EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

TEMAD YÖNETİMİ'nin haklarımız konusundaki başarısızlığının yanı sıra birçok meslektaşımızın endişe ile izlediği ticari faaliyetlerdeki başarısızlık, son olarak da gelecek vaad edilerek  assubayların çalışmayan eş ve kızlarının ortak edildiği KOOPERATİF hakkındaki İSTEMAD başkanının iddialarını assubay kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.Saygılarımızla. 

İstanbul Emekli Assubaylar Derneği Başkanı İbrahim KOLDAMCA ile önemli bir söyleşi yaptık; TEMAD Gn.Bşk.
Ahmet KESER'in TEMAD İstanbul İl Başkanlığını yürüten şubeyi kapatması üzerine kurulan İSTEMAD ve onun 
başkanı sosyal meda üzerinden Ahmet KESER'e önemli sorular yöneltti ve belgeleri açıklayacağını duyurdu...
 

Biz de PES24 olarak kendisine neyi açıklayacağını sorduk.

 PES24 : Sn. Koldamca;  öncelikle TEMAD'ın kooperatifi ile ilgili  çok iddialı bir açıklamada bulundunuz ve bazı belgeleri açıklayacağınızı facebook sayfanızda yazdınız. Neyi açıklayacaksınız? Buyurun sizi dinliyoruz.

KOLDAMCA: Öncelikle tüm meslektaşlarımı sevgi ve saygı ile selamlıyorum.  İlk önce şunu belirtmekte fayda var.  Adı geçen " S.S ANADOLU ORGANİK GIDA ÜRÜNLERİ ÜRETİM VE TÜKETİM KOOPERATİFİ" TEMAD'ın değil, Ahmet KESER ve beraberindekilerin kurduğu kişisel tüketim kooperatifidir.

PES24: Nasıl yani? Kooperatif TEMAD'ın değil mi? Kooperatifin TEMAD'ın resmi internet sayfasında "

Hatta TEMAD Başkanı Ahmet KESER'in 4 yıllığına başkan seçildiği bile 15 Temmuz 2016 tarihinde TEMAD'ın internet sitesinde duyuruldu.

KOLDAMCA: Bakınız size aşağıda bir belge sunuyorum? Bu belge söz konusu kooperatifin kuruluş belgesidir. Belgede TEMAD Tüzel kişiliği ile ilgili en ufak bir ibare var mı? Bu kooperatif asla TEMAD'ın değildir. İşte size belgesi.

PES24: Yani bu belgeye göre kooperatif TEMAD'ın değil öyle mi?

KOLDAMCA: Kooperatifin kuruluş belgelerinde,  S.S ANADOLU ORGANİK GIDA ÜRÜNLERİ ÜRETİM VE TÜKETİM KOOPERATİFİ olarak ismi geçiyor. 1 Haziran 2016 tarihinde TEMAD adı ile duyurdular, 15 Haziran 2016'da TEMAD Başkanı 4 yıllığına seçildi dediler ama kuruluş belgesinde TEMAD'ın T'si bile yok!  Yani TEMAD yönetimi değişse bile kooperatif yönetimi değişmeyecek ve yeni gelen TEMAD yönetiminin kooperatif üzerinde hiç bir hakkı olmayacak. Tıpkı daha önce kurdukları TEMAD şirketinde olduğu gibi. TEMAD'ın bu kooperatif ve şirket üzerinde hiç bir tasarrufu olamaz.

AHMET KESER VE YÖNETİMİ KOOPERATİFTEN HUZUR HAKKI VE HARCIRAH  ALIYOR MU?

PES24: Sayın Koldamca , defalarca yazıldı çizildi ve sizde bu soruyu sordunuz? Sizdeki belge ve bilgilere göre kooperatiften maaş huzur hakkı vs. alan var mı?

KOLDAMCA: Bakınız, konunun sık sık sosyal medyada gündeme gelmesine rağmen Ahmet KESER, bu konudaki  soruları cevapsız bırakmıştı.  Elimizdeki belgelere göre  kooperatif yönetim kurulu üyelerinin belirli miktarlarda huzur hakkı ve harcırah alması yönünde karar alındığı ortaya çıktı.

PES24: Kim ne kadar  maaş huzur hakkı vs. alıyor?

KOLDAMCA:  Söz konusu  Kooperatifin Genel kurulun da alınan ve aşağıda paylaştığımız belgedeki 4 no'lu karara göre; Yönetim Kurulu Başkanına (Ahmet KESER) aylık 1.000 TL. huzur hakkı, yurtiçi için günlük net 150 TL, ve yurtdışı için günlük net 300 TL. olmak üzere harcırah kullanma hakkı verildi.

Basit bir hesap yaparsak,  Ahmet KESER,  aylık 1000 TL. huzur hakkı alacak. Artı 30 günlük yurtiçi harcırah hakkını kullandığında 30 gün x 150 TL.'den 4. 500 TL.  net ödeme alacak.  

Bu şekilde 

PES24: Aylık 2800 TL. civarında maaş alan emekli astsubaylar için, aylık 5000 veya 10.000 TL gibi rakamlar büyük para sayılmaz mı? 

KOLDAMCA: Astsubaylar,  100TL. lik denge tazminatını almak için yıllarca  mücadele ederken, göbekleri çatlarken, Ahmet Keser günlük 150 - 350 TL. almak için kooperatiften karar çıkartmasını başka türlü açıklayamazdık.

Daha bitmedi, aynı şekilde Kooperatifin Yönetim Kurulu üyeleri aylık 750 TL. huzur hakkı, alacak.  Yine Yönetim Kurulu üyelerinin de tıpkı KESER'de olduğu gibi yurtiçi için günlük net 150 TL, ve yurdışı için günlük net 300 TL. olmak üzere harcırah kullanma hakkı var.

 kurulu üyelerine ise yılda iki defa 1.000'er TL. ödeme yapılacak. İşte size belgesi.

Normalde bir kooperatifin başkanının yönetiminin huzur hakkı almasına kimse bir şey diyemez ama siz TEMAD adına kooperatif kurduk diyorsanız konu farklı.

KOOPERATİF ÜYELER ADINA BANKALARDAN KREDİ ÇEKEBİLECEK Mİ?

PES24: Kooperatif bankalardan finans kuruluşlarından kredi çekecek mi?

KOLDAMCA: Evet bu konuda da karar almışlar. Kooperatifin  bankalardan kredi çekme yetkisi olduğu ortaya çıktı.

PES24 : Kredi çekilirse kim ödeyecek?

KOLDAMCA: Tabi ki üyeler ödeyecek. Bu maddeye göre kooperatif yönetimi,  üyeler adına bankadan kredi çekerek her üyeyi borçlandırabilir ve mevcut üye payına düşen kadar bu borcu ödemek zorunda kalır.

 Kısacası kooperatife üye olan astsubay eşleri, uzman çavuş eşleri, şehit ve gazi eşleri kooperatif bankadan kredi çekerse, söz konusu kredi borcunu ödemek zorunda kalabilir.

