YETMİŞLİ YILLAR: GEÇTİ ZAMAN ÇILGINCA FIRTINALARLA!

assubay-donemi

Hava inadına puslu. Bir türlü güneşi göremiyorum. Sıcaklığını hissedemiyorum. Sanki şöyle aradan görebilsem bir...Bir görebilsem ah, ısınacak içim.

Fakat kararlıyım. Bu sisli, puslu havalar mahvedemeyecek beni. Yetmişli yılları yazacağım. Sokağa dökülen assubayları, eşlerini ve çocuklarını anlatacağım.

Önce iyi bir başlık bulmalıyım. Bulmalıyım ki, yazının da bir albenisi olsun. Vursun okuyanı daha ilk baştan. Mesela, o yıllara özgü nostaljik bir şarkı olabilir. Güzel ve anlamlı bir şarkı. Yoksa, Nazım'dan birkaç dizeyle mi başlasam?

Fakat Nazım da klasik oldu artık bee! Hele o amiral kendince iade-i itibar falan deyince!

O zaman Seyfi Baba'dan mı birkaç dize alsam?

Ama Seyfi Babayı kimse tanımaz bilmez ki! En iyisi yazı ilerleyince bir şeyler koyarım Seyfi Baba'dan. Evet, şarkı daha güzel bir fikir. Bir arayalım bakalım.


Buldum.Yaşasın buldum! Nil Burak söylüyor, ama ne güzel söylüyor. İşte bu şarkı, o günler için yazılmış sanki, cuk oturdu Vallahi:

O yılları yaşadık biz sonsuz heyecanla
Her aşktan bir şarkı kaldı dudağımda
Deli gönül öğrendi yalnızlığında
Dostla dönmeyi en güçlü sevdalarda

Geçti zaman çılgınca fırtınalarla
Yaşadık hiçbir şey beklemeden o yıllarda
Her aşktan bir şarkı kaldı dudağımızda

O yılları yaşayanlar, kendisini Assubay hakları için cesurca en öne atanlar, sözüm size. Bu şarkıyı o günlerin hatırına dinleyin olur mu? Yad edin o güneşe sevdalandığınız, umuda kürek mahkumu olduğunuz günleri.. Ben sevdim bu şarkıyı ve o günlerin anısına sizler için seçtim.

Şimdi sıra hikayeye başlamakta. İlk cümleyi yazdım mıydı, arkası gelir nasılsa.

Ne diyordu, Bandırma'lı Abdullah? Nasıl anlatıyordu hikayesini? Onunla başlayalım, hatırla bir:

“Esk..hava üssü kapısındayız, yani nizamiye

Korkunç bir gürültüyle uçaklar inip kalkıyor

Sağımız solumuz silahlı asker

Sen ve ben yalnız ve silahsız..

- "Bandırma'dan geldim" diyorum nöbetçiye

- "O gelmeyen sen misin?" diyor

- "Bilmem o gelmeyen herhalde benim" diyorum

Ve bakıyorum gözlerine...

Çeviriyor telefonu, bir sürü karşılıklı konuşmalar

Havada Fantomlar uçuyor, duyulmuyor bazen konuştukları

Bekliyoruz, sıkıyorsun ellerimi sevgiyle

Askerler dolaşıyor elleri tetikte..

- "Bekleyin" diyor nöbetçi, "araba bulursak göndereceğiz"

Belki bir saat sürüyor bu bekleyiş, sıkıntı basıyor,

Bir an önce içeri girmek istiyoruz,

Dostlarımıza ,arkadaşlarımıza kavuşmak istiyoruz

Öff be ne zormuş tutuklanmayı beklemek..

1975-hapishane.....

Rastlantı mı ne, bir avukat geliyor nizamiyeye

Altında pırıl pırıl bir otomobil.

Askeri savcılığa gidiyor..

- "Alır mısın savcılığa" diyor gidiyor , beni gösterip

Alıyor yanına beni, kurtarıyor daha fazla beklemekten

- "Ne için gidiyorsun?" diyor orta yaşlı, kıvırcık saçlı avukat

- "Astsubayım , tutuklanmağa gidiyorum.."

- "Emin misin tutuklanacağına?.."

- "Elbette, giden dönmedi, hepsi içerde.."

Susuyor bakışlar, bir an sessizlik


Şimdi hikayeyi ta en başından anlatmaya başlayabiliriz işte.

Assubaylar kendilerini nasıl farketmişler, nasıl hak arama sevdasına düşmüşler bir bir yazabiliriz. “Görmüşüm kurs, almışım amirlerimden takdir” faslından vazgeçip, nasıl onurluca sokaklara dökülmüşler anlatabiliriz. Gaspedilen hak ve onurları için nasıl yiğitçe savaşmışlar, yazabiliriz:

UYANIŞ: ALTMIŞLI YILLARIN SONUYDU

69 Subay Bildirisini hazırlayan Deniz Teğmenleri, assubayları da davalarına ortak etmeye çalışmışlar. Hani şu Sarp Kuray, Ali Kırca falan! Fakat, o dönem, Deniz Assubaylarında fazla bir ışık görememişler. Açıkçası, bizimkiler vatanı kurtarmaya pek meraklı değillermiş. Çünkü, kendi dertlerinden, sorunlarından bir türlü vatan kurtarmaya vakitleri kalmıyormuş. Yine de kurtarılacak bir şey var mı diye düşünürken, kendi mazlumluklarını farketmişler. Kafalarında bir soru işareti, o günlerden bu yana öylece kalmış durmuş!

