksa 2 Türk subayı 1 Amerikan subayına mı bedeldir?..

  Bizim subaylarımız, Amerikan, Alman ve İngiliz subaylarından iki misli daha fazla mı çalışıyor acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

  Kıymetli okuyanlar, muhterem asubay meslekdaşlarım!

  Bugün burada soracağımız suâlin cevâbı,

  Aşağıda gördüğünüz şu grafiğin içinde gizli!

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  Şimdi de,

  Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm, dokuzcu kısımının biricik suâlini soralım; 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  İşde hendek, işde deve!..

 

  Buyurun! Söz, sizde!..

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 


 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sahil Güvenlik Komutanlık BrövesiAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Asubay Tefrikası 6-4

Kasım 29, 2017

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -6-4-

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının

Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm birinci kısımında;Kapak-6-1

Asubay” dedikleri biz “ortada sandık” askerlerin

Ve dahi

Asubaylık sınıfının özlük hakları” konusunda;

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

Ve dahi

  • Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,

Asubayların taleplerinin neler olduğunu gördük!

 

*  *  *  *  *

Kapak-6-2

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında;

Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “köle” asker sınıfının

Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli maksadını fâş eyledik!

 

 

Meğerse bahriye zâbitân heyetimizin kendileri “ gemi güvertesinde öte beri göt gezdirsin ” diye

Donanmamızda “gedikli” (asubay) olarak tesmiye etdikleri “ ortada sandık ” asker sınıfını teşkil etmişler!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, üçüncü kısımında;

kapak-6-3

Astsubay” denilen ve dahi seferdehizmet eri” olan asker sınıfının

Hava Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin kan dondurucu maksadını öğrendik!

 

 

  • Daha kısa sürede eğitildiğimiz için
  • Daha ucuza "mâl” olduğumuz için
  • Ve en korkuncu da
  • Beyaz zâbitin yerine ölmemiz için,
  • Biz küçük zâbitânı pilot yapmışlar!

 

  Pilot olduğumuz için; 

 

  Biz  küçük zâbitân  zannediyor idik kendimizi “ makbûl ”, 

 

  Meğerse olmuşuz beyaz zâbitânın yerine biz “ maktûl.

  

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin şimdi okuyacağınız altıncı bölüm, dördüncü kısımında ise;

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Akabinde de;

Berrî (Kara) küçük zabitliğin (Asubaylığın) M.Ö bilmem kaç senesinde teşkil edildiğini söyleyen lâhanacı bosdan danası târihcilerin

Bu ısmarlama ezberini külliyen ve ebediyyen bozacağız, inşallah! 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Ömer Hayyam_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ey, Çadırcı! İçdiğin şarap, sevdiğin güzel idi.

Gitdin câmiye, niyetin kilim aşırmak idi!

Lâkin, dilinden dökülen hiçbir kelâm yalan,

Sen de yalancı değil idin be!..

 

Senin garbî komşu memleketdeki her boku bilen kerizci beyaz zâbitân

Ve dahi bu beyaz zâbitânın kuyruğuna takılan küçük beyinli küçük zâbitân

Bak, Allah aşkına! Ne yalanlar üfürmüşler!

 

*  *  *  *  *

 

Berrî (Kara) Ordumuzda küçük zâbitliğin (asubaylığın) teşkil edilmesine kalem batırmadan evvel

Bu köle asker sınıfının târihcesi hakkında bir iki kelâm edelim.

Târihcesine bakdığımızda

Bugün Kara Harp Okulu ismi ile bildiğimiz okulun kuruluş senesinin belli olduğunu görüyoruz.

Nasıl olmuş ise olmuş, Kara Harp Okulumuz gökden zembille inmiş de!

Babalarının minderi kendinden yaylı fayton koltuğuna “cup” diye oturur gibi

1834 senesinde “şıp” diye “kurulmuş!

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara Harp Okulu Tarihcesi_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Amma ve lâkin Kara Asubay Okulunun târihi söz konusu olunca

Kerâmeti kendinden menkul borazancıbaşılar hoşafın yağına buz tutdurmuşlar!

Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığının 2009 senesinde neşretdiği kitaba, öyle bokdan şeyler yazmışlar ki!

Mesnetsiz, asılsız ve yalan dolan bilgiler ile “târih yazdığını” zanneden

Ve fakat

Târih yapanlara” ihânet etdiğinin farkında bile olmayan bu lâhanacı bosdan danaları

Kara Asubaylığı târihi” konusunda bakınız, güneş görmemiş ne inciler üfürmüşler!

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara Astsubay Okulları Tarihcesi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara Astsubay Okulları Tarihcesi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Tarihi süreç içinde” okuma-yazma bilenlerden oluşturulan “astsubaylık müessesesi

 

 

 

Tarihin en eski döneminden itibaren var olan astsubay yetiştirme sistemi

 

 

Kara Kuvvetlerinin M.Ö. 209 senesinde teşkil edildiğini “şıp” diye biliveren müneccimbaşı subaylarımız

Astsubay” dedikleri asker sınıfının teşkil edildiği târihi söylemeye gelince dut yemiş garga guşu oluyorlar!

Bu kitabı yazan lâhana beyinli subaylarımız hem gelin hem de güvey olmuşlar!

Bilim adamlarımıza göre insanlığın başladığı târih bile belli.

Fakat ordumuzdaki asubaylığın ne zamân başladığını bilen yok!

Burada gevelediğin “târihî süreç” nedir? Ne zamân başladı? Sen, bu sürecin neresinde idin?

Târihin en eski dönemi” ne demek? M.Ö. mü, M.S. mi?

Böyle muğlak ifâdeler kullanan lâhana beyinli târihcilerimizin bu suâllere verecek cevâbı var mı?

 

*  *  *  *  *

 

MSÜ Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulunun örütbağda neşretdiği târihceye, bakınız neler yazmışlar.

 

 

Ordumuzun “orta” kademe yöneticileri ve teknisyenleri olan “astsubaylar

 

 

 

İlk başlarda; sürekli olarak aynı görevi yapan

ve bu nedenle bilgi ve becerisiyle sivrilmiş erbaşlarıngedikli” unvanı ile muvazzaf hizmete alınmalarıyla sağlanıyordu.

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ MSÜ Kara Astsubay Okulu Tarihcesi_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İlk başlarda” tâbiri ile hangi târihi kasdediyorsun? M.Ö. mü? M.S. mi?

İlk başlarda” diye üfürdüğün o zamânda, sen nerede idin?

  • Orduda “astsubay” mı?
  • Kundakda “bebe” mi?,
  • Portakalda “vitamin” mi?
  • Senin baban, babanın babası, babanın babasının babası “nerede” idi?

Sen;

Subay yardımcısı” dediğin askerin târihcesini mi yazıyorsun?

Yoksa

Gözlüklü nene gibi dizinin dibine oturtduğun emzikli bebelere masal mı anlatıyorsun?

Ey bu cümleyi yazan “târihci” kardeşlerim benim!

Sen, târih nedir; ne ile beslenir, ne ile yaşar; nasıl yazılır, biliyor musun?..

 

*  *  *  *  *

 

İlim fukarası bu subaylarımızın yazdığı ucuz târihceye bakdıkdan sonra cezbeye tutulup da

Kendini târih yazmaya vakfeden bosdan bülbülü kimi asubay meslekdaşımız ise

Tıpkı lâhana beyinli bu subaylarımız gibi börkenekden öyle bir üfürmüşler ki!

 

 

   Tarihsel süreçte “gedikli” sınıfının ne zaman ve ne şekilde kurulduğu tarih olarak net değildir.

 

  

 

Asubay Tefrikası 6_4 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

Asubay Tefrikası 6-4_ Tarihci olduğunu zanneden soytarılar_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Böyle yalanlar üfürmek ile “târih” yazdığını zanneden bosdan bülbülü asubay meslekdaşlarımız

Kendisini köle yapdığı için beyaz efendisinin elini öpen “köle” durumuna düşdüklerini bilmiyorlar mı?

 

 

Subay okullarına sahte târihce düzmek için “yontulmamış yalanlar” söyleyen bosdan gargalarının

Asubay okullarının târihi konusunda böyle dübürden laflar üfürmesinin sebebini de

Eski Tüfek fâş eylesin sizlere;

Bugüne kadar kasden ve sahtekârlıklar ile tertip etdikleri binbür türlü kânun ile

Asubayları hem madden hem de mânen nefes alamaz duruma getiren şerefsiz beyaz subaylarımız,

Kendi hatâ ve günâhlarını, ne zamân başladığı bilinmeyen bir târihin sırtına yıkmak ve hedef sapdırmak isdiyorlar!

 

*  *  *  *  *

 

Bin dört yüz sene evvelinden Hz. Ali şöyle nasihât etdi bizlere; “İlim bir nokta idi, Onu câhiller çoğaltdı!

İşde, yukarıdaki sayfalarda kimlerin ne inciler yumurtaladığını gördünüz, okudunuz!

Berrî Küçük Zâbitliği (Kara Asubaylığı) konusunda da hakikât aslında “bir doğru” idi.

Onikinci havârinin İsa (as)’yı 30 gümüş dinara satdığı gibi

Akıl ve ilim fukarası subay ve asubay meslekdaşlarımız da

Kara Asubaylığı konusunda “bir doğruyu birçok yalana satdılar!

Kara Asubaylığı konusunda ağızlarını domaltarak kerâmet buyuran târih câhili subay ve asubay mesledaşlarımız;

Hz. Ali’nin bu sözünün ne kadar isâbetli bir tesbit olduğunu bir kez daha hatırlamamıza vesile oldu!

Asubay dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfına târihce düzme yarışında

Kimlerin ne bokdan inciler üfürdüğünü gördükden sonra

İmdi başlayalım Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, dördüncü kısımının konusuna...

 

*  *  *  *  *

 

Küçük Zâbitlik Avrupa Devletlerinde Niçin Teşkil Edildi?

Küçük zâbit isimli “ortada sandık” asker sınıfının Osmanlı Berrî Ordusunda teşkil edilmesinin sebebini anlatmadan evvel

Avrupa devletlerinde “küçük zâbitliğin” teşkil edilmesi hakkında kısa bilgiler verelim.

Zere;

Küçük zâbit asker sınıfının Avrupa Ordularında teşkil edilmesinin sebebini öğrenir isek şâyet

Bizim ordumuzda tezgahlanmasının sebebi de kendiliğinden ortaya çıkacak.

Avusturya, Almanya ve Fransa Orduları;

Zâbit ile er arasında yer almak üzere” kendi ordularında “küçük zâbit” ismini verdikleri yeni bir asker sınıfını

19’uncu asırın başlarında teşkil etdiler.

Çünkü;

Her üç devlet de bütün dünyâyı kendi sömürgesi yapmak isdiyor idi.napolyon

II. Frederick William’ın Prusya Almanya’sı

Ve dahi Napolyon Bonapart Fransa’sının bu asırda yapdıkları harblere bakdığımızda

Bu niyetlerini açıkca görebiliyoruz.

Allah’ın kendisini bütün dünyâyı Fransa’ya köle yapması için yaratdığına inanan

batonVe dahi 

Fransa’yı “topyekûn seferberliğe” hazırlayan Napolyon,

Ordusunun erlerini coşdurmak için şöyle dedi;

İnkilâp târihleri neferlerin çantasında dâima mareşallik batonu taşımışdır!

Bu sözünü unutmayan Napolyon;

Harblerde fedâkârlık gösderen neferlerini hemen mareşalliğe terfi etdirdi.

 

*  *  *  *  *

 

Asker kıral” olarak bilinen Prusya Almanya’sının kıralı II. Frederick William dafred

Ordusu için kânunlar yapdırdı. Askerine çok iyi maaşlar verdi, iâşenin en iyisini yedirdi, kıyâfetlerin en iyisini giydirdi. Silâhın en iyisi ile donatdı. Askerini çok seven bu kıral, boylu-poslu ve kuvvetli gençleri ailelerinden para ile satın aldı. Vermeyi kabul etmeyen ailelerin çocuklarını da zorla kaçırıp asker yapdı. Kendi yapdırdığı kânuna göre mahkemeye kadar giden ve aleyhine karâr vermesine rağmen mahkemeye saygı gösderen kıral, II. Frederick William’dır. “Berlin’de hâkimler var!” dedirten, bu kıraldır. Bilime, akıla ve kânuna her zamân saygı gösderen II. Frederick William, girişdiği bütün harbleri kazandı ve “hiç mağlup edilmeyen kıral” olarak târihe geçmeyi hak etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Aynı dönemde bizim padişahımız III. Mustafa ise

Sarayındaki dalkavuk müneccimlerin üfürüklerine göre devleti idâre ediyor idi.ııı-mustafa

Kıral II. Frederick William’ın harblerdeki başarıları karşısında şaşkına dönen bizim padişahımız III. Mustafa;

En güvendiği veziri olan Ahmet Resmî Efendiyi elçi olarak Prusya’ya gönderdi

Ve dahi

Kıral II. Frederick William’dan üç müneccim isdedi.

III. Mustafa’nın maksadı;

 

  • Harpde muzaffer olmak için uğurlu günler tesbit etmek

Ve dahi

 

  • Ordusuna, muzaffer olacak iyi kumandan seçmek idi.

 

 

II. Frederick William, bizim padişahın bu gülünç isdeği karşısında çok şaşırdı fakat alay etmedi.

Harbde muzaffer olması için III. Mustafa’ya şu üç nasihâtı verdi;

 

 

 1. Târihi iyi bilmek ve târihde yaşanmış harblerden ders çıkartmak.

 2. İyi bir orduya mâlik olmak ve sulh vakdinde dahi muharebe zamânında imiş gibi tâlim etdirmek.

 3. Her dâim dolu bir hâzineye mâlik olmak.

 

 

Ve Kıral II. Frederick William, elçimiz Ahmet Resmî Efendiye şöyle dedi;

Git, III. Mustafa’ya evvelâ selâmımı söyle! Sonra da şöyle de; “İşde, benim üç müneccimim bunlardır.” 

 

*  *  *  *  *

 

Makâlemizin bu bölümünün konusu olmadığından ötürü 18’inci asır askerliğinden bahsetmeye gerek yok!

Çünkü bu asırda dünyâda “düzenli ordu” yok idi!

Olduğunu iddia eden ve “dünyânın ilk düzenli ordusunu M.Ö 209 senesinde kurduk” diyen de “dünyâda” sâdece bizim Genelkurmay Başkanlığımızdır.

 

  • Dünyânın ilk buhar makinesini, ilk motorunu sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyânın ilk barutunu, topunu, tüfeğini, atom bombasını sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyânın ilk uçağını, ilk füzesini sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyâ askerlik târihine geçecek kadar önemli bir tek icâdın var mı? Hayır!

 

O zaman kusura bakma sen, Genelkurmay Başkanı! "Aklın yok ise hakkın da yokdur!"

Bunları icâd edecek kadar aklı olmayan ordunun, “dünyânın düzenli ilk ordusunu kurma” hakkı da yokdur.

Kibir; kibirden daha çok cehâlet; cehâletden daha çok hamâset; hamâsetden daha çok hamakât!

Her boku kendilerinin bildiğini zanneden târihci zübük subaylarımıza sesleniyorum;

Eyi, gözel!

Asker, gitdiği yere kânunu da götürür! Kânun yok ise asker de yokdur!

 

 

 

Mâdem "dünyânın ilk düzenli ordusunu" sen kurdun!

"Düzen" demek "kânun" demekdir!

 Maçan yiyor ise şâyet ;

  • Kurduğun şu “düzenli ordunun kânununu” bana bir gösder hele!..

 

 

 

Mâdem “dünyânın ilk düzenli ordusunu" kuracak kadar aklın var idi!

Öyle ise Avrupa’lının, Amerika’lının ayağına gadar gidip de;

  • İç Hizmet Kânununu, niye Prusya’dan aldın?
  • Askerî Cezâ Kânununu, niye Fransa’dan devşirdin?
  • Askerî Harcırâh Kânununu, niye Almanya'dan ithâl etdin?
  • Deniz Harp Okulunu, niye çaşıt Fransız karacı subay Baron de TOTT kurdu diye zil takıp oynuyorsun?
  • Deniz Asubaylığını, niye İngiltere’den aşırdın?
  • Kara Harb Okulunu, niye Fransa’dan örnek aldın?
  • Hava Harp Okulunu, niye gitdin Amerika’dan getirdin?
  • Kara Asubaylığını; kimlerden, nasıl aşırdığını da ilk kez bu mâkelemizde fâş eyledik!

 


Bütün bu acı hakikâtler karşımızda sırıtırken sen hiç utanmadan, sıkılmadan diyorsun ki;

Dünyânın ilk düzenli ordusunu ben kurdum!” Yuf olsun, sizin ervâhınıza be!..

Kuduruk âşık âlemi kör, etrafındakileri de dört duvar zanneder imiş!

Dünyânın ilk düzenli ordusunu biz Türkler kurduk” diyecek kadar azgınlaşan zübük subaylarımızın da

Kuduruk âşıklar gibi o “incir çekirdeği” kadar akılları da başından uğramış zâhir!..

 

*  *  *  *  *

 

19’uncu asırın büyük bir bölümü, birbirinin topraklarını ele geçirmek isdeyen Avrupa devletlerinin kendi ordularını ve vatandaşlarını sürekli olarak “topyekûn seferberlik” hâlinde tutmalarına sebep oldu.

Avusturya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa devletleri, dünyâyı sömürmek siyâsetinden 20’inci asırda da vazgeçmedi. İkincisinin çıkacağını bilemediğimiz için “Birinci Dünyâ Harbi”’ne “Harb-i Umumî ya da Büyük Hârp” dedik. Birincisi biteli daha 20 sene bile geçmemiş idi ki bu kez de aynı sömürgen devletler İkinci Dünyâ Harbinin müsebbibi ya da muhatabı oldular. Avrupa devletlerinin bu bitmek tükenmek bilmeyen “sömürgenlik” hırsı yüzünden 20’nci asırın ilk 50 senesi de tam anlamı ile gene “topyekûn seferberlik” hâlinde geçdi.

Bizim devletimiz İkinci Dünyâ Harbine girmedi. Fakat neticesi itibâri ile mağlub devletlerden bile daha ağır bedeller ödedik. BM ve NATO gibi milletlerarası sömürgen teşkilât, mağlub devletlerde bile yapamadığı sömürüyü ve hovardalığı bizim hâin subaylarımız ve hâin siyâsetcilerimiz vasıtası ile bizim memleketimizde yapdılar. 2016, 15 Temmuz subay darbesinden sonra Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının açıkdan konuşulması, işde bu sömürünün ve hovardalığın açık bir emâresidir. Üsdelik de kendilerini iktidâra getiren Coniperestiş siyâsetciler söylüyor bu hakikâti...

