Etikete göre gösterilen ögeler: mücadele
Pazartesi, 14 Mayıs 2012 21:37

OYAK ZENGİN EDECEK

oyak-zengin-yapacak

Sayın meslektaşlarım son aldığımız duyumlara göre OYAK Erdemir’i On milyar Dolara satacakmış. 205 Sayılı OYAK kanununa göre bu para 2012 yılında üyelerine dağıtılacakmış. 20 yıllık birikimi olan bir üye yaklaşık yüz bin TL bu satıştan kar alacakmış.

Haber çok güzel değil mi? Ama maalesef asparagas. Haberi de ben yaptım. Sakın kızmayın. Hayallerinizle oynamak istemiyorum. Dikkati bazı noktalara çekmek istiyorum.

TEMAD Başkanımız şahsen benim en çok hoşlandığım üslubu konuşuyor. Kast sistemine son verilmesini istiyor. Ayrımcılıkları halka şikayet ediyor. Yerinde örnekler veriyor. Kimi zaman uçuş brövelerini, kimi zaman da hastaneleri anlatıyor. Ölülerimizin kalktığı camilerdeki ayrımcılıkları anlatıyor.

Ancak bazı meslektaşlarımız TEMAD Başkanımızın söylemlerini sanki çok gereksiz şeyler söylüyormuşçasına eleştiriyor. Eleştiri tabii ki olacaktır. Sonuçta hepimizin paradigmamız farklı farklı olabilir.

Biz değerlerden söz ediyoruz. Sayın Umur TALU yıllardır bizlerin haklarımızın savunuculuğunu yapıyor ise bu assubayların özlük haklarının arttırılması için değildir. Sayın TALU sorumlu bir yazar ve vatandaş gibi davranarak, insani değerlerden yola çıkarak olması ve olmaması gerekenleri anlatmaktadır. Bunu yaparken tıpkı yolun ortasında çamura yıkılmış bir insanı görüp kaldırmak veya kaldırmamak ikileminden birincisini tercih etmiş bir anlayışa sahiptir.

Emekliassubaylar sitesi ile 2007 yılında tanıştım. Hemen hemen yeni kurulmuş bir site idi. Çok yazdım çizdim. Bazı arkadaşlarımız mücadelenin belirli safhalarında istemeyerek de olsa devam edemediler. Bazılarımız hala mücadeleye devam ediyoruz. Mücadelemiz Assubayların diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklarına sahip olabilmesi idi. Biz bu mücadeleye ONUR MÜCADELESİ dedik. Zaman zaman oluşumlar yaptık. Kampanyalar düzenledik. Sayımız aslında çok değildi. Bir garip insanlar topluluğu kadar azaldığımız zamanlar da oldu. Bizim söylemlerimiz TEMAD eski yönetimi tarafından kabul edilmedi. Üstüne üstlük TEMAD eski yönetimi bizlerle mücadele etti. Bazılarımız dernekten ihraç edildik. Bazılarımız iftiraya uğradık. Sanal kahramanlar ile gözdağı verildi. Mücadele ateşimizde derleyici toparlayıcı olduk. Sorunlarımızı toparladık. Haklılık gerekçelerimizi toparladık.TEMAD eski yönetimini Emekli assubaylar kamuoyuna şikayet ederek onları işgal ettikleri yerden uzaklaştırılması için çaba sarfettik. Çünkü onlar camiayı bir avuç memnun insanlar kulübü gibi yönetiyorlar, suya sabuna dokunurmuş gibi yaparak oyalıyorlardı. Herşeyden önce kendileri iyi niyetli olsalar da kapasiteleri yeterli değildi.

Bugün geldiğimiz nokta şudur. Emekli assubaylar ne istediklerini eskisinden daha iyi biliyorlar. Ancak hak odaklı olanlarımız da var, hakları bir tarafa bırakarak maddi kazanım odaklı olanlarımız da… Bunları bir arada birleştirmemiz gerek. Bunun için TEMAD’a güvenmek gerek. İnanınız TEMAD her ikisinden de söz eder. Yeter ki komplo teorilerine TEMAD’ı alet etmeyelim. Edenlere de prim vermeyelim.

Bu yazımın başlığıyla ilgili olarak tekrar affınıza sığınıyorum. Daha önce de aynı şeyi yapmıştım. Amacım yazının okunmasını arttırmaktır. Neye niyet neye kısmet… Belki birkaç kişiye daha fazla ulaşıp OYAK haberlerini taramaktan öte bir şeyler anlatabilmişimdir.

Yoksa şöyle bir matematiksel hesap yapmak değil amacım. Bir Köşe yazısı ortalama 1000 Kişi tarafından okunur. Ancak konu para olunca 4000-5000 Kişi tarafından okunur. Bu demektir ki 1000 Kişi hak peşinde kalanı para peşinde… Haşaaaa…….. Sümme haşaaaa…………..

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK
Perşembe, 10 Mayıs 2012 14:22

SEVİNDİK

sevindik

Biz Assubaylar için tarihte ilkler yaşanıyor. Mayıs 2012 Tarihini hiç unutmayacağız. Basın bizden daha önce hiç söz etmediği kadar söz ediyor. Televizyonlarda tartışmalara konu oluyoruz. Aslında özlemle beklediğim bu gündeme gelmeye bazen alışkın olmayan bünyem tepki gösteriyor. “Acaba…” sözcüğü kafamın bir köşesinde duruyor ancak onunla ilgili bir cümle kuramıyorum.

Bir hak mı aldık? Hayır. Ama başka bir şey oldu. Bizden bahsediyorlar ve sonunda “haklılar” diyorlar. İnsanın sorası geliyor “Haklıysak daha önce neredeydiniz?” Ancak beklemeden onlar soruyorlar. “-İyi de o kadar yıllık sorunlarınız varken neden şimdi ortaya çıktınız?

Bu soruların arkasında sanki kafalarınca inandıkları bir cevap varmış gibi… Bazı kesimler kendince bir komplo teorisinin küçük piyonları olarak görüyor bizi. Tabii ki içimizden bazıları da bu teoriye inanıyor.

Oysa biz…

  • Ne kadar zaman çaba sarfettik derdimizi anlatabilmek için…
  • Ne kadar çok yazdık çizdik.
  • Ne kadar çok e-mail gönderdik.
  • Ne kadar çok kaldırım eskittik.
  • Ne kadar çok boynu bükük geri döndük.

Bu kadar sesimizin gür çıkmasında en büyük faktör tabii ki zaten dolu olan bardağın üstüne konan bir damla idi. Neydi o damla? Biz hak ve adalet mücadelesi verirken subaylara yapılan zam. Derken sahneye TEMAD Başkanımız çıktı. Açıkçası benim ağzımı açık bırakan bir performans sergiliyor. Bir çoğumuzun da aynı düşündüğünü zannediyorum. Bir hafta öncesine kadar TEMAD’ın eylemsizliğine karşı yavaş yavaş yükselen homurtu yerini bir tebessüme bıraktı.

Bu sevinci tarif etmek lazım. Nasıl bir sevinç bu diye düşünürken aklıma geldi. Kronik bir hastanın yeni gelişmiş bir ilaçtan haberdar olması gibi... Alışık olmadığımız bir ilgi ile karşı karşıyayız. Bazen bizi umutlandırıyor. Bazen de hüzünlendiriyor. Bazen sanki gündem değişiverecek ve gündemden düşüvereceğiz diye korkarken, bazen de alışık olmadığımız gündemi meşgul etmenin rahatsızlığı içindeyiz. Kısacası hiç alışık olmadığımız bir tecrübe ile karşı karşıyayız ve sık sık birbirimizi uyarıyoruz. Ammmaannn haaaa…. Falana filana angaje olmayalım.

Bu gece Okan Bayülgen’in “Kral Çıplak” programını izledim. Sohbet o kadar hoş ve her şeyi açıklayan bir havadaydı ki Sayın Okan Bayülgen’i ve Sayın TEMAD Başkanımız Ahmet Keser’i tebrik etmek gerek. CNN Türk’te Tarafsız bölge vardı. Kendimce bir iki Twit de oraya gönderdim. Sayın Ahmet Hakan Harp Okulu Mezunu konuğuna sanırım gelen twitlerin de etkisiyle bir soru sordu. Emekli assubayların hukuksal arayışları konusunda ne düşündüğünü yönelttiğinde konuğun kabul etmeyeceğini düşündüm. Ancak konuk gayet açık yüreklilikle “Assubaylar haklıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde kast sistemi maalesef vardır.” Dedi.

Göründüğü kadarıyla  her şey güzel gidiyor. Haklı olduğumuzu söylüyorlar. Ancak bu haklılığın sonucunda “haklısın ama alacağın yok.” Deyip bir Bizans oyunu oynarlarsa şaşmamak gerek. Sonuçta bu topraklarda “Bizanslılar” da yaşadı.

İçimden gelen bir his tam kırılma noktasında olduğumuzu söylüyor. Hükümet ufak tefek adımlar atıyor. Genelkurmay mecburen de olsa sesimizi duyuyor. Ancak biz iki yıl önceki sözde astsubay devrimini çok iyi biliyoruz. Sonuçta rütbe bekleme süresi uzatılmış ve nöbetten düşme süresi böylece daha ileri alınmış oldu. Maalesef biz bir el uzatıldı diye sevinirken, o el bizi daha aşağıya itmişti. Şimdi daha güçlüyüz ancak daha dirayetli olmamız gerek. Şu an küçük bir adımla bizi geçiştirmeyi planlıyorlar. Hükümet bizim temsil tazminatı almamıza hiç sıcak bakmayacak. Genelkurmay Başkanlığı maalesef bir mantalite değişikliğine gideceğe hiç benzemiyor.

Bizim sorunlarımız birbirinden ayrı değildir. Tamamen birbiri ile alakalıdır. O nedenle temel bir düzenleme istiyoruz. Bu havayı yakaladık. Lütfen bunun peşini bırakmayalım.

TEMAD Başkanımızın seslendirdiği konulara önce biz inanalım. OYAK’ta, Sosyal Tesislerde ve özlük haklarında bir iyileştirme istiyorsak bu gücümüzü 926 sayılı kanun ve hakları düzenleyen Anayasadan alıyoruz. Bu çıkışımız için bizi hâlâ daha iyileştirme yapıyor görüntüsüyle kandırmaya çalışan bir yapılanma ile karşı karşıya kalabiliriz.

Lütfen TEMAD Başkanımıza inanalım. Komplo teorileri üretmeyelim. Tabii ki bizim bu hareketimizi kullanmak isteyenler de olacaktır. Eeeee ne yapalım. Demokrasilerde böyle şeyler de oluyor. Biz sıkı durursak onlara da ekmek çıkmaz.

