EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

SAYGI

Aralık 24, 2014

Her insan bulunduğu toplumun özgür bir üyesidir ve bu toplumda herkes eşit haklara sahiptir, anayasa gereği.

İnsan olarak herkes tek başına özeldir.

Alt statüde olsa bile.

Özel kişiliğin altı- üstü olmamalı, yoktur. Bunu arayanların KAST sistemine gitmeleri gerekir.

Ve her insanın doğuştan getirdiği birtakım temel hakları vardır, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gereğince.

Bu haklar çiğnenemez!

Her insan tek başına değerlidir.

İnsan olmanın erdemlerinden bir tanesi de toplumun diğer fertlerine saygı göstermektir.

Saygının olmadığı toplumlarda kişiler arasında empati gelişemez.

Çağdaşlıkta sürtüşme kaçınılmazdır.

Birbirine saygı göstermeyen insanlar toplum içinde kopukluğa sebep olur.

Milletleri millet yapan özelliklerin başında bu vardır. Sevgi ve saygı içinde, huzur dolu bir ortamda hep bu değerlerin var olması gerekir.

Bir arada olabilmek, huzur içinde yaşamak için olmazsa olmazlardandır karşılıklı saygı. Sadece toplum içerisinde değil, kişisel hayatımızda da diğer insanlara karşı saygıyı eksik etmemeliyiz.

Edemeyiz!

Rütbe, makam, statü geçicidir. Şişirme özellikler, bunların karinesi olan güçlü görünüm geçicidir“. Kaybedince oluşan pişmanlık, dönüşümü olası değildir! Çünkü saygının olmadığı yerde hiç bir şey olmaz.

Birliktelikten, birlikteliğin oluşturacağı güçten söz edilemez. Güçlülük var gibi görünse de, içtensizlik olgusundadır.

*Eğer diğer insanlardan saygı görmek istiyorsak, ilk önce biz onlara karşı saygı göstermeliyiz.*

Sevgi ve saygı: İnsani bir olguya yada bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur. Bu, duygu olarak tanımlanırsa da, bu tanımın yeterliliği, karşılıklı içtenlik olgusundadır ve yüzeysellik, içtensizlik varsa da karşılıklı teati halindedir. Tek taraflı saygının ve zorlama ile oluşan bağımlılığın yüzeyselliğini tam anlamıyla tanımlanamayacağı düşünülmelidir.

Sevgi, saygı ve güven denildiğinde genellikle akla ilk önce gelen, tarafların birbirine yaklaşımıdır. Şehla bakışların oluşturacağı, güven duygusu inandırıcı değildir aslında.

İki karşı kişinin yada toplumu oluşturan kişilerin arasındaki güven duygusu içtensizlikle olmamasıdır, istenen. Kişiye gösterilen saygının karşılığıdır, içtenlik. Güveni oluşturan etken ve biçimlerine bağlı olarak büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Şefkat, merhamet ve fedakarlık sevginin farklılıklardaki yansımalarıdır. Saygı herhangi bir ilişki, iletişim, tüm kurum içinde oluşan birliktelik, birey içtenliği ve benzerinde söz konusu var olmanın karinesi saygıdır.

Veya oluşumun ilgi ve duygularının farkında tutum sergilemek. Buna göre uygun bir davranış tarzını, tutumu, eşitliği benimsemektir.

Saygı, genellikle hizmet ilişkisinde oluşan, iletişim kurulan varlık veya oluşumun hak, haksızlık, değer yargılarına ve her türlü özelliğini göz önünde tutmak, bunlara önyargısız eşitlikle yaklaşmayı içerir. Saygı kavramı, haklar kavramının hakların teslimi konusunda, varlığından söz etmek için haklar önde gelir. Haksızlığın olmamasına bağlıdır saygı sunumu. Haksızlığın kaldırılmasına ve kavramına dayanır.

Saygı kavramı, genellikle kişilerde ilişkilerde kullanılır. Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, hizmetteki verimliliği.. Verimin zirvesine ulaşmış kişilerde, saygı beklenti olgusundadır. Saygı kavramı ile yakından ilgilidir. Dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi, saygı duygusu, hürmet, ihtiram, başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu olursa kişiye üstünlük kazandırır. Güvenin temel taşıdır!

Aslında saygı terimi kişiler arası ilişkilerle sınırlı değildir; müesseseler ve örneğin ülkeler arasında kullanabilen bir terimdir.

Her ne kadar saygı zaman zaman kibarlık veya görgü ile eş anlamlı kullanılsa da, bunlar birer davranışken, saygı farklı bir tutumdur. İnsanlığın, insan olmanın içtenlikli unumudur.

Davranışlarda görülen kültürler arası farklılıklar ve aynı davranışın farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıması sonucu zaman zaman kişiler tamamen kendilerine dair unsurlardan veya dışa dönük çeşitli davranışlarından dolayı, saygısızlık kastı olmasa da saygısız olarak tanımlanabilirler.

Saygı anlamı, değeri, üstünlüğü, yararlılığı, meslekteki başarılar, gözlerden uzak tutulması, paye olarak kullanılıp, esas başarılının yok sayılması kabul edilemez olgudur. Üstü örtülemeyen başarıların, ve bu olguya karşı dikkatli, özenli, ölçülü saygılı olmak kaçınılmaz gerçekler içeriğindedir.

