EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Tazminatlar

Mart 13, 2014

Hani tazminatlar, diye bir olgu var.

Bilirsiniz.

Hani tefrişli ortamlarda, kaloriferli makamlarda bulunup da,

Sadece  fikir  üreten. 

Zimmetle,  yük taşımakla,   sorumlulukla,   hiç ilgisi olmayan.

Ağır hizmet yükü taşıma olgusu öğretilmemiş,

Ama üst düzey tazminatların maaşlarına yapıştırıldığı, 

Huzur hakları olan tazminatlar var  hani.

Devlet memurları vardır.

Alt statüde,  

Adı,  "bilerek girdin" diye tanımlanan.

Hizmetler için var olan "hizmet için varsın sen" denilen

Her iş verilir de,  yetki verilmeyen hani.

Devlet hizmetlerinde olduğu yerde sayan,

30 senelik, deneyimli, donanımlı ile yeni mezunun eşit sayıldığı.

Eğitimlinin eğitimsizin aynı terazide tartıldığı.

Aralarında fark oluşmasına izin verilmediği hani.

İleri  karakol olarak görevlendirilmiş hani,

Kelle koltukta.

Şehadet mertebesine daha yakın ortamlarda,

Görev yapmayı sevdiğini söyleyenler.

Zimmet gibi, yükün en ağırlığını taşıyıp da,

"ıııh" demeyenler  hani.

Sızlayan, geçim sıkıntısı içinde,  inim inim inleyen emeklileri var.

Tazminatlara uzaktan bakanlar var hani.

Çareyi ölüm oruçlarında arayanlar var hani. 

Düşündüm Onları. 

Ben de onlardan biriyim hani.

37 sene önce emekli olmuşlardan biri,

1965 yılında  üniversite lisanslı, iki yıllık albayla eşit maaş alırken, bugün maaşım onun 1/2.5  olan biri.

İntibakı  7/1  başlayıp  bugün gerilere düşen biri hani.

İşte bu ödentileri,  hak  edip de  alamayanlar  biri adına.

Tazminatların daha da sevecen hale gelmeleri  için. 

Yaşam ortamını  bir çiçek bahçesine benzetip.

Orada,  dolaşır  varsaydım kendimi.

Farklı çiçekler ortamında yaşadığınızı  düşünün, varsayın kendinizi.

Tazminatları çiçeklere benzettim. 

Çiçek isimleri ile anılmasını isterim onların.

Daha sevecen kılar diye,

İsimlendirilmesi  hoş olur diye düşündüm.

Ve sizlere minicik bir buket hazırlamaktı niyetim.

Örneğin;

Görev tazminatının  adı “gül” olsun.

Güllerle bezenmiş  bir tazminat daha sevecen olur.

Temsil tazminatının adının da “taflan” olmasına ne dersiniz?

O güzel, içe sinen kokusu ile bahçeleri çevreleyen.

Güzeller güzeli minik beyaz çiçekleri ile ne hoş değil mi?

       

Makam tazminatının adını da “menekşe” koyalım.

Mor çiçekleri kendine özel kokusu ile ilk baharın  müjdecisi olsun.

Kadrosuzluk tazminatı için uygun olan “karanfil” olmalı geçici ismi.

Bukle, bukle şekilli, ebruli renkleri, buram, buram kokulu rahatlatan hali ile.

Komutanlık tazminatının ismine  “kasımpatı “  uygun değil mi?

Bahçelerimizi  süsleyen  son baharda kışın başlangını haberleyen kasımpatı değil mi?

 

Pekiiii,  bir de komkarsu diye bir özel var, onun adı da “kına çiçeği”  olsun.

Hani mutlu günlerde, süslenme gayesi ile ele yakılan, kına var ya.

Onun renginde.

Farklı bir güzellikde her rengi olan bir çiçektir, kına kına.

Hani yaz boyu açan.

Mutluluğun farklı bir anlatımıdır, çiçekler sanki.

Çiçekler dünyanın en güzel bitkileridir bence…….

Sizlere de.

Bu çiçeklerden oluşan, minik bir buket verilse

Mutlu olmaz mısınız?

Ve insanların savdiklerine  sundukları çiçekler.

Size de sunulsa sıkıntılardan soyutlanmış olmaz mısınız?

Sevdiklerinizin size verdikleri mutlu günlerin hediyesi.

Bir minik buket çiçeğin verdiği

Minicik de olsa huzuru, mutluluğu düşünün.

Tüm sıkıntıları bir an için unutmuş olmaz mısınız?

 

Mehmet Kayalı

Sitemizde uzun süredir ÖLÇÜM adlı köşesinde yazılarını keyifle okuduğumuz meslektaşımız E. Dz. Eln. Asb. Kd. Bçvş. Mehmet Ali KILINÇ 4 MART 2014 Günü Antalya Doğu Garajinda tramvay çarpması sonucu, Antalya Anadolu Hastanesine kaldırılmış olup kendisi yoğun bakımdadır.

Durumu ciddiyetini korumakta olan, Yazarımız ve meslektaşımız Sn. KILINÇ'a acil şifalar diler, ailesine geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.

Bugün (09.03.2014) akşam saatleri itibarıyla M.Ali KILNÇ'ın oğlu Mutlu KILINÇ'ın durumu ile ilgili mesajı şu şekildedir;

Babam M. Ali KILINÇ'ın sağlık durumu bugün de ciddiyetini koruyarak devam etmiştir. Babam bilinci kapalı uyumaya devam ediyor. Dualarınızın onu tekrar ayağa kaldıracağına inancım tam. Teşekkürler , Oğlu TC Mutlu Kılınç (0 530 386 91 24)


09.Mart.2014 tarihinde M.Ali Kılınç'ın oğlu Mutlu Kılınç'tan yeni bir mesaj alınmıştır;

TC Mutlu Kılınç öncelikle Ersen Gürpınar beyefendinin paylaşımı ile geçmiş olsun dileklerinde bulunan telefon eden babamın tüm mücadele arkadaşlarına teşekkür ederim. Ailelerin değeri kötü günde belli olurmuş. Babamın bu kadar büyük bir ailenin sevilen bir bireyi olduğunu böyle kötü bir hadise ile de olsa öğrenmiş oldum. Babamın şu anda bilinci kapalı, uyku halinde. Yalnız bu uyku sürecinde bize ilerisi için umut ışığı olacak küçük tepkiler de verdi. Sizlerin bu enerjinizi ve iyi dileklerinizi aynı heyecanla kendisine onu görmeme izin verdikleri 15 dakika içinde iletmeye çaba gösteriyorum. Umut ediyorum ki o yine aranıza dönecek ve mücadelenize kaldığı yerden destek verecek.Teşekkürler, oğlu Mutlu KILINÇ.

