×

Uyarı

JUser: :_load: 62 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.

İsmail AKÇAY

Şubat 12, 2011

1942 Yılında Balıkesir’e bağlı merkez Kesirven Köyünde doğdu. İlk öğrenimini köyünde tamamladıktan sonra Balıkesir Erkek Sanat Enstitüsü, daha sonra Ankara Jandarma Astsubay Okulunu bitirdi.

1965 yılında Maratona bu okulda başlayan İsmail AKÇAY sistemli çalışmasıyla kısa zamanda form tutarak 1966’da Yugoslavya’da yapılan Balkan Oyunlarında ilk şampiyonluğunu kazandı. 1967 yılında Amerika’nın Lasvegas şehrinde yapılan maraton yarışını baştan sona önde götüren İsmail AKÇAY finiş yerinin yanlış gösterilmesi ile kesin birinci geleceği yarışı ikinci olarak bitirdi.

Jandarmagücü forması ile maraton çalışmalarını bilimsel olarak sürdüren bu maratoncumuz, sırası ile 1968’de Yunanistan’da, 1972’de Yugoslavya’da, 1973’de yine Yunanistan’da Balkan şampiyonlukları kazandı.

1968 Meksika Olimpiyatlarında birde birinciliği bulunan AKÇAY, 1966-1975 yılları arasında dokuz yıl maraton koşarak ulaşılması zor dereceler elde etti. En iyi derecesi Olimpiyatlarda 4. olduğu yarışta elde ettiği 2.13.40’dır.

Yurt içinde ve yurt dışında kazandığı başarılı sonuçlarla Türkiye’nin en başarılı Maratoncusu olarak Türkiye Spor tarihine geçmiştir. Bu gün emekli jandarma astsubayı olarak Balıkesir’de ikamet eden İsmail AKÇAY, atletizm il temsilciliği yanında sözleşmeli uzman kadrosunda antrenörlük görevini de sürdürmektedir.

Ali Rıza ÇAKMAK

Şubat 12, 2011

1977 mezunu Deniz Piyade Assubayıyım.

1997 yılı şubat ayında emekli oldum.O tarihten beri serbest olarak inşaat işleriyle uğraşıyorum.

1999 mayıs ayından beri Narlıdere Temad başkanıyım.

1984 yılında başladığım futbol hakemliğini onaltı yıl aralıksız yaptım.Altı yıl FİFA kokartlı olmak üzere onüç yıl Türkiye Liğinde yedi yılda ülke dışında uluslararasısı müsabakalarda görev yaptım.

Anadolu üniversitesi iktisat fakültesini 1992 yılında bitirdim.

Silahlı Kuvvetlerde çalışırken çeşitli spor branşlarında üst düzey sporcu ve antrenör olarak görev yaptım.

Emekli olduktan sonra iş ve dernek yöneticiliğim dışında yaşadığım ilçede 1999 -2004 yılları arasında belediye bşk.nı danışmanlığı yaptım.

2004 yılında yapılan yerel seçimlerde belediye meclis üyesi oldum. Ayni zamanda 1999 yılından bugüne belediyemizin spor koordinatörlüğünü yürütüyorum.

Evliyim iki çocuk babasıyım.

İzmir İlinde ve Türkiyede onun üzerinde sivil toplum kuruluşunda aktif üyeyim. Özellikle astsubay sorunları ve toplumumuzun yaşadığı genel problemlerle yakından ilgileniyorum.Bu konularda sosyal ve siyasi çözümler üretmeye çalışıyorum.En ufak bir fayda sağladığım zaman müthiş mutlu oluyorum.

Dünyadaki tüm olumsuzlukların bir çözüm yolu olduğunu biliyorum. Olaylara tepeden bakan bilgili olmadığı halde çok bilmiş insanlardan nefret ediyorum. Beni en çok emekli arkadaşlarımın olaylara/yaşama negatif bakmaları ile 'dernek bana ne verecek?' benzeri soruları üzüyor.

Yusuf DİKEÇ

Şubat 12, 2011

1973 yılında Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde doğmuştur. İlk ve Ortaokulunu burada okuduktan sonra 1994 yılında Uzman Jandarma Okulunu kazanarak Ankara’ya geldi. Bu okuldan mezun olduktan sonra Mardin’de göreve başladı. 1999 yılında J.Astsubaylık sınavını kazanarak 1 yıl okuldan sonra mezun oldu ve 2000 yılında İstanbul’a atandı. Burada 1 yıl görevyaptıktan sonra Ankara J.Spor gücüne atandı.

2001 yılından itibaren Atıcılık sporuna başladı. 2001 yılından bu yana hem ordu milli hem de A milli olarak yurtdışında Ülkemizi başarıyla temsil etmiştir. Birçok madalya kazanarak bayrağımızı göndere çektirmiştir.

Bu spora başladığı günden bu yana çeşitli dallarda 32. kez Türkiye Şampiyonu 8. kez Türkiye 2. ve 4. kez Türkiye 3 olmuştur. Yine çeşitli dallarda finalli ve finalsiz 12. kez Türkiye rekorunu kırmıştır. Şu anda halen Büyük Erkekler Havalı Silahlar Türkiye rekoru (585) T.S.K. rekoru (587) kendisine aittir. 50 metre Ateşli Silahlar Türkiye rekoru (554) kendisine aittir. (25) metre Ateşli Silahlar Yavaş+çabuk Türkiye rekoru (587) T.S.K. rekoru (588) halen kendisine aittir.