Bir kişiye, bir düşünüşe, bilinç üstünlüğüne, başarıya yüksek değer vermekten doğan özel bir duygudur, saygı. Hürmet duygusuna bağımlı içtenliktir.

Toplumumuzda saygı duymak sözcüğünün söz dışında, "öz olarak da" gerçek ifadesini bulup, toplumun karşılıklı hakkaniyet ölçüsünde tümden barış huzur içinde yaşaması dileği ile oluşmasıdır. İnsan, belli bir özelliğine göre eşitlik olgusunda değerlendirmek, eşit süreli eğitim almışların, kendini üstün görmemesi gerçek istemidir saygının. Herkesin kendi doğruları çerçevesinde yaşadığının farkında olmaktır.

Bir insanın, hangi statüden, milletten, renkten, coğrafyadan, dilden, düşünceden ve anlayıştan olursa olsun, öncelikle insan olduğunu algılanması gerekir.

Her birey, saygıya değer bir varlıktır.

Bu arada; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi içeriği, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi, ülkemizinde onayladığı, gerçek, zorunlu sunumlardır bunlar. Eşitlikler olgusunda, çok önemli uyum içeren, belirleyici niteliktedir kuralları.

Ancak uygulamalarda tökezlemelerin yaşandığı, eşit süreli eğitimlerde, eşitliğinin bazı kurumlarca görmezden gelindiği, yok sayıldığı da gözlemlerdedir. Çağdaş kurallara uyum gerekir. Sapmalar, kişilere özel imtiyazlar, sunidir. Gerçekçi ve gerçek değildir. Kendini, haksızlığın içine itiştir. Karşısındakine yaptığı haksızlıktır, bilebilinirse! Bir yerde haklara, hak edenlerin haklarına tecavüzdür.
Çağdaşlıkta, insanın kendisinden farklı olanı, okulsal ayrıcalıklı olanı, hor görmeye hakkı olmamalıdır. "Ben, SHORBONNE – CAMRİDGE – HARVARD bilmem ne mezunuyum. Üst statüde olmalıyım" isteği, "Farklı olmam gerekir" yaklaşımı gerçekçi olamaz. Okulsal nitelikte birbirlerini korumaları da kabul edilemez! Eşit süreli eğitim, eşit haklardan faydalanmayı gerektirir. Bunun dışı yaptırımlar, haksızlığa evet deme anlamını taşır.

İnsanların değerleri, olaylara bakış açıları bulundukları konumlar, farklı farklı olabilir. Bu farklılık, bir ayrışma, ayrıştırma, dışlama, sebebi olmamalı. Farklılıklar bir dayatma unsuru haline getirilmemeli, baskı nedeni olmamalıdır saygı ortamında.

Saygı, bir kurumda çalışanlar arasında ilişki içinde olan birey veya kurumların (örneğin suni olarak oluşturulan statüler) insanları sınıflamadır. Kast sistemince geçerlidir. Çağdaşlıkta kendine yer bulamamalı.

Buna bağımlı hak kısıtlamaları ya da haksız kullanımların kişilere sunum yaratılması, farklılıkları düzmece oranlamalarla birbirlerinin ilgi ve tutumlarının farkında oldukları halde yapıcı bir davranış tarzını seçmemeyi benimsedikleri zaman olumlu sonuç oluşması, oluşmaz.

İlişkide oluşan, iletişim kurulan varlık veya oluşumun, hak, değer ve her türlü özelliğini göz önünde tutmak ve bunlara ön yargısız yaklaşmayı içerir. Her ne kadar tersi gibi gözükse de saygı kavramı, haklar kavramının birlikteliği içeriğindedir.

Haklar, saygının oluşumunda etkendir. Saygının olduğu ortamda ise, haksızlığa yer yoktur!

"Saygı", terim olarak genellikle kişiler arası içtenlikli ilişkilerdir.

Aslında saygı terimi kişiler arası ilişkilerle sınırlı değildir. Tüm canlılar üzerinde etkendir. Bir çiçeği dalından koparmak bile, o çiçeğe saygısızlıktır. Çiçek dalında güzeldir ve mutludur.

Saygı bir tutumdur. Mutluluğun ve güvenin sunumudur.

Saygı bir kimsenin düşüncelerine, hizmet verilerine, sözlerine ve davranışlarına, toplum içindeki itibarına ve inanılırlığına karşı duyulan bir histir.

Tarif ve tanımlanması zor bir deyimdir. Sevgi, inanma, güvenme, ahlakına kefil olma, yapacaklarından ve yapmayacaklarından emin olma, hoşnut olma gibi çok sayıda duyumun, etkenin, bir tek sözcükte ifade edilmesidir; S A Y G I……

Saygı bir kültürdür ve iki insan arasındaki “empathy“ yi işaret ettiği gibi, bir toplum içi yaşamını ve bir milletin yaşamını da çok önemli ölçülerde belirler. Saygı, konuşma adabını, kendinden küçükleri sevgi ile kendine yaklaştırmayı, sosyal ve paylaşım adabını, çalışma ve iş dünyasının kurallarını, kaybettiklerimizle olan ilişkilerimizi ve vecibelerimizi, vermiş olduğumuz ve bize verilmiş olan sözlerin bütününü, düzenleyen çok anlamlı ve çok güçlü bir anahtar kelimedir.

