Bu sayfayı yazdır

Astsubay Bizimdir! -1-

By Eski Tüfek 19.09.2013 Okunma Sayısı: 4333 Yorumlar (6)

image001 

 

Astsubay Bizimdir -1-

 

Takdir-i İlâhidir! Başımızın üstünde yeri vardır. Bu satırları okuyan siz kıymetli karilerin çok iyi bildiği üzere, Kur’an-ı Kerim’i kıraat etmek sünnetdir. Fakat dinlemek farzdır.

Yüce rabbimiz; dinleyene, okuyandan hem daha fazla mesuliyet yüklemiş. Hem de daha fazla sevap vaadetmiş.

Allah’ın hikmeti biter mi?

Kıyaslamak haddimize değil! Sümme hâşâ! Fakat şahsî kanaatimiz odur ki emekliassubaylar.org adresindeki âcizâne yazdıklarımızı okumanın da kıraat edenlere bir nebze faydası olsa gerekdir.

Okumak, yazmak ve konuşmak!.. Allah’ın sadece biz eşref-i mahlûkata bahşetdiği muazzam kâbiliyetler... Herkes bildiğince ve yetdiğince yapar bunları ömrü boyunca...

Bir de dinlemek vardır... Fıtrî bir özellikdir! Handiyse Allah, insan dâhil her mahlûkata vermişdir... Kolaydır, eğitim gerekdirmez. Anlamak, bu fiilin şâhikasıdır, tâcıdır!

Susmak ise kişinin kendi tercihi!..

Okuyan da

Yazan da

Konuşan da

Susan da bizimdir!

* * *

İnsanoğlu yazıyı icâd edeli çok olmadı.  Şunun şurasında sadece dört küsur bin sene... Fosil dedikleri bir kemik parçası buluyorlar toprağın derinlerinde. Ve diyorlar ki Dali insanına ait olan bu kafatası ikiyüzdokuzbin sene önce yaşadı...(¹)

Biz Türklerin dünya ismini verdiğimiz şu gezegende insanoğlunun ikiyüzdokuzbin senelik yaşı ile kıyaslandığında dört bin sene ne kadar da kısa kalıyor değil mi?

image003Tıpkı gemi ile gemicik gibi...

Ses, düşüncenin dilidir. Sesi yazı kalıbına dökmenin yegâne malzemesi de sözdür. Ne kaa köfte, o kaa ekmek, değil! Ne kadar çok söz, o kadar çok cümle... Ne kadar çok söz o kadar zengin ve keyifli ifade. Söz ya da kelime dağarcığı diyoruz ya işde ondan!...

Binlerce senelik sözlü tarihin ve nihâyet insanoğlunun son dört küsur bin senelik yazılı tarihinde kayıda geçirilmiş her neviden bilginin, tecrübenin, emeğin ve aklın taktirinden süzülerek bugünlere geldi kelimeler. Kelimeler milleti türetdi, millet de kelimeleri... Kendilerini türeten milletin en kıymetli ekin hazinesi oldular. Ve tabi ki ortak malı...

Türk, mutlu, ne, diyene... Bu kelimeler binlerce seneden beri söz dağarcığımızda öylece duruyordu. Bunca senelerden beridir insanlarımız bu kelimeleri milyonlarca kere farklı şekilde sıraya dizdi. Ekledi, çıkardı... Sildi, yazdı... Söyledi, dinledi... Sayısı bilinmedik cümleler kurdu.

image005Fakat bir gün bir adam çıkdı ortaya! Ve bu bildik kadim kelimeleri, tarihde hiç kimsenin yapamadığı şekilde şöyle sıraya dizdi; “Ne mutlu Türk’üm diyene!

Adam, bu kelimeleri veciz yapdı.

Bu veciz de o adamı Atatürk!

Ve bu veciz, o adamın öz be öz malı oldu...

Kadınların doğum sancılarıyla aşık atacak sancılar çekmek bahasına şu fukara aklımıza takılanları kalem huzurunda kağıda nikâhlıyoruz.

Sonra da emekliassubaylar.org ismiyle maruf bezistânda sergiye çıkartıyoruz.

image007Fakat duldalarda alesta bekleyen kimi meslekdaşlarımız, var olsunlar, sözlerimizi hemen aşırıyorlar. Daha mürekkebi kurumadan kendi kalemleriyle nikâhlıyorlar. Bir değil, iki değil. Defalarca yapıyorlar bunu. Fikir ve bilgi itibarıyla; ruh ve üslûp itibarıyla bize özgü olan sözlerimiz bir de bakıyoruz farklı tezgâhlarda başka isimler altında piyasaya sürülmüş!

