Köhne Zihniyet ve Mâziperestler

By Eski Tüfek 13.09.2012 Okunma Sayısı: 4479 Yorumlar (8)

Bilindiği üzere Sayın Ahmet KESER başkanlığındaki yeni TEMAD yönetimi, 14 Ekim 2011 tarihinde Genel Merkez’de yapılan kısa ve anlamlı bir ile tören nöbeti teslim aldı. Ordumuzun vazgeçilmez iki unsurundan birisi olan astsubayların; çağı yakalayan, gelişmeye, yeniliğe açık, her türlü bilgiyle donanmış, konusuna hâkim, müzakere edebilen, hakkını aramaya and içen fertlerinin bakış açısını ve yeni yüzünü temsil eden yönetimin ilk yaptığı işlerden birisi de hızlı, istikrarlı, tutarlı ve başarılı bir dizi basın-yayın hamlesi başlatmak oldu. Bu kadarına da Pes Hareketi, televizyonlarda çok sayıda canlı yayın, gazetelerde dizi yazılar, 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü faaliyetleri bunlardan sadece birkaçı... Türk kamouyunda olduğu kadar dış basında da gündem tutan ve ses getiren bu girişimler, yıllardan beri sessiz nefessiz bekleyerek haklarını aramak için çıkış yolu arayan astsubaylara yeni bir ses, taze bir nefes ve kararlı, neticeye odaklı bir başlangıç imkânı verdi. Bu makalemiz ile biz de; hak, adalet ve eşitlik arayan zümremizin bu uzun soluklu mücadelesine çorbada tuz, ummanda damla misâli bir iki kelâm eklemek amacındayız.

Adı “Cumhuriyet” idaresi olan ve milletin kayıtsız şartsız hâkimiyeti esasına dayanan çok partili idarenin hüküm sürdüğü memleketimizde, ara dönemleri saymazsak son 50 senede iki askerî darbe yapıldı; 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980... Kimisi “bizim çocuklara” dışarıdan ısmarlanan, kimisi içeriden sipariş edilen ve Türkiye’yi her seferinde yörüngesinden oynatan bu darbelere ilave olarak; ıslak imzalı muhtıraları, birisi TEMAD’a “adrese teslim” olarak yayınlanan ve birisini de “bizzat ben”in kaleme aldığı e-muhtıraları ve “balans ayarlarını” ilave etmezsek noksan kalır darbeler silsilesi.

Kıbrıs Barış Harekâtınında cephede sadece kendisinin harp ettiği zehabına kapılıp deveyi havuduyla yutmaya tevessül eden zabitan heyetinin nalıncı keseri gibi sadece kendine yontan maaş artışına isyan edip 1975 senesinde sokağa dökülen muvazzaf astsubaylar ve eylemin ön cephesinde muhannetlere meydan okuyan yiğit eşlerinin başına gelenler ise her biri filimlere konu olacak kadar acı ve ibret dolu, bir o kadar da yürekler burkan fakat bizler için birer celâdet hikâyesidir. Gün ışığına çıkarılmayı bekleyen bu olaylar silsilesinde kaybolup giden nice hayatların akibeti hâlâ muammadır....

Darbecilerinin peydahladığı günümüz Anayasası, 32 yaşında. Köhnedi, değiştirelim diyen zevat-ı şahâne, ortalıkda icra-i sanat eyliyor. Asker kişilerin tabi olduğu Askerî Cezâ Kanunu 82 yaşında, TSK İç Hizmetleri Kanunu 51 yaşında, TSK Personel Kanunu 45 yaşında... Kabul edildiği tarihden bugüne kadar incelendiğinde; bu kanunlarda astsubay lehine müspet hiç bir düzenleme yok, iyileştirme yok, yenilik yok. 1952 senesinde kabul edilen 5802 sayılı Astsubay Kanununun birinci maddesinde, astsubay şöyle tarif edilmiş; “Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarının ast komuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idarî işlerde subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıslara, astsubay adı verilir”. Bu tarif, 5802 sayılı Astsubay Kanunu’nu ilgâ eden ve 1967’de onun yerine kabul edilen TSK Personel Kanununa aynen ithâl edilen tek madde. Subayın bile hiç bir kanunda böyle çarpıcı bir tarifi yok. “Adam Arıyorum Adam!” isimli makalemde ifade etdim. Türk astsubayı, kendisine 60 sene evvel biçilen o gömleğin içinde hâlâ müebbet hapis yatıyor ey dostlarım!

Dünyanın büyük küçük bütün ordularında astsubaylık mesleği; çağın anlayış, kavrayış ve ihtiyaçlarına göre yükselip neşvünema bulurken, Türk Ordusunda ise astsubaylık tam tersine gerilemiş ve gerilemeye devam etmektedir. Son yarım asırda, subayın refah düzeyi ve meslekî hoşnutluğu yıllara sâri olarak sürekli iyileşirken, astsubayın durumu iyileşmek şöyle dursun sürekli gerilemişdir. Seneler önce vefat eden subayına kılıç vermek için kanun teklifi hazırlayan kerameti kendinden menkul subay heyeti, sıra muvazzafıyla, emeklisiyle, eşi, çoluğu çocuğuyla sayısı milyonlara varan astsubayın lokmasına, ekmeğine, hakkına, hukukuna gelince kılını kıpırdatmıyor. Astsubayın, subay kılıcı kadar kıymeti var mıdır, sorarım sizlere?..

Türk milletine bugün mevcut olanlardan bile daha geniş hak ve özgürlük getirdiği söylenen 27 Mayıs 1960 darbesi ne yazık ki astsubayları iki kere vurmuşdur. Deli Dumrul’u aratmayacak bir zihniyetle astsubaylardan zorla aidat kesen ve kendisine en çok gelir temin eden, ancak iş yönetmeye gelince bu koca zümreyi inkâr edip yok sayan ve hukûki bir garabet olarak hiçbir ticaret kanunu tarifine sığmayan 205 sayılı OYAK da 1960 askerî darbesinin mahsuludür. Darbeden hemen sonra darbeci zihniyetle hazırlanan 211 sayılı İç Hizmet Kanunu, 926 sayılı TSK Personel Kanunu ve bu kanunlara müsteniden çıkartılan Yönetmelikler ile astsubayların ordumuz içindeki hareket sahası daraltılmış, mevcut hakları gaspedilmiş ve iyice köşeye sıkıştırılmışdır. 1980 darbesiyle bir kaç boğum daha daraltılan çember içinde muvazzafıyla, emeklisiyle astsubaylar tamamen boğulmaya terkedilmişdir.