Saygı ! Yaşamın ve insan olmanın gururudur.

Esenlik dolu mutluluklar sizlerin olsun. Sizlere saygılarımı sunarım...

 

Mehmet KAYALI

STATÜ

Aralık 17, 2014

Alt statü,

üst statü diye söylemler,

dolanır durur anılmalarda.

Sınıfsal ayırım, ayrıcalıklardır gayesi.

Bu sınıflamayı

hiç ama hiç beğenmiyorum!

Assubaylar alt statü değildir.

Teknik hizmetleri,

zimmet yükünü taşıyan kahramanlardır.

Cefakarlarıdır bulundukları ortamda, bu toplumun.

Gerçek fiili hizmetleri üretenleridir, verenleridir.

"Alt” değil,

daha onurlandırıcı, hak ettikleri söylemlerle anılmalıdırlar.

Hizmette önde, ileri karakol olanlar,

alt statü olamazlar!

Emeklileri de,

sosyal tesislerde uyduruk oranlamalarla,

hak kısıtlamalarını hak etmiyorlar!

Ben,

1965 üniversite mezunuyum.

Lisanslıyım.

Bana yakıştırılan "alt statü"!

İki yıllık harpokullu,

gümrükten geçme liseli, belki de meslek okullu "üst statü"!

Öyle mi?

Düzeltilmeli bu haksız söylemler.

Gerilere itilemeyecek kadar nadide, eğitimli insanlardır onlar da.

21. yüzyıl modern Türkiye’ sine yakışmıyor.

Haklarda, anılmalarda öteleme değil,

İdeal hukukun gereklerince anılmalıdırlar.

 “Alt statü” uygun olmayan söylem!

Eşitlikten uzak olmamalı.

emeklileri haksızlıkları dolu dolu yaşamamalı.

Sızlanmaları paylaşmamalı.

Gerçek üreticilere ve cefakarlara,

alt olmak yakıştırılmamalı.

Haksızlıkları görüp, içine sindiremeyip, yutkunarak bakmamalı onlar da!

Boğazlarına düğümlenmemeli haksızlıklar.

Vefalı insanlardır.

Minnet duyguları ile dop doludurlar.

 

Mehmet KAYALI

Dengesiz Terazi

Aralık 07, 2014

Gerçek haklılar,

hakları hak edenler,

neden görmezden gelinmekte?

Emeklilikte, yaşam zorlukları ile sızlananlara duyarsız kalınmakta!

Eşit süreli hizmet verenlerin,

birine bir verip,

diğerine üç katı emeklilik maaşı ödenmesi,

çağdaş eşitliğin tanımlaması mı?

Bir değil, iki değil, tam altı tane tazminat geçti.

Devletin trilyonluk zimmetini sırtlayıp, yükü taşıyanlar,

yükün altında ezildiler!

Bu ezilmiş toplumun hiç mi hakkı yoktu?

Devleti arıyorum, köşe bucak.

09.07.1976 tarih ve 15641 sayılı resmi gazete içeriğindeki,

iki yıllık eğitimli ile dört yıllık üniversite mezunu lisanslıyı

eşitleme çabasında olan,

eşitlik iddiası ile dava açanlar ortamında.

İki yıllıkların hakları yürüdü!

Lise mezunu gümrük görevlisi albayların hakları yürüdü.

1923 sayılı yasa uyarınca, kazanımlarım

1965 üniversite lisanslı olmama rağmen,

neden yerinde saydı, yürümedi?

Görmesi gereken gözler ortamına

hakları olup da, faydalandırılmayanların

gözlerinin içine baka baka...

Nedir bu duyarsızlık?

Fiili hizmetleri sırtlayanların,

hizmet sevgisi ile dolu olup, verim içeriğinde

zaman kavramını unutanların,

hiç mi hakları yoktu?

 

Mehmet KAYALI

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Özellikle şunu belirtmekte yarar var; bizim tek yasal temsilcimiz TEMAD yönetimidir. Sn. Ahmet KESER'in temsil ettiği bizler ve yönetimi adına haksızlıklarımızı dile getirirken kullandığı üslüp tartışılabilir. Ancak, kendileri bu eleştirileri yıllardır sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklara uğratılan bir toplumun gönüllerindeki isyanı dile getirmek adına art niyet olmadan ifade ettiğine de inanıyoruz.

İçeriği tartışılabilecek olan bu eleştiriler yüzünden genelkurmay ile görüşmeler ve haklarımızın çözümünün askıya alındığını ayrıca bu tepkilerin görevdeki meslektaşlarımıza mobbing olarak yansıtıldığını üzülerek izliyoruz.

Bazı meslektaşlarımızın da sosyal medyada "Genelkurmay diz çökecek- Çaresi yok o masaya genel kurmay oturacak" tarzındaki duygusal mesajlarının da genelkurmayın  yasal temsilcimizle görüşerek  haklı taleplerimizin  çözümü yerine çözümsüzlüğü artırıcı bu tepkisinin de  yanlış olduğuna inanıyoruz.

Savaşlarda bile birbirine düşman olan ülkelerin diplomasiyi sürdürdüğü gerçeği ile soruna adil bir çözüm bulunacağına olan inancımızı korumaktayız.

