Varagele

By Eski Tüfek 19.01.2014 Okunma Sayısı: 2398 Yorumlar (7)

Çamaşır ipi değil şu yukarıdaki resimde gördüğünüz,

Çorap, don, göynek asılmaz!

Varagele derler ona.

Varagele!..

Bir denizci tâbiridir.

İki nokta arasında sağlam bir halat ger,

Bu halat üzerine hareketli bir makara koy,

O makaraya bir sepet veya sandalye bağla!..

Sonra da ister insan taşı,

İstersen eşyâ...

Sözlük anlamı böyle...

Okuduğunuz bu açıklamada bahsedilen “iki nokta”,

Biz denizciler için her hâl ve şartda “iki gemi” yi ifâde eder.

Başkasını bilmeyiz.

Hele hele sakın ola bir denizciye, Ankara’da varagele yapdım demeyin!

Tozutduğunuzu düşünebilir.

Denizde Varagele!..

Sitemizin kaytan bıyıklı İdarecisi Sayın Semih KOÇ da bahriyelidir.

Varegeleyi bilir.

Her iki gemi aynı istikâmet ve sâbit sürat ile yola devâm eder.

Denizde hareket hâlinde olan iki gemi arasında varagele tertibâtını kurarsın.

İkisi arasındaki mesâfe sâdece 10-15 metre.

120 metre boyunda, onbinlerce ton ağırlığında koca bir arabayı

Sanki garaja bırakan bir sürücü kadar mahir olmalısın.

Üsdelik arabanı bırakmak istedin garaj, yerinde durmuyor.

Hareket ediyor...

image006 
image007
image008
image003
image009
image010

Saatde 30 kilometre sabit hızla yürüyen bir garaja arabanızı park etdiniz mi hiç?

İki geminin denizde varagele yapması da işde böyle birşey...

Hızlı gitsen garaja çarparsın, halatı kopartırsın.

Yavaş gitsen arabayı garaja sokamazsın. Halat gene kopar...

*  *  *

Böylece alış-veriş başlar.

Bu gemi, ötekine bir şey gönderir.

Öteki gemi, berikine başka bir şey...

Herkes, kendi yediğinden misâli!..

Denizde ikmâl yapabilen deniz kuvvetlerine sahip ülke sayısı bugün bile iki elin parmaklarından çok değildir.

Bizim deniz kuvvetlerimiz, denizde ikmâl yapabilen beş on deniz kuvvetinden birisidir.

Devâm eden harekât için sâniyeler bile çok önemlidir.

Mazot, cebehâne, ekmek, su bitdiyse deponu  doldurmak için dünyanın öbür ucundan buraya gelemezsin.

Bu neviden ihtiyacını, harekât icrâ etdiğin mevkiide ikmâl etmelisin.

Üsdelik,

İhtiyâcı neyse geminin istediğini sâdece beş on dakikada alıp-verip yoluna devam etmesi beklenir.

Dolmuş değil ki hemen kenara çekip işini göresin.

Kocaman gemi...

Dur desen, durması iki saat alır.

*  *  *

Varagele, tehlikeli ve zor bir işdir. Hiç ummadık kazâlar meydana gelebilir.

Gergin bir halat koparsa

Tırpanın ekini biçdiği gibi yakınındaki insanları ikiye bölebilir.

Oldu, gördüm!..

Halatın kopması, taşınan malzemenin denize düşmesi, indirirken kırılıp dökülmesi,

Hele bir de patlaması var ki,

Ne siz sual eyleyin ne de ben diyeyim.

Mecbûrî durumlarda başka çâre yokdur.

Yapmak zorundasın.

Azgın fırtına,

Dağ gibi dalgalar var.

Koca gemiyi defter yaprağı gibi kaldırıp kaldırıp anamın keçeye vurduğu tokaç gibi suya vuran kudurmuş rüzgârlar,

İnsanın kemiklerine kadar işleyen buzdan da soğuk havalar var...

Her zamân sütliman değildir!

Ne zamân ne yapacağını kesdiremezsin.

Deniz, kadına benzer,

Atamazsın, satamazsın

Başetmeyi bilmek gerek.

Dalgalı bir havada denizde hareketsiz kalan geminin Allah yardımcısı olsun!

Ceviz kabuğundan beter sallanır.

Serseri mayın gibi kontrolden çıkar.

image013

İkisi de tehlikelidir.

En iyisi, her iki gemi, aynı istikâmette ve aynı sürâtle hareket ederken varagele etmekdir.

Sağ tarafınızda temâşa etdiğiniz resimdeki sepetin içinde sulh zamânında takas edilenler;

Fındık fısdık, gazete, lasdik...

Harp zamânında ise

image012El, ayak, kol bacak... (Bkz.→)

Havilsiz olmak gerek!

Denizin hiç merhameti yokdur.

Zayıfları hemen yutar.

Kendine ait olmayanı da

Eninde sonunda kusar.

Daima en iyiye,

En güçlüye teslim olur.

Dedik ya, kadın gibidir!..

***

Deniz görevlerimizin temcid pilâvıydı varagele tâlimi...

Bahriyeli yârim var,

Gemilerde tâlim var,

Değil mi?..

Personel varagele mevkilerine diye başlayan ve yaz-kış, gece-gündüz, deniz-domuz demeden saatler süren varagele tâlimleri...

Her seyir esnâsında mutlaka bir kaç kere tâlim ederdik.

İşin içinde insan canı var,

Geminin selâmeti var.

Tatbik edesin ki gerçek ihtiyâc durumunda layıkıyla yapabilesin.

Hem, harb şaka kaldırmaz!

Mağlubiyetin bedeli ağırdır,

Eskeriyetle telâfisi de yokdur çünkü.

Bilmem ne denizinin bilmem ne bölgesinde olduğunuzu tahayyül edin.

Altınızda sâdece su var; sonsuz bir tuzlu su çölü çepe çevre kuşatmış sizi.

Üsdünüzde ise hava...

Deniz, yasdık,

Hava, yorgan niyetine...

Sol, sağ,

Ön, arka...

İskele, sancak,

Pruva, pupa...

Altınızdaki ve üstünüzdekinin aynısı...

Kuş uçmaz, kervân uğramaz diyârlar bile oralardan daha ehven.

Kaderimle başbaşa kalmışım.

Ne yol var ne de iz...

Kuş olup uçmaya tevessül etsem insan yaşayan en yakın kara parçasına vasıl olmaya mecâlim yetmez...

İmdat! Can kurtaran yok mu? desem kelime-i şahâdet getirip ruhumu teslim eylerim de kimseler duymaz...

Gemide çalışdığım yerin sol tarafı, cephane dolu. Değil bir gemi, koca bir şehri berhevâ etmeye yetecek kadar barut var.

Yatdığım yatağın hemen bir güverte altında geminin makineleri var. Her biri bina kadar büyük.

Sağ tarafımda, onlarca tanker dolduracak kadar büyük akaryakıt depoları... Orada geminin bir senelik nevâlesi yatıyor.

Her tarafımda içinden on binlerce volt geçen kablolar, buhar geçen, mazot geçen borular,

Harıl harıl işleyen cihazlar,

Homurdayan divâsa makineler...

Bu kadar yanıcı, yakıcı ve patlayıcı maddeyi dünyanın hiçbir yerinde bir arada göremezsin.

Yokdur çünkü!

Birbiriyle işbirliği içinde çalışan yüzlerce silah, makine, cihaz, âlet, edâvat...

Sâdece kendi çalışdığım telsiz kamarasındaki cihazları şöyle bir düşünüyorum da...

Bir gürültü vardır ki orada. Makine dairesinde çalışan arkadaşlarıma gıpta etdiğim zamanlar olmuşdur hani.