Anlaşılıyor ki Başkanımız sorunlarımızı iyi anlatıyor. Anlayanlar da iyi anlıyor. Gerisi uygulama yapacaklara kalmış. Bizim arkamızda geri döneceğimiz bir köprü yok. Biz “Kral Çıplak” dedik. Biz sıkı durmaz isek önce bizim isteklerimizi sulandıracaklar. Sonra da bu “Kutsal Mayıs Hareketini” bir yeniçeri ayaklanması gibi sunacaklar.

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 17:16

DEMEK ÖYLE!...

demek-oyle

Muhtıralarla ünlü Türk Silahlı Kuvvetleri 4 Mayıs 2012 tarihinde kendisi için ölmeye yemin etmiş ve sadakatini teri, kanı ve canı ile ispatlamış en temel personeli assubaylara  muhtıra verdi.

Muhtırada özetle bazı basın yayın organlarında muvazzaf ve emekli assubayların özlük hakları hakkında doğru olmayan haber ve yorumların yer aldığı bildirilerek, "dünyanın diğer ordularında olduğu gibi TSK'de de statülerin görev ve sorumlulukları mevzuat ile belirlenmiş, personelin hiyerarşik bir emir komuta içersinde buna göre görev yaptığı büyük bir kurumdur" denilmiştir.

Statü hukukuna dayalı görev bölümünde; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er  şeklinde oluşturulmuş buna uygun olarak sorumluluk ve yetkiler paylaştırılmıştır. Bu statülerden birine talep etmek, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir. Benzer yapılar 'resmi veya özel' diğer kurum ve kuruluşlarda da mevcuttur. "Bu açıdan, birbiri ile kısaylanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin, eşitsizlik veya adaletsizlik olarak değerlendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır" denilerek özlük haklarına yönelik iyileştirmeler  hakkında yapılan çalışmalardan örnekler verilmiştir. En önemlisi TEMAD ‘ın kamuoyunu gerçek dışı ve yanlış bilgilendirdiği, kuruluş amacına aykırı muvazzaf personeli tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğunun ESEFLE! izlenmekte olduğunu belirtmişlerdir.

BİZLER DE BU AÇIKLAMAYI ESEFLE İZLEYİP BU TSK İÇİN AKITTIĞIMIZ TERİ VE KANI BİR KEZ DAHA SORGULAMA DURUMUNDA KALDIK!

Assubaylar STATÜ’ye karşı değillerdir. STATÜ kişinin toplumsal yapıdaki yeri ve yetkisini belirler. Bizlerin statü ile ilgili temel talebimiz yok. Hiç bir assubay "bizi alay komutanı yapın" demiyor. Bize insan gibi davranın yeter! Açıklamanızda belirttiğiniz gibi; bir aile olduğumuzu, birbirimize bağlı olduğumuzu hissetmek istiyoruz. Bunun için, bize ön yargılarınızla yaptığınız haksızlıklara son verin!

Temel sorunlarımız olan ve hiç biri ayrıcalık ve imtiyaz talebi içermeyen isteklerimiz ise;
  • 'Görev şartları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak birçok devlet memuru gibi' göreve başlangıç derecemiz; MYO mezunlarında 9/2, lisans mezunlarında 8'inci dereceden başlamalı ve yüksek okul mezunu tüm memurların yükseldiği ¼ kademeye yükseltilmeliyiz.
  • Bizim de TSK içinde makam ve ünvanımız var. 631 SKHK özüne uygun olarak, bize de temsil tazminatı verilmelidir.
  • TSK dışında hiç bir personel resen “görev yapamaz“ raporu alarak emekli edilmiyor. Biz bu orduya girerken tam teşekküllü hastaneden sağlam raporu aldık. Bu nedenle emsallerimizin derecesine ulaşmamız sağlanmalıdır.
  • Anayasa ve AİHS gereğince angarya sayılan zorla çalıştırma 'yani mecburi hizmet' okutulan süreye orantılı, makul bir süreye çekilmeli, bu süreyi dolduramayan, tazminat ödeyerek ayrılabilmelidir.
  • AİHM kararları gereği şahsi hürriyet ancak hakim kararı ile kısıtlanabileceğinden, yasalarda yazılı suçları işlersek, bizi hakim yargılamalı, amirin iki dudağından çıkan kararla hapsedilmemeliyiz.
  • Lojman, orduevi ve kamp tahsislerinde sayılarımızla orantılı yararlanalım. Astsubay tesislerinin kapasite ve hizmet sunumu bize 2'nci sınıf vatandaş olduğumuzu hissettirmesin.
  • Hukuksuz olarak birinci derece hakkı assubaylardan esirgendiğinden, görevin ağır koşulları nedeniyle de "beklememe gerek yok" diyerek hizmet süresini tamamlayıp 3. ve 2'nci dereceden ayrılan personel, Em.San.Md.70 (1) fırka (b) bendindeki  adaletsiz oranlar yüzünden mağdur durumdadır. Bu oranların düzeltilmesini talep ediyoruz.
  • OYAK bizim aidatlarımızla kuruldu. Tüm kurum iştiraklerinde hakkımız var. Bu nedenle katılım nispetinde hisse senedi verilsin, dileyen yine birikimini kurumda değerlendirme talebinde bulunabilsin.
  • Askeri Ceza, İç Hizmet, Personel Kanunu gibi çağın gerisinde kalan yasalar yeniden düzenlensin. Asb. MYO lisans seviyesine çıkarılsın. Tahsilimizin görev ifasında büyük  etkisi olacaktır.
BUNLARI TALEP ETMEK Mİ YALAN BEYANDA BULUNMAK, KAMU OYUNU GERÇEK DIŞI BİLGİLENDİRMEK? BİR YETKİLİ ÇIKIP BUNLARIN GERÇEKLERİ YANSITMADIĞINI BELİRTEBİLİR Mİ? GENELKURMAYIN BASIN BİLDİRİSİNDEKİ BAZI İYİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINDAN BAHSETMESİ BİLE BİZLERİN HAKLILIĞININ KANITIDIR!

Her kurum personelini koruyup kollarken, onların başarısını takdir edip ödüllendirirken, TSK'nin personeli arasında ayırım yapması ordumuzda sevgisizlik sarmaşığının her geçen gün büyümesine neden olmaktadır.

Genelkurmayın sayın kurmay subayları, örnek verdikleri gibi, diğer ordulardaki astsubay statülerini, özlük haklarını zahmet edip incelesinler. Muz cumhuriyetleri dahil hiç bir ordu subayı kendisinin en yakın yardımcısını beyaz köle gibi görüp, ona her fırsatta değersiz olduğunu hissettirmez! Subaylarını NATO ordusu subaylarından bir gömlek üstün tutabilmek için milyon dolarlarla yatırımlar yapan TSK, assubaylarından NATO orduları assubaylarının standardını esirgemektedir!

Kölelerin ülkelerine devlet ve genelkurmay başkanı olduğu bir dünyada, assubaylarına sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yapan bir ordu görevli personelinin moral ve motivasyonunu, emekli personelinin ise saygı ve aidiyet duygusunu sağlayamaz!

Bizler büyükleri olarak, görevdeki meslektaşlarımızı tahrik etmek bir yana sürekli sağduyu, sükunet ve mevcut yasaları beğenmesek bile uymak zorunda olduğumuzu tavsiye ediyor, onları sakinleştiriyoruz. Bu ülkede hiç bir sınıf bizim kadar haksızlığa uğramamış, hiç bir sınıf bizler kadar kurumlarına saygısından “Kol kırılır yen içinde kalır” dememiştir .

Bu gerçekleri görerek, Genelkurmay’ın "assubaylarımızın haklı taleplerini karşılamak, sorunlarını ilk elden dinlemek üzere şu tarihte muvazzaf ve emekli personel ile geniş katılımlı bir toplantı yapılacaktır" açıklaması beklerken, yerine bu basın açıklaması bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır!

Bizler artık “Kol kırılır yen içinde kalır” diyerek kanadımızın da kırılmasına izin vermeyeceğiz. Genelkurmay Başkanlığı ordumuzun büyüklüğüne yakışır bir şekilde bizim adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı taleplerimizi karşılamasını bekliyoruz.

Saygılarımla.


Yayınlandığı yer KARDELEN
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 00:20

PES DEMEKTEN DE ÖTE, VAH GENELKURMAYIM VAH!

vah-vah

Sosyal medya aracılığıyla bir halk hareketi başlatılabileceği bana imkânsız gibi gelirdi. Bu yüzden Arap Baharı Olaylarına hep şüpheyle yaklaştım. Yabancı parmaklar aradım. Yani Twitter’den, Facebook’tan devrim yapılabilirdi ha? Olmaz öyle şey diyordum içimden. Akıl alacak iş değil.

Bir gün bir de baktım, “Bu Kadarına da PES Diyen Assubaylar” Türkiye’yi sarsıyor. Gündeme oturmuş. Şimdiye değin assubayları ve sorunlarını görmezden gelen medya, bu grubu, bu hareketi ve assubayların sorunlarını alabildiğine tartışıyor. Sonra mı? Sonrası Türkiye’ye özgü olağan şeyler. Türk Subay Kuvvetleri Komutanı, durumu bir muhtıra ile zaptu rapt altına almaya çalışıyor. Tam da bir diktatörlükte görülecek söylemle… Fakat aması var. Amasını burada anlatacağız. Susmayacağız. Susturulmayacağız.

Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar’ı can-ı gönülden kutluyorum. Öncelikle bunu peşin peşin söyleyeyim. Çünkü onlar bu ülkede bir ilki başardılar. Tıpkı 1970 ve 1975 eylemlerinde Assubaylar ve Eşlerinin yaptığı gibi Tabuları yıktılar. Türkiye’ye koca bir devrim sundular. Camdan sarayların süslü balkonlarından halkçıyız, demokrasi aşığıyız diye sallayıp duranlara, “Hadi Ordan!” dediler. Sosyal Medya aracılığıyla gerçek bir halk hareketini Türkiye’ye bağışladılar. Yürekleri hoplattılar. Gündeme heyecan kattılar. Saltanatçı kafalara, saltanatı için Atatürk’ü ve devrimlerini araç olarak kullanan kafalara “Aloo, nasıl oluyor da Atatürk’e karşı Atatürkçülüğü kullanıyorsunuz?” dediler…

ATATÜRK’E KARŞI ATATÜRKÇÜLÜĞÜ KULLANIYORLAR!

Hani Atatürk ilkeleri içinde bir halkçılık ilkesi vardı ya, onu anımsattılar. Ne diyordu Halkçılık ilkesi, bir anımsayalım.

"Bizim için insanlar yasa önünde tamamen eşit muamele görmek zorundadır. Sınıf, aile, fert arasında bir ayrım yapılamaz. Biz, Türkiye halkını çeşitli sınıflardan oluşan bir bütün olarak değil, sosyal yaşamın gereksinimlerine göre çeşitli mesleklere sahip olan bir toplum olarak görmekteyiz. Halkçılık, vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür. Sınıflaşmayı ve kast sistemini değil. Atatürk’ün halkçılık ilkesinden anlaşılan; toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır.”

