Bu sayfayı yazdır

60.000 Gâip Aranıyor!

By Eski Tüfek 07.01.2013 Okunma Sayısı: 2023 Yorumlar (6)

60.000 mi büyük, yoksa 2 mi? Bunu bilmeyecek ne var? Tabii ki 60.000 büyük diyorsanız, bu makaleyi sonuna kadar okumalısınız. Zira, ya Arşimet yanlış hesapladı ya da siz yanılıyorsunuz.

Peki, nasıl oluyor da 1+1, yani 2 rakamı 60.000’den büyük olabiliyor? İstisnâsı olsa da görmek, inanmakdır değil mi? Buyurun, görelim.

Tabiatda meydana gelen bazı olayların, fiillerin sonucunu tayin eden “nicelik” değil, bilakis “nitelik”dir. İstesek de istemesek de bu böyledir. Mutlak doğrudur, neticeyi değiştiremeyiz.

Fişek, dolu ise doludur; boş ise boşdur. Avlanmak üzere tüfeğinize sürecekseniz şayet bir milyon boş fişek mi yoksa bir tek dolu fişek mi işinize yarar?..

Zeytin yağı dolduracak iseniz kulpu kırmızı kırk kırık küpü mü yoksa bir tek sağlam küpü mü yeğlersiniz?

Beraber hareket eden 2 kişi, pek tabiidir ki eşgüdümsüz ve örgütsüz hareket eden 60.000  kişiden daha büyükdür. Şöyle açalım bu mefhumu; uygun bir kaldıracın doğru sıklet noktasına oturan bir tek kişi, dünyayı mahrekinden oynatabilir mi? Evet, oynatabilir. İlmen mümkün. Kanunu  bile var (¹). Peki, yanlış yerde oturan altmış bin kişi dünyayı yerinden kıl kadar kımıdaltabilir mi? El cevap; Hayır, gıpraşdıramaz! Kımıldattığını gören var mı? Yok! Demek ki neymiş? 2 rakamı, 60.000’den daha büyükmüş! Kavilleşdik mi dostlar?

Yukarıda gördüğünüz üzere, birlik olmuş 2 kişi; hedefsiz, gayesiz, amaçsız 60.000 kişiden daha büyük ise şayet kaldıracın doğru sıklet noktasında duran 40.000 kişiyi bir düşünün... Ya da aynı fikir etrafında birbirine kenetlenmiş, aynı amaç uğrunda mayalanmış; tek bilek, tek yürek, tek ses, yek vücut olmuş 100.000 emekli üyesi olan bir dernek tasavvur ediniz hele...

Her biri farklı hedefin peşinde farklı yöne doğru umarsızca koşan ve böyle olduğu için her biri yek diğerinden bîhaber  altmış bin kişi, ancak bir kişi kadar önem taşır. Belki de taşımaz, taşıyamaz! Örgütsüz insanlar, kuru kalabalıkdan öte mânâ ifade edemez. Böyle insanlar, ortak davranamaz. Aynı anda ellerini havaya bile kaldıramaz. Bu anlamda altmış bin kişi, beraber hareket edebilen iki kişi kadar bile tesirli değildir. Kavilleşdik mi dostlar? Peki...

Örgütlü hareket etmek; emek ister, çaba ister, sebat ister, sabır ister, gayret ister yiğitler. Topyekûn mücadele etmekse niyetin şayet, tereddütsüz elini taşın altına koyacaksın. Fikrî düzeyde birlik olup aynı amaç uğrunda yoğurulmuş, aynı hedefe odaklanmış; bir işaretle, bir kelime ile bir nidâ ile bir araya gelebilen; aynı anda hareket edebilen insanlar her engeli aşar, her menzile vasıl olur. Bunca yıl emir almış, emir vermiş, nice badireler atlatmış, nice mihnetlere göğüs germiş; zorluklarla büyümüş, çeliklenmiş ve ordu idare etmiş askerleriz biz. Aynı anda aynı adımı atmayı; bir milyon kişi bile olsak yek vücüt hareket etmeyi bizden daha iyi bilen var mı?.. Kavilleşdik mi dostlar? Âlâ...