Bakın ben belgeli konuşuyorum. Kafamdan uydurmuyorum. İşte bakın, Söz konusu kooperatifin genel kurulunda almış olduğu 16 No'lu kararda (Madde 16)"Bankalardan ve finansal kuruluşlardan, kooperatif adına teminat göstermek kaydıyla, kredi çekme yetkisi, oybirliği ile yönetim kuruluna verildi" denilmektedir.

İşte  o belge.
 

Yine basit bir hesap yaparsak, yaklaşık 1800-2000 üyesinin olduğu tahmin edilen söz konusu kooperatiften her üye adına 2 Bin TL. kredi çekildiğinde yaklaşık 3 - 4 Milyon TL. ( Eski para ile 3-4 trilyon)  kredi alınabileceği tahmin edilmektedir.

ÜYELERE ŞOK! HER ÜYE 2000 TL. BORÇLANDIRILDI! 

PES24 : Bir de üyelerin borçalandırıldığını söylüyorsunuz, o nasıl oluyor?

KOLDAMCA : Yapılan olağanüstü genel kurulda alınan kararlardan biri de üyelerin 2.000 TL. borçlandırılması. 

Ayrıca ödemeyi geciktiren üyeye % 1 gecikme cezası uygulanacağı belirtilmiş. 

Yani söz konusu kooperatife üye olan her kişi 5 taksit halinde toplam 2.000 TL. ödemek zorunda. Ahmet KESER, kooperatif ile ilgili konuştuğu youtube videosunda ise; "sadece bir imza atmalarının yeterli olacağını" belirtmişti.  Atılan imzalar tüm kooperatif üyelerine 2.000 TL. olarak geri dönmüş oldu.

Buyurun açıklayacağız dediğimiz bir belge daha.

KOOPERATİF KURUCUSU BAZI ÜYELER HAKKINDAKİ,  'FETÖ VE SAHTEKARLIKTAN YARGILANDIĞI'  İDDİALAR İÇİN NE DİYORSUNUZ? 

PES24: Kooperatifin Kurucuları için söyleyeceğiniz bir husus var mı?

KOLDAMCA: TEMAD Eski Yönetim Kurulu Üyelerinden ve Genel Başkan Yardımcılarından Sami Başkaya iki kooperatif kurucusunun fetö'den tutuklandığı facebook'ta yazmıştı. 16 Ağustos 2017 tarihli "YARINA KALIRDA; YANINA KALIR MI..! (3)"  ismi ile paylaştığı yazısında, TEMAD'ın kurduğu iddia edilen kooperatifin"kurucu yedi üyesinden ikisi FETÖ den tutukluymuş, yok bir diğer üye evrakta sahtecilikten yargılanıyormuş. Ben inanmak istemiyorum." şeklinde bir cümle kullanmıştı. Sami Başkaya düne kadar bu işlerin içindeydi, Genel Başkan yardımcısıydı. Bir çok kişiyi kooperatife üye eden kişiydi.  Bu nedenle sözleri çok önemli. 

Şimdi sadece bu değil, yine Sami Başkaya "YARINA KALIR DA YANINA KALIR MI 4"isimli yazısında  "Buradan tüm meslektaşlarımdan istirham ediyorum. Sn. Genel Başkan şubenize yörenize geldiğinde özellikle sorun; Kooperatifin kurucu yedi üyesi kimlerden oluşuyor. Yedi üyeden ikisinin FETÖ den tutuklandığı doğrumu ? Yine 26 kişilik listede olan bir üyenin, evrakta dolandırıcılıktan ağır cezada yargılandığı doğru mu ?" diye soruyor. 

Bunlar yenilir yutulur iddialar değil. Ayrıca yine kuruculardan birinin FETÖ'den ihraç edildiği yönünde iddialar var.  Sanırım zamanı geldikçe bu husular da ortaya çıkacaktır. Çünkü gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir alışkanlığı vardır.

 

ASTSUBAYLAR KENDİLERİ KOOPERATİF KURAMIYORMU DA, EMEKLİ BİNBAŞI İLE KOOPERATİF KURULUYOR?

PES24 : Bu kadar astsubay  varken neden emekli bir subay (jandarma binbaşı), polis kökenliler  ve  TBMM'de çalışan biri ile kooperatif kuruldu.

KOLDAMCA: Aslında bu konu büyük bir organizasyon. Sami BAŞKAYA'nın kooperatif kurucuları hakkında söylediği sözler aslında çok önemli. Şöyle düşünün astsubay derneğinin diye bir kooperatif kuruyorsunuz, içinde  emniyet müdürü seviyesinde polisler, emekli subay, TBMM'de çalışan kişi vs. oluyor! Hazirun listesini incelediğimizde  içinde bir başka askeri statüdeki derneğin başkanın da olduğunu görüyoruz.  Dediğimi gibi bu büyük bir organizasyondur.

Çok basit bir örnek vereyim, olağanüstü genel kuruldaki kooperatifin son hazirun listesinde soyadı aynı olan 3 bayan var. Bu ne demek? Başka kimse yok mu?Yani koskoca Ankara'da hiç kooperatif üyesi emekli astsubay yok mu? 

Sami Başkaya'nın yazısında belirttiği hususlar doğru ise, Kooperatifte apar topar olağanüstü genel kurul yapılması oldukça düşündürücüdür. Bu husus iyi analiz etmek gerekir.

KESER'in "Jandarma astsubayların % 40'ı, havacı astsubayların %10'u FETÖ'cü" açıklamalarının, BAŞKAYA'nın kooperatif kurucu üyeleri konusunda yaşandığı iddia edilen sıkıntıları örtbas etmek için olduğunu düşünüyorum.  Yani bir nevi hedef saptırma olabilir.

Başka türlü bir astsubay derneği başkanı bu şekilde saçma sapan bir beyanat veremez.

Ayrıca kooperatifin 2016 ve 2017 yılında yapılan Genel ve Olağanüstü Genel Kurulları hazirun listeleri inceledik. Hazirun listesinde isimler arasında gelen ve gidenler  var. Bu konunun da iyi incelenmesi gerekir.

Son olarak şunu belirteyim, yukarıda arz ettiğim bilgi ve belgelere inanmayan kooperatif üyeleri belgelerin asıllarına BİMER, CİMER veya avukatları aracılığıyla ulaşabilir.

PES24: Sayın Koldamca, peki TEMAD'ın kuracağı vakıf konusunda ne düşünüyorsunuz?

KOLDAMCA; Bakınız TEMAD özel kanunla kurulmuş, kamu yararına faaliyet gösteren bir dernek, şu an vakıfların yaptığı her işi yapabilir. Vakıf konusunda amacın farklı olduğunu düşünüyorum.

Ahmet KESER TEMAD'dan gideceğini biliyor.  Ahmet KESER'in miadı dolmuştur. KESER, TEMAD'dan gidince ETİMESGUT'da tekrar emlakçılık yapmayı düşünmüyor sanırım.  Kooperatif, vakıf vs. ile kendine TEMAD sonrası makam hazırlıyor hepsi bu.

PES24: Sayın Koldamca, Açıklamalarınız  TEMAD seçimleri arefesinde oldukça ses getirecek türden. Açıklamalarınız için çok teşekkür ederiz.

