Yuvaya Dönüş!

By Eski Tüfek 06.07.2013 Okunma Sayısı: 5463 Yorumlar (5)

İçinde doğduğumuz her evin; yemek yediğimiz her sofranın; yaşadığımız her sokağın; her mahallenin, nâhiyenin, şehirin; bir ruhu, târihi, bir nidâsı, bir simgesi, bir fârikası vardır bu memlekette. Tercih hakkımız yokdur başlangıçda. Mecburen ortak oluruz kaderine bütün bunların, iyisiyle kötüsü ile...

 

Her türden sayısız zenginliği, her çeşit güzelliği, her neviden eşşiz nimeti ile

Allah’ın özenerek yaratdığı bir memleketin ahfâdıyız vesselâm.

Hangi dağına gitsek, hangi yolundan geçsek, hangi çayını boylasak, hangi deresinde çimsek, hangi ağacına tırmansak, hangi pınarından su içsek, bir başka güzel!..

 

Kıymetini bilene birer ibret alâmeti olan bu eşsiz güzelliklerin hepsi Allah’ın bizlere bahşetdiği nimetlerdendir.

Çalap’ın bizlere ihsan etdiği nice lütuflara ilâve olarak;

Mekânları unutulmaz yapan, farklılaştıran, insanın bakışını çelen, hâfızasına nakşeden bir de insan mârifetiyle vurulmuş mühürler, güzellikler vardır. Yontulmuş bir taş, bir pınar, bir bina, bir köprü, bir câmi, bir heykel...

 

Mekânları emsâlinden farklı yapan bu eserleri de sanatcılarımız hediye etmişdir bizlere.

Eşyayı benzerinden ayıran özelliğe fârika denir.

Yaşadığımız mekânları emsâlinden ayıran özelliğe geliniz biz de fârika diyelim pek muhterem can dostlarım.

 

Yaşadığımız yeri târif etmek için bazen sâdece bir kelime yeter de artar bile... Karamürsel’de oturduğumuz binanın önünde kocaman bir ıhlamur ağacı var idi. Şimdi hâlâ yerinde mi acaba? Kimbilir kaç yaşında. Kim dikdi ise Allah O'ndan râzı olsun. “Yağmur yağar yeşil otlar bitirir, Yel esdikce kokuların getirir” demiş, “Dağlar” isimli şiirinde Karacaoğlan. İşde, bizim sokakda da aynısı olur idi o senelerde. Vakdi gelince açdığı hârika çiçekleriyle gözlerimizi okşar ve bütün sokağı aylarca mis gibi kesif bir ıhlamur kokusu doldurur idi. Öteki mahallenin ahalisi bile yolunu biraz uzatmak bahâsına bizim sokakdan geçer ve ıhlamur ağacının o güzel râyihasını doyasıya çekerdi ciğerlerine. Bu sokağa niye Ihlamur Ağacı Sokağı ismini vermemişler, hâlâ merak ederim. Bizim sokağımızın fârikası da işde, bu ıhlamur ağacı idi.

 

Kömür desem, aklınıza ne gelir? Bakın, hemen tahattur etdiniz! Nereyi kasdetdiğimi bildiniz.

 

Anıtkabir

Ya da pişmaniye?.. 

Değil mi?..

 

Biricik bile özelliği, yâni fârikası olmayan bir tek çakıl taşı arasam şu memlekette, bulacağıma dair hiç umudum yok dostlarım. Biz astsubaylara yapılan tahakküme varan haksızlıkların zevâl bulacağına dâir pek kuvvetli umudum vardır da. Bir fârikası olmayan dulda bir yer bulacağıma dâir hiç umudum yokdur. Arasam da bulamam, inanın... Hepsinin en az bir dâne fârikası var desem hani, geliniz, itimat buyurunuz şu Eski Tüfek bahriyeli fakire...

 

Burada ismini zikredemediğim köşe başlarının, çakıl taşlarının, ağaç diplerinin, dere boylarının, göllerin, nehirlerin, ırmakların, denizlerin, dağların, bağların, bahcelerin, ovaların, tepelerin, yaylakların, kışlakların, köylerin, kasabaların, şehirlerin ey necip, ey güzel insanları!

 

Bana gönül koymayınız, e mi? Tevessül etsek hani yaza yaza bitiremeyiz.

 

Vakıa, Cumhuriyet düşmânları kapattılar. Kitap basdığımız kağıdı bile artık ithâl ediyoruz, gınayı yakalım! Hani faraza SEKA, istediğimiz kadar kağıt tedarik etse, mürekkebimiz Çene suyundan gelse, ömrümüz de vefâ etse

Ve

Evliya Çelebiye öykünüp nice uykusuz geceler boyunca kağıt üstünde kalem yüzdürmeyi göze alıp yazsak bile sitede yayınlayacak yer bulamayız. Yayınlamakda ısrar etsek, bu kez de sihirli elleriyle sitemize hayât veren kaytan bıyıklı bahriyeli, nam-ı diğer ADMIN Semih KOÇ, durduk yerde bam telinden bozuk çalabilir.

 

Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin. Kendisiyle henüz teşerrüf etmedim. Basındaki tavsırlarından görmüşlüğüm var kendisini sâdece. Hakkında emekliassubaylar.org sitesi dolaylarında bir yerlerde ikâmet ettiğine dair pek kuvvetli tevatür dolaşan bir de dâvamızın bayrakdârı Ersen GÜRPINAR var. Maazallah “Astsubaylara tahakküme varan haksızlıklar” deyip yurt çapında yayınlanan bir gazetede hakkımızda elvan çeşit tefrikalar neşrebilir ki, işde en çok bu ihtimâlden çekinirim.

 

Değirmenci Ali’nin kör beygiri dolaşdırdığı gibi lafı kıyıda kenarda dolaşdırmayı bırakalım da

Viya böyle deyip sadede gelelim, gönüldaşlar!

 

Dünyâ’ya gözlerinizi Zonguldak ilinde açdı iseniz şâyet; dizleri romatizmalı, eli yüzü gözünün karasından daha da karalara bürünmüş emekdâr bir madencinin evlâdı olmalısınız.

 

İlk çığlığınızı seymenler diyarı Ankara’da attıysanız bordro mahkûmu bir memurun nüfusuna yazarlar sizi.

