Asubay Tefrikası 6-10

Ağustos 01, 2019

 

 

      Aldatanlar Ülkesinin

     Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar  6-10-

 


 

Astsubaylarda "onur" yok mu ki?..

 

 

  Özgürlük mücâdelesi,

  Ekmek mücâdelesi,

  Hak mücâdelesi,

  Onur mücâdelesi…

 

  İnsan; Kendisinde olmayan şeyler için mücâdele verir, değil mi?..

 

  Fakat

  Kimi “astsubay” meslekdaşımız “onur” mücâdelesi verdiğini söylüyor!..

 

  Meslekdaşlarımızın bu sözüne bakınca da şu suâli sormak icâb ediyor;

 

  Bu “astsubay” meslekdaşlarımızda “onur” yok mu ki

 

  "Onur” mücâdelesi verdiklerini söyleyip duruyorlar?

  

 

 

  

  *  *  *  *  *  

  

 

 

   Subaylarımız; 

  “Astsubay” dedikleri askerleri bugüne kadar

  Üst rütbelere yükselmek için

  Omuzlarına basılıp geçilmesi gereken “terfi taşı” olarak kullandılar.

 

 

  Siyâsiler ise “astsubay” dedikleri askerleri; 

  Kendi menfaatlerini tahakkuk etdirmek için

  Üzerine basılıp geçilmesi gereken “ceset basamağı” olarak kullandılar.  

  Bunun en son örneğini de 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi

  Özel Kuvvetler Komutanlığında yaşadık ve gördük!

 

   

 

  *  *  *  *  *

  

 

 

 

  Subaylar; 

  Sırtına bindikleri "astsubaylar" sâyesinde

  Terfi ü tefeyyüz edip kendi yıldızlarını parlatdılar.

 

 

  Siyâsi gürûh ise; 

  "Astsubayların" kanı üzerine inşa etdikleri iktidarları sâyesinde

  Hep kendi işkembelerini doldurdular!

 

 

  Peki,

 

  Yoksulluk sınırında maaş alan “astsubaylar” bugüne kadar kendileri için ne yapdılar?

 

  Bu suâlin cevabını bugün vermek için

  Aynaya bakacak kadar cesâreti olan kaç “astsubay” var acap?..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

   *  *  *  *  *  

 

 

 

 

 

   Yukarıdaki bölümde okuduğunuz bu iki tesbitden

   Ve dahi

   Bu tesbitler çerçevesinde tevcih etdiğimiz üç suâlden sonra

   İmdi, gelelim sadede!..

 

 

 

 

 

 

 *  *  *  *  *  

 

 

 

   Ben birikdirmedim, zamân birikdirdi!

   Ben hatırlamadım, zamân hatırlatdı!

   Ben öğrenmedim, zamân öğretdi!

   Ben götümden uydurmadım, zamân itiraf etdi!

   Ben yazmadım, zamân yazdırdı!

 

 

   Zamânın ezelî sabır ve umut ile târih târih birikdirip de   

   Hâlîlerde kulağıma usûlca fısıldadığı hakâike

   Eski Tüfek mahlaslı emekli asubay ben Şükrü IRBIK

   Bugün, burada;

   Ses oldum,

   Söz oldum,

   Tercüman oldum!  

 

 

   Hepsi bu!..

 

 

 

 *  *  *  *  *  

 

 

 

 

  Bugün Ordumuzda “subay” ismi ile bildiğimiz askerlerin unvânı

  Kapıkulu ve yeniçeri ocaklarında 1.600’lü senelerde “zâbit” idi.

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İşde, bu “zâbit” kelimesini ATATÜRK,

  1935 senesinde “subay” olarak tebdil etdi.

 

  Askerî mevzuâtımıza girdiği günden bugüne kadar geçen 400 küsur senede

  Subaylarımızın unvânı olan “zâbit” ve “subay” kelimelerinin hikâyesi sâdece bu kadar.  

 

  Fakat

  Ordumuzun “köle askeri” olan “astsubaylara” son 100 küsur senede yakışdırılan

 

  • İsim,

 

  • Sıfat,

 

  • Unvân

 

  • Ve lakaplar ise

 

  Denizde kum misâli…

 

 


 

  *  *  *  *  *  

 

 

 

  Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm, onuncu ve sonuncu kısımını teşkil eden bu makâlemizde bugün biz,

 

  Cârî askerî mevzuâtımızın 1951 senesinde “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerlere;

 

  Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edildiği 1890 senesinden beri,

  Kara Kuvvetlerimizde ise teşkil edildiği 1909 senesinden beri yakışdırılan;

 

  • İsim,

 

  • Sıfat,

 

  • Unvân

 

  • Ve lakapların hepsini ilk defâ olmak üzere

 

  Târih sırasına göre bir çırpıda cem’an görüp öğreneceğiz, inşallah!..

 

     Eski Tüfek - 2019    

 

 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1890 senesinde Donanmayı Hümâyun (Padişah Donanması)’da

   “Asâkir-i Bahriye-i Şahâne” (Padişah Bahriye Askeri) mevcut idi.

   Bu askerlere “Kur’a Efrâdı” veya “Bahriye Efrâdı” ismi de veriliyor idi.

 

   Bahriyenin ihtiyâcı nisbetinde kur’a ile tesbit edilen “kur’a efrâdı” Osmanlı gençleri,

   Donanmayı Hümâyun’da 5 sene nizâmiye (mükellef) askerliği yapmaya mecbur idiler.

 

   Bu 5 senelik “mükellef askerlik” süresi içinde bahriye askerlerine,

   Harb gemilerimizde yapacakları hizmete göre çeşitli denizcilik ve meslek eğitimleri veriliyor idi.

   Bu denizcilik eğitimlerini de bahriyeli zâbitânımız veriyor idi.

 

   5 senelik “mükellef askerlik” hizmetini tamamlayan bahriye askerleri, tam işe yarayacakları anda tezkere alıp gidiyorlar idi.    Bahriye zâbitânımız, teskere alan bahriye askeri yerine gelen acemi efrâda denizciliğe dair her şeyi, her celp döneminde yenibaşdan öğretmek mecburiyetinde kalıyor idi.

 

   Ayrıca;

   İngiltere’nin buhar gücünü savaş gemilerine tatbik etmesi ile Avrupa Devletlerinin başlatdığı

   Ve dahi

   Bahriye silah ve makinelerinde meydana gelen

   Ve

   Aklın sınırlarını bile aşan gelişmelerin kapıya dayanması sebebi ile;

   Elektrikçi, torpidocu, mayıncı, kazancı, ateşçi, çarkcı ve telsizci gibi yeni bahriye meslekleri ortaya çıkmış idi.

 

   Hem uzmanlık isdeyen, hem çok tehlikeli ve hem de yağlı-paslı olan bu meslekleri,

   Padişah daşşağından düşme bahriyeli beyaz zâbitânımız bir türlü yapmak isdemedi.

 

Asubay Tefrikası 6_109 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Asubay Tefrikası 6-2

   Ve dahi

   Asubay Tefrikası 6-8 isimli makâlelerimizde

   Bu konuyu tafsilâtlı olarak işledik.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

   Bahriye zâbitânımızın yapdığı;

   Hem bahriye askerinin taalim-taallümü görevini

   Hem de ihtisas gerekdiren ve tehlikeli olan bu meslekleri,

   Zâbitânın yerine yapmak üzere;

   Hem “zâbit” olmayan,

   Hem de zâbit maaşının çeyreğine yapacak “ortada sandık” bir bahriye asker sınıfı teşkil etdiler.

 

   1890 senesinde teşkil etdikleri bu “uyduruk” ve “ortada sandık” bahriye asker sınıfına da

   Yukarıda resimlerini gördüğünüz dönemin Padişahı ve Bahriye Nâzırı “Gedikli” ismini verdi.

 

 

 

   "Donanma Gedikli" sınıfı;

 

  • İşe gelince, zâbit olacak,

 

  • Ve fakat

 

  • Aşa gelince ise

 

   Donanmanın boğaz tokluğuna çalışan “kethüda kadını” olacak idi

 

 

   Ve böylece bahriye zâbitimiz de

   Keyif ile güvertede ellerinde göt gezdirebilecek idi…

 

 

     Eski Tüfek - 2019    

 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   1909 senesinin Ordu-yu Humâyûn’una zâbit temin eden

   Harbiye, Bahriye ve Mühendishâne Mekteplerinde taalim-taallüm eden zâbit namzedi efendilerin

   Okuduğu sınıflarına göre “rütbe isimleri” şöyle idi…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   1899 senesinde Manastır Askerî İdâdisini muvaffakiyet ile ikmâl eden Mustafa Kemâl,   

   Aynı senenin 13 Mart Pazartesi günü,

   İstanbul Pangaltı'daki, Mekteb-i Harbiye-i Şahâne’ye 1283 numara ile kayıt edildi. 

 

   Mustafa Kemâl hakkında târih(!) yazan târih uğrusu yalancı subaylarımız hiç söz etmez!    

   Fakat    

   Kendi sınıfının Kısım Çavuşu olan 1283 Mustafa Kemâl’in;

 cavus mustafa kemal kapak

  • Harbiye birinci sınıfda rütbesi Onbaşı,

 

  • Harbiye ikinci sınıfda rütbesi Çavuş,

 

  • Harbiye üçüncü sınıfda ise rütbesi Başçavuş idi... 

 

 

 

 

   Beyaz zâbitân heyetimiz;

 

   1834 senesinden beri harbiye talebesi efendilerin rütbesi olan

   Silâhendaz Onbaşı, Çavuş ve Başçavuş rütbe isimlerini,

   1909 senesinde piyasaya sürdükleri bir "darbe" kânunu ile;

 

  • Zâbitin yerine ölmesi için teşkil etdikleri

 

      Ve dahi

 

  • Küçük zâbit” ismini verdikleri "ortada sandık" askerlerin üzerine yapışdırdılar…


 

  *  *  *  *  *  

 

   Bugün “astsubay” olarak bildiğimiz askerlere

   1909 senesine vâsıl olduğumuz günlerde, aşağıda gördüğünüz şu isimler verildi.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

                                         

   Osmanlı Devletinin ekmeğini yiyen

   Osmanlı Ordusunun kıyafetini giyen ve rütbesini taşıyan “mektebli” zâbitân heyetimiz;   

 

  • Evvelâ 1908 senesinde İkinci Meşrutiyet İhtilâlini yapdı,

 

  • Akabinde, 1909 senesinin 13 Nisan Salı günü 31 Mart Vak’ası ile padişaha karşı isyan etdi,

 

  • Meclis-i Ȃyanı ve Meclis-i Mebusanı kapatdı,

 

  • Ahiren de 1913 senesinde Bab-ı Ȃli baskını ile “hasta adam” Osmanlı Devletini yıkdı.

 

  • Padişah Sultan II. Abdülhamid’i tahtından indirip sürgüne gönderdi…

 

  • Ruh hastası olan Sultan Reşad’ı da “kukla padişah” olarak Osmanlı tahtına oturtdu.

 

                  

 

  Asırlardan beri Osmanlı Devletini yıkmak isdeyen İngiltere ve kuyruğundaki düvel-i garbînin

 Yapmak isdeyip de yapamadığını bizim “mektepli zâbitân” heyetimiz, 31 Mart’da yapdı. 

 

 

 

   Padişahlarımız, Osmanlı Ordusunda;

 

  • Ara kademe”,

  • Ortada sandık”,

     Ya da

  • Menzil eşşeği” türünden “uyduruk” asker sınıfları  isdemediler.     

 

                                                            

 

 

   

   Çünkü;

 

   Ölmek ve öldürmek sanatı demek olan askerlikde,

 

   “Öl ve öldür” emirini veren asker ile

 

   “Öl ve öldür” emrini yerine getiren asker arasına kimse giremez idi…

  

 

  

 

   İşde, bu değişmez sebepden dolayı da padişahlarımız;

   Her askerin yüreği, bileği ve aklı nisbetinde en yüksek rütbeye kadar yükselmesini teşvik etdiler.

 Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   31 Mart darbesini tertip ve tatkbik eden “mektepli zâbitân” heyetimiz

   Bab-ı Ȃli’deki İstanbul Vâli Konağında 1909 senesinin 06 Ekim Salı günü gizlice içtima eyledi

   Ve tertip etdiği bir “darbe nizamnâmesi” ile “Küçük zâbit” ismini verdiği asker sınıfını

   Kara Ordumuzda teşkil etdi.

 

 

 

   Bugün piyasaya sürülen 06 Ekim 1909 târihli

   Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi’nin;

 

  • Meclis zabıtları yokdur!

 

  • Meclis-i Mebusân ve Meclis-i Ȃli’de müzakere edilmedi.

 

  • Başka bir ifâde ile bu Nizâmnâmeden Osmanlı mebuslarının bilgisi ve haberi yok!

 

  • Bu Nizâmnâme Lâyihasını kimin hazırladığı meçhul,

 

  • Nizâmnâmenin hazırlandığı dönemde Padişah olan Sultan Reşad’ın irade-i seniyyesi yok!

 

  • Bu Nizâmnâmeyi meriyyete (yürürlüğe) koyan kişi de meçhul…

 

 

 

 

 

 

 

 

   Netice itibârı ile;

 

   06 Ekim 1909 târihli Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi,

 

  • Padişahın iradesine aykırı olarak tertip edilen

 

      Ve dahi

 

  • Kimlerin hazırladığı da belli olmayan “meçhul” ve bir “darbe” kânunudur.

 

 

 

 

  

 

 

 

   Bu cümleden olmak üzere;

   Osmanlı Kara Ordusunda Küçük Zâbit sınıfının teşkil edilmesi

   Ve dahi

   Bugünkü hukûkî mevcudiyeti hâlâ gayri meşrudur. 

 

 

 

 

  

 

  *  *  *  *  *  

 

   Karesi Mebusu ve Bahriye Encümeni Ali Galip Efendi,

   1910 senesinde Meclis-i Mebusan’da

   Donanma Gediklisi için “Donanmanın kethüda kadını” dedi.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   31 Mart darbesinden sonra

   Kara “küçük zâbit” sınıfını tertip eden karanlık suratlı zâbitânımızın isimleri ve cisimleri meçhul idi!

 

   Fakat darbeden bir sene sonra,

   Bu karanlık suratlı beyaz zâbitândan birisi, kendisini ele verdi;

   Alman perestiş ve darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa!

 

   Padişah Sultan II. Abdülhamid’e “Baykuş” diyerek hakâret den darbeci Mahmut Şevket Paşa,

   Meclis’de 1910 senesi bütçesi müzakere edilir iken

   06 Ekim 1909 târihli “Kara Küçük Zâbit” sınıfını kendisinin tertip ve teşkil etdiğini itirâf eyledi.

 

   Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa;

 

  • Gayri meşru olarak tertip etdiği

   

     Ve dahi

 

  • Yaklaşan Birinci Cihân Harbinde “mektepli beyaz zâbitânımızın” yerine ölmesi için

 

   “Mayın eşşeği” niyetine cephenin en önüne sürdüğü ortada sandık” yeni asker sınıfının isminin

   “Küçük zâbit” olduğunu yumurtaladı…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   31 Mart’ı tertip eden "beyaz zâbitân heyetimiz";

   Darbeden sâdece 6 ay sonra teşkil etdikleri

   Ve dahi

   “Küçük zâbitân” ismini verdikleri “köle” askerlere

   Aynı senelerde sâdece “nefere” verilen “prangabent cezâsı” vermeye başladılar.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Mensubîn-i Askeriyyenin Siyasiyât ile Men’i İştigali Hakkında

Askerî Cezâ Kânunnâmesine Zeyl Kânun

 

 

   MMZC, İnikad:23, 18 Haziran 1328 (1912) Pazartesi

 

   Madde 1. — Siyasî içtimaat ve tecemmuat ile nümayişlere iştirak ve makalât-ı siyasiyye neşr veya o yolda alenen irad-ı nutk eyleyen ve kânunen hâiz olduğu hakkı istimalden gayri surette umur-u intihabiyye ile iştigal, Erkân ve Ümera ve Zâbıtân ile Mensubin-i Askeriyye ve Silah-endazan, iki mâhtan altı mâha kadar hapis veya hapis ile berâber mevkii tebdil olunur ve tebdilinden dolayı harcırah verilmez. Mükerrirlerden, Silah-endazandan gayrisi, dört mahtan bir seneye kadar hapis ile silk-i askeriden ihraç olunur ve Küçük Zâbit, Onbaşı ve Neferât-ı Askeriyye 2 mâhtan (aydan.IRBIK) 6 mâha (aya. IRBIK) kadar prangabend ve hizmet-i muvazzafası iki aydan iki seneye kadar tezyid (uzatılır. IRBIK) olunur.

                                 

   Eski Tüfek - 2019   

 

 

   

  *  *  *  *  *  

 

   Aşağıda gördüğünüz şu kânun ile 1915 senesinde Donanma-yı Humâyûn’da,

   “Donanma gedikli zâbit” sınıfı “müstakil” bir “zâbit” sınıfı olarak teşkil edildi.

 

   Gene aynı kânun ile başçavuş, donanma mühendisi (asteğmen)’nin “üstü” idi.

 

   “Donanma zâbitân heyetimiz”;

   Bu usûlü de o senelerde muhibi oldukları Prusya Almanyası'ndan aşırmış idi…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   1915 senesinde Ordu-yu Humâyûn (Kara Ordusu)’da,

   Aşağıda gördüğünüz şu kânuna göre

   “Küçük zâbit başçavuş” “zâbit vekili” (asteğmen)’nin mafevki (üstü) idi.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   Bugün “astsubay” olarak bildiğimiz ve “küçük zâbit” sınıfına mensup askerler

   1916 senesinde bu kez de

   “Kıdemsiz küçük zâbit” ve “kıdemli küçük zâbit” oldular.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


  *  *  *  *  *  

 

   Ordumuzun “ortada sandık” asker sınıfı olarak teşkil edilen “küçük zâbitlik

   1917 senesinde bu kez de “takımbaşı” oldu.

 

   Cephede götlerini kaşıtmak isdeyen beyaz zâbitân heyetimiz

   “Başçavuş” rütbesindeki “küçük zâbitâna”;

 Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Bir dürbün, 
  • Bir rövelver (tabanca) 

        Bir de 

 

   Padişah daşşağından düşme "beyaz zâtibin yerine ölmesi için"

   Çanakkale Cephesinin önüne sürülen Güççük Zâbit Başçavuş Emin ÇÖL’e verdikleri gibi 

    “Ucu sivrice, ağzı kör ve ham demirden 

  • Bir kılıç verdiler…

 

   Ve hemen akabinde

   “Takımbaşı” unvânı ve “Takım Kumandanı zâbit” yetkisi ile

 

   Hem de zâbitin yerine ölmesi için” düşmanın önüne “yem” olarak atdılar.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

  *  *  *  *  *  

 

   Dedelerimizin Harb-i Kebir dediği Birinci Cihân Harbi bütün şiddeti ile devâm eder iken,

   Ordumuzun “küçük zâbiti” 1917 senesinde bu kez de

 

  • Hem “mal” oldular, 
  • Hem de “koyun” oldular!..

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   1917 senesinde Ordu-yu Osmanî’de “silâhendaz” ismi verilen bir nefer (er) sınıfı mevcut idi.

 

   Silâhendaz sınıfı nefer, tıpkı bügünkü Amerikan Ordusundaki “deniz piyâdeleri” gibi idi.

 

   “Silâhendaz” tâbirini, bu sene içinde “küçük zâbit ve efrat” torbasının içine tıkışdırdılar.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   Tevkir mi, tahkir mi, ben bilemedim!..

   Fakat

   “Küçük zâbitler”, 1918 senesinde Ordumuzun beyaz kargaları” oldular!..

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   “Küçük zâbitler;

   İlk mezunlarını verdiği 10 Temmuz 1911 Pazartesi gününden itibâren

   T.C Devletinin teşkil edildiği 23 Nisan 1920 Cuma gününe kadar

   Tam 10 sene devam eden harbler boyunca

   Hem zâbit yerine ölmesi için cephenin en önüne sürülmüş

   Hem de ölümü bahasına cenk etdiği “harbi kazanmış” idi.

 

   Fakat

 

   Kıt’a kumandanı zâbitân gürûhu takdirleri beşer-onar paypay eder iken

   Ordumuzun “cüzzamlı askeri” olan “küçük zâbitler” 1921 senesinde;

 

  • Hem “ufak zâbit” oldular

 

  • Hem de takdir yerine avuçlarını yaladılar!..

 

Asubay Tefrikası 6_10_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Ölmek sırası gelince, beyaz zâbitân heyetimiz;

   “Ufak zâbit” ve efradın arkasına saklandı…

 

   Fakat

 

   Madalya paypaylamak sırası gelince beyaz zâbitân heyetimiz bu kez

   “Ufak zâbit” ve efradın önüne geçiverdi.

 

   Ordumuzda bugün de durum hâlâ aynen böyle değil mi?..

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   1925 senesine vâsıl olduğumuzda "ihtiyât" ile beraber Ordumuzda

   “Üç cins küçük zâbit” görev yapıyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   Tam 10 sene devam harpler hitam bulmuş,

   29 Ekim 1923 Pazartesi günü “Cumhuriyet” ilan edilmiş idi.

 

   Harbi uzakdan sevk ve idare eden zâbitân heyetimiz,

   Harbden sonra yüksek rütbelere “terfi” etdiler.

 

   Fakat harb devam eder iken teşkil etdilen

 

   Ve dahi

 

   Zâbitin yerine ölmesi için cephenin en önüne sürülen “gedikli zâbit” sınıfı ise

 

   Harb-darp sona erince vehleten “gedikli küçük zâbit” sınıfına “tenzil” edildi.

 

   “Beyaz zâbitân heyetimiz”, "gedikli zâbitin” sırtında "dereyi" geçmiş idi, nasıl olsa!..

 

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

 

   31 Mart darbecisi Alman perest Mahmut Şevket Paşa’nın

   Bir “darbe kânunu” ile 1909 senesinde teşkil edip

   “Küçük zâbit” dediği asker sınıfına,

   Cumhuriyeti kuranlar ne isim vereceklerini şaşırdılar!..

 

 

   1927 senesine geldiğimizde, Cumhuriyetin kurucu iradesi;

 

   “Kıdemli Küçük Zâbit” unvânını “Gedikli Küçük Zâbit”e

 

   “Kıdemsiz Küçük Zâbit” unvânını da “Küçük Zâbit”e tebdil etdi…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  *  *  *  *  *  

 

   Tıpkı efendinin kölesini falakaya yatırdığı gibi 

   Cumhuriyet İdaresinin beyaz zâbiti de 

   "Köle asker" olan “küçük zâbiti  

 

  • Hem falakaya yatırıp "değnek ile darp" etdi 

 

  • Hem de zencir ile "prangaya" vurdu!..

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   1927 senesi, “küçük zâbit” denilen asker sınıfı için çok bereketli oldu...

   Peşpeşe yapılan kânunlar ile;

   “Küçük zâbitân”a elvan çeşitli isimler, unvânlar ve rütbeler verildi.

   Bu sene meriyyete koydukları Askerlik Mükellefiyeti Kânunu ile

   Cumhuriyetimizin kurucu iradesi,

   Ordumuzda “iki sınıf asker” olduğunu tasdik etdi.

 

      1. Efrâd

 

     2. Zâbit

 

   Bu iki sınıflı asker teşkilâtlanması,

   Asırlardan beri dünyada sınanmış ve kabul görmüş bir teşkilâtlanma idi.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   1930 senesine geldiğimiz günlerde

   500 sene önce Viyana muhasarasında sıçmayı öğretdiğimiz Avrupa’dan

   Bu kez Askeriyemizin Ceza Kânununu aldık ve bu sene tekrar meriyyete koyduk!..

   Prusya Almanya’sından aşırdığımız Askerî Ceza Kânununda

   “Küçük zâbit” dediğimiz “içi alacalı - dışı sıracalı” askere

   Aşağıda gördüğünüz şu isimleri yakışdırdık!..

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   31 Mart darbecisi Alman sevici Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın

   “Darbe kânunu” ile 1909 senesinde teşkil edip “daimî küçük zâbit” dediği asker sınıfına,

   Cumhuriyetin kurucu iradesi 1927 senesinde bu kez de “Mükellef Küçük Zâbit” dedi.

   Aslında bu “Mükellef Küçük Zâbit” tâbiri isabetli bir tesmiye ve tefrik idi…

   Çünkü;

   Bugün “astsubay” dediğimiz asker sınıfı, dünya ordularında “mükellef asker” idi.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1935 senesinin Türkiye Cumhuriyeti Ordusunda,

   “Küçük zâbit” olarak tesmiye edilen bahriye askerleri “mükellef” asker idiler. 

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Aşağıda gördüğünüz 1/178 sayılı şu “Encümen Mazbatası

   “Mükellef Küçük Zâbit” tâbirini hâvi tek belgedir, haberiniz olsun!.. 

 

   “Küçük Zâbit” asker sınıfının “mükellef” asker olduğuna dair ilk belgeyi de

   Gene İlk defa sizler, Asubay Tefrikası 6-9’da gördünüz, 

 

   İkinci defa ise gene sizler görüyorsunuz!

 

   Kaynak: 2851 sayılı kânunun Komisyon Raporu.

 Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat

 

   Bu seneden sonra tertip etdikleri elvan türlü tuzak kânunlar ile şerefsiz subaylarımız,

 

   “Mükellef” asker olan “küçük zâbit” sınıfını

 

   Sinsice “muvazzaf” asker sınıfına “tahvil” etdiler.

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   Dünya askerlik târihine bakdığımızda,

   Dünya askerlik târihine yön vermiş devlet ordularında,

   Asker teşkilâtının “iki sınıflı” olduğunu görüyoruz.

   Dünya çapında bir asker olan ATATÜRK,

   Dünya askerlik târihini çok iyi biliyor idi…

 

   İşde, bu sebepden dolayı da

   T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK,

   1935 senesinde T.C Ordusunu “iki sınıf asker” ile teşkil etdi; 

 

     1. Mükellef Erbaş (Er)

 

     2. Muvazzaf Subay (Zâbit)

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İşde, kânunu… 

 

   İşin doğrusunu söylemek gerekir ise şâyet

   Fütühâtcı bir rûh ve sonsuz terfi töresine sâhip olan Türk Ordusu için

   En uygun olan askerlik de bu idi…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   ATATÜRK sonrasının Cumhuriyet idaresi,

   ATATÜRK’ün öldüğü günden itibaren ATATÜRK’ün mirasına ihanet etmeye başladı!..

 

   Vaziyet, bugün de aynı ile vâkidir!..

   Yukarıda gördüğünüz 2771 sayılı kânunda  ATATÜRK,  “mükellef asker” sınıfına “Erbaş” demiş idi.

 

   Fakat

 

   ATATÜRK’ün öldüğü günün hemen ertesinde ATATÜRK’ün koltuğuna çöreklenen İNÖNÜ,

   ATATÜRK’ün “Mükellef Erbaş” dediği asker sınıfını “Muvazzaf Gedikli Erbaş” yapdı.

 

   Ve böylece Cumhurbaşkanı İNÖNÜ,

 

   Hazerde;

   Kışlada, karargahda subayımızın götünükaşıyacak,

 

   Seferde ise;

   Subayımızın yerine "mayın eşşeği" gibi ölüme sürülecek “muvazzaf” bir asker sınıfı teşkil etdi…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Askerî Muhakeme Usulü Kânununun Bâzı Madelerini Değiştiren Kânun

(Resmî Gazete ile neşir ve ilâm: 8.VIII.1942 - Sayı: 5179

 

 

No. 4280                                                           Kabul Târihi: 3 .VIII.1942

 

   BİRİNCİ MADDE — 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kânununun 1,3,4 ve 26 ncı maddeleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

 

Dâvaların tehiri

 

   Madde 4. — 1. Muvazzaf ve ihtiyat erâtın ve yedeksubaylarla yedek askerî memurların askere girmeden veya silâh altına çağırılmadan evvel işledikleri yukarı haddi bir seneye kadar şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezayı müstehzim suçlara ait dâvalarda ilk ve son tahkikat muameleleri terhislerine kadar tehir olunur.

 

   Muvazzaf gedikli erbaşlarla askerlikten tard ve ihracı müstelzim suçlardan maznun olan yedeksubay ve askerî memurlar bu hükümden müstesnadır. 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   ATATÜRK’ün öldüğü günün hemen ertesinde

   Mal bulmuş mağribî gibi ATATÜRK’ün koltuğunua çöreklenen İNÖNÜ idaresindeki Türkiye Cumhuriyeti,

   Bir tarafdan sömürgen İngiliz, diğer tarafdan da kemirgen Amerika’nın kucağına oturmaya başladı.

 

   Moskof gelecek korkusu ile gündüz vakdi dudağı uçuklatılan İNÖNÜ ve şürekası,

   Meclisden kaçırarak imzaladıkları gizli ve sinsi ikili anlaşmalar ile

   T.C Devletini hem İngiliz hem de Amerika'nın kuyruğuna takdılar.

 

   Bu hainlikler silsilesi tezgahlanır iken

   Ordumuzun köle askerleri “Muvazzaf Gedikli Erbaş” da “Gedikli Erbaş “ oluverdi!..

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   Gitdi tekâüd zâbit İNÖNÜ, geldi tekâüd zâbit BAYAR

   Ha, Ali-Veli! Ha, Veli-Ali…

   Al birini, vur ötekine!... Yok idi aslında birinin diğerinden alâmeti fârikası!..

 

   Tam 12 sene ATATÜRK’ün koltuğunda gurk yatan İNÖNÜ,

   1950 seçiminde BAYAR’dan yediği okgalı tokat ile irkildi. Ve Pembe Köşkü terk etdi.

 

   BAYAR da tıpkı İNÖNÜ gibi koyu bir Amerikan muhibi idi.

 

   Cumhurbaşkanı intihab edildikden sonra

   T.C. Devletini babasının sığır çiftliği zanneden BAYAR da şöyle dedi;

   “Türkiye’yi Küçük Amerika yapacağım!

 

   T.C Devletini, Küçük Amerika yapdı,

 

   Türk milletini, Küçük Amerikan milleti yapdı,

 

   Askerlik teşkilâtını da Amerikadan tam olarak alsa idi şâyet

   Ordumuzu da “Küçük Amerikan Ordusu” yapacak idi.

 

   Fakat yapamadı!..

 

   Teşkil edildği 1774 senesiden beri Amerika’da sâdece ”iki sınıf asker” var idi.

 

    1. Mükellef Er

 

    2. Muvazzaf Zâbit

 

 

   Türk Ordusunu Amerika’nın kuyruğunda NATO’ya nikahlayan BAYAR-MENDERES ikilisi

   Amerikan Ordusunda olmayan bir asker sınıfını, bizim ordumuzda teşkil etdi;

   “Mükellef astsubaylık

 

   Ve böylece beyaz subaylarımız;

 

  • Hazerde götlerini kaşıtacak,

 

  • Seferde ise kendi yerlerine ölüme sürecek “köle” asker sınıfını

 

   BAYAR-MENDERES döneminde de tertip etmeyi becerdi!..

 

   Ne diyeyim?.. Helâl olsun, efendi subay gardeşlerimize!..

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

 

 

   Yelesinden kavice kavradıkları küheylan “Demir gıratı” şahlandırıp da

   Kanser virüsü gibi en ince damarlarına kadar girdikleri devleti

   Babalarından mirâs sığır çitliği gibi hovardaca idare etmeye başlayan BAYAR-MENDERES ikilisi

   Türkiyeyi 1952 senesinde NATO’ya nikahladı.

 

   Bir sene sonra da harb esiri askerlere yapılacak muameleye dair sözleşmeyi imzaladı.

   1949 seneli Cenevre Sözleşmesinde, BAYAR-MENDERES ikilisi

   “Astsubay” dediği askerlere işde, şu kelimeleri yakışdırdı!..

 

     Eski Tüfek - 2019    

 

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  *  *  *  *  *  

 

   T.C Devletinin tepesinde tam 11 sene saltanât süren BAYAR-MENDERES ikilisi

   1960 senesinin 27 Mayıs sabahına “subay darbesi” ile uyandı!..

 

   Bu subay darbesi ile de

   Gitdi tekâüd zâbit Celâl Bey,  geldi tekâüd zâbit Cemal Ağa!...

 

   Al BAYAR’ı, vur GÜRSEL’e…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    ATATÜRK ilke ve inkılâpları kılavuzluğunda

    Memleketin idaresine el koyduğunu söyleyen 27 Mayıs’ın darbeci subayları,

    Evvelâ orduyu zapd-u rapt altına almak ile işe başladı.

 

    BAYAR-MENDERES ikilisinin “subay yapmak şartı ile” teşkil etdiği “mükellef astsubayları

    27 Mayıs’ın darbeci subayları, “muvazzaf köle astsubay” yapmak için hemen kolları sıvadılar.

 

    Uzun zamândan beri gizlice hazırladıkları TSK İç Hizmet Kânununu

    27 Mayıs subay darbesinden sâdece 7 ay sonra tezgaha sürdüler…

 

    5802 sayılı kânunun 1951 senesinde “mükellef astsubay” olarak tefrik etdiği askerleri

    “Muvazzaf astsubay” yapmak için darbeci subaylar,

    Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE’yi kurşun asker olarak mayın hattına sürdüler…

 

    27 Mayıs subay darbesinin tetikci kurşun askeri Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE,

    “Mükellef astsubay” ı ömür boyu köle demek olan “muvazzaf astsubay” yapmak için

    Yumuşak geçişli bir “darbe tezgahı” hazırladı.

 

    TSK İç Hizmet Kânunu olarak tesmiye edilen bu darbe kânununun

    27 Mayıs darbe meclisinde görüşülmesi için

    Darbeci binbaşı Selahattin ÖZGÜR’ün verdiği kânun teklifinin “Gerekçe”sine şöyle bir göz atalım;

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 Madde 3. — Bu maddenin tedvininde 2771 sayılı Kanunun 2 nci maddesi esas olarak alınmıştır.

 

 "Erbaş" tarifi, "astsubaylar" hususi bir kanunla (1951_5802. IRBIK) bu tarifin dışında kaldığından onbaşı, çavuşlarla uzatmalı ve uzman onbaşı ve çavuşlar ithal edilmek üzere yazılmıştır.

 

 Hususi kanunu (1951_5802. IRBIK) ile statüsü belirtilmiş olan "astsubaylar" ayrıca tarif edilmiştir.

 

 "Erat" ve "gedikli" tâbirleri "Astsubay Statüsünün" doğması sebebi ile kaldırılmıştır.

 

 

 

   "Mükellef astsubaylığın" 27 Mayıs darbeci subaylar marifeti ile “muvazzaf astsubaylığa” tebdil edilmesi için

   Güvenlik Komisyonu Araştırma ve İnceleme Kurulu Üyesi sıfatı ile

   Tetikci kurşun asker Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE, darbe meclisinde şu incileri yumurtaladı…

 

 

 

   TSK İç Hizmet Kânûn Teklifi, Birleşim 58;

 

   Ahmet KERSE:  (…) Önce astsubayların erattan ayrılması meselesini izah edeyim. Astsubaylar eski İç Hizmet Kanununa (1935_2771. IRBIK) göre erattan sayılırlardı. İç Hizmet Kanununda bir değişiklik yapılmadı, değişmedi, ama, 5802 sayılı ayrı bir kanunla astsubayların statüsü değişti. Buna rağmen astsubaylar erlerle aynı tâbir içinde sayılmakta devam etti. Gediklilere astsubay dendi ama, İç Hizmet Kanununa göre gene erbaş tâbiri içinde kaldı.

 

   Şimdi biz bunu çıkarıyoruz, erattan ayırıyoruz. Erbaş tâbirini kıtadan yetişen onbaşı, çavuş, uzatmalı, uzman çavuşa inhisar ettiriyoruz. Bunların tariflerini yapıyoruz, hudutlarını gösteriyoruz.

(…)

 

   AHMET KERSE — Eski kânununda “erat” tâbirine “erlerle astsubaylar” dâhildi. Er sınıfına dâhil olanlar da erlerin aldıkları şeyi alsınlar denilmişti.

 

   Fakat 5802 sayılı Kânun bunların bir kısım haklarını teminat altına almıştır. Yalnız iç çamaşırını erler gibi alırlardı, şimdi alamıyacaklardır.

 



   Kânun teklifini hazırlayan darbeci Kurmay Binbaşı Selahattin ÖZGÜR

   Ve dahi

   Kânun Gerekcesini tezgahlayan kurşun asker Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE,

   Mükellef astsubay” ı “muvazzaf köle astsubay” yapmak için

   İlk darbeyi 1961 senesinde işde, böyle vurdular.

 

   İkinci ve  son darbeyi de

   926 sayılı kânun ile 1967 senesinde gene 27 Mayıs’ın darbeci beyaz subayları vuracak idi…

 

  *  *  *  *  *  

 

   1774 senesinden beri Amerikan Ordusunda olduğu gibi

   1949 senesinde Amerikan Devletinin teşkil etdiği NATO’da da iki sınıf asker var;

 

   1. Er

 

   2. Subay

 

 

   1952 senesinde NATO’ya üye olan Türk Devletinin ordusunda “iki sınıf” asker olması gerekiyor idi.

 

   211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu üçüncü maddeye bakar iseniz

   Türk Ordusunda tam 6 sınıf asker olduğun görürsünüz;

 

   

 

   MADDE 3— Askerler ve Rütbeler:

 

   a) Askerler

 

   1. Er

   2. Erbaş

   3. Astsubay

   4. Askerî Öğrenci

   5. Askerî memur

   6. Subay

 

 

  

 

   Fakat

   Genelkurmay Başkanlığının NATO’ya beyan etdiği “asker sınıflarına” bakdığımızda

   Subaylar hâriç olmak üzere sâdece “bir sınıf asker” olduğunu görüyoruz.