KOLDAMCA: Bakınız KESER, TEMAD Sitesinde seçim startını verdiğini açıklıyor ama seçim tarihini bir türlü açıklayamıyor. Korkunun ecele faydası yok. KESER bu kez gidecek.  Artık KESER'in miadı doldu. Astsubaylar yeni bir liderle mücadelelerine devam etmelidir.

Bana bu fırsatı sunduğunuz  için teşekkür eder, tüm assubay camiasına saygılarımı sunarım.

KAYNAK : 

http://www.pes24.com/gundem/son-dakika-kooperatif-dosyasi-patladi/5055

 

Sevgili gençler, Milli Savunma Üniversitesi ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisini öğrenci alımı ile ilgili ilanlarını okuyorsunuzdur.

Her şeyden önce bu sınav ve mülakatlara giren tüm gençlerimize başarılar diliyorum.

Bu Üniversite ve Akademinin Astsubay MYO'ları ve Harp okullarına öğrenci alınacağı gibi Lisans ve Önlisans mezunları da ''Temel Askerlik Eğitimi''nden sonra Subay-Astsubay olabileceklerdir.


Şimdi, özlük haklarınız (MALİ) konusunda NET anlaşılabilir bazı örnekler vermek istiyorum izninizle; Devlet memurları kanunlarında Aylık Gösterge ve Ek Gösterge tabloları vardır.
1. Üniversite ve Akdeminin harp okullarında okuyanlar subay olarak mezun olduğunda göreve sekizinci derecenin birinci kademesinden (8/1) başlayacaklar.
2. Üniversite ve Akademinin Astsubay MYO'nda okuyanlar Atsubay olarak mezun olduğunda dokuzuncu derecenin birinci kademesinden (9/1) göreve başlayacaklar.
3. İçişleri Bakanlığı bünyesinde iki (2) Akademi var. Polis MYO mezunları (Önlisans) göreve dokuzuncu derecenin ikinci kademesinden (9/2) başlarken Jandarma Akademisi Astsubay MYO'dan mezun (Önlisans) olanlar ise göreve dokuzuncu derecenin birinci kademesinden (9/1) başlayacaklar.

4. Hem subaylık hem de Astsubaylık sınavlarına girme hakkı olan LİSANS mezunu olan gençlerden sınav ve mülakatlarda başarılı olup temel askerlik eğitimine alınanlardan; Temel askerlik eğitiminden sonra subay olanlar göreve sekizinci derecenin birinci kademesinden (8/1), astsubay olanlar ise bir kademe geriden yani; dokuzuncu derecenin üçüncü kademesinden (9/3) göreve başlayacaklar.
5. Milli Savunma Üniversitesi ve Jandarma ve Sahil Güvenlik akademisinin sınav ve mülakatlarında başarılı olup Astsubaylık temel askerlik eğitimine alınan ÖNLİSANS mezunları eğitimden sonra göreve dokuzuncu derecenin birinci kademesinden (9/1) başlayacaklar. İçişleri B.'lığının diğer Akademisinde polis MYO'dan mezun olan ÖNLİSANS mezunu gençler ise göreve dokuzuncu derecenin ikinci kademesinden (9/2) başlayacaklar.


Bu konular hakkında bilgi sahibi olarak mesleğe girmekte fayda var.;Yoksa bize söylediklerinin aynısını size de söylecekler, yani;

''Mesleğe girerken bunları bilerek girdiniz'' diyecekler. Oysa ki; 14-15 yaşında bu ayrıntıları bilmek mümkün mü?
İster subay olsun ister astsubay olsun o yaşlarda bu konuları bilmenin ve öğrenebilmenin imkanı yok. Sağlıklar dilerim...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim


Fahrettin BAĞRI 
(E) Maliye Astsubayı

 

Başta şehit ailelerimiz,gazilerimiz ve gazi ailelerimiz olmak üzere tüm meslektaşlarımızın, Türk milletinin bayramını kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği sağlık,başarı ve mutluluk dolu nice bayramlar dileriz. Sevgi ve saygılarımızla.

   

                                                 SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 

İletişim çağında internetle tanışmadan önce birçoğumuz TEMAY ve TEMAD’ı tanımıyordu tanıyanların büyük bölümü ise mahalle kahvesi görünümündeki lokalleri olan, sesimizin duyurulmasında sorunlarımızın çözümünde hiçbir katkısı olmayan bir kurum olarak hatırlıyorlardı.

Yıllardır ön yargılarla oluşan haksızlığı hukuksuzluğu,vicdansızlığı kamuoyu ile paylaşmak haklı taleplerimize çözüm bulmak adına bilgili donanımlı özverili üyelerine saygılı bir yönetimin ihdası için kolları sıvadık .

TEMAD Gn.Mrk. yönetimine aday olanlar içerisinde hepimizin UMUT olarak gördüğü Ahmet KESER tüzükteki  Amaçların yanı sıra birçok vaatlerde bulunarak seçildi;  kendisine de mücadele tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini verdik.

Makamın,paranın gücü ile kendini bulunmaz hint kumaşı zanneden Ahmet KESER önce birlikte yola çıktığı arkadaşlarını terk etti.

Önerilerimizi,eleştirilerimizi dikkate almak bir yana eleştiride bulunan, özveri ile mücadeleye katkı sağlayan arkadaşlarımıza hakaret ve iftiralarda bulunan ahlaksız müfterileri destekledi, özel hayatlarımızı bile tehdit unsuru olarak kullanabilir miyiz düşüncesi ile  irdelemeye başladılar.

Görevden tanıdığımız birilerine yaslanmadan ayakta duramayan nemacı yalakaların algı operasyonları,alkışları KESER döneminde bir tek başarının elde edilmediği gerçeğini değiştirmeye yetmedi , tesadüfi kazanımları sahiplenme kurnazlığı ile gündem değiştirmek, saltanatı sürdürmek adına ne  kendisine ne assubaylara yararı dokunmayan  ticari faaliyetlere ve komisyonculuğa hız verdiler.

Milyonluk destekler,hazine yardımları,aidat gayrimenkul gelirleri yanı sıra TEMAD  adını kullanarak dağ başında yüz misli fiyatla arsa diye satılmaya çalışılan tarla hisseleri, piyasanın çok üzerinde pazarlanan geziler,AB kadın istihdamı fonundan yararlanmak için assubayların çalışmayan eş ve kızları adına alınan kredilerle kurulan  Ahmet KESER’in kendini maaşlı başkan yaptığı kooperatifle de somut bir başarı elde edilemeyip  umutlar yerini hayal kırıklığına bırakmışken şimdi de TEMAD’ı bir meçhule sürükleyebilecek olan TEMAD Vakfı kurulmaya çalışılıyor .

Blançosunu zararla kapatan  genel merkez yönetimi ve riyakar takımından   TEMAD A.Ş. Torku ve Oyak’ı geçecek masallarını değil gerçeği öğrenmek istiyoruz.

