Bu sayfayı yazdır

Devr-i Sâbık!

By Eski Tüfek 04.08.2012 Okunma Sayısı: 3309 Yorumlar (16)

Devr-i Sabık Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bunaltıcı yaz sıcaklarının hüküm sürdüğü şu telaşlı fakat müteheyyiç Ağustos günlerinde sitemizin Mesaj Panosunda bir haber yayınlandı. Hazan mevsiminde gurup vakti hoyrat esen rüzgâra kapılan dalından kopmuş günbatımı renkli kuru bir yaprak misali gündelik hayat gailesinin içinde sürüklenerek yitip giden bu habere bigâne kalamadım.

Merak edip okuyanlar bilirler; bu haber, emekli bir astsubay ağabeyimizin ölüm ilanıydı. Allah rahmet etsin, mekânı cennet olsun! Yorumlarıyla mücadelemizin ateşini harlayan Sayın Nejdet TÖRE, sevenlerinden birisi, vefalı bir dostu ya da silaharkadaşı olmalı. Vefatı duymuş ve bir kadirşinaslık timsâli olarak haberi sitemize taşımışdı. Demek ki mütevaffanın en az bir seveni vardı. Vardı deyip teselli buluyoruz; ya mazallah sayın Nejdet Töre de olmasaydı? Kim, nasıl, nereden bilecekdi ki bir meslekdaşımız daha meçhule giden sessiz gemiye binmişti.

Sahabeden birisi, peygamberimize (s.a.v) sormuş;

- Ya Muhammed, kıyamet ne demekdir?

Peygamberimiz (s.a.m) cevaplamış;

- Kişi öldüğü gün, kıyameti kopmuşdur”.

Rahmetlinin ölüm haberi, ilk günlerde Mesaj Panosunun birinci sırasında yayına girdi. Sonra, üyelerimiz yeni haberler ekledi. Bir daha, bir haber daha... Bilgisayar denen ruhsuz, hissiz makina, bu vefat haberini aşağı doğru itti. Bakmayın, bugün göremezsiniz. Çünkü artık yok!.. Maaşa zam müjdesi vermiyordu ki saniyesinde bilmem kaç bin kere tıklansın ya da günlerce panoda kalsın. Haber, çokdan Mesaj Panosunun dışına atıldı ve geri gelmemek üzere tarihin tozlu sayfaları arasında kayboldu.

Ateş, düşdüğü yeri yakar. Kimbilir, bu ölüm haberinin arkasında ne emeller ne umutlar ne hayaller, ne dostluklar, ne hayal kırıklıkları, ne acılar, ne hüzünler, ne yokluklar, ne açlıklar var? Öyle ya o rahmetli de bir insandı. Hikayesini bilip bulmak, yazmak fayda getirir mi? Bilmiyorum. Fakat iyi bildiğim bir hakikat var ki bu ağabeyimiz, aç öldü. Ey yüce milletim ve kıymetli silahdaşlarım; bugüne kadar yüzbinlerce emekli astsubay gibi bu ağabeyimiz de aç öldü ve Hâk’kın huzuruna aç gitti!

devri-sabik-2Şu an okuduğunuz sayfanın sağ tarafındaki resme bakar mısınız? Kim onlar, tanıdınız mı? Efendim? Emekli astsubaylar mı dediniz? Yoksa o resimdekilerden birisi de siz misiniz? Ne yapıyorlar? Ellerinde pankartlar, dillerinde sloganlar, sel gibi akıp sokağa dökülmüşler. Ne kadar acı, ne kadar incitici, ne kadar gurur kırıcı... Sayıları onbinler, yüzbinler... Ne diyorlar peki? “Açlık sınırında boğulduk!” Boğulmak, ölmek midir? Evet, ölmekdir. Öyleyse bu emekli astsubaylar “açlıktan öldük” diyorlar değil mi? Astsubayı; savaşda, cephenin en önünde harp ettir, şehit olsun. Barışda, açlık sınırında maaşa mahkûm et, bu kez de açlıkdan ölsün. Her koşulda yolu ölüme çıkan başka bir meslek var mı acaba? Bu nasıl bir kaderdir allahaşkına? Aç ne yemez; tok ne demez... Emekli astsubayları bir somun kuru ekmeğe, bir acı soğana muhtaç edenler, Türk olamaz, müslüman olamaz. İnsan diyorsanız, işte o hiç olamaz. 1975 senesinden bugüne kadar geçen yaklaşık 40 senede; astsubaylar, ilk defa sokağa döküldü ve açlıktan öldüklerini haykırdı. İnsanın içini sızlatan, yüreğini dağlayan, gönül telini titreten böyle manzarayı bunca zamandır ilk defa gördü gözler bu memlekette. Peki, emekli maaşının az olduğunu iddia ederek sokağa çıkıp elinde böyle pankart taşıyan emekli bir tek subay gördünüz mü siz ömrü hayatınızda? Bir tane bile olsa emekli bir subayın açlıkdan öldüğünü duydunuz mu? Bu resme iyi bakın dostlar. Devlet, insanca yaşamaya yetecek kadar emekli maaşı vermezse şayet, onlar da yakında açlıkdan ölecekler.