 

Göbeğinizi Kocaeli’de kesdiler ise şâyet bahriyeli bir astsubay ya da subayın çocuğu olmanız pek muhtemel.

 

Benim göbeğimi Kocaeli’nde kesmemişler, anam dedi. Nüfusuna kayıtlı değilim. Bu güzel şehirde görev yapmış bir askerin çocuğu da değilim. Keşke olsa idim. Hanımım buralı değil. Olsa idi şâyet, iftihar ederdim. Ellerinizden öperler çocuklarım da Kocaeli’nde doğmadılar. Mâdem bütün bunlardan değilim de ben neyim? Ben, kimim öyleyse babayiğitler?.. 

 

Ben; dostarım, doğduğum memleketimden ayrılıp yüce milletime hizmet gâyesi ile intisap etdiğim Türk Bahriyesinde

İki elinizin parmaklarının sayısından yüzde otuz daha fazla bir süre bu şehirde vakdin bir sehminde görev yapmış bir Deniz Astsubayıyım.

 

Mekânı şereflendiren insandır; Kocaeli’yi şereflendiren bahriyeli askerler, bahriyeli askerleri şereflendiren de Kocaeli’dir, kanaatimizce.

 

 

Yuvaya Donus

 

 

Eşim ve çocuklarımın beni en çok özledikleri,

Yolumu gözledikleri, bekledikleri şehirdir Kocaeli...

 

Hanımların bahriyeli kocalarından,

Çocukların bahriyeli babalarından,

 

Bahriyeli babaların ise;

Hem hanımlarından hem de çocuklarından en çok uzak kaldığı bir şehirdir burası...

 

Sokakları bol bol iyot kokan,

Ve fakat

İyotdan daha ziyâde gönülleri hasret kokan bir şehirdir Kocaeli...

 

Körfezin efendisi, denizlerin kurdu bahriyelilerin yuvasıdır Kocaeli...

İlk gemi görevine başladığım yer.

Son gemi görevimi tamamlayıp fiili denizciliğe vedâ etdiğim yer!

Hem ilk limanım, hem de son limanım!

En güzel ve unutulmaz arkadaşlıkları yaşadığım; dostluk ve komşuluk bağları kurduğum şehir.

Bütün bunlara ilâve olarak, biz denizci astsubayların medâr-ı iftiharı olan Yuvaya Dönüş Anıtı’nın yuvasıdır Kocaeli.

 

Makâlemin başında arz etdiğim gibi, doğduğumuz yeri seçme hakkımız olmasa da

Öldükden sonra yatacağımız yeri seçme imkanımız var çok şükür!

 

Akrabalarıma vasiyet etdim. Karamürsel Belediye Başkanına da buradan sesleniyorum; Hak vâki olup da imamın kayığına bindiğim gün beni hemen Karamürsel mezarlığına defnediniz. Hiç beklemeden, mümkünse aynı gün... Beni her dâim heyecana garkeden İzmit Körfezin’in o büyülü sularına bakmak istiyorum yatdığım yerden. İsrafil Aleyhisselâm Sûr’a üfleyinceye kadar da Karamürsel son limanım olsun!

 

Her mefhum, muhalifi ile kâimdir. Âşık olmaz idi, olmasa Maşuk! Vuslat olmaz idi, olmasa firâk!

Biz de bu yalın ve katı gerçeğe inat

Yüreğimizde yanan vatan ateşiyle sevdiklerimizi arkamızda bırakıp yüksünmeden katlandık o hasret kokan günlerce, haftalarca, aylarca devam eden seyirlere, deniz görevlerine...

 

Aynı gemide, aynı kaderi paylaşdığım vatan sevdalısı, birisi yek diğerinden merdâne yüzlerce, binlerce bahriye astsubay ve subayı.

Ve en önemlisi

Anadolu’nun doğurup emzirip büyütdüğü ve kutsî vatan hizmetine gönderdiği başımızın tacı Levendlerimiz, elbetde...

 

Komutanımız, mükemmel insan Deniz Kurmay Albay Baha EREN,

İkinci Komutanımız, koca gemiyi taksi gibi mahâretle kullanabilen Deniz Kurmay Yarbay Doğan DENİZMEN...

 

Meslekdaşlarım Telsiz Astsubayları Mustafa OĞUZ, Hasan TAŞCI, İsmail BAKIRLI, Cevat DEĞİRMENCİ, Cemil AKDERE, Küçük Mustafa, Küçük Cevat... Çocukları Hakkıcan, Aslıcan, Ozanalp, Berkay...

 

Telsiz kamarasında benim kahrımı çekip kaderime ortak olanlardan şu an aklıma gelenler... Büyüklerim, küçüklerim... Hangi birisinin ismini yazayım buraya? Gönül koymasınlar bana lutfen. Yazmakla bitiremem ki. Dile kolay; deniz görevimin son yılında, 1998 senesinde toplam olarak 290 gün denizde kalmış idik. Analar böyle has yiğitler doğurup vatan hizmetine göndermese idi şâyet o kıyâmeti andıran, yer ile göğün herc-ü merc olduğu mahşerî fırtınalar ile baş edilir miydik? Bitmek tükenmek bilmeyen, uzayıp yüzyıl olan gemi görevleri çekilirmi idi hiç? Hasret dolu gecelere yârenlik eden gönüllerde sabah olur muydu?

 

Ihlamur kokan sokakda, alt katımızda oturan kumcu Hüseyin abi; eşi, benim ablam Saadet... Oğlu utangaç ve yakışıklı topcu Cengiz, kızı güleç Sabahat. Az muhlamasını yemedik Saadet ablamın. Duydum ki Hüseyin abim hastay imiş. Ellerinden öper, Allah’dan âcil şifalar dilerim kendisine...

 

Çapraz alt katımızda oturan bacanak dediğim ve kardeş bildiğim İpekkağıt işcisi Musa, hanımı Cemile, oğlu Mehmet, kızı Büşra. Ailecek vurup kendimizi yollara o civardaki mesire yerlerinde, dağlarda, tepelerde, ormanlarda az benzin içirmedik demirden atlarımıza.

Üst çaprazımızda oturan ve bahçesinde iki kiraz bulsa birisini bize getiren diğer Hüseyin abi ve hanımı ablam Nazmiye.

