
Siz hiç bulunduğu şehre bir etkinlik için gelmiş olan Yıldız Kenter etkinlik bitip sahneden indikten sonra koridorda yürürken, düğmelerini ilikleyip önüne geçerek “Ben Emekli Astsubaylar Derneği, TEMAD İl Başkanı” deyip kendini takdim eden TEMAD şube başkanı tanıdınız mı? Ben tanıyorum. TEMAD Antalya İl Başkanı Sayın Mustafa Dündar.
Biliyorum, kendisi Antalya TEMAD’da camiasına hizmet ederken belki gökteki yıldızları yere indirmemiştir; özellikle genç meslektaşlarımız arasında bayrağı daha yükseklere taşıyacak kişiler mutlaka çıkacaktır; ancak kendisine hitaben buradan bazı diyeceklerim var. Amacım geçmişi deşmek, geçmişe takılıp kalmak değildir. Amacım sadece bu gün gelinen durumu, başkan ve ekibinin camiamıza hizmet için kat ettiği yolu göz önüne sermek içindir. Başkan ve ekibi, üyeleri birbirine düşmüş, bürosuna korkarak girilir hale gelmiş, para verilerek nöbetçi kalacak görevli bile bulunamaz hale getirilmiş durumdaki bir derneği, bu günkü durumuna getirip; kısaca çok aşağılardan aldıkları çıtayı bir hayli yükseğe asmışlardır. Kendilerine teşekkür edip, Sayın Başkan, sağ olun diyorum.
Sayın Başkan, Antalya Orduevi’nde dernek lokali olarak kullanılmak üzere tahsis edilen yerin elimizden alınması nedeniyle, daha görevi devraldığınız gün lokal yeri sorununu kucağınızda buldunuz. Malumu tekrar ilana gerek yok; sahibi yine bir meslektaşımız olan, derneğin gereksinimine kısmen cevap veren mekanda işler umulduğu gibi yürümedi ve kısa bir süre sonra o mekan terk edildi. Üyelerin lokal gereksiniminin karşılanması için, yürümeyeceği daha baştan belliydi ama, denize düşenin yılana sarılması misali, umuma açık bir kafenin bir köşesine sığınma, orayı üyelerin bir süre lokal olarak kullanması yolu bile denendi. Ama bilindiği üzere soruna bu da çözüm olmadı.
Derneğimizi seçim öncesi ziyaret eden Antalya Milletvekili ve Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın “lokal yeri talebinizin takipçisi olacağım” demesine rağmen belediye imkanlarından faydalanarak derneğimize lokal yapılabilecek uygun bir tahsis edilmesi isteği maalesef karşılanamadı. Daha doğrusu biraz da onların gösterdiği yer derneğimizin amaçlarına hizmet etmeyecek yerlerdi; derneğin lokal yapma amacına uygun olan yerleri de onlar bize tahsis edemedi.
Derneğimiz sonuçta bir emekli derneği; üye ağabeylerimizden yaşları hayli geçkin olanlar var; lokal olabilecek yer düzayak bir mekan olmalı. Şehrin her yanından kolay ulaşılabilecek bir yer olmalı. En az yüz kişinin sığabileceği genişlikte bir mekan olmalı. Mümkünse meslektaşlar en azından orduevine uğradıklarında, “tanıdık bir yüz var mı diye bir de derneğe uğrayalım” denilebilecek kadar orduevine yakın olmalı. Kirası da kendi yağıyla kavrulabilecek kadar ehven olmalı. Bu ve benzeri kriterlere uyan bir mekanı bulabilmek için aylarca araştırma ve hesaplar yaptığınızı, dokuz ölçüp bir biçtiğinizi yakından biliyorum.
Neyse ki sonunda dört dörtlük olmasa bile, büyük oranda gereksinime cevap veren yeri buldunuz. Bu mekanda düzeni kurdunuz. Sonuçta yapılan işin mali sonucu sadece sizin ve yönetiminizdeki kişilerin cebini değil, bütün üyelerin cebinden çıkan aidatları ilgilendirdiğinin bilinciyle, yönetim kurulu olarak emeğinizden ve kişisel zamanınızdan fedakarlık ederek, gözünüzü kapayıp lokali bir işletmeciye teslim etmek yerine, lokalin işletmesini de üstlendiniz. İzlenimlerime göre de, eseriniz olan işletmede teker dönmeye başlamış, bazı sıkıntılara rağmen, şahsınızın ve yönetim ekibinizin gayretleriyle kendi yağıyla kavrulabilme konusunda umutlar bir hayli artmış durumda. Son olarak dernek lokalimize, meslektaşlarımızın eşlerinin ve kadın üyelerin de gelebileceği, uygun nezih bir bölüm ekleyebilmek, dernek bürosuyla lokali bir araya getirebilmek için, iki ay önce açılan lokale ek olarak, mevcut lokalin üst katını da kiralayıp düzenleyerek, üyelerin hizmetine açtınız.
Yapılanlara, derneğimiz adına seviniyor gurur duyuyoruz. Temennim, camiamıza kazandırılan bu yerlerde işlerin sıkıntısız yürümesi ve hizmetin devamlı olmasıdır. Kendi adıma ben artık evden , TEMAD’a gidiyorum diye yola çıkıyorum; son aylarda bilinen nedenlerle iyice uğrayacak durumu kalmadı ya; zorunlu olursa orduevine uğruyorum.
Sayın Başkan ve ekibi bu anlattıklarım sadece lokal konusuyla ilgili olanlar. Dernek hangi faaliyeti yaparsa yapsın, “katılım yetersiz olur da mahcup olur muyuz” korkusunun sayenizde çok gerilerde kaldığını, bunun tek sırrının da üyelerin sadece “astsubaylık” larına hitap etmeniz olduğu biliyorum. Önümüzdeki aylarda Antalya TEMAD’ın seçimli olağan genel kurulu var. Benim gurur duyarak bu anlattıklarıma rağmen, kıskanç ve art niyetli olabileceklerini tahmin ettiğim bazı memnuniyetsizliklerini dillendirenleri bahane ederek, henüz daha başlangıcında bulunduğunuz güzel girişimleri bırakıp, ekibinizle birlikte tekrar aday olmayacağınız duyumlarını alıyorum.
Son zamanlarda OYAK nemaların adaletsizliği hakkında bazı emekli assubayların serzenişinin yanı sıra karşıt görüşlülerin tartışmalarını okuyoruz. Aslında bu konuyu açarken biraz çekinsem de yine de yazacağım. Zira bazı meslektaşlarımızın OYAK’ı eleştirmenin antidemokratik ve köktendinci bir yapılanmaya hizmet edeceği şeklindeki endişelerine kısmen katılıyorum. Ancak doğru bildiklerimizi her zaman ve her yerde söylemeliyiz.
Sayın arkadaşlar biraz önce OYAK dergisinin 2008 Şubat ayına ait 108.sayısındaki Üyelerle sohbet bölümünde Sayın Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Türker’in yazısını okudum. Size bu yazı vesilesiyle birinci ağızdan bazı alıntılar ile yorumlarda bulunacağım.
“….2000 yılı Haziran ayında OYAK’ın profesyonel yöneticiliğine gelen Sayın ULUSOY ve ekibi OYAK Bank’ın mali yapısının bozuk olduğunu, birikmiş zararlarının bulunduğunu, krizlere dayanıklı olamayacağını değerlendirmişlerdir. Kriz fiyatları altında satış veya kapama imkanının olmadığı görülmüştür. Bunun üzerine uzun vadeli stratejilerin belirlenmesine yönelik çalışmalara başlamışlardır. Bu süreç zarfında biraz önce bahsedilen 2000-2001 krizinde mali yapısı bozulması nedeniyle faaliyetleri durdurulan ve TMSF bünyesine geçen altı bankanın birleştirildiği bir banka Sümerbank adı altında TMSF tarafından satışa çıkarılmıştır. Bu banka satın alınıp ve mevcut banka ile birleştirilmesiyle Kurumsal bankacılığın yanı sıra özellikle bireysel bankacılık faaliyetlerinde sağlanacak büyümenin OYAKBank’ı daha iyi duruma getireceği değerlendirilerek Sümerbank OYAK tarafından 9 Ağustos 2001 tarihinde 36.000 Dolara satın alınmıştır….”
Söz konusu bankalar alınmadan evvel OYAKbank’ın durumu hiç iç açıcı değildir. O halde zararı ne kadardır? Nasıl karşılanmıştır? Yani 2000 yılında veya daha önce emekli olan bir astsubay bu zarar yüzünden daha az nema almış mıdır?
