Etikete göre gösterilen ögeler: adalet

 platon sokrates

Medeni haklarda, adalet anlayışında, teknolojide, bağımsızlık olgusunda zaman zaman kendimizi Batı ile mukayese edip “onları en az elli-yüz yıl geriden takip etmekteyiz” gibi tespitler yapmaktayız.

Evet, Batı’nın kaç (yüz-bin) yıl gerisindeyiz?

Günümüzde adalet için kapısına dayandığımız, teknolojisini ithal ettiğimiz, bilimin ışığında aydınlanan, bağımsız ve dolayısıyla adalet duygusu yüksek Batı’ya göre Türkiye olarak neredeyiz?

Bunu anlamak için pek çok veriyi kullanabiliriz. Bu yazıda kullanacağım verileri Antikçağdan seçtim.

Aristoteles (M.Ö. 384-322) ve Platon (M.Ö. 427-347) Antikçağ felsefesinin sistem kuran iki filozofundan yola çıkarak, bakalım Antikçağın düşünce adamlarının düşündükleri ve bugünkü Türkiye’nin yaşadıkları nelermiş…

Yazımıza kaynak olarak, aynı zamanda internet üzerinden kolay ulaşılabilir olan Arslan TOPAKKAYA’nın yapmış olduğu “ADALET KAVRAMI BAĞLAMINDA ARİSTOTELES - PLATON KARŞILAŞTIRMASI” başlıklı araştırmasını kullanacağım (*).

Yazı  içerinde Araştırmacının yorumları parantez içinde (Araştırmacının Eleştirisi/Yorumu) olarak, kendi yorumlarım ise sadece parantez içinde belirtilmiştir. Yorumlarımda geçen kelimelerden bazıları: Adalet, Arap Baharı, Assubay, Bağımsızlık, Bakanlar Kurulu’nun TSK Zammı, BOP, Din, TEMAD, Pes Grubu, 1982 Anayasası.
Antikçağ felsefesinin sistem kurucuları Aristoteles ve Platon başta olmak üzere felsefecilerin devlet ve adalet üzerine olan diyaloglarına bir bakalım:

Söz konusu araştırmanın başında

“Adalet kavramı, insanlık tarihi boyunca üzerinde en fazla durulan, hakkında sayısız teoriler üretilen ve aynı zamanda ahlaksal ve politik anlamda insanlığın ulaşacağı ideal bir durumu gösteren ve tanımlanması en güç olan kavramların başında gelmektedir.

Bu kavram aynı zamanda felsefe tarihinin önemli kavramlarındandır ve oldukça zengin bir tarihsel gelişim surecine sahiptir. Adalet kavramı  uzun yıllar felsefenin konu alanı içinde mütalaa edilmiştir. 19. yüzyılda diğer sosyal bilimlerin felsefeden hızla kopmaya başlamasından sonra bu kavram da artık sadece felsefeyi ilgilendiren bir kavram olmaktan çıkmış, başta hukuk ve sosyoloji olmak üzere özellikle siyasal bilimlerin uğraş alanı içinde görülmeye başlanmıştır.”

denilmektedir.

Aristoteles bir takım yalın teoriler yerine kısa, keskin ve uygulanma imkânı fazla olan bir siyaset felsefesi geliştirmeye çalışmıştır.

Platon ise adalet kavramına öğrencisinden çok daha fazla yer vermiş, hatta devlet felsefesini oluştururken onu temel bir kavram olarak ele almıştır.

Adalet “erişilmesi ve gerçekleştirilmesi gereken bir ideal midir?“ yoksa “insanın ahlaki yönunun zorunlu bir gereği midir?” sorusu üzerinde oldukça durulan ve cavabı zor olan bir sorudur. Bu soruya 20 yüzyılın önemli filozoflarından Levinas’ın verdiği cevap oldukça manidardır. Levinas adalet kavramının daha ziyade insanın ahlaksal yönüyle ilgili olduğu düşüncesindedir.

ADALET ÜZERİNE KISA DİYALOGLAR VE TANIMLAR:

Kephalos, adalet: “başı dara düşüp bir kimseyi aldatmaktan ya da yalan söylemekten; bir Tanrı’ya kurban adağı ya da birin sana para borcu kalıp da obur dünyaya korku içinde yollanmaktan kurtarır insanı

Simonides’in adaleti “herkese borç olanın [hak ettiğinin] verilmesi”,

Thrasymakhos’a göre adalet “güçlü olanın ya da hükûmetin isteklerine uygun davranmaktır” şeklinde tanımlanır. Thrasymakhos’in bu tanıma Sokrates, “uygun olanın” ne olduğuna dair hükûmet üyeleri arasında bir fikir birliği olamayacağı ve dolayısıyla hükûmet adına eylemde bulunduğunu iddia edenlerin gerçekte ne oranda bireysel olarak ne oranda da hükûmet adına hareket ettiklerini belirlemenin oldukça zor olduğu gerçeğinden hareketle itiraz eder. Böyle bir tanım ancak ideal bir devlette uygulanabilecek bir tanımdır, der. (Sokrates’in buradaki tespiti TSK’nın bazı sınıf ve kadrolarına Bakanlar Kurulunca 28.12.2011 tarihinde yapılan zammı nasıl da anlatmakta. Muhtemeldir ki bazı bakanlar bu zamma tepki göstermişlerdir.)

Adalet ve Devletin Bağımsızlığı:

Sokrates adil olanın adil olmayandan daha güçlü olup olmadığını sorar ve bu soruya Thrasymakhos, adil olanın daha güçlü olmayacağı şeklinde cevap verir. Sokrates ise gücüne dayanarak diğer ülkeleri kendi egemenliği altına alan ülkenin aslında haksız olduğu ve içten içe zamanla çözüleceği ve güçsüzleşeceği saptamasında bulunur. (Sanki bugünü, Arap Baharı ve BOP’u ve geleceği anlatıyor.) Sokrates bu saptamanın devamında iki devlet arasında bu yüzden   açığa çıkan kavganın, kin ve nefretin bir benzerinin birbirlerine adil davranmayan aynı toplumun insanları arasında da görülebileceğini ve bu bağlamda insanların içlerindeki adalet duygusunun    zayıflayacağını ve insanların tanrısız hale geleceklerini söyler. (İşte adalet duygusunun önemi. Adaleti din duygusuyla birleştirerek uygulamaya koyanları bekleyen sonuçlar)

Adalet ve Mutluluk:

Sokrates bu tespitlerden sonra adil olanın mı olmayanın mı daha mutlu olacağını sorar ve bu soruya verdiği cevap Thrasymakhos’un görüşlerini olumsuzlar: bir biçimde adaletli davranmayı kendine rehber eden bir insanın aynı zamanda daha güzel bir yaşama sahip olacağını öne surer. Yani mutlu bir yaşamın kaynağı adil olmaktır.

Haksızlık Yapılabileceğine İnanan insan Çıldırmıştır ve Adaletsizliği Ancak Antlaşma Çözer:

Bu bağlamda Glaukon diyaloga dâhil olur ve Sokrates’in bu adalet tanımını yetersiz bularak onu   eleştirir. Ona göre böyle bir adalet anlayışı insanlar tarafından bir yük olarak görülmekte ve olumsuzlanmaktadır. “Haksızlık yapmak iyi, fakat haksızlıktan zarar görmek kötüdür”. Bu durumu ortadan kaldırmak içinse o, insanlar arasında adaleti sağlayan bir “antlaşmanın zorunluluğu”ndan bahseder. Çünkü ancak boyle bir antlaşma insanları haksızlıktan kurtarabilir. Haksızlığa ve herhangi bir müdahaleye maruz kalmadan haksızlık yapabileceğine inanan kimse ona göre gerçekten çıldırmıştır.

Adil olmadığı  halde adilmiş gibi görünen ve bu görüntüyle insanları aldatanların olduğunu ve bu anlamda bu görüntünün getirdiği avantajlardan yararlanıldığı gerçeğini dile getiren Glaukon’a Sokrates’in cevabı “adaleti herhangi bir eylem ya da davranışın sonuçlarına göre değil, adaleti bizzat “adalet” olduğu için tercih etmek gerektiği şeklindedir”. (Gnkur.Bşk.lığının Assubaylara yönelik verdiği e-muhtıra, en kıdemli assubayın teğmenin altına doğru sürüklenen maaşı, OYAK kanununda yer almama, tek kişilik ceza sitemi vs.vs. sanki bir adaletmiş gibi sunulmakta, değil mi?)

Devlet ve Adalet:

Platon, kendisi tarafından ortaya atılan devlet modelinin mükemmel olduğu inancındadır ve bu devletin en onemli ozellikleri bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalettir. İlk üç kavram kendi devletinde tam olarak görüldüğunden dolayı şimdi eksik olan adalet kavramını da onlara eklemlemek gerekmektedir.

Devlette bilgelik, devleti koruyanlara, Cesaret, savaşçılara, Ölçülülük ise onu idare eden hükûmete denk gelmektedir.

Burada eksik kalan tek kavram adalet kavramının neye karşılık geldiği sorusudur. Bu sorunun zorluğu karşısında Sokrates arkadaşlarından yardım ister. Sokrates bu soruya kendisi cevap bulduğu inancındadır. Ona göre adalet bizzat devletin kuruluşunda açığa çıkmaktadır. Yani her bireyin kendi işini yapması ve her şeye karışmaması adalet olarak tanımlanmaktadır

Platon buradan genel bir adalet tanımına ulaşır. O da “herkesin kendi üzerine düşeni yapması ve kendi payına sahip olmasıdır”. Platon bu tanımın olumsuz biçimini de adaletsizlik olarak görür.

Adalet ve İnsan ruhu:

Devletin kuruluşunda adaleti bulduğuna inanan Platon, bu adalet kavramının insan ruhunda nasıl göründüğü konusuna geçer. Aynen devlette olduğu gibi insan ruhunda da bilgeliğe, cesarete ve akla denk gelen üç farklı alan soz konusudur.

Bilgelik ve cesaret ruhun belirli bölümleridir; ölçülülük ve adalet ise bolümler arası ilişkileri düzenlemektedir. Bu bağlamda ruh icin “adalet”, bir erdem olarak bilgelik, cesaret ve aklın kendi üzerlerine düşenleri yapması olarak tasvir edilir. Ölçülülük cesaret aracılığıyla içgüdüleri hâkimiyeti altına almalı ve içgüdüler tarafından kontrol altına alınmamalıdır. Bu anlatılanlardan Platon’un çıkardığı sonuç hakkın adalet, haksızlığın ve haddi aşmanın ise adaletsizlik olduğudur.

Adaletsiz Devlet ve İnsanlar:

Adaletsizliği daha yakından analiz etmek için Platon adaletsiz devleti ve insanları ele alır.

Ona göre adaletsizlik bireysel anlamda ruhun üç bölümüyle buna karşılık gelen devletin üç bölümü arasındaki yanlış ilişki sonucu açığa çıkmaktadır. Platon mükemmel devlet şekli yanında, hırs ve şerefin hakim olduğu korucuların yönettiği Timokrasi, Zenginlerin yönetici olduğu Oligarşi, herkesin istediğini yapabildiği Demokrasi ve son olarak kendi güdülerinin kontrolünde olan ve tek kişinin hakimiyetine dayanan Tiranlık olmak üzere, dört türlü kötü devlet şeklinden bahseder. Bu devlet şekilleri içinde adaletsizliğin en iyi temsilcisi tiranlıktır.

Platon’a Göre Adalet kavramının İki Yönü:

Adalet kavramı  Platon’da ilk etapta iki yönlüdür. Bunlardan ilki adaletin devlette yansıması, ikincisi adaletin tek tek bireylerde yansımasıdır.

Devlet ya da toplum tek tek bireylerden oluşan bir kurumdur ve ona göre her iyi birey kendi içinde adil olmalı ve bunun için gayret sarfetmelidir. Adil bireylerden oluşan toplum ya da devlet de kendiliğinden iyi ve adil bir devlet olur. (Yani günümüzde yerini bulan ifadeyle “her toplum hak ettiği şekilde yönetilirin antikçağdan farklı bir yorumu)

Platon’a Göre Devletin Sınıfları ve Adaletin Hâkim Kılınması:

Akıl nasıl ki insan ruhunda güdüleri ve arzuları kontrol altında tutan en üst bir özelliktir, bunun gibi devlette aklın rolünü üstlenen hâkimler sınıfı vardır ki, bunlar da filozoflardan başkaları değildir.

Akla karşılık gelen filozoflar devletin en üstün sınıfını,

Cesarete ve eylem gücüne karşılık gelen bekçiler ya da korucular ikinci katmanı,

İçgüdü ve arzulara denk gelen çiftçiler ve esnaflar ise üçüncü katmanı, oluşturmaktadır.

Bu sınıflardan herbiri kendine ait olanı yaptığı ve payına düşenden fazlasını istemediği an adaleti hâkim kılmış olur. Böyle bir devletin olmazsa olmaz bir kuralı da her vatandaşın toplumda üzerine düşeni yapması, başkalarının işine ve kimin idareci olup olamayacağı sorusuna karışmamasıdır, çünkü akla göre davranmak bunu gerektirmektedir. (Araştırmacının Eleştirisi: Platon’un devleti aşırı yüceleştirmesi ve bireyi onun içinde eritmiş olmasıdır. Diğer bir ifadeyle bireyler arası adaleti, devlet bazındaki adalete feda etmesidir. Platon, kendi dile getirdiği ideal sistemin takip edilmemesi durumunda devletin yok olacağını söyler. Platon’un adalet kavramının somut toplumsal yaşamdan hareketle elde edilmediğini, hakça davranmaya zorlayan bir yaklaşım olduğunu belirtmekte fayda vardır.) (Devletin adaletli davranacağına olan Türk insanındaki yüce inanış da devleti yüceleştirmiş, adeta kutsallaştırmıştır. Bu inanış Atatürk devrimleriyle Batı’da olmayan, örneğin kadınların seçme ve seçilme haklarına kavuşmasıyla adeta pekişmiş, Batı halklarının mücadeleyle aldığı pek çok hakkı, Atatürk, medenileşmenin bir gereği olarak halkına sunmuştur.)

Aristoteles ve Adalet:

“Yasalara uymamak, “onu kendi çıkarlarına göre kullanmak” ve dolayısıyla bu şekilde bir eşitsizlik yaratmak adaletsizlik, yasalara uygun davranmak ve eşitliği bozmamak ise adalettir.” (Özel yasalarla kimilerine çıkar sağlanarak, Türkiye’de yaşanan da tam bu değil mi?)

Aristoteles’in adalet anlayışı iki temel bakış açısına sahiptir.

Bunlarda biri niceliksel anlamda bireysel ya da özel (privat) eşitlik anlayışı, diğeri kamusal ve hukuksal eşitlik anlayışıdır.

Aristoteles’e  göre genel adalet (iustita universalis), meşru anlamda yasalara uygun ve politik düzene saygı gösteren bir adalet olmak durumundadır. Aynı zamanda paylaştırıcı adalette bütünün kendi parcalarıyla olan üstlük-altlık ilişkisine dikkat edilmek zorundadır.

Bu açıdan bakıldığında her iki adalet türü de insanlar arasında eşitliğe dayanan eşitlikçi adaletle “eşitlik” bağlamında önemli bir farklılık göstermektedir. Bu tespite rağmen Aristoteles’te adalet kavramı her zaman bir bütün içerisinde, yani bir polis’teki (şehir devlet) geneli ilgilendiren ilişkileriyle söz konusu edilir. Çünkü ona göre “bütün” (şehir ya da toplum) gerçekliğin kendisidir ve polis de doğası gereği adaletin göründüğu en önemli yerdir. O halde bu bütünün parçaları da bu bütüne göre düzenlenmek durumundadır. Yani bu bütünün parçalarıı olan vatandaşlar bu bütünün genel amacına, yani genelin mutluluğuna katkıda bulunmak zorundadırlar. (Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bütündür derken, bütünün mutluluğu ve refahı için adalet göz ardı edilememelidir. Ki bu durum 1982 Anayasası’nın 5’inci maddesinde yer almaktadır.)