Kimisi daha cingöz davranıp

Yazdığımızın tamamını kesip yapışdırmış

Altına kendi adını yazmış ve

Arkadaşına göndermiş!...

Bizce mahsuru yok!

Varsın alsınlar!..

Varsın yapsınlar!..

image009Dağlar kadar pirinci var ise dereler kadar sade yağ bizden olsun!

Isıtmak ve ışıtmak için odunu var ise odu da bizden olsun!

Fikirlerimizi, bilgilerimizi yazmak hakkımız,

Paylaşmak ise özgürlüğümüzdür!

Ancak, aşırmak asla!..

Bu işi yapanlar şunu bilsinler ki kaynak gösterirler ise “ödünç almak” olur!

Kuralı da budur.

Fakat kaynak göstermezler ise “aşırma”...

Başkasının mayaladığı yoğurdun üzerinden gizlice gaymak sıyırmak ahlakî midir?

Emeksiz yemek olur mu?

Yakışır mı adama?..

Olmaz ki!

Böyle de kesip yapışdırılmaz ki!..

Hem, kul hakkıdır!

Vebâli çokdur!

Bedeli de yokdur!

Yarın Hakk’ın huzurunda hesabını veremezsiniz!

Meslekdaşlarımızın bilgisinden istifâde etmeyi

Biz kendimize vazife,

Bilgiyi aldığımız kaynağı tebâruz ettirmeyi de

Gurur vesilesi bilmişiz.

İlle de makâlenin sonuna yazmak gerekmez!

Usuldendir...

Geliniz, izhâr etdiğiniz “emeğe saygı” konusunda samimî iseniz aldığınız bilgi kaynağını fâş ediniz!..

Hele bir de bu aşırmaları okuyup(!) beğenen, güzelleyen, yorumlayan, tavsiye eden, dürten, gıdıklayan, cimcikleyen, mıncıklayanlar var ki…

Gülesim geliyor!..

Aslı dururken

Sûretine teveccüh edilir mi?..

Ödünç alıp kaynak gösteren de

Aşıran da bizimdir!

* * *

Müsbet olmak kaydıyla her türlü muhalefete açık olmalıyız. Çünkü doğruyu ve iyi bulmanın ilk şartı budur.

En iyi, en mahir meslekdaşımız başkanlık koltuğuna oturmalı... Şiarımız da budur!

Muvazzaf iken kişiye değil de makâma saygılı davranıp itaat etdik. Bir kere oraya oturmuşsa Başkan sıfatını taşıyan o arkadaşımıza şartsız koşulsuz destek ve tâbi olmalı, tazim etmeliyiz.

Bunu en iyi biz biliriz. En iyi biz yapmalıyız.

Namaz kılmak için arkasında saf tutduğun imamın yaşına başına bakıyor musun?

T.C. Ordusunun astsubayları gibi muazzez bir zümreye önderlik etmeye niyetin var ise şayet. Ki bu da hakkınızdır. Dönem sonunu bekleseydiniz ya! Yol arkadaşlığı da bunu icâb ettirir idi. Ve meslekdaşımız Sayın Canan BIYIKLI’nın yapdığı gibi mertce çıkıp ortaya başkanlığa oynasaydınız! Sizlere bu yakışır hem de daha hasiyetli olur idi. O zaman biz de belki sizlere destek verirdik. Kader arkadaşı deyip ardına düşdüğün kişiye bunu yapmak insana yakışmaz. Hem üç yarım senede yüzseksen derece dönülmez ki!..

İki küsur dönem Başkanlık yapdı.

Tam da Başkanlık goltuğuna gıçı diş geçirdi, artık kalkmaz diyecekdik!

Bir de bakdık ki bir keser geldi

Ve söküp atdı o paslı mıhı yerinden.

Sonra o paslı mıh, sabık Başkan sıfatını alıp şapkasını halefine devretdi. Fakat iflâh olmadı bir türlü... Alışmışdı bir kere! İçerideki irlanda’lıların işaret fişeğiyle yatdığı gaflet uykusundan uyanıverdi hemen.

Rahvan rahvan koşdurup siyah renkli blazer ceketinin çifte yırtmaçlarını yellendire yellendire “senelik asil üyelik aidatını” ödemeye gitdi.