Eldeki bankanın görev zararı nedeniyle elden çıkarılması için çareler aranırken ne olmuştur da yeni banka satın alınmıştır? (Kaynak 2000 Yılı Sayın Coşkun Ulusoy’un açıklaması)
Nasıl olmuşta bir ev fiyatı olabilecek kadar ucuza banka satın alınmıştır? Hatır, gönül, torpil var mıdır? Bu fırsat nasıl yakalanmıştır? Bu bankaların milli bir sermaye olan OYAK’a teslim edilmesi düşünüldü ise OYAK bu bankayı yabancılara satarak emanete ihanet etmiş midir?
Diyelim ki bu bankalar çok bozuk durumdaydı ve OYAK tarafından ıslah edildi. O halde OYAKbank’ın satıldığı 2007 yılından önce emekli olanların paraları bu bankanın ıslahı için harcanmış mıdır? Bu harcamalar sebebiyle kâr payları düşük tutulmuş mudur? Kısacası bu bankalar hangi para ile ıslah edilip görev yapabilir hale getirilmiştir?
OYAKBank, Sümerbank içine doldurulan beş bankayı 36.000 Dolara satın aldı. Aynı yıl birleşmeden sonra açıklanan bilançoda bankanın toplam özkaynakları 291 Milyon Dolar olarak açıklandı. OYAKBank toplam 10 kadar şubesi olan bankasının üzerine aynı yıl içinde yaklaşık 175 şube ekledi. 2002 yılının başında 61 ildeki şubeleri ile Türkiye’nin en büyük bankaları arasında yerini aldı. Bu bir başarının ürünü müdür? Bu bir nevi hortum değil midir? OYAK buna “Finansal Mühendislik Harikası” ismi takmıştır.
“… Zararda olan on bir şubeli ufak bir banka ile 36 bin Dolara satın alınan bir diğer bankanın birleştirilmesinden oluşan ve beş yıl gibi çok kısa bir sürede inanılmaz gelişme sağlayan OYAKBank kamuoyuna duyurulduğu gibi 2 milyar 673 milyon Dolara satılmıştır. Kasamıza giren 3,2milyar YTL’dir. Bu rakamdan zaten üyelerimizin hesaplarına geçmiş yıllarda intikal etmiş olan 1 milyar YTL mertebesinde bulunan sermaye tutarını çıkarırsak yaklaşık 2,2 milyar YTL net kar olarak Mayıs 2008’de yapılacak 2007 yılı olağan genel kurul toplantımızda alınacak karara göre tabii dir ki her yıl olduğu gibi yıllardır uygulayageldiğimiz usullerimiz çerçevesinde yansıtılacaktır. Rivayet edildiği gibi bir kısmının yatırımlarda kullanılması artan kısmının üye hesaplarına yansıtılması gibi bir uygulama olmayacaktır, olamaz. Zaten benzeri bir uygulama bugüne kadar da olmamıştır. Burada bir noktayı belirtmekte yarar var. Banka satışından elde edilen net kazanç doğal olarak 2007 yılında kurumda üye olanlara aittir. OYAK, bu kaynağı belirtilen üyelerin hesaplarına usuller çerçevesinde yansıttıktan sonra misyonuna uygun olarak çeşitli yatırımlarda değerlendirerek değerine değer katacaktır…"
OYAK yöneticileri veya Sayın Ulusoy müthiş bir adam olmalı ki bir kuruluşa 5 yılda yaklaşık 2 Milyar 500 milyon Dolar kazandırmıştır. Sanırım bu rakam OYAK’ın diğer tüm iştiraklerinin toplamının yedi yılda ettiği kârdan fazladır. Bu konuyu böyle tanımlayıp kapatmak mümkün müdür? Gerçekte Sümerbank alınırken mi bu kazanç elde edilmiştir, yoksa OYAK Bank satılırken mi? Burada halkın bir kandırılması olayı mevcut mudur? Çünkü sonuçta Sümerbank bir kamu bankası idi.
Sayın Yönetim Kurulu başkanı yukarıdaki mevzuda da mevzuat hazretlerine sığınıyor mu? Sizce vicdani bir rahatsızlık hissediyor mu? Uygulana gelinen usullere sığınarak tüm iştiraklerin toplamının beş yılda elde edebileceği kârı bir günde, bir satışla yapıp bunu üyelerinin 2007 kârı olarak göstermenin örneği sanırım dünyada sadece OYAK’ta vardır. Mesela 2006 yılının Ağustos ayında OYAK üyeliği sona eren bir kişinin bu işlemde hiç hakkı yoktur.
OYAKBank 14 Aralık 2007 Tarihi itibarıyla BDDK’nın onayı ile satılmıştır. Eğer OYAKBank Ocak 2008’de satılsaydı 2007 yılında emekli olanlar hiç kâr alamayacaktı. Bu rakam 50.000 TL anaparası olan bir üye için yaklaşık 20.000TL’lik kayıp veya kazanç demektir. Bunun hesabını OYAK mevzuatına sığdırmak yeterli mi? Eğer yeterli ise mevzuatı şeriat gibi gören OYAK bağışa dayalı emeklilik sisteminde kendi mevzuatını neden delmiştir. Bağışa dayalı sistemde çıkışa müsaade etme mevzusunu üyelerin menfaatine deyip kapatmak mevzuat delmeyi affettirir mi? Eğer burada mevzuat deliniyor ise bunun adı tek taraflı hoyratlık değil midir?
OYAK 2007 yılı nema oranı %54. Aktuaryel kâr: 2 milyar 651 milyon. Bu paranın 2 milyar 200 milyon TL'si OYAK Bank’ın satışından 451 Milyon TL’si OYAK’ın kendi borç verme hizmetleri ve diğer iştiraklerinden elde edilen kârlardır. Eğer o yıl OYAKBank satılmasaymış vereceği nema %9 olacaktı. Sizce bu rakamlar da inandırıcı mı? Sayın Yönetim Kurulu Başkanının sözlerinin aksine OYAK 2007 yılında iştirakler haricinde 1 milyar 788 milyon TL üyelerinin rezervine eklemiştir. Bu gelirin ortalama 1 milyar 500 milyon TL’si OYAK Bank satışından olabilir. Sonuçta kurumun borç verme ve diğer finansman hizmetleri gelirleri de vardır. Söz konusu yılda ortada ortalama 700 Milyon TL' lik bir kayıp da söz konusudur. Ancak 2008 Bilançosu incelendiğinde bunun sebebi anlaşılmaktadır. OYAK ustaca bir varyasyonla bu paranın bir kısmını 2008’e aktarmıştır. Kısacası mevzuat efendiye bir kazık atmıştır. Yani paranın bir kısmını 2007’de emekli olanlardan kaçırmıştır diye düşünüyorum.
Sayın Başkan elde edilen kârın 3,2 Milyar YTL olduğunu bunun bir milyar dolarının daha önceki yıllarda üyelere ödendiği için 2,2 Milyar YTL’sinin üyelere dağıtılacağını söylüyor. Yahu bu ne perhiz? Nasıl olur da satıştan elde edilen kârın 1 milyar YTL daha önce üyelere dağıtılmış sayılır? Ortadan kaybolan 1 Milyar YTL nereye gitmiştir? Yoksa 1 Milyar doları İngbank daha önceki yıllarda OYAK’a ödemiş midir? Gizli bir satış mı olmuştur? Yok hayır biz bu parayı OYAK Bank’a zaten daha önce borç vermiştik o nedenle geri aldık diyorlarsa öyle söylesinler. OYAK Bank bir iştiraktir. İştiraklerin kâr ve zararları SPK’ya uygun olmalıdır. OYAK’tan OYAK Bank’a kullandırılan bir milyar dolar bir para mı olmuştur? Benim bildiğim OYAK, OYAK Bank’a 27 Milyon Dolar sermaye koymuştur.
Acaba yukarıdaki gibi bir durum yok ise rivayet edildiği gibi bu 1 milyar dolar ile üyeler adına yatırım yapılmamış ise ne yapılmıştır? Eğer gerçekten rivayetler doğru ise o halde OYAK yine her zaman yaptığını yapmış ve üyelerinin birikimlerini keyfi kullanarak yatırım yapmıştır. Sağladığı büyümenin o yıl veya birkaç yıl içinde emekli olacak üyeye hiçbir getirisi olmayacağı aşikardır. Ancak bu durumu yukarıdaki açıklama ile üyelere duyurmanın hiç tatmin edici olmamasına rağmen nasıl olmuşta bu güne kadar dava açılmamış hayret değil midir? Kısaca bu 1 milyar doların hesabını sormak, aslında tüm geçmiş zaman uygulamalarının keyfiyetini sormak demektir.
“… Erdemir için ödenen 3 milyar ABD Dolarının 500 milyon Doları OYAK kaynaklarından verildi. 1 milyar Doları OYAK tarafından iki taksit olarak borçlanıldı. Birinci taksit 2007 yılında, ikinci taksit 2008 şubat’ında ödenmiştir. Geri kalan 1,6 milyar doları 3 yıl ödemesiz 10 yıllık vade ile ATAER şirketine borçlanıldı. 2009 yılından itibaren 7 yıl içinde ödenecek….”
