1932'de fakir düşmüş bir ailede, Fahri-Mahbube çiftinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İstiklal savaşı sırasında Kâzım Karabekir Paşa'nın emrinde çalışan babası, 4 yıl askerlik yapıp memleketine döndüğünde harap olan evinin onarımı için İstiklal Madalyası'nı satmıştır. Anne ve babasının okuma yazması olmaması sebebi ile kitap içinde bulunmayan bir evde büyümüştür. 1939 Erzincan Depremi'nde ablası, ağabeyi ve kardeşi depremde ölmüş, annesi, babası ve kendisi yaralı olarak kurtulmuştur.
Dinle ilgilenmeye başlaması üzerine eserleriyle tanıştığı Said Nursi ile bizzat tanışmak için 1957'de Emirdağ'a giderek Said Nursî'nin talebeleri arasına katılmış, daha sonra Erzurum'da sohbetine katılarak tanıştığı Mehmet Kırkıncı'ya da talebe olmuştur. Fethullah Gülen ile tanışıp ona talebe olması 1970'lerdedir. 1972'de ordudan emekli olan Okçu Nurcu kimliği sebebi ile birçok kez üstlerine şikayet edilmesine karşın çalışkanlığı ve bilgisi onun ordudan atılmasını önlemiştir. Ancak, askeriyede birçok defa da mahkeme kararı ile olmasa da komutan emri ile hapis cezası almıştır.
1959'da Şermin Hanım ile evlenmiş ve bu evliliğinden Osman ve Ayşe adında iki çocuğu olmuştur. 1967'de haftalık İttihad Gazetesi ile yazı hayatına başlayan Okçu, kendini gizlemek ve kitaplarını korumak adına Hekimoğlu İsmail müstear adını kullanmayı tercih etmiştir. "Hekimoğlu İsmail" adının tanınmasını sağlayan Minyeli Abdullah romanı kitaplaşmadan önce 1967'de İttihad Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 2009 itibari ile 80'den fazla kez baskısı yapılan, yüzbinlerin okuduğu Minyeli Abdullah romanını hem ordudan, hem de cemaatten, hem de ailesinden gizli olarak ve parası yetmediği için çöplükten topladığı kâğıtları kullanarak yazdığını ifade etmektedir. 1969-1974 yılları arasında Yeni Asya Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmış, 1975'te Sur Dergisi'ni çıkarmıştır. 1975'te Ahmed Günbay Yıldız ile birlikte Türdav'ı, 1982'de ise birçok ortakla beraber, şu anda başında oğlu Osman Okçu'nun bulunduğu, Timaş'ı kurmuştur. 1988'den beri Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.
Kimliği ortaya çıkmasının ardından 163'üncü maddeden yargılanmıştır. Minyeli Abdullah romanı 1986'da toplatılıp sonra serbest bırakılmıştır. 26 Ocak 1987 tarihli duruşmasında bu roman ile devlet düzenine karşı çıkmakla suçlanmıştır. Yazıları sebebi ile 11 defa hakkında soruşturma açılmıştır. Zaman'dakki "Demek ki öyle..." başlıklı, Harp Okulları sınavına İmam Hatip Lisesi'ne gittiği için kayıt yaptıramayan gençlerin ve ailelerinin durumlarını konu aldığı yazısının ardından Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesini ihlal ettiği sebebi ile 1 sene mahkumiyet cezası almış, infaz yasası gereği cezasında indirime gidilmesi üzerine 1992'de Şile Kapalı Ceza ve Tevkifevi'nde 72 gün hapis yatmıştır. Birkaç kere DGM'ye çıkarılan Okçu, 1994'te 15 yıl ağır hapsinin istenmesine karşın delil yetersizliğinden beraat etmiştir.
3 Şubat 2002’de Eyüp Sultan Camii’nde beyin kanaması geçirmiş, komadan kurtulup evine getirilmesinin ardından 1 Mart 2002'de ikinci defa beyin kanaması geçirmiştir. Kendisine müdahale eden doktorların yüzde 5 yaşama şansı vermesine karşın hayatta kalmış ancak vücudunun sol tarafı felç olmuştur. 10 Haziran 2009'da mide ve bağırsak rahatsızlığı nedeniyle yeniden hastaneye kaldırılmış ve yeni bir ameliyat geçirmiştir.