Belge niteliğindeki makaleleriyle davamıza ışık tutan kıymetli meslekdaşım sayın Aydın KULAK’ın ifadesiyle; askerî darbeler, biz astsubayları “iki kere” vurdu. Davamızın bayraktarlarından muhterem meslek büyüğüm sayın Ersen GÜRPINAR da “tahakküme varan haksızlıklar” diyor 50 seneden beri astsubaya yapılanlara. Kendileri nezaket göstermişler bizce. Çünkü astsubaylara yapılan haksızlık, hukuksuzluk, vicdansızlık, akılsızlık ve kıygıları izah etmekde tahakküm kelimesi bile âciz kalır. Türk milletine ne verdiği ne aldığı tartışıladursun, askerî darbeler; aile efradıyla, hastasıyla, ölüsüyle dirisiyle; muvazzafıyla, emeklisiyle, astsubayları iki kere vurmuşdur. Astsubaylar, askerî darbelerin hem mağduru hem de müştekisidir. Kimisi “Ast” dedi vurdu, kimisi “Astsubay Devrimi” dedi vurdu. Asker vesayeti, astsubaylara “bir” vermiş fakat “iki” almış; kaşıkla vermiş, kepçeyle geri çalmışdır. Bu yazının yazıldığı tarihde bile “yukarıdaki” büveleklerin “aşağıya” bakış açısı işte bu ana fikir üzerindedir. Üstelik yaptıkları bu gericiliğe utanmadan “Astsubay Devrimi” dediler. İrtica avına çıkan ordunun kendisi, astsubay hakları konusunda tam bir irticacılık yapmışdır. Kanaatimizce yaptıkları bu hokkabazlığa dense dense “mor devrim” denir. Çünkü, “Astsubay Devrimi” dedikleri bu soytarılıklar, astsubayları her seferinde incitmiş, istismar etmiş ve onları tam anlamıyla morartmışdır.

Astsubaylar, günümüzde; meslekî-teknik, eğitim-öğretim ve idare-sevk-komuta kademelerinde görevli 97.000’den fazla mensubuyla Türkiye Cumhuriyeti Ordu’sunun omurgasını teşkil ediyor. Komutanlık unvanı sadece subaya mahsus değildir. Kimi karakuzgunlar hazımsızlık çekip bu hakikate kör baksa da bu böyledir. Bir bakınız etrafınıza. Karargâhlarda, karakollarda, gemilerde komutan unvanıyla görev yapan binlerce astsubayımız var. Bu hakikat, inkâr edilemez bir şekilde karşımızda duruyor. Kamouyu oluşturma konusunda kendisini bir asırlık köhnemiş zihniyetine zincirleyen Genelkurmay Başkanlığımız, astsubayına bakış açısı itibariyle 50 sene öncesinin anlayış ve gerçeklerinin bile gerisindedir. Bu bakış açısının neticesi olarak da astsubaylar bugün özlük hakları, kadro, yetki ve sorumlulukları bakımından hiç kuşkusuz yarım asır önceki seviyesindedir. Atatürk zamanında, Deniz astsubay rütbelerinin omuzdaki apoletde olduğunu ve astsubayların kılıç kuşandıklarını söylesem ne dersiniz? 50 sene önce uçak uçuran pilot astsubaylar nerede şimdi? Son 40 seneden beri bir önceki yıla kıyasen gittikce daha az maaş alıyor astsubaylar. 40 sene öncesinin astsubay maaşı nerede şimdi? TEMAD Genel Başkanı sayın Ahmet KESER’in tabiriyle Genelkurmay Başkanları, Fenerbahçeli zenci topcu “Jay Jay Okocha'yı sevdiği kadar bile sevmedi astsubayları”.

Bir asır öncesinin maziperest zihniyetinden ve gelişmeyi engelleyen bu zihniyetten beslenen idare-i maslahatcı, hulûs çakan subaylar, o köçekler, o zenneler, o eyyam ağaları, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ne pahasına olursa olsun hemen keçe külâh olmalıdır. Ordumuzu yıpratanlar, itibarını zedeleyen, zarar verenler işte bu zevatdır. Kimileri Marmaris’de “” resimler yapıp torunlarını severken, astsubaylar; çile çile acılar eğirip kirmende, ilmek ilmek dertler dokuyor kollarındaki sarı sırmalarına yarım asırdan bu yana. Kan kusturdular, kızılcık şerbeti içdim dedi. Kolunu kırdılar, yeninin içine sakladı, muhannetler görmesin diye! Maaşını kısdılar, ya sabır! dedi. Nedir bu ölçüsüz, ahlâksız haksızlığın ve kıygının sebebi? Söyleyiniz efendiler!.. Peki nedir, astsubayların bu yüce, bu sınırsız, bu mübarek sabrının sırrı? Söyleyelim, bir tek kelime; edep, edep, edep...

dz-asb-okulu-marsiAskerî darbeler, biz astsubayları “bir değil, ikişer kere” vurdu. Askerî vesayet, astsubaylara “bir” verdi fakat “iki” aldı dedik az evvel. Şu an gündemimizde olan bu konuları burada tek tek yazsak, site idaresini cidden zora sokarız. Bu makaleyi ikiye mi bölsek, dörtle mi çarpsak diye hülle yaparlar anında. Can dostlar, astsubaylara yapılan kepazeliklerin hangi birini yazalım? Guş ganedi galem olsa, bunca gadirliği yazmaya kâğıt da yetmez mürekkep de... Ancak kitaplara sığar. Zaten davamıza gönül veren vefâlı, şuurlu, astsubay olmaktan iftihar eden arkadaşlarımız ve TEMAD, bu sıkıntı ve taleplerimizi her vasatta gündeme getiriyorlar. İlla da örnek mi istiyorsunuz, verelim; Birincisi; Deniz Astsubay Okulu Marşına yapılan darbe... Güftesini, okulumuzun mezunu astsubay Nuri TAHİR’in ağabeyi olan usta yazar Kemal TAHİR’in yazdığı iki kıtalık Deniz Astsubay Okulu Marşının her kıtasının son dizesinin son kelimesi, “astsubaylarız” idi. 80 darbesinden birkaç gün sonra yaz tatili bitti ve üçüncü sınıf öğrencisi olarak okulumuza geldik. 81 okul neşetli devre arkadaşlarım tahattur edecekdir. İlk gün yapılan yat taburuna gelen nöbetci subayı, marşımızda yapılan değişikliği anlattı bize ve marşı, gayrı yeni şekliyle okumamızı istedi. Askerî darbe, astsubayı bir kez daha vurmuşdu. Darbeci zihniyet; Kemal TAHİR’in eserine gözünü kırpmadan saygısızlık etmiş ve kılıç, kalemi kesmişdi. “Astsubay” kelimesini görünce cin çarpmışa dönen firavun fareleri, marşımızdaki “astsubaylarız” kelimesini tırpanlamış, sesimizi kısmışdı. 28 yıllık “astsubaylar”, bir geceyarısı darbesiyle “denizciler” olmuşdu. Deniz Harp Okulundaki sevgili öğrencileri, marşlarında “Deniz Harp Okulu” diye yüksek perdeden yırtınırken bizler, marşımızın son dizelerine geldiğimizde, “astsubaylarız” değil de usulca “denizcileriz” diyecektik gayrı (¹). Züğürt Ağa filminde Şener ŞEN’in ürkerek “domatiz” dediği gibi...