Hele bir de yazdığım ve okuduğum mesajlar...

Minder yapsam

Her T.C. vatandaşına bir adet bilâ bedel hediye etmeye kâfi gelir.

Ya da cilt yapdırsam,

Millî Kütüphânedeki kadar bir külliyât zuhur eder.

Görüneni görünmeyeni ile bunların içinde işleyen onbinlerce makine parçası, dişli, piston ve saire...

Tersanede inşâ aşamasında TCG ORUÇREİS harp gemisinde çalışdım.

Meşhur Beypazarı kurusu kalınlığında tam kırkbin kilometre bakır kablo döşedik...

İnsan vücudunda ne kadar damar, kılcal damar var ise bunun beş misli kablo bizim gemide vardı.

Buna ilâve olarak bir de bu geminin içinde can var, can!..

Onlarca, bazılarında yüzlerce...

Devletin onca paraya can verdiği gemi ve

Vatan görevini yapmak için canlarını dişlerine takmış vatan sevdâlısı denizci askerler...

Astsubay, subay...

Ve başımızın tacı, gözümüzün bebeği, anaların bize emânet etdiği,

Kınalı kuzular...

Hepimizin hayâtı incecik bir tele, aha şuncacık bir cıvataya, mercimek kadar bir pula; toplu iğne ucu kadar bir parçaya bağlı.

Olacak ise oluyor.

Mukadderât!

Herşey yolunda giderken

Birden bire makinelerden birisi bozuluyor.

İçinden tazyikli su, buhar, yağ, akaryakıt geçen bir boru patlıyor.

Bir kablo yanıyor...

Gemi, şamandıra gibi kalıyor tuzlu deniz çölünde...

Allah esirgesin!

Oldu,

Küçük bir kıvılcım,

Kocaman bir patlama demekdir.

Şuncacık bir cıvata,

Küçücük bir pul,

Saç kılı kadar ince bir kablo...

Neticesini kimse tahmin edemez!

Dünya’nın nısfını gezdim, gördüm. Kendi paramla gezgin olarak değil, ha! Nerede bu fukarada o para?.. Devlet görevi icâbı hani!..

Yabancı harp gemilerinde, kara birliklerinde yatdık, yedik, içdik. Çeşitli devletlere mensup her rütbeden askerle berâber çalışıp denizde kader ortaklığı yapdık.

Onlardan da dürüst, namuslu, temiz ve çalışkan o kadar subay, astsubay, er gördüm ki...

Her türden sayısız yerde; yabancı gemide ve askerî birlikde arızalar, kazâlar gördüm, yaşadım.

Fakat meydana gelen arızayı gidermek için hiçbir yerde, hiç kimsenin benim gemimdeki kadar gayretkeş davrandığına şâhit olmadım.

Bu farkı gözümle görmenin ve tecrübe etmenin bana verdiği hazzı burada tarif etmemin imkânı yok!..

Ne mutlu Türk Deniz Kuvvetlerine ki böyle eli öpülesi gerçek kahraman astsubayı, subayı, kınalı kuzuları var...

Hele bir de ansızın bir fırtına çıkıverir ki

Yer gök, birbirine karışır!

Dizginden boşanmış yılkı aygırı gibi

Söz geçirmenin imkânı yok!

Dinsizim diyeni otuzbeş saniyede kâbe görmüş hacıya çevirir!..

Gemide can var dedik ya!.. İnsanoğlu bu... Nerede ne olacağını kim bilebilir? Hastalanıyor!

Veya bir kazâya uğruyor. Yardım lâzım.

Gemiyi tâmir etmek lâzım! Vazife beklemez.

İnsanı tâmir etmek lâzım! Hastaneye yetiştirmek lâzım. Allah kuludur, eşi benzeri de yokdur.

Basdırıp parayı yerine yenisini satın alamazsın.

İşde, en sıkışdığın anda en yakınındaki bir gemiden yardım istersin.

Ya sen, onun olduğu yere gidersin,

Ya da o senin olduğun mevkiye gelir.

Bazen her iki gemi aynı mevkiide buluşmak üzere yol alırlar.

Yanyana gelince de hemen varagele donanımı kurulur ve alış-veriş başlar.

Biri, diğerine bir şey gönderir.

Diğeri, berikine başka bir şey...

Herkes, kendi istediğinden misâli!..

Bahsetmeye çalışdığım bu iki hususda yaşadıklarımı kâğıdın sırtına yüklemeye bir başlasam!..

Kağıt, rahmetli Sülük dedemin elma sirkesi küpü gibi çatlar,

Âhir ömrüm de kâfi gelmez!

Ankara Çölünde İşgilli Varagele!..

Denizde harekât icrâ eden iki gemi arasında malzeme veya insan takası için varagele yaparsın.

Peki, senin kurumuna ait olan bir mahkeme ile senin aranda bir şeylerin takas edilmesi için sen ne yaparsın?..

Senin elinde suâl vardır,

Cevâbını bilmek istersin.

Onun elinde de senin istediğin cevâp...

Sen, ona dilekce gönderirsin.

O da sana cevâp...

Olması beklenen bu.

Peki hakikâtde olan nedir?..

Çok yazdık, çok söyledik.

Artık sebebini fâş eyleyin dedik.

Kellim, kellim lâ yenfâ!

Bakdık, netice alamıyoruz.

Bu satırın müellifi olarak biz de başladık varageleye...

Hem de Ankara Çölünün göbeğinde

Hem de kendi mahkememiz ile

Hem de bilmem kaçıncı defa

Hem de en işgillisinden...

*  *  *

Bilginiz üzerine, devletden bilgi istemenin usûl ve esaslarını düzenleyen bir Kanun var. 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu. Bu Kanun’a istinâden her vatandaş, kendisini ilgilendiren konuda dilekce yazıp devletin ilgili kurumundan bilgi isteyebilir.(Bkz.↓)

 image016

Söze konu Kanun, devlet kurumlarına bir görev veriyor. Diyor ki, sana sorulan suallere cevâp vereceksin.(Bkz.↓)

 image018

Şu hususu da fâş eyleyelim. Suâle cevâp vermek istemeyen kurumlar, Kanun’un 25 inci maddesini bahâne ediyorlar. Fakat bu maddeyi iyi okumak lâzım. Hak sahibi olan bir kimsenin suâlinden kaçmaları mümkün değil. (Bkz.↓)

 image020

Yeri gelmişken peşinen diyelim. Dostlarımız, meslek usdalarımız bizi bilirler. 30 senelik muvazzaf astsubaylığımda tevbih cezâsı dahi almadım. 3 savunma verdiler. Yapdığım savunmayı okuyanlar; bana söylediklerini yutmak, verdiği savunmayı da yırtmak mecburiyetinde kaldılar.

Muvazzaf iken AYİM’e 7 davâ açdım. Birisini, haklı olduğum hâlde kaybetdim. Bu ifâde, bana değil fakat hâkim subay olan arkadaşıma aitdir.

Açdığım 6 davâyı da AYİM görüşmeyi reddetdi. Bunların hiçbirisi şahsımla ilgili değil. Kanunlarda gördüğüm yanlış, eksik, haksızlıkları konu eden davâlardır.

İmdi, gönderdiğim dilekcelerin ve dilekcelerime verilen cevâpların varagele edildiği takas tiyatrosunu buyurun, berâber temâşa eyleyelim.

Çaylarınızı tazelemeyi unutmayın...

*  *  *

Bilginiz üzerine, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin biz astsubaylar hakkında buyurduğu bir kararı var.

Astsubayları devlet memur sınıfına sokan meşhur kararı.

Böyle bir karar verdiğinden kuşkumuz yok.

Biliyoruz...