Uluslararası başarıları sırasıyla;
  • 2003 Mayıs ayında Çek Cumhuriyeti Pilzan şehrinde yapılan Ordulararası Ateşli Silahlar Avrupa Şampiyonalarında Avrupa 2. olmuştur.
  • 2004 yılında Ankara’da yapılan OrdulararasıAvrupa Şampiyonasında Avrupa 2. olmuştur.
  • Yine Türkiye’de yapılan Ordulararası Dünya Şampiyonasında Dünya 7. olmuştur.
  • 2005 yılında Mayıs ayında Güney Kore’de yapılan Havalı Silahlar Dünya Kupasında Dünya 12. olmuştur. 2005 yılı Haziran ayında İspanya’da yapılan Akdeniz oyunlarında HavalıSilahlarda (585) puan atarak Türkiye tarihinde ilk defa hem Türkiye rekorunu kırmış hem de Akdeniz Oyunları 2. olmuştur.
  • 2005 yılında Ekim ayında İsviçre’de yapılan OrdulararasıDünya Şampiyonasında Dünya 5. olmuştur.
  • Yine 2005 yılında Kasım ayında Romanya’da yapılan Balkan Şampiyonasında Balkan 2. olmuştur.
  • 2006 yılında Almanya’da yapılan Havalı Silahlar Dünya Kupasında Dünya 9. olmuş ve seri farkından finali kazanmıştır.
  • 2006 yılında Norveç’te yapılan Ateşli Silahlar Dünya Şampiyonasında Türkiye ve Dünya tekatış(591) olan dünya rekorunu 2 kez kırarak hem Dünya Şampiyonu olmuş hem de (597) puanla Dünya rekorunun yeni sahibi olmuştur. Türk bayrağını göndere çektirmiş ve İstiklal Marşınıokutmuştur.
  • 2006 yılında Hırvatistan’da yapılan Dünya Şampiyonasında Havalı silahlar Dünya 12. olmuş ve 2008 yılında Çin’de yapılacak olan Olimpiyatlara yarışabilme kotasını almıştır.
Yusuf DİKEÇ halen Ankara Gazi Üniversitesi Spor Akademisi Antrenörlük bölümü 3. sınıf öğrencisi olup Jandarma Gücü Kulübünde spor yaşantısına devam etmektedir. Atışta başarılara ve rekorlara doymayan Yusuf DİKEÇ Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu Dünyanın en nadir ve kabiliyetli sporcularından biridir.

Hakan FİDAN

Şubat 12, 2011

1968 yılında Ankara'da doğmuştur. Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu (1986) ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu mezunudur. Evlidir. Akademik tahsilinin büyük kısmını TSK'daki görevi esnasında yapmıştır. Almanya'da bulunan NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekat Başkanlığı'nda yurtdışı görevde bulunmuştur. Bu dönemde, University of Maryland University College'dan Siyaset ve Yönetim Bilimi alanında lisans dereceleri, yurda döndükten sonra Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden yüksek lisans ve doktora dereceleri almıştır.

TSK'daki astsubaylık görevinden mecburi hizmetini müteakip istifa etmiş, daha sonra Büyükelçilik Siyasi ve Ekonomik Danışmanlığı, Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Başkanlığı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı (Dış politika ve uluslararası güvenlikten sorumlu) görevlerinin yanısıra Başbakanlık Özel Temsilciliği de yapmıştır.

Bu görevlere paralel olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği, Birleşmiş Milletler Kalkınma İşbirliği Platformu Danışma Kurulu Üyeliği, Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliği, Yunus Emre Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve OYAK Genel Kurul Üyeliği yapmıştır.

Uluslararası güvenlik, uluslararası kalkınma ve Türk Dış Politikası konularında akademik çalışmalarda bulunmuştur. Hacettepe ve Bilkent üniversitelerinde yarı zamanlı olarak uluslararası ilişkiler alanında dersler vermiştir.

Kısa bir süre MİT Müsteşar Yardımcılığı görevinin ardından, 27.05.2010 tarihinde MİT Müsteşarı olarak atanmıştır.

 

Osman Nuri SES

Şubat 12, 2011

Geçtiğimiz yıl NTV’de düzenlenen Türk Mucit yarışmasında 12 finalist arasında yer alan emekli Astsubay Osman Nuri Ses, Türkiye’den destek bekliyor. Tarımda aşılama sistemi üzerine aşımatik icat eden Ses, icatlarının Avrupa’dan istendiğini belirterek, Türklerin mucitlere sahip çıkmamasından büyük üzüntü duyduğunu ifade ediyor.

Ordudan emekli olduktan sonra kendisini tarıma adayan Osman Nuri Ses 75 yaşında.O bir Türk mucit. Tarımda aşılama tekniğinde değişik projeler üreterek, her insanın rahatlıkla kullanabileceği bir aşı makinası icat etmeyi başarmış 75’lik bir dede. 1800’lü yıllarda Fransızlar tarafından üretilen omega aşı makinasını geride bırakarak, zekası ve el becerisi ile dünya’nın ilk yarı otomatik göz aşı makinasını icat eden bir deha.

Aşılama sisteminde dünyada ilk

Bugüne kadar aşılamada ilklere imza atarak, ilerlemiş yaşına aldırış etmeden üretmeye devam eden Osman Nuri Ses, masa başı omega aşı makinası, yongalı göz aşı makinası, elle kullanılabilen aşı makinası ile aşılama sistemine farklı bir boyut kazandırırken, son olarak yarı otomatik göz aşı makinasını icat etti. Geçtiğimiz yıl NTV’nin düzenlediği Türk Mucit Yarışması’nda vatandaşların ve jürinin desteğini alarak 12 finalistten biri olan emekli astsubay, sms yoluyla alınan sonuçlar nedeni ile birinciliği kıl payı kaçırmıştı. Meyve ve asma fidanı aşılama sisteminde yeni bir çığır açacak olan bu icat, birinci olduğu takdirde Türk tarımını da medyanın gündemine taşıyacaktı. Ancak sonuç beklendiği gibi olmadı. Dünyada aşılama sektörünün tartışmasız lideri olan, Alman patentli omega tipi aşı makinasını tahtından indirecek olan Türk malı icat, imkansızlıklar nedeni ile rafa kaldırıldı.

Türkiye mucitlerine sahip çıksın

Türkiye’den destek göremediğini belirten Türk mucit Osman Nuri Ses;

“Göz aşı makinasının en önemli özelliği, anaç üzerine aşı gözlerini otomatik olarak, kırlangıç geçme metodu ile seri bir şekilde yerleştirmesidir. Bir kişi bu makina ile günde 5 bin aşı yapabilmektedir. Omega tipi aşıya göre zaiyat oranı sıfıra yakın olup, tutma oranı sağlıklı anaç ve gözde 100’de 100’dür. Elle yapılan aşılamada rekolte oranı düşük, maliyet ise yüksek oluyor. Benim icat ettiğim makinalarla bütün aşılamalar standart ve kısa sürede çok sayıda aşı yapılabilmesini sağlıyor.