Yüzüğün değeri, kaşındaki taşın kıymetiyle ölçülür. İşte, astsubay marşının paha biçilmez pırlanta kıymetindeki taşı da her kıtasının son dizesinin son kelimesi olarak göğsümüzü kabarta kabarta tekrarladığımız “astsubaylarız” kelimesidir. Mesleğimizin adı ve astsubayların kendi marşına vurduğu mühür olan “astsubay” kelimesini, marşımızdan çaldı darbeci zihniyet. Şu yok sayma, şu kirli, inkâr etme, sindirme, hafızayı silme, alçalmak pahasına yapılan bölüp yönetme siyasetine; şu vesayetçi, darbeci örümcek beyinlilerin uğraşdığı işlere bakar mısınız? Küçük işlerle kim uğraşır? Bu iş, büyük iş diyorsanız, o da sizin güzelliğiniz, eyvallah. Zira asker olarak astsubaylık, ordunun fevkalâde ehemmiyetli görevlerini icra edenlerden müteşekkil pek hayatî bir meslekdir. Ordu, midesi üzerinde yürür derler, biliriz. Elli kere allı pullu yemek tarifi kitabı yazın, ortalığa çıkıp yüzlerce kere ıstılah paralayıp yemek pişirmesini anlatın ağalar! Mutfağa girip de o laflarınızı yemeğe tahvil edemiyorsanız şayet, bildiklerinizin hiç bir kıymet-i harbiyesi yok. Astsubay dediğiniz asker kişi; bulup buluşturan, takıp takıştıran, yapıp yakıştıran; ekleyip derleyip toplayan; bağlayan, ulayan, birleştiren; kaynatıp yapıştırıp vidalayan; onaran, imâl eden; olmadı, yıkıp yeniden yapan; yazan, çizen, okuyan; bilen, öğrenen, anlatan, eğiten, öğreten; imkânsızı mümkün kılan; mutfakda aş, atölyede iş yapan; eli hem anahtar hem de top, tüfek, silah tutan; yetmedi nöbet tutup cephenin en önünde harp eden kişidir. Nöbette ve cephede gördüğünüz her 10 kişiden 8’i astsubaydır. Kolay değil; Ordunun omurgası olmak demek, işte budur a dostlarım.

Konumuza dönelim. Son sınıf olarak biz üç’ler, darbecilerin yaptığı değişikliği reddeddik ve marşımızı 1981 senesinin sonuna kadar “... astsubaylarız” diyerek okumaya devam ettik. Fakat bizden sonra gelen arkadaşlara, bu değişikliği zorla kabul ettirdiler. İşitdik ki, beyin ameliyatı başarılı olmuş; Darbe, demiri kesmiş. Sonraki yıllarda okula giren arkadaşlarımız bu değişikliğin farkına bile varmadılar.

İkinci darbe şöyle. Câri İç Hizmet Yönetmeliğinin Askerlikde Nöbet Hizmetlerini düzenleyen 382’inci maddesine göre, albaylar, nöbet hizmetine dahil edilmezler. 60 askerî darbesinin mahsulü olan, 1961 senesinde yürürlüğe giren İç Hizmet Kanununa istinaden hazırlanan ve aynı yıl yürürlüğe konulan İç Hizmet Yönetmeliğine, 1968 yılında yapılan bir değişiklik ile albaylara bu hak verildi. Yönergenin aynı maddesine tam 35 sene sonra, 2003 yılında yapılan bir değişiklik ile, astsubay iki kademeli kıdemli başçavuşlar da nöbet hizmetinden muaf tutuldu. Bu düzenleme ile; astsubay iki kademeli kıdemli  başçavuşun, nöbet hizmetleri bakımından albay’a emsâl olduğu resmen kabul edildi. Fakat bazı kör köstebeklere dokunmuş olacak, aradan 6 sene bile geçmeden bu hak gasbedildi. Nasıl mı? Tereyağından kıl çeker gibi! TSK Personel Kanununun astsubay rütbe bekleme süresini düzenleyen 78’inci maddesinde 2009 senesinde sinsice bir ameliyat yapılarak rütbelerdeki bekleme süreleri anlamsız yere uzatıldı. Üstelik bu hak gasbı, cilalanıp milletin vekillerine “Astsubay Devrimi” diye yutturuldu. Maaşa hiç bir artış getirmeyen bu düzenleme ile 2 rütbede hiç sebepsiz yere 6 sene avara kasnak yapacak astsubaylar bundan böyle. Niye mi yapıldı bu değişiklik? Gizli iki maksadı var; birincisi, astsubaylara daha fazla nizamiye nöbeti tutturmak. Çünkü, subayın az nöbet tutması için astsubayın çok nöbet tutması şart. Bu kanun değişikliğinden önce 26 senede yükseldikleri rütbeyi alabilmedk için astsubaylar 6 senede daha çile dolduracaklar ve 6 sene daha nizamiye nöbeti tutacaklar. Sonuç şu: bir subay, mesleği boyunca 23 sene nöbet tutacak. Astsubay ise 30 sene nizamiye nöbeti tutacak iyi mi? Önce ver, sonra al!  Veren el de alan el de aynı. Sen çal, sen oyna! Öyle ya, subayın canı cennete, astsubayın canı cehenneme!.. Yukarının aşağıya bakış açısı işte bu temel fikir üzerine kuruludur son yarım asırdır. İkincisi de inanın ya da inanmayın, astsubayın pardesü ve ceketinin koluna takdığı rütbe kıdem işaretlerinin sayısını tırpanlamak. Marşımızdaki “astsubay” kelimesine tahammül edemeyen karamuklar bu kez de astsubayların rütbe kıdem işaretini gözüne kesdirmişdi. Cebinizden çıkartıp para, pul vermediniz... Omuzunuzdan aşağı taşan yıldızların birini ikisini söküp vermediniz! Af buyurun, ağalar, astsubayların rütbe kıdem işaretleri nerenize battı acap? Gözünüz aydın, kınayı yakınız ey darbeci vampirler! Yaptığınız bu “ince balans ayarı” ile sizler daha az, astsubaylar ise artık daha çok nöbet tutacaklar. Tam istediğiniz gibi. Ve astsubaylar daha az sayıda rütbe kıdem işareti takacak pardesü ve ceketlerinin kollarına.

Adaletini yemişim, isteğimi mahvederim (AYİM)