 

 

   “Subay” sınıfına dâhil olmadığına göre

   “Astsubay” dedikleri asker sınıfının aslında NATO’ya göre “er” olduğunu anlıyoruz.

 

   Bu “ikili kıvırmayı” izah edebilecek bir tek dahi olsa şerefli bir subayımız var mı acap?

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    27 Mayıs darbeci subaylarının

    Darbenin hemen ertesi senesinde tertip etdikleri

    211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu isimli “darbe” kânunu ile;

 

  • “Mükellef asker” olan "astsubayları" sanki subay imiş gibi "muvazzaf asker” sınıfa nakil etdiler,

 

      Fakat aynı zamanda,

 

  • "Mükellef er" ile aynı torbaya tıkışdırdılar!

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

 

1914 senesinde yazdığı Zâbit ve Kumandan ile Hasb-ı Hâl'de

 Osmanlı Zâbiti Erkân-ıharbiye Kaymakamı Mustafa Kemâl;

 

 

  •  "Ordunun " anası " milletdir" demiş idi.

   Eski Tüfek - 2019   

 

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Fakat

 

   Târihci olduğunu söyleyip de

   Târihin ırzına geçen zübük subaylardan birisi olan

   Kara Doktor Öğretmen Albay Tahsin ÜNAL

   1965 senesinde “bölüğün anası"astsubaydırdedi.

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Şimdi, Tahsin Hocam;

 

   Bölüğün “çocuğu” kim?

  •  Er,

   

    Bölüğün “anası” kim?

  •  Astsubay.

 

   Peki,

 

   Hazır, siz subaylar Türk Silahlı Kuvvetleri  bir “ailedir” deyip duruyorsunuz!

 

  •     Ana var mı? Var,

 

  •     Çocuk var mı? Var!

 

   Öyle ise bir de “koca” olmalı, değil mi?

 

   Kara Doktor Öğretmen Albay Tahsin ÜNAL’ a şu suâli sormak,

   Emekli "astsubay" Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK'ın boynuna borç oldu!..

 

   Tahsin Hocam, “ bölüğün anası olan biz astsubayların kocası ” kim?

   Siz subaylar mı yoksa?..

 

  *  *  *  *  *  

 

   27 Mayıs’ı tertip eden darbeci subaylarımız,

   Darbeden 7 sene sonra bir kânun tertip etdiler.

 

   TSK Personel Kânunu ismini verdikleri bu “darbe kânunu” ile

   “Mükellef asker” olan “astsubay” sınıfını cebren “muvazzaf astsubay” sınıfına tebdil etdiler.

 

   Bu darbeci subaylarımız Türk Ordusunu da

   “Muvazzaf astsubay” asker sınıfına sahip olan ilk devlet ve tek ordu yapdılar.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

Aşağıda gördüğünüz 926 sayılı TSK Personel Kânunu;

Muvazzaf” ve “astsubay” kelimelerini

muvazzaf astsubay” şeklinde bir araya getiren ilk kânundur!

 

Bu hakikâti de

 Asubay Tefrikası 6-10 ’da ve ilk defa siz kıymetli okuyanlar görüyorsunuz…

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İşde,

   27 Mayıs subay darbesinden 6 sene sonra

   926 sayı ile kânunlaşan TSK Personel Kânununa imza veren

   Gene darbeci subayların başını çekdiği vekiller…

 

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa,

   Padişah Sultan II. Abdülhamid’e rağmen hazırladığı bir darbe kânunu ile

   Küçük Zâbit Nizâmnâmesi ile 1909 senesinde “daimî küçük zâbit” sınıfını teşkil etmiş idi.

 

   Kurucu Reisicumhur Mustafa Kemâl ATATÜRK,

   Küçük zâbit sınıfını “mükellef asker” sınıfı  olarak 1927 senesinde teşkil etmiş idi.

 

   Fakat

   Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 27 Mayıs’ın darbeci subayları,

   1967 senesinde tertip etdikleri 926 sayılı “darbe kânunu” ile

   Başbakan MENDERES’in 1951 senesinde “mükellef asker” sınıfı olarak teşkil etdiği “astsubaylığı

   1967 senesinde cebren ve hile “muvazzaf asker” sınıfına tebdil etdiler.

 

   Bu cümleden olmak üzere; “Muvazzaf astsubay” tâbirini ilk defâ olmak üzere

   926 sayılı bu “darbe kânunu” ile askerî mevzuâtımıza 27 Mayıs’ın darbeci subayları dahil etdiler.

 

   Padişah Sultan II. Abdülhamid,  Orduyu Humayûn’da “küçük zâbit” isimli “ortada sandık” bir asker sınıfı isdemiyor idi.

 

   Fakat

   31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   “Küçük zâbit” isimli “ortada sandık” asker sınıfını,

   1909 senesinde Padişah Sultan II. Abdülhamid’e rağmen teşkil etdi.

 

   1935 senesinde Reisicumhur ATATÜRK, “küçük zâbitliği” “mükellef” bir asker sınıfı olarak teşkil etdi.

 

   1951 senesinde de Başbakan Adnan MENDERES,

   “Astsubay” ismini verdiği asker sınıfını “mükellef” bir asker sınıfı olarak teşkil etdi.

 

 

 

Küçük zâbit” olarak bildiğimiz asker sınıfını Harbiye Nâzırı darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa

1909 senesinde Sultan II. Abdülhamid’e rağmen teşkil etmiş idi.

 

 

    Eski Tüfek - 2019   

 

 

  

 

 

   Bugün "muvazzaf astsubay" olarak bildiğimiz asker sınıfını ise

 

   27 Mayıs’ın darbeci subayları 926 sayılı TSK Personel Kânunu ile  

 

   Hem Reisicumhur Mustafa Kemâl ATATÜRK’e rağmen

 

   Hem de Başbakan Adnan MENDERES’e rağmen teşkil etdiler.

 

  Eski Tüfek - 2019   

 

 

  

  *  *  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Darbeci subay zottirik Kenan ve darbe arkadaşı 4 subay,

   1982 senesinde bir Anayasa tezgahladı. Bu Anayasa’nın 11’inci maddesi şunu emreder;

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  2002 senesinde imzaladığın Astubay Meslek Yüksek Okulları Kânunu’nda

  “Ara kademe” tâbiri yok!

 

  Fakat

  2003 senesinde imzaladığın Astubay Meslek Yüksek Okulları Yönetmeliği’nde

  “Ara kademe” tâbiri var.

 

  Ömrünün neredeyse nısfını Millî Savunma Bakanlığı koltuğunda heba eden Vecdi GÖNÜL’e soruyorum;

 

  Yukarıda gördüğün Anayasa’nın 11’inci maddesinden senin haberin var mı?

 

  2003 senesinde imzaladığın Astubay Meslek Yüksek Okulları Yönetmeliğindeki

  “Ara kademe” tâbirini

  Vecdi GÖNÜL, sen, nerenden uydurdun?..

 

  Eski Tüfek - 2019    

 

 

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   Bu satırları okuduğunuz 2019 senesinden tam 10 sene evvel

   Kara Kuvvetleri K.lığı EDOK Okullar Komutanlığı, bir kitap neşretdi; “Astsubay Okulları Tarihi”.

 

   Bu târihce kitabında Kara Kuvvetleri Komutanlığı,

   “Astsubay” dediği askeri, şöyle târif etdi;

   “Orta kademe yönetici

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

  *  *  *  *  *  

 

   2011 senesinde Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN,

   2547 sayılı Yüksek Öğretim Kânununda bir değişiklik yapdı.

 

   Bu kânunun;

   Üçüncü maddesinin “l” fıkrasındaki “Ön Lisans” tâbirinin açıklamasında yer alan “ara kademe insan gücü” tâbirini

   “nitelikli insan gücü” olarak değişdirdi.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bugüne kadar tam 8 koca sene deverân eylemesine rağmen;

 

  • Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği 
  • Kuvvet Komutanlıkları 
  • Genelkurmay Başkanlığı 
  • Ve Millî Savunma Bakanlığı

 

   Yüksek Öğretim Kânununda yapılan bu değişikliğe kör bakmaya devam ediyorlar!..

   Ne diyeyim!..

   Ordumuzun siz “ara kademe yöneticilerine” hayırlı, kademli olsun!..

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   Saatli Maarif takvimi  03 Nisan 2013 târihini gösderdiği Çarşamba gününde

   Genelkurmay Başkanlığımız, karargahda yabancı bir “eri” misafir etdi.

 

   Bu misafir “er”, ABD Deniz Kuvvetlerinden Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr. idi.

 

   Almanya/Stuttgart’da konuşlu oaln

   ABD Avrupa Komutanlığı EUCOM’un “Kıdemli Er”’i olan Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.,

   Evvelâ Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL’in acı kahvesini içdi,

 

   Akabinde “meslekdaşı” “Genelkurmay Başkanlığı AstsubayıAstsubay Kıdemli Başçavuş Harun AĞPAK’ı ziyâret etdi,

 

   Nihayetinde de “Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiğimiz ucube mektebe gitdi.

 

   ABD Hava Kuvvetlerinden Binbaşı Elizabeth APTEKAR,

   EUCOM Kıdemli Er”’i Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.’ın bu ziyâretini,

   ABD Avrupa Kuvvetler Komutanlığına ait EUCOM isimli örütbağda 08 Nisan 2013 Pazartesi günü haber yapdı.

(http://www.eucom.mil/media-library/photo/24821/fleet-master-chief-petty-officer-roy-m-maddocks-jr-spoke-with-more-than-100-students-of-the-sixth-class-at-the-sergeants-major-academy) bağlantısında münteşir 08 Nisan 2013 târihli haber.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Hava Binbaşı Elizabeth APTEKAR’ın 03 Nisan 2013 târihli başka bir haberinde

   EUCOMKıdemli Er”’i Deniz Kıdemli Başçavuş Roy M. MADDOCKS Jr.,

   Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL’in;

 

  • Astsubay Üst Karargah Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiği mektebe “akademi” dedi,

 

  • Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” dediği Astsubay Harun AĞPAK’a da “kıdemli er” dedi.

 Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   27 Mayıs darbecisi bir subayın mahdumu olan Ümit ÖZDAĞ,

   Siyâset konusunda "Profesör doktor" unvânlı bir âlim idi.

   

   Fakat

   “Assubay” dediği köle asker sınfının târihi konusunda ise Ümit Hoca tam bir câhil idi.

 

   Câhil Ümit Hoca;

   18 Ekim 2013 târihinin mübârek Cuma günü Sözcü gazetesindeki köşesinde

   Sözde “Dünya Assubaylar Günü” vesilesi ile bir makâle yayınladı.

   Bu makâlesinde Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, “assubaylar” için şu incileri dökdü;

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İşde,

   Türk Dil Kurumu’na göre "tampon" kelimesinin anlamları...

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Ey “assubay” meslekdaşlarım;

   Seç, beğen al, kendine yakışanı!..

  •    Büyük tıkaç,
  •    İçi yumuşak madde ile dolu şey,
  •    Otomobillerin ön ve arkalarında bulunan donanım,
  •    Sterilize edilmiş pamuklu özel parça,
  •    Bir darbenin, çatışmanın şiddetini azaltan etken,

   

   Dervişin fikri ne ise zikri de odur, değil mi?..

 

 

  *  *  *  *  *  

 

   15 Temmuz’dan sâdece bir ay sonra,

   18 Ağustos 2016 Perşembe günü Başbakan Binali YILDIRIM

   15 Temmuz akşamı şehit edilen “AstsubayÖmer HALİSDEMİR için şöyle dedi;

    “Kahraman” ve “delikanlı.

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  *  *  *  *  *  

 

   17 Haziran 2019 Pazartesi günü

   Milli Savunma Üniversitesine ait

   (https://www.msu.edu.tr/tanitim/KAMYO/KAMYOKitapcik.pdf) isimli siteye şöyle bir bakdım.

   Kara Astsbay Meslek Yüksek Okulu’nun târihcesini neşretdikleri bu bağlantıda

   Kara astsubaylarınınorta kademe yönetici” olduğu yazıyor idi!...

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Kaynak:

   MSÜ’ye ait (https://www.msu.edu.tr/tanitim/KAMYO/KAMYOKitapcik.pdf) isimli bağlantıda münteşir

   KAMYO e-Kitapcığının 7’nci sayfası.

 

   İndirme Târihi: 17 Haziran 2019 Pazartesi, saat: 10:15.

 

  *  *  *  *  *  

 

   17 Haziran 2019 Pazartesi günü 

   Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okuluna ait

   (http://www.damyo.edu.tr/Sayfalar/Kurumsal/tarihce.html) isimli siteye şöyle bir bakdım.

   Deni Astsbay Meslek Yüksek Okulu’nun târihcesini neşretdikleri bu bağlantıda

   Deniz astsubaylarının “subay ile erbaş ve er arasında görev yapan asker” olduğu yazıyor idi!...

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Kaynak: Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okuluna ait

   (http://www.damyo.edu.tr/Sayfalar/Kurumsal/tarihce.html) isimli bağlantıda münteşir okul târihcesi.

 

   İndirme Târihi: 17 Haziran 2019 Pazartesi, saat: 10:18.

 

  *  *  *  *  *  

 


 

   Ve en nihâyetinde

   Geldik, "astsubay" dediğimiz askerlere yakışdırılan unvân, isim, sıfat ve lakaplar silsilesinin sonuncusuna…

 

 

   Hulusi AKAR;

 

   Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanlığı yapdığı dönemlerde

 

   Astsubaylar lehine “hiçbir iş yapmayan subay oldu...

 

   Fakat aynı Hulusi AKAR;

 

   Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanlığı yapdığı senelerde

   Ve dahi

   Şimdi de Millî Savunma Bakanlığı yapdığı şu güne kadar

 

    Astsubaylar hakkında “en fazla laf eden subay oldu...

 

 

 

 


   (https://www.takvim.com.tr/guncel/2019/01/25/bakan-akardan-astsubaylara-mujde) isimli bağlantısında,

   Takvim gazetesi 25 Ocak 2019 Cuma günü bir haber neşretdi.

 

   Bu haberde yazdığına göre Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR,

   Astsubaylar için şu sıfat ve lakapları söyledi…

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

   

   25 Ocak 2019 senesinin mübârek Cuma günü

   Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR

   Astsubaylar için şu "lafları" etdi; 

 

  • Tırnak”, 

 

  • Astsubaylar bütünün bir parçasıdır 

 

  • Astsubayın bir eli karargahda, bir eli erbaş ve erlerdedir”.

 

   Hulusi AKAR astsubayı böyle târif eder iken,

   Subayımızın iki eli nerede ve ne yapıyor acap?..

 

  • Astsubaylardan gelen talepler arasında yaş haddinin 55’den 60’a çıkarılması var.

 

     Allah Allah!... Kim imiş bu kaşarlı köleler?.. 

 

  • Dünyada hiçbir ülkenin ordusunda olmayan ve Hulusi AKAR'ın icat ettdiği "Yedek Astsubay 

 

  • "Astsubay Astçavuş

 

     Eski Tüfek - 2019  


 

 

 

Hayyam;

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz demiş idi.

 

 

 

   Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz!

   İki başımız var, bir tek gövdemiz.

   Ne kadar dönersem döneyim çevrende;

   Er geç baş başa verecek değil miyiz?

 

 

   Bir gövdedeiki baş” olur mu, Allah aşkına?..  

 

   Bir orduda "iki baş” olur mu, Allah aşkına?..

 

 

 

   Takvim gazetesine ait

   (https://www.takvim.com.tr/guncel/2019/01/25/bakan-akardan-astsubaylara-mujde) isimli bağlantıda

   25 Ocak 2019 Cuma günü neşredilen haber

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  *  *  *  *  *  

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-7

 

 

 

   Ey muhtrem vatandaşlarım,

   Ey kıymetli meslekdaşlarım; İşitin bu sözlerimi!...

   Çünkü daha evvel hiçbir yerde duymadınız, görmediniz, okumadınız!

   Bugüne kadar da hiç kimse bilemedi ya da söyleyemedi bu hakikâti…

 Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   600 küsûr sene hüküm süren saltanât döneminde;

   Osmanlı devletinin avam (reaya) sınıfı, padişahlarımızın kulu, kölesi idi.

   Kendisinin “Zillullah-ı fi’l-arz” olduğuna inanan padişahımız “urun kellesini!” dedikde;

   Kelime-i şahâdet bile getiremeden o zavallı kulun kellesi hemen oracıkda urulur idi!..

 

   Cumhuriyet idâresi başladıktan sonra Türk Milleti;

   ATATÜRK sâyesinde padişahın kulu-kölesi olmakdan kurtuldu.

 

   Hâkimiyet, bilâ kayd ü şart milletin oldu!

   Millet; kendi akıbetine, kendi istikbâline sâhip çıkdı.

   Hür bir fert ve müstakil bir yurtdaş olarak

   T.C devletinin bütün haklarından eşit olarak istifâde etmeye başladı.

 

   Fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür hâkim ve savcıları olan Cumhuriyet mahkemelerinde

   Kendini müdafaa etmek hakkını elde etdi.

 

   En düşük dereceden devlet hizmetine giren bir vatandaş,

   Anayasamızdan neşet eden “kendini geliştirme hakkını” kullandı.

 

   Devletin  işcisi ve memuru olarak hem görevine devâm etdiler

   Hem de aynı zamânda yüksek tahsil yapdılar.

   Örnek mi?

   Devletde memur olarak çalışmaya başlayan

   Abdüllatif ŞENER ve Bekir BOZDAĞ bunlardan sâdece ikisi.

   Devletde maaşlı imamlık yapar iken birincisi siyâset, ikinci hukuk okudu.

 

   Bekci ise şâyet okudu ve polis olabildi.

   Hemşire ise şâyet okudu ve doktor olabildi.

   İmam ise şâyet okudu ve avukat oldu. Kaymakam, vâli olabildi.

   Amele ise şâyet okudu ve mühendis olabildi.

 

   Bunları yaparken de kimseden himmet, merhamet dilenmedi.

 

   Çevrenizdeki konu komşuya bakarsanız buna benzer örnekleri sizler de görebilirsiniz.

 

   Fakat

   İnanması pek zor olsa da Cumhuriyet idâresine geçiş,

   “Astsubay” denilen askerler üzerinde tam aksi yönde tesirler yapdı.

 

   Osmanlı Ordusundaki haklarını “astsubaylar”,

   Cumhuriyet döneminde bir bir kaybetmeye başladılar.

 

   İşde,

   Şimdi okuyacağınız Asubay Tefrikası’nın 6'ncı bölüm 7’nci kısımını teşkil eden bu makâlemizde inşallah

 

   “Astsubay” denilen askerlerin ATATÜRK sonrası Cumhuriyetinde gasp edilen bir hakkından söz edeceğiz…

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 2

   2016 senesine kadar

   Ordumuzu sevk ve idâre eden Genelkurmay Başkanlığımızın

   Bugün “astsubay” dediği askerleri;

   Deniz Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını burada belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6 3

   Hava Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını

   Burada belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6 4

   Kara Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını da

   Burada gene belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  * 

 

   “Subaylığa nakil edilmek şartı” ile

   1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES’in

   5802 sayılı kânun ile teşkil etdiği “astsubay” dedikleri askerlerin

   “Sicilen subaylığa terfi” edilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlarımızın; 

Asubay Tefrikası 6 5

  • Hem Başbakan Adnan MENDERES’i,
  • Hem TBMM’yi,
  • Hem de “astsubay” dedikleri askerleri nasıl kandırdığını belgeleri ile isbat etdik!

 

*  *  *  

 

   27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subaylarınınAsubay Tefrikası 6 6

   1967 senesinde tertip etdiği 926 sayılı kânun ile

   Astsubayların “tahsilen subaylığa terfi” hakkını

   TBMM’de nasıl da hâince gasp etdiğini belgeleri ile isbat etdik!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm yedinci kısımını terkip edecek bu makâlemizde gene

   “Astsubay” ismi verilen köle askerlere atılan başka bir kazığı daha teşhir edeceğiz evvel Allah…

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   Bu makâleyi ben 2018 Kasım ayında yazmaya başladım.

   Fakat 2019 senesinin ilk ayı olan Ocak’da tamamlayabildim.

   1076 sayılı kânun makâlemizin bu kısımının konusu.

   ATATÜRK’ün 92 sene evvel yapdığı bu kânunun 2019 senesindeki son durumunu görüyorsunuz aşağıda.

   Temiz bir kâlp ve iyi niyet ile bakdığımda; gözlerini dünyâya yeni açmış bebek mâsumiyetine bürünmüş bir kânun gördüm karşımda.

   Fakat

   Subay var ise şâyet mutlaka bir çapanoğlu vardır içinde dedim kendi kendime.

   Çünkü bugüne kadar bu kâide hiç değişmedi!..

   Bilim aklı, sağlam bir vicdân ve hür bir irâde ile tetebbu edince de gördüm ki

   Hakikâten şeytânî bir hile gizlenmiş bu kânunun içine…

   İşde; sûreti, bebek mâsumiyeti ile bize bakan bu kânunun 2019 Ocak ayındaki tâze ekran görüntüsü!

   Bu mâsum sûretin arkasında gizli olan şeytânî suratı da makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde göreceksiniz.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   1927 seneli bu kânundaki “gedikli küçük zâbit” denilen askerlerin

   2019 senesinde “astsubay” dediğimiz asker kişiler olduğunu hatırlatalım.

   Yeni adı ile 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânununun

   Yukarıdaki çerçeve içindeki ikinci maddesinin sarı boyalı kısımlarını okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Kânunun bu hükmü, içinde yaşadığımız 2019 senesinde de aynı şekilde yürürlükde!..

   Fakat

   Uygulamaya bakdığımızda gedikli küçük zâbitlerin;

 

  • Yedek subay (ihtiyât zâbiti)

 Ve dahi

  • Yedek askerî memur yapılmadığını görüyoruz, biliyoruz.

 

   O vakit burada durmak ve şu suâli sormak geliyor aklımıza;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu suâllerin cevaplarını bulmak için

   Kandırmacalar foliminin 1909-1910 senelerine ait makarayı oynatmamız gerekecek.

   Senelerin, şâhısların ve kânunların şâhidliğinde bir folim bekliyor bizi bugün, evvel Allah.

   Haydi, Eski Tüfek! Bu kadar tıraş, Zemheri ayında cilde zarar…

   Oynat bakalım şu folimi!...

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

   Sene, 1910… Tıpkı 15 Temmuzcuların yapdığı gibi;

 

   31 Mart Vak’asını bahâne eden zâbitân, siyâset ve münevver gürûhu

   Osmanlı Devletini evvelâ yıkdılar!

   Sonra da Meclis-i Mebusân’ı, Meclis-i Ȃyan’ı, askerini ve devletin tekmil teşkilâtını ele geçirdiler.

   Bu darbeciler;

   Kukla olarak oynatacaklarını iyi bildikleri Sultan Mehmed Reşad’ı da padişah tahtına oturtdular.

   Saltanât başı ve başkomutanımız Sultan Mehmed Reşad idi.

   31 Mart darbecibaşı Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   Meclisleri ilga edip kapılarına kilit vurmuş

 

   Ve dahi

   Tertip etdiği bir nizamnâme ile Berrî (Kara) Küçük Zâbitliği (Asubaylığı) 1909 senesinde cebren ve hile ile ihdâs etmiş idi.

   Kara ordumuzda ilk kez “küçük zâbit” yetiştirmek üzere teşkil etdiği Dersaadet Küçük Zâbit Mektebi;

   İlk mezun 173 "kıdemli küçük zâbiti" "kıdemli çavuş" rütbesi ile 1911 senesinde vermiş idi.

 

   Bir başka ifâde ile;

   1909 senesine kadar Berrî (Kara) ordumuzda “küçük zâbit” denilen köle askerler henüz mevcut değil idi.

   Çünkü

   Osmanlı padişahları, ordumuzda böyle “ortada sandık” bir asker sınıfını asla isdemiyorlar idi.

 

*  *  *  *  *

 

   1910 senesinde Osmanlı Devletinde iki kademeli bir meclis var idi;

 

1. Meclis-i Mebusân

 

2. Meclis-i Ȃyan

 

   Bizim padişahlarımız girişdiği harblerde muvaffak olmak için saray müneccimlerinden medet umar iken

   Avrupa devletleri akıllı bilim adamları ve zâbitânı sâyesinde sanayi devrimini çokdan başlatmış

   Ve dahi

   Dünyâyı sömürmek için ölümüne bir yarışa başlamışlar idi.

   Bu yarış öyle acımasız bir hızla artarak devâm etdi ki.

   Aklı başında devlet adamları ve subaylar eşi benzeri görülmemiş bir harbin mukadder olduğunu görebildiler.

 

   Bizim “mektebli” zâbitân heyetimiz ise;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Evvelâ 1908 İkinci Meşrutiyet İhtilâli,

  • Akabinde 1909 31 Mart Vak’ası,

  • Ahiren de 1913 Bab-ı Ȃli baskınından sonra “hasta adam” Osmanlı Devletini yıkdılar.

 

   Osmanlı Ordusunda tam anlamı ile bir cadı avı başladı.

   Zâten 31 Mart Vak’asından hemen sonra orduda müthiş bir tasfiye başlamış idi.

   Darbeciler, kendilerine karşı duran “mektebli” ve “kalın kafalı” dediği “alaylı” zâbitân heyetinin handiyse nıfsını ordudan tard etdiler.

   Geri kalan yarısının da rütbelerini tenzil etdiler.

   Tükenmiş Osmanlı Devletinin ölüsünü ele geçiren darbeci Mahmut Şevket Paşa ve dışarıdan beslemeli-feslemeli siyâsetciler,

   Başlamak üzere olan büyük harbe orduyu hazırlamak için peşpeşe kânunlar tertip etdiler.

   Ve bu kânunlar ile ordumuzda daha evvel mevcut olmayan iki yeni asker sınıfı teşkil etdiler;

 

    1. Küçük zâbitlik

 

    2. İhtiyât zâbitliği

 

   İşde bugün biz burada ihtiyât zâbitliği kânununa kalem batıracağız inşallah.

 

*  *  *  *  *

 

   Sözde 31 Mart Vak’asının efsane(!) komutanı Müşir Mahmut Şevket (KETHÜDAZȂDE) Paşa,

   Bu isyanı basdırmada gösderdiği kahramanlıkdan(!) dolayı hemen Harbiye Nâzırlığına terfi etdi.

 

 

   Orduyu Osmaniyi zapdu rapt altına alan Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa;

   “Küçük zâbit” ismini verdiği asker sınıfını Berrî (Kara) Ordumuzda ilk defâ olmak üzere 1909 senesinde teşkil etdi.

   09 Ekim 1909 târihli Dersaadet Küçük Zâbit Mektebi Nizamnâmesi Madde- 47’de şu hüküm var idi;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1909 senesinde küçük zâbitliği” icâd etmesinden aylar sonra Mahmut Şevket Paşa bu kez de

   1910 senesinde Avrupa’dan aşırma yeni bir “zâbit” sınıfı teşkil etdi.

   İhtiyât zâbitliği ismini verdiği bu yeni zâbit sınıfının meclislerde kabul edilen sekizinci maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1910 seneli İhtiyât Zâbitânı Kânununun,

   Yukarıdaki çerçeve içinde gördüğünüz sekizinci maddesini okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İhtiyât Zâbitânı Kânununun yukarıdaki çerçeve içindeki dokuzuncu maddesini okuduğumuzda şunu öğreniyoruz;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Aşağıda gördüğünüz sarı çerçeve içindeki kânun maddesinde gizli olan çok önemli iki husus var;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

    Birinci husus şudur;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   İkinci husus da şudur;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu bilgiyi ilk defâ burada sizler duydunuz.

   Bir de bugün kimler ve nasıl yedek subay (ihtiyât zâbiti) oluyor, ona bakın hele!

   Bırak gâzi olanı, hele şehid olanı!..

   1927 senesinden beri askerliğini “er” olarak yapmış bir tek Genelkurmay Başkanı mahdumu var mıdır acap?

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Osmanlı Berrî (Kara) Ordusunun “küçük zâbit” ismi verilen askerleri 10 sene başarılı hizmetlerinden sonra

   1910 seneli İhtiyât Zâbitânı Kânununa göre ihtiyât mülâzim sâni (asteğmen) oluyorlar idi.

   Bu uygulama, Osmanlı Devletinin teslim olduğu 1918 senesine kadar devâm etdi.

   Evvelâ teslim olan sonra da yıkılan Osmanı Devleti’nin mirâsı üzerine Cumhuriyeti kurduk ve ilân etdik.

   600 küsûr seneden beri padişahın kölesi olan reaya, Cumhuriyet ile birlikde fikri hür, vicdânı hür ve irfanı hür birer yurtdaş oldu.

   ATATÜRK gibi nâmuslu, âdil, basiretli, haksever ve halksever bir devlet adamının kılavuzluğunda medeniyete yürüyen millet;

   Eğitim, sağlık ve adâlet gibi temel vatandaşlık haklarından eşit olarak faydalanmaya başladı.

   İnsan haklarındaki bu tekâmül ve inkişâfdan T.C Ordusunun askerleri de nasiblerini aldılar.

   1927 senesinde TBMM,

   1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnunu meriyyete koydu.

   Aşağıda, bu kânunun birinci ve dördüncü maddelerini görüyorsunuz.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1076 sayılı kânunun yukarıda gördüğünüz birinci maddesini izah etmeye zannederim ki hâcet yok!

   Dördüncü maddesinin özeti de şöyle oluyor;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Her şey yerli yerinde… Kânunun muhtevasına bakdığımızda;

   1910 seneli kânuna göre gedikli küçük zâbitlerin  ihtiyât zâbitliğine  terfi etmesinin daha kolay hâle getirildiğini görüyoruz.

   Bu kânundan neşet eden hakkını kullanan gedikli küçük zâbitlerin, ihtiyât mülâzımlığına terfi edildiğine dâir belgeleri

   Makâlemizin ilerleyen bölümlerinde fâş eyleyeceğiz.

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

   Kurucu Reisicumhurumuz ATATÜRK,

   1927 senesinde başka bir kânun daha meriyyete koydu.

   Mükellef askerlik hizmetini tanzim eden bu kânunun ismi

   Askerlik Mükellefiyeti Kânunu idi.

   Bu kânunun birinci maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   5802 sayılı Astsubay Kânununa göre;

   1951 senesinden beri “astsubay” dediğimiz asker sınıfı, işde tam da bu târife uymakdadır.

 

   Netice itibârı ile;

   Bugün “astsubay” dediğimiz asker kişiler aslında 1927 senesinden beri efrâd (erât)’dır.

 

   Yukarıda sizlerin de gördüğü üzere;

   Bu kânun, her erkek vatandaşın istisnasız olarak askerlik yapmasını emrediyor idi.

   Yeri gelmiş iken bir hakkı sâhibine teslim edelim.

   ATATÜRK’ün yapdığı bu kânunu ilk delen kişiler;

  • 1980 senesinin Cumhurbaşkanı emekli subay darbeci zottirik Kenan EVREN

        Ve dahi

  • Başbakan darbeci paragöz Turgut ÖZAL’dır.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK’ün hazırladığı bu kânunun en önemli tarafı da şudur;

   1927 senesi itibârı ile T.C Ordusunda iki sınıf asker var idi.

   Bu kânuna göre “mükellef” askeri saymaz isek şâyet ordumuzda sâdece  muvazzaf zâbit  (subay) var idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   Askerlik Mükellefiyeti Kânununun Türk askerlik mesleğine getirdiği yeniliklerden birisi de

   Bu kânunun onbirinci maddesinde söz edilen “gönüllü askerlik” idi.

   Buradaki “gönüllü askerlik”, ABD ordusunun bugün uyguladığı “gönüllü” (enlisted) askerliğin ta kendisi idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   ATATÜRK dönemi Türk Ordusunda askerlere verilen haklar sürekli olarak inkişâf etdi.

   Cumhuriyetin kurucu irâdesi;

   Askerlik mesleğini câzip hâle getirmek için askerlere peşpeşe yeni haklar ve terfi fırsatları verdi.

   1927 senesinde gedikli küçük zâbitâna, ihtiyât zâbitânı olma hakkını vermişler idi.

   1932 senesinde bu kez de

   Bir kısım gedikli küçük zâbitâna askerî memurluğa nakil hakkı verildi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1931 sayılı bu kânun ile;

   Sıhhıye,

   Nalbant,

   Müzika,

   Tüfekci

   Ve emsâli meslek mensubu gedikli küçük zâbitler, yedinci sınıf ihtiyât askerî memurluğuna nakil edildi.

   (T)B.M.M Yüksek Reisliğine takdim etdiği kânunun esbâb-ı mucibesinde Başvekil İsmet (İNÖNÜ) şöyle dedi; 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

   1910 seneli İhtiyât Zâbitân Kânûnu

   Ve dahi

   1927 sene ve 1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnundan neşet haklarını kullanan gedikli küçük zâbitler, ihtiyât zâbitliğine (yedek subay) terfi etdiler.

   İşde;

   Bu gedikli küçük zâbitândan piyade gedikli başçavuş Hüseyin oğlu M. Kemal’in

   İhtiyât asteğmenliğine terfi etdiğine dair Reisicumhur M. Kemal ATATÜRK’ün 1937 senesinde imzâladığı kararnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1932 senesine vâsıl olduğumuz günlerde; ATATÜRK sonrası Cumhuriyetini idâre eden eşhâs şunlar idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   ATATÜRK vefat etdikden bir ay sonra TBMM, aşağıda gördüğünüz kânunu kabul etdi.

   Bu kânun;

  • 1927 senesinde kabul edilen 1076 sayılı kânun ile

  Ve dahi

  • 1932 senesinde kabul edilen 1931 sayılı kânun ile

 

   Gedikli küçük zâbitlere verilen ihtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını bir kerte daha ileriye götürdü.

 

   Önceki kânunlara göre “asteğmen” rütbesine nakil edilen gedikli küçük zâbitler;

   Bu kânunun meriyyete konulması ile bir rütbe yukarıdan olmak üzere artık “yedek teğmen” rütbesine nakil edilecekler idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu kânundaki “gedikli erbaş” tâbiri dikkatinizi çekmişdir.

   Gedikli küçük zâbitlikden bahseder iken “gedikli erbaş” nereden çıkdı diye haklı bir suâl sorabilirsiniz.

   Bunun sebebini öğrenmek için Çünkü Asubay isimli makâlemizi okumanızı tavsiye ederim. Bu, birinci husus...

   İkinci hususa gelince;

   Bu kânunun kabul edilmesinin asıl maksadı;

   Ordumuzun “mükellef asker” sınıfına dâhil olan “gedikli küçük zâbit” tâbirini “gedikli erbaş” olarak değişdirmek idi.

   Bunun ise uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan haklı bir gerekcesi var idi.

   Çünkü

   Napolyon’un 1798 senesinde mükellef (mecburî) askerliği ihdâs etmesinden buyana

   Askerlik “mükellef vemuvazzaf” olmak üzere iki sınıf hâlinde teşekkül etmeye başlamış idi.

   Devletimizin taraf olduğu milletlerarası andlaşmara göre de askerlik iki sınıf olarak tekâmül etmiş idi.

   Bu andlaşmalardan birisi de 1929 Cenevre Sözleşmesi idi.

   Bu sözleşmeye göre harp esirlerine yapılacak muamele konusunda askerler iki sınıf hâlinde tasnif ediliyor idi.

   Bu asker sınıfları şunlar idi;

 

 images/stories/sukru-irbik/asubay-tefrikasi-6-7/36.jpg

   1949 senesinde teşkil edilen

   Ve dahi

   Türkiye’nin 1952 senesinde taraf olduğu NATO’ya göre de askerler yukarıda görülen iki sınıf hâlinde tasnif ve tefrik edilir.

   Bugün bizim ordumuzdaki “muvazzaf astsubay” ismi verilen

   Ve dahi

   Bu andlaşmalara göre aslında “mükellef asker” sınıfına dâhil olan uyduruk asker sınıfının kânunsuz oluşu,

   Hem de Anayasa’ya göre kânunsuz oluşunun temel kaynağı da işde, gene bu milletlerarası andlaşmalardır.

   Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için;

   Sözün Doğrusu

   Ve dahi

   Beterin Beteri isimli makâlelerimizi okuyunuz.

   3543 sayılı bu kânun için Başvekil Celal BAYAR’ın

   (T)BMM Yüksek Reisliğine takdim etdiği mucip sebep ise şöyle idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1910 seneli İhtiyât Zâbitân Kânûnu

   Ve dahi

   1927 sene ve 1076 sayılı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnundan neşet haklarını kullanan gedikli küçük zâbitler,

   İhtiyât zâbitliğine (yedek subay) terfi etdiler.

   İşde;

   Bu gedikli küçük zâbitândan piyâde gedikli başçavuş Eyüğ oğlu Ahmet AKINERİ’nin

   Yedek piyâde teğmenliğine terfi etdiğine dâir Reisicumhur İsmet İNÖNÜ’nün 1944 senesinde imzâladığı kararnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   1950 senesi Mart ayına vâsıl olduğumuz günlerde devletin başında aşağıdaki devlet adamları oturuyor idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bingöl milletvekili Feridun Fikri DÜŞÜNSEL, 18 Şubat 1950 Cumartesi günü TBMM’ye bir kânun teklif verdi.

   “Gedikli” olarak söz etdiği askerler hakkında verdiği kânun teklifinin gerekcesi de şöyle idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fikri DÜŞÜNSEL’in yuvarladığı bu kânun teklifine,

   Dönemin Başbakanı Şemsi GÜNALTAY yolda bulmuş gibi sevindi. Hemen bir dilekce yazdı.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Gedikli Erbaş Kanun Tasarısı (1/732)

T.C.