Ayrıca herkesin kolaylıkla kullanabileceği bir makina. Ancak şu ana kadar maalesef, kimse destek olmadı. Televizyon yayınları neticesinde Türkiye’den değil de yurtdışından talepler oldu. Uzun süredir bir takım görüşmelerim oluyor, ama ben bu talebi kendi insanımızdan bekliyorum. Türk mucitlere destek olmalarını istiyorum.

Tarıma fayda sağlayacak çok sayıda proje ürettim, üretmeye de devam ediyorum. Bu konuda çok meraklı ve heyecanlıyım. Tek derdim tarımın ve tarımcının hak ettiği yerlere gelebilmesidir. Türkiye’de tarıma dayalı sanayinin gelişmesini sağlayabilmektir. İmkansızlıklar nedeni ile sesimi duyuramadım, kendi şehrimizden kimse gelip tebrik bile etmedi” diye konuştu. Osman Nuri Ses’in Avrupa’dan çok daha ucuz ve dayanıklı makinalar icat ettiğini belirten Ziraat Yüksek Mühendisi Niyazi Kaçar ise, dünya standartlarında bir üretim tekniği icat edildiğini ifade etti. Kaçar, “Bu makinalar sayesinde dünya ile kolaylıkla rekabet edebiliriz. Yeter ki destek olalım. Türkiye’nin adını tarım projeleri ile yeni icatlarla duyuralım”

diye konuştu.

Galip KURT

Şubat 12, 2011

Emekli Hava Astsubayı Galip Kurt, uçak lastiklerine uyguladığı yeni bir yöntemle normali 45 olan sorti sayısını 800'e kadar çıkarabileceğini söylüyor.

Emekli Hava Astsubayı Galip Kurt, geliştirdiği bir sistemle uçak lastiğinin ömrünü yirmi kat artırdı. Mevcut lastikler, iniş kalkışlardaki (sorti) sürtünme sebebiyle ortalama 40-45 sorti sonra değiştirilirken Kurt, yaptığı yeni lastikle sorti sayısını asgari 750-800'e çıkarabileceğini iddia ediyor.

1978 yılında emekli olan Galip Kurt, çalıştığı yıllarda pistonlu ve jet motorlu uçakların yanı sıra lastik, gövde ve motor konusunda uzman olduğunu belirtti. Beş çocuk babası İzmirli mucit, 25 yıldır süper lastik için uğraştığını ve geliştirdiği yöntemle ortalama 40-45 iniş kalkıştan sonra değiştirilen lastiğin dayanma süresini, 750-800'e çıkarabileceğini ileri sürdü. Kurt, süper lastik projesinin denemesi için 1,5 yıl süren bir çalışma yapmış ve bu çalışma sonucunda evinin bodrum katında bir düzenek hazırlamış.

Uzun yıllardan beri yaptığı çalışmayı tanıtmak için yeterli maddi imkanı olmadığını ifade eden Kurt, bir arkadaşının bilgisayarı kanalıyla yurtdışına tanıtım broşürleri gönderdiğini, Avusturya'dan ve NASA'dan cevap geldiğini söyledi. Avusturya'daki yetkililerle bazı sebeplerden dolayı irtibatı kopardığını, NASA yetkililerinin ise projeyi tetkik ettiğini ve kendisine cevap vereceklerini öne sürdü. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden de proje için iki defa geldiklerini dile getiren İzmirli mucit, gelen yetkililerin kendisine, "Püf noktasını söyle, aramızda kalsın." dediğini; ancak kendisinin bunu kabul etmediğini söyledi. Kurt, projesiyle ilgili olarak bazı lastik firmalarıyla görüşmeler yaptığını; ancak firmaların projeye sıcak bakmadığını ileri sürdü.

Türkiye'nin tek uçak lastiği üreten firması Petlas Ar-Ge Teknoloji Müdürü Uçak Mühendisi Ali Kaplan ise uçak lastiklerinin sorti sayısının uçak tipine, iniş takımı dikme tipine, pist tipine, iklim şartlarına ve pilotaja bağlı olarak değiştiğini belirterek, bu doğrultuda bir lastiğin üreteceği sorti sayısının 1 ile 300 arasında olabileceğini söyledi. Uçak Mühendisi Kaplan, sözlerine şöyle devam etti:

"50 sortilik performansın 750-800 sortiye yükseltilmesi, mevcut teknolojide ulaşılabilmiş bir seviye değildir. Mevcut teknolojiyle yapılabilecek geliştirme çalışmalarıyla lastiğin sorti performansı, yüzde 30-40 artırılabilmektedir. Lastikte aşınma, sürtünmeye bağlı kuvvetler sebebiyle oluşmaktadır. Aşınmayan bir lastik yapılması durumunda, uçağın fren sistemlerinin vereceği tepkiler önem kazanmaktadır. Uçağın durma mesafesi, fren ve antiskid sistemlerinin bu tip bir lastiğin kullanımında nasıl reaksiyon göstereceği değerlendirilmelidir. Bunun yanında fren arızası, hatalı iniş tekniği gibi durumlarda lastiğin yere tek noktadan uzun süre teması durumunda lastikte yapılan değişiklik ne kadar dayanabilecek sorusu da akla geliyor." Kaplan, firma olarak bu tip projelerin fizibiliteleri konusunda her türlü desteği vermeye hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Cabir CESUR

Şubat 12, 2011

KARA HAVACI TEKNİSYEN ASTSUBAY (EMEKLİ) GÖREVDE İKEN YAPTIĞI ÇALIŞMA İLE SIVI MADENİ YAĞ KULLANILAN HELİKOPTER ANAROTOR HUB VE GRİPLERİNDE GRES YAĞI KULLANILACAĞINI ORTAYA KOYMUŞ SİSTEM AMERİKA ORDUSU TARAFINDAN DA KABUL EDİLİP BÜTÜN HELİKOPTERLERİN MODİFİYESİ GERÇEKLEŞMİŞ VE GELİŞEN HELİKOPTER SİSTEMLERİNDE BU SİSTEM KULLANILMIŞTIR.

Şerafettin KOCA

Şubat 12, 2011

Karadeniz'in bir köyünde başlamıştı öyküsü 'Kötü Şair Şero'nun. Evden kaçıp okula gitti. Astsubay oldu sonra. Askerlik ona uygun değildi. 10. yılında 'adi malul emekli' oldu. Özgürlüğü ve şiiri seçmişti. Şerafettin Koca şimdi sahneye çıkıyor

Kurduğu hayaller ve düşler köye sığmıyordu. Köydeki geleneksel yaşamdan sıkılmıştı. Yaşantısını sığlaştıran aile otoritesinden nefret ediyordu. Gitmeliydi...

