×

Uyarı

JUser: :_load: 75 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

YOLUM ÇANAKKALE’YE DÜŞTÜ…

canakkale-asborduevi

Ne zaman bir astsubay orduevine yatılı olarak yolum düşse, canım boru anahtarı ve yıldız tornavida çeker. Geçen sonbaharda, Çanakkale Astsubay Orduevi’ne iki geceliğine konaklamak için yolum düştüğünde yine öyle oldu; canım yine kurbağacık ve yıldız tornavida çekti. Çanakkale’ye gezmeye giden bir insanın canı normalde, boğaz kıyısında bir balık sofrası, tuzlu sardalya, üzerine bir peynir tatlısı falan çekmesi gerekir değil mi; yok hayır illa ki benim canım şöyle orta boyundan bir kurbağacık ve yanında yıldız tornavida çekecek. Bu da nerden çıktı demeyin; anlatınca sanırım sizler de bana hak vereceksiniz. Orduevlerine yolunuz düştüğünde sizin de canınızın anahtar tornavida çekmiş olduğunun farkına belki de ben anlatınca varacaksınız.

He ne kadar bu gün Antalya’da oturuyorum olsam da, geride bıraktığım ömrümün yarısından çoğu Gölcük’te geçti. Bu nedenle, hala oralarda bir çok eşimiz dostumuz var. Geçen sonbaharda, kendisi daha önce rahmetli olan bir meslektaş ağabeyim ve aile dostumun kızının düğün davetiyesini alınca, bize de Gölcük yolu göründü.

Malumunuz, günümüzde bir yandan dünya küçüldü, diğer yandan refahımız arttı, bunlara ek olarak, getirisi fazla olan yöntemler de eskiye göre, çok ama çok değişti. Perşembeden yola çıkılıp cuma günü akşam dönmek üzere Mekke’de Cuma namazı turları düzenlendiğini basından okuyor, izliyoruz. İnsanların, bir değil birkaç defa, tekrar tekrar umreye gittiklerini, şirketlerin promosyon olarak umre ziyareti paketi dağıttığını her akşam televizyon haber bültenlerinden izliyoruz. Bu konuda kimi akranlarımdan, bir değil birkaç tur bindirenler olduğunu da biliyorum. Bir emekli astsubay olarak Mekke’de başkaları gibi devre mülkümüz vardı da biz mi gidip kalmadık diyeceğim ama neyse uzatmayalım; şöyle kendimi bir yokladım ki, ben haccı umreyi geçtim, bir defa bile olsun hala Çanakkale şehitliklerini ziyaret etmemiş olduğumu fark ettim. Doğrusu biraz da utandım; kendimde bunun eksikliğini hissettim.

Gölcük yolculuğunu fırsat bilip, bir ay öncesinden Çanakkale Astsubay Orduevi’nden iki gecelik yer ayırttım, organizasyon iyice ciddiye binmeden eşime bile söylemeden, Çanakkale’de şehitlik turları organize eden bir kurumla telefon irtibatı kurdum. Gölcük’te görevimizi yerine getirdikten sonra, İstanbul - Gelibolu yoluyla Çanakkale’ye geçtim.

Çanakkale Arabalı vapur iskelesine ulaştığımda, Astsubay Orduevi iskelenin kuzeyinde, her ne kadar çağırınca duyulacak mesafede görünüyordu. O yöne giden yollardan biri kazılmış, paralel olan diğeri trafik kazası nedeniyle kapalı, bir sonraki yol da tek yön olması nedeniyle, yürüyerek beş dakikada gidilebilecek o görünen yere, arabayla adeta labirentlerden geçerek, büyük bir şehir içi tur yaptıktan sonra, Çanakkale Subay Orduevi’nin yanından geçerek 15 dakikada ulaşabildik.

