EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Sayın KAYIKÇI,

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için öncelikle teşekkür eder, başarılar dilerim. Cevaplarınız imla hatalarına dahi dokunulmadan aynen yayınlanacaktır. Sitemizin amacı tarafsız bir şekilde toplumumuzun Başkan adaylarını tanımasına katkıda bulunmak ve adayların kendilerini tanıtmalarına imkan sağlamaktır.

Camiamızın duayenlerinin bin bir emek ve zahmetle kurup bu günlere getirdiği bu mekânda kardeşlerimizin bilgilenmesine vesile olduğunuz için size ve sitenize ben teşekkür ederim.

  • Soru : Cavit KAYIKÇI kimdir, kısa bir öz geçmişinizi alabilir miyim?

1967 yılında Çankırı’da doğdum. 1985 yılında Çankırı Astsubay Hazırlama Okulundan, 1986 yılında da Tuzla Piyade Okulundan mezun olarak başladığım meslek hayatımın ilk 3 yıllık kısmından sonraki dönemi Karargâhlarda Kurmaylar arasında geçti. Yüzlerce sayfalık Devamlı talimatlar, binlerce sayfalık planlar arasında geçti ömrüm. O bilgi birikimimle ve donanımımla bu camiaya yol haritası oluşturabilecek ender kişilerden biriyim.

ASP, PHP, FRONTPAGE, C, FALSH, WORD, EXELL, POVERPOİNT bilgisayar bilgisi,

NLP, BEDEN DİLİ, RENK DİLİ, MOTİVASYON, LOJİSTİK, SÜREÇ YÖNETİMİ, KRİZ YÖNETİMİ, PSİKOLOJİK HARP, 6 SİGMA, TKY gibi kişisel gelişim bilgilerine haizim.

  • Soru : Emekli olduktan sonra herhangi bir uğraşınız oldu mu, halen bir uğraşınız var mı?

Milli Emlak, 2B, İski, Tedaş, Tapusuz Araziler, Tapu tahsis Belgesi olup Tapu alamayanlar, Toprak Tevzi Tapusunu Tapuya çeviremeyenler, İmar Planında yeri yeşil alanda kalan veya olması gerekenden daha az imar alanlar, Hazine Arazisi satın almak, kiralamak, İrtifak hakkı tesis etmek isteyenler bu işleri yasal yönden mevzuata uygun olarak yapmak isterlerse İstanbul’da Emlakcılar vasıtası ile bana ulaşır ben de Kanuni mevzuat bilgimle danışmanlık yaparım. Çoğu zaman Avukatlar da bu konuda benden Danışmanlık hizmeti alırlar. Bu bilgi birikimimle her Şubeye bedelsiz olarak arazi kazandırmayı planlıyorum. Görev sürem bitmeden her şubenin kendi binasında kira vermeden oturması tek arzumdur.

  • Soru : TEMAD Yönetimi tek başına yapılacak bir iş değil, kimlerle birliktesiniz, kimlerle çalışıyorsunuz, çalışacaksınız?

Bu konu benim çok sık karşılaştığım bir soru, ama ben de bu soruya genelde soruyla cevap veririm. En iyi ekip bende diyerek seçilen Sn.Ahmet KESER’in yola çıktığı 8 kişinin ortak imzası ile Sn. Ahmet KESER’e rağmen Olağanüstü Genel Kurula gidilmedi mi? Tarihi Liderler yazar. İyi bir Lider sıradan insanlarla tarih yazar. Ben bunu bilir bunu söylerim. Bana destek olan önceki FOÇA Şube Başkanım sabahtan akşama kadar denetlenerek, olmadı bilgisayar hediye edilerek, olmadı mahkemeye verilerek türlü cefalar ödettiriliyor. Onları koltuk hırından gözü dönenlerden korumak adına listemi deşifre edemem. Sn.Adnan Fuat ÖZDEMİR bir yazısında diyor ki; İstanbul İl Başkanı Sn.İbrahim KOLDAMCA’nın tek suçu Cavit KAYIKCI ile yan yana poz vermek. Koskocaman İstanbul İl Başkanına bir poz için bunu yapanlar listedeki dava arkadaşlarıma neler yaparlar varın siz düşünün. Son gün son saate kadar listemde kimler var bir ben bir Allah bir de listemdeki dava arkadaşlarım bilecek.

  • Soru : Başkan Adayı olduğunuza göre TEMAD Tüzüğünü çok iyi incelemiş olmanız gerekir, tüzükle ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?

Başkan Adayı olduğum için değil ömrüm Kurmayların arasında geçtiği için bilmem gereken şeyi bilmem gereken oranda bilmeden yola çıkmam. O bakımdan tüzüğü biliyorum. Onun dışında Dernekler Kanunu, Medeni Kanunun Derneklerle ilgili bölümü, Dernekler Yönetmeliği ve TEMAD Kuruluş Kanununa da vakıf olduğum camiamızda bilinir.

Tüzük çok uzun, çelişkilerle dolu, acilen az ve öz bir tüzük yapılmalı, çelişkiler kaldırılmalı. Uzun tüzükler kalmadı şu anda Dernekler Dairesinin yaptığı çok kısa standart bir tüzük örneği var. Birkaç satır eklenerek o tüzük TEMAD’a da çok rahat uygulanabilir. Askerlikten kalma alışkanlıkla yazılmış, bir önceki satırda söylediği ile bir sonraki satırda çelişmiş bu tüzüğün neresini savunayım? Çok söz çok çelişki doğurur. Az ve öz kesin hatlı olmalı tüzükler.

  • Soru : Hepimizin gözlemlediği ve rahatsız olduğu bir husus var, toplumumuz darmadağın ve maalesef birbirleri ile sürekli çatışma içinde bir görüntü veriyoruz. Bu durum bana göre en büyük sorunumuz. Kendi aramızda birlik sağlayamadan başarı zor, hâttâ imkansız. Bu konuda bir çözümünüz var mı?

Herkesin her şeyi düşündüğü anda hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir. O balkımdan farklı sesler çıkması davamızın önünde engel değil fırsattır düşüncesindeyim. Her düşünceye hoş görülü olmamız gerekir içimizi acıtsa bile. PES furyası çıktığı zaman Assubaylar zücaciye dükkanına dalar gibi Sosyal Medyaya daldılar. Uzun yıllar da o ötenaziden kurtulamadılar. O zamanlar demir tavında dövülür öyle yapmayın şöyle yapın dediğim hiçbir öneriyi dinlemediler. Demiri tavında dövmek yerine beni dövmeyi linç etmeyi tercih ettiler. O dönemde çarşaf çarşaf yapılan @Fx_iyi spam çağrıları bana yapıldı. Çoğu Astsubay bana Facebooktan yazardı abi bana Twitter’i öğretirmisin. Ben de öğrenip ne yapacaksın dediğimde @Fx_iyi denen bir hain varmış onu spamlayacağım derdi. Beni spamlamak için benden Twitter öğrenen yüzlerce binlerce Asssubay vardır. Onlara Twitter öğretirken @Fx_iyi benim demedim bile. En büyük keyfim en kötü bilindiğimde en iyi olmaktır. Size yanlış yapanları bağışlarsanız, size kötülük yapanlara iyilik yaparsanız, sizi kötü bildiklerinde, hain sandıklarında siz adam gibi adam olursanız kalplere hükmedersiniz. Vicdanlara hükmedersiniz. Çevrenizde az insan olur ama etten kemikten sizden bir parça olur.

  • Soru : Sorunlarımız çok, sizce temel sorunlarımız nedir? Öncelik sırası ile belirtir misiniz?

Bence en temel sorun çoğunluğun muzdarip olduğu sorundur. Bu açıdan bakıldığında 2 ve 3.Derece, Malulen Emekli olan meslektaşlarımızın durumu bana göre en öncelikli sorundur.

Bundan sonraki en önemli sorun ise çalışırken aldığımız maaşın emekliliğe yansırken üstlerimizle aynı oranda yansımamasıdır. Bir kesim çalışırken aldığı maaşın %85’ini alarak emekli oluyor ise %84 almamız haksızlıktır. Bu konuda birebir yansımadan yanayım. Derecesi, Kademesi, makam tazminatı, kadrosuzluğu ve dahası nasılı beni ilgilendirmez. Yıllar önce zaten ast üstünden çok maaş alamaz diye maaşımız düşürüldü. Aynı oranda yansısa bile biz zarardayız ama birebir yansıması konusunu her ortamda ifade ediyorum.

Bir sorun daha var ki bana göre o sorun da bu iki sorundan çok daha önemli bir sorundur. TEMAD Yönetiminin Ülke sorunlarına karşı ses çıkarmamasıdır. Çözüm süreci oldu tık yok, Çözüm sürecinde sözde suça karışmamış teröristlere iş aranma noktasına gelindi tık yok. 900.000 Suriyeli besliyoruz tık yok. Bayrak indiriliyor tık yok. Yolsuzluk yapılıyor tık yok, Polisler sürülüyor, Hâkimler sürülüyor, Savcılar sürülüyor tık yok. HSYK kanunu değişiyor tık yok.  Irak düştü, Suriye can çekişiyor, sıranın Türkiye’ye geldiğini sokaktaki çocuk bile biliyor ama mevcut TEMAD Yönetiminden Ülkenin sorunlarına karşı duyarlılık görmek mümkün değil buna mukabil AKP’nin seçim Kongresinde baş köşedeler. Bir STK olarak toplumsal duyarlılık gösterememek de en büyük sorunlardan biridir diye düşünüyorum. Kısa bir zaman geçecek hakların canı cehenneme Ülke elden gidiyor diyecek noktaya geleceğiz.

  • Soru : Bu güne kadar gelen yönetimler, basın açıklamasından, yürüyüşlerden açlık grevlerine kadar bir çok yolu denedi, başarı için siz nasıl bir yöntem izleyeceksiniz, farkınız ne olacak?

Okunu hedefinden daha uzağa atan okçu hedefine isabet ettirenden daha başarılı sayılabilir mi? Ya da hedef karşındayken sağına, soluna ve hatta arkana ok atarsan o hedefi vurma imkanın olur mu? Ben hak alma çabası verdim bunlar bu çabaları engellediler.

PES tişörtü sattıklarında öldüm öldüm dirildim ömrümden ömür gitti böyle hak mı alınır diye bas bas bağırdım ama bu camia onları alkışlarken beni lanetledi.

Mızıka çaldılar konser verdiler böyle hak mı alınır dediğimde yine onları alkışladılar beni lanetlediler.

Ben yürüyüş yapalım dedim Buyurun 4 Temmuz 2012’deki bir çağrım http://assubaylarsahlaniyor.blogspot.com.tr/ onlar şimdi sırası değil PES tişörtü giyeceğiz öyle eylem yapacağız dediler.

Gittikleri yerlerde de dediler ki; ‘’bizim camiamız yaşlı bu insanları niye yürütelim bilboardlara afiş asarız iktidarın gözüne sorunlarımızı sokarız’’ bilboordlara afiş astılar ama o afişte sorunlar yoktu Nazan ÖNCEL konseri vardı. Sonra da siz yaşlısınız yürüyemezsiniz dedikleri kişilere yürüyemezseniz ölün dercesine ölüm orucunu reva gördüler. Siz yaşlısınız yürümeyin ilanlarla derdimizi anlatalım dediklerini unutup İstanbul’dan Ankara’ya 94 yaşındaki Üsküdarda’ki bir abimizi getirip ölüm orucu dümenine alet ettiler.

Tüzükte olmayan Dünya Assubaylar günü için Nazan ÖNCEL’i bir saat dinleyebilmek üzerine bilboardlara milyarlarca liralık afiş asanlar seçim günü 10 gün her türlü afiş asmanın serbest olduğu günde dağa taşa afiş asıp sorunu anlatmak yerine dümenden ölüm orucu tutup Türkiye’ye Assubayları rezil ettiler. Millet bi taraflarıyla güldü saat 11:00’de başlayıp 16:00 da sona eren tekne oruçlarına. Bunlar bu haliyle hak alsa asıl o işte bir yanlışlık olurdu.

Benim bunlardan farkımı seçilmeden de camiamızca anlaşıldı ve kabul gördü sanırım.

  • Soru : Seçildiğiniz takdirde öncelikleriniz neler olacak?

Seçilir seçilmez beş yıldızlı bir otelde yemek vereceğim, ondan sonraki hafta bana destek olanlarla Kıbrıs’ta bir hafta tatile gideceğim. Bana oy veren Şubelere 5000’er bin lira borç vereceğim durumları müsait olduktan sonra öderler herhalde, ödemezlerse de canları sağ olsun. Seçildiğim günden itibaren üç yıl boyunca her hafta bilgilendirme veya istişare toplantısı adı altında Şube Şube dolaşacağım, bir dahaki dönemde seçilebilmek için elimden geleni yapacağım, üç yıllık başkan olma şansı tüzükten kaldırılamamıştı ilk fırsatta onu da kaldırıp mahşere kadar başkan olmak için elimden geleni yapacağım desem daha çok oy alırım herhalde! ama seçildiğim zaman TEMAD’ı 2847 sayılı kanunda belirtilen amaç olan ‘’ Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılanların askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak dayanışmalarını devam ettirmek, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak’’ çizgisinde yöneteceğim. Dayanışmaya, kaynaşmaya, yardımlaşmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var sanırım. Hak alma adı altında pervasız konserler düzenlenebiliyor ama aşırı borçlanma sorunundan 13 bin lira bulamayıp intihar eden bir kardeşimize delikli metelik veremiyorsak ne o hak lazım bu camiaya ne de o lale devri eğlenceleri.

  • Soru : Haklarımızın teslim edilmesinde iki önemli aktör var, Genelkurmay ve Siyaset (İktidar Partisi – hükümet ) Bu iki aktörle ilgili daha önceden uygulanan yöntemlerden farklı  nasıl bir ilişki yürütmeyi düşünüyorsunuz?

Ben zaten bahsettiğiniz bu iki tarafla da ilişki halindeyim. Bu iki tarafla da yürüyen ilişkilerimiz var. Onlarca defa Sn. Genelkurmay II. Başkanımız, birkaç defa Sn. Genelkurmay Başkanımız ile görüşmelerim var. İktidar kanadında sayısız aktörle görüşmelerim var. Seçilmiş olmam veya seçilmemiş olmam bu ilişkinin yönünü tayin etmez. Seçilirsem camiamız elimi kuvvetlendirmiş olur hepsi bu.