 

Ihlamur ağacının hemen yanındaki bakkal dükkânını işleten Ersen bey ve güzel, maşşallah dedirtecek kadar akıllı kızı Nur...

Sütcümüz Calba Cahit, zerzevatcımız İbo abi, litreyle çamaşır suyu satan çatlak sesli Mehmet abi ve diğerleri...

Hepimiz memleketin bilmem hangi köşesinden çıkıp gelmişiz bu hasret kokan şehire. Maksat vatana, millete bir nevi hizmet, başka bir şey değil.

 

Akrabamız, anamız, babamız doğdukları şehirlerin kaderini paylaşırken

Bizim sehmimize de Kocaeli düşmüş!..

Sıkıntılı ve dar zamânlarımızda bize abi olan, abla olan, kardeş olup kol kanat geren bu güzel insanların hepsine buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Biz askerler, vatana hizmet etdik; bu güzel insanlar da bizlere... Haklarını nasıl öderim ki? Bir daha görmek nasip olur mu bilmiyorum. Allah hepsinden râzı olsun. Haklarını helâl etsinler. İşte, bunlar da bizim mahallenin fârikaları..

 

Kocaeli’ni benim gözümde değerli ve unutulmaz yapan bunca güzelliğe bir fârika daha ilâve etmek isdiyorum yüksek müsaadenizle. Gölcük Ana Deniz Üssü’nün içinde; Nizamiye girişinde, yolun tam ortasında o muhteşem heybeti ile duran anıt...

 
Doğu Nizamiyesinden Üsse girişde bütün haşmetiyle hemen karşınıza çıkıverir. Gezdiğim hiçbir askerî tesisde beni bu kadar heyecanlandıran ve tevkir eden başka bir anıt görmedim desem, yeridir. Yaklaşık üç metrelik beyaz bir mermer kaide üzerinde, kışlık elbisesiyle eşine ve kız çocuğuna hasretle, tutkuyla sarılan dört metrelik heybetli bir Deniz Astsubayı...
 
Anıtın adı; YUVAYA DÖNÜŞ!..

Yuvaya Dönüş_ Yuvaya Dönüş Heykeli_Gölcük_Kocaeli_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Hanımı; her iki kolu ile birden kocasını belinden hasret ile sımsıkı kucaklamış!

 

 

Kızı; sol kolu ile anasının sırtına, sağ kolu ile de babasının sol koluna zarifce dokunmuş. Ve anasıyla babasını adeta birbirine mühürlemiş!

 

Sayılmadık günlerden, gecelerden sonra

Uzak yoldan, bilinmedik görevlerden yuvasına dönen bahriyeli astsubay;

Sağ kolu ile hanımını sol omuzunun üzerinden aşağı doğru nârince belinden kavramış!

Ve sol eli ile de kızını sol elinden sıkıca tutmuş.

Kızının sağ omuzuna kendi sol eli ile şefkât dolu bir his ile dokunmuş!

Ve avını yakalamış bir kartal gibi kavramış...

Hanımı, kocasına,

Kızı babasına bakıyor hasret ve muhabbet dolu gözlerle.

Denizci astsubay da tahassür dolu bakışını hem eşine hem de kızına adamış!..

Yuvaya Dönüş_Yuvaya Dönüş Heykeli_ Gölcük_Kocaeli_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Hasret dolu günlerden, aylardan sonra kavuşmanın sevinci ve heyecanı ile birbirlerine kenetlenen üç insan,

Aynı hissiyâtın potasında eriyip handiyse yek vücut olmuş.

Târiflerin dar geldiği, sözcüklerin kifâyet etmediği doyulmaz bir aile saadeti bundan daha güzel nasıl anlatılır ki?

Her insanın bir hikâyesi vardır.

Her hikâyenin de bir kahramanı...

Bizlerin hikâyesi, Türk Deniz Kuvvetleri; Türk Deniz Kuvvetlerinin kahramanı da Deniz Astsubaylarıdır, can dostlarım.

Yuvaya Dönüş_ Yuvaya Dönüş Heykeli_Gölcük_Kocaeli_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Götür bir Rus’u hamama! Üç defâ kesele, altından Türk çıkar!

 

Alın bir savaş gemisini, neresini kazırsanız kazıyın!

Kazıdığınız her yerde bahriyeli astsubayın ömrünün varını, alnının terini, elinin emeğini, gözünün nûrunu, parmağının izini görürsünüz.

 

Türk Deniz Kuvvetleri savaş gemilerinin hâfızası, hakîki sâhibi, emekcisi ve esâs vurucu gücü olan astsubaylara duyulan vefâ, şükran ve minnetin bir nişânesi olarak

Deniz astsubayını tasvir eden Yuvaya Dönüş Anıtı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda Deniz Astsubayına ithaf edilen ilk ve tek anıtdır. Bu bakımdan biz Deniz Astsubayları için fevkalâde önemlidir.

 

Bu cümleden olmak üzere Yuvaya Dönüş Anıtı hediyelik şeklinde imâl edilmelidir. Hasreti, saadeti, sevgiyi, şefkâti, huzuru, tahassürü, tutkuyu ve aile olmayı bu heykelden daha güzel anlatan başka bir teberik bulamazsınız... Her astsubay, en az iki dâne satın almalı, birini eşine dostuna hediye etmelidir. Dört müşteriniz şimdiden hazır, şu bahriyeli fukaradan söylemesi.

Hesabı tutulmamış kaç gün, kaç hafta; belki de kaç ay birbirine hasret kalmış aile efrâdının; ananın, babanın ve çocukların vuslatı ve yek vücut olması taşa bundan daha güzel nasıl nakşedilir ki?..

 

Tecrübey ile sabit, biliriz. Benim de ömrümün en güzel dönemi olan evliliğimin ilk on senesi işte böyle geldi geçdi Levendler! Elleriyle şekil verdiği heykele yüreğindeki hissiyâtını da büyük bir mahâret ile katan

Ve

Biz denizcilerin hissine böylesi vukufiyet ve yetkinlik ile tercüman olan Prof.Dr. Sait RÜSTEM’e bu vesileyle bütün denizci astsubaylar nâmına buradan saygı ve hörmetlerimi gönderiyorum.