Çanakkale Astsubay Orduevi, askeri bir birliğin nizamiyesine, denizci terimiyle lumbarağazınına bitişik, Boğaz’a paralel, denize sıfır bir konumda bulunuyor. Orduevinin insan giriş kapısı ana lumbarağzının hemen karşısında. Eğer aracınızla gelmişseniz, önce bu lumbarağzında sizin ve aracınızın giriş kayıtları yapılıyor. Güvenlik kayıt ve kontrolünden sonra araçların lumbarağzı bölgesinde beklemesi yasak. Orduevine gelenler için özel araç park yeri, giriş kapısından 200 metre içeride orduevi binası sahası sonunda. Aracınızı orduevi giriş kapısının önünden geçip 200 metre ileriye park etmek zorundasınız. Araç park yerinden orduevine kestirme geçiş kapısı yok. Bu yatıya gelen konuğun orduevi resepsiyonuna ulaşabilmesi için, eline valizi alıp vızır vızır trafik işleyen bir yoldan tekrar 200 metre geri gelmesi demek oluyor. Biz de öyle yaptık.

Konakladığımız orduevi binasının arazisi 30x 150 metre boyutunda dar bir şerit halinde boğaz kıyısına paralel uzanıyor. Bina üç katlı gösterişsiz, küçük eski bir yapı. Üzerindeki levhada inşa tarihi 1955 yazıyor. Buraya ulaşmak için yanından geçtiğimiz, deniz ile arasında umuma açık 50 metre kadar rıhtım bulunan Çanakkale Subay Orduevi binası ise, dış görünüşüne göre, diğer yerlerde olduğu gibi, bizim kümesin yanında saray. Ancak hakkını yemeyelim, bu astsubay orduevinin komşusu subay orduevine göre güzel bir özelliği var. Subay orduevi ile deniz arasından umuma açık altmış metre genişliğinde bir yol geçmekteyken, astsubay orduevi denize sıfır. Astsubay orduevinin , lokantasında yemek yerken, Çanakkale Boğazı’nın kefallerine ekmek atıp balık sürülerinin ekmeğe üşüşmelerini seyretmek mümkün.

Yazının başında belirttiğim gibi, kafa vidaları gevşek olduğu için akmayan musluklarla, üzerine oturduğunda saplamaları gevşek olduğu için sallanan ve gemideymişsin hissi veren klozetle, sağ elini uzattığında her zamanki yerinde bulamadığın, sol tarafa konmuş taret musluğu örneğiyle, yıldız başlıklı makara vidaları gevşediği için kapı kanatları hareket etmeyen duşa kabinle, bir zamanlar Mersin Astsubay Orduevi başta olmak üzere, birçok astsubay orduevinde karşılaştığım gibi burada da karşılaştım. Yine bu durumlar karşısında içimden, elimde bir kurbağacık anahtarı ve bir yıldız tornavida olsa, bu arızaların yüzde yetmişini, müşteri olarak yarım günde ben bile hallederim diye geçirdim. Yani burada da bir ilgisizlik durumu var gibi. O tesiste ilk kademe sorumlu olan kişinin bir meslektaşımız olduğunu varsayarak; iğne kendimize, çuvaldız başkasına.

Ben ve meslektaşlarım, ömrümüz boyunca hiçbir zaman, otel cümle kapılarında valizlerini başkalarına taşıttıranlardan olmadık desem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam. Biz hep kendi valizimizi kendimiz taşımaya alışkınız. Yaşamın bu yıllarında da kendi valizimi kendim taşıyabilecek gücüm şimdilik var. Ancak burada orduevi otoparkı ile orduevi giriş kapısının konumunu, araya kestirme bir geçiş konmamasını görüp, yaşlı meslektaşlarımız cesaret edip böyle yerlere gelmesinler, böyle imkanlardan yararlanmasınlar diye düşünülmüş olabilir mi diye aklımdan geçirdim ve üzüldüm.

Gerçek mi yoksa şehir efsanesi mi bilmiyorum. Orduevinde karşılaştığım burada yerleşik meslektaşlarımdan dinledim. Çanakkale Astsubay Orduevinin arazisini, bir hayırsever veya emekli bir meslektaşımız da olabilir; vakti zamanında astsubay orduevi yapılması şartıyla bağışlamış. Bu nedenle bu arsa başka bir amaç için kullanılamıyormuş. Yoksa denize sıfır, lokantasından boğaz kefallerinin beslenebildiği bu bina bize kalmaz, çoğu zaman olduğu gibi birileri el koyabilirmiş; tıpkı bu günlerde Beylerbeyi Astsubay Okulu binalarıyla ilgili duyulan söylentilerde olduğu gibi.