  • Soru : Siz 22 Ağustos 2013 tarihinde yapılan Genel Kurulda Genel Başkan adayıydınız, aidat ödemediğiniz için adaylığınız engellendi. Yanlış hatırlıyorsam düzeltin, eski Başkan Sayın Mustafa EROL’un adaylığı da aynı gerekçeyle geçersiz sayıldı. Tüzükte var olan bir maddeye dayandırılıyordu bu gerekçe. Siz dava açtınız, Genel Kurulun iptalini istediniz,  aynı zamanda Dernekler Masasına başvurdunuz. TEMAD incelemeye alındı.  Derneğin kapanmasına varacak bir davaydı ve siz bu trajik sonu ister gibiydiniz. Dava sonucu ne oldu, TEMAD kapansaydı bu ağır bir vebal olmayacak mıydı?

Evet burada kamuoyunda bir yanlış anlama var ve o yanlış anlama sizin sorunuza da yansımış. Benim elenme gerekçen diğer Başkan Adayları gibi aidatı ödememek veya geç ödemekten dolayı değil. Bu sorunuz vesilesi ile bu durumun düzelmesine katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederim. Beni sen üyesin ama Delege değilsin diye elediler. Tüzüğün 46/3’üncü maddesine göre de Genel Başkan Adaylarından Delegelik şartı aranmaz.

Bu vesile ile benim TEMAD kapanması için dava açıp açmama konusunun açıklığa kavuşturulması için bu soruya ayrıca teşekkür ederim.

Ben eğer TEMAD’ın kapanması için bir dava açmış olsam bunun tarih ve sayısı olurdu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde açılmış olan böyle bir dava bulan var ise bir yıllık maaşımı bağışlayacağım. Bu ropörtaj tarihinden önce birisi bulsun bu davayı camiamızla paylaşsın. Benim TEMAD’ın kapatılması ile ilgili açtığım bir dava yok.

Genel Kurul İptal Davasına gelince; Ben Genel Başkan Adayı oldum ‘’sen üyesin delege değilsin Adaylığını kabul etmeyiz dediler’’. Bende tüzüğü gösterdim 46/3 maddeye göre bu hakkım var dedim. Onlar da bize işimizi öğretme dediler. Adaylığımı işleme koymadılar. Adaylığımı işleme koymadıkları için Dilekçemi aldıklarına dair kanıt istedim bir suretini imzalayıp bana verin yada kendi el yazınızla sayı numara vs verin dedim onu da vermediler. Bunun üzerine Polis çağırdım ama Polis biz Genel Kurula giremeyiz dedi. Bende döndüm Genel Kurula ‘’ben aday oldum işleme koymadılar işte bu evraklar da kanıtı’’ dedim evrakları fırlattım çıktım. Bu mücadelenin devamında dava açmasam kendime saygımı kaybederdim.

Dernekler Dairesinin Denetlemesine gelince; Ben Genel Kurul İptal davası açtığım günün ertesinde 90’dan fazla Şubeden sadece benim üyesi olduğum FOÇA Şubesi göz dağı verilircesine sabah 09:00’dan Akşam 17:00’ye kadar Denetlendi, bu Denetlemede hiçbir yetkisi olmayan Naime ÖZEREN’in eşi Faruk ÖZEREN’de katıldı.

Onlar benim Şubemi bana kas gösterircesine sabah 09:00’dan Akşam 17:00’ye kadar Denetledi. Bunun karşılığında ben onları 4 ay yaklaşık 120 gün Denetlettirmişim 229 sayfa rapor hazırlanmış çok mu? Bence çok değil, Denetlemenin baştan savma yapıldığını düşündüğüm için Dernekler Dairesi Denetçisini de, Dernekler Daire Başkanını da Savcılığa verdim bilirkişi ile Derneğin yeniden Denetlenmesini talep ettim. Ben TEMAD Başkanı olursam 365 gün her Şube Başkanımız, her Delegemiz, her Üyemiz ve hatta her Meslektaşımız 7 gün 24 saat beni Denetleyebilir, Denetlettirebilir bundan onur duyarım.

  • Soru : Sizin Genelkurmayda bir görüşmeniz oldu. Toplumumuzda genelde olumsuz tepki gören bu görüşme hangi ihtiyaçtan doğdu? Bu görüşme nasıl oldu, nasıl gerçekleşti, randevu talebinden başlayarak detaylı anlatır mısınız?

Genel kurul İptal Davasının duruşmasında ben ve TEMAD Avukatı vardı sadece, her ne hikmetse o davanın içeriğinden bir bölüm birileri tarafından servis edildi. O bölümde Sn.Ahmet KESER’in Genelkurmay Başkanına meydan okuması vardı. Ben davada kendimi savunurken bu meydan okumanın tüzük dışına çıkmak olduğunu ifade ettim. Sn. Turgay İYİALKAN ve Sn.Ayhan BAYIRLI bunları biliyor musunuz diye bir manşet attı. O manşetlerin altında da şahsıma linç kampanyası başlatıldı. Her türlü hakaretten sonra bir de bu şahsa 76 milyon çocuğu diyelim şeklindeki yorumlar karşısında Genelkurmay’a mektup yazdım sizin yüzünüzden 76 milyon çocuğu olmak zorunda mıyım? Adli müşavirliğiniz var kendi hakkınızı kendiniz koruyun şeklinde. Bu mektuba cevap verilmedi. İlerleyen zamanda onlarca mektup yazdım defalarca telefonla aradım süreç çok da kolay başlamadı.

  • Soru : Kurumsal bir kimliğiniz yoktu, hangi sıfatla bu görüşmeyi yaptınız?

Birileri hak alma adı altında başka birilerine 76 milyon çocuğu dedirtme kampanyası başlatırsa orda hiç kimse kurumsal kimlikten bahsedemez. Bir kuruma meydan okuyan Sn.Ahmet KESER, kendini savunmayan Genelkurmay Başkanlığı küfürü yiyen benim. O dönemde görüşme bu şartlardan doğdu. Ben hazır randevu almışken fırsat olursa davamız hakkında da görüşme olabilir niyetiyle Sn.Mustafa EROL ve Sn.Bülent CİVAN’ı da davet ettim. Sn.Mustafa EROL katılamadı. Sn.Bülent CİVAN katıldı.

Kurumsal kimlik konusuna gelince TEMAD 2847 sayılı kanunla kurulmuş bir Dernektir. O kanun da TEMAD’a hak alma yetkisi vermediği gibi, sadece ‘’Askerliğe ilişkin ortak anıların yaşatılması’’ yetki vermiştir. Onun dışında kendini davsına adayan herkes her makam ve mevki ile görüşebilir. Hakkımı almak için kimseden icazet beklemem. Gereği neyse yaparım.

  • Soru : Bu görüşmedeki amacınız neydi?

İlk görüşmedeki amacım Dava içeriğinin sızdırılıp benim hakkımda linç kampanyası başlatan TEMAD Yönetimi ile Genelkurmay Başkanlığı arasındaki sorundan benim zarar görmeme arzumdu ancak ilk görüşmede Genelkurmay Başkanlığının Astsubaylara bakış açısının anlatıldığı şekilde ön yargılı olmadığını gördükten sonra hak alma konusunda bana destek olacakları izlenimini edindim. Başlangıçta farklı bir amaç vardı, şu an farklı bir amaç var. Başlangıcı benim kişisel mağduriyetimdi. Şimdi hak alma amacına yönelik görüşmeler.

Vur vur inlesin Genelkurmay dinlesin diye meydanlarda bağırıp çağırıp diz çöktürme seansları düzenlemekten daha kolay bir şey var. O da Genelkurmay Başkanlığı ile diyaloğu en iyi olan Adaya yetki verip onun vasıtası ile sorunları ilk ağızdan iletip çözüm aramak. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış misali üç yıldır dağa küssünüz üç yılda 2 ve 3.dereceden emekli olan birinin 36 milyar zararı var. Bu açıdan bakıldığında Dağın ne kaybı var? Üç yıl daha bunlara yetki verirseniz kaybımız 72  milyar lira edecek bu hemen hemen yarım daire parası demek, hak mı? reva mı? Yıkılan yuvalar, çocuğuna harçlık veremeyen babalar sizlerin Genelkurmaya diz çöktürmenizi mi beklesin? 3 yılda diz çöktüremediler. 3 yıl daha başa gelirlerse 6 yıl heba olacak. Bu gün Genelkurmay Başkanlığı nezdinde hatırı sayılır bir değerim var. Yarın Komuta Kademesi değişirse ki 3 yıllık dönemde mutlak değişecekler ben de o kapıdan içeri giremezsem haklarımızı kimden nasıl alacağız?  Bu dönem bana yetki verin sonra mahşere kadar kime yetki verirseniz verin. Bu fırsatı kaçırırsak tarih bizleri affetmez. Bu dönemin de telafisi olmaz. Ben hiçbir yetki olmadan yetki verdiklerinizin fersah fersah önünde koşarak hak alma mücadelesi veriyorum. Bir de elimde yetkiyle neler yapabilirim varın sizler düşünün. 220.000 kişi bir yanda ötenazi yaşıyor, ben öbür yanda hak alma aşamasında tarih yazıyorum. Sonuçlar elde edildiğinde neler yapabildiğim ortaya çıkacaktır.

  • Soru: Genelkurmayın genel anlamda bu tür bireysel görüşmelere açık olmadığı bilinir. Sizce, sizi muhatap almalarındaki sebep neydi?

Bu benim meziyetlerimden, liderlik özelliğimden, çok zeki olmamdan, karakaşımdan kara gözümden kaynaklanmıyor bu mevcut Komuta Kademesinin adam gibi adam olmasından kaynaklanıyor. Dava arkadaşıyız meslektaşız can ciğeriz diyenler bana 76 milyon çocuğu olmayı reva görürken Orgeneral rütbesine gelmiş gelebilecek başka bir rütbe kalmamış insanlar adam gibi davranıyorsa ziyaretlerine gittiğinde koridorda karşılayıp dönüşünde asansöre kadar uğurluyorsa bu benim meziyetim değil onların adam gibi adam olmasının eseridir. Onları tanıdığımda anladım ki hak alma konusunda bizim yanımızdalar. Doğru ve mantıklı projelerde Emeklilerle ilgili mecburiyetleri olmasa da bize destek olabilirler. İyi bir uyum sağladık, defalarca görüştük, tekliflerimizden kabul edilenler, devam edenler var.

  • Soru: Görüşmeden ne elde ettiğinizi düşünüyorsunuz, kişisel veya toplumsal anlamda bir yarar sağladı mı?

Bu görüşmelerin kişisel anlamda bana bir faydası yok, günde üç öğün yemeklerden sonra tok karna camiamızca lanetleniyorum. Ajan yerine konuyorum, muhbir yerine konuyorum, saymakla bitmez benden götürdükleri. Ama herkese, her şeye rağmen ben bu görüşmeleri artırarak devam ettirme kararlılığındayım. Ben camiamız için bu kadar linç edilmelere razı olurken hiç üzülmüyorum. Taşlansam da recm edilsem de linç edilsem yerlerde sürüklensem de eğer bu görüşmelerden zerre kadar camiamıza fayda gelecekse ben bu cefaya razıyım.

Bu görüşmeler toplumsal açıdan bir yarar sağladı mı konusuna gelince;

Şu an Genelkurmay Başkanlığı ile oluşmuş iyi bir diyalog ortamı var. Onlarca defa Sn II. Başkanımız ile birkaç defa da Sn. Genelkurmay Başkanımız ile görüştüm. Bu iki kişiyi de sizlere kötü lanse edenler bu davaya en büyük ihaneti ettiler. Bu davanın önündeki engel Genelkurmay Başkanlığı değil mevcut TEMAD Yönetimidir. Bu böyle biline.

Bizim önceliğimiz sadece ve sadece 2 ve 3.Derecedeki ağabeylerimizin mağduriyetini gidermek bu mağduriyet giderilmeden ne Genelkurmay ne de İktidarın başka bir önceliğinin olmadığını yakında hep birlikte göreceğiz. Ekmek yoksa pasta yeyin türündeki camiamızın diğer sorunları bu aşamada geçildikten sonra benim ilgi alanımda olabilir.

  • Soru : 27 Haziran 2014 tarihinde TANDOĞAN Astsubay Ordu evinde Genelkurmay II nci Başkanı’nın da katılacağı bir yemek düzenlendi. Ancak bu yemek gerçekleşmedi. İptal sebebi neydi?

Yemeğin yapılacağı gün yemeğin TEMAD Yönetimince provake edileceği yönünde duyum aldık. Aldığımız duyum da davet edilmediği halde yemek saatinde Tandoğan Orduevine gelen provokatör grubun varlığı ile teyit edildi. Yani söyleyecek çok şey var ama camianın takdirine bırakıyorum. Hem kendilerinin bir halt ettiği yok, hem de yapılan çabalara destek değil köstek oluyorlar. Genelkurmay Başkanlığının II numaralı ismi benim hatırım için camiamızın kalesi olan Ordu evine geliyor. Yemek davetime icabet ediyor. Biz hak derdindeyiz ya ötekiler?

  • Soru : Bu yemeğe katılım için sizin gönderdiğiniz  davet yazısı ilginçti?

Özetle” Hiç kimse kusura bakmasın diye başlıyor,  Genel Kurula katılan herkesi suçluyor, sadece Genel Merkezin değil, tüm şubelerin kapatılacağından söz ediyordunuz. Hatta bir adım daha öte giderek, lokalleriniz mal varlıklarınız Kızılay Kurumuna devredilir diyordunuz. TEMAD’ın Tüzel kişiliği ayrı, yönetimler ayrıdır. Siz, TEMAD Yöneticilerinden çok TEMAD’ın kurumsal kimliğine yöneliyordunuz. Kurumsal Kimliğini ortadan kaldırmaya yönelik dava açtığınız bir kuruma “Genel Başkan Adayı” olmanızı nasıl açıklıyorsunuz?

Ben bu zamana kadar her söylediğimi yaptım. TEMAD’ı kapattıracağım dersem kapattırırım. Mal varlıklarınızı KIZILAY’a devrettiririm dersem devrettiririm. TEMAD kapanırsa tüzük gereği KIZILAY’a devredilir. Lokallerinizi kapattıracağım dersem Lokalleri de kapattırırım. TEMAD Genel Merkezini 4 ay 120 gün Denetlettirdiğim gibi, TEMAD Şubelerini de en az bu kadar Denetlettirebilirim. Sadece TEMAD Genel Merkezini değil ayrı olarak herhangi bir Şubeyi de kapattırabilirim. Ama kimse bunları benim babamın hayrına yapmaz ortada bir suç olması gerekir. Suç varsa Dernekte kapanır, Şube de kapanır, Lokalde kapanır suç yoksa kimsenin de bu konuda endişeye kapılmasına zinhar gerek yok. Suç varsa da bunu ne kanunen, ne ahlaken, ne vicdanen savunamazsınız.

  • Soru : Yine yukarıdaki soruyla ilintili olarak büyük çoğunluğu aynı olan delege ve şube başkanlarının bu yazınıza rağmen size destek olacaklarını düşünüyor musunuz?