Peki, onlar bu ilkeye rağmen bizi nasıl gördüler? Meşhur muhtıranın satırlarından okuyoruz nasılsa. Sadece süslü kelimelerle üstünü örtmeye çalışmışlar. Ne demişler? “Statü hukukuna dayalı olarak; birbiri ile kıyaslanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin eşitsizlik veya adaletsizlik olarak nitelendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır.” Bu cümlenin Türkçe mealini açalım biraz ve gerçeği görelim.

Genelkurmay diyor ki, arkadaş ben orduda statü  hukukunu geçerli kıldım. Yani her türlü hak ve hukukta, adalette, eşitlik prensibini ve Atatürk’ün halkçılığını geçersiz kıldım. Kışlalarımda alın teri ve emeğe göre ücret ve hak belirlenmez. Rütbeye, makama ve püsküle göre belirlenir. Kim daha çok püsküllüyse, o daha fazlasını alır.

Siz assubaylar, halksınız, biz ise statüko gereği; asil ve soyluyuz. Bu ülkenin has evlatlarıyız. Egemen olanız. Siz bir, bilemedin iki sene okuyor ve göreve başlıyorsunuz. Size fazla şey öğretmiyoruz. Sadece işini iyi yapacak birer emekçisiniz. Canımız isterse sizi bugün sokağa salar, yerinize aç, açık ve işsizlerden tomarla adam buluruz. Bu ülkede sizin aldığınız maaşa ve haklara koşa koşa gelecek bir sürü vatan evladı var. Amaaaa biz öyle değiliz. Biz subaylar, özen ve itina ile yetiştiriliyoruz. Biz, en az dört sene çok özel eğitim görüyor ve bu vatanı koruyup kollamayı öğreniyoruz. Bu vatanın gerçek sahibinin biz olduğunu öğreniyoruz. Biz büyük komutanlarız. Siz assubaylar ve hâttâ Türkiye halkı ise bizim emir ve komutamız altındasınız. Hak ve hukuk bizden sorulur. Biz neyi ne kadar uygun görürsek o! Biz istedik mi……falan filan…

Anlayacağınız, açık ve net bir şekilde Atatürkçülüğe ihaneti ortaya koyuyor bu muhtıra. Hani çok sıkı Atatürkçüydüler? Her şey meydanda! Başka söze gerek var mı?

perseusTANRI ZEUS BİLE HALKIN ARASINA KARIŞIRDI

Eski Yunan Efsanelerini bilirsiniz. Hani Tanrı  Zeus vardı. Poseidon, Afrodit, Apollon. Sonra Titanlar falan. Eğer az buçuk bu mitleri okuduysanız, bu tanrıların en görkemlisinin Zeus olduğunu bilirsiniz. Tanrıların kralıdır o. Olimpos Dağı’nın zirvelerinde yaşar. Fakat tüm görkemine, tüm ihtişamına rağmen, çoğu zaman yeryüzüne iner ve insanoğlu ne yapıyor diye sorar soruşturur. Halkının arasına karışır ve tanrılara dua ediliyor mu, sunu veriliyor mu diye kontrol eder. Eğer bunlar olmuyorsa, sebebini araştırır ve çözüm bulur. Gerektiğinde insan kullarına yardımcı olur.

Oysa bizim ülkede kendisini ihtişamlı tanrı  kılanlar ya da öyle sananlar hiç mi hiç zümrelerinin sorunlarına, dertlerine bakmazlar. Kendi saltanat ve keyifleri için ne mümkünse yaparlar. Emekli bile olsalar devletin saltanat kayığından inmezler. Tutuklamalarda görüyoruz. Emekli bilmem kim general evinden alınmış. Efendim evi nerdeymiş? Bilmem ne lojmanlarında! Yahu bu adam emekli değil mi? Ne işi var lojmanda? Devlet için çok çalıştı ya, ölünceye kadar yiyecek. Dahası var, makam arabası var efendim. Koruması var, emir subayı, assubayı var, ona tahsis edilmiş ödenekler var. Kısacası saltanat ölünceye kadar hüküm sürüyor efendim. Çapariz veren mi oldu? Darbeler bugünler için efendim. Saltanatı garantiye almak için!

Ne diyelim, “Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin! Bu memleket sizin!

ASSUBAYLAR MÜJDE BEKLİYORDU

Muhtıraya giden ilginç süreci bir inceleyelim isterseniz. Emekli Assubaylar Derneği’nin yeni yönetimi gerek hükümetle ve gerekse Genelkurmay yetkilileri ile bir dizi görüşme yapmıştı. Umut dolu haberler almıştı ve assubayların bazı sorunlarının giderileceğine dair bir beklentiye girilmişti. Assubayların birtakım özlük hakları ve sosyal sorunları düzeltilecekti yani. Bu haber çeşitli kanallardan bana da ulaştı. Fakat ben, “Bu işte bir yanlışlık var, yine bizi avutuyor, kandırıyorlar. Görmeden inanmam. İnsanları bu havaya sokmayın.” Diye karşılık verdim muhataplarıma.

Derken, Genelkurmayın ve hükümetin ortaklaşa hazırladığı gecikmiş “1 Nisan Şakası” pat diye ortaya çıktı. Evet, ortada bir iyileştirme vardı ama kime? Yine Türk Subay Kuvvetleri personeline! Göstermelik olsun diye, sırf göz boyama amaçlı, yaklaşık yüz civarında bir assubay kesimini de kapsıyordu. Herhalde sus payı olmalı.

BU KADARINA DA PES DEDİRTEN İYİLEŞTİRME ZAMMI!

Assubaylar kendileri ile ilgili somut bir iyileştirme beklerken, 9 Nisan 2012 tarihli Bakanlar Kurulu Karanamesi ile yürürlüğe giren “2012 Yılı Askeri personel Yan Ödeme Kararnamesi” çıkartılmıştı. Bu kararnameye göre özlük hakları konusunda çok mağdur durumda bulunan ve nerdeyse açlıkla tokluk sınırı arasında yaşayan (!) kurmay subaylarımıza ve KOMKARSU gören subaylarımız ile diğer komutan ve muharip subaylarımıza gayet cüzi (!) miktarda iyileştirmeler yapılıyordu. İşçi Mehmet’in asgari ücretini gramla ölçenler, memurun zam oranını kuyumcu terazisiyle ölçüp biçenler ne hikmetse sermayeye muhteşem teşvik paketleri açıyor, subaylarına bonkör davranıyor ve Adalet ile Kalkınma hususunda tarih yazıyordu.

Oysa ordunun emekçilerinin pek çoğu onlara oy vermişti. Lojmanlardan bile hükümet partisi çıkmıştı. Bu oyları generaller ve subaylar vermemişti ya. Onların diktasına karşı direnen ve AK Partide umut gören insanlar vermişti. 2002 yılından bu yana umutla kendilerine uzanacak adalet ve kalkınma elini bekliyorlardı. Ne yazık ki defalarca fos çıktı.

Üstelik Maliye Bakanı durumu gayet net özetledi, Fatih Altaylı sordu, o cevapladı: “Biz sadece kurmay subaylara zam yaptık!

TÜRKİYEDE BİR İLK: HALKÇI BİR SOSYAL MEDYA HAREKETİ

Radikal Gazetesinden Cüneyt Özdemir, sesimizi ilk duyanlardan. Bizi anlayan ve anlatanlardan. Durumumuzu çok güzel özetlemiş. Görevdeki assubaylar zaten seslerini çıkartamıyorlar. Emekliler de internet üzerinden hak mücadelesi verme çabasındalar. Lakin seslerini pek kimse duymak istemiyor. Duyurmuyor. Çünkü herkes ne hükümetin tekerine ne de genelkurmayın tekerine çomak sokmak istemiyor. Fakat bu kez assubaylar öyle bir şey yaptılar ki…

“Oysa çağımızın yeni mecrası sosyal medya ile assubaylar seslerini hem basına hem de kamuoyuna öyle bir duyurdular ki sonunda Genelkurmay’daki orgeneraller bile sessizliklerini bozup bir açıklama yapmak zorunda kaldılar.”

Haksızlıklara isyan hareketi önce Facebook’ta küçük bir grup hareketiyle başladı. Grup kısa sürede on binleri aştı. Twitter’e de aktı. Mazlumların çığlığı oldu. Her yerden ses geldi, katılım arttı. Türkiye, deyim yerindeyse, yüz binlerin sesiyle sarsıldı. Haksızlıklar artık her yerde konuşuluyordu.

Birden televizyon kanallarının saygın konuğu olduk. Haber bültenlerinde sorunlarımız konuşuldu. Gazeteler ve yazarlar bizi duymaya başladı. İnsanlar bizi anlamaya, empati kurmaya ve konuşup tartışmaya başladı. Emekçi kesimlerden destek geldi. Emekçi Polis kardeşlerimiz bize omuz verdi. Facebook’ta grup kuran Polis Memurları Dayanışma Grubu, aynen şöyle seslendi:

“Helal Olsun. Bizim kendi kendimize sızlanmaktan öte yapamadığımızı assubaylar yaptı. Sorunlarına sahip çıkmayı başaran assubaylarımızın haklı davalarına bizler de destek veriyoruz!”

Sevgili Polis kardeşlerimiz, saltanata karşı açtığımız bu cephede birimizin zaferi, hepimizin zaferidir. Hep birlikte tabuları  yıkacağız. Zaferimiz emin olun ki, sizin de zaferiniz olacaktır. Desteğinizi, yüreğinizi bizden esirgemeyin. Biz tüm emekçi kesim için mücadele ediyoruz.

TEMAD KABUĞUNU KIRDI, GERÇEK BİR SENDİKA GİBİ DAVRANDI

Emekli Assubaylar Derneği, yine kaymak tabakaya zam yapıldığını görünce aşamalı bir plan oluşturup harekete geçti. Emekli Assubaylar Güç Birliği Platformu onlara sonsuz desteğini sundu.

Önce Aydınlık Gazetesinde bir yazı dizisi kamuoyuna sunuldu. “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İşçisi, Öğretmeni, Lideri ve Komutanı Assubaylar; Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz!” diyerek sorunlar tartışmaya açıldı.

Aslında Aydınlık gazetesinin politik olarak hangi görüşten olduğunu biliyorduk ve tereddütlerimiz vardı. Fakat bize sesimizi duyurma fırsatı veren etkili bir medya bulmuşken fırsatı  değerlendirmek lazımdı. Yani bu politik bir tercih değildi. Emek ve ekmek kavgası verenler politikayı ikinci planda tutarlar. Zaman Gazetesi ya da Türkiye Gazetesi bize kapılarını açtı  da geri mi çevirdik?

Taraflı ve tarafsız her medya kurumuna aynı  mesafedeyiz. Bizim davamız emek davası. Ekmek kavgası. Saltanata karşı, tabulara karşı halkın ve hakkın davası!