Meslektaşlarımızdan çok sayıda aldığımız mesajlardaki ortak görüş Sn.Ahmet KESER'in zaten 2015 seçimlerinde assubayların adayı olarak milletvekili adayı olabileceğini de düşünerek  assubaylar adına kendisine aşağıdaki çağrıyı yapıyoruz.

Bu çağrı kesinlikle "Sarı öküzün aslanlara teslimi" amacını taşımamaktadır.  Bu talep  ve gerçekleşmesi halinde genelkurmayın sorunlarımızı çözmekteki isteksizlik argümanına son vermeyi amaçlamaktadır. Takdir, elbette Sn.Keser'e aittir.  Her şey assubay toplumunun ön yargılarının sonlandırılması içindir.

Saygılarımızla. 

SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ


Sayın KESER,

Delege seçim sisteminin ne kadar demokratik olduğu tartışmalı bir konu olmakla birlikte, mevcut sistem gereği delegelerin oyları ile seçildiniz, buna hiç kimsenin itirazı yok, herkesin saygı duyması gerekir. Yasal temsilcimiz olan TEMAD yönetimi başkanlığına topluma hizmet amacıyla gönüllü olarak vaatlerde bulunarak seçildiniz. Toplumda bir algı oluştu; her ne kadar bizlere uygulanan sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yıllardır devam etse de "TEMAD Genel Başkanı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında süregelen gerilim haklarımızın alınmasına engel oluyor" deniliyor. Objektif bir yaklaşımla bakıldığında gerçek payı yok değil!

O makama hizmet ve toplum yararına başarı için seçildiniz. Bazen hizmet makamda kalarak değil, o makamdan ayrılarak da olur. En azından bu algının doğruluğunu ya da yanlışlığını görebilmek adına, toplum yararını gözeterek görevden ayrılmayı, değilse Genelkurmay ile ilk seçildiğiniz dönemde olduğu gibi yine toplum yararını düşünerek diyalog aramayı düşünmeniz genel bir beklentidir.

Meslektaşlarımız adına takdirlerinize sunuyoruz.

ÖZLÜK HAKLARIMIZ

Aralık 03, 2014

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Yıllardır, bir üniformamız da  kefen olarak, verilen her görevi şartları zorlayarak yerine getirip, ordumuza ve milletimize sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla kanıtlamamıza rağmen, ön yargılarla 'üstelik kendi kurumumuz tarafından' sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklara uğratıldık! Emeğimize, desteğimize gereksinim duyulduğunda "ORDU BİR AİLEDİR" sözünü kullananlar bizi sadece göreve ve ölüme gönderirken hatırladılar. Bu yüzden  içimizde haksızlıklara karşı isyanımız bitmedi. Kurumumuza kırgınız ve aidiyet duygumuzu yitirdik!

Assubayların hiyerarşi ve statü sorunları yoktur. Tek talebimiz; hukuksuzlukların, keyfi uygulamaların sona ererek, sadece  adaletin sağlanmasıdır. Bunun gerçekleşmesi, görevdeki personelin moral ve hizmet motivasyonunu arttırıp, emekli personelin aidiyet duygusunun yeniden tesisini sağlayacaktır. Hiçbir hukuksuzluk hiyerarşi kılıfı ile haklı gösterilemez!

Yıllardır bireysel olarak ve derneğimiz TEMAD ile haksızlıklarımızı dile getiriyoruz. Sözler veriliyor, ardından unutuluyor ya da verilen sözlerin aksi ön yargının hakim olduğu uygulamalar devam ediyor!

Bizler, hiç bir zaman ne ayrıcalık, ne de imtiyaz talep ettik. Taleplerimizin tamamı adalete dayanmaktadır. Özlük haklarımız konusundaki öncelikli taleplerimizi kısaca özetlemek gerekirse;
  • Öğretmenlere yüksek okul hakkı tanınmasından 20 yıl, devlet memurlarına sicilen 1'inci derece hakkı tanınmasından 10 yıl sonra  assubaylara da bu hak tanındığı için, bu süreye kadar bekleyecek derecesi olmayan ve görevin ağır koşulları nedeniyle assubayların büyük bir bölümü 3'üncü ve 2'nci dereceden emekli olmuşlardır. Bilahare uygulamaya geçen Em.San.Kn. Ek Md.70 1'inci fıkra (b) bendindeki uygulama ile aynı hizmeti gördükleri meslektaşlarından % 40 oranında eksik maaş almışlardır.  Bunun giderilmesi için; öncelikle 'subaylarda olduğu gibi' tüm assubayların, günümüz assubay yetiştirme kaynağı olan Asb. Meslek Yüksek Okulu mezunu sayılarak (görev koşulları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak MYO mezunu devlet memurlarının başlangıç derecesi olan 9/2'den) intibaklarının yapılması ve Em.San.Ek Md.70'deki adaletsiz oranların düzeltilmesi.
  • Danıştay tarafından mevcut uygulaması yasaya aykırı olduğu için iptal edilen kararnamedeki adaletsizliğin yol açtığı hizmet tazminatının ödenmesi ve ödeme grubuna sadece 1'inci dereceden maaş alanlar değil rütbe esas alınarak Binbaşı ve Kıdemli başçavuşlara ödenmesi.
  • Kendi istekleri dışında TSK'da görev yapamaz raporu ile resen emekli edilenlerin emsallerinin derecesine ulaşmasının yada asgari bir üst dereceden emekli edilmelerinin sağlanması.
  • Tüm kamu personeline uygulanan fazla mesai ücretinin TSK personeline de ödenmesi.
Buna karşın MSB ve Genelkurmay tarafından özlük haklarımızla ilgili olarak ;
  • İntibaklarımızın yapılmasının 28.5.2012 tarihinde ,
  • Yarbay ve üst rütbedeki personele ödenen hizmet tazminatının 1'inci derecedeki subay ve assubaylara ödenmesi 7 Ocak 2012 tarihinde,
  • Gelir seviyesi düşük binbaşı ve alt rütbedeki subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman çavuş maaşlarına % 20 oranında artış getirilmesi 6 Nisan 2012 tarihinde,
  • TSK personelinin özlük haklarının eğitim seviyesine göre düzenleyen tek gösterge tablosunun kullanılması 23.1.2012 tarihinde,
  • TSK personeline fazla mesai ücreti ödenmesi 28.5.2012 tarihinde,
  • Em.San.Ek Md.70 1'inci fıkra (b) bendindeki oranlardaki adaletsizlik giderilerek 3'üncü ve 2'nci dereceden emeklilerin adaletsizliğinin önlenmesi 9.9.2011 tarihinde  hükümete teklif edildiği bildirilmiştir.