Sayın Başkan Ahmet Keser; 11 Aralık 2012 tarihinde, TARIM TÜRK TV'de saat 15:00’da naklen yayınlanan "2'den 4'e Hayat" isimli programa iştirak etdi. Başkanımız, yayına telefonla bağlanıp 60 seneden beri gasp edilen haklarımızı gayet sarahatle kamuoyuna bir kez daha ifşâ etdi (²).

Sunucu hanımefendi güzel. Allah sahibine bağışlasın. Güzel olduğu kadar kibar. Kibar olduğu kadar zarif. Zarif olduğu kadar da akıllı bir hanım. Sorduğu sorulardan anlıyoruz bütün bunları.

Programın sunucusu Sayın Esra YILDIZ, ilk önce Sayın Başkana hitaben “programa hoş geldiniz” dedi. Ve konuşmasına şöyle devam etdi;

  • Türk Silahlı Kuvvetlerinin görünmeyen kahramanlarından, astsubayların özlük haklarından ve sosyal haklarından bahsediyoruz. Öncelikle ben şunu sormak istiyorum. TEMAD’ın kaç üyesi var?

Sayın Başkanımız, bu soruyu şöyle cevapladı;

  • Doksan şube, yüz bin emekli astsubay, kırk iki bin civarında TEMAD üyemiz var.

Kıymetli arkadaşlarım, Sayın ESRA YILDIZ’ın sorusuna lütfen dikkat buyurunuz; “kaç üyeniz var?.” Alın size buram buram akıl kokan bir soru!.. Siz kimsiniz?, Derdiniz nedir?, Ne istiyorsunuz?, Kaç para istiyorsunuz? diye sormuyor. Kaç kişisiniz diyor. Adamın gönül teline dokunan soru işte tam da bu... Örgütlü hak arama mücadelesinde üye sayısı kadar söz sahibi oluyorsun, gündem tutabiliyorsun, itibar görüyorsun çünkü.

Sunucu hanımın sorduğu bu suale, Sayın KESER’in  şöyle bir cevap verdiğini hayal edin. “Bugün itibariyle yüz bin emekli astsubayımız vardır. TEMAD’ın üye sayısı ise doksan sekiz bin’dir. Bu rakam, emekli olan astsubaylarımızın %98’ine tekabül etmektedir."

*Gaip; Göz önünde olmayan, hazır bulunmayan, nerede olduğu bilinmeyen.

Bu meyanda, soralım; yoksulluk sınırında emekli maaşı alan ve TEMAD’a hâlâ üye olmayan altmış bin emekli astsubay nerede? Gören, bilen, işiteniniz var mı?  TEMAD, burada. Peki, Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan altmış bin astsubay  nerede? Yoksa gaip* mi?..

YABAN KAZLARI!..

60.000 Gaip Aranıyor! Eski Tüfek Şükrü IRBIKYeşil başlı gövel ördek uçup gitse de göle karşı, suyun içinde avlanırken ölümün soğuk nefesini her an ensesinde hisseder. Çünkü kuşlar sıcak kanlıdır ve su donarsa suyun içindeki yaban kazları da açlıkdan donarak ölebilir.

Takdir-i ilâhidir. Bilirsiniz; insan, aklı ile; hayvan ise içgüdüsü ile hareket eder. İdrâki kıt olanları aşağılamak için bazen insan,  insana “kaz kafalı” der. Hâlbuki küçümsediği o kazlarının öyle bir marifeti var ki duymayın gitsin. İnsana dudak ısırtacak cinsden. Allah’ın akıl bahşettiği yegâne mahlûk olan insan bazen idrâkden mahrum kalırken nasıl oluyor da aklı olmayan yaban kazları bazı şeyleri idrâk edebiliyor?

Kışın ayaz günlerinde, yaban kazları yaşadıkları gölün donacağını hissederler. İnsiyakî olarak bilirler ki; yegân yegân uçsalar yeterli olmayacak ve göl donacakdır. Gölün donması demek kazların hepsinin açlıkdan donarak ölmesi demekdir. Gölün üstünde kalırlar ise suyun donmasıyla birlikde hepsi gene donarak ölecek. Gölün donacağını “idrâk” eden yaban kazları, eylem birliği edip sürü halinde yuvalarından aynı anda havalanırlar. Gölün üzerinde hep beraber alçakdan uçarak kanat hareketiyle nispeten daha sıcak bir hava akımı meydana getirirler. Bu hava akımıyla gölün yüzey sıcaklığının daha fazla düşmesini önler ve gölün donmasına mâni olurlar.