Çünkü zamânın Başbakanı, Bahriyeden emekli subay Sn. Bülent ULUSU, Meclise verdiği Kanun tasarısında AYİM’in bu kararından bahsetmiş.

12 Eylül subay darbesi günlerinde, muhtemelen 1980-1981 tarihlerinde verdiği bu kararla AYİM, kendi parasıyla ve kendi namına yüksek tahsil yapan biz astsubayların maaş derece/kademe intibâkının 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri Sınıfına dâhil olan devlet memurlarıya aynı seviyeden yapılmasına hükmetdi.

Akabinde, Sn. Bülent ULUSU hükûmeti, AYİM’in bu kararını gerekce gösterip 926 sayılı TSK Personel Kanun’unun 137’inci maddesini hemen değiştirdi.

Bu çifte tezgâh ile önce;

  • Astsubaya verilen bir derece geri alındı,
  • Sonra, devlet memuru ile eşitlendi,
  • En sonunda da astsubayın intibâkını devlet memurunun bir alt kademesinden yapmak için tekrar Kanun çıkartdılar.

Ve o günden beridir kendi parasıyla yüksek tahsil yapan astsubaya, devlet memuruna verilen maaş intibâk hakkından bir derece eksik intibâk veriliyor.

 Devletin her memuruna verilen bu hakkı bugün hâlâ eksik olarak alan bir tek meslek var; biz astsubaylar.

AYİM’in tutduğu ve emekli subay Sn. Bülent ULUSU’nun vurduğu Kanun’un mağdurlarından birisi de şu lâkırdısını okuduğunuz bendenizdir. Binlerce meslekdaşım gibi ben de emekli bir astsubay olarak şu gün bile devletden hâlâ bir derece alacaklıyım muhterem yiğitler.

  • İntibâk konusunda astsubaylara yapılan haksızlığı İntibâkların Seyir Defteri isimli makâlemizde tafsilâtlı olarak tetkik edip ehl-i vicdân ademoğullarına fâş eyledik.
  • Kendisiyle henüz kimsenin müşerref olamadığı bu mahrem karar hakkında bildiklerimizi de Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay isimli makâlemizde mufassal olarak tetkik etdik.

Babamın babası rahmetli Hacı Sülük dedem, “Oğul; lafı az, elini uz tut. Peşrevi güreşden uzun olmasın!” derdi. Dedemin bu nasihatı kulağıma küpe olduğundan bu husuları burada çift dikiş yapmayalım.

İşde bu sebepden dolayı, okuduğunuz şu satırları yazan bendeniz de, beni mağdur eden bu kararın peşine düşdüm. Devletin ilgili kurumlarına bugüne kadar tam altı dâne pulsuz dilekce gönderdim.

İlk beş dilekceme verdikleri cevâplar aşağıda.

Altıncı ve sonuncu dilekcemi de gene bu makâlemde fâş edeceğim. Bu dilekceme ne cevâp vereceklerini ömrümüz vefâ ederse göreceğiz inşallah.

Denizde iki gemi arasında kurulan varagele donanımını

Biz, makâlemizin konusu icâbı

Ankara’nın iki semti arasında kurduk.

Bir ucunda Çankaya/ Merâsim Sokak,

Öbür ucunda Keçiören/Etlik...

Haydi hayırlısı...

Şimdi, yüksek müsaadenizle varagele sepetine bir göz atalım.

Bakalım Şükrü IRBIK ile Millî Savunma Bakanlığı ve AYİM arasında kurulan varagelede neler gitmiş, neler gelmiş.

Birinci Varagele;

Aşağıda gördüğünüz ilk dilekcemi, 22 Mayıs 2013 tarihinde BİMER’e gönderdim;

“926 sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

a. 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

b. Karar var ise tarihi ve sayısı nedir?”

Bu dilekcemi Millî Savunma Bakanlığı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne tavassut etdi. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi de aşağıda gördüğünüz cevâbı gönderdi.

image022

İkinci Varagele;

Birinci suâlime AYİM kasden cevâp vermedi. Hâl böyle olunca aynı soruyu hâvi ikinci dilekcemi 06 Haziran 2013 tarihinde gönderdim.

Millî Savunma Bakanlığı dilekcemi gene AYİM’e gönderdi.

AYİM 14 Haziran 2013 tarihinde şu cevâbı verdi.

image024

Bir mahkeme tasavvur ediniz. Kendi kurumunda görevli bir vatandaş hakkında karar vermiş. Hakkında karar verdiği vatandaşın istediği karar metni, Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmesin.

Bu mahkeme nerede mi?

Ne yazık ki benim memleketimde.

Üstelik, benim teşkilâtımın mahkemesi...

Gönderdiğim birinci ve ikinci dilekceyi lutfen bir kez daha okuyunuz.

Ben, AYİM’e açdığım davâlara ait kararları istemiş miyim, varın siz kendiniz görünüz.

Üçüncü Varagele;

Üçüncü dilekcemi 24 Haziran 2013 tarihinde gönderdim.

Bu kez devreye AYİM’in amiri olan Millî Savunma Bakanlığı girdi. Sağolsun, bize esenlikler dileyen bir albayımız dilekcemize şu cevâbı verdi.

image026 

Bu cevâbı alınca sevindim. Umudum yeşerdi. Dedim ki nihâyet helâl süt emmiş bir subay çıkdı karşıma.

Fakat içimdeki şüpheyi de bir kenara koydum.

Eşe dosda, çoluğa çocuğa, toruna, torbaya, örütbağı bilen herkese haber uçurdum.

Hemen bakın dedim. Kendim de armut toplamadım bu arada.

Samanlıkda iğne aramakdan farklı değildi yapacağım iş.

Gece-gündüz,

Sabah-akşam...

Saatler, günler, haftalar...

Bulamadım.

Ulaşamadım...

Çünkü, Millî Savunma Bakanlığındaki görevli subayın bana verdiği cevâbın ne aslı vardı ne de asdarı...

Dördüncü Varagele;

Üçüncü dilekcemden de netice alamadım. Dördüncü dilekcemi 20 Ağustos 2013 tarihinde gönderdim.

Cevâp, gene Millî Savunma Bakanlığından geldi.

Bu kez Millî Savunma Bakanlığı, dilekcemi tekrar AYİM’e varagele etdi.

image028 

Millî Savunma Bakanlığı, bana gönderdiği birinci cevâbında verdiği sözü, susuz yutdu. Tükürdüğünü yaladı. Samimî olmadığı ortaya çıkdı. Pek tabidir ki biz burada, Millî Savunma Bakanlığının tüzel kişiliğine laf etmiyoruz. Ettirmeyiz de.

Lâkin, Millî Savunma Bakanlığını temsil eden subaylar devletin en itibarlı kurumlarını işde böyle kötü duruma düşürdüler.

Bezmedim, usanmadım. Mert insanların en az nâmert insanlar kadar cesur ve azimli olması gerektiğini biliyorum.

Beşinci Varagele;

Dördüncü dilekcem de dağ oldu, fare doğurdu. Sıra geldi beşinci varegeleye. Beşincisini de 4 Aralık 2013 tarihinde gönderdim.

Beşinci dilekcemde bu kez şöyle dedim;

1.Emekli bir astsubay olarak İlgi (a) Kanun ve ilgi (b) Yönetmelikden neşet eden hakkıma istinaden,

926 sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

a. 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

b. Karar var ise tarihi ve sayısı nedir?