BUGÜN

Mart 01, 2014

Bugün 01 Mart 2014

'Astsubaylar Günü' olsun derim ben.

Bugün, diğer günlerden farklı bir gün.

Diğer günlerden farklılığı da

bu olmalı.

Bugün, astsubayların hep birliktelikle;

emeklisi ile, çoluğuyla, çocuğuyla bir bütün halinde

haksızlıkları haykırdıkları bir gündür.

Yüzbinlerin buluştuğu, uğradıkları haksızlıklardan

ninnileri duymaktan, usandıklarını

bildirmek istedikleri bir gündür bugün.

Oyalamaların, günü kurtarmanın çare olmadığının

bilinmesi gerektiği bir gündür bugün.

Dertlerine arkalarını dönenlerin,

gerçekleri görmesi, bilmesi, gerektiğini bildirme günüdür.

01 Mart 2014.

"Çalışmalar devam ediyor" aldatmacasının, "yeter" olduğunu haykırma günüdür. Şehadete yakın, hizmette önde, hak ve olanakların kullanımında gerilerde kalmanın çırpınışlarının ortaya konduğu bir gündür, bugün.

Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Beyannamesi'ne,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne imza koymuş bir devletin,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uyma garantisi veren bir ülkenin,

Ve tüm bu dünya hukuk ve eşitlik sistemlerinin geçerli olduğu bir ülkeyiz.

Eşitlik ilkelesinin ayrımsız, ayrıcalıksız uygulanması gerektiği ortamda olmalıyız.

Bugün,

tüm dünya eğitim sistemlerinin, kabul ettiği

çağdaş üniversite diplomalarının yok sayılamayacağı bir ortamda olmalıyız!

Diğer çağdaş üniversite eğitimlilerinin, haklarının verilmesi gerektiği,

eşit süreli üniversite eğitimi almış olanların

haklarının eşitlenmesi gerektiği,

bir ortamda olmalıyız.

Ünvan söyleminin eşit eğitim süreli olanlara, eşit haklar verilmesi gerektiği ortam

oluşturulmalıdır.

Ayrımcılığın, ayrıcalığın olmaması gerektiği, hakların eşitliğinin çare olduğu

olgusudur gerçek olan.

Haklarda eşitlik dışı uygulamalar

ayrımcıdır, kayırmacıdır!

En acılarını ben yaşadım. Eğitimli hizmetlerimi verdim. Eksik eğitimlilerin

ulaştırıldıkları haklar, olanaklar nerede?

Esas hizmet üretenlerin görmezden gelinmesi haksızlıktır!

Harmanda emeği olmayanın,

değirmendeki üründe ne kadar hakkı olduğunun bilinmesi gerekir ortamında,

olmalıyız

bugün

İstanbul, Beyoğlu'nda haklarının verilmediğini duyurmaya çalışanların

günüdür.

Çook ama çok önemli bir gündür,

bugün.

Anadolu'nun kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerinden kopup gelen,

zor şartlarda, meşakkatlar içinde, zor ulaşım şartlarında, kısıtlı olan

nafakalarından keserek ayırabildikleri yol paraları ile ideallerine koştukları gündür,

bugün.

Onun için önemlidir.

Haksızlıkların varlığına "hayır" dendiği bir gündür,

bugün....

Mehmet KAYALI

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Her vesile ile dile getirdiğimiz gibi bizler ne tahsil süremizi, ne müfredat programlarımızı, ne statümüzü, ne de fiziki  yapımızı kendimiz tayin ve tespit etmedik. Bizlerde görülen eksiklik bunu iddia edenlere aittir. Biz, verilen her görevi yeminimize sadık kalarak 'bazen imkansızı da başararak' yerine getirdik. Ülkemize ve ordumuza sadakatimizi terimiz,kanımız ve canımızla kanıtladık.

Her kurum kendi personelini koruyup kollarken ne yazık ki TSK  bizlere ön yargılarla sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yaptı! Adeta vatanseverlik duygularımız istismar edildi. TSK dışında personeline bunu reva gören başka kurum var mıdır?

Örneğin; bu  kadar ağır koşullarda sorumlulukları olan assubayları, daha göreve ilk adımlarını attıkları zaman büro memuru statüsünde, hâttâ bir çok kamu personelinden daha alt derece ve kademeden göreve başlalatılması, sosyal, ekonomik ve insani haklarının  esirgenmesi, adaletsizlikten öte vicdansızlık değil midir?

Yıllarca kurumumuza saygımızdan "kol kırılır, yen içinde kalır" dediğimizde bu kez kanadımız kırıldı. Biz bu haksızlıklarımızı her platformda dile getirdik. Ancak ön yargılı olanlar mühürlenmiş kulakları ve vicdanları ile sesimizi duymak istemediler!

Hiç bir değerin geri getiremeyeceği, canlarına kıyanlar bile haksızlıklarımıza dikkat çekemediler. Ölümleri “intiharlar psikolojik bir olgudur” diyerek geçiştirdiler.

Bir üniforması da kefen olup, büro memuru veya çayçı gözü ile bakılan assubaylar için  bırakın bıçağın kemiğe dayanmasını, kemik kesilince, son çare olarak TEMAD sesimizi 'protestonun eylemin en ağırı olan ölüm orucu ile' duyurmaya karar verdi. Arkadaşlarımız şimdi özgür iradeleriyle ölüme yatacaklar. Vebali, sesimizi duymayan adaleti, insan onuruna saygıyı esirgeyenlere aittir !..

Değerli Meslektaşlarımız

TEMAD yönetimi eylemlerin 1 Mart 2014 Cumartesi günü İstanbul’da  İstiklal Caddesi'nden Taksim’e yürüyüşle başlayacağını, basın açıklamasından sonra eylemin Ankara’ya taşınacağını ve Başkent’in çeşitli noktalarında ölüm orucu çadırları kurulacağını, bu süreçte şubelerimizden de Ankara’ya destek amaçlı gelmeye başlayanlarla olayın zirve yaptığı günlerde Ankara’da büyük bir miting yapılıp ölüm orucuna sonuç alınıncaya kadar devam edileceğini, bizlere ve basına açıklamıştır. 

ÖLÜM ORUCU sonuçları ile en ağır protesto ve ses duyurma eylemidir.

Bu eyleme haksızlığa, hukuksuzluğa tahammülü kalmayan meslektaşlarımızın büyük bir bölümü destek vermiştir. Bizler de meslektaşlarımızın genel düşüncelerinin eylemlerden önce gazete ve bilboard ilanları ile haklarımızın ve kararlılığımızın kamuoyu ve ilgililere duyurulması, eylemlerin de oturma veya açlık grevi olarak devam etmesi temennisi bildirerek, buna rağmen alınan karara saygı duyup, desteğimizi vereceğimizi daha önceki yazımızla belirtmiştik.