Sanırım OYAK Yönetim Kurulu Başkanının açıklaması bir delil ve belge niteliğindedir. Maalesef bu belge OYAK sitesinde gözümüzün önünde durmasına rağmen zaman aşımına ramak kalmış ancak yine de hukuki bireysel dava ortada yoktur.
Örneğin ben Erdemir satın alındığında orduda görev yapıyordum. Dolayısıyla alındığında ödenen 500 milyon Dolarda benim de hakkım vardır. Söylendiğinin aksine 1 milyar Doları da OYAKBank satışından elde edilen kârdan ödemiş ise bu paradan da benim hakkım vardır. Geri kalan 1,6 milyar dolarlık borç ise mevcut sistemde yani bir deyişle mevzuatla kimbilir ne haksızlıklara yol açacak Allah bilir.
Sayın meslektaşlarım yukarıdaki alıntılara bakılırsa Sayın Coşkun Ulusoy’un başarısını anlamakta güçlük çekmeyiz. Kendisini şu yönden de eleştiriyorum. Ekonomi okumuş, ekonomiyi bilen bir insanın böylesi ekonomi dışı şeylerin arkasına sığınması sanırım acınası bir durum. Diğer serbest piyasa kurallarına göre çalışan tüm ekonomistler adına, kendisini içinde bulunduğu yapılanmanın ekonomi kurallarına uymayan kazanımlarına attığı imzalardan ve haksız övünçlerinden dolayı kınıyorum.
Sayın Yıldırım Türker’in yayınladığı bu yazının OYAK resmi verilerine uymasını temenni ediyorum. Aksi taktirde kendisini üyelerine yanlış bilgi vermekle itham edeceğim. Kendisini, mevzuata sığınmadan 2006 ve daha önceki yıllarda OYAK üyeliği sona erenlerin OYAKBank’ın satışından aslında hak sahibi olduklarını kabul etmeye davet ediyorum. Tabii ki aynı şekilde Erdemir ve diğer tüm kuruluşların hesaplarında çıkabilecek silbaştanlara hazırlıklı olduğunun bilinciyle hareket etmesini de temenni ediyorum.
“…. Ayrıca OYAKBank’ı satın alan ING Bank hakkında kasıtlı olarak ortaya sürülen ve benzer konumda olan diğer bankalar içinde varit olan iddialar ile ilgili olarak ilgili kuruluşun yöneticilerinin defalarca açıklama getirdiği ve kamuoyunu bilgilendirdiği de hatırlanmalıdır. Bankanın neticede bir Türkiye Bankası olarak kalacağının ve diğer bankalar gib Türk otoritelerinin kontrolünde olacağını da unutmamalıyız…”
OYAKBank’ı satın alan firmanın yabancı olmasına veya uluslar arası sermayeye ben de karşı değilim. Karşı olanlara saygı duyarım. Ancak yukarıda kurulan cümle çocuk avutması gibi. Sayın OYAK Yönetim Kurulu Başkanı acaba muhatap olduğu kitleyi biraz fazla cahil gibi görmüyor mu? İNG Bank nasıl olur da Türkiye Bankası olarak kalır? Ben yabancıların çok konut aldığı bir yerde yaşıyorum. Mevzuatı da bilirim. Yabancının bizim ülkemizden gayrimenkul alması belirli bir sınırlamaya dahildir. Bu sınırlamanın sebebi ise o satın alınan gayrimenkulün uluslar arası hukuka tabii olmasıdır. O nedenle ING Bank Türkiye bankası değildir. Sermayesi yüzde yüz yabancıdır. Uluslar arası hukuka tabiidir.
OYAK dergisinin Mart 2010 Tarihli 114. sayısından da biraz alıntı yapıyorum.
“ Her yıl Genel Kurullar’ca belirlenen nema oranı kabaca o yıl elde edilen gelirin, rezervlerinizin toplam olan varlığa bölünmesi sonucu bulunmakta, rezerv büyüdükçe, gelir çok fazla artmadığı sürece bir önceki yıla göre düşük olabilmektedir. Bir örnek verirsek: 2006 yılında elde edilen gelir 965 milyon TL ve nema oranı %25,1 iken 2009 yılında elde edilen gelir henüz kesinleşmemekle birlikte 1.187milyonTL ve nema oranı %14,2 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir….”
Sayın Yönetim Kurulu Başkanı diyorum ki, 2008’deki açıklamanıza göre şu ATAER denilen OYAK’a para satan şirkete OYAK 2006’dan itibaren 10 yıl vade ile 1,6 milyar dolar borçlu durumdadır. Doların yıllık faizi ortalama %5'dir. Üç yılı ödemesiz kredi olduğundan sanırım faiz daha yüksek olabilir. Bu borç faiziyle birlikte yaklaşık 2,5 milyar civarındadır. 2009 yılından itibaren ise her yıl ortalama 250 milyon Dolar borç ödeme takvimi vardır. Ayrıca borç alındığında dolar kuru 1,35-1,40 bandında idi.
2009 yılında Dolar ortalama 1,5 TL'dir. 1,5*250 milyon Dolar = 375 Milyon TL
375 Milyon TL + 1.187 Milyon TL = 1.562 Milyon TL 250 Milyon dolar borç olmasaydı oluşacak olan aktuaryel kâr
Nema oranı 1.187 milyon TL için %14,2 ise
1.562 milyon TL için %18,7. 250 Milyon Dolar borç olmasaydı 2009 yılı için ödenecek nema
Demek ki bu borç olmasaymış 2009 nema oranı %18,7 olacak imiş. Yani bir üyenin ortalama %4,5 oranında neması borca mahsuben kesilmiştir.
Şu an 1 dolar 1,84 TL civarındadır. Daha borcun ilk iki taksidi ödenmiştir. Dolar 2010-2011 yılında %35-%40 arasında devalüye olmuştur. Tabii ki kur bu şekilde sabit kalırsa… (Yukarıdaki borç hesabı Yönetim kurulu başkanının bildirdiği rakam üzerinden yıllık olarak Merkez bankası ortalama dolar borç verme faiz oranına göre yapılmıştır. Kesin rakamlar değildir.) Kısacası üyelerden kesilecek nema oranı bu borç devam edip diğer kazançlar sabit kaldığı sürece geri kalan sekiz yıl boyunca yaklaşık %5 oranında eksik nema alınacaktır. Mevzuata göre bir kişi 2019 yılında OYAK’tan ayrılırsa katıldığı bu borç külfetinden hiçbir getiri alamayacaktır. Ayrıca 2020 yılında yeni gelen bir üyeye eski emekli astsubaya abisinden bir fabrika hissesi miras kalacaktır. Her yıl o fabrikanın kâr payını alacak ve hiçbir borç ödemeyecektir. Satılırsa da parası onun olacaktır. Mevzuat öyle diyor.
OYAK 2000’li yıllarda mevzuatının kurbanı olmuştur. Üyelerinin hesabıyla, iştiraklerinin hesabını karman çorman etmiştir. Bağımsız denetim kuruluşu denilen bir şirkete para ödeyip kendini denetleterek aklanabileceğini zannetmiştir. Oysa bağımsız denetleme kuruluşu OYAK’a şunu söyleyebilir mi?
Sonuçta bu denetlemecileri ilgilendirmez. Onlar hesapların düzgünlüğüne bakarlar. Benim yukarıda yaptığım hesabı yapmazlar. Yapacak olsalar OYAK bu bağımsız denetleme kuruluşunun işine son verir başka bir bağımsız denetleme kuruluşu ile anlaşır.
Bir hatırlatmada on yıl öncesinden. Biliyorsunuz 2001 yılında ülkemiz çok büyük bir kriz yaşamıştı. Borsamız çökmüştü. Şirketlerimizin hisse değerleri çok düşmüştü. Ülkemiz bu krizden ekonomik anlamda küçülerek çıkmıştı. Krizin faturası yaklaşık 400 Milyar Dolara yaklaşmıştı. Bu faturadan herkes nasibine düşeni almış ve tüm şirketler yılı zararla kapatmıştı. O yıl OYAK üyelerine %95 nema verdi. Kriz dolayısıyla ülkemizde o yıl enflasyon %68 civarındaydı. Büyüme %-9 idi. Üyelerine verdiği nema ile kârlılık yönünden ipi göğüsleyen OYAK’ın bu kazancı parmak ısırtıcı nitelikteydi. Peki bu kazanç nasıl sağlanmıştı? İştiraklerinden çok likidite kârları adı altında seslendirilen dövize büyük miktarda para yatırarak kriz esnasında döviz satarak elde edilen bir gelirden söz ediyoruz. Size o dönemden bir gazete haberi aktarıyorum.
