×

Uyarı

JUser: :_load: 6532 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

Değerli meslektaşlarımız

İntibak yasası,  birçok arkadaşımızın yarasına merhem oldu.  Hayırlı olsun...

Ancak tüm uyarılarımız, önerilerimize rağmen, TEMAD yönetimi muhatapları ile yasa teklifi üzerinde görüşmedikleri için, eksik bilgilendirme, ön yargı gibi sebeplerle eksik çıktığından,  adalet gerçekleşmedi ve binlerce arkadaşımız mağdur oldu.

Adaletsiz başlangıç derecelerinde ısrar edildi, eşitlik ilkesi ve kazanılmış haklar korunmadı, yüksek okul mezunları yok sayıldı, bu adaletsizliğin giderilmesi amacımız olmalıdır.

Konu ile ilgili, geçtiğimiz yıllarda aşağıda bir örneğini gördüğünüz MSB yazılı açıklama yapmış,  Genelkurmay Başkanımız 9/2 ve 8/1 başlangıç derecesinin uygulanacağını bildirmişti.

soru önerge

soru önerge2

Peki ne değişti?

"Kuş uçmaz kervan geçmez" dağlarda bu kışta kıyamette,  "canını ortaya koyarak görev yapan assubayların" klimalı ofislerde  görev yapan kamu görevlilerinden daha alt kademeden göreve başlatılması, adalet ve vicdani değerlerle bağdaşmamaktadır.

Bu adaletsizlik kurumumuza olan aidiyet duygumuzu ve görevdeki meslektaşlarımızın moral ve hizmet verimliliğini zedelemektedir.

Hükümet Eylem Planında : Eylem No. 179

Astsubay emeklilerinin sorunu giderilecektir.

Teminatı verdiğine göre başlangıç derecelerimizin MYO mezunları için 9/2, lisans mezunları için 8/1 olması, tazminatın emekli Başçavuş - Kıdemli Başçavuş ünvanındaki personele verilmesi için başta TEMAD olmak üzere, hepimize düşen görevler vardır.

Genelkurmay ve Başbakanlık makamına,  İktidar partisi grup başkan vekillerine, milletvekillerine taleplerimizi iletmeliyiz.

Adaletin ve huzurun gerçekleşmesi dileklerimizle.

SİTE YÖNETİMİ 


İntibâklar, Bizler Ve Sözler!

intibaklar-bizler-ve-sözler-kapak
 

Seçim Ola Beri Gele!

7 Haziran 2015 milletvekili seçiminde iktidârı kaybeden AKP, yeni ve baskın bir seçimle hükûmeti tekrâr ele geçirmeye karâr verdi. Sokakdaki vatandaşı kandırmak konusunda çok mahir davranan iktidâr partisi, son 13 seneden beri hep yapdığı gibi gene pembe yalanlar söyledi. Demişdik ya!..Siyâset, insanları kandırma sanatıdır. Bugüne kadar yapmadığı ve bugünden sonra ise asla yerine getirmeyeceği câfcâflı vaadlerle süslediği seçim bildirgesinin bir yerlerine Asubaylar için 2 kelimelik 2 vaad sıkışdırdı; intibâklar ve tazminâtlar... Bol keseden vaadler üfürerek girdiği 1 Kasım 2015 seçiminden kendilerini bile şaşırtan oranda yüksek rey alarak çıkan AKP iktidârı, biz Asubaylara seçim arifesinde yarım ağızla vaadetdiği bu iki meseleyi, hükûmet olarak şimdi kucağında buldu...

64’üncü hükûmeti kurdukdan sonra intibâk meselesini icraat programına dâhil eden AKP,

Hem emekli hem de muvazzafların en önemli taleplerinden birisi olan tazminât konusunu kurnazca bir kıvırma ile hükûmet programının dışına atmayı başardı...

Fakat Asubayları temsil etdiğini söyleyen dernek ve sendikamız bu konuda dut yemiş bülbül oldu...

Seçim öncesi atdığı nutuklarda AKP’nin söz vermesine rağmen tazminât meselesinin hükûmet programına alınmamasına bugün itirâz etmeyenler, bundan sonraki dönemde bu konuda söz söyleme ve tazminâtları talep etme hakkını peşinen kaybetdiler, haberleri olsun!

Bizlerden kimisi de intibâk meselesini icraat programına aldırdığını başarı olarak pazarlarken tazminât meselesini hükûmetin çöpe atdığını saklamaya çalışdı...

Vel hâsılı kelâm, 1 Kasım 2015 milletvekili seçimi öncesi AKP, biz Asubaylara 2 şey vaad etdi. Her zamân yapdığı gibi gene işin kolayına ve kurnazlığına kaçan AKP, bunlardan sâdece birisini, devenin kulağı kadar küçük olan ve sâdece bir avuç Asubayı ilgilendiren intibâk meselesini icraat programına aldı.

Devenin dişi değil fakat kendisi kadar iri olan

Ve dahi

Bir ordu dolusu Asubayın sabırla beklediği tazminât konusunu ise bir başka seçime bırakdı. Vaad düzeyinde bile olsa bu pazarlıkdan biz Asubaylar, yüzde 50 zarârlı çıkdık! Başkanlarımız görmezden gelse de biz Asubaylar, bu zarârı bir kenâra yazdık!

Asubayların İntibâk Meselesi

1 Kasım 2015 milletvekili seçimi arifesinde siyâsî partilerin seçim bildirgelerine ilk defâ olmak üzere dâhil edildi. Akabinde, seçimin ardından AKP’nin teşkil etdiği ve güvenoyu alan 64’üncü hükûmetin icraat programında kendine yer buldu. Hâl böyle olunca da 45 seneden beri kördüğüm olan intibâk meselesi şu günlerde özellikle emekli Asubay gündeminin baş sırasına oturdu.

Hükûmetin gündeme aldığını bildiğimiz lâkin tahakkuk ettirilip ettirilmeyeceğini Başbakanın değil fakat Beştepe’de ikâmet eden muhteşem zâtın bildiği bu intibâk meselesi henüz sonuçlanmadan, kimlerin hak etdiği kimlerin hak etmediği konusunda kendi aramızda nifâk rüzgârları esmeye başladı...

*  *  *  *  *

Sosyal medya denen bilişim mecrâsında Eski Tüfek’in hesâbı da yok, sözü de... Fakat intibâk konusunda hiçbir talebi olmayan Aydın’lı 81’lik efe Sayın Ahmet KISA ve kimi meslekdaşlarımın bile bu mecrâda yazılıp söylenenlerden fevkalâde musdarip olduklarını gördüm. Duyduğum o ki intibâk konusunda özlük haklarını alan kimi meslekdaşlarımız, çeşitli sebeplerle birinci dereceye terfi edemeden emekli olan kendi meslekdaşlarını hakir gören hattâ hakârete varan ithâmlar, sözler sarfetmişler.

Asubayların intibâk meselesinin hem tekrâr gündeme oturması hem de intibâk kânununu umutla bekleyen meslek büyüklerimizin hislerine dilmaç olmak gâyesiyle işbu makâleyi yazma ihtiyacı hâsıl oldu vehleten...

*  *  *  *  *

Dönme Dolap

1

apisimli makâlemizi

emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek’de

24 Ocak 2013 Perşembe günü yayınladık.

Hiçbir  T.C. vatandaşının derdi olmayan intibâk meselesinin biz asubaylar için ne ifâde etdiğini açıkladık...

*  *  *  *  *

Dönme Dolap isimli makâlemizi emekliassubaylar.org’da neşretdikden tam bir ay sonra,

24 Şubat 2013 Pazar günü de

Aşağıda kapak resmini gördüğünüz İntibâkların Seyir Defteri isimli makâlemizi

Gene emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek’de neşretdik.

İşbu makâlemizde ise bu kez de intibâk konusunun utanç dolu kara târihine dair söylenecek her şeyi belgeleriyle ortaya dökdük.

Bu makâlemiz ile intibâk meselesinin;

Hem biz asubaylar için ne ifâde etdiğini

Hem de subay kardeşlerimizin bu meseleyi ağrısız, bıçaksız apandis ameliyâtı yapar gibi nasıl da hep berâber ve sessizce halletdiklerini açıkladık...

2

*  *  *  *  *

Emeklisiyle muvazzafıyla asubayların intibâk meselesi 2003 senesinde gündeme geldi. İntibâk denen böyle bir konu bu târihden evvel değil gündemimizde, aklımızda, hayâlimizde bile yok idi...

Bu makâlelerimizi sizlere duyuralı iki seneye yakın bir zamân geçdi. Demek ki asubayların intibâklarının gündeme gelmesinden buyana tam 11 sene akıp gitmiş. Şu târihden sonra da tahakkuk ettirilip ettirilmeyeceği tam bir muamma!

Soysuz, sopsuz, cibilliyetsiz Suriyeli 5 milyon dilenciyi - beleşciyi bu devlet bal börek ile besliyor

Fakat

50 seneden beridir açlıkla terbiye etdiği sayısı sâdece 50 bin, 100 bin olan Asubaya sıra gelince

Bütün siyâsî zerzevât ve dahi devleti idâre eden sünepe takımı

Sâlip görmüş vampir gibi taş kesiliyorlar!..

Bunlar yetmiyormuş gibi

Ağacın kabuğundaki kurtlar misâli kimi meslekdaşlarımız da 

İntibâk talep eden kendi sınıf arkadaşları hakkında densiz laflar üfürüyorlar!..

Daha ortada fol yokken

Kendi meslekdaşlarına söz söyleyen Asubaylara şu hakikâtleri hatırlamayı Eski Tüfek kendine görev bildi.

• Yukarıda kapak resmini gördüğünüz Dönme Dolap isimli makâlemizde açıkladığımız üzere, 1970 senesinde, Asubaylar ancak dördüncü dereceye kadar terfi edebiliyor idi. Birinci dereceye terfi etmeyi hayâl bile edemiyorlar idi. Hayâl edemediğiniz bir şeyi talep edebilir misiniz?

Bu târihlerde dördüncü dereceden emekli edilen Asubay büyüklerimizin

İntibâklarını bugün talep etmeye hakları yok mu? 


*  *  *  *  *

• 1975 senesine geldiğimizde ise meslek büyüğümüz Asubaylar ancak ikinci dereceye kadar terfi edebiliyorlar idi.

• Burada bir istisnâ vardır ki bahsetmeden geçemem! Keşiş dağının 82’lik yiğitlerinden 1956 neşetli Jandarma Asubayı Sayın Mehmet KAYALI’nın pişdârlığında hak arayan on sekiz asubay, birinci derece dördüncü kademeyi bu târihde aldılar. Hem de mahkeme karârıyla. Yiğit dedik ya!... Yiğit olmak kolay mı? Agalık, vermeyinen; yiğitlik, almayınan, değil mi? (Bakınız; Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi ve Astsubay)

Bu târihlerde ikinci dereceden emekli edilen Asubay büyüklerimizin

İntibâklarını bugün talep etmeye hakları yok mu? 


*  *  *  *  *

• Türk Ordusunun omurgası Asubaylara

Birinci dereceye terfi etmek hakkını

 Ancak 1992 senesinde verdiler. Her subaya, ve her vatandaşa verilişinden tam 25 sene sonra. Üsdelik dördüncü kademeye terfisi yasak edilerek...

Bu târihlerde birinci derece üçüncü kademeden emekli edilen Asubay arkadaşlarımızın

İntibâklarını bugün talep etmeye hakları yok mu? 


*  *  *  *  *

• Türk Ordusunun iki ana unsurundan birisi olan biz Asubaylara

Birinci derece dördüncü kademeye terfi hakkı ancak şunun şurasında

Daha 3 sene evvel, 2012 senesinde bahşedildi. 

Hem de her subaya, her vatandaşa verilişinden tam 35 sene sonra...

Bu târihlerde birinci derece üçüncü kademeden emekli edilen Asubay arkadaşlarımızın

İntibâklarını bugün talep etmeye hakları yok mu? 

*  *  *  *  *

Kendi meslekdaşlarının, belki de sınıf arkadaşlarının intibâk taleplerine

Gerçekleri bilmeden dil uzatan meslekdaşlarımız şu hakikâtlerin acap farkında mı?..

Derece kademe konusunda özlük haklarını alan meslekdaşlarımızın yüzde 60’a yakını,

Kendi parasıyla yüksek tahsil yapdı. Kimsenin himmetine de muhtaç değiller.

İntibâk konusunda onlarının kimseden bir şey talep etdiği yok!

Yüzde 10 civârındaki meslekdaşlarımız, sicilen birinci derece dördüncü kademeye terfi etdi.

İntibâk konusunda onların da kimseden bir şey talep etdiği yok!

Yüzde 10 civârındaki meslekdaşımızın emekli olduğu dönemlerde

Birinci dereceden emekli olmak hakkı yok idi.

Olmayan hakkı istemenin bir anlamı var mı?

Yüzde 10 civârındaki meslekdaşımız

Ne üzücüdür ki bugün artık aramızda yok!

Bu meslekdaşlarımızın çoğunun hanımları da vefât etdi.

Dünyâyı bile vermek isdeseniz onlar için bir kıymeti yok!..

Bugün hayatta olan ve intibâk talep eden meslekdaşlarımızın mevcudu ne kadardır dersiniz?

Onlarca seneden beridir açlık ile terbiye edilen bu meslekdaşlarımızından bâzıları

Bu makâleyi okuduğunuz şu dakikalarda bile

İntibâk taleplerini alamadan bu dünyâyı terk edecekler...

11 sene geç de olsa

İntibâklarını bugün talep eden meslekdaşlarının bu isteğine karşı laf geveleyen sizlere soruyorum;

Korkmayın! Onlara verilecek parayı devlet, sizlerin emekli maaşından kesmeyecek!

Yoksa?!!

Genelkurmay Başkanlığı ve hükûmetin 2003 senesinden beri yaptığı gibi

Bu meslekdaşlarınızın intibâklarını alamadan

Öle öle bitmesini mi istiyorsunuz?..

Şimdi,

İşbu makâlemizde tevcih etdiğimiz sondan ikinci suâlin cevâbını verelim!...

Sâdece sekiz bin...

Bilmeyenler öğrensin...

Ve kendi meslekdaşlarının intibâk talebi hakkında söz sarfedenler,

Ağızlarından çıkanları

Bir kez de beyinlerinden geçirsinler!..

brove

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.


Kıymetli Meslektaşlarım;

Malumunuz,  2012 Yılında, sosyal medyada başlayan "PES" hareketi, ortalığı yakıp kavuruyordu. "PES" rüzgarını arkasına alan TEMAD yöneticileri, boy boy televizyon programlarına  çıkıp, ilgisi dışındaki konular da dahil olmak üzere, her konuda açıklamalar yapıyor, TEMAD yönetimi ile  program yapan televizyonlar,  izlenme rekoru kırıyordu. 

O rüzgara hepimiz kapıldık, sosyal medyada yazdık, çizdik. İçimizdeki her şeyi bir anda boşalttık. Yıllardır yaşadığımız sıkıntıların, basında  bir anda kulağa hoş gelen sözlerle söylenmesi, hepimizi ziyadesi ile memnun etti.

O dönemlerde, söylemlerde siyasi otoriteye tek laf dahi edilmezken,  Ergenekon, Balyoz vb. davalar ile tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini geçiren askeri otorite, yani Genelkurmay en sert şekilde eleştirildi.

Hatta eleştiriler o kadar haddi aştı ki, "GENELKURMAY KAPATILMALIDIR, ABD'DEKİ GİBİ K.K.K. EK GÖREVLE BU İŞİ YÜRÜTERBİLİR" gibi, en baba siyasetçinin  bile söylemekte tereddüt edeceği sözleri söylemeye başladılar.

Halbuki, Genelkurmay Başkanlığı, TEMAD yönetimini, "VİP" törenle karşılamış, "birlikte çalışarak çözüm üretelim, gidin birliklere arkadaşlarla görüşün, ne sorun var ise hep beraber çözelim" demişti.

Ardından, yine Genelkurmay Başkanlığının teklifi üzerine, o dönemde,  bir cumartesi günü, TEMAD yönetimi ve Personel Başkanlığı ortak çalışma yürütmüştü.  Hükümet kanadı ise, çözüm konusunda açıklamalar yapıyordu.

Ancak, medya ve sosyal medya rüzgarına kapılanlar, tüm bu davet ve çalışmalara rağmen, dur durak bilmiyor, TSK'nın en sıkıntılı olduğu dönemde, diyalog kurmak yerine,  TV.'lerde boy göstermeye devam ediyordu.

İş o kadar zıvanadan çıkmıştı ki, dönemin hükümet sözcüsü, "ASSUBAYLAR CIVITTI" diye televizyon ekranlarında açıklama yapmıştı.

İşte o günlerde, sağduyulu TEMAD yöneticilerinden Sn. Naim ÖRENGÜL, ve  Sn. Yalçın KAÇAR  bu yanlışlığı sezmiş, TEMAD yönetiminden istifa etmişlerdi.

Durumu değerlendirmek ve olan biteni netleştirmek için kendileri ile 3 saatlik bir röportaj yaptık ve bunu yayınladık. Çok geçmeden TEMAD yöneticilerinden Av. Fevzi AKSOY istifa etti.

Bu arada "DİSİPLİN KANUNU" jet hızı ile meclisten geçmiş, TEMAD müdahil bile olamamıştı.

İşte şahsım ve bir kaç arkadaşım, o dönemde uyanmaya başladık. Ortadaki olay, hak arama mecrasından ziyade, TSK'yı yıpratma olayıydı.

Oysa ki bizlerin isteği; "assubayların ekonomik ve sosyal durumunun iyileştirilmesi, çalışanlarda mobbing ve baskı unsurlarının kaldırılarak daha demokratik bir çalışma şartlarının oluşturulması" gibi masum taleplerdi.

"Genelkurmay kapatılmalıdır", diyenlere, "Genelkurmaya diz çöktürdük, Hesabı Genelkurmaya sor", "Sefer görev emrini iade edeceğim, kapısında yakacağım", Yüksek Askeri Şura Üyelerine yönelik "Mezarınıza tüküreceğim" diyenlere, "Beyler, ne oluyor?" "Siz kime? neye? hizmet ediyorsunuz?, yanlış yoldasınız, durun!" dedik.

 Ve Sn. Bülent CİVAN ile birlikte, kıyasıya TEMAD yönetimini eleştirmeye başladık.

Çünkü hak arama mecrası, başka mecralara dönüşmüş, işin rengi değişmişti. Hatta "bu şekilde TSK'yı yıpratan sözlerle alınacak hakları istemediğimizi, 3 kuruş için TSK'ya düşmanca tavır takınmayacağımızı" yazdık.

Biz eleştirince, belli bir merkezden beslene güruh, bizlere; hemen "hain, satılmışlar, paşa maşası, Genelkurmayın içimizdeki kadrolu elemanları,ihanet işbirlikçileri" gibi sözlerle yazarak saldırmaya başladı.

Sanki bahsettikleri, Yunan Genelkurmayı, bizde onlara hizmet eden sözde ajanlardık!

Tam da o günlerde, sosyal medyadaki bir eleştirimizden dolayı, TEMAD'dan ömür boyu ihraç edildik. Bu yetmezmiş gibi, Ahmet KESER, bir yazımdan dolayı, karşılığı hapis olan ceza kanunun maddelerinden, TEMAD Hukuk Komisyonu Başkanının eşi ve Hukuk Komisyonu üyesi olan avukat aracılığı ile hakkımızda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. 

Yine o yıllarda, dünyada  ilk kez tanık olduğumuz olaylar yaşanır olmuştu. Ukrayna'daki Turuncu devrim sonrası, sosyal  medya yolu ile bu kez  "Euromaidan Protestoları" ve "Arap Baharı" yaşanmaya başlamıştı.

Savaşarak, devlet yönetimlerini değiştirmenin, ne kadar yüksek maliyetli olduğunu anlayan batı, "ülkeleri kendi içinden, maliyetsiz bir şekilde, sosyal medya yolu ile yıkmayı" bu şekilde keşfetti.

 Koca koca ülkeler," kumdan kale gibi" yıkılıyor yönetimler değişiyordu ve tüm bunları gerçekleştiren halk, sosyal medyada örgütleniyordu. Yani Sosyal medya, "devletleri bile yıkabilecek bir güç" haline gelmişti.

İşte bizim de, dikkat çekmek istediğimiz en önemli husus burada başlıyor.  Malum, önümüzde, Suriye ve Irak Krizi var iken, bir de Rusya ile savaşın eşiğinde bir krizimiz oldu. Yani tarihi günler yaşıyoruz. Tam da bu günler de sosyal medya üzerinden yeniden hareketlenmeler başladı. 2012'deki oyun yeniden sahneye konuyor gibi..

Yazacaklarıma belki "komplo teorisi" diyebilirsiniz ama yabancı istihbarat örgütlerinin sosyal medya yolu ile bir çok faaliyet yaptığını herkes biliyor. Bu gün polis bile bir çok suçluyu sosyal medya üzerinden takip ederek yakalayabiliyor.

Atıyorum, yabancı istihbarat örgütlerinin elemanları, bölücü terör örgütü militanları,  sahte bir isim ile "assubaymış veya uzman jandarmaymış" gibi hesap açarak, masum taleplerimizi öne sürerek, insanları galeyana getirecek türde, uç örnekler vererek yazılar yazabilir ve  TSK'daki çalışan personelin motivasyonunu olumsuz yönde etkileyebilir.

Bırakın yabancı istihbarat örgütlerini, terör militanları, kendi içimizde bile sahte hesap kullanan yok mu? Mesela geçmişteki bir "Mahmut ERDEM",  günümüzden ise  "Mehmet Yılmaz, Serhat Astsubay, Persie Persie, İsmail Geçer, Ozan Yörük, Oya Aytar", vs. basit birkaç örnek...

İNGİLİZ SİYASETİ GÜLERKEN ISIRIR!

Kısacası, oyuna gelmeyelim. "İngiliz Siyasetine" alet olmayalım.  Haklıyken haksız konuma düşmeyelim. İngiliz Siyaseti demişken dikkatinizi çekmek istiyorum, eskiden yaşlılar, birinden şüphelendiğinde, "Bana İngiliz siyaseti mi güdüyorsun" derdi. 

(*) İngiliz Siyaseti" deyiminin dış politika arenasında özel bir anlamı vardır. Bir vakitler, "Üzerinde Güneşin Batmadığı İmparatorluk" denilecek kadar geniş bir hükümranlık sahasını kontrol ve idare etmek; işte bu "İngiliz Siyaseti" sayesinde mümkün olmuştu. Mesela Amerikalılar, her vesile ile dış politikayı İngilizlerden öğrendiklerini adeta öğünerek anlatırlar. 

Bir başka örnekte ise,  sonradan sahte olduğu ortaya çıkan; Irak'ta biyolojik ve kimyasal silah bulunduğuna dair istihbarat bilgileri, İngiltere tarafından Amerika'ya verildi! Ve buna dayanarak ABD, İngiltere'yi de yanına alarak Irak'ı işgal etti. İşte size İngiliz siyasetinden yeni bir örnek! İngiliz siyaseti gülerken ısırır. Onun için çok dikkatli ve ihtiyatlı olmak gerekir!..

Yine Yunanistan, çok az savaşarak, genelde diplomasi yolu ile, topraklarını iki katına, Bulgaristan ise 16 katına çıkarmıştır. İsrail ise, ilk başlarda,  Filistin topraklarını, hiç savaşmadan binlerce dönüm araziyi satın almış ve ardından devlet kurmuştur.

Koca bir ordunun, siyasete veya dış etkilere açık kaldığında, nasıl başarısız olduğunu, nasıl büyük hüsranlar yaşattığını maalesef, "Balkan Savaşında" görmüş bir milletiz.

Bu konudaki çekincelerimizi içeren "TSK BİZİM KURUMUZ VE YUVAMIZDIR" isimli yazımı yayınladım.

AH TEMAD VAH TEMAD

Gündem o kadar yoğun ki, yazıyı biraz uzun tutmak zorunda kaldım.

Biliyorsunuz, geçen hafta www.emekliassubaylar.org sitesinde, gelişmeleri içeren, "HAKLARIMIZLA İLGİLİ SON DURUM" ve "DAĞ FARE DOĞURMASIN" isimli iki uyarı yazısı yazmıştım.

Özetle bu yazılarımda; verilmesi planlanan görev tazminatının, "II. Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl bilfiil hizmet yapan, çalışan ve emekli assubaylara verileceği" yönünde çalışmalar olduğunu yazmıştım.

Hatta tazminatta, "II.Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl şartının" olabileceği öngörüsünü 2014 yılında (yaklaşık 1,5 yıl önce) Sn. Sami TAMAM'a bizzat özelden yazmış ve kendisinin SGK ve askeri kimlik kartı kayıtları nedeni ile uyarıda bulunmuştum.

Ardından, Genelkurmay ve Başbakanlığa hitaben, www.emekliassubaylar.org sitesi yönetimince bir mail kampanyası başlatılmıştı. Genelkurmay Başkanlığı yetkilileri, sitemizin yönetimine ulaşarak, gerekli açıklamaları yaptı ve bunu site yönetimince tüm meslektaşlarımıza duyuruldu.

Neyse, biz tazminatta, "II. Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl bilfiil hizmet yapma" şartını yazınca, siyasetle iştigal eden, eski bir TEMAD Genel Başkan Yardımcısı, beni telefonla arayarak; "YOK BÖYLE BİRŞEY, OLMAYAN ŞEYLERİ YAZIYORSUN, KİM? NEREDEN? UYDURUYOR BUNLARI?" demişti.

O yetmezmiş gibi, anlı şanlı bir il başkanı, yazı yazdığı bir sitede, "ASUBAYLARA TAZMİNAT PAPATYA FALINA MI KALDI?" diye dalga geçercesine yazı yazmış ve  güya bizim, 2012 yılındaki tekliften bahsederek, yazı yazdığımızı ima etmişti.

1

  Aynı il başkanı, yazısının sonunda aynen şu ifadeleri kullanmıştı;

"Somut bilgiye dayanmayan iddialar ve bu iddialar üzerinden yapılan kehanetler bizce PAPATYA FALI'na bakmaktan farksızdır. Papatya falının kaderini de kopardığınız çiçekteki yaprak sayısı ve sizin başladığınız seçenek belirler."

2

 Bu kez, durumun vahametini biraz anlayan il başkanı, "ASUBAYLARA TAZMİNAT VE NABIZ ÖLÇME ÇABALARI" diye bir yazı kaleme aldı.

Yazısında; tazminatların bu şekilde çıkması durumunda, oluşabilecek haksızlıklara dair çekincelerini yazdı ve  bir bölümde, bizim uydurma bir cetvel yayınladığımızı, bu çalışmanın 2012 değil, 2013 yılına ait olduğunu belirtti.

3

 Yalnız, kendi cetvelini dahi okumayan bu il başkanı, 2012 yılında tazminatları içeren yasa tasarısının, Maliye Bakanlığı tarafından, aynen geri iade edildiğini gözden kaçırmıştı. 2012 yılında geri iade edilen yasa tasarısı, 2013 yılında nasıl son şeklini almış onu açıklayan yok?

"KATİP ARZUHALİMİ YAZ YARE BÖYLE"

Tabii, "II. Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl bilffil çalışma" şartına tepkiler sert oldu, herkes "yok böyle bir şey" diyordu ki, dün akşam dengeler yeniden değişti.

Bizim yayınladığımız bilgileri itibaren etmeyen, "Papatya Falı, Nabız Ölçme" yazan il başkanının, en tepedeki yönetimi olan,  TEMAD Genel Merkezi, hem Başbakanlığa, hem de Genelkurmay Başkanlığına yönelik; "SAYGILARIMLA ARZ EDERİM" li, mail kampanyası başlattığını,  TEMAD'ın resmi internet sitesinden duyurdu.

 

4

 Eee, hani siz bu işin mutfağındaydınız,

Hani, siz müdahil olup, mecliste bu işi düzeltecektiniz

Hani, top Genelkurmaydan çıkmış ve top hükümetteydi,  

Hani, Genelkurmay'ın çalışma ile alakası yoktu,

Hani, Genelkurmay rol çalıyor ve fırsatçılık yapıyordu,

Hani, bizim yazdıklarımız yalandı,

 

Bir çift sözümüz de kalemşörlere;

Hani, siz Genelkurmaya diz çöktürmüştünüz,

Hani, Genelkurmaya hesap sor diyordunuz,  

Hani, siz büyük dava adamıydınız,

Hani, siz, dilenerek değil de, direnerek hakları alacaktınız,

Direnciniz bu kadar mı?

Ne oldu ?

Tüm stratejiniz bu kadar mı? 


Öyleyse, ilkokul çocuğunun elinden çıkmış kompozisyon gibi, "Genelkurmay Başkanlığımız" diye başlayan, "saygılı, arzederim" li bu dilekçe neyin nesi?

O kadar hoplayıp, zıplayıp, atıp, tuttuktan sonra, üç dönemden fazla seçilebilmek için, MSB'yi mahkemeye verdikten sonra,  Genel Başkan yardımcınız, tüm komuta kademesiyle mahkemelik olduktan sonra, "ölüm orucu" gibi garabet bir eylemden sonra, tek eylem planınız, "mail atma kampanyası" mı?

Yani, "100 şubeli, 1 Milyon oy potansiyelli!" derneğin, tüm çabası  "BU MUDUR?" arkadaş?

Madem ki bir mail kampanyası başlatacaksınız, hep beraber tek elden yapsak, tek ses vererek yapsak, olmaz mıydı?

Biz mail kampanyası yapınca destek olmayıp, daha sonra neden siz de aynısını yaptınız? 

Başka eylem planınınz yok muydu?  

Olayın özü; "lafla yürütüldüğü sanılan peynir gemisi", bir kez daha battı ve dibi boyladı.

***

MEVCUT SON DURUM

Sevgili meslektaşlarım;

Bu hafta içinde, ismini açıklayamayacağım arkadaşlarımız, özlük haklarımız ile ilgili birimleri ziyaret etti.

Çalışmalar şu anda Milli Savunma bakanlığında. Halen MSB'deki daire başkanlıkları, konular üzerinde çalışıyor. Olgunlaşıp, Milli Savunma Komisyonuna havale edilen bir yasa tasarısı yok.

Ayrıca, hükümet kanadı ile görüşen arkadaşlarımız da var. Arkadaşlarımıza orada söylenen bir söz, çok önemli, Bu söz;


"Biz, kurumlardan (Genelkurmay) gelen ne ise, ona göre çalışırız, bunun dışında kişilerin müdahalesi ile değişiklik yapmayız ve  bize ulaşan ne ise, inceledikten ve yasal bir sorun olmadıktan sonra aynen yukarı göndeririz"

İşte, yıllardır biz bunun için diyorduk; "köprüleri yıkmayın, diyalog kapısını kapatmayın" Türkiye gibi bir ülkede hiç bir siyasi iktidar, Genelkurmaya karşı bir derneği dikkate almaz, Genelkurmay her zaman Türkiye de denge unsurudur", "Yasal Mevzuat gereği, TSK personelinin özlük haklarının çıkış noktası, Genelkurmaydır" diye bunun için uyardık durduk. 

Geçte olsa, bunu anladınız, "Genelkurmay Başkanlığımız" diyerek,  "SAYGIYLA ARZEDEN" arzuhalci dilekçesi gibi, mail ve mektup  kampanyası başlattınız. İnşallah geç kalmamışsınızdır da, bu saatten sonra sizi dikkate alırlar.

 Kısacası saygıdeğer meslektaşlarım;

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, görüşmelerimiz  olacak, bazı randevular alınmakta. Görüşmelerden sonra sizlere daha detaylı ve kapsamlı açıklamalar yapacağız.

Saygılarımla.

 

 

Ortaokul, 2 yıllık Sanat Enstitüsü, Lise, 1 yıllık Harpokulu, 2 yıllık Harpokulu ve 3 yıllık Harpokulu mezunu subayların hepsi 4 yıllık Harpokulu mezunu sayılmış ve ilk aylıklarını 8'inci derecenin 1'inci kademesinden almış sayılarak 45 yıl önce rütbelerine göre intibakları yapılmıştır.

Bu hak, Sınıf Okulu ve Yüksek Okul mezunu Assubaylara da verilerek Assubay Meslek Yüksek Okulu intibaklarının yapılması için yıllardan beri dilekçe vererek, miting yaparak ve dava açarak mücadele veriyoruz. Dilekçelerimiz yetkili makamlar tarafından değerlendirilmiyor ve mahkeme safhaları uzun sürdüğünden açtığımız davalar da uzun yıllardan beri sonuçlanmıyor.

Mağduriyetlerimizin asgari düzeye indirilmesi için yeni bir kanun çıkarılmasına lüzum yoktur. Hükümetimiz isterse Bakanlar Kurulunun alacağı bir kararla 5434 sayılı kanunun 70'inci maddesi değiştirilerek emekli aylıklarımızda arttırma yapılabilir.

5434 SAYILI KANUNUN İLGİLİ MADDESİ AŞAĞIDAKİ GİBİDİR.

Ek Madde 70 – (Ek :6/1/1992-KHK- 476/1 md.;Değişik:13/6/1994 -KHK-546/3 md.) Sandık iştirakçilerine ödenmekte olan;

a) Memuriyet taban aylığı ve kıdem aylığı tutarları ile,

b) (Değişik: 6/7/1995 KHK 562/14 md.) Zam, tazminat ve ödenekler ile benzeri ödemeler toplamına karşılık gelmek üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi en Yüksek Devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) brüt tutarının;

  • Ek göstergesi 8400 ve daha yüksek olanlarda % 240 ına,
  • Ek göstergesi 7600 (dahil) - 8400 (hariç) arasında olanlarda % 200 üne,
  • Ek göstergesi 6400 (dahil) - 7600 (hariç) arasında olanlarda % 180 ine,
  • Ek göstergesi 4800 (dahil) - 6400 (hariç) arasında olanlarda % 150 sine,
  • Ek göstergesi 3600 (dahil) - 4800 (hariç) arasında olanlarda % 130 una,
  • Ek göstergesi 2200 (dahil) - 3600 (hariç) arasında olanlarda % 70 ine
  • ve diğerlerinde % 40 ına

tekabül eden miktarı, emeklilik keseneğine ve kurum karşılığına tabi tutulur. (Değişik: 6/7/1995 KHK 562/14 md.)