 

Seferden yuvasına dönen Bahriyeli Astsubay, eşi ve kızı ile doyasıya sarılıp kucaklaşa dursun,

Deniz astsubaylarını tafdil eden bu anıtın hikâyesini geliniz dostlar, biz birlikde yazalım târihin ebedî belleğine.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven ERKAYA_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Zamânın Donanma Komutanı, merhum Oramiral Güven ERKAYA... Kıbrıs Barış Harekâtında eski T.C.G. Kocatepe Muhribinin Komutanı. Muharip bir Komutan ve 1974 Kıbrıs Gâzisi. Konuşmakdan çok dinlemeye meyyâl, herkesin fikrine kıymet veren, adâlet duygusu çok kuvvetli, dirâyetli, teşrihci, son derece zeki, akl-ı selim;

Bir o kadar da şefkât dolu bir insan her şeyden önce. Yapmacık tavırlardan, teşhircilikden, ucuz kahramanlıkdan ve hele dalkavuklardan nefren eden bir asker.

 

Harp Filosu Komutanı ise Tümamiral Salim DERVİŞOĞLU. Pamuk dede desem kâfi gelmez. Evladım git şu pencereden kendini aşağı at dese, hiç tereddüt etmeden atlarsınız hani. Korkduğunuzdan değil ha! Bilâkis, sevip, saygı duyduğunuzdan elbet! Oramiral Güven ERKAYA için söylediğim her şeyi Tümamiral DERVİŞOĞLU için de söylemek, kendisini sitâyiş ile yâd etmek benim için ne büyük bir keyif. Mizaçları birbirine birebir benzeyen iki müstesna Komutan...

 

Sayın ERKAYA’yı rahmet ve şükranla, Allah uzun ve sıhhatli ömür versin Sayın DERVİŞOĞLU’nu da tâzim ile yâd ediyorum huzurunuzda.

Bu dönemde bu satırların yazarı da T.C.G. Oruçreis Fırkateyn’inde Telsiz Branşı Kıdemli Astsubayı idi. Kendileri ile sayısız defâ bir araya geldik. Her iki subay ile aynı havayı teneffüs etdik. Gemimizi kaç kere teşrif ettiler. Karavana yedik, çay içdik, sohbet etdik.

 

Her ikisi de teşrifatcılıkdan hazzetmez ve tek başına gezerdi. Teftiş edeceği yerleri, her zamanki hâli ile; askerleri, günlük kıyafetinin içinde; herkesi, işinin başında görmek isterdi. Bu sebepden dolayı biz denizcilerin gönlünde bu iki subayımızın çok müstesna bir yeri vardır.

 

Yuvaya Dönüş anıtı hakkında bilgi arar iken, heykeltıraşı Prof.Dr. RÜSTEM’in Seymenler diyârı Ankara’da yaşadığını öğrendim. Heykelin hikâyesini, heykeli yapan sanatcısından duymak heyacan verici bir fikir idi. Bu maksat ile kendisini atölyesinde ziyaret etmeyi tasarladım.

 

Sayın RÜSTEM’in telefon numarasını buldum. Cumhuriyetimizin doksanıncı yılını idrâk ettiğimiz bu senenin üçüncü ayının ilk Cumartesi günü öğleden sonrası Sait Hocamı aradım ve niyetimi kendisine fâş etdim. Sağolsunlar, “Gelin, görüşelim” dedi. Dâvete icâbet etmek gerek değil mi? Biz de Prof.Dr. Sait RÜSTEM ile görüşmek üzere ertesi günü maaile yola vurduk kendimizi.

 

Dört tekerlek üzerinde yarım saatlik bir yolculukdan sonra, Sait Hocamın mahallesine vâsıl olduk. O civarda oturan bir mahalleliye Hocamın adresini sorduk. Bir çay içimlik daha gittikden sonra tatlı bir tesadüf eseri Sait Hocamı, oğlu Ahmet Can ile birlikde bakkaldan gelir iken evinin önündeki yolda gördük!

Ben, hocamı tavsırından tanıyordum. Fakat kendisi beni hiç görmemişdi. Yanına varınca arabayı durdurdum. Selâm verir vermez sanki Sait Hocam bizi bekliyormuş gibi hoşgeldiniz dedi ve eli ile atölyesini gösterek arabamızı park edeceğimiz yeri işâret etdi.

Bir Pazar günü öğle üzeri Sait Hocamın atölyesinde buluşduk, tanışdık. Kısa ve hoş bir hasbıhâlden sonra Yuvaya Dönüş heykeli konusunda sohbete koyulduk.

 

Buyurun, Yuvaya Dönüş heykelinin hikâyesini, heykeltıraşı Prof.Dr. Sait RÜSTEM’in kendisinden dinleyelim;

 

"Zamânın Donanma Komutanı Oramiral Güven ERKAYA’dan heykel yapmak üzere bir dâvetiye aldım. Akabinde Gölcük'e gidip kendisi ile makâmında görüşdüm. Benden, denizci askerin seferden dönüşünde ailesi ile kavuşmasını anlatan bir heykel yapmamı ricâ etdi. Heykelin adı hemen orada kendiliğinden ortaya çıkdı; Yuvaya Dönüş!"

 

Hazırlayıp dosyaya koyduğu resimlerde bana heykelin bütün özelliklerini Sait Hocam tek tek anlatdı.

 

"Hocam" dedim, "heykele konu olarak astsubayın konulmasını Komutanımız mı istediler yoksa sizin kendi tercihiniz mi?” diye sordum.

 

Bana verilen dosyada astsubay resimleri vardı. Heykele konu olarak Denizci Astsubayın seçilmesi Sayın ERKAYA’nın kendi tercihidir” dedi.

 

"Heykel üzerinde çalışmaya hemen başladım. Önce bir kaç eskiz çizdim. Kendisine gönderdiğim eksizlerden, şu an heykelini yaptığım örneği seçdi Sayın ERKAYA. Bu örnek üzerine, bire bir ölçüde çamurdan bir maket hazırladım. Bu maketi görmeye kendisi atölyeme bizzat geldi. Çamurdan numuneyi eni konu inceledikten sonra “Tamam hocam. Elinize sağlık, çok güzel olmuş, dedi. Sayın RÜSTEM, “Hattâ” diyerek konuşmasına şöyle devam etdi; Çamurdan örneği görmek için bizim mahalleye geldiği gün, bitişik binada düğün vardı. Sayın ERKAYA geldiğinde, bu düğün alayı ile karşılaşdı. Polisler, Komutana yol vermek üzere düğün alayının önünü kesmiş idi. Fakat komutan buna razı olmadı. Kendisi arabasında bekledi ve gelin arabasına hemen yol verdi."