ayim

Devam edelim darbelerin kepazelik silsilesini anlatmaya. Makalemin sonunda, sol altındaki imza bloğunda; rütbemi, rütbe kıdemim ile birlikte yazdım gördüğünüz gibi. Şu anki mevzuata göre yazılmışdır; ne bir eksik ne bir fazla. Muvazzaf iken çalışdığım komutanlık, TSK Karargâh Hizmetleri Yönergesinin ilgili maddesini gerekce gösterip rütbe kıdemimi, rütbem ile birlikte yazamayacağımı yazılı olarak bildirdi bana. Dedim ki rütbe kıdem işaretini, yayınladığınız yönergeye müsteniden kıyafetime takıyorum. Kıyafetimde taşıdığım kıdemimi, yazarım. Üstelik dedim ki, sizin rütbe kıdeminizin işareti yok fakat buna rağmen rütbe kıdeminizi, rütbeniz ile birlikte yazıyorsunuz, bu nasıl oluyor?image004 Duvara konuşdum sanki. Rütbe kıdemimi, rütbem ile birlikte yazmamı yasaklayan darbeci zihniyeti, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)’ne dava ettim. Sonuç mu? Kaybettim tabii. Aksi kâbil değildi zaten. Subayı, subay savundu o mahkemede. Astsubayın hakkını savunacak bir Allah kulu var mı orada? Yok! Astsubay olarak ben, davaya 5-0  mağlup başladım. Sonu başından belli Yeşilçam filmi misâli anlayacağınız. Bir hususu hatırlatalım. Subayın rütbe kıdem işareti yoktur. Fakat astsubayın rütbe kıdem işareti vardır ve yukarıda sağda görüldüğü gibi  pardösünün, ceketin koluna takılır. Davanın raportörü hâkim subay bile işareti olmayan kendi rütbe kıdemini, rütbesinin önüne yazdı fakat kıdem işaretini ceketime takdığım benim rütbe kıdemimi, rütbemin önüne yazmama tahammül edemedi. Duruşmalı dava talep ettim. Yürekleri yetmedi, duruşmaya da temyize de çağırmadılar beni. Kararları, gıyabımda verdiler. Birisi hâkim bile olmayan muhammes işkilli büzükler korosu, gözleri yetmezmiş gibi ağzını da bağladılar Themis’in ve oy birliği ile ırzına geçdiler bağırtarak. Hem de “Türk Milleti Adına” verdiği kararla... Türk Milletine bir sor bakalım, ne diyecek bu hususda. Meraklısına söyleyelim de görsün rezilliği. Raportörün adı; Ayhan AKARSU... Albay olmuş, hem de kıdemli (!). AYİM sayfasına girip arayın bakalım. İşareti olmayan rütbe kıdemini yazılarında hâlâ utanmadan nasıl da yazıyor kendi rütbesiyle. Helâl süt emmiş, mayası sağlam hukukcularımız var elbet. Onlara sonsuz saygımız, derin hörmetimiz var. Ancak, askerden hukukcu olur mu dostlar! Belki başka memleketlerde olur fakat benim vatanımda olmayacağını ben, yaşadım ve öğrendim. Bu dava, son 60 yılda AYİM’de bu konuda açılmış ilk ve tek davadır. Sivil bir mahkemede tekrar görülsün. Aynı sonuç çıkarsa, Kızılay Meydanında kendimi yakacağım. Söz meclisden dışarı, köpek, köpeği ısırır mı? Astsubayı Yargılama ve İmha Mahkemesi diyorlar AYİM için. Ateş olmayan yerden duman çıkar mı? İsmine bakar mısınız? İdare Mahkemesi... Adamlar açık açık ikrar ediyorlar; biz, “İdarenin Mahkemesiyiz” diye. Onlar, İdare. Peki ben kimim öyleyse? Bıçak, sapını keser mi can dostlar? Vatanını, askerini sevenleredir feryadım; 1971 muhtırasını veren darbeci zihniyetinin kurdurduğu, asker vesayetinin en koyu ve en acımaz şekilde yaşandığı yer olan, rütbeye göre karar veren ve dünyada yargıtay denetimine tabi olmayan tek mahkeme olan bu AYİM’den, Türkiye Cumhuriyeti tez elden kurtarılmalıdır.

Astsubayları iki kere vuran askerî darbeler hakkında bir örnek daha verip konuyu şimdilik kapatalım. 80 darbesinin hoyratca tarumar ettiği resmî kurumlardan birisi de TDK’dır. Atatürk’ün mirası olan TDK da diğer devlet kurumları gibi “netekim”lerin gazabından nasibini almışdır. TDK’nın 1988 basımı iki ciltlik Türkce sözlüğü var, bir bakınız. Astsubay söz konusu olunca “ast” de. Subaya gelince “üst” sıfatının “t”sine önce tecavüz et sonra idam sephasında sallandır. Eh, darbeci, ne de olsa. “Asmayalım da besleyelim mi?” diyen ben miyim? İnceledim, “ast” sıfatı almış bir tek kelime var bu koca sözlükde. Maksat hâsıl oldu! Hangi kelime, bildiniz... Şeref mi, zillet mi, varın siz karar verin. Bu mürai kararın, bu rezilliğin, bu aptallığın, bu bilimdışılığın üstünde TDK yönetimi hâlâ sırıta sırıta oturuyor.

Köhneye, kötüye, geriye doğru tekâmül, terakki olur mu efendiler?

Verilen hak geri alınır mı, ey milletim?

Bir” verdi, “iki” aldı askerî vesayet netekim!

ataTarih, 30 Ağustos 1924... Başkomutanlık Meydan Muharebesinin ikinci sene-i devriyesi. Atatürk, iki sene önce kendisiyle beraber savaşırken şehit düşen silah arkadaşlarını unutmamış... Ahde vefâ olarak şehitler anısına tam orada bir abide yaptırmak ister. Yer; Dumlupınar, Dumlupınar Meçhul Asker Anıtı Temel Atma Töreni. Bildiğiniz üzere Dumlupınar, 30 Ağustos 1922’de, yedi düvele karşı verdiğimiz topyekûn savaşda, Türk milletini geldiği coğrafyaya, uzak Asya’ya sürgün etmeye çalışan düşmanın belini çatırdatarak kırdığımız yer!.. Atatürk, anıtın temelini atıyor sonra da muhteşem bir nutuk irat ediyor meşhetde. Biz, bu nutukdan konumuzla ilgili olan bir parağrafı aldık makalemize. Buyurunuz, okuyalım;

Efendiler; medeniyet yolunda muvaffakiyet, teceddüde vâbestedir. İçtimaî hayatta, iktisadî hayatta ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. Hayat ve maişete hâkim olan ahkâmın, zaman ile tagayyür, tekâmül ve teceddüdü zarurîdir. Medeniyetin ihtiraları, fennin harikaları, cihanı tahavvülden tahavvüle duçar ettiği bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, maziperestlikle muhafaza-i mevcudiyet mümkün değildir.

Son iki cümleyi tekrar edelim;

“Hayat ve dirliğe yön veren hükümlerin, zaman ile değişme, olgunlaşma ve yenilenmesi mecburîdir. Uygarlığın buluşları, fennin harikaları, dünyayı şekilden şekile soktuğu bir dönemde, yüzyıllık eskimiş düşüncelerle, geçmişe tapınmakla varlığı devam ettirmek mümkün değildir.”

Tefsir edelim: Ey komutanlar; bugün sıkı sıkıya sarıldığınız ve adına “statü hukuku” dediğiniz helvadan put ile; asırlık, köhnemiş zihniyetlerle, bu maziperestlikle, halkın gönlünde yer edinmek, saygı ve itibar görmek artık kâbil değildir. Gözlerinizi açıp; hayat nerede, maişet ne durumda, ahkâm nicedir, bir bakınız. Şah damarlarınızı şişire şişire her fırsatta Türk milletinin bağrından çıktınızı söylüyorsunuz. Şu an durduğunuz yere bir bakınız hele!.. Sînesinden çıktığınız millet nerede, siz neredesiniz?

obama-1Astsubay özlük hakları, yetki, makam ve sorumlulukları bakımından bugün itibariyle en ileri düzeyde olan devlet hangisidir? Atatürk’ün “muasır medeniyet” pusulası, bu konuda A.B.D’yi gösteriyor... Gözlerinizle görmek istiyorsanız, (²⁻⁷) sayılı bağlantılara bakınız. Seyredeceğiniz filmi kısaca açıklayalım; A.B.D. Başkanı OBAMA’nın, Başkanlık görevine başladığı gün, 20 Ocak 2009 tarihinde Beyaz Saray’da verdiği davetin görüntüleri... Kendisi, sahnede önde; hemen arkasında, A.B.D’nin beş kuvvetini temsilen, Kuvvet Kıdemli Astsubayları duruyor. Başkan sahneye çıkıyor ve yüzünde kocaman bir tebessümle evvela Kuvvet Kıdemli Astsubaylarıyla tek tek tokalaşıyor. Zencisiyle, beyazıyla, Kuvvet Kıdemli Astsubaylarının göğüslerini dolduran, astsubay olmanın gururunun çakmak çakmak ışıltılarını gözlerinde görebiliyorsunuz değil mi? Başkan OBAMA, daha sonra Kuvvet Kıdemli Astsubaylarını yanına alarak konuşmasına başlıyor. Dikkat ediniz, sahnedeki askerlerin hepsi astsubay.

obama-2Davetin devamında; Başkan’ın kendisi, karacı bir bayan astsubay ile; eşi Michelle hanım da deniz piyade bir erkek astsubay ile dans ediyor. Yetmiyor, yeri geldiğinde Kuvvet Kıdemli Astsubayları, Senato’da, kendi astsubaylarının haklarını savunuyor (⁸). Dostlar, bizim Cumhurbaşkanımızın, Başkan OBAMA’dan neyi eksik? Bizim astsubayımızın, Amerikan astsubayından neyi eksik? Bizim komutanlarımızın Amerikalı komutanlardan neyi eksik? El’in adamları, en önemli gününde böyle şanlı, böyle gurur verici törenlerde astsubayını baştacı yaparken bizim komutanlarımız acap ne ile meşgul oluyorlar?