“…Oyakbank Genel Müdürlüğü Binası'nda düzenlenen basın toplantısında konuşan Oyak Yönetim Kurulu Başkanı Emekli Korgeneral Selçuk Saka, 594 trilyon liralık karın 242 trilyon liralık bölümünü finansal faaliyetlerden, 282 trilyon liralık bölümünü iştiraklerden ve 71 trilyon liralık bölümünün de diğer faaliyetlerden kaynaklandığını söyledi. Saka, ''Finansal faaliyet gelirleri bir önceki yıla göre 1.5 kat, iştirak gelirleri ise 2.5 kat arttı. Oyak elde ettiği bu gelirin tamamını sayıları 193 bine ulaşan üyelerine dağıtma kararı aldı. Üyelere 2001 yılında sağlanan nema oranı yüzde 95 oldu'' diye konuştu…”
OYAK hakkında yazıp çiziyoruz. Bu bizim en doğal hakkımız. OYAK’ın eski üyeleri haklı olarak soruyorlar. Neden emekli sandığından aldığımız toplu paranın yarısı kadar OYAK’tan prim alıyor iken, şimdilerde emekli olanlar emekli sandığından alınan toplu paranın üç katı kadar nema alıyorlar? Peki yarın ne olacak? Yarın ne kadar nema alınacak? İşte ben bunların cevabını vermeye çalıştım.
OYAK’ın sorumsuz ve dengesiz büyüdüğünü, iştiraklerinin aslında rantabl olmadığını, hesaplarının inandırıcı olmadığını, üyelerine adil olmadığını ve bu nedenle bazı hukuksuzluklar olduğunu, bu kafayla yönetilmeye devam ederse gelecekte daha çok tartışılacak kararlar alacağını, keyfiyetçi nema politikası nedeniyle üyelerinin güvenini kaybettiğini söylemeye çalıştım. Düzenli çıkış sergileyen bir başarı grafiğinden çok, çan eğrisini andıran şişkinliğin nedenlerini sıralamaya çalıştım.
| YILLAR | ÖZ
KAYNAK MİLYON TL |
AKTUARYEL
KAR MİLYON TL |
İŞTİRAK NET
KARI MİLYON TL |
FİNANSAL GELİRLER
MİLYON TL |
KAR PAYI | TÜFE
ORANI |
ÜYE
SAYISI |
TÜRKİYE
BÜYÜME HIZI |
| 1990 | %60 | 117.000 | %9,4 | |||||
| 1991 | %70 | %0,3 | ||||||
| 1992 | %48 | %6,4 | ||||||
| 1993 | %50 | %8,1 | ||||||
| 1994 | %121 | %-6,1 | ||||||
| 1995 | %78 | %8 | ||||||
| 1996 | %85,6 | %80 | %7,1 | |||||
| 1997 | 87 | 52 | %100 | %8,3 | ||||
| 1998 | %71 | %3,9 | ||||||
| 1999 | 185 | %89,8 | %68,8 | %-6,2 | ||||
| 2000 | 752 | 217 | 79 | 138 | %55,4 | %39 | 179.000 | %6,3 |
| 2001 | 1300 | 594 | 330 | 264 | %94,9 | %68,5 | 192,937 | %-9,4 |
| 2002 | 1607 | 495 | 143 | 352 | %41,1 | %29,7 | 206.036 | %7,8 |
| 2003 | 2247 | 661 | 304 | 357 | %39,2 | %18,4 | 216.389 | %5,9 |
| 2004 | 3323 | 925 | 829 | 96 | %40,3 | %9,3 | 222.028 | %9,9 |
| 2005 | 3097 | 829 | 586 | 243 | %26,8 | %7,7 | 227.296 | %7,6 |
| 2006 | 5099 | 965 | 610 | 355 | %25,1 | %9,7 | 231.662 | %6,1 |
| 2007 | 7738 | 2652 | 864 | 1788 | %54,2 | %8,4 | 235.000 | %4,6 |
| 2008 | 9640 | 1911 | 140 | 1771 | %26,3 | %10,1 | 241.048 | %1,1 |
| 2009 | 10846 | 1187 | -313 | 1500 | %14,2 | %6,53 | 250.100 | %-4,7 |
| 2010 | 12204 | 1421 | 241 | 1180 | %13,1 | %6,4 | 259.061 | %8,9 |
*Özkaynaklar: Üyelerin birikimleri + dönem karı
*Finansal gelirler: İştirak dışında kalan gelirlerdir. Borç verme hizmetleri, v.b.
(Yukarıdaki öz kaynakların geriye doğru seyrine bakılırsa OYAK 1961’de değil de 1990’da kurulmuş gibi. 20 yıl önce öz kaynak olarak neredeyse sıfırda gibi…)
(On bir yıllık iştirak karı toplandığında 3 milyar 813 milyon TL. OYAK kaynaklı karlar ise 8 milyar 44 milyon TL Yani OYAK parayı üyelerinden kazanıyor.)
(2001 OYAK Hesabında bir anormallik vardır. Bu anormallik iştirak karının o yıl aşırı yüksek olmasıdır. Bu farkı Sümerbank’ın sağladığını düşünüyorum. O yıl olması gereken kar aslında 100milyon TL civarıdır. İştirak olarak OYAK’a 200 Milyon TL’lik fazla bir kar girişi olmuştur. Bu fark bile bir sonraki yıl karının iki katına yakındır.)
(2010 yılı aktuaryel karına 200Milyon TL teknik faiz geliri eklenmiştir. Bu gelirin oluş şekli ilgili bilançoda açıklanmamıştır. Sanırım 2010 yılında OYAK karı uzun bir süreden sonra ilk kez sadece teknik karlılık seviyesine (yani enflasyon+ %5) düşmüştür.Bu nedenle kara ilave ödenek konmuştur. Yüzde yüz doğrudur demiyorum . Ben öyle düşünüyorum.)
2009’da OYAK iştirakleri zarar yapmışlardır. Bu zararın sebebi ve alınan tedbirler hakkında üyelere açıklama lüzumu hissedilmemiştir.
2001 yılındaki krizden sonra 2008 yılına kadar OYAK neredeyse altın çağ yaşamıştır. Bu kârlı dönemde OYAK Bank’ın katkılarının olduğu yadsınamaz. Ancak bankacılık artık kârlı bir iş değil denilerek satılmıştır. Bir de şunu sormak lazım. OYAKBank’ın gerçekten iştirak kârı mı, yoksa imtiyaz kârı mı olmuştur?
Demirçelik Sanayisi kâr ve zarar makası çok yüksek olan bir sektördür. Şu durumda OYAK demirçelik sektöründe bir rizikoya girmektedir. Artık dünyada demir çelik fabrikaları ağır sanayi olarak anılmamaktadır. Piyasada rekabet edebilecek özel sektöre ait demir çelik sanayi tesisleri vardır. Dünyada alternatif hammadde olanakları çoğalmış, geri dönüşüm sanayisi oluşmuştur. Dolayısıyla diğer fabrikalar gibi bu fabrikalar da OYAK aidatlarının çoğunluğunun sahibi assubayların aidatları ile eşe dosta arpalık sektörlerinin devamı anlamına gelmektedir. OYAK’ın kârlılığı gittikçe düştüğü için bu fabrikasını da gelecek birkaç yıl içinde satıp üyelerin birkaç yıllık rezervine yayıp önümüzdeki birkaç yılı kurtarma cihetine de gidebilir.
Sonuç: Son 4 yıl öncesinden emekli olan her astsubay serzenişinde haklıdır. Şu an sistemde olanların bazıları da birikimlerinin çokluğuna aldanarak bir takım gerçekleri görmezden gelmektedirler. Örneğin 1980’li olarak halen görevde olan bir astsubayın OYAK’ta birikmiş parası yaklaşık 200.000 TL'dir. Emekli sandığından alacağı para 65.000 TL’dir. Bu durum o kişi için tabii ki iyidir. Çok güzel bir paradır. Ancak 1970 mezunu ve 2002’de emekli olmuş bir astsubay aynı süre çalıştıkları için kendini kıyaslama hakkına sahiptir.
Bu gelişmeler Sayın Coşkun Ulusoy’un sahte kahraman olduğunu düşündürmüyor mu? Yönetim Kurulu Başkanının da üyeleri yanılttığı ortadadır. OYAK bir tefeci kuruluş gibi en büyük kârını kendi üyelerine borç vererek, bir nevi şubesiz bankacılık yaparak elde etmektedir.
Bilgi: OYAK her ne kadar vergiden muaf olmadığını ve vergi verdiğini söylese de 205 sayılı OYAK Kanununu okuduğumuzda OYAK’ın vergi muafiyetini açıkça görüyoruz. Ayrıca OYAK üyelerinin ilk on yıl için kâr payı vermediğini, sonraki yıllar için kâr payı verdiğini savunanlar da vardır. Bu yanlıştır. OYAK üyelik başladıktan sonra her ay için birikim nispetinde kâr payı vermektedir. Ancak 205 sayılı OYAK kanununa göre ilk üç yıl içinde üyelikten çıkılırsa hiçbir ödeme yapılmamaktadır. On yıl içinde üyelikten çıkıldığında da sadece birikmiş para kâr payı olmadan ödenmektedir.
