Aydın Kulak

Aydın Kulak

 

Futbolun beşiği İngiltere olarak bilinir. Oradaki futbol aşkı çok ama çok başkadır. Seyircilerinin fanatikliği de dünyaca ünlüdür bu yüzden. Futbol tutkuları nedeniyle başı çeken, tanınan ve bilinen diğer ülkeler ise Brezilya ve Arjantin’dir. Latin ekolüdür onlar ve Dünya Kupalarının hâkimidirler adeta. Nedense, Brezilyalılar sambacı ekolleriyle biraz daha öne çıkarlar. Yoksul çocukların güce ve özgürlüğe ulaşma sevdasıdır futbolun samba tarzı. Varoşlarda mahalle maçlarıyla başlayan süreç, önce ülke kulüplerine sonra da dünya kulüplerine varışla bir efsaneye dönüşür. Başarabilenler, adeta tanrılaşır.

Dünya Kupasına ipotek koyan bir ülke de Almanya’dır. Futbolu, kendilerine özgü disiplinleri sayesinde bir makine işleyişiyle oynadıklarından dolayı, Alman ekolü, fazla büyüleyici bulunmaz. Yine de futbolun atasözlerinden birisi şöyledir: “Futbol, 22 kişinin 90 dakika boyunca mücadele ettiği ve sonunda hep Almanların kazandığı bir oyundur. “ (Gary Lineeker)

İş futbolun gerçek bir sanayi dalına dönüşmesine geldiğinde, başı çeken iki ülke vardır: İspanya ve İtalya. Bugün dünyanın en büyük kulüpleri olarak tanınıp bilinen kulüpler, bu ülkelerin kulüpleridir. Real Madrid, Barcelona, Valencia, Milan, İnter, Juventus ve Roma…

Tüm dünyayı saran futbol çılgınlığı kimi zaman savaşları bile durduracak denli etkili bir güç olmayı başarabiliyor.

Bu belli başlı ülkelerden sonra akla gelen, futbolun tutkuyla sevildiği ilk ülke herhalde Türkiye’dir. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor sevgisi bu ülkede siyasetten de, ticaretten de üstün bir yerdedir. Asgari ücretle çalışanlar, haftalıkla ve sigortasız çalışanlar ve hâttâ hiçbir işi gücü olmayıp oradan buradan geçinerek yaşayanlar bile kendileri için çok değerli olan paralarının önemli bir bölümünü ya da tamamını hiç düşünmeksizin maç biletine harcayabilirler. Üstelik gerekirse bunu karaborsa bilet almak yoluyla da yapabilirler. Önemli olan o stadyuma girebilmek ve tribünlerin o ateşli büyüsünde alabildiğince haykırabilmektir. Heyecanı, tutkuyu, öfkeyi ve sevinci coşkun bir sel gibi doksan dakika boyunca yüreğinde hissedebilmektir.

Bugün Türkiye’de de futbol tam anlamıyla bir sanayi olmayı başarmıştır. Milyonlarca insan, gönül verdiği futbol kulübünün maçlarına gidiyor, stadyumları dolduruyor, kulübün renklerini taşıyan sembol ürünlere para harcıyor, gazetelerde yorumlar okuyor, televizyonlarda saatler süren tartışmaları soluksuz izliyor… Hâttâ kimi zaman oynanan maçlarda kulübüne haksızlık yapıldığını düşündüğünde sokaklara taşıyor, eylem ve protestolar yapıyor. O kadar ki, insanlar; mesleki haksızlıklara uğradıklarında bile bu denli organize olmayı başaramazken, futbolda işler değişiyor, akan sular duruyor.  Kendisine yapılan haksızlığa ve zulme bu denli öfkelenmezken, kulübüne yapılana kesinlikle kayıtsız kalmıyor. Yakıyor, yıkıyor, dövüyor, sövüyor…

Futbolcular ise adeta ilahlaştırılıyor; kramponları, terli formaları, şortları kapışılıyor. Ünlü futbolcuların imzaları büyük değer taşıyor. Gençler, futbol yıldızlarına özeniyor, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yaşamak istiyorlar. Futbolcular ise iç çamaşırlarından kramponlarına değin reklamlar alarak, güçlerine güç, paralarına da para katıyorlar.

Futbolu bu denli büyüleyici kılan unsurların en başında ise tartışılabilir ve konuşulabilir olması geliyor. Bunu da hakemler sağlıyor. Düşünün bir, bugünkü teknolojiyle, isterseniz maçları bilgisayarlarla ve belki de robotlarla yönetebilirsiniz. Böylece ofsayttı, goldü, penaltıydı, hayır yok değildi gibi tartışmaların hepsine son noktayı koyabilirsiniz. Fakat FİFA, futbolun etkileyici güzelliğinin tam da buradan kaynaklandığını düşünüyor. Kitleleri ateşlemesinin ana sebebi olarak tartışılabilir ve konuşulabilir olmasını görüyor. Bir futbol maçı belki de hayatı ve insanı en iyi anlatan en görkemli tiyatro gösterisidir… İnsanoğlunun tüm günah ve sevaplarıyla tam da bir insan olarak yer aldığı muhteşem bir gösteri! Daha fazla ne söylenebilir ki?

Yetmişli yıllarda ve tabii ki çocukluk çağlarımda ben de mahalle aralarında top oynardım. Üstelik her ailede olduğu gibi babamın karşı çıkmasına rağmen! Babalar futbolcudan adam olmayacağını düşünürler ve top tepmektense okumamızı isterlerdi. Biz ise mahalle pazarlarından aldığımız plastik toplarla, bulduğumuz her düzlükte maçlar yapardık. Gerçek futbol topuna sahip olmak bir ayrıcalıktı. O muhteşem topa sahip olanlar, tıpkı Romalı diktatörler gibi her türlü üstünlüğü ele geçirirlerdi. Takımı onlar kurar, istediği oyuncuyu onlar alır ve hâttâ tartışmalı pozisyonların doğrusuna onlar karar verirdi.

Ailesi daha anlayışlı olanlar biraz daha şanslıydı. Babaları ellerinden tutar ve bir spor kulübünün altyapısına ya da futbol okuluna kaydettirirlerdi. Bir şekilde lisanslı futbolcu olmayı başarırlardı sonunda.

Birbirine yakın mahalleler, kendi aralarında, mahalle maçları tertiplerdi. Kadrolar belirlenir ve yeşil çimenler üstünde kıyasıya bir maç yapılırdı. En ufak bir tartışmada ise maç biter ve iş, mahalle kavgasına dönerdi. Taşlar ve sopalarla devam ederdi mücadele. O maçlardaki tartışmalı pozisyonların akıbetini hep güç belirlerdi. İşte o günlerde aslında hakemliğin ne denli önemli bir iş olduğunu da yaşayarak öğrenmiş oluyorduk. Eğer bir futbol maçı varsa, yirmi iki futbolcudan gayrı bir de hakem olmadığı takdirde o maç, kesinlikle kavgasız bitemezdi. Hakem, maçın otoritesiydi. Futbolun yaşamını sürdürebilmesi için en vazgeçilmez unsurdu.

Türkiyemizin futbol tarihine şöyle bir baktığımızda gördüğümüz şey, hakemlerin hep en tartışılan kişiler olduğuydu. Kimse, kendi futbol takımının yöneticisini, oyuncusunu ve hocasını bu kadar kolay suçlamıyordu. Çünkü onların yaptıkları o kadar gözler önünde değildi. Oysa hakemler onca seyircinin ortasında ve çok kısa bir zaman dilimi içerisinde karar vermekteydi. Yanlışıyla ve doğrusuyla, futbolun kurallarını anında uygulamakta ve sonuca da o denli tesir etmekteydi. Onun yaptıkları herkesin gözü önünde cereyan ettiğinden dolayı hep ilk önce o tartışılıyordu. Yenilgilerin sorumlusu kolayca hakem oluyordu. Hâttâ bir maç çığırından çıktığında, maçı çığırından çıkaranın hakem olduğu bile çok kolay söyleniyordu. Oysa onca futbolcu ve onca seyirci acaba kendi yaşamlarında bir futbol hakeminin davrandığı kadar adil ve eşit davranabiliyor muydu? O denli çabuk karar verip sorumluluğunu da alabiliyor muydu?

Keşke etkili ve yetkili mevki, makam sahibi kişiler de tıpkı bir futbol hakemi kadar adil olmayı başarabilselerdi diyor insan. Belki de bu ülkedeki adaletsizliğin, haksızlığın önü kesilirdi. Keşke karar vericiler, tıpkı hakemlerimiz gibi onca kalabalığın içinde, herkesin ortasında, herkesin gözü önünde karar verebilecek denli cesur olabilselerdi.

  • Bu nedenledir ki, hakemleri bu ülkenin en kutsal bireyleri saymamız gerektiğine inanıyorum.

Türkiye’de futbol hakemliği söz konusu olunca akla ilk olarak asker kökenli hakemler geliyor ister istemez. Özellikle de asıl mesleği assubaylık olup onlarca yıl futbol sahalarında adalet dağıtan mümtaz kişiler ve kişilikler. Düşünün bir, ta 1960’lı yıllardan bu yana hakemlik camiasında etkin olmuşlar. Ses ve söz sahibi olmuşlar. Kimsenin gitmediği yerlere gitmiş, maçlar yönetmişler. Kimi zaman kavgaların ortasında kalmışlar. Kimi zaman verdikleri kararlar değil, kişilikleri ve hâttâ özel yaşamları tartışılmış. Tüm bunlara rağmen hem meslek yaşamlarını hem de spor yaşamlarını sürdürmeyi başarmışlar. Verdikleri kararları tartışabilirsiniz ama onurlu ve dik duruşlarını asla. Onları diğerlerinden ayıran en temel özellik de bu zaten. Verdikleri her kararın arkasında olabilecek denli cesur ve vicdan sahibi olmaları.

Futbolun yetkili ağızları açıkça söylüyor, asker hakemler olmasaydı, özellikle Türkiye’nin doğusunda futbol diye bir şey olmazdı. Olsa olsa futbol anarşisi olurdu. Bugün Türkiye’de doğudan batıya futbolda aynı standartlar söz konusuysa, bunda asker hakemlerin ve de özellikle assubay hakemlerin katkısı çok büyüktür.

Genelkurmay Başkanlığı, futboldaki bazı gelişmeler nedeniyle 2002-2003 Futbol sezonunun bitiminden itibaren, asker hakemlerin sayısını azaltma yönünde karar aldı ve uygulamaya koydu. Dönemin Genelkurmay başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, durumu şöyle açıklıyordu:

Bize, Anadolu’daki tüm maçların asker hakemler sayesinde yürütüldüğünü söylüyorlar. Asker hakemlerin sahalarda bulunuşu disiplini sağlıyor, diğerleri yürütemez, başka türlü maçlar bitmez diyorlar. Ancak, Genelkurmay olarak şu anki kararımız budur. Liglerde asker hakem kalmayacak. 2002-2003 sezonundan sonra futbol liglerinden asker hakemleri çekiyoruz, mevcut hakemlerimizin 3’te 1’ini çektik. 3’te 1’ini de bu sezon sonunda çekeceğiz. Gelecek sezon sonunda da liglerde asker hakem kalmayacak

Peki, neydi Genelkurmayı bu duruma yönlendiren sebepler? Elbette ki, öncelikle sahalardaki küfürlü, hakaretli ortam! Bir de şaibeli maç dedikoduları, şike hikâyeleri gibi durumlar. Genelkurmay tüm bunlardan rahatsız oluyordu. Sahada otoriteyi sağlayan hakem aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsil ediyordu. Maçtan sonra, göreve gittiğinde, askeri üniformasını giyiyordu. Dolayısıyla, bu tip olaylarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal kimliğinin zedelendiğini düşünüyordu. Türkiye halkının sevdiği, saydığı ve destanlaştırdığı ordusu, hakem olayları yüzünden saygı erozyonuna uğruyordu. Hâttâ bunun en bariz örneği, bir hava assubayı ve hakem olan Erol Ersoy ile Galatasaraylı dünya yıldızı futbolcu Hagi arasında yaşanan olaydı. 2001 yılında oynanan maçta Hagi, hakem Erol Ersoy’a tükürmüş ve olay yeşil sahalardan mahkemelere taşınmıştı. Basın ise işi iyice azıtmış, “Rumen Subay, Türk Subayına tükürdü” diyecek kadar sınırları zorlamıştı. Belki de asker hakemlerin yeşil sahalardan uzaklaştırılmasının en gerçekçi sebebi buydu.

Futbol ve hakemlik konusunda (ve halde görev yapması nedeniyle, sebze ve meyve ile alakalı olarak halk sağlığı konusunda) büyük üstat sayılan en dobra ve en delikanlı hakemlerimizden Erman Toroğlu ise olaya çok farklı yaklaşıyordu.

Futbol oynadığım yıllarda, maçlarıma tayin edilen hakem ve yardımcılarına bakardım. Çok subay ve assubay hakem vardı. Sonralarda işin içine biraz daha girince baktım ki, assubay hakemler olaya hâkim olmuşlar. Türkiye'de hakemliği onlar yönlendiriyor. Yani iş neredeyse tekel olmuş. Orduda görev yapmak çok önemli bir faktör!  Zaten işin çok zor… Nöbetin var, Türkiye konum itibariyle kritik bir yerde. İkinci bir meslek gibi hakemliği yapmak olmayacak bir işti. Nitekim Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden sağduyu sahibi komutanlar da aynı fikirde oldu ve bu iş bitti.

Hâttâ daha da ileriye gidiyor, işi hakemlerin profesyonel olmasını isteme noktasından öte, asker ve polis düşmanlığına taşıyordu. Belli ki, yıllardır asker hakemlerin hakemlik müessesesine hâkim olması onu oldukça sinirlendirmiş ve her nedense içinde intikam kıvılcımları tutuşmuş:

Askeri hakemlerin görevden çekilmesini onaylıyorum. Türkiye'de hakemlik yıllardır asker hakemlerin hegemonyasında. O kadar spor akademileri var, mezunların hiçbiri hakem olamıyor. Bunların imtihanını yapan vatandaş asker kökenliyse, ona öncelik tanıyor. Sakın bana imtihan neticelerini bilgisayar belirliyor demesinler! Niye askeri yıpratıyorlar anlamıyorum. İlla hakemlik yapmak istiyorlarsa istifa ederler, hakemlik yaparlar.

Genelkurmay'ı yanlış yönlendiriyorlar. Asker hakemler olmazsa özellikle 2., 3. lig ve amatör küme yürümezmiş. Eğer asker hakemler olmayıp da bu ligler yürümeyecekse, zaten biz ölmüşüz demektir.

Askerin ve polisin liglerde görev alması mahsurludur. Bir assubay şehre maç yönetmeye gidiyor. Gittiği şehrin takımı da zor durumda! Kolordu komutanı da soyunma odasında girdi, 'Nasılsın evladım' dedi. Assubay arkadaşlar bundan etkilenir mi, etkilenmez mi? Assubaylık çok şerefli bir meslek, ama arada teknik bir konu var. Yıllarca assubaylık yapan bir arkadaş, üniversiteyi yeni bitirmiş 22 yaşında asteğmen olan birinin emrine otomatik olarak giriyor. Ne derseniz deyin, psikolojik olarak etki yapar. Bu haliyet-i ruhiye içinde olan bir insana Allah'tan sonra dünyadaki en etkili ve kararına itiraz edilemez olan hakem düdüğünü verirseniz, bu arkadaşlar psikolojik olarak otorite zaafına düşmezler mi? Bence düşerler. Yüzde bir hariç, hiçbiri sahadaki otorite konusunda (futbolcu, seyirci, basın hepsi dâhil) başarılı olamadılar.

Bir hakemin 24 saat hakemliği düşünmesi lazım. Günde iki kere antreman yapması, masaj yaptırması lazım. Takımların oyun sistemlerini kasetten seyretmesi, oyuncuların teknik yapısını bilmesi lazım. Peki, doğu hizmeti, özel durumlar, nöbetler derken bu kadar zor bir mesleği olan bir asker, hakemliğe nasıl vakit ayırabiliyor? Bir koltukta iki karpuzun biri kırılmaz mı? Kırılır.

erman-torogluEğer Erman Hoca’nın söylediklerine katılacak olsak, Türkiye Liglerinin şampiyonlarını sahadaki maçlar belirlemeyecek. Peki, kim belirleyecek? Elbette ki, Genelkurmay Başkanı… Askeri Şura toplanacak, ordudaki amiral ve generallerin hangi takımları tuttukları belirlenecek. Hangi takımın daha çok seveni varsa o şampiyon olarak belirlenecek. Büyük komutanların tuttuğu takım daha torpilli olacak elbette. Hemen akabinde tüm liglerin şampiyonu olarak belirlenen takımlar, karar olarak kamuoyuna açıklanacak.

Olur mu böyle şey? Erman Hoca’nın söyledikleri bir kere hakemlik düsturuna ters! Yani kendi ilkeleri ile çelişiyor hoca. Evet, hakemlerin profesyonel olmasına katılmaktayız ama aç karnına kim hakemlik yapar, buyursun söylesin. Sadece polisler, assubaylar ve subaylar. Hakem ücretleri arttığında da zaten oraya kaymak tabaka gelir ve parsayı kapar. Emekçilik, assubay ve polise düşer, yemekçilik ise… Siz bilirsiniz onları.

Ona göre bir asker hakemin komutanı A takımını tutuyorsa, o hakem A takımının kazanması için elinden geleni yapacak, komutanının etkisi altında olacaktır. Bu söylem aslında gerçeğin inkârıdır. Kirli bir söylemdir. Çünkü 1960’lı yıllardan bu yana Türk Futboluna hakem olarak hizmet etmiş onlarca assubay, liglerde dürüst, tarafsız, şaibesiz maçların sembolü olmuştur. Bayrağı yıllarca onurla taşımışlardır. Özellikle doğudaki maçların olaysız oynanmasında etkileri büyük olmuştur. Asker ve komutan olmaları nedeniyle, kavgaları, faciaları önlemişlerdir. Otorite sağlamada son derece etkin olmuşlardır. Üstelik bu işi göstermelik ücretlerle ve hâttâ ceplerinden para harcayarak yapmışlardır. Şimdi futbol dünyanın en büyük endüstrisi haline gelip hakemlik de iyi para getirir olunca, sahalardan assubayların el ayak çekmesi sağlanmıştır. Bu oyun, bu yönüyle düşünüldüğünde, belli ki bir başka türlü oyundur.

Futbol Federasyonu ilgilileri de hakemlik konusunda özellikle amatör liglerde ve alt liglerde sorun yaşanacağını ama karara saygılı olduklarını belirtmekle durumu sineye çektiler. Gerçek duygularını açıklayamadılar. Konuya en anlamlı katkıyı ise spor tarihçisi Cem Atabeyoğlu yaptı:

Cumhuriyet'in ilanından önce de asker hakemler vardı. Bunların başında Vefalı Sudi Ağabey gelir. Subay elbisesiyle hakemlik yapardı. Sonra generalliğe kadar yükseldi. Cumhuriyet döneminin başlarında Harbiyeli Niyazi Taşdelen vardı. Ondan sonra Binbaşı Nazım. Soyadı Atınç'tı ama kimse bilmez. Binbaşı Nazım diye tanır. Daha sonra Bahriyeli Sıtkı Eryar vardı. O da amiral oldu. Bunlar hep derbi maçlarını idare eden hakemlerdi. Bahriyeli Kenan Çelik vardı. Albaylığa kadar yükseldi. Bahriyeli Tarık Yamaç vardı. Astsubaylar 60'ların başlarında başladı ve devam etti. Neden asker? Ordunun bütün spor dallarında hakemleri vardır. Basketbol, voleybol, atletizm, yelken... Çünkü bütün yurda yayılmış olan bir meslek. Hangi şehre gidersen git, bir askeri birlik var. Orada spor da var. Spor müsabakalarında hakeme ihtiyaç var. İhtiyaçtan doğuyor bu. Bir de şu var: Askerlerin cumartesi pazar boş vakitleri var. Assubaysa en az lise mezunu, subaysa üniversite mezunu. Kültür ve tahsil bakımından avantajlılar. Asayiş durumu da ilginçtir tabii. Basketbol federasyon asbaşkanlığı yaparken olay çıkması muhtemel maçlarda bir emniyet müdürü hakemimiz vardı, onu görevlendirirdik. Bunlar psikolojik nedenler.

Gerçeği tam anlamıyla ortaya koymak gerekirse, asker ve polis hakemler ve bu kapsamda özellikle assubay hakemler Türkiye’de futbolun futbol gibi oynanmasına, futbol endüstrisinin uluslararası standartlara taşınmasına, futbol anarşisinin önlenmesine çok büyük ve onurlu katkılar sunmuşlardır. Bir de şu tespiti yapmak gerekir; nasıl sanayi batıda daha yaygınsa, milli gelir nasıl batıda daha yüksekse; futbolun sahalardaki uygulanışı da buna benzer özellikler taşır. Yani yıllar önce ülkemizin doğusunda oynanan futbol, uluslararası futbol standardından oldukça uzaktır. Mahalle ve şehir kavgaları, tribün faciaları, hakem dövmeler, misafir takımlara fena muamele ve daha niceleri… Arzu edenler, ülkemizde yaşanan futbol terörüne ilişkin geçmiş kayıtlara göz atabilirler. İşte asker ve polis hakemlerin Türk futboluna yaptığı en büyük katkı da burada ortaya çıkıyor. Onlar fedakârca yaptıkları görevleri nedeniyle, batı ve doğu arasındaki bu zihniyet ve standart farklılığını önlemişlerdir. Yani bugün Van’da ve İzmir’de, Hatay’da ve Sinop’da aynı kurallar işliyorsa, hakemin ve misafir takımın başına bir şey gelmiyorsa ya da önceki durumlara göre çok daha az olay yaşanıyorsa, buradaki en büyük pay bu hakemlerimizindir. Türkiye; sanayide, istihdamda ve milli gelir paylaşımında yakalayamadığı bölgesel dengeyi, futbolda yakalamıştır ve bu, kimilerinin hâlâ burun kıvırdığı asker ve polis hakemler sayesindedir.

Bugüne baktığımızda karşımıza çıkan manzara, futbolun artık spor olmaktan öte anlamlar taşımaya başladığıdır. Elbette futbol sadece futbol değildir, barışa ve dostluğa pek çok olumlu katkısı vardır, buna katılıyoruz fakat kastettiğimiz, futbolun tam bir kapitalist oyuncak oluşudur. Bugün ortalık bahis furyasından geçilmiyor. İlk golü kim atacak, ilk kart ne zaman çıkacak, ilk yarı kaç kaç bitecek, favori takıma avans uygulamaları, maç kaç golle bitecek gibi nice bahis olanakları, futbolu kapitalizmin ana kalesi yapmıştır. Ticari zihniyet ve kumar, ne yazık ki futbolu yenmiştir. Böylesine dev bir bahis sektöründe asker ya da polis hakemler görevlendirmeniz, elbette onlara zarar verecektir. Onların ait oldukları kurumsal yapıya da… Fakat Süper Lig’de olmasa da alt liglerde asker ve polis hakemlerin görev yapmasının futbolumuza önemli katkılar sağlayacağını bugün dahi savunmaktayım.

Dolayısıyla, bugün itibarıyla asker ve polis hakemlerin Süper Lig’de görevlendirilmesini savunmak gibi bir derdimiz yok. Derdimiz, onların tarihe not düşülmesi ve bu meyanda haklarının teslim edilmesi. Sevgiyle ve hürmetle yâd edilmeleri…

ASKER HAKEMLER

Spor tarihçisi Cem Atabeyoğlu’nun da belirtmiş olduğu üzere, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren futbol sahalarında hakemlik düdüğü genellikle assubay hakemlerin elinde olmuştur. Fakat futbol tarihimizin her anında asker hakemlere karşı radikal bakış ortaya konmuştur. Asker hakemlere yönelik bu radikal bakışlar neticesinde Genelkurmay Başkanlığı pek çok defa asker hakemleri sahalardan çekmeyi denemiş ama futbolun yetkili mercileri, asker hakemler olmaksızın Türkiye’de futbolun yürümeyeceği konusunda Genelkurmay Başkanlığı’nı ikna edince, her seferinde geri adım atılmıştır.

1969-70 sezonunda Genelkurmay, asker hakemlerin azaltılması ve her yıl 1/3 oranında sahalardan kademeli olarak çekilmesi yönünde bir talimat çıkarmıştır. O dönem liglerde düdük çalan asker hakem sayısı 400 civarındadır ve çoğunluğu assubaydır. Bu talimata göre, 3 yıl sonra liglerde hiç asker hakem kalmayacaktır. Fakat dönemin MHK Asbaşkanı Halim Çorbalı, bu talimata karşı çıkar. Böyle bir talimat uygulamaya konulduğu takdirde, müsabakaları yönetmekte büyük güçlükler yaşayacaklarını bildirir ve geri adım atılır.

1975 yılına gelindiğinde Halim Çorbalı, elinde 2000 kişilik bir hakem kadrosu olduğunu ve bunun 378’inin asker olduğunu açıklar. Klasmana giren 644 hakemin 134’ü asker kökenlidir. Birinci Lig’de 2, İkinci Lig’de 12 asker kökenli klasman hakemi vardır. Geri kalanları ise Üçüncü Lig hakemidirler.

1979 yılına varıldığında asker hakemler, hakem camiasına o denli hâkim duruma gelmiştir ki, 19. Uluslararası Futbol Hakem Semineri bir askeri okulda yapılır. 10 Ağustos 1979 yılında başlayan bu seminer, İstanbul’da, Beylerbeyi’nde ve Deniz Assubay Hazırlama Okulu’nda icra edilir.

23 Mayıs 1980 tarihinde Genelkurmay, bir kez daha düğmeye basar. Altmış yedi vilayette görev yapan ve sayıları 600’ü geçen asker hakemlerin futbol sahalarından geri çekileceğini açıklar. Basın bu konuda tavrını ortaya koyar ve bu uygulama sebebiyle, Türkiye’de lig maçlarının yapılmasının zorlaşacağını fakat bilhassa Türkiye’nin diğer illerindeki amatör maçların oynanmasının tehlikeye gireceğini yazar.

12 Temmuz 1980 tarihine gelindiğinde, Genelkurmay geri adım atar ve kararda yeni bir düzenlemeye gider. Buna göre asker hakemler, Ankara ve Birinci Lig maçlarının dışında hiçbir yerde görev yapmayacaktır. Bu dönemde Türkiye Birinci Lig maçlarını yöneten hakemlerin büyük çoğunluğunun mesleği assubaylıktır. Öyle ki, 33 hakemin 11’i assubaydır ve bu 11 assubayın 7’si emekli assubaydır.

Araya ihtilal girince her şey sil baştan olur. 1987 yılına gelindiğinde ise A Klasmanda yer alan 39 hakemin 7’si assubay ve emeklisidir. Bu isimler; İbrahim Acar, Fikri Kuştemir, İhsan Türe, Sezai Temel, Ahmet Akçay, Yavuz Karaozan ve Yusuf Ziya Abaday gibi önemli isimlerdir.

YIL 1990: MHK’NIN ASSUBAY HAKEM KIYIMI

MHK, 1990-91 sezonunun hakem klasmanını 23.07.1990 tarihinde açıklar. Ortaya konan tablo, gerçek bir faciadır. MHK, tam bir assubay kıyımı yapmıştır. Assubay kökenli asker hakemlerin hepsi klasman düşürülmüş ve bertaraf edilmiştir. Bu nedenle, basında çarpıcı manşetler ortaya çıkar. Büyük tepkiler oluşur. Hani hakemliği falan bırakın, “assubay kıyımı” diye atılmaktadır manşetler…

ML19900723001102001Kendisini savunmaya çalışan MHK, meslek ayrımı yapmadıklarını, hakemlerde aranan özelliklere önem verdiklerini beyan eder. MHK Genel Sekreteri Mazhar Kerestecioğlu, assubaylara karşı bir önyargıları olmadığını, üniversite mezunlarına ve yabancı lisan bilenlere öncelik tanıdıklarını bildirir. Burada ortaya çıkmaktadır ki, assubaylar yurt içi müsabakalarda düdük çalmayı kendileri için yeterli görmekte, daha fazlası için çaba göstermeyi önemsememektedirler. Bunun en büyük nedeni ise askeri personelin yurt dışına çıkışında yaşanan bürokratik sorunlardır. O dönemlerde, ne için olursa olsun, eğer yurt dışına çıkacaksanız, tıpkı Demirperde ülkelerinde olduğu gibi, kalacağınız yerin krokisi dahi sizden talep edilmekteydi. İşlemler aylarca sürmekteydi. Assubayların yurt içinde dahi maç yönetmelerine karşı çıkan bir Genelkurmay müessesesinin yurt dışı maçlar için pek de sıcak davranmayacağı aşikârdır.

Bu dönemde A Klasmandan B’ye düşürülen assubay hakemler, Turgut Sığıç, Galip Bitigen, Sefer Altuntaş, Rıza Saraç ve Hüseyin Kuzuoğlu’dur. B Klasmanından C’ye düşürülenler ise Nihat Yücel, Kahraman Ölçer, Celal Mutlu, Selahattin Alptekin, Y. Ziya Abaday, Faruk Ürkünç, Mehmet Tokça, Bekir Tavacı, Bilal Bentli, Rahim Onar ve Fazıl Dorsan’dır.

Yapılan bu kıyıma rağmen ne MHK, assubay hakemlerden vazgeçebilmiş ne de assubaylar, hakemlik sevdasını bırakabilmişlerdir.

AMATÖR BRANŞLARIN İTİRAZI GERİ ADIM ATTIRIYOR

1999 yılına geldiğimizde karşımıza çıkan tablo şöyledir: Birinci Futbol Ligi’nde görev yapan 40 hakemin 13’ü asker kökenlidir ki bunların çoğunluğu assubay veya emeklisidir. Tüm liglere bakıldığında ise 3’ü FİFA kokartlı 11 A Klasman, 28 B Klasman, 171 C Klasman ve 6 da Yan Klasman hakemi asker kökenlidir. Toplamda 842 hakemin 252’si halen askeri personel olarak görev yapmaktadır.

Bu yılın Kasım ayına gelindiğinde Genelkurmay yine asker hakemler konusunda geri çekme kararına varır. Başta futbol olmak üzere, tüm branşlardaki asker kökenli hakem, gözlemci ve yöneticilerin üç yıl içinde görevlerini bırakmalarına ilişkin kararın 2000 yılından itibaren uygulanacağını ve bu uygulamada kademeli geçiş yapılacağını kamuoyuna duyurdu. Yani daha önce de gündeme gelen her yıl için %30 ya da 1/3 oranında azatlıma gidilmesi ve kademeli geçişin 3 yıl içinde tamamlanması hikâyesi… Böylece 2002 yılına gelindiğinde, askeri personelin Türk sporundan tamamıyla el ayak çekmesi sağlanmış olacaktır.

Genelkurmay “Spor sahalarında son dönemlerde yaşanılan çirkinliklerin önlenemez boyutlara ulaşması, asker kökenli hakemlerin de küfür ve saldırılara hedef olması “ nedeniyle bu karara varıldığını bildirir. Dolayısıyla tam 252 hakem doğrudan bu karardan etkilenecektir ki bu sadece futbol için geçerlidir. Diğer spor dallarını da hesaba kattığınızda Türk sporunun bu karardan son derece olumsuz etkileneceği kaçınılmaz görünmektedir.

Genelkurmay’ın bu kararına hiç umulmadık yerden bir itiraz gelir. Amatör spor branşlarının temsilcileri, “küfür ve kötü tezahuratın futbol için geçerli olduğunu, amatör spor dallarında böyle bir durumun söz konusu olmadığını” vurgulayarak, asker hakemlerin amatör branşlardan çekilmesi kararına tepki gösterdi. O dönem itibarıyla, amatör branşlardaki asker hakem sayısı 200’ün üzerindeydi ve amatör branşlar için bu yasak kararı çok ağırdı.

Amatör branşların bu haklı tepkisi nedeniyle Genelkurmay, yasak kararını bir kez daha gözden geçirme ihtiyacı hissetti. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, futbol dışındaki branşlardaki asker hakemlere izin verilmesi hükmüne varıldı. Genelkurmay’ın 5 Ocak 2000 tarihinde basına duyurduğu açıklamaya göre, sadece futbolda sorun olduğu tespit edilmiş ve bu yüzden amatör branşlarda yasak kararı kaldırılmıştı. Futbol konusunda varılan karar da bir nevi geri adım niteliğindeydi. Genelkurmay, sezon sonuna kadar sahalardaki gelişmelerin izleneceğini ve buna göre bir değerlendirme yapılacağını, nihai kararın bu değerlendirmeye göre verileceğini bildirmekteydi.

18 Ağustos 2000 tarihine geldiğimizde, yeni futbol sezonu açılırken Birinci Lig’de görev yapan 37 hakemin 11’i assubay ya da emeklisidir. Bunlardan Mustafa Çulcu, assubaylıktan subaylığa terfi etmiş bir askeri personeldir. Asker hakem listesine muvazzaf bir subay ile emekli bir subayı da kattığımızda, tüm hakemler içindeki asker hakemlerin oranı %35 gibi bir rakama ulaşmaktadır. 2000-2001 sezonunda futbol sahalarında düdük çalan assubay kökenli hakemlerimiz şu isimlerden oluşmaktadır: Sabahattin Bitirim, Şahin Taşkınsoy, İsmet Arzuman, Sabahattin Şahin, Sadık İlhan, Harun Yiğit, İbrahim Çınar, Ali Uluyol, Bülent Uzun, Erol Ersoy ve Mustafa Çulcu.

YIL 2001: HAGİ-EROL ERSOY GERİLİMİ VE FENERBAHÇELİ GENERALLER

hagi-erolersoy2001 yılında Galatasaray-Gençlerbirliği müsabakasında yaşanan Hagi- Erol Ersoy gerginliği mahkemelere taşınınca, asker hakemlerin sahalardan çekilmesi de adeta kaçınılmaz olmuştu. Genelkurmay, durum değerlendirmesi yapacağını bildirmişti ama yaşanan bu centilmenlik dışı olay, Genelkurmay’ın asker hakemler konusunda olumsuz düşüneceğinin ilk ipucuydu. İstenmeyen bir şey yaşanmıştı, hem de dünya çapında ünlü bir futbolcu yapmıştı bu hareketi. Türkiye’nin en güvenilir hakemine yapılmıştı bu uygunsuz hareket…

Özellikle Galatasaraylı Hagi’nin açıklamaları futbol kamuoyuna bomba gibi düşmüştü. Hagi şöyle diyordu: “Olayları bütün Türkiye gördü. Hakemler, Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istiyorlar. Bizim şampiyon olmamızı istemiyorlar.

İşte Genelkurmay’ı asker hakemler konusunda karar almaya iten sebeplerden birisi de bu söylemdi. 27 Mart 2001 tarihinde medyaya yansıyan bir haber bu gerçeği de gözler önüne seriyordu. Hani TEMAD Genel Başkanı Ahmet Keser, “Fenerbahçeli Büyükanıt, Jay Jay Okacha’yı sevdiği kadar assubaylarını sevseydi, bunların hiç biri olmayacaktı!” diyordu ya, işte bu haber bu gerçeği de çarpıcı bir şekilde açığa çıkartmaktaydı. Assubaylar hakkında hiçbir değerlendirmede bulunmayan, hiçbir yenilikten bahsetmeyen generallerimiz sahiden de Fenerbahçe’nin şampiyonluğu konusunda filozofça beyanatlar vermekte bir sakınca görmüyorlardı. Hürriyet Gazetesi’nden Uğur Ergan’ın bu ilginç haberi aynen şöyleydi:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi koyu bir Fenerbahçe taraftarı olan Orgeneral Büyükanıt, bu yıl antrenörü, malzemecisi, futbolcusuyla Fenerbahçe'nin şampiyonluğu hak ettiğini söyledi. Asker hakemler konusuna da değinen Büyükanıt, ‘Asker hakemlere yönelik eleştiriler çirkin. Bu insanları yıpratmamak lazım… Hakemlik diye bir meslek yok. Eczacı da, doktor da hakem olabiliyor. Asker hakemler Fenerbahçe'yi tutuyor diye eleştiriler, yorumlar yapılınca futbol çirkinleştiriliyor. O zaman stadyumlara döner bıçakları, palalar sokuluyor. Futbol Federasyonu'nun belirleyeceği çerçeve içerisinde asker hakem sayısı azaltılacak. Zaten asker hakemlerin azaltılması yönünde iki yıl önce alınmış karar var. Bir süre sonra da asker hakem kalmayacak’ dedi.

buyukanit-fenerbahceBüyükanıt’ın hakemler konusundaki tavrı doğruydu, lakin Fenerbahçe konusundaki yorumu ilginçti. Fenerbahçe’nin antrenörüyle, futbolcusuyla ve malzemecisiyle şampiyonluğu hak ettiğini söyleyen ağız, ordunun belkemiği olan assubaylar konusunda benzer tespitler yapmaktan ve onların hakkını teslim etmekten nedense kaçınıyordu.

MHK, kara kara düşünmeye başlamıştı. Asker hakemler olmadan liglerin yürümesi imkânsızdı. Kısa vadeli bir çözüm gerekiyordu ve hülle yolunu seçtiler ve bunu kamuoyuna yeni formül diye sundular. 2001 yılının Mart ayı sonlarına gelindiğinde, MHK; asker hakem sorununun emeklilik formülü ile çözüleceğini dile getirdi. Buna göre, Ağustos ayı itibarıyla emeklilik hakkını kazanan asker hakemler, Genelkurmay listesine dâhil edilmeyecekti. Yani onlar Genelkurmay’a asker hakem olarak bildirilmeyecekti. Daha sonrasında ise bu isimler yeniden hakemlik kadrosuna alınacak ve yaş hadleri dolana kadar görevlendirilecekti. Yani emekli olacaklar ve listeye öyle alınacaklardı. Böylece asker hakem sayısı görünürde düşürülmüş olacaktı. MHK, ister istemez böyle bir seçim yapmak durumundaydı çünkü bir de “Şike Çetesi Skandalı” ortaya çıkmış ve futbol dünyasını alt üst etmişti.

YIL 2002: ŞİKE ÇETESİ SKANDALI

Mahkemeye taşınan Erol Ersoy-Hagi olayı sonrasında ortaya çıkan Mafya-Şike Çetesi söylemleri, asker hakemler konusunda MHK’yı son derece çaresiz bırakmıştı. 2002 yılının Şubat ayında Ali Fevzi Bir, Dilek Uzun ve asker kökenli hakemlerden Sadık İlhan, Ali Uluyol, Harun Yiğit ve Selahattin Bitirim’in adının geçtiği Şike Çetesi Skandalı sonrasında, Genelkurmay; sezon sonunda tüm asker kökenli hakemlerin ligden çekileceğini bildirmişti. Bu karar nedeniyle, halen klasmanda yer alan 195 asker hakem ister istemez ya emekli olacak-şartları uyuyorsa- ya da hakemliği bırakmak zorunda kalacaktı. MHK zor durumdaydı, çünkü özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da düdük çalan hakem kadrolarını, bölgede görev yapan ordu mensupları oluşturmaktaydı. Üstelik bu isimler, ağırlıklı olarak İkinci ve Üçüncü Lig’de hakemlik yapıyorlardı. Bu liglerin tüm yükü onların sırtındaydı. Bu süreci atlatmak gerçekten zor olacaktı. Fakat bunca skandaldan sonra geri dönüş olmayacak gibi görünüyordu. Kaçınılmaz son gelmiş ve Türk Futbolunda asker hakemler devri bitmişti.

Uygulamanın ilk ateşleyicisi Hava Kuvvetleri’nde görev yapan Mustafa Çulcu oldu. Assubaylıktan subaylığa terfi etmiş olan Mustafa Çulcu, o dönem İzmit’te Hava Trafik Subayı olarak görev yapmaktaydı. Yüzbaşı rütbesindeydi. Genelkurmay’ın asker hakemleri çekme kararı nedeniyle Şubat 2002’de emekliliğini istedi. Kararını vermişti, hakemlik kariyerine devam edecekti.

Türk futbolunda asker hakemler devri kapanırken MHK Başkanı Bülent Yavuz, yine de umudunu geleceğe taşımak istiyordu: “Özellikle İkinci ve Üçüncü lig’de ve Anadolu’da en kritik dönemlerde görev yaptılar. Umarım Genelkurmay, soruşturma sonunda, kararını yeniden gözden geçirir…

Ne yazık ki, yeniden bir gözden geçirme olmadı. Uzun yıllar bir yap-boz oyununa dönen asker hakemler dönemi 2002 yılı sonundan itibaren -kademeli bir geçişle- kapandı. O dönemin asker hakemleri seçimlerini yaptılar. Daha doğrusu yapmak zorunda bırakıldılar.

2002-2003 futbol sezonu başladığında asker hakem sayısı oldukça azaltılmıştı. A Klasman hakemlerin içinde ikisi emekli olmak üzere altı asker kökenli hakem kalmıştı. Bunlar; Erol Ersoy, Mustafa Çulcu (Emekli), Bülent Uzun, Ali Uluyol, İsmet Arzuman ve Sebahattin Şahin (Emekli) gibi vazgeçilmesi çok zor olan önemli isimlerdi.

2003-2004 futbol sezonunda ise asker hakemler tamamen sahalardan silinmişti. Bir tek Hava assubayı olarak görev yapan ve FİFA kokartı taşıyan İsmet Arzuman kalmıştı ki, o da emeklilik işlemlerini başlatmıştı. Operasyon tamamlanmıştı. Bundan sonraki süreçte yeni hedef polis hakemler oldu ki, o operasyon da yaklaşık olarak 2005 yılında tamamlandı. 2006 yılından itibaren liglerde emekliler hariç, ne asker ne de doğru dürüst polis hakem kalmıştı.

Bugüne uzanan yolda gördük ki, özellikle bahis faktörü (iddia)futbolu kirletmeye devam ediyor. Hatta Erman Hoca’nın kulakları çınlasın; şikenin, maç satın almanın daniskası konuşuluyor. Yani şaibeli işlerin askeri, sivili olmaz. Bu işler karakter işidir, maya işidir. Bugün futbol kamuoyu asker hakemleri özlemle arıyor. “Yönetmek onların işidir” diyerek olaya pozitif bakıyor.

Tarih gelip 2010 yılına dayandığında, geriye doğru bakarak, asker hakem olayını geniş bir şekilde değerlendiren Bülent Yavuz, son tahlilde şunları söylemekteydi:

-Siz Türk Silahları Kuvvetleri mensubuydunuz. Sizin MHK başkanlığınız döneminde de TSK mensupları hakemlik yapıyorlardı. O dönemde asker hakemlerin eleştirilmesinden dolayı TSK, bundan rahatsızlık duymaya başladı. Ve TSK bir karar aldı ardından da  asker hakemler revize edildi. Doğru mu yapıldı, yanlış mı yapıldı. Bugün gelinen noktada ne düşünüyorsunuz?

-Kesinlikle yanlış oldu. Türk spor tarihinin geçmişine bakın. Bütün branşların temelinde kurucusu silahlı kuvvetlerdir. Güreşinden, atletizmine, voleybolundan basketboluna, 3 adımından yüzmesine, futbol dâhil temelinde askerlerin büyük katkıları vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ana görevlerinden biri de budur zaten. Spora katkı yapmak… TSK’nin Türkiye’nin her tarafında personeli var. Dolayısıyla bu coğrafi bölgede İstanbul’dan Kars’a, İstanbul’dan Gaziantep’e,  hakem göndermek zordur. Keza Hakkâri’deki, Siirt’teki hakemi Edirne’ye İstanbul’a göndermek zordur. Dolayısıyla burada görev yapan askeri personelin hakem olması çok büyük avantajdır. Ben eğer olmasaydım o revizyon 5 sene 10 sene önce olacaktı. Ben karşı çıktım sürekli. Ben onu hep tuttum. Ben Genel Kurmay’da çok önemli yerde görev yapıyordum. Ben orada Genel Kurmay II. Başkanıyla ilgili birimlerde hizmet yapıyordum. Her gün istişarede bulunuyorduk. Bir kere askerleri çekemiyorlardı, şikâyet ediyorlardı. Askerler çok başarılıydılar. Çünkü otoriter kimlik futbol hakeminin yönetimine direk katkı yapan bir faktör!  Otoriter olmak, taviz vermemek, disiplin, insan yönetmek... Bu sanat askerlerde temel prensiplerden biridir. Bunun bir katkısı vardı.

Komuta kademesinin emriyle maç sonuçlarının belirlenebileceğini söylemek gafletinde bulunanlara ise tarihten bir anekdotumuz var. 12 Eylül Darbesi’nin lideri Kenan Evren, bizzat emir-direktifle bir başkent takımını (Ankaragücü)Birinci Lig’e yükseltmişti de kimsenin gıkı çıkmamıştı. Üstelik Bolusporlu bir futbolcunun golü (Kupa Finalinde) yine emir-komuta kararıyla iptal edilmişti de yine kimsede tıs yoktu. Bugün o futbolcu, 12 Eylül Darbesi’nin yargılanmasına müdahil olmaya çalışıyor. Hakkını, hukukunu arıyor. Futbolun ahkâm kesenlerinden ise hâlâ ses seda yok!

Çok seviyoruz biz sonradan olma delikanlıları çoook!

Aydın Kulak

NOT-1: Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.
NOT-2: Bu yazı okuyucuya iki bölüm halinde takdim edilecektir. Kaynakça ikinci bölümün sonunda verilecektir.
NOT-3: Bu yazı, internet üzerindeki çeşitli basın-medya sitelerindeki ve özellikle Milliyet Gazete Arşivi’ndeki haber, yazı, bilgi ve yorumlardan derlenerek hazırlanmış ve yazar tarafından yorum ve değerlendirme yapılmıştır. Yani bu yazı bir tür derleme, inceleme, değerlendirme ve yorumlama çalışmasıdır.
astsubayligin-tarihsel-gelisimi-4

TARİH

OLAY

Şubat 2002

Yapılan kanun değişikliği ile Assubaylar,  Askeri Ceza Kanunu'nda erbaş statüsünden çıkartılmışlardır. (Daha önce yapılan çalışmalarla, Personel Kanunu’na dâhil edilen Assubay tanımı, bu tarihe kadar Askeri Ceza Kanunu’na dâhil edilmemiş, yeni bin yılın başlangıcına değin erbaş statüsünde tutulmuştur.) (Uygulanır olmasa bile, eski statüye göre katıksız hapis cezası verilebiliyordu.)

15.Mart.2002

bynasb25 sözleşmeli Bayan Jandarma Assubayı alım duyurusu yapıldı ve 8000'in üzerinde başvuru oldu. Bu alımlarda; başvuru için en az lise mezunu olmak ve 24 yaşını doldurmamış olmak şartları gerekli görüldü.

11.Nisan.2002

Assubay Hazırlama Okullarının kapatılmasını ve Assubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak, 2 yıl üzerinden ve ön lisans seviyesinde yapılanmasını teşkil eden “4752 Sayılı Assubay Meslek Yüksek Okulları” Kanunu TBMM’de kabul edildi.

24 Nisan 2002

4752 Sayılı Assubay Meslek Yüksek Okulları” Kanunu 24735 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak, yürürlüğe girdi.

2002-2004

Assubay Hazırlama Okullarının kapatılması ve Assubay Sınıf Okulları’nın Meslek Yüksek Okulu olarak yapılanmasına geçiş süreci.

30.Ağustos.2003

BAYAN ASTSB DERSLIK secJandarma Okullar Komutanlığı’nda “Assubay Temel Askerlik ve Assubaylık Anlayışı Kazandırma Eğitimi” (ATASAK)’ne 2002 yılında başvuru yapıp seçilen Bayan Assubay adayları, ilk sözleşmeli Bayan Assubaylar olarak ve Asb. Çvş. rütbesini takarak mezun oldular.

2003

Deniz Assubay Hazırlama Okulu’nun kapanışı münasebetiyle, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “1890’dan 2003’e 113 Yıllık Şanlı Geçmişin Tarihçesi” isimli eser yayımlandı. Basımı Deniz Basımevi tarafından yapılan eser, Türk Deniz Kuvvetlerine “Çelik Yürekli Leventler” yetiştiren bu güzide eğitim kurumunu anılarda yaşatmak üzere hazırlandı.

28 Tem. 2004

Ordunun Orta Direği Astsubaylar” yazı dizisi, Posta Gazetesi’nde yayımlanmaya başlandı. Yazı dizisi Nail Güreli tarafından hazırlandı.

16 Eylül 2004

TEMAD haricinde, ilk kez bir emekli assubaylar yapılanması oluşturuldu. Mesleki dayanışma, sosyal ve ekonomik haksızlıklarımızı özgürce tartışılması ve çözümler üretilmesi amacıyla, Emekli Assubaylar; Hakan HEZER ve Ersen GÜRPINAR tarafından internet üzerinde, Mynet'te “Emekli Assubaylar” grubu kuruldu; 2008 yılında misyonunu tamamlayıncaya kadar assubayların özgür sesi olarak faaliyet gösterdi.

17 Ekim 2004

Türkiye Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) üyeleri, ekonomik ve sosyal haklarının iyileştirilmesi için yürüyüş yaptı. Marmara ve Ege bölgelerinden 20 şubeye bağlı üyelerin katıldığı yürüyüş Çanakkale, Salı Pazarı mevkiinde başladı. Yaklaşık bin 500 kişinin katıldığı yürüyüşe emekli assubayların eşleri ve çocukları da destek verdi. Yürüyüş Cumhuriyet Meydanı’nda son buldu.

17 Kasım 2004

Türkiye Cumhuriyeti’nde Assubaylarla ilgili ilk müze (anılar salonu) açıldı. Tarihi 1890 yılına dayanan Deniz Assubay Eğitim ve Öğretimine ilişkin tarihi bilgi ve belgeleri bünyesinde bulunduracak olan “Deniz Assubay Okulları Müzesi”, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden ÖRNEK tarafından Altınova/Yalova’da açıldı.

25 Şubat 2005

Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK), yetkili kurullarında temsil edilmek için hukuk mücadelesi veren Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’ni (TEMAD) muhatap kabul etmedi. OYAK, emekli assubayların haklarını savunan derneğe “Dava açmaya yetkiniz yok, göreviniz emekli askerlerin anılarını yaşatmak.” dedi.

18 Nisan 2005

Türkiye Emekli Assubaylar Derneği'nin (TEMAD) özlük hakları için düzenlediği yürüyüş, bayrak mitingine dönüştü. Ankara, Toros Sokak'ta toplanarak Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı'na yürüyen yaklaşık bin assubay emeklisi, 'Türkiye bütündür bölünemez', 'Bayrağa uzanan eller kırılsın' yazılı dövizler taşıdı. Dernek Başkanı Mustafa Erol, 'Ülke için verilecek her türlü göreve her an hazır olduğumuzu ilan ediyorum' dedi. Emekli olduktan sonra çalışırken aldıkları ücretlerden yapılan kesintilerin yüzde 48'i bulduğu ve tazminatlarını alamadıklarını belirten Erol, özlük haklarının geri verilmesini istedi.

9 Ekim 2005

Türk Basınının yiğit kalemi Umur Talu, Sabah Gazetesinde Assubayların uğradığı haksızlıkları cesurca dile getirmeye başladı.