Başbakanlık

Muamelât Genci Müdürlüğü

Tetkik Müdürlüğü

Sayı: 71 -1591    

                                                                                                                                  1.3.1950

 

Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına

 

   Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanan ve

   Bakanlar Kurulunca 28.11.1950 tarihinde Yüksek Meclise sunulması kararlaştırılan

   Gedikli Erbaş Kanunu tasarısı ile gerekçesinin ilişik olarak sunulduğunu saygılarımla arzederim.

   Başbakan

   Şemsettin Günaltay

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   Ve Başbakan GÜNALTAY, bu bu dilekcesini aşağıda gördüğünüz “gerekce” ile BMM’ye arz etdi.

 

Gedikli Erbaş Kanunu tasarısının gerekçesi

   1. Ordunun gedikli erbaş eksiği pek çok olup gedikli erbaş kaynaklarının bugünkü verimi ile bu ihtiyacın kısa zamanda tamamlanmasına imkân olmadığı, gedikli erbaşlığa istekli sayısının çok az bulunduğu görülmüş ve bunun sebepleri araştırıldığında;

Ortaokul öğrenimini bitiren ve daha yüksek öğrenime katılmak imkânı, fırsat ve gücünü bulamıyan gençlerin, daha çok Devlet memurluğunu tercih eyledikleri veya istikballerini, daha iyi bir şekilde sağlıyacak istikametlerde aradıkları anlaşılmıştır.

Çünkü, ortaokul mezunu Devlet memurları üç yılda bir terfi eylemekte, polislerin ve ortaokul öğrenimi üzerine bir meslek tahsili yapanların aylıkları 20 liradan başlamakta, baremin I. derecesine kadar yükselebilmekte, Devlet memurları 65 yaşına kadar memuriyete devam hakkına malik bulunmakta, gedikli erbaşların tâbi bulunduğu yaş haddi, evlenme ve başka türlü kayıt ve şartlara bağlı ve mahrumiyetlere mâruz bulunmamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığının köy ve sanat enstitülerinin sağladığı istikbal de gedikli erbaşlara nazaran daha elverişli bulunmaktadır.

Bu sebeplerle; gedikli erbaşları meslekî ve hukuki yönlere yükseltmek ve kendilerini terfih eyliyerek gedikli erbaşlığa teşviki sağlamak için; gedikli erbaşlara, en az orta okul mezunu bir Devlet memur statüsü vererek aynı derecede öğrenim görmüş ve Devletin türlü hizmetlerinde çalışan memurlara eşit haklara sahip kılmak gerekli görülmüş (demek ki bu târihe kadar eşit haklar verilmiyor idi.Eski Tüfek) ve bu kanun tasarısı bu esasa göre hazırlanmıştır.

   2. Bu tasarının hazırlanmasında:

    a) Gedikli erbaşlara ait bütün mevzuatın bir kanun içinde toplanması

    b) Muhtelif sınıf gedikli erbaş okulları sürelerinin birleştirilmesi ve ortaokul öğrenimi üzerine bir yıllık staj ve iki yıllık bir meslek tahsili verilerek aylıklarının 20 liradan başlanması ve böylece muhtelif sınıf ve meslek gedikli erbaşları arasında eşitlik sağlanması,

    c) Gedikli erbaş aylıklarının birer derece yükseltilmesi dolayısiyle, sanat enstitülerinden çıkan gedikli erbaşların da üstçavuş olarak değil gedikli çavuş olarak çıkarılması ve eşitlik sağlanması,

    d) Gedikli erbaşların muadil tahsili Devlet memurları gibi her rütbede asgari bekleme süresinin üç yıl olması,

   e) Gedikli erbaşların temdit esası kaldırılarak, subaylar, gibi 15 yıl mecburi hizmete tâbi tutulması,

   f) Gedikli erbaşların yükselmelerinin, sicil ve ehliyet yoliyle bakanlıklarca yapılması,

   g) Gedikli erbaşların yükselmelerinin subaylar gibi her yılın 30 Ağustos Zafer Bayramı yapılması,

   h) Gedikli erbaşların aylıklarının ordunun diğer mensupları gibi ay başlarında teşmil edilmesi, 60 lira asli maaşa kadar yükseltilmesi,

   i) Çekilme veya emekliye çıkarılma suretiyle ordudan, ayrılan gedikli erbaşların yedek gedikli erbaşlığa nakilleri,

   Gibi önemli esasları ihtiva etmek ve başkaca müteferrik kısımlara da tasarıda yer verilmek suretiyle ilişik kanun tasarısı hazırlanmıştır.

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   Başbakan Şemsettin GÜNALTAY’ın bu dilekcesi aslında;

   “Gedikli” dediği köle askerlerin 1950 senesindeki perişân hâlini gösderen iyi bir itirâfnâmedir.

   Aynı zamânda burada dikkat çeken çok önemli husus da şudur. Bu tasarının gerekçesinde, “gedikli erbaş” dedikleri askerlere;

   1910 senesinde Padişah Sultan Mahmud Reşad

   Ve dahi

   1927 senesinde ise 1076 sayılı kânunun 4’üncü maddesi ile Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün verdiği,

   “İhtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkının” iptal edildiğine dâir bir tek kelime dahi yokdur.

   1076 sayılı kânunun dördüncü maddesinin iptâl edilmesi tam anlamı ile 5619 sayı ile kânuna aykırıdır.

   Netice itibârı ile;

   5619 sayılı kânunun 29’uncu maddesi ile iptal edilen “gedikli erbaşların

   “Yedek ihtiyât zâbitliği ve yedek ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını” iptal eden devlet adamları ve subaylar;

   Hem Padişah Sultan Mahmud Reşad’ın irâdesine

   Hem de Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün bu karârına meclis çatısı altında ihânet etdiler.

 

   Zâbit ile nefer arasında “ortada sandık bir asker sınıfı olarak teşkil edilen “kara küçük zâbitler”;

   Mektebden mezun oldukları 1911 senesinden, harbin sona erdiği 1920 senesine kadar geçen 10 senede

Zâbitimizin yerine ölmesi için neferimiz ile birlikde cephenin en önünde harbe sürüldü.

 

   Fakat

   Harb sona erdikden sonra Genelkurmay Başkanlığımızın beyaz subayları;

   Kara küçük zâbitleri kullanılmış kağıt mendil gibi bir kenara atdılar.

   Ve 1950 senesine vâsıl olduğumuz günlerden bir günde de

   “Gediki erbaş” isimini verdikleri kara küçük zabitlerin “yedek subaylığa terfi hakkını” işde böyle gasp etdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   1/732 sayılı Gedikli Erbaş Kânûn tasarısının 40’ncı maddesi olarak meclise gelen

   Ve fakat

   Millî Savunma Komisyonunun 29’uncu madde olarak aynen tâdil etdiği bu madde,

   Hiçbir gerekce gösderilmeden meclisde kabul edildi.

   Hem de bu celseye katılan 242 vekilin tamâmının reyi ile…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bu tasarıdaki 29’ncu maddede söz edilen 1076 sayılı kânunun 4’üncü maddesinin ne olduğunu

   Bu maddeye kabul reyi veren 242 vekilden acaba kaç dânesi biliyor idi?

   Çünkü

   Bu kânun tasarısı için yapılan meclis müzâkerelerinde “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilen askerlerin

   “Yedek ihtiyât zâbit” ve “yedek askerî memur” olma haklarının iptal edildiğine dâir olmak üzere bir tek cümle bile söz edilmemiş!

 

*  *  *  *  *

 

   Bingöl milletvekili hukukcu Feridun Fikri DÜŞÜNSEL’in teklif etdiği

   Başbakan Şemsettin GÜNALTAY’ın meclise arz etdiği

   Ve dahi

   BMM’nin 1950 senesinde kabul etdiği 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânununun 29’uncu maddesi şöyle diyor idi;

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Sene 1953…

   Birinci “demir gırat” hükümeti devr-i icraatının üçüncü senesine vâsıl olmuş idi…

   Yarısı okuma yazma dahi bilmeyen “seçmen” vatandaşımız;

   Kendilerini idâre etmesi için devleti, aşağıda gördüğünüz şu “devlet adamları”nın ellerine teslim etmiş idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   TBMM, 10 Temmuz 1953 Cuma günü ictimâ eyledi.

   Gündem;

   Köy enstitüsü ve sanat enstitüsü mezunu vatandaşlara “yedek subaylık” hakkı verilmesi idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

   Bu rezil durumu ilk fark eden kişi Muğla vekilimiz Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU idi.

   Köy enstitüsü ve sanat enstitüsü mezunu vatandaşların,

   Askerlik mükellefiyetini “yedek subay” olarak yapması için bir kânun teklifi hazırladı.

   Ve bu kânun teklifi hakkında 1953 senesi 10 Temmuz’da o mübârek Cuma günü söz aldı.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Kore harbine iştirâk etmiş gâzi ve aynı zamânda emekli bir subay olan Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU;

   Konuşması esnâsında “yedek subaylık” konusunda meclisde şu sözlerini târihe şerh düşdü;

 

   1953_6137_B_106, 10.VII.1953 Cuma.

 

   NÂTIK POYRAZOĞLU (Muğla) — (…)

   Hemen hepiniz yedek subay olduğunuz için, memleketin bütün münevver kitlesi yedek subay olduğu için, bundan sonra da bu münevver kitle yedek subaylık vazifesini alacağı için, bugünkü statü üzerinde biraz konuşmak istiyorum.

   Müsaadenizi rica edeceğim.

   Çünkü millî ve mühim bir dâvadır. Beni dinledikten sonra siz de tahmin ediyorum, kaani olacaksınız ki

 

   Bugünkü yedek subay statüsü kökünden değişmesi icabeden bir statüdür.

 

   Medenî milletlerin, muharip milletlerin, modern ordulara sahip milletlerin ordularında bugün bizde mevcut yedek subay statüsü kalmamıştır.

 

 

   Muğla vekili Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU’nun konuşmasından sonra

   Aynı konuda başka bir vekil meclisde söz aldı; Ahmet Rıfat ÖZDEŞ.

   Kırşehir vekilimiz Ahmet Rıfat ÖZDEŞ de emekli deniz subayı idi…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Bu vekilimiz Ahmet Rıfat ÖZDEŞ de

   “Yedek subaylık” konusunda şu hakikâtleri târihe şerh düşdü;

 

 

 

   1953_6137_B_106, 10.VII.1953 Cuma.

 

   BÜTÇE KOMİSYONU ADINA RİFAT ÖZDEŞ (Kırşehir) — Muhterem arkadaşlar (…);

   Bugün Nâtık Poyrazoğlu arkadaşımızın söylediği gibi,

   asıl ve mühim olan, orduda “yedek subaylık” mefhumunu kaldırıp muvazzaf subaylık, personel subaylık koymak lâzımdır.

   Bu esas halledilmeye muhtaçtır.

 

   Ben bu mevzuda Millî Savunma Vekiline şükranlarımı arzederim, kendileri bu kanunu Teşrinievvele kadar yetiştireceğini komisyonumuzda vait buyurmuşlardı.

 

Bugün cari bulunan Yedek Subaylık Kanunu muazzam bir adaletsizliğe meydan vermektedir. (…)

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Biz bugün, 2019 senesinin birinci ayındayız.

 

   Her ikisi de emekli subay olan;

   Muğla vekili Mustafa Nâtık POYRAZOĞLU

   Ve dahi

   Kırşehir vekili Ahmet Rıfat ÖZDEŞ’in,

   “Yedek subaylık” konusunda söylediklerinin üzerinden tam 66 sene deverân eyledi.

 

 

 

 

   “Yedek subaylık mefhumunu kaldırmak” için dönemin Millî Savunma Bakanı Ali Seyfi KURTBEK;

 

   1953 senesinden bugüne kadar çalışmayabaşlayalı tam 66 sene deverân eyledi.

 

 

  


   Selefi emekli subay Ali Seyfi KURTBEK’in 1953 senesinde başlatdığı bu çalışmadan

 

   Bugünün Millî Savunma Bakanı emekli subay Hulusi AKAR’ın haberi var mı acap?..

 

 

   

 

1953 Senesinden Beri;

 

  •  Medenî milletlerin,

  • Muharip milletlerin

 

  • Modern ordulara sahip milletlerin ordularında 

 

 

Yedek subaylık mevcut değil.

 

 

 

Bu can yakıcı hakikâti de

Meclisde söylendiği günden bugüne kadar geçen 66 sene sonra

İlk defâ işiten de bu makâleyi okuyan sizler oluyorsunuz!

   

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK 2019 senesinin Zemheri ayında soruyor!

 

Türkiye  Cumhuriyeti Devleti;

 

  •  Medenî bir millet ise şâyet,

 

  • Muharip bir millet ise şâyet,

  • Modern ordulara sahip bir millet ise şâyet,

 

 

      Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR,    

 

       Yedek subaylığı bugün hâlâ niçin lağvetmiyor?        

 

 

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Seneler, 27 Mayıs darbesine üç’ü gösderiyor idi!..

   Cumhurbaşkanı Mahmut Celâl BAYAR ve Başbakan Adnan MENDERES’in idâresindeki hükûmet,

   Coni’nin kucağına oturmuş,

   Zengin daha zengin olur iken

   Fakir, kuru soğana muhtaç olmuş idi.

   Vatandaş, akşam sofrasına ne koyacağını kara kara düşünür iken

   TBMM’de 1957 senesi bütçesi müzâkere ediliyor idi.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat ATATÜRK’den sonra ordumuzda yedek subaylık; 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Cumhurbaşkanları,
  • Başbakanlar,
  • Bakanlar,
  • Genelkurmay Başkanları,
  • Ordu komutanları
  • Kalınbok ekâbir takımı

  Ve dahi

  • Milletvekili mahdumları için kolay yoldan askerlik yapmanın adı oldu.

 

   Hattâ bu konuda vekiller TBMM’de birbirlerine girdiler.

   1957 senesine geldiğimizde TBMM’de mide bulandıran bir iddia ortaya atıldı.

   1957 senesi bütçesi için hazırlanan 6937 sayılı kânunun müzâkeresi esnâsında söz alan milletvekili Salâhattin TOKER,

   Başvekil Adnan MENDERES’in oğlunun askerliğini “yedek subay” olarak yapdığını söyledi.

   Üsdelik askerlik(!) süresi içinde Başvekilin oğlu, kıt’aya hiç gitmedi.

   Ve bu iddia karşısında şaşkın tavuğa dönen Başvekil Adnan MENDERES, dut yedi bülbül oldu!..

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   957—6937_1957 Bütçe Kanunu, İ: 46, 25.2.1957, C.1;

 

   SALÂHATTÎN TOKER (Devamla) — Muhterem arkadaşlar, NATO'nun bellibaşlı bir kaidesi de şudur: NATO devletleri askerî birliklerinin sayısını artırmadan evvel, kalitesini artırmalıdırlar.

   Kuvvetlerimizin kalitesinin yükseltilmesi bahsinde karşılaştığımız en büyük zorluk uzun hizmetli subay ve asstsubay ile teknisiyen darlığıdır. Bunun, sebebi; sivil sektöre nazaran, silâhlı kuvvetlerimizde ücretlerin çok düşük olmasıdır.

   Arkadaşlar, herkes bilmektedir ki, askerî mekteplere ve harb okullarına taliplerin sayısı maalesef azalmaktadır.

   Bundan başka, muvazzaf subaylar arasında ordudan ayrılanların sayısı bilhassa teknik sınıflarda çok fazladır.

   Hükümetin, gerek subaylık meslekine talebi çoğaltmak, gerek ordudan ayrılmaları önlemek için, alması gereken tedbirlerin başında enflâsyonu durdurmak gelmelidir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   

 

BAŞVEKİL ADNAN MENDERES (İstanbul) — Yok enflâsyon.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   SALÂHATTÎN TOKER(Devamla) — Bü­tün devlet hizmetleri gibi, enflâsyon, muvazzaf ordu mensuplarının da gelirlerini her yıl kemirmektedir. Muvazzaf subaylardan, bilhassa teknik bilgileri icabı, sivil sektörlerde iş bulmak imkânına kolaylıkla sahibolanların, bu durumda, pek sevdikleri mesleklerinden, sırf geçim mülâhazalariyle ayrılmak zorunda bırakılmaları, mesuliyeti tamamen bugünkü hükümete ait olan çok elem verici bir hâdisedir.

   Garnizon yakınlarında subay aileleri için evler inşasının plânlı bir surette, kısa zamanda tamamlanması ve bu evlerin subay ailelerine tahsis edilmesi zaruridir. Subayların bulundukları birçok garnizonlar, mektepten de mahrumdur. Subayların kız ve erkek çocuklarına yurtlar açmak suretiyle, mektep bulunan yerlerde, okumalarının temin edilmesi, zarureti vardır. Bu ev ve mektep kolaylıklarının, astsubaylara da teşmili lâzımdır.

 

   SELÂHATTİN TOKER (Devamla) — Yedek subaylar arasında, kıta hizmeti bakımından, hiçbir şekilde tefrik yapılmaması lâzımgeldiği kanaatindeyiz. Birtakım kimseleri, tercümanlıkta veya eski resmî vazifelerinde çalıştırarak fiilen askerlik yaptırmadan, vatani vazifelerini ifa etmiş saymak Anayasamızın icaplarına aykırıdır. Bâzı hariciyeci yedek subayların da NATO dairesinde çalışmak üzere Hariciye Vekâletine her nasılsa verildiği halde, aynı Vekâletin Ticaret Dairesinde, eski vazifelerinde istihdam edildiklerini ve hattâ hariçte bâzı dış temas ve konferanslara iştirak ettirildiklerini işitmekteyiz.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

DEVLET VEKİLİ VE MİLLΠMÜDAFAA VEKÂLETİ VEKİLİ ŞEMİ ERGİN (Manisa)Kimdir?

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

SELÂHATTİN TOKER (Devamla) — Başvekilin oğlu.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

MURAD ALİ ÜLGEN (Afyon Karahisar)  Hah... Şöyle söylesene.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   SALÂHATTÎN TOKER (Devamla) — Millî Müdafaa Vekâletinden, askerî hizmette, tefrika yaratıcı ve morali bozucu bu gibi yolsuzluklara sebebolan kimseler hakkında, her kim olurlarsa olsunlar, derhal kanuni takibata girişmesini talebederiz.

   Muvazzaf astsubaylardan, subaylığa geçemiyenlerin, kaldıkları başgedikli rütbesinde muntazaman terfih edilmelerinde fayda görürüz. Millî Müdafaa Vekâletinden, uzun hizmetli subay, astsubay ve teknisiyenlerin, mukavele ile temini yollarını araştırmasını istiyoruz.

   Muhterem arkadaşlar; Personel darlığının halli, her şeyden evvel, NATO'nun istediği gibi kalitenin sayıya tercih edilmesiyle mümkündür. Bu da, aslında NATO 'nun da 1954 te talebetmiş olduğu şekilde, birliklerimizin, ezcümle kadro ve kuruluşları bakımından, atom harbinin icaplarına uygun olarak, yeniden teşkilâtlandırılması ile kabil olacaktır.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Maşşallah! Allah, kem gözlerden esirgesin…

   27 Mayıs subay darbesinin hemen ertesinde

   Evinden picaması ile kaldırılıp getirilen Cemal Aga,

   Darbeci subaylarımızın teşkil etdiği darbe hükümetinin nerede ise “herşeyi” oldu.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   ATATÜRK;

   1927 senesinde Askerlik Mükellefiyeti Kânununu yapdı.

   Bu kânun ile, her erkek vatandaşa istisnasız olarak askerlik yapmak görevi verdi.

   Bu kânunun birinci maddesinde aynı zamânda ATATÜRK, şöyle dedi;

   Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir.

   Bu cümle ile ATATÜRK, T.C ordusunda iki sınıf asker olduğunu emretdi;

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Fakat

   27 Mayıs darbesini yapan Coniperestiş karanlık suratlı subaylarımız,

   ATATÜRK’ün bu emrini de ayaklar altına aldı.

   Darbeyi yapdıkdan daha bir sene bile geçmeden bir kânun tertip etdiler. 211 sayılı bu kânuna TSK İç Hizmet Kânunu ismini verdiler.

   Ve bu kânunun 199’uncu maddesi ile 1111 sayılı Askerlik Mükellefiyeti Kânununun birinci maddesindeki

   “Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir” hükmünü iptal etdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Meclisde yapdıkları hile ile de bu darbeci subaylarımız;

   “Mükellef asker” olan “çavuşları” subayların dâhil olduğu “muvazzaf asker” sınıfına dâhil etdiler.

    Ve dahi

   “Mükellef asker” olan “çavuşların” sırtına “muvazzaf asker” olan subayların görevlerini yüklediler.

 

    Fakat

   “Muvazzaf subay” görevi yapdırdıkları “çavuşlara” hiç utanmadan “mükellef er” maaşı verdiler.

 

 

   Böyle bir kalpazanlığı da dünyâda yapan tek ordu, ne yazık ki sâdece ve hâlâ bizim ordumuzdur.

   Dünyânın bilmem kaçıncı ordusuyuz diye çemkirip caka satan beyaz subaylarımıza sesleniyorum;

   Ahlâk, akıl, vicdân, iz’an ve şeref sâhibi iseniz şâyet çıkın ortaya!

   Ve dahi

   Bu sahtekârlığı Eski Tüfek'e izâh edin!..

 

 

*  *  *  *  *

 

   Karavanam bakırdandırAsubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Yemen yolu çukurdandır

   Zenginimiz bedel verir

   Askerimiz fakırdandır.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   Kurşun atanın da kurşun yiyenin de bir olduğu 1994 senesine vâsıl olduk, vesselâm!..

   Türkiye, ilk defâ olmak üzere dişi bir başbakana teslim edildi. Daha doğrusu, babası Çoban Sülü etdi.

   Üsdelik hem Amerikan ve hem de Türk vatandaşı olan bir dişiye…

   Başbakanı olduğu devleti kasdederek;

   “Dünyânın son sosyalist devletini yıkdık” diyecek kadar küstahlaşan Hallüsinasyoncu Tansu UÇURAN ÇİLLER;

69xBaşbakan koltuğunda manikür, pedikür ve sir ağda yapıyor

Bunları yapar iken de laf olsun torba dolsun diye “her aileye iki anahtar” veriyor(!) idi.

Başbakan Tansu UÇURAN ÇİLLER bunları yapar iken

Tosuncuklarından birisi olan büyük oğlu Mert UÇURAN ÇİLLER de

Deniz Kuvvetlerinde “yedek subay” dümeni ile “askerlik” yapıyor idi!..

Yedek subay adayı Mert UÇURAN ÇİLLER, SAS kursuna katıldı.

Fakat derslere bile girmeden kursu birinci olarak tamamladı.

Çünkü;

Bu kursu veren denizci yavşak subaylar; kursu birinci olarak tamamlayan “astsubayın” hakkını yediler.

Ve Yedek subay adayı Mert UÇURAN ÇİLLER’i birinci yapdılar.

Mert UÇURAN ÇİLLER iki kere bile denize dalmadan SAS olmuş idi de!..

 

   Peki,

   Yedek subay Mert, hakikaten askerlik yapıyor mu idi?.. 

   Bu suâlin cevâbını bulmak için;

   1994 senesinin “% 10’cu” vekillerin ihâle kovaladığı TBMM’ye kadar şöyle bir uzanmamız gerekecek.

    Rize milletvekiki Ahmet KABİL 06 Ekim Perşembe günü meclise bir soru önergesi verdi.

   Bu önergenin iki ve üçüncü sırasındaki sorular oldukca câlib-i dikkat idi. 

images/stories/sukru-irbik/asubay-tefrikasi-6-7/70.jpg

 

   Mükellef askerlik için Askerlik Şubelerine müracaat eden bu çocukların sınıflandırılmasının

   Bilgisayar ile yapılıp yapılmadığını anlamak isdeyenlerin işi zor değil.

   Aşağıda gördüğünüz sarmaş dolaş kuzu sarması misâli şu resimlere bakın, yeterli…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

   İkinci bin yılın birinci senesine vâsıl olduğumuz günlerde

   Devletimizin muhterem idâre heyeti aşağıda gördüğünüz şu zevâtdan mürekkep idi…

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

 

 

Şeyh Edebalı;

Osmanlı Devletinin kurucu padişahı ve dâmadı Osman Bey’e 700 sene evvel şöyle hasihât etdi;

 

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!

 

 

 

 

 

Fakat Devletimizin başına 50 sene tebelleş olan Çoban Sülü ise dün şunu itirâf etdi;

 

İnsanı öldür ki devlet yaşasın!

 

 

   İslamköylü Çoban Sülü;

   Föterini alıp 6 defâ gitmiş

   Fakat yedinci defâ gelişi muhteşem olmuş idi.

   Ve dahi

   Bu seferinde devletin en yüksek makâmı olan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna köskelmiş idi.

   Ülkemiz; devletin, devlet politikası olarak adam öldürdüğü günlere düşegelmiş idi…

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Çoban Sülü ve sözde Kıbrıs Fâtihi Karaoğlan ECEVİT kafa kafaya verdiler

   Ve

   4551 sayılı kânun ile Askerî Cezâ Kânununda ve diğer kânunlarda geçen;

   “Başgedikli", "Gedikli" ve "Küçük Zabit" ibarelerini "Astsubay" olarak değiştirdiler.

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat

   Aynı kânunlarda geçen “gedikli küçük zâbit” ibâresine dokunamadılar!..

   Bunu yapmak için meclisde kimin nasıl kıvırtdığını öğrenmek için de Yalancının Mumu’nu tıklayın yeter.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

   2019 senesinde ilk günlerini idrâk etdiğimiz Zemheri ayının şu günlerde kendi hükümünü sürdüğü gibi;

   1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânununun aşağıda gördüğünüz ikinci maddesi

   Ve dahi

   Bu kânundaki “gedikli küçük zâbit” ibâresi bugün de aynı şekilde kendi hükümünü sürüyor...

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    Hukuken mevcut olsa da Yedek Askerî Memurlar ordumuzda bugün artık fiilen yok! 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Bilim aklı, sağlam bir vicdân ve hür bir irâde ile tetebbu edince

   Bebek mâsumiyeti ile size bakan şu kânunun içine şeytânî bir hile gizlendiğini şimdi görebildiniz mi?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_7  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sahi Güvenlik Komutanlığı brövesi_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

                   

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK’dan

Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ’a Açık Mektup

 

Prof.Dr. Sayın Ümit ÖZDAĞ,

 

Ben Şükrü IRBIK, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 31 sene

Ve

Sâhil Güvenlik Komutanlığında da 3 sene olmak üzere;

 

  • 34 sene bilfiil hizmet etmiş

Ve dahi

  • 2011 senesinde de kendi isdeğim ile emekli olmuş bir asubayım.

 

 "  1982 senesinde görevime ilk başladığım gün bana  “astsubay” demişler idi.

 

 "  2011 senesinde emekli olduğum gün bana gene “astsubay” dediler.

 

Ümit Hocam siz;

 

Üniversite tahsilinden sonra okumaya devâm etdiniz,

Anayasa’dan neşet eden “kendini gelişdirme” hakkınızı kullandınız,

Ve dahi

T.C. devletinin bir vatandaşı olarak sırası ile;

 

  • Araşdırma görevlisi

 

  • Asistan

 

  • Doktor

 

  • Doçent oldunuz!

 

Ve en son olarak da yaklaşık 20 senelik başarılı çalışmanız neticesinde

 

  • Mesleğinizde son hedefiniz olan “profesör” unvânını ihrâz etdiniz!..

 

Fakat aynı T.C devletinin başka bir vatandaşı olan ben Şükrü IRBIK ise;

 

 

  • Görevime "astsubay" olarak başladım.

 

     Ve dahi

 

  • "Astsubay" olarak 30 sene çalışdıkdan sonra gene "astsubay" olarak bitirdim! 

 

 

Ümit hocam siz, lisans sahibi olmak için 4 sene okudunuz.

 

Ben Şükrü IRBIK ise asubay olmak için 4 sene okudum.

 

Anayasa'nın emrine rağmen,

Genekurmay Başkanları biz asubaylara yüksek tahsili yasak etdiğinden dolayı

Görevde iken kazandığım Ankara Üniversitesine kayıt bile yapdıramadım.

Bu cümlenin üzerini tıklar iseniz şâyet 1987 ÖSYS Sonuç Belgemi görebilirsiniz!

 

Sizin anlayacağınız kelimeler ile söyleyeyim hocam;

 

  • Astsubay unvânı ile tam 30 sene çalışmışım,

 

  •  Fakat 30 senede bir arpa boyu dahi yol gidememişim!..



 *  *  *  *  * 

 

Emekli olduğum günden bu yana askerlik konusunda,

Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bâhusus cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” denilen asker sınıfının târihi hakkında makâle yazıyorum.

Ve dahi

yazdığım makâlelerimi de emekliassubaylar.org isimli mecrâdaki Eski Tüfek'de neşrediyorum.

 

 

Bu köşemde bugüne kadar neşrediğim doksan küsur makâlemde ortaya çıkartdığım “resmî yalanların” ve “kânunsuzlukların” hiçbirisini Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı tekzip edemedi.

Edemez de!..

Çünkü bu makâlelerimi kimsenin inkâr dahi edemeyeceği belgelere müsteniden yazdım.

 

 Bugün size hitâben yazdığım bu makâlem için de durum aynıdır.

 

Yazdıklarımın bir kelimesinin bile yanlış olduğunu hiç kimse iddia edemez!..

 

Çünkü hocam;

 

Burada sarf etdiğim her kelime, her cümle, her ifâde doğrunun ta kendisidir.

 

 

Ümit Hocam,

 

Genelkurmay Başkanlığımızın “astsubay” olarak tesmiye etdiği

Ve dahiEski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sizin de “assubay” dediğiniz asker kişiler hakkında

Yeniçağ gazetesindeki köşenizde 18 Ekim 2013 Perşembe günü neşretdiğiniz “Dünya Assubaylar Günü ve Assubaylar” isimli makâlenizi okumuş idim. 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu makâleniz hakkındaki şahsî fikrimi de

Sol tarafınızda bağlantılı resmini gördüğünüz

Asubay Tefrikası-2 isimli makâlemde

09 Mart 2017 Perşembe günü kısmen serdetmiş idim.

 

 

Söze konu bu makâlenizde “asubaylar” hakkında temâs etdiğiniz konulara kimi zamân cevâben,

Kimi zamân da reddiye mahiyetinde yazdığım aşağıdaki mektubumu da size bugün gönderiyorum.


 

 

 *  *  *  *  * 
 

 

 

Prof.Dr. Sayın Ümit ÖZDAĞ,

 

Söze konu makâlenizin daha ilk cümlesinde şöyle demişsiniz;

 

17 Ekim Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlanmaktadır.

 

Size söylendiği şekli ile “Dünya Assubaylar Günü” hakkında ben Şükrü IRBIK şunları söyleyeyim;

 

 

 

 

  • 17 Ekim’i “Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlayan Türk emekli asubayından başka devletlerin asubayı var mıdır?

 

  • Bu konuda herhangi bir araşdırma yapdınız mı?

     Ya da

  • Bir subay mahdumu olarak “assubaylık” konusunda bir fikriniz var mı?

 

  • Var ise şâyet, bu fikirlerinizi lutfedip de biz asubaylar ile paylaşır mısınız? 

 

 

 

Sayın ÖZDAĞ,

 

Söze konu makâlenizin ikinci cümlesinde ise şöyle diyorsunuz;Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Dünyada subaylar günü olduğunu veya generaller günü olduğunu duymadım.

 

Hocam, müsaade eder iseniz şâyet bu tesbitinize bir tesbit de ben ilâve edeyim;

 

 

Türkiye’den başka bir ülkede, “Dünya assubaylar günü” olduğunu ve kutlandığını da

Ben asubay Şükrü IRBIK duymadım!

 

 

 

17 Ekim’in “Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlanması konusunda;

 

  • Hem çalan

 

  • Hem de oynayan sâdece TEMAD olmuş idi.

 

 

 

Aslına bakar iseniz şâyet;

 

  • “Dünyâ Assubaylar Günü” tertip eden ve kutlayan TEMAD’dan başka bir dernek,

 

 

Ve dahi

 

 

  • Türk asubayından başka asubay da yok! 

 

 

 

Zâten dönemin Genelkurmay Başkanı “memurNecdet ÖZEL de

TEMAD’ın 2014 senesinde tertip etdiği “Dünya Assubaylar Gününü” külliyen inkâr ve reddedmiş idi.

 

 

 *  *  *  *  * 

 

İşbu makâlenizin üçüncü cümlesinde şöyle diyorsunuz, hocam;

 

 

Sadece bu günün varlığı dahi assubayların bütün dünyada görev yaptıkları ordularda istedikleri veya olmaları gereken noktada olmadığını göstermektedir.

 

 

 

Muhterem Ümit Hocam,

 

 

 

"Bütün dünya ordularında “assubay” ismi verilen bir asker sınıfı olduğunu nereden biliyorsunuz?

 

 

"Assubaylık konusunda şu güne kadar neşretdiğiniz bir çalışmanız var mıdır?

 

 

Ayrıca meselâ, Ümit Hocam;

 

 

  • Bugün itibârı ile dünyânın en büyük ve gelişmiş ordusu olan Amerikan ordusunda “assubay” denilen asker sınıfı var mıdır?

 

 

  • İngiliz ordusunda “assubay” denilen asker sınıfı var mıdır?

 

 

  • Bu devletlerin Anayasalarını, kânunlarını okumaya tenezzül etdiniz mi hiç?

 

 

  • Tenezzül edip de okudunuz ise şâyet bu Anayasalarda, kânunlarda “assubay” olarak târif ve tesmiye edilmiş bir asker sınıfının mevcudiyetine rast geldiniz mi?

 

  • Sizin babanız subay idi. Teğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay vs. "rütbeleri" var idi. Subay arkadaşları babanıza, bu "rütbeleri" ile hitâp etdiler. Fakat bir sayfalık makâlenizde hocam siz, tam 29 kere "assubay" kelimesi kullanmışsınız. Bu kelime, mâlumunuz, unvândır.  "Assubay" deyip dilinize pelesenk etdiğiniz bu asker kişilerin "rütbesi" yok mudur, Allah aşkına?..

 

 

  • Assubay deyip bağrınıza basdığınız bu köle askerlerin rütbe silsilesini bitamâm söyleyebilir misiniz, hocam?

 

 

  • Meselâ; bu makâlemin altına yazdığım benim rütbemi kekelemeden, duralamadan bir çırpıda söyleyebilir ve tam olarak yazabilir misiniz, hocam?

 

  • Bu konulardaki bilgilerinizi lutfedip de biz asubaylar ile paylaşmaya tenezzül eder misiniz?

 

  • Bunca senelerden beri milletvekili olarak meclisde görev yapıyorsunuz. Devletimiz, 200.000 assubayın maaşından kesdiği vergiler ile size maaş  ödüyor. "Assubay" dediğiniz bu asker kişiler hakkında, meclisde bugüne kadar bir tek soru önergesi verdiniz mi? 

 

  • Gazetenizdeki köşenizde "assubaylar" hakkında işkembeden üfürmeyi biliyorsunuz da!.. Bir kere dahi olsun milletvekili sıfatı ile meclisde söz alıp da "assubaylar" hakkında bu makâlenizde bahsetdiğiniz konularda iki kelime konuşdunuz mu?

 

Kıymetli Ümit Hocam,

 

Size tevcih etdiğim bu suâllerin cevâbını ben biliyorum.

 

Çünkü; bunların hepsini tetebbu etdim, hocam!..

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

Bugünkü cârî askerî mevzuatımıza göre “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfı,

Üçüncü bir asker sınıfı olarak” karanlık suratlı darbeci subayların

Muayyen târihlerde cebren ve hile ile tertip etdiği darbe kânunları ile teşkil edilmiş “sahte” ve “uyduruk” bir asker sınıfıdır.

 

Biliyor musunuz hocam?

 

Muvazzaf astsubay” tâbirinin “İngilizce tercümesini” sordum, Genelkurmay Başkanlığımıza. Verecek cevâp bulamadılar.

 

 

Bu konuda gönderdiğim dilekceyi ve gelen cevâbı merak eder iseniz şâyet size memnuniyet ile gönderebilirim.

 

 

Bir şey daha söyleyeyim size!

 

Subay mahdumu bir profesör olarak siz, Ümit ÖZDAĞ;

 

Cârî askerî mevzuâtımızda mevcut olan “Muvazzaf astsubay” tâbirini İngilizceye tercüme edebilir iseniz şâyet

 

 

  • Millî Savunma Bakanı emekli subay Hulusi AKAR

 

 

Ve dahi

 

 

  • Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar GÜLER’in huzurunda

 

Yaş itibârı ile benden küçük olmanıza rağmen sizin elini öpmeye hazırım hocam!

 

 

Ümit Hocam,

 

 

Amerika, İngiltere gibi;

 

Dünyâda askerlik ve harb sanatının gelişdiği

 

 

Ve dahi

 

 

İnsan haklarının yerleşip adâletin yeşerdiği devlet ordularında

 

Sâdece iki sınıf asker vardır;

 

 

1. Er (Mükellef/gönüllü Er, Nefer) (Drafted/Conscripted/Enlisted Man)

 

 

2. Subay (Muvazzaf Zâbit) (Commissioned Officer)

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Muhterem Ümit Hocam,

 

Yeniçağ gazetesindeki köşenizde 18 Ekim 2013 Perşembe günü şöyle demişsiniz;

 

 

 

“TSK’nın son dönemde yaşadığı önemli sorunlardan birisi de assubayların sorunlarıdır.”

 

“Bu sorun o kadar büyümüştür ki, artık ordu içinde bir gerilim,

 

Hatta astsubay-subay sert bir ifade ile  “düşmanlığına”  dönüşmüştür.”

 

 

 

Bu tesbitiniz gâyet isâbetli ve çok doğrudur hocam!