OYAK adil bir sisteme geçmek istiyor ise öncelikle kendi bilançosunda ayırdığı gibi OYAK ve İŞTİRAKLER sistemini hayata geçirmelidir. OYAK’tan ayrılan bir üye iştiraklerden de ayrılmış sayılmamalıdır. O kişiye çıkarken çalıştığı dönemde iştiraklerin özvarlıklarının ulaştığı boyut farkı kadar hisse senedi vermelidir.
Örnek: Bir kişi işe başladığında İştiraklerin toplam öz kaynağı 12 milyar TL idi. Kişi emekli olduğunda bu özkaynakların toplamı 25 milyar TL’ye ulaştı. O halde OYAK o kişiye 13 milyar dolarlık öz varlığın son bilanço tarihindeki personel sayısına (örneğin 250.000 Kişi.) bölümünden çıkan sonuç kadar hisse vermesi gerekmektedir. O halde OYAK o kişiye 25.000.000.000 TL / 250.000= 52.000TL’lik hisse senedi sunması gerekmektedir. Bu kaba bir düşünce olup teknik olarak detaylandırılabilir.
OYAK’a bağlı iş yerlerinin ıslah edilmesi gerekmektedir. OYAK’ın iştiraklerinde hiçbir emekli subay veya assubayın çalışmaması gerekmektedir. Bu konu çok hassastır. Sonuç olarak himayecilik ve iltimas en basit olarak bu konularda başlar. Kârlılığı yüksek bir yapılanma için nitelik ve nicelik olarak piyasa kurallarına göre idareci ve işçi alımından taviz verilmemelidir. Örneğin Özel sektöre ait bir çimento fabrikasında bir işçi veya teknik eleman ile OYAK iştirakindeki çalışan arasında OYAK aleyhine ücretlendirme farkı mevcuttur. Aynı şekilde bazı OYAK fabrikalarının kışla gibi idare edildiğini, iş verimliliğinden ziyade makama hizmet disiplini ile çalışıldığını da biliyorum. Aslında bu paragrafı fazladan yazdım. Çünkü iştirak kârlarının düşüklüğü OYAK kuruldu kurulalı sadece dedikodu olarak tartışılır. Uygulamaya gelince çıt yok. 205 Sayılı OYAK Kanunu bu konulara gelince kısa kalmış.
Saygılarımla…
Değerli meslektaşlarım;
Bildiğiniz gibi TEMAD 13. Olağan Genel Kurulu 11 Ekim 2011 tarihinde toplanarak seçimlerini yapmış ve yeni yönetim kadrosunu belirlemiştir. Bu seçim sonuçları değiştirilen yönetim kadroları ile hak arama, haksızlıklar karşısında hukuk ve adaletin peşinden koşma konusunda bu güne kadar yaşadığımız tüm anlayışları değiştirerek yeni ve çağdaş bir yol izlemelidir.
Yönetimi için seçildikleri kurumun bir hak arama, haksızlıkların önüne geçme, sosyal ve ekonomik hakların yanında, meslektaşlarına insani yardımların yapılmasına yönelik bir amaçla kurulmuş olduğunu hiçbir şekilde gözardı etmeden çalışmalarını sürdürmelidir. Bu amacın gerçekleşmesi için ise birtakım donanımların ve bilgi birikiminin olması şüphesizdir.
Eksiksiz bir hukuk bilgisinin olduğu danışmanlık ekibi oluşturulmalıdır. Hak aramada kararlı bir yönetim, haksızlık ve adaletsizliklerin ne olduğunu, nedenlerini ve yarattığı olumsuz sonuçları bilmeden, bu sorunları hukuki gerekçeleri ile tesbit etmeden yola çıkıldığı takdirde, art niyetli çevrelerin istismarına uğranacağından emin olmalıdır.
Önem ve aciliyet sırasına göre; adalet ve hakkaniyet kavramlarına azami titizlik göstererek, yanlış anlamaları ve imtiyaz istismarını önleyici bir biçimde, hukuki gerekçeleri ayrıntılı bir şekilde oluşturulmuş önerilerle yetkililerin karşısına çıkılarak hak aranmalı, haksızlıklar dile getirilmelidir.
Meslektaşlarımızın büyük bir çoğunluğu kendi hakları konusunda dahi bilgisiz, yine önemli bir kısmı da maalesef ilgisiz ve nemelazımcıdır. Yapılması planlanan tüm iş ve eylemler konusunda meslektaşlarımıza ulaşılarak bilgilendirilmeli ve ilgili olmaları için çağrı yapılmalıdır.
Yönetimin meşalesi hukuk, adalet ve hakkaniyet olmalıdır. Basit menfaat oyunlarına alet olunmamalı,temsil ettiği bu toplumun çektiklerini bir an olsun akıllarından çıkarmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki hak ve adalet aramaktan ve yurt sevgisinden başka hiçbir düşüncesi olmayan bu insanları dahi, kandırılmışlıkla suçlayabilecek art niyetli birtakım kişiler, gerçeklerden habersiz olan halkımızı aldatmada oldukça mahirdirler. Bu yöntem halkımızın önem verdiği kavramlar üzerinde her zaman kullanılan ve asla vazgeçmedikleri etkili bir oyundur. Bu oyuna artık bir son verme zamanı gelmiş ve çoktan geçmektedir.
Yeni yönetimi çok önemli ve yoğun çalışmalar beklemektedir. Onların başarılı olmaları için şimdiden kolay gelsin diyor, tüm meslektaşlarıma bu yönetimin çalışmalarına ve taleplerine katkı verici, sabırlı, yardımcı ve yol gösterici olmaları dileklerimle saygılar sunuyorum.

Saygıdeğer Meslektaşlarım,
Mücadelenin en kırılgan noktası umutsuzluktur! Bir yazımda “henüz muhataplarımızın ön yargılarını değiştiremesek bile biz değişmeye başladık. Eleştiriyor, sorguluyoruz. Bu bir kazanımdır” dediğimi hatırlayanlar olacaktır.
Bunun sonucu olarak; bizi temsil etmek için aday olanların bizlere saygı duymamaları, seçilmek için gösterdikleri gayreti sorunlarımız çözmek için göstermemeleri, kişisel hesaplarla hareket etmeleri ve statükodan vazgeçmemeleri yüzünden eleştirdik. Onlar, eleştirilerimizden yararlanmak yerine 'başarısızlıklarını gizlemek adına' sanal kişiler aracılığıyla ve bizzat kendileri tarafından bu mücadeleye gönül verenleri dışlamaya çalıştılar. Bizi temsil etmekten aciz kalanların tüm hesaplarını alt üst ederek bu yönetimden kurtulduk. Bu, bizlerin ve kararlılığımızın başarısıdır.
TEMAD yönetimine seçilen Sn.Ahmet KESER ve ekibini kutluyorum. Sorunlarımızın çözümünde yapacakları çalışmalarda, başarılı olmaları için, maddi ve manevi desteğimiz ile 'şartsız olarak' yanlarında olacağımızı, sizler adına bir kez daha hatırlatırım!
İyi niyetle başlayan iktidarlar ateşten gömlek giyerler. İşleri zordur! Bizler bunun bilinçindeyiz. Daha önceki yönetimde de olduğu gibi, bu arkadaşlarımızdan mucize değil, iyi niyet ve şeffalık bekliyoruz. Kendilerini izleyeceğiz. Belirttiğim gibi, desteğimiz ile birlikte gördüğümüz aksaklıkları da eleştirmeye devam edeceğiz!
Değerli meslektaşlarım, bizler yıllarca ön yargılarla tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğradık. "Kol kırılır, yen içinde kalır" dediğimizde bu kez kanadımız kırıldı! Oysa bizim isteklerimiz bazılarına altın tepside sunulan ayrıcalık değildir! Biz sadece ADALET-EŞİTLİK VE İNSAN ONURUNA SAYGI istiyoruz!..
Asb.Güçbirliği Platformu'muz tarafından 'sorunlarımızı basın ve ilgililere iletmek için' hazırlanan "BİZ KİMİZ, NE İSTİYORUZ?" yazısındaki haksızlıklarımız ve bunların çözüm önerileri, bu yönetim tarafından da bilinmektedir.
Sn.Ahmet KESER ve yönetim kurulu üyelerini tekrar kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Güneşin doğmadığı gün yoktur. Bu bayrak yarışını birlikte mutlaka kazanacağız. Saygılarımla...