 


"Çamur örnek konusunda anlaşdıkdan sonra alçıdan kalıp almak için polyester model hazırladım. Daha sonra da tunc madenini eritip heykeli kalıba dökdüm. İki tondan fazla tunc sarf etdim. Sonra anıtı, Ankara’dan götürüp Gölcük’de şu anda durduğu yerden biraz daha sol ve yukarı tarafda bir yere yerleştirdik. Sayın ERKAYA, anıtın daha göz önünde olması ve Gölcük Ana Deniz Üssü’ne gelenlerin ilk önce bu anıtı görmesi için şimdi durduğu yere nakletdi" dedi.

 

Her saatin bir hükmü vardır.

Her ziyâretin de bir zevâli...

Yuvaya Dönüş Anıtı’nın hikâyesi hakkındaki maksadımız hâsıl olmuş idi. Bizi atölyesinde ağırlama nezâketinden dolayı Sayın Profesöre teşekkür edip vedâlaşdık.

 

Yuvaya dönüşü anlatan bir anıt yapdırmak ve bu anıta da astsubayı konu etmek fikrinin Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı merhum Oramiral Güven ERKAYA’ya ait olduğunu, heykelin sanatcısından duymak beni ziyâdesi ile memnun etdi. Çünkü arkadaş canlısı bir insan olan rahmetli komutanın, astsubaylara dâima samimiyet, muhabbet ve şefkât hissi ile bakdığının en yakın şahidiyim. Aşağıda anlatacağım ve kendisinin yapdığı diğer iz bırakan yenilikleri de okuyunca bana hak vereceksiniz.

Prof.Dr. Sait RÜSTEM, Yuvaya Dönüş Heykeli Heykeltraşı_Yuvaya Dönüş Heykeli_Gölcük_Kocaeli_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Heykelin yapımı, Oramiral Güven ERKAYA’nın Donanma Komutanı olduğu dönemde sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz Heykeltıraş Prof.Dr. Sait RÜSTEM’e sipariş edilmiş.

 

Sakarya Meydan Muharebesinin önemli safahâtına sahne olmuş hâkim mevzilerden biri de Ankara Polatlı’daki Kartaltepe’dir. Bugün üzerinde, Türkiye’nin en yüksek Mehmetçik Anıtı kabul edilen dev bir anıt var. Yolunuz düşerse mutlaka gidip, görün. İşletmeye yeni açılan hızlı tren hattına ait tünelin tam üzerine yerleştirilen ve düşmana “Dur!” diyen Kahraman Mehmetciği simgeleyen 32 metre yüksekliğindeki bu heykeli, Ankara – Eskişehir karayolunun uzak noktalarından bile rahatlıkla görürsünüz. Polatlı’ının fârikası da bu anıtdır dostlarım. İşte, bu anıtın Heykeltıraşı da Prof.Dr. Sait RÜSTEM’dir.

 

Açılış târihinde Oramiral Güven ERKAYA Deniz Kuvvetleri Komutanı,

Oramiral Salim DERVİŞOĞLU da Donanma Komutanıdır.

Sayın ERKAYA, deniz kurdu astsubayın hakkını teslim etmek için yiğidin yuvasına kadar gelmeyi kendine şeref bilmiş. Taa Ankara’dan Gölcük’e kadar gelmiş ve heykelin açılış kurdelasını bizzat kendisi kesmek nezâketini gösdermiş.

 

Yuvaya Dönüş Anıtı hakkında makâle yazmaya karar verdikten sonra bilgi belge derlemeye başladım. Çok aradım fakat bu Anıta ve hikâyesine dâir sâdece bir kaç resim, bir iki satır yazı bulabildim. Şu an okuduğunuz yazı, bu heykel konusunda yazılmış belki de en tafsilatlı ilk ve tek makâle. Hiçbir yerde bulamayacağınız kapakda gördüğünüz resmi bile Heykeltıraşı Prof. Dr. Sayın Sait RÜSTEM’in arşivinden kerimem aldı.

 

Heykelin açılışını haberleşdiren yegâne gazete olan Milliyet, o güne dâir sayısında konuya ilişkin şöyle yazıyor;

Yuvaya Dönüş_ Yuvaya Dönüş Heykeli_Gölcük_Kocaeli_  Eski Tüfek Şükrü IRBIKDeniz Kuvvetleri Personeli'nin seferden döndükten sonraki mutluluğunu simgeleyen “Yuvaya Dönüş” heykeli, Gölcük Donanma Komutanlığı'nda Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven ERKAYA tarafından törenle açıldı.

Kaidesiyle birlikte 7 metre yüksekliğinde olan heykeli, Heykeltraş Sait RÜSTEM yapdı. Oramiral ERKAYA “Denizciyi seferde ayakta tutan, onu karada bekleyen ailesidir. Bir denizci, görevden döndükten sonra ailesiyle buluşduğu anda yaşadığı mutluluğu hiçbir yerde yakalamayaz” dedi.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Erkaya, heykeltraş Sait Rüstem'e şilt verdi.

Açılışa; Kocaeli Valisi Memduz ÖZ, Donanma Komutanı Oramiral Salim DERVİŞOĞLU, Donanma’da görevli subay ve astsubaylar ile davetliler katıldı.” 07.09.1997 Milliyet gazetesi.

 

Gazete haberinin târihi 7 Temmuz. Demek ki Yuvaya Dönüş Heykeli bir gün önce, yani  6 Temmuz 1997 tarihinde  hizmete açılmış. Törene ben ve gemimdeki arkadaşlarım iştirak edemedik. Çünkü bizler o günlerde, hattâ aylarda tam 105 gün devam eden meşhur FOST eğitimi için TCG Oruçreis Fırkateyni ile İngiltere’de deniz görevinde idik.