şeklinde sualimi havi;

  • İlgi (c) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim birinci dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (ç) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” cevap vermedi.
  • İlgi (d) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim ikinci dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (e) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” ikinci kez cevap vermedi. Talep etdiğim karar metninin ne olduğunu gayet iyi bilen AYİM’in, muvazzaflığımda açdığım 6 davanın dilekcelerinin yaklaşık 20 sayfalık kâğıt nüshalarını hiç sebep olmadığı halde göndermesinin gerekcesi ne olabilir?
  • İlgi (f) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim aynı konuda gönderdiğim üçüncü dilekceme, bu kez Millî Savunma Bakanlığı, ilgi (g) evrak ile “Söz konusu karar metnine, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin resmî internet sitesinden ulaşabilirsiniz.” şeklinde cevap verdi. Yaptığım uzun süreli tetkik neticesinde söz konusu kararın AYİM internet sitesinde yayınlanmadığını tespit etdim. Demek ki bana verilen bilgi doğru değilmiş.
  • İlgi (ğ) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim dördüncü dilekceme ilgi (h) evrak ile Millî Savunma Bakanlığı, bu kez “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi resmî internet sitesinde çeşitli konulara ilişkin AYİM kararlarına yer verilmiştir. Resmî internet sitesinde bulunmayan kararlar için Askerî Yüksek İdare Mahkemesine müracaat etmenizin uygun olacağı değerlendirilmektedir.” şeklinde farklı bir cevap verdi.

2.Zamânın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun imzalayıp Kanunlaşdırılması için Millî Güvenlik Konseyi Başkanlığına gönderdiği ilgi (ı) yazıda şöyle denilmektedir;

657 sayılı Devlet Memurları Personel Kanununun mali hükümlerine yapılan değişikliğe parelel olarak 926 sayılı T.S.K. leri Personel Kanununun ilgili maddesi ve bu maddeye bağlı gösterge tabloları değiştirilmekte fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların intibâkları ile ilgili olarak Askerî  Yüksek İdare Mahkemesinin verdiği karar doğrultusunda aynı maddeye açıklık getirilmekte ve Kanuna gösterge değişikliklerinden meydana gelecek farkın, ilk ay Emekli Sandığına kesilmeyeceğine dair bir ek geçici madde getirilmektedir.

3. Madde 2’de mezkur ifâdeden anlaşıldığı üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin; “Fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların maaş/derece intibâklarının, 657 Sayılı Devlet Personel Kanunu madde 36’da tanımlanan Genel İdare Hizmetleri Sınıfına göre yapılır.” şeklinde karar verdiği aşikardır. Bu karar yüzünden kendi param ile tamamladığım yüksek öğretim neticesi yapılan maaş derece/kademe intibâkımda bir kademe kayba uğratıldım. T.C. vatandaşı olan her memura verilen intibâk hakkı, astsubay olarak bana bir kademe eksik tahakkuk ettirildi. Bu mağduriyetimin sebebi de zamânın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun ilgi (ı) yazısında ifâde etdiği üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin “Astsubaylar, devlet memurudur” şeklinde verdiği mevzu bahis karardır.

4.Madde 2’deki ifâdeden anlaşılacağı üzere Meclis, astsubaylar hakkında çıkartacağı Kanun’a dayanak olarak Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin verdiği bu kararı esas almış.

5.Ben, 30 sene muvazzaflık hizmetimi müteakip 2011 senesinde Sahil Güvenlik Komutanlığından emekli olan bir astsubayım.

6.4982 sayılı Bilgi Edinme Kanun’u kapsamında yukarıda sorduğum soruya hemen her seferinde birbirinden farklı ve tutarsız cevaplar verildi. İnternet sitesinde var olduğu söylendi, fakat doğru olmadığı anlaşıldı. Ya da kanunsuz, gerekcesiz, maddesiz olarak talebim peşinen reddedildi. Bana bugüne kadar verilen cevapların hiçbir hukûkî değeri ve mesnedi yokdur. Benim talebimi ilgili mâkamlar, bugüne kadar alenen savsaklanmışdır.

7.Bir astsubay olarak benim hakkımda verilen ve beni derinden mağdur eden bir kararın, AYİM’in ifâdesiyle “Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediğini” söylemek hiçbir hukuk kavramı ile izah edilemez. Böylesi bir cevap vermek, devleti temsil eden kurumların ciddiyetiyle bağdaşmaz. Benim hakkımda verilmiş bir kararı ben bilmeyeceğim de kim bilecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli celse tutanakları bile internet sitesinde bugün dünyanın istifâdesine sunulmuşken benim hakkımda verdiği kararı benden gizlemeye çalışan AYİM, bu durumu kime, nasıl izah edebilir?

8.Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 1980-1981 tarihleri arasında tesis etdiği anlaşılan bu doğrudan hükmün mağduru olan emekli bir astsubayım. Ve ömrümün son dönemini yaşadığım emekliliğimde dahi bu mağduriyetin sıkıntısını hâlâ yaşıyorum. Bu kararın doğrudan mağduru olarak da karar metninin muhtevasını bilmek en tabii hakkımdır. Ben, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin benim hakkımda verdiği ve 33 seneden beri beni derinden mağdur eden bu karar metnini ölmeden görmek istiyorum.

9.Bu cümleden olmak üzere;

  • İlgili makamlara gönderdiğim dördüncüsü olan işbu dilekceme, bir şikâyet olarak işlem yapılmasını ve
  • Madde 1’de sorduğum karar metninin bir nüshasının M.S.B tarafından This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. e-posta adresime gönderilmesini arz ederim. 04.12.2013.

Saygılarımla

Söylemezsem eksik kalır. Aşağıda gördüğünüz evrağı almak için Eskişehir’e gitmek zorunda kaldım. Cevâbı Ankara’daki adresime göndermelerini dilekceme yazdığım halde sağolsun AYİM, Eskişehir’deki adresimize göndermiş. Her zamanki posdacı gelir zarfı kayınanama bırakır giderdi. Bu kez acemi bir posdacı gelmiş. Şükrü IRBIK olmazsa vermem diye tutdurmuş. Ankara’dan Eskişehir Posdahânesine gidip zarfı kendim teslim aldım.

Git-gel Ankara-Eskişehir;

Tam 8 saat...

Olsun!

Hiç mesele değil!..

Yeşilleri, para sayma makinasında saymak zorunda kalan boynu eğri Gazcı Muammer’in oğlu Barış’da para, bizde vakit hudutsuz nasılsa...

İşin zırt dediği yer, mangır ile alâkalı...

Çam sakızı, çoban armağanı,

Töredendir, eli boş gidilmez ya!..

Gönlümüzden değil fakat cebimizden geçdiği kadarıyla ucuzundan hediye bir şekerleme.

Gidiş-dönüş tiren bileti,

Evden şipâriş verilen 3 porsiyon köfte,

2 EGO bileti,

1 simit...

Tabanvayla tepdiğim onca yol da bizden size helâl olsun gayrı...

Yukarıdaki evrağın şu tekâüt astsubaya yekûn mâliyeti TL cinsinden tam seksen dört lira elli guruş.

Sizin anlayacağınız aşağıdaki cevâbı aparmak bize tam 2 pazar parasına mâl oldu...

Bu Alicengiz oyununu bana oynayan AYİM’in saray soytarısı kılıklı hâkim subayları gıçlarına gınayı yaksınlar!..

Merâsim Sokakda çağıldayarak nazlı nazlı akan sular, astsubaylar mevzu bahis olunca hemen palta kesmez buz oluveriyor.

Fakat şunu asla unutmasınlar!

Rahmetli babamın anası, Küntüş lakâbıyla maruf merhum Emsâl ebem  şöyle dediydi; “Oğul; palta değmedik ağaç olmaz!

Bugün bizden esirgedikleri adâlet bir gün gelecek hâkim kılıklı o subaylara da lâzım olacak inşallah...

Bugün ellerinde biz astsubaylara salladıkları o palta bir vakit gelecek kendi bedenlerini de biçecek!..

*  *  *

Beşinci dilekcemde bu kez AYİM aldı sazı eline.