Bu Avrupa devletlerinin “küçük zâbitliği” teşkil etmesinin esâs gâyesi de

Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın 1910 senesinde Meclis-i Ȃyan’da itirâf etdiği gibi;

Yaklaşan “topyekûn seferberlikde” ölecek zâbitin yerini hemen alacak yeni bir asker sınıfı teşkil etmek idi!

  • O dönemin ordularında erâtın tamâmı okuma-yazma bilmiyor idi.
  • Okuma-yazma bilen vatandaşlar ise her orduda zâbit oluyor idi.

Bu sömürgeci devletler işde bu maksatla ve sâdece “seferde” (harbde) görev yapmak üzere “küçük zâbitliği” teşkil etdiler.

Fakat bu devletlerin aristokrat ailelerine mensup beyaz zâbitânı da

Cephenin en önüne sürdükleri fakir ve köylü ailelerin çocukları olan “küçük zâbitânın” kendileri yerine kolayca öldüğünü fark etdi.

Bu fırsatı kendi lehine ganimete çeviren zengin ve aristokrat aile çocukları olan Avrupa’lı beyaz zâbitân da;

 

  • Sefere(harbe) mahsus olarak teşkil etdikleri

   Ve dahi

 

  • Küçük zâbit” dedikleri bu asker sınıfından harbden sonra da vazgeçemediler.

 

Bu sebepden dolayı Avusturya, Almanya ve Fransa Ordularındaküçük zâbitlik” bugün de hâlen mevcutdur.

 

*  *  *  *  *

 

C. Berrî (Kara) Ordumuzda Küçük Zâbit (Asubay) Sınıfının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

 

Şimdi gelelim “küçük zâbitliğin” bizim kara ordumuzda peydahlanmasına...

Ağacın kurdu, gövdesindedir!

Küçük zâbit ismini verdikleri askerleri aldatanlar da gene

Ağacın gövesindeki kurt misâli kendi ordumuzun zâbitânı oldu!

Çok örnek var. Fakat biz şimdilik sâdece üç zâbitin söylediklerini burada fâş eyleyeceğiz.

Târih sırasına göre bu zât-ı şahâneler şunlar; 

  • Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Bey; Taşlıca/Üsküp Mebusu.
  • Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa; küçük zâbitliğin mucidi.
  • Harbiye Nâzırı Müşir Enver Paşa; küçük zâbitlik hakkında laf geveleyen er kişi...
 

 *  *  *  *  *

 

Târih; 1909, 22 Kasım

 

Berrî (Kara) Ordumuzda Piyâde Binbaşı rütbesi ile görev yapıyor idi. O vakitlerde zâbitân heyetimiz, askerlik görevlerine ilâve olarak aynı zamânda mebus da seçilebiyor idi. Binbaşı Ali Vasfi Bey de bu hakkını kullandı. 1908 senesinde memleketi Taşlıca/Üsküp’den seçime girdi. Ve sâdece 21 rey alarak mebus seçildi. Sonra, Millî Müdafaa Encümeni Mazbata Muharriri olarak Meclisde göreve başladı.

Meclis-i Mebusân 22 Kasım 1909 Pazartesi günü içtimâ eyledi.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Gündem;

Osmanlı askerî târihinde ilk kez teşkil edilmesi tasarlanan İhtiyât Zâbitânlığı idi.

Aslında gündemde yok idi.

Fakat “Ömer diyecekmiş gibi” ağzını domaltan Ali Vasfi Bey,

Henüz üç ay evvel teşkil etdikleri Berrî (Kara)Küçük Zâbitliği” hakkında şu incileri dökdü;

Söylendiği, yazıldığı ve meclis kayıtlarına girdiği günden bu buyana bu kayıtları hiç kimse görmedi.

Bugüne kadar geçen 108 seneden sonra bu belgeyi,

İlk olarak sizler görüyorsunuz.

 

 

  Sayfa: 62

  ALİ VASFİ BEY (Taşlıca (Üsküp) Mebûsu (Devamla);

Şimdiye kadar bizde “küçük zabitlik” yoktu.

Vakıa Dahiliye Kanunnamemiz kırküç (Milâdî 1827. IRBIK) senesinde tercüme edilmiş kırkbeşte (Milâdî 1829. IRBIK) tadil edilmiş, yani Sultan Mahmut zamanında kabul edilmiş.

Bu nizamnamenin bazı yerlerinde “küçük zabit” tabiri vardır. Bunun aslı Fransızcadan tercüme edildiği için (sou-officier)’den aynen alınmıştır. Fakat orası bizde unutulmuş. Belki “onbaşı, çavuş, bölük emini” yerinde kullanılmıştır. Bundan dolayı şimdi “küçük zabit” tabirini kabul etmeli ve Ordu kabul etti.

Bugün her orduda hemen hemen Almanya tensikatının aynı caridir. Avusturya keza. Hep “küçük zabit” kadrosu vardır.

O orduların vakti hazarda en büyük ve mühim uzvu, cüz'ütâmı bölüktür. Bölükteki heyeti muallime, “küçük zabitan” heyetidir.

Küçük zabitan” efratla beraber yatarlar, onlarla beraber hem haldirler. Seviyei irfanları yekdiğerine daha karib (yakın) olduğundan, onun için kuvvei muavine ile talebe arasında bulunurlar.

Binaenaleyh bugün Ordu, hakikî bir terakki etmek için o mühim tensiki yapmak şartıyla “küçük zabitan” kadrosunu kabul etti.

Küçük zabitan” yetiştirmek için şurada bir mektep küşad edildi. “Küçük zabitan” kabul ediliyor, yetiştirilecektir. Şimdi Avrupa devletleri ne yapıyor? Bir defa hizmeti muvazzafai askeriye üç senedir, sonra bir de ihtiyat vardır. Beş sene bir “küçük zabit” manen, fıtraten, ahlaken tabiatı saniye hükmüne gelmiş silâh endazlıktan şöyle yıkanıp çıktıktan sonra talebeyi teşkil eden efrada karşı zabitlik haysiyetini, etvârını, evsafını takınabilir. Zabitin bulunmadığı bir zamanda gaybubetini (yokluğunu) hissettirmeyecek; efrad üzerine maddî tesir icra edilmek için bir defa sinnen (yaş olarak) azıcık ziyade olması lâzım gelir. "Küçük zabit” 28 yaşında olmalı. Hiç olmazsa celî (bilinen) bir tabirimizle «Ağabey» dedirtecek kadar olmalı. Bunların zaten tahsilleri; terbiyeleri iptidai olduğu haldekendileri müddeti medîde (uzun süre) ameliyat ve tecrübe görerek zabitleşmeli. Zabitlik, kendilerine kumandan vazifesi, tabiatı saniye hükmüne gelmeli. Fakat yirmisinden otuzuna kadar temini maişet edemeyeceğinden ondan sonra hiçbir iş tutamaz.

Fakat Şarkî Avrupa devletleri ne yapıyorlar? Bilfarz Almanya'da oniki senedir istikamet ve iffet dairesinde iktidar ve maharet göstererek, iyi muallim ve mürebbi olduğunu ispat ederek, bir çok efrad yetiştirerek bir gün şahadetname alacak olursa, ki biz bunu daha teklif etmiyoruz, çünkü bütçemiz fakirdir - kendisine senede bir defa zengin bir ordu, bin mark yani elli tane İngiliz lirası veriyor. Bu şahadetname ile polis memuriyeti, telgraf memurluğu ve posta memurluğu gibi hizmetlerde istihdam olunur. Bu hizmetinden istifade edilmek için kendisine her gün öğleden sonra ikişer saat müsaade olunur. Ait olduğu mevakii askeriyede isbatı vücut eder. Meselâ hukuk müntesibininden birisi her gün öğleden sonra iki saat ders alır, sonra dört senede bir şahadetname alıp devairi adliyede (adliye dâirelerinde) kâtiplikle vesair hizmetlerde istihdam edilir. Veyahut Polis Dairesine devam eder. Cezaya, kavanini adliyeye ait icabeden malumatı tederrüs eder. İşte Avrupa hükümetleri “küçük zabitana” böyle muaveneti nakdiye vesairede bulunur. Şimdi biz muaveneti nakdiyede bulunamayız. Komisyon burayı düşünmüş, teemmül etmiş (düşünmüş). Buraya konmamış, sonra bu kanunda böyle bir madde yoktur. Fakat Ciheti Askeriye, tabiî diğer bir kanun ile sureti saniyede bunu teklif eder, talep eder. Şimdi “küçük zabit” iyi bir muallim, mürebbi olabilmek için sekiz on sene işlemeli, yoksa yetiştiririz, terhis ederiz, vücudundan istifade edemeyiz. O noktai nazardan sair devletlerin oniki sene olduğu halde bizde on sene kabul edilmiş. O halde bu haddi asgarî diye telâkki edilmelidir.

 

 


Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Beyin yukarıda okuduğunuz itirâfından,

İşde, şimdi en az iki yeni şey daha öğrendiniz;

 

 

  1. Küçük zâbit denilen bu melâneti biz Türklerin, kimlerden ve ne zamân aşırdığımızı,

  2. Avrupada küçük zâbitlik ne imiş!

      Fakat bizim vatan hâini subaylarımız küçük zâbitliği ne yapmışlar!..

 

  

  • Sen git, küçük zâbit ismini verdiğin yeni bir asker sınıfı tertip et!
  • Sonra tut, bunu da Fransa’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan devşir!
  • Sen kendi küçük zâbitine; Almanya’nın kendi küçük zâbitine yapdırdığı bütün işleri fazlası ile yapdır.
  • Fakat Almanya’nın kendi küçük zâbitine verdiği hakların hiçbirisini sen, kendi küçük zâbitine verme!

Ben, Eski Tüfek Şükrü IRBIK buna; âdi, alçak ve hâince yapılmış bir şark kurnazlığı diyorum!..

İşde,

Küçük zâbitlik konusunda ordumuzun Diyârıbekir garpuzu gibi ikiye yarıldığı yer, tam da burasıdır.

Bu sakat, sapkın ve sürgün zâbit zihniyeti, bugün bile hâlâ aynen devâm ediyor.

Bu konuda söz değil fakat, bunu yapan şerefsiz zabitân heyetimize sülâle boyu öyle küfürler etmek isdiyorum ki!..

 

*  *  *  *  *

 

Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Bey’in bu konuşmasında bir kitabı dolduracak kadar ibret verici gerçek var.

Fakat makâlemizin dördüncü kısımını fazla uzatmamak için bu konuyu şimdilik kızağa çekiyorum.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu esrârengiz sakâmeti suâl eden bir dilekce yolladım meclise. Bakalım ne cevâp verecekler.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İşde,

Küçük zâbitlik konusunda yukarıda gördüğünüz incileri yumurtalayan mebus Ali Vasfi Beyin künyesi.

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Ali Vasfi Bey_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bir “zâbitden”, “zâbit olmayan askerler” hakkında başka ne bekliyor idi ki?

Ve dahi

Avrupa Ordularındaki küçük zâbitliği anlatırken Ali Vasfi Beyin konuşmasına dikkat etdiniz mi?

Kara Öğ. Albay Tahsin ÜNAL’ın asubaylığı târif ederken kullandığı kelimeleri hatırladınız mı?

 

*  *  *  *  *

 

Târih; 1910, Yaz aylarında bir gün.

 

Berrî (Kara) Ordumuzun küçük zâbitânını aldatanların en başında,

Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa var.

 

 

Çünkü, padişahın karşı koymasına rağmen,

Osmanlı Devletini yıkıp padişahı tahtından indiren ve küçük zâbitliği teşkil eden kişi, O!

  • Evvelâ, bu çok önemli hakikâti tesbit edelim.
  • Sâniyen, küçük zâbitliğin teşkili hakkında kısa ve fakat doğru bilgiler arz edelim,
  • Sâlisen de küçük zâbitânı aldatmak için bu zâbitin üfürdüğü yalanları ilk kez fâş eyleyelim...

 

Berrî (Kara) Ordumuzda bugün “asubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfı,

Aşağıdaki nizâmnâmesinde de görüldüğü üzere

Küçük zâbit” ismi ile 06 Ekim 1909 Çarşamba günü teşkil edildi.

Bu târihden evvel Osmanlı Kara ordusunda “Küçük zâbitlik” var idi diyen bosdan gargalarının gulağı çınlasın!

Bu asker sınıfının isminin önüne kendi akıllarınca “gedik” sıfatını ekleyen

Ve dahi

Mekteb isminin “gedikli” küçük zâbit mektebi olduğunu söyleyen karacı ve târihci(!) asubay meslekdaşlarımın da yüzleri kızarsın!

Resmî ve fakat sahte târihci subay tayfamızın gönüllü piyâdesi olan bosdan bülbülü bu meslekdaşlarımız,

Demek ki daha nizâmnâmesini bile görmeden, mezûnu oldukları mekteb hakkında târih(!) üfürmüşler!

 

 

Bizim zottirik subaylarımız daha gıdaklamadan “ortada sandık” bir asker sınıfı yumurtalıyor!

 

 

 

Bizim saftirik asubaylarımız da hidâyete erip “biz, ortada sandık yöneticiyiz!” diye piyasa yapıyor!

 

 

Ayıpdır! İnsanda biraz edep olur, hayâ olur!

Askerim diyor iseniz şâyet bu hasletlerden sizde kat kat fazlası olur, olmalıdır!

Akılları yetdiği kadarı ile hakikâti araştırıp doğru târih yazmak yerine

Bosdan danası târihci subaylarımızın dübürlerinden üfürdüğü yalana inanıyorlar.

Ve böyle davranmak ile de kendilerini köle yapan beyaz subaylarımızın elini, eteğini öpüyorlar!

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Kara köle asubaylar ve efendi beyaz subaylar_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Laklâkiyât yapan bu meslekdaşlarımızın bir hatâsı daha var.

Bu zevât diyor ki; ordumuzun sözüm ona “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı var imiş!

 

  • Osmanlı Ordusunda yok idi,
  • Bugün de Amerikalı Coni’de yok!
  • İngiliz Tomi’de yok!

 

Senin ordunda niye olsun? Bunu akıl eden birisi de hiç yok!..

Amerikalı Coni’ye ve İngiliz Tomi’ye kendi devletinin, kendi ordusunun verdiği kıymeti, hakkı hukûku

Sen, kendinden niye esirgiyorsun be adam? Yoksa sen de mi bir bozukluk var?

Biraz aklı olan bir insan;

Kendi kendine “ortada sandık” bir asker sınıfının kuluyum, kölesiyim der mi, Allah aşkına?

“Ortada sandık” bu asker sınıfının mensubu olmakdan memnun isen şâyet

Meydânlara doluşup salya sümük niye ağlaşıyorsun, be adam?

 

*  *  *  *  *

 

Gedikli erbaş” tâbiri hakkında üfürdüğü yalandan dolayı Asubay Tefrikası 6-3’de

Asubay neşetli Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ.Yarbay Osman YALÇIN’a kısa ve fakat unutamayacağı bir ders vermiş idik!

Bu kez de bu dördüncü kısımda “gedikli” tâbiri konusunda kendi meslekdaşımıza bir ders verelim.

Aşağıda görülen makâlesinde kıymetli bir meslekdaşımız;

Laf kıtlığında asma budamış!

Ve dahi

1909 senesinde açılan mekteb isminin “Gedikli Küçük Zâbitân İptidâî Mektebi” olduğunu yazmış!

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Bosdan danası tarihciler_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Târih yazıyorum diyerek alıp da kalemi eline yukarıdaki yazıda sözünü etdiğin;

  • Erbaş

Ve dahi

  • Gedikli Erbaş” tâbirinin

Türk askerî ıstılâhına ne zamân duhûl eylediğini biliyor musun sen?

Gedikli erbaş” tâbiri,

Askerî mevzuâtımıza ilk kez 2717 sayılı şu kânun ile 25 Mayıs 1935 Cumartesi günü hulûl eyledi.

Bu târihden evvel ordumuzda “erbaş” ve “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay” dedikleri uyduruk asker sınıfı hakkında bu yalanı söyleyen meslekdaşlarımız, subaylarımızın kucağından insinler artık!

Bunu götlerinden uyduran hileci subaylarımızın ilimleri yetiyor ise şâyet, buyursunlar!

Eski Tüfek’in karşısına gelsinler hele!..

Ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı olduğu yalanını üfüren bu zübükler,

Kendi işlerini “asubay” dedikleri köle askerlerin sırtına yüklemeye çalışan kurnaz zâbitânın ta kendisidir.

Bu konuda da subaylarımızın papağanı olan meslekdaşlarımız,

Subaylarımızın bu yalanına çanak tutmak ile üç halt ediyorlar;

 

 

1.  Subaylarımızın uydurduğu ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı var yalanına ortak oluyorlar,

2. Gayri meşrû ve “ortada sandık” bir asker sınıfı olan “asubaylığı” meşrûlaşdırmaya yeltenen subaylarımızın fesat değirmenine su taşıyorlar.

3.  Ȃdî bir yalan söylüyorlar; Biraz araşdırmasını bilseler! Hele bir de okuduğunu anlayabilseler idi şâyet! Bu zevât; o vakitlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfanın, kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” (komutan) olabildiğini görebilecekler idi.

 

 

Yeri gelmiş iken şu şerhi de buraya hakkedelim;

Subaylarımızın üfürdüğü gibi ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı yokdur. “Yönetici” dediğiniz o zikzikli şey, mahalle derneklerinde filan olur!

Kendilerini “orta düzey yöneticiliğe” lâyık gören “kes-yapışdırcı” meslekdâşlarıma buradan söylüyorum;

Ordumuzun bir tek şeye ihtiyâcı vardır; ölmeye ve öldürmeye her an hazır “subay ve erâta.”

Kendilerini ATATÜRK’den akıllı zanneden kurnaz ve fakat hâin ve fitneci subaylarımız ile

Bu kurnaz, hâin ve fitneci subaylarımızın eteğinde dolaşan “köle rûhlu meslekdaşlarım” biraz daha laklâkiyât yapsınlar bakalım. Bu konuda bugüne kadar söylediklerini de yalayıp yutmaya şimdiden hazır olsunlar!

 

*  *  *  *  *

 

İmdi teveccüh eyleyelim, küçük zâbitliğin Osmanlı Berrî (Kara) Ordusunda duhûl eylemesine...