Sözleşmeli erlerle ilgili husus taslak personel yasasının 11'inci maddesinde yer aldığına göre personel yasa taslağının meclise gönderilebileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Son olarak da personel yasası taslağında yapılan köklü düzenlemeler 27.Mart.2013 tarihinde açıklanmış, ancak ne personel yasası ne de belirtilen iyileştirmeler sonuçlandırılmamıştır. (Malumunuz olduğu üzere, personel yasa taslağı ile ilgili tekliflerimiz sitemizde yapılan mail kampanyası ile genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarına sunulmuştur. Muhtelif platformlarda adaletsiz uygulamaların sonlandırılması taleplerimiz devam etmektedir.)

Milli Savunma Bakanı muhtelif tarihlerde basına konu ile ilgili 'özellikle intibak ve tazminat ödenmesi konusunda' açıklamalarda bulunmuş, son olarak bedelli askerlikle ilgili açıklamalarında askerlik hizmetine başlamamış olanların sözleşmeli erbaş er olabileceklerini belirtmiştir.

TEMAD Gn.Mrk. yönetimi Genelkurmay ile görüşemediği için konulara müdahil olamamaktadır. Siyasiler ise Genelkurmayın vermediği bir teklif üzerine insiyatif kullanmamaktadırlar. Bu nedenle TEMAD yönetiminin vakit kaybetmeden, imtiyaz değil adalet içeren taleplerimizi, kararlılığımızı, yaşadığımız adaletsizliklerin muvazzaf personelde moral ve hizmet motivasyonu, emeklilerde ise kuruma olan aidiyet duygusunu zedelediğini açıklayan, çarpıcı örneklerin yer aldığı ulusal bir gazetede yayınlanacak ilan vermesinin yararlı olacağını belirtmek istiyoruz.

Saygılarımızla.

SİTE VE ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

Gene mi Yasak?

Aralık 02, 2014

Sayın Hamdi Tütüncü’ye de,

İki yıl orduevi yasağı geldiğini öğrendim.

Üzgünüm!

Gerçekleri gören,

yazma, yazabilme cesareti gösterebilen kalemlerin,

hemen hemen hepsinin kaderi bu.

Emekli bile olsa!

Kalemlerin işlev gören yerleri kırılır durumda.

Kamuoyunun bilgilendirilmesini

engelleme olgusunda,

sırada olan arkadaşlarımız var mutlaka.

Gerçekte 82 yaşımda olmama karşın,

Belki ben de!

Assubaylar kendilerine yapılan haksızlıkları

gündeme taşıdıkça,

sızlanmalarını sergiledikçe,

Bu türde yasaklar geliyor.

Açıklamak, anlamak zor!

Oysa devlet,

vergileri ve olanakları ile oluşur.

Oluşturulur, sosyal tesisler ve olanaklar.

Kullanım oranı haksızlığının, zaten üstü örtülemez.

İç tepilerde üzüntüler, sızlanmalarla dolu dolu.

Yaşanmaktadır.

Ama kısıtlamalar ve yasaklar,

daha da iç acıtır olduğu bilinmeli.

Bu olumsuz uygulamaları anlamak,

çok ama çok zor!

 

Mehmet KAYALI

SENDİKA VE TEMAD

Kasım 20, 2014

Bu site, kurulduğu günden bu yana, süreç içinde  hatalı sayılabilecek uygulamaları olmuş olsa bile, belli bir ilkeyi koruma çabası içinde olmuştur. Bu ilke ; HİÇ KİMSENİN YANINDA VE KARŞISINDA OLMAMA, SADECE ASSUBAY TOPLUMUNUN ÇIKARLARINI SAVUNMA, ASSUBAY TOPLUMUNUN ÇIKARLARININ YANINDA OLMA ilkesidir.

