Tarihe göre süzülmüş ögeler: Nisan 2019

Amerikan protetaryasının 1886 yılında 8 saatlik iş günü ve insanca yaşam hedefli isyan ateşi sermayenin acımasız baskı ve zulmüyle karşılandı… Ancak daha iyi bir dünya ve insanca yaşam için ayağa kalkan emekçilerin sesi ve yankıları tüm dünyaya ve zamanlara, durgun suya atılan bir taş etkisi gibi dalga dalga yayıldı…Tüm emekçilerin bayramı ve dayanışma günü olarak evrenselleşti…

Ne var ki artık siyasal iktidarların kültürel birikimi, sosyolojik anlayış ve saplantıları, emekçi hareket ve dayanışmasını, sosyal politika alanının öngördüğü çağdaş kurumlaşma ve yapılaşmaları tehlikeli buluyor…

Çalışanların, içerisinde özgürce örgütlenerek hak mücadelesine girişecekleri sendikal hareketi soysuzlaştırıp, emekçileri “cemaat” sosyoloji ve dayanışmasına yönelterek kendilerini korumalarını, tayınlaşmalarını öngörüyor. (1)

Bu yaklaşımı ile sendikal hareketi elinden geldiğince güçten düşürerek, küresel sermaye merkezlerinin ve işbirlikçilerinin karlarını ençoklaştırma amacına hem hizmet ediyor; hem de onlarla bütünleşiyor. 

Bu arada, görünümü kurtarmak için, her yaptığını olumlu bulup, alkışlayan sarı sendikalar yaratıp destekleyerek“vaziyeti idare ettiğini” sanıyor. Çalışanların birden fazla sendikaya üye olmasını sağlayan anayasal düzenlemenin bir amacı da bu. 

Ancak, sağlıklı bir sendikal hareket de bu aşamada çok daha etkin olmak, direnmek sorumluluğu ile karşı karşıya. 

Bu yaklaşım beyaz ve mavi yakalı emekçileri “kul” olarak görüyor.

Bireyi “kul” olarak görme anlayışının, çalışma alanına en trajik yansıması işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında…

İŞÇİ SAĞLIĞI-İŞ GÜVENLİĞİ

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi …“
Kanuni’nin bu dizeleri, toplumsal sağlığa, insana ve bu alanda devletin işlevine ne denli önem verilen bir edep ve kültürden gelindiğini gösteriyor.

1930 yılında yürürlüğe giren“Umumi Hıfzısıhha Kanunu” ve “ Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” düzenleme ve uygulamaları da, Atatürk döneminin konuya duyarlı yaklaşımının belirgin örnekleri ve sosyal politika belgeleridir.

Ereğli maden işçileri ile ilgili yasa, özellikle işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından, zamanın İktisat Vekaleti denetiminde, dikkat çekici hükümler taşımaktadır:(2)
- “Amelenin (işçinin) temini istirahatları için amele koğuşu, hamam inşa’na ocak amilleri (sorumluları) mecburdur.”
- “ Cebren istihdam (zorla çalıştırma), rıza dışı 8 saatten fazla çalıştırma, 18 yaşından dun (aşağıda) olanların istihdamı memnudur.
- “ Bilumum madenciler, hasta ve kazazede olan madenciyi meccanen (parasız)tedavi etmeye, bunu teminen maden civarında hastane, eczane ve şahadetnameli etıbba (hekimler) bulundurmaya mecburdurlar.”
-Ocak amilleri bir mescit ve genç ameleye gece dersleri vermek üzere mektep yapmaya ve bir muallim bulundurmaya mecburdurlar.”
- “ Amelenin ahvali sıhhıye (sağlık durumu) ve hayatiyetiyle hukuku umumiyelerine müteallik işbu mevadı (kanunu,yönetmeliği) – diğer kanuni ve cezai müeyyideler hariç olmak üzere ifa etmeyen madenci ve mültezimlerin ruhsatname ve imtiyazları fesh olunur .”

Nereden nereye geldi Türkiye? ILO verilerine göre her 100.000 çalışan başına, 20.5 ölümcül kaza oranı ile dünya klasmanında üçüncü, Avrupada ise birinci. Ne onur, ama … İsviçre’de bu rakam 1.3 , AB ortalaması ise 4 . 1946 dan bu yana Türkiye’de iş kazaları 60.000 can almış.(3) Ortalama her 6 dakikada bir iş kazası oluyor, her 5 saate bir ya da her gün 4 emekçi ölüyor. Bu aymazlığın maliyetinin, GSMH ‘nın yüzde 3 üne , 4 Milyar TL.ına ulaştığı söyleniyor.

EDEP YAAAHU…

Bu durum karşısında, o dönemdeki ilgili bakanın yolunu bulmakta güçlük çektiği Tuzla tersaneleri, ölüm tersanelerine dönüşürken, tersane emekçileri serçeler gibi birer birer can verip düşerken, bir ilgilinin “Abartmayın, madenlerde onlarca, yüzlerce kişi ölüyor..” “Ama güzel ölüyorlar…” diyebilmesi, 2008 yılında grizu patlamasından 43, 2009 yılında 92, 2010 yılında Karadonda ölenlerle birlikte 67 ve nihayet Somada 301 can kaybı…kravatlı, “gran tuvalet” bakanların, “taşeronlaşmayı” ”onlar sadece galerileri inşa ediyorlar…” diye savunabilmeleri, 44.000 ruhsatlı maden ocağının sadece 250 denetçi ile nasıl etkin olarak denetlenebileceğini, özelleştirmenin, iş güvenliği riski çok yüksek olan maden ocaklarında yol açtığı bu korkunç sonuçları önceden algılayamama aymazlığını, dönemin başbakanın “Sizler bu duruma alışıksınız…Bu işin fıtratında var…Babası ölüyor, oğlu giriyor…Provakatörlere kapılmayın…(san ki bu trajik durumda provokasyona ihtiyaç varmış gibi)” diyebilmesini, diğer bazı ilgililerin bu faciaları sadece,” işçilerin eğitimsizliğine” (işçilerin eğitiminden kim sorumluysa) bağlayabilmesi, yaşamın diğer alanları yanında, bu alanda da Türkiye’nin ne denli bir edep, anlayış ve kültür değişimine uğradığını, toplumsal, insani ve de geleneksel değerlerinin ne denli çürütüldüğünü göstermiyor mu ? 

Emek Bayramını kutlarken bu insaf ve vicdansız değişime, bu ilkel dönüşüme direnmek gerekiyor. Hem zaten, siz kendi insanınıza değer vermezseniz, başkaları hiç vermez…Vermiyorlar da…


Bu derin acıları paylaşırken, canlarını yitiren tüm emek “şehitlerinin” aziz hatıraları önünde saygı ve tazimle eğiliyoruz. 
Tüm vatan şehitleri ile birlikte ışıklar içinde yatsınlar… 

Unutmayalım… Hatırlatalım… Tıpkı eşsiz önder Atatürk gibi emeğe ve emekçiye saygı duymak insani bir duruştur…

Dr.Noyan UMRUK 

(1)Umruk,Noyan,”Türkiye’de Sendikal Hareket Ne Yaptı? Ne Yapıyor? Ne Yapmalı?”, Teori Dergisi Mart 2010 Sayısı, Sahife:58-70

(2) TALAS, Cahit; Sosyal Politika, A.Ü.S.B.F. yayını, 1967,s:182-184

(3)Les statistiques du BIT(ILO) des accidents du travail, pour 2009-2015

 
Yayınlandığı Kategori KONUK YAZAR
Salı, 30 Nisan 2019 00:22

MSB.SN.HULUSİ AKAR'IN SON KONUŞMASI

MSB.  Sn.  Hulusi  Akar ;

Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 

1) Subayı, astsubayı, uzman erbaşı ve kuvvet komutanlıklarıyla bir bütün  ,

2 ) “Subay ve astsubay et ve tırnak gibidir, ayrım yapılması imkansızdır. Gece gündüz, kıtada, operasyonlarda tüm görevlerde beraberler.”diye konuştu.

3 ) Bütünün bir parçası astsubayları “olmazsa olmaz” olarak nitelendiren Akar, “Astsubaylarımızın bir eli karargahta bir eli erbaş ve erlerdedir.  

4 ) Astsubaylarımızın teknik, idari, komuta konusundaki rolleri yadsınamaz, hiçbir şekilde göz ardı edilemez.    

5 )  Herkes astsubaylarımızın öneminin ve değerinin farkında, bundan kimsenin şüphesi olmasın” ifadelerini kullandı.

6 ) Subay - Assubay - Uzman erbaşların milletimizin bekası için omuz omuza vatan savunmasında görev yaptığını bu birlikteliğin emeklilikte de devam etmesinin önemli olduğunu da vurgulamıştır. 

* * *

Bu kısa metni cümle cümle açalım,  açalım bakalım içinden ne çıkacak , sayın Akar aslında ne demek istiyor ? 

1 )  Türk Silahlı Kuvvetlerinin subayı, astsubayı, uzman erbaşı ve kuvvet komutanlıklarıyla bir bütün ;

Demek istiyor ki ;  Siz bakmayın bu sözlerime , asla bütün  mütün değiliz ,  Bütün olsak  Lojmanımızı - servis aracımızı - kampımızı - tabldotumuzu - asansörümüzü  - berberimizi - mıçtığımız  helaya kadar ayırır mıydık?Bütün olsak OYAK'ta mevcuda göre - üye sayısına göre ADİL temsil edilirdik. Bütün olsak,  fötörü giyince Tai -Tei - Aselsan - Aspilsan - Roketsan -Havelsan - THK dahil bu kurumlara  ballı maaşla sadece biz değil, birlikte yerleşirdik,  değil mi ? Bütün olsak musalla taşımızı ayırmazdık Hacı bayram - Kocatepe diye.

2 )  “Subay ve astsubay et ve tırnak gibidir, ayrım yapılması imkansızdır. Gece gündüz, kıtada, operasyonlarda tüm görevlerde beraberler.”

Demek istiyor ki ;  Mecburum bu şekilde gaz almaya , asla inanmasam da bulunduğum makam böyle konuşmamı gerektiriyor ne yapayım  , Subay - Assubay  et ve tırnak gibi  dedimse  tabii ki  ET  olan biziz  hem de  LÖP ET  ,  TIRNAK sizsiniz ,  öyle ya yeri geldiğinde kes at o tırnağı  değil mi ? Gece gündüz operasyonlarda beraberler  dedimse de  tabii ki EN ÖNDE sizler varsınız , zaten onun için değil mi ki  en çok ŞEHİT sizden oluyor. 

3 )  Bütünün bir parçası astsubayları “olmazsa olmaz” olarak nitelendiren Akar, “Astsubaylarımızın bir eli karargahta bir eli erbaş ve erlerdedir. 

Demek istiyor ki ;  "Bütünün bir  parçasıdır Assubaylar"  dediğime bakmayın ,  Sadece KÜÇÜK bir parçasısınız  o kadar , "elimiz-ayağımızsınız eyvallah  ,  karargah - kıta arasında yapmadığınız hiç bir  görev yoktur  hem de layıkı ile , olmazsa olmaz personelimizsiniz  ,  karargah hizmetinden, er'lerin karnının doyurulmasına kadar her işte siz varsınız, hatta bizlerin kredi kartlarımıza kadar , banka şifrelerimize kadar size emanet ederiz , Evimizin alışverişini dahi siz yaparsınız MAYDANOZ'una varıncaya kadar ,  bununla da yetinmeyiz çocuklarımızın okula götürülmesini dahi üslenirsiniz ve dahi  hanımefendilerimizi çarşı - pazar - kuaför siz Assubaylar götürürsünüz ,  ANCAKKK ; yine de  size karşı ADİL olmayız , bu  TSK'nın varlığından beri kurduğumuz sistemin ruhuna  aykırıdır , Aslında bizimkisi  " Silah arkadaşlığı " değil ,  "Ağa - Maraba " ilişkisidir .

4 )  Astsubaylarımızın teknik, idari, komuta konusundaki rolleri yadsınamaz, hiçbir şekilde göz ardı edilemez.

Demek istiyor ki ;  Biliyoruz ki ;  Siz Assubaylar  olmadan Hv.K.leri  Muharip - Eğitim - Ulaştırma  tek bir  uçak kaldıramaz , tek bir Helikopter uçuramaz, her türlü su üstü - denizaltı gemiler seyre çıkamaz -  Hiçbir Tank - zırhlı araç - top vs. faal olamaz , daha ötesi Mehmetçik karnını doyuramaz  ama yine de biz yıldızlılar , Aslanlar  gibi hakkınızı GASP ederek  sizlerin göreve başlangıç derecesini adaletsizce 9/1 den başlatırız, MÜHENDİS'lik seviyesinde teknik işler yapmanıza rağmen sizlerden TEKNİKER ünvanını dahi esirgeriz ,   İşimiz düşünce sizlere ; "Başçavuşum - Assubayım - Şefim - Hocam - Ağabey deriz,  Gençliğimizde kıtada sizden öğrendiğimizi yine size bir başka Assubaya satarız ,bu bizim taktiğimizdir , Biz ;  Assubay olan babamızın Assubay olduğunu dahi söylemek istemeyiz. 

5 )  Herkes astsubaylarımızın öneminin ve değerinin farkında, bundan kimsenin şüphesi olmasın .

Demek istiyor ki ;  " Komuta kademesi olarak biz her şeyin farkındayız , TSK'da kimin ne iş yaptığını çok iyi biliyoruz , ANCAK ;  asla pastanın adil paylaşmasına yanaşmayız ,  her darbeden kendimize çeşit çeşit tazminatlar kotardık , bunları sizinle paylaşacak değiliz elbette, değil mi ? Herkes haddini bilsin , biz TSK'nın beyaz adamıyız  sizler malum ,  bizim verdiklerimizle yetineceksiniz , biz ara ara  aileyiz - biriz - bütünüz deriz ,  bu sadece ara ara sizlerin gazını almak içindir, bu konuda son derece başarılıyız da ,  öyle olmasa  1951'den beri sizleri bu kadar kolay uyutabilir miydik ?    

6 )  Subay - Assubay - Uzman erbaşların milletimizin bekası için omuz omuza vatan savunmasında görev yaptığını bu birlikteliğin emeklilikte de devam etmesinin önemli olduğunu  vurgulamıştır. 