2005

Deniz Kuvvetleri Kuvvet Kıdemli Assubayı (Kuvvet Astsubayı Telsiz Kıdemli Başçavuş Necmettin Koçak), eğitim maksadıyla A.B.D. Kıdemli Assubay Akademisine gönderildi. Orada yapılan şekliyle kıdemli assubaylık görevlerinin uygulama alanlarını öğrendi.

15 Ekim 2006

Kara Kuvvetleri Komutanlığı da Sözleşmeli Bayan Assubay alımı için duyuru yaptı. Böylece Jandarma Genel Komutanlığı’ndan sonra Kara Kuvvetleri de bünyesinde bayan assubaylara yer vermiş oldu.

26-27.Aralık.2006

43 yaşındaki Emekli Kd. Başçavuş Tuncer Küçük,  “assubay olduğu için kademe ilerlemesinden yararlanamadığını, Anayasal hakların eşit uygulanmadığını” ileri sürerek protesto amacıyla Amasya’dan Ankara'ya yürüyüş eylemine başladı. Merzifon-Çorum arasındayken mevsimin kış, havanın kar ve tipili olası nedeni ile ayaklarında donma belirtileri baş gösteren Küçük, 27 Aralık 2006 tarihinde, saat 01.30’da yürüyüşünü sonlandırmak zorunda kaldı.

28.Aralık.2006

eagucbTürkiye Emekli Assubaylar Derneğine (TEMAD) ve “Assubayların Onur Mücadelesine” destek amacı ile E. Asb. Halil Ergenli'nin girişimleri, Emekli Assubaylar;  Semih Koç,  Ersen Gürpınar, Hüseyin Savcı ve Cengiz Avcı'nın destekleri ile “www.emekliassubaylar.org” sitesi ve onun basın ve halkla ilişkiler bölümü “Emekli Assubaylar Güçbirliği Platformu” kuruldu.

25 Mayıs 2007

Kendilerine yapılan tüm haksızlıklara ve özellikle de ekonomik anlamda yapılan haksızlıklara, TSK bünyesi içinde "kol kırılır, yen içinde kalır" düşüncesi ile yıllarca sessiz kalıp çözüm üretilmesini bekleyen assubaylar, bu kez uğradıkları haksızlıklar konusunda kamuoyunu bilgilendirmek ve ilgilileri çözüme davet etmek üzere Sabah Gazetesine ilan verdiler. Bu kez kanatlarının kırıldığını görerek, haksızlıklar karşısında adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı talepleri karşılanıncaya kadar mücadelelerinin devam edeceğini kamuoyuna ve ilgililere duyurdular. İlan, Türkiye Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) tarafından ve www.emekliassubaylar.org sitesinin desteği ile yayına verildi.

2007

Assubay şapkalarında sarı yaldızlı sakındıraklar kullanılmaya başlandı.

10 Eylül 2007

TEMAD, Emekli Assubayların ‘yönetim ve denetim kurulları ile iştiraklerinin genel kurullarında kendilerine görev verilmediği’ gerekçesiyle, yönetimini sadece emekli general ve subayların oluşturduğu Ordu Yardımlaşma Kurumu’nu (OYAK) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) şikâyet etti. Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD), geçtiğimiz yıllarda, üyesi oldukları OYAK aleyhine, aidatlarını düzenli olarak ödemelerine karşın OYAK ve iştiraklerinin yönetiminde söz sahibi olamadığı gerekçesiyle Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava başvurusunda bulunmuş ancak mahkeme “bu dava bizim işimiz değil” diyerek davayı kabul etmemişti.

21 Şubat 2008

ilkerbasbugKara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından astsubaylara büyük vaatler sunuldu. Astsubay Meslek Yüksekokulu'nda astsubaylara seslenen Org. Başbuğ, astsubaylar lehine iyileştirmeler yapıldığını ilk kez açıkladı. Buna göre,

  • OYAK yönetim ve denetim kurullarında astsubaylar da yer alacak,
  • Astsubaylara sicil verme, ceza ve ödül verme yetkisi tanınacak,
  • Birinci derecenin dördüncü kademesine ulaşmaları sağlanacak,
  • 2 Kademi Kıdemli Başçavuşlara görev tazminatı verilecek,
  • Astsubaylar için KOMKARSU benzeri bir akademi kurulacak,
  • Özel Eğitim Merkezlerinde astsubay tahsis oranları artırılacak,
  • Lojmandan faydalanma oranı yükseltilecek,
  • Astsubay rütbe bekleme süreleri yeniden düzenlenecek,
  • Astsubaylıktan subaylığa geçiş oranı artırılacak,
  • Lisansüstü eğitim yapanlara kıdem ve kademe verilecek,
  • Ders başarı durumuna göre askeri öğrencilere Harp Okullarına yatay geçiş olanağı sağlanacak
  • Emekli maaşları artırılacak.

 2008

OYAK’ın Bolu’daki çimento fabrikası ile Adana’daki çimento fabrikasının denetim kurulunda iki emekli assubaya görev verildi.

 16 Nisan 2008

Meclis’te AKP’li  (Adalet ve Kalkınma Partisi) 5 milletvekilinin önerisi ile assubaylara (devlet memurluğunda) 1. derecenin 4. kademesine yükselebilme hakkı verilmesi konusunda teklif verildi. Teklifin görüşülmesi esnasında, ilgili komisyon takdiri hükümete bıraktığını bildirirken, hükümet adına görüş bildiren Çalışma Bakanı da teklife olumlu yaklaştığını bildirdi. Oylama sonrasında teklif Meclis tarafından kabul edildi.

17 Nisan 2008

sabahAssubaylara devlet memurluğunda 1. Derecenin 4. Kademesine yükselebilme hakkının verilmesine ilişkin bir gün önce kabul edilen teklif, iktidar partisi AKP’nin 5 milletvekili tarafından yapılan “tekriri müzakere” talebi ile yeniden görüşüldü. Bu görüşme esnasında “Assubaylara, 1. derecenin 3. kademesinin verilmesinin daha uygun olacağını,  926 sayılı kanunda assubaylara  1. derecenin 4. kademesinin verilmediğini ve bu nedenle uyuşmazlık çıkabileceğini” beyan edildi. Teklifin yeniden oylanması istendi. Oylama sonrasında, assubaylara bir gün önce verilen hak geri alındı. (Rivayet odur ki, birileri bu konuda meclisi bilgilendirmiş ve assubaylara bu hakkın verilmesinin engellenmesini istemiş.) Yani Anayasaya göre hiçbir zümre, kişi ve topluluğa ayrıcalık yapılmaması gerekmesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nde eşit koşullardaki devlet memurları arasında (sivil-asker dâhil)birinci derecenin 4. kademesine yükseltilmeyen tek kamu görevlisi olarak assubaylara reva görülen haksız tutum hâlâ sürdürülüyor.

Nisan 2008

Çelik Çelikyaman tarafından hazırlanan “Astsubaylara bir dokunduk bin ah işittik” yazı dizisi Sn.Ersen Gürpınar'ın gayret ve yazısı ile başlayıp 25 gün süre ile Halka ve Olaylara Tercüman gazetesinde yayınlandı. Duyumlara göre, bir generalin baskısı nedeniyle sonlandırıldı.

16 Tem. 2008

TEMAD Yöneticileri, Genel Başkan Mustafa Erol’un başkanlığındaki bir heyetle birlikte Başbakan R. Tayyip Erdoğan’la görüştü ve Assubayların sorunlarını dile getirdi.

30 Ağu. 2008

Genelkurmay Başkanlığı, Zafer Bayramı nedeniyle verdiği 30 Ağustos Resepsiyonu'na ilk kez assubayları da davet etti. Gazi Orduevi'ndeki resepsiyonlara bugüne dek yalnız subaylar katılabiliyordu. 30 Ağustos'u Etimesgut Orduevi'nde kendi aralarında kutlayan assubaylar, bu yıl ilk kez üst rütbeli komutanlarla birlikte Gazi Orduevi'nde 30 Ağustos resepsiyonuna katıldı.

30 Ekim 2008

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, subaylarla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel direği olarak nitelendirdiği assubaylar için Balıkesir’deki Assubay Meslek Yüksek Okulu bünyesinde, “Assubay Üst Karargâh Hizmetler Eğitim Merkezi Komutanlığı” kuruldu. Genelkurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları ve ordu karargâhlarında görevlendirilecek assubaylar, 2009 yılından itibaren Balıkesir’de özel bir eğitim alacaklar. Subayların, Harp Akademileri Komutanlığı’nda aldıkları eğitime benzer bir eğitim alacak olan assubaylar, daha sonra karargâhlara atanacaklar. Assubay Üst Karargâh Hizmetler Eğitim Merkezi Komutanlığı’na, assubay başçavuş rütbesine terfi edenler arasından, sınavla seçilecek olan personel alınacak. Seçilecek personel, 12 hafta uzaktan, 12 hafta da bizzat komutanlık karargâhında eğitilecek. Bu assubaylara, “harekât, istihbarat, harp tarihi, strateji, müşterek yönetim ve uluslararası ilişkiler” konularında hizmet içi eğitim verilecek. Assubaylar bu eğitimlerinin ardından da Genelkurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları ve ordu karargâhlarındaki yeni görevlerine başlayacaklar. Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görev yapacak öğretim elemanlarının 2009 yılında başlayacak bu uygulama için şimdiden görev başı eğitim almaya başladıkları bildirildi.

 11 Kasım 2008

Türkiye’nin etkin gazetelerinden Sabah Gazetesi bu sabah, “Assubay Devrimi” manşetiyle çıktı. Genelkurmay Başkanlığı’nın assubaylarla ilgili yakın zamanda yapmayı planladığı pozitif uygulamalar açıklandı. Devrim gibi kararlar tam on altı maddeden oluşuyor. 

21 Mart 2009

vecdi-gonulMilli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, assubayların özlük haklarını iyileştirecek kanun tasarısı hazırladıklarını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşüne sunduklarını bildirdi. Seçim çalışmaları nedeniyle İzmir’de bulunan Vecdi Gönül, bu kapsamda Türkiye Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) Balçova Şubesini ziyaret etti. TEMAD Balçova Şube Başkanı Faruk Özeren, Bakan Gönül'den assubayların özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda destek istedi. (Bakanımız genel alışkanlıkları dolayısıyla her seçim dönemi bu ziyareti yapar ve iş ciddiye binince de “Ne yapayım, biz hazırlıyoruz, çıkarmak istiyoruz ama Genelkurmay izin vermiyor” der. Sanki Kanunları hükümet değil de Genelkurmay çıkartıyor sanırsınız!)

28 Eylül 2009

TEMAD üyeleri, TBMM Dikmen Kapısı önünde toplandı ve emekli assubayların özlük haklarının iyileştirilmesi konusundaki taleplerini içeren bir basın açıklaması yaptı.

5-17 Ekim 2009

tuncer-kucuk-yuruyusEmekli Kd. Bçvş. Tuncer Küçük,TEMAD yönetiminin engellemelerine rağmen www.emekliassubaylar.org sitesin basın bölümü ASB.GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU yönetimi ve üyelerinin desteği ile  assubayların sorunlarını kamuoyuna duyurmak ve yapılan haksız uygulamalara dikkat çekmek için Amasya’nın Merzifon ilçesinden Ankara’ya yürüdü ve haksızlıkları protesto etti.

17 Ekim 2009

Gn. Kur. Bşk. Org. İlker Başbuğ TEMAD'ın kuruluşunun 25 yılında yapılan kutlamalara katıldı. Böylece ilk kez bir Genelkurmay Başkanı, TEMAD’ın kuruluş yıldönümü kutlamalarına iştirak etmiş oldu.

18 Ara. 2009

E. Asb. Ayhan Yıldırım tarafından hazırlanmış olan “Geçmişten Günümüze Astsubaylığın Tarihçesi” isimli çalışma, kişisel blog’unda ve 84krastsb.org sitesinde yayımlandı. Bu konuda ender çalışmalardan birisi olan Assubaylığın Tarihçesi ile Türk Tarihinde Assubayların gelişim süreci incelenerek, kamuoyuna sunulmuş bulunuyor.

26 Mayıs 2010

İlk kez bir şiir kitabında assubayların emek ve onur mücadelesine atıf yapıldı. Aydın Kulak tarafından hazırlanan ve Sokak Kitapları Yayınevi’nce yayımlanan “Darbe Günlükleri” isimli şiir kitabında Türkçe’nin gramer yapısına ters düşen “Astsubay”  sözcüğünün kullanımı protesto edildi. Sözcüğün Türkçe gramer yapısına uygun şeklinin Assubay olduğu biliniyor. Daha önce bu meslek grubu “assubay” olarak anılıyordu ancak, 12 Eylül 1980 darbesiyle bu söylem yasaklandı ve “hiyerarşik te” yapılanması kullanılır oldu. Darbe, Türk Dil Kurumu’nu da zapt-u rapta aldığından o günden bu yana bilimselliğe ve dilin esas yapısına aldıran yok.

27 Mayıs 2010

Müstafi Assubay Hakan Fidan, Mit Müsteşarı olarak atandı. Daha önce Mit Müsteşar yardımcılığı da yapan Fidan, Kara Kuvvetleri’nde assubay olarak görev yapmış, mecburi hizmet sonrası ordudan ayrılmıştı. Daha önce orduda assubay olarak görev yapmış bir kişinin ilk defa böyle önemli bir göreve gelmesi kayda değer bir başarı olarak göze çarptı.

9 Ekim 2010

9-ekim-2010Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir askeri topluluk, maaş ve özlük haklarının düzeltilmesi için Anıtkabir'deydi. Türkiye’nin dört bir yanından gelen Emekli Assubaylar ve aileleri TEMAD’ın organizasyonu ile haklarını aramak ve mağduriyetlerini kamuoyuna duyurmak amacıyla Anıtkabir'i ziyaret etti. Daha sonra haksızlığı yoğun ve kapsamlı bir mitingle dile getirmek ve protesto etmek amacıyla Ankara’da Celal Bayar Caddesi'nde toplanıldı. Ellerinde taleplerini içeren pankartlar, Türk bayrakları ve Atatürk fotoğrafları taşıyan yaklaşık 8500 kişilik kalabalık grup, marşlar eşliğinde Abdi İpekçi Parkı'na kadar yürüdü. Buradaki mitingde konuşan TEMAD Genel Başkanı Mustafa Erol, yaş ortalaması 60 olan binlerce emekli assubay ve yakınının özlük haklarının iyileştirilmesini istedi. 93 yaşındaki emekli assubay Mehmet Ozan ve Şırnak'ın Silopi ilçesinde mayın patlaması sonucu iki kolunu kaybeden Assubay (Gazi) İbrahim Babur’da birer konuşma yaptı. Ozan ve Babur, emekli assubayların özlük haklarının düzeltilmesini istedi. Zaman zaman "Vur vur inlesin Genelkurmay dinlesin" şeklinde sloganlar atan ve Ordu Yardımlaşma Kurumu’nu da ıslıklarla protesto eden alandaki emekli assubaylar,  konuşmaların ardından olaysız şekilde dağıldı.

12 Ağu. 2010

Deniz Harp Okulu öğrencilerinin çıkardığı Pusula Dergisi’nin 65 ve 66’ncı sayılarında Şair Nazım Hikmet’e iade-i itibar yapıldı. İstifa eden okul komutanı Emekli Tuğamiral Türker Ertürk zamanında başlayan çalışmalarla, Deniz Harp Okulu mezunu olan ve sağlık sorunları nedeniyle ordudan ayrılmış olan Nazım Hikmet hakkında detaylı bilgiler verilerek, ona sahip çıkılmaya çalışıldı. Üstelik 1938 yılındaki assubaylarla ilgili davasına hiç yer verilmeksizin. Yavuz Zırhlısındaki işkenceler, Erkin gemisindeki zulüm mahkemesi görmezlikten gelindi. Şimdi, şairin mücadele ettiği kişiler ona sahip çıkar oldu. Sanırım, bükemediği bileği öpme ve siyasi malzeme olarak kullanma paniğindeler. Ya da Nazım’ı da burjuvalaştırma telaşına düştüler. Önemli olan Nazım Hikmeti anlamaktır oysa kullanmak değil!

30 Ağu 2010

Org. İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olarak iki yıllık görev süresini tamamladı, emekli oldu. Fakat assubaylara vermiş olduğu sözlerin büyük çoğunluğunu yerine getiremedi. Assubaylar, ilk defa bir Genelkurmay Başkanı’ndan bu denli ilgi gördü ama yıllar önce verilen asker sözü niteliğindeki vaatlerin hepsi havada kaldı, tutulmadı. “Assubay Devrimi” sadece gazete manşetlerinde kaldı.

27 Eki 2010

Aydın Kulak tarafından yapılan “Assubaylığın Kronolojisi” isimli çalışma, www.emekliassubaylar.org sitesinde yayımlandı. Bu çalışmada; assubaylık mesleğinin Türkiye’de ve dünyadaki gelişimi zaman-olaylar dizini (kronolojik) olarak kamuoyunun bilgisine sunuldu.

5 Ocak 2012

Genelkurmay Başkanlığı, 2012-2013 Eğitim ve Öğretim yılından itibaren Assubay Meslek Yüksek Okullarına bayan öğrenci alımı yapılacağını açıkladı. Ayrıca, Kara Kuvvetleri’nde assubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanının %10’dan %25’e çıkarıldığını ve bu kapsamda geçiş yapacak assubay sayısının 2012 yılı için 90 olarak belirlendiğini belirtti. Daha önceden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sadece sözleşmeli olarak bayan assubay alımı yapılmaktaydı. Bu kararla orduda ilk kez MYO çıkışlı ve profesyonel bayan assubay alımı gerçekleştirilmiş olacak. (Ulusal Basından)

15 Nisan 2012

aydinlikUlusal yayın yapan gazetelerden Aydınlık Gazetesi, Assubayların sesine manşetten ses verdi: “Astsubaylar: TSK’nın işçisi, öğretmeni, lideri ve komutanıyız. Üvey Evlat Değiliz.”  Assubayların sorunlarının, Emekli Assubaylar Güçbirliği Platformu Sözcüsü Ersen Gürpınar tarafından dile getirildiği bu yazı kamuoyunda geniş yankı buldu. Haber söyleşi Gökçen Beyaz ve Serhan Bolluk tarafından hazırlandı.

16 Nisan 2012

9 Nisan 2012 tarih ve B.02.0.KKG/135-15/1662 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile T.S.K. bünyesinde görev yapan Kurmay Subay ve KOMKARSU gören subaylar ile Komutan ve Muharip sınıf subayların özlük haklarında iyileştirmeler yapıldığı basın aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu. Bu iyileştirme zammından ancak 128 assubayın faydalanabileceği öğrenildi. General ve amirallere 354 TL, Albaylara 283 TL zam verilirken, kıdemsiz subaylara (üsteğmenlere) 212 TL iyileştirme yapıldı. Ordunun belkemiği assubaylara ise (128 assubayın dışında) herhangi bir iyileştirme yapılmadı. Uzun süredir sorunlarını dile getiren ve çözüm bekleyen assubaylar, bu –haksız- iyileştirme zammı karşısında tam anlamıyla hayal kırıklığına uğradılar. Emekli Assubaylar Derneği TEMAD, konu ile ilgili olarak, internet sitesinden bir duyuru yayınladı: “Bir dizi karar aldık ve aşamalı olarak uygulayacağız.” 

17.Nisan/30.Mayıs.2012

zam-alan-almayanDaha çok subay ve generalleri kapsayan iyileştirme zammı sonrasında assubaylar, kendilerine yapılan haksızlıkları dile getirmek ve bu zam haksızlığına tepki koymak üzere sosyal medyada (facebook ve twitter) bir araya geldiler. Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) öncülüğünde facebook’ta “Bu Kadarına da Pes Diyen Assubaylar” grubunun üye sayısı iki haftada üç yüz binlere dayandı. Twitter, adeta bir canlı miting alanı gibi kullanılarak, basın ve medyaya ulaşılmaya çalışıldı.

ersengurpinarAydınlık Gazetesi, assubaylarla ilgili yazı dizisini devam ettirme kararı aldı. Emekli Assubaylar Güçbirliği Platformu Sözcüsü Ersen Gürpınar’ın sesi manşetlere taşındı: “Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz.

Sosyal Medyadaki bu hareketliliği ilk fark eden ve assubaylara desteğini sunan, TEMAD Başkanı Ahmet Keser’i programına konuk eden(Radikal Gazetesi ve CNNTürk/5N1K) Cüneyt Özdemir oldu. Assubayların haklı davası pek çok basın yayın kuruluşu, medya kanalı, internet sitesi ve yazarı tarafından desteklendi. Destek verenlerin başlıcaları şunlardı:

asbpeshrkt1jpgUmur Talu/Habertürk, Cüneyt Özdemir/Radikal ve CNNTürk, Balçiçek İlter/ Habertürk Gazete ve TV-Söz Sende, Polis Memurları Dayanışma Grubu/Facebook, Adem Yavuzarslan/Bugün, Gökmen Karadağ/TV8-Haber Aktif, Fatih Altaylı/Habertürk Gazetesi ve Teketek Programı, Gökçen Beyaz ve Serhan Bolluk /Aydınlık Gazetesi, Didem Arslan Yılmaz/Habertürk Tv-Gün Ortası, Erkan Tan/TV8-Erkan Tan’la Başkentten, NTV Haber Bülteni -17.00/4 Mayıs 2012, Nazlı Ilıcak/Sabah Gazetesi, Okan Bayülgen/TV8-Kral Çıplak Programı, Hilal Kaplan/Yeni Şafak Gazetesi, Murat Sabuncu, Aram Ekin Duran ve Özgür Kaya/ Sky Türk 360 TV-Ekonomi Manşeti, Prof.Dr. Alim Işık, MHP Kütahya Milletvekili/TBMM TV, Ahmet Hakan/CNNTürk-Tarafsız Bölge Programı, Memurlar.net internet sitesi, Samanyolu TV/10 Mayıs 2012 Haber 23.00, Star TV Ana Haber Bülteni/5 Mayıs 2012-18.45, Ergun Babahan/Star Gazetesi, Emre Uslu/Taraf Gazetesi ve Kişsel blog sayfası, TV8 20.30 Haberleri/8 Mayıs 2012, Yiğit Bulut/Twitter’den destek, Akşam Gazetesi/Günün Karikatürü-7 Mayıs 2012, Ali Ahmet Böken/TRT Haber-Neler Oluyor Programı, Sevilay Yükselir, Özay Şendir ve Konukları Yiğit Bulut/Beyaz Tv-Acı Kahve Programı, Mehmet Baransu, Can Ataklı ve Tarık Toros/Kanaltürk TV- Merkez Siyaset Programı, Ekşi Sözlük, Uludağ Sözlük, Kotusözlük ve İTÜ Sözlük/İnternet, Özgür Kaya/Sky Türk 360-İş’te Sosyal Güvenlik Programı, Mehmet Acel/Kanal 7 TV-Başkent Kulisi Programı, Erdoğan Aktaş/A Haber- Memleket Meselesi, Bugün TV /Bugünün Gündemi Programı (16 Mayıs 2012-10.30) ve daha niceleri…

30 Nisan 2012

Milliyet Gazetesi’nin internet sitesinde “Assubayların Sosyal Medya Savaşı” başlığı altında verilen haber: “Özlük haklarıyla ilgili sorunları yıllardır gündemden düşmeyen assubaylar, sosyal medyada bir araya gelerek bir grup kurdu. Bir haftada 115 bin kişinin üye olduğu ‘Bu Kadarına da pes Diyen Assubaylar’ adlı grupta emekli ve muvazzaf assubaylar sorunlarını anlatarak, örgütlü hareket etmeye çalışıyor. TEMAD tarafından organize edilen grup sayfasında ‘TSK tarihinde ilk kez bu kadar assubayın bir araya gelmiş olması, assubay camiasına yapılan haksızlığın somut olarak ortaya çıktığının bir göstergesidir’ ifadesi yer alıyor. Grup, hareketini facebook ve twitter’de başarılı bir organizasyonla yürütüyor.

1 Mayıs 2012

Habertürk Televizyon Kanalında yayımlanan Teketek programında, Fatih Altaylı, Maliye Bakanına şu soruyu yöneltiyor: “Subaylara zam yaptığınız için assubaylar ve polisler size çok kızıyorlar, ne diyorsunuz?” Maliye Bakanımızın cevabı gayet pişkince: “Biz sadece kurmay subaylara zam yaptık!

2 Mayıs 2012

cuneyt-ozdemirCüneyt Özdemir, sosyal medyadaki “Assubay PES Hareketini” sütunlarına taşıdı (Radikal Gazetesi) ve çarpıcı yorumlarda bulundu: “Assubaylar rahatsız. Hem de çok rahatsız. Pek çok hakları subayların iki dudağı arasında… Tek bir cümle ile bir haftalık hapis cezası alabiliyor. Emir demiri keser bahanesi ile pek çok hakları yasal olarak gasp edilmiş. Kendilerine hiçbir şey sorulmadan OYAK başta olmak üzere vakıflara, derneklere kesintiler yapılıyor. Subayların maaşı hep artıyor, assubaylarınki aynı oranda artmıyor. Lojman, orduevi ve hastane konularında ayrımcılık var… Ordu içindeki subay ve assubay arasındaki negatif ayrımcılık, terör hattında canları pahasına çatışan bu devlet memurlarının hemen her alanda karşılarına çıkıyor. Şimdiye dek ancak emekli olduklarında sesleri çıkıyordu. O zaman da kimse zaten duymuyordu.  Oysa bakın sosyal medya devrimi onları da etkiledi. Bugün twitter ve facebook’ta açtıkları hesapları yüz binin üzerinde insanın takip etmesinin nedeni yıllar süren bu haksızlığa karşı birikmiş öfkelerinden kaynaklanıyor.

4 Mayıs 2012

Genelkurmay Başkanlığı, sosyal medyadaki hareketlilik nedeniyle -saat 11.15 sularında- assubaylara bir muhtıra (BA-02/12) verdi. Buna göre, bazı basın yayın organlarında muvazaf ve emekli assubayların özlük hakları konusunda doğru olmayan haber ve yorumların yer aldığı belirtilerek, TSK’da statü ve hiyerarşi olduğu,  sorumluluk ve yetkilerin buna göre paylaşıldığı, dolayısıyla hak ve yetkilerin de bu hiyerarşi ve statüye göre belirlendiği vurgusu yapıldı. Böylece emeğe karşı statükoculuğunu daha baştan açıklayan Genelkurmay, Emekli Assubaylar Derneği’ne (TEMAD) yönelik olarak muhtıra niteliği taşıyan bir beyanda bulundu. Böylece en sonunda kendi çocuklarına da muhtıra veren bir kurum niteliğine kavuştu:

“Bu arada, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği üyelerinin de bazı medya organlarında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok önemli bir gücünü teşkil eden astsubaylarımız hakkında gerçeklere dayanmayan açıklamalar yaparak, kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği ve derneğin kuruluş amaç ve çalışma alanının tamamen dışında, muvazzaf personelimizi tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu esefle izlenmektedir.” 

TEMAD Genel Başkanı Ahmet Keser’den anında cevap geldi: “Görevdeki assubayları biz değil, Genelkurmay ve yaptığı haksız, adaletsiz uygulamalar tahrik etmektedir!

Muhtıra konusuyla ilgili olarak Hükümet kanadından da bir (9 Mayıs 2012) açıklama geldi. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik “Bildiri ile vatandaşla muhatap olma dönemi kapanmalıdır. Assubaylara yönelik bildiri yayınlamak hiç de hoş olmamıştır, bunu kabul edelim.

Ana Muhalefet Partisi lideri (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu ise 8 Mayıs tarihinde yaptığı açıklamada çok daha sert konuştu: “E sen zam aldın, maaş aldın, assubaylara verilmedi, isyan etmesin mi o? Eleştiriye tahammül edeceksin. Burası Patagonya değil! Tahammül etmiyorsan o koltuğu bırakacaksın. Demokrasiyse, demokrasinin gerekleri çerçevesinde herkes görevini yapacak!

Emekli Assubaylar Güçbirliği Platformu Sözcüsü Ersen Gürpınar ise tepkisini Aydınlık Gazetesine verdiği demeçle gösterdi: “Biz kurumumuza ve ettiğimiz yemine sadığız. Kurumları, haksızlıkları yazan değil, yapanlar yıpratır!

En farklı yorum ise Star Gazetesi yazarı Ergun Babahan’dan geldi: “Adalet Talebinden Tahrik Olan Bir Ordu! Assubaylar Direnin!”

05 Mayıs 2012

umurtalusansurAssubaylara ve ordunun tüm astlarına karşı yapılan haksızlıkları 2005 yılından beri dile getiren, cesur bir şekilde köşesine taşıyan ve bu nedenle kimi zaman Genelkurmay tarafından andıçlanan Sn.Umur Talu’nun Habertürk Gazetesindeki yazılarının ordu içinde okunmasının engellendiği haberi medyada yankılandı. Birliklerdeki dâhili internet (intranet) üzerinde bulunan basın yazıları arasında Umur Talu’nun yazılarının okuyucusuna ulaşamadığı öğrenildi. Bu haber üzerine,  8 Mayıs 2012 tarihinde, Genelkurmay bir bildiri daha yayınladı ve “TSK ağında (intranet) hiçbir köşe yazarının yazısının yer almadığını” bildirdi. Umur Talu’dan sonra, assubaylara yapılan haksızlığı gören Balçiçek İlter de bu konuda keskin yazılar yazmaya başladı ve “Assubayların Hak ve Onur Mücadelesine” açık desteğini sundu. Söz Sende Programında (Habertürk Tv/10 Mayıs 2012) müthiş bir slogan ortaya çıkartıldı: “Adaletsizliğe Pes Dedik, Ama Pes Etmeyeceğiz!

7 Mayıs 2012

assubaylaramuhtiraAssubaylara verilen haksız muhtıraya en ilginç yanıt, Akşam Gazetesi’nden geldi. Akşam Gazetesi’nin internet sitesinde yayımlanan karikatürde, muhtıra şu çarpıcı sözlerle alaya alınıyordu: “Vah Vaah! Eskiden hükümetlere posta koyarlardı!” Nazlı Ilıcak da “Assubay PES Hareketine”  desteğini (5 Mayıs 2012/Sabah Gazetesi) sundu: “Bu Kadarına PES Diyen Assubayların yürüttüğü kampanya, yüz binlerce insana yayıldı. Yıllarca, uğradıkları haksızlığın yükünü taşıyorlar ama ‘PES’ demediler.

09 Mayıs 2012

Bu Kadarına da Pes Diyen Assubaylar” sosyal medya eylemine en ilginç destek BDP Milletvekili Sırrı Sakık’tan geldi. Sakık, assubay ve uzman çavuşların özlük hakları için önerge verdiğini twitter hesabından açıklayınca, sosyal medyada ortalık fena karıştı. Hem kendi partisinden hem de emekli assubaylardan büyük tepki gördü. Bir diğer çarpıcı açıklama ise Kanaltürk kanalında yayınlanan Merkez Siyaset Programında yapıldı. Mehmet Baransu ve Can Ataklı ile diğer katılımcılar şu beyanda bulundular:  “Sivil ve sosyal haklar söz konusu olduğunda görevdeki assubaylar da sokağa çıkabilmeli. Tepki göstermeli. Bu normal karşılanmalı.

13 Maysı 2012

takvimTakvim Gazetesi, Assubaylar ve sorunları ile ilgili bir yazı dizisi başlattı. Yazı dizisi Mevlüt Yüksel (ve Ergun Diler) tarafından hazırlandı. “Assubaylar Dert Küpü” başlığı ile birlikte, TSK’nın belkemiği olan assubayların yıllardan beri çözülemeyen sorunlarına değinildi. Assubayların “Artık Sesimizi Duyun!” diye haykırdığını vurguladı. Assubayların maaş, mesai ve terfi gibi onlarca sorununa çözüm istediklerini belirtti.

14 Mayıs 2002

Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde bulunan Assubay Muhtırasını kaldırdı. Daha sonra, TEMAD ve assubaylara muhtıra niteliği taşıyan kısım çıkartılarak yeniden yayına kondu. Yeni Şafak Gazetesi yazarı Hilal Kaplan’ın assubayların eylemi ile ilgili yorumu her şeyi bütün açıklığıyla anlatıyordu: “Assubaylar rahatsız ama darbe değil, demokrasi istedikleri için!

25 Mayıs 2012

Bu Kadarına da Pes Diyen Assubaylar Hareketi”, özellikle sloganlaşan bazı cümlelerin etkisiyle kamuoyunda geniş yankı buldu. Başkan Ahmet Keser’in “Cenazelerimiz bile farklı muamele görüyor” söylemine, Genelkurmay bir açıklama ile cevap verdi. Fakat TEMAD ekibinin ilgili yönergeyi kamuoyuna sunması, medyayı şaşkına çevirdi ve onlar bile bu kadarına pes deme aşamasına geldiler.

Orduevlerinde rütbe ayrımının göstermelik olarak kaldırıldığına ilişkin vurgulanan “Reserve Paşa” söylemi, ortalığı oldukça karıştırdı. “200.000 kişi çiklet çiğnemek için mi bir araya geldi” sözleri de hayli ilginçti. TV8’de ekrana zumlanan yarım kanat (uçucu assubayların taktığı) epey etki uyandırdı. Assubayların bir kanadı işte böyle kırık denildi. “Askeri darbeler bizi mahvetti, Kenan Evren; benim teğmenim assubaydan az maaş alamaz diyerek statükocu kanunlar çıkarttı” sözleri de çok çarpıcıydı. “İki dudak arası mesai” kavramı da Başkan Ahmet Keser’in ilginç ve etkili söylemlerinden birisiydi. Çok kullanıldı. Yaşar Büyükanıt’ı iğneleyen anlatım ise oldukça popüler oldu; “Fenerbahçeli Büyükanıt, Jay Jay Okacha’yı sevdiği kadar assubaylarını sevseydi, bunların hiç biri olmayacaktı!

Diğer bazı çarpıcı cümleler ise şöyleydi: “Doğuya gittiğinizde artık eşiniz dul, çocuğunuz öksüz. Doğuda kaç albay var, kaç assubay var, Genelkurmay buyursun açıklasın!”, “Odana Atatürk resmi asamazsın, çünkü Atatürk; onlarındır!”, “Doğu’da karakol komutanı assubay, Bodrum Yalıkavak’ta üsteğmen, bak şu işe sen!”, “Emekli olunca, subay aldığı maaşın %85’ini, assubaylar ise %50’sini alıyor, adalete bak, şapka çıkar!”, “Bir kişiye dokuz kuruş, dokuz kişiye bir kuruş, işte TSK’nın adaleti bu!”, “Zahmette öndeyiz, nimete gelince; siz biraz durun diyorlar!”, “Hiç mevzide bir Albay gördünüz mü?”, “Kanadı kırık uçuş brövesi, TSK’nın utancıdır!”, “Uçucu Uzman Çavuşlara da herhalde tüylerini verecekler!”, “Emekli subaylar torunlarıyla, assubaylar sorunlarıyla uğraşıyor!”, “Başbakan Erdoğan bizi 1,5 saat dinledi, hak verdi ama icraat göremedik.” “Ben Gabar’da çarpışacağım, komutanlık parasını karargâhta oturan alacak, olmaz öyle şey!

Umur Talu ve Yiğit Bulut’un konuyla ilgili bazı yorumları da gündem yarattı. Umur Talu; “AKP ‘asker emekçiler’in oylarını alıp haklarını vermeyerek, karargâhı idare etti.” Yiğit Bulut; “Subaylar şöyle düşünüyor. Assubaylar harbiye eğitiminden geçmediği için kolay kandırılabilir. İrticacı olabilir. O yüzden rejimi koruma konusunda güvenilmez. Bu çok yanlış, çok sakat bir düşünce… Aslında her türlü ayrımın altında bu gerçek yatıyor!

30 Mayıs 2012

asbpeshrk2Sosyal medyada başlatılan “Bu Kadarına da Pes Diyen Assubaylar Hareketi”, Türkiye’de bu anlamda yapılan ve başarıyla yürütülen ilk hareket oldu. Hareket, önce sosyal medyada filizlendi ve sonra gazetelere, televizyon programlarına ve internet sitelerine yayıldı. Sağduyu ve akıl ile yürütüldü ve provakasyonlara kapılmadı. Türk demokrasi tarihine altın harflerle yazılacak bir eylem olarak görüldü. Daha önce dünyada, Arap coğrafyasında yaşanan “Arap Baharı” rüzgârının Türkiye’deki yansıması olarak da yorumlandığı oldu. Benzer bir eylemi BDP de etkin olduğu bölgelerde denemiş ama başarısız olmuştu. Yani sosyal medya aracılığıyla kitleleri harekete geçirip sokaklara dökmeyi istemiş, denemiş ama başaramamıştı. Oysa assubaylar, bu hareket ile çağdaş sosyal medyanın etkin bir şekilde nasıl kullanılabileceğinin muhteşem bir örneğini sergilediler.

Özellikle TEMAD Genel Başkanı Ahmet Keser ve ekibinin olayları bilgi ve birikimleriyle doğru adımlarla yönlendirmeleri takdire değerdi. Bu hareket sonuçta henüz meyvelerini tam olarak vermedi, çünkü önyargıları kırmak o kadar kolay değil. Fakat “PES Etmeyen Assubaylar”, bu eylem sürecinden gözle görülmeyen ama önemli olan bir takım edinimler elde etti. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye kamuoyu, assubay ve emeklilerinin de subaylar gibi bol keseden maaş aldığını zannediyordu. Bu vesileyle gördüler ki, onların yarısı kadar dahi (emekliler) maaş alamıyorlar. Muhteşem bir statüko var. Assubayların maaşlarını her daim örnek gösterip onlar kadar maaş alamıyoruz diyenlerin sesi soluğu kesildi. Gerçekler tüm çıplaklığıyla görüldü ve toplumdaki bu önyargı kırıldı. Bir diğer husus da, assubayların genelde lise mezunu olduğu, tahsillerinin düşük olmasına rağmen pek çok maddi ve sosyal olanağa sahip bulundukları ön yargısı idi. Bu cahil kesimin(!) böyle refah içinde bulunması(!), hak etmedikleri bir bolluk ve bereket yaşamaları (!) açıkça kıskanılıyor ve sık sık gündeme taşınıyordu. Bu eylem sürecinde Ahmet Keser ve ekibinin medyada gösterdiği başarı, konularına vakıf olmaları ve kamuoyunu tereddüde yer vermeyecek derecede bilgilendirebilme becerileri; tıpkı bir siyasi parti lideri ya da bir sendika lideri kıvamındaydı. Assubaylara lise mezunu ve cahil damgası vurarak, onların haksız bir refah yaşadığını düşünenler, Ahmet Keser ve ekibinin çağdaş görünümü, temsil yeteneği, bilgi birikimi ve konuya hâkimiyeti ile bu kesim büyük bir hayal kırıklığı yaşadı ve ağır bir darbe aldı. Türkiye kamuoyu gördü ki, karşılarında çağdaş, bilgili ve eğitimli bir lider ve kitlesi var!

3 Haziran 2012

Assubayların memuriyette 1. Derecenin 4. Kademesine yükselmesini sağlayan ve aynı zamanda mecburi hizmet süresini de 10 yıla düşüren kanun değişikliği (22 Mayıs 2012 gün ve 6318 numaralı kanun) Resmi Gazete’nin 28312 nolu sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi. Böylece TSK’da bir tabu daha yıkılmış oldu. Bu hak, yan ödeme katsayılarını kapsamadığından dolayı maddi bir değer taşımıyor. Fakat önyargıları kırma ve personel motivasyonu açısından önemli bir basamak. Maddi olarak bir anlamı olmasa da “Assubayların Hak ve Onur Mücadelesi” için büyük bir umut ışığı.

03.Temmuz/10.Ağustos.2012

Türkiye Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) “Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar Hareketinin” eylem sürecinde ikinci dalga faaliyetleri başlattı. Bu kapsamda yapılan etkinliklerden ilki, sonuçları 30 Ağustos 2012 tarihinde açıklanacak olan “Üç Kelimede Assubay” Slogan Yarışması oldu. Buna göre assubayları en iyi anlatacak slogan seçilecek ve kullanılacak.

Diğer bir etkinlik ise 17 Ekim tarihinin “Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlanması için girişimlere başlanması ve etkinlik planlamalarının yapılması oldu.

Ayrıca, Temmuz ayının sonunda yeni bir anlayışla çıkartılan “Gelecek Yüzyıl” dergisi de oldukça ilgi gördü.

Çeşitli Televizyon kanallarının (TRT Anadolu ve Fox TV) programları ile haber bültenlerine de konuk olundu ve kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerine devam edildi. Planlamalara istinaden, Ağustos ayı içinde TEMAD Şubelerini bilgilendirme toplantıları icra edildi.

İkinci dalga hareketin en göze çarpan etkinliği ise yine çağdaş ve farklı bir anlayışla ortaya konulan “Bu Kadarına PES Dedik” konseri oldu. Bu Kadarına Pes Diyen Assubaylar ve aileleri ile onlara destek verenler, Ankara’da Kızılay’da bir yürüyüş ve konser icra ettiler. Nefesli Show Band Orkestrası eşliğinde yapılan yürüyüş ve Ankara Seymenler Kulübü Folklör Ekibi’nin halk oyunları gösterisi, başkent halkı için son derece dikkat çekiciydi. Bu etkinliğin en göze çarpan ve onu farklı kılan yanı ise katılımcıların giydiği kıyafetlerdi. Assubaylara yapılan haksız uygulamaları kamuoyuna duyurmayı amaçlayan bu protesto etkinliği süresince, katılımcılar özel tişört ve şapkalar giydiler. Bu şapka ve tişörtler, üzerinde yer alan sloganlarla açık ve anlaşılır bir mesaj veriyor, “Bu Kadarına da PES!” diyordu.