Birinci fıkradaki oranları, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine ayrı ayrı veya birlikte üç katına kadar artırmaya, yukarıdaki ek gösterge gruplarını değiştirmeye ve personel kanunlarında yer alan ek göstergelerin artırılması halinde gruplardaki ek göstergeleri yeniden düzenlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

21'inci Yüzyıl Sürat çağı…

Hızlı tren, hızlı uçak, hızlı araba, hızlı internet, hızlı yaşam!

Yaşamın her alanında bir hız tutkusu…Daha hızlı, hep daha hızlı…

Ve kaçınılmaz olarak hızlı yaşamın getirdiği HIZLI TÜKETİM…

Hızlı tüketimin en canavarlaştığı alan ise SOSYAL MEDYA!

Uzak, yakın, çok yakın, çok uzak, herkesten anında haberdar oluyorsunuz, bu gün öğle yemeğinde kim ne yemiş, hangi yoldan nereye gidiyormuş, kiminle kahve içiyormuş, kim üzgün, kim mutlu hissediyor, kimin oğlu üniversite kazanmış, kimin kızı iş bulmuş! 

Şöyle kağıt-mürekkep kokan gazeteleri, “bir ekmek bir gazete” isteyerek koltuğumuzun altına sıkıştırıp, eve gelince elimize alıp evire çevire okumayı neredeyse unuttuk!

Gazeteyi alsak bile manşetler, flaş haberler biz büfeden eve  gelene kadar değişmiş oluyor… Gir internete, yandaş, candaş gazetelerin manşetleri  siz haberin sonuna gelene kadar değişiyor.

Henüz TWITER’lı olamadım ama, facebook’un book’unu çıkardık. Bir resim koyuyorsun facebook’a bir dakika sonra sayfalarca altta kalıyor, yenileri geliyor…

Bir de “beğen – paylaş” cenderesi var… Çok hayati, ulusal ya da uluslar arası bir konuda  bir resim – bir yorum yazıyor vatandaş ve ekliyor “insansan, türksen, müslümansan “beğen” dahası “paylaş”. Beğenip paylaşmazsan ya intihar edecek, ya da içip içip gecenin üçünde kapına dayanacak!

Aslında kendince sosyal sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünüyor, ya da bir konuda kendini sorumlu hissediyorsa, yazdığı üç cümle beğenip paylaşılınca kendince sorumluluğunu yerine getirmiş olacak.

Suriye’deki kafa avcılarına ilişkin bir ileti, ya da açlıktan susuzluktan ölen Türkmen çocukları ile ilgili bir ileti bin kere paylaşılıp, beş bin beğeni alınca sorunun çözüleceğini düşünüyor olmalı iletiyi koyan. Öyle bir şey yok! Suriye’deki kafa avcıları göreve, Türkmen çocukları ölmeye devam ediyor.

İletiyi gönderen arkadaş, iletinin bin kere paylaşılıp, beş bin kere beğenilmesinden memnun, başını yastığa koyar koymaz derin ve huzurlu bir uykuya dalıyor.

Aslında gece mi uyuyoruz, yoksa sanal alemde “beğen” & “Paylaş” oynayarak mı uyutuluyoruz, düşünmek gerek.

Müzminleşmiş, Kıbrıs ve Filistin sorunları ile yaşıt, şerefli ama bir o kadar da sorunlu mesleğimizin, her şeye karşı sabırlı ama kendi meslektaşına karşı her nedense tahammülsüz meslektaşlarımızın sorunlarına keşke “beğen” & “paylaş” beğenip paylaşmazsan ölümü gör diyerek çözüm bulabilsek.

Oysa çözümü, bir avuç meslektaşımızın desteği ile “tek başına” mütevazı emekli maaşından mahkeme masrafları ödeyerek, yüzlerce kilometre kat edip mahkemelere gelerek, sadece meslektaşlarımızın değil, aynı zamanda yıpranma alan gazetecisinden itfaiyecisine, polisinden postacısına birçok meslek mensubuna çığır açan İsmail Abimiz gösterdi.

İsmail Abinin yaptıklarını facebook’ta değil, aklımızda, vicdanımızda, sorumluluk duygularımızda paylaşırsak en azından çözüm için doğru yolu bulmuş oluruz.

Değerli Meslektaşlarım

65 yıldan beri süregelen Astsubayların mağduriyetlerinin giderilmesi için 2001 yılında hukuki dayanaklarını da sunarak mücadele başlatılması için TEMAD Genel Başkanlığına müracaat ettim. Teklifim ciddiye alınmadığı gibi dava açma safhasında da hukukçu olmadığım gerekçesiyle “kırıkçı ve çıkıkçı” ya bile benzetildim.

Başlattığım mücadelemde idari ve siyasi makamlardan sonuç alamayınca 2008 yılında haklarımızın bir kısmını da olsa mahkeme kanalıyla almaya karar verdim. Dava sürecinde bana büyük destek veren EMEKLİ ASSUBAYLAR ORG sitesi ile emekli ve muvazzaf Astsubay kardeşlerime minnettarım. Hepimizin bildiği gibi hak aramada hukuki süreç çok hassas bir konu olup en ufak bir hata hakların kaybedilmesine ve masraflara sebep olur.

İş mahkemesinde açıp kazandığım intibak davasının konusu her emekli ve muvazzaf Astsubayın kendi öz geçmişiyle ilgili olduğundan yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için sitede standart bir açıklama yapmadım.

Kazandığım davayla ilgili bilgi almak isteyenler, lütfen sitede yorum şeklinde soru sormasınlar. Bilgi almak isteyen emekli ve muvazzaf Assubaylar 16 Ağustos 2014 Cumartesi günü saat 14.00'dan itibaren aşağıdaki telefonumu açtıkları takdirde maaşlarının kaç lira artacağına dair kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim.

 

YÖNETİCİ AÇIKLAMASI : Değerli meslektaşlarımız, kazanılan bu davanın bizlere yansıması zamana dayalı bir konudur ve  bu yüzden Sn.Turan mahkeme kararını açıklamamış sizlere telefon numarasını vererek bilgilendirmiştir; hergün yüzlerce telefon alan Sn.Turan birkaç olumsuz görüşmeye rağmen ilgi ve desteğinize teşekkür etmektedir. Dava ile ilgili idari işlemler tamamlanmadan yanlış yorum ve istismarlara neden olmamak için şimdilik kararı açıkmamamayı uygun görmüştür. Gereksiz sorgulamaları önlemek adına Sn.Turan'ın telefon numarası silinmiştir. Bilgilerinize sunuyorum.

  • AÇTIĞIM DAVA KISMEN KABUL EDİLDİ.

İntibaklarımızla ilgili olarak açtığım davanın gerekçeli kararı bugün bana tebliğ edildi. Talebim kısmen kabul edilmiş, kısmen ret edilmiştir. Ret edilen kısım için temyiz hakkımı kullanacağım.

Kabul edilen kısımda ise, davamın bu bölümünün kabul edildiği açıkça yazılmış olmasına rağmen devam eden kısımlarında SGK uygulamasında sorun çıkabilecek anlam uyuşmazlığı vardır. Bugün, kanun gereğince kararı veren mahkemeden gerekli açıklama yapılmasını talep ettim. Açıklama cevabının kısa sürede bana tebliğ edilmesini bekliyorum.

Sayın Arkadaşlarım

Kabul edilen kısım için mahkemeden gerekli açıklama geldikten sonra 1'inci derecenin 4'üncü kademesindeki emekli ve muvazzaf assubaylar hariç olmak üzere tüm emekli ve muvazzaf assubay arkadaşlarımdan bazısı derece bazısı kademe yükselme hakkı kazanabilecektir.

Derece ve kademe yükselmesi hakkı her kişi için şahsa münhasır olmak üzere farklılık arz ettiğinden ve arkadaşlarımı yanlış yönlendirmek istemediğimden bu makalede daha fazla açıklama yapamıyorum.

Hepimizin medyadan takip ettiğimiz ve beklediğimiz kanuni düzenleme torba kanunlarla çıktığı takdirde birçok arkadaşımızın intibak sorunu çözülecek çözülmeyenlerin sorunları da benim mahkeme kararıyla çözülebilecektir. TBMM tatile gireceği 1 Temmuz tarihine kadar sabredip gelişmeleri bekleyeceğiz.

TBMM tatilinden sonra girişimde bulunacak ve kendi şahıslarına münhasır durumlarını öğrenmek isteyen arkadaşlarım aşağıdaki telefonumdan gerekli bilgiyi alabileceklerdir.

NOT:
  1. Arayan her arkadaşıma gerektiği kadar bilgi vereceğim, telefonumun lüzumsuz yere meşgul edilmemesi için lütfen kısa konuşalım.
  2. Gerektiğinde telefonumu kısa süreli kapatabileceğimden aramalarınızı tekrarlayınız.
  3. Telefon numaram: 0505 657 64 12

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Bir hukukçu titizliği ile DENİZLİ-ANKARA arasını adeta yol yapan özverili meslektaşımız Sn.İsmail TURAN'ın gayret ve başarıları her türlü takdirin üzerindedir. Haklarımızla  ilgili kararın i talep edilen  açıklaması gelince daha detaylı bilgi verilecektir. Emekli sandığına karşılıkları yatan hizmet maaş ve ikramiyede dikkate alınmasına rağmen derece ve kademeden sayılmayan FİİLİ HİZMET süreleri konusunda Sn.Turan'ın temyiz talebinin lehimize olmasını diliyor, site yönetimi ve sizler adına Sn.Turan'a emeklerinden dolayı bir kez daha minnet ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.  

SİTE YÖNETİMİ 

 

Milletin Vekilleri ve Astsbuay

 

1923, 2596, 499 ve 4699 derken, başladığı yerde bitdi!..

1923 ile Milletin vekili verdi. 2596 ile darbeci Millî Güvenlik Konseyi’nin eli kanlı 5 subayı geri aldı.

Gasbetdikleri az geldi arsız subaylara. Zal Mahmut lâkabıyla maruf subay emeklisi kerizci Cumhurbaşkanıurun ha!” deyip ferman çıkarmışdı bir kere! 499 ve 4699 ile subaylar son darbeyi urup hakkımızdan “1 kademe daha” gaspetdiler...

Bu darbeyle, doğduğu yerde öldürüldü. Tıpkı Âdem (a.s)’ın oğullarından Kabil’in kışkançlık sebebiyle garındaşı Habil’i öldürdüğü gibi!..

Başbakanlık föterini giydi, astsubaya “1 derece” verdi. Cumhurbaşkanlık föterini giydi, astsubaydan “1 kademe” geri aldı.

Önce “1 derece” verdiler. Sonra geri aldılar. Bir gün geldi bu kez de “1 kademe daha” gasbetdiler.

16 Nisan 2008’de 1/4’ünü verdiler. Ertesi gün geri aldılar. 4 sene sonra geri verdiler.

Şu gel-git, şu ver-al, şu yaz-bozlara, şu fırfırlığa, şu kararsızlığa, şu dönekliğe bir bakar mısınız?..

Tam bir muammâ değil mi? Memuruyla subayıyla devlet adamı sıfatını haiz haysiyet fukarası edepsizlerin yüksek öğrenimde intibak konusunda biz astsubaylara atdığı bu kazığın esasını anlamak için gelin bu muammanın gözüne ucu sivri nodullu bir üvendire batıralım! Batıralım da eyyâm-ı bahurun hüküm sürdüğü şu mübârek Ramazanda kim ne halt etmiş herkes görsün, herkes bilsin garayağız yiğitler?..

İşbu Makâlemizin Maksadı;

Astsubayı Taşlamak isimli girizgâhımızı takiben Cumhurbaşkanı ve Astsubay, Anayasa Mahkemesi ve Astsubay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay ve Genelkurmay Başkanlığı ve Astsubay isimli makâlelerimiz evveli heftelerde sevenleri ile kucaklaşdı. Pek muhterem çilekeş hanımları ve kıymetli çocuklarıyla birlikde sayıları milyonlar eden emekli ve muvazzaf astsubaylara ve okuyanlarına hayırlı, kademli olsun!

Astsubayı Taşlamak isimli makâlemizde 30 Mayıs 2013 Perşembe günü siz kıymetli kariler ile kavilleşdiğimiz üzere, sıra geldi tefrikanın altıncı ve son halkasına. Milletin Vekilleri ve Astsubay ismiyle maruf işbu makâlemiz de çok şükür emekliassubaylar.org sitesinde matbuat dünyasına gözlerini bugün açdı...

Bu makâlemizde;

  • T.C. Ordusunun yüksek öğrenim gören astsubaylarına 1923 sayılı Kanun ile 1975 senesinde T.B.M.M.’nin verdiği “devlet memurlarına kıyasen 1 üst dereceden” maaş intibak hakkının gasp edilmesinde ihtilâlci artığı Millî Güvenlik Konseyi’nin 1982 senesinde biz astsubaylara vurduğu darbeler silsilesinin son halkasına bir bakış atacağız.
  • Anayasa’dan neşet eden bu meşru hakkımızın gasp edilmesi yetmezmiş gibi, astsubayın yüksek öğrenim hakkına, zamanın Genelkurmay Başkanının 1993 senesinde vurduğu nihâî ve öldürücü darbenin üsdünde biriken bir barmak kalınlığındaki türâba şöyle derinden bir püf diyeceğiz.
  • T.C. Ordusunun astsubaylarının yüksek öğrenimden neşet eden intibak hakkının gaspedilmesi vetiresinde 1923 sayılı Kanun’un devamı niteliğinde olduğundan bize verilen intibak hakkını iptal eden 2596 sayılı Kanun’u ve söz konusu hak gasbını daha da derinleşdiren 499 sayılı KHK ile 4699 sayılı Kanun’u tetkik edeceğiz. Ve bu Kanun’lar vasıtasıyla biz astsubaylara yapılan orostopolluklar silsilesinin küf ve namertlik kokan sayfalarını şöyle bir karıştıracağız.
  • Yüksek öğrenim maaş intibakı bakımından astsubayların 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tefrik edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfından memur olduğuna hükmeden Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 16.9.1981-12.2.1982 tarihleri arasına denk gelen 5 aylık sürenin herhangi bir gününde verdiği rezil kararın izlerini süreceğiz.

Şunları Hatırlayalım!

  • Çoban Sülü’nün Başbakan olduğu 39’uncu hükûmet, 1923 sayılı Kanun’u 1975 senesinde Meclis’den çıkartdı. Bu Kanun ile T.C. Ordusunun yüksek öğrenim gören astsubaylarına “devlet memurlarına kıyasen 1 üst dereceden” maaş intibak hakkı verdi.
  • Anayasa Mahkemesi tam 1 yıl sonra, 1976 senesinde söz konusu Kanun’un bu hükmünü iptâl etdi.
  • 1976 senesinden 1982 senesine kadar geçen zaman içinde astsubayların yüksek öğrenimde intibak hakkı konusunda yeni bir düzenleme yapılmadı. 6 senelik bu süre içinde astsubaylar, devlet memuruna emsâl kabul edilerek intibak işlemi yapıldı.
  • 12 Eylül subay darbesinin arifesinde, Millî Güvenlik Konseyi bütün işini gücünü bırakdı ve astsubayların yüksek öğrenim intibak meselesini çözmek (!) için kolları çemreyip fazla mesai yapdı.
    Başkanlığını zottirik’in yapdığı bir oturumda, 12.2.1982 tarihinde 2596 sayılı Kanun çıkartdı. Bu Kanun ile 926 sayılı TSK Personel Kanunu madde 137’ye, c fıkrasını ekledi. Bu düzenleme neticesinde astsubayların emsâlinin, devlet memuru olduğu Kanunlaşdı. Yüksek öğrenim gören devlet memuruna ne kadar veriliyorsa astsubaya da o kadar verilecekdi. Böylece astsubay, devlet memuru ile “eşit” duruma getirildi.
  • Astsubayların “devlet memuru” olduğuna karar verdikleri ve astsubayın “1 üst dereceden” intibak hakkını gasp etdikleri bu oturumda, “bizim oğlanlar” beşlisi, “makam tazminatı” ismini verdikeri yeni bir mama keşfetdiler kendileri için. Aynı Kanun’a Ek Madde-18’i ilave etdiler. Böylece Cumhuriyet tarihinde bir ilk olmak üzere subaylar için “Makam Tazminatı” adı altında yeni bir tazminat peydahladılar. Makam tazminatı konusunda astsubaylar “yok” sayıldı.
  • 1982 senesinden 1993 senesine kadar geçen sürede yüksek öğrenim gören astsubayların maaş intibakları devlet memurları emsâl kabul edilerek yapılmış olmalı.
  • 1982 senesinden tam 11 sene sonra pek tuhaf bir gelişme zuhur eyledi. Esbab-ı mucibesi her ne ise rüzgâr, astsubayların aleyhine esmeye başladı. Sayın Tansu ÇİLLER Başkanlığındaki 50’nci hükûmet, 9.8.1993 tarihinde 499 sayılı KHK’yi imzalayıp meriyyete koydu. Ve T.C. Ordusunun astsubayının yüksek öğrenim hakkına o güne kadar hiç görülmemiş türden bir darbe vurdu.

Bu Kanun hükmü ile yüksek öğrenimde intibak konusunda astsubayların bu kez de “devlet memuru ile emsâl olmadığına” hükmetdiler. Böylece astsubaylar, intibak konusunda devlet memurlarının da aşağısına düşürüldü.

499 sayılı KHK’nin meriyyete girdiği 1993 senesinden buyana yüksek öğrenim gören astsubayların maaş intibakı devlet memurlarına göre “1 kademe aşağıdan” yapılıyor.

Sebebi her ne ise yüksek öğrenimde intibak konusunda geçen zaman içinde astsubayların aleyhine olmak üzere devamlı bir kötüye gidiş var. Sürekli bir hak gasbı var. Siyasetcisiyle subayıyla idare yeni haklar vermek şöyle dursun biz astsubaylara daha önce verilen hakları bir bir geri alıyorlar.

İyi İnsan, İyi Amel!..

Allah, insanları iyi âmel üzere yaratmış dediydik evvelki kelâmlarımızda. Bu sebepdendir ki insanların iyi, güzel, faydalı ameller etmesi beklenir. Bu cümleden olmak üzere pek tabidir ki; veren el, alan elden üstündür; yapan adam, bozan adamdan kıymetlidir; mert kişi, nâmert kişiden yücedir; iyilik yapan, kötülük edenden faziletlidir; doğuran kul, öldüren kuldan mübarekdir, azizdir.

Edep sahibi, vicdân ehli, yüreğinde Allah korkusu, insan sevgisi ve şaşmaz yanılmaz kuvvetli bir adâlet duygusu taşıyan bir kısım civanmert ve hamiyyetperver millet vekili; daha iyiye, daha âdil ve hakkâniyetli paylaşıma doğru koşdu zamanın bir behrinde.

Çünkü bu vekiller biliyordu ki Türk Ordusu; dünyanın en kavi, en donanımlı ordularından birisiydi.

Çünkü bu vekiller biliyordu ki; “ordu, midesinin üstünde ve fakat astsubayların sırtında yürür idi

Orduyu, ancak cephenin en önünde harp eden askerler kahramanlaşdırır. Sığınaklara çömelip cenk edenleri menzil dışından dürbün ile temâşâ eyleyenler değil! İlk cümlenin yüklemine “kim” sualini sorarsanız, cevap olarak “astsubay”ı bulursunuz. Aşağıdaki satırlarda bahsedeceğimiz vecizinde Atatürk de öyle demiyor mu?

image003Önderliğini sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın yapdığı bu vekiller görmüşlerdi ki; 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın gerçek kahramanları; cephenin en önünde, Mehmetciğin başında, Yonan gâvuruyla burun buruna, diş dişe, can cana cenk eden T.C. Ordusunun astsubayları idi. Elini, kolunu, ayağını, bacağını ve nihâyet biricik canını, kendinden aziz ve mukaddes bildiği vatanı uğruna gözünü kırpmadan fedâ etmişdi astsubaylar.

Dünya’nın en kavi ordusuna da dünya’nın en iyi, en donanımlı astsubayı yakışır dediler. Öyleyse dünya’nın en iyi astsubayını yetiştirmek için ne icâb ediyorsa biz yapmalıyız diye düşündüler. Ve bunu yapmanın şerefi bu Meclise ait olmalı diye hep beraber kavilleşdiler.

Bu nokta-i nazardan bakıldığında; zamanın 39’uncu Hükûmetin Başkanı Çoban Sülü, lengeli fötür şapkasını alışkın olduğu üzere bir kere daha alıp gitmeyi değil fakat astsubayların bu hakkı alması için kellesini bile vermeyi göze aldı.(¹)

Bu ulvî düşünceden hareket eden vekiller, devletden bir kuruş yardım almadan, kendi parasıyla yüksek öğrenim tamamlayan astsubaylara, devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” maaş intibakı veren 1923 sıra sayılı Kanun’un 37 inci maddesini 3.7.1975 senesinde T.B.M.M.’de kabul etdiler. (Bkz. ↓)

image009

Çünkü bu vekiller biliyordu ki “Ben, bu orduyu astsubaylar ile de idare ederim!” diyen Başbakanı bu memleketin bölücü ve irticaî subayları idam etmişdi.

Zamanın mangal yürekli yiğit Milletvekilleri de verdikleri bu karardan dönmemek üzere İspanya Fâtihi Ziyad’ın oğlu Tarık’ın yapdığı gibi, gemileri kendi elleriyle yakdılar hasbiden.

Bu faziletli ve mukaddes hakikâtlerin rehberliğinde yola çıkan Türk Milletinin vekilleri, T.C. Ordusunun astsubayının eğitilmesi, çağın gerekdirdiği bilgi ve maharet ile mücehhez olması ve neticeten dünyanın en iyi astsubayı olması yönünde mesai yapdı. Nefes tüketdi, ter dökdü, emek harcadı, çaba sarfetdi...

Meşin Vicdân ve Meşin Cüzdân!..

Fakat darbeci alabacak birkaç subay ve bu gürûhun dümen suyunda kayık yüzdüren eyyamcı milletvekilinden hâkimine kadar diğer bir kısım memur da meşin cüzdânı uğruna meşin vicdânlarını karartdı.

Bütün bu güzelliklere, tekâmüle matuf çabalara engel olmak için hiç utanmadan rahvan rahvan koşan bu darbeci subayların kuyruğuna takıldı. Ve T.C. Ordusunun astsubayının dünyanın en iyi astsubayı olmasını engellemek için ellerinden gelen orostopolluğu arkalarına koymadı. Şerefini ve izzet-i nefsini ekmeğine katık etdi arsızca. Bölücü subaylara dalkavukluk ve yalakalık yapmak için bütün bu haksızlıkları, kanunsuzlukları ve edepsizlikleri yapmakdan geri durmadılar. Darbeci utanmaz subaylara şirin görünüp o koca işkembelerine devlet kesesinden sadece biraz daha ılık mama akıtmak için...

Kötülük, sonunda iyiliğe teslim oldu! Hattâ kötülük, iyiliğe Meclis binasında ve milletin gözleri önünde alenen tecavüz etdi!.. Haset-fitne-fesat üçlüsü birlik olup adâlete galebe çaldı! Ve ne yazık ki ecnebî folimlerinde olduğu üzere, hikâyenin sonunda gene kötüler gâlip geldi!

Bugüne kadar Öğrendiklerimiz

T.C. Ordusunun astsubayına yüksek öğrenimde devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” maaş intibak hakkını veren 1923 sayılı Kanun’un meşhur 37’inci maddesinden bahsediyorum. Bir başka ifadeyle, 926 sayılı T.S.K. Personel Kanun’u 137’nci maddesinin c fıkrası...

image0111923 sayılı Kanun Meclis’de kabul edilip Resmî Gazetede neşredildikden sonra tam 7 ay boyunca tatbikata konulmadı. Zamanın Millî Savunma Bakanı Sayın Ferit MELEN, Kanun hükmünü işletmemek için ayak sürüdü... Zamanın Genelkurmay Başkanı bu Kanun’unu baltalamak, savsaklamak ve nihâyet tatbik etmemek için elinden gelen orostopolluğu ardına koymadı.

image013Bu dümeni farkeden Antalya’nın hamiyyetperver ve cin göz Milletvekili Sayın Ömer BUYRUKÇU, Kanun’u niye tatbik etmiyorsunuz diye Meclis’e okgalı bir soru önergesi verdi. Bu tarihde Genelkurmay İkinci Başkanı sıfatını taşıyan Zottirik labıyla maruf darbe sanığı subay, bu Kanun maddesini iptâl ettirmek için ağzından salyalar akıtarak karargâhda iştahla fazla mesai yapdı. Anayasa Mahkemesine ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesine emirler, talimatlar gönderdi. Daha sonra da gecekondu inşa eder gibi kendi elleriyle teşkil etdiği M.G.K.’nin başına kendi tayin etdiği zamanın Başbakanı ve subay emeklisi emir eri Bülent ULUSU’ya emirler yağdırdı. (bkz.)

İptal edilmesine kadar geride kalan 5 aylık sürede ise T.C. Ordusundan sadece 17 astsubay bu hakdan istifade edebildi.

Bu Kanun’a göre;

  • T.C. Ordusunda  yüksek öğrenimde “bir üst derece intibak hakkından ilk istifade eden” ve
  • “Birinci derece dördüncü kademeye ilk terfi eden astsubay”, 1964 neşetli yiğit büyüğümüz Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Sayın Mehmet KAYALI’dır.

80’li yaşına rağmen Keşişdağı’nın kışın karlı, yazın dumanlı şâhikalarında kaplan gibi tek başına gezerek bir aşağı bir yukarı koşdurup sivrisineklere tereyağ, arılara hâlis çambalı kusduran ve hattâ azgın tekelerden süt çıkartan bu meslek çınarımızın bu vesileyle bir kez daha elinden öper, ailesiyle birlikde kendisine sağlıklı ve uzun ömürler temenni ederim. (bkz.)

Hatırlanacağı üzere biz astsubaylara 1/4’ü, 25 Mayıs 2012 tarihinde verildi. Hem de devlet memurlarına ve subaylara verilmesinden tam 37 sene sonra. Bu tarihe kadar “T.C. vatandaşı olup da birinci derece dördüncü kademeyi alamayanlar sadece astsubaylardır” diye başda TEMAD olmak üzere biz astsubaylar her yerde lâfı güzâflar üfürdük. Hattâ bu yanlışımıza Meclis’deki konuşmalarında Milletin Vekillerini dahi ortak etdik. Demek ki ortaya atdığımız bu iddia doğru değilmiş! Demek ki TEMAD’ın galınbok Başkanları, onların yardımcıları ve biz astsubayların, 1923 sayılı Kanun’dan hiç haberimiz yokmuş. Haberi olanlar da bu hakikâti bildikleri halde bilmezlikden gelmişler.

Pişdârlığını Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Sayın Mehmet KAYALI’nın yapdığı hazır tüfek bekleyen 17 astsubay meslekdaşımız, birinci derece dördüncü kademeyi taa 1975 senesinde almışlar. Hem de kanırta kanırta. Almışlar almasına da bu hakikâti bu 17 astsubaydan başka bilen olmamış!

Birinci derece dördüncü kademeye yükselme hakkı verilmeyen tek meslek zümresi astsubaylardır” demek yerine “Astsubaylar 1976 senesinde gasp edilen hakkını geri istiyor” fikriyle meydana çıkıp hakkımızı arasaydık daha etkileyici, daha inandırıcı, daha tesirli olmaz mıydı?

Sen TEMAD olarak, sen astsubay olarak kendi davanın aslını asdarını bilmezsen kim bilecek?

1975 tarihinin hükûmeti, astsubaylara “1 derece yukarıdan” intibak hakkı verdi. Türkiye, hak hukuk bakımından 1975 senesinden daha da kötü bir durumda mı? Bugün TEMAD’ın ve bizlerin böyle bir talebi, böyle bir hedefi var mı?..

Devam edelim konumuza...

  • Zal Mahmut lakabıyla maruf emekli subay kerizci Cumhurbaşkanı Fahri beyin yalan beyanı ve sahtekârlık dolu şikayeti üzerine başlayan Anayasa Mahkemesi iptâl süreci tam 1 sene devam etdi. Ve astsubaya Milletin vekillerinin verdiği bu hakkı mevcut hakikâtlere ve insan haklarına aykırı bir şekilde Anayasa Mahkemesine iptâl ettirdi. (bkz.)
  • ayimAnayasa Mahkemesinden sonra darbe indirme sırası Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne geldi. Ahmet Davud’un oğlunu yanına çağırmak için Başkan Bubama’nın yapdığı el işaretine benzer bir el işareti yapdı Zottirik. Bu işaret üzerine önce hazırola geçip sonra tekmili birden tekmil veren AYİM’in hâkim kılıklı emir eri subay üyeleri; bilinmez bir tarihde yüksek yüksek anfilerde toplandı. Yüksek perdeden konuşdu. Meseleyi yüksek zâviyyelerden mütalâa etdi. Bilinmez bir gerekceyle AYİM, dünya hukuk tarihinin utanç listesine giren yüksek derecede kepâze bir karar verdi.

İşbu kara kararında şöyle kara bir inci yumurtaladı AYİM; “Yüksek öğrenimde intibak konusunda “Astsubaylar, asker değildir. Devlet memurudur!” Biz astsubaylar da bu zokayı yuttuk(!) tabi ki.

AYİM, karar metnini açıklamadığı için bu rezil karara imza atan emir eri hâkim subayların kim olduğunu tabiatıyla bilemiyoruz. Bu âdi ve alçak karara imza atanların kim olduğunu bilemesek de lanetimiz ve bedduamız muhataplarını bulacak inşallah! Milyonlarca astsubay ve akrabalarının nefreti ve laneti siz AYİM üyelerinin üzerine olsun? Bu karara imza atan hâkim subayların hepsini Allah tez elden helâk edecek inşallah!..

Zottirik’in Rütbe ve Makam İle İmtihanı...

Bir zaman gelir ve;

Altını, ateş ile;
Kadını, altın ile;
Adamı, kadın ile sınarlar.

Yüce Rabbimiz de her kulunu bu dünyada birşeyler ile imtihan eder. Kimine para-pul; kimine mevki-makam; kimine şan-şöhret; kimine de unvan-rütbe verir. Ve bir damla sudan hâlk etdikten sonra akıl bahşetdiği kulunu, kendi haline bırakır. Gerisi, artık kulun kendi aklına, nefsine, vicdânına, ahlâkına ve sütüne kalmışdır. Kimisi hayırlara, kimisi de şerlere vesile olur bu imtihanda kendileyin! Yapdıklarının hesabını da mizân günü Allah elbet sorar. Bu kaderden şimdiye kadar kaçabilen, kurtulabilen oldu mu hiç? Olmadı!.. Kullû nefsin zâikatul mevt, değil mi?

image016Bizim oğlanların başı” zottirik Ahmet Kenan’ı da makam ve rütbe ile sınadı şu yalancı dünyada Yüce Rabbimiz.

Fakat, ezelebed astsubay düşmanı olan ebleh Ahmet Kenan ne yapdı dostlar? Haydi, söyleyin! Aklınızdan geçeni şu fakir de biliyor! Papyonlu kedi hikâyesini duymuşsunuzdur!.. Ne olursa olsun, ne giyerse giysin, nereye giderse gitsin; ne yaparsa yapsın; kedi, kedidir. Fâre görünce hemen aslına rücû eder ve o fâreyi kovalamakdan kendini alamaz!

Zottirik Ahmet Kenan da fâre peşinde koşan kedinin yapdığını yapabildi ancak. Düşman peşinde koşacağına kendi milletinin ve kendi astsubayının peşinden koşabildi. Memlekete hizmet edeceği yerde yapa yapa darde yapdı! Çünkü kuturu buna yetiyordu. Çünkü, hamuru bu kadar idi... Çünkü Ahmet Kenan gibi harcıâlem kumaşdan çıksa çıksa zottirik gibi darbeci bir subay çıkabilirdi. Öyle de oldu!..  Çünkü kafası, basa basa ancak darbeye basdı.

Besle Gara Gargayı, Oyuversin Gözünü!..

Bir çeşni nevinden pek de bilinmeyen bir malumatı ekelim makâlemizin üzerine müsaadenizle! Böylecene belki daha rahat okursunuz. Domurcuk çayda dem, yandan çarklı dibek kahvede köpük, sıcak sahlepde tarçın niyetine bu bölüme serpişdirdiğimiz hakikât şöyle;

image018Sene, 1978... Vakit, askeriyemizin yüksek kademelerinde terfi vakdi... Sınıf arkadaşı merhum Alpaslan TÜRKEŞ’in tavsiyesi üzerine, Kara Kuvvetleri Komutanlığına zottirik Ahmet Kenan’ı tayin eden er kişi kim, biliniz bakalım? Zamanın Başbakanı Çoban Sülü. Bu atamayla Çoban Sülü, zottirik’e Genelkurmay Başkanı olma yolunu açıyor kendi elleriyle.

Gel zaman, git zaman... Al takke, ver külâh. Darbe kapıyı çalıyor... 12 Eylül darbesini yapdıkdan sonra biliniz bakalım, zottirik ilk iş olarak ne halt etdi? Kendisine Genelkurmay Başkanlığı yolunu açan kararnameye imza atan Çoban Sülü’nün bileklerine kelepce takdı hemencecik. Zottirik, Çoban Sülü’ye olan minnet borcunu, onu Zincirbozana hapsederek ödedi.