Bu konuda çanlar benim için çalmıyor. Yedek planlarım var. B-C-D ve dahası da var. TEMAD Genel Merkezi kas gösterircesine benim Şubemi sabah 09:00’dan Akşam 17:00’ye kadar Denetledi. Karşılığında 4 ay 120 gün Denetlendi bu Türkiye tarihinde bir rekordur. Türkiye’deki hiçbir Dernek bu kadar uzun süre Denetlenip 229 sayfa rapor hazırlanmamıştır.

Mevcut TEMAD Yönetimi ihraçlarla, İstanbul Şubesine yaptıkları ile Şubeler üzerinde bir korku empoze ediyor. Bir yandan korku empoze ederken diğer yandan da borç para adı altında otobüs parası adı altında türlü adlar altında ulufeler dağıtıyor. Ödül de var ceza da var. Onların yaptığı bu illegal yöntemlere pirim veren Şube Başkanları ve Delegeler bana oy vermezse onları da aylarca Denetlettirecek, Şubelerini Lokallerini kapattıracak, onunla da yetinmeyip TEMAD’ı kökten kapattıracak halim yok. Gerçekleri görüp oy verene teşekkür ederiz, oy vermeyene de sitem ederiz hayat normal akışında geçer benim için hiçbir şey değişmez. Herkesin zannettiğinin aksine ben kindar biri değilim. Son derece hoşgörülüyüm. Benim tek katlanamadığım şey sömürüleni sömürenlerdir. Sömürüleni sömüren, hile ile camiasını aldatanları bulur gereğini yaparım, babamın oğlu olsa gözünün yaşına bakmam.

  • Soru : Bazı arkadaşlarımız sizin TEMAD’a karşı kullanıldığınızı düşünüyor. Bir tür böl ve yönet taktiği uygulandığını ve sizin de buna alet olduğunuzu düşünüyor. Düşünceniz nedir?

TEMAD’ın bölücüsü de, parçalayıcısı da mevcut TEMAD Yönetimidir.

13 Şubat 2014 günü ‘’ölüm orucu eylemi’’ kararı alıyorlar

Aynı gün TEMAD İstanbul Şube Başkanını ihraç ediyorlar

Aynı gün Sendika Kurulmasına karşı çıkıp Şube Başkanlarının sendikaya üye olmasına engel olacak kararı alıp karar defterinde oy birliği ile imzalıyorlar.

Bülent CİVAN’ı ihraç ettiler.

Dede Ersel AKSU’yu ihraç ettiler

İbrahim KOLDAMCA’yı ihraç ettiler

Atilla ABAYLI’yı ihraç ettiler

2.4 trilyon para topladılar nereye harcandığının hesabını veremiyorlar

13.000 lira borcu olup intihar eden kardeşlerimiz için sözde yas tutuyorlar ama toplanan para ile 184 kardeşimiz borç batağından kurtarılıp intiharına mani olunabilirdi.

Ben TEMAD’a karşı nasıl kullanılabilirim? Bu Ülkenin güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan kurumların benim bilgime mi ihtiyacı var? Herkesin attıkları adımdan yazdıkları yazıdan haberleri yok mu? Don kişotça yel değirmenlerine savaş açanlar Genelkurmaya diz çöktüreceğiz diye Millete ara gazı verirken biz diz çöktürecektik ama Cavit KAYIKCI yüzünden bunu başaramıyoruz demelerinin adı böl parçala yönet oldu. Don kişotça yel değirmenlerine savaş açanlara, sen bu savaşı kazanırsın diye ara gazı veren sanço pançolarına inanlar inanmaya devam etsin. TEMAD’ın bölünmedik nesi kaldı bu Yönetim zamanında? TEMAD’dan geriye ne kaldı bu Yönetim zamanında?  Tükenecek her şeyi itinayla tükettiler.

  • Soru : Astsubay Sendikası hakkında ne düşünüyorsunuz, sendika genel anlamı ile üretim yapanların toplu olarak üretimden gelen güçlerini kullanmak suretiyle haklarını almalarını sağlamaya yönelik kurumsal bir yapıdır. Emekli Assubaylar olarak üretimden gelen gücümüz olmadığına göre nasıl bir işlevi olacak?

Emekli Asssubayların sendika kurması yerine Siyasi Parti kurmasını tercih ederim. Çünkü bir Dernekle hak almaya kalkarsanız mutlak suretle muhatabınız İktidar olacaktır. İktidar da mevcut tüzüğe göre adınızdan hak almanın h’si çıkınca sizi buna pişman edebilecek argümanlara her daim sahip olacaktır. Dolaysı ile Dernekle hak almak imkânsızdır. Kurarsınız 30 kişi ile bir tabela partisi gider kapalı kapılar ardında görüşürsünüz, oy gücünüzü camianızın menfaatine çevirirsiniz. 80.000 kişi ile hak yoksa oy yok diye grup kurdular. O gruba üye olacağınıza kurulan bir tabela partisine 80.000 üye kaydetseydiniz yer yerinden oynardı. Şimdi o hak yoksa oy yok grubu sinek avlıyor. Yıllar önceki PES grubu ile birlikte.

Muvazzaflar için ise sendikayı gerekli ve vazgeçilmez olarak görüyorum. Ancak Ahmet ZENGİN’in kurduğu titan oluşumu vari bir sendikayı da muvazzaflar adına son derece sakıncalı görüyorum. Sendika Genel Merkezindekilere 7-8 bin lira, İl Başkanlarına 5-6 bin lira maaş bağlanacakmış bu maaşlar da muvazzafların vereceği otomatik ödeme talimatlarından gelecekmiş. Bir Ahmet’in yaptığı yetmezmiş gibi ikinci Ahmet’in de gözü aynı yerde. Bu camianın bu gün çektiği sorunların ve gelecekte çekeceği sorunların tek kaynağı ‘’otomatik ödeme’’ rantıdır. Bu rant daha çoook iştahlar kabartır.

  • Soru : Mevcut Yönetimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mevcut Yönetim göreve geldiğinde ilk birkaç aylık döneminin iyi niyetli olduğu söyleniliyor kendi içlerindeki kişilerce. Ancak ilk birkaç ay sonra Sn.Ahmet KESER’in birilerinin güdümüne girdiği ve ona uygun davranış sergilediği şüphesi var ki ben de bu yönde şüphe duyuyorum. Ancak bu benim kişisel şüphem ve bu şüphenin kanıtlanma ihtimali de şu ana kadar olmadı. Özetle bu yönetimi camiamız adına talihsizlik olarak değerlendiriyorum.

  • Soru : Yaptıkları hiç iyi bir şey yok mudur?

Hale etkisi sevdiğin birinin her yanlışını doğru görmektir.

Ters hale etkisi ise; sevmediğin birinin her doğrusunu yanlış görmektir.

Bu bakımdan benim rakiplerimin doğru yaptıkları şeyleri de açık yüreklilikle söyleyebilirdim.

Camia adına yaptıkları doğru bir şeyi göremedim siz hatırlatırsanız veya okuyucular hatırlatırsa gerçekten de doğru bir şey yapmışlarsa bunu ben de takdir eder alkışlarım.

Sn.Yüksel BİNİCİ’nin doğrudan bana karşı bir yanlışını görmedim duymadım. Sn. Selçuk ÇAPAR’ın da ha keza bana bir yanlışı olmamıştır. Olduysa da ben görmedim duymadım. Sn.Mustafa AYTAR’ı da sanatsal anlamda başarılı buluyorum. İyi niyetli biri gibi görünüyor.

  • Soru : Herhangi birisi size neden oy versin?

Çünkü hem Şube Başkanları hem de oy kullanacak Delegelerin bana vefa borcu var.

Bu vefa borçlarını da sadece bana oy vererek ödeyebilirler.

Genel Kurullar Derneklerin son sözünün söyleneceği yerlerdir. 22 Ağustos 2013 günü yapılan Genel Kurul Olağanüstü bir Genel Kurul’du. Bu Genel Kurula Sn.Ahmet KESER hakkındaki 5 sayfalık iddialar yüzünden gidildi. Bu İddialar Genel Kurul’da araştırılsaydı benim 4 ay 120 gün Denetlettirmeme de ihtiyaç kalmazdı. Şube Başkanlarının da Delegelerin de bu iddilar asla umurlarında olmadı. Her şeyin üzerinin örtülmesine ses çıkarmadılar.

22 Ağustos 2013 gününden bir ay öncesinde Sn.Ahmet KESER TEMAD’a ait araçla, TEMAD’a ait akaryakıtla, TEMAD’a iat yiyecek içecekle, Şube Şube dolaştı propagandasını yaptı hiçbir Şube Başkanı da buna dur demedi. Mademki sen tüyü bitmemiş yetimin parasını şahsi işlerin için kullanıyorsun diye en azından oyu ile cezalandırmadı. Hesap soramadı.

Şube Başkanları ve Delegeler beş yıldızlı otelde ağırlanmalara, oralarda yenen yemeklere odalarına konan eşantiyonlara tamah ederek Sn.Ahmet KESER’i seçtiler.

Bunun tekrarına göz yummayacağımı ve kayıtsız kalmayacağımı herkes duysun ve bilsin.

Oldu bitti şeklinde bir Divan oluşmasına göz yummayacağım. Şube Başkanlarının uç uca eklenerek Divan Heyetine adını yazdırmasına zinhar göz yummayacağım. O tür davranış içine girenleri de asla unutmayacağım. Şube Başkanıysanız makamınıza mevkinize sahip çıkın Divan Heyeti içinde yer almayın. Bu sizin üyelerinize duyacağınız saygının gereğidir. Oyunuzu dilediğinize verebilirsiniz ama Divan Heyetinde tarafınızı belli edemezsiniz.

22 Ağustos 2013 günü Divan Heyetine 5 adet dilekçe verdim. Divan heyetine tüm Delegelerin aidatını vaktinde yatırıp yatırmadığını kontrol edin dedim. Bu maksatla Başkan Adayları elendi ama Divan Heyeti Şube Başkanları ve Delegelerin aidatını vaktinde yatırıp yatırmadığını kontrol etmedi. O kural hem seçilen hem de seçen için geçerliydi. Delegelik vasfı olup olmadıklarını da kontrol etmedi. Camdan evde oturanlar komşusunun penceresine taş atamaz. Hem hileyle Delege olacak hem de hileyle başka bir adayı seçeceksiniz öyle mi?

Herhangi biri size neden oy versin cevabının birincisi vefa borcundandır.

İkinci cevabı ise; ben güçlü, kudretli, ne yaptığını bilen bir liderim, tüm göstergeleri diğer Adayların kat kat üzerinde olan birisiyim. Sosyal Medya’da Türkiye çapında bir devim.

Tüm Assubayların PES hesabı: 172.400

Benim kişisel hesabım 192.700 http://ckayikci.blogspot.com.tr/ tüm Assubayların başarısından 20.000 daha fazla.

Bu gün Sn.Ahmet KESER’in twitter takipçisi 14.000 Assubayların hepinin birleştiği ortak hesap takipçisi 16.000 benim @Fx_iyi hesabımın takipçisi 22.000’den fazla.

Sizlerin yetki verdiği Sn.Ahmet KESER Genelkurmay başkanlığı ile attığı köprüleri ben onardım onlarca defa görüştüm. Yetki verdikleriniz kendi ekseninde dönüyor. Ben başarıdan başarıya koşuyorum. Bunun aksini kim iddia edebilir?

Bir gün çalışıp beş gün sanayiden çıkmayan Skoda arabaları olanları, emlak işinde getir götür işleri yapanları bu makamlara getirirseniz o zaman da o kişilerin o koltuklardan vaz geçmemek için çevirdikleri dümenlerden hak almaya sıra gelir mi? Asıl sıkıntı kaynağı budur.

Tüm Assubayların PES furyasında topladıkları paralardan daha fazla ekonomik güce sahibim.

O makamlardan nemalanmaya gelmiyorum. O makamlara bir şeyler bırakmaya geliyorum. Görev sürem boyunca hiçbir üyeden bir lira aidat almadan TEMAD’ı olduğu durumdan iki kat öteye götüreceğimi yazılı olarak beyan ve taahhüt edebilirim. Muvazzaflardan bir lira bağış kabul etmeyeceğimi beyan ve taahhüt edebilirim. Sizce mevcut aday ve diğer adaylar da bunu beyan ve taahhüt edebilir mi? Genel Kurul Salonuna Noter çağıralım noter huzurunda üç yıllık dönemde ne Emekliden ne çalışandan bir lira aidat almadan TEMAD’ı iki katına çıkaracağımı yazılı olarak beyan ve taahhüt edebilirim. Bunu diğerleri de yapabilir mi?

Bir yıl içinde Astsubay haklarını alamazsam Yönetimden istifa edeceğimi de Noter huzurunda beyan ve taahhüt edebilirim. Bunu diğer Adaylar da yapabilir mi?

Şimdi ben size sorayım bu Şube Başkanları ve Delegeler ben dururken başka bir Adaya niye oy versin? Neden 3 yıl daha bu sömürülen kesimin sömürülmesine vesile olsun?

  • Soru : Son olarak topluma mesajınızı alabilir miyim?

Dünya üç grup insandan oluşur demiş M.BULTER isimli bir düşünür.

İşleri yapıp sonuçları ortaya çıkaran seçkin küçük bir grup,

Olup biteni seyreden oldukça kalabalık bir diğer grup

Ve nelerin olup bittiğini anlamayan muazzam bir kalabalık.

Dünyanın kaderini nelerin olup bittiğini anlamayan muazzam bir kalabalık belirler.

Ama en çok çileyi de o muazzam kalabalık çeker.

Biz Astsubay camiasının fertleri olarak işleri yapıp sonuçları ortaya çıkaran seçkin küçük bir grupta yer alarak hem kendi haklarımızı alabiliriz hem de bu Millete umut olabiliriz.

9 yıl Sn.Mustafa EROL dönemini geçirdiniz memnun olmadınız. 6 yıl Sn.Ahmet KESER’in dönemini geçirmek ister misiniz? Bu seçimlerde de Sn.Ahmet KESER’i seçerseniz 6 yıl görevde kalmış olacak. Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir. 3 yılda TEMAD’da yapılan tahribatın boyutu ortada. 6 yılda neler olur varın siz düşünün. Hak alacağız derken Derneğin kapısına kilit vurulacak hale getirdiler. Yel değirmenlerinin insafı olmasa durum vahimdi.