Ordumuzda askerin, askerliğin, silahdaşlığın, vefâ’nın kadrini kıymetini iyi bilen her rütbeden çok sayıda kara yağız vatan evladı var, biliyorum. Türk Milletine akıl ve bilimi manevî miras olarak bırakan ve “muasır medeniyet”in de yükseğini hedef gösteren Atatürk değil mi? Atatürk. Sizler, Atatürk’ün askeri değil misiniz, evet askerisiniz. 90 sene öncesinden sizlere seslenen Atatürk’ün ufkunu ve zihniyetini idrak etmek ve bu emrini yerine getirmek için daha ne bekliyorsunuz efendiler? Muvazzafken, yeri geldiğinde fikrimizi sorardınız, TSK halkdan niçin kopuk diye. Alın size üç beş resim... Dönüp dönüp okuyun niçin kopuk olduğunuzu!..

Yeri gelmişken “medeniyet” kelimesi hakkında iki çift kelâm edelim müsaadenizle. Atatürk, milletimize uygarlık yolunda hedef gösterirken, “muasır medeniyet” ibaresini kullanmış ve “...Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” demişdir. Atatürk’ün “muasır medeniyet” tabiri, bir pusuladır ve medeniyetin en yükseği neredeyse orayı gösterir. Bugün Batı, yarın, Doğu... Masasının üzerindeki sırça mürekkep hokkasında divit yüzdürüp yüzme bilmeden umman geçmeye yeltenen tatlısu denizcisi misâli, bazı internet münevverleri; meşhur halk oyunlarımızdan “teke zortlatması” oynar gibi, Atatürk’ün medeniyet hedefi olarak “batı”yı işaret ettiğini ceffelkalem söylüyor. İnanmayın, külliyen yalan, iftira!.. Bu, nasıl bağlama; bu, nasıl oynama? Atatürk’e hakaret etmek istiyorsanız, doğru yerdesiniz. Sen tut önce “tek dişi kalmış canavar” ile İstiklâl Harbinde ölümüne cenk et, düşmanı perişan eyle. Sonra dönüp aynı mel’un düşmana sarılıp ondan medeniyet dilen! Oldu mu? Oldu, teptim, keçe oldu; sivrilttim, külâh oldu. Tek dişi kalmış canavardan medet umup medeniyet dileniyorsanız şayet o, sizin bileceğiniz bir iş. Ancak Atatürk için bu bir zilletdir, mevzu bahis bile olamaz. Neyi nereden apardığının dahi farkında olmayan; elinde tuzluk, yeldir yepelek sağa sola koşturan bu “kes/yapışdırcı” kalemşörlere ve onların dökdürdüğü bu yalan yanlış bilgileri, boncuk bulmuş çocuk gibi vecd ile ikrar eden nakkarezenlere, Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’nu okumalarını salık veririz. Sultan Ahmet’de dilenip Ayasofya’da sadaka vermeye tevessül edenlere nacizane tavsiyemizdir; bu mesnetsiz galat-ı meşhuru derhal terkin ediniz. Tarih yazmak, tarihcilerin işi. Ancak, tarihi doğru kaynakdan öğrenmek, bilmek ve doğru anlatmakdan hepimiz müteselsilen mükellefiz. Düşüne düşüne görmeli her işi, sonra pişman olmamalı er kişi! 6 Mart 1922’de T.B.M.M’de tertiplenen gizli celsede Atatürk’ün irat ettiği şu sözlerini okuyup kararı kendiniz veriniz, emi?... “Hakikaten Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenîleşmesine rağmen Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanagelmiştir. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak ve bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler zuhur etdi. Halbuki hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.

Daha iyiye, daha güzele mâtuf olmak kaydıyla tenkit etmek, aklın ve vicdanın emridir. Biz yukarıda açıkladığımız bu eksiklere, bu yanlışlara, bu haksızlıklara, bu hatalara, bu kötüye gidişe bakdık, gördük, durduk, düşündük ve yazdık. Emekli bir astsubay olarak benim hisseme düşen budur. Tenkitden ders almasını bilmek erdemdir, fazilettir. Erdemli olup da ders almak ise bu hataları yapanlar, yaptıranlar, sebep olanlar ve tepkisiz kalanların vazifesidir. Hatırlatalım; suça, haksızlığa göz yummak; o suça, o haksızlığa zımnen şerik olmak demekdir.obama-4

Hayran olduğumuz, öykündüğümüz sanılmasın. O iş bizim tarzımız değil, öyle bir derdimiz de yok. Lâkin; göz, gördüğünü; ağız, yediğini ister! El’in Başkanı, 2009 senesini “Astsubay Yılı” ilan ederken; siyah, beyaz demeden kendi astsubayına Beyaz Saray’da madalyalar takıp millî kahraman ilan ederken; eşi erkek astsubay ile, kendisi bayan astsubay ile dans ederken, ey komutanlarım, sizler neler yapıyorsunuz? Yaşam tarzınızla, düşünce biçiminizle, kılık kıyafetinizle Amerika’yı tıpatıp taklit edersiniz de sıra Amerika’nın kendi astsubayları için yaptıklarına gelince niçin ıslık çalarsınız? Emeklisiyle, muvazzafıyla Türk astsubayı; 50 seneden beri her yönüyle halinden hoşnut değil, huzursuz, geleceğinden endişeli. Astsubay cephesinde manzar-i umumi işte böyledir. Âyinesi işdir kişinin, lafa bakılmaz; Şahsın, görünür rütbe-i aklı eserinde!.. Eseriniz ortada, sayın komutanlarım!

dempsey-battaglia-1

Sağ tarafınızdaki resme bakarmısınız? Kim onlar? Resimin sağ tarafında ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin E. Dempsey ve onun solunda ABD Genelkurmay Kıdemli Astsubayı Deniz Piyade Astsubay Kıdemli Başçavuş Bryan B. Battaglia... Genelkurmay Kıdemli Astsubayı, ABD Genelkurmay Başkanı ve Genelkurmay Başkan yardımcısından sonra Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin üçüncü adamıdır. 1 Ekim 2011 tarihinde görevi devralan ABD Genelkurmay Kıdemli Astsubayının görev devir teslim töreninde birlikteler. Hemen altındaki resimde ise Genelkurmay Kıdemli Astsubayı sol elini incile koymuş, sağ eli hava, orduya sadâkat yemini ediyor. Devamını görmek isterseniz sekiz numaralı bağlantıyı tıklayın hele. Dikkat edin, dudaklarınız uçuklamasın! dempsey-battaglia-2 Bizim Genelkurmay Başkanlarımızın, astsubaylar ile çekilmiş böyle birresmini gören ademoğlu varsa beri gelsin. Hatırlayınız, Genelkurmay Başkanlarımızdan birisi, bir astsubay için “tanırım, iyi çocukdur” dediydi. Tek suçu, kendisine verilen emri icra etmek olan meslekdaşımızın başına gelmedik kalmadı.