Türkiye Assubay Sendikası ile ilgili olarak,AİHM yıllar önce verdiği bir karar üzerine  sitemizde olumlu-olumsuz bağlamda görüşler yer almış; kimi arkadaşlarımız emeklinin sendika kuramayacağı, kurulsa bile GREV hakkı olmayan sendikanın dernekten farksız olacağı oysa bizim yasal bir derneğimizin olduğunu, bazı arkadaşlarımız ise değişik kulvarlarda mücadelenin başarı yolunu kısaltacağını belirtmişlerdir  ancak; site yönetimi sendikanın faaliyetlerini gözlemleme, yaklaşımlarının ne olduğunu anlama açısından sendikanın yanında veya karşısında yer almamıştır. Bu tutumunu da halen sürdürmektedir.

Yukarıda belirtilen temel ilkemiz, sendika konusunda da geçerlidir. Sendikanın gerçek anlamda, samimi olarak assubay toplumunun hak ve çıkarlarını koruma amacında olduğu sonucuna varılırsa, SENDİKA’nın değil, ama assubay toplumunun menfaatlerinin yanında oluruz.

Assubay toplumu, ne yazık ki hep istismar edilen, hem çıkarlara alet edilen bir topluluk olagelmiştir. Meslekteyken ya sırtımız sıvazlanır, aslansın kaplansın denilir, hesapsız kitapsız çalıştırılırdık, ya da izinle, tayinle, baskıyla sindirilerek hesapsız kitapsız çalıştırılırdık. Birileri terfi alır, takdir alır biz bir başkasını sırtımızda taşımaya çoktan başlamış olurduk...

Bu site okurlarını toplumsal yarar açısından, sendikaya destek vermeden veya karşı çıkmadan önce  sağduyulu ve ön yargısız düşünmeye ve araştırmaya davet ediyoruz.

Amacımız; bu sefer de Assubay emeklilerinin bir başka kişisel çıkara, bir başka sömürüye, bir başka umut tacirliğine kurban edilmemesi, bu uğurda çaba gösteren arkadaşları açıkça ve objektif olarak bir samimiyet sorgulamasına tabi tutulmasını sağlamaktır.

Herhangi birini işe alırken, kızınıza damat, oğlunuza gelin alırken nasıl merak edip sorgularsanız, bazı kıstaslarınız varsa, olmazsa olmazlarınız varsa, asgari amaca uygunluk ararsanız, bir kimsenin peşinden gitmeden önce de aynı sorgulamayı yapmak gerekmez mi?

Kişilerin inancı, sosyal yapısı, kökeni, dün ne olduğu araştırma konusu olmamalıdır.

Bizi ilgilendiren bu gün ne olduğu ve amacının ne olduğudur. Bu iki temel husus araştırılmalıdır.

  • Hedefleri hayalleri zorlasa bile gerçekçilik payı var mıdır?
  • Hedefler toplum ve ülke gerçekleri ile uyumlu mudur?
  • Toplum belli bir yere kanalize edilmeye, kısaca kullanılmaya mı çalışılmaktadır?
  • Tek ortak payda astsubay olmak mıdır, başka ortak payda arayışı, niyeti var mıdır?
  • Nihai hedef ve Nihai hedefe giden süreçler nelerdir?

Bu soruları herkes kendisine göre belirleyecek ve mantık süzgecinden geçirecektir. Duygularımızı değil, önce aklımızı ve mantığımızı kullanmalıyız.

TEMAD Genel Merkezinin farklı bir yapı oluştuğunda ilk aklına gelen ihraç olmamalı, eğer ihraç gerektiren bir durum varsa, bu kamuoyu ile paylaşılmalı, kamuoyu tatmin edilmeli, neden gerektiği anlatılmalı, en azından toplumsal vicdanın çoğunluğu ihraç kararını onaylamalıdır.

Diyarbakır’da alçakça şehit edilen meslektaşımızın babasının evinin resimlerini hepimiz gördük, o sıvasız eve  Fransa’da çalışan bir işçimiz sıva yapmayı düşünüyor, TEMAD Yönetimi sembolik de olsa bir katkı sağlayıp, o evi onaramaz mı diyen meslektaşımızın düşüncesini  yine kamuoyunun şaşmaz sağduyusuna sunuyoruz.

Kamuoyu vicdanı ile ilgili bir hususu daha belirtmek isteriz.

Mücadeleye destek amaçlı gönderilen yardımların nereye harcandığı konusunda yönetimin açıklamalarda bulunmaması desteklerin mücadele ile ilgili konularda harcanmadığı, Assubaylar günü kutlamalarında aşırıya kaçıldığı özellikle HILTON Resepsiyonları toplumumuzun bir kesimini oldukça rahatsız etti. Burada TEMAD Yönetiminin argümanı “assubaylar HİLTON’da resepsiyon vermeye layık değil mi?” şeklindeydi. İtirazı olanların argümanı ise, “geçim zorluğu yaşayan, ilerlemiş yaşına rağmen olmadık işlerde çalışan bir toplumun fertlerine HILTON’da resepsiyon  vermenin yüzbinlerce liranın gereksiz kutlamalarda harcanmasının mücadeleye  ne faydası oldu?” şeklindeydi.