Aristoteles için polis toplumsal açıdan mutlak bağımsızlığı en güzel bir biçimde temsil etmektedir. Aynı zamanda polis en yüksek ilke olan herkesin mutluluğu ilkesine göre devlet düzeninde adaletin sağlanmasını da mümkün kılan biricik araçtır. Polis bu amacı yasalarla gercekleştirir. Genelin mutluluğunun bu şekilde sağlanıp sağlanamayacağı yasaların iyiliğine ya da kötülüğune bağlıdır. (Türkiye’de çıkarılan yasalar bu anlamda sorgulanmaktadır)

İyi tasarlanmamış bir yasa daha az etkili olurken, üzerinde derin düşünce ve ihtimamla hazırlanmış yasalar daha etkin ve geçerlidir. Bu açıdan yasanın amacının tespiti ve bu amaca nasıl ulaşılacağı oldukca onem kazanmaktadır. (Yasa/karar çıkartılırken, yasa/karar yoluyla etkilenebilecek insanlar dikkate alınmadığında, tıpkı TSK’ya yönelik 28.11.2011 tarihinde Bakanlar Kurulunca yapılan zamda olduğu gibi, tepkilerin çıkması gayet doğaldır.) (Araştırmacının Eleştirisi: Aristoteles ise Platon’un adaletin en yüksek “erdem” olduğuna dair görüşlerini aynen alır ve bu görüşü genel (politik) yasal doğruluk kavramına dönüştürür.)

Aristoteles’in Yeni Adalat Kavramı Görecelidir:

Bu yeni kavram ise göreceli adalettir (iustita particularis). Aslında bu kavram Aristoteles’in adalet kavramıyla polisin somut düzeni arasında kurmuş olduğu kurumsal çerçevenin doğal sonucu olarak ortaya çıkan bir kavramdır. Aristoteles en yüksek erdem olan adaletten hareketle polisin ya da devletin pozitif düzeni kavramına ulaşır. Buradan çıkan doğal sonuç ise, “adalet” kavramıyla “yasanın adaleti” kavramının anlam bakımından eşitlenmesidir. (1982 Anayasası’nın 10’uncu maddesi bu yönden değerlendirilmelidir.)

Bu eşitlenme sayesinde Aristoteles doğal hukukla pozitif hukuk arasındaki çelişkiyi kaldırdığına  inanır, çünkü ne doğal hukuk sadece yalın bir normdur ne de polisi kuran yasalar tamamen olağan bir şeydir. Aristoteles doğal hakları hem tanımlanabilen somut ilişkiler olarak, hem de bütün insan doğasını kuşatan ve şehir yaşamını da içeren bir normlar bütünü olarak anlar. Yani ona göre, doğal anlamda doğru ve iyi olan polisin yasaları sayesinde ideale yakın bir biçimde gerçekleşebilir. Fakat hukuk olarak tespit edilmiş bir yasalar bütününün “zamanla bizzat kendisinin hukuksuzluğa sebep olduğu ya da olma ihtimali”ni Aristoteles gözardı etmez ve bu olguyu normatif hukukun genelliğinden doğan olumsuz bir durum olarak kabul eder. Soyutluk ve genellik etik eşitlikte birbirleriyle paralellik arzederler. Her türlü hukuk normları Aristoteles’e göre somut hukuksal durumlar karşısında genelin özele davrandığı gibi davranır.

Aristoteles Etik’te yasanın genelliğinin ve adil olmasının tek tek olaylar yardımıyla gösterilmesi gereğinden bahseder. Aristoteles adaletin bu yüksek formunu, kabul etme ve olumlama (epieikeia ) olarak nitelendirir. Fakat bu genellik hiçbir zaman kapsadığı tek tek olaylar için tamamen doğru olamaz. Bu açıdan bakıldığında genelliğe dayanan yasaların her zaman hatalı ve yanlış olma ihtimali söz konusudur. Bu, yasalarda görülen bir boşluk ve eksikliktir. Bu yüzden Aristoteles yasaları yorumlamaya dayanan bir metot geliştirmek gereğinden bahseder. Bu metot ise yasa koyucunun tarihselliğine, poliste geçerli olan ahlaki değerlere ve geleneğe dayanmalıdır.

Aristoteles’in bu yaklaşımı, yani yasal boşlukları ve eksiklikleri geleneğe ve ahlaki değerlere bağlı bir yorumsal metotla giderme çabası bize cağdaş hukuk hermeneutiğini ve amaçsal yorumlama tekniğini hatırlatmaktadır.

Eşit paylaşımı zedeleyen her turlu ihlal Aristoteles’e  göre polisin düzenini tehlikeye atar. Buna karşın her yasa ihlalinin de eşit paylaşımı zedelediği iddiası doğru değildir.

Bu bağlamda böyle partikuler bir adaletsizliğin ya da eşitsizliğin açığa çıkması durumunda bunun nasıl bir yaptırıma tabi olacağı sorusu kendiliğinden açığa çıkmaktadır. Bu soruya cevap verebilmek için Aristoteles’in eşitlik kavramından ne anladığı sorusu üzerinde kısaca durmak gerekmektedir.

Şeylerin paylaşımının bireyin bütüne yaptığı katkıya indirgenmesi ve onunla sınırlandırılması ve bu bağlamda farklı statülerin görmezden gelinmesi toplumda yüksek statuye sahip olan insanlar tarafından bir eşitsizlik olarak, daha doğru bir ifadeyle adaletsiz bir eşitlik uygulaması olarak  algılanabilir. (Türkiye’de bulunan yüksek statü sahipleri bu kapsamda yorumlanabilir)                

Fakat haksızlığa dair bu tür tecrübeleri görmezden gelen eşitlik uygulamaları her zaman görülebilen bir durumdur. Bu tür bir uygulama başkasına adil ya da gayr-i adil davranma gücünü elinde bulunduranların da rahatca yapabilecekleri bir şeydir. (Türkiye’de, üstün statüye avantaj sağlanan kanunlarda yapıldığı gibi.) Bu açıdan bakıldığında doğal hukukun tek başına yeterli olmadığı mutlak surette toplumda adaleti ve eşitliği mümkün olduğunca gözetecek pozitif bir hukukun varlığı bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. (Yoksa bizde eksik olan tam da bu mu? Mesela bir önceki TEMAD yönetimince açılan OYAK Davası Türkiye’de çözülemedi ve AİHM’ne götürüldü.) Bu olmadığı takdirde adalet güçlü olanın inisiyatifine ve isteğine bırakılmış olur ki, bunun sonucunda adalet değil adaletsizlik ortaya çıkar.

Araştırmacının Yorumu (Adaletsizlik ise haksızlıkla ilgilidir. Adalet ise orta yolu bulmaktır):

Bütün bu anlatılanlardan sonra Aristoteles hak ve haksızlığın ne olduğunu betimlediğine inanır. Ona göre hukuksallık, aldatmak ve aldatılma arasında orta bir yoldur, yani ne aldatmak ne de aldatılmak hukukun kendisidir. Bu bağlamda adalet ise orta yolu bulmaktır. Boyle bir orta yol, diğer erdemlerde olduğu gibi aşırılık ve eksikliğin ortası anlamında alınmamalıdır. Buradaki orta yol, daha çok eşitlik anlamındaki orta yoldur. Adaletsizlik ise haksızlıkla ilgilidir. Burada eşitlikten ziyade zararlı olan ve birilerine haksız avantajlar sağlayan “eşitsiz bir ilişki” soz konusudur. Burada en önemli unsur bu eşitsiz durumu ve haksızlığı “isteme” durumu olup, aynı zamanda böyle bir durumda bireysel bir keyfilik de söz konusudur.

Aristoteles için hukuk her şeyden önce toplumun ya da bir bütünün hukukudur.

Bu ilke birlikte yaşamanın en temel belirleyicisidir. Özgür ve eşit insanların özgürlük ve eşitlik temeli de hukuka dayanır. Karşılıklı kabul ya da eşitlik olmadan toplumsal hukuktan bahsetmek oldukça zordur. Hukuk ancak bireyin yasalara dayanması sayesinde vardır, çünkü hukuk neyin hukuki neyin hukuk dışı olduğuna karar veren bir mevkide bulunmaktadır. Adaletin olmadığı yerde aynı zamanda hukukdışılık da söz konusudur. (Antikçağdan günümüze mesajlar) Bundan dolayı hukuksuzluğa düşmemek için birey herhangi bir eylemde bulunmadan önce o eylemin sonucunu iyi düşünmeli ve ona göre davranmalıdır. Öncesi duşünülmemiş bir eylemin doğurduğu zarar, o bireyin hukuksuz bir eylemde bulunduğunu gösterir. (Bu da, Astsubaylar Pes Dedi Grubu ve dolayısıyla TEMAD’a Antikçağdan bir mesaj.)

Eşitliği ve dengeyi bozan böyle bir davranış onu yapan kişinin haksızlık yaptığını gösterir. Eylemin öncesini düşünüp, sonuçlarını öngören ve buna göre davranan birey ise, hukuka uygun davranmış ve böylece haksızlık yapmamış olur. Fakat bu davranış kesinlikle isteğe bağlı bir davranış olmalıdır. İstek dışı zorlamayla yapılan davranışlarda bu ölçüt kullanılamaz. Eğer hukuka uygun olmayan davranış bilgisizlikten ve cahillikten kaynaklanıyorsa, bu bir dereceye kadar mazur görülebilir. Fakat böyle bir durum söz konusu değilse yapılan hukuksuz davranışın karşılığı yapana verilmelidir.

Araştırmacının Özeti

Aristoteles’in adalet anlayışıyla ilgili şimdiye kadar anlattıklarımızı özetleyecek olursak şunları söyleyebiliriz: Aristoteles adaleti evrensel (yasal olan, geleneğe ve ahlaka uygun) ve özel olmak (doğru ve eşit olan) üzere ikiye ayırır. Yasalara itaat anlamında adalet aynı zamanda bir erdemdir. Fakat Aristoteles bu iki tur adalet ayrımında ilgisini daha çok özel adalete yöneltir. Adil olan insan servet, para ve buna benzer iyi şeylerden sadece kendi payı kadarını alırken, adil olmayan insan bunlardan kendi payına düşenden daha fazlasını alan insandır.

Özel Adalet, düzeltici (insanlar arasındaki eşitlikle ilgili) ve paylaştırıcı (insanlar arasındaki zenginliğin dağıtılması anlamında) olmak üzere ikiye ayrılır.

Paylaştırıcı adalet belirli bir topluluğun olduğu bir yerde kendini gerçekleştirir. Bu adalet türünden beklenen dağıtılması gereken belirli bir şeyi iki kişi arasında bunların değerleri oranında ve hakettikleri kadarıyla paylaştırmaktır. Bu anlamda adalet iki ya da daha fazla kişiye kendi payına    düşenden ne azını ne de daha fazlasını vermektir. Adaletin bu tanımı ve devletin buradaki rolü devlet felsefesi bakımından oldukça önemlidir, çünkü devlet günümüzde daha çok bu dağıtmayı bireylerden aldığı vergilerle yapmakta ve bunun doğal sonucu olarak da bir sürü kötüye kullanmalar meydana gelmektedir.

Aristoteles, devleti –ki bu aynı zamanda eski Yunan devletinde görülen bir özelliktir- insanların kendisine hissedar oldukları ortak bir kurum olarak görür. (Aslında öyle değil mi?) Yani o, devleti bir sürü ortağı olan bir kuruluş gibi kabul edip, onun ettiği karlardan ortakların bu kuruluştaki işlevlerine göre dağıtılması gerektiğine inanır. Bu bakış açısı günümüz bakış acısından oldukca farklı ve ilginc bir durumdur.

Düzeltici adaletin iradi eylemler (ticaret, hukuk) ve irade dışı ya da iradenin kötüye kullanıldığı eylemler (hile ve zorbalıkla mala sahip olma, hırsızlık, bireye ve mala karşı yapılan saldırı, vs.) olmak üzere iki alt dalı söz konusudur. İradi eylemlerle irade dışı eylem arasındaki fark ilkinde bireyin iradesiyle işin içinde olması, ikincisindeyse iradenin kötüye kullanılması söz konusudur. Bu   şekilde (iradenin kötüye kullanılması) yapılan bir eylem adaletsiz ve dolayısıyla erdemsizdir. Bu   aynı zamanda ortak sözleşmenin de ihlalidir. Böyle bir davranışı yapan bireylere karşı -haksız uygulamalar ve hırsızlıklar karşısında- yargıçlar devrededir. Fakat onların ilk amacı suçluyu cezalandırmaktan ziyade karşı tarafın zararının tazmin edilmesidir.

Düzeltici adaletle paylaştırıcı adalet arasındaki diğer önemli bir fark da ilkinin aritmetik orantıya göre, ikincinin ise geometrik orantıya göre işlevsel olmasıdır.

Yasa karşısında herkes eşittir ve yasa eylemin yasaya uygun olup olmadığı ile ilgilenir. (O da Anayasa olsa gerek.)

Aristoteles üçüncü bir adalet türünden bahseder, o da özellikle ticari faaliyetlerde karşımıza çıkan değiş-tokuş adaletidir.

Bu adalet türü özellikle devletin bekası için gereklidir, çünkü kurum olarak devletin varlığı da bu adalet türüne bağlıdır. Yani devlet ancak hizmetlerin karşılıklı değiş-tokuşuyla bir arada tutulur. İnsanlar devlete, devlet de insanlara bir şeyler verir ve aynı zamanda alırlar. Aristoteles insanlar arasındaki değiş-tokuşun değerler üzerinde olamayacağı, yani buğday veren bir insanın karşısındaki insanın sahip olduğu pamuğu almak istemeyeceğinden dolayı genel bir değiş-tokuş aracısına ihtiyaç duyulduğunu bunun da paradan başka bir şey olmadığını belirtir.

Araştırmacı, Sonuç Olarak;

Aristoteles ile Platon’un adalet anlayışlarını karşılaştıracak ve ortak yönlerini ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz: Her iki filozofa göre de adalet en yüksek erdemdir. Aristoteles’te bu görüş genel (politik) yasal doğruluk kavramına dönüşür. Bu iki filozofun sisteminde etik ile politika arasında doğrudan bir bağ olduğundan adalet kavramı en yüksek erdem olarak hem etiğin hem de politikanın ortak bir kavramıdır. Diğer bir ortak yön her iki filozof için de hukuk adalet, hukuksuzluğun ise adaletsizlik olarak betimlenmesidir.

Platon için ideal devlet, filozofların kral olduğu ve sıkı  bir sınıfsal yapıya dayanan devletken,

Aristoteles için ideal devlet, yasalara bağlı kalan aristokratlardan oluşan bir zümrenin idaresinde olan devlettir. (-ki bu aristokrat durum yasal temsilcisi olmayan sınıflara ilişkin çıkarılan yasalarda Türkiye’de görülmektedir-) Bu zümre oligarşiyle karıştırılmamalıdır, çünkü oligarşide bireysel çıkarlar ve güç hâkimdir. (?!)

Filozoflarımız arasında diğer bir ortak yön de adaletin devletin temel unsurlarından birisi olmasıdır. Yani sağlıklı bir devlet şekliyle sağlıklı bir toplumun temel şartı adaletin ilgili devlet ya da toplumda tesis edilmesidir.