Ancak, vatan için ölmenin dışında hiçbir değer bilerek ölmeyi haklı gösteremez...

Bizler, yaş ortalaması 50-60 arasında olan, hayatını ilaçlarla idame ettiren kişileriz. Açlık grevinin aksine, ölüm oruçlarında bir damla suyun bile içilmemesi gerekmektedir. Bu durum bir çok arkadaşımızın hayatını riske sokabilir. Bu endişeyi diye getirenleri ne yazık ki bazı işgüzar ukelalar EYLEME KARŞI ÇIKMAK olarak değerlendirerek, bu arkadaşlarımıza eylem kırıcılar, mazeret üretenler suçlaması ile saldırıp hamasi ifadelerle "biz kefenimizi hazırladık", "tabutumuza çivi çakıyoruz", "siz katılmayın, gölge etmeyin,biz hazırız" gibi gerçekleştiremeyecekleri banal ve hamasi ifadelerle saldırmaktadırlar.Bunun birliğimize ve mücadelemize verdiği zararı takdirlerinize bırakıyoruz;

Eylemi TEMAD Gn.Mrk. Yöneticilerimizin başlatacak olması elbette büyük fedakarlık ve sorumluluktur. Bizler de sorumluluğumuzun gereği ve meslektaşlarımızın sesi olarak haksız suçlanmayı bile göze alarak, haklarımızın bu şekilde alınmasına, arkadaşımızın burnununun dahi kanamasına razı olamadığımızı belirtmek istiyoruz.

Bir tek acı bile bu zümrenin vicdanında yer bulamaz. Diliyoruz ki yetkililer bu kararlılığımızın ve taleplerimizin ayrıcalık ve imtiyaz olmayıp, sadece adalet ve insan onuruna saygıyı içerdiğini görerek, bunun vebalini değil, acilen adil bir çözümü seçerler.

Kazasız, belasız assubay zümresine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyoruz.

Saygılarımızla...

SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

Vecihi HÜRKUŞ

Şubat 18, 2014
vecihi-Hurkus

Vecihi Hürkuş 06.01.1896 - 16.07.1969 yılları arasında yaşamış ilk Türk pilotudur. Bu kahraman pilot, gururumuz olan bir Türk Astsubayıdır. Birinci Dünya Savaşı'na katılarak yaşamını sayısız kahramanlıklarla gururlandırdı.

Bu kahraman astsubayımız savaş sırasında Hazar Denizi üzerinde Rus’larla yapılan savaşa ve harekata katıldı. Bir Rus savaş uçağını indirdi. Dünya tarihinde uçak indiren ilk Türk kahramandır.

O bir astsubaydır. Zor günlerin kahramanıdır.

Yaralandı, Rus’lara esir düştü. Esaretten kaçtı. Kahramanlıkları ile süslediği başarılarına kaldığı yerden devam etti.

Yılgınlık, korku yoktu onun mücadelesinde. Memleketine, ulusunun geleceğine hizmet aşkı ile dopdoluydu.

Savaşın kazanılmasında yaptığı katkıların gururunu yaşayandır Astsubay Vecihi Hürkuş.

Kurtuluş Savaşı'nın en hareketli günlerinde, İnönü ve Sakarya savaşlarında kahramanlıklarına yenilerini ekledi. Keşif uçuşu sırasında bir Yunan uçağını indiren kişidir, o zor şartlar içinde.

Kahramanlığını erişilmez yapmıştır bu başarı, savaşın en hareketli günlerinde.

İstiklal Madalyasi sahibidir kahraman assubayımız Vecihi Hürkuş. Bu onur nişanesi madalya, TBMM özel oturumu ile bizzat Atamız tarafından takılmıştır. Sadece bunun gururuna bile kimse erişmemiştir! Erişemez de.

Kahramanlıklarını anlatmakta söylemler yeterli olamaz Vecihi Hürkuş’un. Başarılarını anlatmaya sözler yetmez. Literatüre geçmiş kahramanlıkları anlatır O'nu.

Her an kalıcı olması adına, anımsanması adına, İstanbul Feneryolu kavşağında heykelinin dikilmesi çok önemli olgudur. Bu büyük katkıyı esirgemeyen, girişimleri ile kahraman astsubayimizi gündeme taşıyıp baki kılan;

Kadıköy Belediye Başkanı; Sayın, Selami Öztürk,

Teyyareci Vecihi Hürkuş Derneği Başkanı; Sayın, Bahadır Gürer,

Mimar Sayın Ayşegül Özer,  Sayın, Tekin Özer ve Ferdi-Mustafa-Ekrem Kardeşler ve Ekibi,

Temad İstanbul İl Başkanı; Sayın, İbrahim Koldamca'ya teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Anımsamaya ve anımsatmaya dayalı, kalıcı bir eseri bize kazandıranlara minnet borçluyuz. Kutlarım kendilerini. Her birinin tek tek gözlerinden öperim.

 

Mehmet KAYALI

Saygıdeğer Assubay Meslektaşlarımız,

Biz bu ülke ve TSK için ölmeye yemin eden, sadakatini teri, canı ve kanı ile ispat etmiş bir mesleğin mensubuyuz. Bunca özveri ve fedakarca çalışmalarımız karşılığında hiç bir zaman başkalarına altın tepside sunulan imtiyazı, ayrıcalığı ve daha fazlasını talep etmedik, talebimiz sadece adalet ve insan onuruna saygı oldu. Ne yazık ki her kurum kendi personelini koruyup kollarken TSK bir emirle ölüme gönderdiği bizlere sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yaptı. Yıllardır adalet isteğimizi  her platformda dile getiriyoruz sesimizi sağır sultan duydu, Genelkurmay duymak istemiyor! Taleplerimizin makul olduğunu onlar da biliyor ama ön yargı adaletin önüne geçiyor...

Onlarca haksızlıklarımızdan biri olan başlangıç derecemizdeki adaletsizliği siyasi otorite değil kendi kurumumuz yaptı!

Bu adaletsizliğe kamuoyu ve basındaki cesur yürekler de karşı çıkınca Gnkur. basın bilgi notu ve MSB soru önergesi üzerine TBMM gönderdiği yazılı açıklamada başlangıç derecelerindeki adaletsizlik kabul edilerek statü gözetmeksizin askeri personelden lise mezunlarının 10/1, MYO mezunlarının 9/2, lisans mezunlarının 8/1' den göreve başlatılacağı bildirildi. Bu açıklamanın mürekkebi kurumadan personel yasa taslağında yine ön yargı adaletin önüne geçince itirazlarımıza “Evet göreve başlangıç dereceleri bu şekilde tespit edilip açıklanmıştı ancak personel yasası hazırlanırken REVİZE edildi” yanıtını vermişlerdir. REVİZE, yeniden düzenleme iyileştirme, hataların giderilmesidir. Bu revize değil ön yargının REZİLLİĞİ'dir...