Türkiye'nin en etkin ve saygın STK durumunda iken   asli görevi olan sorunları çözme şansını kaçıran TEMAD , başkanın kişisel hırs ve hesapları yüzünden muhatapları ile kavgalı, genelkurmay nizamiyesinden alınmayan ve tükenme noktasına getirilen bir dernek oldu .

TSK yeniden yapılandığı bir dönemde TEMAD yönetimi ortada yok.

Assubay toplumuna  bunu yaşatmak ne kimsenin hakkı ne de haddi değildir .

Bu tür çekişmelerden sonra  meslektaşlarımızın meslek hayatını pamuk ipliğine bağlayan yeni disiplin yasası, kadrosu astsubay olan komutanlıkların,askerlik şube başkanlıkları kadrolarının subay yapılması, yazılı ve sözlü  vaatlere rağmen başlangıç derecelerindeki adaletsizliklerin giderilmesi, hak edilen tazminatları  çıkarılmasının ertelenmesi,meslektaşlarımıza baskıların artması bu olumsuz davranışlara birer tepkidir.

SADECE YALAKALARININ VE NEMACILARININ ALKIŞLADIĞI VE MUTLU OLDUĞU MEVCUT  TEMAD YÖNETİMİ VE ÖZELLİKLE AHMET KESER’İN   HAKLARIMIZ ÖNÜNDE BİR ENGEL OLDUGUNU BİLİYORDUK, ARTIK KESİNLEŞTİĞİNİ ANLADIK...

Genel merkez böyle olunca elbette şubeler de onların etkisinde kalacaktır. KADIKÖY-KONYA-ANTALYA-NARLIDERE-KARŞIYAKA gibi üyelerine hizmet ve destek sunan  istisna şubeler dışındaki şubelerimizde zaten TÜZÜK’teki kısıtlamalarında etkisi altında birer lokal işletmecisi durumuna geldiler.

Bazı şubelerimiz  lokal işletmesini de beceremiyor, mahalle kahveleri  KİRA-VERGİ-ELEKTİRİK-SU-ISITMA-PERSONEL giderlerini karşılayıp ev geçindirdikleri halde kirası olmayan belediyelerden yardım  alan, üyelerin aidat gelirlerine rağmen nedense zarar ediyorlar (!)

TEMAD BALÇOVA şubesi bu olumsuzluğa bir örnektir.

Belediyenin tahsis ettiği kira ödenmeyen,belediyenin her türlü maddi ve manevi desteğini alan  lokantası,berberi,kuaförü nişan gibi etkinliklere kiraya verilen lokali olan,düne kadar şubenin restorasyon kredisini ödeyip muhasibine şube hizmetlerinde kullandığı aracı için ayda 600 lira benzin parası ödeyen şube ne yazık ki zarar ediyormuş... 

Yüksek lisanslı başkan  zararı önlemek için harika bir çözüm bularak kumarhanelerde  MANO tabir edilen gelirin benzerini arkadaşları ile zaman geçirmek için oyun oynayan aidat ödeyen üyelerden yedikleri içtiklerinin ücreti dışında  SAAT BAŞI OYUN ÜCRETİ  uygulamasını koyunca doğal olarak tepki  ile karşılaşmış tepkilere İHRAÇ tehdidinde bulunulması üzerine meslektaşlarımız şubeyi boykot etmişler ve bu aymazlığın sonlandırılması adına OLAĞAN ÜSTÜ SEÇİM İÇİN TÜZÜKTE ÖNGÖRÜLEN İMZAYI TOPLAYARAK SEÇİM TALEBİNİ ŞUBE VE GENEL MERKEZE BİLDİRMİŞLERDİR. Bunun bilgisini sizlerle paylaştık.

Normalde TÜZÜK ve temaüller gereği 1 ay içinde olağan üstü seçim yapılması gerekir değil mi?

Genel merkeze yakınlığı ile bilinen muhtemelen delegeleri ile oy verecek başkanı kaybetmek istemeyen Genel merkez 18 Temmuz 2017 tarihli yazısı ile OLAĞAN ÜSTÜ SEÇİM İLE İLGİLİ SUNULAN BELGE VE İMZALARLA İLGİLİ TEREDDÜTLER (!) OLUŞMUŞTUR. MÜRACAAT SAHİBİ ÜYELERDEN YAZILI OLARAK NOTER TASTİKLİ İMZA ÖRNEKLERİ İSTENMESİ  HALİNDE TALEBİN DEĞERLENDİRİLECEĞİNİ  şube başkanlığına bildirmiş şube de bu talebi imza veren üyelere duyurmuş SEÇİM ENGELLENMİŞTİR.

Bu hukuk ve mantık dışı talep tüzüğün hangi maddesinde vardır ,TEMAD tarihinde  bugüne kadar böyle bir istek ve uygulama yapılmış mıdır? İşlerine gelinen konularda üyelerimizin delegelerimizin oyuna özgür iradesine saygı duyun diyenler bu hukuksuzluğa son vermelidirler.

Buradan genel merkez ve aynı zihniyette olan şubelere sesleniyoruz; SİZLER BİZLERİN KOMUTANI PATRONU DEĞİLSİNİZ ŞUBELER BABANIZIN MALI DEĞİL ASSUBAYLARINDIR.

O koltuk ve makamlara sizi kimse zorla getirmedi ve tutmuyor. Başaramıyorsanız assubayların geleceği ile oynamayın istifa denilen onurlu işlemin gereğini yapın, aksi halde bunun vebalini, ayıbını mutlaka yaşarsınız...

Assubay kamuoyuna saygı ile duyurulur.

                                                     SİTE ve E.ASSUBAYLAR GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 


 

 

Haberde belirtildiği gibi 100 yıl önce İngilizler tarafından ŞAM’dan alınarak İngiltere’ye götürüldüğü belirtilen Türk bayrağının  2014 yılında ülkemize iade edildiği haberlerinin basında yer alması üzerine meslekdaşımız Sn.Şükrü Irbık bayrağın orijinal olmadığını iddia ederek TBMM  incelenmesi talebinde bulunmuştur; Bununla ilgili basında yer alan haberi bilgilerinize sunuyorum.

                                                                                                                                                            Oktay İPEK E.Dz.Asb. 

 

LONDRA’DAN ALINAN BAYRAK ORİJİNALMİ ? BAKANLIK İNCELEME BAŞLATTI..