Değerli bir büyüğümüzün desteği ve gölgesindeki Sn. Hamza DÜRGEN’e gelince; ben bu şahısa dedim ki Sn.Ahmet KESER’i Dernekler Dairesine şikayet ettim, sen de Genel Başkan Adayıydın aidatını yatırmadığın için elendin sen de şikayet et. Sn.Hamza DÜRGEN dedi ki Ahmet KESER beni Dernekten ihraç eder ben o riski göze alamam. Böyle diyen gölgesinden korkan biri size nasıl umut olabilir? Sizin hakkınızı nasıl alabilir? Ankara Delege seçimi yapıldı binlerce Astsubay varken iki kız kardeş Delege seçildi o zaman da yine ne adli ne de idari mercilere baş vurabildi. Onun yerine Dernekler Dairesine ben müracaat ettim. Siz ona güvenseniz o sizin iradenizi koruyabilir mi? Bu seçimde de Sn.Ahmet KESER usulsüzlük yapsa Sn.Hamza DÜRGEN’in yaptırımı ne olur? Mahkemeye mi verir? 22 Ağustos 2013 günü aidatını yatırmadı diye elendi neden mahkemeye veremedi o halde? Hava civa özeti bu.

Diğer Başkan Adayı olan Sn.Cengiz ERTEN hakkında olumlu ya da olumsuz bir yorumda bulunmak istemiyorum. Genel Kurul İptal Davamda şahit oldu. O süreçte her daim yanımdaydı. Başkan Adayı olarak elbette ki rakibim, ama uzun yıllardır iyi dostuz.

Yine aynı şekilde o süreçte Davamda beni yalnız bırakmayıp benim yanımda bana destek olup Şahitlik yapan, Sn.Mustafa EROL’a, Sn. Canan BIYIKLI’ya, Sn. Yaşar İRAL’a, Sn. Mecdi CENGİZ’e, Sn. Zafer ÇİMEN’e ve Sn Ayhan YILDIRIM’a bu vesile ile teşekkürü ederim.

  • Röportaj için teşekkür ederim. Başarılar dilerim.

Ben teşekkür eder saygılar sunarım.

Bir dostum anlatmıştı;

Babanın evlat sevgisinin şaha kalktığı coştuğu bir ortamdı belki.

Evladının sesini duyabilmek mutluluğun erişilmezidir baba için.

Bu mutluluğu yaşama olgusunda.

Oğlunu telefonla arar bir baba.

Mutlu duygularını paylaşım ortamında.

Ve karşısındaki ses yanıt verir,

Baba henüz bir söylemde bulunamadan;

  • Babacığım bir dakika... Öyle meşgulüm ki! Kapat telefonu. Sana ayırabilecek zamanım hiç yok. Ben seni sonra ararım...

Baba bekler, bekler...

Umutla, heyecanla oğlunun aramasını uzuuun süre....

Yoktur olgularda ve sonuçlarında!

Tüm umutlarını yitirince baba,

içtenlikli komşusuna gider ve;

  • Kendimi iyi hissetmiyorum

der. Ve hemen ekler;

  • Ben ölürsem, eğer beni siz defnedin. Ne olur yardımını esirgeme

der komşusuna.

  • Ancak bir isteğim var sizlerden. Ne olur oğluma haber vermeyin, üzülmesin. İşleri vardır. Belki zamanı yoktur!

Neden sonra aradan aylar geçer.

Oğlunun aklına gelir babasını.

Arar...

Telefonda ulaşamayınca çıkar gelir ama baba yok ortalarda!...

Babanın vasiyeti vardır ve sevgili oğluna,

Anlatılır...

 

Mehmet KAYALI

ÖYLESİNE….

Eylül 09, 2014

MEĞER, KURUNTUYMUŞ İÇTENLİKLER.

GÖRÜNTÜ ALDATICI,

ARPA BOYU YOL ALAMADIK,

UMUT,  BAŞKA BAHARA.

HİÇ BİRİ, 

BİRBİRİNİ DİNLEMEZ OLMUŞ.

KENDİ BİLDİKLERİNİ ANLATIR, OLDU.

YAN YÜREĞİM YAN.

KARŞIMDAKİ BANA YABANCI,

UMUT, UMUTSUZLUK OLMUŞ.

BEN, ESKİ BEN DEĞİLİM.

UÇUŞURKEN BEZGİNLİKLER,

HAKLARIMI ARARIM.

HAH ETTİKLERİM, NEREDE?

ANLADIM.

SUSMUŞ, BELKİ SUSTURULMUŞ.

İKİ DUDAK ARASINDA.

MEHMET KAYALI

Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum
Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.

Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı
Her adım uyandırır acı bir hatırayı!
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda
"Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam.

Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla
Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al
Diye hıçkırır kaval.

Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun
Daima eğeceksin başkalarına boyun
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı
Yamaçlarda her aksam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an
Madem ki kara bahtın adını koydu çoban!

Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.

Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına
Gönlümü yayla yaptım
Bingöl çobanlarına.

Kemalettin KAMU

Bana Bakışlar

Eylül 01, 2014

Hani Adnan Fuat diye biri var,

bilir misiniz?

İçinizde merak eden oldu mu? Hani güzel makaleleri ile bizi merak ortamına taşır, bilinç ortamına götürür.

Tüm konuların içtenlikli derinliğine inip, irdeleyen biri.

30 Ağustos demiş, merasim demiş, önemini belirten tüm olguları görmek, göstermek için,

çaba sarf etmiş. Görmüş bizim göremediklerimizi ve anlatmış makalesinde.

Ben okudum içtenlikle.

Siz de okuyun ve takkenizi önünüze koyup belki,

düşün ortamında gezinir olursunuz..

Resmi geçitlerde ilgisizlik kaçınılmazdır.

Olacaktır elbette.

Giysilerin renk ortamında, pastel renklerin sevimsiz kül rengi siyaha çalan olursa

temaşa özlemi yaratmaz.

Nerede benim nefti yeşilim?

Olumsuzluk,

ayrıcalık buradan başlıyor.

Ama ben bir kapı kuluyum.

Şehzade değilim, olamadım.

Ben 61 yıldır bu toplumun içinde ya da yanındayım.

Ayrıcalık yaratmak için pantolon flataları bile siyah ve kırmızı yapıldı.

Bana bakışlar hep şehladır!

Yerleşkelerde, servislerde, sosyal tesislerde, arkalara itilen ben değil miyim?

Merasimlerdeki sessizlik ortamı benzerinde.

1976 yılında ve daha sonraki yıllarda eşit maaş aldıklarım nerede şimdi?

Benim iki katım maaş alıyorlar!

Buna "yerinde say" denebilir mi acaba?

O yıllarda,

tümü benden iki yıl eksik eğitimli olmalarına karşın,

ekonomide de itilmiş değil miyim?

İlave eğitim mi aldılar?

Farklı kariyer mi yaptılar?

Okulun önünden bile geçmeden, yasalarla, KHK. lerle, eğitim seviyeleri yükseltilip, eşit intibak ortamında unvanlı oldular.

Diploma:

gayret ister,

çaba ister,

alın teri istemez mi?

Haklar neden eğitime, diplomaya bağımlı olmaz? Olmamalı mı?

Yükselme olanağında,

benim okuldaşlarım Anayasa Mahkemesi Başkanı,

benim okuldaşlarım, muhalefet parti liderleri

ama benim hep ÖNÜM kesildi!

Bir babayiğit çıkıp da bu olumsuzlukların nedenini ne zaman görür diye merak içindeyim.

Ömrümün son demlerinde.

Ama ömrüm yeterse!

Mehmet KAYALI



Değerli Meslektaşlarımız
Bizler herkesin etnik kökenine ve dini inancına sonsuz saygı duymaktayız. Etnik köken ve dini inanç kişinin özgür iradesi ile olmuyor; örneğin Ermeni anadan,babadan doğan Ermeni kimliği ile yaşar, önemli olan  vatanlarına,değerlerine,bayrağına saygılı olmaları ya da tek kelime ile İNSAN olmalarıdır.
Genelde sitemizde dayatma içeren dini ve siyasi konuları polemiklere neden olmaması için yer vermemeye özen gösteriyoruz. Meslektaşımız Sn.Sadık ÇAMOĞLU'nun bizlerle paylaştığı bu yazı ile sizlere  Ezidi gerçeği dünyanın en son ve modern dini olan müslümanlığın cehalet yüzünden ne hale geldiğinin, tahammülsüzlüğün bir örneği olarak duyurmak istedik. Sn.Çamoğlu'na teşekkürlerimizle .


 
Ezidiler, inanışları hakkında yanlış bilinenler nedeniyle birçok kez hedef oldular. 4 bin yıl önce şekillenen Ezidilik en eski tek tanrılı dinlerden biri.
Birleşmiş Milletler’e göre, Irak’ta terör estiren IŞİD örgütünün saldırıları altında ‘soykırım’ tehdidi ile karşı karşıya kalan Ezidiler, tarih boyunca da birçok katliama uğradı, Anavatanları olan ülkelerden kaçmak zorunda kaldılar. İran ve Mezopotamya’da yaşamış,Ortadoğu’nun en kadim topluluklarından biri olan, kökenleri 4 bin yıl öncesine dayanan Ezidilerin hedef olmalarının sebebi ise onlara yapılan yanlış yakıştırmalardı. Kimileri onları şeytana tapmakla suçladı, kimileri “güneşe tapanlar” olarak adlandırdı. IŞİD gibi radikaller tarafından ise ‘sapkın’ olarak görüldüler.

Milliyet'ten Gizem Acar'ın derlediği haber şöyle:
Öncelikle Ezidiler, tek tanrılı bir inanca sahip. Hatta, kendilerini Hz. Adem’den bu yana tek tanrıya inanan dünyadaki ilk insanlar olarak tanımlıyorlar. Ancak doğuştan Ezidi olunabiliyor. Ezidilerin büyük çoğunluğu kendini Kürt olarak tanımlarken, küçük bir kısmı da Ezidiliğin kendine özgü bir milliyet olduğunu savunuyor. Yine de genel kabulde Kürt sayılan Ezidilerin ana dili ve ibadetlerinde kullandıkları dil de Kürtçe...

Kuran ve İncil kutsal

Ortadoğu’da ulusal kimlikleri olmayan İran’daki Bahailer gibi Ezidiler de dini bir cemaat. Ezidilik, çoğunluk dinlerinden etkilenmiş, fakat hiç birinin tümüyle izini taşımamaktadır. Ezidi inancının mitolojisini anlatan Mishefa Reş kutsal Kitapları, Ezidi önderi Şeyh Adi tarafından yazılan Kitab-ı el Celve ise pratik kuralları anlatan kitap olarak kabul ediliyor. Ancak Ezidilerin gelenekleri ve ritüellerinin çoğu yazılı değil sözlü. Hem İncil hem de Kuran Ezidiler tarafından kutsal sayılıyor.

Toplam nüfusları 700 bin

Ezidiler; bugün Irak, Suriye, Türkiye, Rusya, Ermenistan,Gürcistan, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşıyor. Ezidilerin nüfusunun toplamda 700 bine gerilediği düşünülüyor. Avrupa’da 150 bin, Türkiye’de ise sadece 550 Ezidi yaşıyor.

Ağır bir kast sistemi var

Ezidilik’te ağır bir kast sistemi uygulanmaktadır. Müritler ve din adamları olmak üzere iki sınıf vardır. Din adamları arasında Mirler (Emirler), Şeyhler, Pirler, Qewallar (Kavallar), Fakirler (Karabaşlar), Koçekler ve Çömezler olmak üzere bir hiyerarşi vardır.  Emirler, en üst rütbeli kişilerdir. Emir, Ezidilerin her anlamda sözcüsü, temsilcisidir. Veraset sistemiyle başa gelmektedirler. Birini Ezidilikten çıkarma sadece Mir’in isteğiyle olabilir. Dini önderler Şeyhler ve Pirleri izleyen, Qewallar, yılda bir defa tüm Ezidi cemaatlerini dolaşırlar. Böylece birbirinden uzak Ezidi bölgelerinde bile birliğin canlı tutulmasını sağlarlar. Fakirler yılda 92 gün oruç tutar, sert kumaşlar üzerinde yatarlar. Tıraş olmaları, silah taşımaları ve kan dökmeleri de yasaktır. Sadaka ile yaşamlarını sürdüren Fakirler toplumda barışı sağlayıcı kişilerdir. Çömezler, Şeyh Adi türbesinin bakımından sorumludur. Müritler, dini bağlamda en düşük kastta olmalarına rağmen çiftçilik, hayvancılık, toprak sahipliği, çobanlık, rençberlik veya yevmiyeli işçilik yaparak toplumun ana direğini oluşturmaktadırlar.

‘Şeytan’a tapıyorlar’ nereden çıktı?

Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerdeki ‘Şeytan’ ile, Ezidilerin inancındaki ‘Şeytan’ arasındaki fark, suçlamalara neden olmuştur. Semavi dinlerde ‘Şeytan’ denilen meleği Ezidilerin ‘Melek Tavus’ olarak adlandırması, onların Şeytan’a taptıklarına dair hatalı bir düşüncenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İslam inanışına göre; Tanrı dünyanın ardından ilk insanı yani Adem’i yarattı ve herkesin ilk insana secde etmesini istedi. Şeytan secde etmediği için Allah’a şirk koşmuş oldu. Bu yüzden İslam inanışına göre Şeytan lanetli bir melektir. Ezidilere göre ise, Şeytan, Allah’tan başkasına secde etmeyecek kadar O’na bağlıdır. Bunun için de Şeytan, ilk başta cennetten kovulmasına rağmen sonradan Tanrı tarafından affedilir. Hatta Tanrı dünyanın yönetimini artık Melek Tavus olarak anılan bu meleğe verir. Kısacası Ezidiler Şeytan’a tapmıyor, sadece o meleği algılayış biçimleri diğer tek tanrılı dinlerden tamamen farklı. Ezidilikte, ‘Şeytan’ adının ağza anılması yasaktır.

Yezidi değil Ezidi!

Ezidiler, birçok dilde ‘Yezidi’ olarak anılıyorlar. Bu kullanım, konu hakkında bilgisi bulunmayan bazı kesimlerin Ezidileri, Emevi hanedanının ikinci halifesi olan Yezid İbn Muaviye’nin takipçileri zannetmesine neden oluyor. Kerbela Olayı’ndan sorumlu tutulan Yezid, İslam’da zulmün ve kötülüğün sembolü... Ancak Ezidiler ve Yezid’in hiçbir bağı yok. Yezid kelimesi Farsça’da melek ya da ilah anlamındaki “İzed” kelimesinden geliyor. Kürtçe olan Ezidi kelimesi ise “Allah’a inananlar” anlamına geliyor, “Ezam” kelimesine dayanıyor.

Hem sünnet hem vaftiz

Ezidilerin birçok dinsel pratiği bulunuyor; dini törenler ve bayramlar kutlanıyor, zekat veriliyor, hac ibadeti yapılıyor ve oruç tuttukları günler bulunuyor. Önemli günlerde kutsal sayılan yerler ziyaret ediliyor ve günlük olarak ibadet ediliyor. Çocuklar için hem sünnet hem de vaftiz geleneği bulunuyor. Kadınlar ve erkekler bir arada ibadet edebiliyor. Ezidiler, attıkları her adımda Allah’ın adını anarlar. Ancak onlara göre Allah, dünyanın sadece yaratıcısıdır, dünya yönetimi ile ilgilenmez. Melekleri onun emirlerini uygular. Meleklerin başı Melek Tavus’a büyük saygı duyarlar.