Romanlar hakkındaki görüşlerini "Şimdi ben dünyayı görmüşüm. Bir Çin’e gitmedim. Grönland Adası’na bile gittim. Sıcak sular fışkırıyor, buzların arasından. Avrupa’yı Avrupa yapan, romanlardır. Müslümanların romanları olsaydı, bu kötü hallere düşmezlerdi. Çünkü, romanda her şeyi söylersin, diğer kitaplarda söyleyemezsin." şeklinde ifade eden Okçu,[10] 1980'lerin sonunda aynı adla sinemaya da aktarılan "Minyeli Abdullah" romanı ile İslamî kesimde 1970’lerde "Hidayet Romanları" da denilen bir akımın başlamasına ve bu kesimde romanın yaygınlaşmasına sebep olmuştur.
Eleştirmenler tarafından edebî değeri hâlâ tartışılan Minyeli Abdullah romanı hakkında "Ben roman yazmadım, ben dertlerimi yazdım, ister beğensinler, ister beğenmesinler." diyen yazar, romancılığını "Ben dünyanın en büyük romancılarından biriyim. Kitlelere tesir etmişim. İnsanları sürüklemişim peşimden. İnsanları ağlatmış, güldürmüşüm. Bir nesli ayağa kaldırmışım. Minyeli Abdullah bir lokomotiftir. Minyeli Abdullah’tan sonra, yüzlerce roman yazıldı. Ama tutturamadılar tabii. Neden tutturamadılar? Geldim, gittim demekle roman olmaz. Ben roman yazarken, oturup ağlıyorum. Ağlıyorum hüngür hüngür. Gözyaşlarım kağıda dökülüyor." şeklinde anlatarak, roman yazarlığı hakkındaki görüşlerini "Ağlayarak yazmayan okuyucuyu ağlatamaz. Yüreği yanmayan başkasının yüreğini yakamaz. Sırça köşklerde ayak ayak üstüne atarak roman yazılmaz. Bir işe talip olan insan yanacak, kavrulacak ki bir tesir bıraksın. Dinim, imanım, milletim, vatanım diye feryat edecek. Eğer bu aşk ve şevkle bir kitap yazılmışsa okunur." sözleri ile ifade etmektedir.
"İdealist, Müslümanları ayağa kaldırmak için yazılmış bir kitaptır." diye anlattığı "Müslüman ve Para" isimli kitabı üzerine Turgut Özal'ın önemli ekonomi kurmaylarından Adnan Kahveci kendisini arayarak kitabı okuyup, çok hoşuma gittğini ve kendisiyle mutlaka tanışmak istediğini belirtmiştir. Adnan Kahveci'nin bu konuşmadan 15 gün sonra trafik kazasında vefat etmesi üzerine bu buluşma gerçekleşmemiştir.
|
|
|
100'ün üstünde bestesi 3000'in üstünde şiiri bulunan Kralboğa’nın 1999 yılında TRT repertuarına alınan bestesi İstanbul Radyosu solistleri tarafından söylendi.
Yayımladığı ilk şiir kitabı 'Beni Ondan Ayırma' gitti gidiyor.com'da 'antika eser'olarak satışa çıkarılmış durumda.
İstanbul Anadolu Yakası'ndaki tek şiir derneği olan ve yüzlerce şiir programı gerçekleştiren Kral Boğa Şiir Derneği'nin kurucusu şairbestekar nam-ı değer Kral Boğa dergimizin bu ayki sanat konuklarından biri.
İnsanların daha çok, ekonomik kaygılarla boğuştuğu, televizyon başında kalmayı tercih ettiği ve sanatsal faaliyetlere, sanatçılara hak ettikleri ilginin pek de gösterilmediği şu dönemde; bir şairin sanat bayrağını inat ile ön saflarda taşımasının öyküsünü bizzat kendisinden dinleyeceğiz…
Diyarbakır'da askeriyenin içinde bir koro kurdum ve yönettim. Defalarca konserler verdim. Üstdüzey komutanlarımdan biri bana 'sen Kırboğa değil Kralboğasın' şeklinde iltifat etti. (1979) Kralboğa lakabı buradan gelir.