Töremizde; kadına yaşı, erkeğe maaşı sorulmaz. Bilirim, çünkü Türk erkeği için, olmasa da “param yok” demek ölümden beterdir. Şeker isteyen çocuğuna, torununa “param yok” diyen bir babanın, bir dedenin ızdırabını bizler iyi biliriz. Bir günlük ömür, üç öğün aş ister. Torununa şeker almak şöyle dursun, bu emekli astsubayların yiyecek bir somun kuru ekmeği bile yok, Ey Türk Milleti!

Bilenler biliyor, bilmeyenler de bilenlere sorsun demiyorum! Zira burada yazdıklarımı anlamak için, dört işlemi bilmek yeterli. Mühürlü gözlere, kilitli ağızlara, kurşun dökülmüş kulaklara, nasırlı vicdanlara bir kez daha sesleniyorum. Rahmetli, ikinci dereceden emekli edildi, bundan hiç şüphe yok. Çünkü, Türkiye Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarına istisnasız verdiği bir hak, ondan külliyen esirgendi. Her memurun yükselebileceği derece/kademeyi, kanunla yasak ettiler ona. Kendisi, en iyi ihtimalle 2/6’dan emekli edildi. 2/99’dan emekli olsa kaç kuruş fark eder? Peki, 2’nin 6’sından emekli edilen bir astsubay kaç para emekli maaşı alır? Bilenler söylesin, bilmeyenler öğrensin. Ya üçüncü dereceden emekli olduysa rahmetli? İşte o zaman sadece kendisi için değil, arkada bırakdığı dul ve öksüzler için de kıyamet kopdu demekdir.

Haberi okuyunca içimi tuhaf bir his kaplayıverdi.  Üşümedim Ağustos sıcağında fakat soğuk soğuk titredim birdenbire. Damarlarımdaki kan dondu sanki. Dilimden dökülen kelimeler boğazımda düğümlendi. Ne bileyim, nasıl diyeyim, bilemiyorum... Kendimi düşündüm bir an... 50 senelik bir ömür... Emeklilikde ikinci bahar değil, sadece ikinci yıl... Öyle ya; tiyatro değil, tekrarı yok bunun! Astsubayın ömür ortalaması 60 yaş  dersek, önümüzdeki dokuz sene içinde fücceten gidip de imamın kayığına binersem dostlar, şaşırmayın emi? Allaha bir can borcumuz var elbet. Vakti zamanı geldiğinde kelime-i şahadet getirip gönül huzuruyla gülerek veda etmesini biliriz hani. Şerefli bir astsubay olarak mesleğimden ve vatanıma adadığım 34 senelik hizmetimden asla pişman değilim. Çünkü bildiğim en iyi işi yaptım. Çocuklarıma bırakacağım yegâne ve en kıymetli miras da babalarının astsubay olmasıdır. Hakkımı, vatanıma, milletime ve kendi silah arkadaşlarıma helâl ediyorum. Ancak, ya emekli olduktan sonra bana açlık maaşını reva görenlere? Elbet hesap günü gelecek. En gecinden bile olsa, ahirette hesaplaşmaya hazır olun! Huzuru mahşerde iki elim yakanızda olacak. Statü hukuku deyip arkasına saklandığınız o helvadan put, o kâğıttan zırh, bakalım sizi cehennem ateşinden koruyabilecek mi?