Demek istiyor ki ; TSK ; Ülkenin bekası için vardır  tamam ,  omuz omuza derken  cephede sizler  önde bizler geride olacağız , biz emir veren siz uygulayansınız ,  aslında emeklilikte de birlikte olmamız mümkün değil , zira  bu güne kadar hangi emeklimizin derdini sormuşum , bi çay içimi birlikte olmuşum? Bu ; bizim zihniyetimize düşüncemize  "hiyerarşi bozulur" korkumuza ters ,  bizler emeklilikte  yaz - kış  kamplarında ikişer üçer dönem keyif yaparken , sizler ikinci iş peşinde koşmak zorunda kalıyorsunuz ,  bu durumda  nasıl olacak da  emeklilikte de birlikte olacağız, değil mi ? Bunun da sorumlusu 1951'den beri biziz , ancak kurduğumuz düzen bunun dışına çıkmamıza engel oluyor , daha açıkçası işimize böyle geliyor .  Bu sadece sözün gelişi söylenmiş bir laf ,  Biz  " Genel müdürüz  siz çaycı "  ,zihnimizdeki gerçek düşünce bu. Bu konuşma sizin 2020'ye kadar gazınızı alır  , De haydi  üçüncü Etiler Ordu Evi toplantısında buluşmak üzere , bu sefer yemekler benden haa ,   Aile olduğumuzu   sakın unutmayın  he mi  ? 

( İşte sayın Akar'ın konuşmasının biz Assubaylar tarafından anlaşılması gereken Türkçe meali tam da budur .)

* * *

Sayın Akar , 

Gerçek düşünceniz  bu açıklamalar gibi değil de  yukarıdaki metinde  sizin söylediğiniz gibi ise  ve bu sözleri gerçekten inanarak söylediyseniz  ;  o zaman  1951'den beri bu ADALETSİZLİK  niye ? TSK'da Her şey güllük gülistanlık ise ,  Madem  "Kamuda en eşitlikçi yer TSK " ise  " Bu sorunu Çözeceğim " dediğiniz sorun ne ?  Ordu evi toplantıları  Assubayları çok sevdiğiniz için mi  ? 

İŞTE SAYIN BAKANIN DİLİNİN ALTINDAKİ SÖYLEYEMEDİĞİ GERÇEKLER  TAM DA BUDUR  .

AKSİNİ İDDİA EDEN  TSK'YI    1951'DEN GÜNÜMÜZE  KADARINI  İNCELESİN,  

BELGE Mİ ? 

ALIN SİZE BELGE ;   "Sn.Şükrü IRBIK'ın belgeleri ile sitemizde yayınlanan  ASSUBAY TEFRİKASI  "  YAZI DİZİSİ .

 

Yayınlandığı Kategori ADALET ARAYAN
Cumartesi, 27 Nisan 2019 22:28

BİR İYİLİK ÖNERİSİ -BİRŞEY YAPMALI

Bir Şey Yapmalı’yı okuduğunuzda hem o meleklere eziyet edenlere hem bu konudaki duyarsızlıkta ısrar eden gelmiş geçmiş tüm iktidarlara bir şamar atmış gibi hissedecek, rahatlayacaksınız.

Çiçeği burnunda tabirine uygun bir kitabı tanıtmak isterim, ülkemin kitapseverlerine… Yazarı Prof. Dr. Gülçin Ağaçgözgü olan kitabımız, Yayın Yönetmenliği’ni Mustafa Ganioğlu’nun yaptığı Köprü Kitaplar’dan Mart 2019 itibarıyla çıktı. 13,50×19,50’lik ebatıyla ergonomik, toplam 192 sayfasıyla da bir çırpıda okunuvermeye hazır…

Gülçin Hoca, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği mezunu, Köln Üniversitesi’nde Doğa Bilimleri doktorası yaptı, mezun olduğu İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nde ise sırasıyla yardımcı doçent, doçent ve profesör unvanlarıyla öğretim üyeliği yaptı, Maden Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Kitabımızın adı Bir Şey Yapmalı, alt başlığı ise Bir İntikam Romanı! Acaba, kimin kimden intikamından söz ediyoruz? Kimilerine göre değersiz, tehlikeli, itici gibi ifade edilen, kimilerine göreyse hayatımızın ortağı, dünyanın güzelliği, melek varlıklar hayvanlardır konumuz… Edward Dawson, Andreas Schürrle, Leiko Atsushi, Jessica Taylor, Ferzin Erten ve Martin Lehmann gibi hayal ürünü isim ve kişilerin; bizatihi hayatın içinden, tümüyle gerçek hayvanlarla birbirine entegre edilmiş bir kurguda nasıl romanlaştığına şaşıracaksınız. İçinde hayvan sevgisi taşıyan insanların bu romanla kıvanacağını, mutlu olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok, bundan daha önemlisi bu konuda eksiği olanların bu kitaptan gerçekten yararlanabilecek olmasıdır. Doğrudan vicdanlara seslenen kitabımız, içinde merhametin kırıntısını taşıyanlara omuz verecek, destek olacak ve hayatımızın ortaklarına bakışta olumlu etkiler yaratacaktır.

Ülkemizde yıllardır beklenen bir yasa var; ister evde beslenen ister sokakta yaşayan hayat ortaklarımıza sözlü, fiziksel ve hatta cinsel tasallutta bulunan yaratıkların bu hareketlerinin, Kabahatler Kanunu çerçevesinde değil, cürüm olarak değerlendirilmesi ve ilgililerin bu suçlamayla yargı önüne sevkinin sağlanması!.. Kaç iktidar bu konuda vaatte bulundu, kaç siyasi umutları sömürdü, kim bilir! Bu konuda toplumsal duyarlılığın artmasına, örgütlü bir davranış biçimine ihtiyaç olduğu aşikar; gençlerin sokak hayvanlarına tutumunda olumlu gelişmeler, mahallelerde duvar kenarı ve kapı önlerinde mama kabı, su kabı gibi dostlarımızın hayatlarını kolaylaştırıcı unsurlarda artış gözlenmekteyse de, iktidarlar toplumun bu beklentisine el uzatmamakta ve bu duyarlılığı hep kulak ardı etmekte, ne yazık ki…

Bir Şey Yapmalı’yı okuduğunuzda hem o meleklere eziyet edenlere hem bu konudaki duyarsızlıkta ısrar eden gelmiş geçmiş tüm iktidarlara bir şamar atmış gibi hissedecek, rahatlayacaksınız. İnsanın egemenliğinin geldiği boyutu sorgulayacak, hayvanlara yapılan haksızlıklar ve zulümden utanç duyacak, bu konuda gelişme ihtiyacı içinde olacaksınız, hatta birine kızdığınızda bazen hakaret bazen takılma olarak bu sevimli dostlarımızın ismiyle hitap etmekten kaçınır hale geleceksiniz. Yazarın, doğrudan yaşam hakları ellerinden alınan, köle yapılan, eziyet gören hayvanlara ithaf ettiği bu kitabın gerek okur kitlesinin gerek bu konudaki sosyal oluşumların, derneklerin ve ilgili herkesin dikkatini çekmesi dileklerimle,

İyi okumalar…

§  Bir Şey Yapmalı

§  Yazar: Gülçin Ağaçgözgü

§  Türü: Roman

§  Baskı Yılı: Nisan 2019

§  Sayfa Sayısı: 192 Sayfa

§  Yayınevi: Köprü Kitapları

Yayınlandığı Kategori ELBIRCE
Bir ömürdür dilinizde bir türküdür gidiyor , "Biz aileyiz, bütünüz" diye ,  biz dinleyenlere'de  saf saf inanmak kalıyor ,  
Öyle ya ;
Belliki bizide kendiniz gibi bellediniz , oysa biz sizin gibi değiliz ,  sizden HİÇ değiliz ,  birlik olmamızı   BİR olmamızı istemeyen sizlersiniz , kendinizden gayrısına CÜZZAMLI muamelesi yapan sizlersiniz ,  aynı ortamdaki  oksijeni  dahi tenefüs etmek istemeyen  sizlersiniz ,  kemiksiz altı çeşit tazminatı  çiğnemeden yutup , şimdilerde   ince kıvrak hareketlerle araya binbaşıları sıkıştırma derdinde olan yine sizlersiniz ,
 
Niyemi ?
"Gak deyince ekmek - Guk diyince su "  sadece siz zatialleriniz için geçerli'de ondan , yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda'da ondan ,  hayat size güzel be paşam ,
 
Ben, uçuş var diye tabldota yemeğe gidemezken,  pilot günlük alması gereken kalori miktarına göre yiyeceği yemek ayağına geliyordu'da ondan ,
 
Ben , ellerimin yağını    talaşlı arap sabunu  ile hangar kenarında biriken yağmur suyu ile temizlemeye   çalışırken , elli  metre ötemde uçuştan gelen pilotun sıcak su ile aldığı duşu biliyordum'da ondan ,
 
Çarşıya - pazara - kuaföre - bakkala - kasaba - manava - hanımın gününe - alışverişe - maydanoz almaya giden  makam araçlarına  ses etmeyip , dört yumurta için   "Kul hakkı"  diyebildiniz'de  ondan ,
 
15 Temmuzda düğünlerde yerlere yatırılıp paketlenenlerin ,   mürtedde boğazına kemer takılanların  el üstünde tutulduğu ülkemde , Asb. Özgür Örs'ü  itibar hazretlerinden kapı önüne koydunuz'da ondan ,
 
Türk Silahlı Kuvvetlerini , Türk Subay Kuvvetleri haline getirdiniz'de ondan ,
 
İnanın ;
Şehit Assubay cenazelerinde boy göstermek , olmayan hakkını helal etmek , şehit taziye çadırında timsah göz yaşı ile helva yemek , musallada en önde saf tutmak hiç inandırıcı değil ,
Sizin şehide değil ,  şehidin size hakkını helal etmesi lazım,  sorun bakalım   ediyormu ?,  dinleyin geride kalanlarını yüreğiniz yetiyorsa ,  kıçı kırık  aile servislerinde dahi  nasıl ayrıştırıldığını dinleyin ,   adeta kocasının üniforması ile aile servislerine binip üst'lük - komutanlık taslayanları bi görün ,
Emekli dönemleri birleştirilen kamplarda  subay masalarında konuşulanlara kulak misafiri olun bakın neler konuşuluyor ? ,
 
Hakkını yıllardır yediğiniz , yok saydığınız , ötekileştirdiğiniz  yüz binlerden aldığınız  " AH'ı " , Üç milyon tl ye yaptırdığınız caminin ( varsa )  hayrı  dahi karşılamaz ,   sizde kul hakkı ile gideceksiniz  vakti zamanı geldiğinde , asla helallik alamayacaksınız yüz binlerden ,
Bizim gözümüzde  sizden önce o koltukta oturan ve  oy karşılığı halka  beraat belgesi dağıtan  verdiği sözleri yerine getirme iradesi gösteremeyen  İsmet Yılmaz'dan hiç bir farkınız yok , 
 
Bu toplumdan yana  kul hakkı yiyenlere , size hakkımız helal değil , öncekilerede ,
Musallada hocanın "Nasıl bilirdiniz ?" sorusuna şimdiden cevabımız  bilesiniz'ki ; "İyi bilirdik"  olmayacak,
 
Tıpkı TSK'da onarılmaz yaralar açan Netekim Evren'e olmadığı gibi . . .
 
KEŞKE ;
Ülkede yoksulluk sınırının yedi bin liraya dayandığı günümüzde   ve bu rakamın  üstünde bir  parayı sadece  "TAZMİNAT" adı altında cebe indirenlerin ,
Bu paranın yarısı ile yaşam savaşı verenlerin gözünün içine baka baka  masal anlatması olsa olsa sadece soğuk bir espriden öteye gidemez ,  vaz geçseniz artık , zira   bu masala ne anlatanlar  inanıyor  nede dinleyenler ,  hiç olmazsa  bırakın'da espriyi   Cem Yılmaz  yapsın.
 
Sizi bilmem ama ,  1951 den beri   "Aileyiz "  masalını dinlerken artık bizim yüzümüz kızarıyor ,
 
Sayın Akar,
Camiyi  Kayseri mezarlığına değil ,   önce personelinizin gönlüne yapabilseydiniz keşke ,
 
Ama ;
Sizde haklısınız, 
Maksat üzüm yemek olmayınca  , kolayı seçmek Farz oluyor  değilmi ?
 
 
Yayınlandığı Kategori ADALET ARAYAN
Pazartesi, 08 Nisan 2019 00:10

LİSE MEZUNU SUBAYLAR

TÜM TALEPLERİMİZİN HAKLI GEREKÇELERİ MEVCUT

TSK'nın en büyük meselesi #astsubaylar meselesidir, hallolmadıkça sıkıntı ve azaplar bitmeyecektir. <<İmtiyaz değil adalet istiyoruz>>
"Haklı Taleplerimiz" ve "Gaspedilen Haklarımız" dediklerimizi anlatırken, ilgili makamlara iletirken daima kendi kurumumuzdan yani; Türk Silahlı Kuvvetleripersonelinden örnekler vermeye ve kıyaslamalar yapmaya gayret gösterdik.
 
Aynı kurum içinde kanunlarla subaylar için gerçekleştirilen düzenleme ve değişikliklerin astsubaylar için de yapılması gerektiğini yasal dayanakları ile birlikte ortaya koyduk ve ilgili makamlara taleplerimizi ilettik, iletmeye de devam edeceğiz.
 
İşte bu önemli konulardan biri de "Lise mezunu menşeli yarbayların albaylığa terfii ettirilmeleri konusunda devletin tüm organlarının ne denli yüksek gayretler gösterdiğine tanık olacaksınız. Umarım bu çarpıcı gerçekleri öğrendikten sonra astsubayların kendi aralarında <<Eğitim-Öğretim seviyesi>> ile alakalı yaşadıkları "POLEMİKLER" de son bulur...


ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
 
Resmi Gazete tarih/sayı:18.6.1977/15970
Esas Sayısı : 1977/4
Karar Sayısı : 1977/74
Karar Günü : 12/5/1977
 
İtiraz yoluna başvuran: Askerî Yüksek îdare Mahkemesi 1. Dairesi.
İtirazın konusu: 27/7/1967 günlü, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununa 31/7/1970 günlü, 1323 sayılı Kanunla Eklenen Ek 1. maddenin, Albaylığa yükselmeye ilişkin hükmü yönünden iptali istemidir.
 