Kıbleleri Güneş

Allah’ın insanları peygamber göndermeksizin de doğru yola itebileceğine inanılır. Ancak Semavi dinlerdeki peygamberleri de kabul ederler. Ezidiler günde beş kez Melek Tavus’a dua ederler. Gün doğumu ve batışında Güneş’e dönülüp ibadet edilir. İbadetten önce eller ve yüz yıkanır. Melek Tavus’un ışık saçtığı düşünüldüğü için ışık saçan herşey kutsaldır. En büyük ışık kaynağı Güneş’e dönülüp ibadet edilmesi bu yüzdendir.
Ahiret inancı yok
Müritler yılda 3 gün, din adamları 80 gün oruç tutarlar. Hac ibadetinde 15-20 Eylül arasında Laleş Vadisi’ndeki Şeyh Adi mabedi ziyaret edilir. Ahiret ve dolayısıyla bir cennet-cehennem inancı yoktur. Ezidiliğe göre; ruh bedenin ölümünden sonra başka bedenlere geçerek varlığını sürdürür.

74’üncü ferman

Ezidiler hakkında bugüne kadar verilmiş 73 ferman emri bulunuyor. Tarih boyunca çıkarılan her ferman ölüm ve zorunlu göçü beraberinde getiriyor. Ezidiler şu an yaşadıklarını 74’üncü ferman olarak kabul ediyorlar.
Ezidiler, Osmanlı Devleti’nde ehli kitap olarak görülmeyip dışlanmışlar. Ermeni tehciri döneminde devlet politika ve pratiklerinden Ezidiler de ciddi bir şekilde etkilendi. 1912’deki nüfus sayımında 37 bin civarında olan Ezidi nüfusu 1923’te yapılan nüfus sayımında 18 bine düşmüştür. Cumhuriyetin ilanından sonra da homojenleştirme politikaları nedeniyle göç etmek zorunda bırakıldılar. Irak’ta ise Saddam dönemi sonlanana dek büyük baskılar altında yaşayan Ezililer,ABD işgali sonrası Irak anayasasına göre ise dini vecibelerini yerine getirme ve en az bir milletvekiline sahip olma hakkına sahip.

Ezidi sözlüğü

Melek Tavus: Ezidilerin inancına göre Allah’ın dünyanın yönetimi görevini verdiği birinci melek.

Şeyh Adi: Şeyh Adi, Ezidilerin çok saygı duyduğu bir yol göstericidir. Kendisini Allah yolunda iyiliğe, doğruluğa ve güzelliğe adamış, insanların hak yolunu bulmaları konusunda onlara yardımcı olmuştur. Ancak sanılanın aksine Ezidiler’in peygamberi değildir.

Laleş: “Ezidilerin Mekke’si” olarak anılan Laleş Vadisi, Ezidilerin en kutsal mekanı. Hac ibadetinin yapıldığı vadide Şeyh Adi’nin mezarı da bulunuyor. Allah dünyayı yaratırken ilk toprak paçasının burada oluştuğuna inanılıyor.

Babaçavuş: Laleş Vadisi’nde yaşayan; Tapınağın temizliği, ziyarete gelenlerle ilgilenme ve onlara yol gösterme, dini bilgiler verme ile sorumlu olan Pir’ler. Hem kadın hem de erkek olabilen bu din adamlarından bazıları hiç evlenmiyor.

Karayılan: Hayatını Ezidi inancını yaymaya adayan ve 1162’de Laleş Vadisi’nde ölen Şeyh Adi’nin mezarının bulunduğu tapınağın giriş kapısında bir karayılan figürü göze çarpar. Bu figür, Nuh Peygamber’in gemisi Laleş Vadisi’den geçerken dağa çarpması sonucu meydana gelen deliği gövdesiyle kapatarak su almasını önleyen karayılanı simgeliyor. Karayılan, Ezidiler için dokunulmazdır.

Sadece Ezidilerle evlenebilirler

Ezidilerin farklı bir dine mensup biriyle evlenmesi yasaktır. Çünkü evlenen kişinin dininin bozulacağına, kirleneceğine ve artık Ezidiliğin saflığını üzerinde barındıramayacağına inanılır. Dolayısıyla bunun aksini yaparak başka dine mensup biriyle evlenen bir Ezidi, Mir tarafından kesinlikle aforoz edilir. Bunun dışında kastlar arası evlilik de yasaklanmıştır.
Her Ezidi ancak kendi kastından bireylerle evlilik yapabilir.

TC kimliklerinde din hanesi boş

Türkiye’de yakın zamana kadar Ezidilerin nüfus cüzdanlarındaki din hanesinde (x) işareti vardı, şimdi ise bu hane boş bırakılıyor.

‘Türkiye’de evlerine korucular el koydu’

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) ilk ve tek Ezidi vekili olan Feleknas Uca, Irak’taki krizin patlak vermesinden sonra Ezidilerin durumunu incelemek için oluşturulan Avrupalı heyetin üyesi olarak geçen hafta Türkiye’ye geldi. Türkiye’den Almanya’ya göç eden bir ailenin kızı olan Uca, 1999-2009 yılları arasında Sol Parti’den AP vekili olarak görev yaptı. Uca, 2005’te Irak anayasası değişene kadar dünyadaki dek Ezidi parlamenterdi.
Milliyet’in sorularını yanıtlayan Uca, artık devlet baskısının kalkmış olması nedeniyle, göç etmek zorunda kalan Türkiyeli Ezidilerin geri dönmeye başladığını doğruluyor. Ancak Uca, 1990’lı yıllarda şiddet olaylarından, köylerin yakılmasından kaçan Ezidilerin geri dönüşünün sıkıntılı olduğunu söylüyor. Bunun nedeni ise Ezidilerden boşalan evlere korucuların yerleştirilmiş olması. Uca, Batman’da birçok Ezidi köyünün bu nedenle mahkemelik olduğunu söylüyor. Uca, Avrupa’da yaşayan Ezidilerin de sorunları olduğunu anlatıyor. Avrupa’da Ezidiler herhangi bir baskı görmemelerine karşın resmi olarak tanınmıyorlar. Uca, Avrupa’nın Ortadoğu’dan gelenler için yalnızca ‘Arap’, ‘Türk’ ve ‘Farsi’ kimliklerini tanıdığını belirtiyor. Ancak Ezidilerin çok sayıda ve büyük çaplı örgütler ve federasyonlara sahip olduğunu, bunlar aracılığıyla resmi kurumlarla ilişkilere sahip olduklarını ekliyor.
KAYNAK : http://t24.com.tr/haber/kim-bu-ezidiler,267921
Ben herkesin etnik kökenine ve dini inancına sonsuz saygı duyan biriyim; Etnik köken ve dini inanç kişinin özgür iradesi ile olmuyor  ermeni anadan,babadan doğan Ermeni'dir tek dileğim bu kişilerin vatanlarına,değerlerine,bayrağına saygılı olmaları yada tek kelime ile İNSAN olmalarıdır Genelde sitemizde dini ve siyasi konuları polemiklere neden olmaması için yer vermemeye özen gösteriyoruz ama bu Ezidi gerçeği dünyanın en son ve modern dini olan müslümanlığın cehalet yüzünden ne hale geldiğinin tahammülsüzlüğün bir örneği olarak yayınlamak isteği doğdu Şayet sizce de uygun ise site yönetimine önerip bu yazıyı konuk yazar bölümünde yayınlamak isterim yazı'yı bir yerden aldı iseniz kaynağını da yazmamızın yararı var. Gözlerinden öperim


From: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Subject: EZİDİLER
Date: Wed, 20 Aug 2014 00:44:34 +0300

Kim bu Ezidiler?

Kimileri Ezidileri şeytana tapmakla suçladı, kimileri 'güneşe tapanlar' olarak adlandırdı. IŞİD gibi örgütler tarafından ise 'sapkın' olarak görüldüler
 
Ezidiler, inanışları hakkında yanlış bilinenler nedeniyle birçok kez hedef oldular. 4 bin yıl önce şekillenen Ezidilik en eski tek tanrılı dinlerden biri.
Birleşmiş Milletler’e göre, Irak’ta terör estiren IŞİD örgütünün saldırıları altında ‘soykırım’ tehdidi ile karşı karşıya kalan Ezidiler, tarih boyunca da birçok katliama uğradı, Anavatanları olan ülkelerden kaçmak zorunda kaldılar. İran ve Mezopotamya’da yaşamış,Ortadoğu’nun en kadim topluluklarından biri olan, kökenleri 4 bin yıl öncesine dayanan Ezidilerin hedef olmalarının sebebi ise onlara yapılan yanlış yakıştırmalardı. Kimileri onları şeytana tapmakla suçladı, kimileri “güneşe tapanlar” olarak adlandırdı. IŞİD gibi radikaller tarafından ise ‘sapkın’ olarak görüldüler.
 
Öncelikle Ezidiler, tek tanrılı bir inanca sahip. Hatta, kendilerini Hz. Adem’den bu yana tek tanrıya inanan dünyadaki ilk insanlar olarak tanımlıyorlar. Ancak doğuştan Ezidi olunabiliyor. Ezidilerin büyük çoğunluğu kendini Kürt olarak tanımlarken, küçük bir kısmı da Ezidiliğin kendine özgü bir milliyet olduğunu savunuyor. Yine de genel kabulde Kürt sayılan Ezidilerin ana dili ve ibadetlerinde kullandıkları dil de Kürtçe...

Kuran ve İncil kutsal

Ortadoğu’da ulusal kimlikleri olmayan İran’daki Bahailer gibi Ezidiler de dini bir cemaat. Ezidilik, çoğunluk dinlerinden etkilenmiş, fakat hiç birinin tümüyle izini taşımamaktadır. Ezidi inancının mitolojisini anlatan Mishefa Reş kutsal Kitapları, Ezidi önderi Şeyh Adi tarafından yazılan Kitab-ı el Celve ise pratik kuralları anlatan kitap olarak kabul ediliyor. Ancak Ezidilerin gelenekleri ve ritüellerinin çoğu yazılı değil sözlü. Hem İncil hem de Kuran Ezidiler tarafından kutsal sayılıyor.

Toplam nüfusları 700 bin

Ezidiler; bugün Irak, Suriye, Türkiye, Rusya, Ermenistan,Gürcistan, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşıyor. Ezidilerin nüfusunun toplamda 700 bine gerilediği düşünülüyor. Avrupa’da 150 bin, Türkiye’de ise sadece 550 Ezidi yaşıyor.

Ağır bir kast sistemi var

Ezidilik’te ağır bir kast sistemi uygulanmaktadır. Müritler ve din adamları olmak üzere iki sınıf vardır. Din adamları arasında Mirler (Emirler), Şeyhler, Pirler, Qewallar (Kavallar), Fakirler (Karabaşlar), Koçekler ve Çömezler olmak üzere bir hiyerarşi vardır.  Emirler, en üst rütbeli kişilerdir. Emir, Ezidilerin her anlamda sözcüsü, temsilcisidir. Veraset sistemiyle başa gelmektedirler. Birini Ezidilikten çıkarma sadece Mir’in isteğiyle olabilir. Dini önderler Şeyhler ve Pirleri izleyen, Qewallar, yılda bir defa tüm Ezidi cemaatlerini dolaşırlar. Böylece birbirinden uzak Ezidi bölgelerinde bile birliğin canlı tutulmasını sağlarlar. Fakirler yılda 92 gün oruç tutar, sert kumaşlar üzerinde yatarlar. Tıraş olmaları, silah taşımaları ve kan dökmeleri de yasaktır. Sadaka ile yaşamlarını sürdüren Fakirler toplumda barışı sağlayıcı kişilerdir. Çömezler, Şeyh Adi türbesinin bakımından sorumludur. Müritler, dini bağlamda en düşük kastta olmalarına rağmen çiftçilik, hayvancılık, toprak sahipliği, çobanlık, rençberlik veya yevmiyeli işçilik yaparak toplumun ana direğini oluşturmaktadırlar.

‘Şeytan’a tapıyorlar’ nereden çıktı?

Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerdeki ‘Şeytan’ ile, Ezidilerin inancındaki ‘Şeytan’ arasındaki fark, suçlamalara neden olmuştur. Semavi dinlerde ‘Şeytan’ denilen meleği Ezidilerin ‘Melek Tavus’ olarak adlandırması, onların Şeytan’a taptıklarına dair hatalı bir düşüncenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İslam inanışına göre; Tanrı dünyanın ardından ilk insanı yani Adem’i yarattı ve herkesin ilk insana secde etmesini istedi. Şeytan secde etmediği için Allah’a şirk koşmuş oldu. Bu yüzden İslam inanışına göre Şeytan lanetli bir melektir. Ezidilere göre ise, Şeytan, Allah’tan başkasına secde etmeyecek kadar O’na bağlıdır. Bunun için de Şeytan, ilk başta cennetten kovulmasına rağmen sonradan Tanrı tarafından affedilir. Hatta Tanrı dünyanın yönetimini artık Melek Tavus olarak anılan bu meleğe verir. Kısacası Ezidiler Şeytan’a tapmıyor, sadece o meleği algılayış biçimleri diğer tek tanrılı dinlerden tamamen farklı. Ezidilikte, ‘Şeytan’ adının ağza anılması yasaktır.

Yezidi değil Ezidi!

Ezidiler, birçok dilde ‘Yezidi’ olarak anılıyorlar. Bu kullanım, konu hakkında bilgisi bulunmayan bazı kesimlerin Ezidileri, Emevi hanedanının ikinci halifesi olan Yezid İbn Muaviye’nin takipçileri zannetmesine neden oluyor. Kerbela Olayı’ndan sorumlu tutulan Yezid, İslam’da zulmün ve kötülüğün sembolü... Ancak Ezidiler ve Yezid’in hiçbir bağı yok. Yezid kelimesi Farsça’da melek ya da ilah anlamındaki “İzed” kelimesinden geliyor. Kürtçe olan Ezidi kelimesi ise “Allah’a inananlar” anlamına geliyor, “Ezam” kelimesine dayanıyor.

Hem sünnet hem vaftiz

Ezidilerin birçok dinsel pratiği bulunuyor; dini törenler ve bayramlar kutlanıyor, zekat veriliyor, hac ibadeti yapılıyor ve oruç tuttukları günler bulunuyor. Önemli günlerde kutsal sayılan yerler ziyaret ediliyor ve günlük olarak ibadet ediliyor. Çocuklar için hem sünnet hem de vaftiz geleneği bulunuyor. Kadınlar ve erkekler bir arada ibadet edebiliyor. Ezidiler, attıkları her adımda Allah’ın adını anarlar. Ancak onlara göre Allah, dünyanın sadece yaratıcısıdır, dünya yönetimi ile ilgilenmez. Melekleri onun emirlerini uygular. Meleklerin başı Melek Tavus’a büyük saygı duyarlar.