 

Heykel yerine konulduktan haftalar sonra görevimiz bitti ve Gölcük’e döndüğümüzde gördük. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir heykelin yapılacağına dâir bir haber de duymamış idik. Çünkü 1997 senesinde Gölcük’de kaldığımız günlerin yekûnu iki elimin parmakarının sayını geçmez. Gölcük’e geldikten sonra heykeli ilk gördüğümde sevinç, gurur ve heyecandan ayaklarımın yerden kesildiğini bugün gibi hatırlıyorum.

 

Heykelde; seferden döndükten sonra eşini ve kızını hasret ile kucaklayan bahriyeli bir astsubay üstçavuş, ailesiyle birlikte resmedilmiş. Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Güven ERKAYA’nın bu heykele denizin kahrını çeken deniz astsubayını konu etmesi onun şaşmaz takdir yeteneğinin ve yüksek kadirşinaslığının açık bir tezâhürüdür. Kendisinin kadirşinaslığının tek isbatı bu değil. Bakınız daha neler yapdı. Eee, dostlarım; “İzden yürümek” kolaydır da “iz bırakmak” değildir!

 

Sayın ERKAYA, Donanma Komutanı iken bir gün âniden gemimize geldi ve şöyle dedi;

 

"Arkadaşlar, gemiciler olarak sizlerin çekdiği meşakkâti, ne kadar zor şartlar altında görev yapdığınızı ve yıprandığınızı iyi biliyorum. Eşiniz, çocuğunuzla; ananız, babanız ile dinlenip senenin yorgunluğunu atacağınız kamplar yapdıracağız. Herkese her yıl bir defâ kamp tahsis edeceğiz. Sizler daha fazlasını hak ediyorsunuz. Teklif dosyasını hazırlattım ve Kuvvet’e gönderdim" dedi. Bizim ile samîmi hislerle hasbıhâl etdi, çayımızı içdi ve kendisini gemimizden uğurladık.

 

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevi sona ermiş idi. Kendisi göremedi. Fakat inşaatını başlattığı tesislerin kurdelasını, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini kendisinden devralan halefi Oramiral Salim DERVİŞOĞLU kesdi. Sayın Güven ERKAYA, sözünü tutmuş ve dediğini yapmış idi.

 

Kendisinin emir astsubaylığını yapan bir meslek büyüğünden duydum. Yazımı okursa, ismini kendisi fâş edebilir. Sayın Komutanımız; 1991 senesinde, İzmir’de Saha Komutanı iken karargâh subaylarına emir vermiş. Demiş ki astsubaylara da gece kıyâfeti (mess dress) tahsis edilmesi için hemen bir çalışma yapın ve dosyayı tezelden Kuvvvet’e gönderelim. Kendisi basiretli davranmış ve Genelkurmay Başkanlığının astsubaylara gece kıyafeti tahakkuk etdirmesinden yaklaşık 20 sene evvel bu girişimi başlatmış idi.

Bugün astsubaylara gece kıyâfeti verilmesi konusunda da merhum Komutanımız ERKAYA dirayetli ve basiretli davranmış, doğrudan vesile olmuşdur.

 

Dosya hazırlayıp Kuvvet’e göndermek her komutanın harcı değildir. Hele bir de astsubay hakları söz konusu ise mangal gibi yürek ister. Rahmetli Komutanımızın yüreği mangal gibi idi. Hem de koskoca bir mangal gibi...

 

İz bırakmak herkesin harcı değildir demiş idik. İz bırakan bir Komutan olarak ismini gönüllerimize nakşeden Oramiral Güven ERKAYA’nın biz denizci astsubay ve subaya unutulmaz bir iyiliği daha var. Onu da anlatalım da kimin neler yapdığına târih şahit olsun. Suüstü Gemi Görev Tazminâtı.

 

1996 senesi olsa gerek. O zamâna kadar karada görev yapan ile gemide görev yapan astsubay/subay maaşları aynı idi. Gemi hizmetimin 10 senesinde ben de böyle görev yapdım. Merhum, kendisi Donanma Komutanı iken Gölcük’de bir öğlen vakdi âniden bizim gemimize, T.C.G Yıldırım Fırkateynine çay içmeye geldi.

 

Gösterişden, yapmacık davranışdan ve yağcılıkdan nefret eden ve bu tür insanları şiddetle paylayan bir kişi olan Komutanımız

Her zamân olduğu gibi gemiye geleceğini gene kimseye söylememiş idi. Çalışma yerlerimizi şöyle bir dolaşdı. Bizim kamaramıza geldiğinde şöyle dedi;

 

"Bu mesleğe ilk girdiğim yıllarda dikkatimi çeken ve beni rahatsız eden bir husus var idi arkadaşlar. Bugün bu konuyu sizler ile konuşmak için geldim geminize. Suüstü Gemi Görev Tazminâtı. Sizler burada geminin kahrını çekerken karada görevli arkadaşlarınız ile aynı maaşı alıyorsunuz. Bu olmaz, vicdan bunu kabul etmez. Denizaltıcılar bu tazminatı senelerden beri alıyor. Gemide görev yapana şimdilik sembolik de olsa bir tazminât verilmesi için dosya hazırlattım ve dün Kuvvet’e gönderdim. Biraz bekleyin lutfen" dedi, çayını içdi ve gitdi.

 

Demek ki Suüstü Gemi Görev Tazminâtı konusunda, mekânı cennet olsun, kendisi her türlü hazırlığı yapmış ve bize müjde vermeye gelmiş idi. Nasıl olsa Ağustos ayında Kuvvet Komutanlığına terfi edecek, gönderdiği dosya kendi eline gelecek idi. Sayın Komutan, dediğini gene yapdı.

 

Kısa bir zamân sonra az da olsa gemiciliği taltıf ve teşvik eden bir suüstü gemi tazminâtı verilmeye başlandı. Rahmetli ERKAYA yeni bir yol açmış ve kendi ifâdesi ile sembolik dediği gemi tazminâtını Kânun’lara işletmiş idi. Daha fazlasını yapabilecek imkânı olsay idi şâyet yapacağından hiç şüphem yok.