Görgüsüz birini kaymakam yapdılar! Gıcır makam goltuğuna gıçını goyup mesaiye başladığı ilk gün ne yapdı bu densiz?.. İşde zottirik de benzerini yapdı, lengeli fötürlü Çoban Sülü’ye!..(²)

Çift ikramiye ile emekli(³) olmak hayali kuran ebleh bir subayı Ege yöresinin tarlalarından şevketibosdan kopardır gibi kulağından tutup terfi ettirirsen işde böyle olur Sülü Çoban. Yemlersen böyle hain gara gargayı, oyuverir gözünü!

image020Zottirik, makam ve rütbe ile sınanırken azması için Allah o’na “koş ya kulum Ahmet Kenan!” dedi. Zottirik azacak, böylece cehenneme girmeyi sağlama bağlayacak idi peşinen. İmdi o artık hem Dövlet Başkanı hem Genelkurmay Başkanı hem de darbe artığı Millî Güvenlik Konseyi’nin Başkanıydı. Aslında başka başkanlıkları da var da bu makâlemizde saymaya değmez! Dövlet kademesinde üsdüne oturacak başka başkanlık da kalmadıydı zaten. Ne de olsa üstüne çöreklendiği Türkiye Cumhuriyeti’nin en kudretli ve tek adamıydı. Beslemeden asdığı asdık, beslemeyip de kesdiği gene asdık idi! Ali ezen, kelle kesen idi. Köpeksiz, hem de sahipsiz memleket bulduydu nasılsa. Eteğine dolanan diğer “bizim oğlanlar” ile beraber değneksiz dolaşıyordu arsızca.

Verildiği Yerde Geri Alındı!..

Darbeci subaylar ve onların gıçını yalayan bazı devlet memurlarının ayak oyunlarına meze olup oradan oraya sürüklenen, örselenen, hırpalanan, tepiklenen, itilen kakılan bu Kanun maddesinin idam sephasına giden işkence ve çile dolu serüveni 1975 senesinde T.B.M.M.’de başladı! Ve başladığı tarihden tam 7 sene sonra gene aynı yerde kurulan dârağacında hitâm buldu! Sandalyeye tekmeyi de zottirik atdı netekim.

T.C. Ordusunun astsubayına yüksek öğrenimde “1 üst dereceden” intibak hakkı veren Kanun’un başına gelenler çiğ tavuğun, pişmiş kellenin, haşlanmış hindinin, kızartılmış kazın hattâ fırınlanmış kuzunun bile başına gelmedi.

T.B.M.M.’nin biz astsubaylara 1975 tarihinde verdiği hakkı, Zal Mahmut lakabıyla maruf kerizci Cumhurbaşkanı Fahri beyin fıştaklamasıyla önce, 9.7.1976 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin meşin suratlı, ve emir eri gibi davranan birisi gugu çiçeği kılıklı asker olmak üzere 7 hâkimi “kısmen” iptâl etdi. Bir başka ifadeyle, bu Kanun maddesinin hükmünü kelimenin tam anlamıyla iğdiş etdi.

1923 sayılı Kanun’un 37'nci maddesindeki hüküm ile, yüksek öğrenim tamamlamış astsubayların maaş intibakları, devlet memurlarına kıyasen “1 derece yukarıdan” yapılacak idi. 1976 senesinde, Anayasa Mahkemesi bu hükmü iptâl etdi. Yüksek öğrenimde intibak hakkı bakımından astsubayların, devlet memurları ile “emsâl” olduğuna karar verdi.

Bilâhare, 12 Eylül subay darbesinin esdirdiği kapuska kokan rüzgârını ve zottirik’in kaba gücünü arkasına alan Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, 16.9.1981 ile 12.2.1982 tarihleri arasında bir tarihde gizli bir celseyle toplandı. Bu toplantının tarihini bugün dahi bilemiyoruz. Çünkü, bu toplantıda verdiği kararı bugün bile AYİM’in hâkim kılıklı subaylarının yüreği açıklamaya yetmiyor. Arsızca saklıyor bizden.

Bu gizli celsede, “Astsubaylar; asker değildir! Bilâkis, devlet memurudur” şeklinde mesnetsiz ve sapkın bir karar tesis etdi. Ve astsubayın hakkına bir darbe de AYİM vurdu. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay isimli makâlemizde fâş etdiğimiz üzere, AYİM’in bu konuda verdiği meş’um kararının gerekcesinin de ne olduğunu bugün dahi bilemiyoruz.

Bildiğim kadarıyla AYİM, re’sen dava başlatamıyor. Öyleyse bu kararı vermesi için AYİM’e birisi dava açmış olmalı? Anayasa Mahkemesine verdiği yalan yanlış dolu beyanında astsubayın aleyhine takındığı tavrına bakılırsa davayı sanki M.S.B. açmış gibi görünüyor. Mahkemede davalı kim idi? Davacı kim idi? O zaman itibariyle bile emeklisi muvazzafıyla sayısı 150.000 bin civârında olan astsubaylar adına bu davayı kim, hangi hukûkî gerekceye istinaden nasıl başlatdı ve karara bağladı?

Kanunlara ve nizamlara mehel karar veren bir mahkeme, kararını saklamaz! Dünyaya fâş eder, değil mi? Astsubayın maaşı hakkında AYİM’in verdiği bu karar, kimse korkmasın, kainat sırrı değil neticede. T.B.M.M.’nin gizli celse tutanakları bile kendi örütbağ sitesinde cümle âleme tellâlsız ilân ediliyor bugün. İnsan, kendini utandırmayacak bir şeyi niye saklar? Bizlerden bu kararını bugün dahi sakladığına göre AYİM’in bu karar gerekcesi konusunda bir kuyruk acısı var. Veya eteğinde goçdaş şağı büyüklüğünde daşlar var. Ya da bu kararda AYİM’i bugünün koşullarında zor durumda bırakacak başka orostopolluklar gizli. 

Ben, bu karar metnini istemek için M.S.B.’ye iki kere dilekce gönderdim. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay isimli makâlemizde bahsetdiğimiz üzere AYİM, bu karar metnini vermeye tenezzül etmedi.

Üçüncü dilekcemi Başbakanlık BİMER’e gönderdim. M.S.B. verdiği cevapda şöyle diyor; “Talep etdiğiniz karar metnine AYİM’in internet sayfasından ulaşabilirsiniz.” Ben dilekcemde, karar metninin tarih ve numarasını talep etdim. Karar tarih ve numarasını bildirmek dururken M.S.B.’nin verdiği cevaba bakar mısınız? İyi niyetli ve samimi geliyor mu size? M.S.B.’den bir albayın imzalayıp gönderdiği bu cevabın devlet ciddiyeti ile alâkası var mı?

M.S.B’nin verdiği bu cevabın doğru olması ihtimâli bencileyin pek düşük de olsa merak edenlerin bakmasını rica ediyorum. Bu kararı gerçekden orada yayınlıyorlar mı acap?

Demidir, zülfü yâre dokunalım bu arada ve soralım! TEMAD sitesine farklı zamanlarda iki kere yazı gönderip sordum. Lâkin cevap alamadım. AYİM’in bu karar metninin bir örneği TEMAD’da var mıdır acap? Yoksa şayet, TEMAD’ın elde etmek niyeti var mıdır? Bu karar metnini elde etmek için TEMAD bugüne kadar herhangi bir hukukî işlem yapmış mıdır?..

Daha sonra AYİM’in aldığı bu kararı emir telâkki eden zamanın darbe artığı Millî Güvenlik Konseyi’nin beş generali devlet işini, orduyu sevk ve idare görevini bir yana bırakdı. Astsubayın bu hakkını gasp etmek için 12.2.1982 tarihinde 2596 sayılı Kanunu çıkartdı. Bu düzenleme ile astsubayın yüksek öğrenim hakkını 1975 öncesine ircâ etdi. Daha doğrusu gasp etdi. Bu Kanun maddesiyle Millî Güvenlik Konseyi, yüksek öğrenimde intibak konusunda astsubayların  “devlet memuruyla eşit hakka” sahip olduğuna karar verdi.

İmdi, burada mis gibi kokan demli domurcuk çayınızdan, yandan çarklı dibek kahvenizden ya da sıcak sahlebinizden büyükce bir yudum hüpletin. Bu arada da aşağıdaki belgelere yakından bir nazar eyleyin.

Bugün Öğreneceklerimiz

Zal Mahmut lâkaplı Cumhurbaşkanı kerizci Fahri beyin ricasını emir telâkki eden Anayasa Mahkemesi, hukuk kaidelerini ve meslek ahlâkını ayaklar altında çiğnemekde beis görmedi. Ve subay emeklisi Fahri beyin buyruğunu hemen yerine getirdi. Yüksek öğrenim görmüş astsubaylara, devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” intibak hakkı veren T.B.M.M.’nin 1923 sayılı Kanun’unun 37’nci maddesinin ilgili hükmünü iptâl etdi.

Görevi yerine getirmenin keyfiye coşan Anayasa Mahkemesi, bu Kanun maddesine bir darbe vurması için AYİM’e havale etdi. Astsubaya vurulan darbeler silsilesinde AYİM, kapalı kapılar ardında gizli bir celsede aldığı bir karar ile “astsubayların asker değil fakat devlet memuru” olduğunu keşfetdi. Bu kararın ardından AYİM, astsubayları hedef gösterip topu zamanın Başbakanı subay emeklisi Bülent ULUSU’ya yuvarladı.

T.C. Ordusunun astsubayına darbe indirme sırası imdi darbeci bizim oğlanların işgâl etdiği Millî Güvenlik Konseyi’nde idi. Alışkanlık işde, can çıksa da huy çıkmıyordu! Aldığı bu kafa pasını zottirik’in parmak işaretiyle emir telâkki eden zamanın Başbakanı subay emeklisi Bülent bey, AYİM’in verdiği emri derhâl yerine getirmek üzere hemen kolları sıvadı. 16 Ekim 1981 tarihinde, tarihe dikkat buyurunuz, emir eri Bülent bey, Millî Güvenlik Konseyi’ne bir dilekce verdi ve şöyle dedi (Bkz. ↓);

image024

Yukarıdaki evrakda yazanlara lutfen pür dikkat ediniz muhterem astsubay silahdaşlarım!... Tâbiri câizse emekli subay Bülent bey bu dilekcesiyle mandanın mâbadına suyu gaçırıyor!..

AYİM’in biz astsubaylardan saklamaya çalışdığı bir bilgiyi subay emeklisi Başbakan Bülent ULUSU burada fâş ediveriyor kendiliğinden! İstermisiniz? AYİM’in bizlerden köşe bucak sakladığı karar gerekcesi yukarıdaki evrakda görülen yalan ifadelerden ibaret olsun! Öğreneceğiz elbet!

Hemen ardından Meclis Plan ve Bütce Komisyonu devreye giriyor. 22 Ocak 1982 tarihinde Millî Güvenlik Konseyi’ne bir evrak gönderiyor ve şöyle diyor (Bkz. ↓);

image025

Yukarıda temâşâ eylediğiniz evrak mucibince ve AYİM’in emriyle harekete geçen 44’üncü Hükûmetin Başbakanı subay emeklisi Bülent bey ve Bülent beyin parmak işaretiyle hazırlığa başlayan Meclis Bütce Plan Komisyonu, astsubayın yüksek öğrenim hakkını iğdiş etmek için kolları sıvadı. Ve devletin mesaisini, kağıdını, mürekebini astsubayın hakkını gasp etmek için hovardaca harcamaya koyuldu.

Millî Güvenlik Konseyi, darbeci başı zottirik başkanlığında toplandı ve 7 sene evvel zamanın T.B.M.M.’sinin verdiği kararın bu kez tam aksi yönünde bir karar verdi.  Ve “Astsubaylar asker değil, devlet memurudur” diyerek 1923 sayılı Kanun hükmünü 2596 sayılı Kanun’un 1/c maddesiyle 12.2.1982 tarihinde iptâl etdi. (Bkz. Madde 1/c ↓)

image033

TEMAD’a Duyurulur!..

image034Basında sık sık bahsi geçiyor. Görüyoruz ki 12 Eylül darbesini yapan bizim oğlanları yargılıyorlar. Hem darbeci subaylar yargılanıyor hem de yapdıkları 82 Anayasası yargılanıyor. Bu Anayasa’ya karşı nefret o düzeye geldi ki artık kimse sahiplenmiyor. Hukukcusuyla siyâsetcisiyle insanların kâhir ekseriyeti gayri meşru kabul ediyor. Muhalefetiyle iktidarıyla bütün milletvekilleri zottirik’in yapdığı bu Anayasa’yı kökden değiştirmeye çalışıyor.

Madem ki 82 Anayasa’sının bugün itibariyle gayri meşru olduğu yönünde kuvvetli bir kanaat var öyleyse bu Anayasa’yı yapan iradenin arkasındaki Millî Güvenlik Konseyi’nin mevcudiyeti ve kabul etdiği Kanunlar da gayri meşrudur.

Şu hakikâti herkes görsün, herken anlasın! T.B.M.M.’de vekillerin toplandığı salonun duvarında doksan seneden beri ne yazıyor? Hâkimiyet (Egemenlik) Kayıtsız Şartsız Milletindir! Peki, bu darbeci eli kanlı 5 subay Milletin hâkimiyetini temsil edebilir mi? Asla temsil edemez!.. Çapları, kuturları, bilgileri, kumaşları ve hele hele yürekleri yeter mi? El cevap; asla yetmez!..

Öyleyse yiğit astsubay meslekdaşlarım, 12 Eylül subay darbesi ne kadar gayri meşru ise yukarıda gördüğünüz darbeci 5 subayın yapdığı 2596 sayılı Kanun da o kadar gayrimeşrudur. Darbeci subaylar, Yüce Türk Milletinin ve Meclis’in irâdesini ayaklar altında çiğnereyerek bu Kanun’u çıkardılar. Bir başka ifade ile bu Kanun alenen gayri meşrudur.

Darbeci subayların yapdığı darbe ve darbe mahsulü Anayasa bugün ne kadar tartışmaya açık ise bu Kanun da o mertebede tartışmaya açıkdır. TEMAD, bu fikirden hareket ederek bu Kanun maddesinin iptâli yönünde derhâl hukukî bir hamle başlatmalıdır.

Astsubaylar Bahane, Subaylara Makam Tazminatı Şahane!..

Darbe yapıp Genelkurmay Başkanlığı’nin  üzerine çöreklenen eli kanlı 5 subay, bildik bir çirkefli tezgahı sahneye koydu. Gene bir zarf ve mazruf orostopolluğu!  Olmadı astsubaya, oldu subaya!..

Astsubay, bahâne; subaya, şahâne! Astsubayın yüksek öğrenimden neşet eden “1 derece yukarıdan”  intibak hakkını gaspeden darbeci subaylar, 27 maddelik aynı Kanun torbasının içine, kendileri için çifte kaymaklı bir makam tazminatı sakladı, iyi mi? Hem de damga vergisi hariç, sair bütün vergilerden muaf olmak şartıyla (Bkz. Ek Madde 18 ↓).

image039

Yukarıda mezkûr Kanun hükmünün Ek Madde 18’inde görülen cümlede yazılı iki hususa yakından bakınız.

Birincisi, Kanun’un kabul edildiği oturumu yöneten Başkan’ın kim olduğuna dikkat duyurunuz.

İkincisi, sadece Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarına tazminat verilmiş, çok değil demeyiniz! Bakınız neler olmuş müteakip yıllarda;

1 12/2/1982 tarihli ve 2596 sayılı Kanunla 926 sayılı TSK Personel Kanununa eklenen Ek 18 nci madde ile Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanına makam tazminatı ödenmesine imkân verildi.

2 26/6/1984 tarihli ve 241 sayılı KHK’nin 39’uncu maddesi ile Orgeneral ve Oramiral rütbesindeki subaylar da makam tazminatı kapsamına dâhil edildi.

3 24/12/1986 tarihli ve 265 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesi ile Ek 18’nci madde değiştirildi ve makam tazminatı general ve amiral rütbesindeki personelin tamamına teşmil edildi.

4 09/04/1990 tarihli ve 418 sayılı KHK’nin 21’inci maddesi ile 926 sayılı TSK Personel Kanununa V sayılı Makam Tazminatı Cetveli eklendi ve kıdemli albaylara da makam tazminatı ödenmeye başlandı.

5 27/12/1991 tarihli ve 475 sayılı KHK’nin 10’uncu maddesi ile anılan Cetvelde yer alan “kıdemli albaylar” ibaresi “albaylar” olarak değiştirilerek, albay rütbesindeki subayların tamamına makam tazminatı ödenmeye başlandı.

6 13/07/1993 tarihli ve 486 sayılı KHK ile de kıdemli albaylar ve albaylar için farklı makam tazminatı göstergesi tespit edildi. Aynı rütbede olan subayların farklı makam tazminatı alması bakımından dikkat çok çeken bir durumdur.

7 19/12/1996 tarihli ve 568 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesi ile 926 sayılı TSK Personel Kanununa ekli V Sayılı Makam Tazminatı Cetveli değiştirilerek, yarbay rütbesindeki subaylara da makam tazminatı ödenmeye başlandı.

Nasıl? Mükemmel kerre mükemmel bir dümen değil mi?

Sadece subaylara verilen her türden işbu tazminatlar konusunda şu fakirin dikkatini celbeden bir bit yeniği var. Size anlatayım;

Bilginiz üzere KHK’ler, kısa yoldan amaca ulaşmak için olağanüsdü hallerde başvurulan kesdirme bir hukuk yordamıdır. Meclis’in gerçek iradesini asla temsil etmez. Zamanın hükûmetlerinin bu hususu sulandırıp hiç lüzumu yokken tomar tomar KHK çıkartması Anayasa Mahkemesinde sık sık dava konusu edilmiş. Yapdığı inceleme sonucunda dava edilen KHK’lerin önemli kısmını Anayasa Mahkemesi iptal etmiş.

Fakat subayların cebine çeşit çeşit tazminat girmesi için çıkartılan KHK’lerin bugüne kadar hiç birisine kimse dokunmamış. Hiçbirisi dava konusu edilmemiş. Şayân-ı dikkat bir vaziyet, değil mi?

Yüksek öğrenim gören astsubaya verilen intibak Kanunu’nu fener bosdanındaki teveğin dibinden daş ayıklar gibi arayıp bulan ve iptâl eden Anayasa Mahkemesi, subayların elvan çeşitli tazminat KHK’lerine niye dokunmaz?image041

Çekirge ve Subay!..

Çekirge istilâsını bilirsiniz. Yüz milyonlarcası sürü halinde aynı anda saldırır! Ortalıkda ne bulursa bir iki dakika içinde sömürür, yer bitirir. Hattâ kendi ölülerini bile!.. Hızlı bir istilâ biçimidir. Seyretmekden başka bir şey gelmez insanın elinden.

Lâkin hızlı istilâ etmenin kötü bir tararfı vardır; hemen fark edilir!

Hızlı istilâ etmenin bu mahzurunu bilen Genelkurmay Başkanımız ve kuyruğuna takdığı Millî Savunma Bakanımız, makam tazminatı  konusunda hiç acele etmedi. Çünkü kendileri çekirgeden akıllılar ya! 12 Eylül subay darbesinden sonra memleketi zapt-ü rapt altına alıp idarenin üzerine yuvalanan zottirik; Dövlet Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Konseyi Başkanı, Bülbül Ötüşlü Kanarya Sevenler Derneği Başkanı ve Nü Ressamlar Derneği Başkanı olduğu bir zamanda Kanunları dulda köşelerde kısdırdı. Ve “bizim oğlanların” el kaldırıp indirmesiyle subaylara tazminat veren 2596 sayılı bu Kanun’u 1982 senesinde kabul etdiler.image042

Astsubayın yüksek öğrenim kıdem hakkını gasbetmek için kalkan eller bu kez de subaylara makam tazminatı vermek için kalkdı. Kendileri çaldı, kendileri oynadı!

Allah rahmet etsin! Kervan, yolda düzülür dediydi babamın anası Emsâl ebem. İpdil bir Kanun çıkart. Gerisi gelir nasılsa. Alışmış, gudurmuşdan beterdir, değil mi? Bu Kanun’a yaslanarak kısa yoldan 6 dane daha KHK çıkart ve Kanun’u ilisdire çevir.

Kendi çıkartdıkları bu Kanun’u dayanak gösterip hemen hemen her sene gizliden gizliye birer KHK çıkartdılar. İstilâyı, afedersiniz, makam tazminatını böyle yaparak hem zamana yaydılar hem de Kanun’da tazminat hakkı olmayan subaylara teşmil etdiler. Ve böylece Meclis gündemine taşımadan, görüşmeden sadece kulislerde ayartdıkları Bakanların imzasıyla gizlice kabul ettirdiler. Niye böyle yapdılar? Subayların, havuduyla yutduğu çifte hörgüçlü tazminat develerini kimseler görmesin, kimseler fark etmesin diye!.. Subaylar, çekirge mi?..

Nasıl buldunuz babayiğitler? Mükemmel bir dümen, kibar bir yol, şirin bir yordam, şahâne bir tabiye (taktik), harika bir tezgâh (strateji) ve nihâyet kurnazca bir tuzak, değil mi?...

Bilirsiniz, KHK’ler sadece olağanüsdü hallerde başvurulan ve tatbik edilen bir hukuk çığırıdır. Bu anlamda Meclis’in iradesini yansıtmadığı için tartışmaya müsaitdir. Subayların cebine sırf biraz daha fazla para girmesi için çeşit çeşit tazminat KHK’leri peydahlamanın olağanüstü bir önceliği, ehemmiyeti var mıdır? El cevap, elbette yok. Çünkü ne diyor muhterem subaylarımız? Önce Vatan. Peki, dillerinden dökülen bu kelâmın doğru olduğunda samimi iseler şayet memleketde hayat günlük seyrinde, vatandaş kendi hâlinde devinip giderken niye olağanüstü bir hukuk kuralını işletdiler? Efendim?...

  • Komutanlarımızın çıkartdığı KHK’ler ile subaylar 6 çeşit yeni tazminatı cebe indirdi.
  • Fakat bizim için çıkartdıkları KHK’ler ile astsubayların var olan hakkını gaspetdiler.
  • 499 sayılı KHK ile astsubayların yüksek öğrenim hakkından “1 kademe” gasp etdiler.
  • Fakat aynı sene içinde çıkartdıkları 486 sayılı KHK ile “albay ve kıdemli  albay” rütbesindeki subaylara farklı miktarda makam tazminatı vermeye başladılar.
  • Çıkartdıkları KHK’ler ile subaylara verilen hakları genişletdiler ve alt rütbelere de hak verdiler.
  • Fakat biz astsubayların mevcut olan haklarını gasbetdiler.

İşde, subayların vatan sevgisi diye gıçlarını yırtdıkları bu hudutsuz soytarılıkların arkasında aslında böylesi ballı-gaymaklı ve elvan çeşit tazminatların hepsinin birden sadece kendi midelerine indirilmesi gerçeği yatıyor can dostlarım!

Astsubay hakları söz konusu olunca pişkin pişkin “Valla arkadaşlar defalarca hükûmetden istedik fakat onlar vermedi”, “Devletimizin imkânları dahilinde..”, “Bir sistem bütünlüğü içinde..” ya da ucuz beylik laflarıyla “Statü” deyip konuyu kendi akıllarınca kapatıyorlar. Fakat sıra kendilerine gelince çifte hörgüclü hecin devesini havuduyla yutmakda sınır tanımıyorlar. Ebemkuşağı renkli binbir türlü KHK’yi tereyağından kıl çeker gibi kaş ile göz arasında şıp diye çıkarttırıyorlar.

Astsubayların hak taleplerini duyunca karınlarına sancılar giren ve hakkımızı vermemek için onyüzbin dereden çamurlu su getiren özel Genelkurmay Başkanımız, bugün bir KHK de biz astsubaylar için çıkarttırsın bakalım. Çıkarttırsın da niyetinde samimi olduğuna biz de kanaat getirelim. Ne dersiniz? Yapabilir mi?..

İmdi ben bu kaltabanlığı yapanlara; bölücü, şeref fukarası, gerici, kerizci, gugu çiçeği, edepsiz, alabacak, darbeci, dinazor vb. sıfatlarını takarsam suç mu işlerim? Söyleyin Allahaşkına! Günaha mı girerim garındaşlar?..

Elbette kepâzelik Makam Tazminatı ile sınırlı değil. Komutanlık Tazminatı, Kadrosuzluk Tazminatı, Görev (Hizmet) Tazminatı, Temsil Tazminatı... Hepsinde de durum aynı. Bu tazminatların tamamını senelerden beri sadece subaylar mideye indiriyor! Mefhumu muhalifinden söylersek, Genelkurmay Başkanlığı bu tazminatların hiçbirisini astsubaylara vermiyor.

Bütün bu edepsizlikler yetmezmiş gibi bir de Görev (Hizmet) Tazminatı var ki astsubaylara yapılanlar neresinden bakarsanız bakın tam bir arsızlık örneği... Bu hususu Makam Tazminatının Fesat Sarmalı isimli makâlemizde fâş eyledik. Bâdı hevâdır, okuyunuz! Hem de sevapdır.

Karnı gövdesinden geniş ve omurgasız üç beş haset-fesat asker düşmanı subayı keçekülâh etmediğimiz sürece biz astsubaylara yapılan bu hudutsuz adâletsizlik ve ölçüsüz haksızlık devam edecek, bunu böyle bilelim. 1980 darbesini yapan subaylar ile içinde olduğumuz 2013 senesinin komuta kademesinde oturan subayların bu tazminatlar konusunda zihniyetleri birbirinin tıpatıp ruh, beden ve zihniyet ikizidir.

Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz diyen gözlüklü, göbekli ve kısa boylu o ebleh Cumhurbaşkanı’nın kemikleri sızlasın! Zottirik Ahmet Kenan, makam tazminatı Kanun’u çıkartdı. Kendinden sonra o goltuğa gıçını goyan gomutanlarımız, bu Kanun’a yaslanarak ve çakdırmadan farklı tarihlerde 6 KHK daha çıkartdılar. Tıpkı ötürüklü göt gibi zırt-pırt bir daha, bir daha, bir daha... Ve KHK çıkartmaya doymadı utanmaz subaylar! Bakalım sırada kendileri için hangi KHK’ler var?..

TESUD’un dolduruşuyla vecde gelen Genelkurmay Başkanımız, makam tazminatını şimdi de binbaşı rütbesindeki subaylarına vermek için kıvranıyor. Ve duldalarda köşe bucak mehel bir fırsat kolluyor. Bu fesat kumpanyasında gene astsubay iki kademeli kıdemli başçavuşlar öne sürülüyor. Hüsniyetli bazı meslekdaşlarımız da bu gizli tuzağı kanıksamış ve peşinen kabul etmiş görünüyorlar. Merak etmesinler! Yanıldıklarını görecekleri günler yakındır. Çünkü torbanın içinde gene sadece subaylar olacak.

Makam tazminatını binbaşılar için kotardıkdan sonra aynı ya da başka bir tezgâhı yüzbaşılar, üstteğmenler, teğmenler ve astteğmenler için sahneye sürecekler tabi ki.

Biz astsubaylara mı? Sayın Genelkurmay Başkanımız vermeyecek! Alırsak, biz alacağız!

Kendi parasıyla yüksek öğrenim yapan T.C. Ordusunun astsubaylarının “maaş intibak meselesini” anlayabilmemiz için evvela bu konuda devlet memurları hakkında Başbakanlığın yapdığı düzenlemeleri tetkik etmemiz gerekiyor. Bunun iki sebebi var.

Birincisi; malumunuz AYİM, yüksek öğretim konusunda astsubayın asker değil fakat devlet memuru olduğuna karar verdi.

İkincisi, Genelkurmay Başkanlığı, astsubayların eğitim hakları konusunda hep devlet memurlarını geriden takip etdi. Devlet memurları için yapılan düzenlemelerin daha kötüsünü, hem de gecikdirilerek astsubaylar için yapdı. Çünkü astsubayları perişan eden yüksek öğretim intibakı konusunda subayların tuzu kuru idi. Çünkü subayların artık bu konuda alacak başka bir şeyleri kalmamışdı. Çünkü bu konuda verilebilecek her şey subaylara mezun olduğu gün verilmişdi.

KEY’ler, Köy Sandığına!..

KEY ödemelerini hatırlayınız. Subaylara lojman tahsis edildiği için KEY aidatı ödemediler. Bu sebepden dolayı KEY alacakları da olmadı. Astsubayların kâhir ekseriyetine lojman verilmediğinden dolayı kirada oturmak zorunda kaldılar. KEY aidatı, astsubayların maaşlarından kesildi. Üstelik tercih hakkı vermediler. Gün gelip çattı ve hükûmet KEY’leri iade etmeye karar verdi. Fakat devletin kurumları, bizden aldığı aidatları doğru dürüst kayıtlara geçirmedi. Üsdelik maaşımızdan kesdiği aidat karşılığında bize herhangi bir belge de vermedi. Ödeme günü geldiğinde hesaplarlar alt üst oldu. Maaşımdan 7 sene boyunca KEY aidatı kesen görev yapdığım 3 askerî kurum, peşin peşin kesdiği aidatlar karşılığında bana belge veremedi. Dediler ki sizde belge varsa getirin bir bakalım!... Vermediğiniz belgenin, belgesi mi olur pzvnkler?

İşin içinde subaylar olmadığı için gerek M.S.B. gerekse Genelkurmay Başkanlığımız bu meseleye türkü çığırı çığırı yaklaşdı. Ve binlerce astsubayı KEY mağduru etdi. Okuduğunuz bu sözleri kağıt üzerine akıtan şu fakir de KEY mağdurur kendileyin. Başından son gününe kadar maaşımdan kesdikleri halde sadece 12 (oniki) TL tahakkuk ettirdiler. Almadım. Ve bugün itibariyle bir tekaüt maaşına denk gelen KEY paramız köy sandığına kaldı.

Nerede Kaldıydık?..

Makâlemize kaldığımız yerden devam edelim. Biz astsubayların yüksek öğrenimden neşet eden maaş intibak hakkının iğdiş edilmesini konuşuyorduk, değil mi?

İşin içinde astsubay olduğundan dolayı Genelkurmay Başkanlığı, astsubayların yüksek öğrenim intibakı konusunda hep önce bekle-gör, sonra da oyala yöntemine başvurdu. Çünkü bu meseleyi zamana yayıp gecikdirmeyi kendi menfaatine daha uygun buldu.

Yüksek öğrenim intibakı konusunda önce devlet memurları yürüdü, iz bırakdı. Genelkurmay Başkanlığı ise ancak memurların izinden gitmeyi tercih etdi. Üstelik her zaman ve kasden gecikmeli olarak...

Astsubayların özlük haklarının iyileştirilmesi konu edildiğinde hiç acele etmedi. Söz konusu hakları önce devlet memurları aldı. Genelkurmay Başkanlığı daha sonra harekete geçdi. Misal, TSK Personel Kanunu...

Başbakanlık, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unu 1965 senesinde hazırlayıp meriyyete sokdu. Fakat Genelkurmay Başkanlığı 926 sayılı TSK Personel Kanun’unu ancak 2 sene sonra, meriyyete koyabildi.

Bir örnek daha; Harb okullarının öğretim süresini  1 tek günde önce 2 seneden 3 seneye, daha sonra da 4 sene çıkartdı. Fakat astsubay okullarının 1 sene olan eğitim seviyesini ise harp okullarından tam 32 sene sonra 2 seneye çıkartdı. (bkz.)

Sadece bu iki örnek bile Genelkurmay Başkanlığının astsubay meselesine bakış açısını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bunları yazıp söyleyince bize “muvazzafları tahrik ediyorsunuz!” diyorlar. Peki bu haksızlıkları yapan subaylara biz ne diyelim?..

AYİM = Astsubayı Yoketme ve İmha Mahkemesi...

image0441923 sayılı Kanun konusunu yazmaya karar verdiğim günden buyana zihnimde sürekli vecd-i zikir eyleyen ve fakat cevabını bulamadığım bir sual var, can dostlarım! Bu sorunun cevabı, biz astsubaylara yapılan bütün hak gasplarının odağıdır, merkezidir, rahmidir.

12 Eylül 1980 zottirik darbesinden hemen sonra, 1981 ile 1982 arasındaki bir tarihde Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, gizli bir celseyle toplandı ve astsubaylar hakkında bir karar verdi. Bu kararında AYİM dedi ki; “Yüksek öğretim intibakı konusunda astsubaylar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tasnif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dâhil devlet memurdur.

Astsubayların devlet memuru cenderesine sokuşdurulması konusunda bildiğimizin hepsi bu kadar. Çünkü astsubaylar hakkında verdiği bu karar metnini AYİM, biz astsubaylardan hâlâ gizliyor.

Bugün bu memleketin Başbakanı da devlet memuru, Cumhurbaşkanı da devlet memuru. Fakat, subayların hiçbirisi devlet memuru değil. (bkz.)

Devlet memuru kardeşlerimiz yanlış anlamasınlar. Bizim reddiyemiz, devlet memuru olmaya değil. Devlet memuru olmak da biz astsubaylar için şerefdir. Bizim itirazımız, hangi Kanun’a tabi olduğumuzu bilmemek. Memurlar, 657’ye tabi. Subaylar, 926’ya tabi. Peki, ya biz astsubaylar hangi Kanun’a tabiyiz Allahaşkına?..

AYİM bu sapık kararını, aşağıya sûretini yapışdırdığım 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’u madde 1’de görülen hükme aykırı olarak verdi. Duymayanlar da duysun gâri!.. (Bkz. ↓)

image048

Kanun Tanımazlığın Belgesi!

Edes’li selim(!) akıllı bir işadamımız, devletin bankalarından birisinden usulsüz kredi almak istedi. İşi kolayca kotarmak için o bankanın engin tecrübeli civan müdürüne rüşvet verdi. Çevirdiği dolap ayağına dolaşan bu  işadamı birgün soluğu mahkemede aldı.

Mahkeme hâkimi, banka müdürüne sordu; Rüşvet aldığınız iddia ediliyor. Ne diyeceksiniz?

Banka Müdürü cevapladı; Hayır almadım! Rüşvet aldığımı iddia eden varsa belgesini göstersin!

İşadamı hemen atıldı ve hiddetle şöyle bağırdı; Rüşvetin belgesi mi olur, lan pzvnk?

AYİM’in astsubayları devlet memuru sınıfına sokması da en az bu rüşvet kadar ahlâksızdır, Kanunsuzdur. Bunu söylemek için hukuk ilmetmeye hâcet var mı? Üstelik yukarıda gördüğünüz üzere bu Kanunsuzluğun belgesi de var. Üsdüne basa basa kasden ve hile ile Kanun’u çiğneyen hukuk katili AYİM’in bu zorbalığına, arsızlığına, bu kanun tanımazlığına bakalım kim, ne zaman dur diyecek!

AYİM’in bu kepâze kararını unutmamak üzere bir kenara koyalım ve konumuza devam edelim.