Ödedi de...

Basdırdı çil çil dört dane kiremit renkli on’luk pangonotu masaya.

Aldı aidat makbuzunu eline!

Ben de varım dedi!

Sonra da çifte kıvrılmış pontulunun paçalarını çemreyip başkanlığa yeniden namzet oldu...

Demişdik ya! Kusursuz cinâyet olmaz diye! (bkz.) En mükemmel fâil bile cinâyetde iz bırakır diye...

Öyle de oldu. Dernek Tüzüğü’nün 9 ve 10’uncu maddeleri dolandı ayağına. Asil üye olmak için üyelik aidatını ilk üç ay içinde vermek gerek. Asil üye olmayan, başkanlığa aday olabilir mi?..

Demek ki kendisine haber uçurulasıya kadar hiç umudu yokmuş. Yokmuş ki senelik aidatını vakdinde ödememiş!

Takdir-i ilâhi olsa gerek. Eden, bulur elbet!

Kaderin okgalı bir sillesini yedi ömrünün son deminde.

Az tamah çok işler açdı başına...

Göle çaldığı maya tutmayınca o da akıllı davranıp bir iyilik yapdı kendine...

Evinin yolunun tutdu...

Kuytularda ellerini ovuşduran fırsatcılar hayaları avuçlarında bekleyip de gerdeğe giremeyen güveye döndü.

Son on senenin en yüksek beraberlik ve eylem ruhunu yakalamışken ve biz astsubayların hak arama mücâdelesi olağanüsdü bir dönemeçden geçerken iktidar heveslileri istifa edip sessizce kenara çekilmeliydiler.

Kenara çekilenler de köşelerinde oturmaya devam etmeliydiler.

Köşe, kahve, meşe, Ayşe, neşe...

Önce, manzarası gözel asude bir köşeye şöyle keyifle kurul!

Sonra, el değirmeninde taze çekdiğin iri daneli kahveni meşe közünde köpürde köpürde pişir! İsder yandan çarklı, ister şekerli...

En son olarak da al Ayşe’yi karşına...

Dadına doyulmazından en neşeli sohbetleri dillendirmek de senin gözel gönlüne galıyor gari...

Haa! Unutmadan!..

Bir de senelik asil üyelik aidatını vakdinde ödemek! Hepsi bu kadar.

Astsubaylar adına yapabilecekleri en iyi şey bu idi. Fakat beceremediler.

Biz, adaylık mücâdelesini tenkit etmiyoruz. Bilâkis destekliyoruz.

Bizim itirazımız, mücâdelenin biçiminedir.

Bu eşhasın başına gelenler müstâkbel adaylara ibret olsun!

Biz gene de vakit ayırıp emek veren bu meslekdaşlarımıza teşekkür borçluyuz.

TEMAD’ın sağlam seciyeli, önder ruhlu ve kişilikli başkanlara ihtiyacı var.

Çok şükür şimdilerde sıkıntısını çekmiyoruz.

Emekli astsubayların biricik derneği TEMAD,

Fikir ayrılığına düşdüğü üyelerini

22 Ağustos 2013 tarihinde icrâ edilen 1’inci olağanüsdü kurultayda saf dışı bırakdı.

Emniyet musluğu açıldı!

Genleşen gazlar dışarı atıldı!

image011TEMAD, safralarından âzâde oldu!

İdare, tekrar işbaşı yapdı...

İdare heyetinde yapdığı başarılı ameliyatıyla Başkanımız Sayın Ahmet KESER,

22 Ağustos kurultayını kendi lehine fırsata çevirmeyi bildi.

Tabanını genişletdi.

Güven tazeleyerek ve kuvvet kazanarak çıkmayı başardı.

Daha iyisini bulup ortaya çıkartasıya kadar en iyisi Sayın Başkan KESER!..

Zor zamanlar,

Zoru bozan adamlar isder garayağız yiğitler!

Zora hükmeden adamlar,

Bu kokuşmuş ayakların oyununu bozdu.

Akl-ı selim, ihânete galebe çaldı.

Yapmak zordur

Bozmak kolay...

Yapan da bizimdir!

Bozan da bizimdir!

* * *

image014Başından sonuna kadar biz düşündük, karar verdik!

Emeği geçen herkesi tarih kayıt etdi.

Tertipledik ve icrâ etdik...

Sonra da Dünya’ya armağan etdik.