Bu cevâbı okuyanlardan bir ricam var; lutfen birinci madde ve üçüncü maddede söylenen ifadelere dikkatli bakınız.

Çünkü küpün çatladığı yer işde tam da bu maddelerde düğümlenmiş.

Kıymetli vakdinden bir kısmını ayırıp bu evrağın altına imza atmak zahmetine katlanan er kişi, hâkim kılıklı bir albay.

Üsdelik AYİM’in genel sekreteri.

image033 

Yukarıda gördüğünüz cevâbı tefsir etmeden önce Hocamıza kulak verelim hele bir!

Cingöz komşusu, telâş içinde koşdurup Hoca Nasreddin’in kapısını çalmış ve demiş ki;

  • Hocam, senden iki şey istiyorum!
  • Buyur, demiş hoca, söyle!
  • Hocam, senden  biraz para istiyorum. Biraz da zaman.

Delikli meteliğe telli kurşun atan Hoca’dan cevâp tez gelmiş;

  • Valla komşu birincisi yok! Olsa tükân senin... Fakat ikincisinden istediğin kadar vereyim sana!..

Valla muhterem okuyanlar, şu satırları dökdüren emekli astsubayın durumu da Hoca Nasreddin’in vaziyetinden ehven değil hani!

Kendisi fülûs ü ahmere muhtac;

Cep delik, cepken yırtık!

Ayakkabılarım üçüncü yarım pençeyle altıncı sonbaharını yaşıyor.

Çifte nalça da cabasından. Arnavut kaldırımı yollarda yürürken civar ahâlisi mahalleye beygir geldi zannedip bana doğru keskin bakışlar fırlatıyor.

Lâkin zamanın hesâbını soran yok bize şu günlerde.

Durmak yok! Ayakkabı kutularında yürütmeye!.. Affedersiniz, çifte nalçalı ayakkabılarla yürümeye devam dedik elbet.

Bu nâmertleri sıçdıkları yere gadar govalamazsam onlardan beter olayım!

Öyle de yapdım!

Dayadım altıncı dilekceyi burunlarına!

İLGİ:   

  • (a) 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.
  • (b) 19 Nisan 2004 tarihli ve 2004/7189 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik.
  • (c) 22 Mayıs 2013 tarihli, 454154 sayılı BİMER müracaatım.
  • (ç) Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 28 Mayıs 2013 tarih, GENSEK:2013/401/İda.İşl.Md. sayılı ve “BİMER” Müracaatı konulu cevabî yazısı.
  • (d) 06 Haziran 2013 tarihli ve 492386 sayılı BİMER müracaatım.
  • (e) Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 14 Haziran 2013 tarih, GENSEK:2013-454/id.Ks. sayılı ve “Şükrü IRBIK’ın BİMER Müracaatı Hk.” konulu cevabî yazısı.
  • (f) 24 Haziran 2013 tarihli ve 533000 sayılı BİMER müracaatım.
  • (g) Millî Savunma Bakanlığının 02 Temmuz 2013 tarih, MİY:74134058-1040-1975-13/Per.D.Per.Ynt.Ş. sayılı ve “Şükrü IRBIK” konulu cevabî yazısı.
  • (ğ) 20 Ağustos 2013 tarih ve 699795 sayılı BİMER Müracaatım.
  • (h) Millî Savunma Bakanlığının 13 Eylül 2013 tarih, MİY:74134058-1040-2685-13/Per.D.Per.Ynt.Ş. sayılı ve “BİMER Müracaatınız Hakkında” sayılı cevabî yazısı.
  • (ı) 4/5 Aralık 2013 tarih, 1023375, 1023376 ve 1027366 kayıt numaralı üç bölümlük BİMER dilekcem.
  • (i) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 26 Aralık 2013 tarih, GENSEK:2013/933/İd.Ks. sayılı ve “Şükrü IRBIK’ın BİMER Müracaatı Hk.” konulu cevâbî yazısı.
  • (j) T.C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi Başkanlığının 16 Ekim 1981 tarih ve Sayı:101-995/06408 sayılı yazısı. (926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi, Bir Maddesinin Yürürlükden Kaldırılması ve Kanuna Dört Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Bütçe-Plan Komisyonu Raporu (1/252) (M.G.K. S. Sayısı:329).

1.Emekli bir astsubay olarak İlgi  (a) Kanun ve ilgi (b) Yönetmelikden neşet eden hakkıma istinaden,

926  sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

e.657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

f.Karar var ise tarihi ve sayısı nedir?

şeklinde sualimi havi;

  • İlgi (c) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim “birinci” dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (ç) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” cevap vermedi.
  • İlgi (d) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim “ikinci” dilekceme, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, ilgi (e) evrak ile “Dilekce konusu Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediği gerekcesiyle” ikinci kez cevap vermedi. Talep etdiğim karar metninin ne olduğunu gayet iyi bilen AYİM, muvazzaflığımda açdığım 6 davaya ait karar dilekcelerinin yaklaşık 20 sayfalık kağıt nüshalarını hiç sebep olmadığı halde gönderdi.
  • İlgi (f) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim aynı konuda gönderdiğim “üçüncü” dilekceme, bu kez Millî Savunma Bakanlığı, ilgi (g) evrak ile “Söz konusu karar metnine, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin resmî internet sitesinden ulaşabilirsiniz” şeklinde cevap verdi. Yaptığım uzun süreli tetkik neticesinde söz konusu kararın AYİM internet sitesinde yayınlanmadığını tespit etdim. Demek ki bana verilen bilgi doğru değilmiş.
  • İlgi (ğ) ile BİMER vasıtasıyla gönderdiğim “dördüncü” dilekceme ilgi (h) evrak ile Millî Savunma Bakanlığı, bu kez “Askerî Yüksek İdare Mahkemesi resmî internet sitesinde çeşitli konulara ilişkin AYİM kararlarına yer verilmiştir. Resmî internet sitesinde bulunmayan kararlar için Askerî Yüksek İdare Mahkemesine müracaat etmenizin uygun olacağı değerlendirilmektedir.” şeklinde farklı bir cevap verdi.
  • İlgi (ı) ile BİMER 1023375, 1023376 ve 1027366 kayıt numaralarıyla ve BİMER vasıtasıyla üç bölüm halinde gönderdiğim “beşinci” dilekceme ilgi (i) evrak ile Askerî Yüksek İdare Mahkemesi bu kez aşağıda mezkur cevabı verdi;
  1. Değerlendirilmek üzere ilgi (a) yazı Ek’inde gönderilen ilgi (b) dilekçe alınmıştır. Söz konusu dilekçeden “926 Sayılı TSK Personel Kanununa tabi olan astsubayların;

    A. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Tarif Edilen Genel İdare Hizmetleri Sınıfına Dahil Olduklarına Dair Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Tesis Ettiği Bir Karar Var Mıdır?

    B. Karar Var İse Tarihi ve Sayısı Nedir?” şeklindeki “bilgileri istendiği anlaşılmaktadır.
  2. Şükrü IRBIK’ın aynı mahiyetdeki ilgi (c) Dilekcesi, ilgi (ç) Ek’inde gönderilmiş, ilgi (d) ile kendisine bilgi verilmiştir.
  3. İlgi (b) başvurunun “açtığı davada hakkında verilen kararının, Mahkeme tarafından kendisine verilmediği izlenimi uyandıracak şekilde” kaleme alındığı görülmektedir. Başvuru sahibi Şükrü IRBIK’ın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açmış olduğu davalar neticesinde verilen Mahkeme kararları kendisine tebliğ edilmişdir. Tebliğ evrakları ilgili dava dosyasındadır. Buna rağmen, başvurusuna istinaden ilgi (d) Ek’inde bir kez daha gönderilmiştir.
  4. Son yapılan başvuru kapsamında Başvuru sahibi Şükrü IRBIK tarafından açılmış davalara ilişkin verilen kararlar üçüncü kez EK’te gönderilmiştir.”