 

Ne yazık ki kendisinden sonra göreve gelen komutanlar, Sayın ERKAYA’nın bu vasiyetine sahip çıkmadı. Gerçekten sembolik olan gemi tazminât miktarı, gemiciliği teşvik edecek, vicdanları rahatlatacak bir düzeye yükseltilmedi. Ahde vefâsızlık bu olsa gerek!..

 

Merhum Güven ERKAYA’nın bir farkı daha vardı. O zamâna kadar tayinler hep Mayıs ayının sonunda ya da Haziran ayının ilk haftalarında açıklanır idi. Garnizon dışına gidecekler için bu târih geç oluyor ve yeni birliğe taşınmak, ev tutmak, okul bulmak, çalışan eşlerin nakli gibi konularda ciddî sıkıntı veriyor idi.

 

Kendisi Kuvvet Komutanı olduğu iki sene boyunca, tayinler Nisan ayında açıklandı. Herkesin hep şikâyet ettiği ve kimsenin sahiplenmediği bu meseleye de derinden bir neşter atdı rahmetli. İki sene boyunca tayin edilenler yeni birliklerine kolayca katılabildiler. Rahat rahat evini kiraladı, taşındı, çocuğuna okul buldu, eşini naklettirdi. Kendisinin görev süresi bittikten sonra yerine gelen komutanlar bu usulü ne yazık ki devâm ettiremediler.

 

Bir gün yolunuz düşer de Kocaeli’nden geçerseniz, yol kenarında durup üç beş paket pişmaniye alın. Küçük hediye sevgiye; büyük hediye ise saygıya vesile olur. Pişman olmazsınız. Eşinizin dostunuzun gönlünü alırsınız.

 

Değirmendere’nin denize nâzır çay bahçelerinden birisine oturup bir mola verin. İzmit Körfezi’ni seyre dalarak ince belli cam bardakda çayın keyfini çıkartın. Yorgunluğunuzu hemen alır. Zamanı ise şâyet o tâze fındıklarından alıp doyasıya yeyin. Soyadı gibi uysal olan sevgili devre arkadaşım Özgün UYSAL buradadır. 30 seneden fazla oldu kendisini görmeyeli. Rast gelirseniz şâyet selâmlarımı söyleyin. Gözlerinden hasretle öperim.

 

Karamürsel’den geçerseniz, kime sorsanız söyler size. Bahar vaktiy ise sormasanız da olur. Ihlamur kokusunu takip edin, bulursunuz. Bizim mahalleye uğrayıp ıhlamur ağacının olduğu sokakdan şöyle bir geçin. Ciğerleriniz ıhlamur kokusuyla bayram etsin. Haa bir de sınıf arkadaşım ve Soyadını kızıma isim olarak verdiğim kardeşim Hilmi ECE var orada... Kendisi şimdi Tuzla’da bir üniversite’de Hoca... Sevaptır, selâmımı söyleyin. Gözlerinden hasretle öperim.

 

Bahriyelinin Yuvası Gölcük’e yolunuz düşer ise dostlar, gezinizi biraz uzatmak için bir değil iki sebebiniz var. Polyanna’ya bile taş çıkartacak kadar iyimser ve neşeli bir insan olan Beylerbeyi Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’ndan sınıf arkadaşım 954 Engin KORKMAZ orada. Üç sene boyunca aynı sınıfın sıralarında okuduk, aynı yatakhanenin ranzalarında yan yana uyuduk. Ne güzel günlerdi o günler...

 

 

 

1979_1980 DASTOK II C, Yuvaya Dönüş _ Eski Tüfek 

 

 

 

1982 neşetli E) Dz. Radar Asb.Kd.Bçvş. Merhum Engin KORKMAZ

Sene 1979, güz aylarından birisi... Deniz Astsubay Hazırlama Okulu ikinci sınıfta idik. Dersimiz, fizik; hocamız harika insan, mükemmel hoca Yarbay Mustafa KAZEZYILMAZ... Ders işlerken birden kapı çalındı ve sınıfa bir hanımefendi girdi. Elinde kocaman bir pasta ve şişeler dolusu çeşit çeşit meyve suyu... Engin’in anası imiş!.. Engin’in babası da deniz astsubayı idi. Hem de denizaltıcı… Doğum gününü kutlamak için taa Gölcük’den kalkıp İstanbul Beylerbeyi’ndeki sınıfımıza kadar gelmiş. Mustafa Hocamız derse ara verdi ve sınıfın içinde hep beraber Engin’in doğum gününü kutladık o dersde. 3 senelik öğretim süresinde kutladığımız ilk ve tek doğum günü idi bu... Analık bu olsa gerek.

 

Mezuniyetten beri görmedim Engin’i... Selâmımı söyleyin. Anasının elinden, Engin’in ve oralardaki sınıf arkadaşlarımın hepsinin gözlerinden muhabbetle öperim.

 

Yuvaya Dönüş’ü yayınlandıkdan 14 ay sonra yukarıda resimini gördüğünüz değerli sınıf arkadaşım Engin KORKMAZ, 9 Eylül 2014 Salı günü aramızdan ayrıldı. Kendisine Allah'dan rahmet dilerim. Mekânın cennet olsun “Seyirci” Engin kardeşim.

 

Sonra, gezinizin asıl hedefine teveccüh edin. Deniz Üssü’nün Doğu Nizamiye girişine doğru yürüyün ve Türk Deniz Astsubayına duyulan şükranın ve minnetin ebedî ve en müşahhas ifâdesi olan Yuvaya Dönüş Anıtını ziyâret edin.

 

Ziyâret etmekle iktifâ etmeyin, bir iki resim çektirin. Zira başka yerde bulamazsınız, kendi türünün biricik örneğidir. Denizci, hattâ asker olmasanız bile bir baba, bir ana ya da onların yavruları olarak sizler, bu heykelde kendinizden mutlaka birşeyler bulacaksınız. Görmek istediğiniz her şeyi görürsünüz bu Anıtda; hasret, mutluluk, saadet, tahassür, sevgi, şefkât, duygu, tutku... Hattâ daha fazlasını...

 

Bu dünyâda herşey nasip kısmet işidir. Kısmetde ne varsa kaşıkda o çıkar.

Deniz Astsubayı olmama rağmen

Gölcük’de iken Yuvaya Dönüş Anıtı’nın önünde ailem ile birlikte resim çekdirmek bize o yıllarda kısmet olmadı.