Adalet kavramı bağlamında Platon ile Aristoteles arasında ortak noktalardan daha çok farklılıklar söz konusudur.

İlk göze çarpan fark, Platon’un hareket noktası ideal (hatta bazılarına göre ütopik) bir devlet modeliyken, Aristoteles’in -genel felsefesine de uygun bir biçimde- reel bir devlet ya da toplumdan hareket etmesidir. Yani Platon şimdi ve hazır olanı tahlil etmek ve olanı incelemek yerine olması gerekeni, ideali ortaya koyarken,

Aristoteles mevcut durumu ve şu anı adalet anlayışı bağlamında analiz etmeye çalışır. Bu açıdan bakıldığında Aristoteles’in adalet anlayışı ve bunun toplumda farklı yansımalarını ele alışı oldukça somut ve yol göstericidir.

Mesela Platon’da iradi adalet ya da ticari adaletle ilgili bir tespit bulmak nerdeyse imkânsız iken, Aristoteles bu adalet biçimlerini tek tek ele alır, bunların mevcut yasalarla nasıl bir ilişkisi olduğunu saptamaya çalışır ve adaletin ekonomiyle olan ilgisini oldukça orijinal saptamalarla betimler. Bu anlamda detaylı ve somut bir adalet analizini Platon’da bulmak zordur. Platon devlette adalet ve bireyde adalet kavramından bahsederken açık bir bicimde devlette adalet anlayışını, diğer bir ifadeyle devleti yüceltirken Aristoteles’te böyle bir yüceltme söz konusu değildir ve o daha çok bireysel adalet kavramına önem verdiğini okuyucuya hissettirir. Platon adalet kavramını analizinde insan ruhunun sahip olduğu düzenle devlet düzeni arasında yapısal bir benzerlik olduğu düşüncesindedir.

Aristoteles’te böyle bir eşleştirme söz konusu değildir. Aristoteles adaletle özgürlük arasında birebir ilişki kurarken, yani adaletin ancak özgür bir devlette mümkün olabileceğini söylerken (Her alanda dışa bağımlı bir ülkede adalet ne denli bağımsız olabilir?)

Platon’da bu anlamda bir vurguya rastlanmaz. Aristoteles en adil olan ya da olması beklenen üç sınıftan (devlet adamı, yargıçlar, çiftçiler) bahsederken, Platon’da bu meziyet sadece filozof olan devlet adamlarına hasmış gibi gözükmektedir. Platon’da diğer sınıflar bu anlamda tartışma konusu yapılmaz, hatta çiftçiler işçiler ve zanaatkârlar gibi devletin alt sınıfını oluşturduklarından dolayı onlardan en yüksek adaleti beklemek anlamsız olur.

Platon’un devleti birbiri arasında geçişlerin mümkün olmadığı sıkı bir sınıf devletidir. (Yani statüler arası geçiş akışkanlığı yoktur, özellikle de fakülte mezunu assubaylar için de büyük çoğunlukla geçerli bir durumdur. TSK, tabandan gelen fakülte mezunu assubaylar dururken, yıllarca subay kaynağını vatan hizmetini yapan yedek subaydan, son olarak da sözleşmeli kaynaktan almaya özen göstermektedir.

Platon’un devlet anlayışında adalet kavramının uygulama alanının darlığı ve zorluğu önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda aslında onun adalet anlayışı bizzat kendi ideal devletinde adaletsizliği (eşitsizliğe sebep olduğundan ve bu eşitsizliği sabitleştirdiğinden) doğururken, Aristoteles bütün insanları ve sınıfları kuşatıcı bir adalet anlayışı geliştirmeye çalışır ve onun devlet felsefesi buna imkan tanır. Platon’da vatandaşlar devletin hiçbir uygulamasına karışma hakkına sahip değilken, Aristoteles’te (toplumun bütün sınıfları olmasa da) vatandaşların devleti sorgulama ve yönetime katılma hakları vardır.

Bir bilim insanının Antikçağ ’da gündeme gelen Adalet, Hukuk, Hak, Devlet, Bağımsızlık, Sınıflar arası ilişkiler, Adalet ve İnanç ilişkisi gibi halen günümüz Türkiye’sine ışık olabilecek araştırmasını paylaşmayı, günümüz koşullarına göre anlamlı buldum. Yazıyı uzun tutmamak için görüşlerimi parantez içinde (“Araştırmacının Eleştirisi”nden ayrı) belirttim.

Son cümle olarak, hak arayışında olan insanlar; önlerine çıkabilecek engelleri ve sebeplerini ve niçin hak ramak gereğinde olduğu ve izleyecekleri yolun nasıl olması gerektiğini, medeni bir yaşam mücadelesinin yalnızca kendisinden ibaret olmadığının, toplumun diğer unsurlarının da bir değişime ihtiyacı olduğunun bu araştırmada yer aldığını düşünmekteyim..

Orhan Kaya

(*)http://www.flsfdergisi.com/sayi6/27-46.pdf

Yayınlandığı yer YANKI
acil

Sevgili Okurlarım

Sayın Başbakanımız, Sayın Baş Komutanımız (Cumhurbaşkanımız) gösterdikleri destek yapıcı yaklaşımları, hak yolunda olarak desteklerini mağdurdan, mazlumdan esirgemedikleri için şahsım ve ordumuzu evi bilen canını seve seve verecek ordunun yarısından çoğunu teşkil eden assubaylarımız çok ama çok teşekkür ederiz. Allah yar ve yardımcıları olsun. Dualarımız onlarla. Ama sorunlar dağ gibi olmuş sorunları çözümü konusunda yanımızda olmaya devam edeceklerine inancımız tamdır.

Sonrasında; TEMAD Başkanımıza bu çalışmalarda, bu sıkıntılarla delilleriyle ortada olan sorunların çözümü için gösterdiği çabadan dolayı teşekkür ediyoruz.

Ayrıca hak aradığımız ve sorunlarımızın çözümü için hassasiyet gösteren bunu dile getiren; çok kıymetli hukukçularımız, yazarlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Ayrıca şahsım olarak bu konudaki yazımda yaşadıklarını saklamadan açık ve cesur yüreklilikle dile getiren bu konuda çözüm isteyen dillere gönüllere de teşekkür ediyorum. Sesiniz sesimiz, çözüm bekleyen sorunlar çözüm bekleyen sorunlarımızdır.

Bir yerde insan halkları, huzur yoksa bunların ortaya çıkarılması ve sonuca en iyi şekilde ulaşılması elzemdir.

Astsubayların Acil Çözülmesi Gereken Sorunları..

1- 1/4 ‘ÜNE (BİRİN DÖRDÜ DERECE KADEME İLERLEMESİ) PROBLEMİ

Artık astsubaylarında onların bu problemlerinin olduğunu da bilmeyen kalmadığı gibi gerek yazılı medyada, gerek görsel medyada, gerekse mecliste defalarca dile getirilmiş olmasına rağmen henüz yaraya çare bulunamamıştır. Astsubayların astları olan memurlar, üstleri olan subaylar ve diğer tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev alan memurlar 1/4 ‘üne çıkmalarına rağmen bu hakkı elde edemeyen tek memur sınıfı Astsubaylardır. Buda emekli olduklarında büyük kayıpla emekli olmalarına neden olmaktadır.

2- RÜTBELERİNDEN ÇAVUŞ İBARESİNİN KALDIRILMASI VE OMUZA ALINMASI

Bilindiği gibi Astsubayların rütbeleri Astsubay çavuş, Kıdemli çavuş, Üst çavuş, Kıdemli Üstçavuş, Başçavuş, Kıdemli Başçavuş olarak sıralanmakta ve mesleğe başladığı andan itibaren çavuş kelimesinden kurtulunamamamaktadır. Yazılı ve görsel basında 2010 yılında çıkan bir haberde, rütbelerin omuza yaprak tanesi şeklinde alınıp isimlerin Orbey, Sanbey, şeklindeki isim sıralaması haberi büyük bir heyecan yaratmış fakat haberin çok geçmeden yalanlanması büyük ve derin üzüntüler yaratmıştır. Bunun yanı sıra Türkçede 3 sessiz harfin yan yana kullanımı anlatım bozukluğuna yol açmaktadır. Örneğin Üstteğmen değil üsteğmen, Astteğmen değil Asteğmen iken bu düzeltmeler Astsubaylarda maalesef anlatım bozukluğuna yol açmaktadır. Oysaki doğrusu dilimizin doğru kullanımı açısından Assubaylar olmalıdır. Türk dil kurumuna yapılan müracaatlar her ne kadarda doğru yazıldığı yönünde olsa da aynı işlem diğer rütbelerde uygulanmamaktadır.

3- KD.BÇVŞ RÜTBESİNE MAKAM TAZMİNATI VERİLMEMESİ

Subaylar 21 yılda yarbay rütbesine erişir erişmez makam tazminatı adı altında 500 TL ye yakın bir ek ücreti alıp emekli olduktan sonrada bu makamı koruyarak bu tazminatı almalarına karşın, 24 yılda Kd. Bçvş rütbesine erişecek bir Astsubayın bu tazminattan yoksun hatta emekli olurken birin dördü derecesini de alamadığından maaşı nerdeyse yarı yarıya kesintiye uğrayarak emekli olmaktadırlar. Birçok personel kendi teşkil ettikleri görevin makam odası varken tazminatının olmamasını üzülerek karşılamaktadır.

4- GÖREVDE YÜKSELME VE TERFİ PROBLEMLERİ

Artık kurum içerside üniversite mezunu olmayan Astsubay yok denecek kadar az hatta hiç yoktur. Kendi nam ve hesabına yüksek lisans yapan doktora yapan Astsubayların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Fakat kendi nam ve hesabına mesai saatleri dışında emek harcayarak tahsilini tamamlayan, meslekte onlarca yıl tecrübe kazanan, sporu, atışı, eğitimi, lisanı olan Askerlik mesleğini özümsemiş ve yaşam tarzı haline getirmiş olan Astsubayların başına Açık öğretim fakültesini bitirmiş tecrübesiz sözleşmeli subaylar getirilerek onların onurları kırılmalımı yoksa önleri açılarak küresel dünyanın bir gereği olan rekabete ve bilgiye dayalı bir terfi sistemimi oluşturulmalı. Örneğin bilgi ve beceresi tecrübe ve tahsili ile herkesin hatta Dünya ülkelerinin taktirini kazanmış olan büyük çalışmalara imza attıktan sonra TSK dan Astsubay Başçavuş olarak ayrılan Hakan Fidan bey, Mit müsteşarı olup korgeneral Muadili bir makamı teşkil ederken neden ona TSK da Teğmenlik bile verilememiştir.Halen Astsubaylar mesleğin dördüncü yılında verilen 3 hakla sınava tabi tutulmakta ve her sınıftan numunelik bir iki Astsubay Teğmen olarak atanmaktadır. Üstelik meslek içersinde sağlıklı değilmiş gibi tam teşekküllü hastaneden sağlık raporu istenmesi manidardır. Oysaki beklenti, emsalleri arasında temayüz etmiş sicil olarak da kendini emsallerinden ayıran özellikteki Astsubaylardan, yüksek lisans mezunları büyük oranda Teğmen naspedilmeleridir. Aynı beklenti 4 yıllık fakülte mezunu olup temayüz eden uzman çavuşların Astsubay olmaları içinde geçerlidir.

5- LOJMAN DAĞILIM PROBLEMİ

Halen dağıtım esası bir birlikte bulunan lojmanların %50’si subaylara %40’ı Astsubaylara %10’u ise sivil memur ve uzman çavuşlara tahsis edilmektedir. Bu dağıtım şekli Teğmen rütbesindeki bir personelin puanı ne olursa olsun her gittiği yerde lojmanı hazır iken Astsubay, sivil memur, uzman çavuşlar TSK’nın % 80’ini oluşturmalarına karşın büyük bir kısmının dışarıda kalmasına neden olmaktadır. Buda özellikte doğu bölgesinde görev yapan ve ailesi ile dışarıda kalan personelin hayatını tehlikeye atmaktadır. Özellikle %40 tahsis Astsubayları biraz olsun rahatlatırken Uzman erbaş ve sivil memurlar açısından lojman yok denecek kadar azdır. Oysaki beklenti herkesin lojman puanı dikkate alınarak baştan aşağı hakkaniyetle puan usulü yerleştirilmeleridir. Lojmanda oturması şart olan personele ise rütbesine bakılmaksızın tahsis yapılmasıdır.

6- ORDUEVLERİNDEN YARARLANMA PROBLEMİ

Günümüzde modern çağın gerekleri arasında ayrımcılık noktasında büyük adımlar atılırken Subay orduevleri, Astsubay orduevleri, birçok yerde olmayan sivil memur orduevi, Mehmetçik gazinosu ve buralardan yararlanamayan uzman çavuşlar ve sivil memurlar ayrımcılığın kalan unsurları olarak göze çarpmaktadır. Çözüm noktası bütün orduevlerinin TSK ORDUEVİ olması ve girişin tüm personele hizmet edecek noktada açık olmasından geçmektedir. Etilerde aracı bozulan bir albayın Astsubay orduevine soluklanmak için girememesi ne kadar üzüntü verici ise Merkez orduevine giremeyen Astsubayın, Hakkari de orduevine alınmayan uzman çavuşun problemi aynı derecede üzüntü vericidir.

7- OYAK YÖNETİM KURULUNDA YER ALAMAMA PROBLEMİ

Bir şirketin yönetim kurulu o şirketin iştirakçilerinin payı oranında pay sahiplerinin koltuk sayısı ile yönetilir ve idare edilir tüm dünyada sivil, askeri, kamu şirketleri bu şekilde temsil edilir ve yönetilir. Oyak iştirakçilerinin %75 ten fazlası Astsubay, sivil memur ve uzman çavuş oluşturmasına rağmen yönetim kuruluna bir Astsubay numunelik olarak ancak mahkeme kararı ile girebilmiştir. Oysaki mantıksal çözüm herkesin iştirakçiliği oranda temsil hakkı elde etmesidir.

8- TEK TİP ASKERLİK PROBLEMİ

Şu anda çalışmasının yapıldığını bildiğimiz tek tip askerlik problemi personel arasında önem sırası sonlarda olan bir problemdir henüz mesleki açıdan hiçbir tecrübesi olmadığı gibi kendisi ile aynı fakülteyi bitirmiş hatta fakülte bitirmeyen kalmamış Astsubay zümresinin başına askerliğini yapmak üzere gelen Asteğmen rütbesinin bulunması Subay ile Astsubay arasında kalan bir zümre yaratmış ve sıkıntısını hem Asteğmenler hem alt rütbeliler çekmişlerdir. Çözüm noktası bu şekilde fakülte mezunu olan askerlerin astsubay yardımcısı veya Astsubay onbaşı rütbesi ile kıtaya sevk edilmeleri ile çözülebilir.

9- HAKİM GİBİ DİSİPLİN CEZASI VEREBİLME PROBLEMİ

Askerliğin temeli disiplin olduğuna göre ebetteki disiplini bozucu davranışlar cezalandırılmalıdır. Ceza verme yetkisi amirlere (subay olması koşuluyla) verilmiştir. Günümüz koşullarında hürriyeti bağlayıcı cezaların hakim kararı olmadan verilmesi kanun dışıdır. Bu kanun dışılık ortadayken amirlerin halen disiplin cezası vermesi ve bu yetkiye sahip olması vahimdir.

Bunlarında dışında astsubaylara (rütbesi ne olursa olsun) teğmen rütbesindeki bir subay işgal ettiği kadronun verebileceği oda ve göz hapsi cezalarını verebilmektedir.