Ama nereye?...

İlkokulu bitirmişti. Tesadüfen eline geçirdiği ne kadar kitap, dergi varsa okuyordu. Artık köyünün dışında başka hayatlar olduğunu anlamıştı. Yalnız o dönemde hep kitapların başını merak ediyordu. Çünkü ele geçirdiği kitapların ilk sayfaları ateş tutuşturmak için kopartılıp yakılmıştı.

Anlatmaya yeni başlamıştı Şerafettin. Yaşamından kopup gelen anların ilk dizelerini indiriyordu sahneden seyircilere:

"Dünya o kadar küçük ki
Her gün evime
Yürüyerek gidip geliyorum"

Arkasında Ulaş Ay bir bağlama, bir kaval, bir darbuka çalıyordu. Şerafettin, kendi oyunun kollarına atmıştı 'Kötü Şair'i.

"Artık gitme zamanı gelmişti. Ayrıca bir okula gitmek için de ayrılmak gerekiyordu. Karar verildi, yola çıkıldı. Evden kaçıyordum, sonunu bilmediğim bir yolculuğa çıkıyordum ve çıktım. Köyün en cimri adamıyla sekiz kilometre yürüdük. O cimrilikten, ben parasızlıktan.

Gideceğim bir akşamüzeri
son kez penceremden bakacak
son kez kapımı çekeceğim
kapalı perdelerde
kısılacak gözlerin
bakacaksın... bakacaksın...
sonra
palabıyıklı bir adam
yaşlı bir kadın
bir çocuk sarkacak pencereden
beni göremeyeceksin..."

Ordu'nun Ünye ilçesi Gölceğiz Köyü'nde doğmuştu Şerafettin. Kendini bildiğinden beri köyünün insanları mısıra, fındığa, ıhlamur toplamaya, çobanlığa koşarlar. Çocuklar taşları oyup telden araba yaparlar. "Tam da taş devri gibi" diye anlatıyor köyüne ilk tanıklıklarını.

Köyde ilkokulu bitirdikten sonra kasabadaki ortaokula gitmesine izin vermemişti babası.

"Ama benim şehre kaçmalarım başlamıştı. Ağabeyim vardı Ünye'de. O da ortaokula gidiyordu. Babama tarla işçisi gerekliydi. Bu yüzden Ünye'de okula gitmemi istemiyordu. Ağabeyimin evine gidip kitap alıyordum.

Ağabeyim Kurtuluşçu'ydu. Evleri örgütün kitap deposuydu. Jack London'u, Demir Ökçe'yi o zamanlar okudum. Babam bizi senede bir kez şehre götürür, üstümüzü başımızı giydi-rir, köye geri götürürdü. İki anneden 14 kardeştik. Herkese ayakkabı, pantolon, ceket alır, bana yalnızca pantolon ve ayakkabı alırdı.

Okula kaçarım diye ceket almazdı. Çünkü ceket ortaokul demekti."

Sinema önünde ilk hayat dersi

Sonunda ortaokula gitmek için Ünye'ye kaçar Şerafettin. İlk kez yeni bir yaşam için köyünden çıkmıştır.

"Artık ilk defa yalnızdım ve tek başıma bir şehirdeydim. Bir süre sokaklarda dolaştım. Akşam olmuştu. Bir sinemanın önünde durup afişlere bakıyordum. Birden biri bana bağırmaya başladı; 'Afişlere bakmak yasak. Neden bakıyorsun'. Tokat yemiş ve şoktaydım. Ne olduğunu anlayamadım. Kıçıma tekmeyi koydu ve 's.... git' dedi. Ben hem gidiyor, hem de düşünüyordum. Anlaşılan bir köylü çocuğu ve yalnız olduğumu anlamıştı. Ben de anlamıştım, çok çetin bir hayatın beklediğini beni..."

Ortaokula başlaması için bir veli bulması gerekiyordu. Bir tane bulur da. Kayıt sırasında okul müdürü velisine "Bir cam bile kırsa parasını sen ödeyeceksin" der. Bulunan veli kaçar gider. İkinci bir veli bulur. Kayıt sırasında Şerafettin'e "Din dersine girecek misin" diye sorarlar. "Hayır" der. Bunun üzerine ikinci veli karşı çıkar:

"Din dersine girmeyeceksen ben velin olmam."

Mecburen din deslerine de girer.

Babası artık onunla ilgilenmiyordu. Çünkü hem onların feodal yapısında bir çatlak oluşturmuştu, hem de tarlada çalışacak bir işçilerini eksiltmişti. Salyangoz toplayarak, balık pazarında naylon satarak sağlıyordu okul harçlığını.

"Şehirde yalnızlığım devam ediyordu. Şehirli çocuklarla arkadaş olmaya çalışıyor ama bunu beceremiyordum. Hem çalışıyor, hem okula gidiyordum. Şehirde her yıl yapılan Atatürk koşusuna katılmaya karar verdim. Eğer bu yarışı birinci bitirirsem, dikkat çeker ve benim de arkadaşlarım olabilir, beni de aralarına alabilirlerdi. Büyük bir azimle koşuya hazırlanıyordum. Her gün koşuyordum, ayaklarım patlamıştı. Yarış günü geldi çattı. Çok heyacanlıydım. Bütün hayatım bu yarışa bağlıydı. Kazanmalıydım... Ve o yarışı birinci bitirdim. İlçede herkes beni tanıdı ve arkadaşlarım olmaya başladı. Herkes beni parmakla gösteriyordu; 'İşte şu çocuk, işte şu sessiz çocuk, hani şu hiç konuşmayan çocuk var ya, sessiz, utangaç, altı aydır pantolonunu değiştirmeyen çocuk, işte o çocuk kazandı...' Ve ben bunları duyuyordum. Büyük bir coşku içersindeydim ve artık bu şehirden taşmıştım. Sığmıyordum, gitmeliydim, gitmeliydim, gitmeliydim, gitmeliydim, gitmeliydim, gitme, gitme, git..."

Yapmacıksız şiirin izinde Saflığının peşine düşmüş; yapmacıksız, şiirin izini sürüyordu.