DEMOKRASİ BÖYLE BİR ŞEY: AHMET KESER MUHTIRAYA KARŞI DİK DURDU

Hatırlarsınız, 27 Nisan e-muhtırası verildiğinde, Başbakan R. Tayyip Erdoğan dik duruşunu bozmamış ve darbeci zihniyete hak ettiği okkalı bir tokat indirmişti. TEMAD Başkanı Ahmet Keser de tıpkı Başbakan Erdoğan gibi soğukkanlılıkla hareket etti. Dik duruşunu bozmadı. Arkasına aldığı on binlerin desteğiyle haykırdı:

“Görevdeki assubayları biz değil, Genelkurmay ve yaptığı haksız, adaletsiz uygulamalar tahrik etmektedir. Dünyanın hiçbir ordusunda olmayan ayrımcı uygulamalar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde mevcuttur. Jay jay Okocha’yı sevdikleri kadar assubayları sevebilselerdi, bunların hiçbiri olmayacaktı!”

Tam bir sendika lideri gibiydi ki, zaten Genelkurmay’ı şaşırtan da bu durumdu. Öyle ya zamanında OYAK mahkemeye verildiğinde, OYAK’ın sivil paşası Coşkun Ulusoy da bu durumu dile getirmiş, “Emekli assubaylar, anılarını yâd etsin” demişti. Bu muhtıra da mealen böyle söylüyor:

“TEMAD, derneğin kuruluş amaç ve çalışma alanının tamamen dışında. Muvazzaf personelimizi tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu esefle izlenmektedir.”

Oysa bizler de Komutanlık vasfı gereği, astlarının hak ve hukukunu korumak gibi asli görevleri olan generallerimizin gaflet ve dalalet içinde bulunuşunu ibretle izlemekteyiz. Hem de uzun yıllardan beri!

VAH GENELKURMAYIM VAH!

Hani insanın aklından geçiyor, tamam bir muhtıra yayınlayacaksın ama…

Kime bu muhtıra? Kendi çocuklarına. Hani şimdiye kadar hep üvey tutmuş, sümüklü yetimler gibi muamele etmiş  olsan da bunlar senin çocukların.

Yarın muhtıra medyaya düştüğünde, kim ne diyecek, ele güne rezil olmaz mıyız diye sormazlar mı adama? Aaa bakın eskiden halka muhtıra veriyorlardı, şimdi kendi evlatlarına ham yapıyorlar demezler mi? Koskoca Genelkurmay karargâhında bir aklı evvel kurmay düşünemedi mi bunu?

Bakın zaten siz daha muhtırayı yayınlamadan, Sayın Fatih Altaylı, taşı gediğine koydu bile:

“Genelkurmay başkanlarının özel hayatları ve aileleri, CD’ler halinde mahkemelerde konuşuluyor. Ve dünyanın en disiplinli ordusunun assubayları, her gün binlerce, on binlerce mail’le hak aramaya çalışıyorlar. Allah aşkına söyler misiniz, dünyanın en disiplinli ordusu cümlesini okurken gülerek boğulmanın eşiğinden dönmekte haksız mıyım?”

Muhtemelen assubaylara verilen son muhtırayı da gören Fatih Altaylı, şu an gülmekten komaya girmiş olmalıdır. Çünkü dünyanın hiçbir ordusunda böyle bir komedi yaşanmaz!

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

saatleri-ayarlama-enstitusuYahu derler adama, karargâhın orada, dernek bir adım ötende. Bu muhtırayı vermeden önce gidip bir sohbet edemediniz mi? Bir yanlışlık oldu, sizin hakkınız, hukukunuz için de çalışıyoruz diyemediniz mi?

Efendim belirtelim, diyemiyorlar. Çünkü cezalar, azarlar peşin. Umutlar taksit taksit. Çünkü her gün kapılarına gelen Dernek Başkanını artık ceklerle caklarla avutamıyorlar. Bıçak kemiğe dayandı.

Zaten muhtıraya da bir göz atarsanız görürsünüz, üstünde çalışıldığı söylenen şeyler, çoook uzun yıllardır söylenen ama yapılmayan şeyler. Bir avutma taktiği yani.

Burası Türk Silahlı Kuvvetleri değil efendim, Türk Subay Kuvvetleri!  Azar peşin, hapis peşin, fırça ve ceza peşin…

Vaatler batık Yunanistan'ın devlet tahvili gibi. Çooook uzun vadeli!

Vah Genelkurmayım vah. Vah ki ne vah!

Ne hallere düşürdüler seni. Rezil kepaze ettiler cümle aleme.

Bence tüm assubaylar Genelkurmay Karagahı için yepyeni bir kampanya başlatmalı.

Hani şu meşhur bir romanımız var ya, ondan gönderilmeli karargâha, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o güzide romanı :“Saatleri Ayarlama Enstitüsü!” efendim.

Ve karargâhın tüm saatleri, tüm takvimleri kaldığı  1940’lı yıllardan, yeni milenyuma ayarlanmalı. İnsanın insan olduğu, hak ve adaletin eşit birer birey olma esasına göre dağıtıldığı çağa! Emek ve alın terinin statükolarla, ayrıcalıklarla gasp edilmediği çağa!

TAHRİK MAĞDURLARIN DEĞİL, ZALİMLERİN İŞİDİR!

Diyorlar ki, TEMAD, görevdeki assubayları tahrik ediyormuş. Hani asıl söylemek istedikleri şu, tıpkı Nazım Hikmet’in Donanma Davası hesabı, ordu içinde huzursuzluk yaratıyorlar, isyana teşvik ediyorlar diyecekler de dilleri varmıyor.

Oysa cümle alem bilir ki, haksızlıkta, adaletsizlikte ve zulümde sınır tanımayanlar hep başkalarını suçlamayı tercih ederler. Oysa bir hareketi tetikleyen ve başlatan şey, zalimlerin kendi zalimane tutum ve davranışlarıdır. Suçlu asla mağdurlar değildir. Zalimler, haksızlıkta, adaletsizlikte coştukça, öyle bir an gelir ki, insaf çizgisini aşar. İsyanlar saklı tutulduğu yüreklerden dışarıya sızar ve günışığına kavuşur. Alabildiğince haykırır ve hakkını ister. İşte olan budur.

Assubayların Onur Mücadelesi’nin gürleyen sesi Ersen Gürpınar, bakın bunu ne derece sade ve anlaşılır vurguluyor:

“Yıllarca ön yargılarla tahakküme varan haksızlıkları yazmakla bitiremeyiz. Biz, kurumumuza ve ettiğimiz yemine sadığız. Kurumları, haksızlıkları yazanlar değil, yapanlar yıpratır!”

Başka söze ne hacet!

BAĞIMIZ GÖNÜL BAĞI, MUHTIRAMIZ MALUMUN İLANIDIR!

Bu muhtıra acemice ve düşünülmeden verilmiş bir muhtıradır. Sonunun nereye varacağı hesaplanmadan, anlık bir öfkeyle kaleme alınmıştır. Herkesin bildiği malum şeyleri ilan etmekten öte bir işlevi yoktur. Fakat daha da anlamlısı, mazisi şanla ve şerefle dolu bir koca kurumsal kimliğin intihara sürüklenişidir. Kirletilmesidir. Çok acı olan, vahim olan budur.

Bakın Genelkurmay Karargâhı, hangi malum durumları  tasdik edip onaylıyor:

  1. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçek adı Türk Subay Kuvvetleridir. Bu çok açık ve nettir.
  2. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde her şeyin ölçüsü statükodur. Alın teri ve emek gibi kutsal değerlere asla yer yoktur. Statükolar görev icabı mı dediniz? O da ne ola ki?
  3. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni düşmanı kendi assubaylarıdır. Görüldüğü yerde icabına bakılmalıdır.
  4. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde iki unsur vardır. Birincisi saltanat kayığında gezenler, ikincisi saltanat kayığını itekleyen emekçiler. Tıpkı yıllar öncesinin ilkel gemilerindeki forsalar gibi.
  5. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er olarak birbiriyle gönül bağıyla çok ama çoook sıkı bağlıdır. Bu gönül bağı rütbe yukarıya doğru yükseldikçe çok daha ateşli olmaktadır.

PES DİYENLERİ YÜREKTEN ALKIŞLAYAN TÜRK MEDYASI

Biliyorsunuz, bizim medyamız öyle kolay kolay her harekete sahip çıkmaz. Sahiden bir şeyleri başarmış olmanız gerekir. Haklı olmanız ya da mazlum olmanız yeterli değildir. Sesinizin olabildiğince gür çıkması gerekir. Yeri göğü inletmeniz gerekir ki, sizi duyabilsinler.

İşte bu kez öyle oldu ve tanıdık simalar haricinde de bizi duyanlar, bizi yazanlar ve bizi konuşturanlar oldu. İsterseniz neler demişler, nasıl demişler ona bir bakalım:

Bugün Gazetesi/ Adem Yavuz Arslan:Özellikle son düzenleme ile kurmay subaylara ve generallere ek iyileştirmelerin yapılması tepkiyi artırdı. Kast sisteminden ciddi şikâyet var.

TV8 Kanalı/Haber Aktif Programı/Gökmen Karadağ: TEMAD İstanbul İl Başkanı Ahmet Atik’i konuk etti. Atik, programda oldukça tutuk kaldı ama yine de bir şeyler söylemeyi başardı. “Başbakan Erdoğan bizi bir buçuk saat dinledi, hak verdi ama icraat göremedik.

Erkan Tan’la Başkent’ten Programı: İki Dudak Arası mesaiye Hayır! Zahmette En Öndeyiz. Nimete Gelince, Siz Biraz Durun Diyorlar!

Milliyet Gazetesi: Astsubayların “Sosyal Medya Savaşı”. Bu Kadarına PES Diyen Assubaylar, “TSK tarihinde ilk kez bu kadar assubayın bir araya gelmiş olması, astsubay camiasına yapılan haksızlığın somut olarak ortaya çıktığının bir göstergesidir” diyerek durumlarını ve mücadelelerini anlatıyorlar.

Aydınlık Gazetesi: Hareket öncesinden başlattığı yazı dizilerini mektupları da yayınlayarak sürdürdü.”Üvey Evlat Değiliz, Ordunun Belkemiğiyiz!”

NTV Haber Kanalı ve Vatan Gazetesi: Şehit Cenazelerimiz Bile Farklı Yerden kaldırılmaktadır. Statüko ruhumuza işledi.

Sabah Gazetesi/Nazlı Ilıcak: Yıllarca uğradıkları haksızlığın yükünü taşıyorlar ama “Pes” demediler. Onlar TSK bünyesinde İkinci Sınıf Vatandaş.

Radikal Gazetesi: Astsubay “PES” Hareketi. Sosyal Ağlarda Sıkıntılarını Yüz Binlere Duyurdular.

Star TV Ana Haber Bülteni: Yeniçeri değiliz, hakkımızı İstiyoruz. Genelkurmay Kışkırtıyor, Biz Kontrol Etmeye Çalışıyoruz. İnsanların Sokaklara Dökülmesini mi İstiyorlar?