Birincisini ikibinoniki senesinde kutladık...

Kaderdaşı ve çocuklarıyla birlikde yirmidörtbin meslekdaşımız ictimâ eyleyip dertleşdik...

İkincisini gene memleketimizde kutlayacağız.

Sonra üçüncüsünü misâfir edecek başka bir memlekete uğurlayacağız.

Birincisi muhteşem idi!

İkincisi daha da görkemli olacak, olmalı...

Herkesi tavşan ve keçileriyle namlı bu şehire,

ATATÜRK’ün manevî huzuruna bekliyoruz...

17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü bizimdir!

* * *

Kahramanı doğuran millet,

Desdânı doğuran da kahramandır.

Desdân ne doğurulur ne de doğurur!

Desdân, besler,

Desdân, yaşatır.

Hem kahramanı,

Hem milleti...

* * *

Sü beyleri kendi desdânlarını

Kirâlık kalemlere sipâriş verdiler.

Biz kendi desdânımızı

Kendimiz yazacağız!

* * *

Demiri dövelim, çelik olsun.

Güzeli sevelim, ferik olsun.

Yiğidi övelim, kahraman olsun.

Kahramanı da biz kağıda verelim,

Desdân olsun!

Şimdi desdân vakdi...

* * *

Her desdânın kahramanı vardır.

Adı,

Bir de konusu!..

Desdânın kahramanı, Astsubay!

Adı, gene Astsubay!..

Konusu da yakın tarihimiz boyunca astsubaya biçilen sıfatlar, isimler, unvanlar...

Ve tabiki en hafif ifadesiyle, yapılan haksızlıklar...

Onlar desdân yapdı...

Bizim sehmimize de

Dividi hokkaya daldırıp

Kağıt üzerinde dolaşdırmak düşdü!

Tükensek de tüketen zamanın sonsuzluğunda...

Anlatacak sizlere, bildiğini kendileyin...

Desdâncı burada!..

Haydi!

Buyurun desdânlar âlemine...

Desdânlar bizimdir!

* * *

Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları

Her dönemde farklı isimler ve unvanlar verdikleri

Bu asker kişilerin

Hakkını vermedi,

Memnun etmedi.

Fakat

Onlardan bir türlü vazgeçemedi...

Ve...

Bugün meriyyette olan mevzuata göre “astsubay” dediğimiz asker kişiler;

Kimdir (statü)?

Asker midir?

Memur mudur?

Nasıl tarif edilir?

Meslek midir?

Hayat tarzı mıdır?

Ordu teşkilâtındaki konumu (hiyerarşi) nedir?

Son bir asırdan beri bu asker kişilerin ne olduğuna karar veremediler.

Bilinmedik tarihlerde elvan çeşitli isimler, sıfatlar, unvanlar yakışdırdılar...

  • Mebusan Heyeti, Meclis’de ictimâ eyledi.

Astsubay denen asker kişinin ne olduğunu, nasıl tarif edeceklerini mütalâa etdiler imil imil...

Ve nihâyet dediler ki;

Gedikli zabitler, ne zabit ne de askerî memur değildirler!”

“Gedikli zabitler, gedikli küçük zabitlerdir!”  (Bkz.↓)

 image018

* * *

Tabanca, tam 60 sene subayların tekelinde kaldı T.C Ordusunda. Mezun olduğumuz sene bize de vermediler. Yeniler bilmez! Genelkurmay Başkanımız bu memleketin astsubayından zatî tabancayı tam 60 sene esirgedi. Sadece subaya hak gördü.

Komutan unvanı verip dağ başına gönderdiği gencecik astsubayların,

Zatî tabancası yokdu!

Kendilerini müdafaa edemeden,

 Eşkıya baskınında kahpe kurşunlarla can verdiler.image019

  • Emekliliğime yakın bir vakitde zatî tabanca verdiler. 1959 imâli.. Teslim aldığımda tabanca benden 4 sene daha büyük idi.
  • Tabancanın sağ yanağına “T.C. Ordusu Subaylarına Mahsus” ibaresi kakmışlar. (Bkz.→)
  • Def-i hâcet etdiğin odanın kapısına “Subay Helâsı“ yazıyorsun. Madem sen bana “Astsubay” diyorsun o halde bana da “Astsubaylara Mahsus” tabanca vermen gerekmez mi?