Öte yandan Deniz Kuvvetlerinde tutmayan devrim aşısı, Hava Kuvvetlerinde ilgi görmüş; İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Afyon, Kütahya, Kayseri, Merzifon ve Diyarbakır da görev yapan havacı subay ve assubaylar ile Hava Harp Okulunda bulunan devrimci öğrenciler 69 sonu ve 70 yılı başlarından itibaren örgütlenmeye başlamışlar.

Bu dönemlerde yapılan devrimci örgüt faaliyetlerinde assubaylar fazla etkili değildir. Fakat onlar için öğrenme süreci bir daha geri dönmemek üzere başlamıştır. Ülkeyi sosyalist bir devrimle değiştirme çabası içinde olanlardan çok şey öğrenirler. Niçin mazlum olduklarını, nasıl emir-komuta yapısı altında zulüm gördüklerini düşünmeye, sorgulamaya başlarlar. Askerlik mesleğinin, insan onuruna uygun bir yaşam için engel olamayacağını keşfederler. Rütbe olarak eşit olmasalar da emek olarak eşitten bile öte olduklarını öğrenirler. Nasıl hak aranacağını, organize olunacağını, bir eylemin nasıl kusursuz ve demokratik şekilde planlanacağını, kamuoyu ile nasıl iletişim sağlanacağını yaşayarak görür ve not alırlar. Uyanış başlamıştır. Bir yandan bu örgütlerle temaslarını sürdürürken, öte yandan kendileri için de bir şeyler yapabileceklerinin hayalini kurma aşamasına gelirler.

Dönemin devrimci gençlerinden öğrendikleriyle sistemi sorgulamaya başlamışlardır artık.

OKUYUCU KÖŞELERİNE GİDEN MEKTUPLAR
Gazetelerin okuyucu köşelerine yazılar yazmaya, haksızlıkları dile getirmeye, kendi konumlarında iyileştirmeler talep etmeye koyulmuşlardır çoktan. İşte o günlerde Milliyet gazetesinde yer alan bir okuyucu mektuplarından örnekler: Tarih: 16 Şubat 1970

“Türk ordusunda 6 yıldan beri görevli bir astsubayım. Sayın ilgililerin ve Yüksek Askeri Şura üyelerinin dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum.

1-Astsubayların yükselme imkanları çok azdır. Hatta hiç yoktur denebilir.Bir subay orgeneralliğe kadar yükselebilme imkanına sahiptir. Bir astsubay ise Kıdemli Başçavuşluğa ve ancak bin bir engeli aştıktan sonra da yüzbaşılığa kadar yükselebilir.

Bu yüzden pek çok kabiliyetli astsubay manevi bir çöküntü altında, daima ast olarak kalmağa mahkum edilmiş, verimsiz bir hale gelmiştir. Ordumuzda lise, enstitü mezunu, yüksek okul mezunu astsubay sayısı hayli fazladır. Bu durum dikkate alınmalıdır.

2-Ordu kadro ve kuruluşlarında astsubayların yeri tam olarak belli değildir. Buna bir formül bulunmalıdır.

3-Subay gazino ve orduevleri ile astsubay gazino ve orduevi birleştirilmeli, böylece ayrımın meydana getirdiği bir çok mahzurlar ortadan kaldırılmalıdır. Veya subay gazino ve orduevlerinden astsubayların da istifade etmesi temin edilmelidir.

4-5802 sayılı Astsubay Kanunu yetersizdir. Askeri Ceza Kanununun tatbiki bakımından astsubayların erat statüsüne mi, subay statüsüne mi tabi oldukları kesin bir şekilde belli olmalıdır.

5-Harp Okulu Talebelerine ve askerlik yapan işçilere olduğu gibi, astsubay okullarında geçen iki yıllık sürenin emeklilikten sayılması için gereken yapılmalıdır.

6-Astsubayların astlarına sicil verme yetkileri iade edilmelidir. (Demek ki daha önce varmış!)

7-Dokuz yıllık mecburi hizmet çok fazladır. Bu azaltılmalıdır.

8-Yüksek tahsil yapmak isteyen astsubaylara bazı kolaylıklar tanınmalıdır. Mesela ben lise mezunuyum. Yüksek tahsil yapmak istiyorum ama buna imkan bulamıyorum. Bulunduğum yer tahsil yapmamı engelliyor.

9-Dokuz sene beklemeden daha kısa bir zaman içinde kabiliyetli, çalışkan, becerikli astsubayların subay olabilmesi temin edilmelidir.