Aynı maksat için işbirliği yaparken yaban kazlarının o küçücük yüreklerindeki ortak kavil, “ya hep beraber, ya hiçbirimiz”dir. İnsiyakî olarak bilirler ki “hiç’lik ölüm getirir, bir’lik ise kurtuluş demekdir.” Bilirler ki gecenin büründüğü o kemik çatırdatan soğuklar ve katran karası o zulmet sürgit devam edemez. Bilirler ki karanlık, aydınlığa mağlup olacak ve sabah gene gelecek. Güneş o sıcak, güleç yüzünü gene gösterecek ve dünyayı tekrar ısıtacak. Yaban kazlarını birbirine bağlayan, aynı teknede mayalayıp, yek vücut haline getiren ve peşinde sürükleyen yegâne hayal, işte budur yiğitler.  Yaban kazları bilirler ki sürüden ayrılanın akibeti ölümdür. Yaban kazları bilirler ki hayal etmek, elleri böğründe sızlanıp ölümü beklemekden efdaldir. Hayat, gerçeğe dönüşen hayallerin başarı hikayeleriyle doludur. Önemli olan husus şudur; siz, o hikayenin hangi tarafındasınız? Kendi hemcinsimize kaz kafalı diyerek hakir gördüğümüz bu hayvanlardan bile insanoğlunun alacağı ne ibretler varmış meğerse.

image004

DAMLADAN SELE...

Varıp meclisine, emekli astsubayı sual eylesek; elvan çeşit kırkbinmilyon sebep, bahane, özür, şikayet, mazeret, gerekce işitir şu kulaklarımız. Zor değil, yağlı yağlı kesip işkembe-i kübradan bol bol atmak... Aç ağzını, yum gözünü... Dilin kemiği yok nasılsa! Üfür de üfür. Öfkene mağlup olursan şayet savur bol bol küfür. Kağıtdan kayık yüzdürüyorsan çimdiğin leğenin içinde hani mesele yok!.. Kendi ellerinle inşa ettiğin sahte, biçimsiz, sessiz, hissiz dünyanın efendisi ol zahmetsizce. Ne azgın fırtına, ne deli rüzgâr, ne dev dalgalar, ne hırçın denizler, ne de insanın ciğerine işleyen soğuklar yalasın o narin yanaklarını... Sen es, sen gürle...

image006

Komutanına kızmışdır, devletine küsmüşdür. Kendi sınıf arkadaşına gönül koymuşdur. Eşe dosda gücenmişdir. Dünyaya sırtını dönmüşdür. Yorulmuşdur, yıpranmışdır, alınmışdır, kırılmışdır. Vefâsızlıkdan yakınır. Muvazzaf iken maruz kaldığı adaletsizliğe, uğradığı tarifsiz nice haksızlığa isyan etmişdir. Halinden memnun değildir. İstikbâlinden umutsuzdur...

Hakkı vardır elbet. Ateş olmayan yerde duman tüter mi hiç? Sızlanmalar, söylenmeler, kahretmeler, şikayetler, isyanlar... Al benden de o kadar! Bütün bunları ben de yaşadım sizler gibi. Peki yerden göğe kadar haklı bile olsak bu ilenmeler, bu söylenmeler bir arpa boyu dahi yol aldırır mı bize? Götürür mü bizi hedefimize?..

Durmak, oturmakdan; konuşmak, susmakdan yeğdir. Sen, sen ol. Üfürme öyle tek başına cılız cılız. Esip gürleyen, sürükleyen, alıp götüren, kasıp kavuran yel ol. Damla iken sel ol. Hep beraber el ele ol!..

image0081’LİKDEN BİRLİĞE!

Goca çamın gürlemesi dal ilen,
Goca çamın gürlemesi dal ilen,
Goç yiğidin eğlencesi yar ilen,
değil mi?

TEMAD, goca bir çam ise deyiniz bakalım, goca çamın dalleri kimdir?

Dalleri yoğusa can dostlar, goca çam gürleyebilir mi?..