* * *

  • Gene o tarihlerde Askerî Hüviyet verdiler astsubaya. Cebinde taşımak mecburî dediler. Kara kaplı cüzdanın ön kapağının üst kısmına subay şapka kokardı basdılar.
    Ve hemen altına da “Subaylara Mahsus Hüviyet” yazdılar.
  • Astsubaylar, subay hüviyetiyle dolaşdı yanlarında bir hayli zaman...
  • Üstelik rütbesi satırına sadece “Kd.Baş.Çvş.” yazabildiler. Kanunen yazmaları gereken “Astsubay” kelimesini yazmaya elleri varmadı bir türlü. (Bkz.↓)

 image022

  • Eğitime iştirak etdik. Belge verdiler. Belgeye “Subay” olduğumuzu yazdılar 1992 senesinde... (Bkz.↓)

 image023

  • Bahrî Kuvvetlerimiz, astsubaya “ast komuta kademelerinde” vazifeyi uygun buldu... (Bkz.↓)

 image025

  • Berrî Kuvvetlerimiz selim akıllı davrandı. Astsubay denen bu akser kişilere “orta kademelerde” görev verdi... (Bkz.↓)

 image028

  • Atatürk bize, akıl ve bilimi mirâs bırakdı. Fakat Atatürk’ün mirâsının üzerine tüneyen mâziperest garga guşları, 100 sene öncesine saplandı kaldı! Genelkurmay Başkanlığı, burun kıvırdığı Osmanlı kadar bile bugün basiretli davranamıyor...

Astsubayı bugün hâlâ “ast komuta kademelerinde” görevlendiriyor. (Ek Madde-21) (²)

* * *

Rütbe işaretlerimizi önce sol pazılarımıza takdılar...

  • Kartalların Öcü isimli eski bir flimde gördüm. İki deniz subayı bir de deniz astsubayı oynamış. Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin Yonan mezâlimine karşı Kıbrıs’da ortak icrâ etdiği bir harekatı anlatıyor... Uçaklar, gemiler, denizaltıları... Oldukca da sahici çekmişler.image030
  • Polis çocuğu olan Rahmetli Kadir SAVUN, folimde kendi isminde bahriyeli acar bir astsubayı oynuyor. Rütbesi, Kanun’da Astsubay Başçavuş yazıyor. Fakat folimdeki bahriyeli subaylar O’na Başçavuş diye hitap ediyorlar. Kadir Başçavuşun kışlık ceketinin sadece sol pazısında şekil olarak bugünkünden daha görkemli rütbe işaretleri var. (Bkz.→)
  • image035Astsubaylarımız 50’li senelerde rütbe işaretini ceketlerinin sadece sol pazısına takdılar. Sağ tarafda temâşâ eylediğiniz tavsırlardaki astsubayların bize sadece sol pazılarını göstermelerinin sebebi de budur. Çünkü sağ pazılarında hiçbir işaret yok. Sol tarafdan bak, astsubay. Fakat sağ tarafdan bakdığında ne olduğu belli değil.(Bkz.→)
  • image031Amerika’da gemici astsubaylar rütbe işaretini hâlâ sadece sol kollarına takarlar. Denizin kara birliklerinde görevli olanlar ise sadece sağ kollarına. Sağ tararda tavsırını gördüğünüz kişi Coni’lerin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kuvvet Astsubayıdır. (Bkz.→)

Gedikli Erbaş’lıkdan Astsubaylığa terfi(!) ettirdikleri astsubayları, erat gibi giydirmekden vazgeçdiler o senelerde. T.C. Ordusu’nun astsubayına rütbe işareti seçmek için zamanın idarecilerinin yapdığı düzenleme aslında Amerikan deniz astsubay rütbe işaretlerinin kötü bir taklidi idi.

Sonra, rütbe işaretlerimizi omuzlarımıza takdırdılar.

nedim-tinaz image038

image037
Nedim TINAZ
Deniz Astsubay Kıdemli Başçavuş
Gölcük Astsubay Orduevi Müdürü (1959-1960)

Gölcük’de 10 sene görev yapdım. Orduevine girişde hemen sol tarafdaki duvarda müdürlerin resimlerinin konulduğu bir levha vardı. Bu resmi ben de o levhada gördüm.(³)

Ortadaki resmi, Kara Kuvvetleri arşivinden aldım. Örütbağ sayfasına eklediği için Kara Astsubay Meslek Yüksek Okul Komutanlığına cidden teşekkür ederim. Çünkü kendi tarihine sahip çıkmak adına takdir edilesi, güzel bir tavır.

Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okul Komutanlığı, Gedikli Zabit ve Gedikli Erbaş resimlerinden bir danesini bile kendi örütbağ sayfasına koymamış.(⁴)

Sağdaki resim ise bir Denizci Gedikli Zabite ait. Kılıç taşıdığını farketmişsinizdir.(⁵)

Astsubay rütbe işaretleri omuzda olsun mu olmasın mı tartışması artık bitmişdir. Dünya’nın çeşitli ordularına bakıldığında hemen hepsinde astsubay rütbe işaretleri omuzlardadır. Türk Astsubayları rütbe işaretini kolunda taşıyan bir iki ülkeden birisidir. Emsâl olarak gösderdiğim Amerikan Ordusu’nda astsubay rütbe işaretleri omuzda değil diyebilirsiniz!

Coni’lerin de astsubay rütbe işaretlerini omuzlarına alacakları günler uzak değil!..

Coni’nin ordusundaki astsubayın konumu ile bizim ordumuzdaki astsubayın konumunu kıyaslamanın imkânı yok. O memleketde astsubaya verilen hakkın hukukun değil tamamı, yarısını biz alsak memleket düğün bayram olur... Bu sebepden dolayı mukayese etmek mümkün değildir.image040

Ayrıca,

Evet, Coni’nin rütbe işaretleri kol pazılarındadır. Fakat rütbe değil de hizmet süresine göre tespit edilen subay/astsubay maaş oranları orada kimseyi rahatsız etmiyor. Vicdanları sızlatmıyor. Bize 60 senedir yapılan maaş haksızlığı Coni’lerin ordusunda yok.

İkinci husus daha önemli! Coni’lerin astsubayları Er’likden Orgeneral/Oramiralliğe kadar terfi edebiliyor. Kuvvet Komutanı, hattâ Genelkurmay Başkanı olabiliyor. Bu kural bizim subayların yapdığı gibi laf salatası, leylek lakırdısı değil! Lafda kalmıyor. İşde örneği;image042

J. Mike BOORDA, lise eğitimini yarıda bırakıp 1956 senesinde Coni’lerin Deniz Kuvvetlerine Er olarak girdi. Kanun’larının kendisine tanıdığı terfi hakkını kullandı. Astsubay oldu. Sonra da subay. Ve Oramiralliğe kadar terfi etdi. 1994 senesinde Coni’lerin Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu.

Yurtdışı görevindeyken Napoli’de bu subay ile defalarca biraraya geldik. Törenlerde, toplantılarda sohbet etdik. Tavsırında görüldüğü gibi kendisi temiz yüzlü, son derece kibar ve insan canlısı bir subay idi. O zaman Oramiral idi. Sohbetlerinde Er’likden Oramiralliğe nasıl geldiğini iftiharla anlatırdı.image044

Tek örnek bu değil elbet.

1960 senesinde başlatılan “Er’likden Orgeneralliğe Terfi” düzenlemesi kapsamında Larry D. Welch, 1951 senesinde Er olarak Hava Kuvetlerine girdi. Orgeneralliğe kadar terfi etdi. 1986 senesinde Coni’nin Hava Kuvvetlerine Komutan oldu.

John SHALİKASHVİLİ, 1958 senesinde Er olarak Kara Kuvvetlerine girdi. Orgeneralliğe kadar terfi etdi. 1993 senesinde Coni’lere Genelkurmay Başkanı oldu.(⁶)image046

Yukarıda anlattıklarımız çok uzaklarda zuhur etmiyor! Atlantik denen derya’nın hemen öteki yamacında... Karargâhda kendi yıldızlarını parlatmakla meşgul olan Conisever subaylarımızın bu olup bitenlerden haberi var mı? Var elbet!

Peki bu konu hakkında ortaya dökecek bir tek fikirleri var mı acap? Mamayı sadece kendilerine akıtan bu çeşmenin suyunun bir 60 sene daha böyle çağıldaya çağılaya haksızlığa akacağına gerçekden inanıyorlar mı?

Ağzından sular akıtarak peşinden koşduğun adamlar kendi erlerine “orgenerallik” imkânı veriyor. Peki sen ne yapıyorsun? Kendine ezel-ebed “baş” lığı hak gördün.  Ayaklar, baş olamaz dedin utanmadan. Harbiye’de, birinci sınıf iaşeler ile büyütüldün. Cumhurbaşkanı olacaksın ninnileriyle uyutuldun. Yüksek dağın guşu oldun, selviye gondun hep! 