1. OLAY:
Davacı, lise mezunu olarak yedeksubaylık görevini tamamladıktan sonra 16/6/1927 günlü, 1076 sayılı Yedek subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununun 29. maddesi uyarınca muvazzaf sınıfa geçmeyi istemiş, ilgili kursları tamamlayıp "muamele memuru" olarak orduya katılmıştır.
 
926 sayılı Kanunun Ek-1 inci maddesine istinaden 31/8/1971 tarihinden sonra Kara ve Deniz Kuvvetleriyle Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarındaki lise mezunu menşeli yarbaylardan albaylığa hiç bir personel terfi ettirilmediği halde; Hava Kuvvetleri Komutanlığı kadrosunda bulunan aynı menşeli bir kısım subayın, normal tahsil süresi iki yıl olan Hava Harp Okulunda 6801 sayılı Kanunun uygulanması sırasında bu kanun hükümlerini yerine getirmek için 6 - 7 ay süreli ikmali tahsile tabi tutulup, Harp Okulu diploması verilenlerin bilâhare sınıfları ile ilgili değişik süreli temel tekamül kursuna tabi tutulduklarından bahisle, yarbaylıkta 3 yılını doldurmaları ve diğer terfi şartlarını da haiz olmaları halinde albay rütbesine yükseltildikleri ve yine sırası gelenlerin yükseltilmeye devam olunduğunu ve böylelikle aynı kuvvette aynı kaynaktan aynı tarihte alınıp Piyade, istihkâm, muhabere, ulaştırma, levazım sınıflarından olmaları ve sınıflarının mevcut temel kurslarına gönderildiklerinden Hava Harp Okuluna gönderilmemeleri sebebiyle sınıf okullarındaki öğrenimleri kurs kabul edilen 40 subayın, albay rütbesine yükseltilmediği ve aynı Kuvvet içerisinde ikili uygulama yapıldığı da ara kararına verilen Hava Kuvvetleri Komutanlığı yazılarından anlaşılmıştır.
 
16/7/1956 tarihinde yürürlüğe giren 6801 sayılı Kanununun 5 inci maddesi "Askerî memurlardan bu kanunla subaylığa geçirilenler (Yüksek tahsilliler hariç) yarbaylığa (dahil) kadar yükselebilirler." hükmünü amir idi. Bu kanun 10 Ağustos 1967 tarihinde yürürlüğe giren 926 sayılı Kanunun 208/n madesiyle yürürlükten kaldırılmış ve 6801 sayılı Kanun hükümlerine tabî subaylar terfi bakımından 926 sayılı Kanunun terfi ile ilgili hükümlerine tabi kılınmıştır. Ancak, 1323 sayılı Kanunla getirilen Ek-1 nci madde ve Ek geçici 4 üncü maddeyle menşe ve süre itibariyle albaylığa terfileri yeniden kısıtlanmıştır.
 
Bu nedenlerle, davacının, 926 sayılı Kanuna 1323 sayılı Kanunla eklenen Ek-1 inci maddesi hükmünün lise ve dengi okul mezunu subayların albay rütbesine yükseltilmemeleri yönünden Anayasa'ya ve eşitlik ilkesine aykırılığı iddiası ciddî görülerek, T.C. Anayasa'sının 151/1, 44 sayılı Kanunun 27 nci maddeleri mucibince Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar Davanın geri bırakılmasına, konu ile ilgili görüleri dosya muhtevasının tasdikli suretlerinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine 11 Ocak 1977 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
 
V. ESASIN İNCELENMESİ:
2- Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler bittikten sonra şu önerge verilmiştir : "Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu dolayısiyle değiştirge önergesi verilen maddeler üzerinde müzakere açılmasını, değiştirge önergesi verilmeyen maddelerin okunarak oylanmasını arz ve teklif ederim." Bu önerge oylanmış ve kabul edilmiştir. Tasarının görüşülmesine, bu önergenin kabulüyle İçtüzükte yer almayan bir yöntem uygulanarak başlanmış ve görüşme böylece sürdürülmüştür. Görüşme sırası itiraz konusu maddeye gelince; aynı yönteme dayanılarak ve bir değiştirge önergesi de bulunmadığından sözedilerek madde sadece okunmuş ve oylanarak kabul edilmiştir. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, Cilt : 61, Birleşim 104 ve 105, Sayfa : 460 ve 475). Oysa Anayasa'nın 92. maddesi tasarı ve tekliflerin Yasama Meclislerinde görüşülmesini buyurmaktadır. Görüşülmeden kabul edilen bir metnin Yasama Meclislerinin serbestçe oluşan iradelerinin bir ürünü olarak benimsenmesine olanak yoktur. Bu ilke Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında açıklanmış ve aykırı tutumun iptal nedenini oluşturduğu kabul edilmiştir. (Örneğin, 6/5/1975 günlü 35/126 sayılı karar Resmî Gazete 11/10/1975 sayı : 15380; 19/10/1976 günlü 42/48 sayılı karar, Resmî Gazete 10/5/1977 - sayı : 15933; 15/2/1977 günlü, 50/13 sayılı karar).
 
Tasarının görüşülmesinde izlenen tutum; Cumhuriyet Senatosunun iradesini serbestçe belirlemesini engellediğinden Ek Madde-1'de yer alan ve davada uygulanacak olan (...... ve Albay ..'.....) hükmünün iptali gerekmektedir.
 
 
Albaylığa ve daha üst rütbelere yükselebilme:
Ek Madde 1 – (Ek: 31/7/1970 - 1323/13 md.)
General - Amiral (ve Albay) rütbelerine yükselebilmek için; Harbokulu, fakülte veya yüksek okul mezunu olmak şarttır. (1)
 
(1) Anayasa Mahkemesinin 12/5/1977 tarih ve E. 1977/4, K.1977/74 sayılı kararıyla maddede yer alan (...ve
Albay...) hükmü iptal edilmiştir.
 
Ek 1 inci maddedeki şartları haiz olmayan albaylara özlük hakları:
Ek Geçici Madde 4 – (Ek: 31/7/1970 - 1323/17 md.)
926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun rütbe terfii hakkındaki hükümleri yürürlüğe girinceye kadar, albaylığa yükselebilmek için bu kanunun ek 1 inci maddesindeki
şartlar aranmaz.
Ek 1 inci maddedeki şartları haiz olmayanlardan albay olanlarla 1 inci fıkrada belirtilen süre içinde albay olacakların rütbeleri ve rütbelerine ait özlük hakları saklıdır.
 
13/7/1956 TARİHLİ VE 6801 SAYILI ASKERİ MEMURLARIN SUBAYLIĞA NAKİLLERİ HAKKINDA KANUNA GÖRE MUVAZZAF SUBAYLIĞA GEÇİRİLEN BAZI EMEKLİ YARBAYLARIN TERFİLERİNİN VE AYLIKLARININ DÜZELTİLMESİNE DAİR KANUN
Kanun Numarası: 3680
Kabul Tarihi: 22.11.1990
Yayımlandığı R.Gazete: Tarih : 29.11.1990 Sayı : 20710
 
Madde 1–13 Temmuz 1956 tarihli ve 6801 sayılı Kanuna göre Muvazzaf subaylığa geçirilen ve 31.7.1970 tarihinde Silahlı Kuvvetlerde subay olarak görevli bulunanlardan; yarbay rütbesinde bekleme süresini tamamlamış ve terfi şartlarını haiz olarak emekliye ayrılmış olanlar, yarbay rütbesinde bekleme süresini tamamladıkları tarihten geçerli olarak albaylığa yükseltilirler. Emekli aylıkları, emekliye ayrıldıkları tarihte
bulunanları gereken rütbe hizmet süresine göre belirlenir. Ancak, bu terfiden dolayı kendilerine yeni rütbenin maaş ve ikramiye farkları ile diğer özlük hakları verilmez.
Bunlardan ölenlerin dul ve yetimleri hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Bu Kanuna göre emekli aylıkları düzeltilenlerden emekli keseneği ve kurum karşılığı farkı alınmaz.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte emekliye tabi görevlerde çalışanlara, emekli oldukları tarihte bu Kanun hükümleri uygulanır.
Madde 2–Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 3–Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
 
GEREKÇE
Silahlı kuvvetlerin subay personel gereksinmesi çeşitli kaynaklardan sağlanmaktadır. Bu kaynaklardan biri de, 1076 sayılı Yasanın 29 uncu maddesine göre Yedek Subaylardan muvazzaf subaylığa geçirilmedir. 1951 yılından sonra bu kaynak işletilerek önce muamele ve hesap memuru, 6801 sayılı Yasa ile de çeşitli sınıflara geçirilen ve daha sonra hizmet içi eğitim ve tekamül kuralarıyla yetiştirilen ve 926 sayılı yasa ile de, Harp Okulu mezunları ile birlikte terfi olanağı sağlanarak albaylığa kadar yükselme hakkını kazanan bu personelin, 926 sayılı Yasaya 14.8.1970 tarih ve 1323 sayılı yasayla eklenen Ek-1 inci madde hükmü ile albaylığa yükselmeleri önlenmiş idi. Bu personelin hizmet için eğitim ve kurslarda yetiştirildikleri, kurslarda ve hizmet sırasında Harp Okulu mezunu emsalleriyle birlikte işlem gördükleri ve özellikle kadro hizmetinde başarı ve başarısızlıklarının aynı ölçü ile saptandığı bilinmektedir.
 
Yani değişik kaynaklardan gelen subaylar hizmet için eğitimde ve kadro hizmetinde değişik işlem görmemekte olduğu gibi, değerlendirilmeleri de farklı olmamaktadır, özellikle yeni sicil sisteminde, her yıl aldıkları sicillere göre terfi sıralamasına girerken de ayırıma tabiî tutulmamaktadırlar. Ayrıca 657 sayılı Kanun ve daha sonra bu yasaya eklenen hükümlerde Devlet memurlarının 1 inci dereceye kadar yükselmelerine olanak sağlanmış iken, bu koşullar altında albaylığa yükselme hakkına sahip olmaları gereken bu personelin, yarbay rütbesinde terfilerinin dondurulması eşitsizlik ve huzursuzluk yaratmış ve açılan davalar sonucu, konuyu inceleyen yargı organları bu personelin albaylığa yükselmesini önleyen kanunu ve işlemi iptal etmiştir. Ancak, konunun bu personelin yarbaylıkta rütbelerini donduran yasa hükmünün iptali için, Anayasa Mahkemesine götürülmesi nedeniyle, Anayasa kararından önce ordudan ayrılanlar ve ayrılmayanlar arasında uygulama farkı yaratmış, Anayasa Mahkemesi kararından önce ordudan ayrılanlar terfi ettirilmeyerek, eşitsizlik yaratılmıştır.
 
Bu yasa önerisi ile bu eşitsizliğin giderilmesi ve aynı statüden aynı hizmeti yapan personel arasındaki farklı uygulamalar sonucu doğan ve Hukuk Devleti", "Hukukun Üstünlüğü" ilkelerine aykırı olan uygulamaların önlenmesi, eşitsizliğin giderilmesi sağlanmak istenilmiştir. Kanunların uygulama aşamalarını açıklayıcı bir inceleme ile ve ayrıntılarıyla, Askerî Yüksek idare Mahkemesinin konuyu Anayasa Mahkemesine götüren kararından alarak, şöyle inceleyebiliriz. "Askerî Memurluktan 6801 sayılı Kanuna istinadan subaylığa naklonunanlar:
1. Askerî liselerden mezun olduktan sonra olgunluk sınavlarında başarılı olamayanlarla, Silahlı Kuvvetler hesabına muhtelif fakülte ve yüksekokullarda öğrenimlerini bitiremeyenlerden askerî memur olanlardan.
2. 1076 sayılı Kanunun 29 uncu maddesine istinaden orduya alınıp askerî memur nasbedilenlerden oluşmaktadır. Her iki kaynaktan olanların, lise ve dengi okulu mezunu olup Silahlı Kuvvetlerde göreve başladıktan sonra muhtelif rütbe ve tarihlerde 17 ile 23 ay arasında değişen meslek içi eğitimden geçirildikleri, 6801 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre yarbay rütbesine kadar yükselme olanağına sahip iken, 926 sayılı Kanunun 1967 senesinde bu tahdidi kaldırıp, 1323 sayılı Kanuna 13.8.1971 tarihinden itibaren yeniden tahdidin konulmasına kadar, terfi şartlarını ihraz edenlerin albaylığa yükseltildikleri tereddütsüzdür. Bunlardan 926 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte EK-1 inci madde hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe kadar, Kara Kuvvetlerinde 201, Deniz Kuvvetlerinde 59, Hava Kuvvetlerinde 48, Jandarma Genel Komutanlığında 38 yarbayın bekleme süresini tamamlayarak toplam 346 yarbayın albay rütbesine yükseltildikleri ara kararı cevaplarından anlaşılmaktadır. 926 sayılı Kanunun EK-1 inci maddesine istinaden 31.8.1971 tarihinden sonra Kara ve Deniz Kuvvetleriyle, Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarındaki lise mezunu menşeli yarbaylardan albaylığa hiçbir personel terfi ettirilmediği halde; Hava Kuvvetleri kadrosunda bulunan aynı menşeli bir kısım subayın, normal tahsil süresi iki yıl olan Hava Harp Okulunda 6801 sayılı Kanunun uygulaması sırasında bu Kanun hükümlerini yerine getirmek için 6-7 ay süreli ikmali tahsile tabi tutulup, Harp Okulu diploması verilenlerin (ki, bunlar Hava Harp okulunda da kurs görmüşlerdir./öneri sahiplerinin notu) bilahara sınıfları ile ilgili değişik süreli temel ve tekamül kursuna tabi tutulduklarından bahisle, yarbaylıkta 3 yılını doldurmaları ve diğer terfi şartlarını da haiz olmaları halinde albay rütbesine yükseltildikleri ve yine sırası gelenlerin yükseltilmeye devam olunduğu ve böylelikle aynı kuvvetle aynı kaynaktan aynı tarihte alınıp piyade, istihkâm, muhabere, ulaştırma, levazım sınıflarından olmaları ve sınıflarının mevcut temel kurslarına gönderildiklerinden Hava Harp Okuluna gönderilmemeleri sebebiyle sınıf okullarındaki öğrenimleri kurs kabul edilen 40 subayın albay rütbesine yükseltilmediği ve aynı kuvvet içerisinde ikili uygulama yapıldığı da ara kararına verilen Hava Kuvvetleri Komutanlığı yazılarından anlaşılmıştır. Ek-1 inci madde sebebiyle halen albay rütbesine yükseltilmesi mümkün olmayanlardan; Kara Kuvvetlerinde 687, Deniz Kuvvetlerinde 2, Hava Kuvvetlerinde 40, Jandarma Genel Komutanlığında 2 olmak üzere toplam 731 subay mevcut olup, albaylığa yükseltilmeyenlerden Kara Kuvvetlerinden 576 (576 emekli yarbaydan terfi şartlarını haiz olanlar 200 kişinin altında bulunmaktadır./ öneri sahiplerinin notu). Jandarma Genel Komutanlığından 5 subayın emekliye ayrıldığı bildirilmiş, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlığından bu yolda bilgi verilmemiştir.
 