Ertesi gün bir tura katılarak Çanakkale şehitliklerini, emekli bir öğretmenin rehberliğinde, bu devletin kuruluşu için önsöz olan, yüzde seksenin bir mezar taşı bile olmayan isimsiz nice yiğitlerin kan döktüğü toprakları, gün boyunca boğazımız düğümlenerek gezdik.

Aynı duyguları üç yıl önce Afyon Bölgesi şehitliklerini gezerken de yaşamıştım. Tarihte olanları kafada canlandırabilmek için, kitaplardan yirmi kere de okusanız yine de bazı şeyler eksik kalıyor. Yerinde görmeden önce ben Büyük Taarruz’un başladığı Kocatepe’yi, gece yolculuklarında geçerken gördüğüm ışıklandırılmış bir heykel nedeniyle, Afyon – Antalya- İzmir yol kavşağında bulunan Cumhuriyet Dinlenme Tesisleri’nin bulunduğu yerde sanırdım. Afyon Şehitlikleri’ni gezip, aralarında 50 kilometre mesafe bulunan, ama birbirini gören, Kocatepe ile Çiğiltepe’yi gördükten sonra, Büyük Taarruz öncesi, gündüz saklanıp, gece Sandıklı Ovası’nda yol alan süvarilerin, Çiğiltepe ele geçirildikten sonra Afyon Ovası üzerinden düşmanın arkasından dolanarak, tren yolunu kesip, Anadolu içlerine kadar giren Yunan İşgal Ordusu’nu nasıl ters tarafa yatırdığını daha iyi anlamıştım. Çanakkale Şehitlikleri’ni gezip gördükten sonra da, Seyit Onbaşı’nın tarihe yön verdiği topçu bataryasını, Nusret Mayın Gemisi’nin 26 mayını döküp İngiliz Armadası’nı sulara gömdüğü körfezi, emperyalistlerin acı şekilde bir şekilde Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyeceklerini anlayınca, ilk çıkartma yaptıkları bölgeyi, sadece cephede yaralanarak hastanelere tedaviye gelip orada rahmete erenlerden isimleri tespit edilebilenlerin adlarına dikilebilmiş taşlardan ibaret olan şehitlikleri, şimdi birer sıradan kuru dere görüntüsünde olan ama savaş anında kıpkırmızı aktığı anlatılan dereleri, Gelibolu Yarımadası’na güney kıyılardan çıkamayacaklarını anlayınca Gelibolu’yu kuzeyden kuşatmak için Anzaklar’ın çıkartma yaptıkları bölgeyi, Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıktığı ve ülke kaderinde rol oynadığı, karşılaştığı bozularak sağ kalanları cephanemiz bitti diye geri kaçan bir birliğe “Süngü tak yat” diyerek tarihi değiştirdiği Anafartalar Bölgesi’ni, biraz da bu gün onlara layık olamama duygusuyla hüzünlenerek anlatılması güç duygu seli içinde, tarihte yaşanan olayların coğrafyasını da gözlerimizle görerek tarihimizi biraz daha iyi anlamaya çalıştık.

Bu arada, İngilizlerin kaybettikleri kendi kahramanları için daha 1930'lu yıllarda burada anıt inşa ettiklerini öğrenip, ta Avustralya'lardan Anafartalar’a her gün tur otobüsleriyle insanların gelip şehitliklerini ziyaret ettiklerini gözlerimle de görerek kıskanıp, bizim şehitliklerin ancak son otuz yıl içinde şimdiki haline ancak getirildiğini düşünerek üzüldüm. Elin Amerika'lısı, şatafatlı müze binalarında, birkaç at nalını bile benim tarihim diye sergilerken, iyi bir düzenleme olsa içindeki savaşlarla ilgili tarihi materyalin ziyaret edilmesi saatleri alabilecek olan Alçıtepe’de bir yurttaşın kendi imkanlarıyla ortaya çıkardığı küçük özel mütevazı müzeyi görüp, kahroldum.