Küçük zâbitân ismi verilen köle asker sınıfının tâlihsizliği 1909 senesinde kânunun kabul edildiği gün başladı.

Nizâmnâmesinin daha birinci maddesine “dâimî” kaydı düşülen “küçük zâbitân

Berrî (Kara) Ordumuzamenzil eşşeği” gibi rapdedildi.

Küçük zâbitânı” niçin “menzil eşşeği”ne benzetdiğimi de aşağıdaki sayfalarda belgeleri ile göreceksiniz.

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bilirsiniz, harbde firâr eden asker, kurşuna dizilerek infâz edilir.

Firâr etse bedeli, Divân-ı Harp Mahkemesinde kurşuna dizilerek ölecek!

Hamiyyet gösderip yiğitce atılarak düşmân üsdüne! Bu kez de zâbitin yerine ölecek!..

Öyle bir asker sınıfı düşünün ki! Yürümeye mecbur edildiği her iki yolun sonunda da ölüme varsın!

İşde, ordumuzdaki "asubaylık" tam da bu demek oluyor...

 

*  *  *  *  *

 

Küçük Zâbit Mektebi ismi ile açılan mekteplerin kaderi de

Tıpkı Donanmagedikli” sınıfının kaderi gibi oldu.

Bu mekteplerden birisi olan Kasımpaşa’daki Dersaâdet küçük zâbit mektebi tâlime başlayalı daha bir sene bile olmamış idi.

Fakat mektebde er muamelesi gören cingöz talebeler, zâbit olmayacaklarını çokdan anlamışlar idi  bile...

Bu sebepden dolayı da küçük zâbit mekteplerine talep birden bire dibe vurdu... 

  • Parası olan talebeler mektebde geçirdiği her ay için 2 lira tazminât ödeyip mektebi terk etdi. 

    (1911 senesinde; 

    mülâzım 

    (teğmen) maaşı 2,5 lira, kıdemli çavuş 

    rütbesindeki küçük zâbitin aylık maaşı ise 2 lira idi.)

  • Ekserisi firâr etdi,
  • Kimisi de intihâr...

 

Azrâil (as)’in intihâr kisvesi ile can almak için buralarda kol gezmeye başladığı günlerden bir gün

Küçük zâbitliğin mucidi ve dönemin Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa, bu mektebe gitdi.

Mekteb bahcesinde içtimâ eylediği talebelere şunları vaad etdi;

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Harbiye Nazırı  Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Merdi kıptî gibi şecaat arz eyler iken sirkatin fâş eyleyen Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın

1910 senesi bütçe müzâkeresi esnâsında Meclis-i Ȃyan’da söylediği bu sözlerini

Aradan geçen 107 sene sonra

İlk gören ve ilk okuyan da gene sizler oluyorsunuz!

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Başbakan Binali YILDIRIM_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Zâbitânın tertip etdiği Birinci Dünyâ Harbinde ölmesi istenen askerler kim?

  • Küçük Zâbitân!

Gene zâbitânın tertip etdiği 2016, 15 Temmuz darbesinde ölmesi isdenen askerler kim?

  • Küçük Zâbitân!

Birisi zâbit, diğeri siyâsetci olan bu iki zevâtın

107 sene sonra söyledikleri arasında bir fark var mı, Allah aşkına?

 

 

Meclise peşpeşe kabul etdirdiği kânunlar ile

Alaylı zâbitânı” ordudan ihrâc eden 31 Mart zâbit darbesinin sahte kahramânı Mahmut Şevket Paşa’nın maçası tutuşdu!

Hudutlarımıza dayanan düşmânların sayısı karşısında dudağı uçuklayan Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa,

Hiçbir suçu olmadığı hâlde ordudan tard etdiği “alaylı zâbitânı” mum ile arar oldu!

Mektebli zâbitânı” ölümüne cephenin önüne sürmek isdemeyen paşamız; vatandaşın harp korkusunu ganimete çevirmesini bildi.

Ve dahi

Mektebli zâbitânın” yerine ölmesi için “mektebli küçük zâbitân” ismini verdiği yeni bir asker sınıfı teşkil etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Der Saâdet Küçük Zâbit Mektebi;

  • 1901 senesinden beri İstanbul’da yaşayan

Ve dahi

  • Osmanlı Ordusunda Mekâtib-i Askeriye Umum Müfettişi (Askerî Mektebler Umum Müfettişi) olarak görev yapan Alman zâbit Bodo Friedrich Borries Von DİTFURTH Paşa’nın nezâretinde teşkil edildi.

Sanki mârifet imiş gibi Berrî (Kara) Küçük Zâbitliğin bizim ordumuzda teşkil edilişinin bokdan şerefini Mahmut Şevket Paşa’mıza yamamak isdeyen târih câhili zübük subaylarımız, bu hakikâtden niyeyse pek bahsetmezler. 

Der Saâdet Küçük Zâbit Mektebi isimli bu mekteb;

173kıdemli küçük zâbiti” kıdemli çavuş rütbesi ile 10 Temmuz 1911 Pazartesi günü ilk dönem olarak mezûn etdi.

Aşağıda;

Kağıthâne çayırında icrâ edilen ve Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın da iştirâk etdiği bu törene ait bir resim görüyorsunuz. 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Son padişahımız Sultan Vahdettin’in Başimamı Sadık Efendi’nin oğlu idi. Padişahın ikâmet etdiği Dolmabahce sarayının karşı sokağındaki konakda yaşıyorlar idi. Babasının namaz kıldırdığı camiye ve saraya gider ve Padişah Sultan Vahdetdin’i hemen hergün görür idi. Saray bahcelerinde padişah çocukları veliaht ve sultanlar ile oyunlar oynadı. 1909 senesinde 16 yaşında bir delikanlı iken Taksim Topcular Kışlası, Nişantaşı, Yıldız Sarayı ve Dolmabahce civârında cereyân eden 31 Mart Vak’asının sokak boğuşmalarına bizzat şâhidlik etdi.

 

  • Balkan Harbi,
  • Birinci Cihân Harbi,
  • Çanakkale Harbi,
  •  
  • Irak Cephelerindeki harblerde

Ve dahi

 

  • Sakarya Meydân Muharebelerinde harb etdi.

 

Bu harplerin hemen hepsinde yaralandı. Irak cephesinde harb ederken İngilizlere eşir düşdü. Hindistan’daki İngiliz esir kampına sürgün edildi.

Bu kampda tanışdığı Muhammed Ali isimli bir müslüman ile çalışarak Hintli müslümanları tek başına örgütledi. Pakistan devletinin kurulması ile neticelenen halk hareketine önderlik etdi.

Muhamed Ali isimli bu müslüman; 1947 senesinde Pakistan Devletini kuran ve ilk Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Ali CİNNAH idi. Küçük zâbit Nurettin Efendinin esir kampında müslümanlara yapdığı yardımları asla unutmadı. Pakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Muhammed Ali CİNNAH Türkiye’ye ilk gelişinde, İstanbul’da konakladığı otele merhum Nurettin PEKER’i dâvet etdi.Peker 2a Pakistan’ın kurulmasındaki emeklerinden dolayı kendisine hediyeler verdi ve yardımları için bir kez daha teşekkür etdi.

Der Saadet Küçük Zâbit Mektebinden kıdemli çavuş rütbesi ile 1912 senesinde mezun olan Nişantaşı’lı Kıdemli Küçük Zâbit Nurettin (PEKER) Efendinin başçavuş rütbesi ile 1914 senesinde çekdirdiği bir resimi.

Peker-1

  

  

Yukarıda gördüğünüz resimleri ve bu bölümdeki bilgilerin bir kısmını;

Piyâde Kıdemli Küçük Zâbit merhum Nurettin (PEKER) Efendi'nin oğlu olan

Ve dahi

16 Aralık 2016 Cuma günü kendisini evinde ziyâret etdiğim Sayın Orhan PEKER’den aldım.

Bu vesile ile kendisinin ellerinden hörmetle öpüyor, sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

Dönemin Harbiye Nezâreti;

  • 3 sene eğitim veren Küçük Zâbit İptidâî (İlkokul) Mektebinden neşet eden küçük zâbitânı 8 sene,
  • 2 sene eğitim veren Küçük Zâbit (Orta) Mektebinden neşet eden küçük zâbitânı da 6 sene mecburî hizmet ile cepheye sürdü.

Harbiye Nâzırı (Genelkurmay Başkanı) Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın

Berrî Ordumuzda “küçük zâbit” sınıfını teşkil etmekdeki “gizli maksadı”,

Meğerse “mektepli zâbitân” yerine cephede ölecek “ucuz” ve “küçük rütbeli” askerler tertip etmek imiş!

Cephenin en önünde, zâbit yerine ölüme sürüldüğünü gören küçük zâbitân, aldatıldığını anladı!

Ayrıca;

Berrî (Kara)  Küçük Zâbit Mektebi;

31 Martcı zâbitân heyetimizin bu sinsi maksadını bilen padişahın irâdesine rağmen tesis edildi.

Ve dahi

"Küçük Zâbit" ismini verdiği asker sınıfını darbeci zâbitân heyetimiz, Berrî (Kara) Ordumuzda gayri meşru olarak teşkil etdi.

İşde belgesi;

 

Asubay Tefrikası 6_4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Harbiye Nazırı  Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yukarıdaki bu belgeyi de

Söylendiği günden 107 sene sonra ilk gören gene sizler oldunuz!

Târihin başlangıcından beri küçük zâbitlik vardiyen bosdan danaları bunları iyi öğrensinler!

 

*  *  *  *  *

 

Târih; 1914, 07 Mayıs  

 

Dönemin Harbiye Nâzırı (Genelkurmay Başkanı) Müşir Enver Paşa,

İçtihâd dergisinden Doktor Abdullah CEVDET’e 07 Mayıs 1914 Perşembe günü bir mülâkat verdi.

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Harbiye Nazırı  Enver Paşa_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Mülâkat esnâsında muhabir Doktor Abdullah CEVDET, şöyle bir suâl tevcih etdi, Enver Paşa’ya;

 

 

Küçük zâbit mektebi açılmışdı;

  • Bu mekteblerden ordu merkezlerinde de açmak fikriniz yok mu?
  • Bundan ne derece istifâde idildi?
  • Orduda izrâsını tasavvur itdiğiniz ve şimdiden söyleyebileceniz ıslahât var mı, varsa nelerdir?

Harbiye Nâzırı Enver Paşa, şöyle cevâp verdi;

  • Küçük zâbit mekteblerinin fâidesi var. Yalnız onların maaşı 12 senelik bir müddet için aylık yalnız 200 guruş idi. Şimdi her 5 senede bir, maaşına 100 guruş zam itmek ve bu suretle 600 guruşa kadar yâni bir mülazım-ı sâni (üsteğmen) maaşına kadar çıkarmak için bir kânun yapıyoruz.
  • Küçük zâbit ne mikdar maaş almakda iken çıkarsa kendisine mülkiyede aynı maaşla memuriyyet bulmak için, Harbiye Nezâreti diğer nezâretler nezdinde tavsiyede bulunacak ve
  • Bunlardan "yemen", "asir", "hicaz" gibi, kur’a efrâdı mahallerinden alınmayan memleketlerdeki kıtaata, yalnız orada bulunduğu müddetce zâbit olmak ve
  • Avdet itdiği zamân yine küçük zâbit kadrosuna avdet itmek üzere gitmek isteyen küçük zâbitleri, zâbit yapub göndereceğiz.

 

 

Harbiye Nâzırı Enver Paşa küçük zâbitâna yukarıda gördüğünüz sözleri verdi.

Fakat 30 Ekim 1918 Çarşamba akşamı Osmanlı Devletinin teslim olması ile birlikde

Enver Paşa’nın verdiği bu sözlerinin hepsi suya düşdü!..

 

*  *  *  *  *

 

Târih; 1920, 04 Eylül  

 

1910 senesinde Meclis-i Ȃyan’da yapdığı konuşmasında Mahmut Şevket Paşa şöyle demiş idi;

Esnâyı seferde kesretli (çok) telefât (ölüm) vukû bulabilir. Bunun için de küçük zâbitân yetiştirmeli!”

31 Mart'ın darbecisi Mahmut Şevket Paşa’nın “zâbit” yerine “küçük zâbit” ölsün tuzağı çok iyi çalışıyor idi.

İstiklâl Harbinin en şiddetli günlerinde,

Teşkil edilmesinden 6 ay sonra Büyük Millet Meclisi 192 sayılı karârnâmeyi meriyyete koydu.

Bu karârnâmeye göre;ates hatti 1

Cephenin en önünde, düvel-i muazzâma gevuru ile göğüs göğüse cenk eden

Ve dahi

Ateş hattında” fevkalâde fedâkârlık gösderen küçük zâbitân,

Okuma-yazmasına bakılmadan zâbit vekilliğine (asteğmen) terfi etdirildi.

 

Gevur Napolyon;

Ateş hattına” sürdüğü kendi gevur neferine “mareşal batonu” vermiş idi.

 

 

 

Fakat bizim müslüman Müşir Mahmut Şevket Paşalarımız ise

Zâbitin yerine ölmesi için “ateş hattına” sürdüğü kendi müslüman küçük zâbitânına

Sâdece “zâbit vekilliği apoleti” verdi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Ne vaad etdiler? Ne yapdılar? 

 

 

Numara 170 - Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi

H. 21 Ramazan 1327- R. 22 Eylül 1325 (M. 05 Ekim 1909)

  Madde 47:  Küçük zâbit mekteblerinden veya alay mektebinden yetişerek kıt’ada toplam 9 sene hizmet etmiş olanlar polis, jandarma, saray, müze dâireleri muhafızlığı, koruculuk, tahsildârlık, şimendifer ve şirket idârelerinde, yol ve köprülerde, askeriyeye ait fabrika, fırın, anbarlarda ve dâirelerde kâbiliyetlerine göre istihdam olunurlar.

  12 sene hizmet etmiş olanlardan imtihanla liyâkatlarını ispatlayanlar yedek subaylığa nakil edilecekleri gibi genellikle en az 300 kuruş maaşlı memuriyetlere de tercihen tayin edilirler.

  Madde 48: 9 sene hizmet edenlerden işiyle gücüyle iştigal edemeyecek veya 30.maddede zikrolunan hizmetleri yerine getirecek kudreti olamayanlar maluliyetini beyan edenler son maaşları yarısı ile emekli edilirler, “diğerlerine” emeklilik verilmez.

  12 sene hizmet edenler genellikle son seneleri maaşlarını yarısı ile berâber her sene için maaşlarının 1/6 nisbetinde bir miktar ilâveyle emekli edilirler. Ancak 30’uncu maddede zikredilen maaşlı memuriyetlere tayin olunduklarında işbu emeklilikleri geçici olarak  kesintiye uğrar.

 

 

Yukarıda gördüğünüz Küçük Zâbit Mektebi Nizâmnâmesinin madde 48’i hakkında yeri gelmiş iken şu hususu söyleyelim. Madde 48’de “diğerleri” dedikleri küçük zâbitândan birisi de Gâzi Piyâde Pilot Küçük Zâbit Kıdemli Başçavuş Vecihi (HÜRKUŞ) Efendi idi. 1910-1918 seneleri arasında talebelik dâhil Kara Ordumuzda piyâde, tayyâre makinist ve pilot küçük zâbit olarak vatanına tam 10 sene hizmet eden Ali Fehamoğlu Vecihi Efendi de

  • İşde bu madde 48 yüzünden emekli olamadı
  • Ve dahi
  • Bir tek delikli guruş maaş bağlanamadan Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi.

Mondros Mütârekesini 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzâlayıp silâh bırakan Osmanlı Devleti,

İstiklâl Harbi süresince istihdâm etdiği İhtiyât Zâbitânını terhis etdi.

Terhis etdiği İhtiyât Zâbitânına birikmiş üç-dört aylık maaşını da peşin ödedi.

Fakat aynı dönemde harb edip aynı târihde terhis edilen küçük zâbitânâ

Devletimiz, delikli bir tek guruş vermedi...

 

*  *  *  *  *

 

Küçük zâbitsou-officier” unvânını,

Dâhiliye Nizamnâmesini aşırdığımız Fransa Kara Ordusundan 1830 senesinde ilk defâ tercüme etdik!

Fakat bu aşağılayıcı tâbire, Padişahlarımız ve Osmanlı Ordumuzda kimse itibâr etmedi.

  • Belgesini, yukarıdaki bölümde Mahmut Şevket Paşa’nın ağzından akdardık. Küçük zâbit unvânı 69 sene sonra tekrâr hortladı. İkinci defâ olmak üzere “unteroffizier” şeklinde, von Der Golç Paşa’nın tavsiyesi üzerine 1899 senesinde bu kez de Prusya Almanya’sından devşirdik.
  • Kara Ordumuzda ilk küçük zâbit mektebini 09 Eylül 1909 Perşembe günü hizmete açdık.
  • Hem ilk hem de ortaokul seviyesinde eğitim veren bu okullarımızdan ilk devre küçük zabit mezûnlarımızı da 10 Temmuz 1911 Pazartesi günü verdik.

Birinci Cihân Harbi ile dünyâyı ele geçirmeye daha 19’uncu asırın sonlarında karâr veren Prusya Almanyası;

  • Ordusunun vurucu gücünün erleri olduğunu
  • Ve dahi
  • Harbi kazanmak için erlerini iyi eğitmenin şart olduğunu biliyor idi.

 

Bu maksada mâtuf olarak da küçük zâbit mektebleri açdı. Zâbitleri kadar iyi eğitim verdiği küçük zâbitânına,

6 senelik hizmeti tamamlamaları karşılığında devlet dâirelerinde çok iyi ücretli memuriyetler veriyor idi.

 

 

06 Ekim 1909  târihli nizâmnâmesinde “küçük zâbitliğin” “dâimî” olarak teşkil edildiği yazıyor.

Fakat

Meclis-i Mebûsân’da bir sene sonra yapdığı konuşmasında Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa,

Kara küçük zabitliğinin “sefere” özgü olarak teşkil edildiğini itirâf ediyor.

Birbirini yalanlayan bu kıvırmalara bakdığımızda aslında

Kara küçük zâbitliği için Harbiye Nezâretinin ileri sürdüğü gerekcenin “çürük” olduğu ortaya çıkıyor.

 

 

*  *  *  *  *

 

1326 senesi Muvazenei Umumiye Kânunu Lâyihası müzakeresi esnâsında

16 Haziran 1910 Perşembe günü Meclis-i Mebûsân’da yapdığı konuşmada;

Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa şöyle dedi;

 

Esnâyı seferde kesretli telefât vukû bulabilir.