Bugün hayal gibi görünse de geçmişte, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği’nin varlığından haberi olmayan assubayların bir kısmı internet sayesinde derneğin varlığından haberdar oldu, konuya ilgi duyanlar büyük bir heyecanla birbirlerini haberdar ettiler, denilebilir. Bir tarafta haberi olmayanlar, diğer tarafta haber veremeyenler, haber vermekte zorlananların imdadına internet yetişiverdi.
İnternetin sağladığı imkanlar olmasaydı bugünkü ulaşılan seviyeye ulaşmak muhtemelen daha zaman alacaktı. İnternet yoluyla birbirini tanıyan emekli assubayların meydana getirdiği grup Yeni Oluşum adıyla 2008 yılında ilk seçim hamlesini yaptı… Dinamik yapıya sahip assubaylardan oluşan grup, ilk hamlesinde içteki bölünmeden kaynaklı olarak başarısız oldu ve sonuçta bölündü… Sonra bir parçası devam etmek için toparlandı, diğer parçası ona engel olmadı ve nihayetinde grup, 11 Ekim’de yapılan 13. Olağan Genel Kurul’da delegelerin tercihi neticesinde tam kadro olmasa bile TEMAD yönetiminde yerini aldı… Yeni Oluşum’dan kalanların bir bölümü ise Genç Kuşak Emekli Assubaylar içerisinde olarak muhalefetteki önemli yerlerini almış görünmekteler. Vaktiyle Yeni Oluşum Grubu’nda yer almış olan emekli assubayların kararlı ve dinamik yapısı daha pek çok grup çıkartabilecek güçte… Bu durum camia için bir zenginlik… Ancak dağınıklığın da bir güç oluşturamayacağı bir gerçek.
Gelelim yeni dönemden beklentilere:
Yılların birikimi olan sorunların çözümüne yönelik olarak yoğun emek vereceklerinden şüphemiz yoktur. Seçim bildirgesiyle beyan edilmiş olan ifadelerin hızla ve belli bir sırayla icraata dökülmesi için yönetim kadrosunu geceli gündüzlü çalışmalar beklemekte. Birikmiş, adeta kangren olmuş onlarca sorunu olan bir camianın çözüm bekleyen sorunları belli bir sıra, düzen ve hızla çözülmeye çalışılmalı.
Assubaya yönelik olarak malum zihniyet sahiplerince yıllarca sürdürülmüş ve dolayısıyla da toplumun büyük bir kısmına yerleşmiş olan adına “itibarsızlaştırma” ya da “yok sayılma” diyebileceğimiz olumsuzlukların nedenleri-niçinleri bilimsel yöntemlerle kamuoyuna anlatılarak olumsuzlukların belleklerden silinmesine yönelik çalışmalar artık başlatılmalıdır. Bunun yanı sıra basının usta kalemlerinden assubaya yönelik olumlu katkı sunan değerli yazarların onure edilmesi ve diyalogun sürdürülmesine önem verilmelidir.
Tazminatlar, sicil afları, OYAK, ekonomik faaliyetler, hukuki yardımlar, dünyanın diğer ülkelerindeki assubayların haklarının incelenmesi.. gibi pek çok konu yeni yönetimin önünde durmakta.
Bir yerli uçağı bile olmayan, yerli sanayisini yabancıya satmış, etini ithal eden, üniversite mezunlarının asgari ücretle çalıştığı, sömürge durumunda yaşanılan bir ülkenin insanıyız. Artık zamlar “güncelleme, insan sağlığı için, fakirleri etkilemeyecek” adı altında sunulmakta. Zamdan etkilenmek istemeyen sigara içmesin, araç-gereç almasın, dışarı çıkmasın, yemesin-içmesin (!) Bu anlamda, üyelerinin alın teri olan OYAK ile münasebetlerde OYAK’ın ulusal, adeta elde kalan bir milli kuruluş olduğu, her üyenin kurumun sahibi olduğu, ülke menfaatlerine yönelik üretimler yapması gerektiği, yasasının güncellenerek astsubay ve diğer uzman erbaş ve sivil memur üyelerin görevlendirme ile değil, kanunen yönetim, denetim organlarında bulunması ve o makamlara atanan kişilerin de o işi yapabilecek düzeyde olması gerektiği üzerinde hassasiyetle durulmalı; gerek içinde gerekse dışında olarak bilimsel yöntemlerden uzak olarak tavır sergileyerek OYAK’a ve dolayısıyla üyelerine, ülkeye zarar verici tutumlar sergileyenlere karşı gerekli kurumsal tavır alınmalıdır...
Şartları uygun olan insan erken yaşta emekliye ayrılmayı düşünür mü?
Emekli Assubaylar, içinde bulundukları görev koşullarının ağırlığı nedeniyle erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrılmak durumunda bırakılmış bir camianın mensuplarıdır. Kimisinin şartları öylesine ağırdır ki birinci derecesine düşmeye kalan altı ayı dahi bekleyemeyenler mevcuttur…
Yeni yönetimden; assubayı ezen, kullanan, yok sayan, haklarını gasp eden, olumsuz propaganda yapan zihniyetlere karşı asla taviz vermeden; cesur, kararlı, camianın menfaatlerini her şeyden üstün tutan bilimsel çalışmalar beklerken; kendilerine, çıkmış oldukları bu kutsal, mücadele dolu yolda başarı dileklerimizi sunuyoruz…
Değerli arkadaşlarım,
Büyük İskender, felsefenin duayeni Aristo’ya bir mektup yazar; "Zapt ettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?" diye görüşünü sorar.
- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?
- Ülkenin ileri gelen insanlarını hapse mi atayım?
- Ülkenin ileri gelen insanlarını kılıçtan mı geçireyim?
Aristo’nun cevabı;
- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar …
- Hapishaneler militan yuvası olur,kontrolden çıkar…
- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür,tahtını sallar…
Çözüm olarak şu nasihatı verir;
“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin,birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin,ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın.”
Yukarıdaki yazıyı okuyunca aklıma bazı arkadaşlarımızın TEMAD bizim haklarımızı savunmak için mi yoksa bizleri lokal kültürü ile bir arada tutup susmamızı sağlamak için mi kuruldu? Sözü geldi.
Özellikle 3 dönemdir yaklaşık 9 yıldır TEMAD başkanı olan Sn.Mustafa Erol hangi başarıyı elde etti? Bizim haklı taleplerimizi dile getiren arkadaşlarımızdan şikayet eden garnizon komutanına “onlar bizden değil komutanım” diyebilen, eylemler konusundaki ısrarlara rağmen eylemi aklından silen, mazeret olarak “Başbakan, eylemle istenen hiçbir hakkı vermemeye kararlı” mazeretine sığınan, değişmesini istediğimiz tüzüğü anımsattıkça tüyleri diken diken olan ve müzikle vakit geçiren, mitingte coşkuya kapılıp kendisinin de katıldığı “Vur,vur inlesin Genelkurmay dinlesin” sloganından sonra Genelkurmay yetkililerine “o söz bizim dışımızda gelişti” diyen, maaşlı webmasteri tarafından hazırlanan sitede haklarımızla ilgili hiçbir tartışmaya yer vermeyen, şehit meslektaşlarımızı hatırlama zahmetine girmeyen, basındaki olumsuz yazılara tepki göstermeyen, seçilmek için gösterdiği gayreti sorunlarımız için göstermeyen, OYAK konusunda AİHM’ne açılan dava dilekçesinin açıklanması taleplerimizi yok sayarak gelişmeleri bizlerden ısrarla saklayan, bu mücadeleye özveri ile katkıda bulunan arkadaşlarımızı muhalif ilan edip, hakaretlerde iftiralarda bulunan, kanunsuz ihraçlarla susturmaya çalışan, bir yönetim muhalif olarak gördüğü Balçova yönetiminin tekrar seçilmesini engellemek için yüzlerce km. yol kat edip İzmir geliyor ama bir saatlik mesafede Kırıkkale’de toprağa verilen şehit meslektaşımız Başçavuş Kalender ÖZDEMİR’in cenazesine muhtemelen katılmıyor; kişisel hesaplarınız yüzünden kapısına TESUD’la siyah çelenk koyduğunuz partinin kapısından dönerek bir milyon assubay oyunu heba ettiler, daha onlarca olumsuzlukları hepimiz biliyoruz …
MSB ”assubaylara çok şey verildi, ayrıca hadlerini bilsinler” der gibi Sn.Talu’ya açıklamada bulunup, basında bizlerle ilgili olumsuz haberler yayınlanıyorken susan yönetim,bir dava sanığı müstafi yüzbaşıya destek için Tesud’la basın taplantısı yapıyor!..
Arkadaşlarımın umudunu kaybetmeden mücadeleye destek verecekleri inancı ile sevgi ve saygılar sunuyorum.