Bu ziyaret sayesinde, Çanakkale Savaşları haricinde, bölge ile ilgili, içinde “Çanakkale Boğazı”, “rüzgar”, “yelken”, “Truva” ve “İstanbul” kelimeleri geçen, Sunay Akın’ın yazıları kıvamında bir şey daha öğrendim. Bölgeyi tanıyanlar bilir; Çanakkale’nin, yılın yirmi günlük belirli bir süresi hariç yıl boyunca her gün esen, alışkın olmayanı adeta sersemleten deli bir rüzgarı var. Bu rüzgar bizim ziyaretimiz esnasında da hep esti. Tarihte, rüzgar nerden gelirse gelsin gideceğin yöne doğru ayarlanabilen yelkenler icat edilmeden önce, tekneler henüz küreklerle bilek gücüyle yol alırken, bu rüzgar ve kuzeyden güneye şiddetli akıntı nedeniyle, bu yirmi gün dışında yıl boyunca kürekli gemilerle, Çanakkale Boğazı üzerinden, Ege Denizi’nden Marmara’ya geçmek mümkün olmazmış. Yıl boyunca Ege’den Marmara’ya geçmek isteyen gemiler ve denizciler, rüzgarın duracağı bu yirmi günlük sürenin başlamasını Truva şehri önlerinde beklerlermiş. Bu nedenle Truva şehri asırlarca hep önemli bir şehir olarak kalmış. Ne zaman ki, rüzgar ters yönden gelse bile tekneleri gidecekleri yöne doğru götürebilecek yelken sistemi icat edilmiş, Çanakkale Boğazı’nın geçit vermez akıntısı yenilerek, boğaz her mevsimde geçilebilir hale gelmiş. Böylece, Truva Şehri eski önemini kaybetmiş. Yelkenin icadı sayesinde İstanbul Truva’nın gölgesinden kurtulmuş ve önemli bir şehir haline gelmeye başlamış.

Durum sizlerin yaşadığı yerlerde nasıldır bilmiyorum. Antalya’da, her gün önünden geçtiğim yerler için konuşuyorum. Antalya Orduevi’nden daha gösterişli ve teşkilatlı, mensuplarına hizmet veren, İller Bankası’nın misafirhanesi var, Polis Evi var, Öğretmen Evi var, Devlet Su İşleri’nin misafirhanesi var ama, son zamanlarda insanlar kışkırtılıp beyinleri yıkanarak kendi ülkesinin ordusuna karşı adeta düşman edildikleri için olsa gerek, yukarda eleştirdiğim halleriyle bile orduevlerini günümüzde bizlere çok görüyorlar. Her ne kadar bir promosyonla bile olsun umreye gitme şansına sahip olamasak da, bu eleştirdiğimiz haliyle bile orduevi imkanı sayesinde, ona güvenerek , “kalk hanım gidiyoruz” deyip yola çıkarak, gidip şimdilik en azından Çanakkale Şehitlikleri’ni ziyaret edebildik.

Ülkenin bir bireyi olarak, belirli hakları olan yurttaş olma konumundan hızla uzaklaşarak, kaderimizin bir kişinin iki dudağı arasında olma durumuna doğru hızla ilerlemekte olduğunu görüp yarınlar ile ilgili karamsarlığa kapılıyor bu imkanların bile elimizden alınacağı endişesini taşıyorum. Ancak yine de tarihin akışı geriye asla çevrilemez deyip, yelkenin icadı nasıl akıntı ve rüzgar nedeniyle geçilemez kabul edilen Çanakkale Boğazı’nı yol geçen hanına çevirdiyse bu günler de gelip geçecek umudunu taşıyorum. Çünkü haklı olan biziz.