 Şam’dan yaklaşık 100 yıl önce İngiliz General Edmund Allenby tarafından alınarak İngiltere’ye götürüldüğü iddia edilen ve

2014’te ülkeye iade edilen Türk bayrağı tartışma yarattı;

Bayrağın orijinal olmadığını iddia eden emekli astsubay Şükrü Irbık “100 senelik bayrağı o kadar mükemmel bir şekilde tutamazsınız” diyerek ipliğinden,dikişine,ebatına kadar incelenmesi istemiyle Meclise başvurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Meclise verdiği yanıtta bayrakla ilgili inceleme başlatıldığını kaydetti;

Ankara’dan TBMM Dilekçe Komisyonu’na yazan Irbık, eski Londra Büyükelçisi Ünal Çevikgöz’ün 2014’te Londra yakınlarında bulunan Hailebury Okulu’nda teslim aldığı tarihi Türk bayrağını sorguladı. Irbık, Birinci Dünya Savaşı sırasında Şam’da Osmanlı karargahının İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilmesiyle birlikte İngiltere’ye getirildiği ifade edilen bayrakla ilgili olarak dilekçesinde şu talepte bulundu:


DİKİŞ, İPLİK TAHLİLİ YAPISIN

“Suriye’deki savaşlar esnâsında astsubay olan dedesinin, 1918 senesinde bir Osmanlı Bayrağını ele geçirdiğini iddia eden Jack Turner isimli 17 yaşındaki bir İngiliz talebesi, iş bu bayrağı Türkiye’ye teslim etmek istedi. Londra Büyükelçimiz Sayın Çeviköz, söze konu bayrağı 2014 senesinde teslim aldı ve Dışişleri Bakanlığına gönderdi. Turner’un Osmanlı bayrağı olduğunu iddia ettiği bayrağın; hakikî ve devlet demirbaşına kayıtlı bir Osmanlı Bayrağı olup olmadığının tetkik/tahlil edilmesini ve bu bayrağın renk, ebat, dikiş, iplik kumaş ve saire tahlilinin yapılmasını talep ediyorum.”

BU BAYRAK SAHTEDİR

Irbık, bayrağın sahte olduğunu savundu. 1918 yılında Şam civarında ele geçirilen 46’ıncı piyade alayının sancağınının fotoğraflarını gösteren Irbık, iddiası ile ilgili Hürriyet’e şunları söyledi:

“Sancağımızın her iki yüzünde de 100 senenin acı ve teessür dolu derin izleri var. Has ipek kumaş üzerine altın simli ibrişim iplik ile hazırlanan, çok sağlam ve dayanıklı olan bu sancağımız uygun yerde muhafaza edilmesine rağmen 100 senenin yorgunluğunu gizleyemiyor. Büyükelçimize teslim edilen bayrak, 100 senelik bir bayrağa benziyor mu sizce? Ben emekli bir askerim, bayrak konusunda hassasiyetimiz vardır. Gördüğümüzde bir yanlışı varsa anlarım. Bayrak tarihini araştırdım, bilgim var. Bence bu bayrak sahtedir. İşin içinde tam bir kumpas var. Bu bayrağın 1918 senesinde Osmanlının çıkarttığı bayraklarla ilişkisi var mı? İpliğini, ebatını ayrı ayrı sordum. Bu bayrağın Osmanlı envanterine kayıtlı olduğuna dair bir bilgi yok. ‘Arşivimizde esir alınan Bayrağımız hakkında bir kayıt var mı?’ diye sordum. Genelkurmay ATASE Daire Başkanlığı’ndan da bana bir bilgi gelmedi. Bu şüphemi katlayınca Meclise başvurdum. 

O KADAR DİRİ TUTAMAZ

Askerler olarak biz bayrağa aşığız, gördüğümüz an ne olduğunu anlarız. Osmanlının kullandığı bayraklara göz aşinalığım vardır. Teslim edilen bayrağın fotoğrafına baktım, 100 senelik bir bayrak söz konusu. 100 senelik bayrağı o kadar mükemmel bir şekilde tutamazsanız. Haklı da çıktım. Şu anda dilekçem ortada kaldı, kimse ‘1918’de Osmanlı İmparatorluğunda böyle bir bayrak vardı, biz onu kaptırdık’ diyemedi. Devlet bu bayrağın kendilerine ait olduğunu ispatlayamadı.”

CUMHURİYET MÜZESİ’NDE SERGİLENİYOR

Irbık’ın dilekçesini işleme alan Komisyon, konuyu Kültür ve Turizm ile Dışişleri Bakanlığı’na sordu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Komisyona “Ankara Cumhuriyet Müzesi Müdürlüğü’nde sergilenmekte olan bayrağa ilişkin teknik inceleme çalışmaları Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce başlatıldı” yanıtını gönderdi. Dışişleri Bakanlığı ise “Bayrak 29 Aralık 2014’te KTB’ye teslim edildi. KTB ve Genelkurmay Başkanlığı, bayrağın tarihî niteliği ve orijinal olup olmadığı konularında gerekli yetkinliğe sahiptir” açıklamasını yaptı.

 

KAYNAK : Umut ERDEM - HÜRRİYET     

http://www.hurriyet.com.tr/londradan-alinan-bayrak-orjinal-mi-bakanlik-inceleme-baslatti-40537077


Yüce Önderin bundan tam 97 yıl önce 31 Temmuz 1920 akşamı Afyon Kolordu karargâhında Zabitana yaptığı konuşma pek az bilinir… Gözlerim yaşararak bu konuşmayı okuyorum:(1)

 “Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiat en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

Kuvvet ordudur…

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler.

 

Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.

Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için, mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.

Bu hakikat karsısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim İle karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki İmanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır.

Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardır." O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

Hayatında bir an olsa hile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü hu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı



Dolayısıyla subay için "ya istiklâl. ya ölüm" vardır Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız"

 


Bu konuşma, diğer zaman tünelini aşan konuşmaları gibi adeta günümüzü ifade ediyor.

Gelin şimdi Gazi’nin konuşması çerçevesinde yaşadıklarımıza bakalım…

Öncelikle T ürk Silahlı Kuvvetlerinin(TSK) envanterinden kabaca bazı örnekler verelim:

 

* Askeri personel sayısı: Yaklaşık 56o.000 (Er, Erbaş, Astsubay, Subay ve General)

*Tank sayısı ve ateş destek unsurları:

- 1360 M60 Tankı,

-500 Leopar tankı,

-350 adet Fırtına topu,

-400 Panter

-Yaklaşık 8.000 muhtelif  Zırhlı Araç

 -400’ün üzerinde muhtelif  Helikopter

 -Yaklaşık 450 Savaş Uçağı

Buna karşılık kalkışmada fiilen yer aldığı ya da alma olasılığı  olduğu iddia edilen araç ve personel sayısı ise yaklaşık 75 Tank, 250 Zırhlı Araç, 40 adet Helikopter, 35 Savaş Uçağı, 8 500 askeri personel (Er, Erbaş, Astsubay, Subay ve General)

Kumpas davaları ile kendilerine yol açılmış malum nasıplı üst rütbelilerde yoğunlaşma olmakla ile birlikte kalkışmaya katılan personel, araç, gereç, silahın TSK’nın bütününe oranı taş çatlasa  % 5…

Sonuç:

Demek ki; Küresel- işbirlikçi koalisyonunun marifeti olan bu kalkışmayı önleyen, darbecileri mutlak başarısızlığa uğramasını eylemli olarak ya da en azından katılmayıp, emir komua zinciri içerisinde kalarak, kanlı bir asker içi çatışmanın oluşmasına yol açmadan “bir şekilde sağlayan” TSK’nın %95’lik ana gövdesi ”

Demek ki; zabitanın yüreği, gönlü ve kulağı yüce önderinin 97 yıl önceki direktiflerinde…