Star Gazetesi/Ergun Babahan: Adalet Talebinden tahrik Olan Bir Ordu. Astsubaylar Direnin!

Taraf Gazetesi Yazarı Emre Uslu/ Kişisel Blog’undan: Astsubaylara Üvey Evlat Muamelesi yapmayın Yeter! Herkes Astsubayların Sesini Duymalı.

Habertürk Kanalı/ Gün Ortası Programı/ Didem Arslan Yılmaz:Bir Kişiye Dokuz Kuruş, Dokuz Kişiye Bir Kuruş! İşte TSK’nın Adaleti.

Daha pek çok yerel ve ulusal medya kuruluşu ve yazarı  konuya oldukça geniş şekilde yer verdi. Burada sadece kısa bir özet geçmeye çalıştım. Bize cesaret ve umut veren tüm yürekli insanlara selam olsun.

ELBETTE UMUR TALU, O BİZİM BİRİCİĞİMİZ!

gnkur-utaluUmur Talu, koca yürekli adam. Onun yazılarını, yorumlarını okuduğum zaman aklıma hep Nazım Hikmet’in sesi gelir. O'nda Nazım’ın ruhunu bulurum. Neden mi diyeceksiniz, söyleyeyim. Nazım aslında soylu ve asil bir ailenin çocuğudur. Fakat yüreğini halkına vermiştir. Soyluluğu, paşa torunu olmanın asaletini bir çırpıda kenara itip, yüreğinin sesine yönelmiştir. Tıpkı bir Anadolu dervişi gibi, yoktan var etmeyi seçmiştir. İdealleri uğruna, halkı için acılara, zulümlere ve çilelere göğüs germiştir.

İşte Umur Talu da onun gibi bir koca memleket adamı. Soyuna sopuna baktığınızda diyorsunuz ki, yahu bu adamın derdi ne? Gidip ağustos böceği gibi şen şakrak şarkılar söylese ya. Niye başına iş alıp duruyor. Her şeyi var adamın.

Fakat gönlünü gerçek anlamda halkına, insanına kaptıran yiğit adamlar böyle oluyor işte. Her şeyi bir kenara bırakıp mazlumlar için savaşabiliyor. İnsan onuru için kalemini kılıç gibi sallayabiliyor. Andıçlanıyor, kara listelere alınıyor, ölüm tehditleri alıyor ama yılmıyor. Bakıyorsunuz Hrant için yazıyor, bakıyorsunuz uzman çavuşlar için. Polis için, öğretmen için, askeri öğrenciler için… Herkesi ortak bir paydada buluşturuyor. Onun bellediği öyle kutsal değerler var ki, saygı duyuyor, şapka çıkartıyorsunuz. İnsan olmanın erdemini kendisine özgü satırlarla öyle güzel işliyor ki yüreklere, Nazım’ın şiirini duyar gibi oluyorsunuz.

İnsan sesi veriyor insan! Yüreğimize de yasak koyamazsınız ya!

“Ya emeklileri ve aileleriyle de birlikte, on binlerce sivil memur, uzman erbaş, uzman jandarma hâttâ subay… Bir haftada internet üstünde 150 bin kişilik bir sesle Bu Kadarına Pes Diyen On binlerce Astsubay yalan söylüyor… Ya da bir avuç Kastsubay Yalan söylüyor!”

Ne diyorduk? Esas Devrim önce kendi içindeki kafesi kırabilmektir.

BİR TÜRKİYE KLASİĞİ: BEŞ N BİR K VE CÜNEYT ÖZDEMİR

Kimileri “Genç Subaylar Rahatsız”  diye manşet atar. Kimileri ise “Astsubaylar Rahatsız” diye. Aralarındaki fark şudur, birinci manşet yalakalık ister, emir erliği ister. Öteki ise aslan gibi bir yürek!

O bize kapılarını ve gönlünü hep açık tuttu. Cesaretle konuların üzerine gitti. Korkutulmuş ve silik medyanın yüz akı oldu. Sorunumuzu sanki kendi sorunuymuş  gibi irdeledi, bizden biri gibi kamuoyuna aktardı. Yukardan gelen emirlerle uydurma haber yapıp yalancı efsane olan adamları görünce, onun tarafsız ve gerçekçi yorumu daha bir fark ediliyor. Kalitesi ortada. O bir klasik. İyi ki var. İyi ki bizimle!

 

MÜCADELEYİ BÖLME AMAÇLI PROVAKATÖRLERE DİKKAT!

Assubayların sorunu gündeme taşındı. Tüm Türkiye gerçeği fark etti. Artık herkes Çıplak Kralı görebiliyor. Fakaaat…

Böyle anlarda egemen güçlerin oyunları bitmez. İçinize ajan sokarlar. Kafanızı karıştırırlar. Sizi günlük politikalara taraf yapmaya, alet etmeye çalışırlar. Liderlerinizi karalarlar. İyi ama nasıl tanıyacaksınız onları?

Onlar, yağmur sonrası çıkan zehirli mantarlar gibidirler. Daha önce mücadelede yokturlar. Her nasılsa, birdenbire ahkâm kesmeye başlarlar. Sizi yönlendirmeye, yönetmeye kalkarlar. İşin içine partileri, görüşleri karıştırırlar. Şöyle olursa, böyle olur derler. Yanlış gidiyorsunuz, başınız belaya girecek derler. Verilenleri de elinizden alacaklar derler. Ortalığa fitne sokarlar. Açın dünya tarihini, bunlardan nicesini hemencecik görürsünüz. Her davanın kendi Brütüsleri vardır. Hançerden kollayın kendinizi. TEMAD’dan başka kimseye kulak asmayın.

Bu dava politik bir dava değildir. Emek davasıdır, ekmek davasıdır. Assubayların ve ordunun tüm astlarının onur davasıdır. Sırf bununla da kalsa iyi, Türk Silahlı Kuvvetleri için de bir onur davasıdır. Ya yine çağ dışı kafalara ve değerlere saplanıp kalacağız ya da aydınlık günlere el ele, gönül gönüle yürüyeceğiz.

Hep birlikte güneşin türküsünü söyleyeceğiz.

Hatırlarsanız bir yazımda Hasan Hüseyin’in Kavel Kitabından Kokmuşlar Mezarlığı şiirini kullanmıştım.

Kusura bakmayın ama yine bu şiirin sırası  geldi. Finalimiz bu şiirle olsun. Onur için mücadele eden tüm yüreklere bayrak bayrak selam olsun.

güneşse güneş benim beyoğlubeyler
topraksa toprak benim beyoğlubeyler
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
eski saraylarda bu yeni saltanatlar
saksılarda çiçek diye kızgın namlular
demirin kömürün petrolün kalleşliği
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
kayguysa kaygu benim beyoğlubeyler
bayramsa bayram benim beyoğlubeyler
ya siz kimsiniz



kimsiniz ey şimdi müzelerde yerleri belli
eski beyler yeni beyler bey eskileri

Aydın Kulak

(Kaynak Gösterilerek ve Yazar adı Belirtilerek Kullanılmasında Bir Sakınca Yoktur.)
Yayınlandığı yer BUYUTEC
gnkurmay-basin-aciklamasi

TARIH   : 04 Mayıs 2012
SAAT    : 11:15
NO        : BA - 02 / 12

1.Bazı basın ve yayın organlarında, muvazzaf ve emekli astsubayların özlük hakları hakkında doğru olmayan haber ve yorumlar yer almaktadır.

2.Dünyanın diğer ordularında olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri de; statü, görev ve sorumlulukları mevzuat ile belirlenmiş, personelin hiyerarşik bir emir komuta yapısı içerisinde görev yaptığı, büyük bir kurumdur. Statü hukukuna dayalı görev bölümü; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er şeklinde oluşturulmuş, buna uygun olarak sorumluluk ve yetkiler paylaştırılmıştır. Bu statülerden birine talep, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir.

Benzer yapılar resmî veya özel diğer kurum ve kuruluşlarda da mevcuttur. Bu açıdan; birbiri ile kıyaslanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin eşitsizlik veya adaletsizlik olarak nitelendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır.

3.Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarına yönelik iyileştirmeler; yüce devletimizin sağladığı imkânlar, ülkemizin şartları ve askerlik mesleğinin kuralları dikkate alınarak, bir sistem bütünlüğü içinde incelenmekte; Genelkurmay Başkanlığı yetkisindeki düzenlemeler hayata geçirilmekte, diğer konular ilgili makamlara teklif edilmektedir.

4.Bu arada, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği üyelerinin de bazı medya organlarında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok önemli bir gücünü teşkil eden astsubaylarımız hakkında gerçeklere dayanmayan açıklamalar yaparak, kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği ve derneğin kuruluş amaç ve çalışma alanının tamamen dışında, muvazzaf personelimizi tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu esefle izlenmektedir.

5.Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olan astsubaylarımızın özlük hakları, eğitim olanakları, sosyal hakları ve sahip oldukları yetkiler konusunda bugüne kadar yapılan çalışmalar aşağıda özetlenmiştir.

  • Terörle mücadelede aynı görevi yapan personele ödenen tazminatlar, statü ayrımı yapılmadan eşit miktarda artırılmıştır.
  • Mahrumiyet bölgeleri ile patlayıcı madde imhası gibi riskli ve özellikli görevlerde çalışan personele, statü ayrımı yapılmaksızın tazminat verilmiştir.
  • Subaylara benzer esaslarla yüksek lisans kıdemi alma hakkı verilmiştir.
  • Yurt dışı daimi ve geçici görev kadroları ile yurt içi ve yurt dışı lisan kurslarının kontenjanı artırılmıştır. (Yurt dışı sürekli görev kontenjanı 57’den 111’e çıkarılmıştır.)
  • Sicil verme yetkileri artırılmıştır.
  • Subaylara verilen üst düzey karargâh eğitimine benzer şekilde, yılda 128 astsubayımıza Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi ve bu eğitimi bitirenlere bir yıl kıdem verilmeye başlanmıştır.
  • Astsubaylıktan subaylığa geçişte % 15 olan kontenjan, 2012 yılından itibaren % 25’e çıkarılmıştır.

6.Bunun yanı sıra, yetkili makamlara teklif edilenlerden önemli olanlar aşağıda özetlenmiştir.

  • Astsubayların 1’nci derecenin 4’üncü kademesine kadar yükselmesinin sağlanması,
  • Yarbay ve daha üst rütbeli subaylara verilen görev tazminatının, birinci dereceye yükselmiş görevdeki ve emekli astsubaylara da verilebilmesi (Aylık yaklaşık 385 TL),
  • Hâlen, MİT ve Emniyet Hizmetleri sınıfından emekli olan personele verilen 100 TL ilave ödemenin emekli astsubaylara da verilmesi,
  • Mecburi hizmet süresinin 15 yıldan 10 yıla düşürülmesi,
  • Astsubaylara verilebilenler de dâhil olmak üzere tüm oda ve göz hapsi cezalarının kaldırılması,
  • Sicil veren astsubayların maiyetindeki personele disiplin cezası verebilmesi.