"Mısır'da Nil'de taşmalıyım
Rusya'da ölü güneşler toplamalıyım
Ölü sevdalar okşamalıyım
Tibet'te asi rüzgârlar taramalı saçlarımı
Paris'e gitmeliyim
Eyfel'den işemeliyim
Venedik'te gondol sefası sürmeliyim
Ve kıyılar bana uzak olmalı
Brezilya'da karnaval soytarısı
Nepal'de sokak satıcısı
Afrika'da ağzına kadar insan
Şili'de bir kayıkçı
Çok uzaklardan bir yerler çağırıyor beni
Bir yerelere gitmeliyim
Harita üstünden en kestirmeden"

Gitti de. Ama en fazla Ünye'den Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu'na kadar gidebildi. Dört yıl sonra askeri liseyi astsubay olarak bitirdi. İlk tayini Erzurum'a çıktı. Topçuydu. Ama ruhuna aykırıydı askerlik. Oradan Kayseri Hava İndirme Tugayı'na gönderildi. Sürekli sürgün yiyordu. Sonunda 1990 yılının bir ilkbaharında kendisini Beytüşşebap'ta buldu. Yine sürgün yemişti. 'Düşük yoğunluklu çatışma'nın en sıcak günleri yaşanıyordu doğuda, güneydoğuda...

'Askerlik hastalığı'na yakalandı

"Kaçacağım ama kaçamıyorum. Niyetimde firar etmek var ama ya bizimkiler yakalayacak beni ya da PKK'nin eline düşeceğim. Ben burada sıyırdım. Hem kendime 'Tanımadığım insanları niye öldüreyim' diye soruyordum. Bu soru beni mahvetti. Yalnızlaşmıştım. Çevremdekilere uyum gösteremiyordum. 'Bu adam bizim birliğimize yararlı olmuyor' diye bir yazı yazdılar. Tayinim İstanbul'a çıktı. 'Askerlik hastalığı'na yakalanmıştım. Çünkü askerlik benim ruhuma uygun değildi."

Yeni görev yeri Hadımköy'deki Birinci Sınır Tugayı'ydı. Uyumsuzluğu sürüyordu. Biryandan kitap okuyor, diğer yandan şiirler yazıyordu. Hatta nöbetçi olduğu geceler koğuşu kaldırıp "Nasıl buldunuz" diye yeni yazdığı bir şiiri okuduğu bile oluyordu. Bir yandan da İstanbul'dan korkuyordu. Evden dışarı çıkmıyordu. Ancak İstanbul'a gelişinin ikinci yılına doğru Taksim'e çıkmıştı. Sinemacı bir arkadaşı vardı. Köylüsü. Mustafa Şimşek. O götürmüştü Taksim'e, Beyoğlu'na. Öykü yazmaya da teşvik ediyordu arkadaşı Şerafettin'i. İlk öyküsü 'Pencere Gizleri'ni yazdı. Bununla 1994'de Orhan Murat Arıburnu Ödülü'nü aldı. Askerliği sürüyordu ama bir yandan yazıyor, diğer yandan Beyoğlu'nda şiir gecelerine katılıyordu.

"Çok kötü şiirler yazıyordum. Nereden biliyorsun, dersen, ben şiir okumaya çıkınca herkes konuşmaya başlıyordu. Şiir dinletilerinde bir molaydım sanki."

Ancak bir gün dinlenmeyen bir şiirini okurken, ayaküstü başka bir şiir yazar, o anda okur.

"Öyle yaz yalnızı gibi
durduğuma bakmayın
ben sizi kandırıyorum,
oysa
anlayamadınız ben kendimleyim
kendime küstüğüm zaman
sizleri kandırıp, sizlerle oluyorum
kendimle barıştığım zaman
siz umurumda bile değilsiniz."

Herkes susmuş Şerafettin'i dinliyordu ilk kez. O da içindeki şiiri keşfetmişti, sesini bulmuştu. Şerafettin öfkeliydi ve içindeki öfkeyi yazmalıydı.

Bu arada "İlki acaba tesadüf müydü?" diye bir kez daha katıldı Orhan Murat Arıburnu Ödülü'ne. Öyküsünün adı 'Zambaklar Gece Ölür'dü ve 1995 ödülü de Şerafettin'e verilmişti. Bu arada ilk kitabı 'Kendimleyim'de çıkmıştı.

Askerlik sürüyordu. Artık iflah olmayacağını anlayan üstleri onu birliğin kütüphanesine vermişlerdi. Geceleri Beyoğlu'ndaydı. Bütün maaşını iki haftada dağıtıyordu. Bir de psikiyatriden rapor almıştı 'askerlik yapamaz' diye. Ama daha sekiz yıllık astsubaydı ve malulen emekli olması için 10 yılını doldurması gerekiyordu. Sonunda doldurdu da. 1997'de 'adi malul emekli' oldu. Ama büyük bir boşluğa düşmüştü. Hiçbir şeyi önemsemiyordu. Ruhu dağılmıştı.

Sevişmeden geçip giden bir aşk Âşık da olmuştu. Sevgilisinin sevişme isteklerini hep atlatıyordu. Zannediyordu ki kadınlar sevişmeyi sevmiyorlar ve sırf erkekler istediği için sevişiyorlar. Eger sevişmezse sevgilisi kendinden ayrılmazdı.

Şerafettin'e göre bu 'Uzun yıllar erkek yatılı okulda okumanın, biraz da kendisiyle baş başa kalmanın getirdiği bir eksiklik'ti. Sevgilisi bir gün çekip gitti. Oysa Şerafettin onunla hiç sevişmemişti ki...

Artık sürekli içiyor ve yazıyordu. İçi dökük ahşap bir evin küçük odasında üç yıldır yıkanmamış bir çarşafın altında uyuyamıyordu.

Çarşaf, evin her yanından kokuyordu. Uyumak için mutlaka içmeliydi.

Hayatının bu bölümünde, Şerafettin ile birlikte bir de taş, daha doğrusu 'taşkafa taş' yer alıyor sahnede:

"Her yanımdan dağılmış bir haldeydim. Duruşumu tamamen kaybetmiştim. Ağlama nöbetleri, öfke, kırılganlık karmakarışık bir durum. Birden karar verdim. Duruşunu hiç bozmayan bir şey bulmalıydım. Evet, evet buldum. Taşkafalı taş."