Büyük küçük demeden dünyanın hemen bütün ordularında bugün Kıdemli Astsubaylar; idare, sevk ve komutada söz sahibidir ve yıllardan beri ordulara yön vermektedir. Bu gerçeği zamanında idrak edemeyen Genelkurmay Başkanlığımız ve Kuvvet Komutanlıklarımız, eksik olan Kuvvet Astsubaylığı kadrolarını nihayet geçen aylarda sessiz sedasız, ayak sürüye sürüye ihdas etmiş ve geç de olsa bu konuda diğer ülke silahlı kuvvetleri ile arasındaki açığı kapatmıştır. Sessiz sedasız diyorum, çünkü internet sitesine bakdım, bu konu ilgili herhangi bir haber bulamadım. Kuvvet Astsubaylığı kadrosu, her askerin ortak müştereklerinden olan huzurun tesisi açısından önemlidir. Bu cümleden olmak üzere Genelkurmay Başkanlığının ve kuvvetlerin önünde, çetin bir imtihan var. Dünyanın siyaset kurucu ülke ordularında olduğu gibi Kuvvet Kıdemli Astsubayları, çağın gerektirdiği önderlik ve komutanlık bilgi ve becerileriyle ve bütün astsubayları temsil etmesine imkan verecek makam ve yetkilerle donatmak... Kuvvet Astsubayı, Kuvvet Komutanından sonra gelen ikinci adam konumundadır. Bu hakikat her daim akılda tutulmalıdır. Farkındayım, bu hakikati hazmedemeyecek kökleri kurumaya başlayan gebre otları var oralarda. Kuvvetler, bu gerçekleri iyi görmeli, fırsatları iyi değerlendirmeli ve başarılı olması için Kuvvet Astsubaylarına samimi olarak her türlü destek ve imkanı vermelidirler. Bu gerçekleri göz ardı edip savsaklamak, ordular için artık vazgeçilmez olan Kuvvet Kıdemli Astsubaylığı düşüncesinin ve dolayısıyla topyekûn Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarısızlığına sebep olur. Akıl için tarik birdir. Hatırlatması bizden.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığının ilk Kuvvet Kıdemli Astsubayı, meslekdaşım ve dostum olan Dz.Tls.Astsb.IV Kad.Kd.Bçvş. Necmettin KOÇAK’dır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kuvvet Kıdemli Astsubaylığı kadrosunu, Genelkurmay Başkanlığından 8 sene önce olmak üzere ve ilk olarak ihdas etmek basiretini göstererek Türkiye’yi bu ayıpdan 2004 senesinde kurtaran Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral sayın Özden ÖRNEK’i bu vesile ile şükran ve tazimle yâdediyorum.

usa-academyAstsubay Akademisi ne oldu dediğinizi duyar gibiyim... Taklit, eğer nitelikli ise takdire şâyandır. İyi taklit etmek de marifet, yürek ister. Türk Silahlı Kuvvetlerinde Astsubay Akademisi teşkil etme ve Kıdemli Astsubaylık ruhu kazandırma konusunda Genelkurmay Başkanlığımız tam anlamıyla sınıfda kalmışdır. Dünya orduları; kıdemli astsubaylarını ileri komuta kademelerinde görev vermek üzere eğitirken, bizimkiler karargâhlarda evrak yazıp sumen taşıyacak kâtipvâri astsubay yetiştirme sevdasında. Tekrar keşfetmeye ne hâcet! Gidip bir bakın. El’in Genelkurmayı kendi kıdemli astsubayına nasıl bir eğitim veriyor, sizin haliniz nicedir? Bütün devletlerin silahlı kuvvetleri, teşkil ettikleri okula “Astsubay Akademisi” ismini verirken, Genelkurmay Başkanlığımızın dili “Astsubay Akademisi” demeye bir türlü varmamış ve istiğna ederek bu okula AÜKHE adını vermişdir. Niçin mi? Genelkurmay Başkanlığımza çöreklenen tek dişi kalmış birkaç akıl kumkuması, “akademi” kelimesini, sadece subaylara özgü bir kelime olarak telakki ettiklerinden tabi ki. Atatürk der ki; “İlim, tercüme ile olmaz, tetkik ile olur” Astsubay Akademisini taklit etmek şöyle dursun, Genelkurmay Başkanlığımız, tercüme etmeyi bile becerememişdir. Hasete, takıntıya lüzum yok, korkmayın! İsim olarak AÜKHE ismi, bir eser-i ucubedir ve “Astsubay Akademisi” olarak tezelden değiştirilmelidir.

image023Astsubaylar, 50 seneden beri her askerî darbeyle katlanarak büyüyen haksızlığın ve adaletsizliğin dayanılmaz yükünü taşıyorlar bugün omuzlarında. “Benim teğmenim, (senin) astsubay(ın)dan az maaş alamaz netekim!” diyenlerin gözlerini ölümün soğuk, çaresiz korkusu sardı şimdi. Tehir edilmiş vicdan azabının tarifsiz ısdırap dolu uykusuz nöbetlerinde, azrailin gelmesini bekliyorlar titreyerek, yapayalnız köşelerinde.. Makam bâki, hükümdâr fânidir. Bizden söylemesi, haber geldi mevtâdan; Devr-i iktidarınızda, kudretli günlerinizde; maaşını kısıp, lokmasını kesip kifaf-ı nefse mahkûm ettiğiniz; hakkını gaspettiğiniz, kanına ekmek doğradığınız; hem alınterini, başarısını, emeğini çalıp hem de inkâr edip yok saydığınız yüzbinlerce emekli astsubay, ayakta bekliyor sizleri huzur-u mahşerde.

EY DEVR-İ SABIK!

Kalsa da kul hakkı mahşere,

Kalır mı sandın mazlumun ahı yerde?

Siyasî irade; bu ısmarlama, bu püsküllü, bu ağulu darbelerin izlerini zihinlerinden, sicillerinden, bedenlerinden ve ruhlarından silmeye çalışırken; astsubaylar, uğradığı akıllara ziyan haksızlıklar ve dağları aşan sıkıntılarıyla yaşamaya devam ediyor. Darbeler sonucu ülkenin üzerine çullanan askerî vesayetin ağırlığı altında bugüne kadar hep bastırılan, inkâr edilen, yok sayılan, muvazzaf ve emekli astsubayların sıkıntıları, mızrak misâlî bugün artık çuvala sığmıyor. Astsubayı ile davalı olan bir ordunun savaş kazanması şöyle dursun, kışladan dışarı adım atması bile mümkün değildir.