Atatürk size, akıl ve bilimi mirâs bırakdı. Fakat siz, devletin mamalarının mirâs bırakıldığını farz ve kabul etdiniz.

Bu vatan üzerinde senden daha fazla hakkı olan, emeği olan, alın teri, kanı, canı olan; senin maaşını ödeyen vatandaşların evlatlarının “göt” dedin! “Ayak” dedin!  (bkz.)

Bizim derdimiz, subaya öykünmek değil. Bunu herkes bilsin!

Ben, astsubay olarak vatanıma 34 sene hizmet etmekle müftehirim. Astsubay olduğum için Allah’ıma çok şükrediyorum. Çocuklarıma bırakacağım en iyi mirâs, babalarının astsubay olmasıdır.

Bizim çabamız, Türkiye’deki astsubaylık mesleğini dünya ölçeğinin de üzerine çıkartmak.

image048Peki, bu görevi kimden aldık?

Bize “muasır medeniyet seviyesinin yükseğini(⁷) hedef gösteren kişiden...

Bizim gündeme getirdiğimiz asıl konu, biz astsubayların öncelikle özlük haklarıdır.

Bu mesele halledilse şeffaf bir terfi usulü zaten kendiliğinden ortaya çıkacak.

Biz  Türk Astsubayları, 50 seneden beri memleketimizde ve dünya’da meydana gelen değişme, gelişme ve refahdan hak etdiğimiz ölçüde hak almak istiyoruz. Subaylar bunu 50 seneden beri zaten yapıyor...

Hak eden astsubayın subay olmasının da astsubaydan çok memlekete faydası olur. Coni’nin Er’inden Coni’nin Astsubayından bu memleketin insanının eksiği yokdur fazlası vardır, evvel Allah. General olacak niteliği haiz astsubay meslekdaşlarımız elbet var. Bunu en iyi bilen Genelkurmay Başkanımızın kendisidir.

Astsubay rütbe işaretlerinin omuzlara alınması için zamanında karar veren subaylarımızı yeri gelmişken burada şükranla ve tazimle yâd edelim. Çünkü bugünün Genelkurmay Başkanları, astsubay rütbe işaretleri konusunda 60 sene evveline ait bu kavravış ve anlayışın bile hâlâ gerisinde duruyor.

Dünya’da hâl ve gidiş böyle. Fakat astsubay rütbe işaretlerinin dünya’da kabul görmüş ölçülere getirilmesi konusunda gündemlerinde herhangi bir çalışma olmadığını Genelkurmay Başkanımız resmen açıkladı. Türkiye’de de ise bugün itibariyle vaziyet böyle.image050

Bir zaman sonra çark etdiler.

Rütbe işaretlerimizi

Tekrar pazılarımıza takdırdılar...

Coni’den aşırdıkları önceki rütbe işaretlerimizi

Kesdiler, gırpdılar, yoldular, budadılar, enediler.

Ve garga guşu oldu dediler...

  • Yetmedi!
    Hiçbir anlamı olmadığı halde rütbe bekleme sürelerine toplam 6 sene ilave etdiler.

Hem ceket ve paltonun kol ağızlarına takdığımız rütbe kıdem işaretlerimizi çaldılar birer birer..

Hem de 6 sene daha nöbet yazdılar...

Biraz Alaman, biraz İngiliz, biraz Amerikan Bahriyesinden çalıp kırpıp kıyafet düzdüler subaylarımız kendilerine allı pullu. 

Fakat astsubay dedikleri asker kişilerin rütbe işaretlerini nereye koyacaklarını bilemediler!

Dünya’nın en büyük deniz zaferlerine imza atan denizcilerin torunları olan subaylarımız kendi töresine özgü, kendisine has bir kıyafet bulamadılar bunca zamandan beri.

Türk’e özgü kıyafet ve rütbe işareti ihdas edemeyen Genelkurmay Başkanımız, astsubay rütbe işaretleri konusunda dünya’nın bugün geldiği noktayı da görmezden geliyor.

Pazıda da olsa

Omuzda da olsa

Rütbeler bizimdir!

 

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

(Devam edecek)

*** Kaynakca üçüncü (son) bölümdedir.
Ögeyi Oylayın
(57 oy)
Son Düzenlenme Çarşamba, 03 Ekim 2018 01:18