Demek ki; bu ülkenin aydınlanmış, vatansever sivil-asker özü ülkenin kaderini “dahili ve harici bedhahlara” teslim etmeyecek…

Onun için enseyi karartmayıp, umudunuzu canlı tutun… Bu darbe girişimine “Allahın lütfu” diyenleri sevindirmeyin…

Demek ki; hala “dahili ve harici bedhahların”  işi zor, çok zooor…      

(1)Anadolu'da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920. •Atatürk'ün Bütün Eserleri, c.9, Kaynak Yayınları, istanbul. Ekim 2002, s. 112-113

 Dr.Noyan UMRUK

Milli Savunma Üniversitesi Meslek Yüksekokullarına öğrenci temin faaliyeti kapsamında başvuran adayların başvuruları ve tercihleri değerlendirilmiştir.
Harp Okulları sınavları henüz tamamlanmadığından HO ve MYO’ya ortak başvurusu olan adaylara da çağrı yapılmıştır.
Harp Okulu sınav sonuçları MYO sınavlarının değerlendirilmesinde de geçerli olacaktır.
H.O sınavlarına katılan adaylardan birinci tercihi Bando MYO olan ve kontenjana giren adaylar sadece Müzik Yeteneği Sınavına çağırılacaktır.


Y O R U M: Çok sıklıkla dile getirdiğimiz, adeta ''Haykırdığımız'' mağduriyetlerimizden biri, MSÜ'nin resmi açıklamasında da tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilivermiş!!!
Şimdi sırasıyla ''Gaspedilen Haklar''a tekrar bakalım izninizle;
a) Hem Harp Okulu hem de Asb. MYO sınavlarına girme hakkı olan bir genç yapılan yazılı-sözlü sınav ve mülakattan sonra H.O'nu bitirip subay olduğunda göreve 8/1'den başlayacak. Aynı genç Asb.MYO'nu bitirip astsubay olursa, arada 2 yıllık eğitim-öğretim farkı olmasına rağmen göreve üç kademe geriden yani; 9/1'den başlayacak.
b) Aynı fakülteden aynı tarihte mezun olan (lisans) iki gençten biri, temel askerlik eğitiminden sonra Sb. olurken göreve 8/1'den başlarken, yine temel askerlik eğitiminden sonra Asb. olan genç ise 9/3'den göreve başlayacak.
(NOT: Bu şekilde de Sb. - Asb. kaynağı olduğu için böyle bir örnek verdim)
c) Asb.MYO mezunu olursa göreve 9/1'den başlayacak olan genç, Polis MYO'nu tercih ederse, mezun olduğunda göreve 9/2'den başlayacak. Fakülte (lisans) mezunu olarak temel eğitime alınıp polis A. olursa göreve 8/1'den başlar.
(NOT: İçişleri B.'lığı bünyesinde bir Akademi varken OHAL KHK'si ile ikinci bir Akademi; Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi kuruldu. Dolayısıyla bu iki Akademiden mezun olacaklarla ilgili de bir örnek verdim)
d) Görüldüğü üzere subay olunduğunda Göreve Başlama Derecesi ile ilgili hiç bir mağduriyet söz konusu olmuyor ama astsubay olunduğunda?!!!

S O N U Ç: TSK'nın en büyük meselesi #astsubaylar meselesidir, hallolmadıkça sıkıntı ve azaplar bitmeyecektir. Sağlıklar dilerim...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim

Fahrettin BAĞRI
(E) Maliye Astsubayı


Assubay olmak meşakkat ister,özveri ister, sağlam sinir ister, bilgi ister bunlardan yoksunsanız at kıçında kelebek gibi onursuzca yaşarsınız ayakta durmak için de  birine  yaslanmanız gerekir 

 

Görevde iken zaman,zaman sustuk susturulduk evlatlarımızı düşünerek yutkunduk yoksa kim cingeneye padişahlık vermişler önce babasını asmış dedikleri gibi astlarına hakareti haksızlığı reva gören bazı zavallıların karşısında yutkunur, çaresiz kalır ,haksızlıkları kabul etmediğinden  yüreğindeki isyanın fırtınasını ya sabır diye susturmaya çalışır?

 

Emekli olunca yıllardır ön yargılarla yapılan haksızlığı hukuksuzluğu yasal mücadele ile sürdürmek için coştuk, yasal temsilcimiz TEMAD'ın şemsiyesi altına koştuk, hatta 3 yıl öncesine kadar sosyal medyada yazılı ve görsel basında fırtınalar kopardık ama  umut olarak gördüğümüz Temad genel başkanı  Ahmet KESER önce yol arkadaşlarını yolda buldukları ile değiştirip bu fırtınada ters manevra ile TEMAD gemisini kayalara çarptı umutlarımız yok oldu.

 

Bu aymazlıklara kişisel hesaplara elbette sessiz kalamazdık nasıl destek olduysak aynı şekilde bu desteğin hesabını sormak hakkımızdı; nitekim öyle yaptık ama dedik ya birine yaslanmadan ayakta duramayan görevdeki olumsuz davranışları ile bizleri zor durumda bırakan  bir avuç nemacı emekli olunca da bu kez  Ahmet KESER’e yalakalık yaparak  yönetimin yanlışlarını  eleştirenlere  insanın düşmanına söyleyemeyeceği hakaretleri sırf gündemi değiştirmek başarısızlıkları gizlemek adına assubay sevdalısı meslektaşlarına  assubay adını kullandıkları sitelerde kişisel sayfalarında   PİÇ-PAŞA YALAKASI -FÜHRER- PKK YANDAŞI -HAYSİYETSİZ - LAVUK  VB  kendi sıfatları ile  saldırdılar.

 

Birçok arkadaşımız meslektaşı ile mahkemelerde davalı olmak o çirkinliklere daha fazla bulaşmamak için şikayetçi olmadı birçok assubay sevdalısı LANET OLSUN diyerek mücadele kulvarından çekildi.

 

Elbette sabır bir yere kadar, Ahmet KESER'e biat edip saldıranları örgütleyen ne yazık ki bizi temsil etmesi gereken derneğe  başkan yardımcısı olarak alınan sonra da biat ettiği Ahmet KESER tarafından ihraç edilen Sami Başkaya bu kadar aymazlığı hakareti yaptığı için  bana göre edebi değeri olmayan bir kitabını  TEMAD adını kullanarak  pazarlamasını kabullenemediğim için farklı bir şekilde protesto ettiğimden "kitabımı yaktı "diyerek PİS YOBAZ-MECZUP SOYTARI-ONURSUZ PİÇ-SAHİBİNİN KUCAĞINDA ÇEMKİRİYOR-KANSIZ YOBAZ -NAMUSSUZ gibi hiçbir ahlaki değere sığmayan hakaretleri  sıralaması üzerine  birçok arkadaşımız gibi HERKES KİŞİLİĞİNİ ORTAYA KOYAR-KÖTÜ SÖZ SAHİBİNİNDİR diyerek bu kez susmaktan vazgeçip kendisi hakkında suç duyurusunda bulundum.

Savcılık şikayetimi yerinde görerek dava açtı.