Hazırlayan: Aydın Kulak

Not-1: 2010 yılında yayımlanan çalışmanın güncellenmiş versiyonudur. Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.
Not-2: Kaynakça kısmı kısaltılarak verilmiştir. Toplam kaynak sayısı 160 civarındadır.
Not-3: Bu yazımda kullanılan resimler, haber amaçlı olarak çeşitli internet sitelerinden alınmıştır. Belirli bir kaynak site olmadığından dolayı, söz konusu siteler tek tek belirtilmemiştir.
KRONOLOJİ ÇALIŞMASI KAYNAKÇASI (Üç Kronoloji Çalışmasını da kapsamaktadır)
  1. İlkçağ Anadolu Devletlerinde Ordu/Koray ŞERBETÇİ/Yüksek Lisans Tezi/Trakya Üniversitesi-Sosyal Bilimler Enstitüsü/Haziran 2008
  2. Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları/N.Levent GÖKÇEDAĞ/Yüksek Lisans Tezi/ Haliç Üniversitesi/İstanbul-2007
  3. II. Abdülhamit Devri Osmanlı  Donanması/ Şakir Batmaz/Doktora Tezi/Erciyes Üni.-Kayseri/2002
  4. Aralık 2003 Çıpa Dergisi/Damyo Özel sayısı/Dz. Asb. Mes. Yük. Ok.
  5. Türk Modernleşmesinin Osmanlı Kökenleri: Sultan II. Abdülhamit Dönemi Eğitim Konuları/Ömer Faruk Yelkenci/Yeditepe Üni. S.B.E./İstanbul-2008
  6. Modern Eğitim Kurumlarının Batılılaşma Dönemindeki Gelişimi (1700-1900)/Okutman Yakup Göktaş/A.Ü. K.K. Eğitim Fakültesi Güzel sanatlar Eğitimi Bölümü
  7. Sultanın İsimsiz Kahramanları/Doç. Dr. Mustafa Kaçar/Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi/ 12 Aralık 2007
  8. İnönü Dönemi (1938-1950) Türk Denizciliği/Güzide Sezgin/Ankara Üni. -Türk İnk. Tar. Ens./2007
  9. http://www.msb.gov.tr/ayim/Ayim_karar_detay.asp?IDNO=621&ctg=000002000013000007
  10. Mersin’de Askeri Deniz Okulları/İsmail Sözener/Y. Lisans Tezi/Mersin Üni. SBE. Tarih ABD./2008
  11. Deniz Kuvvetlerinde Sistem Değişikliği/İskender Tunaboylu/Doktora Tezi/Dokuz Eylül Üni.-Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ens./ İzmir-2008
  12. Deniz Kuvvetlerinde Astsubay Sınıfının Tarihi Gelişmesine Toplu Bir Bakış/Tümamiral Fahri Çoker/ Deniz Kuvvetleri Dergisi Sayı:463- Cilt:74/Ekim 1968 (Alıntı yapılmıştır)
  13. 1890’dan 2003’e 113 Yıllık Şanlı Geçmişin Tarihçesi/Dz. Asb. Hzl. Okulu Kapanış Özel Sayısı/Deniz Basımevi/ 2003
  14. www.oyak.com.tr
  15. 27 Mayıs’a Damgasını Vuran Söz ve Beyanlar/Yrd. Doç. Dr. Mustafa Arıkan/Türkiyat Araştırmaları Dergisi-Sayı:4/Konya-1997
  16. The Chilean Naval Mutiny of 1931/Carlos René Manuel Tromben Corbalán/University of Exeter/Doktora Tezi/Eylül 2010
  17. Sintinenin Dibinde/ Emin Karaca/ Karakutu Yayınları-Eylül 2004
  18. Battleship Potemkin/Sydney Semphony Dergisi/Sydney Opera House/2009
  19. http://www.enotes.com/topic/Russian_battleship_Potemkin
  20. Çelenk Olayı’nı Yaşayan Dönemin Tanığı Deniz Assubayları/İsimleri Gizli Tutulmuştur.
  21. Kronstadt 1921/Paul Avrich/Çeviren Gün Zileli
  22. Red Mutiny: the True Story of the Battleship Potemkin Mutiny/ Neal Bascomb
  23. http://www.kurkuhl.de/english/november/time-line.html
  24. Homeros-İlyada/Türkçesi: Azra Erhat-A.Kadir/Sander Yayınları/1975-İstanbul
  25. Deniz Astsubay Hazırlama Okulu 1983 Mezunları Okul Yıllığı
  26. Emekli Deniz Assubayı İlhami Kemal Atayolu’nun Anıları
  27. Emekli Deniz Assubayı Halil Ergenli’nin Bilgi ve Yazışmaları
  28. http://www.turksolu.org/ileri/36-37/gezmis36.htm (Deniz Gezmiş’in Savunması)
  29. Mao-Bir Yaşam/Philip Short/Çeviri: Yavuz Alogan/İthaki yayınları-2007/Google Kitaplar
  30. Nejat Gülen/Şanlı Bahriye/ Kastaş Yayınları/03-2001
  31. Sultan Abdülaziz’den Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı Donanması/Dr. Mehmet Beşirli/A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi-Sayı:25-Erzurum/2004
  32. Astsubay Hazırlama Okulları İncelemesi/Öğr. Alb. Mehmet Sırrı Bekişli (Çok Progr. Astsb. Hzl. Ok. K.lığı )
  33. http://www.roman-empire.net/army/army.html
  34. Kuva-yı Milliye’nin Askeri Açıdan Etüdü/ Yrd. Doç. Dr. Kadir Kasalak/ Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi-Kasım 1998
  35. Astsubaylar/Nail GÜRELİ/Milliyet Yayınları/1991
  36. TSK internet siteleri/Kuvvet Komutanlıkları İnternet Siteleri
  37. Emret Komutanım/M.Ali BİRAND/Milliyet Yayınları/Ekim 1986-Kasım 1986
  38. http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&langpair=en%7Ctr&u=http://www.army.mil/-news/2009/03/11/18042-army-nco-history-part-1-american-revolution/ (tarihçe-usa)
  39. http://www.ncocorps.net/more/short_history_of_the_army_nco.htm (tarihçe-genel)
  40. Astsubaylığın Tarihçesi Çalışması/Ayhan YILDIRIM/ http://www.84krastsb.org/index.php?option=com_content&view=article&id=93:astsubayliin-tarhces-1&catid=5:ayhan-yildirim
  41. http://www.jandarma.tsk.tr/birlikler/bando/bandoic.htm (bayan assubay alımı)
  42. XVI. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde Çavuşluk Teşkilatı/Fırat Üni. Sosyal Bilimler Dergisi Cilt-12, sayı-2, Sayfa: 395-420 Elazığ-2002/Ümit KOÇ/Fırat Üni. Fen Edb. Fak. Tarih Bölümü Araştırma Görevlisi
  43. Çıraklık Eğitiminin “Osmanlı Dönemi” Durumu/Yrd. Doç.Dr. Ali ŞAHİNKESEN/Ankara üni. Öğretim Görevlisi/
  44. TÜRKİYE'DE ASKERI VETERİNER HEKİMLİK TARİHİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR/ Ferruh Dinçer/A. Ü. Veteriner Fakültesi Veteriner Tarihi ve Deontoloji Kürsüsü
  45. Cenevre Sözleşmesi-III
  46. Stanag 2116
  47. Prof.Dr. Mustafa Ergün/İkinci Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri/Ocak 1996-Ankara
  48. Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi/Enver Ören/İhlas Matb. A.Ş.
  49. Türk Ordusunun Tarihsel Kaynakları/Mevlüt BOZDEMİR/Ankara Üni.Siyasal Bilg.Fak.yayını/1982
  50. İsmail ONARLI/ Toplumsal Barış Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 5, Eylül 2004, s.16-18
  51. Deniz Harp Okulu Pusula Dergisi Sayı : 65-66/2010
  52. Türkiye’de Askeri Bandoculuk Eğitimi/Erol Demirbatır/Uludağ Üni./ Eğitim Fakültesi Dergisi XVIII (1), 2005, 67-81
  53. http://web2.airmail.net/napoleon/index.html (Napolyon Konusunda araştırma ve makaleler sitesi)
  54. E.Dz.Astsb. Necdet TÖRE’nin mahkeme belgeleri ve kendisinden alınan bilgiler.
  55. E. Dz. Astsb. Özgün Uysal’ın kişisel bilgi kayıtları
  56. TEMAD Çorlu Şubesi’nin İnternet Sitesi Kayıtları (Başbakan’la Temad Görüşmesi)
  57. Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu (DAMYO) İnternet Sitesi/ www.damyo.edu.tr
  58. E. Astsb. Mustafa Cebrail Sadakoğlu’nun Sağlık Astsubay Okulları ile ilgili kişisel bilgi envanteri.
  59. http://www.milliyet.com.tr/2001/01/18/yazar/pulur.html (Nazım Hikmet)
  60. Biyografisine Sığmayan Kadın: Halide Edib/ İpek Çalışlar/Everest yayınları-Mayıs 2010
  61. Samsun-Atakum Tarım Meslek Lisesi/ http://okulweb.meb.gov.tr/55/01/965050/tarihce.html
  62. Bizimkiler-Roma-Anadolu Merkezli Dünya Tarihi/Arda Kısakürek-Evin Esmen Kısakürek
  63. Türk Kültür Tarihinde Spor/Balıkesir Üni. Çalışması/ http://www.kultur.gov.tr/portal/turizm_tr.asp?belgeno=32117
  64. http://www.crystalinks.com/sumer.html
  65. Helen ve Roma Tarihinin Ana Hatları / Bülent İplikçioğlu/ Arkeoloji ve Sanat Yayınları-2007/İstanbul
  66. http://www.roman-empire.net/army/career.html
  67. Eski Türk Ordusunun Genel Mahiyeti/ Prof. Dr. Saadettin GÖMEÇ
  68. Türk Siyasal Kültüründe Devlet Anlayışı/ Adnan Güney/ S. Demirel Üni. S.B.E. Kamu Yönetimi A.B.D.
  69. http://www.ac-sciences-lettres-montpellier.fr/academie_edition/fichiers_conf/Pages2006.pdf
  70. Machiavelli: “Şeytan” mı, “İnsan” mı?/ Faruk Deniz/İstanbul Üni. S.B.F.Dergisi No: 23-24 (Ekim 2000-Mart 2001)
  71. İtaly in the time of Machiavelli/Steve Muhlberger/Nipissing Uni./ http://www.nipissingu.ca/department/history/muhlberger/2155/MACH.HTM
  72. http://vieuxblaye.free.fr/spip.php?article13
  73. Prusya Askeri Sisteminin Kuruluşu ve Olgunlaşması/Mesut Uyar-Hayrullah Gök/ http://koltukgenerali.blogspot.com/2007/05/5.html
  74. Moliere Eğitim Araştırma Projesi: Tarihsel Arka Plan Çalışması/16 ve 17.yy Fransası/İlker Yasin Keskin ve Çalışma Grubu/2009/ http://www.bgst.org/tb/yazilar/090109yk.asp
  75. Ece Ayhan’ın Şiirinde Çocuk ve Eğitim Teması ve Felsefi Temelleri/Hulusi Geçgel
  76. http://www.haberpan.com/haber/enver-pasa--e2-80-98askerlik-kisaltilsin /Enver Paşa Hakkında
  77. Çıpa Dergisi Özel Sayısı/Aralık 2003/DAMYO
  78. www.galatagazete.com /Pınar Çekirge/Fabrikalar Fabrikatörü/
  79. The Army NCO Guide/ FM 7-22.7/HQ Department of The Army-December 2002
  80. The Soldier’s Guide/ FM 7-21.13/ HQ Department of The Army-October 2003
  81. http://www.dzkk.tsk.tr/turkce/TarihiMiras/TurkDenizcliKiyafetleriveUnvanlari.php
  82. E. Tank Kd. Bçvş. Süleyman Kızan’ın Anıları
  83. Emekli Asb. Mustafa Savaş Evran’ın Anıları (www.emekliassubaylar.org)
  84. http://www.ozgundurus.com/Yazar/Altan-Algan/Uc-darbede-bir-orgeneral-Muhsin-Batur.php
  85. http://www.army.mil/article/16759/president-obama-reaches-out-to-senior-ncos/ 
  86. Hürriyet Gazetesi Arşivi
  87. http://ayvalik.temad.org.tr/?islem=paket/haberP/haber_detay.php&haber_id=37
  88. http://www.tarihtebugun.gen.tr/?a=5
  89. E. Hv. Asb. Ökkeş Kadri Baçkır'ın Anıları/ www.emekliassubaylar.org
  90. Deniz Gezmiş’in Savunması/ http://www.turksolu.org/ileri/36-37/gezmis36.htm
  91. http://www.tarihportali.net/tarih/cumhuriyet_tarihi_ekonomi_kronolojisi_29_mayis_1969_15_haziran_1970-t7629991.0.html;wap2=  (Personel Kanunu)
  92. E.Hv. Asb. Abdullah İnaler'in Anıları/http://ainaler.blogcu.com/
  93. Darbe Günlükleri/Aydın Kulak/Sokak Kitapları Yayınları-2010
  94. E. Asb. A.Z.'nin O Döneme İlişkin Anı ve Değerlendirmeleri/ www.emekliassubaylar.org
  95. Kamuoyuna Açık Mektup/ Sarp Kuray/http://www.suvaridergi.org/content/view/300/53/
  96. http://www.nethaber.com/Haber/27172/Turk-Kara-Kuvvetleri-2005te-KURULUS/ Ötüken, 1973, Sayı: 4
  97. Kutadgu Bilig’e Göre Türk Savaş Sanatı/Dr. Erkan Göksu/Kırıkkale Üni. Fen Edb. Fak. Tarih Böl.
  98. Almanak (Türkiye Cumhuriyeti Günlüğü/1923-2000)/K. İzbek/2006-İzmir
  99. http://dostoevskiy.niv.ru / Dostoyevski, Hayatı ve Çalışmaları Kronolojisi
  100. http://www.emekliassubaylar.org/haberler/item/310-ordunun-belkemigi-ses-verdi /Erişim: 17 Nisan 2012/
  101. Ulusal Yayın Yapan İnternet, Basın ve Medya Kuruluşlarının internet siteleri, programları ve köşe yazıları
  102. TC. Resmi Gazete (Çeşitli sayı ve nüshaları)
  103. Sosyal Medya Siteleri (Facebook ve Twitter)
Turkiyede-Assubayligin-Tarihsel-Gelisimi-3
TARİH OLAY
9/10.Ocak.1975 Eskişehir'de mevcut, tüm Hava Kuvvetleri Birlikleri işe gitmeme ve pasif direniş eylemi gerçekleştirerek, yapılan haksızlıkları protesto ederler. Eskişehir'de F-4 (Fantom) M.T.D. Elektronik Silah Oryantasyon Kursu, kursiyer assubayları da bu eylemlere katılırlar.
9/15 Ocak 1975 Balıkesir, Diyarbakır, Mürted, Ankara, Merzifon ve Malatya'da 9-15 Ocak tarihleri arasında geniş çaplı pasif direnişler uygulamaya konulur.
11/14.Ocak.1975 Genkur Ges K.lığı 1. Elk. Brl. K.lığı'nda görevli assubaylar ve onlarla dayanışma gösteren sivil memurlar iş yavaşlatma eylemi (vardiyalı çalıştığından hafta sonu tatili söz konusu değil) yaparlar.
11 Ocak 1975 11oca75-hurriyetHürriyet Gazetesi birinci sayfasından 6 sütun olarak “Assubaylar Yan Ödemeyi Az Buldu” ana başlığı ile haber yayınlar. Astsubayların bu olay nedeni ile harekete geçip “Assubaylar Birliğini” kurduklarını manşetten verir. Bu asparagas haber için harekete geçilir ve derhal yalanlanır.
12/15.Ocak.1975 1 ve 2. Hava Üs Taktik Komutanlığı bağlısı birliklerde görevli 2500 Hava Assubayı ile 30 Deniz Assubayı'nın katılım gösterdiği ve 9-12 Ocak tarihleri arasında geniş çaplı olarak uyguladıkları işe gitmeme ve iş yavaşlatma eylemleri büyük ses getirir. Kayseri'de Hava Kuvvetleri bağlısı birliklerde 3 gün işe gitmeme eylemi gerçekleştirilir. Daha sonradan Hava-İş sendikası liderliğine kadar ilerleyen Hava Assubayı Atılay Ayçin, bu eylemlerde başı çeker. Bu nedenle de ordu ile ilişiği kesilir.
13/15.Ocak.1975 Bandırma, 6. Ana Jet Üs K.lığı bağlısı birlikler, 13 Ocak günü Assubay Gazinosunda toplantı yaparlar ve arkasından, 14-15 Ocak tarihlerinde iki günlük işe gitmeme eylemini (525 Hava ve Deniz Assubayı) gerçekleştirirler. 301. Deniz Hava Filosu'nda görevli Deniz Assubayları da bu eylemin içinde yer alır. Gölcük bölgesinde Deniz Assubayları tarafından bireysel tepkiler ortaya konulur ve pasif direnişler yapılır.
18 Ocak 1975 Assubay eşleri, Ankara’da Ulus’tan Kızılay’a kadar yürüdü. Sıhhiye’de kurulan polis barikatını geçmeyi başardılar ve seslerini tüm ülkeye duyurdular. Yine arbede çıktı, eşler coplandı. Kortejin kenarında duran assubaylar bu zulme dayanamayınca ortalık iyice karıştı. Bu yürüyüş esnasında, Adalet Bakanlığı binası civarında astsubay eşleri için bir hazır kıta bekletilmesi hayli ilginçtir. Olur da eylemci assubaylar ve eşleri Meclis’e yaklaşırsa kanlı bir süngü cengi ile geri püskürtülecektir.  Ayrıca dâhiyane bir fikirle kalabalığın sık sık fotoğrafı çekilmiş ve eyleme karışan assubaylar bir bir tespit edilmeye çalışılmıştır. Hatta gazetecilerin çektikleri resimler dahi incelenmiş ve hesap günü için isimler fişlenmiştir. İstanbul, Taksim'de de bir yürüyüş tertiplendi fakat basın bunu sessizce geçiştirdi. 
20 Ocak 1975  Assubay Eşleri Ş. Urfa’da yürüyüş yaptı. Vilayet önüne kadar yürüyüp İstiklal Marşı söylediler ve protesto eylemini bitirdiler. Çorlu bölgesinde muhtelif pasif direnişler ve assubayları bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleşmiştir.  Çorlu'da ortak tepki havası hissedilmiş ama tam anlamıyla koordineli bir eylem ortaya konulamamıştır. Küçük çaplı ve bireysel eylemler ve bilinçlendirme süreci yaşanmıştır. Kara Assubayı Y. S., assubaylar arasında eylem propagandası yaptığı gerekçesiyle bir hafta hapisle cezalandırılmış ve cezanın ardından sürgün ataması olarak, bir başka bölgeye; Dağ ve Komando Okulu'na gönderilmiştir.
1975 TEMAY ve EMAS adlı dernekler, bazı yerlerde astsubay eylemlerine öncülük ederler. Milli Gazete; Astsubay hakları ile ilgili bilgilere sayfalarında geniş yer verir. Bu yürüyüş ve hak aramalara DİSK ve Dev-Genç gibi bazı Sivil Toplum Kuruluşları, Milletvekilleri, General ve Amiraller, Subaylar da destek verirler. 1975 Astsubay yürüyüşlerinden dolayı 5000 civarında Astsubay hapis cezası ve rütbe tenzil cezası alırlar. Ceza infazları birliklerde işlerin aksamaması için vardiya usulü ile uygulanır. Planlanan bu vardiya usulüne göre Assubaylar Ceza evlerine konarak cezaları infaz edilir.
28 Ocak 1975 Assubay eşlerinin protesto eylemleri Millet Meclisi’nde ses bulmuştur. O gün epey hareketli bir oturumda konu gündeme getirilmiştir. Kavgalı, tartışmalı, yumruklu ve tokatlı olarak gerçekleşen o günkü oturumun assubay eşlerinin eylemi ile ilgili kısmı için basında şunlar yazılmıştır: “MHP'li Ali Fuat Eyüboğlu, sataşma gerekçesiyle söz istemiş ve Başkan Ahmet Çakmak, Eyüboğlu'na söz vermiştir. Bunun üzerine CHP'liler ayağa kalkarak Başkanın tutumunu uzun süre protesto etmişlerdir. Eyüboğlu, konuşurken Assubay eylemleri ile ilgili olarak: Assubay ailelerinin yürüyüşü sırasında CHP Gençlik Kollarının yayınladığı bildiriden söz açarak, 'Bu bildiride, Türk ordusunun tahkir edildiğini' iddia etmiştir. Bunun üzerine CHP'liler yeniden Eyüboğlu'na bağırıp çağırmışlardır.” 
05 Şubat 1975 Millet Meclisi’nde, assubayların yan ödemeleri, gündem dışı bir konuşmayla kürsüye getirilmiş, bu konuda açıklama yapan Milli Savunma Bakanı İlhami Sançar, Hava Kuvvetlerinde 630 assubayın tutuklandığını, ayrıca 2236 assubayın hakkında soruşturma açılarak açığa alındığını, 74 assubayın da emekliye sevk edildiğini açıklamıştır. Eylemler nedeniyle ordudan ayrılışı yapılan isimlerden birisi de şair Murat Kapkıner’dir.
6 Mart 1975 Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı birliklerde görev yapan ve eylemlere karıştığı tespit edilen 177 kişi (45 K.K.K. lığı, 31 Dz. K. K. lığı, 24 Hv. K. K. Lığı mensubu Asb. ve bu eylemlere destek veren 77 Svl. Me.) Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının 6 Mart 1975 tarih ve 1975-96 sayılı, 1975-191 esas, 1975-74 karar numaralı iddianamesi gereğince “Birlikte Karar Alarak Görevi Kasten Aksatmak ve Bu Karara Fiilen Uymak” suçlamasına istinaden yargılanmak üzere mahkemeye sevk edilerek, T.C.K.nun 236/1-2, As.C.K.’nun 34’ncü maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle yargılanmaya başlandı. Daha sonra bunlardan 45 Asb. hemen tutuklanarak, 33-45 gün arasında ceza aldı. Cezaları Mamak Askeri Cezaevinde çektirildi. Mahkeme sonucunda, 45 Astsb. ile 52 Svl. Me., 2 ay Ağır hapis ve 200 TL. ağır para cezasına çarptırıldı. Asb. ların rütbe alma durumları ise 1 sene geç olmak üzere devam etti. (Bu eylemlere katılan Svl. Memurlar, durum kendilerini ilgilendirmediği halde eylemlere gönüllü olarak katılmışlar ve Assubayların Onur Mücadelesini şereflendirmişlerdir.)
25 Mart 1975 Anlaşarak ve sözleşerek toplu halde firar ettikleri iddiasıyla haklarında dava açılan 271 assubayın duruşması, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinde yapılmış, duruşmada askeri savcı iddianamesini okumuş ve sanıkların izinsiz olarak işlerine gitmediklerini ileri sürerek bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmalarını istemiştir. Hava Albay Muammer Uzuner’in başkanlığında duruşma hâkimi Binbaşı Ferşat Oltulu ve üye Hava Hâkim Ütğm. İsmail Hakkı Dirik’ten Kurulu mahkeme heyeti Hava K. K. lığı’nın duruşma salonu küçük olduğu için duruşmayı Sıkıyönetim Mahkemesi Salonunda yapmıştır.
29 Mart 1975 Eylemler sonrasında kamuoyu tepkisi oluşmuş ve assubayların eylemleri yan ödeme kanunnamesinde bir değişikliği zorunlu kılmıştır. Kanunname gözden geçirilip makyajlanmak zorunda kalınmıştır. Yeni hali, eskisinden biraz daha iyicedir. Bu kez Kıdemli Başçavuşumuz görece olarak, üsteğmenle eş seviyeye getirilmiştir. Tabi ki, komutanlık tazminatını saymazsak!
Mart/Nisan 1975 Eylem mağdurlarını korumak ve savunmak gayesi ile Ankara, İstanbul, İzmir, Gölcük, Gelibolu, Konya, Eskişehir, Balıkesir, Bandırma, Kayseri, Merzifon, Malatya, Diyarbakır, Erzurum, Erzincan, Mersin, Adana, İskenderun, gibi birçok il ve ilçede hızlı örgütlenmeye gidilmiş, bu örgütlenme sonrasında oluşturulan Hak Arama Komiteleri hızla harekete geçmiştir. Hak Arama Komiteleri bir yandan davalara kilitlenirken, öte yandan da hem içerdekilere hem de içerdekilerin dışarda bıraktıklarına maddi yardımlar için Takip Komiteleri oluştururlar. Takip Komiteleri zor durumdaki aileleri ve hapisteki assubayları maddi açıdan desteklemeye çabalarken, diğer ekipler; davalardaki hak ve hukukun müdahili, gözlemcisi ve destekçisi olurlar.
18 Nisan 1975 Üst komuta kademesinde, eyleme karışan assubayların ordudan ilişiğinin kesilmesi düşüncesi hâkim düşüncedir. Fakat Hava Kuvvetleri Komutanı bu düşünceye karşıdır. “Halen tutuklu bulunan assubayların neredeyse tamamının Uçak Teknisyenleri olduğunu, onların Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiklerinin kesilmesinin, Hava Kuvvetlerinin asli görevi olan; uçuş, atış, av önleme ve bombardıman görevlerini aksatacağını hatta aksatmaktan da öte yapılamayacağını” belirtir. Ayrıca “Kıbrıs Barış Harekâtı’nın fiilen bitmiş olmasına rağmen teyakkuz durumunun devam ediyor olması münasebetiyle, eylemci personelin ilişiklerinin kesilemeyeceği” fikrini Genelkurmay başkanına arz eder. Olaylara daha katı yaklaşan Genelkurmay Başkanı da durumun ciddiyetini anlayınca, devam eden şartlar nedeniyle bu düşünceye katılmak durumunda kalır. Böylece verilecek cezalarda yetki mahkemelere kalır. Ordudan atılmayıp hapis cezası alanlar, işlerin aksamaması amacıyla cezalarını birliklerinde vardiya usulüyle çekerler.
10 Tem. 1976 Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı’nın başvurması üzerine, Askeri Personel Kanununu değiştiren kanunun üst öğretim gören astsubayların intibaklarıyla ilgili bir hükmünü iptal etti. Bu hüküm, görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların, aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece eklemek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış sayılmasını öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi, bu hükmün eşitlik ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verdi. Burada ilginç olan nokta, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı da olan Cumhurbaşkanı Sn. Fahri Korutürk’ün Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusu yaparken gerekçe olarak Assubay’ın emsalinin subay olduğunu belirtmesidir. Yine aynı dönemlerde Assubaylar, Subaylarla aynı dereceden göreve başlamışlardır ancak bu kez Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Assubayların emsali Subay değil, 657 sayılı yasaya tabi genel idari hizmetleri sınıfındaki devlet memurudur kararı vermişti. (Yani işine nasıl gelirse canım!)
24 Mart 1978 Assubay Sınıf Okulu’nda okuyan öğrencilerin bu okullarda geçirdikleri sürelerin (18 yaşından gün almak şartıyla) emekliliğinden sayılması kabul edildi.
13 Ara. 1978 Genelkurmay Başkanı Kenan Evren : “Silahlı Kuvvetlerimizin çektiği maddi sıkıntıları gidermek mümkün olduğu halde, manevi sıkıntıları, moral sıkıntılarını gidermenin çok güç olacağını sizler de takdir edersiniz. Bu moral sıkıntısı, daha ziyade Silahlı Kuvvetlerimizin bizatihi içinde bulunan ayrılıklardan doğmaktadır./…/Takdir edersiniz ki, bir Sıhhiye Astsubay Başçavuş’un Tümgeneral maaşı alması ve ondan çok daha zor hizmetlerde çalışan Teknisyen Assubaylarımızın, normal maaşla iktifa etmesi, orduda huzursuzluğun kaynaklarından birisini teşkil eder, bu yönüyle sizlere bu moral yönünü dile getirmekten kendimi alamadım. Silah noksanlığını, malzeme noksanlığını giderebiliyoruz fakat personelin moralini tam tutamazsak, onu kullanacak insanları istediğimiz şekilde yetiştiremezsek, o zaman elimizdeki silahların da, teknik vasıtaların da kıymetinin kalmayacağı şüphesiz hepimizin malumudur." (Tam gün yasası nedeniyle bu konuşmayı yapıyor ve bu yasayı eleştiriyor ama ne hikmetse örneği assubaylar üzerinden veriyor.) (Tercümesi; siz bu yasayla, bazı assubayların benden fazla maaş almasına yol açıyorsunuz. Hadi Tabip Subaylar tamam da, bu benden ast olan “köle assubayların” maaşta beni sollaması neyin nesi?)
20 Şubat 1979 mfcakmakGölcük, Donanma Komutanlığı’na bağlı Mareşal Fevzi Çakmak (D-351) muhribinde 16.30 sularında meydana gelen yangın sonucu Asb. Çvş. Mehmet Kaya ile erlerden Mehmet Tekinler ve Ziya Karapınar yanarak şehit oldu. Yangına bakımda olan geminin mazot kazanına giden borulardan birinin alev almasının yol açtığı belirtildi. Olay esnasında yangına karşı kahramanca mücadele eden bir deniz assubayı ve iki er, Harp Filosu Komutanı Tümamiral’in emriyle içerde bırakıldı. Üzerlerine kaporta kapatıldı ve ölüme terk edildiler. Olay esnasında Harp Filosu Komutanı, personelin gazını almak için kahramanlık nutukları atar. “Gemiyi kurtarmak için gerekirse hepimiz canımızı feda edeceğiz!” falan der. Personelin tepkisine rağmen verilen emir uygulanır ve bu üç kahraman denizci ölüme terk edilir. Olay sonrasında komuta kademesince assubayların cenazeye katılmaları engellenir. Tepkilerden korkulur. Gemilerin kıçtankara iskeleleri içeriye alınır ve gemilerden çıkış yasaklanır. Meslektaşlarına son vazifesini yapmaları engellenen ve zalimce tedbirlerle içerde tutulan assubaylar, yeni bir tepkisel eylem fikrinde karar kılarlar. Buna göre belirlenen gün ve saatte TCG Donatan gemisinin işareti ile protesto eylemine başlanacaktır. Her gemi hazırladığı siyah çelenkleri aynı anda denize bırakacak ve böylece bu zalimliğe karşı ortak tepkisini gösterecektir. Bu karşı koyuş, bu onurlu duruş gerçekleştiğinde ortalık karışır. Donanmanın zalim subayları bunu bir isyan olarak değerlendirip katılanları, özellikle ele başılarını askeri mahkemeye çıkarmaya çalışırlar. Haklarında isyana teşvik suçlaması ile yasal süreci başlatırlar. Özellikle Kocatepe ve M.F. Çakmak muhriplerinde tepki çok büyüktür. O yüzden bu gemilerde tutuklamalar yapılır. Tutuklananların yerine geçici görev mürettebat atandırılır ve gemiler bakımda ve sülyen boyalı olmalarına rağmen apar topar Mersin’e intikal ettirilir. Böylece isyanın donanmanın diğer gemilerine de sıçraması önlenecektir. Yine de uzun bir süre ortalık yatışmaz. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk de bir inceleme gezisi için Gölcük Tersanesi’ne gelecektir. Onun geçeceği güzergâhlar üzerine devrimci sloganlar yazılır. Bunların en önemlisi Gölcük B Kapı girişindeki asfalta yazılan slogandır ki, bu eylem sonrasında B Kapı için Nöbetçi Subaylığı ihdas edilmiştir. Ayrıca, liman açıklarında alargadaki bir geminin bordasına da devrimci sloganlar yazılması, donanmanın üst komuta kademesini deliye döndürmüştür. O dönem özellikle bu yazı Gölcük’te dillere destan olmuştur. Olaylar yatışmasına yatışır ama bu onurlu eylemi gerçekleştiren deniz assubayları ağır bir bedel ödemek zorunda kalır. Kimisi ordudan atılır, kimisi hapis yatar, pek çoğu da devre kaybeder ve çok uzun yıllar mimli personel olarak gözetim altında tutulur. Hiçbir yurt dışı görevine, gemi alımına gönderilmezler.
1979 Daha önce şapka kokartlarında Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden ay-yıldız bulunmayan Deniz Assubay Hazırlama ve Sınıf Okulu öğrencileri, tasarımı o yıl Dz. Asb. Hzl. Okulu 2.Sınıf öğrencisi olan Özgün Uysal tarafından yapılan ve değişikliği Dz. K.K. Kıyafet Yönetmeliği'ne işlenen, ay-yıldızlı şapka kokartlarını ilk kez kullanmaya başladılar.
5 Haz. 1982 Astsubayların rütbe terfi veya rütbe kıdemliliği sırasında bulunmadıkları halde, görevde iken bir yüksek öğretim biriminden mezun olmaları durumunda, bir üst maaş derecesinin birinci kademesine yükseltilmelerini sağlayacak Yönetmelik Resmi Gazetede yayınlanarak, yürürlüğe girdi.
Haziran 1983 TEMAY ve EMAS gibi eski dernek yapılanmaları iptal edildi ve TEMAD’ın kuruluşu ile ilgili 2847 sayılı yasa yürürlüğe girdi.
17.Ekim.1984 Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kuruldu.
Ekim 1986 emretkomutanimBirkaç bölümde assubayları ve sorunlarını da ele alıp inceleyen ve kamuoyuna assubayları tanıtan “Emret Komutanım” isimli kitap yayımlandı. Kitap, Mehmet Ali Birand tarafından hazırlandı ve Milliyet yayınları tarafından piyasaya çıkarıldı.
15 Ara. 1986 Emret Komutanım isimli yazı dizisi hakkında Genelkurmay Başkanlığı’nın yapmış olduğu açıklamalar, Milliyet Gazetesinde yayımlandı. (10 Ara.1986 gün ve GENSEK: 3050-273-86/BASHALK (753)). Bu açıklamaya göre, “Yazarın, astsubaylarımızı ‘Tanınmayan Kuvvet ve Ayrı Bir Dünya’  olarak vasıflandırması ise, ardındaki saklı fikirleri ile Silahlı Kuvvetler içinde bir ‘kırgınlar’ grubu yaratmak temayülünü teşvik eder mahiyette görülmektedir.
1990 Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’nun Yüzüncü Kuruluş Yıldönümü nedeniyle PTT tarafından anma pulu çıkarıldı.
25 Haz. 1991 Nail Güreli’nin hazırlamış olduğu Astsubaylar yazı dizisi Türkiye’nin etkin gazetelerinden Milliyet’te yayımlanmaya başlandı.
1 Tem. 1991 Nail Güreli tarafından hazırlanan ve Milliyet Gazetesinde yayımlanan Astsubaylar yazı dizisinin 35’inci bölümü de neşredildi ve tamamlandı.
Ağustos 1991 Nail Güreli’nin “Astsubaylar” isimli kitabı Milliyet Yayınları tarafından piyasaya çıkartıldı.
28 Ağu. 1991 Ordudaki görevinden zorunlu hizmet nedeniyle ayrılamayan subay ve assubayların çözümü firarda aradıkları belirtildi. Son yıllarda Firari sayısının arttığı ve bu sayının 150 dolayında olduğu öğrenildi. (Milliyet Gazetesi)
11 Kasım 1991 Gazeteci Rafet Ballı tarafından hazırlanan ve Milliyet gazetesinde yayımlanan Emekliler konulu yazı dizisinde Emekli Assubayların Sorunları anlatıldı.
14 Ocak 1992 Astsubayların sorunlarının çözümü için TEMAD atağa kalktı. TEMAD’ın yeni Genel Başkanı Emekli Hava Assubayı Orhan Özkan,  sorunlarını ve dileklerini yetkili makamlara duyurmak ve çözümü sağlamak üzere bir kampanya başlattı. Assubayların ve emeklilerinin isteklerini içeren raporlar, Meclis Başkanlığına, Başbakanlığa, Milli Savunma Bakanlığı ile diğer ilgili bakanlıklara ve Genel Kurmay Başkanlığına iletildi.
20 Aralık 1993 evinwq3Ünlü sinema ve tiyatro sanatçısı Hulusi Kentmen, kalp yetmezliği ve böbrek sorunu nedeniyle vefat etti. Kentmen, uzun yıllar Türk Donanmasında deniz assubayı olarak görev yapmıştı. Türkiye halkı onu zengin ama aşka ve sevgiye saygı duyan baba ve fabrikatör rolleriyle tanıyıp sevmişti. Hatta gönüllerin cumhurbaşkanıydı o. O denli seviliyordu. Seksen iki yıllık ömrünü tamamlarken söylediği son sözler şöyleydi: “Biz sinema oyuncuları, hayal sanatçılarıyız. Bir iz bırakmıyoruz. Oynadığımız, oynatıldığımız müddetçe varız, onun dışında ise yokuz. Ne olur bizi unutmayın!
19 Aralık 1994 Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması ve Astsubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak yeniden yapılandırılması konusu Yüksek Askeri Şurada ele alındı. Konunun detaylı araştırılmasına ve incelenmesine karar verildi.
15 Haz. 1997 Genelkurmay Başkanlığı 12 Haziran 1997 tarihli yazısında Başçavuşlara ve Assubaylara hakaret ettiği gerekçesiyle Milli Gazete yazarı Sadık Albayrak hakkında suç duyurusunda bulundu. Sadık Albayrak, Mizan isimli köşesinde yazmış olduğu yazıda başta Başçavuşlar olmak üzere assubaylara ağır hakaretlerde bulunmuş ve bunun neticesinde assubaylar büyük tepki göstermişti. (Sadık Albayrak, oğlu Berat Albayrak'ı Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kızı Esra Erdoğan'la evlendirerek, 'başbakan dünürü' olan yazarımızdır.)
17 Ağu.1999 17agustosdepremi17 Ağustos 1999 Marmara depreminde Deniz Kuvvetleri mensubu 420 subay, assubay, er ve uzman çavuş şehit oldu. (Medyada çıkan haberlere göre, bu dönem Gölcük’te görev yaparken depremde şehit olan Mehmetçiklerimize “Şehitlik Beratı” verilmediği de 2010 yılında hala yazılıyordu. Ne acı değil mi? Kimin şehit sayılıp sayılmayacağına bile ölüm şekline göre değil, statüsüne göre karar veriliyor!)
6/10 Ara. 1999 Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması ve Astsubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak yeniden yapılandırılması konusunda Genel Kurmay Başkanlığı’nda geniş katılımlı bir Eğitim Koordine Toplantısı icra edildi. Bu toplantı neticesinde konu hakkında kesin karara varıldı. Bu karara göre, Proje uygulamaya geçirilecek.
13-21 Haz.2001 13 Haziran 2001 tarihli ve  “T.S.K.’nde İstihdam edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar” konulu kanun 21 Haziran 2001 tarihli ve 24439 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2001 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de de Amerikan Astsubay yapılanmasına benzer adımlar atılmaya başlandı. Birlik ve Gemi Kıdemli Assubaylık kadroları kuruldu. Kuvvet Kıdemli Assubaylığı tesis edildi. Kıdemli astsubay Akademisi fikri etüt edilmeye başlandı.
25 Kasım 2001 Milliyet Gazetesinde “Sözleşmeli Bayan Astsubay Yasası” ile ilgili iç sayfa başlığı : “Ayşe Başçavuş Geliyor.

Hazırlayan: Aydın Kulak

(2010 yılında yayımlanan çalışmanın güncellenmiş versiyonudur. Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur. Çalışma ile ilgili açıklamalar ve kaynakça, yazı dizisinin son bölümünde yer alacaktır.)

Not-1: Bu yazıdaki bazı resimler, Tosun Saral Albümü’nden alınmıştır. Assubaylarla ilgili pek çok resme Facebook’taki Tosun Saral Albümü’nden ulaşabilirsiniz. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

astsubay-tarihi-2
TARİH OLAY
9.Eylül.1934 19.yüzyılın ikinci yarısında filizlenen ve 20.yüzyılın başlarında sistematik bir düşünce haline gelen “Türkçülük” fikrinin 1930’lu yıllarla birlikte önderi olan Hüseyin Nihal Atsız, Kasımpaşa’da bulunan Deniz Gedikli Erbaş Ortaokulu’na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiş ve dört yıl burada görev yapmıştır. 30 Haziran 1938 tarihinde bu okuldaki görevinden ihraç edilmiştir. O dönemde, Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nun yönetmeliğine göre, Türk olmayanlar okula alınamamaktadır. Yeni öğrencileri imtihan eden komisyonda yer alan Atsız, sorduğu sorularla adaylardan Türk asıllı olmayanları tespit etmekte ve öğrenci olarak okula alınmayan bu adaylar yüzünden de etrafındaki düşmanlarını çoğaltmaktadır. Arnavut asıllı olduğu iddia edilen müdür, komisyondan Atsız’ı çıkarmış ve bu hadise üzerine Arnavut asıllı müdüre selam vermeyerek disiplin suçu işleyen Atsız, müdürün Milli Savunma Bakanlığı’na yazdığı bir yazı yüzünden okuldaki vazifesinden ihraç edilmek durumunda kalmıştır
9.Nisan.1935 Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki rütbe isimleri, yeni Türkçe terimlerle değiştirildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kullanılan rütbeler; Laiklik ilkesi kapsamında çıkartılan 2590 sayılı ‘Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun’ un üçüncü maddesine dayanılarak Bakanlar Kurulu’nun 09 Nisan 1935-No:2/2295 sayılı ‘Ordudaki Rütbeler ve Yeni Karşılıkları Hakkındaki Kararname’ ile yürürlüğe girmiştir. (Madde 3: Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere kara ve havada Müşürlere Mareşal, Birinci Ferik, Ferik ve Livalara General, Denizde Birinci Ferik, Ferik ve Livalara Amiral denilir. Generallerin ve Amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla Deniz Müşürleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları Ali Askeri Şurası kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.) Bu kapsamda Gedikli Erbaş (Assubay) rütbeleri de şu şekilde değişikliğe uğramıştır: Eski/Yeni - Başgedikli/Başgedikli-Başçavuş/Başçavuş - Başçavuş Muavini/Üstçavuş - Çavuş/Çavuş - Onbaşı/Onbaşı
10.Haziran.1935

tosunsaralalbümü272771 sayılı “Ordu Dâhili Hizmet Kanunu” ile yeni rütbe ve kategori tanımlamaları yapılmıştır. Burada Er’den Başgedikliye kadar olan rütbeye haiz kişilere “Erat” deneceği belirtilmiş, Yarsubay’dan Mareşal’e kadar olan rütbeye haiz kişilere ise “Subay” deneceği belirtilmiştir. Erat tanımlamasındaki personelden özel kanunlar ile mükellefiyetlerinden fazla hizmet kabul edenlere “Gedikli” deneceği karara bağlanmıştır. Böylece Gedikli Küçük Zabit yapılanması da Gedikli Erbaş olarak kanunlarda tanımlanmaya başlamış ve sınıf olarak bir kategori düşüşü yaşanmıştır.       

Ayrıca, rütbe kategorisi olarak şu gruplar belirtilmiştir. Erbaşlar: Onbaşı, Çavuş, Üstçavuş, Başçavuş, Başgedikli.  Asubaylar: Yarsubay (Zabit Vekili), Asteğmen, Teğmen, Yüzbaşı, Binbaşı.  Üstsubaylar: Yarbay, Albay, Generaller ve Mareşal. (Burada dikkat çekici olan şey, Gedikli Zabitliğin yerine Yarsubaylık rütbesinin getirilmesi fakat halen görevde olan Gedikli Zabitlere bu rütbenin verilmemiş olmasıdır. Muhtemelen bu rütbe Harp Okulu öğrencilerinin mezuniyet sonrası için ihdas edilmiştir.) (Gedikli Erbaşların sosyal hakları kısıtlı olmasına rağmen maddi hakları bu günkü Assubayların maddi durumlarından çok daha iyiydi. Bir Gedikli Erbaş naspedilişinden sonra 18 sene evlenemezdi. Sonrasında ise üst kademeden evlilik onayı almak zorunluluğu vardı. Koğuşta eratın en başında yatar, haftada bir gün şehre izinli çıkardı.)

26 Şubat 1937 205 sayılı kanunun 2.nci maddesini değiştiren 3134 sayılı kanun ile gedikli erbaşların en az ortaokul tahsiline haiz olmaları şartı getirilmiştir. Assubayların, Hazırlık Okulları sonrasında tahsil süreleri (ortaokul üstü) 2 yıllık sınıf okulu yani sanat enstitüsü seviyesine çıkarıldı.
16 Mayıs 1938 2771 sayılı kanunda (Ordu Dâhili Hizmet Kanunu) değişiklik yapıldı. Subay rütbeleri değiştirildi. Assubay rütbelerinde bir değişikliğe gidilmedi. (3387 sayılı kanun)
Haziran 1938 nazımdonanmadavasıŞair Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Hikmet Kıvılcımlı ve Kerim Korcan ile bir avuç deniz assubayı “Donanma Davası” olarak bilinen dava nedeniyle tutuklandı. Nazım Hikmet ve arkadaşlarının suçları Donanma’daki assubaylara kitap okutmak ve henüz icat edilmemiş bir suç olan “Komünizm” propagandası yapmaktı. Söz konusu kitapların çoğu, bugün dünya klasikleri diyebileceğimiz eserlerden oluşuyordu ve hiç biri yasak yayın değildi. Komünizm propagandası suçu, yargılanma sürecinde ancak yasalara girdi. Türk Ceza Yasası'ndaki 141-142. maddeler, 16 Temmuz 1938 gün ve 3531 sayılı yasayla değişikliğe uğratılarak, yalnız eylemi değil, düşünce açıklamayı da cezalandırır hale getirildiler. Nazım Hikmet, Erkin gemisinde sintineye kapatıldı. Ondan önce tutuklanan Kemal Tahir grubu ve deniz assubayları ilk önce Yavuz Zırhlısı sintinelerine, yer kalmayınca da Erkin Gemisi sintinelerine hapsedildiler. 10 Ağustos 1938 tarihinde Erkin Gemisinde başlayan mahkeme, 29 Ağustos 1938’de karara bağlandı ve ağır cezalarla sonuçlandı. Kemal Tahir’in assubay kardeşi (Nuri Tahir) ve sanık diğer assubaylar da paylarına düşen cezaları aldılar. Bu davada ilk kez yüzer-gezer mahkeme olarak kullanılan Erkin Gemisi de bu özelliğiyle Zulüm Mahkemesi olarak tarihe geçti.
12 Aralık 1938 Genelkurmay Başkanlığı, dünyadaki siyasi şartların bir savaşa doğru meyletmesini dikkate alarak, ordudaki subay sayısının artırılması yönünde karar almış ve bu maksatla on yıl hizmetten sonra emekliye ayrılan Gedikli Erbaşların, imtihandan geçirilerek yedek teğmen olarak orduya alınmasını uygulamaya koymuştur. (Kanun No: 3543, Resmi Gazete Tarih/Sayı:21/XII/1938- 4090)
1 Eylül 1939 1937 yılında çıkan yasa gereği ilkokul seviyesindeki Musiki Gedikli Okulu kapanmış ve yeni bir yapılanma ile Ankara Musıki Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulu, Riyaseti Cumhur Armoni Mızıkası’nın yanındaki binada açılmıştır. Bu kuruluşta Riyaseti Cumhur Armoni Mızıkası Şefi Bando Yarbay Veli Kanık’ın (Şair Orhan Veli’nin babası) emeği büyük olmuştur. Bandoların icracı assubaylarını yetiştirmek amacıyla 3 yıl süreli eğitim verilmekte, ayrıca mezunlar, 8 ay kıta stajı ve 10 ay kurs gördükten sonra assubay olarak kıtalara atanmaktaydılar. Okulda okutulan bütün derslerin sorumluluğu Cumhurbaşkanlığı Armoni Mızıkası Komutanlığına verilmiştir. Okul, ilk mezunlarını 1941-1942 eğitim yılında vermiş, bu dönemde 20 öğrenci diploma almıştır.
18 Ocak 1940 3779 sayılı “Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhit ve Teadülüne Dair Kanun” yürürlüğe girdi. Bu kanunda gediklilerin maaş tutarları, rütbeleri, görev ve temdit süreleri ile her rütbenin yaş hadleri belirtiliyordu. Bu kanunun bir özelliği de o tarihe kadar kaçıncı hizmet yılında olursa olsun aynı aylığı almakta bulunan Başgediklilerin dört yılda bir yapacakları uzatma ile aylıklarının birer derece yükseltilmesidir. Böylece hizmet ve kıdemleri olumlu yönde değerlendirilmiştir.
1940 Assubay Okullarına ilkokul mezunlarının alınmasına son verildi ve Ortaokul mezunları alınmaya başlandı.
24 Nisan 1942 2/17733 sayılı kararname ile Donanma mensubu Gedikli Küçük Zabit ve Gedikli Okulu öğrencilerinin şapka şeritlerine “Türkiye Cumhuriyeti Bahriyesi” anlamına gelen “T.C.B.” simgesinin yazılması hükmü konuldu.
1943 Mersin’de bulunan Deniz Gedikli Mektebi, Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ tarafından ziyaret edildi.
1947 Hava Assubay Okullarına, son kez pilot adayı öğrenci alımı yapıldı.
1949 Hava Assubay Okulları Pilot Assubay olarak son mezunlarını verdi. 1947 yılında Amerikan sistemine geçildiğinden, o yıldan itibaren pilot adayı öğrenci alımı durduruldu ve 1950’den bu yana Pilot Assubay yetiştirilmiyor.
23 Mart 1950 ABD’li danışmanların tavsiyeleri paralelinde hazırlanan Gedikli Erbaş Kanunu ile Gedikli Sınıfının yetiştirilmesine ilişkin hususlar yeniden düzenlendi. 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kanunu yürürlüğe girdi. Kimlerin Gedikli Erbaş olabileceği, maaş ve rütbeleri, mecburi hizmet, yükselme ve bekleme durumları, çekilme şartları gibi hususlar yeniden düzenlenmiş ve daha önce yürürlükte olan bir takım kanunlar kaldırılmıştır. Bu kanuna göre, Gedikli Erbaş olabilmek için en az ortaokul ve eşidi okullardan (ve hazırlama ortaokullarından) mezuniyet şartı getirildi. Sonrasında ise gedikli erbaş okullarını (sınıf okulları) veya sanat enstitülerini bitirmek gerekiyordu. Bu kanunla en kıdemli assubayın maaşı subaylarda yüzbaşı rütbesine karşılık gelmekteydi ki, ilerleyen dönemlerde bu seviye bir asteğmen maaşı düzeyine değin indirilmeye çalışılacaktı.
30 Haziran 1950 23 Mart 1950 tarihinde kabul edilen Gedikli Erbaş kanunu yürürlüğe girdi.
7 Haziran 1951 gedikli-erbas-ilaniAmerikan yardımı ile edinilen modern harp silah ve araçları ile donatılan Türk Ordusu ve Donanması; artan bilgili, teknik donanımlı ve kaliteli personel ihtiyacını karşılamak üzere yeniden düzenlediği Gedikli Erbaş Kanununu, edinilen deneyimler ışığında bir kez daha gözden geçirdi. Bu konuda yeni yasa ile birlikte yeni düzenlemeler gündeme getirildi. TBMM gündemine sunuldu. Gerekçe şöyle belirtilmekteydi: Modern harp silah ve araçları ile teçhiz edilen silahlı kuvvetlerimizde, bu modern harp silah ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip veya yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına ihtiyacın çok fazla olduğu, evvelce küçük zabit denilen ve sonra gedikli erbaş olarak adlandırılan bu sınıfın statüsünde zaman zaman değişiklikler yapılmak ve hukuki durumlarının çeşitli kanunlarla tespiti suretiyle bu sınıfa rağbet teminine çalışılmışsa da tatbikatta edinilen tecrübeler bütün bunların bilhassa muharip sınıflara rağbeti sağlamak için kafi olmadığını gösterdiği, bu kanun tasarısı ile muharip assubaylara aylıkla birlikte, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmeleri sağlanmak suretiyle rağbetin arttırılması düşünüldüğü, bu suretle Anadolu’nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkanı bulamamış Türk çocuklarına daha geniş hizmet imkanları verilmiş ve liyakatleri ile mütenasip rütbelerle taltif edilmeleri de imkan dâhiline girmiş olacağı, böylece kazanılacak teğmen-yüzbaşı rütbesindeki sınıf subayları, ordu subay mahrutunun kaidesini teşkil ederek harp okulunda yetiştirilecek subayların daha uzun süreli bir tahsile tabi tutularak yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirilmesi sağlanmış olacağı… Ayrıca Gedikli Erbaş tabirinin Astsubay olarak değiştirilmesi teklif edilmiş ve gerekçe olarak; bunların subaylığa da yükselecekleri özellikle vurgulanmıştır.
 Haziran 1951 Gedikli Erbaş kanun Tasarısının Milli Savunma Komisyonundaki müzakeresinde, Astsubay terimi yerinde bulunmamış ve kanunun ruh ve manasına daha uygun olarak “Küçük Subay” denilmesi öngörülmüş olmasına rağmen bütçe komisyonu, halen yürürlükte olan 1059 sayılı Küçük Zabit Kanunu ile tedahül (birbirine karıştırılacağı) edeceği ve orduda bu adla bir sınıf teşekkül etmiş bulunduğundan bahisle hükümetin teklifini desteklemiş ve kanunun 5802 sayılı (Astsubay Kanunu) olarak Meclisten geçirip yürürlüğe koymuştur.
2 Tem. 1951 Adnan Menderes Başbakanlığındaki Demokrat Parti iktidarı tarafından 5802 sayılı Assubaylık kanununu çıkartıldı. Assubayların ordudaki başarıları ve vazgeçilmezliği kanıtlanınca 5802 sayılı kanun çıkarılarak “Gedikli Erbaş” ve “Gedikli Küçük Zabit” unvanları “Assubay “ olarak değiştirilerek son tanıma ulaşıldı. Yasada, ‘Komuta kademelerinde eğitim, sevk, idare ve diğer işlerde subaya yardımcı olan assubay çavuştan, assubay kıdemli başçavuşa kadar rütbe sahibi askeri şahıslar assubaydır’ denildi. 5802 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi ile bu Kanunda geçen "Gedikli Erbaş" adı "Assubay", "Başgedikli" adı "Kıdemli Başçavuş" olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. Bu kanunla birlikte yeni tanımlamalar yapılmış ve daha önce (Bkz. 10 Haz. 1935) Asubaylar (Yarsubay, Asteğmen, Teğmen, Yüzbaşı, Binbaşı) olarak geçen grubun tanımı subay olarak değiştirilmiştir. Daha önce, subaylara benzer haklar talep edilmesin diye, adı Gedikli Erbaş yapılan (10 Haz. 1935) mesleğimiz, bu tarih itibarıyla Assubaylık tanımına kavuşmuş ve her ne kadar farklı tutulmaya çalışılsa da, tarihten gelen sürekliliği itibarıyla subay kavramı içine dahlolmuştur. Yine bu kanun gereğince, Deniz Gedikli Erbaş Ortaokulu'nun adı da Deniz Astsubay Hazırlama Ortaokulu şeklinde değiştirilmiştir. Kanundaki en önemli ve değişik hüküm, belli süre ve rütbe ile hizmetten sonra ehliyet ve kabiliyetlerini ispat eden assubayların subay, askeri teknisyen ve askeri kâtip sınıfına geçmelerini mümkün kılan esas ve prensipleri ihtiva etmesiydi.
1951/1952 menderes27 Mayıs 1960 askeri darbesinin yapılmasında ve Adnan Menderes’in idam edilmesinde etkin olan sözlerden birisinin: “Paşalar Saltanatını yıkacağım. Ben orduyu asteğmenlerle (yedek subaylarla) de idare ederim!” sözü olduğu çok sık konuşulur. Bu sözün kimi kez farklı aktarımına da tanık oluruz. “Ben orduyu asteğmenlerle ve assubaylarla da idare ederim” sözü de böyle bir farklı anlatımdır. Gerçi orduyu asteğmenlerle yönetmek demek zaten ordunun temel direği olan assubaylara çok güvenmek ve üst subayları atıl, miskin görmek demektir. Bu yüzden bu iki farklı söylem birbirinden pek farklı olarak algılanamaz. Nihayetinde asıl vurgulanmak istenen, ordunun yükünü çekenlerin genç ve kıdemsiz subaylar ile assubaylar ve diğer astlar olduğu gerçeğidir. Olay, üst subay ve generallerin ise bu vatansever insanların alın teri ve emeğini sömürerek, konforlu yaşam rantına çevirmeleri hadisesidir. Adnan Menderes’in bu sözleri 1951 veya 1952 yılında ve Samsun’da söylediği iddia edilmektedir. 
19 Mart 1952 Astsubayların nitelik ve niceliklerini belirli bir standarda kavuşturmak amacıyla Astsubay Yönetmeliği kabul edilerek, yürürlüğe kondu.
15 Eyl. 1954 Vekiller Heyeti Yeni bir kararname ile Astsubay Talimatnamesi’nin 6, 17 ve 18’inci maddelerini değiştirdi. Buna göre, assubayların sınıf ve meslekleri; Muharip, Yardımcı ve Teknik Sınıf olmak üzere üçe ayrıldı.
26 Eki. 1955 İlkokul mezunlarını kabul eden Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulları, Assubay Hazırlama Ortaokulları, Deniz Gedikli Hazırlama Ortaokulları ve Musiki Gedikli Hazırlama Ortaokullarını bitirenler, resmi ortaokul mezunu kabul edildi. Buna göre, bu okullardan mezun olanlar, ortaokul mezunu alan bütün üst dereceli mekteplere kabul edilecek ve dışarıdan devlet lise imtihanlarına da girebilecekler.
1956 I. Ve II. İnönü denizaltılarının hizmete girmesi ile birlikte subaylar tarafından 1944’ten itibaren kullanılmaya başlanan denizaltıcı brövelerinin, denizaltıcı assubaylar tarafından da kullanılması kabul edildi.
29 Haziran 1956 5802 sayılı Astsubay Kanununda yer alan assubaylıktan askeri kâtipliğe geçirilme hükmü, uygulama alanı bulmadığından 6744 sayılı kanunla kaldırıldı. Ancak o tarihe kadar yetiştirilmiş askeri teknisyenlerin bu kanundan faydalandırılmaları kabul edilmiştir. 6744 sayılı kanun assubaylıktan subaylığa geçişte yaş hadlerinin belirlenmesi koşullarına da açıklık getirmekteydi.
2 Kasım 1956 Ordu Kıyafet Kararnamesi, 4/8196 sayılı kararname ile kabul edildi. Cumhuriyet Döneminin en köklü kıyafet kararnamesi olan bu kararname ile pek çok yeniliğe imza atıldı. Daha önce assubaylar arasında Başgediklilere özel olan ceket takımı ve beyaz elbise (donanmada), Asb.Çvş. Rütbesinden itibaren tüm assubaylar için uygulamaya konuldu. Amerikan ve İngiliz Donanmalarında kullanılan ve İşbaşı olarak adlandırılan günlük eğitim elbisesi, Türk Donanmasında da kullanılmaya başlandı. Deniz Kuvvetleri bandolarında görevli assubaylar için bando elbisesi saptandı.
24 Şubat 1961 5802 sayılı Astsubay Kanununda değişikliğe gidilmiş ve kanunun 8. Maddesinin değiştirilmesine ilişkin olarak 262 sayılı kanun yürürlüğe konmuştur. Buna göre rütbeler aynen muhafaza edilmiş, maaş derece ve tutarlarında değişikliğe gidilmiş ayrıca Astsubay Kıdemli Başçavuş rütbesindeki üç defa uzatma ve aylık yükseltme hükmü dörde çıkarılmıştır.
1 Mart 1961 oyakgeneral205 sayılı yasa ile Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının yardımlaşma ve emeklilik fonu olarak Ordu yardımlaşma Kurumu (OYAK) kuruldu. 1960 öncesinde subay ve assubayların ekonomik durumu çok bozuktu. Kurmay subaylar Ankara’nın apartmanlarında bodrum katlarında oturuyordu. Bu dönemlerde geçim şartlarının zorluğundan dolayı pek çok subayın taksicilik yaptığı da belirtilmektedir. OYAK işte bu kısır döngüyü kırmak ve ordu personelinin yaşam şartlarını iyileştirmek ve en azından emekliliğinde rahat edeceği bir yaşam hazırlamak üzere iyi niyetle kurulmuş bir müessesedir. Fakat günümüze değin yapılan uygulamalar ve yönetimsel hatalar nedeniyle pek çok ordu mensubunu mağdur etmiştir. Zorunlu üye olunması ve kimseye seçim şansı tanımaması en kötü yanıdır. Üyelerinin büyük çoğunluğu ordunun assubayları ve diğer ast kesim olmasına rağmen, yönetimde hep üst subayların ve generallerin söz sahibi olması, kurumun yapısının ve yönetimsel kararlarının onları koruyup kollayacak şekilde dizayn edilmesi, hesap sorulabilirliğin ve şeffaflığın hâlâ gerçekleştirilememesi en olumsuz yanları olarak göze çarpıyor. Bugün üstsubay ve generaller haricinde ordu mensuplarının pek de sevemediği bir kurumsal yapı olarak varlığını sürdürüyor. Ne seviliyor ne de vazgeçilebiliyor. Çünkü ordunun astları emek ve alın terinin karşılığını tam anlamıyla alamıyor ve OYAK’ın getirilerine kendisini mecbur hissediyor. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Milli Birlik Komitesi üyeliği yapan Alparslan Türkeş’in OYAK’ın ne türden bir motivasyon ile ve hangi gerekçelere dayandırılarak kurulduğunu oldukça net bir şekilde özetleyen ve 27 Mayıs öncesi döneme atıfla anlatılan şu anekdot hayli ilgi çekicidir: “Bu dönemde yönetim, Milli Şef ve onun önde giden suç ortakları, orduya ve subaylara ve onlara önderlik eden generallere karşı yukardan bakan ve küçümseyici bir tavır benimsediler.Hayat pahalılığı ve geçim mücadelesi subayları utandırıyor ve bunaltıyordu. Subaylar her yerde ikinci sınıf insan muamelesi görüyorlardı. Ankara’da insanlar bodrum katlarına ‘Kurmay Subay Katı’ diyorlardı. Eğlence yerlerinde subaylara ‘Limonatacı’ adı takılmıştı; çünkü pahalı içecekler ısmarlamaya, karaborsacı ve vurguncularla yarışmaya güçleri yetmiyordu.
1962 Kara Kuvvetleri’ne bağlı Astsubay Hazırlama Okulları Konya’da bir çatı altına toplandı.
1963 Türkiye Emekli, Malul ve Müstafi Assubaylar Yardımlaşma Derneği (TEMAY) kuruldu.
1964 Assubay yetiştirme sisteminde değişiklikler yapılmış ve Ortaokul düzeyindeki okullar yavaş yavaş lise düzeyine çekilmeye başlanmıştır.
27 Tem. 1967 Yeni çıkartılan 926 sayılı Askeri Personel Kanunu ile bütün askeri personel statüleri birleştirilmiştir. Personel kanununun kabulünden sonra Assubayların öğrenim durumları lise üstü 1 yıl sınıf okulu olarak uygulanmaya başlamıştır. (Yayım Tarihi: 10.08.1967) Bu kanunla Astsubaylığın tanım, görev ve rütbeleri bugünkü şeklini almıştır. Bu kanuna göre astsubay rütbeleri: Asb.Çvş/Asb.Kd.Çvş./Asb.Üçvş./ Asb.Kd.Üçvş./Asb.Bçvş./Asb.Kd.Bçvş. Şeklindedir. Bu kanun 5802 sayılı kanundaki bütün maddeleri (tanım hariç) kaldırmış ve assubaylar için bir tür geri adım olmuştur.(Özellikle subaylığa geçiş esas alındığında!). (Rütbeler ve terfi koşulları 31 Ağustos 1970 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuş ve bu uygulama da 1970 Assubay eylemlerine sebebiyet vermiştir. Kıdemli Çavuş ve Kıdemli Üstçavuş rütbeleri ihdas edildiğinden)
1967 Minyeli Abdullah; Türkiye’de yasaklanan romanlardan birisi. Yazarının kara listeye alınıp yargılanmasına sebep olan bir kitap. Fakat en çok baskısı yapılan ve en çok satan kitap. Tam seksen dördüncü kez basılıyor ve okuyucusuna ulaşıyor. Dini bir konuyu ele alan Minyeli Abdullah, aynı zamanda Yeşilçam’da sinemaya da uyarlandı. Gişe rekorları kırdı. Yücel Çakmaklı yönetmenliğini yaptı. Perihan Savaş ve Berhan Şimşek başrollerini oynadı. 1967’de çöpten toplanan kâğıtlara yazılan bir roman, 1989’da sinemalara ve seyircilere ulaştı. Yazarı Ömer Okçu ya da takma adıyla Hekimoğlu İsmail. 1952 yılında Zırhlı Birlikler Okulu’ndan mezun olmuş bir Kara Assubayı. 1960 yılından sonra ise Hava Kuvvetlerinde bir Füze Assubayı. Romanını görevdeyken yazdı ve takma isim kullandı. Gerçek adı öğrenilince soruşturmalara uğradı. Kitap yasaklandı. 1972 yılında emekli oldu. Timaş Yayınları’nı kurdu. Harran Üniversitesi tarafından Edebiyat Doktoru unvanına layık görüldü ve halen yazarlık kariyerini sürdürmekte.
1970 Yeni çıkartılan Personel Kanunu nedeniyle bir assubayın maaşı asteğmen rütbesinin bile altına düşmüş ve diğer çeşitli uygulamalardaki olumsuzluklar  (926 sayılı TSK Personel Kanunu’nun zamanı gelen rütbe terfi uygulamaları) da assubaylık mesleğine karşı onur kırıcı kabul edilmiş ve ilk assubay eylemleri başlamıştır.
1970 İstanbul’daki Kolera Salgını nedeniyle, Yassıada’da öğrenim gören Deniz Assubay Aday öğrencileri (550 öğrenci) yaklaşık 1,5 ay dışarı çıkamadılar.
16 Mayıs 1970 600-700 Lira tutan taban maaşının da Personel Kanunu kapsamına alınmasını isteyen assubay eşleri Malatya’da sessiz bir yürüyüş yaptı. İnzibat kordonu altında yapılan yürüyüş, saat 16.00’da başladı. İki bine yakın assubay eşi, Hükümet Meydanı’nda toplandıktan sonra Kışla Caddesi’nden Atatürk Anıtı’na kadar yürüdü ve anıta çelenk koydu.
22 Mayıs 1970 Personel Kanunu’nu protesto için yürüyüş izni alamayacaklarını anlayan 300 kadar assubay ve uzman çavuş eşi, Siirt’ten, Başbakan Demirel’e “Isparta Milletvekili” olarak telgraf çekti ve “kocalarının kanundan gereği gibi faydalanamayacaklarını” bildirdi.
21/22.Mayıs.1970 Assubay eşlerinin Ankara’da da bir yürüyüş için hazırlık yaptıklarını öğrenen Milli Savunma Bakanlığı ile Kuvvet Komutanları bunu önlemek için harekete geçmişlerdir. Assubaylar için Kuvvet Komutanlarının sert birer emirname yayınlayarak bu yürüyüşün yapılmamasını istedikleri öğrenilmiştir. Bu arada Malatya’da protesto için 72 assubayın meslek değiştirdikleri anlaşılmıştır.
23 Mayıs 1970 Umulmadık derecede yoğun bir katılımla, Ankara'da gövde gösterisi anlamında güçlü bir yürüyüş yapılmıştır. Bu yürüyüş esnasında ne yazık ki, kendileri de bu yasadan muzdarip durumda olan toplum polislerimizle çatışmalar yaşanmıştır. Polislerin ailelerine saldırısını kenardan izlemek zorunda olan bazı meslektaşlarımız, bu zulme dayanamamış ve ortaya atılarak, tepkilerini göstermiştir. Kimileri ise kalabalığın coşkusuna kapılıp halen muvazzaf olduğunu unutmuş ve kendini arbedenin içine bırakmış, o heyecanı orada yaşamak istemiştir. Bu yürüyüşe katılanlar bazı ilginç metotlarla tespit edilmiş ve cezalandırılmışlardır.
25 Mayıs 1970 Assubay eşleri ve çocukları Konya’da yürüyüş yaptı. Bu yürüyüş ve protesto astsubay eylemlerinin en güçlülerinden birisi olarak tarihteki yerini aldı.
27 Mayıs 1970  Milli Savunma Bakanı Ahmet Topaloğlu, TEMAY Genel Başkanı Kemal Kerim Kalkan’a “Assubayların Personel Kanunu’ndan yeteri kadar faydalanacaklarını” bildirmiş ve “Yürüyüşlerin durdurulmasını” istemiştir.
 1970 Gerçekleşen protesto eylemlerine kızan dönemin Hv. K. Komutanı Orgeneral Muhsin Batur birliklere bir emir yayınlayarak; Assubayları karıların arkasına saklanan Mao’nun askerleri gibi davranmakla itham eder. Bu söylem aslında Çin’de Nisan 1927’de yaşanan At Günü Olaylarını çağrıştırmakta ve General Batur’un tıpkı orada yaşandığı gibi astsubay ve ailelerini katletme düşüncesini açığa vurmaktadır. Olaylarda öncü gözüken 73 Uçak Makinist Assubayı rütbe tenzili ile Kara ve Deniz Kuvvetlerine gönderilir.
26 Mayıs 1970 Eskişehir Birinci Hava Kuvvetlerine bağlı assubayların eşleri ve çocukları Şeker Fabrikasına kadar bir yürüyüş yapmışlar ve Atatürk Anıtına çelenk koymuşlardır. Ellerinde “Anayasa, anayasa, analara verme tasa”, “Her yerde var alın terimiz, Personel kanununda yok yerimiz” yazılı dövizler taşıyan iki bin kadar assubay eşi, Ankara'dan gelen TEMAY Başkanı Kemal Kerim Kalkan'ın önleyici teşebbüsüne rağmen dağılmamıştır.
28 Mayıs 1970 Askeri Personel Kanun Tasarısında kocalarının haklarının yendiğini iddia eden assubay aileleri, Hadımköy’de sessiz bir yürüyüş yaptılar. Slogan ise “Alın teri, yoktur yeri!” Diyarbakırlı Assubay eşleri Orduevinin Astsubay salonunda bir toplantı yaparlar. Bu toplantı zor kullanılarak dağıtıldığı için hemen ertesi gün yürüyüş yapmak üzere valiliğe başvururlar. Yürüyüş tarihi 28 Mayıs 1970'tir. Eskişehir’deki assubay eşleri, Hava Kuvvetleri Komutanının beyanatı üzerine bir bildiri yayınlamışlardır. Bildiride “Yürüyüşün hiçbir aşırı ucun ve hiçbir ideolojinin tesiri olmaksızın anayasa teminatı altında yapıldığı” açıklanmıştır.
30 Mayıs 1970 4537Personel Kanununu protesto amacıyla, astsubay eşleri İzmir’de protesto yürüyüşü yaptı. Assubayların eylem yapması yasak olduğundan, onların yerine eşleri yürüdü. Assubay eşleri ile toplum polisi arasında çatışma çıktı. Beşyüz civarında assubay eşinin düzenleyip katıldığı yürüyüşte toplum polisi beş defa barikat kurarak yürüyüşe engel olmak ister. Ancak bütün çabalara rağmen assubay eşlerini yıldıramaz. Barikatları yararak yürüyüşlerine devam ederler. Toplum Polisinin Amerikan Bankası'nın önünde kurduğu üçüncü barikatta, karşılıklı itişip kakışmalar çatışmaya dönme istidadı gösterir. Emniyet Müdür Yardımcısı Vasıf Erüstün’ün barikatı açtırmasıyla olayların daha ileri aşamaya geçmesi önlenir. Assubay eşleri, izinsiz olduğu gerekçesiyle önlenmek istenen yürüyüşlerinde, ellerinde dövizlerle Atatürk Anıtına kadar gitmişler, çelenk koymuşlar ve yasa taslağındaki haksızlıklara karşı seslerini duyurmuşlardır.
Haziran 1970 Hava Kuvvetleri'nin jet üslerinde uçak makinisti assubaylar pasif direnişlere geçerler. Teknik işleri yavaşlatırlar. Uçaklar havalanamaz olur. Olayların öncüsü olarak değerlendirilen 73 Uçak Makinisti Assubay hakkında yasal işlem başlatılır. Birliklerdeki assubaylar, dilekçeler vererek, yeni rütbe yapılanmasındaki hak kayıplarına karşı çıkarlar. Ne yazık ki, bu dilekçelerin hepsine topluca “hayır” cevabı verilir ve geri iade edilir. Firar suçu teşkil etmeyecek şekilde işe gitmeme eylemleri yapılır. Birliklere sadece nöbetçi ve görevliler gitmeye başlar. Hava Kuvvetleri Komutanı'nın kışkırtıcı beyanatı nedeniyle bazı havacı assubaylar, kuvvet değiştirme talebinde bulunurlar.
13 Haziran 1970 Assubayların eylemine karşı en tuhaf tepki, Paşa damadı Metin Toker'den gelmiştir. Haziran ayının üçünde gazetesinde yer alan yazısında “assubay eşleri hareketini” orduya karşı bir tertip olarak yorumlamakta ve “eylülde komünizm gelecek” teraneleriyle aklı sıra ülkenin birlik ve bütünlüğünü savunmaktadır. Bunun yanında bu eyleme cesurane bir şekilde hak verenler de vardır. O dönem Milliyet Gazetesinde yazan ama daha sonra Ortam ve Yeni Ortam'ı çıkaran Kemal Biselman, Assubay eşlerinin eylemlerinin haklılığını şu şekilde savunmaktadır: “ Assubay eşleri polisi göğüsleyip yürüyor... Ne istiyor? Hakkını istiyor!
Nasıl oluyor da halk yararına işlemesi gereken bir sistemde, halkın yararına olan haklar verilmiyor?
Nasıl oluyor da, halkın yararına olan haklar istenince anarşi sayılıyor?
Demek ki, halkın yararına olan hakları vermeyip demokrasiyi demokrasilikten çıkaranlar olduğu gibi; bunlar istenince, hücuma geçen, isteyenleri tü kaka eden, “aman dümenim bozulacak” diye türlü saray oyunlarından medet uman bir zihniyet var ortada.
...
İstediği de statüko devam etsin, dümeni bozulmasın...”
31.Tem./Ağu.1970 Assubaylarda yeni rütbe yapılanmasına gidildi ve pek çok rütbede rütbe tenziline gidilerek, hak kaybının oluşmasına sebebiyet verildi. Örneğin o dönemki şartlarda Asb. Üçvş. rütbesine haiz olanlar, yeni rütbe olan ve Üçvş.’dan düşük olan Kd. Çvş.’luğa tenzil edildi. 926 sayılı TSK Personel Kanunu’nun rütbe terfi şartlarının uygulamaya konulması ile birlikte Kd. Çvş ve Kd. Üçvş rütbeleri de assubay rütbeleri arasındaki yerini aldı. (Bkz. 27 Tem.1967)
25 Kas. 1970 Gençlerin Çavuş ve Onbaşı işaretleri takmaları yasaklandı. İtalya’da ortaya çıkan ve bütün dünyada hızla yayılan, gençlerin kollarına assubay, çavuş ve onbaşı işaretleri takma modası İçişleri Bakanlığı’nca yasaklandı. Bu işaretlerin anarşizmi çağrıştırdığı düşünülüyordu.
14 Tem. 1971 Atatürk’ün can yoldaşı Kılıç Ali vefat etti. Kılıç Ali; askerlik hayatına Assubay olarak başlamış, Çanakkale Savaşlarında göstermiş olduğu başarı ve cesaretinden ötürü teğmenliğe terfi ettirilmişti. Daha sonra, yüzbaşılığa kadar yükselmiş, Birinci Dünya Savaşı'na ise binbaşı rütbesiyle katılmıştı. Antep, Maraş ve Havalisi Kuvayı Milliye Komutanı olarak Fransız işgaline karşı savaşırken, “Milis Albayı” olarak nasbedilmişti.
Tem/Eki 1971 deniz-gezmis1Deniz Gezmiş, yaptığı savunmada Astsubay Eşleri’nin yürüyüşünü “Ezilen halkın sömürüye ve onun dayanağı Amerika’ya karşı yürüttüğü demokratik mücadele” olarak tanımladı. “Ezilen halkımızın sömürüye ve onun dayanağı Amerika'ya karşı yürüttüğü demokratik mücadelelerden; öğretmen teşekkülleri, memur sendikaları, harp gazileri, teknik elemanlar, yargıçlar, öğretim üyeleri, astsubay eşleri ve yetimlerle dulların direnişlerini ve bunun gibi birçoklarını saymak mümkündür. Bu direniş ve protestoların hemen hemen hepsi, AP iktidarının çıkartmak istediği anti-demokratik kanunlara karşı olmuştur. Hayat pahalılığı ve zamların ayyuka çıktığı yurdumuzda sadece küçük bir grubu memnun etmek için çıkarılan Personel Kanunu geniş memur kesimini kapsamına almadığı için demokratik direnişler başlamıştır. Bunlardan öğretmen teşekkülleri, memur sendikaları, teknik elemanlar çalıştıkları müesseselerde işleri boykot ettiler ve yürüyüş yaptılar. Astsubay eşleri, harp gazileri, yetimler ve dullar yürüyüş yaparak Personel Kanunu'nu protesto ettiler.
15 Mayıs 1972 Dz. Assubay Hazırlama Okulu öğrenci kıyafetleri değişti. Bu dönemde okulda öğrenci olan 1971, 1972, 1973 ve 1975 yılında Assubay olarak mezun olacak tüm Assubay okulu aday öğrencileri son olarak Paletli kıyafeti giymişlerdir.
1973