Bir Astsubay

23/02/1970 tarihinde bu haberi ilgi yaparak başka bir assubay (ya da aynı kişi) iki ilave sorun daha beyan eder:

“16.2.1970 tarihli Milliyet’in bu köşesinde bir meslektaşımın sayın ilgililerin ve Yüksek Askeri Şura Üyelerinin dikkatlerine sunduğu bazı isteklerimize, ben de birkaçını ilave etmek istiyorum:

1-Astsubaylar halen 80 TL. asli maaşla emekliye ayrılmaktadırlar. Her astsubay bu maaş derecesine ve emekli olmak hakkına en geç 38-40 yaşlarında erişir. Yaşının en olgun ve mesleğinin en verimli devresinde yükselme imkanı bulamayan Astsubay, ya ordudan ayrılmak mecburiyetinde kalır ya da 15-17 yıl (yaş haddine kadar)aynı maaşı alarak emekliye sevk edilmesini bekler.

Astsubaylarla eşit tahsil seviyesindeki birçok meslek mensupları, baremin son derecesine kadar yükselirlerken astsubaya bu imkan verilmemiştir. İstikbal ve moral bakımından çok önemli olan bu durum için tatmin edici bir hal çaresi aranmalı ve bulunmalıdır.

2-Milli Savunma Bakanlığının bir emri ve onayı ile maddi manevi huzursuzluklar meydana getirmiş bulunan nasıplar düzeltilmelidir. (Demek ki, yetmiş öncesinde de bir nasıp sorunu mevcut!)

Bir Astsubay

DARBELER ASSUBAYLARI İKİ KERE VURMUŞTUR

Şimdi tarihe not düşmek adına, yukarda sıralanmış maddeleri bir gözden geçirelim. Şöyle bir durup düşünelim. 1970 yılının başında sorunlarımız bunlarken, şimdi neredeyiz? Bu sorunlardan hangisi çözüldü, hangisi hala yüreğimizi sızlatıyor?

Madde-1 ve Madde-9: Assubayların subaylığa geçiş süreci hala sancılıdır. Assubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanlarla kısıtlanmakta ve bu düşük kontenjan sayıları, üst kademenin bu işe pek hoş bakmadığını göstermektedir. Ordunun komuta kademesi, subay yapısının Harp Okulu kaynaklı olmasına azami özen göstermektedir. Fakat şunu da belirtmeliyiz ki, artık assubaylıktan subaylığa geçen meslektaşlarımız, dört yıllık lisans eğitimini tamamlayarak, albaylığa kadar yükselebilmektedir. Ayrıca subaylık sınavı için şart koşulan süre dokuz seneden daha aşağıya çekilmiştir.

Assubaylıktan subaylığa geçiş konusunda asıl ibret verici vesika 19.08.1954 tarihinde basında yer alan şu haberdir:

“Bilindiği gibi terfi kanununda assubayların subaylığa yükselmeleri derpiş edilmiş, ancak yetişme tarzları ve bilgileri bakımından açılan imtihanlarda muvaffak olan ve terfi eden pek azdır. Assubayların durumu ve bu mesele ile meşgul bulunan Erkanı Harbiyei Umumiye Reisliği, bunların bilgilerini kuvvetlendirmek ve subaylığa hazırlamak üzere kurslar açılmasını uygun görmüş ve bu husustaki gerekli hazırlıklara başlanmıştır.”

Görüldüğü gibi, 1950'li yıllarda assubaylıktan subaylığa geçiş özendirilirken, 1960 İhtilali sonrasında, her şey tersine dönmeye başlamıştır. Bu konuda ister istemez akla şu soru geliyor: ülke için hayırlı şeyler düşünüp vatanı kurtarmaya kalkanlar acaba bu vatanın öz evladı olan assubaylar hakkında neden hep geriye doğru adımlar atmaktadır? Hürriyet ve Anayasa Bayramı diye yıllarca kutlanan bu darbe, assubaylara da taşıdığı anlam itibarıyla bir şeyler vermiş midir, yoksa var olan iyimser havayı da alıp götürmüş müdür?

Geriye doğru kuşbakışı bakıp yapılan her darbeyi göz önüne aldığımızda, Türk Silahlı Kuvvetleri açısından bu darbelerin kendi içinde “elit bir subay sınıfı yaratma” ve “astları ast olarak tutma” amaçlı olduğunu görmekteyiz. Her darbe önce sivilleri ardından da bu vatanın öz çocukları olan assubayları vurmuştur. Assubayları önce kullanmış sonra vurmuştur. Bu anlamda assubaylar iki kere vurulmuştur. Tutuklanan sivil ve aydınların yanıbaşında assubaylar vardır. Onları emir-komuta gereğince, cemseye koyup hapislere taşıyan assubaylardır. İşkence odalarında er ve erbaşlarla birlikte yine assubaylar kullanılmıştır. Böylece sivil kesimde assubaylara karşı kin ve nefret uyanmasına ortam hazırlanmıştır. Bu emirleri generallerin verdiğini unutan gazeteci ve aydınlar; daha kolay lokma olduğu için assubayları hedef seçmişlerdir. Antimilitarist fıkra deyince akla -tıpkı Çetin Altan'ın yaptığı gibi- assubaylarla ilgili fıkralar gelmiş ve öyle yazılmıştır!

Assubayların maaşları hesap kitap edilmiş, kıyas tutulmuştur. “Bir Astsubay bile benden fazla maaş alıyor” teranelerine çanak tutulmuş, assubayların o maaşları hak etmek için nelere katlandığı görmezden gelinmiştir.