 

Peki,

 

" Astsubay-subay arasındaki bu “düşmanlığın” sebebini biliyor musunuz?

 

 

" Bu çok tehlikeli “düşmanlığın” sebebini anlayacak kadar bilginiz ve vicdânınız var mı?

 

 

" Astsubayları ve subayları birbirine “düşmân” olan dünyâda başka ordu var mı?

 

 

Bir ipucu vereyim size;

 

  • " İki cambaz bir ipde oynar mı?

 

  • " Köprüde karşılaşan “iki keçi” hikâyesini bilir misiz?

  

ha babam ha

 

Mahzûnî'nden de şu türküyü dinler misiniz, Ümit hocam?

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Utanmadan, sıkılmadan “târihciyim” diyerek sanat icrâ etmeye yeltenen


Ve dahi

 

 

Kimisi subay, kimisi sizin deyişiniz ile “assubay” sıfatı taşıyan “fareli köyün kavalcılarına” hocam, siz inanmayın lutfen!

 

 

Çünkü;

 

Bu ordularda, subay ile er arasında müebbet hapse mahkum edilmiş ve “assubay” denilen bir asker sınıfı yokdur.

 

 

Bugün “astsubay” dediğimiz asker sınıfını Türk Ordusunda kimlerin hangi maksatlar için teşkil ve tertip etdiğini de

Asubay Tefrikası 6-2, 6-3 ve 6-4 isimli makâle tefrikamızda belgeleri ile isbat ve fâş eyledik!

 

 

Tenezzül edip de okur iseniz şâyet

"Assubay" dediğiniz uyduruk asker sınıfı hakkında bir Prof. olarak hiçbir şey bilmediğinizi göreceksiniz.

 

 *  *  *  *  * 

 

Sayın Hocam,

 

Sizin “assubay” olarak tesmiye etdiğiniz asker sınıfının ismi de cismi de, cibilliyeti de, mevcudiyeti de sahtedir, uydurmadır, kânunsuzdur.

 

Nasıl mı?

 

Bakınız bugünkü cârî askerî mevzuâtımıza göre “astsubay” olduğu söylenen kelime bile yalandır, uydurmadır, sahtedir.

 

 

Çünkü;

 

Bugün bize “astsubay” olarak yutdurulan tâbirin aslı, “Asubay”dır.

Ve dahi

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu tâbiri, 1935 senesinde ATATÜRK bizzat kendisi türetdi.

Sağ tarafınızda gördüğünüz şu resimin üzerine tıklar iseniz şâyet,

Meselenin hâl-i pür melâlini öğrenebilirsiniz.

 

Bu konuda gözlerinizi yuvasından uğratacak şu bilgiyi de vereyim size;

İngilizce “Non-commissioned officer” ve “Petty officer” tâbirâtını Türkceye “astsubay” olarak  tercüme etmenin, bu tâbirâtın aslı ve ıstılâhı ile alâkası yokdur.

 

 

 

Her iki İngilizce tâbirâtı “astsubay” olarak Türkceye tercüme etmek,

 

Genelkurmay Başkanlığımızın yapdığı ucuz bir işgüzarlık ve sığ bir câhillikden başka bir şey değildir.

 

 

 

Çünkü;


ATATÜRK’ün 1935 senesinde kendisinin türetdiği “asubay” tâbirini,

 

ATATÜRKCÜ olduğunu söyleyen sahtekâr ve zübük subaylarımız;

 

 

 

  • 1938 senesinde, üsdelik ATATÜRK henüz hayâtda iken, meclisde “assubay” şeklinde,

 

  • 1951 senesinde gene meclisde “astsubay” şeklinde tahrif etdiler.

 

 

 

Sayın Ümit Hocam,

 

Biraz aklı olan her insanı hayretlere düşürecek bir hakikâtı da

Emekli asubay ben Şükrü IRBIK ilk kez olmak üzere size yazdığım bu mektubumda fâş eyliyorum;

 

 

Gerek ıstılâh ve dahi gerek ise kelime yapısı itibârı ile muharref olan “astsubay” tâbirinin,

 

TBMM’nin kabul ve tasdik etdiği İngilizce bir tercümesi bugün dahi hâlâ yokdur.

 

Nasıl? Gözel mi, hocam?.. 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Ümit Bey,

 

Makâlenizin bir yerinde serdetdiğiniz cümlede ise şöyle demişsiniz;

 

 

Bir ordunun assubaysız çalışması, yürümesi ve savaşması çok mümkün değildir."

 

 

"Buna rağmen  tarih  assubayların  ordular içinde üstlendikleri önemli rolü ne yazık ki görmemezlikten gelir..

 

 

 

Sayın Ümit Hocam,

 

"Assubay” dediğiniz askerlerin ordular içinde üstlendikleri önemli rolü inkâr edenler konusunda da ne yazık ki

Baltayı taşa vurmuşsunuz!

 

Kim bilir? Belki de hedef sapdırmak niyeti ile böyle bir cümle sarf etdiniz!..

 

Fakat vaziyet ne olur ise olsun,

 

Tıpkı Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek icâb etdiği gibi 

 

" Asubayın hakkını da asubaya vermeli, değil mi? "

 

 

 

 

Çünkü;

 

 

Türk Ordusunun “asubayları” söz konusu olduğunda;

 

 

  • Asubayların ordumuz içinde üstlendikleri önemli rolü görmemezlikten gelen târih değil,

 

Fakat

 

  • Ne yazık ki “silah arkadaşımız” olduğunu söyleyen beyaz subaylarımızın ta kendisidir.”

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

Makâlenizin ilerleyen bir yerinde ise Ümit Bey, şöyle demişsiniz;

 

 

           " Assubaylar farklı ortamlarda farklı görevler yapmalarına rağmen                                                    diğer memurlarla aynı derece ve kademeden  göreve başlarlar."

 

 

Üzülerek ifâde etmeliyim ki bu sözünüz de yanlış!

 

Sayın Hocam,

 

Siz, Yeniçağ gazetesindeki söze konu makâlenizi 18 Ekim 2013 Cuma günü neşretmişsiniz.

 

Size hitâben kaleme aldığım bu açık mektubumu da ben Şükrü IRBIK,

Tatlı bir tesâdüf eseri olarak,

Sizin makâlenizin neşir târihinin tam da beşinci sene-i devriyyesinde, 18 Ekim 2018 Perşembe günü neşretmeye başladım.

 

Aradan tam 5 sene deverân ve güzerân eylemesine rağmen

Sayın Ümit Hocam,

Asubaylar, aynı tahsili yapmış memurlarımıza göre “bir kademe aşağıdan” göreve başlatılıyorlar.



 

Belki biliyorsunuzdur, Hocam! Fakat ben gene de hatırlatayım(!);

 

 

Böyle âdi, böyle alçak ve böyle tefrikacı bir muameleye

 

Ve dahi

 

Böyle ölçüsüz bir kânunsuzluğa mâruz kalan

 

Bugün dahi Asubaylardan başka T.C vatandaşı yok! 

 


Bu, vaziyet;

Sizin makâlenizi neşretdiğiniz 18 Ekim 2013 Cuma günü böyle idi.

 

O günden bu güne tam 5 sene takvim yapraklarını terk etmesine rağmen

Size hitâben kaleme aldığım bu mektubumu neşretmeye başladığım 18 Ekim 2018 Perşembe günü de bu vaziyet,

Hâlâ aynı minvâl üzere..

 

Asubaylara 2003 senesinden beri yapılan bu haksızlık ve kânunsuzluk,

Bugün de hâlâ ve aynen devâm ediyor.

 

Bu hatânızdan zuhur eden hakikât de şudur;

Her kim ise, bu bilgileri yazıp elinize tutuşduran meslekdaşım,

Mensubu olduğu asubaylığın meselelerine vâkıf olmayı bile becerememiş!

 

Subay mahdumu olarak bu sözümüzden sizin anlamanız gereken husus, budur, Ümit hocam!

 

 

Sizin bu hatânızdan biz asubayların çıkarması gereken acı ders ise şudur;

 

 

Asubayların dertlerini ve meselelerini

 

Gene ve ancak bir asubay anlayabilir ve anlatabilir!



 *  *  *  *  * 

 

Sayın ÖZDAĞ,

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

TEMAD’ın sâbık Genelbaşkan Yardımcılarından Sayın Yüksel BİNİCİ’yi ben, şahsen tanırım. Kendisi Dünya Assubaylar Günü’nü memleketimizde ihdâs eden kıymetli bir meslekdaşımızdır. Çeşitli vesileler ile ve TEMAD’ın 2014 senesinde tertip etdiği “İlk Dünya Assubaylar Günü” faaliyetleri kapsamında kendisi ile berâber çalışdık. 

 

Sayın BİNİCİ de beni iyi tanır. Kendisi; 12 Eylül darbeci subaylarının 1984 senesinde cebren ve hile ile TEMAD’ı teşkil etdiğinden başka Türk Ordusundaki “astsubaylık” hakkında hiçbir şey bilmeyen bir meslekdaşımızdır.

 

Çünkü;

Mensubu olduğu “kara asubaylığına” menşe teşkil eden “küçük zâbitliğini”  31 Mart darbecisi zâbitân heyetinin 05 Ekim 1909 târihinde cebren ve hile teşkil etdiği hakikâti orta yerde durur iken;

Tertip etmeye çalışdığı sözde “Dünya Assubaylar Günü” için 12 Eylül darbeci subaylarının gene cebren ve hile ile teşkil etdiği TEMAD’ın kuruluş târihini esâs alması,

Kıymetli meslekdaşım Yüksel BİNİCİ’nin asubaylık konusundaki yüksek târih şuurunun(!) müşahhas bir tezâhürü olarak karşımıza çıkmakdadır.

 

Çünkü;

Uyduruk, ortada sandık, sahte ve köle bir asker sınıfı bile olsa,

Kara Asubaylığının târihini TEMAD’ın kuruluş târihine tenzil etmek,

Hem târifsiz derinlikde bir târihi cehâletin tezâhürüdür

Hem de aynı zamânda bir asubayın kendi mesleğine yapabileceği en büyük haksızlık ve kötülükdür.

 

Ayrıca ben Şükrü IRBIK,

Assubaylık” konusunda Sayın BİNİCİ’nin bugüne kadar yazdığı bir tek makâlesine dahi rast gelmedim.

 

Var ise şâyet ki, dervişe dönmek yaraşır!

Yüksel Bey kerem buyursun da bizleri şöyle bir irşâd etsin bakalım!..

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

Ümit Hocam,

 

Assubayı” bu yazınızda siz, “tampon”’a benzetmişsiniz!

Farklı bir anlamı var mı diye ben de TDK’nın Büyük Türkce Sözlüğüne bugün bir kez daha bakdım.

Ve dahi

Tampon” kelimesinin anlamlarının şunlar olduğunu bir kez daha gördüm;

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Kelâm-ı kibar kullanmayı ve teşbih yapmayı ben de severim, Ümit Hocam!

Ve dahi

Bilirim ve hak veririm ki; Teşbihde hatâ câizdir!

 

 

Lâkin;

 

  • Ordumuzun “asubaylarını” târif etmek için kullandığınız “tampon” teşbihi, amacını fersah fersah aşmış ve maksadı zehirleyen bir benzetme olmuş, bu, bir.

 

  • Asubayları” benzetdiğiniz “tampon” kelimesi hakkında TEMAD Genel başkan yardımcılarından Sayın Yüksel BİNİCİ’nin tavrı ne olmuş idi? Meselâ Yüksel Bey kendisini “tampon”’a benzetiyor mu idi, Bu, iki!..

 

  • Bir asubay olarak ben, aynada kendime bakıyorum. Ve “tampon” kelimesinin TDK sözlüğündeki anlamlarının hiçbirine benzemediğimi görüyorum. Bu sebepden nâşi; biz asubayları “tampon”’a benzetmenizi bir asubay olarak ben Şükrü IRBIK, kendi şahsıma şiddet ile takbih ediyor ve bu “tampon” benzetmenizi size iade ediyorum. Bu, üç!..

 

  • TBMM’nin 1951 senesinde meriyyete koyduğu 5802 sayılı Astsubay Kânununun birinci maddesi, “astsubay” denilen asker kişileri “subay yardımıcısı” olarak târif ve tefrik eder. Bu çıkarsamanın devâmı olmak üzere, sizin bu teşbihinize göre “subayların da esâs tampon olduğu” ortaya çıkmakdadır, değil mi? Bu, dört!..

 

  • Bu mesnetsiz tesbitiniz için asubaylardan özür dilemenizi de ben, sizin bilim ahlâkınıza bırakıyorum, bu da beş!..

 

 

 

Sayın ÖZDAĞ,


Bu mektubuma konu makâlenizde bir yandan “Bir ordunun assubaysız çalışması, yürümesi ve savaşması çok mümkün değildir.” der iken

 

Öte yandan bu kadar önem atfetdiğiniz bu asker kişileri “tampon” olarak târif etmenizdeki iç gıdıklayıcı bu tenâkuzu, siz açıklayabilir misiniz, hocam?

 

 *  *  *  *  * 

 

Sayın Ümit ÖZDAĞ,

 

Amerika ve İngiltere gibi dünyâda söz sâhibi devletlerin ordularında,

Assubay” ismi verilen “ortada sandık” misâli bir asker sınıfı yokdur.

 

Bu sebepden dolayı dünyâda ilk kez olmak üzere TEMAD’ın tertip etdiği “Dünya Assubaylar Günü”’ne bilir misiniz,

Bosna-Hersek’den başka iştirâk eden ve temsilci asubay gönderen devlet olmadı.

Bunun sebebini anlamak zannederim sizin için zor olmasa gerek!

 

İşde,

Dünyâda söz sâhibi ordularda “assubay” ismi ile “ortada sandık” misâli uyduruk bir asker sınıfı mevcut olmadığından dolayı TEMAD’ın bu faaliyeti rağbet görmedi.

 

17 Ekim’in “Dünya Astsubay Günü” olarak kutlanması konusunda hem çalan hem de oynayan sâdece TEMAD oldu.

 

Ve dahi

 

İkincisini dahi kutlayabilecek bir zemin bulamadakendini tüketdi.

 

Ayrıca,

Assubay” dediğiniz asker sınıfı hakkında şu hakikâtleri biliyor musunuz?

 

Dünyânın gelişmiş devletlerinin ordularında sâdece iki sınıf asker var;

 

  • Birincisi; ordunun “kas gücü”nü teşkil eden er,

 

 

  • İkincisi de; ordunun “beyin gücü”nü teşkil eden subay.

 

 

 

 

Söyler misiniz, Sayın ÖZDAĞ;

 

 

Ölmek ve öldürmek hak ve salâhiyyetini hâiz yegâne meslek olan askerlik söz konusu olduğunda;

 

 

Beyin gücü”  ile “kas gücü” arasına,

 

 

Ordu ve siyâset ilişkisi” konusunda “doktor” pâyesi kazanmış siz profesöre göre,“ne tür bir güç” sokuşdurulabilir?..

 


 

 

 

Bu ordularda, subay ile er arasına müebbeten hapsedilmiş

 

Ve dahi

 

Sizin deyişiniz ile “assubay” olarak tesmiye edilen bir asker sınıfı yokdur. Var olduğunu iddia eden var ise şâyet, buyursun, gelsin karşıma!..

 

“Subay ile er” arasında “astsubay” denilen üçüncü bir sınıf asker sınıfı var diyerek

Karanlık suratlı beyaz subaylarımızın bir asır evvel hile tertip etdiği

 

Ve dahi

 

Son bir asırdan beri insanlarımızı efsunlayıp uyutduğu bu kara büyüyü

 

Ben Eski Tüfek Şükrü IRBIK, burada bir kere daha bozuyorum.

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Şimdi müsaade eder iseniz şâyet Sayın ÖZDAĞ,

Bugünkü cârî mevzuâtımıza göre MSB ve Genelkurmay Başkanlığımızın “astsubay” dediği asker sınıfının

Bahrî ve Berrî ordumuzda teşkil edilmesinin tarihçesini doğru cümleler ile  kısaca anlatayım size.

 

 

 

   1. Bahrî  Ordumuzda Astsubaylığın Teşkili;   

 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

1890 senesine kadar Osmanlı Bahrî Ordusunda

Bugünün tâbiri ile “Assubay” olarak bilinen üçüncü bir asker sınıfı yok idi. Bu târihi geriye götürmeye tevessül etmek olsa olsa câhillik ve ahmaklık olabilir. Bahrî Ordumuzda “gedikli” sınıfı, Sultan II. Abdülhamid’in aşağıda gördüğünüz şu fermânı ile 1890 senesinde teşkil edildi.

Osmanlı Bahrî Ordusuna üçüncü bir asker sınıfı olarak zâbit ile nefer arasına sokuşdurulan ve “gedikli” olarak tesmiye edilen asker sınıfı, İngiliz Bahrî Ordusundan aşırmadır. Gençlerimiz rağbet etmediğinden dolayı teşkil edilmesinden kısa bir süre sonra, “gedikli” sınıfı, 1900’larda iflâs etdi. Sorabilirsiniz;  bu gedikli sınıfını ne zamân lağvetdiğini Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bile bilmiyor. Yaklaşık 10 sene hizmet veren “gedikli”  mekteblerinden mezun olan gediklilerin hepsi, padişah fermanı ile “zâbit” sınıfına nakil edildi.

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

1914 senesinde Osmanlı Bahrî Ordusunda “küçük zâbit” ve “gedikli zâbit” isimleri ile iki yeni asker sınıfı teşkil edildi. Böylece bahriyemizdeki asker sınıfının sayısı ikiden dörde yükseldi. Bu yeni iki asker sınıfını uyanık kurmay zâbitân heyetimiz bu kez de gene İngiliz Bahrî Ordusundan aşırdı. Fakat İngiltere’nin kendi “küçük zâbitine” ve “gedikli zâbitine” verdiği hakları, bizim zâbitân heyetimiz kendi “küçük zâbiti” ve “gedikli zâbitine” vermedi.

 

Zâbit sınıfına dâhil olarak teşkil edilen “gedikli zâbitliği” de bahriye zâbitânımız kendisine çetin bir rakip olarak gördüğü ve sâhip olduğu imtiyazları paylaşmak isdemediğinden dolayı 1929 senesinde lağvetdi.

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bahrî Ordumuzda “astsubaylığın” hangi zehirli maksat ile teşkil edildiğini öğrenmeye  isdekli iseniz şâyet  Ümit hocam,

 

Sağ tarafınızda gördüğünüz şu bağlantılı çerçeveyi tıklayın hele bir… 

 

Bakın, neler göreceksiniz!..

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

   2. Berrî Ordumuzda Astsubaylığın Teşkili;        

 

 

1909 senesine kadar da Osmanlı Berrî Ordusunda

Bugünün tâbiri ile “Assubay” olarak bilinen üçüncü bir asker sınıfı yok idi. Bu târihi geriye götürmeye tevessül etmek olsa olsa câhillik ve ahmaklık olabilir.

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Berrî Ordumuzda “astsubaylığın” hangi maksat ile teşkil edildiğini öğrenmek isder iseniz şâyet Ümit hocam,

 

Sağ tarafınızda gördüğünüz şu bağlantılı çerçeveyi tıklamanız kâfidir.

 

Ömrü hayâtınızda ilk defâ Eski Tüfek'den duyacağınız bu bilgiler karşısında gözleriniz yuvasından uğrayacak hocam!..

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Yukarıda gördüğünüz (Berrî) Küçük Zâbit Mektebleri Nizamnâmesi;

 

31 Mart darbesinin hemen arefesinde, darbeci zâbitân heyetinin Meclis-i Mebusânı kapatdığı günlerde

Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın Harbiye Nezâretinde silâh zoru ile yazdırdığı

Ve dahi

Meclisden ve padişahdan kaçırarak çıkartdığı bir darbe kânunudur.

 

İşde bu sebepden dolayı ordumuzun “berrî küçük zâbitliği” (asubaylığı) gayri meşrudur, gayri kânunidir, sayın hocam.

 

Bu bilgiyi de ilk kez olmak üzere burada, Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK ilan ediyorum.

 

 

 

Osmanlı Berrî Ordusuna üçüncü bir asker sınıfı olarak zâbit ile efrad arasına sokuşdurulan ve “küçük zâbit” olarak tesmiye edilen asker sınıfı ise

Alman (Prusya) Berrî ordusundan aşırmadır.

Alman Berrî ordusu örnek alınarak teşkil edilen “berrî küçük zâbitliği”, 31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa, Padişaha rağmen teşkil etdi. (Bkz.; Asubay Tefrikası 6-4)

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Fakat

Almanya’nın kendi küçük zâbitânına verdiği hakların nerede ise hiçbirisini Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa bizim küçük zâbitânımıza vermedi.

 

Darbeci Mahmut Şevket Paşa;

Harbiye Nâzırı unvânı ile 1910 senesinde ziyâret etdiği Dersaadet Küçük Zâbit Mektebinde, bir nutuk atdı.

 

31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa_Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dam Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup

 

 

Ve dahi

Kimisi mektebden firâr eden, kimisi intihâr edenlerden geriye kalan mezun üç-beş küçük zâbit namzetine şöyle dedi.

 

“Evlatlarım; Sizleri harbiyeye  namzet bir şekilde yetiştireceğiz. Yani ordumuzun gözbebeği olacaksınız!”

(Bkz. Asubay Tefrikası 6-4)

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın 1910 senesinde Harbiye Nâzırı sıfatı ile söylediği bu sözünü, işde, siz de ilk defâ olmak üzere işitdiniz!

 

 

Bu söz üzerine şimdi size soruyorum Ümit Bey;

 

 

“Harbiyeye namzet olmak” ne demekdir?

 

 

“Ordumuzun göz bebeği olmak” ne demekdir?

 

Size göre hocam; Söz, insanın neresinden çıkar?

 

 *  *  *  *  * 

  

 

   3. Havaî Ordumuzda Astsubaylığın Teşkili;   

 

 

 


eyyam

Havaî Ordumuzda “astsubaylığın” teşkil edilişini öğrenmeye isdekli iseniz şâyet Ümit hocam,

Sol tarafınızda gördüğünüz şu çerçeveyi tıklayınız!

 

 

 

Tıklayınız da

Hava astsubaylığının “târihi” konusunda Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın çevirdiği fırıldakları

Ve dahi

Hava astsubaylarına yapdığı terbiyesizliği ve inkârcılığı kendi gözleriniz ile görünüz!..

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

Kendisinin Sultanahmet Meydânında meçhul bir suikast ile 1913 senesinde katledilmesi neticesinde

Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın verdiği bu sözlerin hepsi suya düşdü.

 

1912 senesinde başlayıp 1922 senesine kadar devâm eden harbler neticesinde

Ve dahi

Küçük zâbitânın “zâbit” değil de “nefer” olduğunun anlaşılmasından sonra

Bu mesleğe kimse müracaat etmedi ve bu mektebler kapılarına kilit vurdu.

 

Fakat

Bakınız, o günlerden bize o küçük zâbitândan yürek yakıcı şu hâtırât yâdigâr kaldı.

 

  Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK   Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK  Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa

 

Ve dahi

 

O’nun gibi düşünen beyaz zâbitânımızın,

 

Küçük zâbitân” olarak tesmiye etdikleri askerlere yapdığı

 

 

  • Hâinlikleri,

 

 

  • Kalleşlikleri,

 

 

  • Ve şerefsizlikleri biliyor musunuz siz, hocam?

 

 

Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ,

 

  • Ruslara esir düşen Küçük Zâbit Süleyman NURİ’den Uyanan Esirler’i okudunuz mu?

 

  • İngilizlere esir düşen Küçük Zâbit Hamit ERCAN’dan Bir Osmanlı Askerinin Anıları’nı okudunuz mu?

 

     Ve dahi

 

  • Kendi asker ocağında esir ve köle muâmelesi gören Güççük Zâbit Emin ÇÖL’den Bir Erin Anıları’nı okudunuz mu?

 

  • Bu küçük zâbitânı, dönemin Harbiye Nezâretinin nasıl kandırdığını biliyor musunuz, siz hocam?

 

  • Sizin "assubay" dediğiniz "küçük zâbitlere", bizim kendi zâbitânımızın yapdığı haksızlık, kalleşlik ve şerefsizlikleri esir kampında Rusların ve İngilizlerin bile yapmadığını şimdi burada işitseniz, şaşırır mısınız, hocam?

 

 

 

İşde;

 

Beyaz zâbitânımızın gadrine uğrayan küçük zâbitândan

 

Sâdece üçünün bize anlatdığı ibret dolu ve acıklı hakikâtler...

 

 

 

Piyâde Küçük Zâbit Başçavuş Emin ÇÖL;

 

Emin Efendi, Beyrut Küçük Zâbit Mektebinden 1911 senesinde Küçük Zâbit Onbaşı rütbesi ile mezun oldu. Arabistan çöllerinde ve Çanakkale’de harp etdi. 1917 senesinde Beyrisebi harbinde şakağına isâbet eden bir mermi çekirdeği ile tamamen kör oldu ve İngilizlere esir düşdü.

Cephede harb eder iken Enver Paşa’nın icâd etdiği ve “zâbit” kadrosu olan “Takımbaşı” olarak görev yapdı.

Zâbite mahsus olan paslı bir kılıç, çakaralmaz bir tabanca ve fakat iyi bir dürbün techizâtı verdiler Emin Efendiye.

Mâlûl emekli olmak için harbden sonra Harbiye Nezâretine müracaat etdi.

 

Adana'lı Güççük Zâbit Emin Efendi;

 

  • " Mektebden "küçük zâbit" unvânı ile mezun oldu,

 

  • "Zâbit" kadrosu olan "Takımbaşı" unvânı ile cephenin en önünde harb etdi.

 

"Fakat emekli olur iken "küçük zâbit" maaşı alacağı yerde kendisine "er" maaşı bağladılar.

 

 

Küçük zâbit olmasına rağmen emekli olur iken uğradığı haksızlığı anlatmak için yazdığı kitaba kinâyen “Bir Erin Anıları” ismini verdi.

 

 

Yaşadığı bu haksızlığı "Güççük zâbit" Emin Efendi şu vecizi ile târihe kayıt etdi;

 

"   Yüke gelince deve, aşa gelince guş oldum!    "

 

 


  *  *  *  

 

 

Muhabere Küçük Zâbit Başçavuş Hamit ERCAN;

 

Muhabereci olan Hamit Efendi, Başçavuş rütbesindeyken 1916 senesinde Mısır'da İngilizlere esir düşdü ve Belbis esir kampına kapatıldı. Burada esir neferâtımız ile aynı barakada iskân, iâşe ve ibâte edildi. Zâbit değil de er olduğunu bu esir kampına katılınca ancak anlayabildi. Gönüllü olarak çalışmak isdediğini söyledi. İngilizler Hamit Efendiyi, tâmir için zâbitânımızın hapsedildiği Seydibeşir esir kampına  gönderdiler.

 

   Yazdığı anılarında Hamit Efendi,

 

   Esir Osmanlı zâbitânının kaldığı bu kampda;

" Kütüphâne ve çamaşırhâne mevcut olduğundan,

 

" Geceleri sinema oynatıldığından ve

 

" İçki satıldığından hayret ile bahseder.

 

 

Kadıköylü Küçük Zâbit Hamit ERCAN da aslında “zâbit” değil de “nefer” olduğunu esir düşdüğü kampda anlayabildi.

 

 

  *  *  *  

 

 

Piyâde Küçük Zâbit Başçavuş Süleyman NURİ;

 

İstanbul'daki Mühendislik mektebine kayıt etdirmiş idi kendisini. Akşam eve gelip de bu yapdığını anlatınca nalbant babası O’nu eşşek sudan gelesiye kadar dövdü. Sözde milliyetçi bir insan olan Süleyman’ın babası, O’nun elinde tutdu ve ertesi gün götürüp Dersaadet Küçük Zâbit Mektebine kayıt etdirdi. Çünkü devletine hizmet etmesi için babası, Süleyman'ın zâbit olmasını isdiyor idi. 

Talebeliği esnâsında mektebde kendilerine çok kötü muamele etdiler.

Harbiye'de okuyan talebelere çok iyi yemekler verilirken kendilerine hem az, hem de kötü yemekler verildiğini gören Süleyman, şöyle dedi;

 

Mektebde kara ekmek yiyorduk!

 

" Zâbit mekteblerindeki talebelere verdiklerinden daha az yemek veriyorlardı bize.

 

" Rütbe farkını anlıyordum da!.. Mide farkını aklım bir türlü almıyor idi!

 

Süleyman mektebden mezun olunca hemen Kafkas Cephesine sürüldü ve burada Ruslara esir düşdü. Zehirli yılanları ile meşhur Nargin adasındaki esir kampına gönderildi. Rütbesini soran Rus askerine kendisinin bir Osmanlı “zâbiti” olduğunu söyledi. Ve Ruslar, Süleyman NURİ’yi esir zâbitânımızın kaldığı subay kampına gönderdi.

Fakat buradaki beyaz zâbitânımız, Süleyman NURİ’nin “zâbit” olmadığını Rus kamp komutanına ihbâr etdi. Bu ihbâr üzerine Süleyman NURİ’yi Ruslar, zâbit kampından çıkartdılar ve neferâtımızın kaldığı kampa kapatdılar. “Zâbit” değil de “nefer” olduğunu esir düşdüğü bu esir kampında anlayan Süleyman NURİ; vatanına küsdü, dininden ve milliyetinden irtidâ; kendi ordusundan da firâr etdi.

Osmanlı Ordusunda iken kendi zâbitân heyetimizin yapdığı kötü muamele, hâinlik, tefrika ve şerefsizliklerden o kadar nefret etdi ki Süleyman Efendi. Nargin esir kampından serbest bırakıldıktan sonra baba ocağı İstanbul’a dönmedi...

Küçük Zâbit Süleyman Efendi İstanbul’da mühendis olamamış idi fakat Rusya’da okudu ve mühendis oldu.

Azerî Türkü bir kadın ile evlendi.

Küçük Zâbit Başçavuş Süleyman NURİ, öldüğünde Azerbeycan’a gömülmesini vasiyet etmiş idi.

Sevenleri de öyle yapdı...

 

 *  *  *  *  * 

 

1934-1950 seneleri arasında Berrî ve Bahrî ordularımızda gayri meşru olarak teşkil edilen “gedikli erbaşlık” dönemi mevcut idi. Kânunsuz olarak teşkil edilen “gedikli erbaşlık”, 5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde lağvedildi ve yerine “astsubay” olarak tesmiye edilen üçüncü bir asker sınıfı teşkil edildi. Başbakan Adnan MENDERES’in “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerler, dokuz sene hizmet etdikden sonra subaylığa nakil edilecekler idi.

Fakat Başbakanın bu karârına ve 5802 sayılı Astsubay Kânununun emrine rağmen Genelkurmay Başkanları, astsubayları subaylığa nakil etmediler.

 

 

 

Sizin babanızın da dâhil olduğu 27 Mayıs darbeci subaylarının hazırladığı

 

Ve dahi

 

Gene bu darbeci subayların kılıcının gölgesinde;

 

 

  • 1961 senesinde meclisden geçirdiği 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu

 

 

Ve dahi

 

 

  • 1967 senesinde meclisden geçirdiği 926 sayılı TSK Personel Kânunu ile de

 

 

Astsubay” ismini verdikleri askerlere subaylarımız, köle muâmelesi yapmaya başladılar.

 



 *  *  *  *  * 

 

 

Sayın ÖZDAĞ,

 

Yeniçağ gazetesinde neşretdiğiniz söze konu makâlenizin bir yerinde şöyle bir söz sarf etmişsiniz;

 

 

  Napoleon,  “Ordular midelerinin üzerinde yürür! demiş.  

 

  Herhalde bir başka şey söylese idi o da   

 

  Ordular assubayların omzunda yürür”  olurdu.

 

 

 

Sarf etdiğiniz bu cümlenizde bir “yanlış” var; evvelâ onu tashih edelim.

 

Akabinde de

 

Napolyon’un “söylediği” ve fakat “sizin bilmediğiniz” bir sözü burada iktibâs edelim.

 

 

Lâkin önce şu suâllerime cevâp verin lutfen, Ümit hocam;

 

Siz, bilim adamısınız! Mâlûm, askerlik sanatı ile bilim, doğası itibârı ile birbirine taban tabana zıt mesleklerdir.

 

Mesleğin sâhibi, asubaylarımız,

 

Emeğin, alın terinin sâhibi, asubaylarımız,

 

Ezilen, itilen-kakılan, insan yerine bile konulmayanlar, asubaylarımız,

 

Subayımız ile erimiz arasında müebbet köleliğe mahkum edilenler, asubaylarımız,

 

Şehit olan; kolu, bacağı, eli, ayağı kopanlar; kafası, ağzı, burnu, gözleri parçalanıp gâzi olanlar, gene asubaylarımız...

 

Fakat

200.000 kişilik bu şehitler ve gâziler ordusu hakkında hüküm veren, darbeci bir subayın çocuğu…

 

 

 

 

Deniz (Bahrî) Assubaylığının icâd edildiği 1890 senesinden beri

 

Kara (Berrî) Assubaylığının icâd edildiği 1909 senesinden beri

 

Hava Assubaylığının icâd edildiği 1951 senesinden beri

 

 

Ordumuz zâten “assubayların omuzlarında yürüyor”, Ümit hocam!

 

Subay çocuğu olarak siz bu hakikâtı bugün hâlâ bilmiyor iseniz şâyet,

 

Ümit ÖZDAĞ siz, Prof.luğunuzdan utanmalısınız!..

 

 


 

Hâl ve durum böyle iken kendi cirminizce kerem buyurup;

 

  • Askerlik sanatı hakkında ahkâm kesmek

        Ve dahi

  • Ordunun “assubayların omuzlarında" yürüyeceğine karâr vermek, bilim adamı olarak kala kala size mi kaldı?

 

       Ya da

 

  • ATATÜRK; “Vatan, çalışkan insanların omuzlarında yükselir!” dedi. ATATÜRK’ün bu vecizinden hareket ile; meselâ, bizim ordumuz, niye “subayların omuzlarında” yürümüyor, hocam?

 

  • Orduyu “assubayların omuzlarında” yürütünce, geriye yapacak ne kalıyor, Ümit hocam?.. Subaylarımız kışlada, karârgâhda; seferde, hazerde öte beri kuru emirler yağdıracak ve ellerinde göt mü gezdirecekler?..

 

  • Orduyu “assubayların” omuzlarında yürütmeye karâr vermenizde darbeci bir subayın mahdumu olmanızın payı ve tesiri var mıdır acap?

 

  • Tazminâtların hepsini alanlar, subaylarımız,

 

  • En üst dereceden maaş alanlar, subaylarımız,

 

  • En yükseklerden makâm ve rütbe alanlar, subaylarımız,

 

  • Beş yıldızlı subay kamplarında yedi bölge-dört mevsim göt-göbek besleyenler, subaylarımız,

 

  • Onbeş yıldızlı subay orduevlerinde iki bardak çay parasına 7/24 ceviz kırıp keyif çatanlar, gene subaylarımız...

 

 

  • Zevâhir böyle iken ve hazır, rütbeleri de "omuzlarında" iken,

 

Hani diyorum ki Ümit Hocam;

 

Bir zahmet, ordumuz “subaylarımızın omuzlarında yürüse” ülkemiz için daha hasiyetli ve daha isâbetli olmaz mı?

 

 

 

 

"Şimdi geri gelelim, Napolyon’a izâfeten bahsetdiğiniz incili vecizlere…

 

Evet, Napolyon, “ordular, midelerinin üzerinde yürür!” dedi.

 

Fakat

 

Napolyon’un ordusunda “assubay” ismi ile teşkil edilmiş “ortada sandık” bir asker sınıfı yok idi.

 

Bu sebepden dolayı muhterem Ümit hocam;

 

Napolyon, ordusunu “olmayan assubayların omuzlarında yürütemez idi

 

 

 

Bir bilim adamı olarak siz, Sayın ÖZDAĞ, tıpkı sömürgen ve kurnaz bir kurmay subay kolaycılığı ile

Bu konuyu araşdırma zahmetine bile katlanmadan;

 

  • Kendi sakat fikr-i sâbitiniz ile bulamaç yapdığınız bu iğrenç sanrınızı, sanki hakikât imiş gibi pazarlamaya, 

 

  • Ve dahi

 

  • Bunu burada söylemeye mecburum, kamuoyunu alenen kandırmaya tevessül etmişsiniz!

 

 

Benim söylediğim bu husus söz konusu değil ise şâyet o zamân da yanlış bilgilendirdiğiniz kamuoyundan özür dilemelisiniz.

 

Yukarıda mezkûr iki cümlelik sözünüzdeki “yanlış” değil fakat “sakâmet” de şudur;

 

 

Birincisi;

 

Şükürler olsun Çalap'a ki Ümit Hocam, dünyâ sizin bildiklerinizden ibâret değil!

 

 

İkincisi;

 

Napolyon, ordusu hakkında sâdece sizin yukarıda bahsetdiğiniz sözü söylemedi.

 

 

 

Fransız Ordusunda, sizin “assubay” dediğiniz “ortada sandık” ve "uyduruk" bir asker sınıfı yok idi, Ümit hocam!

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Lâkin

 

Erlerini coşdurmak için Napolyon, başka bir şey daha söyledi.

 

Ve dahi

 

O muhteşem subay, şu hârika vecizi târihe yazdı;

İnkilâp târihleri, neferlerin çantasında dâima mareşallik batonu taşımışdır!”  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

“Fransız Ordusunun her neferi

sırtçantasında mareşallik batonu taşır!”

 

 

 

 

Bu sözünü unutmayan Napolyon;

Subaylarından önce düşmânın üzerine yalınkılıç atılan

Ve dahi

Kelle koltukda harb eden erlerinin eline hemen orada, harp meydânlarında, “mareşallik batonları” verdi.