ece-ayhanTürk Şiirindeİkinci Yeni akımının önde gelen temsilcilerinden Şair Ece Ayhan’ın “Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler” isimli kitabı yayımlandı. Bu kitapta yer alan “Meçhul Öğrenci Anıtı” isimli şiir, şairin eğitim sistemini eleştirirken Küçük Zabit Okullarını bir imge olarak kullanması nedeniyle önemlidir. “İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında” dizesi bu şiirdeki en vurucu yerdir. Burada devlet parasız yatılı okulları ve askeri ortaokullar, liseler;  “Küçük Zabit Okulları” olarak tanımlanmış, bireyin yaratıcı yanının daha çocukken intihara sürüklendiği açık ve çarpıcı bir şekilde ortaya konmuştur. İşte şiirin o bölümü:

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

1974 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda yapılan değişiklik sonucu ve 1424 Sayılı Kanun’a göre Astsubay Okulları; Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okulu olarak ikiye ayrıldı.
31 Aralık 1974 15105 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Kararname (23.12.1974 tarih ve 7/9207 sayılı Kararname) ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde uygulanacak yan ödeme ve tazminatlar belli olur. İş Güçlüğü ve İş Riski oranları yürürlüğe girer. Assubayların yan ödemeleri aşağı çekilir. Assubayların özlük ve sosyal haklarında büyük menfaat kayıpları oluşur. Bu hak ihlali üzerine T.S.K.’ inde görevli tüm Astsubaylar harekete geçerek, bu durumu protesto ederler.
Ocak 1975 Yan ödeme ve tazminatlarda kendilerine yapılan haksızlığa sert tepki gösteren Assubaylar, protestolara başladılar. Ankara, İstanbul, İzmir, Gölcük, Gelibolu, Konya, Eskişehir, Balıkesir, Bandırma, Kayseri, Merzifon, Malatya, Diyarbakır, Erzurum, Erzincan, Mersin, Adana, İskenderun, gibi birçok il ve ilçede hızlı örgütlenmeye giden Assubaylar, Komiteler oluşturarak harekete geçerler. Assubay Komitelerinde her eğilimden insan vardır: AP’li, CHP’li, MHP’ li, MSP’li, sosyalistler ve devrimciler gibi...

Hazırlayan: Aydın Kulak

(2010 yılında yayımlanan çalışmanın güncellenmiş versiyonudur. Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur. Çalışma ile ilgili açıklamalar ve kaynakça, yazı dizisinin son bölümünde yer alacaktır.)Not-1: Bu yazıdaki bazı resimler, Tosun Saral Albümü’nden alınmıştır. Assubaylarla ilgili pek çok resme Facebook’taki Tosun Saral Albümü’nden ulaşabilirsiniz. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

turkiyede-asb-tarihi-1

TARİH

OLAY

M.Ö.209

alp-er-tunga-destaniBüyük Hun İmparatorluğu'nun kurucusu Teoman'ın oğlu Mete Han tarafından, bugünkü modern orduların düzenini teşkil eden; onluk, yüzlük sistem de denilen düzenli ordu sistemi kurulmuş ve uygulanmıştır. Bu sistemle onbaşı, elli başı, yüzbaşı, binbaşı gibi askeri terimler oluşmuş ve halen günümüzde de orduların temel düzeni olarak kullanılmaya devam etmektedir. Türk Askeri Yapısında kullanılmaya başlanılan “Çavuşluk” yapısının temeli bu dönemde atılmış ve yeni kurulan her Türk devletine ve hatta başka devletlere de geçişi sağlanmıştır.

1038-1826 Türk bürokrasi ve askeri yapısında yer alan “Çavuşluk” teşkilatlanması; Selçuklularda Serheng, Osmanlılarda ise yine Çavuşluk teşkilatı olarak sürdürülmüştür.    Bu rütbe ve makam hem bürokratik bir memuriyeti göstermekte hem de yetkileri olan askeri bir konumu temsil etmektedir.
27.Aralık.1734

1730 İhtilalı’nın (Patrona Halil İsyanı) sarsıntılarını atlatan Osmanlı Devleti, faydalanmaktan artık bir çekince duymadığı yabancı danışmanların da yardımıyla, Topçu Sınıfının teknik bilgi ile yetişmiş assubay kadrosu için, Üsküdar’da Toptaşı’nda “Hendesehane” adı altında bir okul açmıştır ki; bu müessese memleketimizde asker ve sivil mühendis okullarının çekirdeğini ve müspet bilimler öğreten ilk meslek eğitim kurumumuzu teşkil etmektedir. /(Faik Reşit Unat)/ Humbaracı Ahmed Paşa’nın, Sadrazam Topal Osman Paşa’nın himayesi ile kurmuş olduğu “Humbarahane ve Hendesehane” adlı naçizane askeri teknik eğitim kurumu, bugünkü anlamıyla bir nevi “Astsubay Sınıf Okulu”dur. Bu askeri eğitim kurumu zamanla değişime uğramış, askeri mühendisliğe, oradan da üniversitelere ve harp okullarına dönüşmüştür. Osmanlı’nın Batılılaşması anlamında atılan ilk adım Assubay Sınıf Okulu türü bir eğitim ocağının kurulmasıdır. 1734 yılında eğitime başlayan okul, yeniçeri korkusuyla 1736 yılında tatil edilmiştir. 1759 yılında Sadrazam Ragıp Paşa tarafından eski öğrencileriyle ve onların çocuklarıyla, okul, yeniden açılmıştır. 1795 yılında ise okul lağvedilmiş ve öğrenciler Mühendishane’ye nakledilmiştir.

15.Haziran.1826

Osmanlı’da Yeniçeri Ocağı kaldırılmış ve Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusu kurulmuştur. Nizam-ı Cedit yapılanmasına benzeyen bu yeni ordu, günümüz modern Türk ordusunun da başlangıcı sayılmaktadır. II. Mahmut’un gerçekleştirdiği askeri yenilikler sırasında geleneksel çavuşluklar kaldırılarak kara ve deniz ordularında erle subay arasındaki küçük rütbelere çavuş sanı verildi.

15.Temmuz.1826

Osmanlı'da ilk askeri hazırlık okulu II. Mahmut Döneminde açılmıştır. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun kuruluş aşamasında yaşları on beşin altında olan çocukların da askere alınmış olması neticesinde, bu çocukların eğitimi için Şehzadebaşı’ndaki eski Acemi Oğlan Kışlası adı “Talimhane” olarak değiştirilmiştir. Bu çocukların eğitimi ile ilgili olarak; Padişah II. Mahmut, Nazır Hacı İbrahim Saib Efendi tarafından yazılan takrir ve Serasker Ağa Hüseyin Paşa’nın telhisi “Nizâm-ı Talimhânei Sıbyân-ı Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye” adıyla 9 Zilhicce 1241’de kanun haline getirmiştir. Talimhanede on beş yaşına girenler yüzbaşının tavsiyesi uyarınca Asâkir-i Mansûre birliklerine piyade neferi veya tüfekçisi, nalbant, marangoz veya kâtip olarak tayin edilmekteydiler. Bunlar arasında tüfekçi bölüklerine kaydedilenler onbaşı rütbesiyle yeni görevlerine başlamaktaydılar.

1828

Bölük Emini, Çavuş ve Başçavuş rütbeleri kullanılmaya başlandı. Asakir-i Mansure-i Muhammediye terimlerinde esaslı değişiklikler yapılmış, tertip yerine "alay" , kol yerine "tabur", saf yerine de "bölük" kelimeleri kullanılmıştır. Bundan başka, her alaya bir "kaymakam", bir "alay emiri", her tabura da sağ ve sol ağaları adlı iki "kolağası", biri "sancaktar" ve bir "tabur kâtibi", yüzbaşıların komutasında kalan bölüklere de iki "mülazım", bir "başçavuş", dört "çavuş", bir de "bölük emini" verilmişti. İkinci Meşrutiyet (1908) dönemine kadar assubaylar ordu içinde, askerî birliklerde yetiştirildi. Sürekli olarak aynı görevi yapan ve bu nedenle bilgi ve becerisi ile sivrilmiş erbaşların “Gedikli” unvanı ile muvazzaf hizmete alınmaları yöntemiyle küçük zabitan ihtiyacı karşılanıyordu. Gedikli Erbaşlar kıtalarda gösterdikleri başarı ve yeteneklerine göre Onbaşı (Bölük Emini), Çavuş ve Başçavuşluğa kadar yükselebiliyorlardı. Bu gedikli erbaşlar aynı zamanda alaylı subaylar için de bir kaynak oluşturuyorlardı. İkinci Meşrutiyet’ten sonra bu sistem okullaştırılmak istenmiş ve “Küçük Zabit Mektepleri” kurulmuştu.

1829

Takribi olarak, Talimhane’nin kapatılış tarihi. Askerî Hazırlık Okulu diyebileceğimiz Talimhane’nin ömrü kısa sürmüştür. Talimhane’nin öğrenci kalmayışı sebebiyle ne zaman kapatıldığına ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Çocuk neferlerin yaş durumunu dikkate alarak; talimhanenin, kuvvetle muhtemel, 1829 yılında kapanmış olabileceğini söyleyebiliriz.

5.Şubat.1890

Bahriye Nazırı Büyükamiral Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın gayretleriyle donanmanın teknik ve ameli personel ihtiyacını karşılamak üzere, Güverte sınıfında; topçu, işaretçi, serdümen ve porsun, sanayi ve makine sınıflarında; kalafatçı, marangoz, burgucu ve ateşçi dallarında “Deniz Gedikli Subay ” sınıfının kurulması için bir nizamname çıkarıldı. Ceride-i Bahriye gazetesinde (Sayı:17) yayımlandı. Belirtilen branşlarda sanatkâr yetiştirilmesi amaçlanmaktaydı.

3.Nisan.1890

21 Sayılı Ceride-i Bahriye'de çıkan Şura'yı Bahriye Nizamnamesiyle "Deniz Gedikli Sınıfı" resmen kuruldu. Bu nizamname, modern anlamda Assubaylığın resmi olarak Osmanlı ve Türk bahriyesinde ve ordusunda ilk kez bir mesleki sınıf adıyla yer alışı açısından önemlidir. Bu nizamnameye göre 15 Nisan 1890 tarihinden itibaren “Deniz Gedikli Sınıfı” resmi olarak kurulmuştur.(Donanmayı Hümayûnu Cenabı Mülûkâneye Alınacak Sıbyan Efradına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dair Nizamname)

15.Haziran.1890

İlk Gedikli sınıfı "Selimiye" top eğitim gemisinde öğrenime başladı. Okutulan dersler; hesap (dört işlem), iyi yazma, imla ve okuma dersleriydi. Öğrencilere mesleki eğitim kapsamında ayrıca, Branda Bağlamak, Geminin Kısımları, Direk, Seren, Yelkenler, Sabit Arma, Makara ve Tornalar, Gemici Bağları ve çeşitleri, Top ve Kundak ayrıntıları, Ateşli Silahlar ve kısımları öğretilmiş ve top, tüfek, arma ve kürek talimleri yaptırılmıştır. Güverte sınıfı için önce 100, sonra 55 kişi, makine sınıfı için ise her yıl Sanayi-i ve İmalat-ı Bahriye sınıflarından 20 kişi ayrılarak tahsis edilmiş, böylece gemilerde bu iş için başıbozuk kişiler görevlendirilmesinin de önüne geçilmiştir.

17.Kasım.1890

dashokDeniz Assubay Hazırlama Okulu’nun kuruluş yıldönümü olarak kutlanan tarih. Açılan ilk Assubay Okulu olması ve Kuruluş Yıldönümü kutlanan tek Assubay Okulu olması nedeniyle önemlidir. 2003 yılından itibaren kutlamalar, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu (DAMYO) tarafından yapılmaktadır. Kuruluş yıldönümü etkinliklerinin ilk kez 1975 yılında, dönemin Dz. K.K. Ora. Hilmi Fırat’ın emir ve direktifleri ile başlatıldığı yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda tespit edilmiştir. Gazetelere bu konuda verilen ilk ilana 1979 yılında rastlanmıştır. Kuruluş Yıldönümü etkinliklerinin Deniz Kuvvetlerine muharip subay ve assubay yetiştiren okulların birlik ve bütünlüğünü göstermek amacıyla, 15 Haziran yerine 17 Kasım’da kutlanılmaya başlanılmış olabileceği ilgililerce yapılan ve ulaşılan değerlendirmedir. Bilindiği gibi, Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’nun Kuruluş Yıldönümleri her yıl 18 Kasım tarihinde kutlanmaktadır.

1890

Nizamnameye göre Gedikli Sınıfının işleyişi şu şekildeydi: Sıbyan efradı olarak adlandırılan adaylar, İstanbul’da eğitim gemisinde bir yıl nazari ve ameli bir öğrenime tabi tutulacak, daha sonra gezen gemilere gönderilecek ve bu gemilerde dört yıl daha eğitim ve öğretim göreceklerdir. Beş yıllık (sıbyanlık) dönemini bitiren ve son sınavda başarı gösterenler branşlara ayrılacak ve onbaşı rütbesi ile göreve başlayacaktır. Bunlar bir yıl sonra yapılacak yeni bir sınavla Çavuş veya Bölük Emini nasbedileceklerdir. Bir yıl sonra yine sınavla 3.Porsun veya 3.İşaretçi vb. rütbeye haiz olacaklardır. Bu şekilde mecburi askerlik hizmetini de tamamlayan sıbyan efradı; üstlerinden iyi sicil ve not aldıkları takdirde ve yapılan sınavı kazandıklarında, bir son sınava tabi tutulacaklardır. Bu sınavda da başarılı oldukları takdirde mensubu oldukları sınıfta Gedikli-i Salis (3.Sınıf gedikli) rütbesiyle hizmete devam edeceklerdir. Başarısız olanlar ise diğer erat gibi terhis edilecektir. 3.Sınıf Gedikliler, dört yıl gemi görevi sonrasında eğer gemi komutanından iyi sicil almışsa ve sınavda başarılı olmuşsa; Gedikli-i Sani (2. Sınıf Gedikli) rütbesine yükseleceklerdir. Beş yıllık bu süreyi de tamamlayanlar, yine iyi sicil ve sınavda başarılı olmak kaydıyla Gedikli-i Evvel (1.Sınıf Gedikli) olmaya hak kazanacaklardır. Bu rütbenin üzerinde ayrıca Sergedikli (Başgedikli) denilen bir rütbe vardır ki, bu rütbe ancak olağanüstü başarı gösterenlere verilmektedir.

1891-92

Önceleri Gedikli Sınıfına sadece İstanbul’dan öğrenci alınmaktaydı. İstanbul ahalisinden bu sınıfa girmek isteyenlerin az olması üzerine sonradan taşra ahalisinden de arzu edenlerin Gedikli Sınıfına müracaatlarına müsaade edilmiştir. Ayrıca sürekli değişen top, tüfek gibi harp teçhizatının temizleme usulü eski silahlarla aynı olamayacağından yeni silahların temizliğini, bakım ve tutumunu öğrenmek üzere sıbyan taburundan 40 nefer ayrılarak, kundakçı ve çakmakçı olarak yetiştirilmesine karar verilmiştir.

1891

İlk dalgıç sınıfı da bu dönem kurulmuştur. Tersane-i Amire’de Dalgıç Bölüğü teşkil edilmiş, Cidde’den getirilen altı nefer eğitime tabi tutularak Dalgıç Gediklisi yapılmıştır. Bunlar, torpido kesme görevinde istihdam edilmiştir.

1891-1895

Bu dönem kurulan Gedikli Sınıfı ancak kısa bir süre hayatta kalabilmiştir. Nizamnamesinde “Sıbyan efradından başka efradın gedikli sınıfına ve gediklilerin dahi mülazım, yüzbaşı vs. rütbelere nakli katiyen caiz değildir” hükmü bulunmasına rağmen, II. Abdülhamit’in emri gereği bir kısım gedikliler, üsteğmen rütbesiyle subay sınıfına geçirilmeye başlanmıştır. Nihayetinde nizamname hükümleri büsbütün ihmal olununca, bu şekliyle gedikli yetiştirmekten vazgeçilerek, mevcut olanların muhtelif subay rütbelerine terfisi yapılmıştır. Bunun başlıca sebeplerinden birisi, o dönem bahriyede hâkim olan başıbozukluklardır. Özellikle maaş ödemelerinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle, ne donanma subayına ne de denizcilerine söz geçirilemiyordu. Yapılan yenilikler de bu yüzden etkili olamıyordu. Ayrıca bu yozlaşma döneminde sınıflaşma da başlamıştı. Kapalı bir sistem olarak kurulan gediklilikten yetişenlerin kaliteli olması ve bu yüzden terfiyi zorlaması, subay sınıfını oldukça rahatsız etmiş ve bu sınıf lağvedilerek hemen önü kesilmiştir. Açıkçası Gedikli sınıfı kendisine tevcih edilen görevi layıkıyla yapmış ve daha fazlasını hak ettiği ve istediği için kuralları delip geçmiştir. Gedikli Zabitliğin ilk uygulandığı dönemlerden bilinen isimlerin en başında İsmail Hakkı Kaptan gelir. Gazi Alemdar Gemisi ile İstiklal Savaşı’nda destan yazan isimlerden birisi olan Gemi Süvarisi İsmail Hakkı Kaptan, Osmanlı’nın ilk Gedikli Zabitlerindendir ve Kurtuluş Savaşı döneminde emekli durumdadır. Buna rağmen gönüllü olarak şevkle üstüne düşen sorumluluğu almış, Cumhuriyet destanımızın yazılmasında büyük çaba sarf etmiştir.

1895

Dönemin Bahriye Nazırı Hasan Paşa, Bahriye Personelinin ıslahı ile ilgili olarak Padişaha sunduğu raporunda şu sözlere yer verir: “Haşmetli Alman İmparatoru bundan üç ile dört sene evvel Alman deniz zabitlerine verdiği bir nutukta bir devletin donanmasının muhtaç olduğu denizcileri yetiştirebilmesi, bir büyük donanma teşkil etmesinden güçtür. Çünkü bir devlet lüzum görünce birkaç donanmaya sahip olabilir. Fakat kendisine gerekli olan binlerce yetişmiş denizciyi bulamaz. Bunun için, harp gemisi personeli yetiştirmeye çalışalım.

1903/1904

İlk Jandarma Zabit Mektebi Selanik’te açılmıştır. Bu okulda, ordudan seçilmiş subaylara zabıta eğitimi verilerek jandarma sınıfına geçirilirlerdi. Ayrıca ikinci kısım olarak jandarma küçük zabitleri okutularak subay yetiştirilirdi. Bu kısma Zabit Namzedi Bölümü denilirdi. İlerleyen yıllarda bu okul İstanbul’a nakledilmiştir.

7 Ağustos 1908

Yürürlüğe giren askeri rütbelerin tasfiyesi hakkındaki kanun gereğince (1890’da kurulan) Deniz Gedikli Mektebi kaynaklı subaylar (sayıları 400 civarında idi) meslekten çıkarılmıştır.

1909

Çıkarılan bir nizamname ile subay eğitiminin olduğu gibi Assubay eğitiminin de modern metotlarla yapılabilmesi için Osmanlı Devletinin yedi ordu bölgesinde ilkokul düzeyinde “Gedikli /Küçük Zabitan İptidai Mektepleri” ve bu okullardan mezun olan öğrencilerin eğitimlerini sürdürmesi amacıyla ortaokul düzeyinde “Gedikli /Küçük Zabitan Mektepleri” açılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda 1909 yılı içinde Selanik, Edirne, Beyrut, Erzincan, Bağdat Gedikli Küçük Zabit Mektebi açılmıştır. Okulların yönetmeliğine göre (Küçük Zabitan Mektebi ve Küçük Zabitan İptidai Mektebi Nizamnamesi); bu okullarda öğretim, öğrencinin yaşına (15-18 yaş) ve ilköğretim durumuna göre 1-3 yıl arasında değişiyordu. Öğrenciler yaşlarına göre üç gruba ayrılıyorlardı. Ayrıca bazı bedeni özelliklere bakılarak sınavla öğrenci alınıyor, asker çocukları tercih ediliyordu. Okul, sekiz yıllık bir mecburi hizmet yüklüyordu. Okuldayken öğrencilere maaş da veriliyordu. Mezun olanlar sicillerine göre, belli oranlarda Topçu, Süvari ve Piyade Küçük Zabit Mekteplerine ayrılıyorlardı. Küçük Zabit Mektepleri; Küçük Zabitan İptidai Mektepleri’nin mezunlarını aldığı gibi, dışarıdan da 18-21 yaşları arasında ilköğretimlerini tamamlamış, sağlam gençler alıyorlardı. Öğretim süresi iki yıl idi. “Onbaşı” olarak mezunlar veriyordu. Küçük Zabit Mektebi çıkışlıların altı yıl mecburi hizmetleri vardı (Küçük Zabit İptidai Mektebinden gelenlerin ise sekiz yıl). Bundan sonra Kuleli'de bir yıl okuyup İhtiyat Zabiti; Jandarma Mektebi'nde bir yıl okuyup Jandarma Subayı veya Polis Mektebine gidip Komiser olabiliyorlardı.

13 Nisan 1909

31 Mart Ayaklanması. Bu ayaklanma küçük rütbeli subayların başlattığı bir ayaklanma olduğundan “Çavuşların İsyanı” olarak da anılmaktadır. Her ne kadar gerici bir isyan olarak tanımlansa da karmaşık ve çok yönlü bir isyandır. Belki de Assubayların yapacağı darbe ve isyanların hep gerici olacağı endişesiyle, bu süreçten itibaren küçük rütbeli subaylara bakış değişmiş ve her dönemde tenzili rütbeye uğratılmaya başlanmıştır. Yani “darbeyi çavuş yaparsa gerici yapar, kurmay subay ve generaller yaparsa ilerici yapar” yargısı oluşmuştur. Üstelik bu isyanda pek çok kesimin parmağı olması da dikkat çekicidir. Belki de en masumane istek, küçük rütbeli subaylarınkidir.

Mayıs 1910

Çavuşluktan mülazım-ı sâni rütbesiyle ordularına gönderilen zabitler için Talimgâh Mektepleri açıldı. Daha sonra bütün subaylara şart koşuldu. İlerleyen yıllarda Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla kapatıldı.

14.Temmuz.1913

Gedikli Sınıfının yeniden teşkil edilmesi amacıyla Kanunname hazırlığına başlandı. Uygulamaya kanunnameden önce geçildi ve Gedikli Zabitan adayları için Çırak Mektepleri açıldı. Bu bir deneme süreciydi. Bir yıllık deneme süreci başarılı olduğu takdirde, resmi olarak uygulanacaktı. Bu kanunnamenin hazırlanmasında eğitim alanında incelemeler yapmak üzere İngiltere’ye gönderilmiş olan Makine Kd.Yzb. İbrahim Aşki Bey’in hazırlayıp verdiği raporda belirttiği hususlar göz önünde tutulmuştur.

19.Temmuz.1913

Süfeni Hümayunda Gedikli Sınıfının Sureti Teşkiliyle Usulü Terfi ve Terakkileri Hakkında Kanun” kabul edildi. Bu kanun Gedikli Sınıfının teşkil esaslarını kapsamaktadır. (Zaten deneme uygulamasına 14 Temmuz’da başlanmıştı.)

8 Ocak 1914

Bu tarihte Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, I. Balkan Savaşı’nda bozguna uğrayan Osmanlı Ordusu’nun yeniden düzenlenmesine ve modernleşmesine çalıştı. Yaşlı Paşalar emekliye sevk edilirken, genç subaylar orduda önemli görevlere getirildi. Askeri okullara ve bu okullardaki eğitime önem verdi. Bu kapsamda küçük zabit ve gedikli küçük zabit mekteplerine de ayrı bir önem verdiği değerlendirilmektedir. Çeşitli kaynaklarda en güvendiği kişileri bu okulların başına getirdiğinden sıkça söz edilmektedir. Ayrıca yine bu dönemde askere alınan halk ozanları, âşıklar ve mahalli sanatçılar doğrudan Küçük Zabit Okul ve Alaylarına gönderilir ve burada geniş çaplı bir eğitime tabi tutulurlardı. Bunlardan en bilineni Kırklareli’nin ünlü halk âşıklarından Âşık Ali Tanburacı’dır. Enver Paşa dönemi bir milat olmuş ve cumhuriyetin başlangıç dönemlerinde de Küçük Zabit Mektepleri, halk sanatçılarının ve âşıkların yetiştirilmesi amacıyla kutsal bir ocak olarak görev yapmıştır. Askerlik görevini yapmak üzere gelen âşıklar, mahalli sanatçılar ve halk ozanları; Gedikli Okulları’nda eğitilmiş, kendilerini geliştirmeleri sağlanmış ve özellikle Türk Halk Müziği’ne daha etkin şekilde hizmet verecek, daha olgun ve yaratıcı eserler üretecek, araştırmalar ve derlemeler yaparak muhteşem katkılar sunacak müzik altyapısına kavuşturulmuştur.

20.Nisan.1914

Bir yıllık uygulamadan alınan sonuçlara göre “Süfeni Hümayunda Gedikli Sınıfının Sureti Teşkiliyle Usulü Terfi ve Terakkileri Hakkında Kanun” yeniden düzenlendi, hükümet tarafından kabul edildi ve padişahın onayından geçti. (Bu dönemlerde gedikliler iki kaynaktan temin edilmekteydi. Birincisi yükümlülüğünü yerine getirmekte olan erlerden, başarılı olanlar; diğeri ise deneme aşamasındaki Çırak Mektepleri. Rütbeler ise şöyleydi: a-Neferat/Erat, b- Küçük Zabitan: Onbaşı/ Çavuş/ Başçavuş/Gedikli Namzedi, c-Gedikli Zabitan: 3.Sınıf Gedikli/2.Sınıf Gedikli/1.Sınıf Gedikli)

7 Eylül 1914

Bahriye Makine Çırakları ile Makine işçileri hakkındaki nizamname yürürlüğe girdi (25 Ağustos 1330)

20.Eylül.1914

Küçük Sıhhiye Heyeti Kuruldu ve Tümen Merkezlerinde bulunan hastanelerde "Sıhhiye Küçük Subayları Okulları" açılmaya başlandı. Birinci Dünya Savaşında ve Mütareke Döneminde, bu Tümen Merkezlerindeki okulların çalışmaları durduruldu.

1914-1918

Birinci Dünya Savaşı’nda işgal edilen bölgelerdeki Gedikli Küçük Zabitan Mektepleri ve Küçük Zabitan Mektepleri kapanmış, diğer okullar ise 1924 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.

22/24.Şubat.1915

Geçici bir kanun ile küçük zabitlerin üstünde olarak “Gedikli Zabit” sınıfı teşkil edilmiştir. Böylece, bir senelik denemeden sonra Gedikli Sınıfının yeniden teşkil edilmesi hakkındaki kanun resmi olarak uygulamaya konulmuş oluyordu. Yani ikinci kez Gedikli Sınıfı deneniyordu. Gedikli Zabit Mektebini bitirenler, önce Gedikli Küçük Zabit olarak görev yapıyordu. Tıpkı önceki uygulamada olduğu gibi, Gedikli Küçük Zabitlerden başarılı olanlar, Gedikli Zabitliğe yükseltiliyordu. Gedikli Zabit yapılanması şu üç rütbe basamağından oluşuyordu: Üçüncü Sınıf Gedikli, İkinci Sınıf Gedikli ve Birinci Sınıf Gedikli. Sadece Birinci Sınıf Gedikli, Teğmen (Mülazım)  ile Asteğmen (Mühendis) rütbe aralığında konumlandırılmış, diğer iki rütbe ise Asteğmen’den (Mühendis) daha kıdemsiz olarak yapılandırılmıştı. Gedikli Zabitlere hitap şekli ise genel olarak isminin sonuna “Efendi” sözcüğünün eklenmesi şeklindeydi. “Telsiz Telgraf Birinci Sınıf Gediklisi Salih Efendi” şeklinde bir uzun unvan tanımı kullanılıyordu.

9/20 Mart 1915

Süfeni Hümayunda Gedikli Sınıfının Sureti Teşkiliyle Usulü Terfi ve Terakkileri Kanunu’nun bir yıllık uygulamasından sonra 9 Mart 1915 tarihinde kabul edilen ve 20 Mart 1915 tarihinde yayınlanan 172 numaralı, "Bahriye Efrat ve Küçük Zabit Aniyle Gedikli Zabıtanı Kanunu Muvakkati" ile Gedikli sınıfı esaslara bağlanmıştır. (22/24 Şubat 1915’deki Meclisi Umumi’nin kabulü)

20 Aralık 1915

Makine Çırakları Nizamnamesi Sultan Reşat tarafından imzalanarak, yürürlüğe girdi.

30 Aralık 1915

Deniz Gedikli Sınıfı için daha esaslı bir kaynak oluşturmak üzere Makine Gedikli Mektebi kuruldu. Tir-i Müjgân Gemisi'nde eğitime başladı. Bu gemi fabrika gemisiyken okul ve eğitim gemisi haline getirilmiştir. Bu gemi bir süre sonra nakliyat hizmetlerine tahsis edilince, yerine Muin-i Zafer Korveti görevlendirilmiştir.

3 Şubat 1916

Deniz Gedikli Sınıfı için daha esaslı bir kaynak oluşturmak üzere Gemici Çırakları Nizamnamesi çıkarıldı ve Güverte Gedikli Mektebi kuruldu. İclâliye Gemisi’nde eğitime başladı. Gedikli Mektebi’nin kuruluşuna tanıklık eden ve bu kurumsallaşmada etkin olarak görev alan isimlerden birisi de Bahriye Kolağası Çiftçioğlu Mehmed Nail Bey’dir. Nail Bey, günümüzün tanınmış yazar, şair ve gazetecisi Yağmur Atsız’ın dedesi, Türk milliyetçiliğinin öncü isimlerinden H. Nihal Atsız’ın ise babasıdır. Yağmur Atsız’ın çeşitli zamanlarda yazılarında belirttiğine göre; dedesi Kolağası Nail Bey (1877-1944), Kasımpaşa ve Heybeliada’da Bahriye Gedikli Mektebi’nin kuruluşunda bizzat görev almıştır.

13 Mayıs 1916

Yapılan kanuni bir değişiklik sonrasında; Osmanlı Ordusu’nda, başa, fes yerine “Enveriye” ve “Cemaliye”  denilen başlıkların giyimine başlanmıştır. Kara Kuvvetleri için hazırlanan serpuşa, Harbiye Nazırının isminden dolayı “Enveriye” denilirken, aynı uygulamayı bahriyede başlatan Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dan dolayı da denizcilerin serpuşuna “Cemaliye” denilmiştir. Gedikli Küçük Zabit ve Deniz neferlerinin Cemaliyelerinin alt kısmına 2 cm. genişliğinde, üzerinde serpuş sahibinin görev yaptığı geminin adının Osmanlıca yazılı bulunduğu siyah bir şerit konulmuştur.

17 Mayıs 1916

Deniz Bandolarının takviyesi amacıyla “Tir-i Müjgân Okul Gemisi”nde “Bahriye Musiki Mektebi” adı altında bir oluşum ortaya çıkmıştır.

1918-1923

ikuvayımilliye30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında işgalci kuvvetler Anadolu’yu işgale başlamışlardır. Bu işgal hareketine karşı milli direniş hareketi de kendiliğinden oluşmuş, Kuvayı Milliye adı ile anılmıştır. Daha sonradan bu onurlu mücadele, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı olarak cereyan etmiştir. En nihayetinde 9 Eylül 1922 tarihinde işgalciler Anadolu’dan atılmış ve 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile aydınlığa açılan yepyeni bir ufuk belirmiş ve modern Türkiye doğmuştur. Düşmana karşı direnişte en önde yer alan ve Kuvay-ı Milliye güçlerine liderlik eden pek çok küçük zabit bu dönemde büyük kahramanlıklar göstermiştir. Çerkez Ethem, Antepli Şahin, Kılıç Ali ve daha niceleri şanlı tarihimizin onurlu sayfalarında yer almaktadır. İstiklal Savaşımız süresince de öncü olmayı sürdüren küçük zabitlerimiz, Türkiye halkının gönül kahramanı olmayı başarmıştır. Gazi Alemdar’da Ateşçi Ömer ve Gedikli Zabit İsmail Hakkı Bey, Hava Kuvvetlerinin eşsiz tayyarecisi Vecihi Hürkuş, büyük aydın Halide Edip bunların en bilineni ve ilk akla gelenleridir. Kademlioğlu İsmail Başçavuş, Atatürk’ün yanı başındaki Ali Çavuş, Yunan Başkumandanı Trikopis’i esir eden Ahmet Çavuş, Gazi Yiğitbaşı ve daha pek çok Küçük Zabit, İstiklal Savaşı’nda yer almış fakat isimleri fazla duyulmamıştır. Anadolu insanının bağrından kopup assubaylık payesi (Onbaşı ve Çavuş) ile onurlandırılan kadın, erkek, genç, yaşlı ve çocuk; nice kahramanlıklara imza atmış, şehitlik ve gazilik onuruna ulaşmış ve cumhuriyetin büyük destanında gurur abidesi olarak yer almıştır. İstiklal Mücadelemizin içinde olan ama daha adı sanı bile bilinmeyen nice kahramanımız vardır ki, tarih bir gün onları da keşfedecektir. İstiklal Mücadelemizi ve Kuvay-ı Milliye destanını sırf subaylara mal etmeye çalışanlar; gerçekler cesurca yazıldığında, bu onurun Anadolu insanına ve tüm Türkiye halkına ait olduğunu öğrenmek zorunda kalacaklardır.

13 Eylül 1921

halideedipKurtuluş savaşı yıllarında Hilal-i Ahmer`de (Kızılay) hastabakıcı olarak çalışan Cumhuriyetin yazar ve aydınlarından Halide Edip, Sakarya Savaşı’ndan sonra kendi isteğiyle Batı Cephesi’nde birinci ve ikinci şubede çalıştı. Kendisine “Onbaşı” unvanı verildi. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Bayan Assubayı olma şerefine ulaştı. Daha sonra Atatürk tarafından, cesaret ve başarılarından ötürü, “Çavuş” rütbesine terfi ettirildi.

9 Eylül 1922

1921-1922 yılları arasında Tetkik-i Mezalim Komisyonu`nda Yunanlıların Anadolu’dan çekilirken bıraktıkları hasarı ve yaptıkları zulümleri Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yusuf Akçura ile birlikte rapor eden Halide Edip, Türk Ordusu’nun İzmir`e girdiği gün de oradadır. Bu dönemde Atatürk tarafından kendisine “Başçavuş” rütbesi verilir.