Albay ve yarbay rütbesindeki subaylara sadece uyarı cezası verilebilirken hatta TSK’ da görevli devlet memurlarına göz ve oda hapsi cezası verilirken sürenin tayininde, öğrenim ve sosyal durumları dikkate alınırken 30 yıl hizmet etmiş bir astsubaya bölük komutanlığına vekâlet eden teğmen hiçbir şeyi dikkate almadan 5 gün oda ya da göz hapsi verebilir.

14 Ekim 1994'te emre itaatsizlikle suçlanması ile gelişen bir olayda. Yarbay, astsubayı Askeri Ceza Kanunu'nun (ACK) 171. maddesi gereğince emre itaatsizlikten 21 gün oda hapsi ile cezalandırdı AİHM, "Mahrumiyet kararı, davaya bakmak için gerekli yetkiye sahip, yürütmeden bağımsız ve uygun yargı teminatlarını sunan yetkili mahkeme tarafından verilmelidir’’ bu gerekçeyle Türkiye'yi davacı astsubaya manevi tazminat için 2 bin avro, masraf ve harcamalar için ise 1500 avro ödemeye oybirliğiyle mahkûm etmiş.

Aysbergin görünmeyen yüzü yok artık. Sorunlara çözümlere ulaşmanın zamanıdır.

10- Subay aileleri tarafından astsubay ailelerine uygulanan herhangi bir yasa ve yönetmelik veya bunların dışında resmi bir belgede bulunmayan (İnsan Hakları Kapsamında) bulunması asla uygun olmayan muameleler. Bu yanlışlığa uymayanların dışlanması.

11- Astsubay benim kölem, hizmetkarım anlayışı (Oysa ki ordumuzun büyük oranını assubaylar oluşturmaktadır)

12- Subayların Harp okullarında savaş vs eğitimleri aldıkları halde her türlü sorunlu göreve Assubayları  göndermeleri kendileri İdare Amiri pozisyonunda kendilerini her türlü sorundan soyutlayarak dokunulmazlık zırhlarıyla görevi yaparak Assubayın başarısını kendi başarısı olarak gösterebilme cesareti ve bundan maddi manevi nemalanmaları

13- Astsubay, uzman çavuş ailelerinin ailelerine karşı ikinci sınıf müdahale. Hastaneler, orduevleri, ordu pazarları ve lojmanlarda ezilen sınıf yaratılması

14- Lojmanlarda konumu ve yaşam standardı daha iyi olan blok, dairelerin subaylara tahsisi, zemin katları veya yapı itibariyle güneş almayan yerlere assubayların yerleştirilmesi

15- Hastanelerde subay astsubay ayrımının had safhada olması astsubaylardan  birinin kendisi hasta olduğu halde subaya ayrılmış bir oda boş olduğu halde assubayın o boş odaya sırf astsubay olması nedeniyle alınmaması

16- Assubayın re’sen görevinden ayrılması durumunda ailesinin geçimini sağlamak amacıyla ev ev gidip temizlik yapması, merdiven silmeye mecbur bırakan zihniyet. Elbette ki namusuyla para kazanmak utanılacak bir durum değildir ama orduya hizmet eden birinin düştüğü durum çok acı gerekli düzeltmelerin yapılması konusunda hassasiyet (subayda bu uygulama yoktur)

17- Doğuda görev yapan astsubay ve ailesi hiçbir koruması yokken Batı da cennet denebilecek şehirlerde görev yapan en alt rütbedeki subaya bile emir eri emir assubayı tahsisi (astsubay ve subay kanunda en üst rütbeli ordu mensubu ibaresi varken nasıl oluyor da subayın koruması oluyor)

18- 8 yıllık assubay 7 yaşında oglu var 6 yılı ailesinden ayrı geçti. Şimdi yine günydogudayım.tb komutanının emri devlet oteritesinin üstünde tutulmaktadır. Tüm resmi tatillerde mesai yaptılar. Bu assubayım evlenmesin mi, aile kurmasın mı? Kast sisteminde uygulanan bu durumda alt sınıftan olduğu için evlenmesi aile kurması kendini üst ilan eden subaya mı aile kurması imkanı verilecektir. Assubayın eşi dul, çocuklarını öksüz koyan bu zihniyet İnsan Haklarına da ihlaldir.

19- Assubayımın talebi : “Biz, sadece adalet, eşitlik ve insanlık onurumuza saygı gereği gasp edilen haklarımızın iadesini istiyoruz.” dur.

20- Assubayımın gurur duyduğu mesleğinden sonra sivil yaşamında vatan aşkı ile yine : “Dünün Astsb'ı bugünün sanayicisi, ihracatcısı olarak bu ülke için hep bişeyler üretebilmenin gururunu yaşıyorum.” diyerek vatan sevgisini devam ettirerek üretkenliğinin devam etmesi

Oysaki : Holding sahibi olma derecesinde tek maaşla bunu alması zor olacak bir durumda hala özel yaşam süren diğer kesim. İnsanca yaşamak her insan içindir zümreler olarak ayrılamaz.

21- Assubayım çok haklı : “bakın size ayrımcılığı tanımlıyayım yaşanan örnek yolum bir askeri kampın önünden geçti hasbelkader yer varmı diye sormak gafletinde bulundum cevap kusura bakma astsubayım yer yok oldu, buraya kadar zaten beklediğim bir cevaptı benden sonra içeri giren başka bir astsubay şu tekmili verdi komutanım ben şanlı yuva kuleli askeri lisesinde görevli astsubayım kampta yer varmı, cevap oooo astsubayım sende bizim ordansın demek yer olmazmı ve arkadaş 15 gün tatilini yapar şimdi kime kızalım böyle konuşup günü kurtaran astsubayamı ayrımcılığın had safhasındali yetkilerle donatılmış astığı astık kestiği kestik o makamdaki subayamı”  Bu da ayrı bir durum

22- Yıllar önce Amerika’da uygulanan ve tarihin karanlığında kalması gereken zihniyet yok olmalı “Artık Köle Kanunun kalkmasını istiyoruz.Gn.Kr.Bşk.bunlar bir kaç çapulcu demişler Astsb.ların hakkını araması ile ilğili En yüksekteki komutan olmuş Türk oRDUSUNDA Kİ BEYAZ VE ZENCİ AYRIMINI GÖREMEYECEK KADAR KÖR. ARTIK BİZ ZENCİLER ÖZGÜR OLMAK İSTİYORUZ. Tek isteğimiz onurlu ve insanca yaşam, biz para değil adalet ve işimizde ve ailemizle huzur istiyoruz. Ailemizi öldürmesinler, oğlum kızım subay oluyorsa beni onun kölesi konumunda yapmasınlar. Kardeşlerden bir subay diğer assubaysa ailemizin bağlılığını zedelemesinler Türk ailesi yara almaktadır dikkatleri bu yönde çekelim

23-Assubayların meslek yaşamı boyunca karşılaştığı adaletsizlik, haksızlık, çifte standard, maruz kaldığı mesleki etnik ayrımcılık. Sorunumuz sadece para değil asıl sorun aysbergin altında sürekli bu konuda ezilmenin, ayrımcılığa birlerinin cevap vermesi gerek” çözüm bekleyen konuların özeti

24- Assubayım haklı olarak cevap istiyor; “bir kesim bizleri hor gören hakir gören cuntacı, statükocu anlayışlı kişilerin artık bu düzenin bu şekilde devam edemeyeceğini anlamasını sağlar.artık zaman değişti Türkiye de değişti ve değişmeye de devam ediyor.Zaten değişim hayatın en önemli parçası, değişmez çağın gereksinimlerine ayak uyduramazsanız bu hantal yapının altında ezilir kalırsınız.bence anayasa ile birlikte iç hizmet kanunu da ivedi değişmeli hatta mümkünse tamamen ortadan kaldırılıp yenisi yazılmalı.yazının içeriğinde as(t)subay maaşları ile kendi maaşlarını kıyaslayan vicdan dan mahrum insanlıktan nasibini almamış masa başında bünyesini büyüten şahsiyetlere de şunu sormak isterim- acaba kendisine ne kadar maaş ödense bir mevzi içinde sabaha kadar ateş altında kalmaya razı olur?

25-Bize bunlar bir kaç çapulcu demişler Astsb.ların hakkını araması ile ilgili ürk ORDUSUNDA Kİ BEYAZ VE ZENCİ AYRIMINI GÖREMEYECEK KADAR KÖR. ARTIK BİZ ZENCİLER ÖZGÜR OLMAK İSTİYORUZ.

26-YAZIK BE SİZE.BU TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE HAKKI YENİLMİŞ OLAN HİÇ UZMAN ÇAVUŞ YOKMU YAZILAN MAKALENİN TAMAMINDA UZMAN ÇAVUŞ VE AİLELERİ HİÇ GEÇMİYOR BUNU YAZMAK ZOR MU GELDİ BEN BİR UZMAN ÇAVUŞUM VE BÜTÜN UZMAN ÇAVUŞLAR VE KIZ KARDEŞİM GİBİ SAYDIĞIM AİLELERİNİN HAKLARINI BENDE SAVUNUYORUM.LÜTFEN SİZDE HAKKINIZI ARAYIN SAYIN UZMAN ÇAVUŞ ARKADAŞLARIM” Uzman çavuşum bu uygulamaların dile getirilmesi yıllardır kamuoyundan saklanarak kol kırılır yen içinde kalır zihniyetinin artık sınır noktasıdır. Bizler astsubay dedik evet ama asla peygamber ocağımız içinde nifak sokmak veya bu durumda başka sorunlara neden olmak değildir. Benim ve artık pes deme durumuna getirilen her köle durumuna düşürülenlerin arkasında yanında olduğumuzu belirtmektir. Ayrıca TEMAD Başkanımız zaten bunları yetkili ağız olarak dile getirmektedirler. Ordumuzun her ferdi özeldir canımızdır. Asla üzülmeyiniz adımız geçmedi diye inşallah meramımı anlattım ve o güzel gönlünüzü alabildim.

27-Tarihde önemli ilklere imza atan Kurtuluş savaşının tek ayakta kalan pilotu İlk Yerli uçağımızı imal eden ASSUBAY VECİHİ HÜRKUŞ” dualarımız tüm ölenlerimiz, şehitlerimizle onlar bizimledir

28- Çift kanat tek kanat neden ? Neden kolum kırık ? ABD ordusundan alınan assubaylık neden köle zihniyetiyle baskıya maruz kalmaktadır.

29- Orduevlerinde kimlik gösterme zorunluluğuna sadece astsubay ve ailelerinin maruz kalması dışarıdan misafir yasağının assubaya uygulanması. Subay ve ailesi nasıl ve nerden tanınıyorsa kimlik gösterme talebinin olmaması ayıp ve sorulduğunda şikayet unsuru olarak alınması dışarıdan misafirin sorgusuz sualsiz içeriye alınması

30- Hukuksuzluk ailelere de sirayet ederek eşlerin de astsubay eşlerine hükümdarlıkları sona ersin. Bu ayrımcılıklar kimseye önemlilik, özerklik sağlamaz barış zamanında bu tutumlar olduğu sürece barış veya savaş zamanında ayrılan orduyu nasıl toparlanacak. Hiyerarşi bu değildir. Tahakkümün, insanlıktan çıkmışlığın, insan haklarına saldırının delilli uygulamalarıdır. Ordu idare kadrolarından oluşan köleci zihniyetten oluşan bir kurum olmaktan çıkarılmalıdır.

Esen Kalın…

10 Mayıs 2012 Perşembe
İnci Kayar
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.habername.com/yazi-inci-kayar-astsubaylarin-acil-cozulmesi-gereken-sorunlari

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Salı, 08 Mayıs 2012 08:59

Gerçek Vatanseverler Cesur Yürekler !

bayan-asb

Değerli arkadaşlarım

Görevdeki muvazzaf meslektaşlarım bu günlerde her günkünden daha fazla özverili çalışın, haklı olan hak arayışımıza zeval getirmeyin. Sizin maaşınızı bu millet ödüyor hizmet ettiğiniz makam bu millettir vatandır. Hak ararken size emanet edilen değerleri unutmayın. Rahat olun, bilin ki hak hukuk adalet bir gün herkese lazım olacak.

Saygılarımla.


    Bizi figuran sananlar karşınızda asıl kahramanlar.
    Vatan millet sevgisidir bizi yücelten,
    Hiçbir zaman küsmedik dimdik durduk,
    Bizi yok sayan zihniyetten.
    Bugün örnek olsun herkese,
    Hak ararken nasıl haksız olmanın.

    Osmanlıda bile yoktu bu saltanat,
    Koyup önünüze şapkanızı
    Dönüp bakın bir geçmişe,
    Sorgulayın kendinizi neden geldik bu güne ?
    Yoktur bizim koltuk sevdamız,
    Vatan sevgisidir bizim tek saltanatımız.

    Sus konuşma konuşturma dersiniz,
    Yıkın aramızdaki setleri duvarları.
    Bakın birde bizim penceremizden
    Biz varsak ancak sizde varsınız
    Atın iyi niyet toğumlarını
    Yeşersin hakkın adaletin fidanları

    İster şah olun ister piyon,
    Konacak taşlar oyun bitince aynı kutuya.
    Sistem dönüştü kast ta,
    Bilinmedi kadri kıymetimiz.
    Zincirin bir halkasıyız hepimiz,
    Sağlamdır zincir ancak en zayıf halkası kadar.

    Attık hep içimize sustuk dinledik
    Hazırlıktır ,devrimdir, yasadır, tekliftir dediniz
    İnandık oyalandık bekledik.
    Bizde sabır sizde artık mazeret kalmadı.
    Kollarımız kırıldı hep yen içinde kaldı,
    Kangren oldu artık kol kanat.

    Aza kanaat ettik çoğu bilmedik,
    Yurdun her köşesine aynı heyecanla şevkle gittik.
    Vazgeçmem ne payımdan nede imanımdan,
    Ölçünüz olsun hakkaniyet paylaştırın eşit hak adalet.
    Çıkmadık hiçbir zaman doğru çizgimizden,
    Hakkımızı arıyoruz artık demokratik biçimde sizden.

    Üniforma deseler de olacak kefenin,
    Bakmam ardıma giyerim yine vatanım için.
    Nedir bu dargınlık bu kin bu vatan millet hepimizin,
    Cehennem olsun mekanı, kim yaparsa vatana millete ihanet.
    Ne kar ne fırtına nede ayaz donduramadı kanımızı,
    Yaktı güneş yandı tenimiz,aktı alnımızdan helal terimiz.

    İlahi bir güç kolladı korudu bizi,
    Takdir-i ilahi dedik kaybettik sevdiklerimizi.
    Zaman oldu gidemedik hakkımızı helal edemedik,
    Bizler gerçek vatanseverler cesur yürekler.
    Atam sen rahat ol ,gerçek emanetçin bizleriz,
    Verilmese de hakkımız yine de sapmayız izinden

Ümit Memiş

E.Hv.Kd.Bşçvş.

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 17:16

DEMEK ÖYLE!...

demek-oyle

Muhtıralarla ünlü Türk Silahlı Kuvvetleri 4 Mayıs 2012 tarihinde kendisi için ölmeye yemin etmiş ve sadakatini teri, kanı ve canı ile ispatlamış en temel personeli assubaylara  muhtıra verdi.

Muhtırada özetle bazı basın yayın organlarında muvazzaf ve emekli assubayların özlük hakları hakkında doğru olmayan haber ve yorumların yer aldığı bildirilerek, "dünyanın diğer ordularında olduğu gibi TSK'de de statülerin görev ve sorumlulukları mevzuat ile belirlenmiş, personelin hiyerarşik bir emir komuta içersinde buna göre görev yaptığı büyük bir kurumdur" denilmiştir.