 

 

 

Fakat

 

Kendi ülkemizde kendi subaylarımızın tertip etdiği “ihtilâller” ile

 

  • Kendilerine “çifte kıyaklar” temin eden darbeci subaylarımız,

 

 

  • Sizin “assubay” olarak tesmiye etdiğiniz askerlere “çifte kazıklar” atdılar.

 



 *  *  *  *  * 

 

Makâlesinde dünyâda “assubay” olarak tesmiye edilen bir asker sınıfı olduğundan söz eden Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, siz;

 

  • 1951 senesinde TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu;

 

       a. 5802 sayılı Astsubay Kânunundan,

 

       b. Bu kânun için MSB Komisyonunun hazırlayıp TBMM’ye arz etdiği raporun                 gerekcesinden,

 

  • NATO’ya üye olmasına dâir T.C Devletinin imzâladığı ve TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu 18 Şubat 1952 târih ve 5886 sayılı Kânundan,

 

  • Bu Kânuna merbut olarak devletimizin kabul etdiği Kuzey Atlântik Andlaşmasından,

 

  • Bu Andlaşmaya merbut olan ve NATO’da asker sınıflarını ihdâs eden STANAG 2116’dan,

 

  • 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini kabul etdiğimize dâir TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu 21 Ocak 1953 târih ve 6020 sayılı Kânundan,

 

  • Bu kânuna merbut olan ve esir asker sınıflarını tefrik eden 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesinden,

 

    Ve dahi en önemlisi;

 

     a. 27 Mayıs darbeci subaylarının tertip etdiği 1961 Anayasasının 65 ve

 

  • b. 12 Eylül darbeci subaylarının tertip etdiği 1982 Anayasası’nın 11 ve 90’ıncı maddelerinden,

 

Haberiniz var mı?


 

 *  *  *  *  * 

 

Sayın ÖZDAĞ,

 

Söze konu makâlenizde bahsetdiğiniz,

Ve dahi

Darbeci subaylarımızın yapdığı darbe kânunları ile aşılmaz dört duvarlar arasına ömür boyu köle olarak hapsetdiği ordumuzun “asubayları” ve “asubaylık”,

 

Hele de

Dünya Assubaylar Günü” hakkında makâlenizde sarf etdiğiniz sözleriniz konusunda

Benim bugün, burada size vereceğim cevâp şimdilik olmak kaydı ile bunlardan ibâretdir.

 

 

Fakat;Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

emekliassubaylar.org mecrâsındaki Eski Tüfek isimli köşemde;

 

2012 senesinden beri “asubaylık” hakkında bugüne kadar neşretdiğim makâlelerimde,

üç-beş doktora ve profluk tezini doyuracak kadar çok, çeşitli ve besleyici malzeme vardır.

 

Tenezzül edip de okur iseniz şâyet bu sözlerimin haklı olduğunu siz de göreceksiniz, hocam.

 


 

 

 

    Hulâsa;    

 

  Binbir haksızlık, şiddet ve kânunsuzluklara mâruz kalan bir asker sınıfı olarak 

  “astsubaylık” işde böyle, ite-kaka, yata-bata bugünlere vâsıl oldu. 

 

  Bir subay mahdumu olmanız hasebi ile sizden Ümit Hocam

    Asubayların dertlerini, meselelerini bilmenizi beklemem. 

 

  Çünkü subay olan babasının bilemediğini çocuğundan beklemek haksızlık olur! 

 

  Fakat  

 

  Asubay olduğunu söyleyip de  

 Kendi mesleğinin meselelerini bilmeyen harâmzâdelere de gül verip boncuk takmam! 

 

 

  Çünkü kendisini bilmeyen insanların başkalarına olsa olsa ancak zarârı olur. 

 

 Asubayları sözde tevkir ve takdir etmek gibi ulvî bir gâye ile yazdığınız işbu makâleniz ile 

 Hem siz,

Hem de yarım yamalak bu bilgileri sizin elinize tutuşduran meslekdaşım her kim ise 

 Uyduruk ve köle bir asker sınıfı olan “asubaylık” mesleğine zarâr vermişsiniz hocam!.. 

 

 Neşretdiğiniz bu makâleniz ile Sayın ÖZDAĞ siz; 

 

  Biricik kaş yapayım der iken birçok çift göz birden çıkartmışsınız!    

  

 

Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ,

 

Bu makâlemde size tevcih etdiğim suâllerime verecek cevâbınız var ise şâyet

 

Buyurun! Söz, sizin!..

 

 

Halep orada ise

 

Arşın burada!..

 

 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5

Şubat 12, 2018

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 65

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Gel vatandaş, gel!

Dünyânın başka hiçbir memleketinde göremezsin böylesini...

Aldatmanın en alçak ve en ahlâksızı; kandırmanın en kalleşi bu tefrikada...

 

 

 

 

 

 

      Ve

 

 

  En çok aldatılan, en çok sömürülen ve hakları en çok gasp edilen vatandaş zümresi,

 

  Bu memleket ordusunun “köle askerleri” olan “asubaylardır.

 

 

Yazması sünnet, okuması farz; bunu böyle bilesiniz!

Sünnete râzı olan  Eski Tüfek gündüzünü gecesine eş eyledi ve yazdı!

Okuması da siz muhterem karilerin üzerine farz oluyor gayrı!

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Hayât;

 

  • İleri doğru bakılarak tanzim edilir,

 

  • Günün koşullarına bakılarak yaşanır, 

 

  • Fakat ve ancak geriye bakılarak anlaşılır!

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay dedikleri köle askerleri “kandırmak” ve “aldatmak” için yapdıkları şerefsizliği anlamak için

Asubay Tefrikası ismi ile Eski Tüfek’de neşretdiğimiz evvelki bölümlerde bugüne kadar yapdığımız gibi

Bugün de gene öyle yapacağız, inşallah! 

   Çünkü;

   Bugün biz asubayları mahkûm etdikleri insanlık dışı ve aşağılık koşulları;

  • Kimlerin,
  • Ne zamân,
  • Nasıl,
  • Ne maksat ile tertiplediğini anlamak isdiyor isek şâyet,

        Ki isdiyoruz,

  • Geriye bakmaya mecburuz!

 

*  *  *  *  *

 

Usta Katır, Sırtındaki Yükü Atmasını Bilir!..

 

Teşbihde hatâ câizdir; Genelkurmay Başkanları da tıpkı usta katır misâli

1951 senesinden beri sırtında taşıdığı “astsubayları subaylığa nakletmek” yükünü,

Usta “kumpaslar” ile sırtından atmasını öyle bilmişler ki!

Duyanlara dodak ısırtacak cinsden. Helâl olsun vallahi...

 

 

 

  • 1951 senesinde başlayıp

 

 

  • 1961 senesine kadar geçip giden 10 senede

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı  — Millî Savunma Bakanlığı — TBMM üçgeninde çevirilen kumpasları seyreylemek için

   Apaz dolusu para verip de akabinde tiyatroya kadar taban tepmenize lüzum yok!

 

   Çünkü;

   Kitapsız yazar ben Şükrü IRBIK bu kumpaslar tiyatrosunu;

 

  • Hem yazdım,
  • Hem de Eski Tüfek’de oynatdım.

 

   Seyreylemek için sizin de yapmanız gereken biricik şey var;

   Beleşinden okumak!

 

 

 


*  *  *  *  *

 

Memleketimizde Demirgırat Partisinin iktidâr borusunu aşk ve şevk ile üfürdüğü

Ve dahi

Adnan MENDERES ve Celal BAYAR ikilisinin “Türkiye’yi küçük Amerika yapmak” için yarışdığı günlerde;

 

Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı asker posdalı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  • Milletimize Amerikan savaş artığı vita margarin yağını yedirmek için cennet meyvesi zeytin ağaçlarını önce vahşice kesdiğimiz sonra da oturup arkasından yakdığımız "zeytin yağlı yiyemem amman, basma da fisdan giyemem amman" türküsünü de Nurettin SARISÖZEN'e çığırtdığımız,

 

  • Amerikan süt tozundan imâl süt ve Amerikan unundan mâmûl pasdanın ilkokul bebelerine güyâ beleşinden dağıtıldığı,

 

  • Sümerbank imâli beş çift postal fiyatına hergele meydânında peynir ekmek gibi satılan “Ruzvelt” ismini verdiğimiz Coni eskisi Amerikan postalını ayağımıza giymek için can atdığımız,

 

  • Mehmetciğimizin canı ve kanının günlüğü sâdece 23 cent’e Amerika’ya satıldığı,

 

  • Genelkurmay Başkanı olmuş tümen kumandanı subayımızın, “Amerikalı çavuşa parkasını giydirdiği”,

 

  • Eli, kolu, bacağı kopmuş Mehmetciğimizin de kendisini mayın tarlasına ölüme süren Amerikalı Coni generalinin elini öpdüğü,

 

  • Silâh, cihaz, tank, motor, cemse, silgi, parka, pil, pikap, kaput bezi, kalem, kola, kondom şöyle dursun,

 

  • Sanki memleketimizde yok imiş gibi; Amerikan doları ödeyip Amerika’dan ithâl etdiğimiz Amerikan “katır”larına Amerikan mıhı ile Amerikan nalı çakdığımız,

 

      Ve dahi 

 

   Gahraman subaylarımızın da “kendi kumandanlarına bile saygı duymadığı” günlerdeyiz...

 

  • Çoban Sülü siyâset meydânına henüz duhûl eylememiş idi lâkin,

 

  • Demirgırat’ın şaha kalkdığı 1950’lerdeyiz!..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay” ismini verdikleri köle askerlere;

Subaylarımızın bugüne kadar atdığı elvan türlü kazığı şimdilik bir kenâra bırakıp

Akabinde de

Aşağıda gördüğünüz şu itirafnâme hakkında bir iki kelâm edeceğim, müsaadeniz ile... 

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanlığı yapmış Orgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN’un,

Amerikalı bir “çavuş”’a parkasını giydirdiği son 65 seneden beri sokaklarda söylenir durur idi.

Bu püsküllü tevâtürün doğru olduğunu iddia edenler kadar inkâr edenler de az değil idi.

Meğerse şehir efsânesi filan değil, fakat hakikâtın ta kendisi imiş!..

Tümgeneral rütbesi ile Tümen Kumandanı Mustafa Rüştü ERDELHUN Erzurum’da Amerikalı bir “çavuş”’un;

 

  • Hem parkasını sırtından alıp vestiyere vermiş,

 

  • Hem de vestiyerden aldığı o parkayı Amerikalı bu “çavuş”’un sırtına giydirmiş...

 

İşde belgesi...

 


Asubay Tefrikası 6_5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Şefik SOYUYÜCE isimli süvâri subayımızın, 1960 subay darbesini İnceleme Alt Komisyonu’na

Daha şunun şurasında 6 sene evvel verdiği ifâdesi;

Subaylarımızın “ast subaylar” hakkında ne düşündüğüne dâir çok önemli ip uçları veriyor bize.

Bu cümleden olmak üzere;

Üsteğmen Şefik’in ifâdesinde dikkatimi celbeden üç husus var ki bir şeyler söylemeye mecbûrum.

1952 senesinde üsteğmen rütbesinde bir subay olan Şefik SOYUYÜCE, yaşadığı olayları anlatırken

Amerikan Ordusunda bile astsubayın, general ile aynı masaya oturamayacağını” iddia etmiş!

 

  • Bu subayımız Amerika’ya gidip, Amerikan ordusundaki asker sınıflarını tetkik etdi mi?

 

  • Bir iki Amerikan subayı ile ya da Amerikan çavuşu ile oturup iki kelimelik muhabbet etdi mi?

 

           Ya da

 

  • Amerikan Anayasası’nı ve Amerikan Ordusunun Personel Kânununu okudu mu, bilemiyorum.

 

Fakat

Bunların hepsini yapmış ya da yapmamış olsa bile fark etmez!

 

Zere,

Üsteğmen Şefik’in üç şeyi bilmediğini ben Şükrü IRBIK gâyet iyi biliyorum;

 

1. Şefik Üsteğmen, Amerikan Ordusunda “astsubay” ismi ile uyduruk bir asker sınıfı mevcut olmadığını bilmiyor.

 

2. “Astsubay” dediği o askerin de aslında “erbaş” sınıfına dâhil olduğunu bilmiyor.

 

3. Amerikan ordusunda çavuşun bile yerine göre general ile aynı masaya pekâlâ oturduğunu da bilmiyor.

 

Darbe komisyonuna ifâde verdiği 2012 senesinde 88 yaşında idi! Kendisi bugün zihayât er kişi ise şâyet;

 

      Ve

 

   

   Bu makâlelerimizi okumaya tenezzül eder ise şâyet, Şefik üsteğmen görecek ki

   İlk Anayasa’sını yazdığı 15 Kasım 1777 senesinden beri Amerikan Ordusunda sâdece 2 sınıf asker var;

 

     1. Er

 

     2. Subay

 

 

27 Mayıs'ın "karakutusu" darbeci üsteğmen Şefik’in bilmesi gereken bir başka husus da şudur;

Kendisinin yaşadığı ve anlatdığı olaylar, 1952 senesine aitdir. 5802 sayılı Astsubay Kânunu, Şefik üsteğmen’in yaşadığı bu olaylardan bir sene evvel, 1951 senesinin Temmuz ayında meriyyete girmiş idi. 2012 senesinde komisyona verdiği ifâdesinde “astsubay” tâbirini kullandığına göre Şefik üsteğmen, “astsubaylığın” ne olduğunu biliyor idi.

Fakat

Bu konuda Şefik üsteğmen’in bilmediği başka bir husus daha var. O da şudur; 5802 sayılı Astsubay Kânununun daha birinci maddesinde, “astsubay” dedikleri askerlerin, “subay yardımcısı” olduğu yazılıdır. Bu kânunu da yüce Türk milletinin yüksek irâdesinin yegâne tecelligâhı olan TBMM kabul etdi ve meriyyete koydu.

Açsın,  baksın, okusun, öğrensin!

 

 

   Amerikan Ordusunun Personel Kânununda bile böyle hüküm yokdur.

   Bu hakikâtı serdetdikden sonra Üsteğmen Şefik’e şu suâlleri sorayım, izini ile;

  • Astsubay” olarak tesmiye etdiğiniz uyduruk asker sınıfını sizin zamânınızda, sizin Genelkurmay Başkanınız ve sizin Millî Savunma Bakanınız ihdâs etdi mi? Etdi?

 

  • Astsubay” olarak tesmiye etdiğiniz uyduruk askerlere sizler “subay yardımcısı” dediniz mi? Dediniz.

 

  • Subay yardımcısı” olmasında mahsur görmediğiniz astsubayın, kendisi de subay olan “generalin masasına oturmasında” ne mahsur olabilir?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerikan Er Coni Ne Yapıyor, Bizim Türk Er Mehmetcik Ne Yapıyor?

Coni erinin Amerikan Ordusu ile,

Mehmetcik erinin Türk Ordusunu mukâyese etmesi için

Darbeci Üsteğmen Şefik’e bir çift suâl daha sorayım;

Lâkin, evvelâ ben emekli Asubay Şükrü IRBIK’ı bir yol dinlesin hele!..

Doğuşdan iyi bir asker olan ve İkinci Dünyâ Harbi esnâsında HİTLER Almanya’sını nerede ise tek  başına ele geçirecek kadar gözü kara davranan Amerikalı Korgeneral PATTON’u kendisi herhâlde biliyordur.

Kıtaların ötesinden Avrupa’ya gelen tâze kuvvet Coni’ler, HİTLER ile İtalya’da harb ediyor idi. Daha önce hiç harp yüzü görmemiş Coni’lerde kısa zamanda savaş yorgunluğu başladı. Cephe Komutanı Korgeneral PATTON, Sicilya’da kurduğu bir sahra hastahânesinde yatan yaralı askerlerini ziyâret ederken orada duran iki er dikkatini çekdi. Yarası beresi olmayan bu erlere niye savaşmadıklarını sordu. Erler, savaş yorgunu olduklarını ve savaşmakdan korkduklarını söylediler. Aynı çadırda eli ayağı kopmuş yaralı erlerin inlemesinin yanında bu lafları işiten PATTON, aldığı cevâp karşısında hiddetine mâni olamadı. Ve bu iki ere birer tokat aşketdi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ US Army General PATTON_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

PATTON’un iki eri tokatladığını duyan ordu,

Hemen durdu...

HİTLER’i piyâde kovalayan Coni, düşmanı tâkip etmeyi hemen durdurdu!..

Tanklar, toplar, cipler, cemseler kontak kapatdı, hemen durdu!..

PATTON’un yanındaki gazeteciler

Haberi ânında okyanus ötesine uçurdu.

Coni Genelkurmayı ve Amerikan halkı bu haber karşısında kelimenin tam anlamıyla ayağa kalkdı.

Bütün millet savaşı ve savaşda ölen evlâtlarını bir yana bırakdı

Ve tokat yiyen bu iki eri konuşmaya başladı.

Amerikan Genelkurmay Başkanı meşhur MARSHALL şöyle dedi;

 

  • Tokatlanan bu iki erimizin gururu incinmişdir. Gururu incinen er, harp edemez!

Tokat, gurur ve er...

  • Er, bizde var,
  • Tokat da bizde var da...
  •  Gurur nerede?..

 

Demek ki erin olduğu yerde tokat ve gurur aynı anda olamıyormuş!...

Komutanının dövdüğü o iki er,

Harbde ölen yüzbinlerce erden daha fazla tesir bırakdı Amerikan halkının üzerinde...

Amerikalı analar şöyle haber gönderdi PATTON’a;

 

  • Biz, çocuklarımızı harp etsinler diye verdik sana. Tokat atasın diye değil!
  • Çocuklarımız, düşmân ateşiyle ölürse bunu anlarız.
  •  Fakat onları dövmeni asla kabul edemeyiz!” 

 

PATTON’un âmiri olan EISENHOWER, aynı gün bir telgraf çekdi.

Ve şöyle dedi; “Tokatladığın o iki erden derhâl özür dile!

PATTON’un önünde iki tercih var idi;

 

  • Ya istifâ edip çok sevdiği askerlik yaşantısına böyle kötü bir şöhret ile vedâ edecek idi.

 

  • Ya da tokatladığı iki erden özür dileyecek idi.

 

Askerlik mesleğini tutku derecesinde seven ve aslında iyi bir subay olan Korgeneral PATTON

İkincisini tercih etdi.

HİTLER’in uçaklarının gökden yağdırdığı bomba sağanağı altında PATTON,

Bütün subay ve erlerini hemen orada, harb meydânında ictimâ eyledi.

Ve binlerce subay ve erinin huzurunda,

Tokatladığı o iki Coni erinden özür diledi...

Ve dahi

Ordu, tekrâr yürüdü...

 

 

 

   Bu târih dersinden sonra, darbeci Üsteğmen Şefik!

   Şimdi, şu bir çift suâlime cevâp ver bakayım!

   Asteğmen olarak rütbeyi takdığın ilk günden, ordudan ayrıldığın son güne kadar sen;

 

  • Kaç Mehmetciğimizi tekme-tokat dövdün, ana avrat küfür etdin?..

 

  • Dövdüğün o Mehmetciklerden birisi için bile olsa Genelkurmay Başkanı, seni özür dilemeye mecbur etdi mi?..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

 

   Tümen Kumandanı Tümgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN'a olan kin ve öfkesini kusar iken,

   Zıvınadan çıkıp nefret zehirlenmesine uğrayan Şefik üsteğmen;

   “Astsubay” dediği köle askerler hakkında zihninin gerisinde birikdirdiği kokuşuk nefreti kusmuş!Asubay Tefrikası 6-5_ Orgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Genelkurmay Başkanlığı karargâhındaki yarısı FETÖ’cü olduğu 15 Temmuz’da ortaya çıkan Amerikan uşağı beyâz subaylarımızın da

   Tıpkı Şefik üsteğmen gibi, astsubaylara bugün dahi aynı kin ve aynı nefret ile bakdığını kendileri biliyor,

 

   Biz asubaylar da biliyoruz!..

   1951 senesinden beri subaylarımızın, köle asker olan asubaylara karşı beslediği

   Ve dahi

   Bir türlü bitip tükenmeyen bu kin ve nefretlerinin temelinde yatan hakikât ise şudur;

  • Kendilerinden daha kâbiliyetli,
  • Daha zeki,
  • Daha ferâsetli,
  • Daha hamiyyetli,
  • Daha şerefli,
  • Daha şahsiyetli,
  • Daha ahlâklı

     Ve

  • Daha yiğit asubaylara karşı duydukları derin ve sonsuz hazımsızlıkdır.

 

   Tanıdığım ve kardeşim kadar sevdiğim çok sayıda subayımız elbetde bu sözümden münezzehdir. Çünkü bu subaylarımız; hakikâtin hakkını verdiler ve beni takdir etdiler.

   Fakat

   Kendisinden daha iyi İngilizce konuşduğum her subayımızın bana karşı beslediği gizli kıskançlığı ve derin nefreti görevde iken her dâim hissetmişimdir. Bu subaylarımızın beni kendilerine karşı rakip olarak görmeleri ise beni hep güldürmüşdür.

   Netice itibârı ile; Acar tazı çullu da belli olur, çulsuz da!.. Kahramanlık ile rütbe arasında mutlak bir bağlantı olamaz! İşde bu sebepden dolayı “Astsubay” dedikleri köle asker sınıfını lağvetmek, en başda subaylarımızın işine gelecek.

   Çünkü

   Kendilerinden her bakımdan daha üstün vasıflı ve çaplı “astsubay”lardan ancak böyle kurtulacaklar.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   

   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin 6’ıncı bölüm 5’inci kısımında bugün inşallah,

   Bir tek konuya kalem batıracağız;

   Astsubay dediğimiz köle askerlerin “sicilen subaylığa nakil hakkının” nasıl gasb edildiğini göreceğiz.

 

 

Kumpaslar ile süslediğimiz “kaşkarikolar” ve “aldatmacalar” tiyatromuzu seyretmeye başlamadan evvel

Meselenin kolay anlaşılması için Demirgırat partisinin saltanât sürdüğü 1950’li senelerde

Türkiye’nin içine düşürüldüğü “siyâsî, itibârî ve askerî bataklık” hakkında kısa bilgi verelim.

1948 senesinde Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ile başlayan Coni’ye yamanma sevdâsının neticesi olarak

5802 sayılı Astsubay Kânununun kabul edildiği 1951 senesinde Türkiye, Amerika’nın dümen suyuna çokdan girmiş idi bile...

TBMM’den izin almaya tenezzül bile etmeyen Coniperestiş Başbakan Adnan MENDERES,

NATO’ya girmenin bedeli olarak; günlüğü 23 cent’e mâl olan 5.000 Mehmetciğimizi,

Amerika’nın kuyruğunda dünyânın öbür ucundaki Kore’ye ölüme göndermiş idi.

Türkiye'de bizim Türk general, Amerikalı Coni Çavuşuna parkasını giydirir iken

Amerikalı Coni yerine mayın eşşeği gibi mayın tarlasına sürülen ve kolu bacağı kopan bizim Mehmetciğimiz ise 

Kendisini hastahânede ziyârete gelen Amerikalı Coni generalinin elini öpüyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_US Army General MATTHEW_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İkinci Dünyâ Harbinden sonra elinde kalan silâhları Amerika, bir an evvel başından savmak isdiyor idi.

Çünkü;

Gemilere ve uçaklara doldurup dünyânın dört bir bucağından Amerika’ya geri getirdiği dağlar kadar çok mikdardaki bu silâhları depolamanın bile milyarlarca dolar mâliyeti var idi. Ekserisi hurda olan bu silâh dağlarını Amerika için elden çıkartmanın en ucuz yolu, bu silâhları henüz rüyâsında bile göremeyen Türkiye gibi geri kalmış ülkelere, yenisi fiyatına kakalamak idi. Amerika’ya dâvet edip bir kaç gün gezdirip yedirip içirdiği ve sırtını sıvazlayıp eline üç-beş dolar harcırah sıkışdırdığı göbekden besleme, belden gıvırtmalı Coniperestiş subaylarımız vasıtası ile de bu işi pekâla yapabilir idi. Truman Doktrini ve Marşal Planı ismini verdiği dümenler ile öyle de yapdı...

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı;

Rüyâsında bile görmediği Amerikan artığı bu silâh ve cihazları, gözlerini kırpmadan yenisi fiyâtına almasına satın aldılar. Çünkü, parasını kendi ceplerinden ödememişler idi nasıl olsa!

Lâkin,

O vakitlerde ordumuzda bu silâhları kullanmasını bilen askerimiz yok idi, bu bir!

Sen paşa, ben aga! Bu inekleri kim saga?..

Hangi askerimizin kullanacağını da bilmiyorlar idi, bu da iki...

Soba borusu değil ya!

İmâl etmediğin, içini görmediğin ve teknolojisini, dilini, dişini bilmediğin silâhı nasıl kullanacaksın?

Bu silâhların kullanılmasını öğretmek için Coni’nin Amerika’da verdiği eğitimlere de

Coni doları ile ödenen harcırahları cebe indirmek, Amerika’da gezip tozmak için can atan subaylarımız gitdi. Bu kurnaz subaylarımız Amerika’ya varınca gördükleri karşısında pek şaşırdılar. Çünkü, subaylarımızın rüyâsında bile görmediği bu müthiş silahları, Amerikan Ordusunun tek pırpırlı er Coni’leri kullanıyor idi. Memlekete gelir gelmez verdikleri tekmilde Genelkurmay Başkanına da anlatdılar. Fransızca bilen Genelkurmay Başkanının kendisi de bu duruma epeyi şaşırdı ve Fransız kaldı.

Hurda dahi olsa rüyâmızda bile görmediğimiz silâhları Amerika, yenisi fiyâtına bize kakalamış idi.

Bu silâhları kullanmasını öğrenmek için verilen eğitimlere de

Üç beş Coni doları harcıraha teşne olan subaylarımızı göndermiş idik bir kere...

Ancak ne var ki;

Amerika’nın verdiği bu silâhları, Amerikan ordusunun subayları değil fakat Amerikan erleri kullanıyor idi.

Amerika’da, Amerikan silâhlarını kullanma eğitimi alan subaylarımız, orada bir şey daha fark etdi!

 

 

 

   Amerikan ordusunda sâdece iki sınıf asker var idi;

 

     1. Alaylı Mükellef Er

 

 

     2. Mektebli Muvazzaf Subay

 

 

 

Memlekete gelir gelmez verdikleri tekmilde, Genelkurmay Başkanına bu durumu anlatdılar.

İşde tam da bu konuda;

Bizim her boku bilen subaylarımız, kesdaneyi çizdirmek durumu ile karşı karşıya geldiler.

Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını Türk subaylarına Amerika’da, Amerikan Coni erleri öğretdi.

Fakat

Amerikan silâhlarını, Amerika’da, Amerikan erlerinden öğrenen subaylarımız memleketimize gelince,

Amerika’da kullanmayı öğrendiği Amerikan silâhlarını Türkiye’de, kendi ordusunda kullanmayı reddetdi.

 

 

   Tüyü bitmemiş yetim rızkından kesip Amerikan doları ile satın aldığımız İkinci Dünyâ Harbi artığı hurda silâhlar

 

  • Amerikan silâhı,

 

  • Bu silâhları Amerikan ordusunda kullanan askerler, Amerikan Coni erleri,

       

        Fakat

  • Bu silâhların kullanmasını öğrenmek için Amerika’ya gönderdiğimiz askerler ise bizim subaylarımız idi.

 

 

Amerikan Coni erlerinden “tak-çıkart”, “indir-kaldır”, “doldur-boşalt” ve “otur-kalk” şeklinde emir almakdan utanmayan, gocunmayan beyaz subaylarımız,

Türkiye’ye geldiklerinde, eğitimini aldıkları bu silâhları kullanmayı gururlarına yediremedi.

İşde, tam da bu noktada Genelkurmay Başkanı ve MSB, derin bir yol ayırımına geldiklerini fark etdiler;

Ordumuzu “hayt- huyt, cart-curt, sus-konuşma!” diyerek ceberrut emirler ile idâre etmek dönemi artık sona ermiş,

Bizim subaylarımız isdemese de; sadâkat ve rütbe değil fakat bilgi, kâbiliyet ve liyâkat dönemi başlamış idi.

 

 

 

   Bir başka ifâde ile ordumuzun;

 

  • Elinde göt gezdirip sağa sola kuru emir veren, omuzu bol rütbeli ve fakat boş kafalı subaylara değil

 

    Bilâkis,

 

  • Yeni silâhları kullanmayı öğrenecek ve erâtımıza öğretecek askerlere ihtiyâcı olduğunu anladılar.

 

 

 


Şu hâlde, Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanımızın önünde kaçamayacağı iki tercih var idi;

1. Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını kullanmak üzere o vakit ordumuzda mevcut olan “muvazzaf gedikli erbaş” denilen askerimizi eğitmek

Ya da

 

2. Zâten iflâs etmiş durumda olan bu “muvazzaf gedikli erbaş” sınıfını;

 

  • Evvelâ yeni teşkil edecekleri uyduruk “muvazzaf astsubay” sınıfına terfi(!) etdirmek,

 

  • Akabinde ise kıdemli başçavuş rütbesine terfi eden bu astsubaylardan;
  • İsdeyenleri, “teğmenliğe” nakletmek ve kıdemli yüzbaşılığa kadar terfi etdirmek,
  • İsdeyenleri, subay sınıfına dâhil olan “askerî teknisiyen” ya da “askerî kâtipliğe” nakletmek,
  • Orduda bedbin bir zümre yaratmamak” ve istekli kimselerin çalışmasına imkân vermek için; bu tercihlerin hiçbirisini isdemeyenleri de 9 senelik mecburî hizmet sonunda “terhis etmek” idi.

 

   Nasıl? Gözel mi?.. 

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının esâs hedefleri, işde yukarıda gördüğünüz gibi idi. Bu hedeflerin merkezinde ise “kıdemli başçavuş” rütbesine terfi eden astsubayların “teğmenliğe nakledilmesi” şartı ve hakkı var idi.

 

 

Başbakan Adnan MENDERES hükûmeti;

 

  • Astsubay Kânununu işde, bu maksat ile “hazırladı”,

 

  • Vekilllerimiz, bu maksat için meclisde ellerini kaldırıp “evet dedi”,

 

  • Meclisimiz de bu maksat için kabul edip “meriyyete koydu.”

 

 

 

Bu kânun, maksadına uygun olarak tatbik edilse idi şâyet biz asubaylar;

Sırf “asubay” olduğumuz için son 67 seneden beri bugüne kadar yaşadığımız binbir türlü itilme-kakılma, haksızlık, ıstırap, kalleşlik, nâmussuzluk ve mağduriyetlere mâruz kalmayacak idik!

 

Fakat

1951 senesinde tatbikata koydukdan hemen sonra peşpeşe çıkartdırdığı yeni kânunlar ile;

Genelkurmay Başkanı ve MSB, 5802 sayılı Astsubay Kânununun bu hükümlerini işlemez hâle getirdi.

Bu kânunun en temel hedefi olan ve astsubaylara verdiği “teğmenliğe nakil” hakkını da

Genelkurmay Başkanı ile el ele veren Millî Savunma Bakanı, gözlerimizin içine baka baka gasp etdi.

Pâye devşirip parsa toplamaya gelince övüngen, böbürgen, üfürgen, kemirgen ve semirgen,

Ve fakat iş yapmaya gelince sömürgen oluveren bizim beyaz subaylarımız,

Hakkını verelim, saksıyı iyi çalışdırdı!

Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını kullanmak ve kendi erlerimize öğretmek görevini,

Astsubay” dedikleri ve söz verdikleri hâlde “teğmenliğe naklet -me- dikleri” köle askerlerin sırtına yıkdı.

ATATÜRK, Osmanlı saltânatını yer ile yeksân etdi ve yerine Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu.

 

 

 

   Fakat

   ATATÜRK’ün goltuğuna tüneyen ve ATATÜRK’ün zâbiti olduğunu söyleyen beyaz zâbitan heyetimiz,

   Osmanlı’dan tevârüs etdirdiği saltanâtın tatlı nimetlerini; astsubay menşeli bu subaylar ile paylaşmak isdemedi. 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Genelkurmay Başkanları;

 

  • Askerî memurların” yapdığı bütün işleri “astsubayların” sırtına yıkdı,

 

  • Subay muadili olan “askerî memurluğu” fiilen ilgâ etdi. Ve böylece subay lojmanları ve subay sosyal tesislerinin yegâne sâhibi oldu,

 

  • Askerî teknisiyen” ve “askerî kâtiplik” sınıfını maksatlı olarak ilgâ etdi. Ve böylece astsubayların, subay sınıfına dâhil olan bu sınıflara naklini de kasıtlı olarak engelledi.

 

 

 

 

Yapılan bu şerefsizliklerin ve hak gasplarının neticesinde de;

  • Bugün artık kendini çekemez duruma gelen

Ve dahi

  • Fiilen ömrünü tamamlayıp iflâs eden uyduruk “astsubay” sınıfının ortaya çıkmasına sebep oldular.

 

*  *  *  *  *

 

  • Mâdemki Amerikan Ordusunda “er ve subay” olmak üzere iki sınıf asker var,
  • Mâdemki Amerikan silâhlarını satın alıyoruz,
  • Mâdemki Amerikan ordusunda aynı silâhları Amerikan Coni erleri kullanıyor,
  • Mâdemki Amerikanca’dan tercüme etdiğimiz Sahra Tâlimâtı (ST/FM) ile yatıp kalkıyoruz,
  • Mâdemki Amerikan askeri gibi yürüyüp, Amerikan askeri gibi tâlim-taallüm ediyoruz,
  • Mâdemki Amerikan askeri gibi giyinip, Amerikan askerleri gibi yeyip-içip, sıçıyoruz... 

 

Öyle ise;

Amerikan Ordusunun yapdığı gibi

Biz de kendi ordumuzu “er ve subay” olmak üzere iki sınıf olarak teşkil edelim diyen cesur, basiretli ve nâmuslu bir tek subayımız çıkmadı ortaya...

Her zamân yapdıkları gibi, 

Amerikan silâhlarını kullanacak asker temin etmek konusunda da gene; 

  • Kendi menfaatlerini,
  • Kendi keyiflerini,
  • Kendi rütbelerini,
  • Kendi istikbâllerini,
  • Kendi midelerini düşündüler.

 

Ve çâre olarak da kendi akıllarınca; 

  • Astsubay” dedikleri gedikli erbaş’dan bozma “sözde yeni bir asker sınıfı” teşkil etdiler.

Aslında yeni teşkil etdikleri “astsubaylık” her ne kadar Amerikan ordusunda mevcut değil ise de

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile astsubaylara verilen haklar, bugünkü haklardan bile daha iyi idi.

 

Peki,

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanımız,

1951 senesinde astsubaylara verdiği sözleri, acap tutdu mu?

Gereken koşulları hâiz astsubayları hakikâten “teğmenliğe nakil” etdiler mi?

Şimdi iltifât buyurur iseniz şâyet,

Devletimiz ve ordumuzun “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerlere;

 

  • Sicilen subaylığa nakil” hakkının 1951 senesinde nasıl verildiğini,

 

  • 1951 senesinden sonra peşpeşe peydahlanan kânunlar ile bu hakkın gizlice nasıl “gasp edildiğini”,

 

 İlk defâ Eski Tüfek’de olmak üzere fâş eyleyelim, inşallah.

 

*  *  *  *  *

1951

 

 

 

 

   14 Mayıs 1950 Pazar günü yapılan milletvekili seçiminde reylerin %55’ini alan Demokrat Parti, CHP’nin 27 senelik iktidârına son verdi. Ezeli rakip olan selef Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ile halef Cumhurbaşkanı Celal BAYAR arasındaki sidik yarışını, ikincisi kazandı.

   Devleti ele geçiren Demokrat Partisi; Türkiye Devletini Amerika’ya verdiği söz doğrultusunda yeni başdan tasarlamaya başladı. Bu değişim-dönüşüm-benzeşim çabalarının ilk deneme tahtası ise ordumuz oldu. Amerika’dan aldığı söze güvenerek uzun süre iktidârda kalacağına inanan DP Hükûmeti, kendi iktidârına tehdit olarak gördüğü ordumuzu hemen rapt-u zapt altına almaya başladı. Başbakan Adnan MENDERES, kendilerini devletin sâhibi zanneden Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile ordu komutanlarına foter şapkalarını giydirdi. Çünkü Sam Amca öyle emretmiş idi. Bu ekâbir takımının yerine de Amerika’nın yazıp ellerine verdiği reçeteye göre devleti idâre etmeye söz veren Başbakan Adnan MENDERES “tak diye söylediğini şak diye yapacak etekli paşalar” arıyor idi. Filhakika buldu da..

 

 



 

Asubay Tefrikası 6-5_Etekli Paşa Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan GÜREŞ ve Başbakan Tansu ÇİLLER_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES, 20. Hükûmeti 09 Mart 1951 Cuma günü teşkil etdi.

Aynı gün itibârı ile;

Sam Amcanın intihâb ve tâyin etdiği T.C. Devleti idâre heyeti aşağıda gördüğünüz eşhâsdan müteşekkil idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Celal BAYAR_ Adnan MENDERES_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İkinci kez başbakan goltuğuna oturdukdan sâdece 3 ay sonra Adnan MENDERES;

6/7 Haziran 1951 târihinde TBMM’ye şöyle bir dilekce verdi.