3 Mart 1924

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türk Eğitim Sistemi yeniden düzenlenmiş ve bu çerçevede değişik zamanlarda on adet Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulu açılmıştır. Bu okullar şunlardır: Halıcıoğlu (1924-1934)(1960-1961), Ankara (1929-1936), Konya (1931-1938)(1951-1964), Merzifon (1941-1962), Kayseri/Zincirdere (1942-1949), Elazığ (1943-1944), Mersin (1955-1963), Afyon/Emirdağ (1959-1960), Çorum (1959-1961),Ankara Elektronik (1960-1964)

22 Nisan 1924

508 sayılı kanun ile Gedikli Zabit ve Gedikli Küçük Zabitlerin rütbe ve özlük haklarına ilişkin yeni bir düzenlemeye gidildi. Gedikli Küçük Zabitlik yapısı bu dönem itibarıyla Gedikli Erbaş olarak tanımlanmaya başlandı. Bu anlayışta örnek alınan Alman ve İngiliz askerlik yapısı etkili oldu. Yeni bir savaşa hazırlanan ülkeler; ordularında bir ara yönetici sınıftan ziyade, emri ikiletmeyecek, ne denirse anında uygulayacak ve mutlak itaati düstur görecek, emirlere bilgi ve görgüsüyle yorumlar getirmeyecek bir yapı arzu etmişlerdir. Bu yüzden gelişme çağındaki Gedikli Zabitliği ve Küçük Zabitliği, uygulama alanından kaldırmaya ya da Erbaş konumuna indirgemeye başlamışlardır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bu yönde adımlar atılmıştır.

22 Nisan 1925

648 sayılı kanun ile Gedikli Zabit ve Gedikli Küçük Zabitlerin rütbe ve özlük hakları ile ilgili olarak ilave düzenlemelere gidildi.

15 Mayıs 1925

Donanma Personelinin kıyafetlerine ilişkin olarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan bir (ilk) kararname ile serpuş kaldırıldı. Deniz subayları, gedikli zabit ve küçük zabitlerinin 'viziyerli serpuş' yani şapka giymeleri kabul edildi. Bilindiği gibi, 13 Mayıs 1916 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında; başa, fes yerine “Enveriye” ve “Cemaliye”  denilen başlıkların giyimine başlanmıştır. Kara Kuvvetleri için hazırlanan serpuşa, Harbiye Nazırının isminden dolayı “Enveriye” denilirken, aynı uygulamayı bahriyede başlatan Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dan dolayı da denizcilerin serpuşuna “Cemaliye” denilmiştir.

23 Nisan 1926

İzmir-Gaziemir’de ilk kez Uçak Makinist Okulu Kuruldu.

28 Mayıs 1927

1059 sayılı Piyade Küçük Zabit Kanunu kabul edildi.

9 Nisan 1927

1001 sayılı Gedikli Küçük Zabit Sınıflarına Dair Kanun ile ilk meslek tanımı yapıldı. Gedikli Küçük Zabitliğe kaynak olarak Gedikli Küçük Zabit Hazırlama (İhzari) Mektepleri kuruldu. Güverte ve Makine Gedikli Mektepleri /Çırak Okulları kapatıldı.

18 Mayıs 1929

1455 sayılı Askeri Memurlar Kanununa geçici bir madde eklenerek, Muzıkacı Gedikli zabitlerin askeri memurluğa/öğretmenliğe geçişi sağlandı. Hatta sivil sanatkârlara dahi bu hak tanındı. Fakat Deniz ve Hava Kuvvetlerindeki Gedikli Zabitlere aynı haklar tanınmadı.

1 Haziran 1929

1492 sayılı Deniz ve Havada Gedikli Küçük Zabit Maaş Kanunu’ndaki bir geçici madde ile Gedikli Zabitlik yapılanması kaldırılmıştır. Halen görev yapmakta olan “Üçüncü Sınıf Gedikli”, “İkinci Sınıf Gedikli” ve “Birinci Sınıf Gedikli” rütbelerine haiz personelin isterlerse, almakta oldukları aylıklarla Başgedikliliğe geçirilecekleri (Tenzil-i Rütbe), istemedikleri takdirde, emekli olana kadar Gedikli Zabitan hükümlerine tabi olarak görevlerine devam edecekleri belirtilmiştir. Yine bu kanunla Gedikli Küçük Zabit Rütbeleri şu şekilde kabul edilmiştir: Gedikli Çavuş-Başçavuş Muavini-Başçavuş ve Başgedikli

Temmuz 1929

Deniz Kuvvetlerinde mevcut yüze yakın güverte gedikli zabitanından yalnız biri Başgedikliliğe razı olmuştur. Diğerleri eski kanuna tabi olarak göreve devam etmeyi seçmişlerdir. Başgedikliliğe razı olan subay; Kavalalı Halil İbrahim olup Yavuz gemisinde çok uzun süre görev yapmış başarılı bir denizciydi.

1929-1930

Deniz ve Hava Kuvvetlerinde gerçek anlamıyla mesleklerinin uzmanı olmuş Gedikli Zabitler bundan sonraki süreçte tam anlamıyla kaderlerine terk edilmişlerdir. Devlet onlara herhangi bir hak tanımazken, tasfiye hükmüne rağmen onlardan yaş hadlerine kadar faydalanmış ve hatta önemli bir kısmı emeklilikleri sonrasında dahi çeşitli görevlerde kullanılmıştır. Oysa 1492 sayılı kanunun gerekçesinde bu yapının maksatsız olduğu vurgulanmaktaydı. Maksatsız bir yapının son ana değin kullanılmış olması ise tam bir ironi teşkil etmekteydi.

1934

Pera Palas Otel’de Atatürk tarafından ilk kez yeni rütbeler konuşuldu ve tartışıldı.

11/18.Haziran.1934

2505 sayılı “Gedikli Küçük Zabit Membalarına Dair Kanun”, 11 Haziran’da kabul edilmiş, 18 Haziran’da yayımlanarak, yürürlüğe girmiştir. Bu kanun gereğince Deniz Gedikli İhzari Mektebi’nin adı “Deniz Gedikli Küçük Zabitan Hazırlama Mektebi” olarak değiştirildi. Aynı kanun isim değişikliğinin yanında okula girme şartlarını ve Gedikli Yetiştirmenin esaslarını da değiştirmişti.

1934-35

Deniz Assubay Okulu Marşı bestelendi. Nuri Tahir, Deniz Gedikli Erbaş Okulu’nda öğrenciyken, abisi olan yazar ve şair Kemal Tahir de bu güzide okulu tanıma fırsatı buldu. Kardeşinin ve okul yönetiminin talebiyle, bestekâr Halit Recep Arman ile ortak bir çalışma yaptı. Marşın sözlerini Kemal Tahir yazdı. Bestesini ise H. Recep Arman notalara döktü. İşte o marşın ilk dörtlüğü: Çelikten kalbimizde vatanın sevgisi var/Gözlerimiz enginde düşmandan bir iz arar/Düşmanların kalbinde korku olur eseriz/Biz ömrünü vatana veren assubaylarız (aslı: gediklileriz)

Hazırlayan: Aydın Kulak

(2010 yılında yayımlanan çalışmanın güncellenmiş versiyonudur. Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur. Çalışma ile ilgili açıklamalar ve kaynakça, yazı dizisinin son bölümünde yer alacaktır.)
vah-vah

Sosyal medya aracılığıyla bir halk hareketi başlatılabileceği bana imkânsız gibi gelirdi. Bu yüzden Arap Baharı Olaylarına hep şüpheyle yaklaştım. Yabancı parmaklar aradım. Yani Twitter’den, Facebook’tan devrim yapılabilirdi ha? Olmaz öyle şey diyordum içimden. Akıl alacak iş değil.

Bir gün bir de baktım, “Bu Kadarına da PES Diyen Assubaylar” Türkiye’yi sarsıyor. Gündeme oturmuş. Şimdiye değin assubayları ve sorunlarını görmezden gelen medya, bu grubu, bu hareketi ve assubayların sorunlarını alabildiğine tartışıyor. Sonra mı? Sonrası Türkiye’ye özgü olağan şeyler. Türk Subay Kuvvetleri Komutanı, durumu bir muhtıra ile zaptu rapt altına almaya çalışıyor. Tam da bir diktatörlükte görülecek söylemle… Fakat aması var. Amasını burada anlatacağız. Susmayacağız. Susturulmayacağız.

Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar’ı can-ı gönülden kutluyorum. Öncelikle bunu peşin peşin söyleyeyim. Çünkü onlar bu ülkede bir ilki başardılar. Tıpkı 1970 ve 1975 eylemlerinde Assubaylar ve Eşlerinin yaptığı gibi Tabuları yıktılar. Türkiye’ye koca bir devrim sundular. Camdan sarayların süslü balkonlarından halkçıyız, demokrasi aşığıyız diye sallayıp duranlara, “Hadi Ordan!” dediler. Sosyal Medya aracılığıyla gerçek bir halk hareketini Türkiye’ye bağışladılar. Yürekleri hoplattılar. Gündeme heyecan kattılar. Saltanatçı kafalara, saltanatı için Atatürk’ü ve devrimlerini araç olarak kullanan kafalara “Aloo, nasıl oluyor da Atatürk’e karşı Atatürkçülüğü kullanıyorsunuz?” dediler…

ATATÜRK’E KARŞI ATATÜRKÇÜLÜĞÜ KULLANIYORLAR!

Hani Atatürk ilkeleri içinde bir halkçılık ilkesi vardı ya, onu anımsattılar. Ne diyordu Halkçılık ilkesi, bir anımsayalım.

"Bizim için insanlar yasa önünde tamamen eşit muamele görmek zorundadır. Sınıf, aile, fert arasında bir ayrım yapılamaz. Biz, Türkiye halkını çeşitli sınıflardan oluşan bir bütün olarak değil, sosyal yaşamın gereksinimlerine göre çeşitli mesleklere sahip olan bir toplum olarak görmekteyiz. Halkçılık, vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür. Sınıflaşmayı ve kast sistemini değil. Atatürk’ün halkçılık ilkesinden anlaşılan; toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır.”

Peki, onlar bu ilkeye rağmen bizi nasıl gördüler? Meşhur muhtıranın satırlarından okuyoruz nasılsa. Sadece süslü kelimelerle üstünü örtmeye çalışmışlar. Ne demişler? “Statü hukukuna dayalı olarak; birbiri ile kıyaslanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin eşitsizlik veya adaletsizlik olarak nitelendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır.” Bu cümlenin Türkçe mealini açalım biraz ve gerçeği görelim.

Genelkurmay diyor ki, arkadaş ben orduda statü  hukukunu geçerli kıldım. Yani her türlü hak ve hukukta, adalette, eşitlik prensibini ve Atatürk’ün halkçılığını geçersiz kıldım. Kışlalarımda alın teri ve emeğe göre ücret ve hak belirlenmez. Rütbeye, makama ve püsküle göre belirlenir. Kim daha çok püsküllüyse, o daha fazlasını alır.

Siz assubaylar, halksınız, biz ise statüko gereği; asil ve soyluyuz. Bu ülkenin has evlatlarıyız. Egemen olanız. Siz bir, bilemedin iki sene okuyor ve göreve başlıyorsunuz. Size fazla şey öğretmiyoruz. Sadece işini iyi yapacak birer emekçisiniz. Canımız isterse sizi bugün sokağa salar, yerinize aç, açık ve işsizlerden tomarla adam buluruz. Bu ülkede sizin aldığınız maaşa ve haklara koşa koşa gelecek bir sürü vatan evladı var. Amaaaa biz öyle değiliz. Biz subaylar, özen ve itina ile yetiştiriliyoruz. Biz, en az dört sene çok özel eğitim görüyor ve bu vatanı koruyup kollamayı öğreniyoruz. Bu vatanın gerçek sahibinin biz olduğunu öğreniyoruz. Biz büyük komutanlarız. Siz assubaylar ve hâttâ Türkiye halkı ise bizim emir ve komutamız altındasınız. Hak ve hukuk bizden sorulur. Biz neyi ne kadar uygun görürsek o! Biz istedik mi……falan filan…

Anlayacağınız, açık ve net bir şekilde Atatürkçülüğe ihaneti ortaya koyuyor bu muhtıra. Hani çok sıkı Atatürkçüydüler? Her şey meydanda! Başka söze gerek var mı?

perseusTANRI ZEUS BİLE HALKIN ARASINA KARIŞIRDI

Eski Yunan Efsanelerini bilirsiniz. Hani Tanrı  Zeus vardı. Poseidon, Afrodit, Apollon. Sonra Titanlar falan. Eğer az buçuk bu mitleri okuduysanız, bu tanrıların en görkemlisinin Zeus olduğunu bilirsiniz. Tanrıların kralıdır o. Olimpos Dağı’nın zirvelerinde yaşar. Fakat tüm görkemine, tüm ihtişamına rağmen, çoğu zaman yeryüzüne iner ve insanoğlu ne yapıyor diye sorar soruşturur. Halkının arasına karışır ve tanrılara dua ediliyor mu, sunu veriliyor mu diye kontrol eder. Eğer bunlar olmuyorsa, sebebini araştırır ve çözüm bulur. Gerektiğinde insan kullarına yardımcı olur.

Oysa bizim ülkede kendisini ihtişamlı tanrı  kılanlar ya da öyle sananlar hiç mi hiç zümrelerinin sorunlarına, dertlerine bakmazlar. Kendi saltanat ve keyifleri için ne mümkünse yaparlar. Emekli bile olsalar devletin saltanat kayığından inmezler. Tutuklamalarda görüyoruz. Emekli bilmem kim general evinden alınmış. Efendim evi nerdeymiş? Bilmem ne lojmanlarında! Yahu bu adam emekli değil mi? Ne işi var lojmanda? Devlet için çok çalıştı ya, ölünceye kadar yiyecek. Dahası var, makam arabası var efendim. Koruması var, emir subayı, assubayı var, ona tahsis edilmiş ödenekler var. Kısacası saltanat ölünceye kadar hüküm sürüyor efendim. Çapariz veren mi oldu? Darbeler bugünler için efendim. Saltanatı garantiye almak için!

Ne diyelim, “Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin! Bu memleket sizin!

ASSUBAYLAR MÜJDE BEKLİYORDU

Muhtıraya giden ilginç süreci bir inceleyelim isterseniz. Emekli Assubaylar Derneği’nin yeni yönetimi gerek hükümetle ve gerekse Genelkurmay yetkilileri ile bir dizi görüşme yapmıştı. Umut dolu haberler almıştı ve assubayların bazı sorunlarının giderileceğine dair bir beklentiye girilmişti. Assubayların birtakım özlük hakları ve sosyal sorunları düzeltilecekti yani. Bu haber çeşitli kanallardan bana da ulaştı. Fakat ben, “Bu işte bir yanlışlık var, yine bizi avutuyor, kandırıyorlar. Görmeden inanmam. İnsanları bu havaya sokmayın.” Diye karşılık verdim muhataplarıma.

Derken, Genelkurmayın ve hükümetin ortaklaşa hazırladığı gecikmiş “1 Nisan Şakası” pat diye ortaya çıktı. Evet, ortada bir iyileştirme vardı ama kime? Yine Türk Subay Kuvvetleri personeline! Göstermelik olsun diye, sırf göz boyama amaçlı, yaklaşık yüz civarında bir assubay kesimini de kapsıyordu. Herhalde sus payı olmalı.

BU KADARINA DA PES DEDİRTEN İYİLEŞTİRME ZAMMI!

Assubaylar kendileri ile ilgili somut bir iyileştirme beklerken, 9 Nisan 2012 tarihli Bakanlar Kurulu Karanamesi ile yürürlüğe giren “2012 Yılı Askeri personel Yan Ödeme Kararnamesi” çıkartılmıştı. Bu kararnameye göre özlük hakları konusunda çok mağdur durumda bulunan ve nerdeyse açlıkla tokluk sınırı arasında yaşayan (!) kurmay subaylarımıza ve KOMKARSU gören subaylarımız ile diğer komutan ve muharip subaylarımıza gayet cüzi (!) miktarda iyileştirmeler yapılıyordu. İşçi Mehmet’in asgari ücretini gramla ölçenler, memurun zam oranını kuyumcu terazisiyle ölçüp biçenler ne hikmetse sermayeye muhteşem teşvik paketleri açıyor, subaylarına bonkör davranıyor ve Adalet ile Kalkınma hususunda tarih yazıyordu.

Oysa ordunun emekçilerinin pek çoğu onlara oy vermişti. Lojmanlardan bile hükümet partisi çıkmıştı. Bu oyları generaller ve subaylar vermemişti ya. Onların diktasına karşı direnen ve AK Partide umut gören insanlar vermişti. 2002 yılından bu yana umutla kendilerine uzanacak adalet ve kalkınma elini bekliyorlardı. Ne yazık ki defalarca fos çıktı.

Üstelik Maliye Bakanı durumu gayet net özetledi, Fatih Altaylı sordu, o cevapladı: “Biz sadece kurmay subaylara zam yaptık!

TÜRKİYEDE BİR İLK: HALKÇI BİR SOSYAL MEDYA HAREKETİ

Radikal Gazetesinden Cüneyt Özdemir, sesimizi ilk duyanlardan. Bizi anlayan ve anlatanlardan. Durumumuzu çok güzel özetlemiş. Görevdeki assubaylar zaten seslerini çıkartamıyorlar. Emekliler de internet üzerinden hak mücadelesi verme çabasındalar. Lakin seslerini pek kimse duymak istemiyor. Duyurmuyor. Çünkü herkes ne hükümetin tekerine ne de genelkurmayın tekerine çomak sokmak istemiyor. Fakat bu kez assubaylar öyle bir şey yaptılar ki…

“Oysa çağımızın yeni mecrası sosyal medya ile assubaylar seslerini hem basına hem de kamuoyuna öyle bir duyurdular ki sonunda Genelkurmay’daki orgeneraller bile sessizliklerini bozup bir açıklama yapmak zorunda kaldılar.”

Haksızlıklara isyan hareketi önce Facebook’ta küçük bir grup hareketiyle başladı. Grup kısa sürede on binleri aştı. Twitter’e de aktı. Mazlumların çığlığı oldu. Her yerden ses geldi, katılım arttı. Türkiye, deyim yerindeyse, yüz binlerin sesiyle sarsıldı. Haksızlıklar artık her yerde konuşuluyordu.

Birden televizyon kanallarının saygın konuğu olduk. Haber bültenlerinde sorunlarımız konuşuldu. Gazeteler ve yazarlar bizi duymaya başladı. İnsanlar bizi anlamaya, empati kurmaya ve konuşup tartışmaya başladı. Emekçi kesimlerden destek geldi. Emekçi Polis kardeşlerimiz bize omuz verdi. Facebook’ta grup kuran Polis Memurları Dayanışma Grubu, aynen şöyle seslendi:

“Helal Olsun. Bizim kendi kendimize sızlanmaktan öte yapamadığımızı assubaylar yaptı. Sorunlarına sahip çıkmayı başaran assubaylarımızın haklı davalarına bizler de destek veriyoruz!”

Sevgili Polis kardeşlerimiz, saltanata karşı açtığımız bu cephede birimizin zaferi, hepimizin zaferidir. Hep birlikte tabuları  yıkacağız. Zaferimiz emin olun ki, sizin de zaferiniz olacaktır. Desteğinizi, yüreğinizi bizden esirgemeyin. Biz tüm emekçi kesim için mücadele ediyoruz.

TEMAD KABUĞUNU KIRDI, GERÇEK BİR SENDİKA GİBİ DAVRANDI

Emekli Assubaylar Derneği, yine kaymak tabakaya zam yapıldığını görünce aşamalı bir plan oluşturup harekete geçti. Emekli Assubaylar Güç Birliği Platformu onlara sonsuz desteğini sundu.

Önce Aydınlık Gazetesinde bir yazı dizisi kamuoyuna sunuldu. “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İşçisi, Öğretmeni, Lideri ve Komutanı Assubaylar; Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz!” diyerek sorunlar tartışmaya açıldı.

Aslında Aydınlık gazetesinin politik olarak hangi görüşten olduğunu biliyorduk ve tereddütlerimiz vardı. Fakat bize sesimizi duyurma fırsatı veren etkili bir medya bulmuşken fırsatı  değerlendirmek lazımdı. Yani bu politik bir tercih değildi. Emek ve ekmek kavgası verenler politikayı ikinci planda tutarlar. Zaman Gazetesi ya da Türkiye Gazetesi bize kapılarını açtı  da geri mi çevirdik?

Taraflı ve tarafsız her medya kurumuna aynı  mesafedeyiz. Bizim davamız emek davası. Ekmek kavgası. Saltanata karşı, tabulara karşı halkın ve hakkın davası!

DEMOKRASİ BÖYLE BİR ŞEY: AHMET KESER MUHTIRAYA KARŞI DİK DURDU

Hatırlarsınız, 27 Nisan e-muhtırası verildiğinde, Başbakan R. Tayyip Erdoğan dik duruşunu bozmamış ve darbeci zihniyete hak ettiği okkalı bir tokat indirmişti. TEMAD Başkanı Ahmet Keser de tıpkı Başbakan Erdoğan gibi soğukkanlılıkla hareket etti. Dik duruşunu bozmadı. Arkasına aldığı on binlerin desteğiyle haykırdı:

“Görevdeki assubayları biz değil, Genelkurmay ve yaptığı haksız, adaletsiz uygulamalar tahrik etmektedir. Dünyanın hiçbir ordusunda olmayan ayrımcı uygulamalar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde mevcuttur. Jay jay Okocha’yı sevdikleri kadar assubayları sevebilselerdi, bunların hiçbiri olmayacaktı!”

Tam bir sendika lideri gibiydi ki, zaten Genelkurmay’ı şaşırtan da bu durumdu. Öyle ya zamanında OYAK mahkemeye verildiğinde, OYAK’ın sivil paşası Coşkun Ulusoy da bu durumu dile getirmiş, “Emekli assubaylar, anılarını yâd etsin” demişti. Bu muhtıra da mealen böyle söylüyor:

“TEMAD, derneğin kuruluş amaç ve çalışma alanının tamamen dışında. Muvazzaf personelimizi tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu esefle izlenmektedir.”

Oysa bizler de Komutanlık vasfı gereği, astlarının hak ve hukukunu korumak gibi asli görevleri olan generallerimizin gaflet ve dalalet içinde bulunuşunu ibretle izlemekteyiz. Hem de uzun yıllardan beri!

VAH GENELKURMAYIM VAH!

Hani insanın aklından geçiyor, tamam bir muhtıra yayınlayacaksın ama…

Kime bu muhtıra? Kendi çocuklarına. Hani şimdiye kadar hep üvey tutmuş, sümüklü yetimler gibi muamele etmiş  olsan da bunlar senin çocukların.

Yarın muhtıra medyaya düştüğünde, kim ne diyecek, ele güne rezil olmaz mıyız diye sormazlar mı adama? Aaa bakın eskiden halka muhtıra veriyorlardı, şimdi kendi evlatlarına ham yapıyorlar demezler mi? Koskoca Genelkurmay karargâhında bir aklı evvel kurmay düşünemedi mi bunu?

Bakın zaten siz daha muhtırayı yayınlamadan, Sayın Fatih Altaylı, taşı gediğine koydu bile:

“Genelkurmay başkanlarının özel hayatları ve aileleri, CD’ler halinde mahkemelerde konuşuluyor. Ve dünyanın en disiplinli ordusunun assubayları, her gün binlerce, on binlerce mail’le hak aramaya çalışıyorlar. Allah aşkına söyler misiniz, dünyanın en disiplinli ordusu cümlesini okurken gülerek boğulmanın eşiğinden dönmekte haksız mıyım?”

Muhtemelen assubaylara verilen son muhtırayı da gören Fatih Altaylı, şu an gülmekten komaya girmiş olmalıdır. Çünkü dünyanın hiçbir ordusunda böyle bir komedi yaşanmaz!

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

saatleri-ayarlama-enstitusuYahu derler adama, karargâhın orada, dernek bir adım ötende. Bu muhtırayı vermeden önce gidip bir sohbet edemediniz mi? Bir yanlışlık oldu, sizin hakkınız, hukukunuz için de çalışıyoruz diyemediniz mi?

Efendim belirtelim, diyemiyorlar. Çünkü cezalar, azarlar peşin. Umutlar taksit taksit. Çünkü her gün kapılarına gelen Dernek Başkanını artık ceklerle caklarla avutamıyorlar. Bıçak kemiğe dayandı.

Zaten muhtıraya da bir göz atarsanız görürsünüz, üstünde çalışıldığı söylenen şeyler, çoook uzun yıllardır söylenen ama yapılmayan şeyler. Bir avutma taktiği yani.

Burası Türk Silahlı Kuvvetleri değil efendim, Türk Subay Kuvvetleri!  Azar peşin, hapis peşin, fırça ve ceza peşin…

Vaatler batık Yunanistan'ın devlet tahvili gibi. Çooook uzun vadeli!

Vah Genelkurmayım vah. Vah ki ne vah!

Ne hallere düşürdüler seni. Rezil kepaze ettiler cümle aleme.

Bence tüm assubaylar Genelkurmay Karagahı için yepyeni bir kampanya başlatmalı.

Hani şu meşhur bir romanımız var ya, ondan gönderilmeli karargâha, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o güzide romanı :“Saatleri Ayarlama Enstitüsü!” efendim.

Ve karargâhın tüm saatleri, tüm takvimleri kaldığı  1940’lı yıllardan, yeni milenyuma ayarlanmalı. İnsanın insan olduğu, hak ve adaletin eşit birer birey olma esasına göre dağıtıldığı çağa! Emek ve alın terinin statükolarla, ayrıcalıklarla gasp edilmediği çağa!

TAHRİK MAĞDURLARIN DEĞİL, ZALİMLERİN İŞİDİR!

Diyorlar ki, TEMAD, görevdeki assubayları tahrik ediyormuş. Hani asıl söylemek istedikleri şu, tıpkı Nazım Hikmet’in Donanma Davası hesabı, ordu içinde huzursuzluk yaratıyorlar, isyana teşvik ediyorlar diyecekler de dilleri varmıyor.

Oysa cümle alem bilir ki, haksızlıkta, adaletsizlikte ve zulümde sınır tanımayanlar hep başkalarını suçlamayı tercih ederler. Oysa bir hareketi tetikleyen ve başlatan şey, zalimlerin kendi zalimane tutum ve davranışlarıdır. Suçlu asla mağdurlar değildir. Zalimler, haksızlıkta, adaletsizlikte coştukça, öyle bir an gelir ki, insaf çizgisini aşar. İsyanlar saklı tutulduğu yüreklerden dışarıya sızar ve günışığına kavuşur. Alabildiğince haykırır ve hakkını ister. İşte olan budur.

Assubayların Onur Mücadelesi’nin gürleyen sesi Ersen Gürpınar, bakın bunu ne derece sade ve anlaşılır vurguluyor:

“Yıllarca ön yargılarla tahakküme varan haksızlıkları yazmakla bitiremeyiz. Biz, kurumumuza ve ettiğimiz yemine sadığız. Kurumları, haksızlıkları yazanlar değil, yapanlar yıpratır!”

Başka söze ne hacet!

BAĞIMIZ GÖNÜL BAĞI, MUHTIRAMIZ MALUMUN İLANIDIR!

Bu muhtıra acemice ve düşünülmeden verilmiş bir muhtıradır. Sonunun nereye varacağı hesaplanmadan, anlık bir öfkeyle kaleme alınmıştır. Herkesin bildiği malum şeyleri ilan etmekten öte bir işlevi yoktur. Fakat daha da anlamlısı, mazisi şanla ve şerefle dolu bir koca kurumsal kimliğin intihara sürüklenişidir. Kirletilmesidir. Çok acı olan, vahim olan budur.

Bakın Genelkurmay Karargâhı, hangi malum durumları  tasdik edip onaylıyor:

  1. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçek adı Türk Subay Kuvvetleridir. Bu çok açık ve nettir.
  2. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde her şeyin ölçüsü statükodur. Alın teri ve emek gibi kutsal değerlere asla yer yoktur. Statükolar görev icabı mı dediniz? O da ne ola ki?
  3. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni düşmanı kendi assubaylarıdır. Görüldüğü yerde icabına bakılmalıdır.
  4. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde iki unsur vardır. Birincisi saltanat kayığında gezenler, ikincisi saltanat kayığını itekleyen emekçiler. Tıpkı yıllar öncesinin ilkel gemilerindeki forsalar gibi.
  5. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er olarak birbiriyle gönül bağıyla çok ama çoook sıkı bağlıdır. Bu gönül bağı rütbe yukarıya doğru yükseldikçe çok daha ateşli olmaktadır.

PES DİYENLERİ YÜREKTEN ALKIŞLAYAN TÜRK MEDYASI

Biliyorsunuz, bizim medyamız öyle kolay kolay her harekete sahip çıkmaz. Sahiden bir şeyleri başarmış olmanız gerekir. Haklı olmanız ya da mazlum olmanız yeterli değildir. Sesinizin olabildiğince gür çıkması gerekir. Yeri göğü inletmeniz gerekir ki, sizi duyabilsinler.

İşte bu kez öyle oldu ve tanıdık simalar haricinde de bizi duyanlar, bizi yazanlar ve bizi konuşturanlar oldu. İsterseniz neler demişler, nasıl demişler ona bir bakalım:

Bugün Gazetesi/ Adem Yavuz Arslan:Özellikle son düzenleme ile kurmay subaylara ve generallere ek iyileştirmelerin yapılması tepkiyi artırdı. Kast sisteminden ciddi şikâyet var.

TV8 Kanalı/Haber Aktif Programı/Gökmen Karadağ: TEMAD İstanbul İl Başkanı Ahmet Atik’i konuk etti. Atik, programda oldukça tutuk kaldı ama yine de bir şeyler söylemeyi başardı. “Başbakan Erdoğan bizi bir buçuk saat dinledi, hak verdi ama icraat göremedik.

Erkan Tan’la Başkent’ten Programı: İki Dudak Arası mesaiye Hayır! Zahmette En Öndeyiz. Nimete Gelince, Siz Biraz Durun Diyorlar!

Milliyet Gazetesi: Astsubayların “Sosyal Medya Savaşı”. Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar, “TSK tarihinde ilk kez bu kadar assubayın bir araya gelmiş olması, astsubay camiasına yapılan haksızlığın somut olarak ortaya çıktığının bir göstergesidir” diyerek durumlarını ve mücadelelerini anlatıyorlar.

Aydınlık Gazetesi: Hareket öncesinden başlattığı yazı dizilerini mektupları da yayınlayarak sürdürdü.”Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz!”

NTV Haber Kanalı ve Vatan Gazetesi: Şehit Cenazelerimiz Bile Farklı Yerden kaldırılmaktadır. Statüko ruhumuza işledi.

Sabah Gazetesi/Nazlı Ilıcak: Yıllarca uğradıkları haksızlığın yükünü taşıyorlar ama “Pes” demediler. Onlar TSK bünyesinde İkinci Sınıf Vatandaş.

Radikal Gazetesi: Astsubay “PES” Hareketi. Sosyal Ağlarda Sıkıntılarını Yüz Binlere Duyurdular.

Star TV Ana Haber Bülteni: Yeniçeri değiliz, hakkımızı İstiyoruz. Genelkurmay Kışkırtıyor, Biz Kontrol Etmeye Çalışıyoruz. İnsanların Sokaklara Dökülmesini mi İstiyorlar?

Star Gazetesi/Ergun Babahan: Adalet Talebinden tahrik Olan Bir Ordu. Astsubaylar Direnin!

Taraf Gazetesi Yazarı Emre Uslu/ Kişisel Blog’undan: Astsubaylara Üvey Evlat Muamelesi yapmayın Yeter! Herkes Astsubayların Sesini Duymalı.

Habertürk Kanalı/ Gün Ortası Programı/ Didem Arslan Yılmaz:Bir Kişiye Dokuz Kuruş, Dokuz Kişiye Bir Kuruş! İşte TSK’nın Adaleti.

Daha pek çok yerel ve ulusal medya kuruluşu ve yazarı  konuya oldukça geniş şekilde yer verdi. Burada sadece kısa bir özet geçmeye çalıştım. Bize cesaret ve umut veren tüm yürekli insanlara selam olsun.

ELBETTE UMUR TALU, O BİZİM BİRİCİĞİMİZ!

gnkur-utaluUmur Talu, koca yürekli adam. Onun yazılarını, yorumlarını okuduğum zaman aklıma hep Nazım Hikmet’in sesi gelir. O'nda Nazım’ın ruhunu bulurum. Neden mi diyeceksiniz, söyleyeyim. Nazım aslında soylu ve asil bir ailenin çocuğudur. Fakat yüreğini halkına vermiştir. Soyluluğu, paşa torunu olmanın asaletini bir çırpıda kenara itip, yüreğinin sesine yönelmiştir. Tıpkı bir Anadolu dervişi gibi, yoktan var etmeyi seçmiştir. İdealleri uğruna, halkı için acılara, zulümlere ve çilelere göğüs germiştir.

İşte Umur Talu da onun gibi bir koca memleket adamı. Soyuna sopuna baktığınızda diyorsunuz ki, yahu bu adamın derdi ne? Gidip ağustos böceği gibi şen şakrak şarkılar söylese ya. Niye başına iş alıp duruyor. Her şeyi var adamın.

Fakat gönlünü gerçek anlamda halkına, insanına kaptıran yiğit adamlar böyle oluyor işte. Her şeyi bir kenara bırakıp mazlumlar için savaşabiliyor. İnsan onuru için kalemini kılıç gibi sallayabiliyor. Andıçlanıyor, kara listelere alınıyor, ölüm tehditleri alıyor ama yılmıyor. Bakıyorsunuz Hrant için yazıyor, bakıyorsunuz uzman çavuşlar için. Polis için, öğretmen için, askeri öğrenciler için… Herkesi ortak bir paydada buluşturuyor. Onun bellediği öyle kutsal değerler var ki, saygı duyuyor, şapka çıkartıyorsunuz. İnsan olmanın erdemini kendisine özgü satırlarla öyle güzel işliyor ki yüreklere, Nazım’ın şiirini duyar gibi oluyorsunuz.

İnsan sesi veriyor insan! Yüreğimize de yasak koyamazsınız ya!

“Ya emeklileri ve aileleriyle de birlikte, on binlerce sivil memur, uzman erbaş, uzman jandarma hâttâ subay… Bir haftada internet üstünde 150 bin kişilik bir sesle Bu Kadarına Pes Diyen On binlerce Astsubay yalan söylüyor… Ya da bir avuç Kastsubay Yalan söylüyor!”

Ne diyorduk? Esas Devrim önce kendi içindeki kafesi kırabilmektir.

BİR TÜRKİYE KLASİĞİ: BEŞ N BİR K VE CÜNEYT ÖZDEMİR

Kimileri “Genç Subaylar Rahatsız”  diye manşet atar. Kimileri ise “Astsubaylar Rahatsız” diye. Aralarındaki fark şudur, birinci manşet yalakalık ister, emir erliği ister. Öteki ise aslan gibi bir yürek!

O bize kapılarını ve gönlünü hep açık tuttu. Cesaretle konuların üzerine gitti. Korkutulmuş ve silik medyanın yüz akı oldu. Sorunumuzu sanki kendi sorunuymuş  gibi irdeledi, bizden biri gibi kamuoyuna aktardı. Yukardan gelen emirlerle uydurma haber yapıp yalancı efsane olan adamları görünce, onun tarafsız ve gerçekçi yorumu daha bir fark ediliyor. Kalitesi ortada. O bir klasik. İyi ki var. İyi ki bizimle!

 

MÜCADELEYİ BÖLME AMAÇLI PROVAKATÖRLERE DİKKAT!

Assubayların sorunu gündeme taşındı. Tüm Türkiye gerçeği fark etti. Artık herkes Çıplak Kralı görebiliyor. Fakaaat…

Böyle anlarda egemen güçlerin oyunları bitmez. İçinize ajan sokarlar. Kafanızı karıştırırlar. Sizi günlük politikalara taraf yapmaya, alet etmeye çalışırlar. Liderlerinizi karalarlar. İyi ama nasıl tanıyacaksınız onları?

Onlar, yağmur sonrası çıkan zehirli mantarlar gibidirler. Daha önce mücadelede yokturlar. Her nasılsa, birdenbire ahkâm kesmeye başlarlar. Sizi yönlendirmeye, yönetmeye kalkarlar. İşin içine partileri, görüşleri karıştırırlar. Şöyle olursa, böyle olur derler. Yanlış gidiyorsunuz, başınız belaya girecek derler. Verilenleri de elinizden alacaklar derler. Ortalığa fitne sokarlar. Açın dünya tarihini, bunlardan nicesini hemencecik görürsünüz. Her davanın kendi Brütüsleri vardır. Hançerden kollayın kendinizi. TEMAD’dan başka kimseye kulak asmayın.

Bu dava politik bir dava değildir. Emek davasıdır, ekmek davasıdır. Assubayların ve ordunun tüm astlarının onur davasıdır. Sırf bununla da kalsa iyi, Türk Silahlı Kuvvetleri için de bir onur davasıdır. Ya yine çağ dışı kafalara ve değerlere saplanıp kalacağız ya da aydınlık günlere el ele, gönül gönüle yürüyeceğiz.

Hep birlikte güneşin türküsünü söyleyeceğiz.

Hatırlarsanız bir yazımda Hasan Hüseyin’in Kavel Kitabından Kokmuşlar Mezarlığı şiirini kullanmıştım.

Kusura bakmayın ama yine bu şiirin sırası  geldi. Finalimiz bu şiirle olsun. Onur için mücadele eden tüm yüreklere bayrak bayrak selam olsun.

güneşse güneş benim beyoğlubeyler
topraksa toprak benim beyoğlubeyler
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
eski saraylarda bu yeni saltanatlar
saksılarda çiçek diye kızgın namlular
demirin kömürün petrolün kalleşliği
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
kayguysa kaygu benim beyoğlubeyler
bayramsa bayram benim beyoğlubeyler
ya siz kimsiniz



kimsiniz ey şimdi müzelerde yerleri belli
eski beyler yeni beyler bey eskileri

Aydın Kulak

(Kaynak Gösterilerek ve Yazar adı Belirtilerek Kullanılmasında Bir Sakınca Yoktur.)
assubayligin-tarihsel-gelisimi

TARİH

OLAY

M.Ö.2000-1200 Hitit Ordusu’nun sınırlardaki garnizon kentlerinde oturan ve daimi olarak profesyonel askerlik yapan, bugünkü karşılığı bir tür assubaylık denebilecek askeri bir pozisyonun kuruluşu gerçekleşti. Ayrıca, savaş zamanı seferber ettiği ana ordusunda da çeşitli askeri rütbeler kullanılmaktaydı.
M.Ö. 800-700

Assubaylığın tarihsel gelişimi açısından Homeros’un İlyada Destanı’ndaki anlatımları oldukça önemlidir. Troya (Truva) Savaşı’nın anlatıldığı bu destandaki şu çarpıcı dizeler assubaylık mesleğinin tarihsel kökeni için sağlam bir dayanaktır:

Bir önder kumanda ediyordu her sıraya,
erler de yürüyordu sessiz soluksuz.
Diyemezdin arkalarında koca bir ordu var,
şu insanların göğsünde ses var diyemezdin.
Önderlerin ardından yürüyorlardı usulcana,
sıralar içinde ışıl ışıl parlıyordu silahları.”
(Çeviri: Azra Erhat-A.Kadir)

M.Ö. 500

Roma Krallığı’nda ilk Assubay yapılanmaları görüldü. Decurion (onbaşı) lar birliklere kumanda eden en kıdemsiz subaylardı. Assubay yapısı yüzbaşı rütbesine değin uzanmaktaydı.  Ordunun belkemiğini oluşturan yüzbaşıların da bu dönem için assubay olarak değerlendirildiği sıkça görülür. Fakat bu yapı profesyonel değildi. Roma lejyonları M.Ö. 107 yılındaki Marian Reformları’na kadar sabit kuvvetler olarak değil, ihtiyaç duyulduğunda oluşturulup daha sonra dağıtılan birlikler şeklinde görev yapmaktaydılar.

M.Ö. 209

hun-ordusuBüyük Hun İmparatorluğu'nun kurucusu Teoman'ın oğlu Mete Han tarafından, bugünkü modern orduların düzenini teşkil eden; onluk, yüzlük sistem de denilen düzenli ordu sistemi kurulmuş ve uygulanmıştır. Bu sistemle onbaşı, elli başı, yüzbaşı, binbaşı gibi askeri terimler oluşmuş ve halen günümüzde de orduların temel düzeni olarak kullanılmaya devam etmektedir. Türk Askeri Yapısında kullanılmaya başlanılan “Çavuşluk” yapısının temeli bu dönemde atılmış ve yeni kurulan her Türk devletine ve hatta başka devletlere de geçişi sağlanmıştır.

M.Ö. 107-30

tesserariusRoma Cumhuriyeti’nde, Gaius Marius M.Ö. 2. yüzyıl sonlarına doğru geçici olarak oluşturulan lejyonları reforme etti ve en alt sınıflardan topladığı askerlerle oluşturduğu profesyonel lejyonlar ile Roma’nın, hem güçlü bir orduya hem de işsiz yurttaşları için iş olanağına kavuşmasını sağladı. Geç Cumhuriyet ve Erken İmparatorluk döneminde lejyonlar sık sık Marian Lejyonları olarak adlandırılırdı. Bu yapılanmada Decanus (8 askerden oluşan manganın komutanı) ve decurion’dan başlayan bir assubay yapılanmasından söz edilebilir. Genel anlamıyla, Optio, Duplicarius, Decurion, Tesserarius, Decanus, Cornicen, Signifer birer assubay mevki ve rütbesi görünümündedir. Bunun yanında, günümüz modern anlayışında Yüzbaşı, Üsteğmen, Teğmen ya da Asteğmen rütbelerine karşılık gelen Centurion (Yzb.), Primus Pilus (Ütğm.), Centurion Pilus Prior (Tğm.) ve Primus Ordo (Astğm.-Tğm.) rütbeleri de o dönem yapılanmasında yine birer orta-ast subay kavramı içinde yer almaktadır. Gerçek anlamda subay rütbeleri Centurion’dan (Yzb.)sonra başlamaktadır. Lejyonlar, Roma Cumhuriyeti ve Roma İmparatorluğu boyunca göstermiş oldukları olağanüstü başarıdan ötürü, antik dönem boyunca uzun süre askeri kabiliyet ve etkinliğin modeli olarak gösterilmişlerdir.

13. Yüzyıl

İngiliz Kraliyet Donanmasında ilk kez “Gedikli Zabit” yapılanması uygulamaya konmuştur. (Gedikli Zabitler, tanım olarak subaylar içinde yer almalarına rağmen, uygulamada Assubaylığın bir tür devamı ve parçası gibi görülmektedirler. Hemen hemen tüm dünya ordularında bu kural geçerlidir.) Bu usta denizciler böylece ilk gedikli sınıfını oluşturdular ve gedikli zabitan ile deniz assubaylığının ilk nüvesi oldular. Zaman zaman “Boat Mates”, bazen “Boswans Mates” olarak anıldılar. Tecrübe ve özgüvenleri ile zamanla vazgeçilmez oldular ve daha sonra “Royal Warrant” (Kraliyet Gedikli Zabitanı) olarak ödüllendirildiler.

13. Yüzyıl

Bu dönemden itibaren özellikle donanmada personel hep iki kategoriye ayrılmıştır: Subaylar ve denizciler. İngiliz soyluları çeşitli unvanlarıyla birlikte donanmada subay olmuşlar, asil olmayan halk çocukları ise gedikli zabit, assubay ve denizci er olarak hizmette bulunmuşlardır. Denizci tabiriyle niteleyeceğimiz assubaylar ve denizci erler uzun yıllar boyunca çok zor şartlar altında yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Hatta bu nedenledir ki, pek çok devrimci isyana da öncülük yapmışlardır. Temelinde İngiliz sınıfçılığının yattığı bu sınıfçı uygulama halen pek çok ülkede devam etmektedir. Modern ülkeler bir şekilde ordu ve donanmasından bu sınıfçı sistemi atmayı başarırken, kendini ve demokrasisini geliştirememiş ülkeler ki buna Türkiye de dâhil, hala bu Ortaçağ ürünü kast sistemini uygulamaya devam etmektedir.

1445

Fransa Kralı Charles VII tarafından kurulan düzenli ordularda, şimdiki Assubay tanımlamasına ve rütbelerine rastlayabiliriz. Bu dönemde assubaylar orduda “onbaşı” veya “mızraklı onbaşı” rütbeleriyle başlayan bir hiyerarşide yer almışlardır. Charles VII; Orduda yeni bir yapılanmaya gider, yeni bir Ordu Yönetmeliği çıkartır. Bu yönetmelikle, ilk kez modern anlamda Assubay olarak nitelendirilebilecek rütbe ve kavramlar Fransız Ordusunda yer alır.

1469-1527

Niccola Machiavelli (Makyavel) ulus devlet kavramını ve buna bağlı olarak ulusal orduyu gündeme getirdi. Fransa ve Prusya ordusu değişen çağa ve teknolojiye uygun yapılanmalara öncülük etti. Alınıp satılan ordu unvanları yerine daimi ve ücretli ordular gündeme geldi. Prens (Hükümdar) adlı kitabında “Bir devletin sağlam temellerini iyi yasalar ve iyi bir ordu oluşturur; iyi orduların olmadığı yerde iyi yasalar da olmaz” vurgusu yaptı. Bu yüzden, Makyevel, Modern Orduların babası da sayılır.

1643-1715    Fransa’da, Louis XIV kendi döneminde, aristokratların muhalefetine rağmen, ordudaki başıbozukluğu yok etmek ve orduyu gerçek anlamda bir disiplin altına sokmak amacıyla yeni düzenlemeler yapar. Bu düzenlemelerin mimarı ise Michel Le Tellier (1641-1691) olur. Bu düzenlemelerin en dikkat çekici tarafı, özellikle subay ve assubayların geleceğin yöneticileri olarak, gerektiği şekilde eğitilmeleri için özel eğitimler veren okullar (Harp Okulları) açılmasıdır.

1775

Amerikan Kıta Ordusu Kuruldu. Bu ordudaki Assubay yapılanması İngiliz, Fransız ve Prusya Ordu yapısını kendisine göre harmanlayıp özümseyerek oluşturulmuştur. Kendi milli değerlerine özgü bir organizasyonla, ordusunda Assubay yapılanmasına işlerlik kazandırmıştır.

1804-1815

Fransa’da Napolyon tarafından yeni ordu düzenlemesi yapıldı. Napolyon'un ordularını kurmasını sağlayan 23 Ağustos 1793 Konvansiyonunun kabul ettiği "levee en masse " yani zorunlu askerlik kanunu ile ulusal ordu tam anlamıyla ortaya çıkmış oluyordu. Napolyon Ordusu kazanmış olduğu zaferlerin yanında daha pek çok özelliğiyle de dünya ordularına örnek olma vasfını hala taşıyor. Bu yapılanmada da etkili bir Assubay oluşumu ve bunun yanında dikey yükselme söz konusudur. Ülke içindeki sınıfsal farklılıkların yarattığı engellerin kaldırılması açısından yapılan assubaylık düzenlemeleri, henüz diğer rakip ülkelerce bilinmeyen bir yapıydı ve olağanüstü başarılıydı. Bu sarsıcı düzenlemeler esnasında, yıllardır assubay olan çavuşlardan bazıları çok kısa sürede generalliğe yükselmişlerdi. Bunların içinden gerçekten başarılı ve iyi olanlar vardı (Masenna). Fakat daha da şaşırtıcı olan şey, rütbeleri farklı olan soylu subayların bile hızlı terfi sisteminden etkilenerek, bu soylu rütbelerini bir yana bırakmaları ve bu dönemde yeniden askere yazılıp sıfırdan başlamayı göze almalarıdır (Lasalle).

1821-1881

Büyük Rus yazarı Dostoyevski. Suç ve Ceza’nın, Budala’nın, Kumarbaz’ın, Karamazov Kardeşler’in ve daha nice eşsiz romanların yazarı! 1844 yılında Rus Ordusundan ayrılana kadar assubay ve subay olarak görev yaptı. Hayatının sonraki döneminde devlet aleyhine bir komploya karıştığı iddiasıyla askeri mahkeme tarafından idama mahkûm edildi. Tam kurşuna dizilmek üzereyken affedildi ve sürgüne gönderildi. Tüm askeri rütbeleri geri alındı. 1854 yılının 2 Mart’ında er olarak 7. Sibirya Alayı’na gönderildi. Burada beş yıl görev yapmak zorunda kaldı. Er olarak başladığı askeri kariyerinde yine önce assubaylığa, ardından da subaylığa terfi etmeyi başardı. 1859 yılında ordudan terhis edildi ve yeniden yazarlık günlerine dönüp birbirinden güzel eserler vermeyi sürdürdü.28 Ocak 1881’de ciğer kanaması sonucu vefat etti. 31 Ocak günü yapılan cenaze töreninde büyük yazarı ebediyete uğurlamak için tam otuz bin kişi bir araya gelmişti.

1857

Helmuth Von Moltke, Harp Bakanı Roon ile birlikte Prusya Ordusunda değişiklikler ve düzenlemeler yapar. Bu düzenlemeler iki temele dayanır ve başarılı olur. Birinci temel; sağlam ilk ve orta öğretim görmüş gençlerin kapsamlı bir teorik ve uygulamalı askeri eğitim-öğrenim görerek yetişen subaylar olması ve bu subayların hem askeri hem de politik görevleri üstlenebilecek düzeye ulaşabilmesidir. İkinci temel dayanak ise, branşlarında çok iyi yetişmiş Assubaylar olup, özellikle teknik ve uygulamalı konulardaki tecrübe ve bilgileri sayesinde muharebe ve eğitimlerde ordunun asıl yükünü taşımalarıdır.

3 Nisan 1890

21 Sayılı Ceride-i Bahriye'de çıkan Şura'yı Bahriye Nizamnamesiyle Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde de "Deniz Gedikli Sınıfı" resmen kuruldu. Bu nizamname, modern anlamda Assubaylığın resmi olarak Osmanlı ve Türk bahriyesinde ile ordusunda ilk kez bir mesleki sınıf adıyla yer alışı açısından önemlidir. Bu nizamnameye göre 15 Nisan 1890 tarihinden itibaren “Deniz Gedikli Sınıfı” resmi olarak kurulmuştur.(Donanmayı Hümayûnu Cenabı Mülûkâneye Alınacak Sıbyan Efradına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dair Nizamname)

27.Haz.-8.Tem.1905

potemkinzirhlisi27077Potemkin Zırhlısı Denizci İsyanı (1905 Rus Devrimi): Rus Çarlık Donanmasının Karadeniz Filosu gemilerinden Potemkin Zırhlısı’nda devrim amacıyla çıkan denizci isyanı. Rusya 1917 yılında Komünizme geçtiğinde, bu isyanı gerçekleştirenler devrimin sembolü haline geldi. Ayrıca, Sergei Eisenstein tarafından isyan film haline getirildi. Bu film bugün hala dünyanın en iyi on filmi arasında kabul edilmektedir. Denizciler, kendilerini hakir gören ve köle muamelesi yapan, zalimlikte sınır tanımayan subaylarına karşı isyan ederler. İsyanın görünen sebebi denizcilere yemekte kurtlu et çıkarılmasıdır. İsyanı başlatanlardan Assubay Vakulinchuk, daha ilk başlarda öldürülür. Fakat Astsubay Matyushenko, sonuna kadar direnir. İşçi ve köylü kitleleri ile birleşip büyük devrimi gerçekleştirmek amacındadır. İsyana başka gemiler de katılır. Odessa halkı ile bütünleşen Potemkin Zırhlısı personeli büyük eylemler gerçekleştirir. Fakat Çarın güçleri, Odessa’da Richiliu Merdivenlerinde tam bir katliam yaparlar. Şehri bombalamakta tereddüt eden isyancılar bunun bedelini ağır öderler, her şey tersine dönmeye başlar. Filonun diğer gemileri isyanı bastırmak için geldiğinde, diğer gemi mürettebatı, kendi arkadaşlarına ateş açmayı reddeder. Buna karşın isyana katılan diğer birkaç gemi, isyandan vazgeçer ve teslim olur. Potemkin yalnız başına kalır. Karadeniz’de bir kovalamaca başlar. Yakıt ve erzak sorununu çözemeyen Potemkin isyancıları, o dönem tarafsız olarak kabul gören Romanya’nın Köstence Limanı’nda Romanya yetkililerine teslim olurlar. 1905 Devrimi aslında bir tarlaya hasat için ekilen tohum işlevi görmekteydi. Yarım yamalak bir devrim niteliği taşıyordu ama geleceğin Bolşevik Devrimi’nin altyapısını sağlam temeller üzerine oturtuyordu. İşçiler, köylüler ve askerler haklarını aramayı, isyan etmeyi ve en önemlisi birlikte hareket etmeyi öğrenmişlerdi. Birlikte hareket ettikleri takdirde, öyle kolay kolay yıkılmayacaklarını görmüşlerdi. Hak ve eşitlik adına kazanımlara ulaşabileceklerini ve katı çar yönetimini silkeleyebileceklerini fark etmişlerdi. Şair Nazım Hikmet’in Donanma Davası’nda da bu Potemkin Zırhlısı Olayı’nın korkusu vardır.