7.Sonuç olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri; birbirlerine gönül bağıyla kenetlenmiş fedakâr ve kahraman mensuplarının moral ve motivasyonunu en üst düzeyde tutmak maksadıyla, devletimizin sağladığı imkânları kullanmak suretiyle, ihtiyaç duyulan ve yetkisi dâhilindeki düzenlemeleri titizlikle yapmaya devam edecektir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

KAYNAK: http://www.tsk.tr/3_basin_yayin_faaliyetleri/3_1_basin_aciklamalari/2012/ba_02.htm

Yayınlandığı yer HABERLER
bu-kadarina-da-pes-diyen-assubaylar

Düne kadar umut içinde, geleceğin daha güzel olacağını, sorunlarının çözüm bulacağını hayal ederek yaşam mücadelesi veren çalışan ve emeklisiyle astsubaylar, uzman jandarmalar ve uzman erbaşlar seslerini idare edenlere duyurmak için gerek temsilcileri olan dernekleri yoluyla, gerekse yüzyüze görüşmeleri yoluyla ülkeyi yöneten seçilmişlere ve dolayısıyla seçkinlere onlarca dert anlatmalarına rağmen, umutvari sözlerle geri çevrilmekteydiler.

Derdi anlatanlar o denli umutluydular ki, “çalışmalar nasıl gidiyor” denildiğinde, “yüz yılın değişimi olacak, başbakan yardımcılarına, genelkurmay başkanına sorunlarımızı şimdiye kadar olmadığı kadar açık seçik anlattık, konuları başbakana ilettik, kesin bir çözüm bekliyoruz, başka kanallardan konularımız dile getirilmesin, tepki alırız” deniliyordu ki; meğerse sayın idareciler bu esnada üstlerin bir kısmına zamma karar vermişler bile.

İlk olarak oncekultur sayfasında yayınlanarak tüm ilgililere ulaşan zam kararına ait Bakanlar Kurulu Kararnamesi, okuyucunun büyük eleştirilerine sebep oldu.

Her zaman bir şekilde kayba uğrayan ast personeller olurken, bu kararname ile bazı sınıf ve kadrolarda görevli subaylar da kayba uğramış oldu. Bu durum acaba silahlı kuvvetler içerisinde zam yoluyla seçilmiş kadrolara yönelik, ileriye yönelik bir oluşum süreci mi var? Sorusunu da beraberinde getirdi.

TSK’nın ağır sorumluluğunu taşıyan ve nimetlerden mahrum edilen, mağdur personeli astsubayların bu zamma olan tepkisi, şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde, on gün içerisinde 110 bini aşan üye sayısına ulaşan “Bu Kadarına Da Pes Diyen Astsubaylar” grubu altında bir araya gelmesine sebep oldu.

Bir araya gelme, birlikte ses vermek, doğrusu ulusal yayın organlarında da kendini gösterdi. Televizyonların, radyolarının sabah programlarında binlerce iletiyi gören sunucular hayretlerini gizleyemediler. Dikkat çeken bu güç vesilesiyle olsa gerek, yedi aydır yönetimde olan TEMAD yöneticileri 3 Mayıs 2012 günü TV 8 kanalında oturuma davet edildiler.

Burada önemle üzerinde durulması gereken husus böylesine büyük bir sayıya ulaşan grup yönetiminin, yanlış ellere geçmemesi ve doğru idare edilmesidir. Doğru idare şekli, günümüzde Atatürkçü Düşünceyi dışlayan, siyasi bulanların eline geçmemesidir. Kaldı ki astları, oylarını alarak görmezden gelen, sınıflar arasındaki eşitsizliği üstünden yana açan da bu düşüncedir.

Burada yeri gelmişken OYAK ile ilgili olarak da; OYAK’ta, mağdur dilekçeleri dayanak gösterilerek TBMM komisyonunca sürdürülen çalışmalar da dikkatle takip edilmelidir. Bir iktidar partisini ve dolayısıyla ülkeyi idare eden bakanlar kurulu ve yürütmenin başının onay verdiği son TSK zammı beraberinde bir düşünceyi de adeta somutlaştırmaktadır.

O da şudur, ağır sorumluluklar altında çalıştığını, gelir adaletsizliği nedeniyle zor şartlarda yaşam sürdüğünü, adaletsizlik sebebiyle ailesiyle birlikte moral ve motivasyonunun bozulduğunu iddia edenler, yasa çıkarma yetkisini de elinde bulunduran yürütmece dikkate alınmamakta, politikalarını ezilenleri dikkate almayan, kendi düşünceleri doğrultusunda yürütmektedirler.

Kısacası, OYAK’a gelebilecek bir zarardan yine ezilenler mağdur olacak görünüyor. Çünkü üstler fazlaca olmasa da Türkiye şartlarına göre iyi bir yaşam sürdürecek gelire zaten sahipler…

Yayınlandığı yer YANKI
katilimsiz-kisi

Yanlışlardan dönmek, hataları görebilmek için birey ve toplum olarak ÖZ ELEŞTİRİ yapmaya, yapanlara da AÇIK olmayı bilmeliyiz.

Görev zamanında çoğumuz yaşanılan olaylarda "BEN olsam yapmaz veya ŞÖYLE yapardım" dediğimiz olayları görmüşüzdür. Olaylarda DOĞRU karar verebilmek OLAYLARI BİREBİR yaşamakla mümkündür. Bugün kolay KARAR verilebileceğini sandığımız bir olay karşımıza çıkıp SORUMLULUK alındığında önceden KOLAY görülen KARARLARIN  öyle BASİTÇE alınıp, geçiştirelemediği KARAR verilirken ZORLANILDIĞINI görürsünüz.

Tecrübeler KARAR verirken MASANIN ÖNÜNDE ve ARKASINDA olunulduğunda SORUMLULUKLARIN artarak değiştiğini göstermiş, karar aşamasında ZORLUKLAR yaşanılsa da bizleri OLGUNLAŞTIRMIŞ, PİŞİRMİŞTİR.

İRDELEYECEĞİM olaylarda KİMSEYİ MÜDAFA EDİP KORUMAYI, KİMSEYİ DE YERMEYİ DÜŞÜNMEDİM. Lütfen yazıyı okuyanlar SAMİMİ ve DÜRÜSTÇE aynı konumda olsalar FARKLI olarak NELER yapabileceklerini düşünsünler YETER.

Şimdi şu anda halen TEMAD Genel Bşk. olan arkadaşımız sayın Ahmet KESER Assubay SORUNLARININ tümünü çözerek karşımıza ÇIKMAK ister mi, istemez mi? Sorunları ÇÖZMEYE aday oldum işte KARŞINIZA  da sorunları ÇÖZMÜŞ olarak GELDİM demek onun AMACI ve en büyük İSTEĞİ, böyle bir ruh hali YAŞAYABİLMEK ÖZLEMİNİ çektiği ORTAM değil midir ?

Umuyorum ki benim gibi herkes "EVET, TABİİ " diyordur. Ben inanıyorum ki Sayın KESER bunun için yoğun bir şekilde çalışıyor ve buna kafa yoruyordur. Bu konuda HİÇ tereddütüm YOKTUR.

Sorunlarımızı önceki YÖNETİMLERDE GÖREV alan GENEL BŞK. ve YÖNETİMLERDEKİ arkadaşlarımızın ,büyüklerimizin de ÇÖZMEK için GAYRET sarfettiklerine İNANCIM sonsuz olup, bu konuda da onlar adına da HİÇ bir ŞÜPHEM yoktur.

Düşünsenize YILLARDIR UYGULANAN TAHAKKÜM ve UYGULAMALARDAN mağdur ve perişan olmuş 100.000 kişilik bir TOPLUMUN HAKLARINI kazandırmak bir KİŞİYE ne KADAR GURUR, ONUR verir. Bunu KİM yapmak istemez? Kim böyle bir BAŞARIYLA toplumun önüne çıkmak istemez? Bundan büyük bir MUTLULUK olabilir mi? Bu SEVİNÇ ve MUTLULUĞU yaşamak istemeyen olur mu?

Geçmiş dönemde ve şimdi görev yapan arkadaşlarımızın, büyüklerimizin OMUZLARINDAKİ YÜK AĞIR olduğu gibi, verdikleri, verecekleri MÜCADELE de ÇOK ama ÇOK ÇETİNDİR. Onun için zaman zaman YÖNETİMDE bulunan büyüklerimizi, arkadaşlarımızı CESARETLENDİRMEK, TEŞVİK etmek için yazdığımda yakın arkadaşlarımız tarafından "NEDEN YANLIŞLARINI " yazmıyorsun gibi SÖZ ve DAVRANIŞLARLA karşılaştım. YÖNETİMDE olanların YAPTIKLARINI ve YAŞADIKLARINI görüp, bildiğim için toplumumuza zarar vermemek adına SUSTUM. Susmam arkadaşlarım tarafından SÜKUT İKRARDAN GELİR diye yanlış değerlendirildi. Yine de SUSTUM, zaten konuşanlar vardı, KONUŞMAMIN gereksizliğine İNANARAK camiamız adına yine de SUSTUM.

Bugün geldiğimiz noktada bu YAZIMI neden yazdım? Neden yine SUSMADIĞIMI sormanız en doğal olanıdır ve de hakkınızdır.

Arkadaşlarım, ANKARA' ya gideniniz Gn. Merkezimizi ZİYARET edeniniz vardır. Eğer BAŞKENTE gidipte, Gn. Merkezimize uğramıyorsanız YANLIŞ yapıyorsunuz demektir. Varsa vakit ve fırsatınız GİDİN görüşün BİLGİ alış-verişinde bulununuz. Düşünce ve isteklerinizi AÇIKÇA dile getiriniz. İLETİŞİMİMİZ arttığı oranda SORUNLARIMIZIN çözümü KOLAYLAŞACAKTIR. Gidin görün ki Gn. Merkezde görevlilerin YATMADIKLARINI, BÜYÜK ÇABALAR sarfettiklerini anlayın, İşlerinin KOLAY olmadığını görün. Onlara DESTEK olun. Sizleri yanlarında görmek onları GÜÇLENDİRECEKTİR.

İletişim ve temas kurmada MSBlığı, Genkur, Maliye Bakanlığı'nın kapılarının DUVAR olduğunu, randevu talepleri için SEKRETERYANIN aşılamadığını BİLİN. Bu önceleri inanın çok daha ZORDU. Şimdi İNTERNET ortamı ve İLETİŞİMİN kolaylığı nedeniyle toplumun OLUŞACAK tepkisini çekmemek için randevu talepleri YUMUŞAMIŞ olsa da YILLARDIR YETKİLİLERLE DEFALARCA görüşülmesine rağmen NETİCE DOSYA alışverişinden öteye geçememiş, EN YETKİLİ MERCİLERCE BİRİNCİ AĞIZDAN DÜZENLEMELERİN YAPILDIĞI YASALARIN çıkarılacağı İFADE edilerek YENİ TAKTİKLER geliştirilmiştir. Bu taktikler OYALAMA-KANDIRMA-ALDATMA olarak günümüze kadar gelmiştir.