2.Zamanın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun imzalayıp Kanunlaşdırılması için Millî Güvenlik Konseyi Başkanlığına gönderdiği ilgi (j) yazıda şöyle denilmektedir;

“657 sayılı Devlet Memurları Personel Kanununun mali hükümlerine yapılan değişikliğe parelel olarak 926 sayılı T.S.K. leri Personel Kanununun ilgili maddesi ve bu maddeye bağlı gösterge tabloları değiştirilmekte fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların intibakları ile ilgili olarak Askerî  Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM)’in verdiği karar doğrultusunda aynı maddeye açıklık getirilmekte ve Kanuna gösterge değişikliklerinden meydana gelecek farkın, ilk ay Emekli Sandığına kesilmeyeceğine dair bir ek geçici madde getirilmektedir.”

3.Madde 2’de mezkur ifadeden anlaşıldığı üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin; “Fakülte ve yüksekokul mezunu astsubayların maaş/derece intibaklarının, 657 Sayılı Devlet Personel Kanunu madde 36’da tanımlanan Genel İdare Hizmetleri Sınıfına göre yapılır.” şeklinde karar verdiği aşikardır. Bu karar yüzünden kendi param ile tamamladığım yüksek öğretim neticesi yapılan maaş derece/kademe intibakımda bir kademe kayba uğratıldım.

4.T.C. vatandaşı olan her memura verilen intibak hakkı, astsubay olarak bana bir kademe eksik tahakkuk ettirildi. Bu mağduriyetimin sebebi de zamanın Başbakanı Sayın Bülent ULUSU’nun ilgi (j) yazısında ifade etdiği üzere Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)’nin “Astsubaylar, devlet memurudur” şeklinde verdiği mevzu bahis karardır.

5.Madde 2’deki ifadeden anlaşılacağı üzere Meclis, astsubaylar hakkında çıkartacağı Kanun’a dayanak olarak Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)’nin verdiği işbu kararı esas almış.

6.Ben, 30 sene muvazzaflık hizmetimi müteakip 2011 senesinde Sahil Güvenlik Komutanlığından emekli olan bir astsubayım. Sicil numaram 1982-2085’dir.

7.4982 sayılı Bilgi Edinme Kanun’u kapsamında yukarıda sorduğum soruya hemen her seferinde hem Millî Savunma Bakanlığı hem de Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) birbirinden farklı ve tutarsız cevaplar verdi. Yukarıdaki satırlarda bilgisini verdiğim üzere İnternet sitesinde var olduğu söylendi, fakat doğru olmadığı anlaşıldı. Ya da kanunsuz, gerekcesiz, maddesiz olarak talebim peşinen reddedildi. Bana bugüne kadar verilen cevapların hiçbir hukûkî değeri ve mesnedi yokdur. Benim talebimi hem MSB hem de AYİM bugüne kadar alenen savsakladı.

8.AYİM’in ilgi (i) cevabının birinci maddesindeki ifadeyle üçüncü maddesinde mezkur ifade okunursa şâyet bu savsaklama rahatlıkla görülebilir.

9.İlgi (ı) ile yapdığım “beşinci” müracatıma AYİM’in ilgi (i) ile verdiği cevabının birinci maddesinde dilekcemin konusu hakkında “anlaşılmıştır” şeklinde doğru ve yerinde bir sonuca ulaşan hukukcunun, aynı yazının üçüncü maddesinde ilk kararının tam aksi yönde bir “izlenime” ulaşmasını hukuk kavramlarıyla izah etmenin imkânı yokdur. Anlamak fiilin temelinde akıl, vicdan vardır. İzlenim eyleminin temelinde ise kuşku! İnsan, kuşku ile yaşayamaz! Aklının vicdanın kontrolünden çıkıp kuşkunun girdabında savrulmaya başlayan hukukcunun işi kolay değildir.

10.Hukukcu, müsbet delilleri aklının ve vicdanın tahtında değerlendiren ve anlayarak karar veren kişidir. AYİM, İlgi (i) yazısının birinci maddesinde bu somut hakikate ulaşmayı başarmışdır. Ancak ne yazık ki üçüncü maddede vasıl olduğunu ifade etdiği ve benim talebimle hiç ilgisi olmayan “izlenim” denizinde boğulmuşdur. İlgi (i) yazının birinci maddesindeki kararıyla aklının ve vicdanının sesini dinleyen hukukcumuz üçüncü maddede mezkur “izlenime” vasıl olması için epeyi ter dökmüş olmalıdır.

11.İlgi (i) cevâbî yazısında mesnetsiz bir “izlenim”e saplanarak dilekcemi savsaklayan Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin ilgi (j)’de mezkur delilden tek bir kelime dahi bashetmemesi dikkat-i şâyan bir durumdur.

12.Ayrıca, bir davanın aynı kararlarını AYİM’in ilgi (i) ile üçüncü defa göndermesinin sebebini ben anlayamadım. Beşinci dilekcem olan ilgi (ı) dikkatli okunursa bu dilekcemde ve bugüne kadar verdiğim dilekcelerimin hiçbirisinde AYİM’e açdığım davalardan bahsetmedim ve bu davalara ait mahkeme kararını talep etmedim. Hiçbir zaman talep etmediğim söze konu karar metinlerini bana üçüncü kere gönderenler devletin 13 sayfa yazı kağıdını, dövizle satın alınan mürekkebini, bir adet madenî kağıt mandalını, 5 lira 50 kuruşluk posta pulunu ve bir zarfını üçüncü defa isrâf etdiler.

13.Bir astsubay olarak benim hakkımda verilen ve beni derinden mağdur eden bir kararın, AYİM’in ifadesiyle “Bilgi Edinme Kanun’u kapsamına girmediğini” söylemek hiçbir hukuk kavramı ile izah edilemez. Böylesi bir cevap vermek, devleti temsil eden kurumların ciddiyetiyle bağdaşmaz. Benim hakkımda verilmiş bir kararı ben bilmeyeceğim de kim bilecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli celse tutanakları bile internet sitesinde bugün dünyanın istifadesine sunulmuşken benim hakkımda verdiği kararı benden gizlemeye çalışan AYİM, bu durumu kime, nasıl izah edilebilir?

14.Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 1980-1981 tarihleri arasında tesis etdiği anlaşılan bu doğrudan hükmün mağduru olan emekli bir astsubayım. Ve ömrümün son dönemini yaşadığım emekliliğimde dahi bu mağduriyetin sıkıntısını hâlâ yaşıyorum. Bu kararın doğrudan mağduru olarak da karar metninin muhtevasını bilmek en tabi hakkımdır. Ben, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin benim hakkımda verdiği ve 33 seneden beri beni derinden mağdur eden bu karar metnini ölmeden görmek istiyorum.

15.Bugüne kadar gönderdiğim aynı konudaki 5 dilekcemdeki müracaatımı etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak konusunda iyi niyetli davranmayan AYİM, bu menfi tutumuyla İlgi (a) Kanun’un “Bilgi Verme Yükümlülüğü” alt başlıklı beşinci maddesini alenen ihlâl etmişdir.