Adım Erdoğan. Soyadım Kırboğa. 1944 Kırşehir doğumluyum. Evli ve iki çocuk babasıyım. Ankara Edebiyat Fakültesi mezunuyum. Hava Kuvvetlerinden emekliyim. 1982 yılından bu yana Maltepe'de oturuyorum. Çevrem beni Erdoğan Kırboğa olarak değil, Kralboğa olarak tanır. Önceleri 'adam kendini kral sanıyor' diye bu adı kullanmıyordum.
Fakat arkadaşlarım ısrar ettiler, 1998 yılından bu yana kullanıyorum.
Ortaokulda Aysel diye bir kızı sevdim (Şimdi hanım kızacak) İlk şirimi onun için yazdım.
‘Bu gönül ayrılmıyor senden’ 19 yaşında da rast makamında besteledim.
Her şey beklide ilkokul 2.sınıfta başladı. Müzik öğretmenimiz 'Haydi Kırboğa bir türkü söyle de bütün sınıfı geçireyim' dedi. 'Dere boyunda saz olur/ Aşıklarda naz olur' türküsünü söyledim, tüm sınıf 3'e geçtik…
'Seni sevdim güzelim/ Deli gibi gezerim/ Seni bir gün görmesem/ Acep ben ne ederim/ aman aman aman/
Daha sonra ardı arkası kesilmedi. Yani bende şiir ve beste aynı anda başladı ve gelişti. Yazdım, besteledim, okudum. Gördüğünüz gibi halen devam ediyorum. 100'ün üze-rinde bestem 3000'in üzerinde şiirim var.Kralboğa şiir topluluğu 2000 yılında Maltepe'de oluşmuştu. Bu topluluğu 2004 yılında şair ve bestekar arkadaşlarımla resmen dernek haline getirdik. 20 kişi ile toplanmıştık.
Şuan 100'e yakın üyemiz var. Bu dernekle Maltepe, Kartal, Pendik, Üsküdar, Beykoz ve daha birçok farklı noktada 84 şiir programı yaptık.
Bu dinletilerimize günümüzün birçok tanınmış şairi ve bestekarı da konuk olarak katıldılar.
Dinletilerimizi sürdüreceğiz. Uzun süredir de bir şiir dergisi çıkarmaktayız. Bu dergide bölgemizdeki şairlerin amatör profesyonel şiirlerine yer vermekteyiz.
Kapımız tüm sanatseverlere açık…

Geceler yollar gibi, bitmek bilmiyor
Şu başımda bin dert var, gitmek bilmiyor.
Gönlümün yangınına seller yetmiyor
Yıllar yılı gülmedim, gülmedim gitti.Nasıl edeyim, nere gideyim şaşırdım kaldım.
İpin ucunu, gönül kuşunu kaçırdım kaldım.Yuvasız kuşlar gibi dallardayım ben
Yaralı bülbül gibi bağlardayım ben
Şaşırmış avcı gibi dağlardayım ben
Yıllar yılı gülmedim, gülmedim gitti.Nasıl edeyim, nere gideyim şaşırdım kaldım
İpin ucunu, gönül kuşunu kaçırdım kaldım.
Kralboğa ulusal televizyon ve radyolarda sık sık konuk edilmiş program yapmış.
(TGRT, Ankara Polis Radyosu, Star Fm, HBB, BRT, Flash Tv, Medya FM, Samanyolu Tv, Show Tv, Tv8)
Birçok ünlü sanatçı ile teşviki mesaisi olmuş.
İşte onun birlikte programda bulunduğu isimlerden bazıları:
Yusuf Hayaloğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Bekir Sıtkı Erdoğan, İlhan Geçer, Ahmet Selçuk İlkan, Yaşar Özel, Nedret Selçuker, Turgut Yarkent, Süleyman Mertkanlı, Özdemir Erdoğan, Fırat Kızıltuğ, Gündoğdu Duran, Perihan Savas, Serpil Barlas..
1956 yılında İstanbul’un en şirin iskele semtlerinden biri olan Kuzguncuk’ta doğdum. Çocukluğum henüz kirlenmemiş olan Boğaziçi’nde yüzerek, şehir hatları vapurlarıyla gezerek, ve yemyeşil bostanlarda oynayarak geçti. Küçük yaşlarda edebiyata merak sardım. Yaz tatillerinde babamın bahçemizdeki ağaçların üstünde yaptığı ağaç evde kitap okuyarak ve kendi çapımda öyküler yazmaya çalışarak ilk edebi denemelerime başladım.