Assubaylar iki kere vurulmuştur. Her darbeden sonra, onlarla ilgili olarak çıkartılan yeni kanunlar, daha önceki kazanımları ham yapmış, hak ve adalet talepleri sil baştan olmuştur. Ordunun üst kademeleri her darbe sonrası, kendileri ile ilgili özel ve güzel kanun maddeleri çıkarırken, assubayları biraz daha ötelemeye, öteki yapmaya itina göstermiştir.

Bugünkü manzaraya bakınca söylenecek tek söz şudur: Gurur duyun ey generaller, çünkü ortadaki vahim tablo, her yönüyle tam olarak sizin eserinizdir!

Madde 2 ve Madde 4: Assubayların statü sorunu kağıt üzerinde halledilmiştir. Konumu ve yeri bellidir. Ayrıca Askeri Ceza Kanunundaki durumları da çağa yakışır şekilde düzenlenmiş, erbaş statüsü kaldırılmıştır.

Madde-3: Orduevlerinin birleştirilmesi için daha çok zaman geçmesi gerektiği belli. Çünkü, ordumuzda assubay sayısı, subay sayısından epey fazladır. Bu oranlar birliklerde nasılsa, şehirlerde de o şekildedir. Orduevleri birleştirildiği takdirde, subayların ve özellikle üst subayların konforunda eksilme olacaktır. Subaylara ait salonlar, kalabalık ve kendini geliştirememiş Anadolu çocuklarıyla dolacak (!), statü kavgaları çıkacak, tartışmalar birliklere kadar yansıyacaktır. Kimi yerde bu birleşik uygulama var olsa da, sorunsuz idame ediliyor olsa da, işin asıl sebebi; subayların kendilerini farklı hissetmeleri ve başka bir boyutta yaşıyor olmalarıdır. Bu yüzden dolayı, astları ile aynı ortamda olmaları çok zordur. Eğer bir gün Türkiye Cumhuriyeti'nde insanlar, statülerine değil de, insan olma onuruna değer vermeye başlarlarsa, o gün orduevlerinin, gazinoların ve kampların birleştirilmesi de mutlak yaşanacaktır kuşkusuz!

Madde-5: Sınıf Okulu ve Meslek Yüksek Okulu eğitim süresinin emeklilikten sayılması sorunu halledilmiştir. Tabi ki, 18 yaşınızı doldurmuş olmanız şartıyla.

Madde-6: Assubayların sicil verme yetkileri konusunda kısmi iyileştirmeler yapılmıştır. Fakat bu konu tam anlamıyla çözülememiştir. Örneğin, Amerikan Ordusunda, bir üst rütbeye yükselecek assubaylar, o rütbeyi taşıyan assubaylar tarafından oluşturulan bir heyetçe uygun görülmediği takdirde terfi edememektedir.

Madde-7: Sanırım en trajik madde de bu zorunlu hizmet süresi. Muhteşem bir iyileştirme yapıldı bu konuda. O dokuz yıllık süre tamı tamına onbeş yıla çıkarıldı. Ne tuhaf değil mi?

Madde-8: Assubayları okutmamak için çok direndiler. Açık Öğretim sınav tarihlerine tatbikatlar planladılar. İzinleri kaldırdılar. Hiçbir şey yapamıyorlarsa, ikilik yaratmak için “şunlar gitsin, bunlar kalsın” diyebildiler. Astsubay Okullarının Meslek Yüksek Okulu yapılması kararı 19 Aralık 1994 tarihinde alındı, 1999 yılında kesin hüküm verildi ama uygulamaya ancak 2002 yılında girebildi. Komuta kademesinin önyargılardan kurtulması yıllarca beklendi. Artık bu adım çağın gereği bir zorunluluk olduğunda, mecburiyetten atıldı.

Madde-10: Assubayların kariyer ve emeklilik sorunu hala devam etmektedir. Kıdemli Başçavuşluğa terfi eden bir Assubay, yaş haddine kadar bu rütbeyi taşımaktadır. Çocuklarını okutan, geçim derdine düşmek istemeyen meslektaşlarımız emekliliklerini hep geciktirmektedir. Çünkü emekli olduklarında maaşları yarı yarıya azalmaktadır. Emekli olan bir Kıdemli Albay 5.000 Lira civarında maaş alırken, assubaylar; 1000-1500 Lira aralığında ve “açlık sınırında uygun adım marş” konumunda yaşamını sürdürmeye çabalamaktadır. (Bkz: Ergenokon soruşturmasında sorulan "maaşınız nedir?"'e verilen cevaplar!)

Assubayların mevki ve görev gibi tuhaf şeylerle ilgileri olmadığından, bu tanımda tazminatları da yoktur. Danıştay dahi bu adaletsizliğe sessiz kalarak, görmezden gelmeyi seçerek cevaz vermiştir.

Ayrıca mevki ve görev tazminatını vermeyenler, son derece-kademeyi de vermemekte ısrarlılar. Hala birinci derecenin dördüncü kademesi Kaf Dağı kadar uzak! Diyorlar ki, öyle herkese verirsek, ne anlamı kalır ki, siz siz olacaksınız, biz de biz. Herkes haddini bilecek yani!

Madde-11: Sizden sonra da çoook nasıp bozdular. Bazı eylemlere katılmış bir avuç subay için bile özel kanunlar çıkarmaya çabaladılar ama söz konusu olan assubaylarsa, dönüp bakmadılar bile.