İzmir Karşıyaka 2nci Asliye ceza mahkemesinde görülen davada mahkeme Sami başkayayı suçlu görüp önce 8 ay hapis cezasına çarptırıp bilahare sabıkası olmaması mahkemedeki iyi hali gibi nedenlerle  2.000 lira ödemesine hükmedip CMK 231/8 maddesi gereğince 5 yıllık denetime tabi tutularak hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar vermiştir.

Bu hakaretlerin altına beğeni ve destek yorumları yazan başta Turgay İyialkan olmak üzere diğer küfürbaz destekçileri ve bu kişinin karşısında çıkar ilişkisi nedeniyle ceket ilikleyip başkanım diyen riyakarlar da bu kararla maddi olarak mahkum olmasa da astsubay kamuoyu vicdanında manen mahkum olmuşlardır.

 

Bu kişi hakaret suçundan daha başka cezalar da almıştır bunların kesinleşmesi durumunda ceza ertelemeleri kaldırılacaktır.

Her ne kadar cezayı fazlası ile hak etmiş olsa da bir meslektaş olarak üzüldüm, diğer üzüldüğüm husus bizlere yapılan hakaretler sırasında  susan tepkisiz kalan Karşıyaka TEMAD şubesinin duruşmaya kadın kollarından iki temsilci göndererek  kendilerinin açtığı davayı unutarak meslektaşlar birbiri ile mahkemelik olmamalıdır diyerek davadan vazgeçmemi istemeleridir.

Benim hırsızım iyidir mantığı ile hareket edersek adaleti gerçekleştirmemiz mümkün değildir...

 

DİLERİM BU DURUM BAZILARINA VE BİZİ TEMSİL ETMEKLE GÖREVLİ OLUP OLUMSUZLUKLARININ BAŞARISIZLIKLARININ ELEŞTİRİLMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİĞİ İÇİN  TOPLUMUN BÖLÜNMESİNE NEDEN OLAN TEMAD YÖNETİMİNE DERS OLUR VE  BU KABUL EDİLEMEZ TAVRINDAN  VAZGEÇİP TÜZÜKTEKİ GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRİRLER;ÇÜNKÜ ONLAR SALTANAT SÜRERKEN TÜM EMEKLERİMİZ BEKLENTİLERİMİZ YOK EDİLEREK ASSUBAYLAR KAYBETMEKTEDİR .

SAYGILARIMLA.

Atilla ABAYLI 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, güneş gözlüğü, selfie ve yakın çekim


Adını, Türk Havacılık tarihine altın harflerle yazdıran kahramanımızı sizlere tekrar tanıtmak için bu başlığı atmadım. Yeri geldiğince yazılarımızda, Türk Hava Kuvvetleri'nde  bıçağın kemiğe dayanma noktasına geldiği pilot açığından ve gündemdeki çözüm önerilerine yer veriyorum.

Bilmem!..  Bilir misiniz?.. Bir zamanlar Astsubay Pilotlarımız  vardı. Bu Astsubay pilotlar sadece uçaklarımızı uçurmamışlar, pilot adaylarını eğitmişler, öğretmenlik yapmışlar, uluslararası havacılık yarışmalarında Hava Kuvvetlerimize bir çok ödül  kazandırmışlar, pek çok kahramanlık destanını arkalarında bırakmışlardır.

Günümüzde, bir savaş uçağını uçurup, operasyonu tamamlayıp tekrar sağ salim  üsse dönmesindeki hayati başarıda en az pilot kadar teknik hazırlıklarını  yapan havacı Astsubaylarımızın da payı vardır. Bu, tam bir ekip işidir. Bu kahraman ekiplerde yer alan Astsubaylarımızın da bir çoğunun savaş uçaklarında uçacak bilgi ve donanıma sahip olduğu askeri çevrelerde de kabul edilen bir gerçektir. Ve bunun Türk Hava Kuvvetlerimizde sağlam bir de temeli vardır. www.havacilar.com sitesinde, "Pilot Astsubaylar" bölümünü tıkladığınızda, "tarihçe" başlığı altında karşınıza şu bilgiler dökülüyor:

"Kuvva-i Havaiye Müfettişliği tarafından 1. Dünya Savaşında pilot ihtiyacının karşılanması amacı ile Astsubayların pilot olarak yetiştirilmesine karar verilmiştir. Astsubay pilotlar, Osmanlı Devletinin 1.Dünya savaşında değişik cephelerde, Irak, Filistin cephelerinde ve İstanbul'un savunmasında görev almışlardır.

Pilot astsubay yetiştirilmesine her nedense 1949 yılında son verilmiştir. Bir çok Hava Kuvvetleri Komutanının da öğretmenliğini yapan pilot astsubayların bir çoğu uçuştan ayrılıp başka yer hizmetlerinde görevlendirilmiştir. Astsubaylardan pilot yetiştirilmesine 1958-1959 yıllarında tekrar başlanmış, bizce bilinmeyen nedenlerle tekrar vazgeçilmiştir. Türk Hava Kuvvetlerinde 600 Pilot Astsubay yetişmiştir.

Pilot Bçvş. Ahmet Vecihi HÜRKUŞ ve arkadaşlarının bütün zorluk ve imkansızlara rağmen Kurtuluş Savaşında gösterdikleri çaba ve fedakarlıklar tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

Pilot Astsubaylar uluslararası ve milli müsabakalara katılmışlar, başarılı olmuşlar, derecelere girmişler, birincilik ödülleri almışlardır.

Örnek verecek olursak; Kurtuluş Savaşına katılan, birçok başarılı görevlere imza atan Vecihi HÜRKUŞ istiklal madalyası sahibi olmuş, Türk Havacılığına bir çok alanda ilkler kazandırmıştır.

NATO Atış yarışmalarında; Sabahattin MISTIKOĞLU dereceye girmiş, Ahmet ÖZSEYHAN ikincilik ve Ali İhsan UZAKMAN birincilik ödülleri almışlardır."

***

Gazetecilik hayatımın ilk yıllarında patlak veren İran-Irak savaşındaki  bir  gazete manşeti hiç aklımdan çıkmaz. "Tahran'dan son sefer". Gazete haberleri, "Yüzyılın Kurtarma Operasyonu"nun ardından uçağın kaptanı emekli Hava Pilot Kd.Bçvş. Ali Özdemir ve ekibinin kahramanlığını yazıyordu. Yine aynı siteden:

"Olay 1985 yılında İran- Irak Savaşında geçiyor. Savaşın en şiddetli olduğu zamanlarda Saddam Hüseyin 18 Mart 1985'te, bir gün sonra İran'a hava saldırısı başlatacağını ve sivil yolcu uçaklarını da vuracağını açıklıyor. Bir çok devlet öncelikle mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde vatandaşlarını İran'dan tahliye etmeye başlamış fakat Tahran'daki Nissan Otomobil Fabrikası'nda çalışan Başmühendis Janichi Numato'nun sorumluluğundaki 215 Japon mühendis ve teknik eleman grubu  ise Tahran'dan çıkmayı başaramamış ve mahsur kalmışlardı.Bunun üzerine Japonya'nın Tahran Büyükelçisi Yutaka Nomura, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla özel bir uçak istedi. Fakat Japon havayolu şirketleri İran ve Irak'ın garantisi olmadan uçmayı reddediyorlardı.Nomura, yakın dostu Tahran'daki Türk Büyükelçisi İsmet Birsel'le görüşerek Türkiye'nin yardımını istedi.'Türk Hava Yolları, Tahran'a özel sefer yapabilir mi?'