Bunun gibi bir çok haksızlık hiyerarşi kılıfı ile bizlere dayatılıyor. Hiyerarşiye kimsenin itirazı yok. "Benim subayım gökten zenbille indi, ayrıcalıklıdır. Özetle; o efendi, siz kölesiniz" derseniz, ne çalışma barışı, ne huzur, ne de aidiyet duygusunu göremezsiniz! Dünya sizi yargılar. Kölelerin, ülkelerine devlet ve genelkurmay başkanı olduğu bir dünyada subay dışındaki personele köle muamelesi yapmaya çalışmak adaletsizlikten öte vicdansızlıktır, insanlık suçudur. Milletin ordusuna bu yakışmamaktadır!

Değerli Meslektaşlarımız,

Bu haksızlıkları bildiğiniz gibi yıllardır her platformda dile getiriyoruz, sözler alıyoruz hiçbiri gerçekleşmiyor. Personel yasası umut dedik hayal kırıklığı oldu, torba yasa dedik torbadaki iyileştirmeler birilerinin başına şans olarak kondu, bizim başımıza sadece boş torba geçti. Karargahta muvazzaf kardeşlerimiz, arkadaşlarımız ilk elden komutanlara derdimizi anlatır onlar da bu adaletsizliğe son verir diye beklerken buradan da bir çözüm üretilmediğini öğrendik. Bugün hayatının en güzel yıllarını verdiği silahlı kuvvetlerden emekli olanlar yaşam ve onur savaşı vermektedir;Görevlinin moral motivasyonu hizmet verimliliği azalmış, aidiyet duygusu yok olmuştur. Çok mu zor iki satırlık bir yasa ile 9/2' den emeklilerin intibakı ve kıdemli başçavuşlara tazminat ödemek? Bunu gerçekleştirerek adaleti sağlayacak bir yürekli komutan yok mu? Bu kadar mı kulağınız, vicdanınız ve adalet duygunuz mühürlü?..

TEMAD, bizlerin yasal temsilcisidir, kurumlarda devamlılık esas olup kurumlar arasında küslük olmaz ama haksızlıklarımızı eleştirdiği için TEMAD başkanı ve yönetim kurulu ile genelkurmay köprüleri atmıştır. Peki, biz sesimizi haklılığımızı, taleplerimizi kime nerede nasıl dile getireceğiz, sokaklardaki eylem ve tepkimiz milletin ordusundaki adaletsizlik üzerine kuruma olan saygıyı azaltmayacak mı, zaten ordumuz temeli personel arasındaki ayrımcılık, adaletsizlik ve birilerine tanınan imtiyazlar yüzünden güç ve itibar kaybetmiştir, bunun devamını TSK düşmanlarından başka kim arzu eder?

TEMAD, son çare olarak 13 ŞUBAT 2013 tarihindeki yönetim kurulu toplantısında detayları ve uygulama şekli bilahare açıklanacak olan ÖLÜM ORUCU eylemi başlatma kararı almıştır. Alınan kararın açlık grevi olduğunu, sehven ölüm orucu olarak açıklandığını planlama ve uygulama aşamasında tashih edileceğini düşünmekteyiz. Açlık grevinde yemek yenmez sadece su içilir ve çok az miktarda tuz ve şeker alınır, grevin ikinci ayında ölümler meydana gelir. ÖLÜM orucunda ise ağızdan hiçbirşey alınmaz 3'üncü haftada ölümler başlar, özellikle yaş ortalaması 50-60 olan emeklilerde ölüm daha erken gerçekleşir, grevin sağlık nedeniyle zorunlu sonlandırılması halinde bile kalıcı hasarlar oluşur...Bunun vebali adaletsizliği bize reva gören genelkurmay ve hükümetindir. 

Herşeye rağmen kararlıyız, TEMAD genel merkez yönetiminin aldığı karara katılacağız, sonuçları ve vebali bu adaletsizlikten öte vicdansızlığı yapanlara ait olacaktır. Kamuoyuna haklı taleplerimizi anlatmak ve haklılığımızı,kararlılığımızı bir kez daha duyurmak adına eylemden önce çarpıcı ifade ve resimlerle  ulusal gazete ve buyük şehir bilboardlarına ilan verilmesinin yararına inanıyoruz.

Adalet ve huzur dolu günler dileği ile eylemlerin hayırlı olmasını diliyoruz.

Saygılarımızla.

 

SİTE VE ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

UMUT

Şubat 13, 2014

Umut, umutsuzluğu.

Ben! Benim ama kendimi tanıyamaz oldum. 

Yaklaştıkça, uzaklaşanları gördükçe.

Öyle oluyor demek ki.

1965  yılında üniversite mezunu bir astsubay olarak.

Yaş  81 dayanınca

İçtenlik  arayışında,  olanlarda.

Zeka’nın gördüğü en önemli  iş. 

iyi  niyetlerin  arkasındaki,  içtensizlikleri  bulup  çıkarmaktır. 

Bizlere öneri  tek taraflıdır. 

Bazen, gizlice fark  ettirmeden anlatmak ister, kendi  ortamında, Yanlılığı.

İçeriğin de  saklı yanlı olgular olan öneri. 

Bazen, açıklanamayabilir.

İstemlerini,  tam olarak anlatmaz, anlatmadan da,

anlatımlıdır bence.

Hatta süre gelen süreci içinde, biçimlenen  duyarsızlıklar,  giderek, içtensizliğini, isteksizliğini de ortaya koyar.

Duyarsızlık la.

Bir umuttur sevgi.

Özveri beklentisidir,   belki.

Umutlandırıcı,  sözlerin,  sevgi  sunumunun  ötesinde. 

Yaklaşımların,  uzaklaştığı  ortamda,   kendine gelmesi.

İnsanın,  kendini tanıması gibi. 

Umutlandırıcı sözcükleri,  umutla,  bırakır,  istemeyerek.

Aradan gün geçmiyor, umutsuzluk sarıveriyor bizleri.

Öyle ki, nedense umutlana, umutlana  umutsuzluğun  bir olumsuz, umut olduğuna inandırılıyor insan.

ve sayın Ercan Bitikçi oğlu’ nun  makalesini okur olurum “Astsubay  sınıfı  kaldırılmalıdır” içeriğindeki. 

Kasvetli zamanlarımda.

Bu gün,  emekli bir asker olarak.

Ortama bakıyorum.