Bahriye günlerim belleğimde yaşamımın unutulmaz güzel anıları olarak yer edindi. Dünyanın değişik yörelerine yaptığım seyahatler kafamdaki insan ve mekân malzemesinin sürekli olarak gelişmesini sağladı.
İlk romanım “Bir Kuzgun Yaz” ismiyle 2002 başında yayımlandı. 1960’ların İstanbul’unu, o yılların komşuluk ilişkilerini, komik ve hüzünlü anılarını yine o günlerin çocuklarının gözünden ve naif bir dille anlattığım bu kitap okurlar tarafından ilgiyle karşılandı ve devamını yazmam beklendi.
2003 yılında “PUS” ismiyle yayımladığım devam romanında bu kez 1970’li yılları ve ülkeyi 12 Mart muhtırasına götüren olayları yine o günlerin delikanlılarının gözünden anlattım.
Üçüncü romanım “Kırmızı Fener Sokağı” ismiyle 2005 Temmuz’da yayımlandı. Tamamen gerçek olaylar ve karakterlerden yola çıkarak yazdığım bu romanda Avrupa’da yalnızlaşarak olmadık yollara düşen kadınlarımızı anlattım. Bu romanım okurlardan kayda değer bir ilgi gördü ve bir haftada üç baskı yaptı.
Romanlarımın yanı sıra “Suçlu Öyküler”, “Erotik Öyküler”, “Bozcaada Öyküleri”, “Cunda Öyküleri” kitaplarına da öykülerimle katkıda bulundum. 2010 Dünya Başkenti İstanbul Projesi çerçevesindeki “İstanbul Öyküleri” kitabında Sait Faik, Selim İleri, Murathan Mungan, Abidin Dino, Tezer Özlü, Oktay Akbal gibi yazarlarımızla birlikte öyküm yayımlandı. Yazarlık yaşamım ve kitaplarımla ilgili olarak çeşitli TV kanallarına ve gazetelere söyleşiler verdim. Şu sıralar dördüncü romanımı yazmakla meşgulüm. Ayrıca Bütün Dünya dergisinde yazılarım yayınlanıyor.
1929 yılında Ödemiş'te doğdu. Teknik Okullarda okuduktan sonra Deniz Astsubayı oldu. 1957 yılında sınavla subaylığa geçti, 14 yıl da subay olarak çalıştı ve emekli oldu. TRT Ankara Radyosu'nda dramaturg olarak çalıştı. Şiirleri Varlık, Türk Dili, Yeditepe, Kaynak gibi dergilerde yayınlandı. Hikayeler, radyo, televizyon ve sahneler için oyunlar yazdı.
1936-1995 yılları arasında yaşamış sinema ve tiyatro oyuncumuz. Deniz Astsubaylığından ayrılmıştır. Başrolünü oynadığı Kardeşim Benim filminin yanı sıra, Asi Gençler filminde savcı, El Kapısı filminde gazinocu Cemal, Cemil filminde takdimci Özcan, Kapıcılar Kralı filminde apartmana yeni taşınan Mahir bey, Çapkın Kızlar filminde tilki Cemil, Köşeyi Dönen Adam filminde Adem'in müdürü Erol, Beş Parasız Adam filminde arabesk Cemil, Üç Halka Yirmibeş filminde tapucu Zekeriya bey, Piano Piano Bacaksız filminde yaşlı Abdurrahman ve Varsayalım İsmail adlı dizide kompresör bey karakterlerini canlandırmıştır.
Osmanlının son döneminde yaşayan Borazan Tevfik'in kesin doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Daha çocuk yaşlarında, sokak satıcılarının taklitlerini yapıyor, mahalleyi kırıp geçiriyordu. Sonraları kendi buluşu ve uydurusu olan fıkra ve hikâyeleri ve tatlı muziplikleriyle, İstanbul'un renkli simalarından biri haline gelmiştir.
Borazan Tevfik mahalle mektebinde okumuş, Bahriye Silah Endaz Taburu'nun İtfaiye kısmında Gedikli Çavuş (Bugünkü Astsubay) rütbesiyle ‘‘Borazancı’’ olmuştur. Taburun önünde ‘‘Borazan’’ çalarak, çalımlı çalımlı yürümesi ve yakışıklılığı ile çabuk tanınmış ve sevilmiştir. Bu yüzden de kendisine ‘‘Borazan Tevfik’’ adı verilmiştir.