Ve dahi

Ordumuzda “astsubay” ismi ile sözde “yeni bir asker sınıfı” ihdâs edilmesini meclisden arz etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Astsubay” olarak tesmiye etdiği “yeni” asker sınıfının ihdâs edilmesinin gerekcesini de

Adnan MENDERES, târih huzûrunda şöyle izah etdi, yüce meclisimize;

 

 

GEREKÇE

   1. Modern harb silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır. Evvelce küçük zabit denilen ve daha sonra gedikli erbaş olarak adlandırılan bu sınıfın statüsünde zaman zaman değişiklikler yapılmak ve hukuki durumlarının çeşitli kanunlarla tesbiti suretiyle bu sınıfa rağbet teminine çalışılmışsa da tatbikatta edinilen tecrübeler bütün bunların bilhassa muharip sınıflara rağbeti sağlamak için kâfi olmadığını göstermiştir.

   Bu kanun tasarısı ile muharip astsubaylara aylıkla birlikte, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmeleri sağlanmak suretiyle rağbetin arttırılması düşünülmüştürBu suretle Anadolu'nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocuklarına daha geniş hizmet imkânları verilmiş ve liyakatleri ile mütenasip rütbelerle taltif edilmeleri de imkân dâhiline girmiş olmaktadır.

   Böylece kazanılacak Teğmen-Yüzbaşı rütbesindeki sınıf subayları ordu subay mahrutunun kaidesini teşkil edecek ve Harb Okulunda yetiştirilecek subayların daha uzun süreli bir tahsile tâbi tutularak yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirilmesi de sağlanmış olacaktır.

   Muharip astsubay ve takım komutanı ihtiyacını sağlıyarak ordu hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi ve bu elemanların durumlarının normal bir hale getirilerek çalışma azim ve şevklerinin artırılması düşüncesi ile mevcut kanun üzerinde yeniden çalışmalar yapılmasına mecburiyet duyulmuş ve bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

   2. Bu kanun tasarısında (Gedikli erbaş) tâbiri kaldırılmış ve bunların subaylığa da yükselecekleri göz önünde tutularak (Astsubay) denilmesi uygun görülmüştür. Keza Başçavuştan sonraki (Başgedikli) rütbesi de (Kıdemli Başçavuş) olarak değiştirilmiştir.

   3. Gedikli erbaşların evvelâ mecburi hizmetleri 12 yıl idi. 5619 sayılı Kanunla bu süre subaylar gibi 15 yıla çıkarılmışsa da astsubayların başçavuş rütbesi dâhil olduğu halde; 

  • Bütün rütbelerdeki bekleme sürelerini 9 yılda tamamlamış bulundukları ve

 

  • Bu tarihten sonra subaylığa yükselmeleri ve

 

  • Subaylığa yükselmiyerek kıdemli başçavuş durumunda kalanların arzu ettikleri takdirde çekilmelerini temin

 Ve dahi

  • Orduda bedbin bir zümre yaratmaktan ziyade istekli kimselerin çalışmaları hedef tutulduğundan yeni kanun tasarısında mecburi hizmet süresinin de 9 yılı aşmaması yerinde görülmüştür. 

 

   (....)

   6. Diğer taraftan halen orduda askerî memurlar tarafından yapılan görevlerin bu hizmetler için yetiştirilmiş astsubaylar tarafından yapılması daha faydalı mütalâa edildiği için tasarıda buna imkân sağlıyacak hükümlerden başka

  • Bu sınıfların kıdemli başçavuşlarından, muharip sınıflardan teğmen yetiştirilmesi esasına mütenazır olarak sınıf ve kıyafeti ayrıca tesbit olunacak  yeni bir sınıf ihdası daha derpiş olunmuş ve 

 

   Maaş durumları ile muadeletleri göz önünde tutularak yedinci sınıftan başlamak ve kıdemli beşinci sınıfa ve 80 lira asli maaşa kadar yükselmeleri imkân dâhiline alınarak ordunun bu ihtiyacının sağlanması esasları temin olunmak istenmiştir. Bu suretle kaynağı kapatılmış olan askerî memurlar bugün için bizzarure bu görevlerde çalıştırılan sivil memurlar zamanla tasfiye edilebilecek ve orduda bu hizmetleri görecek disiplinli bir sınıf meydana getirmek mümkün olabilecektir.

 

   7. Astsubaylardan yetiştirilecek; 

  • Subay,
  • Askerî teknisiyen ve
  • Askerî kâtiplerin 

 

   Astsubaylıkta geçirmek zorunda kaldıkları süreler göz önünde tutularak bu sınıflara geçerken maaşlarının 40 lira aylık aslından başlatılması hem zaruri ve hem de rağbeti temin bakımından faydalı görülmüştür.

 

   9. Astsubay Kanun tasarısı ile astsubaylar için kurulmak istenen hukuki statü ile diğer devlet memurları statüsü hemen hemen aynı durumda bulunduğundan tasarıda birçok hükümlerin bu umumi esaslara atfedilmek suretiyle tesbiti tercih olunmuş hususiyet gösteren mevzular için ayrı hükümler sevkedilmiş ve bu arada bugünkü kanun hükümlerinde noksan görülen hususlara yeni tasarıda yer verilmiştir.

 

 


Yukarıda gördüğünüz GEREKÇE’de Başbakan Adnan MENDERES’in sarahâten ifâde etdiği üzere;

Anadolu'nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocukları;

  • Astsubay okulunda 2 sene eğitim aldıkdan sonra “çavuş” rütbesi ile ordumuza intisâb edecek, 

9 sene muvazzaf hizmetin sonunda;

 

  • Teğmenliğe

 

      Ya da

 

  • Subay sınıfına dâhil olan askerî teknisiyen veya askerî kâtip sınıfına nakledilecek idi.

 

   5802 sayılı Astsubay Kânununda “Astsubay” ismini verdikleri askerler hakkında iki önemli husus daha var idi;

   Birinci husus şu idi;

   Başbakan Adnan MENDERES’in, kânun                 “Gerekce”’sinin 6’ncı maddesinde söylediği üzere; subay sınıfına dâhil olan “askerî memurların” yapdığı bütün işleri “astsubay” ismini verdikleri sözde yeni askerler yapacak ve bunun neticesinde de lüzumsuz gördükleri “askerî memur” sınıfını lağv edecekler idi.

   İkinci önemli husus da şu idi;

   Astsubay Kânun tasarısının “Gerekce”’sinin 9’uncu maddesinde ifâde edildiği üzere, astsubayların “hukuki statü”sü,  diğer devlet memurları statüsü  ile “ hemen hemen aynı duruma ” getirilecek idi.

 

*  *  *  *  *

 

Millî Savunma Bakanlığının hazırladığı ve aşağıda gördüğünüz kânun tasarısından da anlaşıldığı üzere

Astsubay Kânunu” ismi ile meclise gelen kânunun esâs amacı,

Astsubay” dedikleri askerleri 9 senelik muvazzaf hizmetin sonunda “teğmenliğe nakletmek” idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 Yüksek Başkanlığa

   Ast subaylar hakkında Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunun 20.IV.1951 tarihli karariyle Yüksek Meclise sunulan ve Komisyonumuza havale buyurulmuş olan kanun tasarısı, gerekçesiyle birlikte Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ve Bakanlık temsilcileri de hazır oldukları halde incelendi.

   Yeni silâh ve araçlarla teçhiz edilmiş ve muhtelif sanayi kolları ile sıkı sıkıya ilgilenmiş olan modern ordularda, bu silâhları kullanmak usullerini erlere öğretmek maksadiyle, 19 ncu asırdan beri kıtadan yetişmiş onbaşı ve çavuşlarla subay sınıfı arasına teknik bilgilerle mücehhez yardımcı bir sınıf vücude getirilmiş ve asrımızda bu sınıfa ciddî bir ehemmiyet ve kıymet atfedilmiştir.

   Günden güne inkişaf etmekte ve yeni silâh ve araçlarla ve bunlara muktazi sanayi branşlariyle teçhiz edilmekte olan ordumuzun her türlü hizmetlerinde de bu tarzda yardımcı bir sınıf yetiştirmek amaciyle husûsi okullar ve enstitüler açılmış ve önceleri küçük zabit ve sonraları gedikli erbaş isimleriyle hususi bir sınıf da teşkil edilmiştir.

   Hükümetin gerekçesinde de izah edildiği veçhile bu sınıfa personel temini için muhtelif kanunlarla alınan çeşitli tedbirler maksadı ve bin-netice memleket müdafaasının hakiki bir ihtiyacını sağlıyamamıştır. Bu ihtiyacı karşılamak ve ordu hizmetlerini mükemmelleştirmek amaciyle mevcut mevzuat üzerine yeniden bâzı tedbirler alınmak zarureti hasıl olmuş ve bu maksatla hazırlanmış olan kanun tasarısında: aranılan rağbeti önliyen maddi ve mânevi âmillerin bertaraf edilmesi düşüncesi ile bu sınıfın hal ve istikbalini sağlıyacak yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur. Bu statünün koyduğu yeni esaslara göre, şimdiye kadar bu sınıf mensupları üzerinde ruhan menfi tesirler yaratan (gedikli erbaş) tâbiri değiştirilerek bunlara da gördükleri hizmetle mütenasip olmak üzere (ast subay) adı verilmiş ve mecburi hizmetleri 15 yıl iken 9 yıla indirilmiş ve bu kanun tasarısı ile tesbit edilen hukuki durumlarına göre bu sınıf mensuplarının idare hukuku bakımından bir Devlet memuru  mahiyetini aldığı göz önünde tutularak birçok cihetlerde memur ve subaylar hakkındaki ahkâma tâbi tutulmuş ve bunların ordu içinde her türlü muharip ve yardımcı sınıf hizmetlerini görebilecek kabiliyetlerde yetiştirilmeleri esas tutularak muayyen müddetlerle hizmetten sonra ehliyet ve kabiliyetlerini ispat edenler için; subay, askerî teknisiyen ve askerî kâtip sınıflarına geçmelerini  mümkün kılan esaslar ve prensipler vaz'edilmiş ve 80 lira asli aylığa kadar yükselmeleri temin ve yaş hadleri her rütbe için subaylara nispetle üçer yıl fazla tesbit edilmiştir.

   Bu tedbirlerle ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyetinde kazanılacak teğmen - yüzbaşı rütbesindeki subaylar ordu mahrutunun devamlı bir surette kaidesini teşkil ederek harb okulundan yetişecek subayların kemmiyet itibariyle daha az sayıda ve fakat keyfiyet itibariyle daha yüksek kalitede yetişmelerini de sağlıyacağına ve bu suretle subay mahrutunun zirvesine doğru daralarak hakiki şeklini muhafaza edeceğine komisyonumuzca kanaat getirilerek tasarının tümü, 28, 29, 30, 31 nci maddeleri hariç olmak üzere diğer bütün maddeleri oy birliğiyle ve adı geçen dört madde ekseriyetle kabul edilmiştir.

   (......)

 

   6. 20 nci maddedeki küçük subayların sağlık durumlarına ait hükmün subay oluncaya kadar erler hakkındaki hükümlere tâbi tutulması, görecekleri hizmetlerin mahiyeti bakımından, komisyonumuzca daha uygun görülmüş ve madde bu suretle değiştirilmiştir.

   (......)

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Yukarıda gördüğünüz raporu hazırlayan MSB’li kaşalotlar,

Astsubay” sınıfının teşkili hakkında 1951 senesinde şöyle demişler idi;

 

"Yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur.”

 

Fakat

27 Mayıs subay darbesinden bir kaç ay sonra peydahladıkları 211 sayılı İç Hizmet Kânunu meclisde müzâkere edilirken bu söylediklerini yalayıp yutacaklar idi.

 

*  *  *  *  *

 

   

   5802 sayılı Astsubay Kânununu müzakere etmek üzere

   29 Haziran 1951 Cuma günü tertip edilen Birleşim 96’da,

   Kânun tasarısı hakkında söz alan Elâzığ milletvekili Mehmet Şevki YAZMAN söz aldı.

   Hem mühendis hem de emekli subay olan Mehmet Şevki YAZMAN,

   Adnan MENDERES’in teşkil edeceği “astsubay” sınıfı hakkında TBMM’de şunları söyledi;

 

Asubay Tefrikası _6-5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

    M. ŞEVKİ YAZMAN (Elâzığ)Kanunun Umumi Heyeti üzerinde birkaç söz söylemek istiyorum. Çünkü kanun, hemen çıkmasını beklediğimiz Orman Kanununu, Yol Kanunu ve saire derecesinde hakikaten mühim ve bir an evvel çıkarılması lâzımgelen bir kanundur. Tasarı hayli zaman evvel hazırlanmış, tekemmül ettirilmiş, fakat Meclise sevki için bu zamanı bulmuştur.

 

   Mesele cok mühimdir. Zira kanun doğrudan doğruya ordunun bünyesine ve dolayısiyle Millî Müdafaamızın bünyesine tesir edecek tertipte ehemmiyetlidir.

 

   Orduların umumiyetle meslekleşmesine ve makineleşmesine doğru gidiyoruz. İki senelik hizmet süresi içinde bu yalnız neferlerle tahakkuk ettirilemez. Binaenaleh, o ordunun heyeti umumiyesi, sağlam, iyi yetişmiş bir kitleye ve esasa sahip almalıdır.

 

   Sabıkta nasıl donanma, birtakım “gedikli küçük zabitlere” bilâhara terfi ederek “zabit” olan elemana mâlik idiyse orduyu da bugünkü şekli ve haliyle o mertebeye ulaştırmak lâzım gelir. Kanun bu maksatla sevkedilmiştir.

 

   Maddelere geçildiği zaman söz söylemek hakkımız baki kalmak şartiyle bu kanunun çok yerinde ve lâzım olduğunu arzetmek isterim. Bu kanunu bir an evvel huzurunuza getirmiş olan Millî Savunma Bakanına da şahsan teşekkür ederim. Mâruzâtım bu kadardır.

 

 

*  *  *  *  *

 

   02 Temmuz 1951 Pazartesi günü TBMM’nin kabul edip

Aynı gün tatbikata koyduğu Astsubay Kânununun aşağıda gördüğünüz daha birinci maddesine de

Astsubay” ismini verdikleri asker kişilerin, “subay yardımcısı” olduğunu yazdılar.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    Kanun No: 5802                                                    Kabul tarihi: 2/7/1951

 ASTSUBAY KANUNU 

B İ R İ N C İ BÖLÜM

Genel hükümler

   Astsubaylar:

 

   Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, gümrük koruma birlikleri kadrolarında astkomuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde “subaya yardımcı” olarak görevlendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.

 

 

 

Yeri gelmiş iken bir hususu fâş eylemem gerekiyor.

 

  • Gedikli dediği ortada sandıkasker sınıfını Donanmamız, 1890 senesinde kânun ile teşkil etdi.

 

  • Küçük zâbit dediği ortada sandık asker sınıfını da Kara Kuvvetlerimiz, 1909 senesinde gene kânun ile teşkil etdi.

 

Fakat

1462 sayılı Harp Okulları Kânunu 1971 senesinde kabul edidi.

Bir başka ifâde ile Harp Okullarını;

1971 senesine kadar Genelkurmay Başkanlığı ya da MSB’nin hazırladığı

Ve dahi

Meclis denetiminden kaçırıp meriyyete koydukları tâlimâtnâmeler ile “kânunsuz” olarak teşkil ve idâre etdiler.

 

Astsubay dedikleri uyduruk askerler için çifte mühürlü kânunlar tertip eden şerefsiz subaylar,

Böyle yapmak ile Harp Okullarını işlerine nasıl geldi ise öyle idâre etdiler.

 

Hele Hava Harp Okulunun durumu tam bir rezâlet!

1951 senesinde hizmete açılan bu okulumuz da;

Harp Okulları Kânununun kabul edildiği 1971 senesine kadar “kaçak” olarak subay mezun etdi.

 

 

 

   Yukarıdaki hükûmet “GEREKÇE”’sinde Başbakan Adnan MENDERES’in de ifâde etdiği üzere

   “Subay yardımcılığına” lâyık görüp ordumuzda 9 sene görev verdikleri astsubayları;

  • Teğmen

      Ya da

  • “Askerî teknisiyen veya “askerî kâtipnasbetmek” şu hâlde zor olmasa gerek idi.

 

 

Yukarıdaki hükûmet “GEREKÇE”’sinde Başbakan Adnan MENDERES’in de ifâde etdiği üzere

Subay yardımcılığına” lâyık görüp ordumuzda 9 sene görev verdikleri astsubayları;

 

  • Teğmen
      Ya da
 
  • “Askerî teknisiyen veya “askerî kâtipnasbetmek” şu hâlde zor olmasa gerek idi.

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun 28’inci maddesine de bu hükümleri

Aşağıda gördüğünüz şu cümleler ile yazdılar.

 

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Astsubaylardan subay, teknisiyen ve askerî kâtip yetiştirilmesi

 

   Astsubayların subaylığa, askerî teknisiyen ve kâtipliğe geçirilmesi:

 

   Madde 28 Kıdemli başçavuşlukta ikinci ve üçüncü senesini ikmal etmiş bulunan astsubaylardan (Muzika astsubayları hariç) aşağıdaki nitelikleri taşıyanlar alâkalı Bakanlıkların inhası üzerine yüksek tasdik ile;

  • Teğmen

       Veya

  • Maaşça muadili askerî teknisiyen veya askerî kâtip nasbedilirler.

 

   Bunlardan teğmen nasbedilenler Subay Terfi Kanunu hükümlerine göre kıdemli yüzbaşılığa (dâhil) ve diğerleri muadil maaş derecesine kadar yükselebilirler.

   A ) Kıdemli başçavuşluğa kadar her rütbeye normal şartlar altında yükselmiş bulunmak,

   B) Umumi, meslekî bilgileriyle karakter ve ahlâk bakımından subay, teknisiyen ve askerî kâtipliğe lâyık bulunduğu tasdik edilmiş olmak,

   C) Sağlık durumları müsait bulunmak,

   D) Yapılacak seçim imtihanlarında ve mütaakiben gönderilecekleri sınıf okullarında ve özel kurslarda başarı göstermek,

   Bu hususa ait esaslar Bakanlar Kurulu karariyle tesbit olunur.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Derviş'in Fikri Ne ki, Zikri Ne Ola?..

 

5802 sayılı Astsubay Kânununu, 1951 senesinde meclis görüşdü ve kabul etdi.

Fakat

Astsubay Yönetmeliğini ise Millî Savunma Bakanı hazırladı. Aşağıda gördüğünüz ekâbir takımı da bu yönetmeliği okumadan imzâladı.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubaylıkdan subaylığa nakil şartı, kânunda üç beş madde idi.

Fakat

Yönetmeliğe öyle şartlar giydirdiler ki. Görsen, tıp fakültesinin seçme sınavına giriyorsun zannedersin!

Kânunun kenârından dolaşarak hazırladığı yönetmelik ile aslında,

Genelkurmay Başkanlığımız niyetini alenen fâş eylemiş idi; astsubaylarısubaylığa naklet -me- mek!

Genelkurmay Başkanlığımız;

 

  • Sanat enstitisü” mezunu bir genci alıyor.

 

  • 1 veya 2 sene eğitim verip “çavuş” nasbediyor.

 

  • Bunun üzerine  de astsubay olarak 9 sene vazife yapdırıyor.

 

  • Kıdemli başçavuş rütbesine kadar terfi etdirdiği bu astsubayı, toplam 11 senelik hizmetinin sonunda “teğmen nasbetmek” için bir imitihân yapıyor.

 

  • Bu imtihânda yukarıda gördüğünüz derslerden âhiret suâlleri soruyor.

 

 

 

   Burada ise benim aklımda şu suâller tebellür ediyor;

  • Bu senelerde, Harp Okullarımızın talebeleri hangi dersleri tedris ediyorlar idi acap?

 

  • Mâdemki sorduğun bu dersleri astsubay bilmiyor idi. O zamân bu çocuklara boş yere 9 sene nesi kime astsubaylık yapdırdın?

 

  • Mâdem ki atsubay olarak 9 sene boyunca bu derslere ihtiyacı olmadan vazifesini yapdı. Bugüne kadar ihtiyâcı olmayan bu derslerden şimdi niye sıygaya çekiyorsun?

 

  • Bu astsubaylar, teğmen olunca da bugün yapdığı işlerin gene aynısını yapacak. Bu derslerden sorguya çekmek ile astsubayları sen, prof. mu yapacaksın?

 

  • En mühim suâl de şudur; Maçan yiyor ise şâyet Harp Okulundan 9 sene evvel mezun etdiğin bir subayı çağır ve bu derslerden bir imtihân yap! Bakalım, senin o subayın bu imtihânda, bu suâlleri cevâplayıp muvaffak olup da “teğmenliğe” terfi edebilecek mi?

 

 

 

*  *  *  *  *


5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde astsubaylara verilensubaylığa nakil hakkını

Sonraki senelerde tertip etdikleri kânunlar ile nasıl da kıymık kıymık gasp etdiklerini,

Buyurun, şimdi hep berâber görelim...

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin daha bıldır meclisde kabul edip de

Hemen meriyyete koyduğu 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile teşkil etdikleri astsubaylara verdiği “sicilen subaylığa nakil” hakkını

Neşretdiği resmî kitaplarda Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT,

Şu yaldızlı cümle ile ilan etdi, bütün dünyâya;

* Gediklilerin yetiştirilme usulü değiştirilecek,

** Sayıları arttırılacak

*** Yüzbaşılığa kadar terfi edebilecek.
 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT’dan sonra Genelkurmay Başkanlığı goltuğuna gıçını goyan başkanlarımız,

Astsubaylara verdiği bu sözü, tutdular mı dersiniz?

 

*  *  *  *  *

 

 1954

  

 

 

Takvimler 1953 senesini gösderir iken

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz eşhâsdan müteşekkil idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Aynı senelerde ilkokuldan sonra 5 sene veya ortaokuldan sonra 2 sene eğitim veren “sanat enstitüsü” mezûnu öğrenciler,

Aşağıda gördüğünüz 6137 sayılı kânuna istinâden;

 

  • Mükellef askerliğini “yedek subay” olarak yapıyor idi.

 

Mükellef askerliğini “yedek subay” olarak tamamlayan asteğmenlerden arzu edenler ise;

  • Teskere bırakıp” orduda muvazzaf subay olarak kalabiliyor idi... 

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Fakat garâbete bakınız ki;

   5802 sayılı Astsubay Kânununa göre, Astsubay Okulları da “sanat enstitüsü” mezûnu öğrencilerini de kabul ediyor idi.

   Buradaki rezilliği şöyle izah etmek mümkün.

 

 

           

     Dün Genelkurmay Başkanlığı, bugün de Millî Savunma Bakanlığı;

  • Lise mezunu çocuklarımızı Harp Okulunda 4 sene okutup subay nasbediyor mu? Ediyor!

     

   Fakat

 

  • 4 senelik üniversite mezunu çocuklarımızı lisans diplomasının üzerine 2 sene de MYO’larda olmak üzere toplam 6 sene okutup “astsubay çavuş” nasbediyor mu? Ediyor!

 

  • 6 sene yüksek tahsilli bu çocuklarımıza "çavuş" deyip "ortada sandık" misâli 15 sene hizmete icbâr ediyor mu? Ediyor!

 

  • Liseden sonra Harb Okulunda 4 sene oku, subay ol!

 

  • Liseden sonra 4 senelik üniversiteden mezun ol. 2 sene de MYO’da oku. 6 sene oku ve asubay ol!

 

   Böylesi bir rezâlet dünyânın hiçbir ordusunda yokdur!

   Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına;

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde yapdıkları işde, tam da böyle rezil bir şey idi...

 

 


Asubay Okulundan istifa edip “yedek subay” olmak isdeyen asubay adayı öğrencilere ise

Bu kânunun aşağıda gördüğünüz şu geçici dördüncü maddesi ile yasak getiriliyor idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere Adnan MENDERES hükûmeti, Genelkurmay Başkanı ve MSB;

1950’lerde  bu şekilde “subaylığa nakil hakkı”nı sâdece “astsubay” dedikleri askerlere vermediler.

Asubaylara verilen bu saçma yasak senelerce devâm etdi ve bu haksızlığa kimse de çıkartmadı.

Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde astsubaylara verdiği “subaylığa nakil hakkı”nı

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanının maksatlı olarak engellemesinin sebebi ise

Millî Savunma Komisyonunun hazırladığı aşağıda gördüğümüz şu raporunda gizli...

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Sanat Enstitüsü mezunlarının yukarda izah ve teşrih edilen durumları muvacehesinde teklif edilen kanun lâyihasının kabulü halinde; 

   5802 sayılı kanun hükmüne göre dokuz yıl mecburi hizmetle orduya intisap etmiş olan on bini mütecaviz muharip astsubaylara da yedek subay olmak hakkının tanınması zaruri olacak

   Ve şu hâle göre 5802 sayılı Kanun hükümleri ile bu kanunun gözettiği maksatlar ve teşkilât tamamiyle bozulacak

   Ve astsubay sınıfına girmiş olanlar da yedek subay olmak hakkını kullanarak muharip astsubay kadrolarında çok vahim boşluklar hâsıl olacaktır.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Sanat enstitüsü mezunu astsubayların subaylığa nakledilmesine itiraz edenlerden birisi de

Kerizci Rifat TAŞKIN idi.

Bakınız Kerizci Rifat, astsubayların subaylığa nakledilmesinin sakıncasını kendi aklınca nasıl izah etmiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Yalancı emekli subay Rifat TAŞKIN_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 


Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   RİFAT TAŞKIN (Kastamonu) — Efendim,

   (....)

   Bugün orduda astsubaylık ihdas edilmiştir.  Astsubay membalarından biri sanat enstitüleri mezunlarıdır. Bu sanat enstitüsü mezunlarını astsubay olarak kabul ediyoruz. Astsubay olunca 9 sene hizmet etmek mecburiyetindedir. Şimdi bunlara yedek subay olmak hakkını verirsek 9 sene hizmet yapmaktansa 2 sene hizmet ederek ordudan çekilmeleri ihtimalleri vardır. Bu itibarla silâhlı kuvvetlerimiz aleyhine bir zarar tevlit etmektedir. Bu durum karşısında tamamen bu vaziyetin silâhlı kuvvetlerimiz aleyhine bir netice doğuracağına kaani olan komisyonumuz bunu itifakla reddetmiştir.

 

 

 

 

  • Evvelâ köy enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Akabinde, bu okullarda öğretmenlik yapan sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • 5430 sayı ve 1949 seneli kânununa göre uzman çavuş yapdığın sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Askerliğini mükellef er olarak yapmakda olan vatandaşlara “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Ve hattâ askerliğini yapıp da bitiren vatandaşlara bile “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Fakat aynı sanat enstitüsü mezunu olan astsubay adaylarına “yedek subay” olmayı yasak et!..

 

  • Astsubaylara “yedek subay” olma hakkını vermeyişinin sebebini de “silâhlı kuvvetlerimiz zarâr görür” diye açıkla!

 

 

 

 

  • Ulan şerefsizler! Siz gerzek subaylar silâhlı kuvvetlerini, "astsubay" dediğiniz askerlere güvenip de mi kurdunuz?

 

  • Bu astsubay adaylarının yerinde siz olsa idiniz şâyet, okulunuzdan istifa edip “yedek subay” olmaz mı idiniz, yavşaklar?

 

  • Astsubay dediğiniz asker kişilerin, sizlerinki kadar da olsa aklı yok mu sanıyorsunuz, kaşalotlar?

 

  • Astsubay Kânununu şunun şurasında daha iki sene evvel meclisde konuşurken, bu kânunun gerekcesini Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına “subaylığa nakil hakkı veriyoruz” diye ağzında laf geveleyen ben mi idim, şavşaklar?

 

Subay yapacağız diye aldatdığın bu çocuklara şimdi de “yedek subaylığa” geçişi yasak et!

Yazıklar olsun hepinize!..

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanlığı, yukarıda gördüğünüz 6137 sayılı kânun ile astsubay ismini verdiği askerlerin 1953 senesinde “yedek subay” olmasını yasaklamak ile kalmadı...

Zamân içinde meclise kabul etdirdiği kânunlar ve aynı zamânda 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES'in verdiği “teğmenliğe nakil” müktesep hakkını da kasıtlı olarak engelledi. 

 

 

   Genelkurmay Başkanları;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânununda “subay yardımcısı” olarak tefrik ve târif etdiği

        Ve dahi

  • 9 senelik hizmetin sonunda “teğmenliğe nakletmek” vaadi ile kafeslediği astsubaylara;

 

  • Ne “subay yardımcısı” gibi muamele etdi,

 

  • Ne de “teğmenliğe nakil” etdi.

 

 

   10-15 sene mecburî hizmet ile sağmal inek gibi orduya bağladığı astsubayları; ne öldürdü ne de güldürdü.

   Tıpkı sömürgen devletlerin İkinci Dünyâ Harbinden beri Türkiye’yi sömürdüğü gibi,

   Aynı târihlerden beri subaylarımız da;

   “Subay yardımcısı” dedikleri ve “teğmenliğe nakledeceğiz” yalanı ile aldatdıkları astsubayları sömürdü.

 


 

*  *  *  *  *

 

 1954

 

1954 senesini yaşadığımız o günlerde

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan ibâret idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun 20’inci maddesine göre;

Astsubay dedikleri askerlere “subay oluncaya kadar” sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi yapacaklar idi.

9 senelik hizmetin sonunda da “astsubayları subaylığa nakil edecekler” idi nasıl olsa.

Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin 02 Mart 1954 Salı günü meclisde kabul etdiği aşağıda gördüğünüz şu kânun ile;

Sağlık hizmetlerinde astsubaylara “subay gibi” muamele edilmesi hakkını “bahşetdiler.

Ve böylece

Astsubaylara “subay oluncaya kadar” sağlık hizmetlerinde “er gibi” muamele yapılması için Astsubay Kânununda ileri sürdüğü gerekceyi de hep berâber yalayıp yutdular.

Hüsniyetli bir bakış ile sağlık hizmeti konusunda yapılan bu “iyileşdirmeyi” astsubaylar için bir kazanç olarak değerlendirmek mümkün.

Fakat

Subaylarımızın, biz asubaylar hakkında bugüne kadar hüsniyetle düşünüp karar verdiğini hiçbir zamân görmedik ki. Aşağıdaki kânunun gerekcesini okudum. Subaylarımız osdurup osdurup ipe dizmişler. Dönemin Başbakanı Adnan MENDERES de bu osdurukdan gerekceleri aynen yemiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay ismini verdiğin askerlerin mâdemki “subay yardımcısı” olduğunu söyledin,

O zamân Astsubay Kânununu hazırlarken astsubaylara niçin subaylar ile aynı sağlık hizmetini vermedin?

Mâdemki astsubaylara sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi yapmanızın sebebi “subaylığa nakledilmesi” idi. Öyle is astsubayları 9 senelik hizmetin sonunda subaylığa niye nakil etmediniz?

Genelkurmay Başkanının bu hamlesinin, astsubaylara yeni bir hak vermek değil fakat; 

  • Hem “askerî memurların”,
  • Hem “erlerin”,
  • İşine geldiği durumlarda hem de “subayların”,

Yapdığı işlerin hepsini birden yapdırmayı başardığı bu “köle” asker sınıfının

Subay ile er arasındaki” bu “ortada sandık” yerini tahkim etmesi için kurnazca ve alçakca yapılmış bir hamleden başka bir şey değil idi. 

 

*  *  *  *  *

 

Beyaz subaylarımızın biz astsubaylara bakışındaki en kadim, en temel ve en şaşmaz kural şudur; 

  • Astsubay dedikleri “ortada sandık” ve “köle” askerlere ne zamân bir hak verdin,

 

  • Verdiğin bu hakka “bedel” olarak başka bir hakkı astsubayın elinden mutlaka geri al! 

 

Astsubaylara sağlık hizmetlerinde “subay gibi” muamele edilmesi “hakkı verdiğine” göre

  • Astsubayların o anda sâhip olduğu haklardan birisini de “gasp etmek” şart olmuş idi!

Peki,

Beyaz subaylarımızın köle asker olan astsubaylardan “gasp edecekleri bu hak” ne idi dersiniz?..

 

*  *  *  *  *

 

 

 1956

 

Astsubaylara, sağlık hizmetlerindesubay gibi” muamele etmeye başlayalı henüz bir buçuk sene olmuş idi.

1956 senesine geldiğimiz günlerde;

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti gene hâlâ görevde idi.

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanları foter şapkalarını giymiş ve evlerinin yolunu tutmuş,

Orgeneral İ. Hakkı TUNABOYLU yeni Genelkurmay Başkanı olarak bıldır göreve başlamış,

Başbakan Adnan MENDERES aynı zamânda Millî Savunma Bakanı Vekili de olmuş,

1956 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan teşkil etmiş idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

6744 sayılı kânun ile Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin asubaylara yapdığını anlatmadan evvel

Aşağıdaki şu kısa bilgiyi vermemiz gerekiyor.

İlkokuldan sonra en az 5 sene veya ortaokuldan sonra en az 2 sene tahsil süresi olan meslekî ve teknik öğretim müesseselerinden mezûn olan gençlerimize,

1953 senesinde kabul edilen 6137 sayılı kânuna istinâden “yedek subay” olma hakkı verilmiş idi.

  • Mükellef askerlik için orduya girip “asteğmen” oluyorlar,
  • Mükellef askerlik görevini tamamlayınca da câmi avlusuna bebe terk eder gibi “teskere terk eden” “asteğmenler”, sivil hayâtı terk edip “muvazzaf subay” olarak orduda kalıyorlar idi. Yakın zamâna kadar ordumuzda böyle “terk-i teskere” etmiş çok sayıda “meslek liseli teknisiyen subayımız” mevcut idi. 

 

Fakat

Aynı senelerde Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı,

Aynı okullardan mezûn olan gençlerimizi “subaylığa nakletmek” vaadi ile kandırıp “astsubay” nasbediyor idi.

 

 

 

   “Çavuş” rütbesi ile ordumuza intisâb eden astsubaylara;

  • Askerî memurların, 
  • Erlerimizin 
  • Ve ellerinde  göt gezdiren subaylarımızın yapdığı işlerin hepsini yapdırıyorlar idi.

 

 

   Bu tutumu ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı;

 

  • Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarını aptal 

 

      Fakat  

 

  • Kendilerini ise akıllı zannediyorlar idi.

 


Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı’na inanıp astsubay okullarına kayıt yapdıran astsubay adayı öğrenciler, kandırıldıklarını anlamakda hiç gecikmediler. Bu sebepden dolayı, teşkil edilmesinin daha ertesi senesinde, astsubay okullarına müracaat, birden bire dibe vurdu. Durum o kadar vahim idi ki Donanmamız, gazetelere çarşaf gibi ilanlar verip öğrenci tavlamaya mecbur kaldı.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Cumhuriyet Gazetesi _ Gedikli Erbaş ilanı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay Okullarına rağbetin sıfıra inmesinin ikinci ve daha önemli sebebi ise şu idi;

Astsubay” sınıfından evvel ordumuzda bu sınıfın yapdığı işleri “gedikli erbaş” ismi verilen askerler yapıyor idi.

Gedikli Erbaş Kânunu daha şunun şurasında 23 Mart 1950 senesinde, bıldır tezgahlanmış idi.

Ve “gedikli erbaşlar”; kölelik demek olan 15 senelik mecburî hizmet ile “sağmal inek gibi” ordumuza rapdedilmiş idi.

 

 

   O zamânki dünyânın kalbur üsdü ordularında “gedikli erbaşlık”;

  • Alaylı,
  • Mükellef,
  • Muvakkat,
  • Harçlıklı

        Ve

  • Teskereli

 

   Askerler olarak görev yapıyorlar idi.

   “Gedikli erbaşlık” sınıfı, bu koşullar ile teşkil edilse idi şâyet mesele yok idi. Çünkü devletimizin o zamânlar imzâ atıp taraf olduğu 1929 Cenevre Sözleşmesine göre işin doğrusu da bu idi.

   Fakat

   “Mükellef” sınıf olarak ordumuza hizmet eden “gedikli erbaş” sınıfını,

   1950 senesinde “muvazzaf” sınıfa tebdil etmek ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı,

   Askerlik târihimizin en aptalca karârını vermiş ve en büyük hatâsını yapmış idi.

   Çünkü

   Bizim her boku bilen beyaz zâbitân heyetimiz;

  • Mükellef erlerimizi eğitmek için er tâlimgâhlarında güneş altında ter döküp gırtlak patlatmak,

       Ve dahi

  • Sıçmasını bile bilmeyen “mükellef erlerimizin” boku püsürü ile uğraşmak isdemiyorlar idi.

 

 


   5802 sayılı Astsubay Kânununun  gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in alenen fâş eylediği üzere

   Sadr-ı âzam daşşağından düşme beyaz zâbitân heyetimizin asıl ve gizli maksatları şunlar idi; 

  • Harb Okulunda yetiştirilecek subayları daha uzun süreli bir tahsile tâbi tutmak

         Ve dahi

  • Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirmek. 

 

   Anadolunun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına deli gömleği gibi giydirilen “muvazzaf gedikli erbaşlık

   Zamânın koşullarına göre “istikbâl vaad etmediğinden dolayı” bu sınıfa kimse rağbet etmemiş idi.

   Çünkü;

  • Ortaokul mezunu gençleri alıp “gedikli erbaş” yapan ordumuz, bu askerlere “mükellef er” muamelesi yapıyor,
  • Kışlada  yatıp kalkan gedikli erbaşlara yüksek tahsil yapması ve hattâ evlenmesi bile yasak ediyor,
  • En düşük maaş alan devlet memuru kadar bile maaş alamıyor,
  • Devlet memuru olduğu kabul edilmiyor,
  • Devlet memuru sayılmadığı için de 3338 sayılı kânun ile 1940 senesinde devlet memuruna vermeye başladıkları yakacak, yiyecek vs. “aynî yardımları” alamıyorlar idi.

 

İşde bu sebeplerden dolayı teşkil edilmesinden birkaç ay sonra “gedikli erbaş” asker sınıfı iflâs etdi.

Müracaat olmadığı için de “gedikli erbaş ortaokulları” bomboş kaldı...