Ve anımsıyorum,  yargılıyorum kendi kendime.

Türk Silahlı Kuvvetleri bir bütündür verdiği hizmetler yönünden.

Ya haklar yönünden?

Harp Okulu, denen okul.  Dört yıl süreli.

Verdiği eğitim,

içerik olarak harp sanatını öğretmektir  temelde.

bu öğreti bilimi. 

TSK.ortamında  hizmet   birimleri  içerisinde ,

sadece bir bölümüdür.

Gerçekte,

İkmal hizmetleri. Depolama,  koruma , zimmet, teknolojik olgular.

Tamir,  bakım üniteleri var. 

Katkı  olarak  olgularda.

Buralarda çalışanlar var.

Harp okullarına, süre olarak  eş değerde, üniversite lisanslı olgularla.

Bunların, özenti ile özlemle baktıkları.

Faydalanma arzusunda olup ta.

Faydalanamadıkları.

Ödentiler var. Sıkıntıları gideren, Geçim şartlarını kolaylaştıran.

Harp okullarını bitirenler ayrıcalıklıdır. 

Elbette bu ortamda.

HARP OKULU MEZUNLARINA,  YAPAY  OLARAK,  AYRICALIKLAR  SAĞLANMAKTADIR.

GELECEKLERİ ADINA.

VE SOSYAL OLANAKLAR, KULLANIM ÜSTÜNLÜĞÜ BİRLİKTELİĞİNDE.

ÖRNEĞİN:

GÖREV TAZMİNATI

TEMSİL TAZMİNATI.

MAKAM TAZMİNATI.

KOMUTANLIK TAZMİNATI.

KADROSUZLUK TAZMİNARI.

KOMKARSU TAZMİNATI.

MAAŞA YAPIŞTIRILAN  BU TAZMİNATLAR HARP OKULUNU BİTİREN TÜM SUBAYLAR İÇİNDİR.

SUBAY OLMAYANLAR,  BU ÖDENTİLERDEN FAYDALANAMAZ.

ESAS EŞİTSİZLİK BURADADIR. 

EĞİTİM  SÜRESİ   EŞİT,  EŞİT OLMASINA DA

OLANAKLAR,  YETKİLER  ÇOK, ÇOK FARKLI.

EŞİTSİZLİĞİN KAYNAĞI DA BURADA OLMALI.

EMEKLİ PİLOT YÜZBAŞI.

SAYIN ERCAN BİTİKÇİOĞLU’NUN, 

SÖYLEMLERİ , İÇERİĞİNDE OLDUĞU GİBİ.

 

MEHMET KAYALI

Hamalların teşkilatlandığı Tahtakale’nin dar sokaklarından aldığınız yükleri siz taşıyamazsınız. Bazen yanımda oğlumla ticaret yaptığım dönemlerde, sırtımızdaki yükleri Süleymaniye camiinin otoparkındaki aracıma ikimiz çıkarırdık. Daha ağır yükleri omzuma ben, alırken oğlum Gökhan ufak poşet ve çantaları taşırdı. Bizi seyreden bir esnaf bana seslendi ”Hamal, İşin bitince bana gel” Yüklemeyi bitirdim ve bir çay içmek hevesiyle, dükkanının önündeki küçük tabureye oturdum.

  • Hemşerim nerenin hamalısın?

Güldüm.

  • Ne gülüyorsun hamal dediğin ciddi olur.

Oğlum sinirlendi.

  • Babam hamal değil! Ben üniversitede okuyorum. Kendi işimizi yapıyoruz.
  • O halde rahat hamallık yaparsın, alışkınsın.
  • Gel o zaman buradaki hamallık sistemini sana anlatayım dedi.

Sevinmiştim. Oğlum belki de  benim ömrümce anlatamayacağım dersi o esnaftan alacaktı. Fakat ben de öğrendiklerimle Sendikalı olmanın faydasını o gün öğrenmiştim.

Bak evlat buradaki bir hamalın günlüğü 100-150 liradır. Öyle her önüne gelen burada hamallık yapamaz. Hamal olmanın hava parası burada 5000 liradan başlar.

Burada hamallığın teşkilatını; Siirt’ten İstanbula gelen Zaro Ağa kurdu. Bir ilke imza attı.

Hamallar Zaro Ağayı kendilerinin başı sayarlar, 157 yaşında öldüğünde tüm hamallar bir hafta yas tuttular.

Hamallıkta katı bir teşkilatlanma var. Çalışmaları olabildiğine sert kurallarla ve sistemli olarak gerçekleşiyor. Bir hamalın çalışma saati sabah 09:00'da başlıyor, 18.00'e kadar sürüyor. Öğle yemeği için bir saatlik paydos var. O saatte hamallar kesinlikle yük taşımıyorlar. Yük olsa bile taşıma işine ara veriyorlar. Yani bir devlet kurumundaki mesai  burada da geçerli. Hamalların çalışıp çalışmadığını denetleyen ayrı görevliler bulunuyor. Herhangi bir hamalın yüz kızartıcı bir suç işlemesi halinde görevine ya son veriliyor ya da geçici olarak bir süre iş yaptırılmıyor. Bu olaya "yolsuz etmek" adı verilir. Bu yolsuz etme cezası bazen bir gün, bazen bir hafta bile sürebiliyor.

Parselleme

Düzeninden taviz vermeyen bir sistemle işleyen hamallık teşkilatı İstanbul'da bölge bölge parsellere ayrılmış durumda. Mesela; hamallar kendi aralarında Tahtakale bölgesini üç bölüğe ayırmışlar. Bölükler, Asma altı, İpçiler, Kazcılar hamal bölüklerinden oluşuyor. Bir bölük diğerinin sınırları içinde mal taşıyamıyor, mal indirip—bindiremiyor. Bir hamal bir hamal grubunun bölgesinde mal taşıyamadığı gibi, bir vatandaş da bir hamal bölgesinde kendi malını taşıyamıyor. Bir esnaf dükkanına gelen malı arabadan kendisi indiremiyor. Bununla da kalmıyor; hamal mafyası yüzünden bir iş hanının bir katından bir katına dahi bir malı taşıyamıyorsun. Hamallar elinden alarak malını taşıyorlar. Parayı da istersen ödeme!

Bölgelerin hamallarının yanı sıra iş hanlarının içinde ayrı hamal grupları var. Bir bölgeden bir bölgeye bir yük taşınacağı sırada mallar şu sıralamadan geçmek zorunda, tabii vatandaşa taşıttırılmadan: Önce malın çıkacağı iş hanından bir grup hamal malı iş hanının dışına çıkarır, dışarıya çıkarılan malı bir başka hamal grubu kamyona yükler, eğer mal bir başka bölgeye gidecekse, yükün indirilmesi de o bölgenin hamalı tarafından yapılır. Daha sonra indirilen mal oradaki iş hanının içindeki hamallar tarafından esnafın iş yerine götürülüyor. Böylesine yapılan hesaplar, masum görülen hamallığın aslında gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Tabii tek sorumlu bu mesleği mafyalaştıran kötü niyetli insanlar.