Aynı anda kanat çırpmak, aynı anda üflemek ve birleşerek büyümek...

Hedefe yek vücut yürümek..

Bazı mefhumları göremesek bile bu, onların olmadığı anlamına gelmez. Meselâ, sevgi, aşk, neşe; elem, acı keder...  Meselâ, rüzgâr. Meselâ, ses. Meselâ, suhunet. Meselâ koku. Meselâ, dağın arka tarafı... Bütün bunlar, göremesek bile yerli yerinde öylece duruyor. Marifet odur ki bunları hissedebilesin, duyabilesin, görebilesin. Bilir misin ki seni fırdolayı kuşatan o başı pâre pâre dumanlı yüce dağların arkasında ne geniş göller, coşkun akan ne derin ırmaklar, ne hırçın denizler, hatta uçsuz bucaksız nice ummanlar var... Gönül gözüyle bak ve o dağın arkasındakilerini gör.image010

Sivri sinekli sazlığın sığ sularında sazdan yapdığın kayıklarda kürek çekmekden vazgeç. Lâkin beyhudedir. Bulanık suda balık avlanmaz. Kurtul, gel yalnızlığından. İçinde çimdiğin galvaniz leğende kağıtdan gemicik yüzdürmeyi bırak. Hayal et ve kendini,  menziline vasıl olmak için engin ummanlarda hırçın dalgalarda, vahşi fırtınalarla ölümüne boğuşan gözü pek denizcinin yerine koy.

Söylenmeyi, sızlanmayı; b.kun ile güreşmeyi, gölgen ile kavgayı, karanlığa küfür etmeyi bırak. Zira nâfiledir. Sürüden ayrılan kınalı kuzunun akibetinden ibret al. Zaman, büyük düşünme zamanı. Artık lütfen büyü ve büyük düşün...

Her kuşun tüneyecek bir yuvası, her geminin sığınacak bir limanı vardır, olmalıdır. Yuvası olmayan kuşu, sığınacak limanı olmayan gemiyi tasavvur et hele... Akibeti nice olur?

İptil sen seni bil, sonra ele nazar eyle. Altmış binliklerden isen şayet 2’den küçüksün. Dulda köşelerde, karanlık mahfillerde insan eti çiğneme. Atatürk’den mirasdır bize; samîmi ve meşru olmak şartıyla her fikire hörmet ederiz. Söyleyecek bir çift efdal sözün var ise çık ortaya ve haykır yiğitce.

Çıkmaz sokaklarda, bilinmedik mecralarda, dikenli yollarda dolaşma. Tehlikeli sularda nâfile debelenme. Elindeki taşı kendi ayağına bırakma!.. Ağaç kurdu değilsin, kabuğun altına saklanma! Gürleyen goca çamın budaklı gövdesinde gürbüz bir dal ol!.. 

Muhannetin düdüğü olma, emeğini heder etme, beydude işlerde ömrünü törpüleme, densizin diline düşme. Köhnemiş kibirli kör kirpilerin fitne değirmenine dibi delik helkeyle ağulu su taşıma.

Bunca vakitden beri ölümüne yatdığın gaflet uykusundan uyan gayrı... 

Birbirinin farkında bile olmayan isimsiz, amaçsız, hedefsiz altmış bin insan kalabalığının arasından sıyrıl. Ait olduğun asıl yuvana, son limanına dön!..

Madem ki hak aramak kutsî ve şerefli bir davranış, faziletli bir iş, öyleyse buyur gel!

image011Bu yuvada, bu limanda her emekli astsubaya yer var.

  • 2012 senesi, söylem yılı idi. Fikrî hazırlık yapıldı, talepler tespit edildi ve kamuoyuna duyuruldu.
  • 2013 senesi, eylem yılı, taleplerimizin tahakkuk ettirildiği sene olacak, olmalıdır.
  • 1 iken 2 ol.  1’liği bırak, birlik ol!
  • Aslına rücû et! Kırk iki bin yürekli yiğit emekli meslekdaşın seni bekliyor!..
  • Goca çamın gürlemesi yakındır kıymetli dostlarım.

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Ögeyi Oylayın
(115 oy)
Son Düzenlenme Çarşamba, 03 Ekim 2018 01:13