Dava ile ilgili kanun hükümleri 16.7.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6801 sayılı Kanunun 5 inci maddesi "Askerî memurlardan bu Kanunla subaylığa geçirilenler (Yüksel tahsilliler hariç) yarbaylığa (dahil) yükselebilirler." hükmünü amir idi. Bu Kanun 10 Ağustos 1967 tarihinde yürürlüğe giren 926 sayılı Kanunun 208/n maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve 6801 sayılı Kanun hükümlerine tabi subaylar terfi bakımından 926 sayılı Kanunun terfi ile ilgili hükümlerine tabi kılınmıştır. Ancak, 1323 sayılı Kanunla getirilen Ek-1 inci madde ve ek Geçici 4 üncü maddeyle menşe ve süre itibariyle albaylığa terfileri yeniden kısıtlanmıştır. Ek-1 inci maddenin gerekçesinde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki tasarıyla paralelliği sağlamak maksadıyla bu hükmün getirildiği, Harp Okulu, fakülte veya yüksekokul mezunu olmayan subayların muayyen bir rütbeye kadar gelebilmeleri personel reformunun icabı olduğu ve gösterge tablosunun 1 inci derecesine yükselebilmek için yüksek tahsilin şart olduğu bildirilmektedir.
 
Bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra, 657 sayılı Kanunda birçok değişiklik yapılıp 12 sayılı Kanun hükmündeki kararnamenin kabulü hakkındaki 1897 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin ortak hükümler başlığını taşıyan (B) fıkrası 1 inci bendindeki "Lise ve dengi meslekî ve teknik öğretim görenlerden öğrenim eksikliğini giderecek hizmet içi eğitimden geçerek Devlet Personel Dairesi tarafından hazırlanacak yönetmelikte belirlenecek esaslara göre yapılacak özel yükselme sınavlarında başarı gösterenler 1 inci derecenin, son kademesine kadar yükselebilirler. "Hükmüne istinaden, lise ve dengi öğrenim görenlerin 1 inci derecenin son kademesi olan 1.000 maaş göstergesine kadar yükselme imkânı sağlanmıştır. Yine 1897 sayılı Kanunun Ek Geçici 2 nci maddesi (i) fıkrası "A" bendi uyarınca başlangıç olarak alınacak derece ve kademe üzerine yukarıdaki bentler esas alınmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiği, tespit olunacak sürelerin bir yılı için bir kademe ve her üç yıl için bir derece verilmek suretiyle bulunacak derecenin ilgili kademesine intibak ettirilir hükmüne istinaden, sivil personelin tahsil durumuna bakılmaksızın 1.3.1975tarihine kadar geçen hizmet yıllarının değerlendirilerek intibakı yapılır, lise ve dengi okul mezunlarının birinci derece son kademesine yükselmesine imkân verilip, lise mezunu olmayanlara da bir defaya mahsus olmak üzere 1 inci derece son kademesine yükselmesine imkân verilip, lise mezunu olmayanlara da bir defaya mahsus olmak üzere 1 inci derece son kademesine yükselme imkânı tanındığı halde, 657 sayılı Kanunla paralelliği sağlama maksadıyla getirildiği gerekçesinde belirtilen ve 1323 sayılı Kanunla 926 sayılı Kanuna eklenen Ek-1 inci madde, hiçbir değişikliğe uğramamıştır.
 
Subayların gösterge tablolarını tespit eden ve 1923 sayılı Kanunla değiştirilen 926 sayılı Kanunun 137 nci maddesi ile buna EkVI sayılı cetvelde yarbaylığın 1 inci derecede gösterilip azamî 1.150 gösterge rakamına çıkarıldığı düşünülebilirse de personel siyaseti ve 926 sayılı Kanunun 657 sayılı Kanunla paralelliğinden bahis edilemez. Aksine davacı yönünden 657 sayılı Kanunun gerisinde kalındığı söylenebilir. Mevzuat ve idarenin uygulama karşısında durumu 6801 sayılı Kanuna tabi subaylardan 926 sayılı Kanunun 10 Ağustos 1967'de yürürlüğe girmesinden 1323 sayılı Kanunla eklenen Ek-1 inci maddesinin uygulanmasına başlandığı 31 Ağustos 1971 tarihine kadar yükselme şartlarını haiz olanların albaylığa yükseltilip bu tarihlerden sonra Kara ve Deniz Kuvvetleri kadrolarıyla Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarında bulunanların Harp Okulu, fakülte veya yüksekokul mezunu olmayanların itibariyle Ek-1 inci madde hükmüne istinaden albaylığa yükseltilmeleri yapılmazken; Hava Kuvvetlerinde görevli bir grup subayın 6801 sayılı Kanunun uygulanması sırasında sınıflarının temel intibak kurs yeri olmamasından, 1 sayılı Kanunun subay statüsüne geçirilmede öngördüğü "Sınıflarının temel intibak kursunu başarı ile bitirmeleri" hükmüne dayanılarak bu kursu Hava Harp Okulunda görenlerin Hava Harp Okulu ikmâli tahsili kabul edilmek suretiyle albay rütbesine yükselmelerine devam edelimesi ve aynı kuvvette aynı süreli öğrenim gören bir grup subay ile, Kara Kuvvetleriyle Deniz Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığında en az bunlar kadar ve daha fazla öğrenim yapanların ayrı ayrı işlemlere tabi tutulmaları, eşit uygulama yapılmadığını ve keza 926 sayılı Kanunun 657 sayılı Kanunla paralelliğini sağlama amacıyla getirilen Ek-1 inci maddenin kabulünden sonra, 657 sayılı Kanunun bu maddenin paralelliğindeki hükümlerinde sivil personel lehine lise ve dengi okul mezunlarının birinci derecenin son kademesi 1.000 maaş göstergesine kadar yükselme imkânı sağlanması hatta liseden az tahsilli olanların bir defaya mahsus olmak üzere 1 inci derecenin son kademesi olan 1000 maaş göstergesine intibaklarının yapılmasına olanak verecek hükümler getirilmesine rağmen, 926 sayılı Kanunun Ek-1 inci maddesi ve subayların maaş göstergeleriyle ilgili 137 madde ile buna bağlı Ek VI sayılı cetvelde davacı lehine bir değişiklik yapılmayıp, en son ulaşabileceği maaş göstergesinin 1150'de bırakılması, suretiyle, aynı ve hatta daha az tahsilli devlet memurundan maaş yönünden daha geride kalmasına sebebiyet verildiği ve bu suretle de eşitlik ilkesine aykırı hüküm getirildiği kanısına varılmış olmakla bu yoldaki itiraz ciddî görülmüştür."
 
Bu gerekçeden Askeri Yüksek idare Mahkemesinin ilke olarak bu personelin albaylığa yükselme hakkına sahip olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi 12.5.1977 günlü aşağıdaki kararla, albaylığa yükselmeyi önleyen hükmü iptal etmiştir. "önceden kabul edilen bir önergeye dayanılarak, itiraz konusu maddenin, görüşme açılmadan, yalnız okunarak oya sunulması suretiyle kabul edilmiş olması içtüzüğe ve Anayasaya aykırı bulunduğuna ve bu nedenle itiraz konusu Ek-1 inci maddede yer alan (.ve Albay..) hükmünün iptaline Halit Zebun, Abdullah Üner ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile." (2) Bu Kanunun iptalinden sonra uygulama Genelkurmay Başkanlığının 11 Temmuz 1977 gün ve Per: 4008/150-77/Per. Yont. 2, Ks. sayılı emri ile, kararın yayınlandığı 18 Haziran 1977'den önce ordudan ayrılanların bu hükümden yararlandırılmamaları suretiyle yapılmış ve Anayasaya aykırı bir yasa hükmünün iptalinden sonra da eşitsizlik sürdürülmüştür. Rütbelerinin yarbaylıkta dondurulmuş olmaları nedeniyle ya da başka nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılma durumunda kalan ve sayıları 170-200 arasında bulunan bu emekli subayların emekli albay rütbesine yükselerek emekli aylığı almakta iken, kendilerinin yarbay rütbesinden emekli aylığı almaları tam bir eşitsizlik yaratmıştır. Bu öneri, bu eşitsizliği giderecek ve zedelenen Hukuk Devleti ilkesini onaracaktır.
 
1323 sayılı Kanunun MADDE GEREKÇELERİ bölümünden;
 
Madde 13— 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun bâzı hükümlerini değiştiren kanun tasarısının getirmiş bulunduğu hükümler göz önünde bulundurularak bu tasarıyla paralelliği temin etmek için bu ek madde getirilmiştir. Gerçekten 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun subay kaynakları ile ilgili maddesinde subay kaynaklarının Harbokulları ve fakülte ve yüksek okullar olduğu belirtilmiştir. 926 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce muhtelif tarihlerde muvazzaf subaylığa nakledilen ve bu şartlara haiz olmayan personelin 926 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden evvel olduğu gibi muayyen bir rütbeye kadar gelebilmeleri personel reformunun da bir icabı olmakta ve bu suretle gösterge tablosunun birinci derecesine yükselebilmek için yüksek tahsil şartı aranmış olmaktadır.
 
Madde 17. — 926 sayılı Kanunun kademe terfi ile ilgili maddeleri ertelenmiş bulunduğundan bu erteleme süresi zarfında kademe terfilerinin nasıl yapılacağını (göstermek için 926 sayılı Kanunun kademe terfi hakkındaki prensiplerinle uygun olarak bu madde tanzim edilmiştir. Kademe terfi hialkknıdalki esas hükümler yürürlüğe girinceye kadar kademe terfileri bu Ek Geçici madde hükümlerinin sarahatine göre yapılacaktır.

S O N U Ç: Okumadan, öğrenmeden ve ayrıntıları bilmeden önemli olan konularda fikir yürütülmez. Sağlıklar dilerim...
 
Fahrettin BAĞRI
(E) Maliye Astsubayı
Yayınlandığı Kategori TSK. ASSUBAYLAR MESELESİ
Cuma, 05 Nisan 2019 20:53

Asubay Tefrikası 6-9

 Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-9

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm,

Dokuzcu kısımını teşkil eden bu makâlemizde

Bugün biz, biricik suâl soracağız!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Devlet konusunda atamız Göklerin Oğlu,

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sekizyüz sene evvelinden şöyle seslendi, bize;

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Dünyânın en büyük heykelinin üzerinden Moğolistan’ın uçsuz bucaksız bozkırına

Amansız bir bakış fırtlatan Cihan Hükümdârı,

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Askerlik konusunda ise şu üç nasihatı gönderdi, bize;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bugünlerde ortalıkda külhan beyi gibi dolaşırken biz asubayları kasderek

 

Arkadaşlar; subayı ve astsubayı ile biz, et ile tırnak gibiyiz

 

Diyerek dübürden üfüren gebeşlerin kulakları çınlasın!..

 

 

 

  

*  *  *  *  *

 

Tırnak” olup da subayların götünü kaşımaya benim hiç niyetim yok!..

 

Çünkü;

 

Asubay ben Şükrü IRBIK, ne "et"im ne de "tırnak."

 

"Et" kimdir?,

 

Sen, kime "tırnak" diyorsun, be dangalak?..

 

 

 

 *  *  *  *  *

  

Kıymetli okuyanlar ve muhterem meslekdaşlarım!

 

Cengiz Han’ın dediği gibi;

 

Devlet silâh ile kurulur! Fakat kalem ve kânun ile idare edilir!

 

Atamızın bu harika sözünün mütemmim cüz’ü olmak üzere

Biz de şöyle desek herhâlde münasip olur;

 

Devlet, kânûnu olduğu sürece yaşar!

 

Yeri gelmiş iken şu güzel sözü de söyleyelim de

Maksadımız tam hâsıl olsun.

 

Asker; midesi üsdünde yürür,

 

Gitdiği yere kendi kânûnunu da götürür!

 

Dünyânın gelmiş geçmiş en büyük askeri olan bilge ve kahraman atamız Cengiz Han,

Devlet ve askerlik konusunda sekiz asır evvelinden böyle dedi ve böyle yapdı!..

 

Peki,

Cengiz Han’ın mirâsı üzerinden,

Bilgelik taslayan devlet adamlarımız

Ve kahramanlık devşiren subaylarımız

Devlet ve askerlik konusunda bugüne kadar ne haltlar etmiş acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Zottirik Kenân’ın 12 Eylül subay darbesi ile peydahladığı 1982 Anayasası’nın ikinci cümlesi şöyle der;

 

Türkiye Cumhuriyeti bir hukûk devletidir.

 

İkinci Halifemiz Hz. Ömer (R.a)’in,

El âdl-ü esâs ül mülk” vecizinin üzerine inşâ edilmiş bir devletden bahsediyor bu cümle, zâhiren.

Ȃdâlet üzerine inşâ edilen bir devletde

Kânûnların da âdâlet (Anayasa) üzerine inşâ edilmesi icâb eder, değil mi?

Ben Eski Tüfek de öyle olduğunu zannediyor idim. Bir gün dedim ki kendime...

Askeriyemizin bugüne kadar meriyyete koyduğu temel idârî ve cezâ kânûnları da acap

Anayasamıza göre mi inşâ edildi?