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu ile teşkil edilen

Ve dahi

Teşkil edilmesinden bir kaç ay sonra iflâs eden “muvazzaf gedikli erbaşlık” yerine

Bu kez de mektebli muvazzaf subay ile mükellef alaylı er arasında ortada sandık misâli “muvazzaf mektebli astsubay” sınıfını teşkil etdiler.

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde ihdâs etdikleri “muvazzaf astsubay” sınıfı aslında “muvazzaf gedikli erbaşlığın” boyalı-cilâlısından başka bir şey değil idi.

Fakat

Astsubay” sınıfının, “gedikli erbaşlık”dan nerede ise tek farkı şu idi;

 

    

   9 sene hizmet eden astsubaylar, “teğmenliğe” nakil edilecekler idi

 

 

 *  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun aşağıda gördüğünüz Geçici birinci maddesi ile;

Bu kânunun yürürlüğe girdiği 2 Temmuz 1951 târihinde ordumuzda “gedikli erbaş” unvânı ile görev yapan askerler de “astsubay” lığa  terfi(!) etdiler.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Gedikli erbaşlıkdan astsubaylığa terfi(!) eden bu askerlerden 5802 sayılı Astsubay Kânununun 28’inci maddesindeki şartları hâiz olanlar, “teğmenliğe nasbedilmek için” dilekce verdiler.

1951 senesinde gedikli erbaşlıkdan astsubaylığa terfi (!) eden bu askerlerin

Şimdi de “teğmenliğe terfi” etmek isdemesini işiten subayların dübürlerindeki tüyleri bile ters döndü!

Her boku bilen subaylar, bu astsubaylarımızı açgözlü olmak ile ithâm etdi ve şöyle dediler;

 

  • Gedikli” idiniz sizleri “astsubay” yapdık!

 

  • Yetmedi, şimdi de subay olup başımıza mı sıçacaksınız?

 

  • “Astsubaylık” bile sizlere fazla! Gözünüze, dizinize dursun, e mi!” 

 

Kimi subay gomutanlarımız da şu meşhur vecizi yumurtaladı;

 

  • Ayakdan, baş; sürmeden, gaş; gedikliden, subay olmaz arkadaş!

 

*  *  *  *  *

 

İşde, yukarıda anlatdığımız sebeplerden dolayı;

Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullanacak asker bulamayan Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı, tekrâr Başbakanın kapısına dayandı.

Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde kendisinin ihdâs edip “astsubay” ismini verdiği askerlere 

  • 1951 senesinde verdiği,
  • 1956 senesinde de ikinci kere verdiği “subaylığa nakil” müktesep hakkının, 

 

Tatbikata geçirilmesi konusunda Genelkurmay Karargâhında hâlâ ayak direyen beyâz subaylarımız var idi.

Başbakan Adnan MENDERES astsubaylara “subaylığa nakil” hakkını 1951 senesinde vermiş idi vermesine.

Fakat o seneden beri geçen 5 senede, “subaylığa nakil edilen” astsubay sayısı 5 bile değil idi.

 

 

   Beyâz subaylarımız;

  • Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapdırdığı,

 

  • Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullandırdığı ve kullanmasını erlerimize öğretdirdiği,

 

  • Subayların yapdığı ve yapmadığı bütün işleri yapdırdığı

 

        Ve dahi

 

  • 5802 sayılı Astsubay Kânununa göre “subay yardımcısı” dediği askerleri,

 

  Sanki cüzzamlı imiş gibi “subaylığa nakletmeyi” bir türlü hazmedemedi.

   1951 senesinden beri ordumuzdaki “subay ile astsubay” arasındaki görev-yetki karmaşası ve özlük haklarındaki ölçüsüzlük, sonunda patlama noktasına geldi.

   Ordumuz, içden içe ve derinden kaynamaya çokdan başlamış idi...

 

 

*  *  *  *  *


Başbakan Adnan MENDERES söz verdiği ve hâlde subaylığa nakledil -me- yen astsubaylar,

Bu kez de Adnan MENDERES’in vekillerinin kapısına dayandı.

Astsubayların bu haklı feryâdına koca meclisden 6 vekil ses verdi!..

Denizli İlimizden Beşi Bir Yerde Beş Zeybek!

Aşağıda resimlerini, isimlerini ve cisimlerini gördüğünüz Demokrat Parti Vekili Baha AKŞİT ve dört arkadaşı

1956 senesinde meclise şöyle bir kânun teklifi verdi.

  

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili Baha AKŞİT ve milletvekili arkadaşları_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

    Devre: X         İçtima: 2

 

   S. SAYISI : 151

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi ve Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi ve Millî Müdafaa ve Bütçe encümenleri mazbataları (2/180, 2/225)

 

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi (2/180)

T.B.M.M. Yüksek Reisliğine

5802 sayılı Astsubay Kanununa ek kanun teklifimi takdim ediyoruz. Gerekli muamelenin yapılmasını arz ve rica ederiz.

 

Denizli                 Denizli                                 Denizli                 Denizli                 Denizli

B. Akşit               R. Tavaslıoğlu                     O. Ongun          A. R. Karaca         A. H. Sancar

 

 

ESBABI MUCİBE

 

   Türk Ordusunun teknisiyenlere olan ihtiyacı aşikârdır, hele son yıllarda motorize birliklerin ve silâhların inkişafı karşısında teknisiyen sınıfı büsbütün ehemmiyet kesbetmiştir. Bu sınıfı cazip bir hale getirmenin zarureti aşikârdır, hal böyle iken Astsubay olarak başarı ile hizmet görmek suretiyle kıdemli başçavuşluğa kadar yükselmiş olanlar arasında yapılan imtihan neticesinde muvaffak olanlar yeni bir tedrisata tâbi tutulmakta ve sonunda kazananlar teknisiyen sınıfına alınmaktadırlar. Bunların teknisiyen okullarından itibaren giyim ve iaşe bedelleri kesilmektedir. Bu vaziyet karşısında teknisiyenliğin cazip hale gelmesine imkân yoktur. Bu sınıfın ehemmiyetini göz önüne alan Yüksek Meclis aynı tahsili yapan sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subaylık” hakkını tanımıştır.

   Teknisiyen sınıfının durumlarının ıslahı maksadı ile ilişik kanun teklifimi takdim ediyorum.

 

 

*  *  *  *  *


Elazığ İlimizden Tümgeneral Bir Gakgoş!

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile “subaylığa nakil” hakkı verildiği hâlde

Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin astsubayları “subaylığa nakletmediğini” gören vekillerden birisi de

İktidârdaki Demokrat Parti Elazığ Vekili Hüsnü GÖKTUĞ idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili emekli subay Hüsnü GÖKTUĞ_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi (2/225)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine

   5802 sayılı Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesine mütedair olan kanun teklifimi eklice sunuyorum.

   Gereğinin yapılmasına müsaadelerini rica ederim.

13.1.1956

Elâzığ Mebusu

H. Göktuğ

 

ESBABI MUCİBE

   1. 5802 sayılı Astsubay Kanununun 28’nci maddesi, kıdemli başçavuşlukta ikinci ve üçüncü senesini ikmal etmiş bulunan astsubaylardan (bando astsubayları hariç) kanunda yazılı şartları haiz bulunanların;

  • Teğmen

          Ve

  • Askerî teknisiyen, askerî kâtip

   Nasbedilmeleri hükmünü ihtiva etmektedir.

 

   Kanunun bu hükmüne göre;

  Piyade, topçu, tank gibi sınıflara mensup astsubayların teğmenliğe nasbedilerek subaylık hak ve statüsü iktisab etmelerine mukabil,

   Teknisiyen (sanat enstitüsü mezunu) astsubayların da askerî teknisiyen nasbedilmeleri,

   Bando astsubayları için de hiçbir hak tanınmamış olması,

   Bu sınıf mensupları için bir mağduriyet ve adaletsizlik yaratmış bulunmaktadır.

   Esasen, ordunun küçük rütbeli subay kadrosunun tamamlanmasında fayda yaratacağı mülâhaza edilerek tedvin edilmiş bulunan bu hükmün astsubaylar arasında ayrılık yaratmış olması, teknisiyen sınıfına karşı alâkayı azaltmakta ve dolayısiyle ordunun teknik personel ihtiyacını artırmaktadır.

   Bu mahzurlu neticeyi bertaraf etmek ve teknisiyen sınıfına rağbeti artırmak maksadiyle:

   a) Teknisiyen astsubayların da teğmen nasbedilmeleri,

   b) Bando astsubaylarının 7’nci sınıf bando öğretmenliğine geçirilmeleri.

   Uygun olacağı mülâhaza edilmiştir.

   2. Kanunun 30’ncu maddesi tadil edilerek astsubaylıktan subaylığa ve bando öğretmenliğine geçirileceklerin yaş hadleri daha âdil bir esasa bağlanmak suretiyle, bunların ordudaki hizmet müddetlerinin fazlalaştırılması uygun mülâhaza edilmiştir.

   3. Astsubay Kanununun, askerî teknisiyen ve askerî kâtiplerin kıyafetlerini tanzim eden 30 ucu maddesi de bu tadilâtın tabiî neticesi olarak lüzumsuzluğundan yürürlükten kaldırılmıştır.

 


Kendisi de hukukcu ve emekli subay olan Gakgoş Hüsnü GÖKTUĞ,

Asubayların bu “müktesep hakkının” tahakkuk etdirilmesi talebini,

Yukarıda gördüğünüz harika cümleler ile kânun teklifi olarak yazdı

Ve dahi

Gereğini yapmasını meclisden rica etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay dedikleri askerlere 1951 senesinde verilen

Ve fakat

Bir türlü tahakkuk etdirilmeyen “subaylığa nakil” müktesep hakkın tahakkuk etdirilmesi için

Başbakan Adnan MENDERES’in 6 vekilinin hazırladığı kânun teklifini

İsimlerini aşağıda gördüğünüz Millî Müdafaa Encümeniaynen ve mevcudun ittifakiyle” kabul etdi.

 

 

Millî Müdafaa Encümeni mazbatası

 T. B. M. M.

Milli Müdafaa Encümeni 1 . II . 1956

Esas No. 2/180, 2/225

Karar No. 12

Yüksek Reisliğe

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi ile aynı mahiyette olan, Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi hükümet temsilcilerinin iştirakiyle encümenimizde tetkik ve müzakere olundu.

   Denizli Mebusu Baha Akşit'in de iltihakiyle, aynı mahiyette olan mezkûr teklifler birleştirilmek ve müzakereye esas olarak Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un teklifi alınmak suretiyle yapılan tetkikat sonunda, esbabı mucibede serdedilen hususlar encümenimizce de yerinde görüldüğünden teklif aynen ve mevcudun ittifakiyle kabul edildi.

   Havalesi gereğince Bütçe Encümenine tevdi buyurulmak üzere Yüksek Reisliğe sunulur.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullanacak askerleri bir türlü tedârik edemeyen

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı’nın gıçlarını yırtarak ağlaşması üzerine,

Aşağıdaki kânunu tertip eden Başbakan Adnan MENDERES;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile “subay sınıfına dâhil olmak üzere” 5 sene evvel teşkil etdiği “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtiplik” sınıflarına hiç astsubay nakil yapmadığından dolayı 6744 sayılı bu kânunun birinci maddesi ile lağv etdi.

 

 

 

 

   6744 sayılı aynı kânun ile astsubayların;

  • Teğmen,

       Ve

  • Bando astsubayların da “7’nci sınıf bando öğretmeni” nasbedilmesine karar verdi.

 

   5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde “subaylığa nakil hakkı” verilmeyen bando astsubaylarına; 6744 sayılı bu kânun ile “subay olma hakkı vermese de” “7’nci sınıf bando öğretmenliğine nakil hakkı” vererek bando astsubaylarının 1951 senesiden beri uğradığı mağduriyeti bir nebze de olsa telâfi etdi.

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Yukarıda görülen hükümler, 1956 senesinde meriyyete konulan 6744 sayılı kânunun sâdece teferruâtıdır.

Bu kânun ile Başbakan Adnan MENDERES aslında şunu yapdı;

Astsubaylara 1951 senesinde verdiği “subay olma hakkını” bir kez daha teyit, tasdik ve teslim etdi.

Subaylığa nakil hakkı” verilen astsubaylar hakkında hazırlanan yeni kânunun metinini de

Astsubayların “subaylığa nakledilmelerini” çok açık ve mutlak bir hüküm ile emredecek şekilde yazdı.

 

 

   Başbakan sıfatı ile Adnan MENDERES’in 1956 senesinde kabul etdiği kânunun sâdece bu hükmünü;

  • Genelkurmay Başkanı ve MSB bugüne kadar samimî ve dürüst olarak tatbik edip de
  • Astsubayları, subaylığa nakletse idi şâyet,
  • Bugün artık iflâs etmiş durumda olan astsubaylık, böylesi rezil bir vaziyetde olmayacak

       Ve dahi

  • Biz asubaylar, bugün kendi devletimize karşı isyân eden askerler durumuna düşürülmeyecek idik.

 

   Şöyle bir düşünün bakalım!

  • Asubayları bugün kendi devletine karşı isyân eden askerler durumuna düşürmüşler ise şâyet,

       Ki, düşürdüler,

 

  • Bu vahim durum kimlerin, hangi cemaatlerin, hangi sömürgen devletlerin işine geldi acap?

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile;

   Subay sınıfına dâhil olan “askerî memurların” yapdığı bütün işleri, yeni ihdâs etdikleri “astsubayların” yapmasına karâr vermişler idi. Bu sebepden dolayı da “askerî memur” sınıfının ilgâ edilmesi gerekiyor idi.

 

   Fakat bizim subay cenâhında kazın ayağı öyle oynamamış!..

   Aşağıda gördüğünüz 6801 sayılı kânuna bakdığımızda;

   5802 sayılı kânunun kabul edildiği 1951 senesinden bugüne kadar geçip giden 6 sene içinde,

   “Askerî memur” sınıfını ilgâ etmek için Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanları hiçbir şey yapmamışlar.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Ekseriyetini bir baltaya sap olamış subay mahdumlarının teşkil etdiği askerî memur sınıfını lağv etmek şöyle dursun,

 Bu hazır yeyici taifesini Millî Savunma Bakanının onayı ile subaylığa terfi etdirmişler.

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay dedikleri askerlere 5802 sayılı kânun ile verdikleri “subaylığa nakil hakkını” kimlerin ve nasıl gasp etdiğine kısa bir fâsıla verelim.

Çünkü burada dikkat çekmem gereken mühim bir durum daha var.

Şu anda, 1956 senesi hakkında konuşuyoruz. 27 Mayıs subay darbesine 4 sene var...

Subaylığa nakletmek şartı ile “astsubay” sınıfının teşkil edilmesi ile devlet üzerindeki hâkimiyetini paylaşmak isdemeyen beyâz subaylarımızın karşısına gizli bir rakip ve subayların erkine yeni bir ortak getiren Adnan MENDERES’in, Genelkurmay Başkanı ile ilk çekişmeyi bu konuda yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Bu duruma bakdığımızda Adnan MENDERES’in “Ben orduyu asubaylar ile de idâre ederim!” dediğine şaşmamak gerekir.

Adnan MENDERES’i kimlerin idâm etdiği de sır olmadığına göre bu sözü ile rahmetli MENDERES’in aslında kendisini idâma götüren yola kendi elleri ile taş döşediğini ve süreci hızlandırdığını anlamak hiç de zor değil.

 

*  *  *  *  *

 

 1957

  

 

Astsubaylara, “subaylığa nakil hakkı” “ikinci kez” verileli şunun şurasında henüz bir sene değişmiş idi.

Fakat

1957 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti, bıldırki kadrosu ile, maşşallah, aynen görev başında idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde kendisinin ihdâs edip “astsubay” dediği asker kişilere

  • 5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde verdiği,

 

  • 6744 sayılı kânun ile 1956 senesinde de “ikinci kere” verdiği “subaylığa nakil” hakkının,

   Tatbikata geçirilmesi konusunda Genelkurmay Karargâhında hâlâ ciddî bir direnme var idi...

 

 


Başbakan Adnan MENDERES
astsubaylara “subaylığa nakil” hakkını 1951 senesinde verdi vermesine.

Lâkin

O seneden bu seneye kadar geçen 6 senede, subaylığa nakil edilen astsubay sayısı 6 bile değil idi.

Beyâz subaylarımız; 

 

  • Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapdırdığı,

 

  • Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullandırdığı ve kullanmasını erlerimize öğretdirdiği,

 

  • Subaylarımızın yapdığı ve yapamadığı bütün işleri sırtına yıkdığı,

     

 Ve dahi

 

  • Astsubay Kânununa göre “subay yardımcısı” dediği köle askerleri,

 

Sanki cüzzamlı imiş gibi “subaylığa nakletmeyi” bir türlü hazmedemiyorlar idi.

1951 senesinden beri ordumuzdaki subay-astsubay arasındaki görev-yetki karmaşası ve özlük haklarındaki uçurum seviyesindeki ölçüsüzlük, patlama noktasına gelmiş idi. Ordumuz, içden içe ve derinden kaynamaya çokdan başlamış idi...

Başbakan Adnan MENDERES’in söz vermesine rağmen “subaylığa nakledilmeyen” astsubaylar,

Meclisin kapısına bir kere daha dayandı.

Yüce meclisden 1957 senesinde bu kez de 1 vekil ses verdi, astsubayların bu “hak”lı feryâdına...

Ana muhalefet partisi CHP’den Darende’li Avukat Nuri OCAKCIOĞLU

 “Sanat enstitüsü mezunu astsubaylar” hakkında TBMM’ye verdiği 22 Nisan 1957 târihli dilekcesinde,

Nuri OCAKCIOĞLU şöyle dedi, Millî Müdafaa Vekâleti’ne; 

 

 

4. - SUALLER VE CEVAPLAR TAHRİRÎ SUALLER VE CEVAPLARI

 

   1. — Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun, erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumuna dair sualine, Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi Ergin'in tahrirî cevabı (7/327)

22 Nisan 1957

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine

   6137 sayılı Kanuna göre erkek sanat enstitüsü mezunlarına yedek subaylık hakkı verildiği halde kendileri de erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubay olduklarından 4’ncü madde ile ayrı muameleye tâbi tutulmaları mağduriyetlerini mucibolduğundan bahsile ordudaki teknisiyen astsubaylar mütemadiyen müracaat etmektedirler.

   5802 sayılı Kanunun bâzı maddelerinin tadili ile orduda teknisiyen subay sınıfı 9 yıl sonra imtihana tâbi tutulmaları müddetini çok görmektedirler.

   Temadi eden yazı ve telgraflar karşısında ne düşündüğünün Sayın Millî Müdafaa Vekili tarafından tahrirî olarak cevap verilmesine delâlet buyurulmasını saygı ile rica ederim.

Malatya Mebusu

Nuri Ocakcıoğlu

 

 


Malatya Mebusu Nuri OCAKCIOĞLU
'nun tahrirî suâline,

Millî Müdafaa Vekâleti Vekili sıfatı ile Şemi Ergin, şu tahrirî cevâbı verdi, meclis huzûrunda; 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili Hasan Şemi ERGİN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

T. C.

M.M. V.

22 . VI . 1957

Hususi Kalem Müdürlüğü

Ankara

13

Konu : Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun tahrirî sual takriri

Büyük Millet Meclisi Reisliğine

25 Mayıs 1957 gün ve Kanunlar Müdürlüğü 7-327, 4103/18776 sayılı yazıya cevaptır:

Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun «Erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumlarına dair» tahrirî sual takririne verilen cevabın ilişikte sunulduğunu saygı ile, arz ederim.

Millî Müdafaa Vekâleti V.

Şemi Ergin

Erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumu

6137 sayılı Kanunla sanat enstitüsü mezunu olanların yedek subay olmaları kabul edilmiş ve bu kanunun muvakkat 4’ncü maddesinde de orduda vazifeli sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların bu kanun hükümlerinden  faydalanamıyacakları belirtilmiştir. Ancak bunların 5802 sayılı Kanunda yazılı mecburi hizmetlerini bitirdikten sonra ayrılanlar sınıfları “yedek asteğmenliğine” veya “8’nci sınıf yedek askerî memurluğa” nasbolunmaları hüküm altına alınmıştır.

Orduda vazifeli sanat enstitüsü mezunu astsubayların 5802 sayılı Astsubay Kanunu hükümleri dairesinde muvazzaf subay olmaları mümkündür. Burdur Mebusu Mehmet Özbey (YILMAZ olmalı.IRBIK) tarafından 6137 sayılı Kanunun muvakkat 4’ncü maddesinin tadili hakkındaki kanun teklifinin B. M. M. Maarif Encümeninde müzakeresi sırasında vekâletimizce 5802 sayılı Kanunun 6744 sayılı Kanunla muaddel 28’nci maddesi tadil olunarak sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubaylardan 6’nci yılını bitirenlerin subay olabilmelerinin sağlanması hususu mütalâa olarak ileri sürülmüş, mezkûr encümence bu mütalâa muvafık görüldüğünden;

 

  • Kanun teklifinin bir üst komisyona havale edilerek orada müzakeresi kararlaştırılmış olup

 

  • Bu husustaki çalışmalara devam edilmektedir.

 

 


Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi ERGİN’nin yukarıda gördüğünüz cevâbı konusunda bir hususu izah etmem gerekiyor.

Her mesleğin kendine has bir yazı uslûbu vardır. Meclisin ve hükûmetin de... Kurulan cümle, cümledeki her kelime, kelimedeki her harfin gizli ya da açık hedefi ve maksadı vardır. Hükûmet, kendisine rey getirecek bir teklifi aynı gün içinde müzâkere eder ve kânunlaşdırır. Zere, 5802 sayılı kânunu böyle yapdı. Sâdece iki günde kânunlaşdırdı.

Fakat işine gelmeyen bir teklifi kucağında bulursa da hükûmetin yapacağı bellidir. Hemen bir komisyon teşkil eder ve burnuna dayanan teklifi bu komisyona havâle eder. Komisyona havâle edilir ise ya da Şemi ERGİN’in yukarıdaki cevâbında yapdığı gibi teklif, bir üst kurula havâle edilir ise şâyet, o teklife geçmiş olsun!

CHP Malatya Mebusu Nuri OCAKCIOĞLU'nun meclis gündemine getirdiği

Ve dahi

TBMM Maarif Encümeninin de “muvafık” gördüğü,

Sanat enstitüsü mezûnu teknisiyen astsubaylardan 6’ncı yılını bitirenlerin subay olabilmeleri teklifini de

İktidârdaki Demokrat Parti hükûmeti işde, böyle “iğdiş”etdi.

 

*  *  *  *  *

 

     

      İki çeşit târih vardır;

 

  • Birisi yazılı târih 
  • Diğeri de canlı târih

 

  • Her iki târihin ortak yanı şudur; öğrenmek için yapmanız gereken ilk iş, araşdırmak ve bulmakdır.
  • Her ikisi arasındaki tek fark ise şudur; birincisini okursunuz, ikicisini ise dinlersiniz.

 

Ben de öyle yapdım. “Subay yapacağız” vaadi ile Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin aldatdığı astsubaylardan bugün belki de hayâtda olan bir tek meslek büyüğümüz var; 1951 neşetli Hava Telsiz Asubay Kıdemli Başçavuş Ahmet KISA. Bu konuda dağarında bir şeyler kalmışdır belki diyerek 06 Şubat 2018 Salı akşamı kendisini aradım. Evvelâ hatırını sorup bir süre sohbet etdim. Sonra sadede geldim ve Sayın Ahmet KISA’ya şöyle bir suâl tevcih etdim.

 

 

   Şükrü IRBIK: Ahmet Bey,  efendim, siz 1951 târihli Astsubay Kânunu ile “Hava Astsubay Çavuş” nasbedilen ilk dönem mezûn astsubaylardan birisiniz. Ortaokul mezunu bir asubay idiniz. Göreviniz esnâsında  kendi paranız ile okuyup lise diploması aldınız.

   Mâlumunuz, Astsubay Kânununun 28’inci maddesi ile 1951 senesinde astsubaylara, “sicilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi. Bu maddeye göre 9 sene fiilî hizmetini tamamlayan astsubayların “subaylığa nakil edilmesi” gerekiyor idi. Bu konudaki bilgilerinizi bize anlatır mısınız? 

   Her zamânki heyânlı, babacan ve fakat o nazik tavrı ile Ahmet KISA, hiç duralamadan şunları söyleyiverdi.

   Ahmet KISA: 1951 senesinde Hava Telsiz Astsubay Çavuş nasbedildim. Ve Hava Kuvvetlerimizde muvazzaf astsubay olarak görevime başladım. Çok başarılı bir astsubay idim. Mesleğim telsizciliği çok iyi öğrendim. O senelerde biz telsiz asubayları, pilot ile birlikde uçuyor idik. Maaşımız da pilot maaşına çok yakın idi. Bu sebepden dolayı subaylarımız ile aramızda her zaman bir tesânüd ve birlik vardı. Hepimiz kardeş gibi idik. 

Emekli Hava Asubay Kıdemli Başçavuş Ahmet KISA_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat sâdece mesleğimde iyi olmak ile yetinmedim. Aynı zamânda asubay olarak kendimi de tekâmül etdirmek istiyor idim. Gerek kendi mesleğim gerekse askerlik ile ilgili mevuzâtın hepsini buldum ve okudum. 5802 sayılı Astsubay Kânununu da okumuş ve çok iyi biliyor idim.

   Sizin de bahsetdiğiniz üzere Şükrü Bey, bu kânunun 28’inci maddesi mucibince; 9 sene fiili hizmetini tamamlayıp kıdemli başçavuşluğun ikinci veya üçüncü senesinde olanlara “subaylığa nakil hakkı” verilmiş idi. Bu hakkı, dönemin Başbakanı merhum Adnan MENDERES’in verdiğini gâyet iyi hatırlıyorum. 1959 senesine vâsıl olduğumda ben de bu koşulların hepsini hâiz idim. Birlik komutanımızın da teşvik etmesi ile ben de 1960 senesinde yapılacak “subaylığa nakil” imtihânına iştirak etmek için aynı senenin Mart ayında dilekce verdim.

   Fakat ne yazık ki dilekcem işlem görmeye devâm ederken 27 Mayıs darbesi vuku buldu. Ordumuzda emir-komuta zinciri alt üst oldu. O vakit görev yapdığım hava üssünün komutanı olan mühendis tuğgeneral, üsdeki bütün personeli 28 Mayıs günü meydânda içtima etdi. Ve Ankara’dan gelen darbeci bir binbaşıya, evet binbaşıya, yüzlerce personelin gözleri önünde tekmil verdi ve şöyle dedi; “Binbaşım, personelim ile birlikde emrinizdeyim!

   Darbe ile hiçbir ilgim ve hattâ haberim dahi olmadığı hâlde ordumuzdaki emir-komutanın alt üst olmasından ben de nasibimi aldım. Hava Kuvvetlerimizin 30 gün içinde cevâp vermesi gerekiyor idi. Fakat ne yazık ki “subaylığa nakil” imtihânına iştirâk etmek için verdiğim dilekceme menfi ya da müsbet bir cevâp dahi alamadım.

   1980 darbesinde ben, emekli idim.

   Fakat sizin de gördüğünüz üzere, 1951 neşetli Hava Telsiz Asubay Kıdemli Başçavuş ben Ahmet KISA,

   27 Mayıs subay darbesinin mağdur etdiği asubaylardan birisi oldum.

 

 

*  *  *  *  *

 

27 Mayıs’ı tertipleyen Şefik YÜCESOY ve O’nun gibi darbeci subaylarımız,

Darbeden sâdece 2 ay sonra tezgâhladıkları şu kânun ile;

  • Yüksek Kumanda Akademisi müdâvimlerini

        Ve dahi

  • Harp Akademilerinde okuyan “kurmay subay aday öğrencilerini”,

Eğitimlerini henüz tamamlamadığı hâlde;

 

  • Dönemlerini muvaffakiyetle ikmâl etmiş,
  • Stajlarını sona ermiş addetmiş,

        Ve dahi

  • Kurmay” unvânı vermiş idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Fakat

27 Mayıs’ın aynı darbeci subayları, gene aynı günlerde;

Unvânı “Asubay” olan Ahmet KISA’nın ise

5802 sayılı kânundan neşet eden “subaylığa nakil” için verdiği dilekceye

Cevâp vermeye bile tenezzül etmedi.

Bugüne kadar yapdığım araşdırmaların hiçbirinde bulamadığım bu çok kıymetli bilgiyi verdiği için 

Aydın İlimiz efelerinden 86 yaşındaki Sayın Ahmet KISA’ya teşekkür ediyor,

Bu vesile ile ellerinden öpüyor, kendisine sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

 

Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin subay yapacağız” vaadi ile aldatdığı asubaylardan bir başkası da

1956 neşetli Jandarma Asubay Kıdemli Başçavuş Mehmet KAYALI.

 

 

Emekli Jandarma Asubay Kıdemli Başçavuş Mehmet KAYALI_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Keşişdağı’nın eteğinde mola verir iken 85 yaşında olmasına rağmen “asubay meselesine” bugün bile hâlâ kafa yoran Sayın KAYALI’yı 07 Şubat 2018 Çarşamba akşamı aradım. Uzunca bir hâl-hatır faslından sonra bir fırsatını buldum ve kendisine şöyle bir suâl tevcih etdim.

 

   Şükrü IRBIK: Efendim, siz 1956 neşetli jandarma asubay olarak memleketimize 22 sene hizmet etdiniz. Göreviniz esnâsında kendi paranız ile yüksek tahsil yapdınız ve Gâzi Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünden lisans diploması aldınız. Emekli oldukdan sonra Devlet liselerinde uzun süre Fransızca öğretmenliği yapdınız.

   Astsubay Kânununun 28’inci maddesi ile 1951 senesinde astsubaylara, “sicilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi. Bu maddeye göre 9 sene fiilî hizmetini tamamlayan astsubayların “subaylığa nakil edilmesi” gerekiyor idi. 1956 neşetli olduğunuza göre siz, 9 senelik hizmetinizi 1965 senesinde tamamladınız.

   Peki,

   Astsubay Kânunu ile size subay olma hakkı verdiğini biliyor muydunuz?

   Biliyor idi iseniz şâyet, subay olmak için müracaat etdiniz mi?

   Sanki eski günlerini yaşıyormuş gibi heyecânlanan Sayın Mehmet KAYALI, o gür ve tok sesi ile gürleyiverdi...

   Mehmet KAYALI: Evlâdım, biliyorsunuz ben, Jandarma Astsubayı idim. Jandarma, ATATÜRK’ün de o hârika deyişi ile “bir kânun ordusu”’dur. Kânun Ordusunun bir astsubayı olarak benim de 5802’den elbetde haberim var idi.

   İkinci suâlinize cevâp olarak da şunları söyleyebilirim. Sizin de sarahât ile ifâde etdiğiniz üzere, 1965 senesinde kıdemli başçavuş idim ve “subaylığa nakil” için müracaat hakkını kazanmış idim. Lisans mezunu bir astsubay olarak, 1965 senesi Mart ayında subaylığa nakil için dilekce verdim. Ben, 1936 doğumluyum. Yaşımın 30 seneden “2 ay 29 gün fazla olduğu” gerekcesi ile bu müracaatımı reddetdiler. 5802 sayılı kânunda subaylığa nakil için yaş sınırı yok idi. Dilekceme verilen red cevâbına itirâz etdim. Fakat bu dilekceme bu kez hiç cevâp vermediler.

 


Sayın Mehmet KAYALI’ının anlatdıklarına inanamadım. 5802 sayılı Astsubay Kânunu ve bu kânuna istinâden 1952 senesinde meriyyete konulan Astsubay Yönetmeliğini bir kez daha okudum. Hem kânunda hem de yönetmelikde, subaylığa esâs olarak “kıdemli başçavuşluğun birinci veya ikinci senesinde olmak” şeklinde “rütbe” şartı mevcut. Her iki mevzuâta göre Sayın Mehmet KAYALI’ya “rütbe” şartı tatbik edilmesi gerekir idi. Ve şâyet öyle yapsalar idi hiç şüphe etmiyorum ki kendisi subay olacak idi. Fakat “rütbe” yerine mevzuâta aykırı olarak 30 senelik “yaş sınırını” tatbik etmişler kendisine.

Elinde lisans diploması ile bekleyen Sayın Mehmet KAYALI’yı da işde, böyle “kânunsuz” bir gerekce ile aldatmış şerefsizler.

   Kıymetli meslekdaşım (E) Deniz Asubayı Aydın KULAK şöyle demiş idi;

   “Subay darbeleri asubayları iki kere vurur!

   Sayın Mehmet KAYALI’ya da subaylarımız bu konuda iki kere darbe vurmuşlar!

Bu vesile ile Sayın Mehmet KAYALI’ya da sağlıklı ve uzun ömürler diliyor ve ellerinden öpüyorum.

 

*  *  *  *  * 

 

 

Başbakan Adnan MENDERES;

Bizzat kendisinin ihdâs edip ismine “astsubay” dediği askerlere verdiği “subaylığa nakil” sözünü,

Kendi vekili olan Şemi ERGİN’in yukarıda gördüğünüz cevâbı ile tamâmen yedi, yaladı ve yutdu.

Memleketde harb yok, darb yok, darbe yok! Milletin hür irâdesi ile seçdiği bir hükûmet var meclisde.

Fakat,

Genelkurmay Başkanının gizli ya da açıkdan yapdığı tehditlere teslim olan

Ve dahi

Kendi kabul etdiği kânunu, kendisi yeyip yutan bir iktidâr var memleketde.

27 Mayıs subay darbesinin postal sesleri meclisden meğerse duyulmaya çokdan başlamış bile...

Astsubayları subaylığa nakil konusunda rahmetli MENDERES,

Bugünkü Cumhurbaşkanının bıldır itirâf etdiği gibi; 

  • İktidâr oldu,

        Ve fakat

  • Mukdedir olamadı!..

Astsubayları “subaylığa nakil” konusunda;

 

  • 1951,
  • 1956,

        Ve dahi

  • 1957 senelerinde, 

 

Genelkurmay BaşkanıMSBTBMM arasında tertiplenen kumpaslar savaşının üçünde de muzaffer olarak çıkmasını beceren bir tek kişi var!

O da MSB’yi kuyruğuna takan Genelkurmay Başkanları...

Astsubayların “sicilen subaylığa naklini” bir türlü hazmedemeyen Genelkurmay Başkanları,

Son ve “netice alıcı” darbeyi de astsubaylara, 6744 sayılı kânun ile bu sene vurdu.

Astsubayların “tahsilen subaylığa nakil” meselesini de

27 Mayıs subay darbesinin meşum rüzgârının esdiği 1967 senesinde vuracağı darbe ile halledecek idi.

 

*  *  *  *  * 

 

 

 1961

  

 

 

1961 senesindeyiz.

Amerika, aya gideli 2 sene olmuş idi.

Astronot Coni’ye göre “aya ayak basmak”, kendisi için küçük fakat insanlık için büyük bir adım idi!..

Lâkin bizim memleketimizde ise sömürgen, böbürgen ve kemirgen subaylarımız;

Cumhuriyet târihimizin ilk subay darbesini yapmışlar ve devleti ellerine geçirmişler idi.

Genelkurmay Başkanlığı gotluğundan gıçını galdıran Aga Cemal GÜRSEL

Bu kez hem Cumhurbaşkanlığı hem de Başvekil goltuna oturmuş idi.

27 Mayıs darbesinin ertesinde, 1961 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti işde, şu eşhâşdan müteşekkil idi. 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Cemal Aga_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

"Yeni bir statü” diye yutdurmaya çalışdıkları

Ve dahi

Muvazzaf gedikli erbaşlığı” yalap şap boyadıkdan sonra “muvazzaf astsubay” ismi verdikleri uyduruk asker sınıfının teşkil edilmesi için

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının gerekcesinde dönemin Başbakanı Adnan MENDERES,

Yüce meclise şöyle demiş idi; 

  • Orduda askerî memurlar tarafından yapılan görevleri bu hizmetler için yetiştirilmiş astsubayların yapması daha faydalı mütalâa edilmişdir.
  • Bu suretle kaynağı kapatılmış olan askerî memurlar zamanla tasfiye edilecektir.

 

Başbakan Adnan MENDERES, 1951 böyle demiş idi demesine...

Fakat

27 Mayıs darbesini yapan darbeci subaylarımız, darbenin tozu dumanı tüterken bir kânun hazırladı; 211 sayılı İç Hizmet Kânunu.

Adnan MENDERES’in 1951 senesinde 5802 sayılı kânun ile ilğa etdiği “askerî memur” sınıfını

1961 senesinde piyasaya sürdüğü 211 sayılı kânun ile darbeci subaylarımız tekrâr hortlatdılar.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bu kânunun meclisde müzâkeresi esnâsında

Subay sınıfına dâhil edilen “askerî memurlar” sınıfının tekrâr ihyâ edilmesi için

Şu saçma ve aptalca gerekceyi ileri sürdüler;

 

 

   (B:58, 22.12.1961, O:1, s.10, 11) HÂKİM BİNBAŞI AHMET KERSEBuraya askerî memur olarak konuşunun sebebi şu: ileride belki yardımcı bir sınıf olarak ihdas edilebilir.

   O zaman, Dahilî Hizmet Kanununda bir tadilât yapmadan, bu sınıfın yeri bulunmuş olur, muamele buna göre yapılır diye düşündük.

 

 


Bir baltaya sap olmayan subay mahdumlarının orduya “askerî memur” olarak kapak atdığını gören dönemin Başbakanı Adnan MENDERES, doğru bir karâr vermiş ve bu sınıfı 1951 senesinde lağv etmiş idi.

Fakat

Mahdumlarının göt gezdirip dolgun maaş aldığı bu arpalıkların kapatılmasını hazmedeyen yeyici subaylarımız

Adnan MENDERES’den intikâm almakda gecikmediler.