Borazan Tevfik saraka ve şakaları ve nükteli konuşmalarıyla da tanınmış ender insanlardan biriydi.
Birara bıyığını kesmiş, arkadaşları:
- Ne o Tevfik, bıyıklar ne oldu, diye sormuşlar:
- Ne olacak, Şehremînî Cemil Paşa istimlâk etti, demiş.
O sırada, İstanbul Şehremînî olan Operatör Cemil Paşa, birçok yerleri istimlâk ederek, park ve cadde yaptırıyor ve bu İstanbul halkınca pek de hoş karşılanmıyordu.
Borazan Tevfik, Kasımpaşa'da demirlemiş, heybetiyle yatıp çürüyen eski bir zırhlıda Denizci Gedikli Çavuşu olarak görev yaparken, görülmemiş hançeresinin zoruyla, her üfürüşte bir boru çatlatan dev bir gırtlağa sahipti. Gedikli Borazan Çavuşunun methini duyan Sultan Abdülhamid irade etmiş: "Üsküdar'da Altunizade sırtında bir karavana borusu çalsın. Yıldızdan onu dinleyeyim!"
Yanına ihtiyaten iki üç boru alan Gedikli Çavuş Borazancı Tevfik; Üsküdar sırtlarında kuvveti gırtlağa verince Abdülhamid şaşa kalmış. O gün saraya çağırılan Tevfik diğer hünerleri olan taklitler, monologlarla Hünkârı hayran edip, Mabeyinci Emin Bey'e şu iradeyi buyurtturmaz mı: "Bunlar ender yetişen sanatkârlardır. Hiç bir sanatkârın sefil yaşamasını istemem. Onu gedikli boru muallimi yapınız." O tarihten sonra Gedikli Zabit adaylarına Borazan dersi öğretmenliği yapan Borazan Tevfik, Gölcük’e atanınca, İstanbul’da ikamet etmesi ve aldıği maaşın İstanbul-Gölcük arası yol parasına yetmemesi nedeniyle Donanma’dan ayrılmıştır. lakabı, bahriyedeyken olağanüstü nefesiyle bir borazanı patlatmasındandır. patlak borazan yüzünden bandoda görevli bir askerin ceza almasına gönlü razı gelmediğinden suçunu itiraf etmiş, komutanın sözlerine inanmaması üzerine, bir borazan daha patlatarak "suçunu kanıtlamıştır." borazan tevfik'in komutanının ev sevdiği şeylerden biri de şehre inerken tevfik'i arabasının önüne geçirerek borazan gibi öttürmekmiş. (hilmi yücebaş, türk mizahçıları)
1939 yılında Bursa’da doğdu. Konya Astsubay Hazırlama Okulu’nu bitirdikten sonra, Levazım sınıfına ayrıldı.
1957’de, İstanbul Levazım ve Maliye Okulu’ndan Levazım Astsubay Çavuş olarak mezun oldu. 1957- 1965 yılları arasında Ankara Veteriner Akademisi’nde görev yaptıktan sonra, 1969’da askerlikten ayrılarak Ankara Radyosu’na geçti.
Tambur sanatçılığı ile birlikte “Nota ve Müzik Aletleri Kısmı Şefliği”, “TSM Uzmanlığı” ve “Denetçilik” yaptı. Halen “TRT Repertuar ve Denetleme Kurulu Üyesi”dir.
Eşi Bilge ve kızı Aslı da ses sanatçısıdırlar.
Yılmaz Pakalınlar’ın, muhtelif makamlarda şarkı formunda bestelenmiş pek çok bestesi vardır. Bestelerinden bazıları şunlardır:
Sanatçı bestekâr Kâmuran Yarkın, 28 Ocak 1938’de İstanbul Fatih’te Horhor’da doğdu.
Babası Yanbolu Beylerbeyi İbrahim Bey’in oğlu Şükrü Bey, annesi Miralay Cemal Bey’in kızı Fahriye Hanım’dır.
Sanatçı, babasını beş aylıkken kaybetti, annesi onu sanatkâr ihtimamıyla ud ezgileri eşliğinde büyüttü.