İnşâ edilmediğini bugüne kadar defâlarca ve bizzat tecrübe ederek öğrenmiş idim aslında.

Fakat

Gene de yanılmak umudu ile bir dilekce yolladım, Millî Savunma Bakanlığımıza.

Dedim ki Bakanımıza;

Askeriyemizin temel idârî ve cezâ kânûnları,

Meşrûiyetini, eskilerin deyişi ile “kuvve-i teşriyyesini” Anayasamızın hangi maddesinden alıyor?

 

 

KONU: Askerî Kânûnların Anayasa Dayanağı Hakkında.

İLGİ: (a) 2709 sayı ve 18/10/1982 târihli T.C. Anayasası 

(b) 211 sayı ve 4/1/1961 târihli TSK İç Hizmet Kânûnu.

(c) 926 sayı ve 27/7/1967 târihli TSK Personel Kânûnu.

(ç) 1632 sayı ve 22/5/1930 târihli Askerî Cezâ Kânûnu.

(d) 6413 sayı ve 31/01/2013 târihli TSK Disiplin Kânûnu.

(e) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnu.

(f) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

1. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “IV. İdare, A. İdârenin esâsları, 1. İdârenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği” altbaşlığındaki 123’üncü maddesi birinci fıkrası; “İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu ve kânûn ile düzenleneceği” hükmünü âmirdir.

 

2. İlgi (a)’da mezkûr T.C. Anayasası’nın; “XI. Anayasanın bağlayıcılığı ve Üstünlüğü” altbaşlığında yer alan onbirinci maddesi;

a. Birinci fıkrası “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idâre makâmlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olduğu,

b. İkinci fıkrası da “Kânûnların Anayasaya aykırı olamayacağı” hükümlerini âmirdir.

 

3. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların, Anayasanın yukarıda mezkûr hükümleri muvâcehesinde hazırlandığında şüphe yokdur. Ancak ne var ki söze konu bu askerî kânûnların metinlerinde, meşrûiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığına dair de hiçbir hüküm ya da atıf yokdur.

 

4. İlgi (b-d)’de mezkûr askerî kânûnların meşrâiyetini Anayasanın hangi maddelerinden aldığını İlgi (e ve f) mevzuât muvâcehesinde tarafıma bildirmesini Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz eylerim. 05.02.2017. 1700171525.

 

 

Yukarıda gördüğünüz gibi bu dilekceme cevâp verme süresi çokdan doldu.

Fakat

Millî Savunma Bakanlığımızdan ne ses geldi, ne de selen!..

Bu davranışı ile Millî Savunma Bakanlığı, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kânûnunu resmen ihlâl etdi.

Hukûk devleti olduğumuzu Anayasamıza yazmak ile iş bitmiyor!

Riayet etmez isen de şâyet Anayasa’nın bu emrinin hiçbir hükmü olmuyor.

Anayasaya riayet edecek haysiyetli ve şerefli asker ve devlet adamlarımızın da olması gerekiyor.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat,

Bugün meriyyetde olan temel askerî idârî ve cezâ kânûnlarımızın Anayasaya göre meşrûiyeti yok!

Yukarıdaki dilekcemde bahsetdiğim askerî kânûnların, Anayasamız nezdinde aslında hiçbir kıymeti yok!

Vardığım netice itibâriyle ben, bunu gördüm!

Subay darbelerinin meş’um karanlığında tertiplenen bu kânûnlar ile beyaz subaylarımız,

Türk Ordusunu Anayasa’ya aykırı olarak teşkil ve tanzim etmişler!

 

Fakat askeriyemizde;

 

  • Kim “ast” olmuş?

 

  • Üst kimdir?

 

  • Kim, kaç para almış?

 

  • Subay ne, Er kim?

 

Bilen yok!

 

 

Çünkü Anayasamızda yok!

 

Bakınız,

1632 sayılı Askerî Cezâ Kânûnumuzda idam cezâsı bugün bile hâlâ var.

 İdam cezâsının ilga edildiği 2002 senesinden bugüne kadar geçen 17 sene içinde var ise şâyet,

İdam etdiğimiz askerleri, Anayasa’nın hangi maddesine göre idam etmişiz, belli değil.

Çünkü Askerî Cezâ Kânûnunun Anayasa dayanağı yok! Beyaz subaylarımız uydurup uydurup yazmışlar!

Sonra da meclisde ayartdıkları yardakcı, şerefsiz siyâsetcilere bu yapdıklarını kânûn diye yutdurmuşlar.

Her 10 senenin sabahına subay darbesi ile uyanan bizim memleketimizin,

1982 senesinde kabul etdiği bir Anayasamız var.

Darbeci subaylarımızın tertip etdiği bu sözde “asker” Anayasamızda sâdece biricik “subay” kelimesi var.

O da AYİM’in “askerî hâkim subayı” hakkında.

Ey vatandaşlar! İşitin bunu!... Anayasamızda, askerliğe dâir bir tek hüküm yok!

 

Kimimiz “astsubay”,

Kimimiz “assubay”,

Eski Tüfek gibi nev zuhûr kimileri de ATATÜRK’e izâfeten haklı olarak “asubay” diye gıçımızı yırtıyoruz!

Fakat bu unvânların hiçbirisi Anayasamızda yok!

Açın bakın, isderseniz!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

12 Eylül darbecisi zottirik Kenan’ın tertip etdiği 1982 Anayasa’sında;

 

  • Subay” kelimesi yok,

 

  • Astsubay, Assubay, Asubay” kelimeleri hiç yok,

 

  • Er ve Erbaşları” da seçimlerde “rey pusulası” niyetine yazmışlar!

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Ey Çadırcı;

 

Akıl ile bir konuşmam oldu dün gece;

Sana soracaklarım var, dedim!

Sen ki her bilginin temelisin,

Bana da yol gösdermelisin!

 

 

*  *  *  *  *

 

Osmanlı Devletini paylaşmak için

Avrupa devletlerinin başlatdığı Birinci Dünyâ Harbinde Padişah Efendimiz;

 

  • Berrî (Kara) Ordumuzu, Prusya Almanya’sı Berrî (Kara) Ordusunun kucağına oturtdu,

 

  • Bahrî (Deniz) Ordumuzu da İngiliz Kraliyet Bahriyesinin kucağına oturtdu.

 

Birinci Dünyâ Harbine “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” tâcı ile giren İngiltere,

Harbin sonunda bu tâcını Amerika’ya kapdırdı.

Birinci Dünyâ Harbinin mutlak ve biricik galibi, Amerika oldu.

 

 

*  *  *  *  *

 

Tıpkı Birinci Dünyâ Harbinde olduğu gibi

İkinci Dünyâ Harbinin de mutlak ve biricik galibi gene Amerika oldu.

T.C. Devleti, İkinci Dünyâ Harbine doğrudan iştirak etmedi.

Fakat

Harbden sonra bu kez de Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ,

Türk Ordusunu Amerika’nın kucağına oturtdu.

Cumhurbaşkanı İNÖNÜ’nün Amerika ile 1948 senesinde başlatdığı ikili andlaşmalar ile Türkiye,

İkinci Dünyâ Harbinin mağlup devetlerinden bile daha aşağılık duruma düşürüldü.

 

  • Devletimiz, “Küçük Amerika”,

 

  • Ordumuz da “Küçük Amerikan Ordusu” olacak şekilde başdan aşağı tanzim edildi.

 

Amerikan Ordusunun talimatları birebir Türkceye çevrildi ve ordumuzda aynen tatbik edilmeye başlandı.

Elimizde Amerikancadan tercüme talimatlar var idi.

Fakat

Bu talimatlarda sözü edilen Amerikan silah ve echizesi,

Ordumuzda henüz yok idi…

 

 

*  *  *  *  *

 

Türkiye;

Amerika’nın teşkil etdiği ve arka bahçesi olan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na 1945 senesinde üye oldu.

 

Türkiye;

Amerika’nın teşkil etdiği ve Amerikanın mutlak emrinde olan NATO’ya 1952 senesinde üye oldu.

 

Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere;

Hem BM’nin hem de NATO’nun ağası, Amerikan devletidir.

Her iki teşkilâtda da Amerika’nın sesi, Amerika’nın sözü ve Amerika’nın kânunları geçerlidir.

 

T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK,

T.C Ordusunu kaç sınıf asker ile teşkil etmiş,

 

Amerika’da

Ve dahi

Amerika’nın teşkil etdiği ve söz sahibi olduğu BM ve NATO’da kaç sınıf asker var imiş,

Buyurun, bir görelim hele!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Amerikan Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var?

 

Askerlik konusunda bizim Anayasamızda vaziyet, yukarıda söylediğim gibi; tam bir rezâlet!..

Fakat

Şunun şurasında daha 200 sene evvel teşkil edilen Coni Ordusunda durum nasıl dersiniz?

 

Coni kendi askerini;

 

  • Ne zamân,
  • Neye göre,
  • Nasıl târif etmiş?
  • Coni Ordusunda kaç sınıf asker var?

 

Dünyâya sonsuz zenginlik vaad eden ve insan hakları pazarlayan Coni’de vaziyet nedir acap?

Bakınız, bizim gözümüze yalan perdesi çekdiren Coni, kendi memleketinde neler yapmış!

 

 

*  *  *  *  *

 

Coni kıt’asındaki 13 eyâletde yaşayan vahşi batılılar evvelâ birbirlerini katletdi.

Sonra da sağ kalanlar, 15 Kasım 1777 târihinde bir araya geldi ve bir sözleşme imzâladı.

İsmine Konfederasyon Maddeleri dedikleri bu sözleşme, aslında Coni’nin ilk Anayasası oluyor.

Bu sözleşmeye göre Coni, kendi ordusunu “iki sınıf asker” üzerine teşkil edi;

 

     1. Subay,

 

     2. Er

 

 

Emek verip bu Anayasa’nın Türkcesini yazdım!

Okuyanlar anlasın,

Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777

(Articles of Confederation, 15 November 1777)

 

Madde-IX

(...)

Kurultay hâlinde toplanmış Birleşik Devletlerin; kurultayın toplantıları arasındaki müddet zarfında toplanacak ve her devletin bir temsilcisinden teşekkül edecek "Devletler temsil heyeti" unvânı ile bir heyet  vücude getirmeğe ve kendi idâreleri altında Birleşik Devletlerin umumî işlerini tedvir için lüzumlu görülen diğer heyetleri ve mülki memuriyetleri ihdâs etmeğe; üyelerden birini başkanlık makâmına getirmeğe (hiç kimse üç senelik bir müddet zarfında bir yıldan fazla başkan vazifesini göremez); Birleşik Devletlerin âmme hizmetleri için tahsil edilmesi lâzım gelen para miktârını tesbit etmeğe ve bunların âmme hizmetlerine sarf edilmek üzere ne şekilde ödenek kayıt olunacağını tâyine; her devlete altı ayda bir borç alınan para veya çıkarılan tahvil miktârını gösteren bir cetvel göndermek sûretiyle borç para almağa ve Birleşik Devletlere ait tahviller çıkarmağa; gemiler inşâ etmeğe veya bunları silâhlandırmağa; kara ordularının mevcudunu tesbit etmeğe; her devletten o devletin beyaz ırka mensup nüfusiyle mütenasip asker toplamasını talep etmeğe (bu taleplere riâyet mecbûridir) iktidârları vardır. Böyle bir talep vukuunda, her devletin yasama organı alay subaylarını tâyin eder, asker toplar. Onları Birleşik Devletlerin hesabına, bir askere lâzım gelen şekilde giydirir, teslih ve teçhiz eder; bu sûretle silâhlandırılan, giydirilen ve teçhiz edilen subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir. Ancak, eğer heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler, bazı ahvâl ve şerâitten dolayı, bir takım devletlerin hiç asker göndermemesini veya kendi hissesine düşenden daha az göndermesini ve diğer bir devletin de kendi hissesinden fazla göndermesini uygun görürlerse, bu fazla miktar da, başlarında subayları olmak üzere, bu devletin asıl hissesine düşen asker miktarı gibi giydirilmiş, teçhiz ve teslih edilmiş olarak yollanacaktır. Yalnız eğer o devletin yasama meclisi bu fazla miktarın gönderilmesini kendi emniyetine uygun bulmazsa, bu takdirde emniyetini tehlikeye düşürmeden gönderebileceği miktarı toplayacak, başlarına subay tahsis edecek silâhlandıracak, giydirecek ve teçhiz edecektir. Bu sûretle teslih edilmiş, giydirilmiş ve teçhiz edilmiş subaylar ve erler (officers and men) heyet hâlinde toplanmış Birleşik Devletler tarafından tesbit olunacak mahalle tâyin edilen müddet zarfında gideceklerdir.

 

 

 

İnsan için her şeyin başı, sağlık!

Devlet için de her şeyin başı, Anayasa...

 

Bu da İngilizcesi...

 

 

Articles of Confederation, 15 November 1777

(Devletler Birliği Beyânnâmesi, 15 Kasım 1777)

 

Article-IX

 

(...)

The united states in congress assembled shall have authority to appoint a committee, to sit in the recess of congress, to be denominated "A Committee of the States," and to consist of one delegate from each state; and to appoint such other committees and civil officers as may be necessary for managing the general affairs of the united states under their direction--to appoint one of their number to preside, provided that no person be allowed to serve in the office of president more than one year in any term of three years; to ascertain the necessary sums of money to be raised for the service of the united states, and to appropriate and apply the same for defraying the public expences to borrow money, or emit bills on the credit of the united states, transmitting every half year to the respective states an account of the sums of money so borrowed or emitted,--to build and equip a navy--to agree upon the number of land forces, and to make requisitions from each state for its quota, in proportion to the number of white inhabitants in such state; which requisition shall be binding, and thereupon the legislature of each state shall appoint the regimental officers, raise the men and cloth, arm and equip them in a soldier like manner, at the expence of the united states; and the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and quipped shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled: But if the united states in congress assembled shall, on consideration of circumstances judge proper that any state should not raise men, or should raise a smaller number than its quota, and that any other state should raise a greater number of men than the quota thereof, such extra number shall be raised, officered, cloathed, armed and equipped in the same manner as the quota of such state, unless the legislature of such state shall judge that such extra number cannot be safely spared out of the same, in which case they shall raise officer, cloath, arm and equip as many of such extra number as they judge can be safely spared. And the officers and men / subaylar ve erler so cloathed, armed and equipped, shall march to the place appointed, and within the time agreed on by the united states in congress assembled.