Bunun için de küçük zâbitân yetiştirmeli!”

 

 

Mahmut Şevket Paşa’nın bu cümlesinde de açıkca görüldüğü üzere

Bizim Ordumuzdaki küçük zâbitân sınıfı da aslında,

Kapıya dayanan birinci dünyâ harbi esnâsında cephede ölecek beyaz zâbitânın yerine

Ateş hattına sürmek üzere “muvakkat(geçici) olarak teşkil edilmiş idi.

Harbden sonra da lağv edilecek idi.

Fakat öyle yapmadılar!.. Beyaz zâbitân bu sözünden çark etdi!..

  • Kendileri yerine küçük zâbitânın gözünü kırpmadan öldüğünü gören beyaz zâbitân heyeti; harbden hemen sonra peşpeşe çıkartdığı kıvrak(!) kânunlar ile bu “muvakkat” sınıfı, “muvazzaf” yapıverdi.
  • Harp olunca, darp olunca “menzil eşşeği” gibi cephenin en önüne sürdükleri “küçük zâbitâna” bu kânunlarla vaad etdikleri hakların hiçbirisini de vermediler.
  • Osmanlı Devletinin imzâladığı Mondros Mütârekesine istinâden 1918 senesinde küçük zâbit mekteblerinin kapılarına kilit vurduk.
  • Hizmet verdiği 10 sene boyunca bu mekteplerden 3.110kıdemli ve kıdemsiz küçük zâbit” kıdemli çavuş rütbesi ile mezûn edildi.
  • Bu mektebdeki talebelerden bâzıları imtihân edildi ve zâbit tâlimgâhlarına gönderilerek zâbit oldular. Bu zâbitândan birisi de; Kasımpaşa Der Saadet Piyâde Küçük Zâbit Mektebinde talebe iken imtihân ile seçilerek 80 arkadaşı ile birlikde "zâbit tâlimgâhına" sevk edilen İsmail Hakkı SÜERDEM’dir.
  • Mahmut Şevket Paşa 1909 senesinde “Esnâyı seferde kesretli telefât vukû bulabilir!” demiş idi.

Bu sözü söyledikden 13 sene sonra;

1922 senesinde İstiklâl Harbi sona erdiğinde Mahmut Şevket Paşa’nın dediği oldu!

  • Beyaz zâbitânımızın yerine “mayın eşşeği” gibi “ateş hattına” sürülen bu küçük zâbitânın yaklaşık 1.800’ü, harbde zâbitânımızın yerine öldü.
  • Cepheden sağ olarak gelebilen 100 civârındaki küçük zâbitin çoğu ise zâbitliğe terfi ettirildi.
  • Bu küçük zâbitân öylesine kâbiliyetli idi ki! Tuğ, tüm hattâ korgeneral rütbesine kadar terfi etdiler.

Donanmamızın “gedikli”, “küçük zâbitânı” ve “gedikli zâbitânı” ile

Kara ordumuzun “küçük zâbitânı” öyle bedbaht asker sınıfları oldular ki

  • O zamânlarda kabul edilen kânunlarda bu iki sınıf asker, kimi zamân “zâbit” kabul edildi fakat zâbite verilen özlük haklarından mahrum bırakıldılar.

Mühendisin (Asteğmen) mâfevki (üsdü) olan bahriye gedikli zâbiti

1923 senesinde kabul edilen aşağıdaki şu kânunda “zâbit” sınıfına dâhil edilmedi. 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat yanlış hesâb, Bab-ı Ȃli’den döndü!

Cumhuriyetin kurucu ruhû, gedikli zâbitânın hakkını, gedikli zâbitâna teslim etdi...

Bahriye gedikli zâbitânının “zâbit” sınıfına dâhil olduğunu anladılar.

Ertesi sene kabul etdikleri 508 sayılı şu kânun ile bahriye gedikli zâbitânını, “zâbit” sınıfına dâhil etdiler. 

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat “bahriye gedikli zâbitini” “zâbit” sınıfına dâhil edeli daha 3 sene olmamışdı ki bu sefer de

Aşağıda gördüğünüz şu kânun ile zâbit vekili (asteğmen) altındaki bütün askerleri “er” kabul etdiler.

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

18 Ekim 1907 târihli La Haye (The Hague) Sözleşmesine göre harbde esir edilen askerler, iki ayrı kampda hapsedildi;

 

1. Mükellef Efrâd, (diğer rütbeler)

 

2. Muvazzaf Zâbit

 

Esir düşen “kıdemli/kıdemsiz küçük zâbitânı” “erâtımız” ile aynı kamplara hapsetdiler. Zâbit olduğunu söyleyip zâbitân ile aynı kampa yerleşdirilen “küçük zâbitânı” düşmâna, önce kendi zâbitlerimiz ihbâr etdi ve zâbit kampından atdırdı!

Ruslara esir düşen piyâde küçük zâbit kıdemli çavuş Süleyman NURİ, bunlardan sâdece birisidir.

 

*  *  *  *  *

 

Bilen ile bilmeyen bir olur mu Allah aşkına?

Evvelâ harp okullarımızın müfredâtına bir bakın! Sonra da Asubay Okullarının müfredâtına...

Dört sene “harb sanatı” tahsil etmiş subay ile

Bir iki sene yarım yamalak “meslek” tahsil etmiş asubay, bilgi ve harb kıymeti bakımından aynı olabilir mi?

Dört sene eğitim almış bir subayımız ile bir iki sene eğitim verdiğimiz bir asubayımız arasında emir-komuta ve sevk- idâre bakımından en az yarı yarıya bir kıymet farkı olduğunu kim inkâr edebilir?

En az dört sene eğitilmiş bir subayımızın tâlim etdirdiği erâtımız ile

Bir iki sene eğitdiğimiz asubayımızın tâlim etdirdiği erâtımız arasında harb kıymeti bakımından en az yarı yarı fark olduğunu kim bilmiyor?

Muhtemel bir dünyâ harbinde muzaffer ordu olmak isdiyor isek şâyet

Bunu ancak, dünyânın en iyi tâlimini verdiğimiz erâtımız ile yapabiliriz.

Erâta dünyânın en iyi tâlimini de ancak dünyânın en iyi tâlimli subayı ile verebiliriz.

Tâlimgâhda erâtımıza harb sanatını öğreten zâbitânımızın karârgâhda masabaşı görevlere çekilmesi ile

Osmanlı Devletinin yıkılması arasında çok ciddi ve çarpıcı bir bağlantı olduğunu ilk söyleyen kişi de

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK oluyorum.

Buyursunlar! Osmanlı Devletinin çöküşünü bir de bu zâviyeden incelesinler.

Dört sene eğitim verdiğimiz subayımız karârgâhda öte beri göt gezdirirken

Erâtımıza harp sanatını öğretmek işini yarım yamalak tâlim verdiğin asubayın sırtına yıkan zihniyet kimdir?

Bu zihniyetin amacı nedir?

Dünyânın en iyi eğitimini verdiğimiz zâbitânımızın eğitdiği dünyânın en iyi erâtından müteşekkil bir ordu tasavvur edin hele! Peki, bunun böyle olmasını isdemeyen kimler olabilir, sizce?

Tâlimgâhda ter döküp erâtımızı harbe hazırlayan zâbitânımızı karârgâhda masabaşı görevlere çekenlerin; ordumuza ve devletimize ihânet etdiğini de gene ilk kez ben Şükrü IRBIK iddiâ ediyorum.

 

 

Bütün bu ihtimâlleri ortaya döken emekli SG asubayı ben Şükrü IRBIK,

Bugüne kadar inandığım doğrudan çark etmiş değilim!

Tam tersine, yukarıdaki cümlelerimde söylediğim her kelime,

Savunduğum hakikâte beni biraz daha yaklaşdırıyor.

Asubay Tefrikası -3-‘de

Dünyâ siyâsetinde iddiâsı olan ordularda, “astsubay” denilen “ortada sandık” bir asker sınıfı yokdur!

Asubay denilen asker sınıfı, devletimizin taraf olduğu;

  • 1952 NATO Andlaşmasına
  • Ve dahi
  • 1949 Cenevre Sözleşmesine aykırıdır!

Ben, ordumuzdaki “uyduruk” Asubaylık sınıfı lağv edilecek diyorum ve buna inanıyorum.

Aklı başında siyâsiler ve subaylarımızın devletimize ve ordumuza hâkim olduğu gün;

Beyaz subaylarımızın icâd etdiği ve “astsubay” dediği bu gayri meşrû asker sınıfını hemen lağvedecekler.

 

 

*  *  *  *  *

 

Kurtul artık dün gece içdiğin horoz kanı şarabın kemendinden,

Ve haber yolla bana Çadırcı, elâ gözlerine kurt dolanlardan!

 

Gözüm, kör değilsen, bunca mezârı gör;

Dünyâyı saran yalan dolanları gör;

Krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:

Elâ gözlerine kurt dolanları gör!

 

Asubay denilen vatan evlatlarına bu hâinlikleri yapanların elâ gözlerine kurtlar dolalı epeyi zamân oldu!

Lâkin

Mürteşi Müşirlerden İngiliz sevicisi zâbitânın çevirdiği bu kuyruklu yalan dolanların ceremesini

  • Deniz Ordumuzda 1890 senenesinden beri
  • Kara Ordumuzda ise 1909 senesinden beri

Asubay dedikleri askerler çekiyor!

 

*  *  *  *  *

 

 

Ȃrif olan adamın gözü gamaşmaz! 

10 Temmuz 2012 Salı gününden beri yazdığım makâlelerim ile

Asubayların özlük hakları mücâdelesini tâkip eden emekli bir asubay olarak şu hakikâti gördüm;

  • Duygu istismarı ile hedefine ulaşmaya çalışan insanların aslında,

Zayıf şahsiyetli ve âciz insanlar olduğunu fark etdim. Yorulmadan, emek vermeden kolay ve kısa yoldan peyniri kapmaya çalışırlar. Bir nevi dilencilik yaparlar!

  • Şahsiyetli insanlar ise;

Uzun ve meşakkâtli de olsa hedeflerine; emek, sabır, akıl ve hele de kânun ile ulaşırlar!

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Üç kısımdan mürekkep Asubay Tefrikası -6- isimli bu makâlemizde fâş eylediğimiz kânunlar ve belgelerden âşikâre gördüğünüz üzere;

 

  • Bahrî (Deniz) Ordumuzda 1890 senesinden beri,
  • Berrî (Kara) Ordumuzda 1909 senesinde beri,
  • Hava Ordumuzda ise teşkil edildiği 1949 senesinden beri,

Beyâz zâbitân heyetimiz Türk Ordusunun hizmet çarklarını;

Küçük zâbit” dedikleri “mektebli ve muvazzaf” askerlerin alın teri, emeği, kanı ve canı ile döndürüyor!

 

 

Müteakip bölümlerin birisinde gösdereceğiz!

İstiklâl Harbinde şehid olan “zâbit” ve “Er” sınıfına dâhil etdikleri “küçük zâbitân ile efrât” sayısı da

Bu gerçeği gâyet güzel isbâtlıyor!

 

*  *  *  *  *

 

Bugün, 29 Kasım 2017  

 

 

Her yalanın bir zevâli vardır!"

Târih yazıyorum diyerek kalemi kağıdı eline alan sözde târihci subay ve asubay meslekdaşlarımızın

Küçük zâbitlik” konusunda abdestsiz üfürdükleri yalanların zevâli de bugüne kadar imiş!

 

 

 

Yukarıda ilk defâ neşretdiğimiz belgeler tahdında

Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit”liğin teşkil edilmesinin

Târih dizini şöyle oluyor;

 

 

1. Târih: 1909, 31 Mart (Milâdî 13 Nisan) Salı;

 

 Meşrûtiyete karşı olan ve padişahlığı yeniden ihyâ etmek bahânesi ile

Ve aslında Osmanlı Devletini yıkmak isdeyen saltanâtperestiş mektepli beyaz zâbitân, siyâsetci, ve İngiliz muhibi vatan hâinlerinin tertiplediği

Ve dahi

Tıpkısının aynısını 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı bizzat yaşadığımız “isyân” başladı.

 

 *  *  * 

2. Târih: 1909, 06 Ekim Çarşamba;

 

Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit” ismi verilen “ortada sandık” yeni bir asker sınıfının Nizâmnâmesini Meclis-i Ȃyan kabul etdi.

 

 *  *  * 

 

3. Târih: 1911, 21 Ocak Cumartesi;

 

Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi isimli nizâmnâme Takvim-i Vekâi’de neşir ve ilam edildi.

 

 *  *  * 

 

4. Târih: 1911, 1o Temmuz Pazartesi;

 

Der Saadet Küçük Zâbit Mektebikıdemli çavuş” rütbesi ile 173 küçük zâbiti mezûn etdi. Demek ki ne imiş?

  • 10  Temmuz 1911 Pazartesi gününden evvel Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit” (asubay) isimli bir asker sınıfı mevcut değil imiş!
  • Küçük zâbitliğin târihini 10 Temmuz 1911 Pazartesi gününden evvele götüren bosdan danaları

Ve hattâ

  • 2009 senesinde neşretdiği kitabın “Ön Söz”’ünde “târihin eski döneminden itibaren “astsubaylık” var” diyerek işkembeden üfüren Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığı,

Bakalım şimdi ne halt edecekler!

 

 *  *  * 

 

5. Târih: 2013,  Aralık;

 

Kaynak : Kara Öğr. Albay Ali BAL, Der-Saadet (İstanbul) Piyâde Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit İptidaî Mektepleri, Askerî Târih Araştırmaları Dergisi Yıl:11, Aralık 2013, Sayı: 22, Sayfa: 47.

 

Dersaadet (İstanbul) Küçük Zâbit Mektebi;

 

  • 1909 senesinde hizmete açıldı,

 

  • İlk mezunlarını 1911 senesinde 173 kıdemli çavuş küçük zâbit olarak verdi,

 

  • 1921 senesine kadar tâlim ve taallüm faaliyetinde devam etdi,

 

     Ve dahi

 

  • Osmanlı Berrî (Kara) Ordusuna 546 kıdemli, 2.564 kıdemsiz olmak üzere toplam 3.110 küçük zâbit (astsubay) verdi.

 

Mükellefiyet-i Askeriyye Kânun-u Muvakkati mucibince

Sinn-i mükellefiyyete dâhil olarak Harbiye Nezâretinin taht-ı silâha celbetdiği 1312, 1313, 1314 ve 1315 tevellütlü talebelerden birkaç aylık tâlim ettirildikden sonra “zâbitin yerine ölmesi için” “küçük zâbit” unvânı ile cepheye sürülenlerin sayısını ise kimse bilmiyor. (MAZC, İ-44, 15 Mart 1333 (1917).

 

 *  *  * 

 

6. Târih: 1920, 14 Aralık Salı;

 

 82 sayılı Karâr ile (T)BMM, meclisde kabul etdiği kânunlara sayı (numara) vermeye başladı. Bu sebepden dolayı Meclis-i Ȃyan’da 06 Ekim 1909 Çarşamba günü kabul edilen Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi’nin sayısı (numarası) yokdur.

 

  

*  *  *  *  *

 

Târih; 1925, 12 Mart   

  • 1909 senesinden evvel Osmanlı Kara (Berrî) Ordusunda “Küçük zâbitlik” mevcut değil idi.
  • 1909 senesinde teşkil edilen Kara (Berrî) “Küçük zâbitliği” ise muvakkat (geçici) idi.

  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günde de ordusunda muvazzaf “küçük zâbitlik” mevcut değil idi.
  • Hattâ, 1925 senesine kadar bile Türkiye Cumhuriyeti Ordusunda muvazzaf “Küçük zâbitlik” mevcut değil idi. 

Târihin en eski döneminden itibâren astsubay sınıfı var idi!” diyen lahâna beyinlilerin suratına bir tokat daha aşkedelim, buyurun!

Küçük zâbitlik” denen uyduruk ve ortada sandık asker sınıfının 1925 senesinde dahi ordumuzda mevcut olmadığına dâir

İşde, en yüksek devlet dâiresi olan T.B.M.M.’den resmî bir belge!

Hem de Müdafaai Milliye Vekili (Millî Savunma Bakanı) Ali Fethi Bey bizzat fâş eylemiş!..

 

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-4_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Târihciyim diyerek soytarılık yapan subay ve asubaylarımızda biraz şeref ve haysiyet var ise şâyet,

O şom ağızlarını domaltıp “küçük zabitlik” hakkında bundan kelli tek kelime söz etmezler, herhâlde!..

 

*  *  *  *  *

Ordu; dürüst ve âdil olduğu kadar güçlüdür!

 

Orduyu idâre edenler de; dürüst ve kânuna uygun iş yapdığı kadar saygı görür!

 

 

 Küçük zâbitân ismini verdiği asker sınıfı hakkında,

 Beyaz zâbitân heyetimizin  bugüne kadar söylediği yontulmamış yalanları

Ve dahi

Yapdığı akıla hayâle gelmez hâinlikleri okudukdan sonra;

  • Şimdi hak verdiniz mi, asubaylara niye “köle” dediğime?
  • Şimdi anladınız mı, asubaylığın niye “uyduruk” olduğunu?
  • Şimdi idrâk etdiniz mi, “asubaylığı” niye tertip etdiklerini?
  • Şimdi inandınız mı, asubayların niye “en çok aldatılan insanlar" olduğuna?..

 

brove

  

  

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

  

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-2, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-2

 

 

Asubay Tefrikası -6-nın birinci kısmını teşkil eden makâlemiz ile;

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının kimler olduğuna dâirAsubay Tefrikası 6-1, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Epeyi bilgi edinmiş idiniz.

Lâkin,

Kırmızı buğday niyetine tarladan değil fakat

Dağarımızdan binbir emek ile derleyip de

İrili ufaklı binlerce kelimeyi sabır değirmeninde şevk ile un eyleyerek

Bunca zamândan beri sinemde biriken ter ile yoğurdukdan sonra

Ekşi mayalı, mis kokulu çıtır ekmekler pişirip

Agaya beleş! düsturu ile kapınıza kadar bilâ ücret ulaşdırsak da

Varın, siz o makâlemizdeki kelimelerin hiçbirisine kulak asmayın!

Asubay Tefrikası -6-‘nın ikinci kısmını terkip eyleyen işbu makâlemizde,

Aslında bugün sâdece bir tek bilgi öğreneceksiniz, inşallah!