Statü hukukuna dayalı görev bölümünde; subay, astsubay, sivil memur, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli er, erbaş ve er  şeklinde oluşturulmuş buna uygun olarak sorumluluk ve yetkiler paylaştırılmıştır. Bu statülerden birine talep etmek, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir. Benzer yapılar 'resmi veya özel' diğer kurum ve kuruluşlarda da mevcuttur. "Bu açıdan, birbiri ile kısaylanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin, eşitsizlik veya adaletsizlik olarak değerlendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır" denilerek özlük haklarına yönelik iyileştirmeler  hakkında yapılan çalışmalardan örnekler verilmiştir. En önemlisi TEMAD ‘ın kamuoyunu gerçek dışı ve yanlış bilgilendirdiği, kuruluş amacına aykırı muvazzaf personeli tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğunun ESEFLE! izlenmekte olduğunu belirtmişlerdir.

BİZLER DE BU AÇIKLAMAYI ESEFLE İZLEYİP BU TSK İÇİN AKITTIĞIMIZ TERİ VE KANI BİR KEZ DAHA SORGULAMA DURUMUNDA KALDIK!

Assubaylar STATÜ’ye karşı değillerdir. STATÜ kişinin toplumsal yapıdaki yeri ve yetkisini belirler. Bizlerin statü ile ilgili temel talebimiz yok. Hiç bir assubay "bizi alay komutanı yapın" demiyor. Bize insan gibi davranın yeter! Açıklamanızda belirttiğiniz gibi; bir aile olduğumuzu, birbirimize bağlı olduğumuzu hissetmek istiyoruz. Bunun için, bize ön yargılarınızla yaptığınız haksızlıklara son verin!

Temel sorunlarımız olan ve hiç biri ayrıcalık ve imtiyaz talebi içermeyen isteklerimiz ise;
  • 'Görev şartları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak birçok devlet memuru gibi' göreve başlangıç derecemiz; MYO mezunlarında 9/2, lisans mezunlarında 8'inci dereceden başlamalı ve yüksek okul mezunu tüm memurların yükseldiği ¼ kademeye yükseltilmeliyiz.
  • Bizim de TSK içinde makam ve ünvanımız var. 631 SKHK özüne uygun olarak, bize de temsil tazminatı verilmelidir.
  • TSK dışında hiç bir personel resen “görev yapamaz“ raporu alarak emekli edilmiyor. Biz bu orduya girerken tam teşekküllü hastaneden sağlam raporu aldık. Bu nedenle emsallerimizin derecesine ulaşmamız sağlanmalıdır.
  • Anayasa ve AİHS gereğince angarya sayılan zorla çalıştırma 'yani mecburi hizmet' okutulan süreye orantılı, makul bir süreye çekilmeli, bu süreyi dolduramayan, tazminat ödeyerek ayrılabilmelidir.
  • AİHM kararları gereği şahsi hürriyet ancak hakim kararı ile kısıtlanabileceğinden, yasalarda yazılı suçları işlersek, bizi hakim yargılamalı, amirin iki dudağından çıkan kararla hapsedilmemeliyiz.
  • Lojman, orduevi ve kamp tahsislerinde sayılarımızla orantılı yararlanalım. Astsubay tesislerinin kapasite ve hizmet sunumu bize 2'nci sınıf vatandaş olduğumuzu hissettirmesin.
  • Hukuksuz olarak birinci derece hakkı assubaylardan esirgendiğinden, görevin ağır koşulları nedeniyle de "beklememe gerek yok" diyerek hizmet süresini tamamlayıp 3. ve 2'nci dereceden ayrılan personel, Em.San.Md.70 (1) fırka (b) bendindeki  adaletsiz oranlar yüzünden mağdur durumdadır. Bu oranların düzeltilmesini talep ediyoruz.
  • OYAK bizim aidatlarımızla kuruldu. Tüm kurum iştiraklerinde hakkımız var. Bu nedenle katılım nispetinde hisse senedi verilsin, dileyen yine birikimini kurumda değerlendirme talebinde bulunabilsin.
  • Askeri Ceza, İç Hizmet, Personel Kanunu gibi çağın gerisinde kalan yasalar yeniden düzenlensin. Asb. MYO lisans seviyesine çıkarılsın. Tahsilimizin görev ifasında büyük  etkisi olacaktır.
BUNLARI TALEP ETMEK Mİ YALAN BEYANDA BULUNMAK, KAMU OYUNU GERÇEK DIŞI BİLGİLENDİRMEK? BİR YETKİLİ ÇIKIP BUNLARIN GERÇEKLERİ YANSITMADIĞINI BELİRTEBİLİR Mİ? GENELKURMAYIN BASIN BİLDİRİSİNDEKİ BAZI İYİLEŞTİRME ÇALIŞMALARINDAN BAHSETMESİ BİLE BİZLERİN HAKLILIĞININ KANITIDIR!

Her kurum personelini koruyup kollarken, onların başarısını takdir edip ödüllendirirken, TSK'nin personeli arasında ayırım yapması ordumuzda sevgisizlik sarmaşığının her geçen gün büyümesine neden olmaktadır.

Genelkurmayın sayın kurmay subayları, örnek verdikleri gibi, diğer ordulardaki astsubay statülerini, özlük haklarını zahmet edip incelesinler. Muz cumhuriyetleri dahil hiç bir ordu subayı kendisinin en yakın yardımcısını beyaz köle gibi görüp, ona her fırsatta değersiz olduğunu hissettirmez! Subaylarını NATO ordusu subaylarından bir gömlek üstün tutabilmek için milyon dolarlarla yatırımlar yapan TSK, assubaylarından NATO orduları assubaylarının standardını esirgemektedir!

Kölelerin ülkelerine devlet ve genelkurmay başkanı olduğu bir dünyada, assubaylarına sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yapan bir ordu görevli personelinin moral ve motivasyonunu, emekli personelinin ise saygı ve aidiyet duygusunu sağlayamaz!

Bizler büyükleri olarak, görevdeki meslektaşlarımızı tahrik etmek bir yana sürekli sağduyu, sükunet ve mevcut yasaları beğenmesek bile uymak zorunda olduğumuzu tavsiye ediyor, onları sakinleştiriyoruz. Bu ülkede hiç bir sınıf bizim kadar haksızlığa uğramamış, hiç bir sınıf bizler kadar kurumlarına saygısından “Kol kırılır yen içinde kalır” dememiştir .

Bu gerçekleri görerek, Genelkurmay’ın "assubaylarımızın haklı taleplerini karşılamak, sorunlarını ilk elden dinlemek üzere şu tarihte muvazzaf ve emekli personel ile geniş katılımlı bir toplantı yapılacaktır" açıklaması beklerken, yerine bu basın açıklaması bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır!

Bizler artık “Kol kırılır yen içinde kalır” diyerek kanadımızın da kırılmasına izin vermeyeceğiz. Genelkurmay Başkanlığı ordumuzun büyüklüğüne yakışır bir şekilde bizim adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı taleplerimizi karşılamasını bekliyoruz.

Saygılarımla.


Yayınlandığı yer KARDELEN
mutluluk-maskesi

Genkur'un açıkladığı konular GERÇEKLERDEN DE, SAMİMİYETTEN de SORUNLARA ÇÖZÜM ÜRETMEKTEN DE çok uzaktır. Sorunları GÖRMEZDEN gelerek, nasıl olsa bir MÜDDET sonra SESLERİ kesilir diye üzerini ÖRTMEK, ABA ALTINDAN SOPA göstermektir.

Açıklamalarda; "Bu statülerden birine talep, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir." denilmektedir.

Kişiler tercihlerini YAPARKEN bu HAKSIZLIKLARA uğrayacaklarını biliyorlar mıydı? Bu açıklamayı onlara yaptınız mı?

İçeriği bilinmeyen tahaütnalerle nereye varılabilinir? TAHAÜTNAMEDE NELER içerdiği BELİRTİLMEMEKTE, personel ÖTEKİLEŞTİRİLECEĞİNİ-AYIRIMA tabi tutulacağını BİLMEMEKTE-İKİNCİ SINIF İNSAN MUAMELESİ göreceğini aklına dahi getirmemekte, yapacağı tahsilin engelleneceğini, binbir emekle gizli olarak yapacağı TAHSİL sonunda EMEKLERİNİN karşılığını alamayacağını BİLEMEMEKTEDİR. Bunları bilerek bu KRİTERLER kabul edilebilir mi?

GENKUR'un yaptığı açıklamada belirtilen "ARANAN KRİTERLERE BAĞLI OLARAK KİŞİLERİN KENDİ TERCİHİDİR" diye açıklanıp kabul EDİLEBİLİR Mİ? Bu İFADE tamamen TOPLUMU yanıltmaya YÖNELİK OLUP, geçmişte OLDUĞU gibi SORUNLARI ÖRTME DÜŞÜNCESİNDE olan bir davranış biçimidir. TSK'da BİRLİK ve BERABERLİĞİ sağlamakla görevillere bu tür açıklama YAKIŞMADIĞI gibi bu düşünce ve davranışlar gelecek açısından da BÜYÜK SORUNLARA gebedir.

Genkur'un açıklamasındaki "birbiri ile kıyaslanamayacak statü, görev ve sorumlulukları nedeniyle personelin sahip olduğu bazı hak ve yetkilerin eşitsizlik veya adaletsizlik olarak nitelendirilmesi asker ve sivil kurum ve kuruluşların doğasına aykırıdır."

Kıyaslanamayacak olan STATÜde şu anda TSK'nın EN ÜST kademesinde olan kişi ve onun konumunda olanlarla ASSUBAY MYO'dan mezun olanlar TAHSİL olarak aynı statüye tabi olup,o dönemde HARP OKULLARI 2 yıl olup, sonradan Sb.meslek içi kurs, seminer ve kurmaylık imtihanlarıyla geliştirilirken, aynı ŞARTLAR  Assubaylara VERİLDİ DE ASSUBAYLAR MI YAPMADI? Bir sınıfın GELİŞMESİ ve YÜKSELMESİ için İMKANLAR  seferber edilirken diğer sınıfın tüm imkanları kısıtlanarak gelişim ve yükselme ÖNLENMİŞSE suç bunu uygulayanlarda değil midir? Bu konuda hâlâ KONUŞABİLENLER, TOPLUMUMUZDA YERLEŞMİŞ OLAN "YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ ŞAŞIRTIRMIŞ" olayını hatırlatmaktadır.

Görev konusunun GÜNDEME getirilmesi ise EN BÜYÜK HAKSIZLIKTIR. TSK'nın yükü ASSUBAYLARIN OMUZUNDADIR. Aksini iddia edebilenler varsa TSK'yı bir ay ASSUBAYLAR olmadan yönetsinler de görelim...

3.Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarına yönelik iyileştirmeler; yüce devletimizin sağladığı imkânlar, ülkemizin şartları ve askerlik mesleğinin kuralları dikkate alınarak, bir sistem bütünlüğü içinde incelenmekte; Genelkurmay Başkanlığı yetkisindeki düzenlemeler hayata geçirilmekte, diğer konular ilgili makamlara teklif edilmektedir.

Bugüne kadarki UYGULAMALARDA Devletimizin YÜCELİĞİ hep Sb. yasalarında görülmüş olup, Assubaylarla ilgili  olarak GÖSTEREBİLECEKLERİ bir İYİLEŞTİRME yasası varsa göstersinler. İyileştirme diye KAZANILMIŞ hakları daha GERİ taşınarak PERSONELLE alay edilmiştir. Genkur. kendi YETKİSİNDE olup da yaptığı İYİ bir düzenlemeyi ÖRNEK olarak göstersin. Ayrıca TEKLİF edilen YASALAR Assubaylarla ilgili olanların dışndakiler yani Sb.lar için olanlar hemen YASALAŞIRKEN ASSUBAYLARINKİ "NEDEN" SÜRÜNCEMEDE kalıp Uzun yıllar YASALAŞMAMAKTADIR.

Bu davranış ayırım değil de nedir? Utanılacak bir durum değil midir?

4.Bu arada, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği üyelerinin de bazı medya organlarında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok önemli bir gücünü teşkil eden astsubaylarımız hakkında gerçeklere dayanmayan açıklamalar yaparak, kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği ve derneğin kuruluş amaç ve çalışma alanının tamamen dışında, muvazzaf personelimizi tahrik etmeye yönelik girişimlerde bulunduğu esefle izlenmektedir.

5.Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olan astsubaylarımızın özlük hakları, eğitim olanakları, sosyal hakları ve sahip oldukları yetkiler konusunda bugüne kadar yapılan çalışmalar aşağıda özetlenmiştir.

4 ve 5 c maddelerdeki açıklamalar ise TAMAMEN GERÇEK ve DOĞRULARDAN uzak olup, TEMAD bugüne kadar yapılan ve HALEN uygulanan YANLIŞ UYGULAMALAR ile HAKSIZLIKLARI dile getirmiş, personeli yatıştırmaya çalışarak İTİDALLİ davranmayı önermiştir. Esas ESEFLE izlenilen GENKUR'un bugüne kadar olan UYGULAMALARIDIR.

Terörle mücadelede aynı görevi yapan personele ödenen tazminatlar, statü ayrımı yapılmadan eşit miktarda artırılmıştır.

Mahrumiyet bölgeleri ile patlayıcı madde imhası gibi riskli ve özellikli görevlerde çalışan personele, statü ayrımı yapılmaksızın tazminat verilmiştir.

Subaylara benzer esaslarla yüksek lisans kıdemi alma hakkı verilmiştir.

Yurt dışı daimi ve geçici görev kadroları ile yurt içi ve yurt dışı lisan kurslarının kontenjanı artırılmıştır. (Yurt dışı sürekli görev kontenjanı 57’den 111’e çıkarılmıştır.)

Sicil verme yetkileri artırılmıştır.

Subaylara verilen üst düzey karargâh eğitimine benzer şekilde, yılda 128 astsubayımıza Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi ve bu eğitimi bitirenlere bir yıl kıdem verilmeye başlanmıştır.

Astsubaylıktan subaylığa geçişte % 15 olan kontenjan, 2012 yılından itibaren % 25’e çıkarılmıştır.

6.Bunun yanı sıra, yetkili makamlara teklif edilenlerden önemli olanlar aşağıda özetlenmiştir.

Astsubayların 1’nci derecenin 4’üncü kademesine kadar yükselmesinin sağlanması,

Yarbay ve daha üst rütbeli subaylara verilen görev tazminatının, birinci dereceye yükselmiş görevdeki ve emekli astsubaylara da verilebilmesi (Aylık yaklaşık 385 TL),

Hâlen, MİT ve Emniyet Hizmetleri sınıfından emekli olan personele verilen 100 TL ilave ödemenin emekli astsubaylara da verilmesi,

Mecburi hizmet süresinin 15 yıldan 10 yıla düşürülmesi,

Astsubaylara verilebilenler de dâhil olmak üzere tüm oda ve göz hapsi cezalarının kaldırılması,

Sicil veren astsubayların maiyetindeki personele disiplin cezası verebilmesi.

6 maddenin açıklaması da TAMAMEN bir SAPTIRMACA ve YANLIŞ bilgilendirmedir.

Genkur. SAMİMİ ise ASSUBAYLARLA ilgili 1/4 derece SİYASİLERCE kabul edilmişken HANGİ gerekçeyle GERİ aldırtmış, şimdi de neden 1/4 dereceyi YASALAŞTIRMAK için TEKLİF verdiğini açıklamalıdır? Ne değişti? STATÜNÜZ aynı. ASSUBAYLAR 1/4 DERECEYE yükselirlerse ALBAYLAR kadar MAAŞ MI alacak zannettiniz? TSK'da çalışan bir çok sivil memur 1/4 derecede görev yapmaktadır. Bakın bakalım çok değerli olan ALBAYINIZIN maaşı kadar mı almaktadırlar? Bu davranış olsa olsa ancak STATÜKOCU davranışın ve BİLGİ eksikliğinin gereğidir.