Şubat 2012 ANTALYA

Ögeyi Oylayın
(36 oy)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar  

#8 Bilge Önol 30-06-2018 14:45
Neler yaptığınızı ayrıntılı olarak paylaşacak kadar sosyal bir insansınız meslekdaşınıza aksayan yönleri söylemeyi denediniz mi ? Yoksa siz de içinde bulunduğunuz camiayı yine içinde bulunduğunuz camiaya şikayet etmeyi mi seçtiniz ? Subay -astsubay kıyaslaması yapmadan duramıyor mağfur edebiyatı yapıyorsunuz ya işte size sorumluluk veriliyor neden gidip meslekdaşınıza hesap sormuyorsunuz ?
Alıntı
#7 çerkez 17-06-2012 14:54
Tşk.ler arkadaşlar hep böyle olun...O binbaşı gibi düşünenlerin ne olduğunu acık oturumlarda kanıtlamak lazım.Çünkü; onun gibilerin, yasam ,yargı,yürütme yetkileri ve astlarına karşı. Ben oyun alanını yıkan bozan bir subay çoçuğuna yapma , yazıktır yarın yine gelip oynayacağız dediğimde; ben gelerim,sen gelemezsin dedi. niçin gelemeyim detince babama söyler seni hapse attırrım dedi.İşte arkadaşlar asıl sorun burda...O bibbaşı ançak böyle çoçuklar yetiştirir... gerisi laf............
Alıntı
#6 cahit 16-03-2012 15:51
Çanakkale'de yaşayan birisi olarak bizim söyleyemediklerimize tercüman olmuşsunuz, ne yazık ki ordu evinin hali içler acısı bir tek güzelliği yazın yemek yerken denizin dalgaları sizi okşuyor...
Alıntı
#5 Murathan SİPAHİOĞLU 26-02-2012 18:24
SİCİL NOTU
Bizler, amirlerimizin “yöneticiliği” için değerlendirme notu verseydik; amirsiz kalırdık.

TDK Sözlüğünde Amir:
Bir işte “emir verme yetkisi” bulunan kimse, buyuran, buyurucu.

Amir içeriğine; “emir verme sorumluluğu” ekleyin de, memleket “aldığı maaşı hak eden” amir görsün.!.
Alıntı
#4 Orhan ORHUN 24-02-2012 22:53
Sayın Kılınç; orduevleriyle ilgili tanık olduğumuz birikimlerimizi değerlendirsek bir roman yazılır. Yalın gerçekleri gün yüzüne çıkarmadığımız,acı gerçekleri uykuya yatırdığımız müddetçe karşı tarafa da tek taraflı hizmet için zemin hazırlamış oluyoruz. Bu kafa ve perspektif ile mağduriyetlerimizin kaynağı rahatsızlıklarımız ve eseflerimiz devam edecektir diye düşünüyorum.
İnsan hayatına şekil veren düşün yapısıdır. Olumsuzlukların son bulması o denli zor bir şey değil. Değişim için; bize bakanların ve Assubay adını duyanların beyinlerini düzeltmeleri yeterlidir. Düzelen kafa yapısı ve bakış açısı beraberinde hizmeti de getirecektir. Hizmeti engelleyen, karşı tarafın bakış açısı ile geçmişteki beşer-i hafızasıdır.Orduevleri hususunda her birey internet ortamında bir anısını ve gördüğünü yansıtmış olsa senaryo yazılacak görsellikler ve acı gerçekler çıkacaktır ortaya.
Çözümsüzlük girdabında kaybolan sorunlarımıza dur diyen de yok, çözüm bulan da...
Saygıdeğer büyüğüm Sayın Kılınç; yıldız tornavidalar, kurbağacık ve diğer anahtarların topu, çantasıyla birlikte diğer orduevinden bizim tarafa hiç gelmiyor ki... Bizdeki arızalar düzelsin... Saygılarımla
Alıntı
#3 Erol 24-02-2012 20:46
Rüzgar şimdi kıble'den esiyor. Elinde ilmikle bekleyenler, karayeli gözlüyor. Her şeyin bir sonu var.
Alıntı
#2 Halil Yaz 24-02-2012 20:40
Bildiğim yerler olduğu için çok güzel anlatmışsınız.Tebrik ederim.Gelecek kaygılarınıza aynen katılıyorum.Halil YAZ
Alıntı
#1 Ersen Gürpınar 24-02-2012 20:27
Orduevlerinin müşterek hizmet vermesi dile getirildiği zaman bizim subaylarla aynı ortamda bulunmayı lütuf olarak gördüğümüzü sanıyorlar. Böyle bir düşünce abesle iştigaldir, biz sayılarımızla orantılı aynı hizmet kalitesinde sosyal tesisler istiyoruz. ADALETSİZLİKTEN DE ÖTE yazımda belirttiğim haksızlıkları hiçbir değer yargısı haklı gösteremez.Bu yazınız vesilesi ile bir kez daha şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyorum.
Alıntı
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