Kıbleleri Güneş

Allah’ın insanları peygamber göndermeksizin de doğru yola itebileceğine inanılır. Ancak Semavi dinlerdeki peygamberleri de kabul ederler. Ezidiler günde beş kez Melek Tavus’a dua ederler. Gün doğumu ve batışında Güneş’e dönülüp ibadet edilir. İbadetten önce eller ve yüz yıkanır. Melek Tavus’un ışık saçtığı düşünüldüğü için ışık saçan herşey kutsaldır. En büyük ışık kaynağı Güneş’e dönülüp ibadet edilmesi bu yüzdendir.
Ahiret inancı yok
Müritler yılda 3 gün, din adamları 80 gün oruç tutarlar. Hac ibadetinde 15-20 Eylül arasında Laleş Vadisi’ndeki Şeyh Adi mabedi ziyaret edilir. Ahiret ve dolayısıyla bir cennet-cehennem inancı yoktur. Ezidiliğe göre; ruh bedenin ölümünden sonra başka bedenlere geçerek varlığını sürdürür.

74’üncü ferman

Ezidiler hakkında bugüne kadar verilmiş 73 ferman emri bulunuyor. Tarih boyunca çıkarılan her ferman ölüm ve zorunlu göçü beraberinde getiriyor. Ezidiler şu an yaşadıklarını 74’üncü ferman olarak kabul ediyorlar.
Ezidiler, Osmanlı Devleti’nde ehli kitap olarak görülmeyip dışlanmışlar. Ermeni tehciri döneminde devlet politika ve pratiklerinden Ezidiler de ciddi bir şekilde etkilendi. 1912’deki nüfus sayımında 37 bin civarında olan Ezidi nüfusu 1923’te yapılan nüfus sayımında 18 bine düşmüştür. Cumhuriyetin ilanından sonra da homojenleştirme politikaları nedeniyle göç etmek zorunda bırakıldılar. Irak’ta ise Saddam dönemi sonlanana dek büyük baskılar altında yaşayan Ezililer,ABD işgali sonrası Irak anayasasına göre ise dini vecibelerini yerine getirme ve en az bir milletvekiline sahip olma hakkına sahip.

Ezidi sözlüğü

Melek Tavus: Ezidilerin inancına göre Allah’ın dünyanın yönetimi görevini verdiği birinci melek.

Şeyh Adi: Şeyh Adi, Ezidilerin çok saygı duyduğu bir yol göstericidir. Kendisini Allah yolunda iyiliğe, doğruluğa ve güzelliğe adamış, insanların hak yolunu bulmaları konusunda onlara yardımcı olmuştur. Ancak sanılanın aksine Ezidiler’in peygamberi değildir.

Laleş: “Ezidilerin Mekke’si” olarak anılan Laleş Vadisi, Ezidilerin en kutsal mekanı. Hac ibadetinin yapıldığı vadide Şeyh Adi’nin mezarı da bulunuyor. Allah dünyayı yaratırken ilk toprak paçasının burada oluştuğuna inanılıyor.

Babaçavuş: Laleş Vadisi’nde yaşayan; Tapınağın temizliği, ziyarete gelenlerle ilgilenme ve onlara yol gösterme, dini bilgiler verme ile sorumlu olan Pir’ler. Hem kadın hem de erkek olabilen bu din adamlarından bazıları hiç evlenmiyor.

Karayılan: Hayatını Ezidi inancını yaymaya adayan ve 1162’de Laleş Vadisi’nde ölen Şeyh Adi’nin mezarının bulunduğu tapınağın giriş kapısında bir karayılan figürü göze çarpar. Bu figür, Nuh Peygamber’in gemisi Laleş Vadisi’den geçerken dağa çarpması sonucu meydana gelen deliği gövdesiyle kapatarak su almasını önleyen karayılanı simgeliyor. Karayılan, Ezidiler için dokunulmazdır.

Sadece Ezidilerle evlenebilirler

Ezidilerin farklı bir dine mensup biriyle evlenmesi yasaktır. Çünkü evlenen kişinin dininin bozulacağına, kirleneceğine ve artık Ezidiliğin saflığını üzerinde barındıramayacağına inanılır. Dolayısıyla bunun aksini yaparak başka dine mensup biriyle evlenen bir Ezidi, Mir tarafından kesinlikle aforoz edilir. Bunun dışında kastlar arası evlilik de yasaklanmıştır.
Her Ezidi ancak kendi kastından bireylerle evlilik yapabilir.

TC kimliklerinde din hanesi boş

Türkiye’de yakın zamana kadar Ezidilerin nüfus cüzdanlarındaki din hanesinde (x) işareti vardı, şimdi ise bu hane boş bırakılıyor.

‘Türkiye’de evlerine korucular el koydu’

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) ilk ve tek Ezidi vekili olan Feleknas Uca, Irak’taki krizin patlak vermesinden sonra Ezidilerin durumunu incelemek için oluşturulan Avrupalı heyetin üyesi olarak geçen hafta Türkiye’ye geldi. Türkiye’den Almanya’ya göç eden bir ailenin kızı olan Uca, 1999-2009 yılları arasında Sol Parti’den AP vekili olarak görev yaptı. Uca, 2005’te Irak anayasası değişene kadar dünyadaki dek Ezidi parlamenterdi.
Milliyet’in sorularını yanıtlayan Uca, artık devlet baskısının kalkmış olması nedeniyle, göç etmek zorunda kalan Türkiyeli Ezidilerin geri dönmeye başladığını doğruluyor. Ancak Uca, 1990’lı yıllarda şiddet olaylarından, köylerin yakılmasından kaçan Ezidilerin geri dönüşünün sıkıntılı olduğunu söylüyor. Bunun nedeni ise Ezidilerden boşalan evlere korucuların yerleştirilmiş olması. Uca, Batman’da birçok Ezidi köyünün bu nedenle mahkemelik olduğunu söylüyor. Uca, Avrupa’da yaşayan Ezidilerin de sorunları olduğunu anlatıyor. Avrupa’da Ezidiler herhangi bir baskı görmemelerine karşın resmi olarak tanınmıyorlar. Uca, Avrupa’nın Ortadoğu’dan gelenler için yalnızca ‘Arap’, ‘Türk’ ve ‘Farsi’ kimliklerini tanıdığını belirtiyor. Ancak Ezidilerin çok sayıda ve büyük çaplı örgütler ve federasyonlara sahip olduğunu, bunlar aracılığıyla resmi kurumlarla ilişkilere sahip olduklarını ekliyor.

 

Derneğimiz üyesi ve Ankara Delegesi olan Sami Başkaya’nın gündem değiştirmeyi amaçlayan aşağıdaki Facebook sosyal medya paylaşımını esefle okuduk.

Bizler de  zaman, zaman yorum,mesaj ve köşe yazısı makalelerle yazarak davamıza katkı sağlamaya çalışırken, zaman zaman da eleştirel tavır takınabiliriz. Bu tavrımız hiçbir zaman edep sınırlarını aşmamıştır. Ancak kendini yazar olarak tanıtan edebi değeri tartışılan bir kitabın yazarının bu düzeyde bir yazı yazması, bizlerde kitap yazmış bir kişinin seviyesi açısından derin bir düş kırıklığı yaşatmıştır. Ancak konu bu kadarla sınırlı değildir. Şahıs daha önce TEMAD’a destek kadar eleştiri hakkını kullananlara hakaretlerinin yanı sıra eylem isteyen meslekdaşlarımıza “geri zekalılar ne eylemi gaz istiyorsanız mutfağa ıslanmak istiyorsanız banyoya ” diyen küstah ifadelerinin mürekkebi kurumadan bu kez  yazısının belirli bölümlerinde  TEMAD üyelerine hakaret ederken, belirli bir kısmında ise maalesef sinirlerine yenik düşerek Genelkurmay Başkanlığının manevi şahsiyetine zarar vermektedir.

Bir emekli Assubayın Sefer Görev Emrini Genel Kurmay Başkanlığının kapısına koyması ve reddetmesi kanuni bir suçtur. Çünkü hiç kimse kanunlardan üstün değildir. Sefer Görev Emrini reddetmek askerlik yapmak istemeyenlerin “vicdani red” kavramına denk düşmektedir.  Vicdani red tartışılabilir ancak şu an için suç teşkil etmektedir. Devletin kurumuna “Kıytırık” sıfatı yakıştırmak ta bunca yıl ekmeğini yediği kuruma olan saygısının seviyesini göstermektedir.

Orduevi yasağı birçok arkadaşımıza uygulanmış bunlar açıklamalarında bu yasağın hukuksuzluğunu belirterek yasal haklarını kullanacaklarını ifade etmişlerken bu kişinin ifadeleri  kendisine orduevi yasağı uygulanmasına gösterilecek doğru tepki ve mücadele yöntemi bu değildir.

Türk Silahlı Kuvvetlerine, kendi içinden çıkmış bir personelin böylesi cümleler kurması ve TCK. 318 kapsamına girecek ifadelerde bulunması hem kendi adına hem de yazısında biz diyerek kendisini özdeşleştirdiği TEMAD Yönetimi adına üzücüdür.
Bu şahsın, Genel Merkezle Şubeler arasındaki özel yazışmalar, mesajlaşmalar ve görüşmeler dahil olmak üzere bir çok bilgiye vakıf olması ve bunları yazılarında paylaşması nedeniyle Genel Merkez Yönetiminin bilgisi ve yönlendirmesi ile bu tür yazıları yazdığı algısı oluşmakta ve yaygın şekilde dile getirilmekte bu ve benzeri zihniyetteki kişilere duyulan tepki derneğimiz yönetimine yansımaktadır.

Örneğin İstanbul Şubesi ile girdiği tartışmada, İstanbul Şube Başkanının her iki telefonunun Genel Merkez tarafından arandığını ulaşılamayınca mesaj bırakıldığını iddia edebilmektedir.
            Yine Onay bekleyen Tüzük hakkında hiçbir şube hatta tüzük komisyonu üyeleri bile haberdar değilken tüm safahatı yine bu malum şahıs ilan edebilmektedir.

Bu şahsın belirli isimler üzerine yüklenerek, küçük düşürme amaçlı kellime oyunları yapması belki bir kıvrak zekâ ürünü gibi gözükse de maalesef çok yanlış adreslerdir. Nitekim emekliassubaylar.org sitesi yöneticilerinden Sayın Ersen Gürpınar’ın ve diğer adı geçenlerin kişiliğine bu şekilde saldırılmasını gayri ahlaki ve kabul edilemez buluyoruz;. Sayın Adilhan beye “Hadilan” ismi takması bile TEMAD kültürünün düzeyi açısından acı bir örnektir. TEMAD’ın bu tarihi hatayı affetmeyeceğine inanıyoruz.

TEMAD yönetimine uygulanan Orduevi yasaklarına ilk tepki sitemizde yapılan mail kampanyası ile genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarına iletilmiştir buna katkı sağlamayan bu kişi ve yandaşları hepimizce malum iden mücadeleye katkıları ile tanıdığımız Sn.Ersen Gürpınar orduevi yasağına tepkisi sitemizde yayınladığı yazısında ortaya konulmuşken orduevi yasağına karşı dava açmamakla suçladığı yazısında kullandığı Sn.Gürpınar ve diğer meslekdaşlarımızla ilgili olarak;

-Ayrıca ateş yakan mangalcı başı Ersen Efendi,

-MSB na sonuna kadar yanındayım diyen bu şöhreti kendinden menkul dalkavuk,

-üç tane yavşak yalakanın

- Yani azıcık adam olmak lazım. Bu özellikler de bu ŞEKER OĞLAN ‘ da yok.

- Bilmiyor ki, onun güttüğü koyun kadar bizim öptüğümüz çoban var.

-Sn. Ahmet KESER 'i eleştiren lavuk, kucağında oturduğu paşasının verdiği yasaktan dolayı dava açamıyor

Şeklindeki ifadeler, Genel Merkez Delegesi olan ve  Genele Merkez Sözcüsü gibi davranan birisine tarafından kullanılmasına TEMAD Gn.Mrk.yönetiminin gereğini yapacağını umut ediyoruz

 

Söz konusu şahsın üslubuna ilişkin bu tür yaklaşımlar TEMAD’ın tüzüğünde kesin olarak yasaklanmıştır. Ayrıca üyeler arasında da infiale yol açmaktadır. Emekliassubaylar.org sitesi sekiz yıllık yayın hayatında her zaman Assubay onurunu ön planda tutarak tarafsızlık ilkesi ile TEMAD ve mücadeleye destek misyonunu üstlendiği  bireylerin daha düzeyli ve medeni ortamlarda bir araya gelip fikir paylaştığı, zaman zaman tartışabildiği bir mücadele platformudur. Özel olarak hiçbir şeye karşı şartsız muhalefet etmek gibi bir ön yargı içinde olmamıştır. Davası assubayların davasıdır. Sevinci assubayların sevincidir ve bunu icraatları ile kanıtlamıştır.

Maalesef aşağıda orjinalini paylaştığımız bu yazı çok karalayıcı ve inciticidir. TEMAD Disiplin Komisyonunu yukarıda bahsettiğimiz gerekçelerle toplanıp, “TEMAD Tüzüğünün 12. Maddesinde bahsedilen Üyelerin Yükümlülüklerinin üçüncü ve dördüncü maddelerine uymamak, Dernekten çıkma şartı gerektiren ikinci ve altıncı maddesi kapsamına girmek…” gerekçesiyle, adı geçen şahsın bir an önce TEMAD’dan uzaklaştırmasının sağlanmasının aksi halde görevde iken tanıyıp hareketlerinden hiçap duyduğumuz bu ve benzeri kişilerin mücadelemize ve yönetime büyük zararlar vereceği hepimizin malumudur bu nedenle gereğinin yapılmasının önemini saygılarımızla TEMAD Genelmerkez yönetimine ve meslekdaşlarımızın bilgilerine sunuyoruz.

          SİTE VE ASB.GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YAZAR VE YÖNETİMİ

 

 

Aşağıdaki metin  Sami Başkaya tarafından kaleme alınmış ve Facebook’ta yayınlanmıştır.

 

“TOZ DUMAN OLMADAN, SÜT LİMAN OLMAZ.

1. Bu yazıyı mutlaka okuyun. Olumlu / olumsuz fark etmez, yorumlarınızı da mutlaka yazın. Çünkü bu bir savaş ve her devir de olduğu gibi içimizde ki İRLANDA ‘ lılarlada mücadele etmek bir mecburiyet. Çünkü, maçı kazanmak için hakemi de yenmek zorundayız.