16.Yukarıda arz etdiğim vaziyet muvacehesinde;

  • İlgili makamlara aynı konuda gönderdiğim işbu “altıncı dilekceme” şikâyet olarak işlem yapılmasını,
  • İşbu dilekcemin, işlem yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da iletilmesini,
  • AYİM’e açdığım davaların karar metinlerini hiç istemedim. İstemiyorum. Bir daha göndermeyiniz.
  • İşbu dilekcemin ilgi (j) kapsamında tekrar incelenmesini ve 6 dilekcemde altıncı kere sorduğum aşağıda mezkur iki sualimin cevaplandırılmasını;

926 Sayılı TSK Personel Kanun’una tabi olan astsubayların;

a.657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil olduklarına dair Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin tesis etdiği bir karar var mıdır?

b.Şâyet AYİM’in böyle bir kararı var ise karar tarihi ve sayısı nedir?”  05.01.2014.

8 ayda,

5 varagele!

Benden AYİM’e 3 varagele...

2 varagele de Millî Savunma Bakanlığına.

Etdi 5...

Altıncı varagele, benden...

O da yolda!..

Karşılık olarak;

AYİM’den içi boş 3 varagele sepeti,

Biri yalan, ikisi de dolan olmak üzere...

2 varagele de Millî Savunma Bakanlığından bana.

Benim gönderdiğim varagelede aynı suâl var.

Bana gelen varagelede;

Hakkın yok, veremeyiz,

İnternet sitesinde var, git oraya bak!

Orada yokmuş!

Dön, kafanı AYİM’e vur.

Guzuyu, bilerek gurdun inine yolla!..

Bana gelen varagele sepetinde,

Sâdece sepet havası var.

Dam ardını dolan da gel, var!..

*  *  *

Ben, emekli bir astsubayım!

Aynı zamanda T.C. vatandaşı.

Üsdelik, mağdur bir vatandaş!

Kendi teşkilâtımın adamlarının(!) mağdur etdiği bir vatandaş...

Haymatlos değilim en nihâyetinde!..

mehmetcik-anzavurÇanakkale Harbinde,

Mehmetciğin

Anzak gâvuruna gösderdiği merhameti

Bizim silâh arkadaşlarımız

Bize göstermiyor.

Herkes gibi ben de birinci sınıf bir vatandaşım!

Cumhurun başkanı ve Baş vekil öyle demiyor mu?

Yerim, yurdum belli hani...

Ben, vatandaş olma şuuru ile hakkımın peşine düşdüm.

Kanun’dan neşet hakkıma istinâden dilekcemi yazdım.

Karardan doğrudan mağdur olan bir astsubay olarak AYİM’in benim hakkımda verdiği karar metnini talep ediyorum.

T.B.M.M.’nin gizli celse tutanakları, örütbağda cümle âlemin istifâdesine açıldı. Merak ediyorsan sen de bak!.

T.C. Ordusu’nun en mahrem yeri olan kozmik odasına bile girdiler. Ne var ne yok bakdılar, öğrendiler.

Hem de diplomat lakabıyla maruf Genelkurmay Başkanının ıslak imzalı izni ile...

Fakat astsubayları 35 senedir mağdur eden AYİM’in bu kararına biz giremedik, öğrenemedik.

Bir denizci astsubay olarak rüyâmda görsem inanmazdım.

Fakat AYİM ve Millî Savunma Bakanlığı birlik olup benim hayâlimi hakikâta çevirdi.

İki gemi arasında ve denizde yapılan varagele tâlimini

AYİM ve Millî Savunma Bakanlığı birlik olup

Emekli Astsubay Şükrü IRBIK’a

Ankara Çölünün göbeğinde yapdırdı.

varagele

Hem de işgillisinden...

Bir ucunda AYİM ve Millî Savunma Bakanlığı,

Öteki ucunda Şükrü IRBIK...

Denizci arkadaşlarıma söylemeyin.

İnanmazlar...

Size müfteri,

Bana meczup diyebilirler.

*  *  *

Altıncı dilekcenin neticesini almadan bu makâleyi niçin neşretdiğimi sual eyleyenler olacakdır.

Cevâbımız bir nakil kıssa olsun gene...

Hz. Ömer’in oğlu, bir gün babasının Hilâfet makâmına kadar gitdi.

Ve dedi ki;

 “Babacığım! Senelerden beri giydiğim hırkam artık bana küçük geliyor. Hem o kadar partal oldu ki sokağa çıkamıyorum. Arkadaşlarımın yanına gitmeye utanıyorum. Ne olur bana yeni bir hırka al!..

Babası, oğlunu şöyle başdan aşağı bir süzdü. O güne kadar hiç farketmediği bu hakikât karşısında yüreği ezim ezim ezildi. Elini hemen kuşağındaki kesesine atdı. Kese, bomboş... Can pâresi oğluna verecek bir dirhem parası yok!

Dinimizin ikinci Halifesi Hz. Ömer, aldı guş tüyünden galemi eline, daldırdı hokkanın içine...

Ve ceylan derisinden mamûl kağıdın üzerine şunları yazdı;

Defterdâr hazretleri! Bir sonraki maaşımdan mahsup etmek üzere bana 5 dirhem borç vermenizi ricâ ederim.

Mektubu itina ile dürdü, belini bağladı ve oğluna verdi.

Sonra dedi ki;

Oğlum! Al bu mektubu. Götür, Defterdâr hazretlerine ver.

Oğlu, babasının mektubunu aldı ve sevinçle Defterdârın odasına koşdu. Kapısını çalıp içeri girdi. Babasının mektubunu Defterdâra verdi.

Mektubu okuyan Defterdâr, Hz. Ömeri’n gönderdiği mektub kağıdını ters çevirip arkasına şunları yazdı;

Ya, Hazreti Ömer! Gelecek ayın maaşını alasıya kadar yaşayacağına dair bana bir senet gönder, istediğin parayı sana hemen vereyim!...

Tekâüt dediğin de kim ki?

Bir ayağı kıyıda,

Diğerinin basdığı yer belli bile değil!..

Azrâil Aleyhisselâmın alıcı guşlar gibi tepemde dolanıp fırsat kolladığının farkındayım...

Varagele başlayalı bugüne kadar nur topu gibi tam yedi dâne 30 gün birbirini kovalayıp deverân eyledi...

Ayandon Fırtınasıyla meşhur şu ayı da sayarsak sekizincisi hükmünü edâ ediyor.

Can dostlarım beni bağışlasınlar!

AYİM’in bana vereceği son cevâbı bekleyecek kadar ömrümün olduğuna dair senet veremem size!..

*  *  *

Evliya Çelebi, vakdin bir behrinde gezmiş dolaşmış Memâlik-i Şahâne-i Osmaniyye’nin bir diyârını.

Misâfir edildiği o diyârda yemiş içmiş!

Sormuş, soruşdurmuş, ölçüp tartmış ora insanlarının ayarını, kuturunu, hamurunu.

Bir gün dost meclisinde sormuşlar!

Ya, Çelebi, nasıl buldun bizim buraları diye!

Çelebi bu,

Re -Te - Ee mi?..

Doğruyu söylemesi beklenir.

Çelebi hemen yapışdırmış cevâbı;

Memleket mükemmel,

Lâkin, ahalisi puşt!..

*  *  *

Yiğit meslekdaşlarım;

Altıncı varagele ile gönderdiğim altıncı dilekcem şu an kucaklarında...

Bakalım bu kez ne yumurtalayacaklar?..

Gardeş, siz astsubaylardan 30 senedir sakladığımız AYİM kararı işde, şu sarı zarfda mazruf, derler mi?

Bir orostopolluk daha yapacaklarına dair pek kuvvetli bir hissiyât rask ediyor göynümün köşe bucaklarında!..

Çelebi Mehmed’in sözünü etdiği adamların bazılarının da Merâsim Sokak civârında volta atdıkları söyleniyor.

Doğru mu acap?

Lâkin puştun sayısını bilen yok oralarda!

Bir tek ehl-i şeref çıkar mı o sokakdan?