Rahmetli ağabeyimiz, 73 mezunu. Demek ki vefat ettiğinde 60 yaşlarındaydı. Şimdi geldi aklıma, bir araştırılsa acaba astsubayın ömür ortalaması nedir? Türkiye ortalamasındaki sırası nedir?

Rahmetli, emekli olmak için en az 20 sene çalışdı. Belki de 30 sene veya daha fazla... Benim tahminime göre emekli olduktan sonra takrîbi 10 sene yaşadı. Devlete en az 20 sene prim ödedi ve ancak 10 sene emekli maaşı, yani “açlık maaşı” aldı. Meclisde iki sene görev yapdıktan sonra şimdilik 5.300 lira emekli maaşı alan vekillerin kulakları çınlasın.

İlk 20 senesi çocukluk ve gençlik... en az 20 ilâ 30 senesi vatana hizmet... Geri kalan 10 senesi de yokluk, açlık ve çile dolu bir emeklilik. Alın size 60 senelik ömrün, bir satıra sığdırılan kısacık hesabı; İşte, bu kadar... Kahraman, fedakâr, cefakâr dedikleri dağ gibi bir Türk astsubayının hayat hikayesi... Dikkat ediniz, sadece üç cümleden ibaret.

O’na kahraman dediler, fakat tabutunu top arabasına koyup bandolu tören tertip etmediler; imanlı, abdestli dört mü’min omuzladı tabutunu mezara kadar. Fedakâr dediler, fakat devlet mezarlığına gömmediler; mahallesinin, belki de memleketinin kuş konmaz, kervan geçmez ücrâ bir köyündeki köhne bir mezarlığa defnettiler. Devlet mezarlığında kâşâne misâli kabir yeri, ağaya beleş! Lâkin halk mezarlığında vatandaşa ücrete tabi. Belediye mezarlığından alelâde bir kabir yeri almak istedim, iki sene evvel. Üç metre murabba mezar yeri için tam 1.000 lira istediler. Uğruna ölmek için yemin ettiğim toprağı, belediye satmaya kalkdı bana. Almadım tabi. Bu günleri görmek de varmış kaderde. Rahmetlinin mezar taşı var mı? Siz söyleyin. Lâkin birinci sınıf pamukdan mamûl iki buçuk metre kefen bezi bîlâ bedel. Cefakâr dediler, açlıkla terbiye ettiler. Utanmadan, yüzleri kızarmadan kendileri 4 yuttu, rahmetliye 1’i çok gördüler. Bizimki mide, peki sizinki işkembe mi ağalar? Bu da yetmedi; hayatının son dönemecinde bir lokma ekmeğe muhtaç edip aç öldürdüler rahmetliyi.

Astsubaya yapılan şu haksızlık ve hukuksuzlukları gâvur, gâvura yapmaz, inanın. Kendi subayının ve kendi mahkemesinin hışmına uğradığı için davasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götüren bîçare astsubaya yapılan haksızlıklar, gâvura bile dudak ısırtıyor. Bu memleketin has evladı astsubaya yapılan haksızlık, elin gâvurunun bile vicdanını sızlatacak kadar hoyrat ve ölçüsüz. Yanlış hesap ne yazık ki gâvurun mahkemesinden dönüyor sevgili dostlarım. Gâvur daha mı vicdanlı yoksa? İdareyi temsil edenler adalet mizanını mı kaybettiler, yoksa akıllarını mı? Gâvurun, gâvura yapmadığını birileri bize yapıyor. Düşünüyor, bir anlam veremiyorum. Bu gadir niye? Bu kıygı niçin?

devri-sabik-3Kul hakkı ağırdır, altından kalkamazsınız dedik, burun kıvırdılar. Kara kaplı kanun klasörünün arkasına, cüppenizin içine saklanmayın dedik, bıyık altından güldüler. Her nefs, ölümü mutlaka tadacak dedik, kulaklarını tıkadılar. Hakkımızı haram ettik, yüzleri kızarmadı, arsızca dudak bükdüler.