Oyunun bu bölümünde "Yardım et bana" der Şerafettin, "Ben dağıldım, kendimi toparlayamıyorum. Duruşu kaybettim. Bana ne oldu böyle."

Taş dile gelir.

"Önce neden hüzünler ve kırılganlıklar yaşadığını düşün. Bunu uzun uzun düşün. Bir, hüzün hayal kırıklıkları ve yanılgılardan ortaya çıkar. Peki sümsük herif hayal kırıklığı nereden çıkar?.. O da beklentilerden ortaya çıkar. Bu aşağı yukarı böyledir. Şimdi sana kendi duruşumun öğütlerini verdim. Kendini sadece sen ayağa kaldırabilirsin."

Dağılmalarını toplar ve cebine koyar Şerafettin:

"Beni sınırlayan geleneksel ahlak, özgürlüğüm, kendi ahlakımın, kendi özgürlümün peşine düştüm. Ve çizdim sınırımı. Dışımdaki her şeyi... İyinin ve kötünün ötesine geçtim ve oradan baktım kendime..."

İyiden daha iyi olan kötü şeyler İyiyle kötü yer değiştirmişti. Her şey çok iyiyse ve insanlar bu kadar çok acı çekiyorsa bu işte bir hata var demekti. O zaman da çıkışı bulmuştu Şerafettin. İyiden daha iyi olan kötü şeyler vardı. Bunu sorguluyordu. Bir de "Şerafettin nasıl şair?" sorusuna birileri hep "Kötü şair" yanıtını veriyordu. Neden 'Kötü Şair' olmasındı ki? Bir de bir gün Metin Üstündağ ile karşılaşmıştı. Met-Üst "Kötü Şair olarak şiirlerini fotoğraflarınla yayınlar mısın" diye sormuştu. Böylece yıllarca Öküz dergisinde fotoğraflarıyla şiirlerini biriktirmişti Şerafettin. Şimdi de kendi yaşamöyküsünden ve şiirlerinden oluşan 'Bir Kötü Şair Hikâyesi' çıkmıştı ortaya bir tiyatro oyunu olarak.

Bu dizeler kulağınıza çalınabilir

Bugünlerde Şerafettin hem oyunun afişlerini yapıştırıyor her yere, hem biletlerini satıyor, hem de sahnede daha mükemmeli yakalamak için durmadan prova yapıyor. Eğer bir gün yolunuz İmam Adnan Sokağı'ndaki Düşün Sahnesi'ne düşerse bir köşe başından seslenen, yaşamında kesinkes özgürlüğü ve şiiri seçmiş bir 'Kötü Şair'in dizeleri kulağınıza çalınabilir:

"Ulan gökyüzü
Seni
Bir mermide alırdım aşağıya
Lakin yapamam
Komşularım uykuda."

İsmail KÖYLÜ

Şubat 12, 2011

O'nu, Yeni Asır Aliağa Bürosu'nda tanıdım. Şef Erdal Çarboğa'nın "çok renkli bir kişilik" dediği İsmail Köylü, ayaküzeri sohbetimiz sırasında, sürekli gülen yüzü, pozitif kişiliği ile dikkatimi çekti. Her cümlesini sevgi ile noktalıyor, çevresinden, insanlardan sevgi ile sözediyordu. Aliağa Ekspres Gazetesi'nde yine "sevgi" üzerine yazılar yazılar şiirler yazıyordu. İsmail Bey konuştukça açılıyor, açıldıkça da renkli hayatından ilginç kesitler artarıyordu. Baktım, bizim "Adım Adım Ege Köşesi"ne sığmayacak kadar renkli, bir o kadar da ilginç bir kişilik. Sohbeti daha da ilerletip, emekli bir asker olan İsmail köylü'yü sizinle de tanıştırmak istedim.

.........

1937 yılında, Çandarlı Belediyesi'nde katip Ahmet Köylü ile ev hanımı Asiye Köylü'nün oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Köylü, ailenin dört çocuğundan üçünsü.

Meteler'in yeğeni

Ortaokulu Bergama'da okuyan İsmail Köylü, daha sonra Gaziemir Hava Teknik Okulu'na girer.

Bir zamanlar ızmir'de yayınlanan Ekspres Gazetesi sahiplerinden rahmetli Kemal Mete ile Yeni Asır'ın efsane foto muhabiri rahmetli Şahap Mete'nin yeğeni olan İsmail Köylü, okuldan mezun olduktan sonra, hava astsubayı olarak, 1955 yılında, Bartın Hava Radar Komutanlığı'na tayin olur.

Köylü, "hayatımın aşkı" dediği Bartınlı Şükran'la tanışır. bir yıl peşinde koştuğu Şükran Hanım'la 1958 yılında dünya evine giren Köylü, ıngilizce öğrenmek üzere ızmir Güzelyalı Hava Lisan Okulu'na yazılır.

Okulu ikincilikle bitiren Köylü, 1960 yılında Amerika'da staj yapmaya hak kazanır. Çok sevdiği eşinden bir yıl boyunca ayrı kalan Köylü, stajının ardından soluğu Bartın'da alır. Ayrı geçen bir yılda Köylü, eşine sayfalar dolusu mektuplar şiirler yazmayı ihmal etmez...

Eşi de O'na...

Ankara Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na tayin olunca, eşini de yanına alıp Bartın'a veda eden Köylü, iki yılın ardından yine bir yurtdışı macerasına atılır. Bu sefer, girdiği imtihanı kazanarak Belçika'ya giden Köylü'nün yanında bu kez eşi de vardır. Belçika Nato Karargahı'ndaki görev süresinin bitimiyle ızmir'e dönen İsmail Köylü, Şirinyer'deki Nato Karargahı'nda çalışmaya başlar. Köylü, 38 yaşında astsubaylıktan emekliye ayrılır.

O artık Aliağalı

Aynı zamanda, elektrik ve makine teknisyeni olan Köylü, emekliliği sonrasında özel sektörde çalışmaya başlar. Bir süre özel sektörde çalışan köylü, eşiyle beraber aldığı karardan sonra Aliağa'ya yerleşir.

Sekiz yıl önce çok sevdiği eşini, amansız hastalık sonucu kaybeden Köylü, bu acı dönem sonrası kendini sosyal işlere adar.

Bugüne kadar 700'e yakın şiir yazan, 80 kadar Türk halk ve Türk sanat müziği besteleyen İsmail Köylü'nün, "Hüzünlü Aşk Yaprakları" isimli bir de şiir kitabı var.