Bu mukaddimeden sonra zihnimiz işin ayrıntılarını kavramaya hazır hâle geldi zannımca. Şimdi gelelim biz astsubayların yüksek öğrenimden neşet eden maaş intibak hakkına. Bu hususda devlet ricâlinin eyyâm-ı bahuru yaşadığımız şu ikibinonüç senesine kadar yapdığı icraata bir nazar eyleyelim.

Meselenin kolay kavranması için bu konuda bugüne kadar yapılan düzenlemeleri zaman/olay bağlantısı  içinde ele alacağız.

15.5.1975:

image049Zamanın Cumhurbaşkanı, Zal Mahmut lakabıyla maruf kerizci Fahri bey. Başbakanı, Çoban Sülü.

Bizim anlayacağımız kelâm ile izah edelim. Yüksek öğrenimi Kanun’daki lafzıyla “üst öğrenim” intibak hakkı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una tabi olan memurlar için, 1897 sayılı Kanun ile 15.5.1975 tarihinde ilk defa verildi. (Bkz. ↓)

Madde 36 bent (A) alt bent (12–d) – (15/5/1975 tarih ve 1897 sayılı Kanunun hükmüdür)

             d) Memuriyette iken veya memuriyetten ayrılarak (87 nci maddeye tabi kurumlarda çalışanlar dahil) üst öğrenimi bitirenler, aynı üst öğrenimi tahsile ara vermeden başlayan ve normal süresi içinde bitiren emsallerinin ulaştıkları derece ve kademeyi aşmamak kaydıyle, bitirdikleri üst öğrenimi giriş derece ve kademesine memuriyette geçirdikleri başarılı hizmet sürelerinin tamamı her yıl bir kademe her üç yıl bir derece hesabıyla ilave edilmek suretiyle bulunacak dereceve kademeye yükseltilirler.”

İşbu Kanun’a göre, yüksek öğrenimde geçen her başarılı 1 seneye karşılık 1 kademe maaş intibak hakkı verildi.  Bu hak, bugün hâlâ aynen geçerlidir. Örnekleyelim; 2 senelik eğitime 2 kademe, 3 senelik eğitime 3 üç kademe, 4 senelik eğitime karşılık olarak da memurlara 4 kademe maaş terfisi verilmesi hükme bağlandı.

Devlet memurlarına bu haklar verilirken Genelkurmay Başkanlığı olanları seyretmeyi yeğledi. Çünkü bu düzenlemeler subayları ilgilendirmiyordu.

Yüksek öğrenim yapan astsubaylara, devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” intibak hakkı veren 1923 sayılı Kanun’a burada temas etmeyeceğim. Merak buyuranlar bu konu hakkında daha önce yazdığımız 4 makâleyi inceleyip işin aslını öğrenebilirler.

1 sene sonra, 1976 senesinde Anayasa Mahkemesi bu Kanun’un bu hükmünü iptal etdi. Bu konuda yapılan orostopollukları da bu dizinin önceki makâlelerinde izah etmeye çalışdık.

12.2.1982:

image051Bizim oğlanların başı zottirik; Dövlet Başkanı, Genelkurmay Başkanı, M.G.K. Başkanı vs ...

Başbakan, emekli subay Sayın Bülent ULUSU.

Millî Savunma Bakanı, Sayın Ü. Haluk BAYÜLKEN.

1976’dan 1982’ye kadar geçen 6 sene içinde astsubayların yüksek öğrenim intibakı konusunda Genelkurmay Başkanlığı hiçbir düzenleme yapmadı. Elleri böğründe hoyuk gibi bekledi.

12 Eylül subay darbesinden sonra 1982 senesine gelindiğinde zottirik, 2596 sayılı Kanunu çıkartdı. Bu Kanun’un getirdiği hüküm ile astsubaylar 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen “Genel İdare Hizmetleri” sınıfa dâhil memur kabul edildi. (Bkz. ↓)

Madde 137, fıkra 4, bend (c) – (12/2/1982 tarih ve 2596 sayılı Kanunun hükmüdür.)

Astsubaylar hakkındaki gösterge tabloları EK - VIII sayılı cetvelde gösterilmiştir. Görevde iken yükseköğrenimini bitiren astsubayların intibakı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Genel İdare Hizmetleri sınıfında aynı yükseköğrenimi bitirenler için tespit edilen derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilerek yapılır.”

Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim! Biz astsubaylara 1975 senesinde verilen “1 üst dereceden” intibak hakkımız, bu Kanun ile gasp edildi. Fakat hemen aşağıdaki satırlarda bahsedeceğimiz üzere, 1993 senesinde astsubayların intibak hakkı, yukarıdaki Kanun maddesinde öngörülen seviyenin bile “1 kademe” gerisine götürüldü.

Yukarıda görülen düzenleme şunu ifade ediyordu. Yüksek öğrenim konusunda astsubaylar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una tabidir. Bu konuda, “astsubaylar, devlet memurudur.” Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil memurlara verilen başarılı her “1 seneye” karşılık “1 kademe” yüksek öğrenim intibak hakkının aynısı astsubaylara da verilir.

Bu tarihlerde bu hakdan istifade ederek “bire bir” intibak yapdıran meslekdaşlarımız var mı, bilmek isterim doğrusu!

2.9.1993: image054

Cumhurbaşkanı, tabi ki Çoban Sülü...

Başbakan, Prof. Dr. Tansu ÇİLLER.

Millî Savunma Bakanı, Polis Müdürü Nevzat AYAZ.

Genelkurmay Başkanı, Orgeneral Sayın Doğan GÜREŞ, İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Fikret KÜPELİ.

image0539 Ağustos 1993 tarihinde İkinci Başkanlık görevine gelen ise Hava Orgeneral Sayın Ahmet ÇÖREKCİ.

1993 tarihine gelindiğinde çok tuhaf bir olay zuhur eyledi. Çifte vatandaş Tansu ÇİLLER başkanlığındaki zamanın 50’nci hükûmeti 499 sayılı KHK’yi Meclis’den geçirdi. Bu KHK’de mezkur düzenleme ile, devlet memurlarına verilen hakkın aynısını vermek şöyle dursun astsubaylara 1982’de verilen intibak hakkını(!) daha da kötüye götürdüler.

image057

“Astsubaylar hakkındaki gösterge tabloları EK-VIII sayılı cetvelde gösterilmiştir. Yükseköğrenim yapmış olan astsubayların intibakı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Genel İdare Hizmetleri Sınıfında aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilerek yapılır. Bu intibaklar bir defa ve personelin fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokulunu bitirdiğine dair resmi belgeyi ibraz edip müracaatını yaptığı tarihteki derece ve kademelerine, 2 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 kademe, 3 yıl süreli yüksek öğrenim için 2 kademe, 4 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 derece ilave edilerek yapılır. 5 yıl ve üzerindeki öğrenimlerin 4 yıldan fazlası için kademe verilmez.”

Yukarıda yazılı satırları şu fukara okudu. Her iki Kanun hükmü arasında en ufak bir benzerlik göremedi, bulamadı. Bir de siz okuyunuz can dostlar. Söyleyin bakalım, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’u, madde 36 “ORTAK HÜKÜMLER” bölümü, fıkra (A), (12) numaralı bent, (d) alt bendinde bahsedilen hüküm ile 926 sayılı TSK Personel Kanun’u madde 137/c’de bahsedilen hüküm arasında en ufak bir benzerlik var mı?

Zamanın Başbakanı çifte vatandaş Tansu bacının biz astsubaylara atdığı bu çifte budaklı ve hattâ yağsız kazığın esbab-ı mucibesini anlamalıyız yiğitler!

Hiç kuşku yok ki zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Doğan GÜREŞ ve bilhassa İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Fikret KÜPELİ’nin bu hakkımızın gasbı konusundaki paylarını görmeliyiz.

İkinci Başkanlık görevi 9 Ağustos 1993 tarihinde devir-teslim edildi. Bu tarihden sonraki görevi Hava Orgeneral Sayın Ahmet ÇÖREKCİ teslim aldı.

İşbu KHK Meclis’de görüşülüp kabul edilirken Sayın ÇÖREKCİ de astsubayların hakkının alenen gasp edilmesini elleri cebinde ve ıslık çalarak seyretdi.

Basından;

“Çiller'e hayrandı!
Öylesine hayrandı ki,
GÜREŞ Paşa bir röportajında “Tansu Hanım şak diye emrediyor; ben, tak diye yapıyorum!'' demiş, adeta emir subayı gibi konuşmuştu! (⁴)

Görev süresinin uzatılacağı işaretini alan etekli (⁵) GÜREŞ Paşamız, sırf ikbâli uğruna bu emeline nâil olmak için eteği boklu Tansu hanımın dizinin dibinde dolaşmış ve fazladan 1 sene daha Genelkurmay Başkanlığını koparmışdı.

T.C. Ordusunun astsubayının yüksek öğrenimden neşet eden “1 kademesinin” gaspbedilmesini de Başbakan Tansu hanım şak diye emretdi,

Şanlı Genelkurmay Başkanımız Doğan GÜREŞ Paşa’da şak diye yapdı.clip image002

Sağ cenahınızda tavsırını gördüğünüz bu üç komutanımız, biz astsubaylara yeni haklar vermek şöyle dursun, elimizdeki hakkımızı gasp etdiler.

Kendileri söylüyorlar. Komutan, yapdığı iyi işlerden olduğu kadar kötü işlerden de sorumludur. Bu düzenleme ile sayın komutanlarımız ailesiyle birlikde milyonlarca astsubayın vebâlini ve bedduasını aldı. Ve biz astsubayların sırtına kelimenin tam anlamıyla bir hançer daha sapladılar.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu madde 36/d’nin mevcut kapsamını iyice daraltan söz konusu bu KHK, 926 sayılı TSK Personel Kanunu madde 137/c’ye de ilk defa girdi. Çünkü bu tarihden önce böyle bir hüküm yok idi.

Böylece, astsubayların 1982 senesinde mevcut olan “bire bir” yüksek öğrenim intibak hakkı, 1976 senesine göre bile daha kötü bir duruma götürüldü. 657 Sayılı Devlet Memuru Kanun’u ile T.C. vatandaşı olan her memura “1 seneye 1 kademe” kıstasına göre verilen yüksek öğrenim maaş intibakı, astsubaylara gelince “1 kademe eksik” olarak verilmeye başlandı. Etekli-Küpeli-Çörekci Paşa üçlüsünün bu konuda yapdığını, astsubayların azılı düşmanı olan zottirik bile yapmadı biz astsubaylara.

1993 senesinde “1 alt kademeden” yapılmaya başlanan biz astsubayların yüksek öğrenim intibakları, bu makâleyi okuduğunuz ikibinonüç senesinde bile hâlâ  aynı şekilde “1 alt kademeden” yapılıyor.

1 üst dereceden” diyerek astsubaylara 1975 senesinde verilen yüksek öğrenimde maaş intibak hakkı, tam 20 seneden beridir “1 alt kademeden” yapılıyor. Nereden, nereye?...

28.6.2001:

image061Cumhurbaşkanı, hukuk timsâli diye hakkında güzellemeler düzülen Sayın Ahmet Nejdet SEZER.

Başbakan, Kıbrıs Fâtihi diye yutturulan Halkcı Bülent ECEVİT.

Genelkurmay Başkanı, Orgeneral Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU.

İkinci Başkanı, Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT.

12 Eylül zottirik darbesinin dayatdığı örfî idare döneminde ve aslında darbecilerin devamı olan hükûmetler, akla ziyân tûl-i emellerini kısa yoldan tahakkuk ettirmek için hovardaca KHK’ler çıkardılar.

Bu dönemde o kadar çok KHK çıkartmışlar ki ne zaman, hangi KHK’yi imzaladıklarını kendileri bile takip edememiş. Öyle ki zamanın hükûmetlerinin yürürlükde zannedip bu KHK’lere istinaden meriyyete koyduğu bazı KHK’lerin çokdan yürürlükden kaldırıldığı ya da Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği çıkmış ortaya.

Zottirik, Cumhurbaşkanlığı goltuğundan gıçını galdırıp gözyaşlarına gark olarak Marmaris’in yolunu tutduktan sonra, kendisinin devrinde sürekli tecavüz altında tutulan hukuk, memlekette tedricen işlemeye başladı.

Devlet memurlarının özlük haklarını düzenlemek için çıkartılan KHK’ler de bu aymazlıklar silsilesinden nasibini almış. Hükûmetlerin bu konuda çıkartdığı KHK’leri Anayasa Mahkemesi birer ikişer iptal etmeye başlamış. İntibaklar konusunda kabul edilen KHK’leri Anayasa Mahkemesinin iptal etmesi üzerine bizim askerî ricâl hemen mesaiye başlamış.image063

KIVRIKOĞLU-BÜYÜKANIT ikilisinin görevde olduğu 28.6.2001 tarihinde Meclis,  4699 sayılı Kanun’u kabul etdi. Bu düzenleme ile, 499 sayılı KHK’de bahsedilen câri durum, böylece Kanunlaşdırıldı. 4699 sayılı Kanun ile yapılan aslında malumun ilâmından başka bir şey değildi.

Fakat bu muhteşem ikili, astsubayın mevcut hakkının gasbedilmesine sessiz kalarak bu haksızlığa çanak tutdular. Tıpkı oduncu-tilki hikâyesinde, oduncunun yapdığı hainliği bu ikili biz astsubaylara yapdı. Üstelik astsubayların hiç bir suçu günâhı olmadığı halde...

Böylece astsubayların yüksek öğretimden neşet eden “bire bir” kıstasına göre yapılan intibak hakkından ”1 kademe” gasbedilmesi Kanun hükmüne bağlandı.

Bu Kanun hükmü, şu satırları okuduğunuz ikibinonüç senesinin Mübârek Şehr-i Ramazanda bile hâlâ meriyyetdedir yiğit kâriler!..

Bu Bölüme Dikkat Buyurunuz!

499 sayılı KHK, 1993 senesinde Meclis’de görüşülmeden konuşulmadan Bakanların imzasıyla meriyyete konuludu. Zamanın Cumhurbaşkanı Çoban Sülü de incelemeden bu KHK’ye basdı imzayı.

 Fakat 2001 senesinde bu hak gasbı Meclis’e getirildi ve herkesin görüşüne açıldı. Astsubayların yüksek öğrenim hakkından “1 kademe” gaspeden bu Kanun maddesinin Meclis’de görüşülmesi esnasında kimse söz almadı. İşin aslını merak eden olmadı. 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una açıkdan aykırı olduğuna bakmadı. Astsubaylar, Meclis’de tam anlamıyla câmi avlusuna terkedilimiş bebe gibi sahipsiz kaldı.

Bu Kanun maddesiyle, Anayasa’nın eşitlikle ilgili 12’nci maddesinin alenen ihlâl edildiğine kimse aldırmadı.

image064Genelkurmay Başkanının niyeti belli. Himmet beklemek saflık olur. Sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz zamanın Millî Savunma Bakanı olan Sayın Sabahattin ÇAKMAKOĞLU’nun dilleri de dut yedi! O gün Meclis sıralarında oturan kelleler sayıldı. Eller kaldırıldı, Eller indirildi. Astsubayın “1 kademesini” gasp eden bu Kanun maddesi kabul edildi.

El-ân kelâmlarını okuduğunuz er kişi de işbu Kanun maddesinin mağdurlarından birisidir babayiğitler.

İnsanların rızkıyla oynamak işde bu kadar basit muhterem meslekdaşlarım. Say kelleleri, kaldır elleri!.

Peki, bu maddenin hazırlanması için M.S.B. ve Genelkurmay Başkanlığında tezgâhın kurulması, Meclis’de görüşülmesi, onay için Cumhurbaşkanı’na gönderilmesi esnasında TEMAD neredeydi? Kanunda var olan bir hakkı durduk yerde gasp eden bu namussuzlara karşı en az onlar kadar namuslu ve en az onlar kadar da cesur olup karşılık verdi mi?

Ne oldu da önce 1993 senesinde 499 sayılı KHK ile daha sonra da 2001 senesinde kabul edilen 4699 sayılı Kanun ile astsubaylar, devlet memurlarının da aşağısına itildi? İntibakların Seyir Defteri isimli makâlemizde bahsetdik. Devlet memuru sınıfına dahil olmayı kendilerine zül sayan ve “sınıflar üstü mahlukât olan” subaylar, nasıl oldu da vatanın bekâsı uğruna şahadet şerbeti içmeye namusu ve şerefi üzerine yemin eden astsubayları, kendi rızkı için sekizbeş mesai yapan devlet memurunun bile aşağısındaki bir mevkiye itdi?

Herkes Duysun! Bu Kanun, Anayasa’ya Alenen Aykırıdır!..

  • Kendi parasıyla yüksek öğrenim gören astsubaya, devlet memuruna kıyasen “1 üst dereceden” maaş intibak hakkını veren 1923 sayılı Kanun’un ilgili hükmünü, “Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle” iptâl ettirmek için 1975 senesinde zamanın Cumhurbaşkanı kerizci Fahri bey yeldir yepelek keçe kepenek koşdurup bâd-ı sabahda forsunu bir o yana bir bu yana sallaya sallaya Anayasa Mahkemesine dava açdı mı? Evet!..
  • 1993 senesinin Cumhurbaşkanı Çoban Sülü; Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle, astsubayın “1 kademesini” gasp eden 499 sayılı KHK’yi veto etdi mi? Hayır!
  • Ya da en kötü ihtimalle tekrar görüşülmek üzere Meclise iade etdi mi? Hayır!
  • Anayasa Mahkemesine dava etdi mi? Hayır!
  • 2001 senesinin Cumhurbaşkanı hukukcu Ahmet Nejdet SEZER; gene astsubaya, devlet memuruna kıyasen bu kez de “1 alt kademeden” maaş intibakı veren 4699 sayılı Kanun’u Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle veto etdi mi? Hayır!
  • Ya da en kötü ihtimalle tekrar görüşülmek üzere Meclise iade etdi mi? Hayır!
  • Anayasa Mahkemesine dava etdi mi? Hayır!
image066

Astsubay söz konusu olduğu için Ahmet Nejdet bey “gömün gitsin” mi dedi yoksa?..

Görüyorsunuz değil mi? Subaylara Evet olan cevap, astsubaylara gelince eşşeğe ters bindiriliyor ve nasıl da Hayır oluveriyor. Devleti idare eden şeref fukarası memurlarının adâlet anlayışı, eşitlik kavrayışı  işde sadece bu kadarcık can dostlar...

Üstelik biz astsubaylara bu haksızlığı yapan 57’nci Hükûmetin Başbakanı halkcı Bülent Ecevit. Zamanın Cumhurbaşkanı da Anayasa Mahkemesi Başkanlığından devşirilen ve adâlet timsâli diye yutturulan Ahmet Necdet SEZER, iyi mi?..

Bu Bölüme Dikkat Buyurunuz!

Astsubayların yüksek öğrenimden neşet eden maaş intibak hakkının gasp edilmesinde, 2001 senesinde çevirilen dolaplar 1976 senesinde yapılanlardan kadar önemlidir.image067

Zamanın Genelkurmay Başkanı, uluslararası tank yenileme ihalesinde devleti 687.5 milyon dolar zarara uğratan Orgeneral Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU.(⁶)

İkinci Başkanı ise Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT. Kıdem düzenlemesi için çıkartılan Kanun esnasında 2008 senesinde Meclis, astsubaylara “birinci derecenin 4'üncü kademesini” vermişdi. Hem de devlet memurlarına ve subaylara verilişinden tam 37 sene sonra. Bizler bu haberi işitince “helâl olsun sayın komutanlarımıza. İlk defa astsubay açılımı yapdılar” diye sevindiydik.

Fakat hemen ertesi gün dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT “ordunun disiplini bozulur” hezayanıyla Meclis’i gizliden tehdit etdi ve astsubaylara verilen bu hakkı iptâl ettirdi. Bu haber, “Astsubaya 90+1 golü” başlığıyla basında yer aldı.image068

Bu cümleden olmak üzere, komutanım deyip sırtımızı döndüğümüz Sayın BÜYÜKANIT paşamız, biz astsubayları sırtından bir değil, tam iki kere hançerledi.

Birincisi 4699 sayılı Kanun ile 2001 senesinde, ikincisi 6318 sayılı Kanun ile 17 Nisan 2008 senesinde. Hatırınız hoş olsun sayın BÜYÜKANIT!..

Bir ülke tasavvur ediniz. Bu ülkenin memurları, kendi astsubaylarına yeni haklar vermek yerine, Kanun’larda mevcut olan hakları budayıp yüzbinlerce astsubayı perişan ediyor. Akıl ehli insanlara bu geriye gidişi anlatmanın imkânı, ihtimâlı yok canciğerler! 

T.C. Devleti, içinde yaşadığımız şu 2013 senesi de dâhil olmak üzere lisans düzeyinde eğitim görmüş ve teğmen rütbesiyle mezun olmuş bir Genelkurmay Başkanı görmedi. Pek muhterem Genelkurmay Başkanlarımızın özgeçmişine bir dikiz atınız. Şu anki Başkan da dâhil olmak üzere bugüne kadar Başkanlık yapmış komutanlarımızın tamamı 2 senelik harb okulundan “astteğmen” rütbesiyle mezun oldular. Fakat harb okulundan astteğmen rütbesiyle mezun olduğunu özgeçmişine hiçbiri yazmaz. Çünkü astteğmen rütbesini kendileri için tahkir edici bir rütbe ve hattâ zül sayarlar.

Atatürk’ün bizzat teşkil etdiği Türk Dil Kurumunun 1988 senesinde neşretdiği sözlüğe bakınız. “Ast” kelimesiyle başlayan bir tek, evet sadece bir tek sözcük görürsünüz; Astsubay!.. Yülgümüzü kılağılamakdayız! Sırası gelecek elbet! Bu rezilliğe imza atan TDK’nın beyni göbeğinden beslenen subay kılıklı mamacı memurlarının bizden bir tıraş alacağı var. Hem de sinek kaydıran cinsinden...

Bizim subaylarımız “Ast” kelimesini görünce istavroz görmüş vampir gibi oluyorlar. Çünkü astteğmen rütbesi, “Ast” kelimesi ile başlıyor ya! Kendilerine ait rütbelerden sadece astteğmen rütbesinde “Ast” kelimesi var ya! Bu kelime sadece biz Astsubaylara yamanmış ya!...

Bu anlayışın bir dışa vurumu olarak Genelkurmay Başkanlığı, kurnaz bir ayak oyunuyla 1971 senesinde astteğmen rütbesinde subay mezun etmeye son verdi. Sırtında kambur olarak gördüğü astteğmenlik’den kurtulan GenelKurmay Başkanlığımız, astteğmenleri basamak olarak kullanıp harb okulu mezunu teğmenleri, emsâli devlet memurlarına göre 50 seneden beri mesleğe “1 derece” yukarıdan başlatıyor. Ve bu uygulamayı Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay Başkanı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve T.B.M.M., Anayasa’ya aykırı bulmuyor.

Yüksek öğrenim gören astsubayların maaş intibakları ise 1993 senesinden buyana emsâli devlet memurularına göre “1 kademe aşağıdan” yapılıyor. Ve bu uygulamayı devletin aynı kurumları Anayasa ve sair mevzuata aykırı bulmuyor. Tarifi mümkün olmayan sapık bir adâlet anlayışı söz konusu burada yağız yiğitler. İmdi, aklımdan geçenleri şuraya bir yazsam ...

Bu hak gasbına ilave olarak astsubaylar, emsâli devlet memuruna göre bugün hâlâ “1 derece aşağıdan” memuriyete başlatılıyor. Daha mesleğe başladığı gün astsubayın, 2 senelik hizmete karşılık gelen 2 kademesi gözümüzün içine baka baka utanmazca gasp ediliyor. Astsubaylara reva görülen bu iki intibak işlemine göre, astsubaylar devlet memuru bile sayılmıyor.

Takdir-i İlâhi Bu Olsa Gerek!

Astsubayın hakkını gasp etmek için T.B.M.M. çatısı altında kurulan çadır tiyatrosunda sergilenen kepâzelikler kumpanyası bu kararla da sınırlı kalmadı.

Bu kez de astsubayların yükselebilecekleri derece/kademe konusunda bir orostopolluk daha tezgazlanıp sahneye konuldu 2008 senesinde.

Genelkurmay Başkanlığı, 1/2’den maaş alması gereken yarbay rütbesindeki subayları 1992 senesinden beri 1/3’ünün etrafından dolandırarak Kanunsuz olarak 1/4’ünden maaş ödedi. Yapdığı mâli incelemede bu hırsızlığı tespit eden Sayıştay, Genelkurmay Başkanlığını suçüstü yakaladı. Suçluluk nöbetine yakalan Genelkurmay Başkanlığı alelâcele hazırladığı 6318 sayılı Kanun’un 57’nci maddesini, suç basdırmak kabilinden 22.5.2012 tarihinde Meclis’den bir çırpıda geçirtiverdi. Böylece yarbay rütbesindeki subaylara tam 20 sene boyunca Kanunsuz olarak ödemenin üstünü kendince örtdü. Örtü olarak da astsubaylar birinci derecenin dördüncü kademesine intibak ibaresi kullanıldı.

Hedef saptırmak ve suç basdırmak için bu Kanun maddesiyle astsubaylara “birinci derecenin dördüncü kademesine” kadar yükselme hakkını lutfetdi. 2008-2012 tarihleri arasında geçen 4 senede ne değişdi de astsubaylara bu hakkı verdiniz muhteremler? BÜYÜKANIT paşamızın ifadesiyle hani “ordudaki disiplin” bozulacakdı?

Takdir-i İlâhi bu olsa gerek canciğer dostlarım! Düne kadar “olmaz, olamaz, olabilemez!”, “ordunun disiplini bozulur!”, “asla vermem, kat’a verdirtmem!” itirazlarıyla gıçını yırtan alabacak dinazor subaylar, birinci derece dördüncü kademeye yükselme hakkını astsubayların ayağına kadar gidip vermek zorunda kaldı. Peki bu ikircikli hareketin sebebi ne? Ya bugüne kadar vermemekle hatâ etdiniz ya da şimdi vermekle hatâ etdiniz. Bu iki ihtimalden hangisi doğru?

Genelkurmay Başkanlığımız 1/4’ünü vermesine verdi de çok küçük(!) bir zaman farkıyla.. Bu hakkın, devlet memurlarına ve subaylara verilmesinden tam 37 sene sonra... Üstelik içini boşaltarak!

Hizmet ve Namus...

İyi bilirsiniz! Devlet hizmetinde devamlılık esasdır. Devlet, Kanun’ları tatbik etmeyi kendi memurunun namusuna, haysiyetine ve şerefine emânet eder. Yapdığı işi takip etmesi için her memurun başına bir değnekci koyamazsınız. Devletin işlerini icrâ etmek üzere görev alan memurlar Kanun’ları her hâl ve şartda ve herkese eşit tatbik etmekle mesuldur. İstisnası olamaz! Derler ya; Memurlar fâni, makâmı bâkidir. Memur değişse de Kanun’ların tatbikindeki usul, esas, ölçü değişmez.

Yüksek öğrenimde intibak hakkı ve memuriyete başlangıç derecesi konusunda devlet kimin için devamlı oluyor? Kimin için inkitaya uğratılıyor? Kanun’lar kime gelince nasıl uygulanıyor? Kime gelince nasıl görmezlikden geliniyor ya da iğdiş ediliyor? Bu soruların cevabını bugün artık biliyoruz.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı koltuğunda oturuyordu kendi hâlinde. Cumhurbaşkanlığını rüyâsında görse inanmazdı. Bu kişiyi zamanın Başbakanı Halkcı Bülent ECEVİT birgün saraydan kız kaçırır gibi kaçırdı. Ve Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtdu. Bu kişinin adı, Hâkim Ahmet Nejdet SEZER idi. Cumhurbaşkanı Ahmet bey, bu Kanun maddesi önüne geldiğinde imza atmadan önce zahmet edip şöyle bir okusaydı Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine alenen aykırı düştüğü gerekçesiyle Meclis’e geri göndermekden ya da veto etmekden başka çaresi yokdu. Görünen o ki hâkim kisveli Ahmet Nejdet bey bu Kanun maddesini okumaya ne zahmet etmiş ne de tenezzül. Yazıklar olsun!

Hak, verilmez! Alınır, değil mi, babayiğitler? Hele hele devletin âli makamlarını istilâ eden geniş karınlı fakat cüce beyinli darbeci muhannetlerden himmet hiç beklenmez! Bu hakikât bugün de can yakıcı bir kılıkda pişmiş kelle gibi karşımızda öylece sırıtıyor.

Bilgi, Kuvvetdir; T.C. Ordusunun Astsubayları Bilgilidir..

Dünyanın en iyi, en kâmil Kanun’larına sahip olmak elbette önemlidir. Ancak dünyanın en iyi Kanun’larına sahip olmakdan çok daha önemli ve bir husus vardır; Bu Kanun’ları harfiyen tatbik edecek donanımda ve yetkinlikde namuslu memurlara sahip olmak. Kanun’larını tam anlamıyla icrâ edecek memurlarınız yok ise en iyi Kanun’lara sahip olmanın sahiden hiçbir kıymet-i harbiyesi yokdur.

Kanun’u tatbik etmenin Kanun yapmakdan çok daha mühim ve şart olduğunu anlatmak için Atatürk bakınız 1 Aralık 1921 tarihinde Meclis’deki nutukunda ne demiş; “Halbuki Efendiler, her şey Kanun yapmaktan ibaret değildir. Bilâkis, her şey o Kanunları tatbik etmek ve ettirmekten ibarettir… “Tatbik eden, icrâ eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir!(⁷)

Asırlara hükmeden ve kulaklara küpe olası Atatürk’ün bu vecizini T.C. Ordusuna uygularsak, biliniz bakalım; takbik eden, icrâ eden kim? Karar veren kim? Kim olmazsa, kim olmaz, olamaz? Söyleyiniz bakalım; Kim, kimden daima daha kuvvetlidir?..

İsmi lâzım değil! Biz, onun ismini bir kiraz çeşine vermişiz. İkinci İskender olma sevdasıyla kendisinden öncekilerin yapdığı gibi tam donanımlı onbinlerce askerinin önünde, bilmem kacıncı haclı seferine çıkdı. Kölelikden paşalığa kadar terfi eden Deve kasabı lâkaplı Ahmet Paşa’nın savunduğu Akka Kal’asını muhasara etdi. İki saatde Kal’ayı zapdedip yoluna devam etmek istiyordu. Fakat dediğini yapamadı. Muhasara esnasında deve kasabı Ahmet Paşa’dan yediği Osmanlı tokadından sonra yandım anam deyip donunu bile toplayamadan gıçını tutarak Fransa’ya doğru kaçmaya başladı.

Türklerden yediği bu Osmanlı tokadından sonra arkasına bakmadan kaçarken “Türkler yenilir fakat asla mağlup edilemez!” diyen bu ecnebi asker zamanın birinde şu vecizi irâd etdi; “Asker, midesi üzerinde yürür!” Doğru söze ne denir? Tamam, aldık kabul eyledik. Atatürk’ün yukarıdaki emrini duydunuz? Asker midesi üzerinde yürür ise söyleyiniz bakalım babayiğitler! T.C. Ordusu, kimin sırtında yürür?..

İğneyi Başkasına, Cuvâldûzü…

Yüksek öğrenim gören astsubayları “1 kademe aşağıdan” intibak ettiren 4699 sayılı bu deli gömleği, nefes aldığımız şu lahzada bile Anayasa’nın 12’nci maddesine açıkdan aykırıdır şekerpârelerim! Tartışmasız, hilafsız; şeksiz, şüphesiz! Devletin bütün memurlarına ve pek tabi ki subaylara taa başından beri verilen “birinci derece dördüncü kademe” konusunda 50 sene boyunca biz astsubaylara yapılan haksızlık ne kadar açık ve belli ise bu husus da o kadar açık ve bellidir! Bu Kanun’un altına imza atanlar alenen Anayasa suçu işlediler. Daha ne diyelim? Kanun tanımaz bu zorbaların analarına-avratlarına, gelmişlerine-geçmişlerine küfür mü edelim?

Peki, yüksek öğretimde intibak konusunda astsubayları devlet memurlarının aşağısına iteleyen bu Kanun maddesi Meclis’de görüşülürken 1993 ve 2001 senesinin TEMAD idarecileri ne yapıyordu dersiniz? Bu Kanun maddesinin iptâl edilmesi için hiç olmazsa Meclis’e ya da Cumhurbaşkanına hitaben bir satırlık bir dilekce verdiler mi?  Yoksa, sayın komutanlarına umarsızca biat edip huzur-u âlilerinde el pençe divan mı duruyorlardı? Hazırola geçip yüksek ökçeli ve cam cilâlı ayakkabılarıyla topuk selamı çakıp tekmil mi veriyorlardı? Elleri armut topluyor; dilleri dut diyor; burunları havada, başları bulutun üzerinde geziyor; ayakları da düğünlerde, davetlerde, eğlentilerde elvan çeşitli şeker mi eziyordu?

Ya da bugünkü TEMAD idarecileri! Gündeminizde böyle bir konu, böyle bir madde, böyle bir hak talebi; hele hele avukatınız vasıtasıyla açdığınız bir dava var mı? Bu Anayasa suçunu mahkemeye taşımak için bugüne kadar ne yapdınız?  Hırsızın niyeti bellidir de ev sahibinin hiç mi suçu yok?..

Tüzük izin vermiyor demeyiniz! Kelâmullah değil neticede! Günün ihtiyacına göre tâdil edin gayrı...

Gelen, Gideni Aratır mı?..

Söze konu olan Genelkurmay Başkanlığı’nın dillere destan, bebelere fisdan icraatlarıysa şayet, cevap maalesef, evet! Niyedir, şu fakirin aklı yetmiyor! Halbu ki biz, “Oğul, atayı geçer” diyen bir milletin evlatlarıyız. Fakat tecrübe ederek gördüm ki ekseriyetle gelen, gideni aratdı. Özellikle seciye bakımından, şahsiyet ve haysiyet bakımından...

1993 senesinin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın GÜREŞ, İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Fikret KÜPELİ ve Orgeneral Sayın Ahmet ÇÖREKCİ ile 2001 senesinin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU ile İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’ın intibak konusunda biz astsubaylara yapdığı kötülüğü “çift ikramiye” ile emekli olma hayâli kuran (⁸)Bizim oğlanların kıdemlisi” zottirik bile yapmaya cesâret edemedi.