Genelkurmay Başkanlığımız; astsubaylara muhtıra vererek onları hedef göstermeyi, Latin icadı böl-yönet taktiği ile ötekileştirmeyi, ayrıştırmayı; inkârcı ve hoyrat tutumunu artık bir kenara bırakmalı; mesnetsiz ve karakuşî peşin hükümlerinden kurtulmalı ve bu konuyu akıl ve bilim temelinde ele almalıdır. Genelkurmay Başkanlığımız; ezelî inadından vazgeçmeli; her şeyin en iyisine layık olduğunu kalemiyle, maharetiyle, meziyetiyle, seciyesiyle, kanıyla, canıyla defalarca ispatlayan memleketin has evladı astsubayını kucaklamalı ve onlarla iftihar ettiğini göğsünü gere gere söyleyebilmelidir. Bu hakikat artık görülmeli ve “astsubay açılımı” derhal gündeme alınmalıdır. Dünya siyasetinde oyuncu değil de oyun kurucu, başat ve kavi bir orduya sahip olmak iddiasında ise ki öyle olmak zorundadır, Genelkurmay Başkanlığımızın önünde başka seçenek yoktur. Yuvarlandığı bu kargaşa girdabından Türk Ordusu, kendini yenileyerek, tazeleyerek, birleşerek ve güçlenerek çıkmalıdır.

image027Büyüklük ne ile ölçülür sizce? Göz ucuyla, parmak hesabıyla, bir cıgara içimiyle mi? Çemberin çapı, dairenin çevresi, üçgenin alanı, karenin kökü, yamuğun yüzeyi, küpün hacmiyle mi? Terazi, kantar, dirhem, okka, nekir, kıtmir, gram ile mi? Karış, kadem, kulaç, ayak, arşın, fersah, endâze, cerip, metre ile mi? Bileğin  kaba gücü, kasın acı kuvveti, sesin ham gürlüğü, gırtlağın kuturu, midenin genişliği, kafanın iriliği, göbeğin ağırlığı, çenenin sağlamlığı, burunun uzunluğu, dilin sivriliği, dişin keskinliği ile mi? Yoksa, cüzdanın şişkinliği, diplomanın sayısı, rütbenin kalınlığı, makamın azametiyle mi?.. Bunların irapta mahalli yok! Bu fakir diyor ki büyüklük, yüreğin bizâtihi büyüklüğüyle ölçülür.

image029Ötekinin huzurunu, gönencini kendi zenginliği olarak görebilmek; derdiyle hemdert olmak, neşesiyle sevinmek, başarısıyla övünmek ve gönülden takdir etmek; rütbesine, yetkisine, gücüne, makamının arkasına saklanmadan; kıskanmadan, gıpta, haset etmeden, karşılık beklemeden, ürkmeden, çekinmeden, esirgemeden, samimiyetle, faziletle, candan, gönülden paylaşmak; ferdaya bırakmadan, korkmadan sevmek... Sevmek; insanı insan yapan, insana en çok yakışan hisdir çünkü. Mangal gibi bir yüreğiniz varsa şâyet işte siz, o zaman büyüksünüz!.. Sevgiyle mayalanmış, vicdan ile yoğurulmuş, şefkât ile çeliklenmiş bir yürek, dünya nimetine bedeldir!..

Seven insanların olduğu yerde kargaşa, kasavet, kavga kaygı, korku, kıyıgı, keder, kin, küsü, nefret, endişe, haksızlık zâil olur. Çünkü yok’ları var, ağuları bal eyler sevgi... Rütbesi ne olursa olsun; bu vatanın has evlatlarının peygamber ocağı deyip koşarak geldiği kışlalarımız, “yok’ların var, ağuların bal eylendiği” yuvalar olsun hiç pazarlıksız. Mâzide ceddimiz bunu başardı, bugün de başarmalıyız. Gelin; iyilikde, yenilikde, güzellikde, kardeşlikde, zenginlikde birleşelim. Biz astsubayların yegâne sevdâsı, işte budur can dostlar!

Makalemin satır aralarına serpişdirdiğim tekliflerimden, hicivlerimden her kişi, er kişi, her kurum, her komutan, her vekil gocunsun, üzerine alınsın ve pay çıkartsın. Daha fazla beklemek zaman kaybıdır, kimseye bir zerre dahi faydası yoktur. “Harbiye eğitimi vermedik astsubaylara, kolayca kandırırız” ya da “çivi gibi çakarız” diye düşünenler varsa, deniz bitti dostlarım!..  KESER geldi, hesap döndü... Biz, bu taleplerimizi samimiyetle, garazsız ivazsız, kalbî ve halisâne hissiyatımızla kaleme aldık ve tarih huzurunda defter-i kebire kayıt etdik. Zamanın şaşmaz mizanında hepsi er geç kantara çekilecek.

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb.III Kad.Kd.Bçvş.

 

Kaynak:
  1. http://www.dho.edu.tr/bando/sozler.htm
  2. President Obama at the Commander-In-Chief's Inaugural Ball
  3. http://www.marinecorpstimes.com/news/2011/09/ap-dakota-meyer-awarded-medal-of-honor-091511/
  4. http://www.whitehouse.gov/blog/2010/11/16/president-obama-presents-medal-honor-staff-sergeant-salvatore-giunta-we-re-all-your-
  5. http://www.youtube.com/watch?v=oXQ15xE8ORw&feature=relmfu
  6. http://www.youtube.com/watch?v=rWsxAcoMnfY&feature=relmfu
  7. http://www.flickr.com/photos/seac_jcs/page134/
  8. http://www.zimbio.com/pictures/Cr1H0t1aXvD/House+Armed+Services+Committee+Holds+Hearing/Y6h55aVZGwi/Michael+Barrett
Ögeyi Oylayın
(203 oy)
Son Düzenlenme Çarşamba, 03 Ekim 2018 01:11

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar  

#8 Edip Hayte 14-10-2012 18:06
Alıntılandı Edip HAYTE:
Deniz Astsubay Okulu Marşını Görmüşken;

ASTSUBAY OKULU MARŞI (ÇANKIRI)

Tarihi Evren Yaşta Bir Ulustan Gelmesin
Görevinin Başında Sanki Destansı Devsin
Kahramanlık Sembolü Mehmetçiği Eğit Say,
Ordu Seninle Övünçlü, Özsaygınsın Astsubay.

Anadolu Bağrında Göğü Delen Bir Burçsun
Yurduna Yan Bakanlar Senin Adından Korksun;
Çağın Uygarlığını Ulus İçin İlke Say;
Ordu Seninle Övünçlü, Özsaygınsın Astsubay.


Marşın, İkinci Paragraf, İkinci Satırdaki; "Adından" Kelimesini, Öğrenci Albümümüzde Öyle Yazdığı İçin, O Şekilde Yazdım. Benim Hafızamda, "Andından Korksun" diye Kaldı. Orada mı Yanlış Yazılmış, Ben mi Yanlış Hatırlıyorum, Bilmiyorum. Artı Bunu da Belirtmek İstedim.
Alıntı
#7 Şükrü IRBIK 19-09-2012 15:06
Genelkurmay Başkanlığının TEMAD Genel Başkanı Sayın Ahmet KESER hakkında, Askerî Ceza Kanunu madde 95 gereğince Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu yaptığı TEMAD’ın örütbağ sayfasında 19 Eylül 2012 tarihinde ilan edildi. Beklediğimiz bir hamleydi...
Sitemizde halen yayında olan “Adam Arıyorum, Adam!” isimli makalemde bahsettiğim gibi Genelkurmay Başkanlığımız; astsubaylara verdiği 04 Mayıs 2012 tarihli e-muhtıradan sonra, yeniden mevzilenmek üzere sessizliğe garkolmuşdu. Beklediğimiz gibi suç duyurusu yaparak bu sessizliğini bozdu ve hamlesini yapdı. Şimdi, hamle sırası biz emekli astsubaylarda...
Türkiye Cumhuriyeti Ordu’sunun astsubayını, seneler önce vefat eden üç beş subayına verdiği kılıç kadar sevmeyen,
Türkiye Cumhuriyeti Ordu’sunun astsubayını, Fenerbahçe'li zenci topcu Jay Jay Okocha kadar sevmeyen,
Türkiye Cumhuriyet Ordu’sunun astsubayının en temel haklarını 50 senedir gasp eden ve
Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de
Türkiye Cumhuriyeti Ordu’sunun astsubayına “terörist” muamelesi yapan Genelkurmay Başkanlığımızda ki üç beş makam sahibinin maskesi düşmüşdür.