 

Asubay Tefrikası 6-2, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylığın teşkil edilmesindeki sinsi maksadı fâş eylemek, bu makâlemizin elbetde yegâne hedefi değildir!

Özü itibârı ile bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak tesmiye etdiğimiz askerlerin,

Memleketimizin en çok aldatılan vatandaşları olduğunu belgeleri ile gözler önüne sermek sûreti ile

Asubayların aldatılmasının perde arkasını tam olarak görmek

Ve dahi

Gedikli” isimi verilen asker sınıfının donanmamızda teşkil edilmesindeki gizli maksadı ortaya çıkartmak için yazdığımız bu makâlemiz aynı zamânda;

Astsubay” denilen asker sınıfının ordumuzda teşkil edilmesine karşı duran dar kapsamlı bir “reddiye”’dir.

 

*  *  *  *  *

 

Ellerini açıp başını göğe doğru çeviren Oğuz Kağan

İkibinikiyüzyirmibeş sene evvelinden şöyle duâ etdi;


Asubay Tefrikası 6-2_Bilge Kağan_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ulu Tengri! 

Gök Tengri!

Gözel Tengri;

Türk toprağında hürler yaşasın!

Ȃdâlet hüküm sürsün sâdece!

Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki

Fakirlik suç sayılsın!


 

Türk atası Oğuz Kağan; 


Kendi milletine hürriyet, adâlet ve zenginlik bahşetmesi için Gök Tengri’ye işde, böyle yalvardı!

 

 

 

 

*  *  *  *  *
 

 

 

Kendisini ziyârete gelen Romanya Dış Bakanı Vicktor Antonesko ve hanımı şerefine yemek vermek için

16 Mart 1937 Salı akşamı Ankara Park Otele giden Birinci Cumhurbaşkanı ATATÜRK,

Yemekler yenir iken sohbetin koyu bir deminde Romanya’lı misâfirlerine şöyle dedi. 

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_Kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

  • İkibin küsûr sene evvelinden Oğuz Kağan, kendi milletine “hürriyet, adâlet ve zenginlik” vaad etdi.

        Ve dahi

  • Seksen sene evvelinden Birinci Cumhurbaşkanı M. Kemâl ATATÜRK, kendi milletine “neşe” vaad etdi.

 

Peki,

Bizim devletimizin kimi adamları ve zâbitânı, “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere geçen asırlarda;

  • Neler vaad etdi?

       Ve daha da mühimi

  • Ne muâmelesi yapdı?

 

Bu suâllerin cevâbı da işbu makâlemizin “ast” başlıkları olacak, inşallah!

Asubay Tefrikas -6-‘nın ikinci kısmını terkip eden konumuza sayfalar dar geldi.

Bu sebepden dolayı ikinci kısmı üç “ast” başlık altında neşredeceğiz.

Bunlar;

  • Birinci kısımda, Donanma Ordumuzda Asubaylığının teşkil edilmesinin gizli maksadını,
  • İkinci kısımda, Havâî Ordumuzda Asubaylığın teşkil edilmesinin maksadını,
  • Üçüncü kısımda Berrî (Kara) Ordumuzda Asubaylığın tertip edilmesinin yürek burkan acı gerçeğini fâş eylecek,
  • Sonraki kısımlarda ise “külfetnimet” üleşimindeki akla ziyân rakamları vereceğiz, inşallah...

 

Eski Tüfek’den bugünlerde, buralarda öğreneceğiniz bilgiler karşısında

Şaşırmakdan da öte,

Afallayacaksınız!.. 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay dedikleri asker sınıfının ihtiyâçlar silsilesindeki yerini anlamak için

İltifât buyurursanız şâyet

Evvelâ Deniz Asubaylığının ordumuzdaki târihine doğru ve kısaca bir nazâr eyleyelim.

 

Genelkurmay Başkanlığı MSB diyor ki;

Berrî (Kara) Ordumuzu, M.Ö. 209 senesinde teşkil etdik.

 

Bahrî (Deniz) Ordumuzu, 1081 senesinde teşkil etdik. 

 

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi, 1776 senesinde teşkil etdik.

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiye”’yi de 1834 senesinde teşkil etdik. 

  

 

 Harp Okullarımız hizmete açılmadan evvel Osmanlı Ordularımızda iki sınıf asker mevcut idi;

 

  1. Nefer (Gönüllü/Kur’alı)  

 

  2. Zâbit (Alaylı)  

 

 

Aynı cümleden olmak üzere gene bu târihlere kadar komutanlarımızın hemen hepsi “alaylı” idi.

Erlikden terfili başkomutanlarımızın sevk ve idâre etdiği kara ve deniz ordularımız,

Asırlar boyunca zaferden zaferlere koşdu...

Üç kıtayı yurt, denizleri göl eyleyen devletimizin yüzölçümü, 21 milyon kilometre kareye kadar genişledi.

Fakat, şu tuhaflığa bakınız ki;

Avrupa devletlerinden örnek aldığımız “harp okullarının” memleketimizde açılması ile birlikde,

Berrî ve bahrî ordularımız, muharebelerde düşmân karşısında peşpeşe mağlub edilmeye başladı.

Ve bu sözde ve şâibeli “garblılaşma” neticesinde bir şey daha oldu;

Ordumuzda çok tehlikeli bir “sınıflaşma” ve “kastlaşma” başladı...

Açdığımız her yeni asker mektebi, kendine özgü yeni ve ayrı asker sınıfları doğurdu!

Er ve zâbit”’den müteşekkil Osmanlı Devletinin iki sınıflı kavi ordu yapısını

İlk defâ teşkil etdiğimiz “gedikli” sınıfı ile 1890 senesinde, Bahrî ordumuzda bozduk!

İlk defâ teşkil etdiğimiz “küçük zâbit” sınıfı ile de 1909 senesinde, Berrî ordumuzda bozduk!

Peki,

Ordularımızın iki sınıflı sağlam bünyesini bozmak bahâsına icâd etdiğimiz bu ara sınıf” askerleri,

Paslı bıçak gibi ordumuzun döşüne saplayan beyaz zâbitân heyetimizin,

Bu “ara sınıfları” peydahlamasındaki gizli maksadı ne idi?

 

*  *  *  *  *

 

Gülgûn şarap, gül kokulu güzeller, yeşil çimen, bir somun da ekmek dedin hep;

Ey Hayyâm! Sana ayyaş diyenler utansın! Sen, güzel adammışsın be!

 

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;

Bana sapık, dinsiz der durursun.

Peki, ben ne görünüyorsam O’yum:

Ya sen? Ne görünüyorsan O musun?

 

*  *  *  *  *

 

Ordularımızdaki bu tehlikeli “kastlaşmanın” sebebini anlamak için

Evvelâ ordularımızdaki “sınıflaşmayı” ve bu sınıflaşmanın getirdiği “bölünmeyi” anlamalıyız!

Bölünmeyi iyi olarak anlar isek şâyet bölünmenin sebebi de kendiliğinden zuhûr eyleyecek, inşallah!

Ordumuzun kaşar dilimi gibi ince ince ve “sistemli” olarak sınıflara bölünmesini fâş eylemeye

Benim de eski bir mensûbu olduğum Donanmamız (Deniz Kuvvetleri) ile başlayalım...

 

*  *  *  *  *

 

A. Donanmada “Gedikli”, “Gedikli Zâbit” ve “Küçük Zâbit” Sınıflarının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

 

Donanmamıza “kastlaşma”  ve “bölünme” getiren ilk tâbirât da târih sırasına göre şunlar; 

 

Bu tâbirâtı donanma ıslâhımıza dâhil eden Nizâm/Kânunnâmeler de gene târih sırasına göre şunlar;

 

1. 1701 Donanma Kânunnâmesi,

2. 1792 Donanma Kânunnâmesi,

3. 1890 Gedikli sınıfı Nizâmnâmesi,

4. 1913 Efrâd, Küçük Zâbit ve Gedik Zâbit Nizâmnâmesi.

 

*  *  *  *  *

 

İsimlerini yukarıda zikretdiğimz Donanma Nizâmnâmelerini târih sırasına göre şöyle bir görelim hele!..

 

1701 Donanma Kânunnâmesi;

 

Bahriyemize özgü olan “gedik” tâbirine ben ilk kez, donanmamızın ilk kânunu olan 1701 Donanma Kânunnâmesinde rastladım. Bu kânunnâmede “nefer”, “aga”, “reis”, “ümerâ”, “zâbit”, “gedik” ve “donanma gedikli zâbitliği” tâbirâtı var. Bu dönemde donanmamızda mektep henüz yok idi. Mekteb olmadığı için gemi tayfasının handiyse tamâmı okuma-yazma dahi bilmiyor idi. Gemicilik mesleği “usda-çırak” esâsına göre ezbere öğreniliyor idi. 1701 Kânunnâmesinden de anlaşılacağı üzere “gedikli” ve “gedikli zâbit” tâbirâtının donanmamız ıstılâhına 1701 senesinde girdiğini görüyoruz. Bu kânunda ”gedik”lerin ne olduğu ve bu “gedik”lerde hangi “zâbit”’lerin görev yapacağı açıklanmış. Fakat o dönemde donanmamız tayfası arasında henüz belirgin bir “sınıflaşma” yok! Bir başka ifâde ile “gedik”lerde görev yapan “zâbit” tayfasının tamamı, tek sınıf olarak teşkil edildi. 

 

  • Gedikli zâbit” ve “zâbit” tâbirâtı, donanmamızda “devâmlı” (muvazzaf) olarak görev yapan tayfanın “sınıf” ismi oldu.
  • Gedik” tâbiri ise “zâbit”lerin yapdığı “görev(kadro) anlamında kullanıldı. 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Kölelikden terfili Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu dönemlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfa,

Kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” olabiliyor idi.

Buna en güzel örnek ise “palabıyık” lakablı Cezâyirli Gâzi Hasan Paşa’dır.

Tekirdağlı bir tüccarın âzâd etdiği bir köle olan

Ve dahi

Cezâyir’deki korsan gemilerinde tayfalık yapdıkdan sonra

1761 senesinde Osmanlı donanmasında “kalyon kaptanı” olarak gemiciliğe başlayan Hasan,

Kaptan-ı Deryâ (Deniz Kuvvetleri Komutanı)’lığa kadar terfi edebilmiş idi.

 

*  *  *  *  *

 

Gedik” ve “gedikli” kelimelerinin anlamını öğrenmek için de sözlüğe bakdık!

TDK, ilk Türkce sözlüğünü 1944 senesinde neşretdi. Bu sözlüğümüze göre  “gedik” ve “gedikli” ne demek imiş, buyurun görelim;

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK Sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Hazır, TDK’ya gitmiş iken bir de “asubay” kelimesine bakalım dedik!

Çift “s” ile yazıldığına bakmayın siz!

 

Asubay Tefrikası 6_2_ TDK sözlük_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Evvelden Ahire Işıltılı Yansımalar_3_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Cumhuriyetimizi;

  • 1920 senesinde kurduk,
  • 1923 senesinde ilan etdik!
  • 1928 senesinde eski yazıyı terk etdik ve Türkce harfler ile yazmaya başladık.
  • ATATÜRK, o zamânki ismi Türk Dili Tetkik Cemiyeti olan TDK’yı 1932 senesinde teşkil etdirdi.
  • Fakat TDK, ilk Türkce sözlüğümüzü ancak ve lutfen 1944 senesinde neşredebildi.

 

 

"Asubay" kelimesini 1944 senesinde TDK sözlüğüne böyle çift “s” ile yazan gerzeklerin; 

  • ATATÜRK’ün 11 sene evvel hazırladığı rütbe isimleri kitabından,

Ve dahi

  • Aynı sene meriyyete koyduğu 2771 sayılı Ordu Dâhilî Hizmet Kânunundan haberi yok ki!

 

 

*  *  *  *  *

 

Gedikliler ve Ȃdem SERT isimli makâlemizde 17 Şubat 2017 Cumâ günü fâş eylemiş idik!Gedikliler ve Adem SERT; Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu hakikâti bugün burada bir kez daha tekrâr edelim. Gerek 1701, gerekse aşağıdaki bölümde bahsedeceğimiz 1792 Donanma Nizâmnâmelerinden ortaya çıkan çarpıcı hakikât şudur; 

Bugün “çavuş” ve “başçavuş” olarak bildiğimiz ve "astsubay" sınıfına özgü olan “rütbe isimleri”, bu kânunnâmelerde “gedikli zâbit” sınıfına dâhil olan tayfaları temsil ediyor idi. Bir başka ifâde ile Deniz Kuvvetlerimizde bugün “subay ve asubay” olarak bildiğimiz asker sınıflarının her ikisi de 1701 ve 1792 kânunlarına göre “gedikli zâbit” idi.

 

 

Bugünkü mevzuâtımızda “astsubay” dediğimiz biz askerlere

gedikli” diyerek tahkir ve tezyif etmeye yeltenen

târih câhili, yalancı, bölücü ve şerefsiz subaylarımız bu hakikâti öğrensinler!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

1792 Donanma Kânunnâmesi;

 

Osmanlı Donanmasına çeki düzen veren ikinci kânunnâme ise 1792 kânunnâmesidir. “Gedikli” kelimesine de ilk defâ bu kânunnâmede rastladım. 11 Temmuz 1792 târihinde meriyyete konulan bu kânunnâme ile donanmamızda ilk kez bir sınıflaşma başladı. Bunun sebebi de 1776 senesinde “hendesehâne” ismi ile ilk bahriye mektebinin teşkil edilmesi ile birlikde donanmamızda “mektebli zâbit” döneminin başlamasıdır. “Hendesehâne”den mezûn olan zâbitânın gemilerde göreve başlaması ile birlikde, donanmadaki tayfa sınıflarından birisi bu kez “zâbit” ya da “gedikli” olarak tesmiye edildi. Buradaki “gedikli” kelimesinin anlamı ise bugünkü “muvazzaf” kelimesinin ta kendisidir. 1792 Donanma Kânunnâmesi ile tayfalar, aşağıda görülen dört sınıfda tasnif edildi;

 

  • Birinci sınıf tayfa; “zâbitân” sınıfı olup geminin değişmez mürettebâtı idiler. “Gedikli” denilen bu sınıfdaki tayfa unvânları şunlar idi; birinci, ikinci, üçüncü reis; gemi hocası (kâtibi), vekilharç, gemi ağası, odabaşı, gemi başçavuş ve çavuşları, bölük çavuşları yerinde olan çavuşlar, serdümen, vardiyan; her batarya için bir sertop (baştopcu), her top için bir top kethüdası, topçu ustaları; kılavuz, cerrah, imam, ambarcı, kandilci, kalafatcı, burgucu, yelkenci, marangoz ve dalgıç. Bunlara “gedikli” sınıfı da denilirdi.
  • İkinci sınıf tayfa; Aylıkcı mariner (gemici)’ler idi.
  • Üçüncü sınıf tayfa; Taşra neferâtı (dışarı erleri) denilen eski levendlerin yerine geçen tüfekciler (silâh endazlar) olup bunlar da her kazadan birer “aga” ve iki “sancakdârı” ile birlikte gelir idi.
  • Dördüncü sınıf tayfa; Bâzı adalardan kayıkları ile katılan Rumlar idi. Osmanlı Donanmasında, hırıstiyanlar önemli bir yer işgâl etmekte idiler. Gemi ustalarının %95’i,  aylıkcı marinerlerin %75’i, topcu ve gemici erlerin yarısı hırıstiyan idi.

 

 Yukarıda söz etdiğimiz donanma tayfalarından;

Birinci sınıfa dâhil olanlar “gedikli (dâimî)” bugünkü anlamı ile “muvazzaf” tayfa,

Diğer üç sınıf ise “muvakkat (geçici/mevsimlik)” bugünkü anlamı ile “sözleşmeli” tayfa idi.

Gedik” ve “zâbit” kelimelerinin 1792 senesinden sonra meriyyete konulan nizâmnâmelerde “zâbit gediği” ve “gedikli zâbit” şekline tebdil olunarak bugünkü “gedikli zâbit” tâbirine evrildiğini görüyoruz.

 

*  *  *  *  *

 

Yeri gelmiş iken târih uğrusu zâbitânımızın yapdığı bir târih sahtekârlığını burada teşhir edelim. Bugün bildiğimiz “subay” sınıfının bir zamânlar “gedikli zâbit” olduğunu beyaz subaylarımız hep inkâr ederler. Bakınız, aşağıda iki kitabdan sayfalar var. Donanma gedikli zâbitliğinden bahseden soldaki kitab, bir doktora tezi olarak yazılmış. Bu bilim adamı, kaynak olarak aldığı makâlede ne gördü ise aynısını kitabına almış.

Fakat sağ tarafda gördüğünüz kitabı Genelkurmay Başkanlığımız, Naci ÇAKIN ve Nafiz ORHON isimli emekli iki zâbitine yazdırmış.

Şöyle bir mukâyese ediniz, bakalım!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Her iki kitabı yazan şahıslar, bu sayfalardaki bilgiyi, kendisi emekli bir bahriye zâbiti olan Safvet’in 1913 senesinde neşretdiği “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden almış.

Fakat beyaz zâbitân heyetimiz, nasıl da âdice bir “târih uğruluğu” yapmış, yukarıda siz kendiniz görünüz!

Okunuz, biliyorsunuz!Gedikli Erbaş Sahtekarlığı -1- Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Ordumuzun “Gedikli Erbaş” isimli asker sınıfı hakkında Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği tezgâhı Gedikli Erbaş

Sahtekârlığı isimli iki bölümlü makâlemiz ile 09 Ocak 2015 Cuma günü fâş eylemiş idik! 

Gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtının Türkce söz dağarımızdan silinmesi konusunda Türk Dil Kurumu ve Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği çok sinsi bir kumpas var ki, bu tezgâhı çevirenlerin etinden et kopartacağımızı da bilsinler!

 

*  *  *  *  *

Çavuş Mustafa Kemal_ Eski üfek Şükrü IRBIK

 

Çavuş Mustafa Kemâl! isimli makâlemizde 09 Mart 2016 Çarşamba günü ile fâş eyledik! Kara Harp Okulu talebelerine “sınıf çavuşu” ve “sınıf başçavuşu” gibi rütbeler veriliyor idi. 1889 senesinde Pangaltı’daki Harbiye Mektebine kayıt olduğu gün Mustafa Kemâl efendi de sınıfının “çavuşu” oldu.