ASSUBAYLARA KİMLİK KAZANDIRMAK

1961 Anayasası ile sağlanan demokratik kazanımlar ve dışardaki sivil, devrimci örgütlerle temaslar neticesinde başlayan uyanış, gazetelere hak isteyen mektuplar olarak yansırken, birliklerde de bir bilinçlenme dönemi yaşanır. Kimliklerine, kişiliklerine, statülerine, sorumlulukları ölçüsünde yetkilerine ve çeşitli özlük haklarına sahip olamadıklarını farkeden assubaylar; kendi yüreklerinde sancılı bir devrimin sıcaklığını yaşarlar. O dönemi olayların içinde yaşayan İsmail Onarlı, Toplumsal Barış Dergisi'nde bu sıcak uyanış duygusunu şu şekilde dile getiriyor:

“Genç bir Astsubay olarak l970'li yıllarda Astsubayların ancak demokratik bir sistemle sorunlarının çözümleneceğine inanarak, söyleyerek, onların sosyalist olmalarını, getirecekleri düzeninde sosyalist bir sistem olmasını öneriyordum. Bu çalışmalarımdan dolayı beni bazı Astsubaylar; Kurmay Başkanına ispiyonlamışlardı. Kurmay Başkanı beni ikaz ederek, Astsubayları sosyalist yapmadan önce, onlara kişilik ve kimlik kazandırmamı ya da kazanmaları gerektiği yolunda telkin ve öneride bulunmuştu. 1968 yılından bugüne dek hayatımı Astsubay Davasına adadım ve mücadele ettim. Fakat mücadele yöntemimde, çeşitli dönemlerde taktiksel yanılsamalar oldu. Kurmay Başkanının beni uyarması önemli bir anekdottur, yıllar sonra algılayarak yaşam serüvenimde uygulayacaktım...”

Assubaylara kişilik ve kimlik kazandırmak hepimize biraz soğuk geliyor nedense. “Yahu biz zaten bunlara sahip değil miyiz?” diye geçiriyorsunuz aklınızdan. Elbette doğrudur ve öyledir. Fakat burada vurgu yapılan kişilik ve kimlik; assubay olma, assubaylıkla gurur duyma ve bir assubay kültürüne sahip olup onu gururla taşıyabilmedir. Toplumun herhangi bir bilinçli vatandaşı olmaktan öte bir şeydir bu. Aidiyet ve benlikle Assubay etiketini yürekte hissedebilmektir. Düşünün ki, çok uzun yıllardır subaylar tarafından da yapılan budur. Araştırmalar yapanlar, yazılar yazanlar hep devrimci, kurtarıcı, elit, seçkin ve her şeyin en iyisini bilen ve vatanını herkesten çok seven (kıyaslama götürmez biçimde) subay kimliğini topluma yazdıklarıyla empoze etme mücadelesindedirler. Harp Okullarını birer devrim ocağı olarak yutturma sevdasındadırlar. Bu ülkenin en bilge kişilerinin generaller olduğuna toplumu inandırma takıntısındadırlar. Bugünkü aydınlar, gazeteciler ve generaller işbirliğine baktığınızda, darbeye niyetlenmek suçlamasıyla tutuklananların can-ı gönülden destekçisi olanlar, onların bir an önce milletvekili olup tutukluluktan kurtulmasını savunanlar işte bu empoze sürecine tam anlamıyla kapılmış olanlardır. Elbette ki, şimdiki siyasal iktidar nedeniyle bazı tereddütler yaşayan ve bu konuda gerçekten samimi olan, her dönem ve safhada adaletin mekanizmalarının birer zulüm makinesi gibi kullanılmasına karşı çıkanları tenzih ediyorum.

Görüldüğü gibi generallerimiz ve subaylarımız bu kimlik kazandırma konusunda son derece başarılılar.

Tarih sayfalarında ya da tarihsel olaylar içerisinde assubaylarla ilgili bilgilere hiç rastlayamazsınız. Ya gizlenir ya da üstü örtülür. İçlerinde subay rütbesi taşıyanlar varsa ve subay kimliğine yakışmayacak konumdaysa, hemen markalanır. Deşifre edilir. Bir Çerkez Ethem'in Küçük Zabit olduğunu daha ilk satırdan öğrenirsiniz ama iş Vecihi Hürkuş'a geldiğinde, hangi okulda okuduğunu, orduda rütbesinin ne olduğunu arasanız bile bulamazsınız. Ünlü bir şahsiyetin okul karnesi dahi kamuoyuna açıklanır, başarılıysa onlardandır, kirliyse dışarda kalır ve üstüörtülür. Hasbelkader bir gün toplum o adama sahip çıkarsa, o adamı destanlaştırırsa; hemen geçmişteki günahlarını affedip ismini onurlu sayfalarına eklemekte salise dahi tereddüt göstermezler.