13 Nisan 1909

Osmanlı’da 31 Mart Ayaklanması. Bu ayaklanma küçük rütbeli subayların başlattığı bir ayaklanma olduğundan “Çavuşların İsyanı” olarak da anılmaktadır. Her ne kadar gerici bir isyan olarak tanımlansa da karmaşık ve çok yönlü bir isyandır. Belki de Assubayların yapacağı darbe ve isyanların hep gerici olacağı endişesiyle, bu süreçten itibaren küçük rütbeli subaylara bakış değişmiş ve her dönemde tenzili rütbeye uğratılmaya başlanmıştır. Yani “darbeyi çavuş yaparsa gerici yapar, kurmay subay ve generaller yaparsa ilerici yapar” yargısı oluşmuştur. Üstelik bu isyanda pek çok kesimin parmağı olması da dikkat çekicidir. Belki de en masumane istek, küçük rütbeli subaylarınkidir.

29 Eki - 7 Kas 1918

Kiel Denizci İsyanı, Alman Kasım Devrimi ve Spartakist Ayaklanma: İlk olarak Wilhelmshaven’de başladı ve sonra Kiel’e uzandı. I. Dünya Savaşı sonunda Alman Donanma Komutanlığı, Ordunun şerefini kurtarmak amacıyla, İngilizlere karşı son bir saldırı yapmak düşüncesindedir. Fakat denizciler artık savaştan bıkkındır. Bunca çabalarının hezimetle son bulması onların moralini bozmuş ve komuta kademesine olan güvenlerini sarsmıştır. Şimdi Amiralleri, şerefsiz olduğunu düşündükleri bir barış yerine, onları şerefli ama nafile bir ölüme göndermek istemektedir. Barış isteyen ve bir an önce evine dönmeyi arzulayan denizciler, bu anlamsız emre uymayı reddederler. Ayrıca gemileri de kullanılamaz, seyir yapamaz duruma getirirler. SMS Thüringen ve SMS Helgoland gemilerinin öncülük ettiği bu isyan hareketi nedeniyle yüzlerce denizci tutuklanır. Bir olay çıkar korkusuyla İngilizlere saldırıdan vazgeçilir ve Kiel’e dönülür. Kiel’de tutuklananların serbest bırakılması için bu kez büyük çaplı bir hareket başlar. Eyleme işçiler de katılır. Liderliğini denizci (assubay olarak değerlendirilebilecek bir torpidocu uzman personel)Karl Artelt ve tersane işçisi Lothar Popp’un yaptığı isyan kısa sürede diğer şehirlere de yayılır. Siyasi bir hareket olan Spartakist grup tarafından sahiplenilir. Stuttgart, Münich derken Kasım 1919’a gelindiğinde en sonunda Berlin bile ayaklanır ve olaylar tam bir ihtilala dönüşür. Kentleri işçi ve asker konseyleri yönetmeye başlar. Alman İmparatoru tahttan feragat etmek zorunda kalır. Alman Cumhuriyeti ilan edilir. Ardından 1919 başlarında Berlin’de Spartakist Ayaklanma baş gösterir. Spartakistlerin amacı ülkeye komünist bir düzen getirmek ve proleterya egemenliğini tesis etmektir. Fakat isyan çok acı bir şekilde bastırılır. Ortalık yatışıp ülkeye barış geldiğinde, Spartakist Hareketin liderleri, efsane karakterler olan Rosa Luxembourg, Karl Liebknecht ve Kurt Eisner vahşi bir şekilde acımasızca öldürülür. Bu isyan hareketine Almanya’da bulunan Türklerden de katılım olur ki, bunlardan birisi Nazım Hikmet’i Komünizm yönünde etkileyen isimlerdendir.

28 Şub-18 Mar 1921

Sovyet Rusya’da Komünist Rejime Karşı Yapılan Kronstadt Denizcileri İsyanı: Kronstadt’lı denizcilerin ve 14.000 işçinin komünist rejime karşı yaptığı isyan hareketi. Bu isyanın ele başıları deniz gediklileri, işçiler ve denizci erlerden oluşuyordu. Subay ve general/amiraller bu hareketten uzak durdular. Ülke yönetiminin komünist parti tekelinde olmaması gerektiğini, her bir sovyetin yönetimsel yetkileri olmasını savunuyorlardı. Savaş Komünizmine karşı çıkıyorlardı. Rus Savaş gemisi “Petropavlovsk”un idari assubayı (Kıdemli Kâtip) Stepan Maksimovich Petrichenko (1892-1947) isyan hareketinin lideriydi. İsyan Kotlin Adası’nda Baltık Filosu’na bağlı bir deniz üssü olan Kronstadt Üssü’nde (Finlandiya Körfezi’nde) başlatıldı. Fakat sert bir şekilde bastırıldı. İsyancılar, hareketin ana kıtayı da etkileyeceğini düşünüyorlardı ama Rusya ana kıtası isyana katılmadı. İsyanın lider kadrosu Finlandiya’ya kaçtı. Bu isyanın bir diğer önemi de, bastırılması esnasında Türkiye Cumhuriyeti’nin Ali Fuat Cebesoy aracılığıyla Sovyet Rusya’ya destek vermesi, özellikle isyanın bastırılmasında Tatar güçlerinin ikna edilmesi ve kullanılmasına aracılık etmesidir. Kronstadt Denizcileri 1905 Devrim sürecinde, 1917 Şubat ve Ekim Devrimi’nde hep başroldeydiler. Troçki, onlar için “Devrimin gururu ve şerefidir” sözünü kullanmıştır. İsyan sürecinde acımasız oluşlarıyla da ünlüdürler.

1-8 Eylül 1931

150px-Manuel AsticaŞili’de Donanma İsyanı: 1929 Büyük Buhranının etkisiyle Şili zor bir ekonomik dönem yaşamaktadır. Bu kapsamda tüm kamu çalışanlarının maaşları %30 düşürülecektir. Zaten zor şartlarda yaşayan donanma personeli bir tatbikat için ülkenin kuzeyine intikal etmiştir. Subaylar ve denizciler (assubay ve erler) arasında muhteşem bir sınıfsal fark yaratılmıştır. Ücret uçurumu vardır. Kıt kanaat geçinebilen denizciler zor şartlar altında görev yapmaktadır. Hükümetin bu kararını duyunca, önce donanma olarak eylem yapma taleplerini komuta katına bildirirler. Komuta katı razı olmayınca da filodaki gemileri ele geçirirler ve subayları göz hapsine alırlar. İsyana diğer donanma üsleri ve bir de hava üssü katılır. Hükümet, deniz kuvvetleri komutanlarının kendi personeli ile uzlaşmasına izin vermez ve güç kullanmaya karar verir. Kısa sürede pek çok yerdeki isyan bastırılır fakat Assubay Manuel Astica liderliğindeki filo gemileri hâlâ direnmektedir. Sonunda hava kuvvetlerinin uçakları gemilere saldırı gerçekleştirir. Fakat bu saldırı başarısızlıkla sonuçlanır. Üstelik beş uçak gemiler tarafından vurulur. İsyanın ateşli günlerinde denizciler, kendi haklarının ötesinde siyasi ve sosyal içerikli bir de manifesto ilan ederler. Şili halkından ve medyasından bekledikleri desteği bulamayınca direnmekten vazgeçip teslim olurlar. Buna karşın hiçbir eylemci idam edilmez. Hatta bir yıl sonra, rejim olarak sosyalizme geçilince, Astica haricindeki isyancılar serbest bırakılır. Gemisine komuta edemeyen pek çok subayın ordudan ayrılışı yapılır. Komutanlığı elinden alınır. Assubay Manuel Astica da bir süre sonra tüm hakları verilerek emekliliğe sevk edilir.

Haziran 1938

nazımhikmetTürkiye’de, Şair Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Hikmet Kıvılcımlı ve Kerim Korcan ile bir avuç deniz assubayı “Donanma Davası” olarak bilinen dava nedeniyle tutuklandı. Nazım Hikmet ve arkadaşlarının suçları Donanma’daki assubaylara kitap okutmak ve henüz icat edilmemiş bir suç olan “Komünizm” propagandası yapmaktı. Söz konusu kitapların çoğu, bugün dünya klasikleri diyebileceğimiz eserlerden oluşuyordu ve hiç biri yasak yayın değildi. Komünizm propagandası suçu, yargılanma sürecinde ancak yasalara girdi. Türk Ceza Yasası'ndaki 141-142. maddeler, 16 Temmuz 1938 gün ve 3531 sayılı yasayla değişikliğe uğratılarak, yalnız eylemi değil, düşünce açıklamayı da cezalandırır hale getirildiler. Nazım Hikmet, Erkin gemisinde sintineye kapatıldı. Ondan önce tutuklanan Kemal Tahir grubu ve deniz assubayları ilk önce Yavuz Zırhlısı sintinelerine, yer kalmayınca da Erkin Gemisi sintinelerine hapsedildiler. 10 Ağustos 1938 tarihinde Erkin Gemisinde başlayan mahkeme, 29 Ağustos 1938’de karara bağlandı ve ağır cezalarla sonuçlandı. Kemal Tahir’in assubay kardeşi (Nuri Tahir) ve sanık diğer assubaylar da paylarına düşen cezaları aldılar. Bu davada ilk kez yüzer-gezer mahkeme olarak kullanılan Erkin Gemisi de bu özelliğiyle Zulüm Mahkemesi olarak tarihe geçti.

9 Aralık 1949

Bütün dünya devletleri tarafından imzalanarak yürürlüğe giren Cenevre Sözleşmesi bugünkü harp hukukunun temellerini oluşturmaktadır. Harp esirlerine yapılacak muameleye ilişkin Üçüncü Cenevre Sözleşmesi assubaylar açısından yeniden gözden geçirilmesi gereken hükümler içermektedir. Bu sözleşmede harp esirleri tarif edilmiş ve bu esirlere rütbe ve konumlarına göre nasıl davranılacağı karara bağlanmış, sadece iki tip sınıflandırma yapılmış, subaylar ve diğerleri şeklinde bir ayrıma gidilmiştir. Harp Esirlerine Yapılacak Muamele ile İlgili Cenevre Sözleşmesi’nin 60.ıncı maddesinde tam bir rütbe kategorisi çizilmekte ve harp esirlerine ödenecek maaş belirtilmektedir. Bu maddeye dayanarak, Gedikli Subaylara (WarrantOfficer) subay tanımı içinde yer verilmektedir. Bu sözleşme incelenmeli ve en azından Kıdemli Assubayların meslek tecrübe ve deneyimlerine saygı duyulmalı, onların, bu sözleşmede yer alan harp esirleri kategorisi değiştirilmelidir. Yani, assubaylar ya da en azından kıdemli assubaylar da subaylar gibi farklı bir muameleye tabi tutulmalıdır. Ayrıca, orada geçen tanım her ne kadar harp esirlerini bağlıyor olsa da, uluslararası bir anlaşma olduğundan, devletlerin ordu kurgulanmalarına ve rütbe tanımlamalarına kadar etkili olma gerçeği vardır. Tüm dünya assubaylarının ortak hedefi bu sözleşmede assubaylarla ilgili konumlandırmayı değiştirmek olmalıdır.

1951/1952

Türkiye’de 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin yapılmasında ve Adnan Menderes’in idam edilmesinde etkin olan sözlerden birisinin: “Paşalar Saltanatını yıkacağım. Ben orduyu asteğmenlerle (yedek subaylarla) de idare ederim!” sözü olduğu çok sık konuşulur. Bu sözün kimi kez farklı aktarımına da tanık oluruz. “Ben orduyu asteğmenlerle ve assubaylarla da idare ederim” sözü de böyle bir farklı anlatımdır. Gerçi orduyu asteğmenlerle yönetmek demek zaten ordunun temel direği olan assubaylara çok güvenmek ve üst subayları atıl görmek demektir. Bu yüzden bu iki söylem birbirinden pek farklı olarak algılanamaz. Nihayetinde asıl vurgulanmak istenen, ordunun yükünü çekenlerin genç ve kıdemsiz subaylar ile assubaylar ve diğer astlar olduğu gerçeğidir. Olay, Üst subay ve generallerin, bu vatansever insanların alın teri ve emeğini sömürerek, konforlu yaşam rantına çevirmeleri hadisesidir. Adnan Menderes’in bu sözleri 1951 veya 1952 yılında ve Samsun’da söylediği iddia edilmektedir.

1960-1970

Çin Halk Cumhuriyeti, Ordusunda rütbe sistemini kaldırmayı denedi fakat başarısızlıkla sonuçlandı. Arnavutluk’ta da 1966 yılında ordudaki rütbe sistemi kaldırıldı. Orduyu, siyasi komiserlikler ve parti hücreleri vasıtasıyla doğrudan bulunduğu bölgelerdeki Halk Konseylerine bağlı hale getirdiler. Rütbeli ordu sistemi “yönetici kadrolarla asker kitlesi arasında sıkı ve yoldaşça ilişkilerin kurulmasını önlüyor, küçük-burjuva kibirliliğini ve gururunu körüklüyor, yaratıcı inisiyatifin gelişmesini köstekliyor ve böylece subayların ve generallerin kitlelerden kopma tehlikesini getiriyordu.” Nihayetinde Sosyalizm’de ordu çözülemeyen bir sorundu ve rütbeli ordu yapısı bazı zorunluluklardan dolayı kaldırılamıyordu.

16.May.-15.Haz.1970

Türkiye’de yürürlüğe girmesi beklenen yeni Personel Kanunu tasarısı nedeniyle hak kaybına uğrayan ve ayrıca yeni rütbe terfi sistemi aleyhlerine uygulamaya konan assubaylar ve eşleri ülke çapında büyük çaplı protesto eylemleri ve yürüyüşler gerçekleştirdiler. Gerçekleşen protesto eylemlerine kızan dönemin Hv. K. Komutanı Orgeneral Muhsin Batur (bir yıl sonra darbe gerçekleştiren bir cuntacı) birliklere bir emir yayınlayarak; Assubayları karıların arkasına saklanan Mao’nun askerleri gibi davranmakla itham eder. Bu söylem aslında Çin’de Nisan 1927’de yaşanan At Günü Olaylarını çağrıştırmakta ve General Batur’un tıpkı orada yaşandığı gibi assubay ve ailelerini katletme düşüncesini açığa vurmaktadır. Olaylar sonrasında pek çok assubayın ordu ile ilişkisi kesilir. Hapis cezaları uygulanır.

25 Kas. 1970

Türkiye’de ve birçok dünya ülkesinde gençlerin Çavuş ve Onbaşı işaretleri takmaları yasaklandı. İtalya’da ortaya çıkan ve bütün dünyada hızla yayılan, gençlerin kollarına assubay, çavuş ve onbaşı işaretleri takma modası İçişleri Bakanlığı’nca yasaklandı. Bu işaretlerin anarşizmi çağrıştırdığı düşünülüyordu.

9-20 Ocak 1975

Türkiye’de assubaylar ve eşleri bir kez daha eylem sürecindedir. 15105 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Kararname (23.12.1974 tarih ve 7/9207 sayılı Kararname) ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde uygulanacak yan ödeme ve tazminatlar belli olur. İş Güçlüğü ve İş Riski oranları yürürlüğe girer. Assubayların yan ödemeleri aşağı çekilir. Assubayların özlük ve sosyal haklarında büyük menfaat kayıpları oluşur. Bu hak ihlali üzerine orduda görevli tüm Astsubaylar harekete geçerek, bu durumu protesto ederler. Pek çok şehirde büyük yürüyüşler yapılır. Pasif direnişler uygulanır. Başkent Ankara’da yapılan etkili yürüyüşte astsubay eşleri toplum polisi tarafından coplanınca arbede çıkar. Hükümetin astsubay eylemini bastırmak için tam teçhizatlı bir birliği hazır bulundurması kötü niyetini açıkça ortaya çıkarır. Bu yürüyüş ve hak aramalara DİSK ve Dev-Genç gibi bazı Sivil Toplum Kuruluşları, Milletvekilleri, General ve Amiraller, Subaylar da destek verirler. 1975 Astsubay yürüyüşlerinden dolayı 5000 civarında Astsubay hapis cezası ve rütbe tenzil cezası alırlar. Ceza infazları birliklerde işlerin aksamaması için vardiya usulü ile uygulanır. İlgili kanun tekrar gözden geçirilip biraz makyajlandıktan sonra yürürlüğe konulur.

20 Şubat 1979

mfçakmakgemisiGölcük’te, Türk Donanmasına bağlı Mareşal Fevzi Çakmak (D-351) muhribinde 16.30 sularında meydana gelen yangın sonucu Asb. Çvş. Mehmet Kaya ile erlerden Mehmet Tekinler ve Ziya Karapınar yanarak şehit oldu. Yangına bakımda olan geminin mazot kazanına giden borulardan birinin alev almasının yol açtığı belirtildi. Olay esnasında yangına karşı kahramanca mücadele eden bir deniz assubayı ve iki er Harp Filosu Komutanı Tümamiral’in emriyle içerde bırakıldı. Üzerlerine kaporta kapatıldı ve ölüme terk edildiler. Olay esnasında Harp Filosu komutanı, personelin gazını almak için kahramanlık nutukları atar. “Gemiyi kurtarmak için gerekirse hepimiz canımızı feda edeceğiz!” benzeri söylemler yapar. Personelin tepkisine rağmen verilen emir uygulanır ve bu üç kahraman denizci ölüme terk edilir. Olay sonrasında komuta kademesince assubayların şehit cenazesine katılmaları engellenir. Tepkilerden korkulur. Gemilerin kıçtankara iskeleleri içeriye alınır ve gemilerden çıkış yasaklanır. Meslektaşlarına son vazifesini yapmaları engellenen ve zalimce tedbirlerle içerde tutulan assubaylar, yeni bir tepkisel eylem fikrinde karar kılarlar. Buna göre belirlenen gün ve saatte TCG Donatan gemisinin işareti ile protesto eylemine başlanacaktır. Her gemi hazırladığı siyah çelenkleri aynı anda denize bırakacak ve böylece bu zalimliğe karşı ortak tepkisini gösterecektir. Bu karşı koyuş, bu onurlu duruş gerçekleştiğinde ortalık karışır. Donanmanın zalim subayları bunu bir isyan olarak değerlendirip katılanları, özellikle ele başılarını askeri mahkemeye çıkarmaya çalışırlar. Haklarında isyana teşvik suçlaması ile yasal süreci başlatırlar. Özellikle Kocatepe ve M.F. Çakmak muhriplerinde tepki çok büyüktür. O yüzden bu gemilerde tutuklamalar yapılır. Tutuklananların yerine geçici görev mürettebat atandırılır ve gemiler bakımda ve sülyen boyalı olmalarına rağmen apar topar Mersin’e intikal ettirilir. Böylece isyanın donanmanın diğer gemilerine de sıçraması önlenecektir. Yine de uzun bir süre ortalık yatışmaz. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk de bir inceleme gezisi için Gölcük Tersanesi’ne gelecektir. Onun geçeceği güzergâhlar üzerine devrimci sloganlar yazılır. Bunların en önemlisi Gölcük B Kapı girişindeki asfalta yazılan slogandır ki, bu eylem sonrasında B Kapı için Nöbetçi Subaylığı ihdas edilmiştir. Ayrıca, liman açıklarında alargadaki bir geminin bordasına da devrimci sloganlar yazılması, donanmanın üst komuta kademesini deliye döndürmüştür. O dönem özellikle bu yazı Gölcük’te dillere destan olmuştur. Olaylar yatışmasına yatışır ama bu onurlu eylemi gerçekleştiren deniz assubayları ağır bir bedel ödemek zorunda kalır. Kimisi ordudan atılır, kimisi hapis yatar, pek çoğu da devre kaybeder ve çok uzun yıllar mimli personel olarak gözetim altında tutulur. Hiçbir yurt dışı görevine, gemi alımına gönderilmezler.

1979

asbakademisimezuniyetiA.B.D. Ordusunda Kıdemli Assubayların görev ve sorumlulukları genişletilerek, orta kademe yönetici ve subay yardımcısı haline dönüştürülmesi kararı uygulamaya konuldu. Bu maksatla Kıdemli Astsubay Akademisi kurulmasına karar verildi.

1981

Amerikan Ordusunda Kıdemli Astsubay Akademisi kuruldu ve eğitime başladı.


1992

STANAG 2116 Edition-5 yürürlükte. Bu STANAG NATO rütbe standartlarını sağlamak üzere hazırlanmıştır. Burada assubaylar;  “Other/Enlisted Ranks” kategorisinde yer almaktadır. OR-1’den başlayan ve OR-9’a değin uzanan bir hiyerarşik rütbe sıralaması mevcuttur. OR-1; erlere, OR-9 ise; Kıdemli Başçavuşluğa karşılık gelmektedir. STANAG’da ayrıca OR-5 ile OR-9 Aralığı Assubay (NCO) rütbe aralığı olarak belirtilmektedir.


17 Ağu.1999

Türkiye’de Donanma’nın ana üssü Gölcük’te büyük bir deprem yaşandı. Marmara depremi olarak bilinen bu afette Deniz Kuvvetleri mensubu 420 subay, assubay, er ve uzman çavuş şehit oldu. (Medyada çıkan haberlere göre, bu dönem Gölcük’te görev yaparken depremde şehit olan Mehmetçiklerimize “Şehitlik Beratı” verilmediği de 2010 yılında hala yazılıyordu. Ne acı değil mi? Kimin şehit sayılıp sayılmayacağına bile ölüm şekline göre değil, statüsüne göre karar veriliyor!)

Şubat 2002

Türkiye’de yapılan bir kanun değişikliği ile Assubaylar,  Askeri Ceza Kanunu'nda erbaş statüsünden çıkartılmışlardır. (Daha önce yapılan çalışmalarla, Personel Kanunu’na dâhil edilen Astsubay tanımı, bu tarihe kadar Askeri Ceza Kanunu’na dâhil edilmemiş, yeni bin yılın başlangıcına değin erbaş statüsünde tutulmuştur. (Uygulanır olmasa bile, eski statüye göre katıksız hapis cezası verilebiliyordu)

11 Nisan 2002

Assubay Hazırlama Okullarının kapatılmasını ve Assubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak, 2 yıl üzerinden ve ön lisans seviyesinde yapılanmasını teşkil eden “4752 Sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları” Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.

1 Ocak 2008

2008 yılı NATO tarafından Astsubay Yılı olarak ilan edildi.

7/12 Eyl. 2008

NATO Astsubay Yılı etkinlikleri kapsamında, Uluslararası Kıdemli astsubay Sempozyumu,  Almanya’da,  Garmisch-Partenkirchen’de,  George C. Marshall Merkezi’nde gerçekleşti. Sempozyum, 28 ülkeden 45 Kıdemli Astsubayın katılımıyla gerçekleştirildi.

1 Ocak 2009

asssubayyılıNATO’dan sonra, bu kez Amerikan Kara Kuvvetleri 2009 yılını Astsubay yılı ilan ettiğini şu şekilde duyurdu.

“1775’te bu yana Astsubaylar rütbe işaretleri ile askerlerden belirgin bir şekilde ayrılmıştır. Yaklaşık 200 yıldan beri, Kara Kuvvetlerinin astsubay sınıfı kendisini geliştirerek dünyanın en başarılı askeri sınıfı haline getirmiştir. Geçmiş ve bugün dikkate alındığında “Astsubay gibi yaşamak” cesurane bir yaşam biçimi, “aldığı görev ne olursa olsun” kendini o göreve adamanın, istekli olmanın ve görevi tamamlamanın timsali olmuştur.”

20 Ocak 2009

A.B.D.’de Genel Kurmay Başkanlığı’nın düzenlediği bir balodan görüntüler hayli ilginç. Modern bir ülkede nelerin rahatlıkla olabileceğini gözler önüne seriyor. Başkan ve eşi hanımefendi dans ediyorlar fakat farklı kişilerle. Başkan Obama, Kara Astsubay Margaret H. Herrera’ya Kavalyelik ediyor. "First Lady" Michelle'in "kavalye"si ise Deniz Piyade Astsubay Elidio Guille.

30 Ocak 2009

A.B.D. Başkanı Barack Obama, Kara Kuvvetleri Ordu Kıdemli Başçavuşu Kenneth O. Preston ile Beyaz Saray’da, Oval Ofis’te bir araya geldi ve “Kıdemsiz askerlerin” sorunlarını birinci ağızdan dinledi. Ordunun Başkomutanı sıfatını taşıyan Başkan’ın tarihte ilk kez assubaylar ve kıdemsiz askerlerle resmi bir toplantı düzenlediği belirtildi. Ordu Kıdemli Başçavuşu Kenneth O. Preston, görüşme sonrası yaptığı açıklamada “Unutmayın ki, Astsubaylar, ordu içindeki subayları nasıl lider yapacağını bilen ve onları lider olarak yetiştiren kişilerdir” dedi.

Hazırlayan: Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.)
ASBMYO
TARİH OLAY
27.Aralık.1734 1730 İhtilalı’nın (Patrona Halil İsyanı) sarsıntılarını atlatan Osmanlı Devleti, faydalanmaktan artık bir çekince duymadığı yabancı danışmanların da yardımıyla, Topçu Sınıfının teknik bilgi ile yetişmiş assubay kadrosu için, Üsküdar’da Toptaşı’nda “Hendesehane” adı altında bir okul açmıştır ki; bu müessese memleketimizde asker ve sivil mühendis okullarının çekirdeğini ve müspet bilimler öğreten ilk meslek eğitim kurumumuzu teşkil etmektedir. /(Faik Reşit Unat)/ Humbaracı Ahmed Paşa’nın, Sadrazam Topal Osman Paşa’nın himayesi ile kurmuş olduğu “Humbarahane ve Hendesehane” adlı naçizane askeri teknik eğitim kurumu, bugünkü anlamıyla bir nevi “Astsubay Sınıf Okulu”dur. Bu askeri eğitim kurumu zamanla değişime uğramış, askeri mühendisliğe, oradan da üniversitelere ve harp okullarına dönüşmüştür. Osmanlı’nın Batılılaşması anlamında atılan ilk adım Assubay Sınıf Okulu türü bir eğitim ocağının kurulmasıdır. 1734 yılında eğitime başlayan okul, yeniçeri korkusuyla 1736 yılında tatil edilmiştir. 1759 yılında Sadrazam Ragıp Paşa tarafından eski öğrencileriyle ve onların çocuklarıyla, okul, yeniden açılmıştır. 1795 yılında ise okul lağvedilmiş ve öğrenciler Mühendishane’ye nakledilmiştir.
15.Temmuz.1826 Osmanlı'da ilk askeri hazırlık okulu II. Mahmut Döneminde açılmıştır. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun kuruluş aşamasında yaşları on beşin altında olan çocukların da askere alınmış olması neticesinde, bu çocukların eğitimi için Şehzadebaşı’ndaki eski Acemi Oğlan Kışlası adı “Talimhane” olarak değiştirilmiştir. Bu çocukların eğitimi ile ilgili olarak; Padişah II. Mahmut, Nazır Hacı İbrahim Saib Efendi tarafından yazılan takrir ve Serasker Ağa Hüseyin Paşa’nın telhisi “Nizâm-ı Talimhânei Sıbyân-ı Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye” adıyla 9 Zilhicce 1241’de kanun haline getirmiştir. Talimhanede on beş yaşına girenler yüzbaşının tavsiyesi uyarınca Asâkir-i Mansûre birliklerine piyade neferi veya tüfekçisi, nalbant, marangoz veya katip olarak tayin edilmekteydiler. Bunlar arasında tüfekçi bölüklerine kaydedilenler onbaşı rütbesiyle yeni görevlerine başlamaktaydılar.
1828 kucuk-zabitİkinci Meşrutiyet (1908) dönemine kadar assubaylar ordu içinde, askerî birliklerde yetiştirildi. Sürekli olarak aynı görevi yapan ve bu nedenle bilgi ve becerisi ile sivrilmiş erbaşların “Gedikli” unvanı ile muvazzaf hizmete alınmaları yöntemiyle küçük zabitan ihtiyacı karşılanıyordu. Gedikli Erbaşlar kıtalarda gösterdikleri başarı ve yeteneklerine göre Onbaşı (Bölük Emini), Çavuş ve Başçavuşluğa kadar yükselebiliyorlardı. Bu gedikli erbaşlar aynı zamanda alaylı subaylar için de bir kaynak oluşturuyorlardı. İkinci Meşrutiyet’ten sonra bu sistem okullaştırılmak istenmiş ve “Küçük Zabit Mektepleri” kurulmuştur.
1829
Takribi olarak, Talimhane’nin kapatılış tarihi. Askerî Hazırlık Okulu diyebileceğimiz Talimhane’nin ömrü kısa sürmüştür. Talimhane’nin öğrenci kalmayışı sebebiyle ne zaman kapatıldığına ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Çocuk neferlerin yaş durumunu dikkate alarak; talimhanenin, kuvvetle muhtemel, 1829 yılında kapanmış olabileceğini söyleyebiliriz.
5.Şubat.1890
Bahriye Nazırı Büyükamiral Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın gayretleriyle donanmanın teknik ve ameli personel ihtiyacını karşılamak üzere, Güverte sınıfında; topçu, işaretçi, serdümen ve porsun, sanayi ve makine sınıflarında; kalafatçı, marangoz, burgucu ve ateşçi dallarında “Deniz Gedikli Subay ” sınıfının kurulması için bir nizamname çıkarıldı. Ceride-i Bahriye gazetesinde (Sayı:17) yayımlandı. Belirtilen branşlarda sanatkâr yetiştirilmesi amaçlanmaktaydı.
15.Haziran.1890
İlk Gedikli sınıfı "Selimiye" top eğitim gemisinde öğrenime başladı. Okutulan dersler; hesap (dört işlem), iyi yazma, imla ve okuma dersleriydi. Öğrencilere mesleki eğitim kapsamında ayrıca, Branda Bağlamak, Geminin Kısımları, Direk, Seren, Yelkenler, Sabit Arma, Makara ve Tornalar, Gemici Bağları ve çeşitleri, Top ve Kundak ayrıntıları, Ateşli Silahlar ve kısımları öğretilmiş ve top, tüfek, arma ve kürek talimleri yaptırılmıştır. Güverte sınıfı için önce 100, sonra 55 kişi, makine sınıfı için ise her yıl Sanayi-i ve İmalat-ı Bahriye sınıflarından 20 kişi ayrılarak tahsis edilmiş, böylece gemilerde bu iş için başıbozuk kişiler görevlendirilmesinin de önüne geçilmiştir.
17.Kasım.1890
damyo-brosurDeniz Assubay Hazırlama Okulu’nun kuruluş yıldönümü olarak kutlanan tarih. Açılan ilk Assubay Okulu olması ve Kuruluş Yıldönümü kutlanan tek Assubay Okulu olması nedeniyle önemlidir. 2003 yılından itibaren kutlamalar, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu (DAMYO) tarafından yapılmaktadır. Kuruluş yıldönümü etkinliklerinin ilk kez 1975 yılında, dönemin Dz. K.K. Ora. Hilmi Fırat’ın emir ve direktifleri ile başlatıldığı yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda tespit edilmiştir. Gazetelere bu konuda verilen ilk ilana 1979 yılında rastlanmıştır. Kuruluş Yıldönümü etkinliklerinin Deniz Kuvvetlerine muharip subay ve assubay yetiştiren okulların birlik ve bütünlüğünü göstermek amacıyla, 15 Haziran yerine 17 Kasım’da kutlanılmaya başlanılmış olabileceği ilgililerce yapılan ve ulaşılan değerlendirmedir. Bilindiği gibi, Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’nun Kuruluş Yıldönümleri her yıl 18 Kasım tarihinde kutlanmaktadır.
1890
Nizamnameye göre Gedikli Sınıfının işleyişi şu şekildeydi: Sıbyan efradı olarak adlandırılan adaylar, İstanbul’da eğitim gemisinde bir yıl nazari ve ameli bir öğrenime tabi tutulacak, daha sonra gezen gemilere gönderilecek ve bu gemilerde dört yıl daha eğitim ve öğretim göreceklerdir. Beş yıllık (sıbyanlık) dönemini bitiren ve son sınavda başarı gösterenler branşlara ayrılacak ve onbaşı rütbesi ile göreve başlayacaktır. Bunlar bir yıl sonra yapılacak yeni bir sınavla Çavuş veya Bölük Emini nasbedileceklerdir. Bir yıl sonra yine sınavla 3.Porsun veya 3.İşaretçi vb. rütbeye haiz olacaklardır. Bu şekilde mecburi askerlik hizmetini de tamamlayan sıbyan efradı; üstlerinden iyi sicil ve not aldıkları takdirde ve yapılan sınavı kazandıklarında, bir son sınava tabi tutulacaklardır. Bu sınavda da başarılı oldukları takdirde mensubu oldukları sınıfta Gedikli-i Salis (3.Sınıf gedikli) rütbesiyle hizmete devam edeceklerdir. Başarısız olanlar ise diğer erat gibi terhis edilecektir. 3.Sınıf Gedikliler, dört yıl gemi görevi sonrasında eğer gemi komutanından iyi sicil almışsa ve sınavda başarılı olmuşsa; Gedikli-i Sani (2. Sınıf Gedikli) rütbesine yükseleceklerdir. Beş yıllık bu süreyi de tamamlayanlar, yine iyi sicil ve sınavda başarılı olmak kaydıyla Gedikli-i Evvel (1.Sınıf Gedikli) olmaya hak kazanacaklardır. Bu rütbenin üzerinde ayrıca Sergedikli (Başgedikli) denilen bir rütbe vardır ki, bu rütbe ancak olağanüstü başarı gösterenlere verilmektedir.
1891-92 Önceleri Gedikli Sınıfına sadece İstanbul’dan öğrenci alınmaktaydı. İstanbul ahalisinden bu sınıfa girmek isteyenlerin az olması üzerine sonradan taşra ahalisinden de arzu edenlerin Gedikli Sınıfına müracaatlarına müsaade edilmiştir. Ayrıca sürekli değişen top, tüfek gibi harp teçhizatının temizleme usulü eski silahlarla aynı olamayacağından yeni silahların temizliğini, bakım ve tutumunu öğrenmek üzere sıbyan taburundan 40 nefer ayrılarak, kundakçı ve çakmakçı olarak yetiştirilmesine karar verilmiştir. 
1903/1904 İlk Jandarma Zabit Mektebi Selanik’te açılmıştır. Bu okulda, ordudan seçilmiş subaylara zabıta eğitimi verilerek jandarma sınıfına geçirilirlerdi. Ayrıca ikinci kısım olarak jandarma küçük zabitleri okutularak subay yetiştirilirdi. Bu kısma Zabit Namzedi Bölümü denilirdi. İlerleyen yıllarda bu okul İstanbul’a nakledilmiştir.
1909
Çıkarılan bir nizamname ile subay eğitiminin olduğu gibi Assubay eğitiminin de modern metotlarla yapılabilmesi için Osmanlı Devletinin yedi ordu bölgesinde ilkokul düzeyinde “Gedikli /Küçük Zabitan İptidai Mektepleri” ve bu okullardan mezun olan öğrencilerin eğitimlerini sürdürmesi amacıyla ortaokul düzeyinde “Gedikli /Küçük Zabitan Mektepleri” açılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda 1909 yılı içinde Selanik, Edirne, Beyrut, Erzincan, Bağdat Gedikli Küçük Zabit Mektebi açılmıştır. Okulların yönetmeliğine göre (Küçük Zabitan Mektebi ve Küçük Zabitan İptidai Mektebi Nizamnamesi); bu okullarda öğretim, öğrencinin yaşına (15-18 yaş) ve ilköğretim durumuna göre 1-3 yıl arasında değişiyordu. Öğrenciler yaşlarına göre üç gruba ayrılıyorlardı. Ayrıca bazı bedeni özelliklere bakılarak sınavla öğrenci alınıyor, asker çocukları tercih ediliyordu. Okul, sekiz yıllık bir mecburi hizmet yüklüyordu. Okuldayken öğrencilere maaş da veriliyordu. Mezun olanlar sicillerine göre, belli oranlarda Topçu, Süvari ve Piyade Küçük Zabit Mekteplerine ayrılıyorlardı. Küçük Zabit Mektepleri; Küçük Zabitan İptidai Mektepleri’nin mezunlarını aldığı gibi, dışarıdan da 18-21 yaşları arasında ilköğretimlerini tamamlamış, sağlam gençler alıyorlardı. Öğretim süresi iki yıl idi. “Onbaşı” olarak mezunlar veriyordu. Küçük Zabit Mektebi çıkışlıların altı yıl mecburi hizmetleri vardı (Küçük Zabit İptidai Mektebinden gelenlerin ise sekiz yıl). Bundan sonra Kuleli'de bir yıl okuyup İhtiyat Zabiti; Jandarma Mektebi'nde bir yıl okuyup Jandarma Subayı veya Polis Mektebine gidip Komiser olabiliyorlardı.
1910
İstanbul Rami Kışlasında Sahra Topçu ve Ağır Topçu Küçük Zabit Mektepleri açıldı.
Mayıs 1910
Çavuşluktan mülazım-ı sâni rütbesiyle ordularına gönderilen zabitler için Talimgâh Mektepleri açıldı. Daha sonra bütün subaylara şart koşuldu. İlerleyen yıllarda Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla kapatıldı.
1911 İstanbul’da Bakırköy’de Süvari Küçük Zabit Mektebi kuruldu.
12 Temmuz 1911 Küçük Zabit ve Küçük Zabit İptidai Mektepleri Hakkında Nizamname ile ilgili okulların yönetmeliği değiştirildi. Okula alınma yaşı 16-18 olarak değişti. Öğretim süresi de 1-2 yıl olarak kısaldı.
1912 İstanbul Halıcıoğlu’nda Ulaştırma, Balmumcu’da Jandarma Küçük Zabit Mektebi açıldı.
14 Temmuz 1913 Gedikli Sınıfının yeniden teşkil edilmesi amacıyla Kanunname hazırlığına başlandı. Uygulamaya kanunnameden önce geçildi ve Gedikli Zabitan Adayları için Çırak Mektepleri açıldı. Bu bir deneme süreciydi. Bir yıllık deneme süreci başarılı olduğu takdirde, resmi olarak uygulanacaktı. Bu kanunnamenin hazırlanmasında eğitim alanında incelemeler yapmak üzere İngiltere’ye gönderilmiş olan Makine Kd.Yzb. İbrahim Aşki Bey’in hazırlayıp verdiği raporda belirttiği hususlar göz önünde tutulmuştur.
8 Ocak 1914 Bu tarihte Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, I. Balkan Savaşı’nda bozguna uğrayan Osmanlı Ordusu’nun yeniden düzenlenmesine ve modernleşmesine çalıştı. Yaşlı Paşalar emekliye sevk edilirken, genç subaylar orduda önemli görevlere getirildi. Askeri okullara ve bu okullardaki eğitime önem verdi. Bu kapsamda küçük zabit ve gedikli küçük zabit mekteplerine de ayrı bir önem verdiği değerlendirilmektedir. Çeşitli kaynaklarda en güvendiği kişileri bu okulların başına getirdiğinden sıkça söz edilmektedir. Ayrıca yine bu dönemde askere alınan halk ozanları, âşıklar ve mahalli sanatçılar doğrudan Küçük Zabit Okul ve Alaylarına gönderilir ve burada geniş çaplı bir eğitime tabi tutulurlardı. Bunlardan en bilineni Kırklareli’nin ünlü halk âşıklarından Âşık Ali Tanburacı’dır. Enver Paşa dönemi bir milat olmuş ve cumhuriyetin başlangıç dönemlerinde de Küçük Zabit Mektepleri, halk sanatçılarının ve âşıkların yetiştirilmesi amacıyla kutsal bir ocak olarak görev yapmıştır. Askerlik görevini yapmak üzere gelen âşıklar, mahalli sanatçılar ve halk ozanları; Gedikli Okulları’nda eğitilmiş, kendilerini geliştirmeleri sağlanmış ve özellikle Türk Halk Müziği’ne daha etkin şekilde hizmet verecek, daha olgun ve yaratıcı eserler üretecek, araştırmalar ve derlemeler yaparak muhteşem katkılar sunacak müzik altyapısına kavuşturulmuştur.
20 Nisan 1914 Bir yıllık uygulamadan alınan sonuçlara göre “Süfeni Hümayunda Gedikli Sınıfının Sureti Teşkiliyle Usulü Terfi ve Terakkileri Hakkında Kanun” yeniden düzenlendi, hükümet tarafından kabul edildi ve padişahın onayından geçti. (Bu dönemlerde gedikliler iki kaynaktan temin edilmekteydi. Birincisi yükümlülüğünü yerine getirmekte olan erlerden, başarılı olanlar; diğeri ise deneme aşamasındaki Çırak Mektepleri. Rütbeler ise şöyleydi: a-Neferat/Erat, b- Küçük Zabitan: Onbaşı/ Çavuş/ Başçavuş/Gedikli Namzedi, c-Gedikli Zabitan: 3.Sınıf Gedikli/2.Sınıf Gedikli/1.Sınıf Gedikli)

7 Eylül 1914 Bahriye Makine Çırakları ile Makine işçileri hakkındaki nizamname yürürlüğe girdi (25 Ağustos 1330)
20 Eylül 1914 Küçük Sıhhiye Heyeti Kuruldu ve Tümen Merkezlerinde bulunan hastanelerde "Sıhhiye Küçük Subayları Okulları" açılmaya başlandı. Birinci Dünya Savaşında ve Mütareke Döneminde, bu Tümen Merkezlerindeki okulların çalışmaları durduruldu.
3 Ekim 1914 İstanbul, Haydarpaşa’da Sıhhiye Gedikli Küçük Zabitan Mektebi kuruldu. Burada okuyanlar, hastanelerde, altışar aylık öğretim devresiyle Sıhhiye Gedikli Çavuşu çıkıyorlardı.
1914-1918 Birinci Dünya Savaşı’nda işgal edilen bölgelerdeki Gedikli Küçük Zabitan Mektepleri ve Küçük Zabitan Mektepleri kapanmış, diğer okullar ise 1924 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.
20 Aralık 1915 Makine Çırakları Nizamnamesi Sultan Reşat tarafından imzalanarak, yürürlüğe girdi. 
30 Aralık 1915 Deniz Gedikli Sınıfı için daha esaslı bir kaynak oluşturmak üzere Makine Gedikli Mektebi kuruldu. Tir-i Müjgân Gemisi'nde eğitime başladı. Bu gemi fabrika gemisiyken okul ve eğitim gemisi haline getirilmiştir. Bu gemi bir süre sonra nakliyat hizmetlerine tahsis edilince, yerine Muin-i Zafer Korveti görevlendirilmiştir.
3 Şubat 1916 Deniz Gedikli Sınıfı için daha esaslı bir kaynak oluşturmak üzere Gemici Çırakları Nizamnamesi çıkarıldı ve Güverte Gedikli Mektebi kuruldu. İclâliye Gemisi’nde eğitime başladı. Gedikli Mektebi’nin kuruluşuna tanıklık eden ve bu kurumsallaşmada etkin olarak görev alan isimlerden birisi de Bahriye Kolağası Çiftçioğlu Mehmed Nail Bey’dir. Nail Bey, günümüzün tanınmış yazar, şair ve gazetecisi Yağmur Atsız’ın dedesi, Türk milliyetçiliğinin öncü isimlerinden H. Nihal Atsız’ın ise babasıdır. Yağmur Atsız’ın çeşitli zamanlarda yazılarında belirttiğine göre; dedesi Kolağası Nail Bey (1877-1944), Kasımpaşa ve Heybeliada’da Bahriye Gedikli Mektebi’nin kuruluşunda bizzat görev almıştır.
17 Mayıs 1916
Deniz Bandolarının takviyesi amacıyla “Tir-i Müjgân Okul Gemisi”nde “Bahriye Musiki Mektebi” adı altında bir oluşum ortaya çıkmıştır.
14 Aralık 1916
Bahriye Musiki Mektebi olarak da bilinen "Müzikacı Çırak Mektebi", Müzik dersleri verilmek üzere, 5 öğrenci ile resmi olarak eğitime başladı.
1918
Müzikacı Çırak Mektebi “Tir-i Müjgân Okul Gemisi”ndeki şartların elverişsiz olması nedeniyle “Heybeliada Çarkçı Mektebi”nin bulunduğu bölgeye nakledildi. Bu Müzika Mektepleri önemlidir. Çünkü bu okulda yetişen ve gittikçe sayıları artan icracılar, sivil kuruluşlarda da görev yaparak, Batı Müziği’nin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuşlardır.
1918
Jandarma Küçük Zabit Mektebi o günkü şartlar gereğince kapatıldı.
1919-1923   
Mütareke Döneminin ardından başlatılan Milli Mücadelede, Ankara ve Konya’daki Talimgâh Eğitim Merkezlerinde Sıhhiye Küçük Subayları yetiştirilmeye tekrar başlanmıştır.
1920
Müzikacı Çırak Mektebi, Kasımpaşa’daki Gazi Hasan Paşa Kışlası’nın arkasında yer alan binaya taşındı ve eğitime burada devam edildi.
1923-1933
"Nalbant Gedikli Küçük Zabit Kursu" adıyla hayvan sağlığı ve nal teknisyen assubayları yetiştirilmesi konusu incelenip detaylıca ele alındı.
29 Ekim 1923
Cumhuriyetin ilanı ile ilk önce Güverte, Makine, Mızıka ve Gençler Mektebi adını alan Gedikli Mektebi, bilahare Güverte, Makine, Gedikli Küçük Zabit Mektebi olmuş, eski Haddehane Binasında eğitim ve öğretimine başlamıştır.
1928
Uçak Makinist Okulu, Hava Makinist Okulu adını aldı ve hem assubay hem de subay yetiştirecek şekilde yapılandırıldı.
1 Eylül 1928
Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nin bir bölümü Deniz Gedikli Mektebi’ne ayrılarak, eğitim ve öğretime burada devam edildi. İki ders yılı boyunca öğrenciler bu binada ders gördü.
 