 

Fakat heykeli ile resim çekdiremesek de

Heykeltıraşı Prof.Dr. Sait RÜSTEM ve sevimli oğlu Ahmet Can ile birlikde ailecek resim çekdirmek ile bahtiyarım.

 

 

Yuvaya Dönüş_ Yuvaya Dönüş Heykeli_Gölcük_Kocaeli_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Yuvaya Dönüş_ Yuvaya Dönüş Heykeli_Gölcük_Kocaeli_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Her şehirin bir fârikası vardır. Her insanın da târihde bırakdığı bir iz!..

Yuvaya Dönüş Anıtı, Türk Donanması’nın kalbi Gölcük’ün fârikasıdır,

Yuvaya Dönüş Anıtı, Ormairal Güven ERKAYA'nın târihde bırakdığı izdir!..

 

Oramiral Güven ERKAYA;

Yuva Dönüş Anıt’ını yapdırdığınız için yüzbinlerce Deniz Astsubayı size bugün dahi dualarını gönderiyor.

Mekânınız cennet olsun!..

 

Bugün, 6 Temmuz 2013. Yuvaya Dönüş Anıtı’nın 17’nci doğum günü!

 

İyi ki doğdun Yuvaya Dönüş Anıtı; Nice yılllara!..

Dünya durdukca bütün heybetinle sen de yerinde öylece dur!

Fârikası olmak da târihde iz bırakmak da önemlidir, kıymetli dostlarım!

 

Ne mutlu, fârikası olana,


Ne mutlu, târihde iz bırakana!..

 

Yuvaya Dönüş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ögeyi Oylayın
(69 oy)
Son Düzenlenme Çarşamba, 15 Temmuz 2020 19:27

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar  

#5 Gürcan Özçubukçuoğlu 04-10-2020 15:24
Sayın meslektaşım kalemine yüreğine sağlık çok güzel ben yazınızı zevkle okudum aileme okuttum çok güzel teşekkür ederim saygılarımla selam ederim
Alıntı
#4 Hilmi ECE 06-10-2013 22:02
Sevgili kardeşim Şükrü;
Yazılarını bir çırpıda okudum ve aileme de okuttum. Cümlelerinde bizden de bahsetmiş olman bizi ziyadesiyle sevindirdi. Ayrıca, gayıpta kalmış ve zümremiz ile ilgili bir çok olayı yazılarından öğrenmiş olmak sınıf arkadaşın olarak bizleri gururlandırdı. Bu bilgilere ulaşabilmek ve onları dantel gibi işlemek elbette kolay değil, emek ve alt yapı ister. Yazılarını okurken hemen aklıma gelen, İstesen de istemesen de bir eser hüviyetine bürünmüş değerli yazı ve araştırmalarının tümünün de içerisinde yeraldığı bir kitaba dönüştürmen. Böylelikle, bu değerli bilgi ve araştırmaları güzel ülkemizin en ücra köşesinde görev yapan meslektaşlarımız başta olmak üzere daha geniş kitlelere ulaştırabileceğini düşünüyorum. Denizcilerin birbirlerine söylediği o söz ile bitiriyorum yazımı "ALLAH SELAMET VERSİN" sevgili kardeşim, yolun ve bahtın açık olsun. Hilmi ECE
Alıntı
#3 MEHMET KAYALI 09-07-2013 23:12
Sayın Irbık, yazılarının tiryakisi mi oldum ne.Senin yazılarını okurken farklı bir ortamda hissediyorum kendimi. Makalende bahsettiğin oramiral sayın GÜVEN ERKAYA ile oğlumun aracılığı ile bir yemekte beraber oldum kendisi ile söylemde bulunduk. Zannederim bir etkinlikte yaptığı konuşmalardan bahsettik. Bana o sunumunun imzalı bir kopyasını da lütfetmişti. İtina ile saklarım, bulup bu değerli konuşmanın bir fotokopisini sana da vermek isterim. Gözlerinden öperim.
Alıntı
#2 ÜMİT MEMİŞ 07-07-2013 10:21
Sn.İrbik yazılarınızı devamlı takip etmekteyim . bu son makalenizi okurken inanın çok duygulandım, birgün tanışmak dileğiyle, kaleminiz hiç bitmesin.
Alıntı
#1 Ersen Gürpınar 07-07-2013 00:30
Değerli kardeşim Sn.İrbik Bizler ülke ve TSK sevgisi ile bu mesleğe başladık sizinde yazınızda belirttiğiniz gibi sosyal,ekonomik ve insani tahakküme varan haksızlıklar yaşadık üstelik bu haksızlığı hukuksuzluğu bize kendi kurumumuz yaptı oysa biz orduya ve ülkeye sadakatimizi terimiz,kanımız ve canımızla ispat ettik; Elbette bizlerin emeğine saygı duyan komutanlarımız oldu siz rahmetli ERKAYA örneğini vermişsiniz herhalde cumhuriyet tarihinde assubay anıtı yaptıran tek komutandır mekanı cennet olsun Kendisini şahsen tanıyan iltifatlarına mahzar olan biriyim O eserleri ile yüreğimizde yaşarken adalet duygusu olan komutanlara da yüreğimizde yer ayırdığımızı belirtmek istiyorum . Adalet birgün onu esirgeyenlere de gerekecektir. Elinize,yüreğinize,emeğinize sağlık
Alıntı
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 97. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Çarşamba, 28 Ekim 2020
nevzat yüksel
MESLEKTAŞLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR; #AstsubaylaraSözVerdiniz TWEET-TAG ÇALIŞMASI Tarih: 30 EKİM 2020 Cuma Akşam Saat: 19:00?da.
Pazartesi, 26 Ekim 2020
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
ASSUBAYLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN Göreve ve ölüme gönderirken hatırlayacaksın, şehit cenazelerinde övgüler dizeceksin, Assubay olmadan ordunun olmayacağını gözardı edeceksin ama hakkı hukuku esirgiyeceksin, bu nasıl bir zihniyet nasıl bir peygamber ocağı? 17 Ekim TEMAD'IN kurulușunu ve Assubaylar gününü buruk bir şekilde kutluyoruz; dileriz sağduyu adalet vicdan üstün ...
Cumartesi, 17 Ekim 2020
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