Göreceğiz!..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

Ögeyi Oylayın
(54 oy)
Son Düzenlenme Çarşamba, 03 Ekim 2018 01:20

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar  

#7 Falanca 10-06-2020 22:07
Utanıyorum üslubunuzdan atarınızdan giderinizden. Bu şekilde bırakın saygı görmeyi muvazzaf personeli de zor duruma sokuyorsunuz. Susun lütfen sizin sessizliğiniz, konuşmanızdan daha faydalı.
YÖNETİCİ NOTU
Sen kendinizden utanın, köle ruhundan, riyakarlığınızdan adaletsizlikler karşısında sessiz kalmanızdan, korkak gibi kimliğini saklamaktan utanın... Biz kimseye hakaret etmiyoruz adaletsizliklere isyan ediyoruz bizi değil assubayı beyaz köle gören zihniyetten utanın ve eleştirin tabi duygunuz yüreğiniz varsa....
Alıntı
#6 metin ayan 26-01-2014 20:18
İŞDE STATÜMÜZ,SAFAHATIMIZ FARKLI OLSA DA STATÜ'MÜZ ÇAYCI OLUNCA DAĞLARI DELİP SU GETİRSEN HÜKMÜ YOK,VARAGELE BAŞARILI OLDU DİYELİM BİZE ETKİSİ NE OLUR GÖRECEĞİZ...
Alıntı
#5 metin ayan 26-01-2014 20:13
1-sn ırbık bunlar bize çaycı muamelesini bunun içinmi yapıyor,
2- ayim.in bu kararını elde ederseniz anayasa mah.iptal davasımı açacaksınız,açtığınızda umt varmı,
3-olaki varagele tuttu ve anysa mah kararı lehimize bozdu,
a)bu uzun sürecek mahkemeler silsilesinemi neden olacak,
b)kazancımız nedir,statümüz deki değişiklik ve emekli/çalışan maaş oranı değişirmi,
c)geriye dönük 1981 yılına işlermi,

d)BUNDAN SONRASI *TEMAD.ın asli sorumluluğuna girmiyormu ( şahsi görüşüm buraya kadarıda dahil zaten temad bu kararın peşinde olmalı ve yargıya taşımalıydı zaten)
e)yargı sürecinde (temad üstüne alınmaz ve şahsınız devam etmek zorunda kalırsanız)elimden gelen yardımı ve desteği yapmaya çalışacağımı bilmenizi isterim,
4-Çelebi Mehmed’in sözünü etdiği adamların bazılarının sizin sokakta olduğu konusu mühim dikkattli olun ve bu dava sonuçlanıncaya kadar azrille ilişiğinizin olmayacağına dair :) yukardan bir senet talep edin çünkü bize lazımsınız,saygılar,
Alıntı
#4 selçuk 22-01-2014 00:37
Aziz meslekdaşlarım; Hepinizin bildiği bir hususu kısaca hatırlatmayı yapmazsam uykum kaçar:benim aziz vatanımdan başka ikinci bir vatan gösteremezsinizki bizdeki gibi adamı adamdan saymayan bir devlet olsun;;;evet hemen var diyeninizi duyar gibiyim;evet varda onlar canı sıkıldımı zevk için vatandaşını çiviliyor ve dava bitiyor.Misalmi ?!! etrafımızda çok.. bizdekide hiç birine benzemiyor::: nasıl yani diyenlere söyleyim: Aşırı zekden ensesi sağa sola dönmeyi unutmuş,katmer katmer olmuş yağlı göbekler öyle yumuşak avanta koltuk bulmuşlarki,ne iş yapıyor,nede insanları adamdan sayıyor,siz ne sorarsanız sorun asla sorunuzun cevabını alamazsınız,neden? seni adamdan sayıpda sorunu dikkatli dinlemiyorki::: ilgisiz sekreter (daktilo) bir paragraflık defi kabilinden ilgisiz şeyler karalıyor o zatı muhterem de bi zahmat imza çakıyor iş halloldu diyerek yıllarını böyle geçirip en tepeden en yüksek maaşla bu dünyasını yaşıyor.israrla ben öyle demiyorum itirazın asla hakikatı bulmaya yardımcı olmuyor ve bu kısır döngü aklım ereli beri devam edip gidiyor.iki milyon yıl sonra avrupalıyız sözümde ısrar ediyorum. saygılar
Alıntı
#3 Mehmet KARTAL 21-01-2014 23:47
Toplumu ile arasında DUVAR olan orduların güçlü olduğu nerede görülmüştür.BİLİNMELİDİRKİ ASKERİ LİDERLİK ÖNDE GİTMEK DEĞİL,
YOL AÇMAKTIR.
Alıntı
#2 Ersen Gürpınar 21-01-2014 01:55
Amiral emeklisi bir Cumhurbaşkanı koltuğunun altına tutuşturulan dosya ile Anayasa mahkemesine açtığı davada kendi hesabına yüksek okul bitiren assubaylara verilen üst derecenin iptali için anayasa mahkemesine "Assubayın emsali subaydır" assubaya üst derece verilirse subayı geçer böylece eşitlik ilkesi zarar görür diyerek iptal davası açtı mahkeme tabii yemedi madem emsal subaydır o halde sadece üst derece ibaresini iptal etti bundan sonuç alamayan ön yargılılar bu kez devreye AYİM soktular, mahkeme anayasa ve hukuka aykırı olarak "Assubayın emsali subay değil 657 SK büro hizmetleri sınıfı devlet memurudur" kararı verdi kararda imzası bulunanlar yaşıyorsa yüreklerinden acı ölmüşlerse mezarda kemiklerinde sızı eksik olmasın. Arkadaşımız Sn.Şükrü Irbık bu hukuka aykırı kararı almak için yaptığı mücadeleyi kendine öz üslubu ile dile getirmiş, yazılan bir dilekçedeki ŞU KARAR VAR MI VARSA İSTİYORUM gibi basit bir algıyı oluşturamayanlar bizlerle ilgili adil kararlar verebilirler mi? Teşekkürler Sn.Şükrü Irbık kardeşim, nasırlaşmış vicdanlar ve kulaklar duyuncaya kadar sesimizi haykıracağız.
Alıntı
#1 TEKİNAY 1977 20-01-2014 16:40
Türk hukuk tarihine ve askeri hukuk tarihine ibretlik bir müracat ve bir o kadar azim ve kararlılık mücadelesi örneği olarak geçecek yazışmalar....
İnsanın içini ılıtır ve bezdirirler , sen çanakkale boğazı dedikçe onların hiç anlamazlıktan gelmeyi ısrarla sürdürebilmeleri de takdire şayan...
Böyle gelmiş böyle gitmez davası inşallah yakın tarihte çözümlenir....
Alıntı
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

Değerli meslekdaşlarımız, Bugün gazeteci Sn.Umur TALU'nun doğum günü kutlu olsun Gazeteci olmak kolaydır ama yürekli kalemini satmayan mazlumun yanında olmak zordur. Umur bey tüm mağdurlar gibi assubayların adalet talebinde hep yanlarında ve sesimiz olmuştur minnettarız Sen çok ve sağlıklı yaşa Sn.Tulu kalemin hiç bitmesin Saygılarımızla
Cuma, 07 Ağustos 2020
KURBAN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği SAĞLIK, MUTLULUK VE HUZUR dolu nice bayramlar geçirmenizi diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Perşembe, 30 Temmuz 2020
Bugün yine yüreğimiz yandı; Kıbrıs'taki birliklerine giderken Mersin Mut ilçesinde otobüsün devrilmesi sonucu 4 vatan evladı şehit oldu Otobüs şoförlerininde öldüğü kazada ağır yaralilarimizda var Allah ölenlere rahmet yaralılara acil şifalar ailelerine sabırlar versin
Pazartesi, 27 Temmuz 2020
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