Fakat siz beşiniz, elinizi uzatıp astsubayların yüksek öğrenim intibak hakkından “1 kademeyi” gasp etdiniz! O pis ellerinizi astsubayın taa midesine sokup bir kuru lokmasını daha çaldınız! Ve yüzbinlerce astsubayın âhını aldınız. Zottirik’in haline bakıp ibret alın. Caddelerden, sokaklardan, okullardan (⁹)  ve kışlalardan (¹⁰)  isimleri siliniyor Ve olur olmaz yere konulan heykelleri kaldırılıyor birer birer. (¹¹)  Sıra size geliyor! Buradan fâş ediyorum! Beşiniz de iflâh olmayacaksınız!

Ey bu kararın altına imza atan vekiller ve subaylar! 1982 tarihinden sonra geçen 11 senede ne oldu da astsubayları devlet memurlarının altına itdiniz? Nerede eşitlik? Nerede hakkâniyet? Vicdânınız yok, anlaşılan. Fakat Anayasa’yı böylesi açıkdan ve edepsizce ihlâl etmeye utanmadınız mı?

Astsubaylar tavuğunuza kışt mı dedi? Tekerinize taş mı koydu? Subayların yapdığını yapıp darbeye mi teşebbüs etdi? Ensenize tokat, o yağlı goca gıçınıza barmak mı atdı? Yoksa ananıza avradınıza küfür mü etdi? Önce 1993 senesinde çıkartılan KHK ile sonra da 2001 senesinde çıkartılan Kanun ile yüksek öğrenim gören astsubaylara sizlerin yapdığı bu haksızlığı, bu edepsizliği, bu alçaklığı, bu namertliği 12 Eylül’ün darbeci subayları bile yapmadı.

Edebiyle, şerefiyle davranana lütuf ile, hörmet ile mukabele ederim. Fakat bir pundunu bulup sizin gibi edep ve şeref fukarası mamacıları duldalarda yakalarsam ne yapacağımı iyi biliyorum!

Yeri gelmişken diyelim!. Yazılarda, sözlerde herkes “asker darbesi” ya da “askerî darbe” diyor. Bu, yanlış bir ifade.

Asker kavramı, Er’den Orgeneral’a kadar bütün rütbeyi kaplayan çok geniş bir kavramdır. Askerin sadece %5’ini teşkil eden subaylar yüzünden geri kalan %95’ini töhmet altında bırakmak doğru değil! Söyler misiniz? Darbeci er var mı? Darbeci astsubay var mı? Darbeleri yapanlar subaylardır. Bu hakikatden hareketle, bu kalkışmalara “subay darbesi” denmelidir.

Bazar Ola, Beri Gele... Nereden, Nereye?..

Bir üst derece” verelim diye yola çıkdılar. Verdikleri bu “1 dereceyi” geri aldılar. Daha sonra “bir alt kademeden” intibak kararıyla son noktayı koydular. Tam bir çadır tiyatrosu! Tam bir meddah oyunu. Tam bir karaların karası mizah örneği! Tam bir rezalet!

Hakkını yemeyelim; “1 üst dereceden” intibak etsin diyenler ile “1 bir alt kademeden” intibak etsin diyen diller, kafalar ve havaya kalkıp inen eller aynı değil tabi. Veren ellere de hörmetimiz sonsuz...

Verenler Eller İle Alan Eller...

Verenler;

1974 Kıbrıs Barış Harekâtında kahramanlaşan astsubayı taltıf etmek isteyen ve Milletin hâkimiyetinde, Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın önderliğindeki T.B.M.M.’nin hamiyyetperver yiğit vekilleri...

Gasp edenler;image070

Verilen bu “1 derecelik” meşru hakkı geri alanlar ise 12 Eylül subay darbesinin arifesinde “Bizim oğlanların” peydahladığı darbe artığı Millî Güvenlik Konseyi!.. İşde, bu muhammes çetenin üyeleri;

Ahmet Kenan EVREN, Nurettin ERSİN, Mehmet Nejat TÜMER, Tahsin ŞAHİNKAYA ve Sedat CELASUN.

image072Bu farkı mutlaka ortaya koymamız gerekir.

1982 senesinde bizim oğlanların yapdığı bu küstahlığın devamı olarak;

Önce 1993 senesinde KHK ile “1 kademe” daha gasbeden GÜREŞ-KÜPELİ-ÇÖREKCİ üçlüsü.

Ve daha sonra da 2001 senesinde bu hak gasbını Kanunlaşdıran KIVRIKOĞLU-BÜYÜKANIT ikilisi...

image074Bu Kanun maddesi görüşülürken, Meclis’de hiçbir milletvekili söz almadı. “Dünden bugüne ne değişdi de astsubayların intibak hakkını gasp ediyorsunuz” diye Allah kulu bir milletvekili çıkıp da sormadı.

İhânetin Belgesi!...

image076

Basından;

1975 neşetli Jandarma Astsubayı olan meslekdaşımız Osman Nuri GÜRSESOĞLU  hakkında basın şunları yazıyor;

“Osman Nuri Gürsesoğlu, 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildiğinde 5 yıllık astsubaydı. Darbeden sonra, Ankara 8. Jandarma Bölge Komutanlığı Muhafız Destek Kıtalar Komutanlığı'na tayini çıktı. Gürsesoğlu, burada kısa süre görev yaptıktan sonra, dönemin Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun'un yakın koruması olarak atandı. 1990 yılında astsubaylıktan istifa eden Gürsesoğlu, Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra emekli oldu.”

Darbenin Ardından Astsubay ve Uzman Çavuşlara Köle Gibi Davrandılar!..

Osman Nuri Gürsesoğlu, 1980 darbesinin TSK’nde en çok etkilediği kesimlerin başında astsubayların geldiğini ifade etti. Dönemin astsubaylarının konuşturulması halinde bugün bile darbeye destek veren bir tanesinin bile bulunamayacağının altını çizen Gürsesoğlu, “Astsubaylar, 1980 darbesi öncesinde özlük haklarını yavaş yavaş alıyorlardı. Ancak, darbe gerçekleştikten sonra bu hakların verilmesinin bile bahsi kesildi. Bir daha gündeme bile getirmedik. 12 Eylül'den sonra, astsubay olarak kendimizi tıpkı bir zenci olarak görüyorduk. Darbenin ardından, astsubay ve uzman çavuşlara inanılmaz baskılar yapıldı. Hiç kimse korkusundan sessini çıkarmıyordu. Bizlere köle gibi davranmaya başladılar.” diye konuştu.” (¹²) 

Tam yeridir. Bu taşı gediğine koyalım; Hekimden değil, çekenden sor dediydi ebemdedem. Meslekdaşımız  Sayın GÜRSESOĞLU’nun bu saptamasının eksiği var fazlası yok, değil mi dostlarım?

Çeşitli isnatlarla suçlanıp tevkif edilen subayların arkadaşları ve aileleri birçok şehirin kalabalık meydanlarında ayın her Cumartesi günü ictimâ ediyorlar.

Tertipledikleri ve “sessiz çığlık” adını verdikleri bu nümayişlerde ellerinde şöyle yazılar taşıyorlar; “Askerin düşmanı, düşmanın askeridir.” Ya da “Düşmana askerlik eden, askere düşmanlık eder.” Doğru söylüyor bu beyler ve hanımlar. Fakat burada da kurnaz davranıp gene bir post kapmaya çalışıyorlar. Şöyle ki, burada, “asker” kelimesi ile “Mehmetciğin” üzerinden duygu sömürüsü yapmaya çalışıyorlar. Bundan vazgeçsinler. İçeride kimlerin yatdığını bu memleketde bilmeyen yok gayrı!

Siz muhteremler, “asker” için değil fakat arkadaşınız ya da akrabanız olan “subaylar” için orada sessiz çığlık atıyorsunuz. Bunu gizlemeyin. Asker diye çağırdığımız mehmetciğin, bugün mahkemelerin suçladığı subaylar ile uzakdan yakından ilgisi yok. Çıkın ortalığa ve yiğitce şunu haykırınız; “subaya düşmanlık eden, düşmana subaylık eder!” Bu bir.

İkinci hususa gelince... Subaya düşmanlık eden, subayın düşmanıdır diyorsunuz. Aldık, kabul etdik! Peki, yakın koruması olarak canını emânet etdiği, sırtını yasladığı, üzerine basıp general olduğu astsubaya bugün bile hâlâ köle gibi davranan, zenci muamelesi yapan, ihânet eden, gözümüzün içine baka baka haklarımızı gasbeden ve astsubaya düşmanlık eden subaylara biz hangi sıfatı yakışdıralım muhteremler? Var mı cevabınız?..

Yüksek öğrenimde intibak konusunda biz astsubaylara yapılan bu haksızlığın sebebini araştırıp, bulup mutlaka anlamalıyız kıymetli yiğitler. Bunu yapmazsak şayet bir zaman gelir âdi, nâmert, şerefsiz birileri daha nice yağlı kazıklar daha atar biz astsubaylara.

4699 sayılı Kanun maddesi bugün bile hâlâ meriyyetdedir. Şu satırların müellifi de bu Kanun maddesinin mağdurudur. Bu Kanun sebebiyle yüksek öğrenimden neşet eden intibak hakkımdan bir senelik hizmet anlamına gelen “1 kademe”yi M.S.B’nin şalvarının arkasına saklanan Genelkurmay Başkanlığında görevli üç beş bölücü şeref fukarası subay gasp etdi. Bu hakkımı gasp edenleri Allah ne biliyorsa tez zamanda öyle yapsın inşallah!

Tavuk-Yumurta, Dünya, Amerika, Melekler ve Astsubay!..

Doğu Roma’nın elleri hayalarında gezen şehvet müptelâsı keşişleri, meleklerin cinsiyetini keşfetdi,

İnsanoğlu, İtalyan kâşif Kristof Kolomb’un “India” dediği toprakların “yeni bir kıta” olduğunu keşfetdi,

Dünya’nın “tepsi gibi düz” değil de “portakal gibi yuvarlak” olduğunu Vatikan papazları dahi kabul etdi,

Hattâ, yumurta mı tavukdan yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar? diyenler de anlaşdı. Münâkaşa bitdi.

Fakat cumhurbaşkanından milletvekiline; subayından hâkimine ve hâkim kılıklı emir eri subayına kadar devletimizin şunca adamı; “astsubayın, asker mi yoksa devlet memuru mu olduğuna” hâlâ karar veremedi.

Akılları mı yetmiyor? Ya da niyetleri mi kötü? Sizce hangisi?

Kafalar Değil,  Önyargılar Kırılmalı!..

  • 1975 senesinde 39’uncu Hükûmet; “astsubaylar, kendi karmaşık teşkilât yapısı içinde ve olağanüstü zor koşullarda vazife yapmaktadır. Kellesi koltuğunda gezen bu vatan evlatlarının devlet memurlarına göre bir farkı olmalıdır. Çünkü subaylara, devlet memurlarına göre zaten ayrıcalıklı olarak böyle muamale yapılıyor” dedi. Bu sebepden dolayı, “astsubaylar, askerdir!” deyip “1 üst dereceden” intibak vermek için Kanun çıkartdı. (Kanun Numarası: 1923)
  • Hemen ertesi sene, Anayasa Mahkemesinin 15 Hâkim üyesinden 7’si, “astsubaylar, devlet memurudur” diye tam aksi yönde bir karar verdi. (Karar Numarası: 1976/15)
  • Şimdilik bilemediğimiz bir tarihde, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, “astsubay, devlet memurudur” diyen bir karar aldı. (Karar Numarası: Bilemiyoruz. Çünkü söylemiyor).

    Yeri gelmişken şu bilgiyi de verelim. Devlet memuruna göre “1 kademe eksik” intibakı yapılan yiğit meslekdaşlarımız konuyu, AYİM’e dava etmişler. Karar gerekcesinde AYİM, 1981-1982 tarihleri arasında verdiği kendi kararının tam aski yönde bir karar vermiş. Demiş ki; “Astsubaylar devlet memuru değildir, askerdir. Bu sebepden dolayı, astsubayların yüksek öğrenim intibakı hususunda 926 sayılı TSK Personel Kanun hükmü uygulanır.”(¹³)
  • 1982 senesinde, darbeci zottirik’in başkanlığında toplanan Millî Güvenlik Konseyi, AYİM kararını tasdik etdi “astsubay, devlet memurudur” diye Kanun yapdı. (Kanun Numarası: 2596)
  • T.C. ordusunun astsubayları, devlet memurunu emsâl gösterip OHAL  kıdemi almak için açdığı davada AYİM, daha önce verdiği kararın tam aksi yönde bir karar verd. AYİM, bu kez de  “Astsubaylar, devlet memuru değildir, askerdir. Bu sebepden dolayı, astsubaylara OHAL kıdemi hususunda 926 sayılı TSK Personel Kanun hükmü uygulanır.” dedi. Bir o yana kıvır bir bu yana!.. Hesap soran yok nasıl olsa.(¹⁴)
  • 1993 senesine gelindiğinde; zamanın Genelkurmay Başkanı ve yardımcısı, “astsubay, devlet memuru dahi değildir”, “bilâkis, devlet memurunun bile aşağısındadır” dedi. Ve bu tesbitini 499 sayılı KHK ile  Tansu ÇİLLER Başkanlığındaki 50’nci Hükûmete tescil ettirdi. (KHK Numarası: 499)
  • 2001 senesinde; zamanın Genelkurmay Başkanı ve yardımcısı, “astsubay, devlet memuru dahi değildir” “bilâkis, devlet memurunun bile aşağısındadır” tesbitini Halkcı Bülen ECEVİT Başkanlığındaki 57’nci Hükûmet ile birlik olup Kanunlaşdırdı. (Kanun Numarası: 4699)

Elin adamları, maddenin en küçük zerresi olan atom çekirdeğini bile parçaladı. Fakat bizim adamlarımız(!) astsubaylar hakkındaki kendi sapkın peşin hükümlerini bir türlü parçalayamadı.

Yukarıdaki özetde görüldüğü üzere kimi zaman “astsubay, askerdir” dediler, kimi zaman “astsubay, devlet memurudur” dediler. İşlerine nasıl geldiyse astsubayı o kalıba sokdular.

Subaylar mı? “Subaylar, sınıf üsdü mahlukatdır” demişdik ya! (bkz.)

Sen ne paylaşılmaz, sen ne anlaşılmaz, sen ne mübârek bir adammışsın be astsubay!..

Ey subaylar ve devletin âli makamlarını işgâl eden memurlar! Kalkın ayağa! Bugün bir karar verin! Ve o kararı bir daha sakın değiştirmeyin; Astsubaylar; asker midir? Yoksa devlet memuru mudur?

Kış, Kışlığını Yapıyor!.. Ya Biz Astsubaylar?..

Fesat, kindar, kıskanç ve hırsı boyundan büyük birkaç kaltaban subay, basiretli ve vicdân ehli insanların bu çabalarını kösteklemeseydi şayet bugün biz, ordumuzu içden içe kemiren astsubay meseleleri ile yüz yüze gelmez, dağları aşan bu sıkıntıların altında ezilmezdik.

Yapılan bu namussuzlukdan, haksızlıkdan, adâletsizlikden, utanmazlıkdan, döneklikden, hainlikden kimler kazançlı çıkdı? Fitne-fesat sarmalında tezgahlanan bu çirkef oyununda kaybedenler belli! T.C. Ordusunun sayıları milyonları geçen astsubayları, hanımları ve çocukları...

Bilirsiniz! Düşmanın düşmanı, dostdur diyen bir kelâm-ı kibar vardır. Peki, bu orostopolluğun kazanan tarafı kimler? Kimler, kimin ekmeğine yağ sürdü? Düşman kim? Düşmanın düşmanı kim? Düşmanın dosdu kim?.. Düşman ile işbirliği yapan kim?..

Darbeyi yapan mamacı subaylar. Her darbeden sonra kendi dünyalıklarını tahakkuk ettirmek için dizi dizi Kanunlar çıkartan, gene mamacı subaylar. Subaylar, bir eli yağda bir eli balda keyif çatarken astsubaylara yapılan ve zulüm kertesinin de çok ötesine varan bu tahkir, bu tezyif, bu haksızlıklar, hainlikler, edepsizliklerin hesabını ne zaman soracağız?

Vaziyet, Beyleyken Beyle!..

Kendilerine bunca haksızlık, hukuksuzluk, hainlik yapılsa da Genelkurmay Başkanlığı intibaklarını “1 kademe aşağıdan” yapsa da astsubaylar, kendi paralarıyla okumaya ve kendilerini bu yüzyılın ihtiyaçlarına göre mücehhez olmaya azimle ve sebatla devam edecekler. Hedefleri; dünyanın en donanımlı, en bilgili, en mahir, en mükemmel ve düşmana parmak ısırtan astsubayları olmak.

Bu hedefe ulaşmak için; eğitime daha çok önem atfedecek, rızkından daha çok para ayıracak, daha çok okuyacak, daha çok araştıracak, daha çok öğrenecek ve daha çok bilecek... Alnının terini, elinin emeğini, ömrünün varını ve damarının kanını ve en nihâyet biricik canını sermaye edip Türk Milletinin Ordusuna daha fazla, daha iyi hizmet etmek ve daha faydalı olmak için elinden gelenden daha fazlasını yapacak.

Astsubaylar, ordunun kendine özgü karmaşık yapısı ve ağır görev koşulları içinde daha fazla görev ve daha fazla mesuliyete talip olacak. Bu tekâmülün doğal neticesi olarak da daha fazla söz hakkı ve daha fazla refah payı isteyecek. Komutanlar kulaklarını açsınlar ve bu hususu iyi anlasınlar!

Astsubaylar, Anayasa’nın kendisine verdiği her türlü hakkı almak için daha fazla çalışacak. Şimdiye kadar hiç olmayan bir azim ve kararlıklık ile hak arama mücadelesine devam edecek.

Astsubayın büyüdüğünü, gelişdiğini, donandığını ve aradaki bilgi farkının kapandığını gören subay da, masa başında kağıt üstünde kalem oynatıp ya da eli gıçında oraya buraya kuru emirler yağdırmakdan vazgeçecek. Sahaya çıkmak, kendine çeki düzen vermek ve daha çok ter dökmek zorunda kalacak. Bundan başka yol, bundan başka yordam, bundan başka çığır yokdur.

Kendiliğinden gelişen ve olgunlaşan bu hareket içinde Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına düşen ise basiretli ve selim akıllı davranmakdır. Bu kurumların üzerine düşen vazife, astsubayların yükselen sınıf mücadelesinde dile getirdiği taleplerine samimiyetle yaklaşmak ve bir an evvel çözüme kavuşturmak olacak. Gecikmenin bedelini en başda kendileri ödeyecekler.

Beyler, Paşalar; Astsubayı Taşlamayın!..

Önce, subaylar ve devlet memurları astsubayı taşlamamayı öğrenecek. Başından beridir hak etdiği değeri astsubaya verecek, saygıyı gösterecek.

Astsubayın, subayın rakibi değil fakat yardımcısı olduğunu görecek. Beden, ruha; et, kemiğe muhtâc olduğu kadar en kıvrak akıl dahi tecrübeye muctâcdır. İnsanın doğruyu bulması için aklı ile bilgisini harmanlamakdan gayrı çaresi yokdur.

Subaylar, sırf kendi menfaati için bölmek yerine âdil bölüşmek şartına teslim olacak! Bugüne kadar Astsubaylardan gaspetdikleri hakları bir bir geri verecek. Astsubayların bugün istediklerini de verecek. Son olarak, subay ve astsubay sımsıkı kucaklaşacak ve helâlleşecek. Bunun aksini yapanlar hiç şüphesiz mutlaka helâk olacak! Ve tarih bunları asla affetmeyecek.

İkincisi; Devlet idare etmek, ciddiyet, samimiyet, sebat isder. Devlet memuru olmak da şerefli, haysiyetli, vicdânlı olmayı ve âdil davranmayı icâp ettirir. Devletin memurları; “o subaydır, kepçeyle ver ona; bu astsubaydır, yok buna” demeyecek. Akıl, vicdân ve gönül tahtında düşünüp doğru tartıp âdil karar vermeyi öğrenecek.image077

O beyler, o subaylar! Astsubayın bedduasını almayın! “30 senelik bile olsa senin başçavuşun, benim 1 senelik taze teginmenimden fazla maaş alamaz!” diyen paşamızın şu an içinde olduğu durumdan ibret alın. Kendisini Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna sırtında taşıyan astsubaylara, devr-i iktidarında köle muamelesi yapan bu zottirik şimdi “Kimseye hayrım yok! Ölmek istiyorum!” diye yalvarıyor. Yalvarıyor da Azrail (a.s), onun canını almaya tenezzül etmiyor. Çünkü bu muhteremin hayrı şöyle dursun biz astsubaylara pek çok şerri oldu!

Bu paşamız, astsubayların çok ahını, türlü türlü bedduasını aldı? Yüce Rabbimin hikmetinden sual olunmaz! Canını şimdilik almıyorsa vardır elbet bir bildiği...

Peki, Şimdi Ne Yapmalı?..

1923, 2596, 499 ve 4699 derken tefrikanın hitâmına vâsıl olduk! Anayasa’nın açık hükmüne güvenip kendi parasıyla üniversiteye devam eden T.C. Ordusunun astsubaylarının Kanun’dan neşet eden yüksek öğrenim intibak hakkını devleti temsil eden cüce beyinli subay ve memurların gasp etmesinin üzerindeki esrar perdesi, AYİM’in verdiği karar müstesna olmak üzere, şu an itibariyle zevâl buldu. Tarihin şaşmaz yanılmaz unutmaz kadim belleği bu konuda yapılanlar hakkındaki nihâi hükmünü verdi.

Allah başımızdan eksik etmesin! Meslek çınarlarımız Sayın Mehmet KAYALI ve Sayın Ersen GÜRPINAR’a bu konuda verdiğimiz kavlimizi de böylelikle edâ etdik. İşbu Kanunlar hakkında “filan tarihde filanca şahıs filan filan demişdi; bir de şuna bak; şunu bir kere daha tetkik et!” mealinden tarçınlı akîde şekeri tadındaki rikkatli tavassutlarına da inşallah artık mahal kalmadı.

İmdiye kadar eksik gedik dillendirilen, parça bölük kağıda dökülen, taksit taksit anlatılan bu konu, bugün itibariyle muacceliyet kesbetdi. Bu konuda artık söylenecek söz kalmadı!

Milletin Vekilleri ve Astsubay isimli işbu makâlemizin yayınlandığı gün itibariyle;

kepenek

Mânâlar; sûrete,
Sûretler; şekile,
Şekiller; cisime,
Cisimler; resime,
Resimler isime dönüşdü!

Yalan ile gerçek; iyi ile kötü, ete kemiğe büründü!
Eğrisiyle doğrusuyla hakikât, nihâyet bu sayfalarda zuhur eyledi!

Zaman, biz T.C. Ordusunun astsubaylarına yapılan bu derin haksızlıkları, bu hudutsuz adâletsizlikeri, bu küstahlıkları bir an önce telâfi etmek ya da ettirmek zamanı. Hem de müstâcelen!

Anamın çoban olan babası rahmetli Hakkı dedem birgün “Oğul! Kepenek altında er yatar” dediydi.

Kepenek burada!..

 

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Kaynak:
  1. http://www.tbmm.gov.tr/TBMM_Album/Cilt3/index.html
  2. http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AbdullahMuradoglu/ordunun-teamulleri-varsa-hukumetlerin-de-takdir-hakki-var/23475
  3. Rumeli'den 27 Mayıs'a / İhtilâlin Kaderini Belirleyen Köşk Harekâtı - Kurmay Albay Sami KÜÇÜK, MİKADO 2008
  4. http://www.ugurdundar.com.tr/detay.aspx?haberkategoriid=10&haberid=1386
  5. http://arsiv.sabah.com.tr/1997/10/17/p03.html
  6. http://gundem.bugun.com.tr/160-tank-sir-oldu-haberi/85252
  7. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 210-15
  8. http://www.haber5.com/guncel/kenan-evren-zottirik-biriydi-22m
  9. http://gundem.bugun.com.tr/kenan-evren-okulunun-adi-degisti-haberi/136975
  10. http://www.aktifhaber.com/kenan-evrenin-ismi-kaldiriliyor-523534h.htm
  11. http://www.hurriyet.com.tr/ege/24361648.asp
  12. http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/03/14/celasunun-korumasi-konustu
  13. Dergi No:21, Karar Dairesi:AYİM 3.D., Karar Tarihi:23.06.2005, Karar No: E.2005/309, Karar No: K.2005/950
  14. Dergi No:14, Karar Dairesi:AYİM 1.D., Karar Tarihi:12.10.1999, Karar No: E.1999/941, Karar No: K. 1999/925

Şalvar-Yelekli Kadın!

Merakımı hep mucip olmuşdur. Bizim töremiz ile örfümüz ile anânemiz ile ne alâkası var diye! Birisi buyurmuş, birisi ölçmüş, birisi biçmiş, birisi de kendi aklınca münasip gördüğü yerden ve şekilde kesmiş. Devletin muheterem memurları demişler ki; adâletin timsâli olarak şöyle şöyle bir kadın heykeli yapdıralım ve binanın önüne dikelim...

image003Balıketinde, iri kalçalı... Yakından bakıldığında insana hamileymiş intibaı veren yarım değirmi göbekli. Üstünde yelek, altında şalvar. Göbeğinde ibrişimden bir kuşak. Hemen altında ise şalımsı bir örtüyle avret yerleri setredilmiş. Boynunda, bol boncuklu bir gerdanlık var. Her iki kulağı da görünmüyor. Ya kulakları yok ya da saçının altında kalmış gibi. Kulakları görünmediği için küpe takıp takmadığı belli olmuyor.

Tevatüre göre bir mankenden aparma olan şemâme biçimli göğüslerinin hatları ayan beyan ortada. Ve tam ikisinin ortasına kondurulmuş yıldızlı hilâl... Saçları, çene hizasında küt kesilmiş. Başı açık, ileriye doğru bakışlı bir kadın. Anayasa Mahkemesi binasına arkasını dönmüş vaziyette ayakda öylece duruyor.

Sağ elinde cımbız, sol elinde ayna, değil! Sağ eli yukarıda, kafasının biraz üzerine denk gelen seviyede havaya kaldırmış ve çifte kefeli bir çerçici terâzisi tutuyor. Sol elinde, ucu yere bakan kılıç. Tandır sacının üstündeki yufkayı ters yüz etmek için anamın kullandığı tahtadan evirgece benziyor... Anlaşılan bu kadınımız da bu kelâmları irâd eden fukara gibi solak.

Sağ ayağını ileri doğru atmış ve dizinden hafifce bükmüş. Sol ayağına göre biraz yukarıda duran bir kaidenin üzerine başmış ve sol ayağına kıyasen birkaç santim ileride. Ayağındaki çarık değil, belli! Yabancı filimde gördüydüm. Roma’lı askerlerin ayağına giydiği türden üstü açık, terlikimsi bir şey. Alt tarafı kaval, üst tarafı şeşhane misâli olan heykel, hülyâ dolu gözlerle Anayasa Mahkemesinin binasına girenlere bakıyor.

Bir iki gün evvel gidip tekrar bakdım. Atatürk Bulvarına bakan tarafında duran Yargıtay’ın Adâlet heykeli hanımının gözleri bağlı. Bu hanımın gözlerini niye açık? Adâleti doğru tecelli ettirmek için gözleri açık mı, yoksa kapalı mı olmalı?

Kime benziyor? Kimi andırıyor? Anamın yarısı rahmetli Şâdan teyzeme hiç benzemiyor. Heykeltraşının sanatına hörmetimz var. Kendisi demişler ki; bu kadın, Cumhuriyet kadınını temsil ediyor. Cumhuriyeti kuran kadınlara bakdım. Çünkü Cumhuriyetin kadınları; benim ebelerim, benim bibilerim, benim analarım. Hepsinin başı örtülü, saçları çifte belikli ve kulakları küpeli. Öyleyse bu kadın hangi Cumhuriyetin kadını ve hangi Cumhuriyeti temsil ediyor?

Size dil döken şu fakirin göbeğini bu topraklarda kesmişler. Kendisi bu nerdübânları ağır ağır çıkmış ve şunca yaşın da sahibidir. Eteğinde güneş rengi bir yığın yaprak! Sokakda bu hanıma benzeyen bir dane bile yerli bayan görmedi şu melul melul bakan dört gözleri. Ne yer, ne içer? Ne alır, ne satar ki sağ elinde terâzi tutuyor? Neyi kesip biçiyor ki öteki elinde kılıç tutuyor? Eski binasının önünde böyle bir heykel var mıydı acap, hatırlamıyorum. Nereden geldi? Adı neymiş? Ebeme, anama, bacıma, bibilerime, zevceme, kız evladıma hiç benzemiyor! Kim imiş peki bu kadınımız?

Bu sualler zihnimde vecde gelip semâ ederken, işde tam da bu noktada anâneleler ile efsaneler; gerçekler ile hayâller; bizimkiler ile onlarınki, doğu ile batının değerleri; tevâzu ile ukalâlık; akl-ı selim ile kendini bilmezlik; özüne sadâkat ile başkasına hayranlık hisleri birbirine karışıp herc-ü merc oluyor.

Sen git, bin seneden beri cenk etdiğin milletin kadınını al getir. Önce sırtına millî esbaplarımızdan şalvar-yelek giydir. Göğüslerinin arasına yıldızlı hilâl yerleştir. Sonra sağ eline çerçici terâzisi, sol eline Roma kılıcı tutuşdur. En sonunda da üstelik gıçını sana dönmüş vaziyette bosdana hoyuk diker gibi binanın önüne dik. Türk, Türk olalı böyle gâvur ezâsı, böyle Yonan zulmü görmedi inanın yârenler!

Mahkemede oturduğunuz kürsünün arkasındaki duvara iri iri büyük hurufat ile “ADÂLET, MÜLKÜN TEMELİDİR” yazıyorsunuz. Bu vecizi söyleyen Hz. Ömer (ra)’in heykelini koysaydınız oraya; gelir elinizi öperdim. Kanunlar Adamı Sultan Süleyman’ın heykelini koysaydınız oraya; eliniz, önce dudaklarımla sonra da alnım ile buluşurdu. Türk’ün Anadolu’da devletleşmesinin temel ilkelerini ortaya koyan ve dünya siyâset tarihinin en büyük devlet adamlarından birisi olan Nizamülmülk’ün heykelini koysaydınız, siz hamiyetli devlet büyüklerim ile iftihar ederdim.

Tanrıların ülkesi yarı Yonan ve kölelerin ülkesi yarı Roma efsanesi karışımı kokan bu kadın efendiyi seçmek de ne oluyor? Kimin haddine? Nasıl bir zihniyet ki kendi has değerleri, dünyaya nizam vermiş devlet adamları, adâletin timsâli Kanun adamları burnunun dibinde dururken gidip de gâvurun tanrıcasına sarılıyorlar? Sen, ey devlet memuru! Sen kimsin? Özün, örfün, tören ne? Adâleti simgeleyecek bir heykele konu olarak elin gâvurunun kadınını simge olarak seçen devletin memurları kendilerini hangi milletin örf, âdet ve törelerine ait görüyorlar acap?

Hamd olsun ki bizim sokakdan geçerken bu hanımefendiyle karşılaşmıyorum. Gecenin zifiri bir deminde kendisini burnumun dibinde görüversem hafazanallah, ödümü patlalabilir hani.

Neyse, balıketli, yarım değirmi göbekli, iri kalçalı, şemâme göğüslü bu hanımı yerinde rahat bırakalım da bakalım gıçını döndüğü o binanın eskisinin içinde 1976 senesinde neler zuhur etmiş, iltifat buyurursanız onlara bir nazar edelim. Olur mu, babayiğitler?

Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde, 1923 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesinde görülmesi esnasında zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri KORUTÜRK’ün kendi davasını savunmak üzere ileri sürdüğü gerekçelere temas etmiş ve mahkemeyi kandırmak için çevirdiği orostopollukları gün ışığına çıkartmaya gayret etmişdik.

Yüksek öğrenim gören astsubaylara ilave bir derece verilmesini öngören 1923 sayılı Kanun’un ilgili maddesini iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine dava açan Cumhurbaşkanı Fahri bey, mahkemedeki duruşmaya kendisi gitmeye tenezzül etmedi. Kendi yerine vekil göndermedi. Hem kendisinin duruşmaya gitmeme sebebini hem de vekil göndermeyişinin sebebini lutfedip mahkemeye bildirmedi.

Astsubayı Taşlamak isimli yazı dizimizin ikincisi olan Anayasa Mahkemesi ve Astsubay isimli bu makâlemizde sırasıyla;

  • Söz konusu davaya nasıl müdâhil olduğunu anlayamadığım MSB’nin küstah temsilcisinin söylediği yalanları ortaya dökeceğiz.
  • Konya Milletveliki Sayın Şener BATTAL’ın verdiği önergeyi savunmak için Meclis oturumunda yaptığı o muhteşem konuşmayı bugünün kalın kafalı idarecilerinin suratına okkalı bir şamar gibi vurmak gayesiyle bu sayfalara konuk edeceğiz.
  • 1976/15 Karar Sayısıyla kayıtlara geçen Anayasa Mahkemesinin karar tutanağını inceleyeceğiz. 
    Bu cümleden olmak üzere, 926 sayılı TSK Personel Kanun’unun 137/c maddesinin ilgili kısmının iptaline giden sürecde Anayasa Mahkemesinin bazı üyelerinin ne inciler dökdüğünü, ne teller bükdüğünü, ne makaralar sardığını, ne boncuklar dizdiğini ve Fahri beyin zehirli, üsdelik yemsiz zokasını gönüllü olarak nasıl yutduğunu göreceğiz. Ayrıca karar metninde kayda geçen çok önemli tesbitlerin izlerini süreceğiz...
  • Zottirik lakabıyla maruf birisine atfedilen kepaze ve hâlâ meriyyetde olan ağulu bir sözün neşet ettiği fitne kovanına başı çatallı iri bir çomak sokup şöyle kuvvetlice karışdıracağız.