 

 

 

1777 senesinde “iki sınıflı ordusunu” teşkil etdikden 10 sene sonra Coni, ilk Anayasası’nı hazırladı.

Kendi meclisi (senato)’nin “ordu teşkil etmek” hakkı olduğunu da bu Anayasa ile teslim ve tescil etdi.

Emek verip bu Anayasa’nın da Türkcesini yazdım!

Herkes okusun, anlasın,

Bilmeyenler de öğrensin diye!..

 

 

BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 EYLÜL 1787)

(THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

 

 

Biz, Birleşik Devletler halkı; daha mükemmel bir birlik teşkil etmek, adâleti tesis etmek, dâhilî emniyeti sağlamak, müşterek müdafaayı temin etmek, umumî refâhı artırma; kendimizin ve ahfâdımızın hürriyetin nimetlerinden istifâde edebilmesi için işbu Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını ısdâr ve tesis eyliyoruz.

 

Madde-I

Bölüm 8

(…)

  • Savaş ilan etmek, silâhlı gemi kullanma ve karşılıkta bulunma konularında yetki mektupları vermek ve karada ve sularda ele geçirilenler ile ilgili kuralları koymak.

 

  • Ordular teşkil etmek ve bunları iâşe, ibâte etmek ve donatmak.

 

  • Bir deniz gücü teşkil ve idâme etdirmek.

 

  • Kara ve deniz kuvvetlerinin idâre ve nizâmı için yönetmelikler neşretmek.

 

 

Bu da İngilizcesi...

 

 

THE CONSTITUTION OF THE UNITED STATES (17 SEPTEMBER 1787)

(BİRLEŞİK DEVLETLER ANAYASASI (17 EYLÜL 1787)

 

 

Preamble (Başlangıç) 

 

We the People of the United States, in Order to form a more perfect Union, establish Justice, insure domestic Tranquility, provide for the common defence, promote the general Welfare, and secure the Blessings of Liberty to ourselves and our Posterity, do ordain and establish this Constitution for the United States of America.

Article I (Article 1 - Legislative)

Section 8

11: To declare War, grant Letters of Marque and Reprisal, and make Rules concerning Captures on Land and Water.

12: To raise and support Armies, but no Appropriation of Money to that Use shall be for a longer term than two years.

13: To provide and maintain a Navy.

14: To make Rules for the Government and Regulation of the Land and Naval Forces.

 

 

 

1787 Anayasası Madde-I, Bölüm-8 ile “ordu teşkil etme” hakkını ihrâz eden meclis (senato),

Başlık-10” (Title-10) altında Coni Silâhlı Kuvvetler Personel Kânûnunu terkip etdi. (US Code Title 10 – Armed Forces, dtd. Aug.10, 1956).

Ve 1956 senesinden beri bu kânûnun aşağıda gördüğünüz maddelerinin tek kelimesine dahi dokunmadı;

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Chapter – I / Bölüm – I                                                                                                                  Page/Sayfa 18 & 19

 

101. Definitions / Tanımlar;

 

(b) PERSONNEL GENERALLY. — The following definitions relating to military personnel apply in this title:

 

(b) Personel: Bu başlık altında sözü edilen askerî personel için aşağıdaki tanımlar geçerlidir.

 

(1) The term "officer/subay" means a commissioned or warrant officer.

 

(2) The term "commissioned officer/muvazzaf subay" includes a commissioned warrant officer.

 

(3) The term "warrant officer/gedikli subay" means a person who holds a commission or warrant in a warrant officer grade.

 

(4) The term "general officer/general" means an officer of the Army, Air Force, or Marine Corps serving in or having the grade of general, lieutenant general, major general, or brigadier general.

 

(5) The term "flag officer/amiral" means an officer of the Navy or Coast Guard serving in or having the grade of admiral, vice admiral, rear admiral, or rear admiral (lower half).

 

(6) The term "enlisted member/ gönüllü er " means a person in an enlisted grade.

 

(14) The term "medical officer/tabip subayı" means an officer of the Medical Corps of the Army, an officer of the Medical Corps of the Navy, or an officer in the Air Force designated as a medical officer.

 

(15) The term "dental officer/dişci subayı" means an officer of the Dental Corps of the Army, an officer of the Dental Corps of the Navy, or an officer of the Air Force designated as a dental officer. 

 

  

İşde, gördünüz!

 

Coni Anayasası’na göre Coni Ordusunda "iki sınıf  asker" var;

 

  • Subay

 

  • Er

 

 

Yukarıda gördüğünüz Coni Askerî Personel Kânununun resimli izahı da şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Ey, Hayyam; Bu sözleri sen, kim için söyledin, Allah aşkına?..

 

Bir elde kadeh, bir elde Kur’ân

Bir helâldir işimiz, bir harâm!

Şu yarım yamalak dünyâda

Ne tam kâfiriz ne de tam müslümân!

 

 

*  *  *  *  *

 

Bu da Coni Ordusunun subay ve er mevcudu;

 

Asubay Tefrikası 6_9_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İşde, görüyorsunuz!

Ordusundaki “subay ve erlerin” mevcudunu Coni, rütbelerine kadar tek tek vermiş.

Subay ve er sınıfındaki her rütbenin aldığı maaşı da gene aylık olarak kamuoyuna ilan ediyor.

 

 

31 Ocak 2019 Perşembe gününe ait yukarıda gördüğünüz Coni asker mevcudunun

Subay ve er oranları da şöyle;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz bu subay-er oranı,

İngiliz ve Alman Orduları için de aynı…

Aşağıda gördüğünüz çizelgede ise Amerikan ordusunda;

Herbir “subay başına düşen er sayısının” senelere göre artış oranlarını görüyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  

Yukarıdaki çizelgenin bizlere söylediği çarpıcı bilgiler şunlardır.

 

2000 senesinden 2015 senesine kadar geçen 15 sene içinde;

 

  • Amerikan Ordusu, subay başına düşen er oranını % 12 azaltdı.

 

  • Amerikan Kara Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 21 azaltdı.

 

  • Amerikan Deniz Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 15 azaltdı.

 

  • Amerikan Deniz Piyadesi, subay başına düşen er oranını % 9 azaltdı.

 

  • Amerikan Hava Kuvvetleri, subay başına düşen er oranını % 2 azaltdı.

 

Yapılan bu işlemlere mefhumu muhalifinden bakınca ortaya şu netice çıkıyor;

Amerikan Ordusunda “er başına düşen subay sayısı”, her sene biraz daha artıyor!

 

 

Aşağıdaki çizelgede;

Subaylarımızın “astsubay” dediği köle asker sayısının son 63 sene içindeki artış hızını görüyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yukarıdaki çizelgede gördüğünüz üzere;

 

  • 1951 senesinde asubay sayısı, subay sayısının yarısı imiş,

 

  • 2014 senesinde ise asubay sayısı, subay sayısının tam 2 katı olmuş,

 

  • 1951-2014 arasında geçen 63 senede asubay sayısı tam 9 kat artmış!

 

  • Genelkurmay Başkanları Ordumuza 63 senede tam 9 kat asubay doğurtmuş!..

 

 

1951 senesinden 2014 senesine kadar geçen 63 senede asubay sayısı % 900 artmış!.

Zannedersin ki Türkiye, Üçüncü Dünyâ Harbine hazırlanıyor...

Amerikan Ordusunda Er sayısı sürekli olarak azaltılır iken,

NATO’ya göre Ordumuzun “Er” sınıfına dahil olan “Astsubay” sayısı acap niye sürekli olarak artıyor?

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

T.C Ordusunda Kaç Sınıf Asker Var İdi?

 

1777 senesinde Coni ordusunda olduğu gibi

T.C. Devletinin kurucu Reisicumhuru Mustafa Kemâl ATATÜRK de

1935 senesinde T.C Ordusunu iki sınıf asker ile teşkil etdi.

 

  • Erbaş

 

  • Subay

 

İşde, kânunu… 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İki sınıflı askeri olan T.C Ordusuna ilk darbeyi

ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 1960 darbeci subayları vurdu!

Götlerinden uydurdukları ve “astsubay” olarak tesmiye etdikleri asker sınıfını da

Darbeden sâdece sekiz ay sonra “üçüncü asker sınıfı” olarak ordumuzun demirbaşına kayıt etdiler.

İşde, kânunu ...

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 NATO’da Kaç Sınıf Asker Var?

 

Coni’nin kucağına oturan zamânın siyâsetcisi ve conisever kimi subaylarımızın pışpışlaması ile

Meclise getirilen aşağıda gördüğünüz 5886 sayılı şu kânun

Beyni midesine bağlı vekillerin gözünü kapatarak verdiği reyler ile Meclisden bir çırpıda geçirildi.

Ve böylece Türkiye

1952 senesinde NATO’nun doğu sınırlarını canı bahâsına bekleyen hasbi cendermesi oldu!

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

5886 sayılı kânunu imzâlamak ile Türkiye,

İşbu Andlaşmaya taraf olduğunu bütün dünyâya ilân etdi.

Bu irâdesinin tabii neticesi olarak Türkiye aynı zamânda;

Türk Ordu teşkilâtını “2 sınıflı asker” üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

NATO üyeliğini kabul etmekle birlikde Türkiye Devleti,

NATO’da asker sınıflarını tesbit ve tefrik eden STANAG 2116’yı da kabul etdi.

NATO üyesi ülke ordularının kendi iç hizmetlerine göre tasnif ve teşkil etdikleri elvan çeşit asker sınıfları,

Bu Andıç ile NATO’da belli kurallarda eşitlenir.

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Sen;

Kendi memleketinde,

Kendi ordunda,

Kendi sınıfına ve kendi rütbene ne dersen de!..

Bu konular ancak senin memleketinde, senin ordunda ve sâdece seni ırgalar!..

Lâkin,

Nerede olursa olsun; NATO bayrağı altında içtima eyleyip de tekmil verdiğin dakikada

Sen, susarsın!

Coni ve Tomi’nin beygiri osdurur!

 

  

Neticeten;

 

1. Man,

2. Enlisted,

3. Enlisted Man,

4. Enlisted Member,

5. Other Ranks,

6. Petty Officer,

7. Non Commissioned Officer

 

 

Kendi askerî mevzuâtında kullandığı bütün bu tâbirlerden Coni,

Sizin “Subay” değil fakat “Er” olduğunuzu anlar.

Bu tâbirlere “Asubay” anlamı yüklemek, câhil olanlara özgüdür.

Fakat

Bizim bu düşüncemiz Coni’nin nazârında hiçbir şey ifâde etmez.

Ve züğürt tesellisinden başka bir işe de yaramaz.

Çünkü her millet kendini, kendi töresi ve kendi kelime dağarı ile târif eder.

 

Tabiat kânunudur; Oyunu kim kurarsa, kuralını da o koyar!

 

NATO dediğimiz uluslararası askerî teşkilâtı tesis eden de,

 

Bu teşkilâtın kuralını koyan da Coni’dir.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

NATO görevindeyken derecem OR-7 idi. İşde, sağ tarafda gördüğünüz üzere; Türk Asubayı olarak, bayrak töreninde Er Coniler ile birlikde defâlarca bayrakdâr oldum... Kendi bayrağımı taşımak benim için şereflerin en büyüğüdür, o başka! Fakat diğer ülkelerin OR-1, OR-2’leri ile birlikde yapdım bu görevi… Coniler için bir tuhaflık yok bu işde. OR-1 ile OR-9 arasında uygulamada hiçbir fark yokdur. Çünkü bu derecelerin hepsi Eratdır. Bana bu görevi veren kişi de aynı karagahda görev yapdığımız Türk Subayımız idi.

Ben Eski Tüfek; NATO’da yardımcı oyuncuyu oynayan bir “Er” olarak söylüyorum!..

Coni’nin kurduğu bu NATO oyununda, bizim ordumuza biçilen görev de Coni’nin uygun gördüğü “yardımcı oyuncuyu” oynamakdır. NATO görevine tefrik edilen subaylarımız da bu hakikâti bal gibi bilirler. Fakat esen yele göre ve işlerine nasıl gelirse öyle anlarlar. Bizzat kendim defâlarca şâhid oldum! Ne hazindir ki kimisi yutkunarak, fakat çoğu da “gönüllü” teslim olurlar bu hakikâte!..

Bugün iç piyasada efelenen kimi subaylarımızın Coni karşısında süt dökmüş kedi gibi, el pençe divân durduğu günleri hatırlıyorum da... Bir insan nasıl bu kadar evrim geçirebilir? Hem şaşıyorum hem de gülesim geliyor!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Biz asubaylar kendimizi avutmayalım!

Coni’de iki sınıf asker vardır; Subay ve Er.

Hangi ülke olursa olsun "subay olmayan" her askeri Coni, “Er” olarak telâkki eder.

 

NATO’da rütbelerini tefrik eden Andıç STANAG 2116’ya göre,

Aslında bizim Genelkurmay Başkanlığımız da kendi Asubaylarını NATO’ya Erat olarak beyân ediyor.

İşde isbatı.

 

Erlerimiz, Uzman Erbaşlarımız ve Asubaylarımızın hepsi “Erat” torbasının içinde bir arada...

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Genelkurmay Başkanlığımızın NATO’ya beyân etdiği yukarıda gördüğünüz İngilizce çizelgenin,

STANAG 2116’ya göre Türkcesi de şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


İşde, burada gördüğünüz üzere,

Subay gardeşlerimiz hâricinde kalan “diğer askerlerin” hepsini bu torbanın içine tepmişler!..

Genelkurmay Başkanları da biz asubayları NATO’ya “Er” olarak pazarlamış!.

Üsdelik Genelkurmay Başkanlığımız,

Yukarıda gördüğünüz çizelge torbasına hukûkî dayanak olarak da TSK İç Hizmet Kânununu gösdermiş.

Peki, TSK İç Hizmet Kânununda böyle bir sınıflandırma var mı, Sayın Başkanım?..

Ne diyelim, helâl olsun vallahi...

Uydurdukları bu nenni ile de son 65 seneden beridir bizi uyutmuşlar!