1929
Müzikacı Çırak Mektebi, Deniz Bando ve Orkestrası olarak hizmet verecek yapıya dönüştürüldü.
1 Eylül 1930
Mızıka Gedikli Sınıfı Kuruldu. Okul, Ankara, Cebeci’deki İhzari Küçük Zabit Mektebinde kurulmuştur. Kurucusu Mehmet Sadi Korman’dır. Okul, Riyaseti Cumhur Musiki Heyeti Bando Şefi Veli Kanık ( Şair Orhan veli’nin babası) tarafından biri tahta, diğeri bakır nefesli enstrümanları kullanan iki personeli öğretmen olarak görevlendirmesi ile derslere başlamıştır. Başlangıçta sınıf mevcudu on kişidir. İlkokul seviyesinde olan okulda sabahları kültür dersleri, öğleden sonra ise mesleki ders olan müzik dersleri verilirdi. Okul 1933 yılında ilk mezunlarını vermiştir. 1939 yılında kapanıncaya kadar toplam 80 mızıka gediklisi mezun etmiştir.
1 Eylül 1930
Deniz Gedikli Mektebi yeniden Turgutreis Zırhlısına nakledildi. Eğitim ve öğretime burada devam etti. Gemi bu nedenle Haliç’ten Gölcük’e götürüldü.
1932
Nalbant Gedikli Küçük Zabit Kursu açıldı. Haziran 1933’e kadar devam etti.
1933
Turgutreis Zırhlısında söküm işlemleri başlayınca, Deniz Gedikli İhzari Mektebi, Kasımpaşa’daki Divanhane binasına nakledildi.
11/18.Haziran.1934
2505 sayılı “Gedikli Küçük Zabit Membalarına Dair Kanun”, 11 Haziran’da kabul edilmiş, 18 Haziran’da yayımlanarak, yürürlüğe girmiştir. Bu kanun gereğince Deniz Gedikli İhzari Mektebi’nin adı “Deniz Gedikli Küçük Zabitan Hazırlama Mektebi” olarak değiştirildi. Aynı kanun isim değişikliğinin yanında okula girme şartlarını ve Gedikli Yetiştirmenin esaslarını da değiştirmişti.
1934
Nalbant Gedikli Küçük Zabit Kursu’nun adı "Nalbant Gedikli Erbaş" kursu olarak değiştirildi.
1934-35
Deniz Assubay Okulu Marşı bestelendi. Nuri Tahir, Deniz Gedikli Erbaş Okulu’nda öğrenciyken, abisi olan yazar ve şair Kemal Tahir de bu güzide okulu tanıma fırsatı buldu. Kardeşinin ve okul yönetiminin talebiyle, bestekâr Halit Recep Arman ile ortak bir çalışma yaptı. Marşın sözlerini Kemal Tahir yazdı. Bestesini ise H. Recep Arman notalara döktü. İşte o marşın ilk dörtlüğü: Çelikten kalbimizde vatanın sevgisi var/Gözlerimiz enginde düşmandan bir iz arar/Düşmanların kalbinde korku olur eseriz/Biz ömrünü vatana veren assubaylarız (aslı: gediklileriz)
9 Eylül 1934
19.yüzyılın ikinci yarısında filizlenen ve 20.yüzyılın başlarında sistematik bir düşünce haline gelen “Türkçülük” fikrinin 1930’lu yıllarla birlikte önderi olan Hüseyin Nihal Atsız, Kasımpaşa’da bulunan Deniz Gedikli Erbaş Ortaokulu’na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiş ve dört yıl burada görev yapmıştır. 30 Haziran 1938 tarihinde bu okuldaki görevinden ihraç edilmiştir. O dönemde, Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nun yönetmeliğine göre, Türk olmayanlar okula alınamamaktadır. Yeni öğrencileri imtihan eden komisyonda yer alan Atsız, sorduğu sorularla adaylardan Türk asıllı olmayanları tespit etmekte ve öğrenci olarak okula alınmayan bu adaylar yüzünden de etrafındaki düşmanlarını çoğaltmaktadır. Arnavut asıllı olduğu iddia edilen müdür, komisyondan Atsız’ı çıkarmış ve bu hadise üzerine Arnavut asıllı müdüre selam vermeyerek disiplin suçu işleyen Atsız, müdürün Milli Savunma Bakanlığı’na yazdığı bir yazı yüzünden okuldaki vazifesinden ihraç edilmek durumunda kalmıştır
1935 Sağlık Bakanlığı tarafından Sivil Sıhhiye Memurları okulunun formatı değiştirilince ve yurt çapında yapılanma başlayınca, Askeri Sıhhiye Gediklilerinin buralardan yararlanmaları mümkün olamamıştır. Bunun üzerine 1935'den itibaren, Beyazıt’taki Askeri Tıbbiye Okulunun yanında bir binada teşkilatlanılarak, tekrar Sıhhiye Küçük Subayları yetiştirilmeye başlanmıştır.
26 Şubat 1937 205 sayılı kanunun 2.nci maddesini değiştiren 3134 sayılı kanun ile gedikli erbaşların en az ortaokul tahsiline haiz olmaları şartı getirilmiştir. Assubayların, Hazırlık Okulları sonrasında tahsil süreleri (ortaokul üstü) 2 yıllık sınıf okulu yani sanat enstitüsü seviyesine çıkarıldı.
1937 Jandarma Subay ve Astsubay okullarını bir çatı altında toplayacak şekilde Ankara Anıttepe'de “Jandarma Subay ve Gedikli Erbaş Okulu” açılmıştır.
1 Eylül 1939 1937 yılında çıkan yasa gereği ilkokul seviyesindeki Musiki Gedikli Okulu kapanmış ve yeni bir yapılanma ile Ankara Musıki Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulu, Riyaseti Cumhur Armoni Mızıkası’nın yanındaki binada açılmıştır. Bu kuruluşta Riyaseti Cumhur Armoni Mızıkası Şefi Bando Yarbay Veli Kanık’ın (Şair Orhan Veli’nin babası) emeği büyük olmuştur. Bandoların icracı assubaylarını yetiştirmek amacıyla 3 yıl süreli eğitim verilmekte, ayrıca mezunlar, 8 ay kıta stajı ve 10 ay kurs gördükten sonra assubay olarak kıtalara atanmaktaydılar. Okulda okutulan bütün derslerin sorumluluğu Cumhurbaşkanlığı Armoni Mızıkası Komutanlığına verilmiştir. Okul, ilk mezunlarını 1941-1942 eğitim yılında vermiş, bu dönemde 20 öğrenci diploma almıştır.
1940 Hava Makinist Okulu, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle, Diyarbakır’a taşındı.
1940 Assubay Okullarına ilkokul mezunlarının alınmasına son verildi ve Ortaokul mezunları alınmaya başlandı.
27 Mayıs 1941
II. Dünya Savaşı nedeniyle Deniz Astsubay Hazırlama Okulu (Deniz Gedikli Küçük Zabitan Hazırlama Mektebi) Mersin’e taşındı. Burada eski İngiliz Yağ Fabrikası tesislerine nakledildi ve eğitim öğretime devam edildi. (Mersin şehri o dönem en güvenli sahil şehri olarak görülmekteydi.
1941-1946
Deniz Gedikli Mektebi’nin bandosu, Mersin’de bulunulan süre içerisinde şehirde icra edilen tüm törenlere şevk ve heyecan kattı. Özellikle 1942 yılında icra edilen Mersin’in Kurtuluş Yıldönümü Etkinlikleri’nde büyük beğeni ve takdir topladı.
24 Nisan 1942
2/17733 sayılı kararname ile Donanma mensubu Gedikli Küçük Zabit ve Gedikli Okulu öğrencilerinin şapka şeritlerine “Türkiye Cumhuriyeti Bahriyesi” anlamına gelen “T.C.B.” simgesinin yazılması hükmü konuldu.
1943
Mersin’de bulunan Deniz Gedikli Mektebi, Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ tarafından ziyaret edildi.
1944
Deniz Sınıf Okullarının esasını teşkil eden Deniz Telsiz, Elektrik Fen Tatbikat Okulu açıldı.
1944
Bu yıl Mersin’de icra edilen “Güven Kupası” futbol etkinliğine Deniz Gedikli Mektebi de “Gedikli Gücü” adıyla iştirak etti ve başarılı maçlar çıkardı. Okul olarak, bölge çapında icra edilen Atletizm, Kır koşusu, İnönü Koşusu gibi spor etkinliklerinde de pek çok madalya kazandılar. Yerel basında sıkça konuşuldular ve tebrik edildiler: “Barbaros’un bu genç çocukları, bu muvaffakiyetler ile sadece spor sahasında ileri bir adım atmış değil, okullarının da manevi üstünlüğünü bir derece daha yükseltmişlerdir. Kendilerini ve onlara rakip olan diğer Mersin sporcularını da hararetle kutlarız.
1945
Veteriner Teknisyen Assubay İlerleme Kursu açıldı.
1945
"Nalbant Gedikli Erbaş" kursu, "Veteriner Gedikli Erbaş” kursu olarak değiştirildi.
30 Eylül 1946
Savaş koşulları ortadan kalktığı için Deniz Assubay Hazırlama Okulu Mersin’den İstanbul’a eski binasına geri taşındı. 1 Ekim 1952 tarihine kadar burada eğitim ve öğretime devam edildi.
1946
Deniz Fen Okulu lağv edildi ve “Deniz Okulları ve Kursları Komutanlığı” adı altında Deniz Eğitim Komutanlığı kuruldu. Sınıf Okulları mahiyetindeki kurs müdürlükleri bu komutanlığa bağlı olarak teşekkül edildi.
1947
Hava Assubay Okullarına, son kez pilot adayı öğrenci alımı yapıldı.
5 Mayıs 1947
Hava Makinist Okulu, savaş sonrası Eskişehir’e taşındı.

1949
Hava Assubay Okulları Pilot Assubay olarak son mezunlarını verdi. 1947 yılında Amerikan sistemine geçildiğinden, o yıldan itibaren pilot adayı öğrenci alımı durduruldu ve 1950’den bu yana Pilot Assubay yetiştirilmiyor.
1949
Hava Makinist Okulu, Hava Teknik Okullar K. lığı adını aldı.
1949
Ankara/Cebeci 'de, "Sıhhiye Teknisyen Astsubay Okulu" adı altında, iki yıllık yeni bir okulun kuruldu. İlk olarak, birinci sınıfa 75 öğrenci alınmış ve eğitim - öğretim Genelkurmay Başkanlığı Sağlık ve Eğitim Dairelerince onaylanan programlara göre yapılmıştır.
23 Mart 1950
ABD’li danışmanların tavsiyeleri paralelinde hazırlanan Gedikli Erbaş Kanunu ile Gedikli Sınıfının yetiştirilmesine ilişkin hususlar yeniden düzenlendi. 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kanunu yürürlüğe girdi. Bu kanuna göre, Gedikli Erbaş olabilmek için en az ortaokul ve eşiti okullardan (ve hazırlama ortaokullarından) mezuniyet şartı getirildi. Sonrasında ise gedikli erbaş okullarını (sınıf okulları) veya sanat enstitülerini bitirmek gerekiyordu.
20 Mayıs 1950
Hava Teknik Okullar K. lığı tekrar Gaziemir/İzmir’e taşındı.
1951
Güverte Sınıf Okulu, Deniz Levazım Okulu ve Makine, Elektrik, Elektronik Sınıf Okulu Komutanlığı Heybeliada'da faaliyete geçmiştir.
1951
"Hayvan Sağlık Teknisyen Assubay Okulu" açıldı.
2 Tem. 1951
Adnan Menderes Başbakanlığındaki Demokrat Parti iktidarı tarafından 5802 sayılı Assubaylık kanununu çıkartıldı. Assubayların ordudaki başarıları ve vazgeçilmezliği kanıtlanınca 5802 sayılı kanun çıkarılarak “Gedikli Erbaş” ve “Gedikli Küçük Zabit” unvanları “Assubay “ olarak değiştirilerek son tanıma ulaşıldı. Yasada, ‘Komuta kademelerinde eğitim, sevk, idare ve diğer işlerde subaya yardımcı olan assubay çavuştan, assubay kıdemli başçavuşa kadar rütbe sahibi askeri şahıslar assubaydır’ denildi. Yine bu kanun gereğince, Gedikli Erbaş Ortaokullarının adı da Astsubay Hazırlama Ortaokulu şeklinde değiştirilmiştir.
1952
Güverte Sınıf Okulları Komutanlığı, bina ve tesisleşme sürecinin tamamlanmasıyla birlikte Yassıada'ya taşındı.
1 Eylül 1952
Musiki Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulu, Askeri Mızıka Astsubay Hazırlama Orta Okulu adını aldı. Okulda okutulan kültür dersleri azaltılarak, meslek derslerine ağırlık verilmeye başlandı. Ayrıca, Deniz Astsubay Hazırlama Ortaokulu Kasımpaşa’daki binasından Beylerbeyi’ndeki yeni binasına taşındı.
1953
Makine, Elektrik, Elektronik Sınıf Okulu Komutanlığı Deniz Makine Sınıf Okulu Komutanlığı adını almış ve Heybeliada'da faaliyetine devam etmiştir.
1953
Hayvan Sağlık Teknisyen Assubay Okulu’nun adı "Hayvan Sağlık ve Nal Teknisyen Assubay Okulu" olarak değiştirildi.
1954
Veteriner Teknisyen Assubay Nal Tekniği Kursları açıldı.
26 Eki. 1955
İlkokul mezunlarını kabul eden Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulları, Assubay Hazırlama Ortaokulları, Deniz Gedikli Hazırlama Ortaokulları ve Musiki Gedikli Hazırlama Ortaokullarını bitirenler, resmi ortaokul mezunu kabul edildi. Buna göre, bu okullardan mezun olanlar, ortaokul mezunu alan bütün üst dereceli mekteplere kabul edilecek ve dışarıdan devlet lise imtihanlarına da girebilecekler.
1957 Okul binasının tamamını Amerikalılar tarafından kullanılmak istenmesi üzerine, “Sıhhiye Teknisyen Assubay Okulu” , İzmir’deki Sıhhiye Eğitim Merkezine nakledilmiştir.
1959 Veteriner Teknisyen Assubay Gıda Kontrol Kursları açıldı.
1959 Askeri Mızıka Astsubay Hazırlama Ortaokulu kapatıldı ve Askeri Mızıka Astsubay Sınıf Okulu açıldı. Bu yeni uygulamada okula öğrenci alımı, çeşitli illerdeki Astsubay Hazırlama Ortaokullarına bando subayları gönderilerek, seçim yöntemiyle yapılmıştır. Hazırlama Okullarındaki yetenekli öğrenciler tespit edilmiş, okulu bitirdiğinde Askeri Mızıka Astsubay Sınıf Okulu’na öğrenci kaydedilmiştir. Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Armoni Mızıkası binası içerisinde bulunan Sınıf Okulu’nda öğrenciler, bir yıllık mesleki eğitim sonrasında mezun edilmişlerdir.
1960 Elektronik Erbaş Hazırlama Ortaokulu Ankara’da açıldı. Ayrıca, Halıcıoğlu 7.nci Astsubay Hazırlama Ortaokulu açıldı. K. K. K. lığı’na bağlı okullar şunlardı: 1.nci Astsb. Hzl. Ortaokulu: Merzifon’da, 2.nci Astsb. Hzl. Ortaokulu: Konya’da, 3.ncü Astsb. Hzl. Ortaokulu: Mersin’de, 4.ncü Astsb. Hzl. Ortaokulu: Emirdağ’da, 5.nci Astsb. Hzl. Ortaokulu: Demirci’de ve 6.ncı Astsb. Hzl. Ortaokulu: Çorum’da bulunuyordu.
1961 Bu yıldan itibaren Kara Kuvvetlerine bağlı Assubay Hazırlama Okulları, Konya’da bir çatı altında toplama gayesiyle kapatılmaya başlandı.
1962 Kara Kuvvetleri’ne bağlı Astsubay Hazırlama Okulları Konya’da bir çatı altına toplandı.
1963 Deniz Makine Sınıf Okulları Komutanlığı Kocaeli iline bağlı Derince’ye taşındı. Ayrıca 1963-1964 eğitim yılından itibaren Deniz Assubay Hazırlama Okulu’nun program yapısı değiştirildi. Okula ilkokul yerine, ortaokul mezunları alımına başlandı. NATO’ya üyelik sonrasında ABD askeri yardımından verilen gemi, silah, alet tip ve sayısının çoğalması ile malzemenin oldukça teknikleşmesi Deniz Kuvvetleri’nin özel bilgilerle donanımlı assubaylara olan ihtiyacını artırmıştı.
1963 Hayvan Sağlık ve Nal Teknisyen Assubay Okulu kapandı.
1964 Lise düzeyinde eğitim veren “Çankırı Assubay Hazırlama Okulu” açılmış ve Kara Kuvvetleri’nin teknik sınıflar dışındaki muharip ve yardımcı sınıf assubay gereksiniminin önemli bir kısmını “Çankırı Assubay Hazırlama Okulu” karşılamıştır.
1964 Assubay yetiştirme sisteminde değişiklikler yapılmış ve Ortaokul düzeyindeki okullar yavaş yavaş lise düzeyine çekilmeye başlanmıştır.
1964 Elektronik Erbaş Hazırlama Ortaokulu’nun adı “Elektronik Astsubay Hazırlama Okulu” olarak değiştirilmiş ve eğitim seviyesi lise düzeyine çıkarılmıştır.
1 Eylül 1965 Askeri Mızıka Astsubay Sınıf Okulu’nun adı Askeri Mızıka Okulu olarak değiştirilmiştir. Okul, ortaokul mezunları arasından sınavla öğrenci almış ve 3 yıllık eğitim vermiştir. Eğitim sonrası öğrencilerini Bando Astsubayı olarak mezun etmiştir.
1966 Güverte Sınıf Okulları Komutanlığı Gölcük’e taşındı. Gölcük Eğitim Merkezi’ne bağlandı. Konya’da bulunan Kara Kuvvetleri’ne bağlı Assubay Hazırlama Okulları, Çankırı’ya taşındı. Kara Kuvvetleri Okullarında eğitim süresi iki yıl olarak sürdürülmekteydi. Bu okul, Kara Kuvvetleri’nin Teknik Sınıflar dışındaki Muharip ve Yardımcı Sınıf Assubay gereksiniminin önemli bir kısmını karşılar düzeyde yapılanmıştı.
1968 Sıhhiye Teknisyen Astsubay Okulu kapatıldı. 1968 -1974 yılları arasında, sivil sağlık kolejlerinden mezun olan sağlık memurlarından Sağlık Astsubayı alma yönünde faydalanıldı.
1969 Hava Assubay Okulu’na ortaokul mezunu öğrenci alımına son verildi. Devlet lise veya eşidi okul, Ticaret Lisesi, Sanat Enstitüsü veya Sağlık Koleji mezunu olmak şartı uygulamaya konuldu.
1970 Jandarma Astsubay Okulu, Güvercinlik'e taşındı.
1970 İstanbul’daki Kolera Salgını nedeniyle, Yassıada’da öğrenim gören Deniz Assubay Aday öğrencileri (550 öğrenci) yaklaşık 1,5 ay dışarı çıkamadılar.
15 Mayıs 1972 Dz. Assubay Hazırlama Okulu öğrenci kıyafetleri değişti. Bu dönemde okulda öğrenci olan 1971, 1972, 1973 ve 1975 yılında Assubay olarak mezun olacak tüm Assubay okulu aday öğrencileri son olarak Paletli kıyafeti giymişlerdir.
1972 Sivil Sağlık Kolejlerinden mezun olan sağlık memurlarından, Sağlık Astsubayı temin edilme denemelerinin olumlu sonuç vermemesi üzerine, hemşire yardımcısı yetiştirmek üzere Sağlık Okulu kuruldu.
1973 Kara Kuvvetleri’ne Assubay yetiştiren Hazırlama Okullarının eğitim süresi üç yıla çıkartıldı.
1973 Öğretim süresinin üç yıla çıkması nedeniyle, Dz. Astsb. Hzl. Okulu bu sene mezun vermedi. 1970 girişliler, 2+1 yıl okuyarak, 1973 mezunu olarak Donanma’ya katıldılar. 1971 yılında bu okula girenler ise 3+1 yıl okuyarak, 1975 yılında Astsb. Çvş. olarak mezun edildiler. 1973 yılında okulun mezun vermemiş olması nedeniyle 1974 mezunu Deniz Astsubayları sivil kaynaktan Sınıf Okullarına alınmıştır.
1973

Türk Şiirinde İkinci Yeni akımının önde gelen temsilcilerinden Şair Ece Ayhan’ın “Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler” isimli kitabı yayımlandı. Bu kitapta yer alan “Meçhul Öğrenci Anıtı” isimli şiir, şairin eğitim sistemini eleştirirken Küçük Zabit Okullarını bir imge olarak kullanması nedeniyle önemlidir. “İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında” dizesi bu şiirdeki en vurucu yerdir. Burada devlet parasız yatılı okulları ve askeri ortaokullar, liseler;  “Küçük Zabit Okulları” olarak tanımlanmış, bireyin yaratıcı yanının daha çocukken intihara sürüklendiği açık ve çarpıcı bir şekilde ortaya konmuştur. İşte şiirin o bölümü:

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

1974 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda yapılan değişiklik sonucu ve 1424 Sayılı Kanun’a göre Astsubay Okulları; Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okulu olarak ikiye ayrıldı.
Eylül 1974 Bando Astsubayı yetiştiren Lise seviyesindeki Askeri Mızıka Okulu’na ilaveten bir yıllık sınıf okulu eklenmiş ve toplam eğitim süresi dört yıla çıkmıştır. Okulun adı Askeri Mızıka Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okulu olarak değiştirilmiştir.
1 Kasım 1974 Ankara' da Gülhane Askeri Tıp Akademisi bünyesinde Sağlık Astsubay Sınıfı Okulu kuruldu.
1976     Gölcük Eğitim Merkezi lağv edildi. Güverte Sınıf Okulları Komutanlığı doğrudan Deniz Eğitim Komutanlığı’na bağlandı.
1977 Sağlık Astsubay Sınıfı Okulu üçüncü dönem mezunlarını vermesini müteakip kapatıldı. Yerine, Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Meslek Liselerinin, Sağlık Memurluğu müfredat programını uygulayan, ilk üç yılı Hazırlama son bir yılı Sınıfı Okulu olmak üzere 4 yıllık, Sağlık Assubay Hazırlama ve Sınıfı Okulu kuruldu ve ilk mezunlarını 1981 yılında verdi.
24 Mart 1978 Assubay Sınıf Okulu’nda okuyan öğrencilerin bu okullarda geçirdikleri sürelerin (18 yaşından gün almak şartıyla) emekliliğinden sayılması kabul edildi.
1979 Daha önce şapka kokartlarında Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden ay-yıldız bulunmayan Deniz Assubay Hazırlama ve Sınıf Okulu öğrencileri, tasarımı o yıl Dz. Asb. Hzl. Okulu 2.Sınıf öğrencisi olan Özgün Uysal tarafından yapılan ve değişikliği Dz. K.K. Kıyafet Yönetmeliği'ne işlenen, ay-yıldızlı şapka kokartlarını ilk kez kullanmaya başladılar.
1979 Karamürsel’deki A.B.D. Tesisleri, Türk deniz Kuvvetlerine teslim edildi. Güverte Sınıf Okulları Karamürsel’e taşındı ve burada okul komutanlıkları oluşturuldu. Bu okul komutanlıkları doğrudan Karamürsel Eğitim Merkezi K. lığı’na bağlandı ve Güverte Sınıf Okulu Komutanlığı lağv edildi.
1979 Jandarma Subay Tatbikat Okulu Güvercinlik'e taşındı ve Jandarma Astsubay Okulu ile birlikte “Jandarma Okul Komutanlığı” teşkil edildi
1985 Güverte Astsubay Sınıf Okulu Komutanlığı kuruldu ve Astsubay Sınıf Okulu eğitimleri ile kurslar birbirinden ayrıldı
1 Eylül 1985 Askeri Mızıka Astsubay Hazırlama Ve Sınıf Okulu’nun adı Silahlı Kuvvetler Mızıka Astsubay Hazırlama Ve Sınıf Okulu olarak değiştirildi. Eğitim ve öğretim şeklinde bir değişiklik yapılmadı.
1987 Balıkesir’de açılan “Teknik Astsubay Hazırlama Okulu”, makine, motor, yapı ve sıhhi tesisat teknisyeni yetiştirmek üzere eğitim ve öğretime başladı.
1988 Ankara’daki “Elektronik Astsubay Hazırlama Okulu” Balıkesir’e taşınarak “Teknik Astsubay Hazırlama Okulu” bünyesinde yerini almıştır. Sağlık Astsubay Sınıf Okulu iskân edilme güçlüklerinden dolayı,  idari yönden GATA/Haydarpaşa Eğitim Hastanesi emrine bağlanarak İstanbul’a nakledildi.
1990 Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’nun Yüzüncü Kuruluş Yıldönümü nedeniyle PTT tarafından anma pulu çıkarıldı.
19 Aralık 1994 Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması ve Astsubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak yeniden yapılandırılması konusu Yüksek Askeri Şurada ele alındı. Konunun detaylı araştırılmasına ve incelenmesine karar verildi.
Ağustos 1995 Sağlık Okullar ve Kurslar Komutanlığının lağvedilmesi ve Ankara'da yeni okul binasının hizmete girmesi ile İstanbul'daki Sınıf Okulu tekrar Ankara'ya nakledilerek, Sağlık Astsubay Hazırlama ve Sınıfı Okul Komutanlığı emrine girmiştir.
1997 Çankırı’da bulunan Astsubay Hazırlama Okulu da Balıkesir’e taşınmış ve “Çok Programlı Astsubay Hazırlama Okulu” kurulmuştur. Yönetim, Elektrik-Elektronik, Motor, Makine, Yapı ve Sıhhi Tesisat Bölümleri adı altında eğitim ve öğretim faaliyetine başlanmıştır.
1997 Yalova'nın il olması ve Karamürsel Eğitim Merkezi Komutanlığının konuşlu bulunduğu bölgenin Yalova il sınırları içerisinde kalmasıyla birlikte Karamürsel Eğitim Merkezi Komutanlığı ismi Karamürselbey Eğitim Merkezi Komutanlığı/Altınova olarak değiştirilerek kuruluşunda büyük değişiklikler yapıldı.
22 Haz. 1998 Beytepe'deki tesislerin tamamlanmasını müteakip, Jandarma Okullar Komutanlığı, Korgeneral İsmail SELEN Kışlası’ndaki tesislere taşınmıştır.
6 Eyl. 1999 Deniz Makine Sınıf Okulları Komutanlığı deprem hasarları (17 Ağu. 1999 Depremi) nedeniyle, Altınova/Yalova’ya taşındı.
6/10 Ara. 1999 Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması ve Astsubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak yeniden yapılandırılması konusunda Genel Kurmay Başkanlığı’nda geniş katılımlı bir Eğitim Koordine Toplantısı icra edildi. Bu toplantı neticesinde konu hakkında kesin karara varıldı. Bu karara göre, Proje uygulamaya geçirilecek.
21 Ara. 2000 Deprem onarımları tamamlandığından Deniz Makine Sınıf Okulları Komutanlığı tekrar Derince’ye taşındı.
15 Mart 2002 25 sözleşmeli Bayan Jandarma Assubayı alım duyurusu yapıldı ve 8000'in üzerinde başvuru oldu. Bu alımlarda; başvuru için en az lise mezunu olmak ve 24 yaşını doldurmamış olmak şartları aranıyordu.
11 Nisan 2002 Assubay Hazırlama Okullarının kapatılmasını ve Assubay Sınıf Okullarının Meslek Yüksek Okulu olarak, 2 yıl üzerinden ve ön lisans seviyesinde yapılanmasını teşkil eden “4752 Sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları” Kanunu TBMM’de kabul edildi.
24 Nisan 2002 “4752 Sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları” Kanunu 24735 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak, yürürlüğe girdi.
2002-2004 Astsubay Hazırlama Okullarının kapatılması ve Astsubay Sınıf Okulları’nın Meslek Yüksek Okulu yapılanmasına geçiş süreci.
14 Mart 2003 Sağlık Astsubay Hazırlama ve Sınıfı Okulu yeni kadrosu ile teşkilat değiştirerek, bünyesinde;  Sağlık Astsubay Hazırlama Okulu ve Sağlık Astsubay Meslek Yüksekokulu'nu bulunduran Sağlık Astsubay Okulları Komutanlığı ismini almıştır.
30 Haz. 2003 Deniz Kuvvetleri K. lığı Güverte ve Makine Sınıf Okulları, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu olarak, Jandarma Astsubay Sınıf Okulu, ise Jandarma Astsubay Meslek Yüksek Okulu adıyla yeniden yapılandırılmıştır.
30 Haz. 2003 SK Mızıka Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okulu yeniden yapılandırıldı. Okul; Bando Astsubay Hazırlama Okulu (4 yıl), Bando Astsubay Meslek Yüksek Okulu (2 yıl) ve Bando Sınıf Okulu’ndan müteşekkil olarak Silahlı Kuvvetler Bando Okulları Komutanlığı olarak yeniden teşkilatlandı. Sınıf Okulu kısmında, mezun olmuş rütbeli assubaylara mesleki gelişim kursları verilmeye başlandı.
30 Ağu. 2003 BAYAN ASTSB DERSLIK secJandarma Okullar Komutanlığı’nda “Assubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma Eğitimi” (ATASAK)’ne 2002 yılında başvuru yapıp seçilen Bayan Assubay adayları, ilk sözleşmeli Bayan Assubaylar olarak, Astsb. Çvş. Rütbesini takarak mezun oldular.
1 Eyl. 2003 Güverte Sınıf Okulu Komutanlığı lağv edilerek Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı teşkil edildi. Altınova ve Derince’deki okullar bu yapıya bağlandı. Meslek Yüksek Okulu olarak, eğitim süresi 2 yıla çıktı. 19 branşta iki yıl süreyle ön lisans seviyesinde eğitim verme sürecine geçildi. Ayrıca dost ve müttefik ülkelere mensup öğrencilerin misafir öğrenci statüsüyle kabulüne başlandı.
6 Ekim 2003 Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu, yeni yapısıyla eğitim ve öğretime başlamıştır.
2003 Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’nun kapanışı münasebetiyle, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “1890’dan 2003’e 113 Yıllık Şanlı Geçmişin Tarihçesi” isimli eser yayımlandı. Basımı Deniz Basımevi tarafından yapılan eser, Türk Deniz Kuvvetlerine Çelik Yürekli Leventler yetiştiren bu güzide eğitim kurumunu anılarda yaşatmak üzere hazırlandı.
30 Ağu 2004 Deniz Kuvvetleri’nde Güverte Sınıf Okulları’nın son mezunları rütbe aldı.
17 Kasım 2004 Türkiye Cumhuriyeti’nde Assubaylarla ilgili ilk müze (anılar salonu) açıldı. Tarihi 1890 yılına dayanan Deniz Astsubay Eğitim ve Öğretimine ilişkin tarihi bilgi ve belgeleri bünyesinde bulunduracak olan “Deniz Astsubay Okulları Müzesi”, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden ÖRNEK tarafından Altınova/Yalova’da açıldı.
30 Mayıs 2008 Sağlık Astsubay Hazırlama Okulu son mezunlarını vererek kapatıldı. Yeni yapılanma gereğince (MYO) Sağlık Astsubay Okulları Komutanlığı’nın faaliyeti 02 Haziran 2008 tarihinde sona erdi. GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okul Komutanlığı yeni personel kadrosu ile faaliyetine devam etmektedir.
30 Ekim 2008 Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, subaylarla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel direği olarak nitelendirdiği astsubaylar için Balıkesir’deki Astsubay Meslek Yüksek Okulu bünyesinde, “Astsubay Üst Karargâh Hizmetler Eğitim Merkezi Komutanlığı” kuruldu. Genelkurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları ve ordu karargâhlarında görevlendirilecek astsubaylar, 2009’dan itibaren Balıkesir’de özel bir eğitim alacaklar. Subayların, Harp Akademileri Komutanlığı’nda aldıkları eğitime benzer bir eğitim alacak astsubaylar daha sonra karargâhlara atanacaklar. Astsubay Üst Karargâh Hizmetler Eğitim Merkezi Komutanlığı’na, astsubay başçavuş rütbesine terfi edenler arasından sınavla seçilecek olan personel alınacak. Seçilecek personel, 12 hafta uzaktan, 12 hafta da bizzat komutanlık karargâhında eğitilecek. Bu astsubaylara, “harekât, istihbarat, harp tarihi, strateji, müşterek yönetim ve uluslararası ilişkiler” konularında hizmet içi eğitim verilecek. Astsubaylar bu eğitimlerinin ardından da Genelkurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları ve ordu karargâhlarındaki yeni görevlerine başlayacaklar. Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görev yapacak öğretim elemanlarının 2009 yılındaki eğitim için şimdiden görev başı eğitim almaya başladıkları kaydedildi.  
5 Ocak 2012 Genelkurmay Başkanlığı, 2012-2013 Eğitim ve Öğretim yılından itibaren Assubay Meslek Yüksek Okullarına bayan öğrenci alımı yapılacağını açıkladı. Ayrıca, Kara Kuvvetleri’nde assubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanının %10’dan %25’e çıkarıldığını ve bu kapsamda geçiş yapacak assubay sayısının 2012 yılı için 90 olarak belirlendiğini belirtti. Daha önceden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sadece sözleşmeli olarak bayan assubay alımı yapılmaktaydı. Bu kararla orduda ilk kez MYO çıkışlı ve profesyonel bayan assubay alımı gerçekleştirilmiş olacak. (Ulusal Basından)

Hazırlayan: Aydın Kulak
(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur. Kaynakça kısmı, en son bölümde yer alacaktır.)

fahri-cokerin-gozuyle

Assubayları ve sorunlarını konu alan kitap, yazı ve makalelere rastlamak pek mümkün olmuyor. Çoğu kez bazı yazıların içinde yer alan birkaç satırla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Üç satır oradan, beş satır buradan diyerek toparlamaya ve bu toparladıklarınızdan da bir sonuç  çıkarmaya çalışıyorsunuz. Dişe dokunur bir şeylere ulaşmak bazen mümkün oluyor, bazense hayal kırıklığı ile karşılaşmak kaderiniz oluyor. Hep dediğimiz gibi, yazılanlar genelde belli bir ideolojiye ve o ideolojinin üstün insan belleyip yarı tanrılaştırdığı zümrelere ait oluyor. Bire bin katılarak şişirilmiş plastik mitlerle kandırılıyor ve aldatılıyoruz.

İşte tüm bunlardan dolayıdır ki, halkın içinden çıkmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sıradan bir insan olarak yerini onuruyla almış assubayları anlatan, inceleyen birkaç değerli yazı ve araştırma oldukça önem arz ediyor. Bugün bu birkaç yazıdan bahsedeceğiz ve içlerinde en önemlisi olarak addettiğimiz bir tanesini yazarıyla birlikte detaylıca inceleyeceğiz.

Deniz Kuvvetlerinde Sistem Değişikliği” başlıklı inceleme yazısı doğrudan Deniz Kuvvetlerini incelemekte. Çalışma, halen görevde olan bir Denizci Albay tarafından yapılmış. İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi için hazırlanmış bir doktora tezi. Deniz Albay İskender Tunaboylu, Deniz Kuvvetlerinde günümüze değin etkin olmuş sistemleri bu çalışması için araştırmış. Deniz Kuvvetleri’nin hangi ülke ve sistemlerin etkisinde kaldığını ve bugüne nasıl geldiğini gayet anlaşılır bir şekilde tarihsel dayanakları ile birlikte incelemeye almış. Bu inceleme yazısında Deniz Kuvvetleri’nin eğitim kurumlarını da mercek altına almış. Dolayısıyla, Deniz Assubay Okulu’nu da. Deniz Assubay Okulu’nu incelerken, assubay tarihine ışık tutacak pek çok konuyu da oldukça anlaşılır şekilde dile getirmiş. Örneğin, assubayların gedikli küçük zabitlikten gedikli erbaşlığa geçişini ve gedikli erbaşlıktan assubaylığa geçişini ve bu geçişlerin aslında hangi ülke ve ülkelerin sisteminin etkisiyle gerçekleştiğini çarpıcı satırlarla okuyucusuna anlatmayı başarmış. Aslında gedikli erbaşlıktan assubaylığa geçişin bir Amerikan hikâyesi olduğunu bu güzide çalışmadan öğreniyoruz. Ayrıca, Dr. İskender Tunaboylu bu çalışmasında assubayların deniz kuvvetleri içindeki yeri ve konumunu, vazgeçilmezliğini de ince bir üslupla ilgili adreslere sunmayı ilke edinmiş. Bu değerli çalışmasından dolayı assubaylar adına kendisini kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

Mersin’de Askeri Deniz Okulları” isimli çalışma ise Mersin Üniversitesi kapsamında araştırmacı İsmail Sözener tarafından kaleme alınmış. Bilindiği gibi İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı dönemlerde Askeri Deniz Okulları, Mersin Bölgesine taşınmış ve birkaç yıl burada eğitimlerini sürdürmüştü. İşte bu yüksek lisans tezi de Mersin’deki bu dönemi araştırmak amacıyla yazılmış. Yazar, gerek ulusal basından ve gerekse yerel basından bu okullarla ilgili haberleri bir araya toparlamış, Mersin halkının bu okullara bakışını, benimseyişini değerlendirmiş ve de okulların bölgeye getirdiği ekonomik ve kültürel hareketliliği anlatmış. Tüm bunları anlatırken elbette Deniz Harp Okulu’na daha fazla yer vermiş ama Deniz Assubay Okulu’nun da hakkını teslim etmeye çalışmış. Özellikle bu okulun bölgedeki sportif başarılarından övgüyle söz etmiş. Bir de Deniz Astsubay Okulu’nun bandosunu yere göğe sığdıramamış. Milli bayramlarda, yerel günlerde ve her türlü etkinlikte bu bandonun halkı nasıl coşturduğunu, nasıl milli hisler uyandırdığını ilgi çekici sözcüklerle vurgulamış.

Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları” konulu yüksek lisans tezi ise Haliç Üniversitesi için hazırlanmış bir çalışma. Kendisi de bir bandocu subay olan N. Levent Gökçedağ tarafından kaleme alınmış. Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne değin müzik ideolojisini incelerken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki bandoculuğu da kapsamı içine almış. Tabii ki, Bando Assubay Okullarını da! Bu çalışma, bando ve önceki adıyla Müzikacı Assubay okullarının geçmişinden günümüze değin nasıl bir gelişme gösterdiğini, kimlerin çabasıyla bugünkü seviyesine ulaştığını gözler önüne sermesi açısından oldukça önemli anlatımlar sunuyor.

Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi’nde yayınlanan “Türkiye’de Askeri Bandoculuk Eğitimi” konulu çalışma da bu konuda kaynak arayanlara yeterli bilgiyi verecek bir çalışma. Erol Demirbatır tarafından hazırlanmış olan bu çalışmayı  da kayda değer bulduğumuzu belirtmeliyiz.

Öğretmen Albay Mehmet Sırrı Bekişli tarafından yapılan bir çalışmada ise Assubay Hazırlama Okulları’nın kısa bir tarihçesini bulmamız mümkün. Özellikle Kara Kuvvetleri’ndeki Assubay Hazırlama Okulları incelemeye tabi tutulmuş. Ayrıca Assubay Hazırlama Okulları’nın niçin kapatıldığını ve neden Meslek Yüksek Okulu yapısına geçildiğini de oldukça detaylı bir şekilde inceleyen bir yazı kaleme almış yazarımız.

Asıl üzerinde duracağımız çalışma ise bir emekli hâkim Tümamiral’e ait. Türkiye çapında da büyük bir üne sahip emekli Tümamiral Fahri Çoker’in assubayları  incelemesini ve hâttâ onun da ötesinde yaptığı bu incelemede gözler önüne serdiği çarpıcı tespitleri oldukça  önemsiyorum. Sanırım sizler de onun assubaylar hakkında yazmış olduğu bu araştırma yazısını okuyunca şaşıracaksınız. Hele ki, bu tespitleri 1968 yılında yaptığını düşünürseniz, aslında bizlerin sorunlarımızı anlamada ve mücadelemize yansıtmada ya da mücadele sahasına inmede ne denli geç kaldığımızı fark edecek ve bu fark edişin buruk hüznünü de ister istemez yaşayacaksınız.

fethi-cokerBİR CUMHURİYET MÜZESİ: TÜMAMİRAL FAHRİ ÇOKER

Fahri Çoker ismi denilince akla ilk gelen 6-7 Eylül 1955 olayları olur nedense. Bu tarihlerde İstanbul’da azınlıklara karşı tahrip ve yağma hareketi yapılmıştır. Elbette ki bir takım kışkırtmalar neticesinde bu olaylar cereyan etmiştir.

Fahri Çoker, muhteşem bir belge koleksiyoncusuydu. Bu olaylarla ilgili belgeleri de ölümünden önce Tarih Vakfı’na bağışladı ve bir tek şart öne sürdü. Belgeler ölümünden sonra yayınlanacaktı. Belgeler 1999 yılında vakfa bağışlandı  ve Fahri Çoker’in 2001 yılında ölümünden çok sonra, 2005 yılında Tarih Vakfı tarafından kamuoyuna sunuldu.

Fahri Çoker’i; 85 Yıllık yaşamına Tümamirallik, Askeri Yargıtay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Müşavirliği, Cumhuriyet Senatosu üyeliği, Türk Tarih Kurumu üyeliği gibi çok çeşitli etkinlik ve görevi sığdırmış bir asker, hukukçu ve siyaset adamı olarak tanımlayabiliriz kolayca. Pek çok olayın içinde yer almış, tanıklık etmiş, bazılarında etkin olarak görev yapmış, bazılarını ise kendi bildiklerince değerlendirmeye, araştırmaya ve yazmaya çalışmış bir tuhaf adam. Dilerseniz, öncelikle biyografisine şöyle bir göz atalım ve ona niçin bir cumhuriyet müzesi dediğimizi de böylece açıklığa kavuşturalım:

Fahri Çoker, 9 Temmuz 1913 tarihinde İstanbul’un Fatih semtinde doğmuştur. Babası, Harbiye Nezareti Hesap Müfettişi Galip Bey, annesi ise Fikret Hanımefendi’dir. İlk ve ortaokul öğreniminden sonra, Deniz Lisesi’ne girmiştir. 1932 yılında Heybeliada’daki Deniz Lisesi’nden mezun olmuş ve Deniz Harp Okulu’nda öğrenimine devam etmiştir. Sağlık sorunları nedeniyle Deniz Harp Okulu’ndan ayrılmış ve eğitimini askeri hâkimlik üzerine sürdürmüştür. Askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1935 yılında tamamlayarak mezun olmuştur. Mezuniyeti sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nde askeri hâkim ve savcı olarak çalışmıştır.

1936 yılında Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde teğmen ve üsteğmen rütbesiyle görev yapmıştır. Bu mahkemede görev yaptığı esnada cumhuriyet tarihinin en ilginç davalarından birisi olan Nazım Hikmet, Kemal Tahir ve Hikmet Kıvılcımlı ile sivil arkadaşlarının ve bir avuç deniz assubayının yargılandığı ünlü Donanma Davası’nın içinde yer almıştır. Bu davanın görüldüğü yüzer-gezer mahkeme gemisi Erkin’de savcı Şerif Budak’ın iki yardımcısından birisidir. Diğer savcı yardımcısı ise Haluk Şehsuvaroğlu’dur. Davadan yıllar sonra kendisine bu dava sorulduğunda Emin Çölaşan’a şöyle bir cevap vermiştir:

Aslında Erkin, denizaltı ana gemisi olduğu için devamlı hareket halindeydi. Aslında böyle anormal bir mahkeme şeklinin dünyada emsali var mıdır bilemem!

Belki de daha mesleğinin başındayken böyle bir davanın içinde ve zulüm yapanlardan yana yer almak, onu çok derinden etkilemiştir. Belki de bu yüzden dolayı, sistemin çarkına kapılmış ve onun efendiliğini kabul etmiş olsa bile, içinde, gördüğü gerçeklerin, acımasızlığın ve zulmün açtığı yara onu başka taraflara doğru yönlendirmiştir. İçten içe gizli bir sevda olarak gerçeği aramayı, yazmayı ve anlatmayı düşlemiştir. Olaylarda payı olsa bile en azından gelecek nesillerin kendisini ya da sistemi tüm netliğiyle görebilmesi için belge arşivciliğine meyletmiştir. Böylece anlatamadıkları ve söyleyemedikleri kendiliğinden belgelerle ortaya konacaktır. Anlaşıldığı kadarıyla bu dava onun yaşamında bir dönüm noktası olmuştur. Haksızlığı görmüş ama sesini çıkartamamış ve boyun eğmiştir. Bu boyun eğiş görünüşte bir kabulleniş olmuş ama içten içe bir başka şekilde mücadeleye dönmüş, sessiz ama derinden kendi kabuklarını kırıp gerçeğin yoluna baş koymuştur. Bütün hayatı doğruların ve gerçeklerin peşinde bir mücadele şeklinde sürmüştür.

Fahri Çoker, bu davadan sonra da kariyerinde emin adımlarla ilerlemiş, 1941’de Yüzbaşı ve 1950 yılında da Binbaşı olmuştur.

6-7eylul1955 yılında Yarbay rütbesini aldığında yine bir tarihi olayın içinde yer almıştır. 6-7 Eylül Olayları  nedeniyle İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilmiştir. Bu dönemde kendisine tevcih edilen görev Beyoğlu Bölgesi Sıkıyönetim Mahkemesi Başhakimliği ve Güvenlik Danışmanlığı’dır. Yine sırat köprüsünden geçmektedir. Yine tarih kendisini gerçeklerle ve doğrularla sınamaktadır. Bu olaylarla ilgili biriktirdiği resimler ve belgeler, ölümünden sonra ve olayların ellinci yılı münasebetiyle 2005 yılında Tarih Vakfı tarafından kitaba ve sergiye dönüştürülerek kamuoyuna sunuldu. Böylece içinde yer alsa da gerçeklere ışık tutma bilincini ortaya koymaktan geri kalmadı. Ölmüş olsa bile!

1961 yılında mesleki eğitimi için yurt dışına gönderildi. 1962 yılında yurda döndüğünde, Tuğamiralliğe terfi ettirildi ve Askeri Yargıtay üyeliğine seçildi.

1966 yılında Tümamiral oldu ve Askeri Yargıtay Başkanlığına atandı. 1972 yılına değin bu görevine devam etti ve o yıl emekli oldu. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılandığı davada etkin olarak yer almak ve idama giden sürece katkı sunmak son göreviydi. Yargılamada üç genç fidan ağır hapis cezasıyla cezalandırılır. İdam söz konusu değildir. Fakat sistem onların idamına çoktan karar vermiştir. Ne yapılsa nafiledir. Bu işin taşeronluğu da Askeri Yargıtay Başsavcılığı’na düşer. Askeri Yargıtay Başsavcılığı sanıklara idam cezası verilmesi gerektiği mütalaasıyla ağır hapis kararının bozulmasını ister. TCK 146/1 böyle buyurmaktadır! Askeri Yargıtay Başsavcısı Tümamiral Fahri Çoker’dir. Kim bilir belki de bu idam kararı neticesinde vicdanındaki yara yüreğini iyice sızlatmış ve bu yüzden bir an önce emekli olmayı bir kurtuluş yolu olarak görmüştür.

Böylesine ilginç olay ve davaların içinde yer almak ona yeni ufukların ve yeni kapıların açılmasına neden olmuştur. 1973 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Hukuk Müşavirliği’ne atanmıştır. Böylece 1978 yılına kadar Çankaya Köşkü’nde çalışma şansı yakalamıştır. 1978 yılında ise Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından Cumhuriyet Senatosu’na kontenjan senatörü olarak ataması yapılmıştır. 12 Eylül 1980 tarihine kadar bu görevini sürdürmüş, darbe nedeniyle T.B.M.M. kapatıldığından, senatörlük görevi de doğrudan sona ermiştir.

Bundan sonrasında Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçilişi yer alır ki, tarihler 1981 yılını göstermektedir. Bu kurumun içinde yer alması onu iyice araştırmalara ve yazı yazmaya itecek ve pek çok ilginç çalışmalara imza atacaktır.

Darbe sonrasında yeniden meclisin açılması  süreci paralelinde,  siyasi partilerin yeniden yapılanması  söz konusudur. Eski partiler kapatılmış, yeni partiler kurulmuştur. 1983 yılında yapılacak seçimlere adaylar cunta yönetimi tarafından denetlenerek seçilmektedir. Kim hangi partiden aday olursa olsun, adaylığı, darbe liderlerinin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi’nce onanmadıkça, makbul değildir. İşte bu dönemde Fahri Çoker, Emekli Orgeneral Turgut Sunalp’in kurduğu MDP’den (Milliyetçi Demokrasi Partisi) milletvekili adayı olur. Bu parti, 12 Eylül Cuntası liderlerinin iktidar olmasını istediği partiydi. Dolayısıyla isimler de son derece itina ve özenle seçiliyordu. Darbe’nin izdüşümüne zarar verecek, onun açtığı yolu şimdi ya da ilerde engelleyebilecek Doğrucu Davutların bu partide işi olamazdı. Bu nedenle Fahri Çoker ismi, Darbeci Kenan Evren başkanlığındaki MGK tarafından ilk anda veto edilen isimlerden birisi oldu.

Adaylığının veto edilmesi sonrasında kendisini yeniden çalışmalarına veren Çoker, Türkiye Cumhuriyeti tarihine ışık tutacak birbirinden çarpıcı eserler yazmaya koyuldu. Her yazdığı çalışma ses getiriyor ve bir döneme ışık tutuyordu. 1990 yılında TBMM Başkanlığı’nca oluşturulan Türk Parlamento Tarihi Araştırma Grubunda görev aldı. Ölümüne kadar bu görevi kapsamında araştırma ve yayınlarına devam etti. Türk Parlamento Tarihi olarak her biri ayrı bir dönemi inceleyen eserleri oldukça geniş bir araştırmanın ürünüdür.

5 Temmuz 2001 tarihinde, Ankara’da hayata sessizce veda etti. Geriye tarihe tanıklık edecek pek çok çalışma ve haksızlıklara yeterince gür bir şekilde isyan edemeyen bir garip yazı adamının sessiz çığlıklarını bırakmıştı.

İsmi kolayca unutuldu ama yazdıkları hâlâ konuşuluyor ve tartışılıyor. Kim bilir, belki o da böyle olmasını istemişti.

Dilerseniz eserlerinden bazılarını listeleyerek son noktamızı koyalım:

  • İngiliz Amirali Sir H. F. Woods'un Türkiye Anıları - (İstanbul, 1974)
  • Son Yüzyılda Türk Bahriyesini Yönetenler (Deniz Basımevi-1969)
  • Bahriyemizin Yakın Tarihinden Kesitler (Ankara, 1994).
  • Türk Parlamento Tarihi (13 Cilt-1990’lı Yıllarda basıldı)
  • 6-7 Eylül Olayları Fotoğraflar-Belgeler Fahri Çoker Arşivi/Zafer Karaca-Tarih Vakfı Yayını/İstanbul-2005
TÜMAMİRAL FAHRİ  ÇOKER VE ASSUBAYLAR

Fahri Çoker, sanırım 926 sayılı kanunu incelemeye aldığında, bu kanunun assubaylara ne gibi yenilikler getirdiğini incelemek ihtiyacı  hissetmiş olmalı. Deniz Kuvvetlerinde Assubay Sınıfının Tarihine Toplu Bir Bakış yaparken de, Assubaylığın tarihsel gelişimine ışık tutmuş. Özellikle Gedikli Erbaşlıktan Assubaylığa geçişi ve bu süreçte yaşananları kendi yorum ve tespitleriyle gerçekten de son derece etkili bir dille anlatmayı başarmış.

Bu yazıyı virgülüne dokunmaksızın sizlere aktaracağım. Fakat öncelikle üzerinde durulması gereken tespitlerini birkaç  başlık altında bilginize sunmak istiyorum.

Gedikli Zabitlik yapısının kaldırılmasına ilişkin tespitler: Gedikli zabitlik yapısı Türk Silahlı Kuvvetleri’nde özellikle Deniz ve Hava Kuvvetlerinde son derece etkin olmuş bir yapı. Burada mesleğinin gereklerini son derece uzman bir şekilde yapan bilgili ve teknik donanımlı personel var. Üstelik küçük zabitler için bir nefes alma borusu. Yani dar bir kariyer aralığından biraz daha üst basamağa yükselme imkânı sunuyor assubaylara. Fakat bu durumun zabitan kesimince kabulü zor oluyor. Hâttâ teğmenlerle aralarında kıdem tartışmaları çıktığı dahi oluyor. Durum böyle olunca da elbette ki bu yapı birdenbire maksatsız görülmeye başlanıyor. Öyle ya, onları aşağılarda ast olarak tutmak varken, niye zabitlik şansı verip de asil ve soylu subay sınıfının homojen yapısını bozasınız ki? Emekli Tümamiral Fahri Çoker, bu konuda, Gedikli Zabitlerin sınıflarının lağvedilmesi ve hâttâ emekli olmaları sonrasında bile göreve çağrılmalarının bir tezat olduğu saptamasını ortaya koyuyor. Bu kadar başarılı ve vazgeçilmez olmaları nedeniyle de en vurucu söylemini yapıyor: “Başarıları, Gedikli Zâbitan sınıfının kaldırılması için (Maksatsız görülen) şeklindeki iki kelimelik sebebin asla varit olmadığını ispatlamıştır.

Astsubay Kanununun Özünde Subay Yapılacağı Vurgusu Vardır: Modern harp silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harp silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere (ve hâttâ subaylara) öğretecek muharip veya yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına ihtiyacın çok fazla olduğundan hareketle ve kanunun özüne, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmelerinin sağlanacağı vurgusu yerleştirilerek çıkartılan Assubay Kanunu; ilerleyen dönemlerde bu ana ilkelerinden uzaklaştırılmış ve kariyeri sınırlandırılan bir meslek grubu haline getirilmiştir. Sadece her yıl göstermelik oranda assubaydan subay alınma kontenjanı belirlenerek, başarılı ve liyakatli olanların önüne engel konulmuştur. Yetmiyormuş gibi her geçen yıl ve dönem; maaş, özlük hakkı ve sosyal haklarında kısıntılar yapılarak, sanki Türkiye’nin değil de, başka ülkelerin ordularının emekçileriymiş gibi dışlanmış ve kötü muamelelere maruz bırakılmıştır.

Astsubay Terimi Yerinde Bulunmamış, Küçük Subay Denilmesi Öngörülmüştür: Meslek sınıfının tanım ve isimlendirmesi yapılırken Astsubay terimi yerinde bulunmamış ve kanunun ruh ve manasına daha uygun olarak Küçük Subay denilmesi öngörülmüş olmasına rağmen, daha önceden var olan Küçük Zabit Kanunu nedeniyle uygulamada karışıklıklar çıkacağı endişesiyle, kanun bir oldubittiye getirilmiş ve Astsubay Kanunu olarak yürürlüğe sokulmuştur.