Hamalların bölgeleri parsellediklerini dile getiren Yeşil direk esnafı çok şikayetçi:

"Kendi dükkanımıza kendi malımızı taşıyamıyoruz. Adamlar çete olmuşlar. Güya seçimle kahyalar seçiliyor ama bu seçimler göstermelik. Esnafa kıyağı kim geçiyorsa o seçiliyor. Bazen de malını taşıttırmak zorundasın, o zaman da taşımıyorlar ya da çok fazla para istiyorlar. Malını taşıttırmayanları dövüyorlar bile."

Oğlumun gözü fal taşı gibi açılmıştı.

  • “Vay be burada hamal olmak da kolay değilmiş baba” dedi.

Üniversiteyi başarıyla bitirdi. Şimdi ikincisini bitirmek üzere. O günden sonra adeta bir Arap atına dönmüştü.

Astsubay olarak meslekte yıllarca çalıştık. Şerefimizle emekli olduk. Açlık sınırının altında emekli maaşımız.

Meslekteki kardeşlerimizin de sorunları, haklı talepleri, şikayetleri var. Bizim galiba başaramadığımız sorunları birlikte aşmak sadece sendikalaşmaya bağlı.

Temad’da bizim sevdamız, ısrarla söylüyoruz. Ancak görevdeki ve emekli  kardeşlerimiz bizden çözüm adımlar beklemekteler. Bunu kim atarsa atsın. Allah Assubaylar için bir tuğla koyandan razı olsun.

Bir hamal  örgütlü çalışırken ve bunu başarırken, biz neden başaramayalım?

Yıllarca ordumuzun sırtımızda  yükünü çektik. Şimdi 4x100 bayrak yarışında, bayrağı teslim ettiğimiz kardeşlerimizde koşmaktalar. Onlara iyi ve yaşanabilir bir dünya teslim etme peşindeyiz.

Eleştirenlere teşekkür ederiz. Biz  bir gurup inanmış ekibiz.

Avucumuzdaki kalemi kendi hür vicdanımızla yazarız. Onu başkasına yazdırmayız.

Bizi kullanacak, beynimizi satın alacak da, daha anasından doğmadı.

TEMAD bizim gözbebeğimizdir, ayrımız, ayrılığımız yoktur.

 Şeytan da boş durmuyor,
ŞEYAN AZAPTA GEREK,
İNSAN SURETİNE BÜRÜNMÜŞ ŞEYTANIN ADI DA”TAGUT”TUR.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir.” [Yusuf: 40]
İŞLENMEMİŞ GÜNAHIN HESABINI ALLAH DA SORMAZ.

Sendikanız hayırlı olsun!...

 

Ahmet ZENGİN


Şair ve yazar,E Astsb. H.İhsan Sönmez yeni çıkan kitabı ve diğer kitaplarının imza günlerinde okurlarıyla buluşuyor. Sekizinci kitabı “Yasak Delme Saati“ni okurlarına imzalayacak olan Sönmez, yazarı olduğu yayıneviyle birlikte kitap fuarlarında imza günlerine katılıyor. Sönmez okurlarını ve meslektaşlarını imza günlerine davet ederken, Türkiye’de okur oranının yükseltilmesi gerektiğini söylüyor.

  • H.İHSAN SÖNMEZ KİMDİR?

Kastamonu Araç 1961 doğumlu.

Jandarma Okulunu bitirdi. Halkla İlişkiler okudu. Jandarma Astsubayı olarak yurdun değişik yerlerinde görev yaptı. 2003’de emekli oldu.

Toplumsal içerikli yazıları ile şiir, gezi, öykü, deneme, inceleme, söyleşileri; Gülpınar, Tay, Şehiriçi, Aykırı Sanat, Yaşayan Yarın, Şiiri Özlüyorum, Patikalar, Şehir, Öteki-siz, Bizim Sanat, Uzak Ülke, Lacivertsanat, Akademi Gökyüzü, Aydili, Temrin, Acemi dergileri ile çeşitli gazetelerde yayınlandı.

Ulusal edebiyat ve sanat etkinliklerinde toplumsal sanat bilinci, Anadolu dergiciliği, şiir ve sanat üzerine bildiriler sundu.

Kendi eserleri dışındaki eser ve ansiklopedilerde yer aldı.

Aykırısanat Dergisi 2005 yılı şiir yarışmasında "Düşlerin Çağrısı" isimle ikincilik ödülü, Değişen Kocaeli Kocaeli Oskarları edebiyat kategorisinde 2008 Yılının edebiyatçısı ödülünü aldı. “Bir tutam Gözyaşı Bırak Gizlice” isimli şehitler üzerine yazılmış şiiri, yurdun değişik okullarda şiir okuma yarışmaları için önerildi. Yarışmacı öğrenciler tarafından seslendirildi. Okuyan öğrenciler ödüller aldı.

Edebiyatçılar Derneği, Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği, Yazarlık Akademisi Derneği, Kasyö-Der, Gölcük Temad üyesidir.

Kocaeli, Gölcük, Değirmendere’de yaşamaktadır.

İMZA GÜNLERİ
  • 15 Şubat 2014 Saat:13.00-18.00 Atatürk Kültür Merkezi, Ferfir Yayınları standı(78) ANKARA
  • 22 Şubat 2014 Saat:14.00-16.00 TEMAD Gölcük Şubesi Konferans Salonu Gölcük-KOCAELİ
  • 01 Mart 2014 Saat:13.00-16.00 (Söyleşi ve imza) CNR Kitap Fuarı, Ferfir Yayınları Standı (4-C 22) Yeşilköy –İSTANBUL
YAYINLANMIŞ KİTAPLARI
  • Gökkuşağı Yere Düştüğünde(şiir)
  • Zaman Köprüsü(şiir)
  • Deelmina’ya Aşk Günlüğü(şiir)
  • Özgürlük Koyun Benim Dünya Adıma(şiir)
  • Mahcup Denizler(öykü)
  • İlk Cemreyle Raks(şiir)
  • Kurşun Gölgesinde Güneydoğu
  • Gri Tilki (anı-roman)
  • Yasak Delme saati (deneme)

BİRAZ DA MOBBİNG.