Aynı durum Bahriye Mektebi (Deniz Harp Okulu)’nde de mevcut idi. 1897 senesinde yapılan bir düzenleme ile günlük faaliyetin müfredâta uygun olarak tatbik edilmesine yardımcı olması için her sınıfın kâbiliyetli talebeleri arasından birer “sınıf onbaşısı” ve “sınıf çavuşu” tefrik edilir idi. Beyaz subaylarımızın tertiplediği Deniz Harp Okulunun “resmî ve fakat düzmece târihcelerinde bunlardan tek kelime bahsetmezler.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz bilginin kaynağı da Şakir BATMAZ’ın 2002 senesinde hazırladığı şu doktora tezidir.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızın başına tüneyen soyu bozuk beyaz zâbitânımız;

Zamâna yayarak sinsice çıkardıkları elvân çeşit kânun ile

Donanma ordumuzu “sistemli” bir şekilde, birbirini anlamayan, sevmeyen ve güvenmeyen sınıflara böldüler.

Vatan hâini ve garbperest beyâz zâbitân heyetimizin sokduğu bu fitne ve irticâdan sonra

Osmanlı Donanması denizlerde bir daha gâlibiyet yüzü görmedi...

 

 Donanmamızın şanlı târihindeki o ihtişâmlı günlerine tekrâr dönmesinin biricik şart vardır;

Yekpâre ve sınıfsız orduyu esâs alan 1701 Donanma Kânunnâmesini ihyâ etmek! 

 

Donanma Gediklisine dâir olarak bu bilgiyi ben,

Kendisi de bir donanma zâbiti olan Safvet’in 1913 senesinde neşretiği “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden iktibâs eden kitaplardan aldım.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanma târihimiz hakkında çok kıymetli bilgiler ihtivâ eden ve eski türkce yazılmış 8 sayfalık bu makâleyi,

Bugüne kadar 105 sene geçmesine rağmen Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bugüne kadar hâlâ Türkceye tercüme etmedi.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızın zâbit hâricindeki asker sınıflarını doğru ve tam olarak anlayabilmek için

Konuya girmeden evvel üç hususda doğru bilgileri fâş eyleyelim. Bu konularımızın başlıkları şunlar;

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

2. “Gedikli zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

3. “Küçük zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

 

*  *  *  *  *

 

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri; 

 

1792 kânunnâmesini hâriç tutar isek şâyet donanmamızda “gedikli” isimli asker sınıfı, ilk kez 1890 senesinde ihdâs edildi. 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, 1850’lerde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. Bunun sebebi de Osmanlı Bahrî ve Berrî ordularında kur’a esâsına dayalı “mükellef” askerliğin başlamasıdır. 

Osmanlı donanmasında 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, "mükellef" askerliğin ihdâs edilmesi ile birlikde 1846 senesinde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. İşde, bu sebepden dolayı 1890 senesine kadar Bahrî ordumuzda aşağıda gördüğünüz şu iki sınıf bahriye askeri mevcut idi;

 

1. Mükellef Er

 

2. Muvazzaf (Alaylı/Mektebli) Zâbit

 

 

Bu iki sınıf askerin bugünkü sınıflarını, biliyoruz; “Zâbit ve Er." 1890 senesinde meriyyete konulan nizamnâme ile,

Donanmamızda “zâbit ve efrâd arasında” olmak üzere “gedikli” ismi ile “orta kademe” yeni ve "üçüncü" bir asker sınıfı ihdâs edildi.

 

 Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1890 Nizamnâmesinin irâde buyurulması ile birlikde, bu seneye kadar donanmanın (dâimî, muvazzaf) askerlerini târif eden “gedikli” kelimesi yeni bir anlam kazandı. Beyaz zâbitân heyeti, “gedikli” kavramından “zâbit” rütbelerini ayırdı. Ve böylece zâbitân heyetimiz, “gedikli” olarak anılmakdan kurtuldu! “Gedikli” unvânını; tıpkı zâbit gibi muvazzaf olarak çalışan, zâbitin yapdığı her işi yapan hattâ yapmadığı işleri de yapan ve “çavuş, başçavuş” gibi rütbeleri de kapsayan bu yeni sınıf donanma askerlerinin sırtına yükledi. 1890 senesinde bu “gedikli” sınıfı, bugünkü anlamı ile “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. Bu sınıfın akibetini, makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde anlatacağız.

 

*  *  *  *  *

 

1890 Nizamnâmesinde çok sayıda “gedikli” kelimesi var. Ve fakat “gedikli zâbit” tâbiri hiç yok! Bu nizamnâmeyi hazırlayan donanma zâbitân heyeti nuh demiş, peygamber dememiş. Ve “gedikli” kelimesi ile “zâbit” kelimesini bir kez bile olsun yanyana kullanmamışlar! Gerek 1701, gerekse 1792 Donanma nizamnâmelerinde Osmanlı Donanma gemilerininin “dâimî/muvazzaf” tayfasını târif etmek için “zâbit” kelimesi ile aynı anlamda kullanılan “gedikli” tâbirinin, 1890 nizamnâmesi ile sinsice bir “ameliyata” tâbi tutulduğunu ve “zâbit” tanımından dışlandığını görüyoruz.

1890 Gedikli Nizamnâmesinin bir özelliği daha var; “zâbit” anlamına gelen “gedikli” tâbiri ile “zâbit” tâbiri arasındaki anlam bağını kopartdılar! Osmanlı Donanmasında kullanılmaya başlandığı senelerden beri gemilerin devâmlı çalışan tayfasını târif etmek için hem “gedikli” hem de “zâbit” sözcükleri kullanılır idi.

Fakat 1890 Gedikli Nizamnâmesi ile;

  • Zâbit” kelimesinin, sâdece “subayı” târif edecek şekilde anlamının daraltıldığı,
  • Gedikli” kelimesinin de bu nizamnâme ile yeni tertip edilen ve “subay olmayan” donanma asker sınıfının adı olarak tefrik edildiği ortaya çıkıyor.

 

1890 Gedikli Nizamnâmesi ile böylece;

 

  • Zâbit” tâbiri; “mektebli, maaşlı ve muvazzaf” donanma askerini, bugünkü ismi ile “subayı”,
  • Gedikli” tâbiri ise; “mektebli, maaşlı, muvazzaf” ve fakat “zâbit olmayan" donanma askerini, bugünkü ismi ile “astsubayı” târif edecek şekilde tanzim edildiğini görüyoruz.

 

 Donanmamıza özgü tâbirât olan “gedikli” ve “zâbit” kelimeleri üzerinde yapılan “ameliyatı” şöyle özetlemek mümkün.

1701 senesinden beri donanmamızda anlamdâş olarak yek diğerinin yerine ya da birlikde kullanılan bu iki tâbiri donanma zâbitânımız, tam 190 sene sonra birbirinden ayırmış;

Ve dahi

  • Zâbit” kelimesini kendilerine yamamış,
  • Gedikli” kelimesini de kendilerinden olmayan ve yeni tertip etdikleri asker sınıfına bindirmiş!
 

*  *  *  *  *

 
Kıymetli meslekdaşım Ayhan BAYIRLI çok şaşıracak, farkındayım!Sayın Ayhan BAYIRLI'ya Reddiye, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Lâkin,

Hakikâtin er ya da geç, kendini teşhir etmek tıyneti vardır, değil mi?

Şahsen ben, hakikâtin kendisi olmasam da

O hakikâtin "sesi" olarak fâş eylemeye mecburum!

İşde,

Zamân, şimdi teşhir zamânıdır!

 

 Kânunnâmemize girdiği 1701 senesinden beri

Donanmamızda tam 190 sene birlikde yaşayan “gedikli zâbit” zencirini

Vatan hâini ve bölücü beyaz zâbitân heyetimiz, 1890 senesinde kırdılar.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Kırdıkları “Gedikli Zâbit” zencirinden de ortaya aslında;

tek gövdeli ve fakat iki başlı” şöyle iki sınıf asker çıkartdılar!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanmamızın beyaz zâbitân heyeti, derenin guşunu, o derenin daşı ile vurmuşlar! Helâl olsun vallahi!..

1890 Gedikli sınıfı nizamnâmesi ile donanmamıza kazandırılan(!) bir tâbir daha var; “sergedikli” ya da “başgedikli.” Gediklilerden fevkalâde hizmet edenlerin “sergedikli/başgedikli” rütbesine terfi ettirileceği, bu sayının da 10’u geçemeyeceği yazıyor. Bir başka ifâde ile “sergedikli/başgedikli” rütbesi, donanma “gedikli” sınıfına dâhil olan muvazzaf askerlerin en yüksek rütbesi idi.

 

*  *  *  *  *

 

2. “Gedikli Zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

 

Donanmamız “gedikli zâbit” sınıfı hakkında 1913 ve 1914 senelerinde olmak üzere iki kânun tertip edildi.

 

a. 1913 senesinde teşkil edilen Gedikli Zâbitlik;

Deniz Kuvvetlerimizde bugün “astsubay” unvânı ile bildiğimiz asker sınıfının, “resmî ve düzmece” târihcelerde 1890 senesinde teşkil edildiği söylenir. Bize de böyle yutdurmaya çalışırlar. Fakat asubaylığa nüve teşkil ilk mektebin târihini biraz daha gerilere götürmek mümkün. Deniz Kuvvetlerimizin “târih uğrusu” beyaz subayları bu hakikâti çok iyi bildikleri hâlde deniz asubaylığının târihini 1890 senesinden başlatırlar. Konuyu uzatmamak için ve “şimdilik” şerhi ile bu meseleyi bir kenara bırakalım. Ve Deniz Kuvvetlerimizin “resmî ve fakat uydurması” 1890 senesi ile yolumuza devâm edelim.

1890 senesinde teşkil edilen ilk “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1913 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli” sınıfı ikinci kez teşkil edildi.

c 1

 

1913 nizamnâmesi ile teşkil edilen “gedikli” sınıfı, “zâbit” sınıfına dâhil idi. Coni ordusunda “warrant officer” denilen asker sınıfının ta kendisi idi.

Bir senelik tecrübeden sonra, 1915 senesinde tatbikata konuldu. 1429 sayılı sayılı kânun ile de bu “gedikli zâbit” sınıfı 1929 senesinde lağv edildi.

Sebebi mi? Gâyet basit!

Beyaz zâbitân heyetimiz, gedikli zâbitânı kendileri için çetin bir rakip gördü de ondan...

İşde, belgesi...

 

İslâmiyeti kabul etdikden sonra bir gün Hz. Ömer (ra) şöyle der;

''Cahiliye döneminde yaptığım iki şey vardır ki hatırladığımda birisi beni güldürür, diğeri ise ağlatır!

 

  • Beni güldüren hâdise şudur; Her akşam kendi ellerimiz ile helvadan put yapar ve sonra da O’na tapar idik! Ertesi gün acıkınca da kendi ellerimiz ile yapdığımız o putu yer idik!''

 

  • Beni ağlatan hâdise de şudur; Kendi ellerim ile gömdüğüm kız çoçuğumu her hatırladığımda ise ağlarım!”

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bilge bir subay olan ve deniz târihimiz hakkında kıymetli kitaplar yazan emekli Tümamiral Afif BÜYÜKTUĞRUL;

  • Donanmamız bahriye gedikli zâbitliğin ilgâsı

     Ve dahi

  • Yerine ikâme edilen gedikli erbaşlık hakkındaki samimî fikirlerini 1967 senesinde şu sözler ile târihe kayıt etmiş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 .

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2, Bahriye Gedikli Zabiti, Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 Bugüne kadar yazdığı târihce kitaplarında kimi târihci asubay meslekdaşlarımızın bizlere;

 

Astsubay”,

 

Küçük zâbit

 

Ya da

 

Gedikli küçük zâbit

 

Diye yutdurmaya tevessül etdiği soldaki resimde gördüğünüz "ispaletli" ve "kılıçlı" bahriye askeri aslında,

Sayın BÜYÜKTUĞRUL’un 1967 senesinde yazdığı kitabın yukarıda gördüğünüz 52’nci sayfasında bahsetdiği

"Zâbit" sınıfına dâhil olan

Ve dahi

1492 sayılı kânun mucibince 1929 senesinde tasfiye edilen “bahriye gedikli zâbitliğinin” son temsilcisidir.

 

Bahriye gedikli zâbitlik konusunda bizim beyaz zâbitân heyetimizin yapdığı bu alicengiz oyununa bakınca,

Benim de aklıma şimdi, Hz. Ömer (ra)'in yukarıda okuduğunuz şu hazin kıssası geliverdi...

 

İngiliz Bahriyesi’nden aşırdıkları “Gedikli Zâbitliği” bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

İyi taraflarını guşa çevirdikden sonra kendi bahriyemizde teşkil etdiler.

 

Fakat kendi elleri ile yapdıkları bu asker sınıfını beyaz zâbitânımız;

Sırf kendilerine rakip olarak gördükleri için gene kendi elleri ile yediler.

 

Sadr-ı âzam daşşağından düşme bizim bahriye zâbitânımız;

  • Kendilerine rakip gördüğü “Gedikli zâbitliği” subay sınıfından tasfiye etdiler,

       Ve dahi

  • Donanmanın zor ve çok tehlikeli işlerini de “gedikli” dedikleri asubayların döşüne yüklediler.

 

 İşde bu sebepdendir ki bahriye zâbitân heyetimiz;

 Dikensiz gül bahçesine çevirdikleri Deniz Kuvvetlerimizde

 1929 senesinden beri tam anlamı ile tatlı bir saltanât sürüyorlar... 

Asubay Tefrikası 6_2_ Beyaz Efendi Subay Kurnazo ve Kara Köle Asubay Kerizo_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

b. 1914 senesinde teşkil edilen "Küçük Zâbitlik" ve "Gedikli Zâbitlik"; 

 

1914 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir kânun ile Osmanlı Donanmasında;

Küçük zâbit” ve “gedikli zâbit” sınıfının her ikisi de ikinci kez teşkil edildi.

c 2a

 

Bir senelik tatbikatdan sonra 1915 senesinde meriyyete konulan yeni bir kânun ile 1914 nizamnâmesi tasdikan kabul edildi ve meriyül icraya konuldu.

c 3

Böylece hem küçük zâbit" sınıfı hem de “gedikli zâbit” sınıfı, “muvazzaf” birer asker sınıfı hâline getirildi. “Gedikli zâbit” sınıfı, aynı nizamnâme ile teşkil edilen “küçük zâbit” ve “mühendis” (teğmen)’in mafevki ve fakat “zâbit” sınıfının ise mâdûnu idi. Bir başka ifâde ile 1914 senesinde teşkil edilip 1915 senesinde “muvazzaf(dâimî) hâle getirilen “gedikli zâbit”, “zâbit” ile “küçük zâbit” arasında yer alıyor idi. Ve İngiliz Bahriyesindeki “warrant officer” denilen asker sınıfının aynısı idi. Çünkü Bahriyemiz, İngiliz Bahriyesinin kendi Deniz Harp Okulunda 1905 senesinde tatbik etmeye başladığı eğitim/öğretim müfredâtını 1909 senesinde aynen tatbik etmeye başladı. Ve hattâ Bahriye Mekteblerimize İngiliz hocalar ve müdürler tayin etdi. Deniz Asubaylığının 125’inci kuruluş sene-i devriyyesi vesilesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 2015 senesinde neşretdiği aşağıda gördünüz târihce’de bile bu önemli meseleyi doğru anlatamamışlar. “Gedikli zâbit”liğin, “küçük zâbit” (astsubay) olduğunu yazmış gerzekler.

1914 nizamnâmesi ile muvakkat (geçici) olarak teşkil edilip 1915 nizamnâmesi ile “muvazzaf” yapılan ve “zâbit” sınıfına dâhil olan “gedikli zâbit” sınıfı, donanmamızdaki mevcudiyetini 1929 senesine kadar devâm etdirdi.

Bu sene içinde kabul edilen yeni bir kânun ile;

  • Gedikli”
  • Gedikli zâbit”

         Ve

  • Küçük zâbit” sınıflarının hepsi birden lağv edildi.

 

1927 senesinde meriyyete konulan bu kânun ile donanmamızda bu kez de “gedikli küçük zâbit” ismi ile ve gene “zâbit ile efrâd” arasında “ortada sandık” vazife yapmak üzere bugünkü “asubaylığın” aynısı olan yeni ve uyduruk bir asker sınıfı teşkil edildi.

Bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfı üzerinde oynanan ihânet oyunları bunlardan ibâret değil elbet. Kendilerinin hamallık olarak addetdiği ve yapmaya tenezzül etmediği işleri yapacak yeni asker sınıfları tertiplemekde zâbitân heyetimiz, hiç vakit kaybetmedi. 1927 senesinden sonra da başka isimler ile fakat gene aynı kokuşuk zâbit zihniyeti ile “ortada sandık” ve kendi görevlerini yapdıracak yeni ve uyduruk asker sınıfları peydahladılar.

Dedelerimizin Umûmî Harb dediği Birinci Cihân Harbi'ne iştirâk eden donanma “gedikli” ve “küçük zâbit”lerden düşmân eline  düşenler, kendi zâbitânlardan ayrıldı ve esir kamplarında efrâd (er) muamelesi yapıldı. Er ile birlikde aynı koğuşlarda kaldılar. Er maaşı ve er tayını aldılar. Birinci Cihân Harbi esnâsında taraf olduğumuz 1906 Cenevre ve 1907 La Haye Sözleşmesine göre “zâbit” hâricindeki askerlerin hepsine “er” muamelesi yapılıyor idi. Donanma “gedikli”, “küçük zâbit” ve “gedikli zâbit”lerimizden düşmân eline esir düşen var mı, ne hazindir ki bilemiyoruz.

Fakat “muvazzaf” olup da düşmân kampında “mükellef er” muamelesi gören Berrî (Kara) küçük zâbitânımız, yaşadıkları acı hâtırâları yazdılar. Rusya’ya esir düşen askerlerimize de imkânları daha iyi olan binâlarda esir tutulan kendi subaylarımıza “hizmet erliği” yapdırıldığını yazan kitaplar da var. Yeri gelmiş iken bu konu ilgili bir hâtıradan kısaca bahsedelim. Muhabere küçük zâbit olan Hamit ERCAN, Başçavuş rütbesindeyken hasta olduğundan dolayı yürüyemez. 1916 senesinde İngilizlere esir düşer ve Mısır’daki Belbis esir kampına kapatılır. Gönüllü olarak çalışmak isdediğini söyler. İngilizler Hamit ERCAN’ı, tamir için zâbitânımızın hapsedildiği Seydibeşir esir kampına  gönderir.

Küçük zâbit Hamit ERCAN, Seydibeşir zâbit kampında esir zâbitânımız için;

  • Kütüphâne olduğunu,
  • Sinema oynatıldığını

        Ve dahi

  • İçki satıldığını gördüğünden hayretle bahseder.