Ya da biz uyumuşuz!..

Bu alavere dalaverede kim, kimi kandırıyor acap?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Birleşmiş Milletler’de Kaç Sınıf Asker Var?

 

İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan toplantı neticesinde,

Üçüncü Cenevre Sözleşmesi olarak bilinen anlaşmayı

59 ülke temsilcisi ile Türkiye 12 Ağustos 1949 târihinde imzâladı.

 

  Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Rana TARHAN isimli dişi hâriciyecimizin 1949 Cenevre Sözleşmesini imzâlaması ile

Türkiye, işbu Sözleşmeye taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

Genelkurmay Başkanlığımızın "Astsubay" ismini verdiği "uydurukasker sınıfını teşkil etmesinden sâdece 2 sene sonra

Devletimiz, 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini Meclis’de tek celsede görüşdü ve

6020 sayılı kânun olarak 1953 senesinde onayladı...

Kabul edildiği günden bugüne kadar tam 63 sene geçmesine rağmen

Raflarda tozlanan bu kânunun bir tek kelimesine dokunan olmadı...

 

Bunun anlamı şudur;

 

Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

Esir kampında düşmân eline "esir" düşdüğünüzde,

"Etiniz" olan subaylarınızın da "kölesi" olmaya hazırlanın!..

 

 

  Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Cenevre Sözleşmesi Nedir?

 

İsviçre'nin Cenevre şehrinde kabul edilmiş dört adet muahededir. Uluslararası hukukta insan hakları üzerine yapılmış ve 1949 yılında imzâlanmış önemli sözleşmelerdendir. Uluslararası olan veya olmayan çatışma durumlarında silâhlı kuvvetler ve insanî yardım kuruluşlarının uyması beklenen kurallar silsilesini tesbit eder. 1859 senesinde yapılan Solferino Muharebesi'nde; harb eden ülkelerin, esir aldığı askerlere yapdığı vahşetden etkilenen Jean Henry Dunant'ın çabaları sonucunda oluşduruldu. Cenevre Sözleşmeleri, silâhlı çatışma hukuku veya harp hukuku olarak da bilinen uluslararası insanî hukukun ilk ve tek kaynağıdır.

İşbu Sözleşmeler ve konuları şu şekildedir:

Birinci Cenevre Sözleşmesi; harp eden silâhlı kuvvetlerin yaralı ve hastaların vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşme.

İkinci Cenevre Sözleşmesi; silâhlı kuvvetlerin denizdeki hasta, yaralı ve kazâzedelerinin vaziyetlerinin ıslahına ilişkin sözleşme.

 

Üçüncü Cenevre Sözleşmesiharp esirlerine yapılacak muameleye ilişkin sözleşme.

 

Dördüncü Cenevre Sözleşmesi; harp zamanında sivillerin korunmasına ilişkin sözleşme.

 

 

 

Biz, bugün bu makâlemizde, konumuz ile alâkalı olan üçüncü sözleşmeyi tetkik edeceğiz.

Bu sözleşme ile harp esirlerine yapılacak muamele kuralları tesbit edilmiş.

İşde, bu kurallardan üçü şöyle diyor;

 

  

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 44Harp esiri olan subaylara  rütbe ve yaşlarına göre gösterilmesi gereken hürmetle muamele edilecektir.

 

Subay kamplarının hizmetini temin etmek üzere, subaylarla mümasillerinin rütbeleri

gözönünde tutularak buralara aynı silahlı kuvvetlere mensup ve mümkün olduğu nisbette

aynı dili konuşan kâfi sayıda "esir askerler" (other ranks / diğer rütbeler) ifraz olunacaktır;

"bunlar” (orderlies / hizmet eri), başka hiçbir iş görmeye mecbur tutulmayacaklardır.

 

 

Subay yemeklerinin kendileri tarafından idare edilmesî hususunda her türlü kolaylık gösterilecektir.

 

 

Cenevre Sözleşmesi 44’üncü maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

Esir kampında düşmân eline “esir” düşünce, sen aynı zamânda

 

Silâh arkadaşım” dediğin subaylarının da “hizmet eri ve kölesi” olacaksın!.. 

 

 

Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

  *  *  *  *  *  

 

 

  

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 60  Esirleri elinde tutan devlet bilumum harp esirlerine aşağıda yazılı meblağların mezkûr devlet parasına tahvili suretiyle tesbit olunacak miktarda aylık bir maaş avansı ödiyecektir:

 

Sınıf I - Çavuştan aşağı rütbedeki esirler: 8 İsviçre Frangı,

 

Sınıf II - Çavuş ve sair erbaş esirler: 12 İsviçre Frangı,

 

Sınıf IIIYüzbaşı rütbesine kadar subay esirler: 50 İsviçre Frangı,

 

Sınıf IV - Binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki esirler: 60 İsviçre Frangı,

 

Sınıf V - General rütbesindeki esirler: 75 İsviçre Frangı.

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 60’ncı maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

Düşmân “esir”  kampında

 

Subay sınıfına dâhil olan “6 aylık asteğmen” bile  50 İsviçre Frankı maaş alacak

 

Fakat 50 senelik “astsubay” bile olsan da sen,  12 İsviçre Frankı maaş alacaksın!.. 

 

 

 

 Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

   *  *  *  *  *  

 

  

 

HARP ESİRLERİNE YAPILACAK MUAMELE İLE İLGİLİ CENEVRE SÖZLEŞMESİ

 

(Cenevre, 12 Ağustos 1949, Üçüncü Protokol)

 

 

Madde 97  Harp esirleri, inzibati cezalarını çekmek üzere hiçbir halde ceza müesseselerine (hapishaneler, cezaevleri, sürgün yerleri, ilâh) naklolunamıyacaklardır. İnzibati cezaların infaz olunacakları bilûmum binalar 25 nci maddede yazılı sıhhî  şartlara uygun olacaktır. Cezaya çarpılan harp esirlerine 29 ncu madde mucibince kendilerini temiz tutmak imkânı verilecektir.

 

Subaylar, gedikliler ve erlerle aynı binalarda mevkuf tutulamıyacaklardır.

 

 

 

Cenevre Sözleşmesi 97’nci maddesinin anlamı şudur;

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey köle astsubay meslekdaşlarım,

 

Düşmân “esir”  kampında

 

Senin “etin” olan subaylar, “rahat odalardaviskilerini keyif ile yudumlar iken,

 

Subayın “tırnağı” olan sen "astsubayı" ise “erlerimiz ile birlikde balık istifi

koğuşlara” kapatacaklar!..

 

 

 Dünyâ Orduları içinde böylesi aşağılık bir muamelenin de


Sâdece Türk Ordusunda sen "köle astsubaya" yapıldığını göreceksin!..

 

 

 *  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Kendisi alenen söylemese de meğerse

Bugünün Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR, Felsefe Doktoru imiş!..

Boğaziçi Ünüversitesine 2005 senesinde verdiği “Ermenistan’a Harbord Askerî Görevi; Bir Amerikan Hakikâtleri Tetkik Heyetinin Hikayesi ve Türk-Amerikan Münasebetlerine Tesiri” isimli “yama” doktora tezinde

Bakınız, Hulusi AKAR ne demiş;

 

 Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki kırmızı çerçeveler içinde gördüğünüz İngilizce kelimelerin anlamı da şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Dünün Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı,

Bugünün de Millî Savunma Bakanı olan Hulusi AKAR hemen, şimdi aynaya baksın!

Ve şu biricik suâlime cevâp versin;

 

NATO’nun en büyük ortağı olan Amerikan Ordusunda 2 sınıf asker var da

 

NATO’nun en büyük ikinci ortağı olan Türk Ordusunda niye 8 sınıf asker var?

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerikan, İngiliz, Alman ve Türk Orduları arasında,

Yüksek okul seviyesinde “astsubay” denilen uyduruk bir asker sınıfına sahip tek ülke, Türkiyedir.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1974 senesinden beri 45 senedir dilimize doladığımız “astsubay” meselesini anlamak için biz asubaylar,

Bu biricik suâlin cevâbını verebilecek miyiz?

 

Aşağıdaki çizelgede

Son bir kaç senelik rakamlara göre

NATO üyesi Amerikan, Alman ve İngiliz Ordularının asker sayısı hakkında çarpıcı bilgiler var.

 

Bu bilgilerin hepsini bir arada ilk defâ sizler görüyorsunuz;

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Hemen aşağıdaki çizelgede, bizim ordumuzun 2016 senesine ait mevcut çizelgesi var.

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde, görüyorsunuz!

Coni, kendi subay ve er sayısını rütbelerine kadar ayrı olarak beyan ediyor.

Fakat bizim ordumuzun mevcud çizelgesine bakdığınızda

8 çeşit asker sınıfının sayısının toptan olarak yazıldığını görürsünüz.

Bizim her boku bilen subaylarımız,

Mevcut” konusunda da toptancı ve tepeden inmeci kokuşmuş bir subay zihniyeti ile davranmışlar.

 

Böyle davranıyorlar,

 

Çünkü subay mevcudunu rütbelere göre tek tek yazsalar,

Karagâhlarda ellerinde göt gözdiren palamut albayların sayısı ortaya çıkacak!

 

 

Böyle davranıyorlar,

Çünkü İngiliz, Amerikan ve Alman Ordularında bir tek albayın yapdığı işi,

 

Bizim Türk Ordusunda tam 4 albay yapıyor!..

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

 

*  *  *  *  *

 

Yukarıdaki 8 çeşit asker sınıfının resimli görüntüsünde ise

Şöyle rezâlet bir manzara çıkyor ortaya!

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Subayımız ölmesin diye teşkil edilen bu 6 kademeli "tırnakdan" koruma duvarının

Resimli görüntüsü de şöyle oluyor!..

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıdaki mevcudu grafiğe dökdüğümüzde ise

T.C Ordusunun asker sınıflarının birbirlerine göre yüzdelik dağılım oranı da şöyle oluyor…

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Subaylarımız filfilli yalanlar ile sokakdaki vatandaşlarımızı kandırıyor da!..

Fakat biz asubaylar pekâlâ biliyoruz ki

NATO’ya üye olduğumuz 1952 senesinde beri,

Ordumuzun kullandığı tank, top, silah, uçak ve gemileri, biz Türkler yapmıyoruz!

Con, Tomi ve Hans yapıyor!

Şu fakir milletin ekmeğinden, aşından kesdiğimiz vergiler ile de biz,

Coni’den, Tomi’den ve Hans’dan satın alıyoruz hepsini.

Bunun neticesi olarak da Coni’den satın aldığımız tank, top, silah, uçak ve gemileri,

Coni kendi ordusunda kaç asker ile işletiyor ise

Bizim ordumuzda biz de o kadar asker ile işletiyoruz.

Bu sebepden dolayı orası Amerika, burası Türkiye demenin bir önemi yok!..

Ordumuzdaki esas filim- fırıldağı bizim beyaz subaylarımız, subay sayısı konusunda çeviriyor!..

Amerikan, Alman ve İngiliz Ordularında 18 subayın yapdığı işi,

Bizim ordumuzda sâdece 8 subay yapıyor.

Ordumuzda vaziyet gerçekden böyle midir?

Yoksa 2 Türk subayı 1 Amerikan subayına mı bedeldir?..

Bizim subaylarımız, Amerikan, Alman ve İngiliz subaylarından iki misli daha fazla mı çalışıyor acap?

 

 

*  *  *  *  *

 

Kıymetli okuyanlar, muhterem meslekdaşlarım!

Bugün burada soracağımız suâlin cevâbı,

Aşağıda gördüğünüz şu grafiğin içinde gizli!

 

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Şimdi de,

Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm, dokuzcu kısımının biricik suâlini soralım; 

Asubay Tefrikası 6_9 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde hendek, işde deve!..

 

Buyurun! Söz, sizde!..

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

            Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız            

 

 

Kapak 1

  Kapak 2  Kapak 3

Kapak 4                     Sahil Güvenlik Komutanlık Brövesi                 Kapak 5

Kapak 6 1   Kapak 6 2 kapak 6 3

Kapak 6 4    Kapak 6 5  Kapak 6 6

Asubay Tefrikası 6 7

Sahil Güvenlik Komutanlık BrövesiAsubay Tefrikası 6 8

  

 

 

Yayınlandığı Kategori ESKİ TÜFEK
Perşembe, 04 Nisan 2019 15:38

GERÇEKTEN ORDUNUN EVİ (Mİ)?

Gözümüzün içine baka baka yalan söylemenizden  biz bıktık usandık  siz usanmadınız , pes artık gerçekten pes ,

Her darbeyi  hanenize " NEMA "  olarak yazdığınızdan olsa gerek , devletin - kamunun TSK'ya tahsis ettiği ne kadar taşınmaz varsa kendi  tapulu  mülkünüz gibi kullanmaktan hiç vaz geçmediniz , Yedi sülalenizi yararlandınız bu yerlerden ,  bununlada yetinmediniz ne kadar sivil eş dost varsa faydalandırdınız cümbür cemaat ,
Sadece bir zümreyi ayrıştırdınız,  
Öyle ya köy sizin , marabası ile birlikte satarsınız köyü olur biter değilmi ağam ?
 