Assubaylara kişilik ve kimlik kazandırmak, assubayların kendilerini farketme sürecidir. Geçmişinde kimler vardır, neyin parçasıdır, nasıl olmalıdır, neyi savunmalıdır, hangi duruşu sergilemelidir gibi pek çok soruya cevap bulma sürecidir. Ben assubayım diyerek gururla ve onurla, başı dik bir şekilde yürüyebilme sürecidir. Maaşı sorgulanıp kıyaslanmayan, darbelerle adı anılmayan, kendi kültürünü, kendi tarihini oluşturabilen insanlar olabilme sürecidir. Yüz liralık tazminatlara muhtaç bırakıldığında dahi, onurla dik durabilme ve “ne bu hemşerim, dilenciye sadaka mı veriyorsun?” diyebilme, “ben sadece para değil, onurumu da istiyorum, Hak ettiğimi ve onuruma layık olanı bana vermelisin!” şeklinde haykırabilme sürecidir.

YENİ PERSONEL KANUNU TASARISI FİTİLİ ATEŞLİYOR

1970 yılının başlarında öyle bir Personel Kanunu piyasaya sürülür ki, tüm memurlar neye uğradığını şaşırır. Sanki birileri durduk yere “ülkeyi karıştıralım, ortalığı ateş sarsın” diye düşünerek, bilinçli bir şekilde ülkeyi sabote etmiş gibidir. Kimler yoktur ki ayağa kalkıp da hak isteyenler arasında? Öğretmenler, doktorlar, mühendisler, assubaylar, hakim ve savcılar ve hatta daha da ötesi toplum polisleri! Hani şu hak arayanlarla çatışan, güç kullanan sevgili polislerimiz. Bir de onların içindeki tezatı düşünün; çünkü meydanda çatıştıkları memurlar, onların hakkı için de oradadırlar aslında. Muhtemelen içleri yansa bile amirlerinden gelen emirler gereği o zor görevi yapmak zorunda kaldılar.

Peki ne getiriyor ve ne götürüyordu bu taslak yasa? Taslak diyoruz, çünkü, büyük olaylara sebep olan bu yasa meclise gelmiş ama henüz kabul edilmemişti. Hala tartışılıyordu. Toplumun bütün kesimlerini rahatsız ettiğinden, ortalık ayağa kalkmıştı.

Alıp götürdüğü en önemli şey, memurların yan ödemeleriydi. Tıpkı Bülent Ecevit döneminde yapıldığı gibi amirle memur arasına kalın çizgiler çekiyor, orta sınıf memurun yan ödemesini kaldırıyordu. Memurlar arasına kalın bir sınıf ve imtiyaz hattı çiziliyordu. Assubayları daha bir ayrıştırıyordu.

Yeni bir rütbe yapısı düzenliyor ve assubayların kazanılmış haklarını elinden alarak, bu yeni rütbe oluşumuna uyduruyordu. Daha iyi anlatabilmek için aşağıdaki tabloyu inceleyelim:
Yıl Eski Rütbeler Yeni Rütbeler
3 Assubay Çavuş Assubay Çavuş
3 Assubay Üstçavuş Assubay Kıdemli Çavuş
3 Astsubay Başçavuş Assubay Üstçavuş
3 Assubay Kıdemli Başçavuş Assubay Kıdemli Üstçavuş
6 Assubay 1 ve 2 Kad. Kıdemli Başçavuş Assubay Başçavuş
6 Assubay 3 ve 4 Kad. Kıdemli Başçavuş Assubay Kıdemli Başçavuş

Gördüğünüz gibi, getirilen bu yeni yasa, eski sistemde rütbesi Üstçavuş olan bir assubayın, yeni sisteme göre Kd.Çvş. olmasını emrediyordu. Yeni ara rütbeler ihdas ederek, benzer şekilde Başçavuş'un, Kıdemli Başçavuş'un ve Kademeli Kıdemli Başçavuşların bir nevi tenzil-i rütbeye uğramasına neden oluyor, kazanılmış hakkını geriye doğru yürütüyordu.

Yan ödemelerde adaletsizlikler dizboyuydu. En kıdemli assubayın yan ödemesi en kıdemsiz subaylara göre ayarlanıyor ve böylece subay ve assubay arasında maaş uçurumu yaratılıyordu. Yapılan şey tam anlamıyla bir sınıflaştırma, orduyu aşağıdakiler ve yukardakiler şeklinde ayrıştırmaydı. Tıpkı Ecevit ve Tansu Çiller dönemlerinde sessizce yapıldığı gibi, amirle memurun arasına tel örgüler çekiliyordu. O zamanlar buna yan ödeme deniyordu. Şimdilerde ise Makam ve Görev Tazminatı.

Bu dönemin bir özelliği daha vardı. Cumhuriyetin erken yıllarında görev yapan, o dönemin eski nesil assubayları; kazanılmış hakları gereği, şimdilerde mücadelesini verdiğimiz birinci derecenin dördüncü kademesini son kez alıyorlardı (O yıllarda emekliliğe hak kazanmış olanlar). Bu yeni taslakla birlikte, assubaylar birinci derecenin dördüncü kademesine de güle güle diyeceklerdi.

Oysa aynı yasada bu vatanın hakiki öz evlatları olan ve anadan doğdukları andan itibaren sırf lider ve komutan olmak üzere ayrıcalıklı yaratılan kesimlerin ayrıcalığı korunmuş, bir fiskelik dahi zarara uğratılmamışlardır.