 

 Buraya kadar yudumladığımız sözün özü şudur;

Akıllı değil fakat kurnaz olan zâbitân heyetimiz, “semer vuracak eşşekleri” her devirde aradılar ve buldular.

 

*  *  *  *  *

 

Seccâde niyetine üsdüne secde edip de

Güzellerin gül kokulu göğsünde namaz kılan, sen, Hayyâm!

Farkında mısın?

Eşi, dosdu verdik birer birer toprağa;

Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.

Sen, yorgun eşşek, hâlâ bu kalleş çöldesin:

Sırtında bunca yük, yürü bakalım hâlâ!..

 

*  *  *  *  *

 

Asubaylık târihi konusunda kalem oynatan meslekdaşlarımızın hepsi, donanmamızdaki bu “gedikli zâbit” sınıfını, “asubay” sınıfı olarak kabul etmek hatâsına düşüyorlar. Böyle yapmak ile de; akıllarını dinleyerek doğruyu arayıp doğruyu anlamak ve yazmak yerine o azıcık akıllarını da beyaz zâbitânımıza ödünç veriyor ve beyaz zâbitânımızın yazdığı ezberleme ve kuru sıkı târihin papağanı oluyorlar.

2. “Küçük Zâbit” sınıfının teşkili ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

Donanma ordumuzda 1890 senesinde teşkil edilen “gedikli” sınıfı, nizamnâmesinde sarahâtle ifâde edildiği üzere, “zâbit” değil idi. Bu “gedikli” sınıfı, bugün “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. 1890 senesinde ilk kez teşkil edien “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1914 senesinde çıkartılan muvakkat (geçici) bir kânun ile, efrâd ve zâbit sınıflarına ilâve olarak iki yeni sınıf asker teşkil edildi;

1. Küçük zâbit

2. Gedikli zâbit

Bu kânun ile tertip edilen “gedikli zâbit” sınıfını yukarıda bölümde izâh etdik. Gene aynı kânun ile teşkil edilen “küçük zâbit” sınıfı, “asubay” muâdili olarak donanmamızda ikinci kez ihdâs edildi. Bir senelik bir denemeden sonra 1915 senesinde muvazzaf (dâimî) hâle getirilen bu kânuna istinâden “küçük zâbit” sınıfı askerler, “gedikli zâbit” ile “efrâd” arasında görev yapacak idi. Bu “küçük zâbit” sınıfı da bugün “asubay” olarak bildiğimiz asker sınıfının ta kendisi idi.

 

*  *  *  *  *

 

Donanmamızda bir zamânlar canı bahâsına vatan hizmeti görmüş; zâbitân heyetimizin yapmaya tenezzül etmediği sağlığa zararlı ve çok tehlikeli ileri yapmış “gedikli”, “gedikli zâbit” ve “küçük zâbit” sınıfları hakkında bu kısa, doğru ve son derece önemli bilgleri fâş eyledikden sonra; 

İmdi dönelim, bu üç sınıf bahriye askerinin ihdâs edilmesinin esbâb-ı mucibesine...

Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ile bu ara sınıfların niçin teşkil edildiği konusunda belli bir fikriniz teessüs etmişdir, herhâlde.

Bildiğiniz üzere buhar makinesini İngilizler keşfetdi. İcâd etdikleri buhar makinesini İngilizler, 1850’lerden itibâren kendi donanma gemilerinde kullanmaya başladı. Bu vakde kadar yelken ile hareket ettirilen ahşap gövdeli gemiler, deniz harblerinde nal toplar oldu. Buhar teknolojisindeki bu başdöndürücü gelişmelerden dolayı; dönemin büyük devletleri, yelkenli ve ahşap gövdeli gemilerini buharlı gemiler ile değişdirmek için müthiş bir yarışa girmeye mecbur kaldı. Buhar makinesini ilk icâd eden millet, İngilizler olmuş idi. Buhar makinesini harb gemisine ilk tatbik eden millet de gene İngilizler oldu.

Buhar demek o vakitlerde kömür demek! Kömür demek; cehennem ateşi demek, insanın ciğerini çürüten toz demek, zehirli duman demek! Dünyânın buharlı ilk harb gemisi olan HMS Agamemnon’u İngilizler, 1852 senesinde hizmete aldılar ve sâdece 10 sene kullandılar. Bu gemiyi işletmek için çoğu elektrikci, motorcu, çarkcı, kazancı ve ateşci olmak üzere 860 “zâbit ve er”, geminin kazan dâiresinde hep birlikde ter döküyorlar idi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Donanmamızda, bugün hâlâ “muhabere” sınıfı subay yokdur.

Kara ve Hava Kuvvetlerimizde muhabere subaylarımızın yapdığı işin aynısını, Deniz Kuvvetlerimizde, telsizci asubaylarımız yaparlar.

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gedikli Erbaşları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Okuduğunuz şu kelimeleri sizlere üfüren Eski Tüfek Şükrü IRBIK da

Telsizciliği tam 30 sene icrâ eden bir donanma “gediklisi” idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gediklisi Şükrü IRBIK_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde,

İstanbul / Beylerbeyi Deniz Astsubay Hazırlama Okulu'ndan 1981 senesinde mezun olan

Ve dahi

1979-1980 senesi II-C sınıfı arkadaşlarım ve ben Şükrü IRBIK...

 

İlk resimdeki isimsiz öğrenci, bir üst devreden bizim sınıfa gelen İzmitli arkadaşım Tunay AKIN'dır.

 

 

Asubay Tefrikası 6_2_ Bahriye Telsiz Gediklisi _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde,

Deniz Astsubay Güverte Sınıf Okulundan 1982 senesinde mezun olan 92’nci dönem Deniz Astsubay Adayları...

 

Asubay Tefrikası 6-2_ 1982 devresi Deniz Telsiz Asubay Çavuş  Adayları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Lâkin;

Cumhuriyetimizin ilk senelerinde; telsiz, mayın, motor, elektriktorpido vs. meslekleri zâbitân heyetimiz icrâ ediyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Bahriye Telsiz Zabitleri_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat bu işleri kendilerine yakışdıramayann sadr-ı âzâm daşşağından düşme beyaz zâbitân heyetimiz,

Bu meslekleri zamân içinde “gediklilerin” döşüne yüklediler!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Deniz Asubaylığı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde belgesi...

Yukarıda kapak resimini gördüğünüz Deniz Asubaylığı târihcesinin 54 ve 55’inci sayfalarında neşredilen makâlenin sahibi Abidin DAVER’dir. İstanbul Soğukçeşme (Kara) Askerî Rüşdiyesi mezunu olan DAVER, denizciliği seven ve "sivil amiral" olarak tanınan bir kişi idi. Bu sebepden dolayı bu makâlesinde dönemin donanma gedikli zâbitliği hakkında verdiği bilgiler bilen bir kişinin kaleminden dökülmüş gerçeklerdir.

Osmanlı saltanâtının Sadr-ı âzam daşşağından düşme bahriyeli beyaz zâbitân heyetimizin;

Kendileri gibi zâbit sınıfına dâhil olan gedikli zâbit dedikleri askerler hakkındaki gerçek düşünceleri

1918 senesinde işde, aynen aşağıda gördüğünüz gibi idi...

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Kendi yapdıkları bütün işleri sübyan gediklilerin döşüne yükleyen bahriyeli beyaz zâbitânımız artık bundan sonra;

  • Gemi güvertesinde ellerinde gezdirdikleri götlerini büyütecekler,
  • Yağ, pas, tuz, barut değmeyen nasırsız elleri ile oturdukları yerde terfi-i rütbe edecekler,

      Sonracığıma;

  • Babasının gemisine komutan, ya da paşa dedesinin Deniz Kuvvetlerine başkomutan filan olacaklar idi.

       Fakat

 

  • Bahtı yanık garip Anadolu çocukları ise 10, 15, 20 sene aynı yerde otlayacak idi...
  • Nasıl? Gözel mi?
  • K.K.K. iken Hulusi AKAR da 2014 senesinde asubay talebelerine Balıkesir’de aynısını demiş idi...

  • Kendi yapdıkları işleri gedikli dedikleri vatan evlatlarının döşüne yüklemek ile yetinmeyen sübyancı zâbitlerimiz;
  • 25 yaşındaki delikanlıların yapabileceği kadar ağır ve zor gemicilik ve askerlik işlerini de
  • Gedikli dedikleri 13 yaşındaki sübyan çocuklarımıza yapdırdı şerefsizler...

 

İstanbul / Beylerbeyi’ndeki Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’na kayıt yapdırdığım 1978 senesi Eylül ayında

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK da 15 yaşında, Bahriyeli sübyan bir talebe idim.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ayaklarının altını öpdüğüm anam Şahinde IRBIK, yeğenim Ali Osman ŞAHİN ve ben Şükrü IRBIK.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat bizim 1982 devremizde 13 yaşında olan arkadaşlarım da var idi.

 

*  *  *  *  *

 

Muzaffer bir donanmaya mâlik olmak için teknolojinin dayatdığı tekâmülü inkâr etmenin artık imkânı yok idi. Osmanlı Devleti de maddî imkânlarını iyice zorlamak bahâsına bu yarışa girdi Buhar makineli ilk harb gemilerimizi, İngiltere’den satın almaya başladı. Dünyâda denizcilik konusunda yaşanan bu hızlı dönüşüm ve acımasız rekâbet, buharlı gemilerdeki yeni makineleri çalışdırabilecek uzman bir iş gücüne sahip olmayı dayatdı. 19. yüzyıl ortalarına doğru Osmanlı Donanmasındaki bu teknoloji devrimini yapacak “uzman emek gücü” mevcut değil idi. Çünkü buhar makinası imâl etmeyen ülkenin bu makinaları işletecek uzmanı da olamaz idi! Hâlihazırda donanmamızdaki gemilerde ona buna emir vermekden başka bir işe yaramayan mektepli bahriye zâbitân heyetimiz; donanmamıza yeni alınan buharlı gemilerin kömür ile çalışan makine dâiresine inmek isdemedi. Yağlı, isli, tozlu, dumanlı, gayri sıhhî ve bu çok tehlikeli işlerde çalışmaya tenezzül etmedi. Bahriye zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği bu ağır ve tehlikeli işleri yapacak, “uzman”, “ucuz” ve fakat “ara sınıf” emekci askerlere şiddetli bir ihtiyâç  zuhûr etdi.

Batının icâd etdiği teknolojinin getirdiği yeni işleri yapmak isdemeyen bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

Tezgahladığı yeni ve ara sınıfı askere olan ihtiyâcı, bakınız kendi sözleri ile nasıl da mâsum ve mâkul gösdermeye tevessül etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Deniz Asubay Okulunun yukarıda gördüğünüz  târihcesinde; “Subaylar ile erbaş ve erler arasında görev yapacak “astsubay” sınıfına ihtiyâç duyulmuş!” diyorlar.

19

Bu ihtiyâcı “duyan” şerefsizler kimler idi? Böyle bir ihtiyâc olduğuna kim, ne zamân, nerede karâr verdi? Buhar makinesini icâd eden İngiltere’de ve Amerikan ordusunda, 1890 senesinde sâdece iki sınıf  asker var iken sen, üçüncü bir sınıf askere olan ihtiyâcı, nerenden uydurdun be şerefsiz?

Yukarıda gördüğünüz târihi yazan subaylarımız diyorlar ki; 1890 senesinde donanmamızda “erbaş” ve “astsubay” isminde asker sınıfları var imiş! Târih yazıyoruz diye üfürün bakalım dübürünüzden, üfürebildiğiniz kadar, nâmussuzlar!

Bu cümleyi yazan avanak subaylarımız;

1890 senesinde Türkce söz dağarımızda “erbaş” ve “astsubay” kelimelerinin mevcut olmadığının farkında bile değil!

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Töre konuşunca han sükût eder! Târih uğrusu ve târih câhili” bu subaylarımız bilmez ki “erbaş” dedikleri tâbiri ATATÜRK’ün kendisi türetdi. Hem de 1890 senesinden tam 45 sene sonra, 2771 sayılı kânun ile taa 1935 senesinde...

Ayrıca

Haşmetli Kraliçenin donanmasında bugün bile hâlâ iki sınıf asker var;

 

1. Er,

 

2. Zâbit.

 

Sen, Donanmandaki üçüncü asker sınıfı olarak “astsubaylığı” 1890 senesinde nerenden uydurdun, be şerefsiz?

Ananızın çakır gözlü çocukları sizlersiniz öyle mi?..

 

Asubay Tefrikası 6-2_ İngiliz Bahriyesinde asker sınıfları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Tomi’lerin kıyâfetleri, işde bugün böyle!

Bizim her boku bilen bahriye zâbitânımız bir baksın hele!..

"Asubay" dedikleri "ortada sandık" bir asker sınıfı Tomi’lerde var mı imiş?

 

Asubay Tefrikası 6-2_ İngiliz Bahriyesinde asker sınıfları_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz resimlerde bir şeye daha dikkat buyurunuz;

Bizim zottirik subayların “astsubay” dediği askere, bakınız, İngiliz Tomi’si ne diyor!

 

 

*  *  *  *  *

 

14 Haziran 1935 Cuma günü Reisicumhur K. ATATÜRK;

Cümhuriyet Ordusunu sâdece iki sınıf askerden teşkil etdi;

 

1. Erât

 

2. Subay 

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Siz, ATATÜRK’ün askeri olduğunu söyleyen, bugünün zübük subayları;

Cümhuriyet Ordusuna;

 

  • Üçüncü,
  • Dördüncü,
  • Beşinci,
  • Altıncı,
  • Yedinci,
  • Sekizinci,

 

Sınıf askerleri sokuşdurmak hakkını kimden aldınız?

 


Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İngiltere’nin buhar makinesini icâd etdiği senelerde bizim donanma neferimiz okuma-yazma dahi bilmiyor idi. İşde, sırf bu “uzman” “ucuz” ve “ara sınıf” emek gücünü temin etmek üzere Donanma-yu Hümâyûn, 1890 senesinde; “zâbit” ile “efrâd” arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak “gedikli” isimli yeni bir asker sınıfı tertip etdi. Nizamnâmesini ise dört deveyi havutu ile bir lokmada yutması ile meşhur olan “yeyici” lakaplı Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa hazırladı ve  padişaha arz eyledi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bahriye Mektebi ismi ile eğitim veren Deniz Harp Okulunda bu senelerde eğitim süresi sâdece 3 sene iken,

Gedikli sınıfının eğitim süresi tam 5 sene idi.

Donanma Gedikli Sınıfı; 

 

  • 5 senesi talebelik (neferlik)
  • 5 sene sıbyan efrâdlığı
  • 9 sene Gedikli olmak üzere toplam 14 sene donanma askerliği yapacak idi.

 

Talebe olarak gemide geçirilen beş senelik tâlim taallümden sonra gediklilerimiz; 

  • Tam 14 sene donanma gemilerinde mecburî hizmet edecek,
  • Bu süreyi “sağ-sâlim” tamamlayanlar ise “maaş bağlanmadan terhis edilecekler idi. 

 

Vay, anam babam, vay!.. Donanmamıza asker değil de sanki kendilerine köle alıyorlar be!

Ve böylece; 

  • Gediklilerimiz, 14 senelik mecburî hizmetleri süresince donanmanın en ağır ve çok tehlikeli işlerini yaparken
  • Zâbitân heyetimiz de gemi güvertesinde, ellerinde öte beri göt gezdirecek idi.

 

Gedikli mektebine evvela İstanbullu çocuklarımızı aldılar. Fakat İstanbulun gün görmüş cin göz çocukları, bu yemsiz zokayı yutmadı! Gemide eğitim veren mektebe talebe bulamayınca Donanma-yu Hümâyûnumuz, bu kez de taşradan fakir fukara çocuklarını devşirmeye başladı. Gedikli onbaşı oldukdan sonra içine düşdükleri tuzağı anladıklarında, babasının evinde yiyecek ekmeği bile olmayan köylü ve fakat cin göz çocuklarımız da Gedikli sınıfına rağbet etmediler.

1890 Nizâmnâmesine göre “Gedikli” sınıfının, “zâbit” sınıfına nakil ve tahvilleri kati’yyen câiz değil idi.

Beş senelik mükemmel bir tâlim taallümden sonra donanmamızda göreve başlayan

Ve dahi

Zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği

Ve fakat

Bahriye erlerimizin de yapamadığı ağır, tehlikeli ve karmaşık işleri yapan Gedikliler aslında;

  • Zâbitin yapdığı bütün işleri yapdığını
  • Efrâdın yapdığı bütün işleri de yapdığını
  • Fakat zâbit olmadıklarını görünce, donanma gedikli sınıfına talep bir anda dibe vurdu.

 

*  *  *  *  *

 

Bugün itibârı ile şöyle bir düşünsek!

Ordularımızda bugün subaylarımızın yapdığı hangi işleri, asubaylar yapamazlar?

Ya da meseleye mefhumu muhâlifinden bakalım ve şöyle bir suâl soralım!

Asubaylarımızın bugün yapdığı işlerden hangilerini subaylarımız yapamazlar?

Bu suâllerin bugün cevâbı ne ise, yüz sene evvel de aynen öyle idi...

 

 

*  *  *  *  *

 

1890 Nizamâmesinin son maddesi şöyle diyor idi; “Madde 29 — İleride icâbı hâle göre işbu nizamnâmenin “tevsi” veya “tâdili” zımnında lüzumu tahakkuk eden mevâddın derç ve ilâvesi câizdir.” Eldeki mevcut Nizamnâme, günün şartlarına göre değişiklik yapmaya cevâz verdiği hâlde bahriyeli zâbitân heyetimiz bu maddeyi, günün icâbına göre ne “tevsi” etdi ne de “tâdil”. Kendinden başkasına hayât hakkı tanımayan şerefsiz zâbitânımızın bu fesat tavrı yüzünden donanma gedikli sınıfı ölüme mahkûm edildi. Yirminci asırın başına geldiğimizde, donanmamızda mevcudu yedi yüz civârında olan gedikliler tamâmı, padişah irâdesi ile zâbit sınıfına nakledildi. Mektep gemilerine de yeni gedikli talebesi kayıt edilmedi.

Zâbit ile erat arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak bu yeni sınıf askerler, bugünkü anlamda “asubaylığın” aynısıdır. 1890 senesinde tâlim taâllüme başlayan Donanma Gedikli mektebi; bir senesi limandaki gemide, dört senesi de denizde gezen gemideki işinin başında olmak üzere toplam beş senelik mükemmel bir eğitimden sonra ilk mezûnlarını, gedikli onbaşı rütbesi ile 1895 senesinde verdi.