20 yıldır Aliağa'da yaşayan İsmail Köylü iki çocuk babası. Oğlu Cumhur Köylü, BMW'de Servis Müdürü, kızı Dilek Köylü ise Balçova Lisesi'nde Fransızca öğretmeni olarak çalışıyor.Bayan vakfının erkek üyesi

İsmail Köylü, Türkiye Aktif Emekli Bayanlar Vakfı'nın Vali Kutlu Aktaş ile birlikte iki erkek üyesinden birisidir.

Bir gün vakfın olağan toplantılarından birisi yapılmaktadır. Biraya gelen 25 bayan arasında, İsmail köylü de katılır.

Toplantıyı haber yapmak üzere giden Yeni Asır Aliağa Muhabiri Erdal Çarboğa, 250 bayan arasında tek erkek görünce, flaşını arka arkaya patlatır.

Haber Yeni Asır'da yayınlanınca, Aktif Emekli Bayanlar tepki gösterir:

- Bizim toplumsal faaliyetlerimizden hiç birisi gazetelere haber olmazken, "250 bayan arasındaki tek erkek" haber oldu...

İsmail köylü, bu dolaylı tepki üzerine, faydalı çalışmaları nedeniyle resmen üyesi olduğu Aktif Emekli Kadınlar Vakfı'na uğramaz olur.Yaş 70... Yolun yarısı eder...

Hayatta her istediğini elde ettiğini, bu bakımdan kendisiyle barışık ve mutlu bir insan olduğunu anlatan İsmail Köylü, 70 yaşında olmasına rağmen çok aktif.

Kendisine bakması nedeniyle nezle-grup bile olmadığını anlatan İsmail Köylü, bir de espri yapıyor:

- Yaş 70... Yolun yarısı eder... ınşallah 140 yaşına kadar geleceğim.

Ayrıca şanslı bir insan olduğunu da belirten Köylü devam ediyor:

- Bir gün paraya çok sıkışmıştım, eşimle evimize bazı eşyalar almamız gerekiyordu. Gittim bir Milli Piyango bileti aldım. 100 milyon lira çıktı. Yine çok sıkışık bir zamanımda, Spor Toto oynamıştım; 13 tutturup, 3.5 milyon lira kazanmıştım"Bir kıza aşık oldum evlenecek param yok"

1955 senesinde ninemden, 4 bin 500 lira miras kalmıştı. Ama babam, "sen bu parayı çar çur edersin" dedi ve miras payımı vermedi. Cebime 100 lira koydu, ben de Bartın'a geri döndüm. Derken, ilk olarak nişanlanacağım zaman, sonra da evlenmeden hemen önce babamdan parayı istedim, ikisinde de vermedi. Tabii ki ben çok üzüldüm, kırıldım babama. Çünkü bana vereceği zaten kendi paramdı, hakkımdı. Diğer kardeşlerim aldı ama ben alamadım.

Neyse... Evlenmem lazım, para yok. O yıllarda Bartın'ın hem belediye başkanı, hem de Anadolu Bankası'nın Müdürü olan Kemal Samancıoğlu'nun kapısını çaldım. O zamana kadar ne ben onu, ne de o beni tanırdı.

Dedim ki; "Özür dilerim başkanım. Ama benim bir derdim var. Bir kıza aşık oldum, onunla evlenmek istiyorum, para yok. Bana kredi verebilir misiniz?

O da bana "Oğlum krediye gerek yok. Ben sana veririm sen uygun oldukça bana ödersin" dedi. Çıkardı cüzdanını, 500 lira verdi. Ve ben o parayla evlendim. Kızın gözüne girebilmek için 4 takım elbise aldım

Sekiz yıl önce kaybettiği Şükran Hanım'la olan evliliğini "40 yıllık büyük bir aşk" diye tanımlayan Köylü, onunla, ilk tayin olduğu Bartın'da tanışmış. Genç kızın gözüne geribelmek için dört takım elbise yaptırdığını anlatan Köylü'nün, Şükran hanım'ı evlliğe ikna etmesi tam bir yılını almış.

Amerika'da stajdayken, eşine yazdığı mektuplardan bazılarının 30 sayfa olduğunu belirten İsmail Köylü, o dönem Şükran Hanım'ın kendisine yazdığı mektuplardan birinin içinde yer alan "Unutamam seni ben, inan ömrüm boyunca" şiirini de, yıllar sonra besteye dökmüş. "Köylü" usulü lahana sarma

Mutfakta oldukça marifetli olduğunu söyleyen İsmail Köylü, yemek yapmayı nasıl öğrendiğini şöyle anlatıyor:

- Bartın Hava Radar Komutanlığı'ndayken, kendi işime ek olarak, bir de tabldotlara bakmak için beni görevlendirdiler. Alışverişi yapıyoruz, mutfakları denetliyoruz vs. Orada mükemmel bir aşçımız vardı, Mengenli Ahmet Usta. O yaparken, ben de izliyordum görevim icabı. ışte o zamanlar kadınbudu köfteden, dolmaya kadar her yemeği öğrendim. Bazen düşünüyorum da, Tanrı benim yalnız kalacağımı biliyormuş da, o yüzden yemek yapmasını öğrenmişim.

Ancak her yemeği yaparım da, lahana sarmayı bir türlü beceremedim. Ben de kendime göre bir teknik geliştirdim. Lahanayı açıp, malzemeyi ortasına yerleştirip, bohça gibi katlıyorum, açılmasın diye de iple bağlayıp, tencereye öyle koyuyorum. Harika oluyor vallaha, size de tavsiye ederim.Yüreği sevgi dolu bir eş arıyorum

- Eşimi kaybettikten sonra, tabii dul bir erkek olarak, arkadaşlarım beni yeniden evlendirmek için seferber oldular. Beni bugüne kadar 14 bayanla tanıştırdılar. Ancak ben hiçbirinden "elektrik" alamadım. Benim bir kadında aradığım özellikler, öncelikle hanımefendi olması. Yüreği sevgi dolu ve merhametli olması, hastalandığımda benim için koşturması. Eğer böyle birisini bulursam evleneceğim."Kalk! Amcan seni attaya götürecek"

Ben ölüme her zaman hazırım, hiç gözüm arkada değil. Ölümden korkmuyorum çünkü çok güzel bir hayat yaşadım, hala da yaşıyorum. Şu andan sonra neden korkayım ki zaten. Dünyayı dolaştım, çocuklarımı okuttum, torunlarım büyüdü. Bundan sonra tek amacım, şiirlerimi, bestelerimi birileri okusun, duysun. Tanrının işine karışılmaz ama ne zaman isterse buyursun alsın canımı.