24 Mayıs 1970 tarihinde gazeteler Maliye Bakanı Mesut Erez'in basın toplantısını yazıyordu. Maliye Bakanı Mesut Erez, 2.5 saat süren basın toplantısında Yeni Personel Kanunu’nun esaslarını açıklıyordu. 1 Temmuz 1970′te yürürlüğe girecek yasaya göre alt kademedeki memurların aylıkları önemli ölçüde artırılıyordu(!) Memura yeni haklar geliyordu:

  • Memurun tahsili arttıkça alacağı zam da yükseliyor,
  • Haftalık çalışma süresi 36.5 saatten 40 saate çıkarılıyor,
  • Cumartesi günleri de tatil oluyor,
  • Tasarı memurları sekiz sınıfa ayırıyor. Sınıflar 16 derece. Her memur her yıl yatay, üç yılda bir de dikey olarak terfi edecek,
  • Tasarı ayrıca Memur Yardımlaşma Kurulu kurulmasını da sağlıyor.
  • Maaş artışlarından emekliler de yararlanacak.

Alt kademedeki memurun hakkının korunduğu vurgulanıyordu ama bu tasarıya en çok alt ve orta kademedeki memurlar karşı çıkıyor, sokaklarda direniyordu. Polis eşleri dahi sokaktaydı.

Bakan Efendi, her ne kadar uzun bir basın toplantısı yapmış olsa da, tasarı çoktan basına sızmış, haksızlıklar görülmüş ve adaletsizliğe başkaldıranlar sokak yürüyüşleri için valiliklerden randevu kuyruğuna girmişti. Güçlü olanı, makamı ve mevkisi olanı koruyup kayırmanın çeşitli yolları vardır, araya gayet makul bir madde sokuşturursunuz ve kimse de bir şeycikler diyemez. İşte bu tasarıdaki militan madde de şuydu: “Memurun tahsili arttıkça, alacağı zam da yükseliyor.” Elbette ki, amirlerimiz (tüm memurlar için geçerli), okumuşlar, tahsiller yapmışlar ve yüce devletimizin bir numaralı koruyucuları olarak, bürokrasi ve elit düzen çarkında yerlerini almışlardı. Onların yüce hakları korunmayacaktı da, 10-12 sene eğitim görmüş, orta ve alt kademedeki memurların mı hakkı korunacaktı yani? Dışarda o kadar işsiz, aç arık varken neyine güvenip sokaklara taşıyorlardı ki, bu vatan ve millet düşmanları? Hak denilen şey düzenin belirlediği kadar olmalıydı. Gerisi anarşistlikti, komünistlikti. Hepsi el birliği etmiş, vatanı bölmeye uğraşıyorlardı netekim!

  • Devamı İkinci Bölüm olarak yayınlanacak
  • Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.
  • Kaynakça, yazı dizisinin sonunda belirtilecektir.
Ögeyi Oylayın
(14 oy)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar  

#8 kötüadam 16-03-2011 00:25
Yorumlarıyla katkılarını sunan tüm meslektaşlarıma teşekkür ediyorum. Evet, araştırma ve emek benim fakat Kaynakçada da belirteceğim, olayları yaşayıp yazarak anlatan ve bizlere ulaştıran isimlerini sık sık zikrettiğim kişilerin de bu yazıda emek payı vardır. Onlar yaşadı, anlattı ben ise biraz daha geliştirip belgeselleştirdim.Asıl teşekkürü o güzide insanlara sunmalıyız.Onlar nice zorluklara göğüs gerip ayakta kalmayı başardıkları gibi bizlere de onur dolu bir mesleği miras bıraktılar.
Alıntı
#7 Ersen Gürpınar 15-03-2011 00:11
Değerli kardeşim emeklerine teşekkürler. Bu toplum neler yaşadığını bilmelidir; 1970'li yıllarda o zamanın kısıtlı demokrasi şartlarında onurlu bir mücadele veren arkadaşlarımızın uğradıkları haksızlık ve hukuksuzluklar bize ibret değil mücadele şevki verecektir. Demokratik dilekçe hakkını bile kullanmayan haksızlıklara sessiz kalanlar bu suça ortaktır. Bizler imtiyaz ve ayrıcalık talep etmediğimize göre bu mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır.
Alıntı
#6 Orhan ORHUN 14-03-2011 03:10
Sayın KULAK: NETEKİM ! Yine döktürmüşsün. Kalemine sağlık,bu güzel yazın ikinci kez okunmaya değer.
Alıntı
#5 TEKİNAY 1977 14-03-2011 02:19
Daha ne diyelim ki, her şey apaçık ortada.Sağır sultanlar duydu ama asıl ilgili sultanlar neden hâlâ duymak istemiyor?...Taşlar yerinden oynadı, eyy sultanlar yeter artık...
Alıntı
#4 Hasan ÇANKAYA 14-03-2011 00:54
Bizim gibi ülkelerde, yani işsizliğin yoğun olduğu yerlerde insanın değeri yoktur veya çok azdır. Arz talep meselesidir bu. Bir şey ne kadar çoksa değeri o kadar azdır. Örneğin bundan 15 sene önce bir İlçe Jandarma Komutanlığında 3-4 Astsb.varken bu gün aynı yerde 35-40 Astsubay görev yapmaktadır.Böyle bir birlikte 5-10 Astsb.ın eksik olması Subaylar açısından bir şey ifade etmemektedir. İşsizlerin çokluğu da çalışanları tehdit için kullanılmaktadır. Bu şartlarda çalışırsan çalış çalışmazsan bir sürü çalışacak adam var denilmektedir.