Tertip etdikleri 27 Mayıs darbesi ile Adnan MENDERES’i idâm sephasına gönderen darbeci subaylar,

Darbeden aylar sonra piyasaya sürdükleri İç Hizmet Kânunu ile “askerî memur” sınıfını tekrâr hortlatdılar.

18 Haziran 1951 târihli MSB Komisyon Raporunu hazırlayan kaşalot subaylar ve siyâsetciler,

Astsubay” sınıfının teşkil edilmesine gerekce olarak şöyle dediler;

Yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur.”

 

Fakat

27 Mayıs subay darbesinden bir kaç ay sonra peydahladıkları 211 sayılı İç Hizmet Kânunu meclisde müzâkere edilirken bu söylediklerini 1961 senesinde yalayıp yutdular.

Yalan söylemeyi alışkanlık hâline getiren kişiler her şeyden evvel kuvvetli bir hâfızaya sâhip olmalıdır.

Ayrıca,

Devleti idâre edenlerin olmasa bile devlet idâresinin ortak bir şuuru ve müşterek bir hâfızası olsa gerekdir.

Fakat

Bunca kânunu ve zabıtlarını okudukdan sonra şunu gördüm;

 

  • Ne devlet idâresinin ortak bir şuur ve müşterek hâfızası kalmış,
  • Ne de devleti idâre eden kaşkarikocuların sağlam bir hâfızası var.

 

İşde, 1951 senesinden sâdece 10 sene sonra,

Astsubay” dedikleri uyduruk asker sınıfının “yeni bir statü” olmadığını 1961 senesinde Millî Savunma Bakanlığının kendisi itirâf edecek idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   GÜVENLİK KOMİSYONU ARAŞTIRMA VE

   İNCELEME KURULU ÜYESİ HȂKİM BİNBAŞI AHMET KERSE – Efendim,

   (....)

   Önce astsubayların erattan ayrılması meselesini izah edeyim. Astsubaylar eski İç Hizmet Kanununa göre erattan sayılırlardı. İç Hizmet Kanununda bir değişiklik yapılmadı, değişmedi, ama, 5802 sayılı ayrı bir kanunla astsubayların statüsü değişti. Buna rağmen astsubaylar erlerle aynı tâbir içinde sayılmakta devam etti.

   Gediklilere astsubay dendi ama, İç Hizmet Kanununa göre gene erbaş tâbiri içinde kaldı. Şimdi biz bunu çıkarıyoruz, erattan ayırıyoruz. Erbaş tâbirini kıtadan yetişen onbaşı, çavuş, uzatmalı, uzman çavuşa inhisar ettiriyoruz. Bunların tariflerini yapıyoruz, hudutlarını gösteriyoruz.

 

 

MSB’den tasdiknâmeli Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE konuşdukca konuşmuş!

Fakat konuşdukca Pinokyo gibi burnu da uzadıkca uzamış!..

 

*  *  *  *  * 

 

 5802 sayılı kânunu 1951 senesinde meclisde vekillere kabul etdirmek için

Kimlerin ve ne yalanlar söylediğini bir iki kelime ile anlatmalıyım.

Meclise arz ettdiği 5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısında

Başbakan Adnan MENDERES ve Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN’in ileri sürdüğü gerekcelerden üçü şöyle idi;

1. Silâhlı kuvvetlerimizin modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.

 

2. Ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyeti kadrolarını astsubaylardan terfi edecek teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar ile tamamlayacağız.

 

3. Ve böylece harb okulundan daha az sayıda subay yetiştireceğiz.

 

Yukarıda gördüğünüz suâlleri, sondan başlayıp cevâplayalım;

Üçüncü suâlin cevâbını öğrenmek için hazırladığım şu çizelgeye bakmak kâfi gelecek!

İşde, 1951, 1986 ve 2014 senelerine ait asubay-subay mevcudâtı;

 

Sene

Subay

(Kara, Deniz, Hava)

Asubay

(Kara, Deniz, Hava)

Kaynak

1951

24.000

11.000

KARAKUZU-NAMAL, 2016

1986

32.000

38.000

Emret Komutanım, 1986. M.Ali BİRAND

2014

47.377

97.975

Genelkurmay Başkanlığı, Nisan 2014

Artış (%)

% 100

% 900

 Eski Tüfek - 2018

 

 

   Yukarıdaki çizelgede gördüğünüz üzere;

 

  • 1951 senesinde asubay sayısı, subay sayısının yarısı imiş,

 

  • 2014 senesinde ise asubay sayısı, subay sayısının tam 2 katı olmuş,

 

  • 1951-2014 arasında geçen 63 senede subay sayısı sâdece 1 kat artmış,

 

  • Fakat aynı süre içinde asubay sayısı tam 9 kat artmış!

 

  • Genelkurmay Başkanları ordumuza 63 senede tam 9 kat asubay doğurtmuş!..

 

 

 


Bir düşünün bakalım! Bu rakamlar size ne hikâyeler, ne dümenler anlatıyor acap?..

2014 senesine ait subay sayısına bakdığımızda 1951 senesinin Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN’in

Subay sayısının azalacağı konusunda meclise koca bir yalan söylediğini görüyoruz.

Çünkü

1951 senesinden 2014 senesine kadar geçen 63 senede azalmak şöyle dursun,

 

  • Tam aksine subaylarımızın sayısı %100 artmış, iyi mi?

 

Zannedersin Türkiye, Üçüncü Dünyâ Harbine hazırlanıyor...

 

*  *  *  *  *

 

 

   Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN, 1951 senesinde Yüce Meclise şöyle dedi;

  • Amerika’dan aldığımız silâhları kullanmak ve erlere öğretmek üzere “astsubay” sınıfını ihdâs etdik,
  • Bunun neticesinde de subay sayısını tedricen azaltacağız.

 

   Fakat

   Ismarlama kitap “Emret Komutanım”’ı 1986 senesinde yazdıran Encümen-i Danişci Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı KARADAYI ise

   Subay orduevine götürüp “bir balık-iki duble rakı” ile tavladığı sünepe gazateci M. Ali BİRAND’a şöyle dedi;

 

  • Harp Okulları'ndan çıkan subay sayısı, ordunun gerçek subay ihtiyacının çok altındadır,
  • Erlerimizi, Harp Okulu mezunu subaylarımız ve yedek subaylarımız ile eğitiyoruz(!)

 

   İşde, Genelkurmay Başkanının Emret Komutanım’daki o sözleri;

 

 

   2) TEKNOLOJİ TEHDİDİ EĞİTİM:

   Türk Silahlı Kuvvetleri'ni önümüzdeki yıllarda bekleyen diğer en büyük tehlike “teknolojik ilerlemeler” olacaktır. En Asubay Tefrikası 6-5_ Emret Komutanım_Sünepe gazeteci M. Ali BİRAND_Eski Tüfek Şükrü IRBIKbasitinden, en ilerisine kadar tüm silah sistemleri artık her yıl daha gelişmekte ve bilgisayarlar giderek artan biçimde devreye girmektedir. Artık bir uçaksavar, bir tank, bir hücumbotu veya basit bir havan topunu kullanmak için dahi, bugün Türkiye'nin genelindeki sivil eğitim sisteminde hemen hemen hiç verilmeyen bilgiler gerekmektedir. Bu silahların nasıl kullanılabileceğini önce subaylarımız ögrenecek, onlar da erata ögreteceklerdir.

Oysa, Harp Okulları'ndan çıkan subay sayısı ordunun gerçek subay gereksiniminin çok altında kalmaktadır. Bu nedenle, kısacık bir egitim gören yedeksubaylarla eratın eğitim açığı kapatılmaya çalışılmaktadır. Oysa, liseden başlayıp Harp Okulu'nun sonuna kadar eğitilmiş bir subay ile birkaç aylık eğitimden geçmiş bir yedeksubayın eğittiği er arasında önemli bir fark oluşmaktadır. Bu temel eğitim ne kadar tecrübeli üst' ler tarafından gözleniyor ise de, yine de istenen sonuç elde edilememektedir. (Sayfa 496).

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanının sünepe gazeteci M. Ali BİRAND’a söyletdiği bu zehirli yalanın panzehirini bulmak için fazla uğraşmadım. Mahalleden komşum emekli bir meslek büyüğümüzün kapısını çalmak yetdi de artdı bile... Ordumuzdaki erlere kimlerin eğitim verdiği konusunu şimdi de 1979 neşetli Tank Asubay Kıdemli Başçavuş Hüseyin EBE ile görüşdüm. Ve kendisi ile aramızda şöyle bir muhâvere cereyân etdi;

Asubay Tefrikası 6-5_Emekli Tank Asubay Başçavuş Hüseyin EBE_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Şükrü IRBIK: Hüseyin Bey, siz 1979 neşetli Tank Asubay olarak ordumuza 27 sene hizmet etdiniz. Trakya’dan şarka, Diyarbakır’a; Malatya’dan Kıbrıs’a kadar memleketimizde sekiz iklim dört bir köşe görev yapdınız. Mâlumunuz olduğu üzere er sayısı en fazla olan kuvvetimiz, Kara Kuvvetlerimizdir. Gazeteci M. Ali BİRAND’ın 1986 senesinde neşretdiği ve türünün ilk örneği olan Emret Komutanım isimli kitapda Genelkurmay Başkanımız şöyle demiş; “En basitinden, en ilerisine kadar tüm silah sistemlerini nasıl kullanılacağını önce subaylarımız öğrenir, onlar da eratımıza öğretir.”

   Sizin ile bugüne kadar yapdığımız sohbetlerde, tank asubaylığından ziyâde er eğitim görevi yapdığınızdan bahsetmiş idiniz. Efendim, size suâlim şöyledir; Kara Kuvvetlerimizin acemi er eğitim ve usda birliklerinde erlerimizi, Genelkurmay Başkanımızın iddia etdiği gibi, harb okulu mezunu subaylarımız mı eğitmekdedir?

   Hüseyin EBE: Sizin de az evvel ifâde etdiğiniz üzere 1979 neşetli tank asubayı ben Hüseyin EBE, tank asubaylığından daha çok er eğitim görevlerinde çalışdım. Gerek acemi er olsun gerekse usda er olsun kışlada erlerimize eğitim veren bir tek subay görmedim. Hele, yedeksubaylar, kışlada er eğitimi veriyormuş, öyle mi? Bu yalanı yazan M. Ali BİRAND’a bir şey demiyorum da! Bu adama bu yalanı söyleten subaylar var ya! İşde, onlara diyeceğim çok şey var!...

   Rakamlar duruma göre değişmek ile berâber bir bölükde; 1 yüzbaşı, 1 üsteğmen, çok nâdir olarak 1 asteğmen, 15 asubay ve 600 er mevcudu vardır. İsder acemi isder usda birliğinde olsun; bölük ya da takımdaki subayların, erlerimizin önüne çıkıp da silâh kullanmayı öğretdiğini ya da temel askerlik eğitimi verdiğini hiç görmedim desem yalan olmaz. Hem, bölükdeki 600 erimize sâdece 3 subay nasıl eğitim veriyormuş bakayım? Bunu diyen adamın, askerlik bilgisi şöyle dursun, evvelâ aklından şüphe ederim ben.

   Er eğitiminde müfredât şöyle işler. Subaylarımız, eğitim planını hazırlar. Onu da “kopyala-yapışdır” şeklinde evvelki planlardan kopye çekerler. Fotokopisini çekdiği bu eğitim planını da uygulaması için bölük ya da takımındaki asubaylara verir. Subaylarımızın er eğitimi konusunda yapdığı işin hepsi işde, bu kadardır. Er eğitiminin geriye kalanı da yüzde doksan beşden fazladır ki hepsi de asubayların sırtındadır.

   Asubay, kışlada; sıcakda, soğukda, karda, yağmurda, çamurda, bayramda-seyrânda, gece gündüz demeden erlerimize eğitim verir. Hattâ bizim Kara Kuvvetlerinde bölük ve takım komutanlığı kadroları niyeyse, dibi delik kova gibi bir türlü dolmaz, hep boşdur! Ve bu kadrolar nâdiren atamalı olarak vekâleten ve fakat çoğu zamân da birlik içi görevlendirilen asubaylar ile tamamlanır. Ancak ne var ki birlikiçi görevlendirme ile bu görevi yapan asubaylara bölük ya da takım komutanın aldığı ek ödemelerin hiçbirisi verilmez. Kara Kuvvetlerine girdiğim 1975 senesinden beri durum hep böyledir.

   Bölük ya da takım komutanı ne iş mi yapar? Onu da söyleyeyim, Şükrü Bey.

   Bölük ve takım komutanları; 

  • Odasının penceresinden dışarı, talimgâha bakar ve
  • Asubayın erlerimize verdiği eğitimi, manda katara bakar gibi, elleri arkasında sâdece seyrederler.

 

   Erlerimize silah eğitimini harp okulu subaylarımız veriyor diyen M. Ali BİRAND, kendine yakışanı yapmış ve sunturlu yalan söylemiş, bu bir!

   Bunu söylemesine izin veren Genelkurmay Başkanı kim ise, doğruyu söylememiş, bu da iki!..

   Kurmaylık bu olsa gerek, Şükrü Bey!

   Ankara’da, karargâhdaki masanın başında otururken

   Kışlada olup biten hakkında uzakdan üfürüp ahkâm kesersen baltayı işde, böyle daşa vurursun!

   Şükrü IRBIK: Hüseyin Bey; görevde iken kendi paranız ile okudunuz yüksek tahsil yapıp lisans diploması aldınız. Görevinizde başarılı olduğunuzdan dolayı çok sayıda takdir ile taltıf edildiğinizi söylemiş idiniz. Kendi mesleğiniz olan asubaylığı çok sevdiğinizi de sohbetlerimizden biliyorum. Şu hâlde şartlar da izin için gâyet müsait görünüyor. Peki, subaylığa geçmeyi düşündünüz mü?

   Hüseyin EBE: Akl-ı selim ve kıymet verdiğim subay kardeşlerimden bu konuda ciddî desdek gördüm. Hattâ subaylığa geçiş için müracaat etmem konusunda çok ısrar etdiler. Fakat ben, asubay olmakdan memnun idim. Tank asubayı olsam da zâten atandığım birliklerin hemen hepsinde subay kadrolarında çalışdım. İcrâ görevinden ziyâde subayların yapdığı idârî görevler yapdım. Mesleğime asubay olarak başladım ve asubay olarak bitirmek isdediğim için subay olmayı aklımdan bile geçirmedim.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in ileri sürdüğü gerekcelerden ikisi de şöyle idi;

 

1. Silâhlı kuvvetlerimizin modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.

 

2. Ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyeti kadrolarını astsubaylardan terfi edecek teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar  ile tamamlayacağız.

 

Yukarıda görüldüğü üzere Başbakan Adnan MENDERES hükûmeti, astsubaylardan terfi etdireceği teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subayları da “çok ihtiyacımız var” dediği “takım komutanlığı” kadrolarında istihdam edecek idi.

1951 senesinde Meclisde yapdığı konuşmada Başbakan Adnan MENDERES

Ve

Millî Savunma  Bakanı Hulusi KÖYMEN, “astsubay” sınıfının ihdâs gerekcesini şöyle açıklamış idi.

Astsubaylardan terfi etdireceğimiz subaylar ile “takım komutanı” kadrolarını tamamlayacağız.

 

 

   Her iki zevâtın bu sözlerinin de bir yalan olduğunu anlamak için şu iki suâli sormak yetecek;

 

  • Astsubay Kânununu kabul etdiğiniz 1951 senesinden bugüne kadar geçen 67 senede astsubaylardan terfi eden subay sayısı nedir?

 

  • Bugün “takım komutanı” olarak görev yapan subaylarımızdan kaç kişi, astsubaydan terfilidir?

 

 

*  *  *  *  *

 

   Yalnız bilgili olmak değil adam olmak;

   Vefâlı mı değil mi insan, ona bak.

   Yücelerin yücesine yükselirsin

   Halka verdiğin sözün eri olarak.

 

   Ey, dört ile yedinin doğurduğu Hayyâm!

   Söyle, ne demeli?

   “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere verdiği sözleri tutmayanlara..

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanı ol, Millî Savunma Bakanı ol, Başbakan ol;

 

  • Osdur, osdur ipe diz! Uydur, uydur, yalan söyle!

 

  • Uydur, uydur, “yeni sınıf” diyerek “uyduruk astsubay” sınıfını uydur!

 

 

Taa ki Eski Tüfek namlı tekâüd asubay Şükrü IRBIK çıkıp da bu yalanları yüzünüze vurana kadar...

 

*  *  *  *  *

 

Bakınız, bu yalancı dolmacılarından başka birisi ne yapmış!..

ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 27 Mayıs darbesinin elabaşılarından birisi olan

Deniz Kurmay Binbaşı Darbeci Selahattin ÖZGÜR’ün verdiği kânun teklifi ile

ATATÜRK’ün kurduğu ve ismine 1935 senesinde “Cumhuriyet Ordusu” dediği ordunun ismini de

Hiçbir gerekce izhâr edemeden “Türk Silahlı Kuvvetleri” olarak tebdil etmiş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ 27 Mayıs darbeci subayı Mehmet Selahattin ÖZGÜR_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Dünyâdaki Ordular Nerede, Bizim Ordumuz Nerede?..

Dünyâda böyledir, memleketimizde böyledir, devletimizde böyledir!

Ve hattâ ordumuzda da böyledir!..

Subay yardımcısı” deyip alıp eğitmişsin ve ordu terbiyesi ile senelerce yoğurmuşsun!

Hemen hepsi subay kadar donanımlı olan asubayları,

Sâdece 3 aylık intibâk eğitimi vererek çakı gibi, en iyisinden subay yaparsın.

Hem de Harb Okulunda harcadığın paranın sâdece yüzde biri para ile...

Bu memleketde kimse kendisini bulunmaz Bursa kumaşı zannetmesin!

Çünkü hiç kimse vazgeçilmez değildir! Her selefin bir halefi vardır! Gerisi de lâf-ı güzâfdır.

Coni memleketinde rütbesiz er, kuvvet komutanı ve genelkurmay başkanı olabiliyor ise şâyet,

Ki oluyor, oldu!..

Bu vatanın her vatandaşından da herşey olur!

Yeter ki Türklük şuuru, vatan ve millet sevgisi, Allah korkusu

Ve hele bir de güzel ahlâk, temiz ve sarsılmaz bir vicdânı ola!..

Sonrası sağlık, esenlik, iyilik, güzellikdir...

 

*  *  *  *  * 

 

Ordumuza intisâb etmiş her asubayı, subay yapamazsınız!

Yapmanıza lüzum da yok! Zere, asubaylardan böyle bir talep de yok!

Çünkü,

Birincisi şudur; her asubay, subay olmak isdemez! Her subay, kurmay olmak isdiyor mu?

 

İkincisi şudur; Bugün itibârı ile biliyoruz ki bizim ordumuzda, tuğ-orgeneral mevcudu, subay sayısının %1’idir. Albay sayısı da %14 civârındadır.

Fakat

 

Sicilen subaylığa nakledilen” asubayların oranı, bütün subaylarımızın %1’i kadar bile değildir.

 

Üçüncüsü de şudur; Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin 1951 senesinde kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânununun temel hedefi; “teğmen-yüzbaşı” kadrolarını astsubaylardan “sicilen terfi ettirilen subaylar” ile doldurmak idi. Astsubay ismi verilen uyduruk asker sınıfının teşkil edilmesi için dönemin Millî Savunma Bakanının 1951 senesinde ileri sürdüğü bu “gerekce”, bugün için çöpe mi atıldı?

 

  • Bugün ordumuza bakdığımızda, teğmen-yüzbaşı rütbelerindeki subayların acap ne kadarı astsubaylıkdan terfi eden subaydır?

 

 

*  *  *  *  *

 

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunundan bozma 5802 sayılı Astsubay Kânununun en büyük eskikliği şudur;

        Türkiye;

  • 5886 sayılı kânunu 18 Şubat 1953 târihinde meclisde kabul etdi ve NATO üyesi oldu.

 

  • 6020 sayılı kânunu 21 Ocak 1953 târihinde meclisde kabul etdi ve 1949 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf oldu.

 

  • Her iki sözleşmeye göre üye ülkelerin tamamı, ordularında iki sınıf asker olduğunu kabul etdi.

 

1. Er

2. Subay

 

5802 sayılı Astsubay Kânunu her iki sözleşmenin kabul edilmesinden bir iki sene önce meclisde kabul edildi. İşde bu sebepden dolayı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde ihdâs edilen “astsubay” sınıfı; esir kampında yapılacak muâmele konusunda kelimenin tam anlamı ile câmi avlusuna bırakılmış bebe gibi sâhipsiz kaldı. İkinci Dünyâ Harbine iştirak etmediğimizden dolayı bu sakâmetin farkında değiliz.

Fakat bir harp esnâsında esir düşen “astsubay” dedikleri biz askerler; 

  • Esir kamplarında erlerimiz ile aynı koğuşlarda kalacağız.
  • Bu kampda er yok ise şâyet biz “astsubaylar” “hizmet eri” olarak subaylarımıza hizmet edeceğiz.

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerika’nın Coni’yi aya göndermeye hazırlandığı günlerde

926 sayılı kânununu hazırlayan bizim yavşak subaylarımız ise

Dünyânın gelişmiş ordularındakine benzer bir personel kânunu yapdık diye dübürlerinden üfürüyor idi.

Fakat lahâna beyinli bu subaylarımız;

Dünyânın kalbur üsdü ordularında “astsubay” denilen;

 

  • Uyduruk”,

 

  • Ortada sandık” ve

 

  • Köle” bir asker sınıfı olmadığını, utanmadan bilmezden geliyorlar idi. Bu bir yana!

 

Peki,

Bizim ordumuzda “astsubaylıkdan subaylığa nakil nisbeti” sidik yarışdırdığımız ülkelerin ordularındaki nisbet kadar niye olamıyor?

 

*  *  *  *  *

 

 

2014

 

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet ÖZEL’e bir dilekce gönderdim 2014 senesinde.

Ve dedim ki senelik olarak “subaylığa nakletdiğiniz” asubay sayısı nedir?

 

 

   KONU: Astsubaylıkdan subaylığa terfi ettirilen astsubayların senelik olarak sayısı hakkında. 

   İLGİ:      (a) 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.

(b) 19 Nisan 2004 tarihli ve 2004/7189 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik.

(c) 18 Kasım 2014 Salı günü icra edilen TBMM 15’inci birleşim, 6’ncı oturum.

   18 Kasım 2014 Salı günü icra edilen TBMM 15 inci birleşim altıncı oturumda; Mersin Milletvekili Sayın Ali ÖZ'ün (6/1736) ve Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün (6/3052) esas numaralı sözlü soru önergelerine verdiği cevabın “Mesleki gelişime yönelik yapılan çalışmalar” başlığı altında madde 3’de Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet YILMAZ; “Astsubayların azami yüzde 15 olan astsubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanı 2012 yılından itibaren yüzde 25'e çıkarıldığını” ifade etmişdir.

   Sayın Bakanımıza suallerim şöyledir;

   Astsubaylıkdan subaylığa geçiş kontenjanının yüzde 15’den yüzde 25’e çıkarıldığını bildiren cümlede bahsedilen;

    1. Yüzde 15 ve yüzde 25 kontenjan oranları için esas kabul edilen “yüzde” sayısı neyi ifade etmektedir?

    2. Yüzde 15 kontenjan oranının tekabül etdiği astsubay sayısı ne idi?

    3. Yüzde 25 kontenjan oranının tekabül etdiği astsubay sayısı ne oldu?

 

    3. 2012 senesinde astsubaylıkdan subaylığa terfi ettirilen astsubay sayısı nedir?

 

   Yukarıdaki herbir sualimin ayrı ayrı olmak üzere cevaplandırılmasını arz ederim.

   Saygılarımla 25.11.2014 

   Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Orgeneral Necdet ÖZEL, her zamânki silâh arkadaşlığını gösderdi bana ve suâlime cevâp vermedi.

 

   974099 nolu başvurunuz hakkında. 

   Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

   12/12/2014, 6:56 PM

   To: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

40

   Sayın ŞÜKRÜ IRBIK,

   Başvuru Numaranız: 974099

   Sayın Şükrü IRBIK,

   1. 974099 sayılı BİMER müracaatınız incelenmiştir.

   2. Başvurunuz, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Kurum İçi Düzenlemeler" başlıklı 25'inci maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

   Bilgilerinize sunar, esenlikler dilerim.


   GNKUR.PER.BŞK.LIĞI 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

2018

 

 

 

 

 

 

   Hayvan Çiftliği!Asubay Tefrikası 6-5_George ORWELL_ Hayvan Çiftliği_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İngiliz yazar George ORWELL’in 1945 senesinde neşretdiği meşhur bir kitabı vardır; Hayvan Çiftliği. Bu çiftliğin hayvanları, daha fazla yem yemek ve daha az çalışmak için bir gün isyân ederler. Canını zor kurtaran sâhibi, çiftliğini terk edip kaçmak zorunda kalır. Kendini akıllı zanneden Major isimli ihtiyar domuzun önderlik etdiği isyâncılar; bizim darbeci kaşalot subaylarımızın "memleketin idâresine el koyduğu" gibi, çiftliğin idâresine el koyarlar.

   Akabinde de bir araya gelir ve bir kânun hazırlarlar. Çiftliğin duvarına yazdıkları 7 maddelik bu kânunun özü şudur;

 

 

Bütün hayvanlar eşitdir!”

 

 

 

Emekde ve yemekde bütün hayvanların eşit olduğu yeni düzen, kısa zamânda bozulur. Gelen, gideni aratır misâli, çiftlikdeki hayvanlar eskisinden daha kötü duruma düşerler. Elebaşı domuz Major, günbegün semirirken; diğer hayvanların yemi azalır hem de daha fazla çalışırlar. Çünkü isyâncı başı domuz Major, hazırladığı kânunun işine gelmeyen maddelerini kimseye farketdirmeden kendi isteği doğrultuda geceleri bir bir değişdirir.

Çiftlikde bir gece şiddetli bir gürültü patırtı duyulur. Hayvanlar, sesin geldiği yere vardığında domuz Major’u suç üsdü yakalarlar. Bir elinde boya, diğerinde fırça ile birlikde yakalanan elebaşı domuz Major, duvarda yazılı olan kânunun birinci maddesini şöyle değişdirmişdir; 

 

 

 “Bütün hayvanlar eşitdir!

Fakat bâzı hayvanlar, ötekilerden daha fazla eşitdir!

 

 

Subaylarımız bir yandan kendi lehlerine ve fakat asubayların aleyhine yeni kânunlar peydahlamışlar,

Diğer tarafdan da mevcut kânunların asubayların lehine olan maddelerini bir bir değişdirmişler.

Asubaylar hakkında bugüne kadar çıkartılan kânunları okudukca

Hayvan Çiftliği’ni okuduğum zehâbına kapılıyorum.

Çiftlikde hayvanların birlikde hazırladığı ve Binbaşı Domuz’un değişdirdiği kânunun birinci maddesini de şöyle diyesim geliyor;

 

 

Bütün askerler eşitdir!

 

Fakat subaylar, öteki askerlerden daha fazla eşitdir!

 

 

Hikâyedeki müzevir, menfaatçi ve alçak domuzun isminin Major (binbaşı) olması da beni acı acı gülümsetiyor.

Fakat ben gülümsemekden ziyâde;

Asubayların aleyine kânunları çıkartan

Ya da

Asubayların aleyhine olacak şekilde gizlice değişdiren “Domuz Major”’lere,

Dil değmemiş, dodak dokunmamış küfürler ediyorum... 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   1951 senesinde kabul edilen 5802 sayılı Astsubay Kânununun 6 hedefi var idi;

    1. Ordumuzdaki silâhları “kullanmak” ve “kullanmasını erâta öğretmek” üzere “astsubay” ismi ile yeni bir asker sınıfı teşkil etmek,

 

   2. “Kıdemli başçavuş” rütbesine yükselen bu astsubayların “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtip” nasbedilerek bu isimler ile “yeni bir subay” sınıfı teşkil etmek,

 

    3. Bu tedbirlerle ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyetinde kazanılacak teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar ile ordu mahrutunun devamlı bir surette kaidesini teşkil etmek,

 

   4. Ve böylece harb okulundan kemmiyet (sayı) itibariyle daha az sayıda subay yetiştirmek,

   a. Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapmak üzere “astsubay” olarak tesmiye edilen yeni bir asker sınıfı teşkil etmek ve böylece askerî memurluğu lağvetmek, (Subay sınıfına dâhil olan askerî memurun görevini yapacağından dolayı astsubaylar da subaylığa terfi ettirilecek idi.)

   b. Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede subay yetişdirmek için subaylarımıza daha uzun süreli harbiye tahsil imkânı bahşetmek.

 

   Bu 6 hedefi tahakkuk etdirmek için aslında bir şey daha yapmaya mecbur idiler;

  • Lağvedecekleri askerî memurların bütün işlerini yapdıracak,
  • Subay sınıfına dâhil olarak yeni teşkil edecekleri “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtip”lerin işlerini yapdıracak,
  • Teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylarımızın

        Ve dahi

  • Erlerimizin yapdığı her türlü işi yapacak,

 

   “Askerî memur + subay + askerî teknisiyen + askerî kâtip + er ” karışımı yeni ve ucûbe bir asker sınıfı teşkil etmek.

   Böylesi melez ve ucûbe bir asker sınıfını keşfetmek için

   Genelkurmay Başkanlığımızın kerizci ve sahtekâr subaylarının fazla kafa yormasına da lüzüm yok idi. Çünkü henüz daha bir sene evvel peydahladıkları “gedikli erbaş” sınıfı çokdan iflâs etmiş idi bile...

    “Gedikli erbaş” dedikleri bu köle asker sınıfını; 

  • Evvelâ “astsubaylığa terfi etdimek” vaadi ile aldatmayı,
  • Akabinde de  “astsubaylıkdan subaylığa terfi etdirmek” vaadi ile aldatmayı

        Ve böylece

  • Kendi akıllarınca “bir daş ile üç guş vurmayı” o galın gafalarına goymuşlar idi bir kere...

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B’nin “ Astsubay ” olarak tesmiye etdiği bu sözde yeni asker sınıfı aslında;

  • Ne “askerî memur
  • Ne “subay
  • Ne de “er” sınıfına dâhil idi.
  • Fakat aynı zamânda
  • Hem “askerî memur
  • Hem “subay
  • Hem de “er” idi.

 

       Ve böylece;

  • Elleri götünde dolanan subay mahdumlarından müteşekkil askerî memurlardan kurtulacaklar idi.

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   “ Astsubay ” olarak tesmiye etdikleri bu sözde yeni asker sınıfı; 

  • Subayın yardımcısı olacak ve subayın işlerini yapacak,
  • Askerî memurun yerini alacak ve yapdığı işleri yapacak,
  • Silah kullanmayı öğrenecek,
  • Mükellef erâtımıza da hem helâya sıçmayı hem de silah kullanmayı öğretecek,
  • Bütün bu işleri yapar iken de sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi görecek idi.

 

   Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin 5802 sayılı kânun ile hedeflediği aşağıdaki 6 hususu tahakkuk etdiler;

  • 1. Ordudaki silâhları kullanacak ve kullanmasını erâta öğretecek yeni bir asker sınıfı teşkil etdiler. Bu yeni ve uyduruk asker sınıfına da “astsubay” ismini verdiler.

 

  • 2. Ve böylece, erleri eğitmek görevini teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylarımız, usda katır gibi sırtından atdılar. 

 

  • 3. Askerî memurun yapdığı işleri, “astsubay” ismini verdikleri bu sözde yeni asker sınıfının sırtına yıkdılar.

 

  • 4. ve böylece subay muâdili olan askerî memurlar ile subaylarımız orduevi, lojman ve sosyal tesislerin tek sâhibi oldular.

 

  • 5. Fakat fiilen olsa da askerî memurluğu hukûken lağvetmediler.

 

  • 6. Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede subay yetişdirmek için harbiye talebesine daha uzun süreli tahsil vermek isdiyorlar idi. Bu maksada mâtuf olarak, harp okullarının tahsil süresini;

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı ve MSB, yukarıda gördüğünüz hususların hepsini tahakkuk etdirdi. Çünkü hepsi subaylara yeni fırsat, yeni menfaatler ve yeni istikbâller getiriyor idi.

   MSB ve Başbakanın hazırlayıp TBMM’ye arz etdiği 5802 sayılı kânunun temel hedefi şu idi;

 

  • Zekî ve okumak imkânı bulamayan kâbiliyetli Anadolu çocuklarına yeni bir fırsat vermek,

 

  • Ordu içinde bedbin bir zümre yaratmamak,

 

   Teşkil etmeyi düşündükleri ve “astsubay” dedikleri askerlerden;

  • İsdekli ve gereken şartları hâiz onlarlar kıdemli yüzbaşılığa kadar terfi edecek,
  • Hâl ve durumlarından memnun olanlar temdit ederek astsubay olarak çalışmaya devâm edecek,
  • İsdekli olmayanlar ise 9 senelik mecburî hizmetden sonra astsubaylıkdan istifa edip ordudan ayrılacak idi.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Subay muâdili olan askerî memurun görevini astsubaylar yapacağından dolayı

   Astsubayları da subaylığa nakil edecekler idi.

   Fakat nakil etmediler.

   Zamân içinde piyasaya sürdükleri kânun tezgâhları ile Genelkurmay Başkanları ve MSB'ları,

   Astsubaylara verdikleri “subaylığa nakil” müktesep hakkını kurnazca gasp etdiler.

 

 

    Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde “Astsubay Kânununu ihdâs etmesinin hedefi şu idi;

   Ordumuzdaki 11 bin astsubaydan “bedbin bir zümre yaratmamak!"

   Lâkin

   Başbakan Adnan MENDERES’in Genelkurmay Başkanları ve Millî Savunma Bakanları

   Gizliden ya da açıkdan tezgahladıkları elvan çeşit “fitne kânunlar” ile 2014 senesine kadar

   Tam 97 bin 975 kişilik koca bir “bedbin astsubaylar ordusu yaratdılar!..

 

Terâzisi tezekden olan ordumuzun, işde böyle bokdan olmuş dirhemi!

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile ihdâs etdikleri

Ve dahi

İsmine “astsubay” dedikleri biz askerlere

Bu kânunun tatbik edilmesi konusunda bugüne kadar yapılan haksızlıkları akıllara nakşetmesi için

Sâdece 20 senede girişdiği 60 savaşın 52’sinden gâlip gelen

Fransız milletinin muhteşem subayı Orgeneral Napolyon BONAPART’dan şu hârika vecizi seçdim;

 

Asubay Tefrikası 6-5_Napolyon;Ahlakın olmadığı yerde kanun işe yaramaz_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Muhterem okuyanlar!

   Kıymetli asubay meslekdaşlarım!

   Bir kitabı dolduracak kadar bilgi ve belgeleri kısa olarak derlediğim

   Ve dahi

   88 sayfaya ancak sığdırabildiğim makâlemizin altıncı bölümüne ait bu kısmının bir cümlelik özeti şudur;

   Okudunuz ve gördünüz!

 

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Astsubay davasının isli kandili işde, hep böyle kör yanmış! _Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 
 Asubay Tefrikası 6_5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

genclige-hitabe

Son Yorumlar

  • DELEGENİN NAMUSU VE TEMAD'IN GELECEĞİ

    Yılmaz 05.09.2021 10:08
    Türkiyede siyaset malumunuz TEMAD bundan payını almış şubelerde lokal olmasa ne yönetici ne üye olur ...
     
  • SULTANTOP KARAKOLU

    Kadir 09.08.2021 23:20
    Ben, Beştaş Karakolundan, Harabe Karakoluna kadar tüm sınır karakollarında takviye takım komutanı ...
     
  • AS(T)SUBAY -STS

    MehmetAkif Türkay 31.07.2021 15:06
    Alkışlıyorum. Çok güzel anlatmışsınız.
     
  • YÜKSELEN GERÇEKTEN HAYAT KALİTESİ Mİ?

    Hakan Başaran 17.07.2021 17:06
    KıymetliMehmet abicim ellerine yüregine sağlık çok güzel bir yazı olmuş yine aynı lezzetle aynı keyifle ...
     
  • YÜKSELEN GERÇEKTEN HAYAT KALİTESİ Mİ?

    Mehmet AKALP 17.07.2021 16:00
    Cumhurbaşkanı verdiğim her sözü tuttum diyor yandaş basın manşet yapıyor Peki bize hayırlı olsun diye ...

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'MIZ YÜCE TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN. ORDU YOK DEDİLER KURULUR DEDİ PARA YOK DEDİLER BULUNUR DEDİ DÜŞMAN ÇOK DEDİLER YENİLİR DEDİ M.K.ATATÜRK Saygıdeğer Üyelerimiz İtilaf Devletleri tarafından son dönemlerinde bütün orduları dağıtılan, işgal edilen ve tersanelerine girilen "hasta adam" ismi verilen Osmanlı Devleti'ne...
Pazartesi, 30 Ağustos 2021
SİTE -ASSUBAY GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
SEVR ile düşmana peşkeş çekilen vatan toprağını kurtarmak için başlatılan İSTİKLAL SAVAŞI'nı zaferle sonlandıran Dünyadaki savaş literatürüne DESTAN olarak geçen büyük taaruzun başlangıcının yıldönümünde askeri ve siyasi deha olan gururumuz Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anıyoruz. Bu savaşın nasıl bir destan olduğunu anlamak için KOCAT...
Perşembe, 26 Ağustos 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
24 TEMMUZ 1923 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 98. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Bu antlaşma, Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır! Mustafa Kemal ATATÜRK Değerli Meslektaşlar...
Cumartesi, 24 Temmuz 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