Genkur ;

1. 1/4 derecenin geri çekilmesi  ile,

2. Yarbay ve DAHA üst DÜZEY rütbelilere verilen GÖREV TAZMİNATLARININ kaç yıldan beri uygulandığını, bu yasa çıktığından bu yana ASSUBAYLARIN NEDEN MAĞDUR EDİLDİĞİNİ, AÇIKLAMALIDIR. Burada KRİTER nedir? Neden ASSUBAYLARIN HAKLARINA O zamanlar SAHİP çıkılmadı da ŞİMDİ teklif veriliyor? Yoksa bundan amaç HİÇ BİR ASTI SENİN TEĞMENİNDEN DAHA FAZLA MAAŞ ALAMAZ sözünün GEREĞİ olmasın.

3. MİT ve Emniyet Hizmetleri sınıfından emekli olan personele verilen 100 TL ilave ödemenin emekli astsubaylara da verilmesi...Bu YASA çıkalı KAÇ YIL oldu? Yasa ÇIKARKEN MSB'LIĞINDAKİ MÜŞTEŞARINIZ ile orada bulunan diğer HAKİM sınıfından olanlar neden görevlerini yapmamışlar ve ASSUBAYLARIN bugünkü ŞARTLARDA 8-10 BİN LİRA MAĞDUR OLMASINA SEBEP OLMUŞLARDIR? Subaylar için ÇIKARILACAK olan YASALARDA böyle bir ATLAMA SÖZ konusu olabilir mi? Bu DAVRANIŞLAR AYIRIMCILIK-ÖTEKİLEŞTİRME VE MAĞDUR ETME ADINA HAREKET ETME DEĞİLSE BUYRUN SAYIN ÖZEL bunun adını SİZ koyun bizler de öğrenelim. Bundan daha büyük AYIRIMCILIK olur mu? İNKAR politikasından vazgeçin. Doğrulara YÖNELİN.

7.Sonuç olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri; birbirlerine gönül bağıyla kenetlenmiş fedakâr ve kahraman mensuplarının moral ve motivasyonunu en üst düzeyde tutmak maksadıyla, devletimizin sağladığı imkânları kullanmak suretiyle, ihtiyaç duyulan ve yetkisi dâhilindeki düzenlemeleri titizlikle yapmaya devam edecektir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

7 Maddenin açıklaması da ARTIK ifade edilenden uzaktır. Bunun tek SORUMLUSU DA GENKUR'un uygulamalarıdır. GÖNÜL bağı EŞİTLİK ilkeleriyle SEVGİ ve SAYGININ olduğu ortamlarda GEÇERLİDİR. Hâlâ bunun VAR OLDUĞUNU iddia edebiliyorsanız PERSONEL arasında bir ANKET yaptırın ve GERÇEKLERİ görün.

FEDAKARLIK TSK'da sadece ASSUBAYLARA düşmüş, NİMET de Sb.'lar tarafından bölüşülmüştür. Bunun  DOĞRULUĞU 1970 YILI YARBAY MAAŞI =KD.BŞÇVŞ. MAAŞI, 2012 ÜTĞM. MAAŞI =KD.BŞÇVŞ. MAAŞI! Gördüğünüz gibi NİMETLERİN BÖLÜŞÜMÜ SUBAYA, FEDAKARLIĞIN BÖLÜŞÜMÜ DE ASSUBAYLARA düşmüştür. Devletin SAĞLADIĞI İMKANLAR SUBAYLAR İÇİN TİTİZLİKLE UYGULANIRKEN ASSUBAYLAR ÖTELENMİŞ-ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞLERDİR. Bunları GÖRMEK istiyorsanız İYİ NİYETLİYSENİZ VERİN EMRİNİZİ GETİRSİNLER GÖRÜN SAYIN ÖZEL.  LÜTFEN SAMİMİYET...

GENELKURMAY BŞK.  bu olayları YUKARIDA açıklanan gibi biliyorsa YANLIŞ BİLGİLENDİRİLMİŞ, ALDATILIYOR demektir. Yok eğer BİLGİSİ dahilinde ise hem mensuplarımıza, hem de MİLLETE bile bile DOĞRU SÖYLENMİYOR demektir.

Her ne şekilde olursa olsun. Assubayların artık dayanacak GÜCÜ kalmamış, BIÇAK kemiği DELMİŞTİR. Genkur bşk.'lığı olaylara daha YAPICI ve OLUMLU şekilde YAKLAŞARAK ÇÖZÜM ÜRETME YOLUNU SEÇMELİDİR. VAR OLAN SORUNLAR YOK DİYE GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILIRSA  UÇURUM DAHA BÜYÜYECEK, SORUNLAR ÇÖZÜLEMEYECEK HALE GELECEK DEMEKTİR. SORUNLAR GEÇİŞTİRİLECEK VE ÜZERİNDE DURULMAYACAK GİBİ DEĞİLDİR.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
Cumartesi, 28 Nisan 2012 14:34

ASSUBAY OLMAK

assubay-olmak

Mesleğe başladığımda Assubay olmakla aslında ne olduğumu içten içe sormuştum. Statüm kariyerim neydi? Kısa bir anıyla anlayıvermiştim her şeyi…

Henüz Assubay Çavuş idim. Bir teğmen ile arkadaş olmuştum. Beraber gezerdik. İkimiz de aynı gemide çalışıyorduk. Onun diğer teğmenler varken benimle arkadaşlık etmesi, benim de diğer assubaylar varken onunla arkadaşlık etmem doğrusu o zamanlar bana çok sıra dışı gelmemişti. Farkındalıkları öğreneceğimizin ilk derslerini almaya başlamıştık.

Arkadaşımla limanda geziyorduk. Sonra kamarada sohbetler ediyorduk. Onun kamarası dört kişilik idi. Benimki 46 kişilik. Kamarasında bazen çay içer ve tost yerdik. Asker hemen getirirdi. Ama benim kamarama hiç girmezdik. Diğer subay ve assubaylardan oluşan arkadaşlık ortamlarına pek girmezdik. Aramızda alınganlık veya kırılganlık yaşansın istemezdik. Aramızdaki farklılıkları sessizce geçiştirirdik. Bir gün beraber otururken aklına yapması gereken bir iş geldi. “-Gel gidelim diğer gemiye arkadaşların yanına, hem şu işi halledeyim hem de beni beklersin.” Dedi. “-Tamam” dedim biraz ürkek, biraz korkakça… Sonra diğer teğmenlerin bulunduğu diğer gemideki arkadaşlarının yanına gittik. Ben assubay çavuştum. Onlar teğmen idi. Sohbetleri çok hoşuma gitse de onlar ve ben sanki ayrı dünyaların insanı olmalıymışız gibi bir kabulleniş içime sindiği için kendimden nefret etmiştim. Bir an önce kurtulmalıydım bu kompleksli halimden. Kurtuldum da… O gün sohbet esnasında yine bir sürü tost ve çay geldi. Yedik içtik. Gemide çalışanlar bilir ne demek istediğimi. Bir assubayın kamarasına böyle bir servis yapılması imkansızdır. Yatakları bile asker nizamı gibidir. Ancak teğmenlerin kamarası o kadar şamatalıydı ve o kadar özgürdü ki… Arkadaşım ve ben statüko denilen, insanları birbirinden uzaklaştıran bir nehirin ayrı kollarına doğru akıyorduk. Ona kızmak istiyordum ancak kızamıyordum. Çünkü hangimiz farklı davranabilirdik? Hangimiz sunulan imkanları dirseğimizle itebilirdik? Başlama aşamasındaki bir arkadaşlık hafif hafif, havada uçuşan bir tüy gibi yok oldu gitti.

Meslek hayatı bizi yavaş yavaş pişiriyordu. Derken tayin oldum. O zamanlar Assubay Kıdemli Çavuştum. Yani insanın yeni yeni kolundaki rütbesini hissettiği, Assubay çavuşluk korkak ve ürkekliğini atarak, ataklaştığı yıllar geldi. Şakalar ve sohbetler arasında gençlik yılları başlamıştı. Ancak tokat bu… Nereden ne zaman geleceği belli değil.

Yeni tayin olduğum Ankara’da kulaklığımı takıp otururken ihtiyar yaşlı, aklı başında yüzlerce kişinin üzerine amir diye konulan bir teğmen odamıza girdi. Botlarını gıcırdata gıcırdata yanıma geldi. “- Revire çıktın mı?” diye sordu. “-Evet çıktım. Geldim.” dedim. “-Benimle gel” dedi. Ben de kulaklığımı çıkardım ve bir mahkum misali peşine düştüm. Sonra Land Rower’a bindik. Hiç konuşmuyordu. Beraber revire gittik. Doktora beni gösterdi. Doktor teğmeni azarladı ve “Hayır be adam. Ben sana ne diyorum, sen bana kimi getiriyorsun?” diye teğmene çıkıştı. Anlaşıldığı kadarıyla gözlüklü olmam sebebiyle tarif üzerine oraya getirilmiş yanlış biriydim. Teğmen oracıkta beni bırakıp beraber geldiğimiz arabaya atladı ve gitti. Ben Ocak ayında, yerde yarım metre kar var iken revirden birliğime kadar olan yaklaşık iki kilometre yolu yürüyerek tekrar görevime başladım. İlk saatlerde “ne olacak delikanlı adamım.” Dedim. Ancak daha sonra neye yanacağımı şaşırmıştım. Kırılan onurum ve gururuma mı? Soğukta yürüdüğüm yola mı? Hastalanıp faranjit olup yediğim iğnelere mi?

Sonraları ilgi alanlarım değişti. Artık filmlerdeki başrollerdeki artistlere bakmıyordum. “Rüzgar gibi geçti” filmindeki Bayan O Hara veya Clark Gable değil, uyuyan beyaz bayanların yataklarının başındaki yelpaze sallayan zenci çocuklar dikkatimi çekiyordu.

Rafet El Roman’ın sahne performansındaki vokalistlerin başarısını alkışlıyordum. Ekmeğimi en küçük ve en az satan bakkaldan almaya çalışıyordum. Arkadaşlarımla yaptığım tartışmalarda asla ve asla kişilerin etki veya nüfuzlarını düşünmeden direkt doğru bildiğimi fütursuzca söylemeyi öğrenmiştim. Kalıpların çevrelerini öğreneceğim gençlik yıllarında kalıpları yıkma isteğim aslında kendi durumuma bir isyandan ibaretti. Evet ben artık assubay olmuştum.

Sonra kendi kurallarımı koymaya başladım. Kanunlar, yönetmelikler ve benim uygulamalarım… Karar almıştım ve yapacaktım. Veee yaptımda…

Vatan görevini yapmaya gelmiş anne baba kuzularına en şefkatli ve en arkadaş yanımı gösterecektim.

Onların eğer harçlıkları olmayanları varsa destek olacaktım.

Üzüntülü zamanlarında espriler yaparak onları güldürecektim.

Ve yıllar işte böyle geçti…

Geriye dönüp baktığımda artık ben değil, biz vardık.

Çünkü bu yaşadıklarımı her assubay yaşamıştı.

Çünkü çevremdeki bir çok assubay ya cebinden şeker çıkarıp askerlere dağıtır, onlarla şakalaşır, ya da muhakkak bir derdine ilaç olmaya çalışırdı.

Galiba Assubay olmak buydu.

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK
subay-astsubayDeğerli arkadaşlarım.

Kişilerin bulundukları MAKAM ve taşıdıkları RÜTBELER ne kadar büyürse, kendilerinin o kadar alçak gönüllü ve tevazu sahibi olmaları gerekir. Saygı görmek isteyenlerin kurumlarında HAK ve HUKUKU gözetmeleri, HAKSIZLIK yapmamaya da ÖZEN gösteren davranışları göstermeleri esastır.

Bu makamlarda olanların ÇİNGENEYE verilen YETKİ konumuna düşmemeleri, bu KONUYU da hiç UNUTMAMALARI gerekir. Unutulmaması gereken bir diğer husus da halen bulunduğu GÖREVDE daha önceden KİMLERİN gelip geçtiği ile bu MAKAMIN kendisine de KALMAYACAĞININ bilinmesidir.

Makam sahipleri her şeyi BEN merkezinde görür ve yaparlarsa HAKSIZLIKLARIN baş odağı durumuna düşer, SEVİLEN değil, KİN duyulan biri haline gelirler.

Bu konular CAMİAMIZ mensuplarının en çok MUHATAP olduğu konular olup, YILLARDIR mağdur olduğumuz HAKSIZLIKLARIN TEK sebebi BEN merkezli DAVRANIŞLARDIR.

Ben YAPAR, ben BİLİRİM, ben BAŞLATIR, ben BİTİRİRİM, İŞİNİZE GELİRSE türü davranış ve UYGULAMALAR PERSONEL arasındaki ilişkileri bitirir, UÇURUMLAR ve AŞILAMAZ DUVARLAR örür. FOTOĞRAFIN tamamına baklıdığında bu YANLIŞLAR sonunda BİTİRİLENİN TSK olduğunun hâlâ görülememiş olması işin en KORKUNÇ, vahim olan yanıdır.

Bu ne HIRS, bu ne KİNMİŞ ki GÖZLER KÖRERTMİŞ. Assubaylar bu KADAR AYIRIM ve ÖTEKİLEŞTİRİLMEK için ne yapmışlarki, bu kadar KARŞIYA alınmış, adeta DÜŞMAN ilan edilmişlerdir.

Assubaylar SİZİN aldıklarınızı DEĞİL, tüm T.C. vatandaşlarına verilen ve tanınan ANAYASAL haklarını istiyorlar. Neden herkese HAK olan ASSUBAYLARA HAK olmasın? Bu HAK isteme sizleri neden bu kadar RAHATSIZ etmektedir? Merak etmeyin sizden, cebinizden bir şey istemiyoruz. İNANMAZSANIZ açıklayalım. Tam 10 yıldır, POLİSLERE, İMAMLARA, diğer KAMU PERSONELİNE verilen HAKLARI talep ediyoruz. TSK'nın ÖZ evlatları olan SİZLERDEN bir şey istemiyoruz. Anlayın ve görün artık. Ön yargılardan kendinizi kurtarın. Rahat olun.

Sizden TEK istediğimiz, HÜKÜMETTEN istediğimiz YASAL HAKLARIMIZA GÖLGE etmeyin YETER. Bakın açıkça söylüyoruz, taleplerimiz SİYASİ İLKTİDARDANDIR, sizden istediğimiz sadece ve sadece bizden UZAK durmanız ve GÖLGE etmemenizdir.

Bu HAKSIZ, YANLIŞ TUTUM ve DAVRANIŞLAR devam ettirilirse DIŞ BASIN tarafından da DİLE getirilen TSK'da GÜVEN ZAAFİYETİ ile AYIRIMCI davranışlardan oluşan İKİLİĞİN TSK'ni daha da GÜÇSÜZLEŞTİRECEĞİ kaçınılmazdır. Bu yanlışlardan dolayı TSK'da birtakım DUMANLARIN görünmesi, bir yerlerde YANGIN olduğunun HABERCİSİDİR. Bu yangını YABANCILAR görürken, sizler neden görmüyor, görmek istemiyorsunuz? Gözleriniz bu kadar mı KÖRELDİ?

"ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ" ATASÖZÜMÜZde belirtilen DUMAN yabancılar tarafından bile görüldüğüne göre ATEŞ bacayı SARMAKTADIR. İnşallah SONA gelinmeden bu YANGIN görülür ve SÖNDÜRÜLMESİ için GEREKLİ doğru adımlar atılır. Hepimizin bildiği gibi "MUM YANARKEN DEĞİL, SÖNERKEN DUMAN VERİRMİŞ".

Umarım TSK'daki YANGIN, DUMAN durumuna gelmemiş, yangın bitmiş hale gelmemiş, ÖNLEM alınmada da GEÇ kalınılmamıştır.

Bildiğiniz gibi TOPLUMLARDA KİŞİLER arasındaki BAĞ ve DAYANIŞMALAR, BİRBİRLERİNE VERDİKLERİ DEĞER NİSPETLERİNDE SAĞLAM OLUR. FARKLI ve AYRICALIKLI uygulamalar TOPLUM içindeki bağları KOPARIR, YOK eder. Bugüne kadar TSK'daki UYGULAMALAR VAZGEÇİLMEZ İKİ AYAK OLDUĞU SÖYLENİLEN SUBAY-ASSUBAYLAR arasındaki BAĞI GÜÇLENDİRİR Mİ? KOPARARAK YOK MU EDER, bunun cevabını bugüne kadar UYGULAMALARI gerçekleştirenler GÖRSÜN, VERSİNLER.

UYGULAYICILAR TSK'nın BİRLİK ve BERABERLİĞİNE ÖNEM veriyorlarsa GEREKLİ ÖNLEM ve TEDBİRLERİ almakla da GÖREVLİDİRLER. Yok, biz DOĞRU bildiğimizi YAPARIZ derlerse ABD'nin hazırladığı BOP''un UYGULANMASINA ÇANAK tutmuş ve HİZMET etmiş olacaklardır. Takdir kendilerinin olup, uygulamalar devam ederse, maalesef kaybeden ÜLKEMİZ olacaktır.

Tüm bu yanlışlar DÜŞÜNCESİZCE sürdürülürse artık Bizler de SORUNLARIMIZIN ÇÖZÜMÜ konusuna ÜNLEM koyma(!) yerine NOKTA koyarak tüm bunların ve olacakların SORUMLULARINI HALKIMIZA anlatmak, bilgilendirmek için meydanlara İNELİM, halkımızla bütünleşerek bu işe ÇÖZÜM bulmayı GERÇEKLEŞTİRELİM.

Bunu gerçekleştirebilmek için de SİYASİ yön ve DÜŞÜNCELERİNİ bir yana BIRAKARAK, DERNEK ve SENDİKALARLA  durum değerlendirmelerine gidelim. Gerekirse MEYDANLARA BİRLİKTE ÇIKALIM. Çünkü artık SORUN CAMİA sorunu olmayı AŞMIŞ, ÜLKE SORUNU haline gelmiştir. Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
oz-uvey-evlat

Değerli arkadaşlarım.

Bir kurum doğrulara ve başarıya çalışanları, memuru, amiriyle ulaşır. Bu kurumlarda birlik, bareberlik de EŞİTLİK, HAKKANİYET VE HUKUKA DAYANAN davranışlarla sağlanır.

Bir kurumda AMİR'in görevi PERSONEL arasında ayırım gözetmeden İKİLİK yaratmayacak şekilde o kurumu yönetmektir. AYIRIMSIZ ve FARKLI düşüncelere kapılmadan, SINIF farkı gözetmeden çalışan personel ÖDÜLLENDİRİLMELİ, KURUMA AYAK UYDURAMAYAN PERSONEL DE MAKAM VE RÜTBESİNE BAKILMADAN HAK ETTİĞİ CEZAYI görmelidir.

Yönetim konusunda ACZE düşmüş, GÜVEN konusunda PERSONEL nezdinde itibarını ve güvenilirliğini kaybetmiş amirlerin kurumları da başarılı olamaz.

TSK, Türk milletinin en çok İTİBAR ettiği ve GÜVENDİĞİ kurumdur. Bu kurumda KOMUTA kademesine gelenler ayrıcalıklı  ve çok şanşlı kişilerdir. Kaç kişiye bu GÖREV nasip olur?

TSK'da Komutanlık yapan kişiler kurumun BİRLİK ve BERABERLİĞİNE zarar verecek SÖZ ve DAVRANIŞLARDAN kaçınmalıdırlar. SÖZ vermeden sözlerini yerine getirip getiremeyeceklerini çok iyi ÖLÇÜP-BİÇMEK durumundadırlar. Yapacağım dediklerini YAPMAZ veya YAPAMAZLARSA kendilerinden başka TEMSİL ettikleri makamı da GÜVENSİZ ve İTİBARSIZ konuma düşürürler.

Bu kurum halkımız ve yasalarda TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ olarak BİLİNİR ve TANINIR. Uygulamalarla başka isim ve adla düşünülecek davranışlardan ÖZENLE kaçınılmalıdır.

TSK Erinden-MAREŞALİNE kadar bir bütündür, ayrılamaz. Genkur Bşk.lığı yapanlar bu konu üzerinde ISRARLA ve ÖNEMLE  durmalıdır. Bölünme, ikilik çıkaracak, bozguna sebep olacak SÖZ ve DAVRANIŞ sergileyenleri tesbit ettirerek TSK bu kişilerden ARINDIRILMALIDIR. HAK ve YETKİLERİN dağılımında TSK açılımının BİLİNENİN aksine TÜRK SUBAY KUVVETLERİ gibi olmasını düşündürecek SÖZ ve davranışlardan ÖZELLİKLE kaçınılmalı, böyle düşünülmesine sebep olan UYGULAMALARIN KESİNLİKLE önüne geçilecek tedbirler alınmalıdır. Aksi durumda  DAYANIŞMA ortadan kalkar, GÜVENSİZLİK ortamı oluşur.

Bir GENKUR BŞK.'I  "HİÇ BİR ASTI BENİM TEĞMENİMDEN DAHA FAZLA MAAŞ ALAMAZ" deme HAKKINA VE LÜKSÜNE sahip olmamalıdır. Bunu söyleyenlerin EMEĞE, LİYAKATA, KIDEME saygıları olmadığı gibi TSK'da BİRLİK ve BERABERLİĞİ de düşünmedikleri ortaya çıkar. Bunu söyleyenin, Teğmenin astı durumunda olanların HAKLARINI düşünmediği ve HİÇ ettiğinin BİLGİ ve TECRÜBESİNE sahip olmadığını gösterir. Bu tür yanlış söz, davranış ve uygulamalardan TSK'da İKİLİK çıkacağı, ÖTEKİLEŞTİRİLMEDEN dolayı KIRGINLIK ve GÜVENSİZLİKLERİN oluşacağını BİLMELERİ, TÜM BU OLUMSUZLUKLAR SONUCUNDA DA  "GÜVEN" ortamının bozularak YOK olacağını GÖRMELERİ temsil ettikleri MAKAM için en ÖNEMLİ görev olmalıdır.

Bir Genkur Bşkı'nın "ASSUBAYLARIN MAKAMI MI VAR Kİ MAKAM TAZMİNATI İSTİYORLAR "deme hakkı hiç yoktur. Bunu söyleyen GENKUR Bşkn'ı KURUMUNU bilmiyor ve tanımıyor demektir. Kurumunu bilmeyen ve tanımayanın da o kuruma bir faydası olamaz. TSK'da Assubayların TMK kadrolarında  gösterilmemesine rağmen hangi GÖREVLERİ yaptıklarını araştırarak en azından bu konuda emir verme ZAHMETİNDE bulunarak gerçeği görmeyi bilmelidirler.

GENKUR BŞK.LIĞI yapmış bir kişinin RÜTBELİ personel için "İYİ ÇOCUKTUR" demesiyle Ast rütbede olan birinin de GENKUR BŞK için"TONTON DEDE" diyebileceği TSK'da UYGULANAN HİYERARŞİK sistem içinde uygun değildir. ÇOCUK denilen kişi RÜTBELİDİR ve TSK hiyerarşisinde yeri vardır. ÇOCUK ise TSK'da NE İŞİ VARDIR? Üstelik İYİ denilerek TAKTİR görülen bir kişi olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bunlar bir çelişki ve davranış bozukluğu değil midir?

Bir GENKUR BŞKnı "ASSUBAY DEVRİMLERİ yapacağım" diyerek TOPLUM ve MEDYA önüne çıkarak YAPMAYACAĞI, YAPAMAYACAĞI  DEVRİMLERİ söyleyip, sonra HİÇ BİR ŞEY YAPMADAN, arkasına bakmadan GİTMEMELİ, GİDEMEMELİDİR. Kendisinin GÜVEN ve İTİBARI önemli olmayabilir ama TEMSİL ettiği MAKAMIN GÜVEN ve İTİBARINI  DA düşürmeye HAKKI olmamalıdır!

TSK içinde ön yargılı ve kasıtlı davranışlardan dolayı oluşan İKİLİK  ve GÜVENSİZLİK ortamı her geçen gün büyümektedir. Bu çatlak daha fazla büyümeden, kurum daha çok zarar görmeden SORUMLULUK makamında olanlar yanlışlardan dönmeli, doğru adımlar atılmalıdır. ANAYASAYA VE YASALARA RAĞMEN İNSAN HAKLARINA AYKIRI bu hatalardan dönülmelidir.

Tüm T.C. vatandaşlarına HAK olarak verilen YASAL haklar, ASSUBAYLARA VERİLMEYECEKSE; Genkur Bşkı'nın ASSUBAY olmanın SUÇ olduğunu, ASSUBAYLARIN cezalandırılarak bu HAKLARDAN mağrum bırakıldıklarını, ve bundan dolayı bu YASAL HAKLARIN verilmeyerek, ASSUBAYLARIN İKİNCİ sinif insan muamelesine tabi olacaklarını, bunun TSK'da uygulanan HİYERARŞİK düzenin gereği olduğu konusunda açıklama yapmalıdırlar.

Bir kurumda GÜVEN ve DAYANIŞMA SEVGİ ve SAYGIYA dayanmıyorsa o kurumun AYAKTA kalması mümkün değildir. Hele bu KURUM ileride birbirleriyle AYNI MEVZİDE SAVAŞACAK ve ÖLÜMÜ  GÖZE ALACAK PERSONELLERDEN oluşuyorsa KONUNUN ÖNEMİ DAHA DA ARTMAKTADIR. Bunu görmeyen ve düşünemeyenlerin TEDBİR alacakları yerde, aksine PERSONEL arasında AYIRIM ve İKİLİK yaratacak davranışlarda bulunmaları daha da VAHİM bir tutum ve davranıştır. Bu davranışlarıyla ya bu TEHLİKENİN farkında değiller ya da BİRLİK ve BERABERLİK konusu ve Ülkenin GELECEĞİ UMURLARINDA değildir.

Bir kurumda SEVGİ, SAYGI BASKIYA dayanıyorsa o kurumda GÜVENSİZLİK SORUNU çok önemli bir BOYUTA gelmiş demektir. İşler isteyerek ve gönüllü yapılmaz, en küçük bir RİSKTE kimse kendisine bu davranışlarda bulunan KİŞİLERİN yanında BULUNMAZ, onları DESTEKLEMEZ. Böyle ortamlarda personel gizli gizli KİN ve NEFRET duygularının esiri durumuna gelir.

Hiyerarşinin BASKI ve ZOR yönüyle uygulanması yerine YASALARA dayandırılarak ASTIN ve ÜSTÜN HUKUKUNUN tarafsız ve art niyetsiz olarak uygulanması o kuruma HUZURU VE GÜVENİ GETİRİR.Ancak karşılıklı SEVGİ ve SAYGININ uygulandığı SİSTEM ve KURUMLAR ayakta kalırlar. Bunu görebilmek için ÖN YARGILARDAN ARINMAK YETERLİDİR.

Genkur bşklığı'nın yapacağı tek bir iş vardır. Halen çalışan ve emekli olan personel arasında bir ANKET yaptırarak bu konulardaki tüm yanlış ve doğrulara ulaşmalıdırlar. Bunu yapmaktan ÇEKİNMEMELİ, GERÇEKLERLE YÜZYÜZE gelmekten korkulmamalıdır. Amacımız ülkemizin geleceği için TSK'da BİRLİK ve BERABERLİĞİN  en üst düzeyde sağlanmasıdır.

Bazılarının gideceği ülkeleri olabilir ama bizim yaşayacağımız tek ülkemiz vardır. O da; T.C.  devletidir.

GENKUR'un son olarak TSK personeli için teklif ettiği TAZMİNATlardan sonra TSK'da AYIRIM yapıldığı, ASSUBAYLARIN YOK sayılarak ÖTEKİLEŞTİRİLDİĞİ, TSK'DA İKİLİĞİN tamamen su yüzüne çıktığı görülmüştür. HAKLAR hep daha çok alanlara düşünülürken TSK'nın OMURGASINI oluşturan sınıf yine YOK sayılmıştır. UÇAKLARIN uçması, TANKLARIN yürümesi, SİLAHLARIN çalışması, Karargah ve Kurumlarda hizmetin yürümesi yine ÖNEMSENMEMİŞ, ikinci planda bırakılmıştır. Bu davranışlarla TSK'da ASSUBAYLAR daha da ÖNEMSİZ hale getirilmek istenmiş ve CAMİAYA sizler bir HİÇSİNİZ, OLMASANIZ DA olur, mesajı verilerek OTURUN OTURDUĞUNUZ YERE verilene RAZI olun, HAK aramaktan da vazgeçin DENİLMİŞTİR.

Tabelasında ADALET ve KALKINMA yazan parti de bu komedinin DESTEKÇİSİ ve İKİNCİ oyuncusu konumuna düşerek, HAKSIZLIKLARA karşı çıkacağına, aksine DESTEK vermiştir. Yeni ZAMLAR hem HÜKÜMETE hem de HAK edip alan PERSONELE hayırlı olsun. SAĞLIKLI günlerde yesinler!

Bir KURUM dış BASINDA "GÜCÜNÜ YİTİRDİ, ZAYIFLADI-PERSONEL ARASINDA BİRLİK BERABERLİK KALMADIĞINDAN ZAAFİYETE UĞRAMIŞTIR" diye haber konusu olmasına rağmen İLGİLİLER hâlâ bunun tedbirini almıyor ve düşüncesizce bunun aksini yapıyorsa, demek ki bu iş GERÇEKTEN bitmiş, bilinçli olarak bitirilmiştir.. Üstelik bu KURUM zamanında dünyanın SAYILI  GÜÇLERİNDEN bahsedildiğinde ilk üç sırada yer alırken, kurumu bu duruma düşürenler HAKKINDA yapılması gerekenler ANAYASAMIZDA herhalde BELLİDİR.

Son olarak TSK personeli için çıkarılan TAZMİNATLAR ile de artık bu tamamen açıklığa KAVUŞMUŞ, ASSUBAYLAR ÖTEKİLEŞTİRİLEREK AYIRIM ve YARATILAN UÇURUM daha da BELİRGİNLEŞTİRİLEREK, "siz HAKLARINIZI  istediğiniz kadar İSTEYİN, ANCAK biz verir UYGUN görürsek ALABİLİRSİNİZ" diyerek ABA altından SOPA gösterilmişitir.

Bugüne kadar yapılan bunca iyi niyetli  ÇAĞRI ve MÜRACAATLARA rağmen hâlâ ISRARLA sürdürülen bu DAVRANIŞLARIN başka izahı olabilir mi? Anlaşılan o ki TSK gerçekten TÜRK SUBAY KUVVETLERİDİR. Son yapılan ZAM uygulamasıyla da bu yapılan GÖZÜMÜZÜN içine sokularak "İSTERSENİZ" denilmekte, HAKLARIMIZI elde etmek için bizlere de MEYDANALARA çıkmaktan başka İHTİMAL görülmemektedir.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
taraf

Değerli arkadaşlarım.