Bilinen fıkradır. Üst katta oturan kişi akşamları belirli bir saatte terliklerini alt katta oturanı rahatsız edecek şiddette gürültülü arka arkaya yere bırakmaktadır. Alt katta oturan da her gece yatağa bu olay bittikten sonra rahat rahat gitmeye kendini alıştırmıştır. Gürültücü komşu bir akşam, yine aynı saatte terliğinin birini gürültülü, diğerini yavaşça ayağından çıkarır ve sessizce yere bırakır. Alt komşu, diğer terliği ha şimdi bıraktı, ha bırakacak diye beklemekten sabaha kadar uyuyamaz.
Bizim “Arayış” yazıları da biraz bu duruma benzedi. Bir önceki yazıya “Arayış 1” başlığını koymuştum, araya zaman girdi bu güne kadar bir türlü “Arayış 2” başlıklı yazıyı yazamadım. Buna mazeret olarak şimdi bir sürü şey sayabilirim ama ikisini söylesem yeterli olur sanırım.
Hatırlarsanız “Arayış1” yazısının konusu, mevcut TEMAD Merkez yönetiminin, zümremizin beklentilerine cevap vermediği, sorunlarımıza çözüm aramak yerine kendilerinin sorun haline geldikleri üzerineydi. Bildiğiniz gibi bu yıl ülkemizde iki seçim birden var. Birincisi tüm ülkeyi ilgilendiren 12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimleri. İkincisi önümüzdeki sonbaharda yapılacak TEMAD Genel Merkezi yönetim seçimleri. “Arayış 2” yazısının konusu önümüzdeki sonbaharda yapılacak TEMAD yönetim seçimlerinde beklentilere cevap verebilecek yeni ekibi nasıl seçebiliriz, eski yönetimi nasıl değiştirebiliriz üzerine olacaktı. Hatırlayacaksınız, birinci bölümü yazdığım günlerin hemen arkasından, sanki bu işler bu kadar kolaymış gibi, mevcut yönetim, “yan cebime koy” taktikleriyle, “milletvekili adayı tespitinizi yaparken bizi unutmayın” diyerek, boy göstermek amacıyla siyasi parti kapılarına tura çıkmışlardı. Mevcut yönetimi, bu ortamlarda devamlı yazılı olarak eleştiriyoruz. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim sonuçta isimlerinin başında “emekli astsubay” ünvanları var. Olur ya, söz konusu kişilerin, ülkeye milletvekili olarak vazgeçilmez katkı yapabilecekleri, ihtiyaç duyulan çok yönleri vardır da belki biz göremiyoruzdur. Sonuç alma ihtimalleri milyonda bir de olsa, bir kelimemizle bile pişmiş aşa su katan duruma düşmüş olmayalım dedim. Biraz da TEMAD seçiminin yapılacağı sonbahara çok zaman var deyip ağırdan aldım.
Değerli meslektaşlarım. Ülkemizde olup bitenleri uzun uzun anlatmaya gerek yok. Durumu hepimiz biliyoruz, görüyoruz, izliyoruz. On yıl önce, “ülkede yasa var hukuk var, ayrıca ülkede söz sahibi olanların içinde vicdan sahibi olanlar bu kadar azınlığa düşmüş olamaz” diyebileceğimiz olaylar ve uygulamalar günümüzün normalleri haline geldi. Olmaz olmaz demeyin. Gidiş o gidiş ki; nasıl son YGS sınavında bir buçuk milyon öğrencinin her birine değişik kişiye özel soru kitapçığı gönderildiyse, eğer böyle giderse, bir sabah, aybaşında emekli maaşınızı almak için bankamatik kartınızı bankamatiğe soktuğunuzda, bir de bakmışsınız, kaşının üzerinde gözün var bahanesiyle, bazılarımızın maaşları, kişiye özel ceza nedeniyle yatmamış. Siz böyle şey olur mu, hak hukuk, diyecekken, sabah gazeteleri akşam televizyonları açtığınızda, hemen hemen her gazetede, her televizyon kanalında, nerede yetiştiklerine bir türlü akıl erdiremediğiniz tipler korosu, “millet egemenliğine karşı mı geliyorsunuz, iktidar çoğunluğuna sahip olanlar her türlü tasarrufu yapmaya hakları vardır” konulu yazılar yazmakta, televizyon açık oturum tartışmaları yapmaktalar.
Seçim takvimi işlemeye başladı. Bu günler bildiğiniz gibi Ankara merkez delege seçimlerinin yapıldığı günler. Artık bu işlere de bir yerinden başlamak gerekir. Eğer TEMAD’a daha çok ihtiyaç duyulacağı önümüzdeki dönemlerde yine “Dosya aldık dosya verdik” avutmalarıyla geçirmek istemiyorsak işi sıkı tutmalıyız. Ama bir sorun var. Gökten bu iş için yaratılmış ve istekli aday meslektaşlarımız yağmayacağına, içimizden birilerinin çıkması gerektiğine göre bu iş nasıl olacak?
Ben ve akranım meslektaşlarım okul yıllarımızda “modern matematik” diye bir kavramla tanışmadık. Modern matematik konusu, biz okul çağımızı geride bıraktıktan çok sonra okul müfredatlarına girmiş konulardır. Bizim çocuklarımız ilkokulda olduğu yıllarda, meslektaşlar arasında yapılan günlük sohbetlerde şöyle cümleleri sık duyardık. “Çocuğuma dersinde yardımcı olacağım ama, modern matematik diye bir dersleri var bundan hiçbir şey anlamıyorum . Sanki bakkaldan peynir ekmek alırken kaç lira tuttuğu modern matematikle hesaplanacak. Ne işe yarayacak bilmem ki”. Ben kendim o yıllarda, bu ne ola ki diye merak edip ilkokuldaki çocuğuma dersinde yardımcı olabilecek kadar, modern matematikle ilgili pes etmemiş, kitap karıştırmıştım. O günlerden aklımda kalanlara göre konuşuyorum. Bilenler bilir; kümeler, kümelerin kesişimi, kümelerin bileşimi, kümelerin kapsamı modern matematiğin ilk kavramlarıdır. Yıllar geçtikçe anladım ki, meğer modern matematiğin bu en basit başlangıç konuları bile, beynimizin karar vermesi için her an, her dakika kullandığı konularmış ve öyle işe yaramaz angarya konular değilmiş.
İşte biz TEMAD Merkez yönetimine uygun meslektaşlarımızı seçerken, delege seçimlerinden başlamak üzere, modern matematiğin ilk kavramları olan kümeler kavramından yararlanacağız. Önce yeni seçeceğimiz yönetimde olması gereken beklentilerimizi sıralayacağız. Ortaya koymaya çalıştığımız beklenti kriterleri kümesi ile aday meslektaşlarımızdan kimin özellik kümesinin kesişim kümesi en fazla elemanlı o kişiyi bu görevlere seçeceğiz.
Önce şunu bilincinde olalım. Bu gibi gönüllülük isteyen, görevlere uygun aday bulmak kolay bir şey değildir. Şimdiye kadar bir çok defa yaşandığı gibi, aday olan, ekip kurma, göreve talip olma faaliyeti içinde olan, bir adım öne çıkmaya çalışan meslektaşlarımızı daha işin başında adeta boğmaya kalkıp, şevklerini kırmayalım. Mutlaka eleştirimiz olacaktır ama, eleştirilerimiz seviyeli ve saygılı olsun. Aksi durumda, ben varım diye bir adım öne çıkan, beklentilerimize cevap verebilecek donanımlı kişilerin gözü daha işin başında korkutulur, usandırılır sonunda havanda su dövmüş oluruz ve bu iş yine kapanın elinde kalmış olur. Göreve talip meslektaşlarımızı cesaretlendirelim.
Gerek, aday olanlar, gerekse seçecek olanlar bu aşamalarda lütfen, siyasi görüş gibi ön yargıları mümkün olduğunca bir tarafa bıraksınlar. Bu bir bölünüp parçalanma, camiamızın çatal kazık haline gelme nedeni olabilir. Bizim bir siyasi partinin başına başkan değil, mesleki derneğimizin başına bir ekip ve başkan aradığımızı unutmayalım.
Bunlara siz de eksik gördüğünüz kendi kriterlerinizi ekleyebilirsiniz.
Sorunlarımızın çözümü için, bir dört yıl daha dosya alıp vererek avutulmaya, TEMAD’IN sorunlarımızın çözümü için manivela olarak kullanmak yerine, zümremizi baskı altına almak, susturmak için sopa olarak kullanılmasına tahammülümüz kalmamıştır. İçimizden uygun kişileri çıkarıp arkasında durmamız, mevcut yönetimi değiştirmemiz şarttır. İşin başında her zamanki hastalığımız depreşip birbirimize düşmez sağduyulu davranırsak bu işi başarabiliriz.
OYAK, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 220.000 mensubunun ortak olduğu bir emeklilik fonu olup sadece Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının değil aynı zamanda Türk Milleti'nin bir varlığıdır. Bu bakımdan Oyak'ın geleceği sadece yöneticilerini değil, hepimizi ilgilendirir.