Size bir de fıkra anlatayım:

"Yaşlı adamın biri Azrail'den çok korkuyormuş. Düşündükçe ödü patlıyormuş. Bir gün, yanında ağzında emziğiyle uyumakta olan torunu varken, Azrail gelmiş. Adam, Azrail'i görür görmez kendini yatağa atmış, üstüne örtüyü örtmüş, ağzına da bir emzik almış. Güya bebek taklidi yapıyor. Azrail de adama iyice yaklaşmış ve "Kalk" demiş, "Amcan seni attaya götürecek..."20 yıl çalıştı 31 yıldır emekli

İsmail Köylü, henüz 18-19 yaşındayken, Hava Kuvvetleri'ne astsubay olarak katılmış. Elekrojen dalında eğitim almak üzere bir yıl Amerika'ya iki yıl da Belçika'ya gönderilen Köylü, ıngilizce ve Fransızca da öğrenmiş.

Hizmette 20 yılı geride bırakan İsmail Köylü, henüz 38 yaşındayken emekliye ayrılmış.

Düşünebiliyor musunuz; 2 lisan bilen, mesleğinde uzmanlaşan, eğitimi için devlet kesesinden büyük paralar ödenen bir vatandaş, hayatının ve mesleğinin en verimli çağında bir kenara konulabiliyor.

Şu anda 70 yaşında olan Köylü, tam 31 yıldır emekli.

Allah ömür versin... 100 yaşına kadar yaşarsa,62 yıllık emekli olmuş olacak.BİR ŞİİR

İsmail Köylü'nün "Hüzünlü Aşk Yaprakları" isimli kitabından bir şiir:

SEVGİNLE

Sevginle ruhumda bir AŞK yarattın,
Yaşadım, mutlu bir hayat seninle.
Aşkınla beni yeniden yarattın,
ınan ki sevdim seni ömrümce

Sadettin KAPLAN

Şubat 12, 2011

1944 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu ilçede, orta öğrenimini parasız yatılı olarak Erzurum lisesinde tamamladıktan sonra 1964 yılında girdiği Astsubay Okulundan 1966 yılında mezun oldu. Jandarma teşkilatında yurdun muhtelif il ve ilçelerinde 20 yıl hizmetten sonra, 1986 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.

Daha ortaokul ve lise yıllarında yerel gazetelerde şiir ve yazıları yayınlanan Sadettin Kaplan, askerlik hizmeti sırasında da Hareket, Boğaziçi, Ece, Kültür ve Sanat, Edebiyatta Çığır, Size ve Türk Edebiyatı gibi dergilerde şiir ve hikâyeleri yayınlandı.

Emekliye ayrıldıktan sonra Türkiye Gazetesi ve Türkiye Çocuk Dergisi yazar kadrosuna giren yazarın profesyonel çalışmaları bu tarihten sonra başladı.

Edebiyatın hemen her dalında eser veren Kaplan’ın, kitapları dışında tiyatro, senaryo ve radyo oyunları da radyo ve televizyonlarda yayımlanmaktadır…

Sadettin Kaplan’ın yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:

ROMAN:Kara Kasırga, Şahidim Kılıcımdır, Plevne’ye Saplanan Tuğ, Uçurumun Çağrısı, İğde Dalı, Anatolia’nın Etekleri, Dağların Türküsü, Bir Demet Leyla, Unutulmayan Sevdâlar Serisi (7 Kitap)

HİKÂYE:Yunus Meltemi, Sığ Sular, Camda Sinek Ezmek.

MASAL:Heybe

DENEME:Zamanın Zembereği, At Nalında Diş Yarası, Ölüler de Öldürülür.

İNCELEME:Beş Şair (T. Fikret, M. Akif, Y. Kemal, N. Hikmet, N. Fâzıl.) Şiirin Kanadında,

Şiirin Sultanları ve Sultanların Şiirleri.

ŞİİRLER:Ferman, Sular susadıkça, Gönül Cemresi, Gülendam, Esmâ’dan Esintiler,

Düş Bedestânı…

DİNÎ ESER:Gençler İçin Peygamberler Tarihi (10 Kitap)

Çocuk edebiyatı alanında da birçok eser veren yazarın çocuklara yönelik roman, hikâye ve masal türü 70 civarındaki kitapları bu listenin dışındadır.

İlesam, Mesam, Yazarlar Birliği, Yazarlar Sendikası ve Birsad üyesi olan Sadettin Kaplan’ın Çevre, Kültür, Devlet Bakanlıklarıyla, muhtelif kurum ve kuruluşlardan ödülleri bulunmaktadır.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN... Zorlu görev yıllarımızda evlatlarımızı doyasıya sevemeden, birçok kez sadece uyurken saçlarını okşayan,ama hayatını onlara feda edip çok mükemmel evlatlar yetiştiren başta Assubay Babalar ve yüreğinde baba sevgisi, şefkati olanların bu mutlu gününü kutlar; sağlık, başarı ve mutluluk dolu nice yıllar dileriz. Hayattan göçenlerimiz...
Pazar, 19 Haziran 2022
SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZIN 103. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN. 19 MAYIS, EMPERYALİST İŞGALE KARŞI MİLLİ DURUŞUMUZDUR! 19 Mayıs 1919; Anadolu'nun emperyalistlerce ișgaline baș kaldırarak dur diyen Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Samsun'a ayak basması ile başlayan, Erzurum ve Sivas kongreleriyle kararlaştırılan, 11 Ekim 1922 Mudanya Müt...
Perşembe, 19 Mayıs 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
TÜM ANNELERİMİZİN VE YÜREĞİNDE ANNE SEVGİSİ OLAN KADINLARIMIZIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN. "Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş,bir evlat pir olsa da Ana'ya muhtaç imiş." Analar bizi dünyaya getiren, evlatlarımızı bize bağışlayan yüce insanlar, onlara minnettarız. Anneler gününde emekleri ve aziz hatıraları önünde saygı ile eğilirken annel...
Pazar, 08 Mayıs 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