2. Ordu Evi yasaklarıyla ilgili bundan önce birkaç yazı yazdım. Genel Kurmay Başkanının belki şahsından kaynaklı değil ama çevresinin baskısıyla bizlere reva gördüğü KİŞİSEL ve tamamen keyfiyete dayanan yasaklarını sizlerle paylaştım.

3. Sn. Genel Başkan, Sn. Selçuk İÇER ve şahsıma verilen Ordu Evi yasağının Ordu Evleri yönetmelinğinde ki şartlardan kaynaklanmadığını, konunun tamamen yazıp çizdiklerimizden kaynaklı olduğunu ve bu adaletsizlik devam ettiği sürece de yazmaya devam edeceğimizi buradan duyurduk.

4. Dedik ki, biz Ordu Evlerine giriş yasağını ihlal edecek bir kusuru oralarda işlemedik. Bunu herkez biliyor. En başta da siz biliyorsunuz. Yani bizlere verilen yasağın gerekçesini, kargaların kıçıyla güleceği bir gerekçeye dayandırdınız. Bizleri TSK aleyhinde yazan, çizen propaganda yapan insanların arasına soktunuz. Soktunuz sokmasına da, kendinizle tezata düştünüz be paşam. Zaten gitmediğimiz kıytırık Ordu Evlerine yasak koydunuz da, peki, aynı şahıslara SEFER GÖREV EMRİ göndererek kışlalarınıza sokmak hangi aklın ürünü. Bak buradan söylüyorum. Ben artık senin gönderdiğin, göndereceğin hiçbir görevlendirmeyi kabul etmiyorum. Şimdi işim var ama dönüşte bir basın açıklamasıyla, SEFER GÖREV EMRİNİZİ kapınıza bırakacağım. Hadi engelleyin bakalım.

5. Tabi, biz bu egemen güçlerle mücadele ederken, onların içimizde ki uzantılarıyla da boğuşuyoruz. HADİLAN ŞANLI yazmış, diyor ki, biz bu Ordu Evi yasağını 1 ( BİR ) ay önceden haber aldık, Genel Başkan nasıl haber alamaz, demek ki onu dikkate almıyorlar. HADİLAN ‘ cığım, defalarca söyledik ama anlatamamıştık. Bizim sizin gibi içeriden haber alacağımız paşa babalarımız hiçbir zaman olmadı. Peki, bir ay önceden haber aldınız da neden yazmadınız ? Yol paralarını veren yalaka şeyhin haberi alır almaz ANKARA ‘ larda kimlerin kapısına dayandı ? Ayrıca ateş yakan mangalcı başı Ersen Efendi neden bu olayı gizledi ? Ve neden, MSB na belki yasağı kaldırabiliriz düşüncesiyle sonuna kadar sizinleyim dedi ? MSB na sonuna kadar yanındayım diyen bu şöhreti kendinden menkul dalkavuk, hala Genel Kurmay hakkında neden dava açmadı ? Açmıyor. ? Kimden korkuyor ?

6. Her olaydan kendine paye kapmaya çalışan sahte hacı fırıldak Bülent, yazmış, benim mezarımın yan yana gelemeyeceği adamlarla aynı kare de olduğumu söylüyor. TANDOĞAN Ordu Evinde yanımda, Sn. Sami İNAN ve Sn. Fikret PARLAK varken geldi. Sami ‘ ciğim biraz görüşebilirmiyiz diye izin istedi. Ben de hay hay Sn. Fırıldak diyerek onunla konuşmaya başladım. 10 ( on ) dakika sonra da Cavit KAYIKÇI geldi sohbete katıldı. Hep beraber yani üçümüz bir süre sohbet ettik. Orada Cavit KAYIKÇI ‘ ya beni öve öve bitiremedi. Ama gittiği yerden yazdı. Sami BAŞKAYA, Cavit KAYIKÇI ile bir buçuk saat ne görüştün diye. Namuslu bir adam bunu yapmaz dı. Bülent CİVAN bu camianın en kaypak, en dönek, en sahtekar adamıdır. Kuyruğuna yapıştığı KAYIKÇI ‘ dan yüz bulamayınca yanındayken dünyanın yedinci harikası diye bahsettiği adamı sattı. Bakın buradan söylüyorum. KAYIKÇI ile o güne kadar hiçbir yerde yolum kesişmedi. Ama yaptıklarını izledim. Açık oynadı. CİVAN gibi her gün ayrı ipe sarılmadı. Onun için CİVAN yalakası KAYIKÇI ‘ nın kılı kadar bile oamaz. Ayrıca KAYIKÇI ‘ nın 2009 yılından bu yana AKP nin kayıtlı üyesi olduğuna dair sağlam bir kaynaktan bilgi aldım. Bunu önümüzde ki günler de belgesiyle açılayacağım.”

7. Bir de son günlerde türeyen bir ŞEKER OĞLAN var. Sahipleri buna dediler ki, sen git, çamura yat, çime bat, ama ne olursa olsun delege ol. Bu yalaka da 08 Haziran tarihine yani, ANKARA delege seçimlerinin yapıldığı tarihe kadar, her sabah ÇANKAYA Şubesini ilk açan adam oldu. Orada Genel Merkeze yakın insanlar vasıtasıyla Genel Başkana yaklaştı. Ama olmadı. Hep söylüyorum. Bu davaya hizmet etmek için, delege veya yönetime girmeye gerek yok. Azıcık dava adamı ol yeter. Yani azıcık adam olmak lazım. Bu özellikler de bu ŞEKER OĞLAN ‘ da yok. Tabi, delege olamayınca yularını elinde tutanlara sadakatini göstermesi lazım. Onun için dikkat edin, yazmaya ne zaman başlamış ? Çok akıllı ya, sahte profil açmış kendi dalkavukluğunu yapıyor. Yazdığı her yazıya otomatik, yorum yapan üç tane yavşak yalakanın yazdıklarıyla sözüm ona yazar olmuş. Dünyadan bi haber, kendinden bi haber. Bilmiyor ki, onun güttüğü koyun kadar bizim öptüğümüz çoban var. ( Şeker oğlanın kim olduğunu anlamayanlar için yazıyorum. Sn. Mehmet KAYALI bu zat _ ı muhteremi şekerli oğlan diye övüyor, adı da Levent ULUCAN. Şeker oğlan yakıştırması şahsıma ait değildir. Ama sevdim bu adı. Her şeye rağmen meslektaşımızdır. Öpüldün ŞEKER OĞLAN )

8. Bir de son günler de Ordu Evi yasaklarını ötelemek isteyen yalaka yasaklının intibaklar ile yazdığı Sn. İsmail TURAN ' ın durumundan bile TEMAD ve Sn. Genel Başkana vurmak için malzeme oluşturanların yaptığı sahtekarlığa da kanmayın. Yazdıkları intibaklar ile bizim mücadelesini verdiğimiz konunun uzaktan yakından alakası yoktur.Daha elmada vitamin değilken bile yaşanan olaylardan Sn. Ahmet KESER 'i eleştiren lavuk, kucağında oturduğu paşasının verdiği yasaktan dolayı dava açamıyor. Ama yaza yaza bu davayı açtıracağız. Açmazlarsa onların adına biz açacağız. Selamlarımla..

 

Derneğimiz üyesi ve Ankara Delegesi olan Sami Başkaya’nın aşağıdaki Facebook sosyal medya paylaşımını esefle okuduk

Bizler zaman zaman yorum, mesaj  yazarak davamıza katkı sağlamaya çalışırken, zaman zaman da eleştirel tavır takınabiliriz. Bu tavrımız hiçbir zaman edep sınırlarını aşmamıştır. Ancak Prangalı Düşler kitabının yazarının bu düzeyde bir yazı yazması, bizlerde kitap yazmış bir kişinin seviyesi açısından derin bir düş kırıklığı yaşatmıştır. Ancak konu bu kadarla sınırlı değildir. Şahıs yazısının belirli bölümlerinde TEMAD üyelerine hakaret ederken, belirli bir kısmında ise maalesef sinirlerine yenik düşerek Genelkurmay Başkanlığının manevi şahsiyetine zarar vermektedir. Bir emekli Assubayın Sefer Görev Emrini Genelkurmay Başkanlığının kapısına koyması ve reddetmesi kanuni bir suçtur. Çünkü hiç kimse kanunlardan üstün değildir. Sefer Görev Emrini reddetmek “vicdani red” kavramına denk düşmektedir.  Vicdani red tartışılabilir. Ancak şu an için suç teşkil etmektedir. Devletin kurumuna “Kıytırık” sıfatı yakıştırması da bunca yıl ekmeğini yediği kuruma olan saygısının seviyesini göstermektedir. Oysa ki kendisine orduevi yasağı uygulanmasına gösterilecek doğru tepki ve mücadele yöntemi bu değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerine, kendi içinden çıkmış bir personelin böylesi cümleler kurması ve TCK. 318 kapsamına girecek ifadelerde bulunması hem kendi adına hem de yazısında biz diyerek kendisini özdeşleştirdiği TEMAD Yönetimi adına üzücüdür...

Bu şahsın, Genel Merkezle Şubeler arasındaki özel yazışmalar, mesajlaşmalar ve görüşmeler dahil olmak üzere bir çok bilgiye vakıf olması ve bunları yazılarında paylaşması nedeniyle Genel Merkez Yönetiminin bilgisi ve yönlendirmesi ile bu tür yazıları yazdığı algısı oluşmakta ve yaygın şekilde dile getirilmektedir.

Örneğin, İstanbul Şubesi ile girdiği tartışmada, İstanbul Şube Başkanının her iki telefonunun Genel Merkez tarafından arandığını ulaşılamayınca mesaj bırakıldığını iddia edebilmektedir.

Yine, onay bekleyen Tüzük hakkında hiçbir şube hâttâ tüzük komisyonu üyeleri bile haberdar değilken tüm safahatı yine bu malum şahıs ilan edebilmektedir.

Bu şahsın belirli isimler üzerine yüklenerek, küçük düşürme amaçlı kellime oyunları yapması belki bir kıvrak zekâ ürünü gibi gözükse de maalesef çok yanlış adreslerdir. Nitekim emekliassubaylar.org sitesi yöneticilerinden Sayın Ersen Gürpınar’ın ve diğer adı geçenlerin kişiliğine bu şekilde saldırılması şık durmamıştır. Aynı zamanda yazarımız olan Sayın Adilhan beye “Hadilan” ismi takması bile TEMAD kültürünün düzeyi açısından acı bir örnektir. TEMAD’ın bu tarihi hatayı affetmeyeceğine inanıyoruz...

TEMAD yönetimine uygulanan Orduevi yasaklarına ilk tepki sitemizde yapılan mail kampanyası ile genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarına iletilmiş buna katkı sağlamayan bu kişi ve yandaşları hepimizce mücadeleye katkıları ile tanıdığımız Sn.Ersen Gürpınar orduevi yasağına tepkisi sitemizde yayınladığı yazısında ortaya konulmuşken orduevi yasağına karşı dava açmamakla suçlanmış tamamen ahlak dışı ifadelerin kullanıldığı yazıda Sn.Gürpınar ve diğer meslekdaşlarımızla ilgili olarak sağduyulu herkesin esefle değerlendireceği gibi ; 

-Ayrıca ateş yakan mangalcı başı Ersen Efendi,
-MSB' na sonuna kadar yanındayım diyen bu şöhreti kendinden menkul dalkavuk,
-Üç tane yavşak yalakanın
-Yani azıcık adam olmak lazım. Bu özellikler de bu ŞEKER OĞLAN‘da yok.
-Bilmiyor ki, onun güttüğü koyun kadar bizim öptüğümüz çoban var.
-Sn. Ahmet KESER'i eleştiren lavuk, kucağında oturduğu paşasının verdiği yasaktan dolayı dava açamıyor

Şeklindeki ifadeler, Genel Merkez Delegesi olan ve kendince Genel Merkez Sözcüsü gibi davranan birisine ne derece yakışmaktadır?

Söz konusu şahsın üslubuna ilişkin bu tür yaklaşımlar TEMAD’ın tüzüğünde kesin olarak yasaklanmıştır. Ayrıca üyeler arasında da infiale yol açmaktadır. Emekliassubaylar.org sitesi sekiz yıllık yayın hayatında her zaman Assubaylık onurunu ön planda tutarak tarafsızlık ilkesi ile TEMAD ve mücadeleye destek misyonunu üstlendiği  bireylerin daha düzeyli ve medeni ortamlarda bir araya gelip fikir paylaştığı, zaman zaman tartışabildiği bir assubay mücadele platformudur. Üye ve meslektaşlarının desteği ile  birçok ilke imza atmış mücadelemizin bu günkü seviyesine gelmesine katkılar sağlamıştır. Özel olarak hiçbir şeye karşı şartsız muhalefet etmek gibi bir ön yargı içinde olmamıştır. Davası assubayların davasıdır. Sevinci assubayların sevincidir.

Maalesef aşağıda orjinalini paylaştığımız bu yazı çok karalayıcı ve inciticidir. TEMAD Disiplin Komisyonunu yukarıda bahsettiğimiz gerekçelerle toplanıp, “TEMAD Tüzüğünün 12. Maddesinde bahsedilen Üyelerin Yükümlülüklerinin üçüncü ve dördüncü maddelerine uymamak, Dernekten çıkma şartı gerektiren ikinci ve altıncı maddesi kapsamına girmek…” gerekçesiyle, adı geçen şahsın bir an önce TEMAD’dan uzaklaştırmasının sağlanmasını  aksi halde görevde iken tanıyıp hareketlerinden hicap duyduğumuz bu ve benzeri kişilerin mücadelemize  ve yönetime büyük zararlar vereceği hepimizin malumudur, bu nedenle gereğinin yapılmasının önemini saygılarımızla TEMAD Gn.Mrk.yönetimine ve meslektaşlarımızın bilgisine sunuyoruz...

                       SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ


Aşağıdaki metin  Sami Başkaya tarafından kaleme alınmış ve Facebook’ta yayınlanmıştır.
TOZ DUMAN OLMADAN, SÜT LİMAN OLMAZ.

1. Bu yazıyı mutlaka okuyun. Olumlu / olumsuz fark etmez, yorumlarınızı da mutlaka yazın. Çünkü bu bir savaş ve her devir de olduğu gibi içimizdeki İRLANDA‘lılarlada mücadele etmek bir mecburiyet. Çünkü, maçı kazanmak için hakemi de yenmek zorundayız.

2. Ordu Evi yasaklarıyla ilgili bundan önce birkaç yazı yazdım. Genel Kurmay Başkanının belki şahsından kaynaklı değil ama çevresinin baskısıyla bizlere reva gördüğü KİŞİSEL ve tamamen keyfiyete dayanan yasaklarını sizlerle paylaştım.