Generaller için “İyi ki bunlarla savaşa girmemişiz” diyen, “kağıttan kaplan” diyen “kazurat” diyen milletvekillerine boyun büküp ses çıkaramayan bu muhteremler, emekli astsubaya diş geçirmeye çalışmaktadır.
Dağdaki üç beş eşkıyanın hakkından gelemeyen bu beceriksizler, bu muhannetler, bu eyyam ağaları, köhne zihniyetler, bu maziperestler, suç bastırmak için utanmadan şehirde emekli astsubay avı başlatmışdır.

Kama, kınından çıkmışdır.
Bu davanın müdahiliyim. Hem mağdur, hem müşteki, hem de mazlum olarak…

Yiğit, zorda belli olur.
El mi yaman, bey mi yaman, bu “kağıttan kaplanlar” er geç öğrenecek.

Zaman, şerefimizi aramanın zamanı...

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.
Alıntı
#6 taşkın 19-09-2012 00:28
Sayın IRBIK
Bu tespit ve yorumlara daha ne söylenebilir ki? Elinize ve yüreğinize sağlık.
Alıntı
#5 Osman Ada 16-09-2012 13:22
Sayın İrbik elinize yüreğinize sağlık, meşhur türküyü bilirsiniz "Derdim çok ki hangisine yanayım" bizim de haksızlıklarımız adaletsizliklerimiz o kadar çok ki yıllardır baskılarla sustuk, susturulduk; imtiyazlılar bu suskunluğumuzu kabul sanarak daha çok haksızlık yaptı.Ersen kardeşimin dediği gibi "Hiçbir kurum kendi personeline ön yargılarla bu kadar haksızlık yapmamıştır, yine hiçbir personel haksızlığa assubaylar kadar sessiz kalmamıştır" emekli olmasına rağmen boşvermişlikten kurtulamayan mücadeleyi kişiselleştiren arkadaşlarımıza rağmen biz başaracağız, çünkü haklıyız, çünkü talebimiz imtiyaz değil, saygılarımla.
Not. 1967 yılında Balıkesir ordudonatım okulunda "Assubayız vatana feda olsun canımız, Yurt için volkanlaşır kalbimizde kanımız" dizeleri ile güzel bir marşımız vardı, tamamını bilenler yazarlarsa iyi olur düşüncesindeyim.
Alıntı
#4 TEKİNAY 1977 15-09-2012 17:22
Sayın Irbık ,
Pek çok astsubayın yaşadıklarını,maruz kaldıklarını,bütün bunları bilip,bildiği halde dile getiremediği hakkını arayamadığı,kadıyı şikayet hakkının olmadığı mevzuatlarla önü kesildiği konuları çok güzel sıralamışsınız eksiği var fazlası yok.Yazınız gösteriyor ki''artık taş yerinden oynamıştır.''
Sağır sultan rolünü yerine getirenlere tekrardan duyurulur....Ellerinize, kaleminize sağlık..
Alıntı
#3 Abdullah ZENGİN 14-09-2012 12:10
SAYIN IRBIK,
Yazılarınızı zevkle okurken aklımız şaşı oldu.Hangi adaletsizliğe odaklanacağımızı kestiremiyoruz.Çelişkilerle dolu kararlar,yasalar,keyfiyetle uygulanan düzenlemeler var.Güç kimdeyse sopa onda.Ölülerin,şehitlerin konuşma şansı yok.ALTTAKİ'lerin konuşma imkanının olmaması gibi.İşsizlik zor zenaat,bir parça ekmek uğruna,nafaka uğruna yıllardır
susturulmanın acısını yaşadık.Kendi iplerini çekip, 1984 yılında sivil toplum örgütü desteği almak için,kurulan derneğimizin vücut bulması gibi.
Hep söyledik cin torbadan çıktı,geri dönmesi zor.Assubay onuruna saygı tek amacımız.Gerisi gelecek.
Alıntı
#2 Edip Hayte 14-09-2012 11:54
Deniz Astsubay Okulu Marşını Görmüşken;

ASTSUBAY OKULU MARŞI (ÇANKIRI)

Tarihi Evren Yaşta Bir Ulustan Gelmesin
Görevinin Başında Sanki Destansı Devsin
Kahramanlık Sembolü Mehmetçiği Eğit Say,
Ordu Seninle Övünçlü, Özsaygınsın Astsubay.

Anadolu Bağrında Göğü Delen Bir Burçsun
Yurduna Yan Bakanlar Senin Adından Korksun;
Çağın Uygarlığını Ulus İçin İlke Say;
Ordu Seninle Övünçlü, Özsaygınsın Astsubay.
Alıntı
#1 Ersen Gürpınar 13-09-2012 23:14
Bana göre bu ülkede (özellikle askeri hukuk) hukukun adı guguk olmuştur. Hakim olmayan hukuğun H'sinden habersiz mahkeme üyesi olur mu? Bu ucube sistem sizce hak ve adalet sağlar mı? Subaylara hukuk fakültesini bitirmesi için 5 yıl maaşlı izin verilirken assubayın okuması tüm gayretlere rağmen engellenemeyince bu kez verilen derecenin iptali için zamanın Cumhurbaşkanının koltuğunun altına verdikleri ve takip etmediği iptal davasında ASSUBAYIN EMSALİ SUBAYDIR gerekçe gösterildi, mahkeme maddenin tamamını iptal etmedi sadece üst derece verilir ibaresini iptal edip assubayla subayın aynı dereceden göreve başlamasını sağladı, bu kez devreye AYİM girdi ASSUBAYIN EMSALİ SUBAY DEĞİL DEVLET MEMURUDUR (Büro memuru) kararı verdi, bu durumda YA CUMHURBAŞKANI ANAYASA MAHKEMESİNİ YALAN BEYAN İLE ALDATTI YA DA AYİM HUKUKA AYKIRI KARAR VERDİ. Şimdi siz bu ülkede hukukun varlığına inanıyor musunuz? Ben inanmadığım için OYAK tarafından yasanın açık hükmüne rağmen verilmeyen maluliyet tazminatım için AYİM'e gitmedim; çünkü adil bir karar beklemiyordum. Umarım ülkede Anayasa çalışmalarında bu çağ dışı yasalar değiştirilir askeri mahkemeler kaldırılır. Yazınız için teşekkürler Sn.Irbık, elinize, yüreğinize, emeğinize sağlık.
Alıntı
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin,adaletin,huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Çarşamba, 24 Kasım 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ARAMIZDAN AYRILIȘININ 83. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca yaşadığı ülkede değil, mazlum ülkelerde d...
Çarşamba, 10 Kasım 2021
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 98. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cuma, 29 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