TSK'nın yasaları MSBlığı tarafından düzenlenir takip edilir. Hepimiz biliyoruz ki iki dönem MSBlığı yapmış kişinin dilinden ASSUBAY yasaları düşmedi ÇIKTI-ÇIKIYOR-ŞU ANDA VERİLMESİ ETİK OLMAZ ama en kısa zamanda TAKİPÇİSİ BİZZAT ben olacağım diyerek OYALADI ve arkasına bakmadan GİTMİŞ, BAŞBAKAN "BÖYLE YANLIŞI NASIL YAPARIZ, DÜZELTİN GETİRİN" DİYEREK, önüne getirildiğinde şimdi BÜTÇE MÜSAİT değil, GENKUR BŞK. "Assubay devrimlerini" YAPIYORDU. Bunu bize değil YAZILI ve GÖRSEL basına çıkarak söylemiş. Arkasına bakmadan emekli olmuştur.

Şimdi tüm bu GELİŞMELE ve YAŞANANLAR karşısında Gn. Bşk. Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin olmuş farkedecek miydi? Ahmet olsaydı SÖZLERİNDE durmayan bu YETKİLİLERİN boğazına sarılıp VERİLMEYEN haklarımızı zorla mı alacaktı ?

Olaylara MANTIKLI ve AKILCI yaklaşmamız gerekir. Arkasında YETERLİ bir GÜÇ olmadığı sürece GN. Bşk. ve yönetimi hiç bir şey DEĞİLDİR, hiç bir şey yapamaz. Sadece bugün yaptıkları SEKRETARYALIK görevini sürdürür, dosya alır-dosya verilir.

CANLI örneğini toplumumuz yaşamıştır. Eski Gn. Başkanımız heyetiyle Başbakan sayın Süleyman DEMİREL' E çıkarak SORUNLARIMIZIN çözümünü isterler. Sayın DEMİREL DE kayıtlı KAÇ üye olduğunu sorar. Gn.Başkanımız abartılı bir rakam söyler ama KURT politikacı Bşk. senin KAYITLI ÜYENİN SAYISI BU KADAR, sen KAYITLI üyelerini söylediğin rakamlara çıkardığında HAKLARINI sana ben VERMEM, O SAYIYLA ZATEN SEN KENDİN alırsın demiştir. İŞTE GERÇEK BURADA YATMAKTADIR. O gün, bugün hâlâ aynı YERDEYİZ.

Daha yeni İzmir-Konak İlçe Başkanımız ÜYE olmayan, derneğe soğuk bakan arkadaşlarımızın tavırlarından SIKINTILARINI dile getirmiştir. Mahalli yöneticilerle görüştüğünde üye sayısının 100 cıvarında olduğunu söyleyince YETKİLİLERİN şaşkınlık geçirerek birbirlerine bakarak sayının çok yetersiz olduğunu söylemişlerdir.

Düşünün bu durumdaki Bşk. KİRA-ELEKTİK-TLF. ücretleriyle başa çıkmak için mi yoksa CAMİAMIZ sorunlarıyla mı uğraşabilir? Derneği kapatmamak için çaba göstermesi bile çok büyük FEDAKARLILIKTIR. İşte genel görünümümüz budur. Gelin çözümü sizler söyleyin.

Onun için SUÇU başkalarında arayacağımıza KENDİMİZE bakmalı, sorgulamalıyız. BÜYÜK bir GÜÇ olarak yanında olamazsak genel merkez ne yapabilir? Kendinizi onların yerine koyun.

Ülkemizin muhtelif İl ve İlçelerinde ikamet eden E.Asb.lar bulundukları yerde organize olarak BİR ARAYA geldiğinde ve ÜLKE çapında bir GÜÇ sergilediğimizde Gn.Mrk. ve Gn. Başkana İTİCİ GÜÇ olabilir, o zaman Sayın DEMİREL'İN dediği gerçekleşir. Haklarımız verilmez, HAKLARIMIZI BİZ alırız.

İL VE İLÇE TEŞKİLATLARINDA GÜÇLENİP BŞK.  VE YÖNETİMLERİN YANINDA YETERLİ SAYIYLA BULUNAMADIKÇA, GENEL MERKEZİN, GENEL BAŞKANIN ELİNİ GÜÇLENDİRMEDİKÇE, ARKASINDA YAPICI, CAYDIRICI KONUMDA OLACAK GÜÇ GÖSTERİLEMEDİKÇE, BİRLİK BERABERLİK SAĞLANAMADIKÇA YAPILAN ve YAPILACAK olanların tümü BOŞA KÜREK ÇEKMEKTİR.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
bardak-tasti

Değerli arkadaşlarım

Sözün bittiği yerdeyiz. Artık ondan, bundan beklemek, yardım istemek yerine bizler DURDURULMAK ve KONUŞULMAK talebiyle görüşülmek üzere hareketlere geçmeliyiz. DURDURULMAK kelimesine takıldığınızı düşünüyorum. Yapılan HAKSIZLIKLAR karşısında ÖYLE BÜYÜK bir GÜÇ  ve ORGANİZEYLE HAKLARIMIZI almak için MEYDANLARA inmeli, değişik EYLEMLER gerçekleştirmeliyiz ki İLGİLİ ve YETKİLİLER toplumun tepkisinden çekinerek, TAMAM durun, gelin KONUŞALIM deme noktasına gelsinler.

Bunu GERÇEKLEŞTİREMEDİĞİMİZ sürece bugüne kadar yaşadıklarımızın aynısını yaşayacak, sorunlarımızın ÇÖZÜMÜ sonsuzluğa  kadar olmayacaktır.

Bizler bugüne kadar HAKSIZLIĞA TSK, OYAK ve TBMM'de uğradık. TSK ve OYAK'ta YAPILAN haksızlıklar KURUMSAL VE BİLİNÇLİDİR. TBMM bugüne dek ASSUBAYLAR adına OLUMLU hiç bir YASA ÇIKARMAMIŞ, bu yönde bir çalışma yapmamıştır. TSK'nın baskı ve etkisinden KURTULAMAMIŞ, VESAYETİ kabullenmiştir. Bu davranışlarla MECLİSİN, M.VEKİLLERİNİN BAĞIMSIZ VE ÖZGÜRLÜKLERİ  ŞAİBE altında kalmıştır. 

Bu durumda hazırlıklarımızı KUSURSUZ bir planlamayla yapmalıyız. Eylemlerde İLGİLİ kurumlara yaklaşma ve eylemlerin yapılacağı alanlara yaklaştırılmama konusu da DEĞERLENDİRİLEREK EYLEMLERİN devamlılığında SIKINTI yaşamayacak ALANLARIN seçilmesi ÖNEM kazanmaktadır. Eylem alanları HALKIN görüp, duyabileceği, bilgilendirilebileceği yerlere yakın ve açık olursa ETKİSİ DE daha büyük  olacaktır.

Hiçbir şey yapamazsak öyle bir ORGANİZASYON yapalım ki HAKLI iken HAKSIZ durumada düşmeyelim. OYAK bizim İŞ YERİMİZ, oraya GİRİP-ÇIKMAMIZ engellenemez. Buraya HER GÜN DEĞİŞİK KİŞİ VE GURUPLARLA giderek SORUNLARIMIZI gündeme getirerek YÖNETİMLE GÖRÜŞELİM, SORUNLAR ÇÖZÜLENE kadar bu EYLEMİ sürdürelim. Gerekirse  OYAK'TA OTURMA eylemi gerçekleştirelim.

TEMAD Gn merkezinde bulunan LOKALDE TOPLU AÇLIK GREVİNİ gerçekleştirelim.Netice ALINANA kadar EYLEMİ sürdürelim.

TBMM'de ulaşılabilecek M.VEKİLLERİNLE görüşme-randevu talep ederek TOPLU olarak MECLİSE gidelim,SORUNLARIMIZI burada da SES getirecek biçimde hem M.VEKİLLERİNE hem de TOPLUMA gösterelim.

Tüm bu faaliyetlere başlamadan GÖRSEL ve YAZILI basını bilgilendirerek, YILLARDIR kalemiyle HAKSIZLIKLARIMIZI dile getiren YAZARLARLA paylaşarak desteklerini alalım ve EYLEMLERİMİZİ GÜNDEME taşımalarını, YILLARDIR verilen YASAL mücadelemizin SONUÇSUZ kalmasından dolayı ASTSUBAYLARDA artık BIÇAĞIN KEMİĞE DAYANDIĞINI, HAKSIZLIK ve AYIRIMCI  DAVRANIŞLARIN dayanılmaz BOYUTA ulaştığını halkımıza yansıtalım.

Unutmayalım BİR defalık EYLEMLER netice vermediğinden EYLEMLERİN devamlılığını ve NETİCE alınana kadar olanlarını seçmemiz GEREKLİDİR.

Sizler bundan sonra yapılacak GÖRÜŞME ve DOSYA alış-verişlerinden bir netice alınacağına TSK ve HÜKÜMET YETKİLİLERİNİN İYİ NİYETLİ OLDUKLARINA İNANIYOR MUSUNUZ? Bugüne kadar yapılan OYALAMA, KANDIRMA, ALDATMALAR yetmedi mi? AYIRIM-ÖTEKİLEŞTİRME ve HAKSIZLIKLAR daha ne kadar sürecek, neyi, niçin bekleyeceğiz?

Aynı sözleri YILLARDIR duymaktan, BEKLENTİ içine girmekten bıkmadık mı? Bunlara GÜVENİLEMEYECEĞİNİ, İNANILAMAYACAĞINI hâlâ ANLAMADIK MI?

TEMAD Gn.Bşk'lığı bir yandan İLİŞKİLERİNİ sürdürürken vakit kaybetmeden EYLEM hazırlıklarını da yapmalıdır. Hazırlıklar tüm yönetim ve üyelere de YANSITILMALIDIR.

Yapılacak her türlü EYLEME hazırız. EYLEMLER KAÇINILMAZ ve ELZEM olduğu noktadadır. İSTER İNCELDİĞİ, İSTERSE DÜĞÜM OLDUĞU YERDEN KOPACAKSA KOPSUN. BUGÜNE KADAR BİZLER DÜŞÜNDÜK, BUNDAN SONRASINI DA ÖZ EVLATLAR VE ÜLKENİN KADERİNİ BELİRLEYENLER DÜŞÜNSÜN. Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
Çarşamba, 18 Nisan 2012 22:47

BRİFİNG

brifing
Komutanım, Emekli Assubayların anayasal haklarını ileri sürdükleri söylemleri hakkındaki brifingimi arz ediyorum.