Peki, kimdir bu faili muhtarlar? Nasıl oluyor da böylesine fütursuz, doludizgin, hesapsızca, hatta utanmazca davranabiliyorlar? Bu memleketin öz evladı astsubaylara böyle büyük ezâ ve cefâ edebiliyorlar? Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ise bu fiili hangi kanun maddesine sığdıracağız? Türk Silahlı Kuvvetlerini babalarının çiftliği; astsubayları da beyaz köle mi sanıyor bu apoletli muhannetler? Nasıl oluyor da astsubayların canına kastedip aç ölmelerine sebep oluyorlar? Astsubayın katli vacipdir diye mestur bir fetva mı verdiler yoksa? Kimdir bunlar? Eşgâli, meşrebi nedir bu zalimlerin, hiç merak ettiniz mi? Devletin bekâsına alenen kast eden eşkıyayı koruyup kollayan kanunlar, açlıktan ölen astsubayın feryadına kulak vermeyecek mi? Astsubayın, eşkıya kadar dahi kıymeti yok mudur bu memlekette allahaşkına?

İdareci; temsil ettiği insanların hukukunu korumada cesur, güçlü, yetenekli, ehil, mahir, başarılı, samimi, dürüst, bilgili, insaflı ve adil olmak mecburiyetindedir. Çünkü İdareci, görev yaptığı yerde kendisini değil, çalıştığı kurumu temsil eder. İdareci, efendi değil, hizmetcidir. Çünkü o, artık mensubu olduğu kurumun itibarını, unvanını, yetkisini, birlik simgesini, adresini daha da önemlisi imkanını kullanmaktadır. Adalet tesis edildiğinde ancak ortak bir huzur ve güven hâkim olacaktır. Emekli astsubayın meşru mücadelesinin temelinde ve özünde işte bu ana fikir ve ortak payda vardır.

devri-sabik-4Fransız oyun yazarı Jean-Baptiste Poquelin, nam-ı diğer Molière’in meşhur bir sözü vardır; “İnsan, sadece yaptıklarından değil, çoğu zaman yapamadıklarından da sorumludur” der. Komutanlarımız, bu özlüsözü biraz tevil etmişler ve şu şekilde söylemeyi münasip görmüşler; “Komutan, yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumludur”. Yeri geldiğinde, komutanlık makamının önemini ve manasını kuvvetlendirmek amacıyla bu vecizeyi, askerî talimatlarda ve konuşmalarında kullandıklarına siz kıymetli silahdaşlarım da şahit olmuşsunuzdur.

Madem ki asker kişiler, komutan sıfatını taşıdıkları için yaptıklarından ve yapmadıklarından kendilerini peşinen mesul kabul ediyorlar, öyleyse aç ölen emekli astsubayların hesabını vermelidirler. Ortada bir nevi “kasten açlıktan adam öldürme” veya cinayet değilse bile en azından cünha diyebileceğimiz bir fiil var. Öyleyse bir de “faili” olmalı, değil mi? Madem ortada bir fiil var ve aç ölen emekli bir astsubay var, öyleyse bir de bu fiilin sorumlusu, bir başka ifadeyle, elbette bir “Devr-i Sabık”ı olacakdır. Diclenin kenarında kurdun kaptığı kuzunun hesabı devletten soruluyorsa, aç ölen astsubayın hesabı da sorulmalıdır. İşledikleri bu fiilin hesabını bugün değilse yarın, en kısa zamanda vermelidirler. Öyleyse gelin dostlar, bugünden tezi yok. “Aç ölen” silahdaşlarımızı takip edelim. Eğer mümkün ise, aç ölen meslekdaşlarımızın isimlerini, hiç olmazsa sayısını, sitemizinde hakkımızı alıncaya kadar yayınlayalım. Hani şu anasayfanın sağ alt tafında bir sayaç var ya, işte onun gibi bir şey... Sayın Nejdet TÖRE’nin haberini verdiği rahmetli de hak arama uğruna fakat hakkını alamadan “aç ölen” ilk ağabeyimiz olsun.