Lojmanları ayırdınız ;
Mevcut personel sayısına göre değil , kendi kafanızdan icat ettiğiniz bir yüzde hesabına göre , bununlada yetinmediniz  " cephesi İyi-güzel - bakımlı " lojman  olsun  diye,
Bununlada yetinmediniz,
3+1 bizim olsun dediniz , 
Doymadınız  "5 yıl  oturmak bize yetmez, girdi-çıktı "yapalım dediniz , ikinci 5 yılda bitti , buda doyurmadı sizi o birlikten tayin olana kadar  lojmanda kalalım dediniz onada  cevaz  verdi   , yetmedi fotörü giyene kadar oturalım lojmanda dediniz hazırladığınız yönetmelikler  onada  "HE"  dedi ,
 
Öyle'ya ;
Kadı'da aynı bünyede vücut bulunca , kimi kime şikayet edeceksin değilmi ağam ?,
 
Kampları ayırdınız ;
Subay - Assubay  diye , araya  duvarlar koydunuz üzeri dikenli tel örgülerle kaplı ,  aradaki kapıya nöbetçi asker  diktiniz , belkide utanma belası o dikenli tellere elektrik vermediniz kim bilir ?,
Bununlada yetinmediniz ;
Denizi ayırdınız denizi , araya mantarlı halatlar çektiniz,  zabit tarafına yüzerekte olsa geçmesin köleler diye ,
Bununlada yetinmediniz ;
Cankurtaran botunu sadece kendi tarafınıza koydunuz , öyle'ya , sizin canının elbette Assubayınkinden çok daha kıymetli ,
 
Kamp motellerindeki mefruşatı ayırdınız mefruşatı ,  Zabit tarafındaki  eskiyip değişen mobilya - buzdolabı - perde - yatak vs'nin tamamını Assubay tarafına gönderdiniz ,
 
Servis araçlarını ayırdınız ;
" Subay - Assubay servisi " diye , aynı birliğe gitmesine rağmen , aynı ortamda yan yana çalışmasına rağmen , o servislerde dahi  "eski - yeni modelleri ayırdınız ,
Aile servislerinde eşleriniz çekti askerliğin  kralını Assubay eşlerine ,  "Ben subay karısıyım"  diyerek ,
 
Çocukları ayırdınız çocukları ;  
Subay - Assubay çocuğu diye ,  aklı selim çocuklar hariç Subay çocuğu subay çocuğu ile -  Assubay çocuğu assubay çocuğu ile arkadaş oldu , gencecik dimağlara bunuda yaptınız ,
 
Askeri Hastanelerde ;
Polikilinik'leri ayırdınız , Hocalar - uzmanlar sizlere hizmet verdi , asistanlar Assubaylara ,
Hasta kayıt sırasını ayırdınız,
Subay - Assubay - sivil memur - uzman diye ,   hastane odalarını  ayırdınız  "General-Amiral - subay - assubay  - er " diye ,  boş yatak olmasına rağmen  yatan hasta Assubay diye  odanıza almadınız odanıza ,
 
Tabldot'ları ayırdınız ;
Zati-allerinizin  kursağının  farklılığından olsa gerek tabldotları ayırdınız  General- Amiral - subay - assubay diye ,  bununlada yetinmediniz tabldot'ta çıkan yemekler dahi farkı idi,  bunun şahidi benim ,
Masa - sandalyeleri ayırdınız her üç tabldotta , daha ne diyeyim ,
 
Asansörü ayırdınız asansörü ;
General - Amiral - üst subay   ve  Assubay - sivil memur olarak , 
 
Berberi ayırdınız berberi ;
Traş  olduğunuz berberi ayırdınız ,  bilmemki sizin saç  teliniz çok dahamı kaliteli ? saç tellerinizi dahi ayırdınız ağam  saç tellerini ,
 
Camileri ayırdınız ;
Şehit cenazeleri için camileri ayırdınız  , Hacı bayram - Kocatepe diye , Yaşlılıktan ölen emekli albay cenazesine emirle ,  şehit Assubay cenazesine isteğe bağlı katılım emri verdiniz yıllarca , Musalla taşını ayırdınız varmı ötesi , siz nasıl can vereceksiniz ? ,
 
Üniformayı ayırdınız ;
Beyninizi kemiren   "ayrıştırma"  Subayı - Assubayı nasıl daha fazla ayıralım düşüncesi ile üniformayı ayırdınız , Pantolonlara kırmızı - siyah şeritler koydurdunuz ,
 
Mahkumları ayırdınız ;
Birliklere Suç işleyen - hapis cezası alan subay - assubay cezaevlerinde mahkum koğuşlarını ayırdınız ,
 
Mıçtığınız helayı ayırdınız  mıçtığınız helayı ;
El insaf , el insaf ,  1700 lü yılların abd'sindeki beyaz adam kafasından ,  hitler almanyasının üstün ırk alman zihniyetinden ne farkı var bu zihniyetin ? ,  Ağanın pohunun üstüne poh olmasın diye helanızı ayırdınız ,
Sıhhiye ordu evinin karşısındaki eski asteğmen misafirhanesini  lütfedip Assubaylara tahsis ettiniz,   gidip bi görün orayı avuç içi kadar yer bir çok insan dirsek teması oturmaya çalışıyor,  havasız bir ortam ,  caddenin karşısında  sıhhiye subay ordu evi , elli adım  sadece  elli  adım , gidip bi yemek yemek istesen,
Kapı sana duvar,  giremezsin hemşerim , sana yassah ! ! !,
Niye ?
Çünkü sen Assubaysın , çünkü sen kölesin ,  çünkü sen  siyah derilisin ,
 
Pekiii,
Sadece  Assubay olduğun için senin kapısından çevrildiğin o kapıdan kimler sorunsuz girebiliyor ? , sana  "Yassah " olan kamplardan kimlerin kimleri sezon boyunca yararlanıyor ?
 
"Hamili kart yakınımdır" zihniyeti tamda burada devreye giriyor ağam ,
Subaysan eğer,  kayınvaliden - kayınpederin - kayın biraderin - baldızın , eşinin amcası , dayısı halası , yengesi , teyzesi , onların yeğenleri, kuzenleri , say sayabildiğin kadar ,  bunlarda yetmez  ,  sivil komşun -  sivil arkadaşın  hatta sokaktan rast gele çevireceğin  sivil bir vatandaş  dahi  girebilir subay ordu evine  "misafir"  adı altında  ,
 
" A sınıfı ordu evlerine Assubaylar giremez " dediğiniz yönetmelik , zihniyetinizin kağıda yazılmış halinden başka bir şey değildir ,
 
Sadece sen , 
Evet  Assubayım sadece sen giremezsin ,   senin dışında herkesin girebildiği bu yere  sadece sen giremezsin ,
 
Bu yasakçı zihniyet seni ne zaman hatırlar ,  seni ne zaman önden buyur eder bilirmisin ?
 
Ucunda ölüm varsa önden buyur edilirsin hiç şüphen olmasın,  görev varsa yine sen öndesin ,
15 Temmuzda yerlerde  ters kelepçe ile paketlenenlerin tek derdi  ,  "şartlar ne olursa olsun yeterki ayrıcalıklarına halel gelmesin" den başka bir şey değildi ,vatana ihanetten tutuklanırken bile "Bizi assubaylar tutuklamasın" diyebildiler; 
 
180 Derece Ters kutup yaratan zihniyetiniz   ile "Aileyiz - biriz - bütünüz" lafı aklımızla dalga geçmekten başka bir şey değildir ,
Siz bakmayın "Aileyiz " masalına ,
 
Şimdi bir daha sorayım , Bu beş yıldızlı oteller - mekanlar  gerçekten  bütün "Ordunun evimi , yoksa  sadece sizlerin kutsal mabedimi ?
 
Ahanda buraya yazıyorum ;
 
Suriyeli - Afganlı - Somalili mülteci girer  "misafir"  olarak bir zabit eşliğinde  o mekanlara , ama  sen  giremezsin  ,
 
Sen ,  onun için  kabire girebilirsin , ama ordu evine giremezsin ,
 
Giremezsin  Assubayım  , sana  Yassah ! ! !
 
Mehmet ÖZTÜRK
E.Hv.Assubay
 
Yayınlandığı Kategori ADALET ARAYAN
Salı, 02 Nisan 2019 23:47

MESELE ASSUBAYLAR MESELESİ

DURUMA BİR KEZ DAHA BAKALIM
 
Astsubay sınıfı TSK'nın ihtiyaçları doğrultusunda teşkil edildi. Bu sınıfın kurulması için esaslı GEREKÇELER vardı.
5802 sayılı Kanun'un GEREKÇELER ve MADDE GEREKÇELERİ bölümlerinden bazı örnekler verelim;
 
1. Modern harp silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harp silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.
 
2. Evvelce küçük zabit denilen ve daha sonra gedikli erbaş olarak adlandırılan bu sınıfın statüsünde zaman zaman değişiklikler yapılmak ve hukuki du­rumlarının çeşitli kanunlarla tespiti suretiyle bu sınıfa rağbet teminine çalışılmışsa da tatbikat­ta edinilen tecrübeler bütün bunların bilhassa muharip sınıflara rağbeti sağlamak için kâfi ol­madığını göstermiştir.
 
3. Muharip astsubay ve takım komutanı ihtiyacını sağlayarak ordu hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi ve bu elemanların durumlarının normal bir hale getirilerek çalışma azim ve şevklerinin artırılması düşüncesi ile mevcut kanun üzerinde yeniden çalışmalar yapılmasına mecburiyet du­yulmuş ve bu Kanun Tasarısı hazırlanmıştır.
 
4. Bu Kanun tasarısında (Gedikli erbaş) tâbiri kaldırılmış ve bunları subaylığa da yüksele­cekleri göz önünde tutularak (Astsubay) denilmesi uygun görülmüştür. Keza Başçavuştan sonraki (Başgedikli) rütbesi de (Kıdemli Başçavuş) olarak değiştirilmiştir.
 
5. Gedikli erbaşların evvelâ mecburi hizmetleri 12 yıl idi. 5619 sayılı Kanunla bu süre subaylar gibi 15 yıla çıkarılmışsa da astsubayların başçavuş rütbesi dâhil olduğu halde bütün rütbelerdeki bekleme sürelerini 9 yılda tamamlamış bulundukları ve bu tarihten sonra subaylığa yükselme­leri ve subaylığa yükselmeyerek kıdemli başçavuş durumunda kalanların arzu ettikleri takdirde çekilmelerini temin ve Orduda bedbin bir zümre yaratmaktan ziyade istekli kimselerin çalışmaları hedef tutulduğundan yeni kanun tasarısında mecburi hizmet süersinin de 9 yılı aşmaması yerinde görülmüştür.
 
MADDE GEREKÇELERİ
Bu Kanun ile Astsubay'ın tanımı şu şekilde yapılmış;
MADDE 1— Türkiye Cumhuriyeti Ordusu­nun Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleriyle Jandar­ma Gümrük Koruma birlikleri kadrolarının ast komuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde subaya yardımcı olarak görev­lendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.
 
Astsubayların rütbe ve aylıkları:
MADDE 8— Astsubayların rütbeleri ve ay­lık asıllariyle tutarları aşağıda gösterilmiştir:
 
Aylığa bağlı diğer hususlar:
MADDE 9— Astsubayların aylıkları ile buna bağlı sair özlük hakları, yollukları, açığa çıkarılmaları, açığın kaldırlması subay ve as­kerî memurlar hakkındaki hükümlere tâbidir.
=============================================
 
Buraya kadar güzel değil mi? Bu halisane düşüncelere 1967 yılında kabul edilen (27.7.1967) TSK Personel Kanunu'ndan kısa bir müddet sonra 1424 sayılı Kanunla astsubay Okulları Eğitim-Öğretim yılı 3 yıla çıkarılırken de yer verilmişti.
 
1424 sayılı Kanun'un MADDE GEREKÇELERİ bölümünden;
Madde 23— Bu madde ile, 926 sayılı Kanunun astsubayların yetiştirilmesi ile ilgili 68 inci maddesinin (a) bendi astsubayların öğremim düzeylerini yükseltmek ve lise, ticaret lisesi, kolej, sanat enstitüsü ve sağlık koleji mezunlarından istekli olanların astsubay yetiştirilmelerini sağla­mak amacı ile değiştirilmektedir.
 
Bugün lise öğrenimi görmüş olan kişiler muvazzaflık hizmetlerini er olarak yapmaktadırlar. Bunları eğitecek astsubayların da daha az bir genel kültüre sahibolmaları düşünülemez. Ayrıca, bugün, komplike bir durum gösteren silâh, araç ve gereçlerin kullanılmasının öğretilmesi astsubaylara düşen görevlerdendir. Bu nedenle astsubay hazırlama okulları Lise öğrenimine denk bir öğrenim vermek üzere 3 yıla çıkarılmaktadır.
 
Ancak aradan 4 yıl geçtikten sonra gelecekte nelerin olacağının sinyalleri iyiden iyiye güçlenmeye başlıyor...!!!
 
TSK Personel Kanunu'nun yürürlüğe girmesinin üzerinden sadece 8 yıl geçmiş olmasına rağmen "Aksaklıklar ve noksanlıklar var" gerekçesi ile 926 üzerindeki düzenleme ve değişikliklere devam edildi. 1923 sayılı Kanun'un GEREKÇE bölümündeki aşağıdaki paragraf bu durumu bize NET olarak ifade ediyor zaten...
 
GENEL GEREKÇE
1967 yılında kanunlaşarak yürürlüğe giren 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 8 yıl­lık uygulaması esnasında saptanan aksaklık ve noksanlıklar muhtelif tarihlerde çıkarılan 1301,1323,1424,1800 numaralı Kanunlarla giderilmeye çalışılmıştır. Ancak, çeşitli hizmetlerin zaman içindeki akışı esnasında duyulan ihtiyaçlar personel rejimlerinde zorla­yıcı sık sık değişikliklere neden olmakta, Asker Personel Rejimi de haliyle bu değişikliklerden etkilenmek­tedir.
 
S O N U Ç: Şüphesiz ki; 68 yıl içinde çok fazla değişiklikler oldu. Özellikle TSK Personel Kanunu'nun kabulunden hemen sonra yapılan düzenleme ve değişiklikler subaylara avantajlar getirirken astsubaylarda ise mağduriyetlere neden oldu.
 
Bu mağduriyetlerin neler olduğunu yıllardan beri "Haklı Taleplerimiz" ve "Gaspedilen Taleplerimiz" vurgusu ile anlatmaya çalıştım. Anlatmaya da devam edeceğim İnşallah. Meselenin "Maddi" yani; "ÖZLÜK HAKLARI" ile ilgili olanları hakkında yazıyorum ve bilgilendirmeler yapıyorum. Çünkü en az bilinen ve sık sık güncellenmesi gereken konu bu.
 
İMTİYAZ DEĞİL ADALET İSTİYORUZ...
Herkesin ekmeğinin peşinde olduğu ve hiyerarşiye saygı duyarak çalıştığı bir ortamın olması en büyük arzumuzdur. Böyle olması için de gayret ve çabalarımızı esirgemeyeceğiz. Sağlıklar dilerim...
 
Fahrettin BAĞRI
(E) Maliye Astsubayı
Yayınlandığı Kategori TSK. ASSUBAYLAR MESELESİ