14 Ekim 1975 tarihinde, Sayın Kani VRANA Başkanlığında 15 üyesiyle toplanan Mahkeme, 1923 sayılı Kanun’un 37 nci maddesinde mezkur 926 sayılı TSK Personel Kanun’u madde 137/c’yi görüşüp karar almak için toplanmış.

Önce, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine sadece kendi imzasıyla dava açıp açamayacağı konuşulmuş. Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde bahsetdiğimiz gibi ne de olsa bir Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi tarihinde ilk defa dava açıyor. Eni konu incelemeden sonra mahkeme, şöyle bir karara varıyor; “... nedenlerle Cumhurbaşkanının, Anayasanın 149. maddesine göre, Başbakanla herhangi bir bakanın imzalanmasına gerek olmaksızın, yalnız kendi imzasiyle iptal davası açma yetkisi bulunduğu kabul edilmelidir.

Böylece, astsubaya yüksek öğretimde ilave bir derece intibak hakkı veren Kanun hükmünü idam sephasına götüren yoldaki mânialardan birisi daha ortadan kaldırılıyor. Mahkeme bilâhare, dosyada başkaca bir eksiklik bulunmadığına ve işin esasının incelenmesine karar veriyor.

Dava sonucunu kavrayabilmek için önce mahkeme heyeti ve aldığı karar hakkında kısa bilgiler arz edelim. Anayasa Mahkemesinde söz konusu davayı inceleyen heyetin üye sayısı 15. 15 üyeden 2’si askerî hâkim kisveli subay. Bu 2 askerî hâkim subaydan birisi kısmen iptalden yana, öteki de tamamen iptalden yana oy kullanmış. Bir başka ifadeyle, heyetdeki 2 askerî hâkim subayın ikisi de astsubayın aleyhine oy vermiş. Celse sonunda heyet, üçe bölünmüş ve birbirinden tamamen farklı üç istikâmetde karara varmış. Astsubayları onulmaz sıkıntılara ve haksızlıklara garkeden, derinden inciten ve oyçokluğu ile alınan bu mel’un karar, sadece bir oy farkıyla alınmış. Duruşma sonunda mahkemeden çıkan karar ve oy dağılımı şöyle;

Söz konusu Kanun hükmünü;

  1. Kısmen iptal eden üye sayısı    : 7 ( Üyelerden birisi askerî hâkim subay)
  2. Tamamen iptal eden üye sayısı    : 6 ( Üyelerden birisi askerî hâkim subay)
  3. Tamamen kabul eden üye sayısı: 2

Mahkeme heyeti, hemen yukarıdaki satırda görüldüğü üzere, masaya üç ihtimalli bir karar almak için oturdu. Bu ihtimallere göre mahkeme;

  1. Kanun hükmünü tamamen iptal etse, yeni bir düzenleme yapması için Meclise bir fırsat verilecek. Ve kuvvetle muhtemeldir ki Meclis, gene aynı kararı alacak ya da benzer bir Kanun yapacak idi.
  2. Tamamen kabul etme hakşinaslığını gösterse, 926 sayılı TSK Personel Kanun’u ile subay takımına altın tepside sunulan yüksek öğrenim hakkını, astsubaylar mahkeme kararıyla alacak idi.
  3. Fakat Anayasa Mahkemesi, Fahri beyin çürük dümen suyunda giderek haksızlık, gaflet ve dalalet zincirine sıracalı bir halka daha ekledi. Mahkeme, verebileceği en kötü kararı verdi ve Fahri beyin tuttuğu tasa astsubayları kan kusdurdu.

Fahri beyin Kanun’larda mezkur kelimeleri bile saptırıp yalan yanlış beyanat vermesine rağmen söz konusu Kanun hükmü, 15 üyeli mahkemede 7 üyenin oyu ile, bir başka ifadeyle sadece 1 oy farkı ile kısmen iptal edildi. Hiç şüphe yok ki mahkemeye takdim edilen dava dilekcesinde Fahri bey Kanun’da mezkur kelimeleri eğip bükmeden, olduğu gibi kullansaydı davayı kazanması asla mümkün olmayacak idi.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin karar tutanağındaki sıraya göre kimin neler söylediklerine göz atalım;

Hatırlayacağınız üzere, söz konusu Kanun hükmünün iptal edimesi için Anayasa Mahkemesine dava açan zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri KORUTÜRK’ün dava dilekcesindeki ifadelerini Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde incelemiş ve hakikatleri ortaya dökmüşdük.

Anayasa Mahkemesi ve Astsubay isimli bu makâlemizde ise;

  • Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin,
  • Önerge sahibi Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın ve
  • Üçe bölünüp üç farklı yönde karar veren mahkeme heyetinin tespitlerini gene bu görüşler tahtında ele alıp görüşlerin dayanak noktalarına nişter atacağız. Böylece üç ayrı kümeye bölünen üyelerin hangi düşünceleri savunduğunu sırasıyla ele alacağız.

Astsubaylara yüksek öğrenimde ilave bir derece intibak hakkı veren T.B.M.M. kararının Anayasa Mahkemesinde kurulan darağacına cebren ve hile ile nasıl götürüldüğünü tutanaklardan görelim.

İncelemeye, hukuğun yüz karası olan MSB Temsilcisinin mahkemedeki sözlü savunmasını tetkik ederek başlayalım;

Millî Savunma Bakanlığı Temsilcisi;

Mahkeme Karar Tutanağının “IV Esasın İncelenmesi” başlığının “Sözlü Açıklama” alt başlığında, 3 Şubat 1976 tarihli sözlü açıklamasında; Millî Savunma Bakanlığının gönderdiği temsilci, 1450 sayılı Harb Okulları Kanun’una göre, harb okullarının 4 sene eğitim verdiğini söylemiş ve yalan urganına bir yağlı düğüm daha atmış.

Harb okullarının eğitim seviyesini 3 seneden 4 seneye yükselten Kanun, 1977 senesinde çıkartıldı. Bu konuyu İntibakların Seyir Defteri isimli makâlemizde teferruatıyla açıkladık. 1977 senesinde çıkartılacak bir Kanun’u, Millî Savunma Bakanlığı bir sene evvelinden nasıl biliyor?

Fahri beyin açdığı davaya kel alâka nevinden müdâhil olan ve kimliği hakkında hiçbir bilgi verilmeyen MSB temsilcisi, yukarıda verdiği bilgileri, 1450 sayılı Harp Okulları Kanun’una isnat etmiş. Ben aradım fakat bulamadım. Allahaşkına bir de siz bakınız! Temsilcinin, mahkemede sözlü açıklamasını arz etdiği tarih, 3 Şubat 1976. Bu tarih itibariyle, 1450 sayılı Harp Okulları Kanun’u isimli bir Kanun, devlet mevzuatında var mı?

Aynı parağraf altında; Fakülte ve yüksek okullarda okuyup teğmen nasbedilenlere, harp okulu süresinden fazla okudukları beher sene için bir kademe vermeyi imtiyaz saymayan MSB, 5 senelik yüksek okulu bitiren astsubaya bir derece dahi verilmesini hazmedemiyor. Bu, ne hodbinlik? Bu, ne gabilik? Yazıklar olsun!

MSB Temsilcisi, mahkemedeki ifadesinde yalanlar söyleyerek savunmasına devam ediyor. Kendisi mahkeme huzuruna gelmeye tenezzül etmeyince Fahri beyin dilekcesindeki kelimelerin orasına burasına sıkışdırdığı yalanları savunmak vazifesi, başında Millî sıfatı taşıyan iki Bakanlıkdan birisine düşüyor. MSB temsilcisi yalanlarına şöyle devam ediyor;

Dava konusu edilen madde, yüksek öğrenimi bitiren astsubayların aynı öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış olmayı kabul etmektedir. Buna göre 5 yıllık öğrenimi bitiren astsubay 7 derecenin 2 nci kademesinden hizmete başlamış kabul edilerek aylığı buna göre bulunacaktır.

Burada hemen göze çarpan bir husus, fakülteden yetişen bir subay ile aynı fakülteyi görevde iken bitiren astsubay arasında ikinciler yararına “bir ileri derece” ayrıcalığı bulunmaktadır. Bu, tüm hizmet boyunca devam edecektir.

MSB temsilcisinin savunmasına dayanak olarak seçdiği yukarıdaki örneklemeyi anlayan varsa beri gelsin. “Yüksek öğrenimini bitiren astsubay” ifadesiyle sen kimi kasdediyorsun, ey temsilci sıfatlı hukuk hokkabazı? Bu astsubay, kaç yaşında? Rütbesi ne Allahaşkına? 5 senelik bir öğrenimi bitiren astsubay, nasıl oluyor da hemen 7 derecenin 2 inci kademesine intibak ettiriliyor? Orostopolluğun dik alâsına bakar mısınız? Burada söz konusu edilen astsubay, 5 senelik yüksek öğrenim tamamlıyorsa ve 7 derecenin 2 nci kademesine intibak ettiriliyorsa bunda ne var? Senin teğmen nasbettiğin fakülte mezunu subayına da aynı hakkı veriyorsun zaten. Ve Fakülte mezunu bu teğmen yavruların, aldığı beher senelik eğitimin karşılığı olarak harbiyeli teğmen yavrularının kıdem olarak üstüne çıkıyor, değil mi? Senin astsubay dediğin bu asker kişi, astsubay değil de herhangi bir memur olsaydı aynı yüksek öğrenimin karşılığı olarak gene aynı şekilde 5 kademe maaş terfisi alacakdı. Yanlış mı? Astsubay dediğin kişi, senin baba ayrı, ana bir üvey garındaşın değil! Patagonya Silahlı Kuvvetlerinin astsubayı da değil! Bu vatanın şerefli bir vatandaşı. Anayasa ve Kanunlar, yüksek öğrenim konusunda sana ne hak verdiyse astsubaya da, memura da aynı hakkı verdi. Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu ey şavalak MSB temsilcisi? Sayın Ersen GÜRPINAR’ın tabiriyle, senden olsa olsa hukukcu değil ancak bir gugukcu olur!  Hem de dalkavuk, ebleh bir gugukcu! En hafif tabiriyle, sana yazıklar olsun!..

Bakınız, MSB temsilcisi daha ne cevâhir yumurtalamış; Burada dökülen ağdalı kelâmlar, gene Fahri beyden ısmarlama.

Ayrıca 657 sayılı Kanunun l nci maddesinde subay ve astsubayların özel kanunları hükümlerine tâbi olacakları açıklıkla belirtilmiş olmasına rağmen dava konusu hükümde 657 sayılı Kanuna paralellik sağlandığı bir an için kabul edilse yukarıda belirtilen eşitsizlik, bir derece düşmek suretiyle daima iki derece ileride devam edecektir.

Al sana bir kaya, nereye dayarsan daya! Bu ifadeden, şu fakir hiçbir şey anlamadı. Deyin ki aklı yetmedi, kabul ederim. Siz muhterem karilerden hukuk ehli olan varsa kerem buyurup tefsir etsin de biz de onun ilminden feyz alalım.

Devam etmiş MSB soytarısı temsilci;

Kaldı ki 657 sayılı kanunun 36. maddesinin (B) bendinin 12/d fıkrasında üst öğrenim bitiren bir öğrenimin giriş derece ve kademesinden başlamakta memuriyette geçirdiği başarılı hizmet sürelerinin her yılı bir kademe, her üç yılı bir derece hesabiyle ilâve edilmekte ve üst öğrenime ara vermeden başlayan ve normal süresinde tamamlayan emsalini aşmamaktadır.

Hukukcu unvanını unutan MSB temsilcisi, bu noktada artık insanlıkdan çıkmış ve aklını yitirmiş. Yukarıdaki ifadesinde, astsubayı devlet memuru ile aynı kefeye koymak arsızlığını yapmakdan geri durmamış. Ey kibirli MSB temsilcisi! 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unun o maddesi ne diyor; “Ayrıca 657 sayılı Kanunun l nci maddesinde subay ve astsubayların özel kanunları hükümlerine tâbi olacakları açıklıkla belirtilmiş...” Bak temsilci, bu ifadeler sana ait, bana değil!. Durup dururken astsubayları devlet memurları ile aynı seviyede değerlendirmek de ne oluyor? Sen, teğmenini devletin memuru ile kıyaslıyor musun? İki cümle önce söylediğin ifadeyi de mi inkâr ediyorsun? Askerliğin temel değerlerinin en başda geleni, şerefli olmakdır, bilir misin? Sende şeref var mı?

Devam etmiş telleri kırıp dane dane incileri dökmeye muhterem MSB temsilcisi;

Dava konusu hüküm, hizmette başarıyı, her derece için ne kadar bekleneceği ve emsalini aşmamak koşullarından hiç birisini öngörmemektedir. Kamu yararı ve hizmeti gözetmeyen tamamen imtiyaz tanıyan bir hüküm niteliğindedir.

Be adam, sen hukukcusun, değil mi? Ya da muvazzaf bir subaysın. Devletin sana ödediği maaş dizine, gözüne, boğazına dursun düğüm düğüm inşallah! Bu soruyu gidip bizim mahalle mektebinin ana okulunda okuyan; altı bezli, ağzı süt kokan bebelere sorsan doğru cevabı alırsın inan ki! Bu laf ebeliğini, bu ucuz söz oyunlarını, bu çiğ orostopollukları bir kenara bırak! Senin bu ifadende bahsetdiğin hususların yüksek öğrenimini tamamlamış astsubayın, devlet memuruna göre bir üst derecen intibak ettirilmesiyle hiçbir ilgisi yok. Git, karargâhdaki Maaş Mutemedi Astsubayına sor da beş saniye de anlatsın sana. Adam, adamı yeseydi, deden yerdi neneni. Korkma, yemez seni!

Aşağıdaki ifadeyi, Karar Tutanağından aynen naklediyorum; Bu ifadeler, MSB’nin hukukcu sıfatını taşıyan kibirli temsilcisine ait. Dikkat ediniz, bu küstah temsilci, “çavuş” diyor! Laf ola, beri gele! Alın size, sekizinci küfeden kart bir hıyar daha! Çavuş kime denir, anlaşılan daha onun farkında değil bu gabi! Yumurtaladıklarının tefsiri de size kalıyor gayrı.

Milli Savunma Bakanlığı temsilcisi, kendisine yöneltilen:

- Dava konusu (C) bendinde intibak şu dereceden başlatılır değil de bir üst dereceye terfi ettirilir ibaresi kullanılmış olsaydı yine müsavatsızlık söz konusu olurmu idi sorusunu da;

"Kendisine bir üst derece verilmesi demek normal olarak askerlikte rütbe esası söz konusudur. Yani bir üst derece verdiğimiz vakit çavuş, üstçavuş; üstçavuş, kıdemli üstçavuş, bu şekilde anlar isek bunda eşitsizlik olmazdı. Şu bakımdan olmazdı: Çünkü astsubay çavuştan üstçavuş olmuştur. Üstçavuşlarla aynı işlemi görecektir."

 

biçiminde yanıtlamıştır.

Önergeyi Veren Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL;

Önerge sahibi, Millet Meclisi Genel Kurulunda önergeyi şu sözlerle savunmuştur:

Ordu statüleri son derece rijit, katı statülerdir. Şüphesiz kendi bünyesi içinde bu suijeneris statüleri mazur görmek mümkündür, ancak, bu katı statüler içinde bazı yanlışlıkları veya noksanlıkları, zühulleri telâfi etmek lâzımdır. Önergemiz bunu temine matuf bir önergedir. Şöyle ki:

Bir astsubay, Eczacılık Fakültesine gitti, eczacı oldu. Orduya müracaat ediyor, "benim eczacı diplomam var. Siz eczacı arıyorsunuz. Beni Eczacı alır mısınız?" diyor. Cevap: "Hayır" ve eczacı dışardan alınıyor.

"Eczacılık Fakültesini bitirdim, terfi verin" diyor, terfi verilmiyor.

"Zam verin, takdir verin" diyor, verilmiyor ve astsubaylıkta mecburî hizmeti dolana kadar çalışıyor.

İnsanların yükselme ihtirası, yükselme arzusu, yükselme dilekleri tabiatında vardır ve bu teşvik edilmelidir.

Daha evvel, 657 sayılı kanunun tâdili olan 12 sayılı kararnamede, memuriyette iken yüksek tahsil yapanlara teşvik hükümleri, terfi hükümleri getirilmişti. Şimdi 926 sayılı kanunun bu tadilinde astsubaylar için de böyle yüksek tahsil yapmış olanları, hukuku bitirenleri, eczacılığı, dişçiliği, bir diğer mühendislik okulunu bitirenleri subaylığa alamıyorsunuz. Branşında, iktisap ettiği branşında çalıştıramıyorsunuz, hiç olmassa bu ilmî çalışmalarını teşvik etmek, bilginin zararı olmaz, bir gün ummadık bir yerde Ordumuza o öğrendiği bilginin faydaları olabilir- bakımından terfi ettirmek, takdir etmekle sosyal adâlet ve hakkaniyet bakımından büyük fayda mülahaza ediyoruz. Bu bakımdan muhterem arkadaşlarımızın ittifak halinde bendenizin bu izahatından sonra önergemize iltifat edeceğine inanıyorum.”

Kendisi de bir hukukcu olan Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın savunması işde böyle, babayiğitler. Şimdi, burada durup şu soruyu soralım; Sayın BATTAL’ın savunmasında dile getirdiği hakikatler bugün bile geçerli mi? Evet, geçerli. Üstelik, bilginin insandan daha kıymetli olduğu şu çağda, burada dile getirilen ihtiyaç düne göre bugün çok daha fazla mı? Evet. Taassubu, kasıntıyı, kıskançlığı, kibiri, küstahlığı, fesatlığı, müzevirliği, hazımsızlığı bir kenara bırakmanın zamanı geldi.

Bugün, bir Şener BATTAL daha ortaya çıkmalı ve aynı önergeyi tekrar Meclis gündemine taşımalıdır. Artık bu yoldan geri dönüş yok. Siz değişmezseniz, birileri sizi ve sizin zihniyetinizde olan zevatı gıçınıza dürte dürte değiştirecek.

Kanun Hükmünü Kısmen İptal Edenler;

Davayı inceleme sahfasında 7 üyenin ortaya koyduğu tespitler;

Ancak niteliklerde benzerlik ve yasaların koyduğu kurallara uyarlık oranında eşitlik söz konusu olacaktır. Bu nedenlerle yüksek öğrenim gören bir memurun aylık ve ödeneğinin yalnız orta veya lise öğrenimi görmüş bir memurun aylık ve ödeneği ile bir tutulması söz konusu olmadığı gibi yüksek öğrenim görmüş bir astsubayın aylığının bu nedenle bir ölçüde artırılmasının yüksek öğrenim görmemiş astsubaylara nazaran eşitsizlik yarattığı ve ayrıcalığa yol açtığı da öne sürülemez.

Öğrenim durumları, nitelikleri Devlet Örgütündeki görevleri farklı ve bu nedenle kanunlarda aylık derece ve miktarları da değişik tutulmuş olan personelin aylıklarını birbirleriyle karşılaştırmak suretiyle isabetli bir sonuca varma olanağı da yoktur.

MSB’nin “Yeni bir astsubay zümresi ortaya çıkar” savını temelden çüreten ve MSB temsilcisinin o arsız suratına atılmış bir Osmanlı tokatıdır işde Mahkemenin bu tesbiti.

Mahkeme, subay ve astsubayların eğitim seviyelerinin ve göreve başlangıç derecelerinin birbirinden farklı olduğunu, bu sebeple subaylar lehine bir “ayırım” gözeltilmesini “yerinde ve doğal” buluyor. Ve bu tesbitden hareketle, astsubaylar lehine çok önemli bir sonuca varıyor. Diyor ki; “subay ve astsubayların aylık derece ve kademelerinin, 657 sayılı Kanuna bağlı memurların aylık derece ve kademeleriyle karşılaştırılması da doğru olamaz.

Demek oluyor ki: subaylar ve astsubaylarla 657 sayılı Kanuna bağlı Devlet Memurlarının aylık gösterge tablolarında eşitlik ve hatta benzerlik bulunmadığı, aylık derece ve kademeleriyle bu derece ve kademelerdeki gösterge miktarları başka başka ve değişik bulunduğu cihetle bunları birbirleriyle karşılaştırmak ve bu yoldan dava konusu Yasa kuralının Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine uygun düşüp düşmediğini saptamak olanaksızdır.

Bu saptamadan hareketle, Anayasa Mahkemesi, aynı eğitimi alsalar dahi astsubaylara, devlet memurlarına verilen haklardan daha fazlasının verilmesini hukuka uygun buluyor. Bu tespit çok önemli. Bugün, devlet memurlarına verilen yüksek öğrenim hakkından bile daha azını astsubaya veren beberûhî statü hazretlerine duyurulur!

Filim karesini burada durduralım. Hani AYİM, astsubayı 657 sayılı devlet memurları Kanunu madde 36’da tavsif edilen “Genel İdare Hizmeleri Sınıfına” dâhil etdi ya! İşde, Anayasa Mahkemesinin bu tesbitinden hareketle, AYİM’in bu küstah ve mesnetsiz kararını iptal ettirmenin yollarını aramamız lâzım dostlarım. TEMAD’a duyurulur.

Fahri bey, Anayasa Mahkemesine verdiği dava istidasında ne buyurmuşdu? Görelim;

Hal böyle iken, 1923 sayılı Kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi esnasında hükümet tasarısına uymayan ve hükümetin muhalefetine rağmen bir önerge ile ilâve edilen yukarıdaki fıkra hükmü, Silâhlı Kuvvetlerde bazı ihtilâflara sebep olacak ve askeri düzen ve hiyerarşiye uymayacak nitelikte görülmektedir.

Peki, Fahri beyin bu iddiasına cevap olarak Mahkeme ne dedi? Buyurunuz, görelim;

... “görevde iken yüksek öğrenimi bitirmiş olan astsubaylara makul görülebilecek bir ölçüde derece ve kademe ilerlemesi verilmesinin ordudaki hiyerarşiyi bozduğu yolundaki gerekçeye katılmak da olanaksızdır.”

Mahkemeden gene şiddetli bir Osmanlı tokatı. Fahri beyin kemikleri çınlasın. Mahkemenin bu tesbitini duyduğunda Fahri beyin yüzünün aldığı biçimi merak etmiyor değilim hani. Bu tesbit, idarenin bugün hâlâ gasp etdiği benzer haklarımızı daha kuvvetli ve şiddetli bir şekilde savunmamız ve talep etmemiz için bize müthiş bir koz veriyor, bunu fark etmemiz gerekir.

Mahkeme’nin inceleme esnasında vardığı tespitleri okumaya devam edelim;

Anayasa'nın ve öteki yasaların, öğrenim ve eğitime bu kadar önem verip özdendirmede bulunmalarına, memurken yüksek öğrenim görenlere master veya doktora yapanlara derece ve kademe ilerlemesi sağlamalarına karşılık, ordudaki hizmet ve görevlerini sürdürürken olağanüstü çalışmaları sonucu yüksek öğrenimi tamamlayan astsubayların bu başarı ve yüksek öğrenimlerini değerlendirmekte Anayasa ile bağdaşmayan bir yön yoktur.

Dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değiştirilen 137. maddesinin (C) bendindeki "görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir." hükmünün tümüyle iptali halinde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara aylık derece ve kademesi bakımından hiçbir hak tanınmamış, böylece Anayasa ve öteki yasaların açıklanan ilkelerine ters düşen yeni bir durum meydana gelmiş ve bu kez de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa bağlı memurlar, aynı durumdaki astsubaylara göre ayrıcaklı bir duruma getirilmiş olacaktır.

Anayasa Mahkemesinin bu tesbitini de alkışlamak gerekiyor. Zira, yüksek öğrenim yapan astsubayların Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’undan neşet eden haklarının verilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlığı, bugün itibariyle dahi 1976 senesinde Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu bu saptamanın çok gerisindedir.

Yukarıda yazılı nedenlere göre; dava konusu (C) bendinin Anayasanın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen yönü, görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara her halde derece ve kademe ilerlemesi verilmiş olması değil, verilmiş olan derece ve kademe ilerlemesinin aynı durumdakilerden üstün tutulmuş olmasıdır.

Bu halde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilecek derece ve kademelerden hizmete başlamış olarak kabul edilirse Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen ve ayrıcalık yaratan bölümü ortadan kalkmış olacaktır.

Can dostlar, celsenin seyrinin astsubaylar aleyhine döndüğü nokta, işde hemen yukarıda gördüğünüz son iki parağrafdır. Buraya kadar hep astsubaylar lehine görüş bildirip hüküm tesis eden mahkeme bu noktada yüz seksen derece dönüyor. Astsubayın yüksek öğrenim hakkını savunan mahkeme, astsubay lehine tesis etdiği bütün saptamaları birdenbire tam anlamıyla inkâr ediyor. Bu ifadesiyle mahkeme, önceki tespitlerini yalanlıyor. Bu kıvırmanın sebebini mutlaka anlamalıyız.

Mahkemenin saplandığı bu sakat mantığa göre devam edersek, subay ve astsubayların memurlara göre daha yüksek derecelerden memuriyete başlatılmasının da Anayasa’nın 12 inci maddesine ters düşdüğünü kabul etmemiz gerekir.

Ve Son Perde; Birisi Askerî Hâkim Subay Olan 7 Üye, Hukuku Katlediyor;

Yukarıda yazılı nedenlerle; dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesinin (C) bendinin tümünün değil yanız (görevde iken .....) diye başlayan ikinci cümlesindeki (giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak) deyiminin iptaline karar verilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin davayı inceleme safhasında kağıda dökdüğü tutanak metinleri tam da böyle. Hemen yukarıda gördüğünüz son iki parağrafı bir kenara koyalım. Ondan önceki bütün mütalâası tamamen astsubayın yüksek öğrenim hakkını savunan ifadeler ile dolu. Üstelik şamar niteliğindeki tesbitleriyle de Fahri beyin ve MSB’nin Kanun hükmünü iptal ettirmek için ileri sürdüğü gerekçelerin hepsini teker teker çürüten ifadeler ile dolu.

Fakat ne olduysa olmuş, bir yerlerden bir vahiy gelmiş ya da ters yönden bir yel esmiş. Sondan ikinci ve üçüncü parağrafdaki keskin bir “U” dönüşüyle mahkeme tam anlamıyla önceki savlarını tamamen inkâr etmiş. Kendi tükürdüğünü kendisi yalamış. Kelimenin tam anlamıyla sıçmakla kalmamış, bir de sıvamış. Ve ne yazıkdır; dağ, fare doğurmuş...

İncelemeden sonra oylamaya geçilmiş ve oyçokluğu ile malûm karar ortaya çıkmış.

Fahri beyin iddialarını, MSB temsilcisi çürütmüş. Her ikisinin ortaya atdığı iddiaları da Mahkeme çürütmüş...

İncelemesinin son iki parağrafına kadar mahkeme, hem Fahri beyin hem de MSB’nin iddialarını temelden çürütmüş. Meclisin kabul ettiği Kanun hükmünün astsubaya yüksek öğrenimde bir derece ileriden intibak hakkının hukuka ayrıkı olmadığını Anayasa ve Kanun hükümleriyle defalarca ispatlamış.

Fakat nasıl olduysa mahkeme, incelemesinin son parağrafına sıkışdırdığı tam ters yöndeki sakat ifadeler ile kararı tersine çeviren bir halet-i ruhiye içine girmiş. Mahkemenin ya ilk saptamaları yanlış ya da son saptaması. Bugün, bu kıvrak dönüşün sebebini anlamak için ne gerekiyorsa yapmalıyız.

Yukarıda okuduğunuz ifadeler, kısmî iptal kararı veren mahkemenin 7 üyesinin, davayı inceleme aşamasında ortaya koyduğu düşünceler. Kısmî iptal kararı yönünde oy kullanan bu üyelerden birisinin askerî hâkim subay olduğunu hatırlayınız. Bu askerî hâkim subayın, Genelkurmay Başkanlığının dümen suyunda kayık yüzdüren bir emireri mesabesinde olduğunu bilmeyen var mı? Bu sakat kararın emir-komuta zinciri içinde tesis edildiğini söylemek için müneccim olmaya hâcet varmı?

image005Yüksek öğrenim yapan astsubayların, aynı eğitimi gören devlet memurlarına göre bir derece ileriden intibak ettirilmelerini Anayasaya aykırı bulan mahkemenin 7 üyesi; gerek fakülte ve yüksek okul mezunu ve gerekse o tarihde 3 sene olan harb okulu mezunu teğmen rütbesindeki subayların, aynı eğitimi gören devlet memurlarına göre “bir derece ileriden” intibak ettirilmelerini Anayasaya uygun bulmakta beis görmemiş. İşde tam da bu noktada, kısmî iptal hükmüne imza atan 7 üye, Fahri beyin mesnetsiz iddiasının aymaz savunucusu mesabesine düşmüşler. Bu karara imza atan mahkeme üyeleri, hukukun üstünlüğünü bir kenara bırakıp üstlerin hukukunu savunmayı da Anayasaya uygun bulmakda mahzur görmemiş.

Şimdi gelelim Kanun hükmünün tamamen iptali yönünde karşıoy kullanan 6 hâkimin görüşlerine. Bu hâkimlerden birisinin askerî hâkim subay olduğunu lafımızın başında söylemişdik;

Kanun Hükmünü Tamamen İptal Edenler;

Karşıoy Gerekceleri;Senin başçavuşun, benim teginmenimden fazla maaş alamaz” sapkınlığına giden yol...

Sayın üyeler diyor ki;

Dava edilen kuralın, askerî hizmetlerin gereklerini bozup bozmadığı konusuna gelince, yukarıda da değindiğimiz gibi askerî hizmetlerin gereklerini başta disiplin, rütbe ve kıdem öğeleri oluşturmaktadır.

Bu ifade, aşırı derecede zorlama bir yorumdur, can dostlarım. Aylığı, rütbenin vazgeçilmez bir unsuru görerek böyle sapkın bir sonuca varmanın mesnedi yokdur. Bu yargıya göre en kıdemli astsubayın en kıdemsiz subaydan her hâl ve şart altında daha az maaş alması gerekir. Böyle bir tahakkuk fikrini dünyanın hiçbir teşkilatında göremezsiniz. Bu kanaati hukukcu insanların söylemiş olması hukuk ilmi için bir tam yüz karasıdır.

Bunun doğal sonucu olarak silahlı kuvvetlerde aylıkla rütbe birbirinden ayrılmaz iki unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki unsuru birbirinden ayıran düzenlemelerin askerî hizmetlerin gereklerine de ters düşeceği kuşkusuzdur.” Örneğin bir astsubaya, kendisine rütbesi ve kıdemi yönünden emir verme durumunda olan amirinden daha üstün aylık ödenmesinin askerî hizmetlerin gereklerine ve bunun doğal sonucu olan disipline aykırı düştüğü açıktır

İşde bu noktada 1 üyesi askerî hâkim subay olan mahkemenin 6 üyesi böylesi sakat bir kanaata saplanmış. Bu yargının doğru olduğunu kabul edersek, askerlik görevini yapmak için orduya intisab eden 1 günlük hizmeti olan bir asteğmenin, 30 sene hizmeti olan bir astsubay başçavuşdan daha fazla maaş alması gerekir. Halbu ki hakikat hem o tarihde hem de bu tarihde böyle değildir. Olamaz da! Olmasını savunmak için insanın aklını peynir ekmek ile yemesi gerekir. “Başçavuş bile olsa teginmenimden fazla maaş alamaz” sakat yargısının yuvası, kovanı, rahmi, odağı  işde tam da burasıdır, can dostlar.

Burada filmi durduralım ve düşünelim;

Şimdi, bu merhalede bize düşen, bu sapık ve ağulu yargının kimden kime bulaşdığı; kimin kime pazarladığı, kimin kime fısıldadığı ya da kimin kime dayatdığıdır. Herkesin günahı kendisinin olsun! Fakat, biliniz bakalım! Söz konusu davanın Anayasa Mahkemesinde görüldüğü aylarda, Genelkurmay İkinci Başkanlığı goltuğunda kimin gıçı var?..

Birisi askerî hâkim subay olan Mahkemenin 6 muhterem üyesi üfürmeye devam eylemişler;

Çünkü yasanın getirdiği hükümle;

-Astsubay iken yüksek öğrenimini tamamlamış ve fakat astsubay sınıfında kalmış olanlar, aynı öğrenimini yapan subayların bir derece önüne geçtikleri gibi

-Kendi sınıflarında da eski rütbelerini muhafaza etmekle birlikte daha üst rütbelerde bulunan astsubaylardan daha fazla aylık alır duruma getirilmektedir. Bu sonucu silâhlı kuvvetlerin yapısı ile bağdaştırma olanağı yoktur. Belirtmek gerekir ki, yüksek öğrenimlerini tamamlayan astsubayların terfihleri askeri hizmetlerin gereklerini bozmadan örneğin kıdem tanıma yolu ile de gerçekleştirilebilirdi....

Yukarıdaki yargıya varan sayın üyeler gene çam devirmişler. Hem de çıralısından. Hem de gıymıklısından. Hem de budaklısından. Hem de iki dane. 

Birincisi; Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde tafsilatlı olarak fâş eyledik. İlave bir dereceyle intibak ettirilse bile yüksek öğrenimini tamamlayan bir astsubayın, derece/kademe bakımında teğmenin üstüne çıkması asla ve kat’a mümkün değil. Ancak asteğmen ile aynı seviye geliyor. Bunu artık anlayın! Mahkemenin burada ileri sürdüğü bu iddia, doğru değildir. Mahkeme burada, Fahri beyin  öne sürdüğü yalan beyanı sorgulamadan, incelemeden aynen kabul etmiş ve Fahri beyin yemsiz, üstelik ağulu zokasını yutmuş.

Mahkeme üyelerinin devirdiği ikinci çam ise birincisiden daha berbâd. Muhteremler şöyle buyurmuşlar; “yüksek öğrenimlerini tamamlayan astsubayların terfihleri askerî hizmetlerin gereklerini bozmadan, örneğin kıdem tanıma yolu ile de gerçekleştirilebilirdi....