3. Sn. Genel Başkan, Sn. Selçuk İÇER ve şahsıma verilen Ordu Evi yasağının Ordu Evleri yönetmelinğinde ki şartlardan kaynaklanmadığını, konunun tamamen yazıp çizdiklerimizden kaynaklı olduğunu ve bu adaletsizlik devam ettiği sürece de yazmaya devam edeceğimizi buradan duyurduk.

4. Dedik ki, biz Ordu Evlerine giriş yasağını ihlal edecek bir kusuru oralarda işlemedik. Bunu herkez biliyor. En başta da siz biliyorsunuz. Yani bizlere verilen yasağın gerekçesini, kargaların kıçıyla güleceği bir gerekçeye dayandırdınız. Bizleri TSK aleyhinde yazan, çizen propaganda yapan insanların arasına soktunuz. Soktunuz sokmasına da, kendinizle tezata düştünüz be paşam. Zaten gitmediğimiz kıytırık Ordu Evlerine yasak koydunuz da, peki, aynı şahıslara SEFER GÖREV EMRİ göndererek kışlalarınıza sokmak hangi aklın ürünü. Bak buradan söylüyorum. Ben artık senin gönderdiğin, göndereceğin hiçbir görevlendirmeyi kabul etmiyorum. Şimdi işim var ama dönüşte bir basın açıklamasıyla, SEFER GÖREV EMRİNİZİ kapınıza bırakacağım. Hadi engelleyin bakalım.

5. Tabi, biz bu egemen güçlerle mücadele ederken, onların içimizde ki uzantılarıyla da boğuşuyoruz. HADİLAN ŞANLI yazmış, diyor ki, biz bu Ordu Evi yasağını 1 ( BİR ) ay önceden haber aldık, Genel Başkan nasıl haber alamaz, demek ki onu dikkate almıyorlar. HADİLAN‘cığım, defalarca söyledik ama anlatamamıştık. Bizim sizin gibi içeriden haber alacağımız paşa babalarımız hiçbir zaman olmadı. Peki, bir ay önceden haber aldınız da neden yazmadınız ? Yol paralarını veren yalaka şeyhin haberi alır almaz ANKARA ‘ larda kimlerin kapısına dayandı ? Ayrıca ateş yakan mangalcı başı Ersen Efendi neden bu olayı gizledi ? Ve neden, MSB na belki yasağı kaldırabiliriz düşüncesiyle sonuna kadar sizinleyim dedi ? MSB na sonuna kadar yanındayım diyen bu şöhreti kendinden menkul dalkavuk, hala Genel Kurmay hakkında neden dava açmadı ? Açmıyor. ? Kimden korkuyor ?

6. Her olaydan kendine paye kapmaya çalışan sahte hacı fırıldak Bülent, yazmış, benim mezarımın yan yana gelemeyeceği adamlarla aynı kare de olduğumu söylüyor. TANDOĞAN Ordu Evinde yanımda, Sn. Sami İNAN ve Sn. Fikret PARLAK varken geldi. Sami ‘ ciğim biraz görüşebilirmiyiz diye izin istedi. Ben de hay hay Sn. Fırıldak diyerek onunla konuşmaya başladım. 10 ( on ) dakika sonra da Cavit KAYIKÇI geldi sohbete katıldı. Hep beraber yani üçümüz bir süre sohbet ettik. Orada Cavit KAYIKÇI ‘ ya beni öve öve bitiremedi. Ama gittiği yerden yazdı. Sami BAŞKAYA, Cavit KAYIKÇI ile bir buçuk saat ne görüştün diye. Namuslu bir adam bunu yapmaz dı. Bülent CİVAN bu camianın en kaypak, en dönek, en sahtekar adamıdır. Kuyruğuna yapıştığı KAYIKÇI ‘ dan yüz bulamayınca yanındayken dünyanın yedinci harikası diye bahsettiği adamı sattı. Bakın buradan söylüyorum. KAYIKÇI ile o güne kadar hiçbir yerde yolum kesişmedi. Ama yaptıklarını izledim. Açık oynadı. CİVAN gibi her gün ayrı ipe sarılmadı. Onun için CİVAN yalakası KAYIKÇI‘nın kılı kadar bile olamaz. Ayrıca KAYIKÇI‘nın 2009 yılından bu yana AKP nin kayıtlı üyesi olduğuna dair sağlam bir kaynaktan bilgi aldım. Bunu önümüzde ki günler de belgesiyle açılayacağım.”

7. Bir de son günlerde türeyen bir ŞEKER OĞLAN var. Sahipleri buna dediler ki, sen git, çamura yat, çime bat, ama ne olursa olsun delege ol. Bu yalaka da 08 Haziran tarihine yani, ANKARA delege seçimlerinin yapıldığı tarihe kadar, her sabah ÇANKAYA Şubesini ilk açan adam oldu. Orada Genel Merkeze yakın insanlar vasıtasıyla Genel Başkana yaklaştı. Ama olmadı. Hep söylüyorum. Bu davaya hizmet etmek için, delege veya yönetime girmeye gerek yok. Azıcık dava adamı ol yeter. Yani azıcık adam olmak lazım. Bu özellikler de bu ŞEKER OĞLAN ‘ da yok. Tabi, delege olamayınca yularını elinde tutanlara sadakatini göstermesi lazım. Onun için dikkat edin, yazmaya ne zaman başlamış ? Çok akıllı ya, sahte profil açmış kendi dalkavukluğunu yapıyor. Yazdığı her yazıya otomatik, yorum yapan üç tane yavşak yalakanın yazdıklarıyla sözüm ona yazar olmuş. Dünyadan bi haber, kendinden bi haber. Bilmiyor ki, onun güttüğü koyun kadar bizim öptüğümüz çoban var. ( Şeker oğlanın kim olduğunu anlamayanlar için yazıyorum. Sn. Mehmet KAYALI bu zat _ ı muhteremi şekerli oğlan diye övüyor, adı da Levent ULUCAN. Şeker oğlan yakıştırması şahsıma ait değildir. Ama sevdim bu adı. Her şeye rağmen meslektaşımızdır. Öpüldün ŞEKER OĞLAN )

8. Bir de son günler de Ordu Evi yasaklarını ötelemek isteyen yalaka yasaklının intibaklar ile yazdığı Sn. İsmail TURAN ' ın durumundan bile TEMAD ve Sn. Genel Başkana vurmak için malzeme oluşturanların yaptığı sahtekarlığa da kanmayın. Yazdıkları intibaklar ile bizim mücadelesini verdiğimiz konunun uzaktan yakından alakası yoktur.Daha elmada vitamin değilken bile yaşanan olaylardan Sn. Ahmet KESER 'i eleştiren lavuk, kucağında oturduğu paşasının verdiği yasaktan dolayı dava açamıyor. Ama yaza yaza bu davayı açtıracağız. Açmazlarsa onların adına biz açacağız. Selamlarımla..

Emrullah ÖZDEMİR adını ilk kez SON KAĞAN isimli roman ile duymuştum. Emekli bir Deniz Assubayı olarak muvazzaf bir meslektaşımın, Assubay olarak mesleki ve yaşama dair zorlukların içinde bir roman yazıp yayınlamış olması beni hayli heyecanlandırmış ve gururlandırmıştı.

Son Kağan'ı Kitap Yurdu (1) İnternet sitesinden sipariş etmiş bir solukta okumuştum. Kitabı okumadan önce yalnızca bir meslektaşımın kitap yazmasından kaynaklanan gururum ortaya çıkan eser nedeniyle ikiye katlanmıştı. O günlerde kitap yurdu sitesine şu yorumu yazmıştım;

Gerçek ile gerçeküstünün mükemmel bir şekilde harmanlandığı bir roman. Güncel konularla iç içe, neden olmasın dedirtecek kadar sizi içine alan, Ulusal bilinç ve gururu okşayan bir yapıt. Tam Bağımsızlık bilincinin önemine güçlü vurgularla bir solukta okunacak bir kitap. Teşekkürler Emrullah ÖZDEMİR.

Gerçekten içerdiği mesajlarla Milliyetçilik ve Tam Bağımsızlık kavramlarını ilmek ilmek işleyen ülkemizin ve insanımızın içinde bulunduğu duruma dikkat çeken bir roman okumuş ve hayli keyif almıştım.

Emrullah ÖZDEMİR, ikinci romanım TOMRİS'i  yayına hazırlıyorum dediğinde ve kapak tasarımı örneklerini sosyal medyada yayınlayarak meslektaşlarımızın beğenisine sunduğunda heyecanla romanın yayınlanmasını bekledim.

Dağıtım başlar başlamaz yine Kitap Yurdu (2) sitesinden bir adedi kendime ve iki adedi hediye edilmek üzere üç kitap sipariş ettim.

Kitabı alır almaz soluksuz okudum.

Yine mükemmel bir kurgu ve tarihi belgelerle güçlendirilmiş bir romanla karşılaştım.

Kitabı temin ettiğim siteye şu yorumu gönderdim;

Bir solukta okunup bitirilen bir kitap TOMRİS. Hem bizlere hem de Ülkenin en tepesindeki yöneticilerden, her kademedeki yöneticisine ve sokaktaki insana kadar herkese ibretlik ÖĞÜTLER içeren mesajlarla dolu. Tarihi kitapları sıkıcı bulanlara bile tarihi sevdireceğine inandığım bir eser. Kadının günümüzde ve tarihsel köklerimizin yaşamında, toplumdaki yerinin tarihsel kaynaklarla da desteklenerek sorgulanmasına neden olacak bir roman. Ülke  yöneten Savaşçı TOMRİS'lerden ikinci plana atılan, ben bilmem BEYİM bilir diyen Türk Kadınına nasıl geldiğimiz sorusunu bu kitabı okuyan, kadın, erkek herkes biribirine sormalı. Değerli meslektaşlarımızın eşine dostuna gururla hediye edebileceği bir kitap.

Bu kitap mutlaka okunmalı, okunması için tavsiye edilmeli.

Kim bilir belki de çevremizdeki bastırılmış TOMRİS'lerin açığa çıkmasına bir nebze olsun katkımız olur.

Kitabı temin ettiğim sitenin bugün (05.08.2014) itibarı ile satış rakamı 41 (YAZI İLE KIRKBİR) adetti.

İçimizden çıkan değerlere ilginin böyle düşük olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Kitaptan alıntıladığım Birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak isterim;kapak

İnsan dediğin işte böyle oğul! Hırs ve kıskançlık gözünü kör ettiyse, bir çocuğun bile yapmayacağı hataları yaparsın. Bu yüzden devletini milletini yüce kılanlar her zaman hırsına ve kibrine hakim olanlardan çıkmıştır.(Sayfa 102)

Pers Kralı Kirus'tan danışmanı ve eski Lidya Kralı Karun'a; "Lidya ile yaptığım savaşta sen ve askerlerin için en büyük varlığınız altınlarınızdı. Yalnızca altınlarını korumak için savaşan insanları yenmek hiç zor değildir. Onlara daha fazla altın vaad ettiğinde kolaylıkla saf değiştirebilirler.

Ancak yakın zamanda savaşacağımız Türkler için tek bir hazine vardır, o da ÖZGÜRLÜKLERİ. Ve onların sayısı ne kadar az olursa olsun bu hazineyi ele geçirmek için normal bir ordu asla yeterli olmaz."(Sayfa 140)

Tomris; “Taşıdığımız canlar, yurdumuz tehdit altında oldukça hepimize yüktür”. (S:182)

Ne dersiniz, çağlar öncesinden verilen bu mesajlar hala ne kadar güncel değil mi?

Yazar Emrullah ÖZDEMİR'in tanıtım yazısı ise şöyle;arka-kapak

Romana adını veren Tomris Han, M.Ö. 6. Yüzyılda yaşamış ve Saka (İskit)Türk Devletine hükümdarlık etmiş Türk tarihinin önemli şahsiyetlerindendir. Tarihçilerin birçoğu tarafından büyük Türk Hakanı Alp Er Tunga Han’ın torunu olarak kabul edilen Tomris Han’ın Türk Tarihindeki önemi; Türklerin İlk Kadın Hükümdarı olması bir yana, neredeyse hepsi kadınlardan oluşan küçük bir ordu ile dünyanın o dönemin süper gücü olan Pers İmparatorluğuna karşı elde ettiği akıl almaz zaferdir.

Tarihin Babası” olarak bilinen Yunanlı Tarihçi Heredot’un kitaplarında övgüyle bahsettiği, Orta Asya Türk Devletlerince Tomris Ana olarak tanınan ve benimsenen bu yüce şahsiyet maalesef ülkemizde yeterince tanıtılmamıştır. Bu alanda gördüğüm gereklilik üzerine ve Türk kadının ne denli yüce bir karaktere sahip olduğunu bir kez hatırlatmak amacıyla bu romanı kaleme almış bulunuyorum. Ayrıca lise kitaplarında ve Türk Gençliğinin dimağında ağıttan öte gidemeyen Büyük Türk Hakanı Alp Er Tunga Han’ı da bu romanda oldukça detaylı bir biçimde ve özgün bir bakış açısıyla anlatmaya gayret ettim.

Türk Kadının toplumdaki yerinin ve öneminin bir kez daha vurgulanması toplumsal gayesiyle yazdığım ve “Türk Dünyası Kadınlarına” ithaf ettiğim bu romanın amacına ulaşması temennisiyle…

Kitapla ilgili tek olumsuz eleştirim ise yayın aşamasında yayınevinin yazım ve dilbilgisi hataları konusunda profesyonel desteğinin yetersiz kaldığı bazı bölümlerde anlam kaymalarına bile neden olabilecek hataların olması idi. Not alabildiklerimi yazara bizzat ilettim. Umarım ikinci baskı titiz bir çalışma ile kusursuz çıkar.

Teşekkürler, Tebrikler Emrullah ÖZDEMİR, Yolun açık olsun.


Halil ERGENLİ
E.Dz.Asb.
Temad Muğla İl Başkanı

 

genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
24 TEMMUZ 1923 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 99. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Bu antlaşma, Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır! Mustafa Kemal ATATÜRK Değerli Meslektaşlar...
Pazar, 24 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTININ 47. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Değerli Arkadaşlarımız 20 Temmuz 1974 yılında Türk Ulusu ile bütünleşmiş, O’nun bir parçası olan Kıbrıs Türk Ulusu’na adadaki Rum tarafınca yıllardır yapılan zulüm ve katliamların dayanılmaz şekilde artması nedeniyle bunları önlemek için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Zürih ve Londra anlaşmaları i...
Çarşamba, 20 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KURBAN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği SAĞLIK, MUTLULUK VE HUZUR dolu nice bayramlar geçirmenizi diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Cumartesi, 09 Temmuz 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