Ben de, insanlar arasına karıştım. Askerlik ortamında. Askerliğin onursallığını paylaşmak güzeldir, mutlu olur insan. Güven dolu olur. Kışla yaşamında aslında mutluluk paylaşımı farklıdır, askeri ortamın. Çalışma yaşamı da erken başlar kışlada. Gazinosu vardır. Eğer rütben, statün uygunsa lojmanın da olur. Mutlu bir yaşama katkı olarak. Farklı bir kültürdür sanki, alışılagelmiş ortam oluşturur askerlerin yaşamı içinde.

Burdur ilinin Kemer diye bir bucağı vardır (şimdi ilçe). Yıl olarak 1961 ortamı. Ormanlarla kaplı ve çevrili bir çevre içinde. Kırmızı kiremitleri vardır. Bir gül çiçeğinin taç yaprakları misali, uzaktan bakıldığında bir gül çiçeğini andırırdı Kemer nahiyesi o yıllarda. Fransiz yazar  Viktor Hugo’nun Mon Village şiirinin betimlemesi gibi. çanak yapraklarını oluşturan yeşil ormanlar, taç yapraklarını oluşturan kiremitleri ile bir mutluluk doludur Kemer'de yaşam ortamı. Kendilerine özgüdür içtenlikleri. Kaynaşmıştır insanlar, kendilerince hizmet veren devlet memurları ile. Ben de onlardan biriyim mutlu. Sene 1961' dir. Okurum, çabalarım. Üniversiteyi bitirebilme adına zaman bana yetmez okuma ortamında. Bir gazete okurum postanın haftada iki defa gelebildiği KEMER bucak’ında Journal Dorien diye. İnsanlar bakarlar söylemini bilmedikleri, anlamadıkları gazeteye. Fransızca olduğundan arada bir "bu bizim karakol komutanı gavur mudur, nedir?" dediklerini de duyar olurum. Okumalarımla çok sevdiğim yabancı dilim Fransızca dilimi unutmak istemem. Ben de mutluyum. Görevim dışında, atletizm sevdirme ve formumu kaybetmeme çabası ile koşarım dolu, dolu. Rekortmen bir atlet olduğum için. Önce yadırganırsın, çıldırmış sanır insanlar seni. Nedensiz koşmanı yadırgarlar. Zaman içinde alışırlar elbette. Önce çocuklarda başlar özentiler. Katılırlar senin peşine koşma istekleri oluşur. Yarışırlar güçleri yettiğince seninle. Seversin onların içten davranışlarını. Sevdirmek adına atletizmi. Gün gelir çağrılırsın yarışmalar için, ulusal yarışlarda yarışma ortamına. Okurlar gazetelerde ismini Kemer’liler. Daha da merak sararlar, grup koşmalarına zaman içinde bir yarıştır başlar.

Bencilliklerini öne geçirmek için sarar onları koşma olgusu. Öğrenirler gün gelir Kemer'deki jandarma karakol komutanının sporda rekortmen olduğunu. Yaşlıları da katılır. Onlarda da oluşur koşma sevgisi. Koşma olgusu ile sağlıklı yaşamanın kardeşliği. Sporun sağladığı katkılarını iç tepkilerinde hissederler. Takım oluşturup yarıştırmak farklı bir duygudur onları, benim için… Öğrenirler kendi benliklerinde yarışmayı.

Böylesi güzel duygularla mutluluk dolu sürerken yaşam görevimle ilgili resmi işlerimi yapmak, maaşımı almak için sabahın saat altısında düşerim yollara bir gün. Kemer–Burdur arası 68 km. Üç saat çeker, engebeli yollar ortamında. Burdur’un şirinliği farklıdır. Görmek mutluluktur. İhtiyacım olan kitaplardan almak, yaşama haz verir. Günlerden bir gün, sene 1961 mevsim ilk bahar, güneşli, içtenlikli alışkanlıklar içindesiniz. Üzerinizdeki üniforma eğitim elbisesi. Bir lokantaya gidersiniz kahvaltı için. Lokanta ortamında iken itibar görürsünüz üniformalı olduğunuzdan. Kahvaltı için gittiğiniz yerde yan masada biri vardır. Sabahın erken saatlerinde alkollü görüntüsü ile, bakımsız, kıyafeti ile. Aldırmazsınız olumsuz görüntüye. İlginiz dışında olan kişi, biraz durur, kalkar gider. Aradan beş dakika geçer. Çıkagelir tanımadığın kişi. iki inzibat eri ile karşınıza dikilir. Anlamazsınız sebebini. Kişinin iç güdüsü, içtepileri içinde saklı olduğundan, olmayan nedenini bilemezsiniz. Ve meçhul kişi sizi hedef alıp sorar: "lokantada BENİ TANIMADIN MI?". "Hayır tanıyamadım" dersiniz masumane. Hadi yürü inzibat merkezine der amirane emir verircesine. O anda amirlerinizle iletişim kurma olanağınız da yoktur. Gitmek istemesen iki asker sürüyüp götürecektir seni. Ben de perişan olacağım, askerlik onurum da! Uyum sağlamazsam haksız emirlere. Çaresiz uydum, uğradığım haksızlığa. "Orada anlatırsın" der karşındaki. O anda çaresizdim bir sarhoşun elinde. İnzibat merkezine girince: "ALIN ŞUNUN TABANCASINI" dedi erlere. Erler aldılar. Oysa o tabanca bana görev için verilmişti. VE BEN SESSİZ teslim olmuşum ortama. Zaten ayda üç dört saatliğine gelebildiğiniz şehir merkezinde kitapçı, lokantacı, amirlerinizden başkaca kimseyi tanıma olanağınız yoktur. Zabıtasınız. Çalışma ortamınızdan ayrılma olasılığınız yoktur. Asayişi koruma görev ortamından inzibat merkezine girer girmez bir küfürdür, bir hakarettir. Küfür ve hakaret kültürünün görülmedik, duyulmadıklarının hedefi oldum. Orada gözüme ilişen bir astsubay, görevli o olduğu halde odasından bile çıkamadı. Hafifçe kapısını kapattı. Ürküntüsü var demek ki. Erler dağıldılar. Bana hakaret eden de yüzbaşı rütbesinde imiş. İnzibat komutanı iken iki ay kadar önce inzibat görevinden alınmış. Ama hala kendini görevli sanan biri. Kimse de sesini çıkaramıyor. İki üç er kaldı. Ben metanetimi, saygımı yitirmedim. Benim sükunetim ve metanetim onu çaresizliğe düşürdü. Benimle ilgisi yitti o anda. Belli ki doyuma ulaştı. Ben de üzüntülü, ağlamaklı üzüntünün en dolu dolusunu yaşayarak oradan ayrıldım. Silahım orada kaldı. Komutanıma gittim. SAYIN ALAY KOMUTANIM BU GÜN BİLE MİNNETARLIĞIMI HİSSETTİĞİM. Keşke yaşasa idi. Gidip mutlulukla ellerini doya, doya öpme isteğim var halen!