 

 Zâbit kadar eğitimli ve donanımlı olduğu hâlde;

 Zâbitin aldığı maaşın nısfını dahi alamadığından

 Ve dahi

 Zâbit olamadığından dolayı,

 Bahriye Gedikli sınıfına talep daha ilk senelerde birden dibe vurdu... 

 

O an mevcut olan 700 civârındaki Donanma Gediklisinin tamâmı, padişah irâdesi ile zâbitliğe nakledildi. Ve  akabinde, Donanma sefinesinde talim taallüm veren “Gedikli mektebi” kepenk indirdi. 1900 senesinin başlarında da Donanmanın ilk “gedikli” sınıfı tamâmen iflâs etdi.

Ve böylece Donanmamızda “zâbit ile nefer arasındaortada sandık” misâli görev yapmak üzere ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfı, şimdilik böylece iflâs etdi.

01 Nisan 1890 Salı günü meriyyete giren nizamnâmesinin ilgâ edildiğine dâir hiçbir belge bulamadım. Daha da hazini, gedikli sınıfı Nizamnâmesinin akıbetini, bugün Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız dahi bilmiyor!..

 

*  *  *  *  *

 

1890 senesinde ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfından farklı olarak,

Muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli zâbitân” sınıfı 1913 senesinde ilk kez teşkil edildi. Bu “gedikli zâbitân” sınıfı, zâbit sınıfına dâhil idi. Fakat, kendi sınıfına dâhil olan “gedikli zâbitânı” bu kez de mektepli bahriye zâbitânı kendisine çetin bir rakip olarak gördü. Bu maya da tutmadı! Ve 1915 senesinde kabul edilen bir kânun ile, zâbit sınıfına dâhil olan bu “gedikli zâbit” sınıfı da lağv edildi.

Gelişen teknolojinin dayatdığı âlet, makina ve silâhları kullanmaya, bahriye zâbitânımız hâlâ istekli değil idi. Zâbitânın yapmayı hamallık addetdiği ve fakat efrada da yapdıramadığı işleri yapacak “orta kademe” bir asker sınıfına olan şiddetli ihtiyâç azalmak şöyle dursun iyice artmış idi. İngiltere’den satın aldığımız buharlı gemileri işletecek bahriyeli askerimiz yok idi. Bembeyaz bahriye elbesesini çıkartıp, yağlı tulumu giymek isdemeyen bahriyeli kurnaz zâbitânımız, kendilerinin yapması gereken işi yapacak “ortada sandık” bir asker sınıfını ikinci kez peydahlamakda gecikmedi. Bu şiddetli ihtiyâcı tedârik etmek üzere bu kez de 1914 senesinde muvakkat bir kânun tertip etdiler. Bu muvakkat kânun ile o târihde mevcut olan zâbit ve efrâda ilâve olarak iki yeni muvazzaf asker sınıfı birden teşkil edildi;

 

1. Küçük zâbit,

 

2. Gedikli zâbit.

 

Bir senelik bir sınamadan sonra 1915 senesinde tasdikân (aynen) kabul edilip meriyyet-ül icrâya konulan bu kânun ile ihdâs edilen donanma “küçük zâbitliği”, bugün bildiğimiz “asubay” sınıfının ta kendisi idi. “gedikli zâbit” denilen asker sınıfı ise zâbitin mâdûnu, fakat küçük zâbitin mafevki idi. Zâbit hâricindeki bütün askerlerin içine tıkışdırıldığı bu yeni kânun ile Bahriyemizde bir anda 4 sınıf asker peydâ oldu...

Bahriye zâbitân heyetimizin beceriksizliği, işbilmezliği ve en çok da hâinliklerinden dolayı donanmamız, batılı donanmalar karşısında mağlubiyetler aldıkca bahriyemizi çağın gereklerine göre tanzim etmeye çalışdık. Donanmamızı ıslah ederken de gidip düşmânımız olan devletlerden yardım devşirdik, iyi mi! Küffar deyip cihâd ilan etdiğimiz bu devletlerin aklı ile sıçmaya gidip kendi donanmamızı tanzim etmeye çalışdık.

  • Gedikli” ve “gedikli zâbit” sınıfları, bizim donanmamıza özgü unvânlar. Bu tâbirâtın donanmamız ıstılâhına ne zamân dâhil edildiğini yukarıdaki bölümde açıkladık.

 

  • Donanmamıza ait resmî evraklarda “küçük zâbit” tâbirine 1880’lerde rastlıyoruz. Donanmamızın bağrına paslı bir kama gibi saplanan ve “ortada sandık” gibi duran “küçük zâbit” (petty officer) tâbirini ise biz, 1880’li senelerde İngiltere’den aldık! İngiltere’den aşırdığımıza delil olarak da ben, 1881-1886 senelerinde Bahriye Nâzırlığı yapdırdığımız İngiliz çaşıtı Hobart Paşa’yı ileri sürüyorum. Aksini iddia eden var ise şâyet; “iddiâsını isbata dâvet ediyorum!

 

Türk donanmasının rûhuna uymayan bu iki sınıfdan birisi olan “gedikli zâbit” sınıfını, subaylarımız kendilerine çetin bir rakip gördüğü için kısa sürede lağv etdiler.

Fakat bahriyemizin beyaz zâbitân heyeti, kendi yapması gereken işleri sırtına yıkdığı “küçük zâbitliğe”, denize düşeninin yılana sarıldığı gibi sarıldı ve canı bahâsına idâme etdirdi. Menfaatperest zâbitânımızın bu tek taraflı tutumu yüzünden bugün yüzlerce sıkıntısı ile karşımızda duran onbinlerce “deniz asubayı” var.

Neticeten;

İstiklâl ve Çanakkale Harplerinde, birbirinden tamâmen farklı tam 4 sınıf bahriye askeri harb etdi;

 

1. Mükellef Efrâd (Er)

 

2. Muvazzaf Küçük Zâbit

 

3. Muvazzaf Gedikli Zâbit

 

4. Muvazzaf Zâbit

 

Kendilerinin yazdığı ya da kendi şakşakcılarına yazdırdığı kahramanlıklar ile süslü menkıbelerinde bahriye zâbitân heyetimiz; şan, şöhret ve şeref pâyelerini sâdece kendi hânelerine ganimet kayıt eder iken

Zâbit hâricinde kalan “muvazzaf küçük zâbit” ve “muvazzaf gedikli zâbiti” ise

Nefer (er) hânesine yazdılar ve bu donanma askerlerinin adından bile bahsetmediler. 

Nereden mi biliyorum?

Çünkü sordum,

 

Bugüne kadar İstiklâl Madalyası tevdi edilen;

a. Subay,

b. Astsubay,

c. Er ve Erbaş

 Sayısı ayrı ayrı olmak üzere nedir? 17.12.2013.

943 890 başvuru numarası ile mesajınız başarı ile iletilmiştir.Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz. 

 

Ve dahi

Muttali oldum! 

 

  

   MÜS.YRD.   :  32984417-1640- 980 -13/ASAL D.Loj.ve İd.Ş.                                                  02 Aralık 2013

(This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.)

 İLGİ :  26 Kasım 2013 tarihli elektronik postalarınız incelenmiştir.

 1. İlgi elektronik posta incelenmiştir.

 2. 4982 sayılı bilgi edinme hakkı kanunu ve kanuna ilişkin yönetmelik esasları gereği tarafınızca   istenilen bilgiler aşağıya çıkarılmıştır. Bu kapsamda;

   a.  Subay (Askerî memurlar dâhil) 16.647,

   b.  Astsubay/Erbaş ve er 120.869 olmak üzere

  toplam 137.516 kişi İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

 Rica ederim.

                                                                                                  İ M Z A L I D I R

                                                                                                   Nihat ÇAĞAN 

                                                                                                   Personel Albay

                                                                                                   ASAL D.Bşk.Yrd.

 

İşde,

Yukarıda görüyorsunuz!

 

*  *  *  *  *

 

1890 nizamnâmesinin “esbâb-ı mucibesi” yok!

Dönemin Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşa güyâ kerem eyleyip bir emir buyurmuş!

Ve düşünüp tartışmadan donanmamızda “gedikli” isminde üçüncü bir asker sınıfını tertip etmişler.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yeyici, yutucu” Hasan Hüsnü Paşa’nın emir buyurup hazırlatdığı o nizamnâmenin son satırına bakıyoruz

Ve dahi

Orada şu şerhi görüyoruz;

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

26a

  

Devletin padişahı dururken, 

Sadr-ı Ȃzamı dururken,

Seraskeri dururken;

Bahriye Nâzırı bir zâbitin emir buyurup yeni bir asker sınıfı tertiplediğini söyleyen “târih câhili” zâbitân gürûhumuz,

Altı yüz seneden fazla yedi düvele nizâm veren Osmanlıyı, kabile devleti zannediyor zahir!.. 

Donanma Gedikli sınıfının teşkil edilmesi için Bahriye Nâzırı’nın emir verdiğini söyleyen târih soytarısı subaylarımız,

Demek ki nizamnâmesini görmedikleri Donanma “gedikli” sınıfı hakkında târih yazmaya tevessül etmişler!

Yazıklar olsun sizlere!.. 

Eski Tüfek de gemici tayfası idi, bilir bu işleri!

Senin Bahriye Nâzırı dediğin Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Sultan II. Abdülhamid’den izin almadan değil yeni bir asker sınıfı tertiplemek,

Kumandanı olduğu sefinedeki helâya sıçmaya bile gidemez idi...

 

İşde isbatı;

 

Osmanlı Devletinin İlk Anakânunu olan Kânun-i Esâsî, 24 Aralık 1876 târihinde meriyyete konuldu.

 

Donanma Gedikli” sınıfının teşkil edildiği 1890 senesinde meriyyetde olan işbu Kânun-i Esâsi’nin

Yedinci Maddesi şöyle der;

 

 

Madde Yedi —  Vükelânın azil ve nasbı ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişan itâsı ve eyelâtı mümtazenin şerâiti imtiyaziyelerine tevfikan icrâyı tevcihatı ve meskûkât darbı ve hutbelerde namının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedât akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kânuniyenin icrâsı ve devairi idârenin muamelâtına müteallik nizâmnâmelerin tanzimi ve mücazaatı kânuniyenin tahfili veya affı ve meclisi umuminin akt ve tatili ve ledel iktiza heyeti mebusanın azası ve yeniden intihap olunmak şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.

 

 

*  *  *  *  *

 

1915 Nizamnâmesi meclisde müzâkere edilmiş. Fakat maddeler üzerinde hiçbir tartışma yapılmamış. “Gedikli zâbit ve küçük zâbit” sınıfı donanmamızda niye teşkil edilmiş, belli değil! Maddeler okunmuş, mebuslar dinlemiş! Maddeler reye sunulmuş, mebuslar ellerini havaya kaldırmış! Hiçbir mebus, bir tek dahi olsa fikir beyân etmeden bu kânunu kabul etmişler!

 

*  *  *  *  *

 

Resmî(!)” târihcesine bakdığımızda bahriyeli subaylarımız, Deniz Kuvvetlerimizi 1081 senesinde teşkil etdiğimizi söylüyolar. Kurulduğu ilk günlerde donanmamızın doğru dürüst bir nizâmı olmadığını ve gemilerimizi “usda-çırak” esâsına göre idâre etdiğimizi de gene aynı subaylarımız söylüyor. Donanmamıza dâir ilk kânunnâmemizi, 1701 senesinde yazmışız. Bu kânunnâmede, gemideki işlerin kısmen de olsa bir düzene göre yapıldığını ve fakat tayfa arasında hâlâ bir “sınıflaşma” olmadığını görüyoruz. 1792 Kânunnâmesi ile gemi tayfası dört sınıfa tefrik edilmiş. Bu Kânunnâmenin tatbik edilmesi ile donanmamız tayfası arasında ilk kez “sınıflaşma” başlamış.

Teşkil edildiği ve “sınıfsız” olarak hizmet verdiği 1081 senesinden, gemi tayfasını ilk kez “sınıflara” böldüğümüz 1792 senesine kadar geçen 711 sene içinde Osmanlı Donanmasının en parlak ve muhteşem dönemlerini yaşadığını görüyoruz.

Donanmamızı utanç denizinde boğan donanma mağlubiyetlerinin başlangıç döneminin ise

Donanma tayfası arasındaki bu “sınıflaşma” ile başladığını bugüne kadar görebilen bir subayımız var mı acap?

 

 

  • 1788 Özi bozgunu,
  • 1807 İngiliz gemilerinin İstanbul’u kuşatması,
  • 1827 Navarin bozgunu,
  • 1853 Sinop bozgunu,
  • 1877-1878 Rus bozgunu.

 

 

 Deniz mağlubiyetlerimizden aklıma ilk gelenler...

Bütün bu deniz mağlubiyetlerini biz, bugün Deniz Harp Okulu isimi ile bildiğimiz mektebi açdıkdan sonra yaşadık!

Donanmamızda “mektebli ilk sınıflaşma” 1890 senesinde oldu! Deniz Asubay Okulunun târihcesine bakdığımızda, Bahriye Nâzırı denen “yeyici ve yutucu” bir zâbitin emir verdiğini ve “mektebli gedikli” sınıfının ilk kez olmak üzere teşkil edildiğini görüyoruz. Nizamnâmesinde, “gedikli” sınıfı adını verdikleri askerlerin görev tanımları var. Fakat bu sınıfın teşkil edilmesinin “esbâb-ı mucibesi” (gerekcesi) yok! Çok tuhaf bir durum! Esbâb-ı mucibesi (gerekcesi)  olmayan kânun, gayri meşru demekdir!..

 

 

Deniz zaferlerimizden söz etmeye gelince;

Övüngen, böbürgen, sömürgen, semirgen ve kemirgen bahriye zâbitân heyetimiz kahramanlığı kimselere bırakmazlar! 

Fakat bu deniz zaferlerini kazanan tayfanın eğitimlerinin ne olduğuna ise hep kör bakarlar.

O muzaffer denizcilerimizin “okuma-yazma” dahi bilmediğini,

Ve dahi

Hemen hepsinin;

Alaylı”,

Gönüllü”,

Sokakdan toplama

 

Ya da

 

Köle” olduğunu ağızlarına dahi almazlar.

 

 

Deniz mağlubiyetlerimizden bahsederken de gene o aynı üfürükcü bahriye zâbitânımız;

Donanmamızı o harblerde sevk ve idâre eden zâbitân heyetimizin “mektebli” olduğundan tek kelime söz etmezler!

 

Beyaz zâbitân heyetimizin bizzat yazdığı

Veya

Devletin parası ile ısmarlama yazdırdığı sahte ve düzmece resmî târihimiz de

İşde, böyle zırvalar ile doludur.

 

*  *  *  *  *

 

Tam 10 sene devâm eden Birinci Cihân Hârbi, millet harbidir. Bu harbin gerçek kahramanı da Türk milletidir.

Ayrıca;

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi açdığımız 1776 senesinden beri

Ve dahi

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiyye”’yi hizmete açdığımız 1834 senesinden beri

Deniz ve Kara Ordularımız gâlibiyet yüzü görmedi...

 

*  *  *  *  *

 

15 Temmuz darbesinde bugün Coni’nin ayak izlerini arayanlar,

Gene ordumuzun içindeki subaylarımıza baksınlar!

Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan siz Coniperestiş Rüşdü’ler, zottirik Kenan’lar, etekli Doğan’lar, kıvrık Hüseyin'ler, molla İ. Hakkı’lar, kambur Yaşar’lar, köstebek Hilmi’ler, sucukcu Necdet’ler;

Kendi subayına taa 1952 senesinden beri Coni hurması yedirir ise şâyet

 

Asubay Tefrikası -6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

O hurmalar Harp Okullarımızda semirir, semirir, semirir,

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

2016 senesinin bir 15 Temmuz akşamı çıkar gelir

Ve dahi

Senin gıçını tırmalar!

 

*  *  *  *  *

 

Elde tesbih, dilde Allah, biteviye besmele çekiyorsun;

Ve fakat gene sen!

Kul hakkı yerken de besmele çekiyorsun ya! Yuf olsun senin soyuna!..

 

İçin temiz olmadıkdan sonra

Hacı, hoca olmuşsun, kaç para!

Hırka, tesbih, post, seccâde gözel;

Lâkin, Allah kanar mı, bunlara?

 

*  *  *  *  *

 

Sen, adam olmadıkdan sonra

Sen, adam gibi denizci yetişdirmedikden sonra

Zâbit olmuş, erbaş olmuş

Alaylı olmuş, mektebli olmuş

Demeki ki hiçbirisinin kıymeti harbiyesi yok!

 

 Deniz Kuvvetlerimizde “zâbit ile efrâd” arasına

üçüncü bir asker sınıfı olarak paslı kama gibi sokulan

gedikli

ya da

bugünkü ismi ile “astsubay” dediğimiz asker sınıfının

teşkil edilmesinin gizli maksadı meğerki ne imiş?

Donanmamız beyaz zâbitân heyetinin kendi saltanâtını devâm etdirmesi için;

Harb sanatının kendilerine tahmil etdiği ağır ve çok tehlikeli görevleri

Zâbit” olmayan ve “ortada sandık” bir asker sınıfının "döşüne" yüklemek!

 

(Devâm edecek)

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

nevzat yüksel
MESLEKTAŞLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR; #AstsubaylaraSözVerdiniz TWEET-TAG ÇALIŞMASI Tarih: 30 EKİM 2020 Cuma Akşam Saat: 19:00?da.
Pazartesi, 26 Ekim 2020
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
ASSUBAYLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN Göreve ve ölüme gönderirken hatırlayacaksın, şehit cenazelerinde övgüler dizeceksin, Assubay olmadan ordunun olmayacağını gözardı edeceksin ama hakkı hukuku esirgiyeceksin, bu nasıl bir zihniyet nasıl bir peygamber ocağı? 17 Ekim TEMAD'IN kurulușunu ve Assubaylar gününü buruk bir şekilde kutluyoruz; dileriz sağduyu adalet vicdan üstün ...
Cumartesi, 17 Ekim 2020
Fethi Kayar
7 Ekim 1961 yılı Balıkesir Ordu Donatım Okulu ilk mezunu arkadaşlarımın mezuniyet yıllarını kutlar; sağlıklı günler dilerim. 1961/46
Çarşamba, 07 Ekim 2020
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