Erdemir'in satış ve sonrası sürecinde OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy'un bizzat yürüttüğü yatırım stratejisinin hatalı olduğunu benimle birlikte Milliyet Gazetesi yazarı Prof. Dr. Güngör Uras, Milliyet Gazetesi yazarı Metin Münir, Referans Gazetesi yazarı ve CNN yorumcusu Yiğit Bulut Oyak'ın Erdemir'in satış sürecinde izlediği yanlış stratejiyi köşelerine taşıyarak uyarı görevini yapmışlardı. Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, bu eleştiri ve uyarılardan ders alarak stratejisini gözden geçireceğine, uyarı görevi yapan ve konunun uzmanı olan bu yazarlara 5'er milyon YTL'lik toplam 20 milyon YTL tazminat davaları açtı. Bir genel müdürün kişisel duygu ve beklentileri için açtığı bu denli yüksek tazminat davaları için milyarlarca liralık mahkeme harçları da Oyak'ın kasasından çıktı.
Metin Münir'in Milliyet Gazetesi, Yiğit Bulut'un Referans gazetesindeki köşelerinde gündeme getirdiği, EFG İstanbul isimli aracı kurumun analistlerince hazırlanan rapor, Oyak için 'Erdemir hatalı yatırım' diyor. 'Erdemir yatırımı hata' diyen EFG analistlerinin raporu bakınız ne diyor;
"Oyak, Erdemir'in yüzde 49.3'ü için 3 milyar dolar ödedi. Bunun 500 milyon doları Oyak'ın özkaynaklarından, kalan 2.5 milyar dolar ise bankalardan alınan krediler ile ödenmiş. Bankalardan borçlanan bu meblağın 1.5 milyar doları Oyak'ın Erdemir için kurduğu Ataer isimli şirketin defterinde, 1 milyar doları ise Oyak Holding'in defterinin borç hanesinde kayıtlı. Buna karşılık Oyak'ın elindeki Erdemir hisseleri alacaklı bankalara rehnedilmiştir."
Oysa satış sonrası Oyak Genel Müdürü, "Hiçbir hissenin rehni söz konusu değildir" açıklaması hâlâ kulaklarımda çınlamaktadır. Borç yeniden yapılandırılacak, rapora yansıyan Ataer yetkililerinin açıklamasına göre, bu borç iki yılı ödemesiz 10 yıl vadelidir. Ödemeler 2008 yılında başlayacak ve beş yıl süreyle 105 ile 210'ar milyon dolar arasında değişecek. Son üç yılda ödenmesi gereken miktar ise 1.6 milyar dolardır. Ataer şirketine Erdemir'den gelecek tahmini temettüler faizleri karşılayamayacağı için EFG İstanbul'a göre 2013 yılında Oyak bu borcu yeniden yapılandırmak zorunda kalacak. Raporu hazırlayan uzmanın değerlendirmesine göre, Oyak fonlarından peşin ödenen 500 milyon dolarlık bölüm ise 2015 yılına kadar sıfır rant getirmiş oluyor. Oysa 500 milyon dolar Oyak'ın fonu içinde kalsa idi 2015 tarihine kadar en az üç misli artardı. Demek ki Oyak mensupları bu fondan da mahrum kalıyor. OYAK üyeleri biliyor mu?
Değerli arkadaşlarım; Konu hepinizin malumu olup, tüm Assubayların da ilgi alanları içindedir. Konu bizlerin dışında MİLLİ menfaatleri de ilgilendirdiğinden yukarıdaki yazı Aydın AYAYDIN tarafından 02 EKİM 2006 tarihinde SABAH gazetesinde yayınlanmıştır.
Saygılarımla.
İşleyişi kanunla düzenlenmiş, üye aidatlarıyla meydana getirilmiş ve halen de desteklenen bir sosyal yardımlaşma, dayanışma kurumu olan Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK), Türkiye’de, aynı şekilde kurulmuş diğer meslek grupları sosyal sistemlerden farklı olarak, gelişerek günümüze kadar gelebilmeyi başarmış, aynı zamanda Türkiye’ye katma değer yaratan, bir Türk sermayesi niteliğini kazanmıştır…
OYAK, kamuoyu gündeminde…OYAK, büyümesiyle, satışlarıyla veya aidat ödeyen her statüden üyelerinin yönetim ve denetim kurullarında, kanunu gereğince yer alamaması gibi değişik nedenlerle kamuoyunun gündeminde yer alabilmektedir…
OYAK, sistemdeki ve her geçen gün artan üyelerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için elbette ki büyüyecektir… Büyümenin gerekleri ve piyasa koşulları gereğince satışlarının olmaması diye bir şey olabilir mi? Ancak burada her personeli derinden yaralayan üyeleri arasındaki ayrımcılığın bitirilmesinin gerekliliğini tartışmaya bile gerek yoktur… Bu durum OYAK’ın kanayan yarasıdır…
OYAK’ın hissesi olan iştiraklerde yönetici olmak, kurullarda yer alabilmek tamamen kanun dâhilinde. 205 Sayılı Kanun’un bazı maddeleri günün koşullarına, üyelerin ihtiyaçlarına cevaz vermemekle birlikte, OYAK yönetiminin tüm gücüyle, günün şartlarına göre üyelerinin birikimlerini değerlendirmekte olduğu da bir gerçek…
Emekli olan üyesi, emeklilik evrakı OYAK’a ulaştığında istediği takdirde, yılların birikimi olan alın terini, “emeklilik parasını” nemasıyla birlikte hemen alabilmektedir… Bugün git, yarın gel, yoktur OYAK’ta…
Bu durumda ilk akla gelen soru, OYAK’ın üyelerine olan fayda ve zararları nelerdir? Faydası mı, yoksa zararı mı çoktur. Bunlara bakmak gereklidir.
Her şeyden önce OYAK, yabancı ortaklıkları olmasına rağmen elde kalan bir Türk sermayesi, bir Türk kuruluşu niteliğinde…
OYAK, kurulurken, insanların duygularını istismar ederek; bir daha geri dönmemek üzere, kimsenin boynundan, kolundan altınını, koşumluk öküzünü, evini, tarlasını, traktörünü, ineğini vb. şeyleri sattırarak, kurulmuş bir şirket değil… Bu anlamda, pazardan pay almak isteyen ve OYAK’ın piyasada olmamasını isteyen sermaye grupları da mevcut olabilmekte…
Daha on yedi yaşında olmasına rağmen şirket kurmuş, simit satarak trilyonlar sahibi olmuş insanlara denk gelmek mümkün… Devlet veya özel sektörde çalışanların böyle bir şansı ne kadardır?
Üyeler sistemdeki birikimlerini, payını alır ve üyelerine yönelik olarak meydana getirmiş olduğu emeklilik sistemleri, hizmetleri son bulur… Bu durumda üyeler, özellikle de emekliliğinde kullanmak üzere tasarruf yapmak, parasını çoğaltmak maksadıyla yabancı sermayenin kontrolünde olan yatırım araçlarına yönelmeye başlar… Her türlü sorumluluğu kendinde olmak üzere, onlardan danışmanlık hizmeti alırlar… Bir taraftan mesleğini icra eden insanın, diğer taraftan bir siyasi gözlemciliğin yanında, bir ekonomist gibi sıcak parayı gün gün, saat saat hatta dakika dakika takip etmesi, yükselen, alçalan, sıkışan grafikleri, işlem hacimlerini takip etmeleri ve doğru karar vermeleri gerekecek… Eğer, doğru karar veremezse, birikimleri buhar olup uçma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak… Edeceği zararın işine ve özel hayatına olacak olumsuz yansımalarını da unutmamak gerekli…
Bir yabancı, yerli malını paylaşmakta, elden çıkartmakta bizdeki kadar cömert ve istekli mi? Mesela 2005 yılında Fransa’da Fransızlar, bir Fransız kuruluşu olan Danone’yi Pepsi Cola’ya niçin sattırmadı?
Bugün Türkiye’de yedi yüz civarında sanayi kuruluşunun satıldığı belirtilmekte… Yabancılara satılan bu kurumlardan beklenen fayda neydi ve bu fayda sağlandı mı? Satılan kurumları, fabrikaları kim satın aldı? Kaçı faaliyetini sürdürüyor? Faaliyetini sürdürenlerde çalışanlar aylık kaç lira maaş alıyor?
OYAK’ın satılmasını, elden çıkartılmasını istemek ile yönetimsel hususlarının düzeltilmesini istemek, birbirinden farklı… OYAK, adeta bir milli statüdedir. Sonuç itibari ile aynı zamanda iyi de yönetilmekte olan bir kuruluştur... Elden çıkartılması çok önemli olumsuz sonuçlar meydana getirebilir... Yönetimsel hususların TBMM’ce düzeltilip, düzeltilemeyeceği ise ayrı bir konu…
Orhan KAYA