1938 MEZUNU BİNBAŞI SAYIN SÜLEYMAN TURAN idi Alay Komutanım. Anlattım olumsuz olayı. Beni sükunetle dinledi. Ağladım anlattım. "Uyumlu davranman iyi olmuş" dedi. Beni karşı odada oturttu. "Sakin ol yavrum, üzülme" dedi ama elde mi. Ağlarım hala anımsadıkça. Bu gün 81 yaşındayım. Hemen Sayın Tugay Komutanı'nı aramış. Sayın Komutan beni emretmişler. Olayı tugayda da Tugay Komutanı'na anlattım. Beni teskin etti, onurlandırıcı söylemleri ile. Daha sonra bana bildirildiğine göre adının CEMİL GÜLSE olan yüzbaşıya on gün göz hapsi verilmiş. Bakarsınız, istemediğiniz, ummadığınız, beklemediğiniz anda karşınıza çıkıverir, üzüntünün en dolusunu size yaşatan. Kahrolursunuz amma çaresizsinizdir. Kaçmak gelir içinizden ortamın olumsuzluğundan. Kaçamazsınız. Görmek, duymak istemediğiniz söylemlerle üzerinize, üzerinize gelir olumsuzluk. Tüm sessizliğinize, sakinliğinize uyum sağlama isteğinize rağmen galiz küfürlerin nedeni yoktur ama hedefi olursunuz. Ne annenizin ne de sizin iffetiniz kalır, küfür ortamında. Neden annelere sövülür de babalara sövülmez onu da anlamış değilim. İffetsizliğiniz ortaya dökülür, kendini iffetli sanan tanımadığınız tarafından. Çağdaşlıktan, insanlıktan ortamdan bıkar olursunuz ve yaşamaktan. Askeri ortamla bağdaşmayan olumsuz kişilik sergilemesidir bu. Hazmedilemeyen yetkinin, hak edilmeyen rütbenin kötü kullanımıdır bütünüyle size yapılan. Ama metanetiniz olumsuzluğu yenmeye yeter. Kazanmazsınız amma kaybetmezsiniz de. Benim de yaptığım, yapabildiğim oydu. Yeni, yeni öğrenmek istemediğim küfürlere hedef olmak.

Yıllar sonra Ağrı’dayım. Yani 1969 yılı idi. ANKARA’DAKİ ÜST DÜZEY KOMUTANLARIMIN MÜRACAATIMA YAZILI EMİRLE İZİN VERMELERİ sonucu liselerde Fransızca okutmaktayım. Aynı yıl içinde anımsadığıma göre bir gün alay komutan yardımcısı Yarbay Sayın Muzaffer YILMAZKAN beni emretmişler. Odasına girdim. Bir de ne göreyim. Sekiz sene önce hakaretleriyle, küfürleriyle yaşamımı karartan yıllarca rüyalarıma giren olumsuz olguların sahibi Cemil Gülse yarbay olmuş. Karşımda, komutan yardımcısının yanında oturuyor. Kendisini hemen tanıdım. Ama o beni tanıyamadı. Meğer oğlu benim öğrencim imiş. Öğrencinin ismi gündeme gelince, anımsadım. Çocuk ortanın üstü derecede başarılı saygılı, verilen görevleri yapan, içtenliği konusunda güven veren bir öğrencim olduğu için. Olumlu konuşmaktan, öğrencinin uyumlu ve başarılı olduğu konusunda konuşmaktan başkaca bir söylemim olamazdı zaten. Tüm öğrencilerim için hep olumlu düşünmüşümdür eğitim verdiğim sürece. En çalışmayanların bile derslerini sevmelerini sağlamış, öğrencilerime farklı yöntemler kullanarak derse olan ilgilerini pekiştirip konulara ısındırarak derslerine sevgi ortamı yaratmışımdır. Ancak biraz konuştuktan sonra Cemil Gülse’ nin jestleri mimikleri değişti. Ben ayakta esas duruşta. O anda tanımış olmalı. Zaman, zaman yüzünde kızartılar oluştu. Hareketlerinde mahcubiyete dayalı olumsuzlukları farklı oluştu. Olumsuz görüntüleri fark edince ben sayın komutanımdan izin aldım. Ayrılmak istedim. Ortamı terk ettim. Daha sonra komutanım da, olumsuzluğu fark etmiş olacak ki beni çağırdı. Oluşan farklı ortamı sordu. Kendilerine 1961 yılında bana nedensiz yapılanları, başıma gelenleri anlattım. Ama aradan uzun zaman geçtiği için anımsamak istemediğimi, bir daha hatırlayarak mutsuzluğa düşmek istemediğimi söyledim, sayın komutanıma.

Kin duygusu, insanın taşımaması gereken olumsuz bir yük ve duygu olduğunu komutanıma söyledim. Beni kutladı. Yanından ayrıldım. Bu gün aradan 63 yıl geçti. Hatırladıkça ürperti ile titrerim mutsuz kötü anı ile. Ve düşüncem odur ki bu olumsuz olgu, empati olsa idi, bende ne mutluluğun adı olurdu, ne de bugüne gelebilirdim.

Neyse zaman geçti. Ben çağdaş insanım. Çağdaş toplumun kabul etmeyeceği olguları zaten kendime uygun bulmam. Yapabildiğim olumlu olguları yaşamak mutluluktur bence.

Mehmet KAYALI
Zavallı mutluluğu arayan bir astsb.

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
TÜM ANNELERİMİZİN VE YÜREĞİNDE ANNE SEVGİSİ OLAN KADINLARIMIZIN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN. "Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş,bir evlat pir olsa da Ana'ya muhtaç imiş." Analar bizi dünyaya getiren, evlatlarımızı bize bağışlayan yüce insanlar, onlara minnettarız. Anneler gününde emekleri ve aziz hatıraları önünde saygı ile eğilirken annel...
Pazar, 08 Mayıs 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
RAMAZAN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği SAĞLIK, MUTLULUK VE HUZUR dolu nice bayramlar geçirmenizi diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Pazartesi, 02 Mayıs 2022
E. ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNET
1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMI EMEKÇİLERE KUTLU OLSUN Değerli Meslektaşlarımız 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününü kutluyoruz. Bizler de TSK emekçileri assubaylar olarak ön yargılarla haksızlıklara uğratılan mesleklerin başında geliyoruz. Haksızlıklara sessiz kalmak haksızlık kadar suçtur, kendi mücadelemizi yaparken emeğe saygı ve adalet talep edenlerin yanınd...
Pazar, 01 Mayıs 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