Kendileri İçin “Asubay”, Bize gelince “Astsubay”: 10 Haziran 1935 tarihinde çıkartılan 2771 sayılı “Ordu Dahili Hizmet Kanunu” ile yeni rütbe ve kategori tanımlamaları yapılırken genç ve kıdemsiz subaylar için astsubay terimi düşünülmüş ama bu terimin incitici ve onur kırıcı olarak algılanacağı değerlendirilerek “asubay” teriminde karar kılınmıştır. (Asubaylar: Yarsubay, Asteğmen, Teğmen, Yüzbaşı, Binbaşı.) Bilindiği gibi bir meslek grubunun tanımını yaparken, onu niteleyecek ismi küçük düşürücü, incitici veya onur kırıcı bir terim olarak belirleyemezsiniz. Bu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın özüne aykırıdır. Lakin görüldüğü gibi Astsubay Kanunu ile ast ön eki kullanılarak küçük zabit mesleğine mensup askeri personel, astsubay olarak tanımlanmış ve toplumda bazı art niyetli kişilerin özellikle “t” harfini üstüne üstüne basarak söylemesiyle aslında subay yardımcısı ve küçük subay olan bu kesim insanların incitilmesine, moral ve motivasyonlarının bozulmasına sebebiyet verilmiştir. Halen bu tip kullanımları necip Türk basınının bazı kalemlerinde de görmekteyiz. Büyük insan ve büyük Atatürkçü (!) sevgili generallerimiz, kendi sınıflarına ait kıdemsiz personelin mesleki tanımını yaparken “asubay” terimini seçerken, ordunun belkemiği küçük zabitleri için bir çifte standart uygulamış ve “astsubay” terimine işlerlik kazandırmışlardır.

Hamiyet-Astsubay-Sehit-Oldu

Assubaylar Zoru Başarmıştır: Tüm bu olumsuz algılamalara rağmen assubaylar, yine de bu kanunla verilen hakları olumlu görmüş, vatan sevgisiyle ve alın teriyle mesleğini etkin bir şekilde icra etmiştir. Yaşanan süreçte “ast” ön ekinin olumsuzluğunu kendi azim ve inancı ile yıkmış, ast sözcüğünü kendi bünyesinde olumlu hale getirmiştir. Ayrıca Türk Dilinin devrimci yanı, Atatürkçü(!) generallerimizin bu komplosunu ters yüz etmiştir. Türk halkı, hiyerarşinin o negatif enerjili “t” harfini pek de kaale almamış, yaşamın pratiğinde aslanlar gibi “assubayım” demiştir. Darbenin fethetmiş olduğu Türk Dil Kurumu halen bu konuda ısrarcı olsa da, onları kendine getirecek çözüm sokaklarda tüm gerçekliğiyle yaşanmaktadır. Türkçe gramerine hâkim ve Türk dilini iyi konuşan sıradan bir insana ancak bir şekilde “astsubay” dedirtebilirsiniz; o da alnına silah dayayarak!

Astlarının emeğini sömürerek, onları kendilerine kul etme çabasına girerek yaldızını parlatanlar ve kendilerine Yunan Tanrısı Zeus süsü verenler bilmeliler ki, oturdukları  o muhteşem saraylar son derece lüks olsa da camdandır. Gün olur, devran döner ve camdan saraylar tuzla buz olur. Bir de bakarsınız ki, tüm utancıyla çıplak kral özentileri ortalık yerde dolaşıyor. Hem de daha şaşkınlığını giderememiş, nasıl bu hale düştüğünü anlayamamış bir vaziyette.

En iyisi ve en doğrusu sizi sırtında taşıyan mukaddes insanlar topluluğu astlarınızın hakkını ve hukukunu, kanunların emrettiği şekilde koruyup kollamanızdır. Adaleti, hakkı ve hukuku dağıtırken kantarın topuzunu kaçırmamaktır güzel olan.

Onca Atatürkçü(!) generalimin halini ve ahvalini gördükçe, astlarına yaptıkları zulümleri anladıkça, Tümamiral Fahri Çoker’in çok daha iyi şeylere layık olduğunu düşünüyorum. Sistemin içinde yer alsa da gerçeğin sessiz çığlıklarını  orta yere koyabildiği için. Bedenini sisteme teslim etse de ruhunu iyiliklere ve güzelliklere açmayı başarabildiği için.

Ve kendisine içtenlikle rahmet diliyorum.

Şimdi sizleri Tümamiral Fahri Çoker’in yazısı ve tespitleri ile baş başa bırakıyorum.

DENİZ KUVVETLERİNDE ASTSUBAY SINIFININ TARİHÎ GELİŞMESİNE TOPLU BİR BAKIŞ

Geçmişte ve bugün Deniz Kuvvetlerimizin ast komuta kademelerinde subaya yardımcı olarak önemli görevler ifa eden Astsubay Sınıfı, uzun bir geçmişe dayanmaktadır.

Gerçekten; Büyükamiral Bozcaadalı Hasan Hüsnü  Paşanın Bahriye Nazırlığı sırasında, 5 Şubat 1890 tarih ve 17 sayılı (Ceridei Bahriye)’de yayınlanan bir emirle, Donanmanın  önemli hizmetlerinden olan, Güvertede; topçuluk, işaretçilik, serdümenlik ve porsun, Sanayi ve Makinede; kalafatçı, marangoz, burgucu ve ateşçi dallarında sanatkâr yetiştirilmek üzere (Gedikli) sınıfının kurulması, Güverte için İstanbul ahalisinden istekli olanlardan yüz ve sonraki yıllarda elli beş kişi alınarak bunların gemi mevcutlarından indirilmesi ve Makine için her yıl Sanayi ve İmalâtı Bahriye Sıbyan Taburları’ndan yirmi kişi ayrılarak bundan böyle gemilerde bu gibi işler için başıbozuk (sivil) işçi görevlendirilmesinin yasaklanması kararlaştırıldığı belirtilmiş ve bu amaçla Şûrayı Bahriye’ce hazırlanan Nizamname¹ 3 Nisan 1890 tarih ve 21 sayılı (Ceridei Bahriye)’de yayınlanarak 15 Nisan 1890 tarihinden itibaren (Deniz Gedikli Sınıfı) resmen kurulmuştur.

Dokuz bölümden ibaret olan bu Nizamnamenin 1. Bölümü, Gedikli olarak yetiştirilecek eratın nitelikleri ve kabul şartlarına, ikincisi, bunların gezen eğitim gemilerine dağıtılış şekillerine, üçüncüsü, sınavlara, sınıflara ayrılmaya ve rütbe yükselmelerine, dördüncüsü, rütbe yükseltilmesi için gerekli şartlara, beşincisi, eratın gedikli sınıflarına nakillerine, altıncısı, sınavlarda başarı gösteremiyenler hakkında yapılacak işleme, yedincisi, yaşlanan ve malûl kalan gediklilerin görev yerleri ve emekliye ayrılması  gerekenlere verilecek aylıklara, sekizincisi, aylık ve buna ilişkin özel haklar ve kıyafetlere dair olup dokuzuncu bölümde ise ders ve sınav çizelgeleri belirtilmiştir.

Bu hükümlere göre:

“(Sıbyan efradı) olarak adlandırılan adaylar, 15-18 yaşında, sağlam ve İstanbul halkından olacak, iyi halleriyle tanınmış ve adaylık için velilerinin rızası  alınmış bulunacaktır. Bunlar bir yıl İstanbul’da eğitim gemisinde nazarî ve amelî bir öğrenime tabî tutulduktan sonra gezen gemilere gönderilecek ve bu gemilerde dört yıl daha eğitim ve öğretim göreceklerdir. Beş yıllık (Sıbyanlık) dönemini bitiren ve son sınavda başarı gösterenler Porsun, İşaretçi, Sefine Emini, Serdümen ve Topçu dallarına ayrılacak ve kendilerine (Onbaşı) rütbesi verilecektir. Bunlar bir yıl sonra yeniden yapılacak bir sınavda (Çavuş) veya (Bölükemini) nasbedileceklerdir. Bir yıl hizmet eden çavuş veya Bölükeminleri yine sınavla (3 üncü Porsun) veya (3 üncü İşaretçi) vb. olacaklar ve aynı şekilde birer yıl hizmetle ve keza sınavla (2 inci…) ve sonra (1 inci…) Porsun, İşaretçi vb.larına yükseltileceklerdir. Bu şekilde mecburî askerlik hizmetlerini de ikmal etmiş olan (Sıbyan efradı) bu süre içinde üstlerinden iyi not ve sicil aldıkları ve yapılan bütün sınavlarda belli bir dereceyi tutturdukları ve ayrıca yapılacak son sınavda aynı şekilde tespit edilen bir derecenin üstüne çıktıkları takdirde mensup oldukları sınıfın (Gedikli-i Sâlis) yani 3 üncü sınıf Gedikliliğine yükseltilecek, bu başarıyı gösteremiyenler ise diğer kur’a efradı gibi terhis olunacaklardır.

3 üncü sınıf gedikliler dört yıl gemilerde hizmet gördükten sonra sınava tabî tutulup başarı gösteren ve gemi komutanlarından olumlu sicil alanlar (Gedikli-i Sâni/ 2 nci sınıf Gedikli), beş yıl olan 2 nci sınıf süresini başarı  ile bitirip iyi sicil alan ve sınavda kazananlar (Gedikli-i Evvel/ 1 inci sınıf Gedikli) olacaklardır. 1 inci sınıf Gedikli’nin üstünde ayrıca bir (Sergedikli), yani Başgedikli rütbesi mevcut olup bu rütbe olağanüstü başarısı görülenlere verilecektir.”

İlk Gedikli sınıfı, 15 Haziran 1890 tarihinde SELİMİYE top eğitim gemisinde öğrenime başlamış olup okunan dersler; hesap (dört işlem), iyi yazı ve imlâ, okumadan ibarettir. Öğrencilere ayrıca branda bağlamak ve asmak, geminin kısımları ile direk, seren, cıvadra, yelkenler, sabit arma ve selviçeler, makara ve tornoların adları, bağların nevileri, top, kundak ve ayrıntıları, ateşli silahların kısımları öğretilmiş ve top, tüfek, arma ve kürek talimleri yaptırılmıştır.²

Bu şekilde kurulmuş olan Gedikli sınıfı  ancak kısa bir süre pâyidar olabilmiş ve nizamnamesinde “Sıbyan efradından başka efradın gedikli sınıfına ve gediklilerin dahi mülâzım, yüzbaşı vesair rütbelere nakil ve tahvili katiyen caiz değildir.” Hükmü bulunmasına rağmen Abdülhamit II yönetiminin keyfi hareketleri cümlesinden olarak bir kısım gedikliler üsteğmen rütbesiyle subay sınıfına geçirilmeğe başlanmış ve nihayet Nizamname hükümleri büsbütün ihmal olunarak bu tertip üzere gedikli yetiştirilmekten vaz geçilip mevcudun cümlesi başarı dereceleri veya üstlerinin değişik kanaat ve teklifleriyle muhtelif subay rütbelerine nakledilmişlerdir.

MEŞRUTİYETİN İADESİNDE DURUM:

23 Temmuz 1908 ikinci meşrutiyeti, Donanmada bu şekilde yetişmiş (400) kadar güverte ve makine subayı bulmuş, bunlardan bir kısmı kifayetsiz görülmelerinden ve diğer bir kısmı ise 7/8/1909 tarihli askerî rütbelerin tasfiyesi hakkındaki kanun hükmüne istinaden meslekten çıkarılmışlardır. Balkan Savaşı’na yakın dönemde, mevcut 508 görevde yüzbaşısından 34’ü, 734 makine yüzbaşısının 82’si, 533 güverte üsteğmeninin 36’sı Gedikliden nakledilmiş bulunmakta idi.

Meşrutiyetin iadesinden sonra, devlet yönetiminin her alanında olduğu gibi Deniz Kuvvetlerimizde de düşünülen yenilikler arasında (Gedikli) sınıfının yeniden teşkiline teşebbüs edilmiş  ve eğitim alanında incelemeler yapmak üzere İngiltere’ye gönderilmiş  olan Makine Kd. Yüzbaşı İbrahim Aşki Bey’in³ verdiği raporda belirttiği hususlar göz önünde tutulmak suretiyle hazırlanan kanun⁴ 14 Temmuz 1913 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmuştur.

Bu kanun hükümlerine göre,

“Donanma gemilerinden terhis edilecek erlerden gerekli nitelikte bulunanlar (Gedikli Namzedi) olarak kabul edilecekler, bunlar iki yıl hizmet ve eğitimden sonra yapılacak sınavda başarı gösterdikleri ve ayrıca beş  yıl hizmeti yüklendikleri halde (3 üncü sınıf Gedikli) olacaklardı. Bu rütbede beş yılı bitirenler ve yine yapılacak sınavda başarı gösterenler tekrar beş yıl hizmeti yüklenmek suretiyle ( 2 inci…) ve aynı şartlarla (1 inci sınıf Gedikli)’liğe yükseltileceklerdi. Gediklilere kanunda miktarları belirtilen aylıktan başka bir er tayini ve ayrıca bir kat elbise verilecekti. Bunlar, emeklilik bakımından Askerî Tekaüt Kanunu’na tâbi olacaklar ve adaylıktan itibaren 17 yılda emeklilik hakkını  kazanacaklardı. Gedikliler, emekliye ayrıldıktan sonra, ellerindeki şehadetnameye göre liman daireleri, seyrisefain ve fener idarelerinde çalışmak istedikleri takdirde tercihan göreve alınacaklardı.”

Bir yıllık uygulamadan alınan sonuçlara göre bu kanun yeniden düzenlenmiş, 20 Nisan 1914’de Hükümetçe kabul ve Padişahın onayından geçen (Bahriye Efrat ve Küçük Zâbitaniyle Gedikli Zâbitanı Kanunu Muvakkati⁵) ile Gedikli Sınıfı  daha sağlam ve rasyonel esaslara bağlanmıştır.

Bu kanun hükümlerine göre; “genel olarak deniz eratı Güverte ve Makine" adlariyle iki sınıfa ve her sınıf lüzumu kadar uzmanlık şubelerine ayrılmış ve rütbeler,

  • Neferat (Erat)
  • Küçük Zâbitan (Erbaş)
  • Gedikli Zabitan: 3 üncü sınıf Gedikli, 2 inci sınıf Gedikli ve 1 inci sınıf Gedikli olarak tespit edilmiştir.

Beş yıl olan mecburi askerlik hizmetinin ilk beş ayını Yeni Erat okulunda geçiren yeni erler Donanmaya sevk edilecekler ve bir yıl sonunda yapılacak sınavda başarı  gösterdikleri halde Onbaşılığa yükseltileceklerdir. Bir onbaşının  çavuş veya bir çavuşun başçavuş olması için birer yıl denizde gezmesi, iyi hal sahibi, okuryazar, hesap bilir, iyi gemici ve astındakileri iyi yönetebileceğine dair üstlerinden olumlu sicil alması lazım gelecektir.

Muvazzaf erattan Gedikli Namzetliğine geçmek isteyenler, terhislerine üç ay kala dilekçe ile en yakın üstlerine başvuracak ve kanunda yazılı şartları haiz olup isteği kabul edilenler belli bir program dairesinde meslek sınavına tâbî tutulacaklardır. Sınavda başarı gösterenler derecelerine göre ayrılarak en iyileri (Gedikli Adayı) olarak hizmete alınacak ve iki yıl sonunda yapılacak yeni bir sınavda başarı gösterdikleri halde (3 üncü sınıf Gedikli Zâbiti) olacaklardır. 3 üncü ve 2 inci sınıf Gedikli Zâbitlerin üst rütbelere yükselebilmeleri için rütbelerinde en az beş yıl hizmet etmeleri ve olumlu sicil almaları şarttır.

Gedikliler, emeklilikte Askerî Tekaüt Kanunu’na tâbi olacak ve adaylıklarından itibaren rütbelerine özel en az süre olan (17) yılı ikmal ettiklerinde emeklilik hakkını  kazanacaklar, (52) yaşını bitiren gedikliler ise yaş haddinden emekliye ayrılacaklardır.

Gedikli adayları, erlere özel elbise giyip başçavuş rütbe alâmetiyle sınıf işaretini sırma olarak kollarına dikecek; 3,2 ve 1 inci sınıf gedikli zâbitleri ise subaylara özel ceket ve nevresim giyip rütbe işaretlerini kışın ceket ve nevresimlerinin kollarına, beyaz elbisede ispalet olarak omuzlarına takacaklardır.

Yalnız topçu, torpidocu, gemici ve işaretçi gediklileri harp sınıfı olarak emir ve komuta deruhde edebilecekler diğer sınıflar yönetimde güverteye tâbi olacaklardır. Yetki bakımından 1 inci sınıf Gedikli Zâbiti Mühendisten-Asteğmen- yukarı  ve diğer bütün gedikliler Mülâzımın –Teğmen- altındadır.

Gedikli adayları asker mangasında özel bir yerde ayrıca yemek yiyip branda asarlar. 1-3 üncü sınıf gedikliler için ranzaları bulunan bir yer ayrılır ve bunlara özel bir salon, lokantacı ve müşterek ahçı verilir.

ÇIRAK OKULLARININ AÇILIŞI

Deniz Gedikli sınıfı için daha esaslı  bir kaynak olmak üzere önce, 30 Aralık 1915 tarihli (Makine Çırakları  Nizamnamesi) ile bir (Makine Gedikli Okulu) kurulmuş ve (Muinizafer) Korveti okul ve eğitim gemisi olarak ayrılmıştır. Bunu 3 Şubat 1916 tarihli (Gemici Çırakları Nizamnamesi) ile (İclâliye) gemisinde kurulan (Güverte Gedikli Okulu) izlemiş ve her iki okuldan mezun olanlar eylemli askerlik hizmetlerini yaptıktan sonra (Gedikli Adayı) nasbolunarak haklarında yukarda belirtilen kanun hükümleri uygulanmıştır. (Bu konuda daha geniş bilgi için Bkz. Makine Çırakları Nizamnamesi Yazım)

askeri-bandoda-kadin-donemiGüverte ve makine gediklileri yetiştirmek amaciyle yürütülen bu faaliyetin yanında 1831 yılından itibaren Deniz Kuvvetlerimizde mevcut olan Müzikalara ehliyetli eleman sağlanması için 1834, 1887 ve 1904 yıllarında birer (Müzika Okulu) açılmışsa da bunlar ömürlü olmamış, bu konuda ilk ciddi teşebbüs Ahmet Cemal Paşa’nın Bahriye Nazırlığı zamanında, Müzikalar başöğretmeni Lange Bey’in katılmasiyle kurulan bir komisyonun raporuna dayanılarak yapılmıştır.⁶ Bu konudaki Bahriye Nezareti yayımında, “Bahriye bandolarının tekemmülü ve intizam tahtında devamı mevcudiyeti için tertip edilecek bir programa tevfikan Tirimüjgân vapuru hümayûnunda tahsil ve terbiye görmek ve askerî talimleri yapmak ve muahharan gemide veya Efradı Cedide kışlasında muzika dersleri verilmek üzere (Müzikacı Çırak Mektebi) namiyle bir mektep küşadı” belirtilmekte ve bu okulun beş öğrenci ile 14 Aralık 1916 tarihinde derslere başladığı ilân olunmaktadır.

Müzika Çırak Okulu, bir süre sonra önce Haybeliada’daki Çarkçı Mektebi-şimdi Deniz Eğitim K. Karargâhı- ve daha sonra da Çamlimanı’na halen sanatoryum olan binaya nakledilmiş, 1920 yılında binanın, asıl sahibi olan Sağlık Bakanlığı’na devri üzerine okul, Kasımpaşa’da Gazi Hsan Paşa Kışlası’nın arkasındaki binada eğitim ve öğretimine devam etmiş ve nihayet 1926 yılında kapanmıştır.

Yukarda hükümleri kısaca açıklanan (Bahriye Efrat ve Küçük Zâbitaniyle Gedikli Zâbitan Kanunu) Gedikli sınıfının statüsünü bir teminata bağlamak suretiyle bu sınıf mensupları  için yararlı olduğu gibi Deniz Kuvvetlerimiz için cidden faydalı  elemanların yetişmesine imkân vermiş, I. Dünya Harbi içinde, mevcut gedikli subaylardan önemli bir kısmı Almanya’ya gönderilerek mesleklerinde uzmanlıkları geliştirilmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra aylıklarda yapılan genel revizyon sırasında 22 Nisan 1924 tarih ve 508 sayılı  kanunla gedikli zâbitlerin aylıkları da yeni bir düzene sokulmuş, ancak kanunlarına göre verilmekte olan nefer tayını ile bir elbise istihkakı kaldırılmıştır.

YENİ KAYNAKLAR

1924asb(Gedikli Küçük Zâbit membalarına dair) 9 Nisan 1927 tarih ve 1001 sayılı kanunla gedikli küçük zâbitliğe ana kaynak olarak (Gedikli Küçük Zâbit Hazırlama Mektepleri) kurulmakla Deniz Kuvvetleri’nin Güverte ve makine Çırak Okulları lağvedilmiş, bu okullara kanunda yazılı nitelikleri haiz ve 15 yaşından küçük olmıyan ilk okul mezunları, gedikli küçük zâbit olduktan sonra altı yıl hizmeti yüklemek şartıyle alınarak Gedikli Küçük Zâbit yetiştirilmişlerdir.

Bu kanunla, okul kaynağından başka muvazzaf askerlik hizmetini bitirerek terhis edilmiş olanlardan ilk öğretim görmüş ve üç yıl hizmeti taahhüt etmiş bulunanlar ve ayrıca askeri liselerden sağlık sebepleri dışında çıkarılanların da belli şartlarla gedikli küçük zâbit olabilmeleri kabul edilmiştir.

Bu arada kabul edilen 1 Haziran 1929 tarih ve 1492 sayılı (Deniz ve Hava Gedikli Küçük Zâbit Maaş Kanunu) ile Gedikli Erbaş Rütbeleri:

  • Çavuş,
  • Başçavuş Muavini,
  • Başçavuş,
  • Başgedikli

Olarak tespit edilmiş ve aynı kanunun geçici maddesi B fıkrasında; halen deniz ve hava kuvvetlerinde görevli gedikli zâbitlerin almakta oldukları aylıklarla (Başgedikli)’liğe nakilleri, nakli arzu etmiyenlerin kendi kanunları ve 508 sayılı  kanuna tâbi olarak göreve devamları öngörülerek böylece 15 yıldır Deniz Kuvvetleri’nde yararlı hizmetler ifa etmiş  bu sınıfın tasfiyesi cihetine gidilmiştir. Ancak, bu tarihte mevcut yüze yakın güverte gedikli zâbiti arasından hatırladığıma göre yalnız biri⁷ Başgedikliliğe nakle razı olmuş, diğerleri eski kanuna tâbi olarak göreve devamı uygun bulmuşlardır.

Aynı tarihte yürürlüğe girmiş olan 18 Mayıs 1929 tarih ve 1455 sayılı (Askeri Memurlar Kanunu)’nun geçici maddesiyle, mevcut muzika gedikli zabitlerden 1 inci sınıf olanları 5 inci sınıf, 2 inci sınıflar 7 inci sınıf ve 3 üncü sınıflar 8 inci sınıf Askerî Muzika Muallimliğine ve keza o tarihte silahlı kuvvetlerde görevli rütbesiz sanatkâr ustalar uzmanlık dereceleri dikkate alınarak 4-8 inci sınıf Askerî Makinist ve Askerî Sanatkâr sınıflarına geçirilirken Deniz Kuvvetleri’nde güverte ve makine sınıflarının çeşitli dallarında ve Hava Kuvvetleri’nde, gerçek anlamiyle mesleklerinin gedikli uzmanları olmuş bulunan bu sınıf mensupları için aynı formül uygulanmamış ve bunların daha sonraki tarihlerdeki askerî terfih kanunlarından da faydalandırılmadan kaderlerine terk edilmiş bulunması mesleğimiz için bir talihsizlik olmuştur. Nitekim tasfiye hükmüne rağmen bu sınıf mensuplarının yaş hadlerine kadar hizmetlerinden faydalanılmış ve hatta önemli bir kısmının, emekliye ayrıldıktan sonra dahi çeşitli hizmetlerde görevlendirilmesine devam edilmiştir. Bu durum 1492 sayılı kanunun gerekçesinde⁸ Gedikli Zâbitan sınıfının kaldırılması için (Maksatsız görülen) şeklindeki iki kelimelik sebebin asla varit olmadığını ispatlamıştır.

Gerçekten 1914 tarihli Gedikli Zâbitan Kanunu, 1 inci sınıf Gedikli Zâbitini (Mühendisin fevkinde) tutmak suretiyle sonraki mevzuata göre âdeta teğmen ile üsteğmen arasında bir rütbe gibi kabul ve bu şekilde disiplin bakımından bazı karışıklıklara ve hattâ adlî kovuşturmalara sebep olmuşsa da kanunun tanzim ve sevk tarihinde (Mühendis)’liğin ancak bir öğrenci rütbesi olduğu ve fiilen emir ve komuta ile ilgili bulunmadığı düşünülüp kanun bu espri altında değiştirilerek uygulanabilir idi.

SONRAKİ STATÜLER

asbbelge1Gedikli Küçük Zâbit Membalarına dair 1001 sayılı  kanunu kaldıran 11 Haziran 1934 tarih ve 2505 sayılı kanunla gedikli erbaş membaları daha geniş bir düzene konulmuş, 18 Ocak 1940 tarih ve 3779 sayılı (Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhit ve Teadülüne Dair Kanun) ile de aylık ve özlük haklar konusunda yeni hükümler kabul edilmiştir. Bu kanunun bir özelliği de o tarihe kadar kaçıncı hizmet yılında olursa olsun aynı aylığı almakta bulunan Başgediklilerin dört yılda bir yapacakları uzatma ile aylıklarının birer derece yükseltilmesidir ki, bu şekilde hizmet ve kıdem değerlendirilmiştir.

23 Mart 1950 tarihinde kabul ve 30 Haziran 1950 tarihinde yürürlüğe konulmuş olan (Gedikli Erbaş Kanunu) gedikli erbaş statüsünde ileri bir hamle olmuş ve bugünkü  sistemin esasını teşkil etmiştir.

Bu kanunla, gedikli erbaş olmak için en az ortaokul ve eşidi okullardan sonra gedikli erbaş okullarını  veya sanat enstitülerini bitirmek şartı konulmuş, aylıklar bu öğrenim şartına paralel olarak gedikli çavuşlukta 20 Lira aslî  maaşın karşıtı olarak 175 Liradan başlatılmıştır. Bu şekilde birer derece yükselme ile Başgedikli’nin 250, 1 inci, 2 inci ve 3 üncü uzatmalar ile 300, 350 ve nihayet 400 Lira aylık alınması kabul edilmiştir ki son aylık subaylarda yüzbaşı aylığına eşittir.

Ayrıca, evvelce dört yıl olan, rütbelerdeki bekleme süresi üç yıla indirilmiş, mecburî hizmet (15) yıl olarak tespit edilmiştir.

Bu kanunun bir aylık uygulanması sırasında Hükümetçe Gedikli Erbaş Statüsünün yeniden düzenlenmesine ihtiyaç görülmüş ve bu amaçla hazırlanan kanun tasarısı  7 Haziran 1951 tarihinde T.B.M.M.’ne sunulmuştur.

Kanunun gerekçesinde⁹ “modern harp silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harp silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip veya yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına ihtiyacın çok fazla olduğu, evvelce küçük zâbit denilen ve sonra gedikli erbaş olarak adlandırılan bu sınıfın statüsünde zaman zaman değişiklikler yapılmak ve hukukî durumlarının  çeşitli kanunlarla tespiti suretiyle bu sınıfa rağbet teminine çalışılmışsa da tatbikatta edinilen tecrübeler bütün bunların bilhassa muharip sınıflara rağbeti sağlamak için kâfi olmadığını  gösterdiği, bu kanun tasarısı ile muharip astsubaylara aylıkla birlikte, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmeleri sağlanmak suretiyle rağbetin arttırılması  düşünüldüğü, bu suretle Anadolu’nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış Türk Çocuklarına daha geniş hizmet imkânları verilmiş ve liyakatleri ile mütenasip rütbelerle taltif edilmeleri de imkân dâhiline girmiş olacağı, böylece kazanılacak teğmen: yüzbaşı rütbesindeki sınıf subayları, ordu subay mahrutunun kaidesini teşkil ederek harp okulunda yetiştirilecek subayların daha uzun süreli bir tahsile tabî tutularak yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirilmesi sağlanmış olacağı” belirtilmiş, (Gedikli Erbaş) tâbirinin (Astsubay) olarak değiştirilmesine (Bunların subaylığa da yükselecekleri) gerekçe olarak gösterilmiştir.

Tasarının Millî Savunma Komisyonu’ndaki müzakeresinde, “Astsubay” terimi yerinde bulunmamış ve kanunun ruh ve mânasına daha uygun olarak (Küçük Subay) denilmesi öngörülmüş olmasına rağmen bütçe komisyonu, halen yürürlükte olan 1059 sayılı Küçük Zâbit Kanunu¹⁰ ile tedahül edeceği ve orduda bu adla bir sınıf teşekkül etmiş bulunduğundan bahisle hükümetin teklifini desteklemiş ve kanunun 5802 sayılı (Astsubay Kanunu) olarak Meclisten geçip yürürlüğe konulmuştur.

Bu kanunla, astsubay sınıfının idare hukukuna göre devlet memuru niteliğini aldığı göz önünde tutularak bunlar hakkındaki hükümlerin astsubaylar için de uygulanması  sağlanmakta, ayrıca mecburi hizmet 15 yıldan 9 yıla indirilmektedir.

Kanundaki en önemli ve değişik hüküm, belli süre ve rütbe ile hizmetten sonra ehliyet ve kabiliyetlerini ispat eden astsubayların subay, askerî teknisyen ve askerî kâtip sınıfına geçmelerini mümkün kılan esas ve prensipler olup başkaca 80 Lira aslî maaşa kadar yükselme sağlanmış, yaş hadleri her rütbe için subaylara oranla üçer yıl fazla olarak tespit edilmiştir.

Kanunun, astsubaylıktan askerî kâtipliğe geçirilme hükmü uygulama alanı bulmadığından 29 Haziran 1956 tarih ve 6744 sayılı kanunla kaldırılmış ve ancak o tarihe kadar yetiştirilmiş (Askerî Teknisyen)’lerin bu kanun hükmünden faydalandırılmaları kabul edilmiştir. 6744 sayılı kanunda ayrıca astsubaylıktan subaylığa geçirilenlerin yaş hadlerinin aylıkça eşit bulundukları subaylar gibi olacağı hükmü konulmuş 5802 sayılı kanunda, 24 Şubat 1961 tarih ve 262 sayılı kanunla yapılan bir değişiklik ile de astsubay kıdemli başçavuşluktaki üç defa uzatma ve aylık yükseltme hükmü dörde çıkarılmıştır.

Astsubay statüsü halen, 27 Temmuz 1967 tarih ve 926 sayılı (Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu) ile son şeklini almış bulunmaktadır. Genel olarak, muvazzaf erat dışındaki bütün silâhlı kuvvetler mensuplarını kapsamına alan bu kanun malî hükümler, sosyal haklar ve yardımlar, taltifler, madalyalar ve ödüller gibi genel konularda astsubaylar için de hüküm sevketmekle beraber 6-12 nci kısımları sadece astsubaylara özel hükümleri ihtiva etmektedir. Bu arada astsubay rütbe adları da değiştirilmiş, rütbeler:

  • Astsubay Çavuş,
  • Astsubay Kıdemli Çavuş,
  • Astsubay Üstçavuş,
  • Astsubay Kıdemli Üstçavuş,
  • Astsubay başçavuş,
  • Astsubay Kıdemli Başçavuş

Olarak tespit edilmiştir. 926 sayılı kanun, 208 inci maddesi K fıkrasında (astsubay)’ın tanımlanmasına dair 1 inci maddesi hariç 5802 sayılı kanunu bütün ek ve değişiklikleriyle yürürlükten kaldırmış ve ancak geçici 9 uncu maddesinde, bu kanunda yazılı bekleme sürelerini tamamlıyarak üst rütbelere yükselecekler hakkında 31 Ağustos 1970 tarihine kadar 5802 sayılı kanun ve buna dayanılarak yürürlüğe konulmuş olan (Astsubay Sicil Yönetmeliği)’nin uygulanacağını kabul etmiştir. (Yazar Notu-1)

Bu kanun ve genel olarak astsubay statüsünün nasıl olması lazım geldiği hakkındaki düşüncelerimizi ayrı  bir yazıya bırakarak yeni kanunun, silâhlı kuvvetlerimizin vazgeçilmez kıymetli bir unsuru olan Astsubaylarımıza hayırlı  ve uğurlu olmasını diliyoruz.

Yazan: Tümamiral Fahri ÇOKER

NOTLAR
  • Not-1: Donanmayı Hümayûnu Cenabı Mülûkâneye Alınacak Sıbyan Efradına ve bunlardan yetiştirilecek Gediklilere dair Nizamname.
  • Not-2: Ceridei Bahriye’nin 19 Ağustos 1307 tarih ve 59 sayılı nüshası.
  • Not-3: İbrahim Aşki Bey, binlerce deniz yetiştirmiş bir hoca olarak hepimizin şükranı üzerinde bulunan kıymetli bir deniz subayı olup, Bahriye Mektebinden 23 Mayıs 1892 tarihinde Makine Mühendisi olarak mezun olmuş, 1909 yılında İngiltere’den dönüşünde, incelemelerini gerçekleştirmek üzere kurulan (Tedrisatı Bahriye Müdürlüğü)’nün başına getirilmiştir. Bu sıfatla Bahriye Mektebi ve diğer eğitim müesseselerimizde büyük yenilikler vücuda getiren, halen hayattaki en eski Bahriyeli Hocamızın daha nice yıllar sıhhat ve afiyette kalması gönülden dileğimizdir.
  • Not-4: Süfeni Hümayunda Gedikli Sınıfının sureti teşkiliyle usulü terfi ve terakkileri hakkında Kanun.
  • Not-5: Bu kanunu muvakkat, 22 Şubat 1915’de Meclisi Umumî’ce-Âyan ve Mebusan Meclisleri- değişik olarak kabul ve kanun halini almıştır.
  • Not-6: Bk. Donanma Emirnamesi: 26 Ocak 1916 tarih ve 114 sayılı nüshası ve (Tarihte Bahriye Müzikaları: Recep ARMAN, İstanbul 1958.)
  • Not-7: Bu gedikli subay Kavalalı Halil İbrahim olup, Yavuz Gemisi’nde uzun yıllar Taret Gedikliliği ve Polis Âmirliği yapmış ve bütün üstlerinin sevgisini kazanmış kıymetli bir eleman idi.
  • Not-8: T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, 3.Devre, 2. İçtima yılı, cilt: 12 –s. 221, sıra sayısı: 218.
  • Not-9: T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Dönem 9, toplantı 1, cilt 8 – s.444, sıra sayısı 223.
  • Not-10: 28/5/1927 tarih ve 1059 sayılı (Piyade Küçük Zâbit Kanunu), 3/3/1954 tarih 6320 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunmakta idi.
  • Yazar Notu-1: 1970 Astsubay Eylemleri’nin ana sebeplerinden bir tanesi de burada belirtilen husustur. 31 Ağustos 1970 tarihinden itibaren rütbeler ve terfi şartları değişmiş şekliyle uygulanacaktır.
KAYNAKÇA
  • Deniz Kuvvetlerinde Astsubay Sınıfının Tarihi Gelişmesine Toplu Bir Bakış/Tümamiral Fahri Çoker/ Deniz Kuvvetleri Dergisi Sayı:463- Cilt:74/Ekim 1968
  • Milliyet Gazetesi Arşivi
  • http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&Date=6.5.2009&ArticleID=934627&CategoryID=77
  • Tarih Vakfı İnternet Sitesi/ www.tarihvakfi.org.tr
  • Deniz Kuvvetlerinde Sistem değişikliği/İskender Tunaboylu/Doktora Tezi/Dokuz Eylül Üni.-Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ens./ İzmir-2008
  • Mersin’de Askeri Deniz Okulları/İsmail Sözener/Y. Lisans Tezi/Mersin Üni. SBE. Tarih ABD./2008
  • Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları/N.Levent GÖKÇEDAĞ/Yüksek Lisans Tezi/ Haliç Üniversitesi/İstanbul-2007
  • Sintinenin Dibinde/ Emin Karaca/Karakutu yayınları-Eylül 2004
  • Öğr. Alb. Mehmet Sırrı Bekişli’nin Astsubay Hazırlama Okulları ve Astsubay Meslek Yüksek Okulları’na ilişkin Değerlendirme Yazısı
  • Türkiye’de Askeri Bandoculuk Eğitimi/Erol Demirbatır/ Uludağ Üniversitesi-Eğitim Fakültesi Dergisi/2005
obamanin-assubaylarincoyear

Bildiğiniz gibi 2008 yılı NATO’da Assubay Yılı olarak kabul edildi ve bu kapsamda uluslararası bir takım etkinlikler, seminer ve sempozyumlar yapıldı. Fakat bunların Türkiye’ye hiçbir yansıması ve etkisi olmadı. Assubaylarla ilgili ne bir pozitif gelişme gördük, ne de onların fedakârlığını ve önemini vurgulayan tanıtım çalışmaları.

Oysa Amerika’da yine Assubaylar gündemde kalmaya devam etti. Bu kez Amerikan Kara Kuvvetleri 2009 yılını Assubay Yılı olarak kabul etti ve önemli çalışmalar yaptı.Assubayların sorunları Başkan Obama’ya değin iletildi. Kara Kuvvetleri Ordusu Kıdemli Başçavuşu Kenneth O. Preston, Ocak 2009’da Başkan Obama ile başbaşa bir görüşme yaptı ve hem assubayların hem de kıdemsiz askerlerin sıkıntılarını birincil ağızdan dile getirdi.

Aşağıda bu haberi okuyacaksınız. Kendi ülkemizde yaşananlarla kıyaslayacaksınız. Bizde haksızlıklara uğrayanlar ve emeği sömürülenler eylem yapmadıkları sürece farkedilmezler. Hoş, fark edilseler bile, Tekel İşçilerinin grevinde gördüğümüz gibi ancak onları siyasi emellerinde kullanmak isteyenler farkeder, diğerleri değil. Oysa demokrasi ve modernleşme, her insana değer verilmesini özümser. Toplumun üst sınıfını oluşturmayan sıradan insanların ve mesleklerin bile bir değeri ve bir konumu vardır. Hepsinin enerjisiyle ve sinerjisiyle bir toplum var olur ve kalkınır.

İşte modern toplumlarla aramızdaki temel fark da burada yatar. Bizde her şeyi hep en önemli insanlar bilir, görür, farkeder. Hep en önemli insanlar birbiriyle görüşür, karşılıklı makam perçinlemesi yaparlar ve büyük adamcılık oynarlar. Oysa modern toplum ve devletlerde, çok sıradan bir insanın ya da meslek grubunun temsilcisinin bile meclislerde temsil edildiğini, başkan ve başbakanlarla görüşebildiğini, sınırlamaları ve her türlü hiyerarşiyi aşarak kendilerini ifade edebildiğini çok sık görürsünüz.

082009-Nascar-fullTürk Silahlı Kuvvetleri’nin üst yönetiminde de bunları gözlemleyebiliriz. Yani hiyerarşinin alt basamağını oluşturanların sorunları yerine ülkenin siyasetini ve yönetim şeklini biçimlendirmeye çalışmalarını  fark edebiliriz. Erleri, Uzman Jandarmaları, Uzman Çavuşları ve Assubayları ve hatta genç subayları görmezden geldiklerine şahit olabiliriz. Ne zaman ki, daha önce yapılması gereken şeyler kaçınılmaz ve zorunlu bir gereklilik olur, ancak o zaman akılları başlarına gelir ve küçücük adımlarla durumu idare etmeye çalışırlar.

Ayrıca temel politika olarak, orduyu sınıflara bölmeyi ve efendilik-kölelik mantığını yürürlükte tutmayı her daim yeğlerler. Bunun aksini söyleseler bile, lafa gelince demokrasiden, insan hakları ve çağdaşlıktan söz etseler bile yaptıkları ve yapmakta oldukları aşikâr bir şekilde ortadadır.

Durumu idare etmek adına yaptıkları  şeyler sadece şeklen bir şeyleri değiştirmek ve yıllardır süren kast sistemini makyajlamaktan ibarettir. Örneğin, Kuvvet Assubaylığı yapısını Amerika’dan kopyalarlar ve uygulamaya koyarlar ama o mevkiye gelen kişinin “tuvalete gitmek için bile” kendilerinden izin almasını sağlarlar. Etkisiz, yetkisiz ve göstermelik bir açılımdır sunulan. Şimdi koskoca Genelkurmay Başkanı varken, bir Kuvvet Assubayının birebir görüşmek üzere, bir Başbakan’a, bir Cumhurbaşkanı’na çıkabileceğini düşünebiliyor musunuz?  Yine aynı görevdeki assubayın bağımsız olarak, basına sorunlarla ilgili bir beyanatını hayal edebiliyor musunuz? Mümkün mü benim güzel memleketimde böyle bir şey?

Oluşturulan makam sırf şunun için vardır. NATO’ya üyeyizdir ve şu ilkel NATO ülkeleri assubayları da adam yerine koyup toplantılar ve seminerler düzenlemektedir. Buraya başlarda genç subayları gönderiyorlardı ama tuhaf kaçıyordu. O zaman durumu makyajlamak, biraz kendini aşmış assubaylardan birini seçip göstermelik bir makam ihdas etmek gerekiyordu. Böylece o can sıkıcı NATO ANGARYASI’ndan da kurtulmuş olunacaktı. Zaten böyle şeyler, o ülkelerde çoktandır vardı. Ama işi sıkı tutmak, onlara öyle yetki, etki falan vermemek lazımdı. Sonra Türk Ordusu’nun o örnek disiplini bozulurdu Vallah! Ne demişti Mareşalim : “Benim Gediklime günde bir tayınla bir Köroğlu gazetesi yeter!

Gedikliye hak verip de başımıza iş mi açacaksınız durduk yerde!

Bir de dünyanın öteki ülkelerinde duruma bakalım. Herhalde şu Amerika bizden çok geri olmalı  ki, böyle garip şeyler yapabiliyor. Yani, adam yerine konulmayacak sıradan adamlar(!) taa Devlet Başkanı’nın makamına kadar çıkıp sorunlarını dile getirebiliyorlar. Yuh yani, bu ne ilkellik kardeşim. Güzel Türkiyeme gelin de ders alın, yeni bir şeyler öğrenin. Hani alimallah, adamlara bu kadar hak veriyorsunuz, ya yarın cephede de grev yapmaya, hak istemeye başlarlarsa nice olur halimiz! Kötü örnek oluyorsunuz Bay Obama, hem de çok kötü.

Bakalım yahu, ne yapmış şu  ilkel Amerikalılar?

Şimdi, Amerika’da assubay ve erlerin sorunlarının bir ülkenin başkanına kadar nasıl ulaştığını ve nasıl ilgi gördüğünü hep beraber aşağıdaki yazıdan okuyup görelim ve çıkarmamız gereken dersleri çıkartalım. Başkan Obama’nın assubaylarını tanıyalım…
size0-army_mil-30010-2009-02-13-080213

Başkan Barack Obama, Ordu Kıdemli Başçavuşu Kenneth O. Preston ile bir araya geldi. Görüşme 30 Ocak 2009’da Oval Ofiste gerçekleşti. Başkan, kuvvetlerin kıdemsiz askerlerinin sorunlarını ve endişelerini kaynağından yani kıdemli temsilcilerinden duymak istedi.

Başkan Obama, ilk kez gerçekleşen böyle bir toplantının, ordunun assubayları ile dostluk köprüsü kurmak için güzide bir fırsat olduğunu belirtti.

Ordunun başkomutanı  sıfatını taşıyan Başkan’ın tarihte ilk kez assubaylar ve kıdemsiz askerlerle resmi bir toplantı düzenlediği belirtiliyor. Önceki başkanlar daha çok Birleşik Askeri Personel yapılanmasının kıdemli temsilcileriyle bir araya geliyordu. Zaten Başkan Obama, Birleşik Askeri Personel temsilcileriyle yaptığı toplantılar sonrasında kıdemsiz askeri personel temsilcileriyle daha yoğun temas kararı almıştı.

Ordu Kıdemli Başçavuşu Preston, “Ben assubaylarla oturup konuşan ve onların sorun ve tavsiyelerini dinleyen bir başka başkan hatırlamıyorum” dedi. “Başkan, bu şekilde orduya bir destek mesajı gönderiyor ve bizim üyelerimizle (Assubaylar) samimi bir iletişim köprüsü kurmak istediğini gösteriyor” diyerek, Başkan’a “Ordu’daki en büyük endişesinin Kuvvetlerdeki yoğun stres” olduğunu söylediğini belirtiyor.

Preston, “Art arda dördüncü yıldır, intihar vakalarında artış gözlemliyoruz” dedi ve ekledi : “Bizim askerlerin ve ailelerinin üzerine binen ve günlük yaşamlarını etkileyen baskıların göstergesi olarak, PTSD, aile içi şiddet, cinsel taciz ve görevi kötüye kullanma eylemleri geçtiğimiz yıl artış gösterdi.

Preston ayrıca, kıdemsiz askerlerin her zaman kendi kendilerine “Biz ne zaman, dağıtımlar arasındaki bekleme süresinin 12 aydan daha fazla olacağını göreceğiz?” diye sorduğunu da vurguladı. Buna bağlı olarak Ordu Kıdemli Başçavuşu, “Bekleme süresi denilen o 12 ay, bize sıcacık evimizde geçireceğimiz bolca zaman dilimi sağlanması demek değildir.” şeklinde durumu Başkana açıkladığını söyledi. Başkan’ın askerler ve aileleri için bekleme süresinin ne anlam ifade ettiğini anladığını ve konuya olumlu ve nazik yaklaştığını fark ettiğini belirtti.

Obama ile yapılan samimi ve içten görüşmede Ordu mensupları  ve ailelerinin bugünkü ekonomik durumdan olumsuz etkilendikleri konusuna da değinildi. Preston, Başkana “Ekonomideki olumsuz gelişmelere bağlı olarak, ordunun kıdemsiz personeli ve ailelerinin çok sık yer değiştirdiklerini ve bu sebeple Mortgage kredilerinde, oturdukları evin değerinin çok çok üstünde bir ipotek değeri ile karşılaştıklarını ve her geçen gün borçlarının arttığını” da söylediğini belirtti. Preston, Kıdemsiz askeri personel ve ailelerinin ekonomideki olumsuz gelişmelerden nasıl etkilendiğini Başkanın anladığını da ekledi. Başkan, Kıdemsiz askeri personel ve ailelerinin ekonomik gelişmelerden nasıl olumsuz etkilendiklerini dinledi ve anlayıp kavramaya çalıştı.

Başkan ile yapılan görüşmede Orduda kalma (ordudan ayrılanların azalması) konusundaki başarıya da vurgu yapıldı. Buna örnek olarak, Dördüncü  Piyade Tümeninin 2009 mali yılının ilk dört ayı  içindeki “askeri personeli orduda tutma”  oranının %96 olarak gerçekleştiğini gösterdi. Preston, ayrıca ordudan ayrılan askerlerin ve ailelerinin tekrar (askere alma/sözleşme yapma) yoluyla geri kazanılması için nasıl özverili bir çalışma yaptıkları konusunda da açıklama yaptı.

Askerler geri dönüyor, tekrar kaydoluyor ve takımda kalıyorlar” dedi ve ekledi : “Ülkemize hizmet etme konusundaki gönüllülükleri süreklilik gösteren bu askerler ve fedakâr aileleriyle hepimiz gururlanabiliriz.

Başkanın, planlı  olarak Preston’la ve diğer kıdemsiz askeri personel kıdemlileri ile görüşmelerine devam edeceğini söyleyen Preston, bunun asker hikâyelerini(yaşanan dramları ve sorunları) anlatmak için bulunmaz bir fırsat olduğunu da sözlerine ekledi.

Preston, Kara Kuvvetleri Ordusu’nun bu yılı (2009) Assubay Yılı olarak kutlaması nedeniyle, bu görüşmenin tesadüfi olarak gerçekleştiğini fakat yine de Obama ile yapılan bu ilk görüşmenin faydalı ve iyi olduğunu değerlendirdi. Başkan’ın konuşmalarında “Ordu ile ilgili çalışmalarımızda, her zaman bizim assubaylarımızın katkı, fedakârlık ve önemlerini takdir etmeye gayret ediyor, çaba gösteriyoruz” dediğini de belirtti.

Preston, “Bu makam benim ya da bir kişinin değil, ordudaki bütün başçavuşların ve assubayların temsil edildiği mevkidir. Assubaylarımızın fedakârlığını, cesaretini, değer ve önemini anlatma mevkisidir. Unutmayın ki, Astsubaylar, ordu içindeki subayları nasıl lider yapacağını en iyi bilen ve onları gerçek bir lider olarak yetiştiren kişilerdir.” diyerek açıklamalarını tamamladı.

Çeviri ve Yorum: Aydın Kulak
(Kaynak gösterilerek ve yazar adı  belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.)

Açıklama-1: PTSD; (Post Travmatic Stress Disorder) bilinen adıyla Travma Sonrası Stres Bozukluğu, psikoloji literatürüne yeni girmiş bir kavramdır. PTSD, uçak kazası, deprem ya da savaş gibi olayların etkisiyle bazı insanlarda gelişen bir ruhsal bozukluktur. Cinsel taciz, tecavüz, işkence kurbanları da PTSD kaynaklı ıstırabı çekerler.

Açıklama-2: Daha önce bazı yazar arkadaşlarım bu konuyu ele alan yazılar yazmıştı. Fakat yeniden gündeme gelmesinde yarar gördüm. Ayrıca, “Vatanını Ast Seven Subaylar” adlı eserimizin birinci kitabını da tamamlayan bir yazıdır bu.

Açıklama-3: Bundan sonraki yazılarımız ikinci kitabı oluşturacak. Yine sürpriz bir yazıyla başlayacağız seriye. Tabi ki, bir de Kronoloji çalışmamız var. Size söz verdiğim gibi güncellememi sürdürüyorum ve yakında güncel halini yeniden takdim edeceğim. Tüm bu faaliyetler nedeniyle bazen yazılarım arasındaki zaman periyodu uzayabilir. Bu konuda da sizden hoşgörü bekliyorum.

Kaynak: http://www.army.mil/article/16759/president-obama-reaches-out-to-senior-ncos/

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Baş öğretmenimiz ulu önder Atatürk'ün manevi şahsında tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN... Demokrasinin,adaletin,huzurun ve refahın hakim olduğu nice öğretmenler günü kutlamak dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Çarşamba, 24 Kasım 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN KAHRAMANI VE LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU, BÜYÜK DEVRİMCİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ARAMIZDAN AYRILIȘININ 83. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ... RUHU ŞAD, MEKANI CENNET OLSUN. 10 KASIM 1938 ! Bir devre damgasını vurmuş, dünyanın gidişatını değiştirmiş, yalnızca yaşadığı ülkede değil, mazlum ülkelerde d...
Çarşamba, 10 Kasım 2021
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. Cumhuriyetimizin 98. Kuruluș Yıldönümü kutlu olsun. Laik Demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk, silah arkadașları ve devletimizin bekası uğrunda canlarını veren aziz șehitlerimize minnettarız, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Gazilerimize de șükranlarımızı sunuyoruz...
Cuma, 29 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