Komutanım, Emekli Assubaylar bildiğiniz gibi rütbeli iken olabildikleri kadar etkilidirler. Ancak son zamanlarda Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik asimetrik saldırı yapanlar emekli assubaylardan da faydalanmaktadırlar. Özellikle mali konular bahane ederek, her konuda Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta yapısını hedef almaktan çekinmeyen artan dozda bir eleştiri söz konusudur.

Komutanım, önce bu yapılanmayı daha sonra da, mücadele yöntemleri konusunu anlatacağım.

Emekli Assubaylar bildiğiniz gibi TEMAD çatısı altında dernekleşmişlerdir. Ancak dernek bu yıla kadar yüzde yüz bizim kontrolümüz altında idi. Seksen yedi şubesi olan bu dernek aslında şube sayısı kadar güçlü değildir. Bu dernek faaliyetlerini ağır aksak idare edebilmektedir.

Emekli Assubaylar birazcık da internet sayesinde kendi aralarında değişik yapılanmalar altında toplanmaktadırlar. Bunlardan en göze çarpanı ise Emekli Assubaylar Güçbirliği Platformu'dur. Bu platform kurucularının yanı sıra bu platforma otomatik olarak kendini ait gören emekli assubaylardan oluşmaktadır. Sayıları aslında çok fazla değildir. Bazen kendi aralarında da derin fikir ayrılıklarına düşmektedirler. Son zamanlarda ayrılık konularını bir kenara bırakarak müşterek olarak bazı konularda fikir birliğine vararak bir takım aktivitelerde başrolü oynamışlardır. Bu yapılanmaya yakın olanlar;

  • Hukuksal yollara baş vurarak haklarını talep eden emekli assubaylara maddi destek sağlamaktadırlar.
  • Köşe yazarlarına ulaşarak kendilerince belirledikleri sözde sorunlarının gündeme gelmesini sağlamaktadırlar.
  • Gazetelere ilanlar vererek veya yorumlar yaparak taraftar toplamaktadırlar.
  • Yürüyüş, gösteri ve toplantı yapılacak her yerde en ön safta yer almaktadırlar.
  • Zaman zaman muvazzafların haklarından bahsederek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiyerarşisini yıkma faaliyeti göstermektedirler.
  • Siyasi parti teşkilatları ile irtibata geçip sorunlarını dile getirmek için Genelkurmay Başkanlığı haricinde alternatif arayışlar sürdürmektedirler.
  • Özellikle OYAK gibi konularda bazı hükümet çevrelerinden de destek almaktadırlar.

Tüm bu eylemleri subaylarla kendilerini kıyaslayarak, eşitlik adına yaptıklarını söylemekle birlikte zaman zaman hakarete varan üsluplar kullanmaktadırlar.

Komutanım bu oluşumlar daha fazla derinleşmeden birtakım tedbirler alınmalıdır. Direkt olarak yasaklama, hukuksal süreç başlatma veya korkutma yöntemleri daha fazla taraftar toplayacağından kesinlikle uygulanmamalıdır.

Assubaylar aslında son zamanlarda hiç olmadıkları kadar hükümetten ümitli olmuşlardır. Ancak hükümetten somut bir destek göremeyecekleri malumdur. Zira hükümet zaten Osmanlı Statükosu özlemi içerisindedir. Zaten böyle bir düzende Prusya ordularında olduğu gibi assubayın yeri yoktur. Oligarşik bir yapılanmanın içinde subayların önemi daha fazladır. Dolayısıyla Cumhuriyet döneminde haksızlığa uğradıklarından söz eden assubaylar hükümetten medet umarak, aslında yılana sarılmaktadır. Bu nedenle siyasal arayışlarına karşı bir önlem almaya gerek yoktur.

Dikkat edilmesi gereken konu köşe yazarlarına ulaşarak milletin vicdanına seslenmeleridir. Şu an bir köşe yazarı kendilerine direkt destek vermektedir. Başarıya ulaşmaları için önlerinde bir yol vardır. “Emekli Uzmanlar derneği.” Bu dernekle birlikte hareket etmedikleri sürece emekli assubaylar çok büyük bir güç oluşturmayacaktır. Tabii ki bu birleşim de bir mantalite değişikliğini gerektirir. Kendilerini bir astsubay olarak subaya yakın olarak gördüklerinden aristokratik bir düşünce hakimdir. Aksi taktirde kendilerini gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Emekçileri olarak görerek Uzman çavuşlarla birleşmeleri halinde kamuoyunun dikkatini çekebilirler.

Emekli assubaylar Platformu'nu yok etmenin en geçerli yolu eskiden olduğu gibi TEMAD yönetimine destek vermekten geçer. TEMAD’a yardım etmek, başkan ve yönetim kurulu üyelerine birtakım taltif ve imkanlar sağlamak sanırım yeterli olacaktır. Sonuçta bunlar kabul edilirse birlikte hareket etme güçleri de yok olur. Derneğe rağmen ileri geri birtakım hareketlerde bulunanlar da hizip olarak kalır.

Konu bugünkü haliyle orta ve uzun vadede bir tehlike arz etmemektedir. Ancak özlük haklarında birtakım iyileştirmeler yapılırsa, ileride daha büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkarlar. Bu nedenle kesinlikle özlük haklarının arttırılması önlenmelidir.

Arz ederim.

Yayınlandığı yer AYDINLIK
adalet-mulkun-temelidir

Değerli Meslektaşlarım

Meslektaşlarımızın bu zamana kadar çeşitli tarihlerde yazılı olarak, Gnkur.Bşk.lığına ve MSB.lığına sormuş olduğu sorulara, her defasında klişeleşmiş ifadelerle; “TSK. Personelinin ve emeklilerinin özlük haklarının iyileştirilmesi hususundaki çalışmalar bir bütün olarak yapılmaktadır.” şeklinde cevap verilmektedir. Resmi belgelere yansıyan bu ifadelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını, bu beyanların altına imza atanların gerçek yüzlerinin meydanlarda milletimizin huzurunda açıklanması gerekir.  Halkımız bizlerin de bu ayrıcalıklara sahip olduğumuzu sanıyor. Bizler gibi onların da nasıl yanıltıldıklarını açıkça anlatmamız gerekir.

Bilindiği gibi,  “Yan ödemeler” kanunla değil, kararname ile düzenleniyor. Kararname ile düzenlenen bir özlük hakkına ait bilginin topluma yansıtılması da kısıtlı oluyor.   2012 yılı için onaylanan yan ödeme kararnamesi, subaylar için  maaş düzenlemesi niteliğinde yapılmış. Kanunla maaş düzenlemesi yapılmış olsa, TBMM'nde tartışılacak, konu yaygınlaşacak. Bu da  hiç istenmeyen bir husustur. Zira toplumdan çekiniliyor. Sanıyorum bunu talep edenlerden, daha fazla onaylayanlar da  tepki görecek. O zaman bir kararname ile tüm istek ve arzuları yerine getiriliyor. İşte bu andan itibaren bu ülkede demokrasi, hukuk, adalet diye bir şey var mı, yok mu? Bunu sorgulamak da bizlere düşmez mi?

TEMAD Genel Başkanlığınca derhal ve acilen, özellikle görüşmeler yaptığı ve söz aldığı makam ve kurumlardan aşağıdaki sorulara net yazılı yanıtlar istenmelidir.
  • 1.  TSK personelinin;  Orgeneralden, Uzman çavuşuna kadar    her türlü tazminat ve ödemelerin  toplamı olan ele geçen net aylık maaşlarının listesini istemelidir. Çalışanların maaşları bildirilmiyorsa, bahsedilen bu personelin emekli maaş listesini istemelidir.
  • 2. Son on yıldır, subay ve emeklileri için yapılan tüm maaş ve özlük haklarına yönelik düzenlemeler ile assubay ve emeklileri için yapılan maaş ve özlük hakkı düzenlemelerinin neler olduğu ve ne miktarda iyileştirmelerin  yapıldığı sorulmalıdır.
  • 3.  Bu cevaplar alındıktan sonra, hükümete, yapılan bu düzenlemelerdeki adalet ve hakkaniyet anlayışları sorulmalıdır. İleri demokrasi ve hukukun üstünlüğü kavramlarını bizim bu şekilde mi anlamamız gerekip gerekmediği sorulmalıdır.
  • 4.  Bundan sonra hiç kimse ile hiçbir şekilde görüşme yapmama, yapacağı tek şeyin meydanlara inerek  elinden geleni yapmak olmalıdır. Meydanlarda da,  onlarca sorunumuzla birlikte yukarıdaki sorulara cevap alabilirse,  herkesin ayıbını yüksek sesle yüzlerine vurmalıdır.

TEMAD son olarak,  Yan Ödeme kararnamesi ile kimlere neler verildiğini, tüm basın ve yayın kuruluşları ile paylaşmalı, halkımıza; kimilerine ne verilip, kimilerine ne verilmediğini açıkça göstermelidir.  Bütün bunlar halktan gizli tutulduğu  ve haksızlığa uğrayanların sesi çıkmadığı sürece, emin olalım ki durumumuz daha da kötüye gidecektir.

Meslektaşlarım feryatlarında yerden göğe kadar haklıdırlar. Bize reva görülenler yalnızca bir para pul sorunu değildir. Açıkça gururumuzla oynamak, bizleri asla dikkate almamak, KAST sistemini ebedileştirmek, buna bizi razı etmek, gelecek kuşaklara bu zulmü peşinen kabul ettirmekten başka bir şey değildir.  Kıdemli Başçavuş maaşını Tğm. Maaşına denklemek için asli hedeflerine kararlılıkla yürümektedirler. Bu çağda emeğin bu kadar hiçe sayıldığı, yoksul aile çocuklarının canının bu kadar ucuz olduğu başka bir ülke  var mı?  Bu kadar fedakarlığa, sözler verildikten sonra, bu kadar riyakarlık gören başka bir meslek  grubu var mı?

Devletten ne kadar maaş alındığının gizli tutulmasının mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Bu bilgiler gizli değilse,  verin basına, açıklayın gitsin.  Devletten sürekli kendileri için bir şeyler alanlar, bu millete de ne aldıklarını söylemek zorundadırlar.

TEMAD’ın da bütün haksızlıkları aşikar etmek, bunları gidermemek için her türlü cambazlığa başvuranları meydanlarda teşhir etmek gibi bir görevi vardır.  Bütün bunlar karşısında  beklemenin, boş sözlere inanmanın, hukuka ve adalete davet etmenin, hiçbir anlamı ve inandırıcılığı kalmamıştır.  Gerçek çözüm yerinin meydanlar olduğu açıktır. Hem de sonuna kadar ve sonuç alıncaya kadar.  Bu kadar haksızlığa karşı, itiraz hakkını dahi kullanmak istemeyenler de,   meslek onurlarını ve  kişiliklerini bir kere daha sağduyu ile düşünmelidirler.

Onurlu tüm meslektaşlarıma saygılarımla.

Yayınlandığı yer KUTUP YILDIZI
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 / 6