Bir gölge gibi ASSUBAY camiasının üzerine yapışmış olup, yıllardır yakamızı bırakmayan HAKSIZ ve EŞİTLİĞE dayanmayan uygulamalardan kurtulamayacak mıyız? Bu HAKSIZLIKLAR bizlerin kaderi mi olacak? Bizler de bu kadere sessiz kalıp RAZI MI olacağız?

TSK'nın en tepesinde bulunan  GENKUR BŞK'ı sayın ÖZEL yapılan bu HAKSIZLIKLARI bilmiyor mu?

TSK'daki önemli ve en büyük gurubu oluşturan ASSUBAYLARA yapılan  ÖTEKİLEŞTİRİLMEDEN-İKİLİKLERDEN habersiz olabilir mi ?

Yıllardır dile getirilen YANLIŞ uygulamalardan, ANAYASAYA rağmen verilmeyen HAKLARDAN, personel arasında TSK içinde yaratılan AŞILAMAZ duruma gelen UÇURUMLARDAN, oluşan GÜVENSİZLİK sorununu hala görememiş ve habersiz olabilir mi ?

TSK'daki Sb-Asb. ayırımı  kurumu BİTİRİR,GÜÇSÜZLEŞTİRİR, GÜVEN ORTAMINI YOK EDER, bu uygulamalar sürdüğü taktirde Sayın Bülent ARINÇ'ın dediği gibi "BUNLARLA MI SAVAŞA GİRECEK ve KAZANACAĞIZ" durumuna düşer.

TSK'da YETKİLİ makamlarda olanların GÖREMEDİĞİ, BİLEMEDİĞİ bu ayrılıkçı hareketler nedeniyle ortaya çıkan GÜVENSİZLİK ortamının TSK için çok büyük bir ZAAFİYET doğurduğu DIŞ kaynaklarca bilindiği ve dile getirildiği düşünülürse TSK'daki YETKİLİLERİN görev bilinci içinde olmadıkları veya TSK'da BİRLİK ve BERABERLİĞİ önemsemedikleri, dikkate almadıkları değerlendirilebilir.

Dünyaca bilinen ve SAYGIN bir İNGİLİZ dergisinde "MISIR ORDUSUNUN ,TÜRK ORDUSUNDAN DAHA GÜÇLÜ VE GÜVENİLİR OLDUĞUNU,TSK'DAKİ YANLIŞ ve FARKLI UYGULAMALAR YÜZÜNDEN PERSONEL ARASINDA BİRLİK, BERABERLİK VE DAYANIŞMANIN OLMADIĞINI,GÜVENSİZ BİR ORTAM YARATILDIĞINI,BU YÜZDEN de TSK'nın GÜÇSÜZLEŞTİĞİNİ" belirtmiştir.

Yabancı güçler tarafından Ülkemizde görevlendirilmiş ÖZEL ve RESMİ ajanlarca TESBİT edilmiş ve GÖRÜLMÜŞ olan bu GERÇEKLERİN TSK YETKİLİLERİNCE BİLİNMEDİĞİ VE GÖRÜLMEDİĞİ KABUL EDİLEBİLİR Mİ?

Eğer bu böyle işe TSK'nın zayıflamasında, dayanışmanın bitme noktasına gelmesinde  yaptıkları UYGULAMALARLA rol almış olanların YARGILANMALARI gerekmez mi? TSK'yı GÜÇSÜZLEŞTİRMEK PAHASINA yapılan AYRILIKÇI davranışları bilerek ve isteyerek sürdürmek İŞLENMİŞ VE DEVAM ETTİRİLEN bir suç niteliği olarak ortaya çıkmaz mı?

Ülkemiz ve Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyada GÜÇLÜ VE DAYANIŞMASI olan BİRLİK VE BERABERLİĞİ en üst seviyeye çıkarılmış bir TSK kimlerin işine gelir, kimlerin işine gelmez. Bunu düşünmek ve doğru karara varabilmek için KURMAY veya PROF olmak gerekli midir? Bugün bu soruyu dağdaki ÇOBANA sorsanız size doğru cevabı verebilecek iken, SORUMLULUK taşıyan makamlarda oturanların bu kadar DUYARSIZ ve  SORUMSUZ davranmaları Ülkemiz ve geleceği için TEHLİKELİ bir davranış değil midir?

TSK'daki HAKSIZ ve ADALETSİZ uygulamalar BAŞBAKAN dahil tüm Bakan ve Milletvekillerine iletildiği halde, bugüne kadar bu YANLIŞ  UYGULAMALARIN düzeltilmesi konusunda girişimde bulunmayan, tabelasında ADALET VE KALKINMA yazan, ancak bugüne kadar ASSUBAYLARLA ilgili hiç bir SORUNU çözme yönünde bir adım atmayan ve 10 yıldır iktidarda olan HÜKÜMETİN adalet ve hakkaniyet anlayışlarıda sorgulanmalı, ileri demokrasi ve hukukun üstünlüğü kavramlarınında bu UYGULAMALAR şeklinde anlamamız gerekip gerekmediği açık bir şekilde sorulmalıdır.

Kimsenin TSK'nın GÜÇSÜZLEŞTİRİLMESİ yönünde adım atma hakkı olmadığı gibi, böyle bir şeye cesaret edeceğini zannetmiyor, kimsenin aklından böyle bir şey geçireceğini de düşünmüyorum. En azından böyle olmasını istiyorum. Bunun için herkesin TSK'nın GÜÇLENMESİNE, BİRLİK, BERABERLİK ve SARSILMAZ bir DAYANIŞMANIN oluşturulmasına çalışacağı yönünde HEDEFLERİ olacağına, bu hedeflere varmak için  Türkiye'nin menfaatleri neredeyse oraya doğru el birliğiyle, birbirini destekleyerek bu menfaatlerin gerçekleştirilmesine dönük çalışmaların sürdürülebileceğini tahmin ediyorum. Böyle olması gerektiğine inanıyorum,inanmak istiyorum.

TSK içinde GÜÇSÜZLEŞMEYE, BİRLİK ve BERABERLİĞİN bozulmasına neden olan SORUNLARIN KASITLI ve MAKSATLI hareketler olduğuna İNANMAK İstemiyorum. Ama bugüne kadar YAŞANANLAR ve (E) GENKUR BŞK'nca söylenenler bunun bu yönde olduğuna dair ÖNEMLİ GÖSTERGELERDİR.

Ülkenin ve TSK'nın geleceği açısından UMARIM bu yanlışlardan dönülür, Ülkenin ve TSK'nın bir KAOSA girmesi engellenir. Görev GENKUR BŞK sayın ÖZEL'in ÖZEL davranmasını gerektirmeyecek kadar GENEL bir durumdur ve bu yapılacak uygulamaya ACİLEN ihtiyaç vardır. Yeter ki sayın ÖZEL  TSK'nın ÖZ evlatlarına uygulanan ÖZEL'den vazgeçerek GENELE ön yargısız olarak dönebilsin.

Unutmayalım DOSTLARIMIZA GÜVEN, DÜŞMANLARIMIZI DA CAYDIRACAK ve bizlere karşı yapabilecekleri bir harekettan vazgeçirtip, KORKUTACAK olan TSK'nın GÜÇLÜ KUVVETLİ, BİRLİK BERABERLİK İÇERSİNDE olmasıyla SAĞLANABİLİR. Aksi halde açıklandığı gibi MISIR veya  daha başka ülkelerin orduları TSK'dan daha "GÜVENLİ VE BÜYÜK" konuma getirilir.

Bizleri bu duruma DÜŞÜRENLER FIRSAT varken, alıp gitmeden önce ŞAPKALARINI önlerine koyup son kez  bir daha DÜŞÜNMELİLER. Daha vakit varken....

GENKUR BŞK sayın ÖZEL, bizler sadece ve sadece adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı istiyoruz. Bunu da İNSAN ONUR ve HAYSİYETİNE DEĞER ve ÖNEM vereceğinize BUNDAN SONRA DEĞER verirsiniz diye  düşündüğümüz için istiyoruz.

Yoksa sizler BİZİM gibi düşünmüyor musunuz? Biz SİZLERE gösterilen  AYRICALIĞI ve bu AYRICALIĞIN sizlere tanıdığı ÖZEL HAKLARI değil, İNSAN olarak HAK ettiğimiz, diğer tüm T.C. vatandaşlarına tanınan, verilen HAKLARI istiyoruz.

İstediklerimiz yoksa SİZCE çok mu? Ama Kendi aldıklarınıza bakarsanız, istediklerimizin bir hiç olduğunu ve İNSANCA YAŞAM için gerekli olan YASAL HAKLARIMIZ olduğunu görür ve anlarsınız. Tabii ÖN YARGILI ve TARAFSIZ olabilirseniz!

Sayın ÖZEL son olarak TSK personeline yapılmış olan ZAM haberlerinden edindiğimiz bilgilere göre SİZİN DE önceki GENKUR BŞK'dan bir farkınız olmadığını, sizin de ÖZELLİĞİNİZİ TSK'nın ÖZ evlatları için kullandığınız, ASSUBAY camiasına YOK gözüyle baktığınız anladık. Yeni TAZMİNATLARINIZ hayırlı olsun! GÜLLE GÜLE yemeyi (!) Allah sizlere nasip etsin. Ellerimiz yakanızdadır. Bu dünyada olmazsa ÖTEKİ dünyada kesinlikle İKİ ellerimiz de YAKANIZDADIR.

Ah unutmadan içinde bulunduğumuz DURUM olmasını istemeyiz ama SAVAŞ kokularını getirmektedir. Biz emekli ASSUBAYLARI yani SİLAH arkadaşlarınızı da  GÖREVE davet etmeyecek misiniz? Ne de olsa  İYİ günde ALACAĞINIZI ALDINIZ, KREMAYI PAYLAŞTINIZ, KÖTÜ GÜN DOSTU ASSUBAYLARI  BU SAVAŞTA DA YANINIZDA GÖRMEK İSTERSİNİZ. Bizler ülkemiz için yine en önde müdafaa yaparken sizler KIT'AYI ARKA ORTADAN (Emniyeti alınmış) yerden yönetirsiniz. Hadi artık DAVETLERİNİZİ bekliyoruz.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
generaller-ve-erdogan

Silahlı kuvvetlerde çalışan asker personelin yirmi yılını doldurmasıyla birlikte elde ettiği emeklilik hakkından dolayı, artan emeklilikler nedeniyle boşalan kadrolara yaşanan atama sıkıntısı sebebiyle, temsil tazminatı ve makam tazminatları adı altında verilen ücretlerle subay olan personelin silahlı kuvvetlerde tutulması yoluna gidilmişti. Ek tazminatların evveliyatı kısaca buna dayanmaktadır.

Danıştay’ın 2007 yılında almış olduğu “tazminatları tabana yayma kararına rağmen” halen söz konusu tazminatlar bakanlar kurulu kararıyla yürürlükte.

Danıştay, 01 Mart 2007’de basına yansıyan karar gerekçesinde “Başbakanlığın, Kanun Hükmündeki Kararname uyarınca bütçe olanaklarının zorlanamayacağı yönünde savunma yaptığı”ndan bahsediyor ve “Bütçe olanaklarının kısıtlı olmasının, görev tazminatı ödenmesi öngörülen personel arasında bir ayrıma gidilmesini gerektirmez" diyor (1).

Üniformayı giyen ancak temsil tazminatı alamayan personel “silahlı kuvvetleri temsil etmiyor muyum ki tazminattan muaf tutuluyorum” derken, yaşadığı adaletsizliği dile getirip, günün koşullarının gerisinde kalan ücretlerinin arttırılması için yıllardır yetkililere sesini duyurmaya çalışan ve de adaletsizliklerine bir çözüm bulunacağına dair umutlu bekleyiş içerisindeyken alttakiler, bakanların 28.12.2011 tarihinde almış oldukları kararı duyunca büyük bir hüsran yaşadır.

Bakanlar Kurulu Kararıyla hüsranı yaşayanlar sadece alttakiler değil.

Karar gereğince kimi kadro ve sınıf subayları da ilk defa zamdan muaf tutulmuş oldu. Böylelikle, kimi kıdemsiz subay, kadro ve sınıfı gereğince üst veya amirinden fazla ücret almış olmasının yanı sıra benzer işi yapmasına rağmen makam adı müdür veya kısım amiri şeklinde biten subay da kararnameden istifade edememekte.

Bu durumda, ast, üstünden fazla maaş alamaz şeklinde yürütülen personel politikasından sonra hiç bir zaman üst olamayacak astların yaşadığına benzer sorunlar kimi subayların da sorunu olmaya aday görünüyor.

Yüksek ücretli kadroya veya sınıfa geçmek isteyen subayın seçiminde öncelikle esas olan sicil, şimdi eskisinden daha da önem kazanmış durumda.

Ücretlerdeki dengesizlik, fazla ücret isteği her devir problem yaratmış.

Yazımızda ücretle ilgili bir hikaye ile devam edelim,

Günümüze geriye “Ağlama Duvarı” kalan dünyanın ilk taş yapısı Süleyman Tapınağı’nın inşasında çalışan usta, kalfa, çırakların ücreti, tapınağın yüklenicisi Hiram tarafından her sınıfa verilen parola ile dağıtılırmış ve gün gelmiş çıraklardan üçü usta ücreti istemiş. Ve hikayenin gerisini Tayfun Er’in “Erguvaniler, Türkiye’de iktidar Doğanlar (2)” adlı kitabından alalım:

Masonlar kendilerini Hiram’la özdeşleştirirler ve yardım istedikleri zaman da ‘Yok mu dul kadının çocuğuna yardım edecek?’ derler. Hiram, dul bir kadının oğludur ve bu tapınağın yüklenicisidir. Hiram, tapınağın inşası sırasında çalışanlar arasında hiyerarşi oluşturuyor (usta, kalfa, çırak vb.) ve çalışanların sayısı çok fazla olduğu için ücretlerini almak için geldiklerinde kimin çırak kimin kalfa vs. olduğu anlaşılsın diye her bir dereceye ayrı işaretler, el değdirmeler ve parolalar saptamış. Masonluktaki, aşamaların, parolaların, şifrelerin, tokalaşırken parmak tıklatmalarının (lems) kaynağı buradan geliyor.

Üç kalfa “usta” gündeliği almak isterler ama parolayı bilememektedirler (parola Yehova’ymış ustalar için; Yehova, Tanrı’nın söylenmesi yasak olan ismidir ve gematriası yani harflerin sayısal değerlerinin toplamı 26’dır) ve bu parolayı öğrenmek amacıyla Hiram’ı sıkıştırılar; ancak Hiram parolayı söylemez ve öldürülür. Masonluktaki sır saklama, ketumiyet, bunun önemi, değeri buradan geliyor.

Usta ücreti alamayan üç kalfa Hiram’ı öldürdükten sonra gömdükleri yerin üzerine akasya dallarını koydukları için akasya, tapınağın giriş kapısının defne dallarıyla kaplı olmasından dolayı da defne’nin Masonlar için sembol olduğuna dair bilgilerle, Er, Türkiye’deki iktidar doğanları, aralarındaki bağı anlatıyor.

Yazımızı herkes “usta” olamaz, diyerek bitirelim

 

Kaynak:
  1. http://www.oncekultur.com/?Syf=26&Syz=118119&/Danıştay:Bütçenin-kısıtlı-olması-personel-arasında-ayrıma-gidilmesini-gerektirmez
  2. Tayfun Er, Erguvaniler, türkiye’de iktidar Doğanlar, Duvar Yayınları, 2007, l.Baskı, s.46
Yayınlandığı yer YANKI
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 / 4