Genelkurmay Başkanlığımızın manevi şahsiyetine saygılıyız. Sayın Genelkurmay Başkanımızın emekli astsubayın sıkıntısını yürekden hissettiğini biliyoruz. Astsubayın çekdiği maddi meşakkati en yakından gören ve bizler ile aynı düşüncede olduğunu bildiğimiz çok sayıda hakşinas, vicdanlı, gönüldaş subayımıza müteşekkiriz. Ancak şunu da biliyoruz ki, sıkıntılarımızın giderilmesi konusunda sayın Genelkurmay Başkanımızın bugüne kadar ortaya koyduğu irade ve kararlılık ne yazık ki kabul edilen kanunlara hiç yansımamıştır. Demek ki karargâh çalışmasında görevli personel arasında sayın Genelkurmay Başkanımızın emirlerini kıtır kıtır kemiren işgüzar firavun fareleri var. Bu hakikat artık görülmelidir. Emekli astsubayın maaşının bugünün koşullarına göre düzenleneceğine dair en yetkili makamların verdiği sözlerin tutulmaması yapılan kanunların her seferinde boş çıkması,  güvensizlik uçurumunu her geçen gün biraz daha derinleştirmekte ve Türk Silahlı Kuvvetlerine onulmaz zararlar vermektedir. Emekli astsubaya verilen vaatler bir an önce yerine getirilmelidir. Kimse makam masasının arkasına sinmesin, apoletinin altına saklanmasın. Hedefimizde; canım, cennete; canın, cehenneme diyenler var. Işığı önümüze tutun diyoruz, gözümüze tutuyorlar. Hedefimizde; son 50 senedir astsubaylara gadreden ve hırsları boyunu aşan süne zararlıları var. Bize zulmeden bu apoletli uğursuz zalimleri isim isim tespit edelim dostlarım. Bu Devr-i Sabıkları, bütün dünya bilsin... Ordu mensuplarının arasına fitne tohumu eken bu baldırgan otlarının, bu yaban yapalaklarının maskesini er ya da geç düşüreceğiz. Bu lapacıları, bu fitne kumkumalarını günü geldiğinde öyle bir teşhir edelim ki hesap sırası gelinceye kadar işgilli büzük gibi dingildesinler.

Muhterem büyüklerim, kıymetli silahdaşlarım;

devri-sabik-5Büyük önder Atatürk, Yüce Türk milletine “muasır medeniyetlerin dahi üstünde” bir yer ve hedef göstermişdir. Türk astsubayının da şiarı budur. Hedefi; kendisine, gelişmiş ülke astsubaylarının da üstünde bir yer bulmakdır. Hak ettiği kıymeti ve makamı her türlü engele rağmen mutlaka bulacakdır.

Bu yazımda sakın bir meyusiyet aramayın. Çünkü bir katre bile katmadım. Meyus olanlar lutfen zahmet edip yorum yazmasınlar! Aksine, “aç ölen” her silahdaşımız, yeni bir meşale olup yolumuzu aydınlatacak ve mücadelemizi sonuna kadar devam ettirmek için bizleri tazeleyecek, inanç ve kuvvet aşılayacaktır.

Emekli Türk astsubayının meşru şeref mücadelesinin meşalesini Genel Başkanımız Sayın Ahmet KESER 2012 yılında yakdı. Hakkımız, şerefimizdir. Şeref mücadelemiz, yakıtı alın terimiz olan bu sönmez meşalenin nurunda dalga dalga büyüyor. Ferasetli yüce milletimiz, astsubayının açlığını yüreğinde hissetmiş, davasını kendi davası bilmiş ve gönülden desteklemişdir. Yürümek, aç ölmekden iyidir. Tarifsiz acılar çeksek de, gurumuz incinse de, gün be gün açlıkdan ölsek de kararlı adımlarla ve azimle hedefimize yürüyoruz. Dün imkansız olanları bugün başardık. Hedefimize her zamankinden daha yakınız. Önümüzdeki aylar, sayın Genelkurmay Başkanımız ve sayın Millî Savunma Bakanımızın emekli astsubayın özlük hakları konusunda basında yayınlanan sözleri ile imtihanına tanıklık edecek.

Ateşi yakdık!
Un var, yağ var, şeker var...

 

 brove

 

  

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb.III Kad.Kd.Bçvş.

Ögeyi Oylayın
(267 oy)
Son Düzenlenme Çarşamba, 03 Ekim 2018 01:11