Durum böyleyken yapılması gereken sürekli eylemlerle sağır kulaklara sesimizi duyurmaktır. Rahatsız etmektir. Başka türlü kimse bizi görmez. Bir çocuk bile bunu bilmektedir. Dikkate alınmadığı yerde gürültü patırtı ile kendisine ilgiyi çekmektedir. "BİR AN ÖNCE CİDDİYE ALINMAMIZ LAZIM."
Alıntı
#3 Hüseyin ÇETİN 13-03-2011 23:16
Sayın Aydın KULAK kaleminize ve yüreğinize sağlık. Görevdeyken emrimizde çalışan sivil memurun 1/4 kademesine düşme hakkı var bizlerin yok! Orduevlerindeki farklılıkları hepimiz biliyoruz, onlara göre biz neredeyse marabayız, kunta kinteyiz.
Bir de Yerel ve Özel Eğitim Merkezleri var, bir subay her sene kamplardan faydalanabilir, assubay ise 5 yılda bir. Hv.K.K.lığının ÖZDERE Öz. Eğt.Mrk.den örnek vermek istiyorum, subaylara ait motel sayısı assubay motel sayısından çok çok fazladır.Mevcut olarak bizlerin yarısı kadar bile olmayan subaylara ait motel sayısı bizimkinin en az 5 katı fazladır. Hastanelerdeki farklı muayene sistemi var bir de. Silahlı Kuvvetlerin adaleti bu, düşündükçe insanın midesini bulandırıyor.
Türkiye’de personeline sahip çıkmayan tek kurum Silahlı Kuvvetlerdir, sosyal imkanlarını ve maddi olanaklarını hep üsttekilere sunarak farklı iki kesim yaratmayı çok iyi başarmıştır. Assubayların yeni rütbeleri ve bekleme süreleri de verdiği sözleri yerine getiremeyenlerin bize atmış olduğu bir kazığıdır...
Maalesef bizleri bir araya getirmek istemiyorlar, bizler tek yumruk olursak ses getiririz, ama üsttekiler çok zeki her türlü liderlik vasıflarından uzak, başarısız, TEMAD Gen. Bşk. Sayın Mustafa EROL’u çok iyi kullanıyorlar. O da rolünü çok iyi oynuyor. Bilge ve yüreği onur mücadelesi ile yanan arkadaşları kendine muhalif olarak görüyor İHRAÇ EDİYOR, UZAKLAŞTIRMALAR VERİYOR!.. HAYDİ VATAN MİLLET SAKARYA...
Alıntı
#2 İbrahim Çakır 13-03-2011 22:23
Bu toplum tekrar 1970'li yıllardaki ağabeylerimizin sahip oldukları ruha sahip olmadıkça bizler hak arama mücadelemizde daha çok yol yürürüz. Birileri çıkıp bize liderlik etmedikçe de yolumuz bitmez. Bizleri temsil ettiklerini sanan ancak birilerinin emir eri olmaktan başka bir şey yapmayan şahıslardan artık hiç bir beklentimiz kalmamıştır. Bizlere 70'li yılların mücadeleci ruhunu kazandıracak olanlar da yine o dönemi yaşayan sayın büyüklerimizdir. Bizler de onlarla beraber, onlarla kol kola, omuz omuza meydanlara çıkmalı, hukuk çerçevesinde haklarımızı aramalıyız. Selam olsun 70'li yıllardaki assubay sevdalısı cesur yürekli büyüklerimize.
Alıntı
#1 AYHAN 13-03-2011 22:12
Ellerine sağlık abi, harika bir araştırma, süper bir yorumlama, yüreğine sağlık...
Alıntı
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

Ömer YILDIZ
merhabalar... 1988-1989 yıllarında Ağrı Patnos'ta aynı alayda çalıştığımız değerli arkadaşım Cevat Öğüt astsubayı arıyorum. Bu güne kadar tüm aramalarıma rağmen kendisine ulaşamadım. Şayet yardımcı olursanız çok sevinirim. Tlf; 05323717184
Perşembe, 18 Mart 2021
SİTE VE ASB.GÜÇBİRLİĞİ YÖNETİMİ
Türk'ün inancını,azim ve kararlığını tüm dünyaya ispatlıyarak ÇANAKKALE GEÇİLMEZ destanını yaratan Bu topraklar için tereddütsüz canını feda etmiş M.Kemal ATATÜRK ve tüm kahraman şehitlerimizin ruhları şad olsun. Bu vatan sizlere minnettardır
Perşembe, 18 Mart 2021
SİTE ASSUBAY GÜÇBİRLİĞİ YÖNETİMİ
Yine yüreğimize ateş düştü yine hiçbir değerin geri getiremeyeceği canlarını elim bir helikopter kazası ile ülke için 9 kahramanımız feda etti yaralılarımız var Allah rahmet eylesin ailelerine sabır yaralılarımıza açıl şifalar versin
Perşembe, 04 Mart 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