 Büyükelçi Birsel, konuyu dönemin Başbakanı Turgut Özal'a iletti. Özal tehlike nedeniyle tereddüt yaşadı. Ancak eski dostu olan İtoçu firmasının Türkiye şubesinde çalışan Takaşi Morinaga da aynı ricayı tekrarlayınca, Özal kararını verdi ve kurtarma operasyonu için düğmeye basıldı. Saldırıya 25.5 saat kala Nomura'yı arayan Birsel, Özal'ın da onayıyla ertesi gün THY'nin Japonlar için özel bir sefer düzenleyeceğini bildirdi.

Ankara'dan Tahran'a gidecek ve Japonlar'ı alıp Ankara'ya getirecek kurtarma operasyonunun kaptanlığına Pilot Ali Özdemir seçildi. Özdemir'e, THY'nin özel seferinde Pilot Koray Gökberk ile 8 kişilik uçuş ekibi eşlik edecekti. Uçak, gece yarısı tüm hazırlıklarını tamamlayan ekip, 15 Mart 1985'te, günün ilk ışıklarıyla,TC-JAY İzmir DC 10 Tipi uçakla yola çıktı. Van'ı geçtikten kısa süre sonra Tahran Havalimanı'nın kapatıldığı bildirildi. Kaptan Pilot Özdemir, geri dönmek için harekete geçerken ikinci bir haberle havalimanının açıldığı bildirildi. Tahran'a yönelen uçak, Saddam'ın 'sivil uçakları vurma' tehdidine rağmen Tahran Havalimanı'na ulaştı. Kapısı açılır açılmaz, çocuk çocuk 215 Japon uçağa doluştular. İran Kulesi'nin yönlendirmesiyle, THY uçağı 15 dakika sonra kalktı ve  Saddam'ın açıkladığı saldırı saatinden sadece 3 saat önce İran'dan havalandı ve 9.5 saat süren yolculuğun ardından kaptan pilot Ali Özdemir'in yaptığı 'Welcome to Turkey' (Türkiye'ye hoş geldiniz) anonsu uçaktaki yolcuları büyük bir sevince boğdu. "

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra  kahraman astsubay pilot Özdemir o günü şöyle anlatıyordu:

"Uçaksavar füzeleri uçağın 5 metre yakınından geçiyordu. Yine de görevi kabul etmemek aklımızdan bile geçmedi. Orada kalsalardı roket yada bombayla havaya uçacaklardı..."


Kaynak:   Ahmet TAKAN - YENİÇAĞ GAZETESİ    

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/e-teknisyenpilot-astsubay-muhendis-vecihi-hurkus-43618yy.htm

 
Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmail ile savaşı ve Kölemenlerden Halifeliği alarak Sünni bir Devlet
inşa edilmesinin,bugüne gelişinin ne büyük bir kırılma noktası olduğunu bilmeliyiz 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

 

 
Aslında yazının başlığı “Neden Cumhuriyetçiyiz?” ya da “Hangi Osmanlı?” olabilirdi…
Çünkü gerçekte iki farklı Osmanlı vardı.

Halifeliğe kadar olan Osmanlı, namı-ı diğer Türk İmparatorluğu ile Halifelikten sonra Araplaşan İmparatorluğumuz…
Ve Araplaştıkça daha çok batan koca İmparatorluğumuz…


Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…O günkü şartlarda Halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler, bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerindir.

 

(1517) Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler. İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarında seçilecek iki bin civarında ulemanın, mollanın, Ebu Suud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmelerini sağlayarak imparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir değişle Türk İslam’ı terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini, dönüştürülmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!” “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.

 

 

(Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!” “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.)

Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur, 1603 yılına gelindiğinde artık Ehli Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır kapatılır, yerine Halid-i Nakşi Kürt-i Tekkeleri kurulur.

Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir, 1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…) Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilir…

Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, kırdırılır, ganimeti bile toplatmazlar…

Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…

Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak içinde Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.

Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır…

Buna tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir…

Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)

Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve Alevilik bu politikalar sonucu gelişir ve büyür. Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir. Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmıştır, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…

Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler… Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar… (Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur ve 1563’te ise Rumların matbaası vardır. Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz ama bilgiye sahip olmak için çok geçtir artık…)

 1 Eylül 1683

Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır; 1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir ‘’Türk imparatorluğu’’ Osmanlı varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?!… (Osmanlı bu dönem; 1683 Viyana Bozgunu’ndan, 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşı’na kadar tüm savaşları kaybetmiştir.)

Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi-mezhepçi politikalara dönülmeseydi koca bir imparatorluk batar mıydı?

Ve yine; Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşilerin, Seyit Gazilerin, Ahmet Yesevilerin… İslam’ı, İslam değil miydi?

Osmanlıyı kuran Şeyh Edebalilerin İslam’ı, Akşemseddinlerin İslam’ı İslam değil miydi de Ebu Suudlara teslim edip batırdık koca İmparatorluğu…!

Bugün de aynı sürecin devam etmesi tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.

Pir-i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki: “Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!” İşte bu yüzden ‘’Arap sevici mezhepçi” değil “Cumhuriyetçiyiz!

 

Bahtiyar Aydın

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

Binnur Okkan
Kadri Okkan'ı kaybettik. Cenazesi bugün 23 ocak 2022 izmir buca şirinyer merkez camiinden ikindi namazından sohra askeri törenle defnedilecektir. Bilgilerinize. Saygılarımla. Kızı Binnur Okkan - Yönetici notu Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı ve sabır diliyoruz.
Pazar, 23 Ocak 2022
Atilla ABAYLI
TEMAD GENEL BAŞKANINA Sayın genel başkan; Evrensel sistemde gerçekler net görülmelidir. İzmirde il temsilcisi davet üzerine 23 Nisan resepsiyonuna davet edilir. Ve üç kişi eşleri ile bu davete icabet ederler. Şimdiki disiplin kurulu başkanınız ve şimdiki izmir il temsilcisi ve yönetimden biri. Ve yönetimden biri bu etkinliği facebook sayfasında paylaşır.Bu paylaşıma...
Cuma, 14 Ocak 2022
Erol ERTURAN
Herkese merhaba İyi akşamlar Arkadaşlar TEMAD ve diğer sosyal medya hesapları neden yapısal sorunları konuşmazlar ve durumu devamlı gündemde tutup sosyal medyayı hop oturup hop kaldıracak fikir cimnastiği ve oluşturacak ve yapısal sorunlarımızı sistematik bir yapıya büründürmekten maalesef imtina eder durumda olduklarını değerlendirmekteyim sorunlarımız mevzi konular...
Cuma, 07 Ocak 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