Bu site sonuna kadar TEMAD’ın tüzel kişiliğinin yanındadır, TEMAD’ın başarısının toplumsal başarı olduğunu asla yadsımaz. Bu amaçladır ki, yanlış gördüklerini anlatma, düzeltme çabasındadır. Birlik-Beraberlikten yanadır. İhraçlara o nedenle sıcak bakmaz.

Kaldı ki, ihraç çözüm değildir. Bu güne kadar da çözüm olmadığı görülmüştür.

Dışladığınız, ihraç ettiğiniz kişiyi sadece dernekten dışlarsınız. O yine emekli assubaydır. 

Bu ülkede kutuplaşmanın her türünü yıllardır yaşadık, yaşıyoruz. Ancak; son yıllarda olduğu kadar hiç ayrışmamıştık...

Kendi kurumu dahil, toplum kesimlerince bizim kadar dışlanmış bir başka toplum daha yok!

Bizim kendi aramızdaki anlamsız, sebepsiz tartışmaların bizi bir yere götürmediği açık. O nedenle meslektaşlar arasında biraz daha hoşgörü, biraz daha sabır! Ön yargılarla sosyal,ekonomik ve insani haksızlıklara uğratılan assubayların artık daha fazla istismar edilmemesi ve mücadele kararlılığımızın bildirilmesi için genelkurmay ve siyasi irade ile zaman geçirilmeden diyalog başlatılmalıdır. 

Başka yol bilen varsa, buyursun söylesin!

Sağlıklı huzur dolu günler diliyoruz.

SİTE VE ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

 

CANLI ÖRNEK!

Kasım 20, 2014

Çırpınışları ile,

kendilerine yapılan haksızlıkları,

karine olarak sergileyen,

tüm açıklamalar, sızlanmalar orta yerde.

Üstü örtülemeyecek kadar belirgin.

Aynı hizmet ortamında,

benzerlikte,

görev yapıp da,

eşit süreli eğitimli olmalarına rağmen,

eksik eğitimlilere haklar verip de,

iki yıllıkları okulun önünden bile geçmedikleri halde,

yasa ile dört yıllık sayıp,

YÖK“ kulakların çınlasın.

Tazminatlarla donatıp

1965 üniversite mezunu,

canlı örnek!

Örneği;

Ben!......

Haklılıkları ve yapılan haksızlıklar,

kazandığı hakları bile

yürütülmeyen.

Sen assubaysın, yerinde say.

İçeriği uygun görülen

görmezden gelinen,

küçümsenen,

dışlanan,

sosyal tesislerde,

olumsuzluklarla ayrıştırılan,

alt statü diye uyduruk söylemlerle

nitelenen.

Küçümsenen!

Assubay toplumuna yapılan haksızlıklar,

21. Yüzyılın ayıbıdır.

Haklarımızı vermeyen sayın yetkililer 

yapılan bu haksızlıkları sizler vicdanınızda yargılayın...

 

Mehmet KAYALI

Hasip SARIGÖZ

Kasım 19, 2014

20 Nisan 1969 yılında Afyon’un Sandıklı İlçesinin Yavaşlar Kasabasında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra, Sandıklı Endüstri Meslek Lisesi’nde eğitimine devam etti. Liseyi bitirdikten sonra eğitimini İzmir’de sürdürdü.

30 Ağustos 1986 tarihinde Astsubay Sınıf Okulundan Mezuniyetini müteakip, Balıkesir/Edremit, Ardahan/Göle, Kıbrıs, Kırklareli/Vize, Tunceli, Erzurum ve İstanbul illeri ile Kosova’da; İş.Mak.Opr.lüğü, Ks. K.lığı, Tk.K.lığı, ve Ş.Md.lüğü gibi çeşitli görevlerde bulundu. Ayrıca, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen İç Güvenlik Harekâtlarına da katıldı. Halen Çanakkale’nin Gelibolu İlçesi’nde ikamet etmekte ve görevini sürdürmektedir.

Üniversite mezunu olan ve İngilizce bilen Hasip SARIGÖZ, evli ve bir çocuk babasıdır. Araştırmacı yazar Hasip SARIGÖZ’ün “Türk’ün Karakterinin Deşifresi” ve “Hepsi Tesadüf mü?” adlı yayınlanmış iki tarih & araştırma kitabı bulunmaktadır. Yazarın yeni kitap çalışmaları devam etmekte olup, ayrıca, çeşitli gazete ve dergilerde Türk tarihi konusunda makaleler yayınlamaktadır.

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
www.izlervegizler.com
https://www.facebook.com/hasipsarigoz
Tel.: 05326859794

turk-un-karekterinin-desifresihepsi-tesaduf-mu
Kitap Tanıtımı
TÜRK’ÜN KARAKTERİNİN DEŞİFRESİ

Bu Kitap Ne İçin Yazıldı?