Böyle sakat, böyle saçma, böyle ebleh bir fikri savunan kişinin, ordunun işleyişi ile yakından uzakdan en ufak bir ilgisinin ve bilgisinin olmadığı anlaşılıyor. Bu ifadeyi söyleyen kişi askerlik görevini yapmış olamaz. Böyle mesnetsiz ve uygulama imkanı olmayan bir hükümün altına imza atan askerî hâkim subay, bu yapdığından dolayı utanmalıdır. Beyzâdem ifadesinde diyor ki, astsubay 5 sene okusun, bir kuruş bile fark vermeyelim. Kuru kuru bir kıdem verip ensesini sıvazlayıp savuşduralım diyor. Orduda asıl ihtilaflara sebep olacak uygulama işde budur. Çünkü, yüksek öğretimini tamamlayan astsubay, tamamlamayan astsubaydan daha kıdemli duruma veya daha üst rütbeye gelecekdir ki asıl bu durum orduda ihtilâfa sebep olabilir. Hem, olacaksa olacak! Okuyan ile okumayan bir olamaz! Bu üyelerin ileri sürdüğü fikir, Anayasanın “kişinin kendisini geliştimesi” emrine temelden aykırı sakat bir düşüncedir. Aynı yerde otla dur ha!.. Daha bu hakikati bile anlayamayan hukukcuların adâlet dağıtması nasıl beklenir ki?

Be sayın avukat, be sayın hâkim, be sayın asker kılıklı hâkim subay, be sayın hukuk tahsil etmiş adam, be sayın insanoğlu! Bu kadar da eblehlik olur mu? Sana okulda hukuk dersi veren rahmetli hocalarınız bu dediklerinizi bir duysaydı size ne derdi acap? Yüzünüze tükürür müydü? Hukuk diplomalarınızı elinizden alıp yırtar mıydı? 657 sayılı Devlet Mermurları Kanun’unun ilgili hükmü ayan beyan ortadayken, devletin memuru, yüksek öğrenimin beher senesi için bir kademe maaş terfisi alırken böyle bir sözü söylemeye diliniz nasıl varıyor? Sen kendi paran ile kendi zamanın ile, elinin emeği ile gözünün nurunu ortaya dök. Oku, oku, oku... Ve minder yap, öyle mi? Bu düşünceyi saçma, eblehce diye tavsif etmek bile hafif kalır. Bu ifadesiyle sayın üyeler bize diyor ki “tek suçunuz, astsubay olmak!..” “Astsubay olacağınıza gidip ilkokul mezunu bir memur olsaydınız hakkınızı söke söke alırdınız!..” diyor. Yazıklar olsun sizlere!

Adâlet, bu davada astsubaylar için adâletsizlik olarak tecelli ediyor, muhterem vatan sevdalıları!

Son olarak Kanun hükmünün tamamen kabul edilmesi yönünde karşıoy kullanan 2 hâkimin görüşlerini tetkik edelim.

Kanun Hükmünü Tamamen Kabul Edenler;

Ayağımı yumaşacık kavrayan ve sanki hiç yokmuş gibi hissetdiren bir çift pabuç; bedenime tam olarak uymuş ısmarlama takım elbise; içine girdiğimde sanki yokmuş gibi vücudumu okşayan su ile dolu bir havuz. Esdiğinde, bana tarifsiz bir hoşluk ve huzur hissi veren taze, ılık bir bâd-ı sabah.. 15 üyeli mahkemenin 2 üyesinden Sayın Muhittin GÜRÜN ve Sayın Adil ESMER’in karşıoy gerekcesini okurken kapıldığım hissiyatın sadece birkaçı bunlar...

Bu iki vicdan ehli hâkim, mahkemenin aldığı kısmî iptal ve tam iptal kararına cevap olarak öyle bir karşıoy yazmışlar ki bu dünyada insanlığın bugüne kadar bildiği, yazdığı ve söylediği bütün güzellik ve övgü anlatan sözlerini burada yazsam az gelir inanın. Her harfi, her kelimesi ile dağlara taşlara yazılacak, anıtı dikilecek bir destan gibi adeta. Bu savunmayı okudukdan sonra, Türkiye’de hukukcu varmış; Türkiye’de hukuk varmış çok şükür dedim kendi kendime. Böyle bir savunmayı dinleyen öteki hâkimlerin, kendi verdiği kararları hakkında samimi olarak ne düşündüklerini sormadan edemedim kendime. Bu savunmayı dinledikten sonra, verdikleri kısmî iptal ve tam iptal kararlarından dolayı başları öne düşdü mü acap?

Astsubayın ne olduğunu, eğitimin ne olduğunu, hakkın ne olduğunu, insan olmanın en olduğunu, adâletin, vicdanın ne olduğunu, insafın ne olduğunu bulacaksınız bu savunmada. Biz astsubaylar, bu savunmayı büyük harfler ile dağlara, taşlara yazmalıyız. Köhne ve kokuşmuş bir taasubun içine saplanan ve bir asır öncesinin sahte dünyasında ölüm uykusuna yatan MSB ve Genelkurmay Başkanlığındaki beyni çürümüş subay takımı bu savunmayı okumalı, bir daha okumalı, taa ki idrak edesiye kadar. Bu savunmayı ben okumaya doyamadım. Sizlerin de şetâret ile keyif ile okumasını istiyorum. Okuyun, ne olduğunuzun farkına varın gayrı. Bu düşüncelerle aynen naklediyorum.

Karşıoy Yazısı

Yukarıki kararda (1975/183-1976/15), 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü ve 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilmiş bulunan 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesinde yer alan ve görevde iken bir yüksek öğrenimi bitirmiş bulunan astsubayların intibakının, aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle yapılmasını öngören hüküm, Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı görülmüş, buna karşı, intibakın, aynı derece ve kademeden başlatılmasının uygun olacağı sonucuna varılarak cümlenin sadece bir üst dereceden intibak yapılacağına ilişkin bölümünün iptaline karar verilmiş bulunmaktadır.

Bir hükmün Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı düştüğünü öne sürülebilmek için, her bakımdan benzer olan nitelikteki iki veya daha çok durumları düzenleyen değişik hükümlerin var olması ve bunlardan birisinin ötekilerden farklı ve imtiyaz sayılabilecek nitelikte bir düzenlenme yapmış bulunması zorunludur.

Birbiriyle kıyaslanması mümkün olmayan düzenlemelerin değişik nitelikte olmalarına bakılarak Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemiyeceği gibi birbirine benzeyen konuların bile, haklı bir nedene dayandırılmak şartıyla değişik biçimde düzenlenmelerinde de Anayasa'ya aykırılık ileri sürülemez.

Nitekim sivil statüdeki kamu görevlileri ile subayların ve astsubayların aylık ve ödenekleri ve öteki özlük hakları, ayrı kanunlarla değişik biçimde ve birbirinden farklı haklar sağlar nitelikte düzenlenmişlerdir. Kanunlarla tanınan çeşitli hakların farklılıkları arasındaki denge, haklı bir nedene ve Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan (Adâlet) ilkesine dayandığı ölçüde Anayasa'ya uygun olur.

Şayet değişik hak ve yararlar arasındaki denge, haklı bir nedene, dayandırılmaksızın ve Adâlet ilkesini saklı tutmaksızın bir imtiyaz ve kayırma sonucu bozulursa, Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesinin zedelendiği öne sürülebilir.

926 sayılı Kanunun değişik 137. maddesinin C bendindeki astsubayların intibakına ilişkin hükmün, bu açıklamanın ışığı altında incelenmesi şu sonuçları ortaya koyar:

1Yukarıki kararda belirtildiği gibi, astsubaylar, kamu görevlileri arasında, kendi özellikleriyle tamamen ayrı bir grup teşkil ederler. Hizmete alınış biçimleri, aylık statüleri, hizmet şartları diğer gruplardan hiçbirine benzemediğinden, bunların, öteki gruplarla, özellikle kamu görevlilerinin sivil kesimi ile mukayese edilmeleri mümkün değildir.

2Astsubayların, hizmet yerleri itibariyle Silâhlı Kuvvetler Personeli arasında sayılmalarına dayanılarak subaylarla kıyaslanabilecekleri hatıra gelirse de aşağıdaki nedenlerle bu da olanak dışıdır:

  1. Kaynakları ve geçirdikleri öğretim ve eğitim durumları birbirinden tamamiyle değişiktir.
  2. Hizmet şartları ve sorumluluk durumları farklıdır.
  3. Aylık statüleri ayrıdır. Nitekim subay dereceleri 9 dan başlayıp 1. derecede, gösterge rakamları da (birinci kademeler) 300 den başlayıp 1000 de bitmekte iken astsubay dereceleri 10 dan başlayıp 2 nci derecede ve gösterge rakamları da (birinci kademeler) 275 den başlayıp 760 da bitmektedir. Ek göstergeler bakımından da aralarında buna benzer farklılıklar vardır.

Nitelikleri bu derece birbirine benzemeyen ve bu düzenlemelerde, (eşit)likleri hatıra bile getirilmeyen iki ayrı grup kamu görevlisinin, sadece bir konuda, yani sözü geçen intibak işinde, eşit sayılarak aynı işleme tabi tutulmaları halinde, ve asıl o zaman, açık bir eşitsizlik yaratılmış olacağını düşünmemek mümkün değildir.

Bunların hepsinin de ötesinde, söz konusu (C) fıkrasında adı geçen ve kendi imkânlarıyla bir yüksek öğrenim dalını esas görevlerini de aksatmadan, başarı ile bitirmiş olan astsubayların tabi tutuldukları statünün sonucunda şöyle bir durum meydana gelmektedir:

  1. İhtiyaç bulunmadığı için Silâhlı Kuvvetler Kadrolarına subay olarak alınmamaktadırlar.
  2. Yükümlülükleri bitmediği için istifa etmelerine imkân verilmediği gibi yeni öğrenim derecelerinin sağladığı bilgi ve becerilerinden kamu veya özel kesimin öteki alanlarında yararlanma olanağı da kendilerine tanınmamaktadır.
  3. Astsubaylar açısından yapılan bu kısıtlamalara ve uğratılan zararlara karşı savunma hizmetleri, karşılığını ödemeden aşağıdaki biçimde ve ölçüde bir yarar sağlamaktadır:

Görülen yüksek öğrenim, astsubayın esasen görmekte olduğu hizmet dalına ilişkin ise, yüksek öğrenim derecesine göre düzenlenmemiş olan bir astsubay kadrosu ve statüsü ile yüksek öğrenimin bilgi ve becerisinden savunma hizmetleri yararlandırılmaktadır. Görülen yüksek öğrenim, astsubayın yaptığı hizmet dalı ile doğrudan doğruya ilişkili olmasa bile, yüksek öğrenimin sağladığı genel nitelikteki bilgi ve beceri sayesinde hizmetin daha bir üstün düzeyde görülmesi doğal olup savunma hizmetleri yine karşılıksız olarak bu durumdan faydalanmaktadır.

Şu halde yasa koyucu, sözügeçen değişik 137. maddenin C bendine koyduğu hükümle, yüksek öğrenim görmüş astsubayın, bu konudaki emeğini değerlendirmek, kendisini, öğrenim derecesinden daha alt kademedeki öğrenimi gerektiren bir kamu görevinde hizmete zorlamak suretiyle yapılan kısıtlamayı telâfi edebilmek ve devletin sağlamış olduğu yararı karşılıksız bırakmamak amacı ile bunların intibaklarını normal hizmete girenlerin bir üst derecesinden başlatma hakşinaslığını göstermiştir.

Çoğunluk düşüncesine uyularak, bunların intibaklarının, aynı yüksek öğrenimi görmüş olupta normal olarak hizmete girenlerin derecesiyle yapılması halinde, yukarıda açıklanan kısıtlama ve yararların eksiksiz karşılanmış olacağı ileri sürülemez. Zira normal koşullar içinde subay olarak hizmete başlayışta, açıklanan durumların hiç birisi söz konusu olmayıp, yüksek öğrenime göre düzenlenmiş bulunan bir statü içinde herkes yerini almakta ve o statüdeki bütün haklardan sonuna kadar faydalanma kapıları ilgililere (subayları kasdediyor. IRBIK) açılmaktadır.

Halbuki aynı derece yüksek öğrenimini yapan, fakat subay sınıfına geçirilmeyen bir astsubaya bu imkânların hiç birisi tanınmamaktadır. Bu bakımdan bunların intibaklarının bir üst dereceden başlatılmasının çok açık bir haklı nedene dayandığı ortadadır.

Kaldıki astsubayların aylık statüsünü, subay aylık statüsü ile kıyaslamak ve bunda (eşitlik) ilkesi için bir uygulama alanı aramak da doğru değildir. Çünkü 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunundaki düzenlemeye göre, subayların aylık cetvelleri, hizmete başlayış ve ilerleyiş şart ve dereceleri, yükselebilecekleri en yukarı aylık derece ve kademeleri, astsubaylarınkinden tamamiyle değişiktir.

Bu konuların hiç birisinde bir kıyaslamaya gidilmezken ve Anayasa'nın eşitlik ilkesinden sözedilmezken, ve esasen sözedilmesi de doğru değilken yüksek öğrenim görmüş astsubayların intibakında uygulanan hüküm tek başına ele alınarak sadece, bunun üzerinde Anayasa'nın (eşitlik) ilkesinin öne sürülmesinde, bu yapılırken de Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan ve iktisadi ve sosyal hayatın adâlete uygun biçimde düzenlenmesini emreden ilkesinin hiç kâle alınmamasında isabet bulunmadığı meydandadır.

Çünkü yukarıda yapılan açıklamalar da göstermektedir ki yasa koyucu, (eşitlik) ilkesini zedeler bir yönü bulunmayan söz konusu hükmü, adâlet kurallarının bir gereği olmak üzere kabul etmiş bulunmaktadır ve Anayasa'nın adâlete ilişkin kuralları da haklıya hakkını vermeyi zorunlu kılmaktadır.


SONUÇ :


926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilen 137. maddesinin C bendi hükmü tüm olarak Anayasa'ya uygundur.

Bu nedenle sözü geçen bendin bir bölümünün iptalini öngören karara karşıyız.

Üye Üye
 Muhittin GÜRÜN Adil ESMER
image007 image009

Diyeceksiniz ki Anayasa Mahkemesinde davayı gören 15 hâkim üyeden niçin sadece ikisinin tavsırını misafir etdiniz makâlenize. Güzel bir soru! Kendi milletine zorbalık eden, zulüm eden Bolu Beyini kim hatırlıyor, babayiğitler? Kendisinin bir heykelini, bir tavsırını gördünüz mü? Bir sokağa, bir caddeye bir şehire, bir köşeye, bir taşa isminin verildiğini duyan var mı? Bir hikâyede, bir masalda kendisinden sitâyiş ile bahsedildiğine şâhid oldunuz mu?

Bir de Köroğlu’na bakınız. Zulme, zorbalığa, küstahlığa, adeletsizliğe, haksızlığa karşı Bolu Beyine isyan edip kendi milletinin yanında yer alan Köroğlu hâlâ yaşıyor! Türkülerde, masallarda, destanlarda, hikâyelerde, sokaklarda, caddelerde ve aramızda... Ve nihâyet Anayasa Mahkemesi ve Astsubay isimli bu makâlemizde...

Biliyor musunuz? 1976 senesinden beri astsubayları perişan eden bu kararın altına imza atan Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinin tamamı vefat etmiş. Bu üyelerden 13’üne diyeceğimiz yok! Astsubaylardan rahmet ve dua beklemesinler. Biz, yukarıda tavsırlarını gördüğünüz vicdan ehli, yüreği Allah korkusu ve insan sevgisi dolu olan adâlet timsâli iki hâkimi yâd edeceğiz bu makâlemizde; Sayın Muhittin GÜRÜN ve Sayın Adil ESMER.

Sener BATTALTabi ki hemen sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz asker dosdu ve hâmiyetperver vatan evladı Sayın Şener BATTAL...

Yüksek öğrenimi tamamlayan astsubayların maaşlarının, emsâli devlet memurlarına kıyasen bir üst dereceden intibak ettirilmesi konusunda önerge veren ve verdiği önergeyi savunurken astsubaylığı desdanlaşdıran MSP Konya Milletvekili...

Tarih, kötülüğü ve kötüleri sevmez! Kötülük ve kötüler unutulur dostlarım. Hem de çarçabuk! Tarihin her zamanında ve her mekânında sadece iyilik ve iyiler iz bırakır, unutulmaz...

Önerge sahibi Milletvekili Sayın Şener BATTAL, Anayasa Mahkemesi hâkim üyeleri Sayın Muhittin GÜRÜN ve Sayın Adil ESMER’in şayet mümkünse resimlerini TEMAD Genel Merkezinin en mutena köşesine asmalıyız.

Adâlet timsâli bu iki yüce, bu iki mübârek hukukcu büyüğümüzün ruhları şâd, mekânları cennet olsun!

Kendisi aynı zamanda bir hukukcu olan Sayın Şener BATTAL’a da Allah uzun ve sıhhatli ömürler versin. Huzurunuzda kendisine en derin saygılarımı gönderir, ellerinden mehabetle öperim.

Şu Hakikâtleri Görelim;

1. Yüksek öğrenimi tamamlayan astsubaylara 1923 sayılı Kanun ile 1975 senesinde verilen “bir üst dereceden intibak” hakkının Anayasa Mahkemesinde görülmesi esnasında;

  • Mahkemeye kendisi gitmeyip davalı sıfatıyla sadece dilekcesini gönderen zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri KORUTÜRK, çok açık bir şeklide mahkemeye yalan beyan vermiş ve mahkemeyi aldatmışdır. Öyle ki; Fahri beyin söylediğini MSB temsilcisi yalanlamış, her ikisinin ileri sürdüğü gerekceleri de inceleme esnasında verdiği mütalâa ile Mahkeme temelinden çürütmüşdür.
  • Davaya ne sebeple müdâhil olduğunu benim bilemediğim Millî Savunma Bakanlığı da mahkemede doğru beyan vermemişdir. Üstelik, MSB’nin küstah temsilcisi, mahkemedeki savunması esnasında sarf etdiği mesnetsiz ve asılsız sözler ile astsubaylara alenen “ahlâksız” diyerek hakaret etmişdir.

2. Başkanlığını Sayın Kani VRANA’nın yapdığı 15 üyeli mahkeme, kendi arasında üç kümeye bölünmüş ve birbirinden tamamen farklı üç karara varmışdır. Mahkeme, 7 üyenin oyçokluğu ile aldığı kısmî iptal kararını ancak ve sadece 1 oy farkı ile alabilmişdir. Bu 7 üyeden birisi de hâkim kılıklı subaydır.

3.image01015 mahkeme üyesinden ikisi, AYİM’in dava için duruşmaya gönderdiği “tefrik edilmiş” hâkim kisveli subay. Her iki askerî hâkim subay, oylarını astsubayların aleyhine verilen kararlarda kullanmışlar. Şaşırdınız mı? Asker şapkasıyla kürsüye oturan askerî hâkim subaydan hukuk adına tarafsız ve doğru karar vermesini beklemek, hele hele astsubay lehine karar vermesini beklemek safdillik olur. Bugün, AYİM’in varlığı ne kadar tartışmalı ise bu iki askerî hâkim subayın bu davada astsubayların aleyhine verdiği reyler de o kertede tartışmalıdır.

4.Yüksek öğrenim intibakı konusunda astubayların hakkını açıkdan gasp eden bu dava mutlaka tekrar gündeme getirilmelir. Maddî ve manevî her türlü imkânımızı seferber edip hukuk ehli insanların bu konuyu tartışılacağı bir toplantıyı en kısa zamanda tertip etmeliyiz.

5.Astsubaylar hangi Kanun’a dahildir? 926 sayılı TSK Personel Kanun’unu astsubaya diyor ki “Sen, asker şahıssın. Fazla mesai yok, 10 sene mecburî hizmet, 24 saat nöbet, ertesi gün çalışmaya devam. Ayakkabın tozluysa, selam vermezden seni atarım” Sonra, yüksek öğrenim söz konusu olunca aynı Kanun astsubaya diyor ki; “Nayır! Sen, memursun. 657 sayılı Devlet Memuru Kanun’una dâhilsin. Hem de Genel İdare Hizmeleri Sınıfından

Peki, ben devlet memuruysam, yüksek öğrenim intibakımı bu Kanun’a göre yap ve “bire bir” maaş terfisi ver. 9/2’den görev başlat. Nayır, olmaz! Paşa babamın diş hakkı olarak, saraydan çıkma sultan anamın kefen parası olarak senin bir kademe maaş intibakını Genelkurmay olarak ben gasp ediyorum. Artık yeter! Edemeyeceğini göreceğin günler yakındır!

6.Ey başında Millî sıfatı olan Bakanlık! Söyle bana, astsubaylar hangi Kanun’a tâbidir? 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una mı dâhil? 926 sayılı TSK Personel Kanun’una mı dâhil? Yeri gelince astsubaya “Sen; asker değilsin, memursun” de. İşine gelmeyince “Sen; memur değil, askersin” de. Ben, ikisinden herhangi birisine, hattâ senin beğenmediğin sivillerin yapdığı 657 sayılı Kanun’a dâhil olmaya razıyım. Bu devletin astsubayına böyle adice, böyle edepsizce, böyle alçakca, böyle şerefsizce, böyle namertce muamele yapamazsınız! Bu yanardönerliği, bu fırfırlığı, ikircikliği, bu duruma göre kıvırmayı, her iki tarafa kalça sallamayı, bu ikiyüzlü oynamayı, bu orostopolluğu bir kenara bırak. Hiç olmazsa zihninin gerisinde saklağını söyleyecek kadar dürüst ol! Astsubaylar, kuş mudur? Karga mıdır? Asker midir? Memur mudur? Astsubaylara “ağıldaki koyun” muamelesi yapanlara bunun hesabını sormalıyız.

7.T.C. Devletinin memuru olup da iki Kanun arasına sıkışdırılan fakat yeri geldiğinde her iki Kanun’un da kapısının önünde bekletilen astsubaylar ve TEMAD hiç vakit kaybetmeden bir tespit davası açarak bu haksızlığa, bu hakarete, bu kepazeliğe, bu alçaklığa, bu orostopolluğa derhal bir son vermelidir. Bu kepazeliğe sebep olan apoletli asker düşmanı zabitan takımından bu bölücülüğün hesabını sormalıyız.

8.Yüksek öğrenim hakkı bakımından astsubayların bugün sahip olduğu hakların 1976 senesinden daha kötü olduğu su götürmez bir gerçekdir. 1976 senesinde Anayasa Mahkemesinin kısmî iptal kararı vermesiyle astsubayların devlet memurlarıyla “aynı seviyeden yüksek öğrenim intibak hakkı” resmen tanınmış idi. Bir başka ifadeyle, alınan her bir senelik eğitim karşılığında bir kademe maaş terfisi veriliyordu. Bugün, 2013 senesindeyiz. Ne acıdır ki yüksek öğrenimde intibak bakımından bugün itibariyle 1975 senesinin daha da gerisindeyiz. Nasıl mı? 1976 senesinde, yüksek öğrenimin her senesi için bir kademe veriliyordu. O zaman itibariyle astsubaylar için en kötü karar sayılan bu hakkı, Anayasa Mahkemesi hiç zorlanmadan verdi. Fakat 926 sayılı TSK Personel Kanun’unun aynı maddesi olan 137/c’ye bugün bir bakınız. 4699 sayılı Kanun’un 20nci maddesi olarak 2001 senesinde yapılan değişiklik diyor ki; “... 2 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 kademe, 3 yıl süreli yüksek öğrenim için 2 kademe, 4 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 derece ilave edilerek yapılır.” Genelkurmay Başkanlığı, astsubayların müktesep hakkını “bir sistem bütünlüğü içinde” bugün işde böyle gasp ediyor dostlarım. Başlangıç derece/kademesinde ve yüksek öğretimdeki intibakda bugün hâlâ astsubayların birer kademesini Genelkurmay Başkanlığı gasp ediyor. Şu arsız hırsızlığa ve şu âdi orostopolluğa bakar mısınız? Bunun hesabı sorulmalıdır.

9.Bugün biz astsubaylar, bir Şener BATTAL, bir Muhittin GÜRÜN, bir Adil ESMER daha çıkartmalıyız. Bu hamur, bu öz, bu cevher, biz astsubaylarda var, bu milletde var. Astsubayı bir yandan meslekî tahakküm altında inletip küstahca ve zorbaca davranan idare öte yandan özlük haklarında adâletsiz, fütursuz, arsız ve utanmaz davranıp hukuksuzluklara halen devam etmektedir.

10.Subay zevatı kendi haklarını her zaman en üst, en yüksek, en ballısından tahakkuk ettirmiş fakat astsubaya gelince hep “üstden sıkmış, altdan yalamışdır.” Ben, püsküllü generallerin yapdığı her darbeden sonra subay takımına altın tepside verilen imtiyaz “mama”sından istemiyorum. Ben, T.C. Anayasa’sından neşet eden ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda açık açık yazılan yüksek öğrenimde intibak hakkımı istiyorum. O kadar!

Son Söz;

Hiçbir şeyden çekmedi nasırından çekdiği kadar, Orhan VELİ’nin Süleyman Efendisi. Biz astsubaylar da devlete çöreklenen atanmış ve seçilmiş çapsız, kalıpsız idarecilerden ve bölücü subaylardan çekdiğimiz kadar nasırımız şöyle dursun, elin gâvurundan bile çekmedik. Üstelik Süleyman Efendi gibi günahkâr da değiliz. Tek suçumuz, yegâne kabahatımız bu vatanı, bu milleti sevdiğini söyleyenlerden çok daha fazla seven astsubay olmak. Zabitan takımı, darbeler icat edip vatan sevgisine dair kuru nutuklar atdı hep. Lâkin biz astsubaylar; vatanı sevmekle yetinmedik, uğrunda öldük!..

Babayiğit kariler! 1923 sayılı Kanun hükmü ile astsubaylara verilen yüksek öğrenimde bir üst dereceden intibak hakkının gaspedilmesi sürecinde; Cumhurbaşkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesi üçgeninin gizli mahfillerinde çevrilen hisseli harikalar kumpanyasını temâşa eylediniz! ÇÖK locasına oturan Genelkurmay İkinci Başkanı da bu oyunu sutre gerisinden sevk ve idare etdi.

Bu hisseli hârikalar kumpanyasında; oyuncuların kimisi Karagöz, kimisi Hacîvat oldu.

Kimisi, kendisine şahbaz görevini yakışdırdı. Kimisi hayâlbaz, kimisi beberûhî, kimisi de zuhûrî.

Kimisi, Pinokyo oldu. Söylediği her yalandan ötürü burnu uzadı, uzadı ve bulutlara erişdi.

Kimisi dalkavuk, kimisi soytarı, kimisi de hokkabaz olabildi.

Birisi, “tak” dedi emretdi, hâkim kılıklı 2 subay, “emret komutanım” deyip “şak” diye derhâl yapdı.

Kimisi; ne idüğü, kim olduğu, nerden geldiği, ne yapdığı ve kime kulluk etdiği bilinmeyen “şalvar-yelekli kadın” oldu.

Kimileri; Kanûnî olup; “hak”, “adâlet”, “kul hakkı”, “vatandaşlık hakkı”, “Anayasa hakkı”, “Allah korkusu” dedi. Bu hisseli harikalar kumpanyası kepazeliğine şiddetli bir Osmanlı şamarı patlatıp adâletin timsâli görevini üstlendi meccanen.

Bu satırın müellifi; okudu, bir daha, bir daha okudu. Sonra gördüğünü, anladığını yazdı sadece. Benim zihnimde esen mahşerî fırtına, tahtını huzurlu bir sessizliğe bırakdı. Asude bir dinginlik içinde gönlüm şimdi... Artık yalan bir yana, gerçek bir yana. Doğru bir yana, yanlış bir yana. Hak bir yana, haksızlık bir yana. İyi bir yana, kötü bir yana...

Devletin başına çöreklenen çapsız, ruhsuz, izansız idareciler önce sıçıp sonra da sıvamasını becerdiler. Lâkin, güneşi balçıkla sıvamayı beceremediler. Zira, tarih, becerebileni kaydetmedi. Ve nihâyet otuz sekiz seneden beri tarihin tozlu raflarında küflenmeye yüz tutan bu hakikat, tahassür ile beklediği gün ışığına artık çıkdı.

Sizin hissenize de bu oyunda kimin kim olduğunu bulmak ve anlamak görevi düşdü...

Ağaç idik; meyveye durduk, taşlandık.
Astsubay idik; şehit olduk, alkışlandık.

Astsubay olduk, meyve olduk, şehit olduk.
Onlar; taş olabildi, taşlayan olabildi!..

Meyve olmak ya da
Taş olmak, taşlayan olmak!..
Siz, hangisinden siniz?..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Kaynak:
  1. 3/7/1975 tarihli ve 1923 Sayılı Kanun.
  2. Anayasa Mahkemesinin 1976/15 Sayılı Kararı.
  3. 1961 Anayasası.
  4. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu.
  5. 926 Sayılı TSK Personel Kanunu.

  İntibakların Seyir Defteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

İntibâkların Seyir Defteri

 

Güzel yurdumun ferâsetli ve hamiyetli insanları için pek âşina bir kelime değildir.

Duymayanlar da bilmez. Niye bilsin ki? Devlet memuru olanları ilgilendirir sâdece.

Nedir bu kelime?

İntibâk.

İntibâk demek “uyum; iki şeyin ölçülerinin birbirinin tutması” demek.

Türk Dil Kurumu’nun örütbağdaki Büyük Türkce Sözlük’de böyle yazıyor.

 

Astsubayların son 11 seneden beri gündem ettiği intibâk konusunun kolayca kavranması için

Meseleyi şöyle izah edelim izninizle.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün memurları 657 Sayılı Devlet Memurları Kânunu'na tâbidir.

Devlet memurlarının maaş, tayin, terfi, taltıf ve tecziye gibi işleri bu Kânun esâslarına göre yapılır.

Devlet memurları, bu Kânun’a göre her 1 senelik hizmetinin sonunda 1 kademe alır.

Her 3 kademe sonunda da 1 derece alır.

Aldığı her kademe ve dereceye karşılık olarak makâmı yükselebilir ve maaşı bir miktar mutlaka artar.

 

Anayasamıza göre herkes; yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sâhipdir. Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum edilemez.

işde, bu düşünceyle hareket edip

Anayasa’nın her vatandaşa verdiği eğitim hakkını kullanmak isteyen lise mezunu bir devlet memurunun görevdeyken kendi nam ve hesâbına üniversite eğitimi aldığını farzedelim.

Aldığı her 1 senelik eğitim karşılığında o anki maaş derecesine 1 kademe ilâve edilir.

Örneğin lisans düzeyinde eğitim almış bir memura 4 kademe ya da 1 derece ve 1 kademe verilir. Bu bakımdan intibak işlemi, memurun makâmına ve maaşına doğrudan tesir eden önemli bir hususdur.

Ezmânın tebeddülü ve ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz derdi babamınbabası.

İşde bu kelâm-ı kibârda dedemin dediği türden bir keyfiyet vuku bulmuş, Türk Silâhlı Kuvvetlerimizde.

Önce subay okullarında verilen öğretim süresini yükseltmişler.

Bir hayli zamân sonra da astsubay okullarının öğretim seviyesini yükseltmişler.

Hâl böyle olunca da intibâk hazretleri zuhur eylemiş orta yere ve bakalım ne inciler dökdürmüş?

Haydi, beraber görelim.

 

   *   *   *   *   *   

 

 İntibakların Seyir Defteri

 

 

 

 

1971 muhtırasına giden yola taşların tek tek döşendiği bir dönem...

Basiretsiz ve beceriksiz siyâsetçilerin kısır çekişmeleri ayyuka çıkmış. Arsızca tertipledikleri ayak oyunlarının bini bir para. Ne de olsa kendi karınları tok, sırtları pek. Halk, kimin umurunda. Sağ-sol, ileri-geri vs. ayrışması, vuruşması. Stokcu ve para babası üç beş fırsatcı sömürücü sermâye sâhibi hâriç bütün halk aç, bîilaç, perişan...

Millet hâlinden memnun değil. Hayat pahalılığı, işsizlik, umutsuzluk, yolsuzluk, hırsızlık, uğursuzluk kol geziyor. Hayâli ihracât yapıp tüyü bitmemiş eytâmın hakkını hortumlayan Başbakan yeğenleri insandan sayılıp itibâr görüyor. Hastane önünde bekleşen bîçâre hastalar, banka önünde üç aylıklarını almaya çalışan ve gıdasızlıkdan dolayı avurtları içine çökmüş perişan emekliler kuyrukda ölüyor. Herkes tedirgin, herkes huzursuz. Türk milletini gene kara günler bekliyor. Fitneciler, fesatcılar, fırsatcılar, hâinler iş başında. Gelecek günler meşum olaylara gebe...

Genelkurmay Başkanı, Kânun’un 35’inci maddesinin kendisine tevdi ettiği salâhiyete dayanarak zamânın hükümetine bastırıveriyor 71 muhtırasını. Amaç, zâhirde terörü ve anarşiyi önlemek. Yıllar sonra muhtıracıların başı “Sosyal gelişme iktisâdi gelişmenin önüne geçti' diyerek ağzındaki baklayı çıkartıp “sözde” değil de “özde” gerekceyi fâş etmişdi. 12 Mart 1971 müdâhalesini, aşırı bir gelişme olarak gösteren TSK’nin asıl amacı sokakdan gelen halk hareketini basdırarak iktisâdi gelişmenin önüne geçmek idi.

Zamânın hükümeti, milletin daha iyi şartlarda yaşamak talebini görmezden gelmişdi. Halk ekmek bulamazken her neviden ekâbir takımı kaymaklı pastaları löpür löpür indiriyordu börkeneklerine. Milletin bu meşru hak arama hareketini “aşırı bir gelişme” olarak, kendi keyiflerine göre tehdit olarak yaftalayan subaylarımızın askeriyesi ise bu muhtıra ile siyâsîlere göz dağı verip halkın burnunu şöyle bir sürtmeye tevessül etmişdi aslında.

Aymaz, arlanmaz ve hırsız siyâsetcilerin ülkeyi idâre etmekdeki acizliği karşısında isyân noktasına gelen sokakdaki vatandaşın ayaklanmasını basdırmaya yeltenen ordumuz,

Bu tespitden hemen ders aldı ve kendini geliştirmek, zamâna göre yenilemek ihtiyâcını hissetdi.