1945’ten itibaren Şuayb Erkutlu’dan ders almaya başladı. 1951’de orduya intisap ederek Deniz Astsubayı olan sanatçı, 1954 – 1957 arasında Albay Süleyman Bey’den ve Binbaşı İlhan Bey’den tambur dersleri aldı.
İlk bestesini 1951’de yaptı.
1962’den sonra Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne giren sanatçı Kumkapı Nişancı’da Sanatkâr Âgah Dede’den nazariyat ve geçki dersleri almaya başladı.
Bestekâr Kâmuran Yarkın’ın eserlerini seslendirenler arasında Zeki Müren, Yıldırım Gürses, Mediha Şen, Ayla Büyükataman, Vedat Çetinkaya, Gönül Yazar, Ayşe Taş, Faruk Tınaz, Serap Mutlu, Safiye Filiz, İbrahim Şirin, Yasemin Kumral, Coşkun Demir, Atilla Atasoy gibi meşhur isimleri saymak mümkündür.
1953 yılında Bursa’da doğan Abdulah İNTEPE, 1972 yılında Deniz Astsubay Hazırlama Okulu’ ndan, 1973 yılında ise Güverte Astsubay Sınıf Okulu’ ndan mezun olarak Radar Astsubayı olarak Deniz Kuvvetleri’ne katıldı.
Çocukluk yıllarından itibaren resimle uğraşan ve bu konuda hiçbir eğitim almayan İNTEPE kendi kendisini yetiştirdi ve 1988 yılından itibaren profesyonelleşti..
1991 yılında Donanma Komutanlığı bünyesinde kurulan Donanma Kültür Merkezi Amirliği görevini 1991-2003 yılları arasında yürüttü.
Bu süre zarfında yöneticilik göreviyle birlikte resim eğitmenliği de yaptı ve çok sayıda öğrenci yetiştirdi.
Görevi süresince Donanma’nın ihtiyaç duyduğu afişleri ve resimleri çizdi, gemi ve helikopter hangar kapaklarının üzerine gemi amblemi ve logo yapılmasını başlattı.
Bir çok resim yarışmasına ve karma sergilere iştirak etti, ödüller aldı.
2000 yılında Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu.
2004 yılında istekle Dz.K.K.lığı’ndan emekliye ayrılan Abdullah İNTEPE, halen çalışmalarını Balıkesir’in Bandırma ilçesindeki atölyesinde sürdürmektedir.
Hüseyin İhsan Sönmez, 1961 yılında Kastamonu- Araç’ta doğdu.
İlkokulu Araç Merkez ilkokulunda okudu, Ortaokulu Araçta bitirdi.
1979 yılında, Ankara J. Astsb. Hz. ve Sınıf Okulundan mezun oldu. Karabük, Bolu, Bingöl, Bursa, Siirt, Ordu, Ş.Urfa, Ankara, Şırnak ve İstanbul'da J. Gn. K. lığının çeşitli birlik ve karargâhlarında görev yaptı. Halkla ilişkiler okudu. 2003 yılında emekli oldu.
Toplumsal içerikli yazıları ile gezi, deneme, şiir, inceleme, söyleşi ve öyküleri J. Dergisi, J. Eğitim Dergisi, Kasyö-Der, Gülpınar, Tay, Şehiriçi, Aykırısanat, Yaşayan Yarın, Şiiri Özlüyorum, Şehir, Öteki-siz, Bizim Sanat, Uzak Ülke, LacivertSanat, Akademi Gökyüzü, Patikalar Dergileri ile çeşitli gazetelerde yayınlandı.
Aykırı Sanat Dergisi 2005 yılı şiir yarışmasında "Düşlerin Çağrısı" isimle ikincilik ödülü aldı.
Şehitler üzerine yazdığı bir şiir Kozan Liseler arası şiir okuma yarışmasında Bucak Lisesi öğrencisi tarafından seslendirildi. Okul birincilik kazandı.
2008 Yılında Kocaeli’nde yılın Edebiyatçısı seçildi.
Çeşitli etkinliklerde toplum edebiyat ve sanat bildirileri sundu.
Yayınlanmış dört kitabı bulunmaktadır.
Edebiyatçılar Derneği ve Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği üyesidir.
Halen Kocaeli Değirmendere’de yaşamaktadır.
http://www.antoloji.com/huseyin-ihsan-sonmez/siirleri/http://www.antoloji.com/huseyin-ihsan-sonmez/sesli-siirleri/