Bu konuda hemen harekete geçerek subayların eğitimine el atdı.

Ve harp okullarının eğitim süresini arttırmaya karar verdi.

2 sene olan harp okullarının öğretim süresi 4.8.1971 târih ve 1462 sayılı Kânun ile 3 seneye yükseltildi.

Kânun’un 4’üncü maddesinin lafzına dikkatli bakılırsa,

Bir zamân sonra öğretim süresinin 4 seneye yükseltilmesi için kılıfın daha 1971 senesinde hazırlandığı rahatlıkla görülebilir. (Bkz.↓) 

 İntibakların Seyir Defteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Harp okulları, 1970 senesine kadar 2 sene süreli eğitim verdi. Bu sene, son kez asteğmen rütbesinde subay mezun etdi. Bir başka ifâde ile, 1970 neşetli subaylar harp okulundan asteğmen rütbesiyle mezun olan son devre.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL de 2 senelik eğitim veren harp okulundan asteğmen rütbesiyle mezun olan 1969 neşetli bir subaydır.

Ezmân burada tebeddül etmiş. Kendisi tebeddül etmekle iktifâ etmemiş ve ahkâmı da tagayyür ettirmiş. Harp okullarının öğretim süresi 2 seneden 3 seneye yükseltildi. Ölüsü dirisiyle, muvazzafı emeklisiyle 2 senelik harp okulu mezunu subayların hepsine üçer kademe, yâni birer derece verilerek yeni duruma göre maaş intibâkları yapıldı. Böylece subayların memuriyete başlangıç dereceleri 9’dan 8’e yükseltildi.

Harp okulları 1971 senesinde mezun vermedi. 1970 senesinde harp okuluna giren öğrenciler, 3 senelik eğitim aldılar ve 1972 Ağustos ayında teğmen rütbesi ile mezun oldular. Buradan şunu söyleyebiliriz; 1972 neşetli teğmenler, 3 senelik harp okulu mezunu olan ilk subaylar.

Yukarıda okuduklarınız, askeriyemizdeki intibâkların seyir defterine nakşedilen ilk cümleler idi.

 

  *   *   *   *   *   

İntibakların Seyir Defteri

 

 

 

 

 

 Harp Okullarının tahsil süresini 2 seneden 3 seneye yükselten

Ve dahi

Yukarıda gördüğünüz 4 Ağustos 1971 târihli kânunun TBMM’de kabul edilmesinden tam bir ay evvel

Evet, doğru okudunuz! Tam bir ay evvel...

Subaylarımızın intibâk kânununu meclisden koşar adım geçirdiler...

2 senelik Harp Okulu mezûnu subayların intibâk kânunu,

Harp Okulları tahsil süresi henüz 3 seneye yükseltilmesinden bir ay evvelinden hazır edilmişdi bile...

 

İntibakların Seyir Defteri

1323 sayı ve 31 Temmuz 1970 târihli kânun ile ihdâs edilen EK-VI sayılı cetvelde târif edildiği üzere

O târihde harp okullarından asteğmen mezûn ediliyor ve 10’uncu dereceden göreve başlatılıyor idi...

Bu intibâk işleminden sonra asteğmenler, bir derece terfi etdiler ve 9’uncu dereceden görev almaya başladılar.

 

İntibakların Seyir Defteri

2 senelik harp okulu mezûnu olan

Ve hattâ

Yedek subaylıkdan teskere bırakan devlet lisesi ve sanat okulu mezûnları da dâhil olmak üzere

Subaylarımızın hepsi

Aşağıda gördüğünüz kânunda târif edilen derece/ kademeden görev almaya başladılar.

Yukarıdaki cetvelde gördüğünüz üzere

Harp okulu mezûnu en küçük subay rütbesi, 1970 senesine kadar asteğmen idi. Bu asteğmenlerin görev başlangıç derece/kademesi de 10/1 idi.

1971 senesinde kabul etdirdikleri Harp  Okulları Kânununun 6’ıncı maddesine göre

Harp okulları, asteğmen mezûn etmeye son verdi.

Ve teğmen mezûn etmeye başladı...

Bu hamle ile ne mi oldu?

Teğmenlerin görev başlangıç derecesi 9’uncu derece yerine artık 8’inci derece oluverdi.

Bugün de hâlâ öyle...

 

Bu kurnaz kurmay hamlesi ile subaylarımız aslında iki yeni mevzi kazandılar;

 

  1. İçinde “ast” sıfatı olan “astteğmen” kamburundan Harp Okullarını kurtardılar,

 

  2. Harp okulu tahsil süresinin 3 seneden 4 seneye yükseltilmesi ile subaylara gizli olarak 1 derece hediye edildi...

 

İntibakların Seyir Defteri

 

  *   *   *   *   *  

İntibakların Seyir Defteri

 

 

 

 

 Harp okullarının tahsil süresi 2 seneden 3 seneye terfi ettirildikden bir kaç sene sonra

1975 senesinde Meclisden sessizce geçirilen aşağıda gördüğünüz şu kânun

Bu kez de

Yedek subaylıkdan teskere bırakan devlet lisesi ve sanat okulu mezûnu subayların imdâdına yetişdi... 

İntibakların Seyir Defteri

Yukarıda gördüğünüz 1923 sayılı işbu kânun ile;

 

  • Hem 1977 senesine kadar 3 senelik Harp Okullarından mezûn olmuş subayların

 

  • Hem yedek subaylıkdan teskere bırakan sivil lise ve sanat okulu mezûnu subayların

 

        Ve dahi hem de

 

  • Daha sonraki târihlerde, (meselâ 2023 ya da 2075 senesinde) “muhtelif sebeplerle” nasıp târihleri lehlerine düzeltilecek subayların intibâklarının yapılmasına daha bugünden yol yapdılar.

 

 

Ve hâsılı kelâm

1970 senesinde, harp okulu mezûnu en küçük subay, asteğmen idi. Başlangıç derecesi de 10.

1975 senesinde, harp okulları asteğmen mezûn etmeye son verdi, Teğmen mezûn etmeye başladı...

Yukarıdaki sayfalarda fâş eylediğimiz hukûkî düzenlemeler neticesinde,

1975 senesine geldiğimizde

Harp okulu mezûnu en küçük rütbe olan teğmenler artık 8’inci dereceden görev almaya başladı.

 

Ez cümle,

1970 ve 1975 senelerinde hemen meriyyete konulan iki kânun ile

2 ve 3 senelik Harp Okulu, devlet lisesi ve sanat okulu mezûnu subaylarımızın hepsine

Tam 2 derece

Ya da 6 kademe,

Bir başka ifâde ile

Tam 6 sene hizmet ve maaş terfisi hediye edildi...

İçinde bulunduğumuz 2013 senesinin ikinci ayında da

Subay cenâhında manzarâ-i umûmî, aşağıda gördüğünüz üzere...

 

İntibakların Seyir Defteri

Subaylarımızın yüksek istikbâline dâir olarak bugün Genelkurmay Başkanlığımız gündeminde

Harp okulları tahsilinin yüksek lisans seviyesine yükseltilmesi vardır.

Genelkurmay Başkanlığımızın bu konuda yapacağını da Eski Tüfek sizlere bugünden fâş eylesin!

 

2 senelik eğitim terfisi karşılığında subaylarımız, 1 derece (3 kademe) birden dikey terfi alacaklar...

Hem de 6 senelik harp okulları daha ilk mezûn teğmenlerini,

Belki de üsteğmenlerini henüz mezûn etmeden...

 

  *   *   *   *   *  

 

 İntibakların Seyir Defteri

 

  

 

 

27.03.1979 târih ve 2218 sayılı Kânun’unun 4’üncü maddesi ile

1462 sayılı Harp Okulları Kânunu’na yapılan değişiklik ile 3 sene olan eğitim süresi 4 seneye yükseltildi. (Bkz.↓) 

 İntibakların Seyir Defteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Ezmân bu. Laf, söz dinler; dur, durak bilir mi? Bilmemiş! Tebeddüle devam eylemiş.

Sonra ne olmuş? İntibâkların seyir defterinin üzerine divitin ucundan dökülen kelimelere yenileri eklenmiş.

Teğmenler için 3 senelik harp okulu öğretimi de kısa zamânda kifâyetsiz kalmış.

Harp okulunun öğretim süresini 1977 senesinde bu kez de 3 seneden 4 seneye tebeddül ettirmişler.

Harp okulları 1977 senesinde mezun vermemiş. 1978 Ağustos ayında 4 senelik eğitim alan ilk teğmenleri mezun etmiş.

Demek ki 1977 neşetli teğmenler, 3 senelik eğitim ile harp okulundan mezun edilen son subay devresi oluyor.

 
Boynu altında kalasıca statü hazretleri, işkilli büzzük gibi hemen dingil dingil dingildemeye başlamış.
Subayların eğitim seviyesi yükseldi, Anayasa’nın kendisine verdiği hakkı kullandı; yaşama, maddî ve manevî varlığını korudu ve geliştirdi ya. Her mârifet iltifâta tabidir.
 
 
Öyley ise
Bu mârifetin de ödüllendirilmesi icap eder değil mi?
Bu maksat ile 926 Sayılı TSK Personel Kânunu'na 1971 tarihinde Ek Geçici 18’inci maddeyi iliştirivermişler hemencecik.
 
31.07.1970 târihli 1323 sayılı Kânun’a da atıf yapılmış.
 
Bu Kânun maddesine istinâden
3 senelik harp okulu mezunu subaylar; ölüsü dirisi ile,
Emeklisi muvazzafı ile
Uçan halı üzerinde uçurulup maaş derecelerine ballı birer derece ilâve edilmiş. Hem de hiç vakit kaybetmeden.
 
1 derece ilâvesi demek, 3 kademe demekdir. Çalışarak 3 senede hak edilebilecek 1 derece, hiç çalışmadan, ellerindeki parmakların gıllarını bile gıpraşdırmayan subaylara altın tepside kadife kılıf içinde hediye edilmiş.
 
Hayırlı, uğurlu, kademli olsun...
 
 
  *   *   *   *   *   

 

SANA YAPILANI SEN DE BAŞKASINA YAP!..

 

Müslüman bir ülkeyiz ve nüfusumuzun yüzde doksan dokuzu müslüman. Ordumuz da bu milletin sînesinden çıkıp gelmiş müslüman çocuklardan mürekkep. Öyle ise askerlerimizin de yüzde doksan dokuzu müslüman. İnsan, inancı üzerine amel eyler. İnancının vecibesini yapmak da insanı şereflendirir. Askerlerimizin de yüzde doksan dokuzunun inancı, akidesi üzerine amel eylemesi umulur. Öyledir de, biliriz.

Müslüman dininin akidelerinden birisi, hattâ belki de en önemlisi, adâletdir. Bunu çok iyi bilen Hz. Ömer (ra), islamın temeli olan bu akideyi “Adalet Mülk’ün Temelidir” veciziyle târihe nakşetmiş ve insanlığa miras bırakmış. 

Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma!” Bu hadis-i şerife mefhumu muhalifinden, yâni tersinden nazâr edelim; “Sana yapılan bir şeyi sen de başkasına yap!

Hadisin anlamını bin dört yüz sene sonrasına, günümüze tefsir edelim.

Hiç vakit kaybetmeden subay için yaptığın maaş intibâk düzenlemesini astsubay için de yap.

Üstelik bu şeyi yapacağın kişi, hadisde bahsedildiği gibi “başkası” değil. Yabancı, hiç değil. Her yerde, her zamân ve her şart altında subay ile kader birliği eden astsubaya yapacaksın.

Aradan tam 11 sene geçdi. Niçin hâlâ hülle diyarlarında divâne divâne dolaşırsın?..

 

   *   *   *   *   *   

 

ASTSUBAYLAR HANGİ KÂNUNA TÂBİDİR?

 

Makâlemizin konusuyla doğrudan ilintisi yok. Lâkin dikkatimi çekdiği için burada açıklamak istiyorum. 926 sayılı TSK Personel Kânunu astsubayı, “subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıs” olarak târif etmiş. Fakat intibâkları konu olunca idâre, astsubaylara diyor ki sen, 657 Sayılı Devlet Memuru Kânunu'na tâbisin ve “Genel İdare Hizmetleri” sınıfına dâhil bir memursun. Nasıl mı oluyor?

926 sayılı TSK Personel Kânunu, “III-Gösterge tabloları” ara başlığı altında mezkur madde 137/c’ye istinâden; astsubaylar, 657 sayılı Devlet Memurları Kânunu, “Tesis edilen sınıflar” ara başlığı altında tefrik edilen “I-GENEL İDARE HİZMETELERİ SINIFI”na dâhil edilmiş. Genelkurmay Başkanlığımız vermiş bu karârı.

Fakat 657 Sayılı Devlet Memurları Kânunu madde 1 diyor ki;

Subay ve astsubaylar “Özel Kanun hükümlerine tabidir.” (Bkz.↓) 

 İntibakların Seyir Defteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bir başka ifâde ile, subay ve astsubayların bu Kânun ile herhangi bir ilgisi, âlâkası yokdur, olamaz.

Bu Kânun’un hükümleri subay ve astsubaylar için geçersizdir.

Ne var ki astsubayların intibâkı söz konusu olunca, 926 Sayılı TSK Personel Kânunu madde 137/c şöyle diyor;

Astsubaylar, 657 Sayılı Devlet Memuru Kanununda tefrik edilen “Genel İdare Hizmetleri” sınıfına dâhildir.

 

Kumandanlar, ağalar, paşalar!

Kararınızı verin gayrı.

Astsubaylar hangi Kanun’a tabidir?

 

 

  *   *   *   *   *   

 

ASTSUBAYLAR HANGİ MEMUR SINIFINA DÂHİLDİR?

 

657 Sayılı Devlet Memuru Kânunu'nun 2’nci maddesine göre TSK mensupları bu Kânun’un kapsamına dâhil değil. Peki, tamam. Bu sebeple astsubaylar, bu Kânun ile tespit edilen hiçbir sınıfa girmiyor, giremez.

Nasıl mı? Bakınız aynı Kânun’un madde 36’sı ne diyor; (Bkz.↓)

 İntibakların Seyir Defteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Şimdi, yukarıdaki Kânun hükmüne bakalım ve şu soruları soralım;

Kânun maddesi şöyle diyor;

Bu Kânun’a tabi kurumlarda çalıştırılan memurların sınıfları aşağıda gösterilmiştir.

Astsubaylar bu Kânun’a tâbi midir? Hayır tâbi değildir.

Çünkü

Aynı Kânun’un 2’nci maddesi öyle diyor.

Bu ne demek oluyor?

Astsubaylar, 657 Sayılı Devlet Memurları Kânunu'na tâbi değildir.

Tâbi olmadığından dolayı da bu Kânun’da târif edilen hiçbir sınıfa dâhil edilemez.

Vay be dediğinizi duyar gibiyim!..

 

  *   *   *   *   *  

 

MİNÂREDEN AT BENİ, İN AŞAĞI TUT BENİ!..

 

Astsubaylar, 657 Sayılı Devlet Memurları Kânunu'nda tarif edilen “Genel İdare Hizmetleri” sınıfına dâhil midir? Hayır, dâhil değildir.

Kânun’un yukarıda gördüğünüz 36’ncı maddesi öyle diyor. Mâdem ki bu Kânun’a tâbi olmayan bir kurumda çalışıyor o zamân astsubaylar tâbi olmadığı bir Kânun’da târif edilen herhangi bir memur sınıfına dâhil edilemez.

Bir başka ifâde ile astsubayların “Genel İdare Hizmetleri” sınıfına dâhil edilmesinin hukukî bir mesnedi yok.

Demek oluyor ki idâre, astsubayları hukuksuz olarak bu memur sınıfına sokmuş.

Minâreden at beni, in aşağı tut beni.

Futbol topu gibi oradan oraya tepikle dur.

İşine gelince “sen memur değil, askersin” de, 926’ya doğru tepikle.

İşine gelmeyince “sen asker değilsin, memursun” deyip 657’ye yuvarla...

Ben hukukcu değilim. İlim ehli insanlar çıkıp bu konuyu açıklasın lutfen.

Şimdi, Mâliye Bakanlığı,

Millî Savunma Bakanlığı ve

Genelkurmay Başkanlığı

Oturup astsubayın;

Hangi Kânun’a tâbi olduğuna ve

Hangi memur sınıfına dâhil olduğuna karar versinler.

Yarım asırlık bu kakafoni bir an evvel zevâl bulsun gayrı. Bunu becerecek âkil insanları elbet var, biliyoruz.

 

  *   *   *   *   *  

 

SINIF ÜSTÜ MAHLÛKAT; SUBAYLAR!

 

Merakımı mucip oldu ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’ye şöyle bir soru sordum. Dedim ki astsubayların 657 Sayılı Devlet Memurları Kânunu'na göre Genel İdare Hizmetleri sınıfına dâhil olduğunu söylüyorsunuz. Aldım, kabul etdim. Peki, subaylar, aynı Kânun’da tefrik edilen memur sınıflarından hangisine dâhildir?

Aldığım cevap şöyle;

Subaylar fakülte mezunu olarak göreve başladıkları için bu şekilde bir intibâk işlemi yapılmamaktadır.

Bu cümlenin tefsiri şudur;

Subaylar, 657 sayılı Devlet Memurları Kânunu'nda tefrik edilen memur sınıflarından hiç birine dâhil değildir.

 

Subaylar fakülte mezunu olarak göreve başlıyorlar, güzel. Peki, kendi hesabına yüksek lisans, doktora yapan subayların intibâkını hangi Kânun’a göre yapıyorsunuz, muhteremler?

Peki can dostlar şu suâlime bir ses verin lutfen.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün memurları,

Hâttâ Başbakan ve Cumhurbaşkanı bile 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'na dâhil iken

Nasıl oluyor da subaylar bu Kânun’da tarif edilen hiçbir memur sınıfına sığmıyor?..

Bileniniz, duyanınız var mı?

 

Dâhil oldukları subay sınıfının da fevkinde kendilerine bir makâm ve pâye vehmeden şizofrenik zihniyetlerin peydahladığı uyduruk "üstsubay” kepazeliğini Kılıçlar ve Tüfekler isimli makâlemde izah etmişdim.

Aldığım bu cevapdan sonra şimdi de subayların hiçbir memur sınıfına dâhil olmadığını ve sınıf üstü mahlûkat olduğunu keşfetdim.

Haydi hayırlısı...

 

  *   *   *   *   *  

 

İNTİBÂK MI?, NİFAK MI?

 

Maaş derece intibâkı hususunda subay cenâhında zevâhir bu minval üzerey iken

Bakalım biz astsubaylar cenâhında neler zuhur eylemiş?

Mâdem hak, hukuk, ast’ın vazifesi, üst’ün mesuliyetleri, öyleyse o cenâhda da keyfiyet emsâl olmalı mı diyorsunuz?

Subay intibâkları hiç vakit kaybedilmeden ışık hızıyla yapıldığına göre

Astsubay intibâkları da aynı şekilde hemen yapılmışdır mı diyorsunuz?

Misâl var, emsâl teşkil eder mi diyorsunuz? Göreceğiz.

Çağı takip etmek, kavramak, idrâk etmek...

Zamânın icaplarına göre kendini yenilemek, geliştirmek, hareket etmek. Bilgi, kuvvetdir, fazilettir. Bilgilenmek, bilgiyle donanmak ne güzel, ne hoş. Bilerek, öğrenerek büyümek, her yeni güne yeni bilgiler ile uyanmak ne büyük keyif. Hep beraber, topyekûn, elele. Beraber büyümek ve refahı âdilane bölüşmek...

 

  *   *   *   *   *  

 İntibakların Seyir Defteri

 

 

 

 

SENE 2002; TAM 32 SENE SONRA...

 

Liseden sonra 1 sene olan astsubay sınıf okullarının öğretim süresinin

Önlisans düzeyine yükseltilmesi kararı bildiğiniz üzere 19 Aralık 1994 tarihinde alındı.

Çünkü

1 senelik eğitim veren astsubay sınıf okullarının hukukî yapısı YÖK mevzuâtına uygun değil idi.

âani çağ dışı, aykırı, ilkel, köhne idi. Çağı kavrayıp subayın eğitim düzeyini yükseltmek için 1970 senesinde kolları sıvayıp harekete geçen Erkân-ı Harbiye-i Umumiye,

Konu astsubayların eğitim seviyesinin yükseltilmesine gelince işi elinden geldiği kadar ağırdan aldı, ayak sürüdü.

Seneler önce eceliyle ölmüş subayına kılıç vermek için bile Kanun çıkartdı.

Fakat astsubayın eğitimi mevzu bahis olunca hiç acele etmedi.

1994 senesinde alınan karâr tam 8 sene sonra, ancak 2002 senesinde uygulamaya konuldu.

11.04.2002 târih ve 4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kânunu kabul edildi.

Bu Kânun ile astsubay sınıf okullarının adı Astsubay Meslek Yüksek Okulları olarak değiştirildi. Kânun’un 30’uncu maddesinin a  fıkrasına istinâden 1 sene olan öğretim süresi de 2 seneye yükseltildi. (Bkz.↓)

İntibakların Seyir Defteri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

Hesapladım, tam 32 senelik gecikdirme söz konusu. Dikkat buyurunuz; gecikme demiyorum, gecikdirme diyorum.

Ürkerek, korkarak, ayak sürüyerek ve daha ziyâde istiskâl ederek hazırladıkları Astsubay MYO Kânunu

Ancak 2002 senesinde yürürlüğe girebildi.

Harp okulları eğitim süresinin 4 seneye yükseltilmesinden tam 32 sene sonra. Üsküdar’da sabah olmuş, şafak çokdan atmışdı. Atı alanın Üsküdar’ı geçip Gebze dolaylarına vasıl olmasından da epeyi bir zamân sonra.

Niye?

Astsubayın eğitim seviyesini yükseltmek için niye tam 32 sene ayak sürüdünüz?

Astsubay okullarının eğitim düzeyini harp okullarıyla aynı senede, birlikde düzenlemek için ne eksikdi?

Para mı?

Akıl mı?

Bu milletten ne istediniz de sizden esirgedi?

 

Peki, siz, Anayasa’nın her vatandaşa verdiği meşru eğitim hakkını astsubaylardan tam 32 sene niçin esirgediniz?

Astsubaylara 32 sene kaybettirerek düşmanın fitne değirmenine su taşıyan sakar saka mesabesine düşdüğünüzün farkında mısınız?

 

  *   *   *   *   *  

 

BİR İHTİMÂL VAR FAKAT...

 

Hatırlanacağı üzere 31.07.1970 târih ve 1323 sayılı Kânun’un 16’ncı maddesi ile

926 Sayılı TSK Personel Kânunu'na Geciçi 16’ncı madde ilâve edilmişdi.

Bu değişiklik ile astsubayları mevcut durumdan daha kötü duruma sürükleyen bir rütbe ve taban aylığı değişikliği yapılmışdı.

Bu hak gaspına tepki olarak astsubaylar ve yiğit eşleri 1970 senesinde Türkiye’nin dört bir yanında sokağa dökülmüş idi.

Buna benzer şekilde astsubayların müktesep haklarından olan yan ödeme katsayıları 1975 senesinde yapılan sinsice düzenlemeler ile tırpanlanmış ve mevcut duruma göre daha da kötüye götürülmüşdü. Astsubaylar, kahraman eşleriyle birlikte bu kânunsuzluğa da sert bir şekilde tepki göstermiş ve gene kendilerini sokaklara atmış idi.

Astsubayların eğitim seviyesinin 1970 senesinde subaylar ile birlikte eş zamanlı olarak yükseltilmemesinde acaba bu olayların bir etkisi var mı sizce?

Birileri “mâdem ki hanımlarınız ile birlik olup isyan ettiniz öyle ise sizin kanatlarınızı kıracağız ve eğitim seviyenizi kasıtlı olarak yükseltmeyeceğiz” demiş olabilir mi?

Tıpkı birinci derece dördüncü kademe hususunda yaptıkları gibi, eğitim seviyesinin yükseltilmemesinin ve intibâkların alenen savsaklanmasının sebebi,

Bu hakları astsubayların tepesinde bir sopa olarak biteviye sallamak amacı olabilir mi?

 

Anam der ki “Oğul, kötü komşu insanı mal sahibi yapar.” Tecrübe ederek gördüm anamın dediklerinin ayniyle vâki olduğunu. Komşumdan matkap istedim, yok dedi. Gittim satın aldım, matkap sahibi oldum. Havya sordum bir başkasına, yok dedi. Gidip satın aldım, havya sahibi oldum. Bilir misiniz, eğitim hakkını gasp ettiğiniz astsubaylar, siz kibiri boyundan büyük cücelere inat bu kara dönemi fırsata çevirmesini bildi. Sizler hak ve hukuk öğüten fitne değirmenine dibi delik helkeler ile biteviye çamurlu su taşırken

Onlar kendi hesabına önlisans, lisans hâttâ doktara eğitimini yapmakdan geri kalmadı. Kendi odununu kendi kesen kişi iki kere ısınır. Sâyenizde astsubaylar da böyle yapdı.

Eğitimin önemine gönderme yapan Atatürk, bakın 1925 senesinde ne demiş;

Eğitimdir ki bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir cemiyet halinde yaşatır

Veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder

Anayasa’nın her Türk vatandaşına verdiği eğitim hakkını ve Atatürk’ün bu vasiyetini kendime rehber edinip sınavını kazandığım, ancak karşıma duvar gibi dikilen cüce beyinli statü hazretleri yüzünden devam etmek imkanı bulamadığım fakültenin sınav Sonuç Belgesini de ibret olsun diye aşağıya ekledim. Yorumu sizlerin güzel gönlüne havâle ediyorum.

 image012

  *   *   *   *   *  

İntibakların Seyir Defteri

 

 

 

 

 

 Eğitim seviyesinin yükselmesi ile birlikte astsubayların yeni duruma intibâk ettirilmesi için

Bir satırlık Kânun teklifi hazırlanıp 2002 senesinde T.B.M.M’de gündem edilmeli idi.

Böylece özellikle ikinci ve üçüncü derecelerden emekli olan ve zâten açlık sınırında yaşayan astsubaylara en azından kısa bir nefes alma fırsatı verilecek idi.

Fakat gündem etmediler bir türlü. Niye?..

Astsubayların eğitim seviyesinin yükselmesine koşut olarak maaş göstergelerine 1 derece ilâve edilmesi konusunda, yani maaş intibâklarının yapılması konusunda 2012 Mayıs ayında Kânun teklifi hazırlandığını şifâhen duyduk. Bu konuda son 11 senede yapılanlar bildiğimiz kadarı ile sâdece bu kadarcık.

Eğitim düzeyinin yükseltilmesi ile 2 senelik MYO mezunu astsubayların başlangıç derecesi 10/1’den 9/1’e yükseltildi.

Fakat

1 senelik sınıf okulu mezunu muvazzaf ve emekli astsubaylara verilmesi gereken 1 derece terfisi için

Erkân-ı Harbiye-i Umumiyemiz 2002 senesinden beri tam 11 senedir hülle yapıp karanlıkda ıslık çalıyor.

Niye? Niçin böyle?..

Subaylar için maaş intibâk Kânun’u aynı sene içinde çıkartan idâre, daha neyi bekliyor?

2002 senesinden beri kaç astsubay maaş intibâkı yapılmadan imamın kayığına bindi, bileniniz, hesaplamak zahmetine katlananınız var mı? Yazıkdır, günahdır, paşalar.

İntibâk konusunda astsubaya yapılan ilk haksızlık bu değil. Görünen o ki son da olmayacak.

Astsubaylar ile eşit düzeyde eğitim alan polis, Meclis’deki daktilocu memurlar ve diğerleri, mesleğe 9/2’den başlıyor.

Fakat astsubaylar 1 kademe aşağıdan, yani 9/1’den mesleğe başlıyorlar. Niçin? Niye böyle?..

Seyir defterine açılan intibâk sayfasına yazılacaklar bitmedi. Yazılan son cümle henüz tamamlanmadı...

 

  *   *   *   *   *  

 

İLK DEĞİL, SON DA OLMAYACAK!..

 

Yukarıdaki cümlelerimde astsubaylara yapılan haksızlıklar son olmayacak demişdim. Bir haksızlık, hukuksuzluk daha var. Makâlemin giriş bölümünde arz etdim. Kendi hesabına yüksek öğretimi tamamlayan memura, tamamladığı her bir senelik eğitime karşılık 1 kademe maaş kıdemi verilir.
 
Ben de kendi paraml ile ve kendi hesabıma önlisans eğitim aldım. Şâyet devlet memuru olsa idim bu eğitim karşılığında, 2 kademe maaş terfisi alacakdım.
 
Fakat idâre bana “astsubaysın” dedi ve 1 kademe verdi. Vermesi gereken ikinci kademeyi de gaspetdi.

Bakın ne diyor bu konuda statü putu;

926 sayılı TSK Personel Kanun’unun 28.6.2001 tarihli 137/c maddesi;

“Astsubaylar hakkındaki gösterge tabloları Ek-VIII sayılı cetvelde gösterilmiştir. Yükseköğrenim yapmış olan astsubayların intibâkları; 657 sayılı Devlet Memurları Kânununun Genel İdare Hizmetleri Sınıfında aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilerek yapılır. Bu intibâklar personelin fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokulunu bitirdiğine dâir resmî belgeyi ibrâz edip müracaatını yaptığı târihteki derece ve kademelerine, 2 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 kademe, 3 yıl süreli yüksek öğrenim için 2 kademe, 4 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 derece ilâve edilerek yapılır.”

 Haksızlığa bakar mısınız?

2 sene eğitim tamamlayana %50’si,

3 sene eğitim tamamlayana %66.6’sı,

4 sene eğitim tamamlayana ise %75’i veriliyor.

Gel de çöz çözebilirsen.

Astsubayları tefrik edip bölük bölük bölmek için bu konuda bile Aristo taktiğini devreye sokuyor küküm olasıca eyyamcı statüko hazreti.

 

  *   *   *   *   *  

 

ASTSUBAY NEDİR?, ASTSUBAY KİMDİR?..

 

Kadın-erkek, gece-gündüz, sıcak-soğuk, artı-eksi, doğu batı, madde- anti madde...

Tabiatın kânunları mutlakdır. Kararsızlığı kökden reddeder. Çünkü kararsızlık, hiç beklenmedik bir zamânda ve mahiyette zuhur edip felakete sebep olabilir. Bu mânâda, en kötü karar bile kararsızlıkdan yeğdir. Birbirinden farklı iki Kânun arasında bu kadar yalpalayıp hukuksuzluk burgacında oradan buraya savrularak nereye yaslanacağını bilememek bu olsa gerek. Buradan Allah'ın bir kuluna soruyorum.

Astsubay;

  • 926 Sayılı TSK Personel Kânun’una mı, yoksa 657 sayılı Devlet Memurları Kânunu’na mı tâbi?

 

  • Subayın yardımcısı bir askerî şahıs mı? Genel İdâre Hizmetleri sınıfına ait devlet memuru mu?

 

  • Asker mi? Memur mu?

 

Astsubay nedir? Karar verin gayrı! Ben yanılıyorsam onu da söyleyin lütfen.

Niçin? Niye böyle? Çıkın ortaya ve açıklayın ey işgilli büzzükler...

 

  *   *   *   *   *  

 

BANA BORÇLUSUN!

 

Askerliğin şerefine yakışır bir davranış ortaya koysan

Ve kendin için hemen yapdığın gibi astsubayların maaş derece intibâkını bugün, şimdi yapsan bile

Bak, bana neler borçlusun.

  • Yukarıda açıkladım. Memuriyete 1 kademe aşağıdan başlatıyorsun; 1 kademe borçlusun,

  • Kendi nam ve hesabıma yapdığım eğitime 1 kademe eksik verdin; 1 kademe daha  borçlusun,

  • Astsubay Sınıf Okulu’nun MYO seviyesine yükseltilmesi sebebiyle başlangıç derecesine 1 derece ilâve etmen gerekiyor, kendin için yapdın çünkü. 1 derece, yani 3 kademe daha borçlusun.

  • Parmak hesabı yapabilen birisi dahi görecek ki yekûnde bana tam 5 kademe, yani 5 sene borçlusun. 

  • Başlangıç derece kademesinde haksızlık,

  • Maaş intibâkında haksızlık...

 İntibakların Seyir Defteri

 

Mağdur ağlarken zalim gülemez! Ağlayanın göz yaşı gülene hayır getirmez!

Ey statü hazretleri, ey kibirli statü sanemi! Kul hakkıdır, bana olan borcunu öde!

Senden lütuf değil, babanın has parasını değil, hakkımı istiyorum.

Daha söyleyeceklerim var. Lâkin lafın tamamı aptala söylenir!..

 

Meçhule doğru kararsız ve pusulasız seyreden intibâk gemisi yolculuğuna tam yol devâm ediyor.

İntibâkların seyir defteri hâlâ açık.

Mürekkep, hokkada;  divit, elde; gözler ufukda...

Son nokta bakalım ne zamân konulacak.intibakların seyir defteri

 

İntibakların Seyir Defteri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sayfa 1 / 2
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Assubaylar günü kutlu olsun. Huzurun adaletin hakim olacağı nice kutlamalar diliyoruz. http://www.emekliassubaylar.org/k2-kategoriler/item/3408-assubaylar-gunu-ku tlu-olsun
Pazar, 17 Ekim 2021
Ersen Gürpınar
Bugün KRT televizyonu haber proğramında haklarımızla ilgili aşağıdaki mesajım yayınlandı haklarımızı verilen sözleri heryerde hatırlatmakta yarar var özellikle de Cumhurbaşkanı dahil tüm yazar,toplumun saygı duyduğu kanaat önderleri ve ilgililerin takip edip paylaşım yaptığı Twitter bunun için bir fırsattır. Bilgilerinize [B] "Bir emirle ölüme gönderilen k...
Çarşamba, 13 Ekim 2021
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) kurucularından değerli büyüğümüz Sn. Mehmet DARAGENLİ'nin vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile öğrendik. Ailesine, yakınlarına ve Assubay toplumuna baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Ișıklar içinde uyusun yüreği güzel insan.
Pazartesi, 04 Ekim 2021
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