3 yılı aşkın özverili bir çalışmanın ardından yayınlanan bu kitap;

  • Türk Milleti’nin Oğuz Kağandan günümüze kadar değişmeden kalabilen ortak karakter özelliklerini incelemek,
  • Büyük Türk Milletine, sahip olduğu yüksek değerleri hatırlatmak,
  • Milletimizin en azından bir kısmında farkındalığı kaybolmaya başlamış olan üstün karakter özelliklerini tekrar ortaya koymak,
  • Çocuklarımıza ve gençlerimize, ecdadımızı milli karakter özellikleri ile tanıtmak ve gençlerimizin özgüvenlerini yükseltmek,
  • Milletimizin, zayıf karakter özelliklerinden ders almak suretiyle; her türlü zayıflığını güçlendirmeye yarayacak, Türklük şuuru ve İslam ahlakının içimizde kökleşerek yerleşmesine hizmet etmek,
  • Dış siyasetten teröre, yüzyıllardır boğuştuğumuz büyük sorunlarımızı, ancak ve ancak, bize has yüksek milli karakter özelliklerimize uygun hareket etmek suretiyle çözebileceğimize dikkat çekmek ve bu bağlamda çözüm önerileri ortaya koymak,
  • Türk dünyası araştırmalarına ve Türk halk biliminin geliştirilmesine bir nebze de olsa katkı sağlayabilmek maksadıyla yazılmıştır.

Yaptığım çalışmaları, hiçbir çıkar ve hesap peşinde olmaksızın, milletime olan derin sevgi ve muhabbetimin bir sonucu olarak, yine milletimden aldığım büyük güçle; özellikle milletimizin tarih içerisinde oynadığı rolleri esas almak suretiyle, büyük bir emek ve özveri ile kaleme aldım. Sonuçta sizlerin de takdir edeceğinizi ümit ettiğim bu mütevazı eserim “Türk’ün Karakterinin Deşifresi”  kitabı ortaya çıkmış ve halkımızın ve özellikle de gençlerimizin beğenisine sunulmuştur.

Şimdiden teşekkür eder, bilgilenilmesini, bilinçlenilmesini ve okurken iyi vakit geçirilmesini dilerim.

Hasip SARIGÖZ
E-Posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Web    : www.izlervegizler.com
Tel.    : 05326859794

Ali AKIN

Kasım 19, 2014

Ali Akın, 1967 yılı Ağustos ayında, PTT memuru olan babasının görev yeri Konya/Ereğli’de doğdu.

Aslen Konya/Beyşehir'lidir.

İlköğrenimini Beyşehir Gazi İlköğretim Okulu'nda, orta öğrenimini Beyşehir Alâeddin Ortaokulunda, lise öğrenimini Çankırı Assubay Hazırlama Okulu'nda tamamladı.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı Ordudonatım Okulu'ndaki eğitiminin ardından 1986 yılında Assubay olarak Türk Silâhlı Kuvvetleri'nde göreve başladı.

Anadolu Üniversitesi Kara Kuvvetleri Meslek Eğitimi Bölümü'nden onur belgesiyle mezun oldu.

Yurt içi ve yurt dışında Assubay olarak çeşitli görevlerde bulundu.

Ali Akın, ilk şiirlerini ve hikâyelerini on dört yaşında, kaza sonucu kırdığı sınıf camını taktırabilmek için yazar.

Okul müdiresi camın takılması için kendisine üç gün süre tanımıştır.

Babasının duymasını istemediği bu olayı kendisi halledecektir.

İhtiyacı olan parayı kazanabilmesi için tek sermayesi, duygularının kalemine taşıdığı hikâye ve şiirleridir.

Hikâyelerini ve şiirlerini tel zımba ile defter sayfalarından oluşturduğu küçük kitapçıklar haline getirir.

Bu kitapçıkları; kira karşılığında okul arkadaşları arasında elden ele dolaşır.

Aynı gün camın parası tamamlanır. Cam yerine takılır.

Artık kitapçıkları arkadaşları arasında ücretsiz olarak özgürce elden ele gezmektedir.

Hikâye ve şiirleri,  2008 yılında emekli olduktan sonra çeşitli dergilerde yayınlandı.

Yazarlığı

Yazarlık öteden beri içimde var olan, en seçkin tutkum.

Okumayı öğrendiğim ve kitaplara kavuştuğum günlerden bu yana yazarlığı; dünü, bugünü ve yarını üretebileceğim, hudutsuz ve doğurgan bir toprak olarak gördüm.

Bu toprağı;  para edeceğini düşündüğüm şeylerle değil, paha biçilemez kutsal değerlerimle işledim.

Yazma tutkumu gerçekleştirirken keyfetmek bir yana,  hüzünle sendelediğim anlar çoğunluktadır. 

Yazar olabilmenin bedeli her neyse, seve seve ödemeye gönüllü yaşıyorum doğrusu.

Okur ile eser arasında, acıyı çekinmeden söyleyen gerçek bir dostluk kurmaya çalışır, okurda;  bir takım kalıcı hisler bırakabilmeyi düşlerim.

Gündelik yaşantımda olduğu gibi kitaplarımla da, insanlara menfaat maksadıyla değil, sevgi ile erişmeye çalışan bir insanım.

Beni en şiddetli derecede kederlendirenler, “ kitap okumayı sevmiyorum,’’ diyen insanlar oldu hep.

Yazarlığım hakkında hüküm verme yetkim yok!

Okurun hükmü kadar yazarım.

Ben kitaplarımı; Tanrı’nın dergâhında birer im bırakacağına iman ederek, yüreği büsbütün iyilik ülküsüyle çarpan insanlara adadım.


  • 2011 yılında, Antoloji–2,  Aşka Söz Verdik isimli şiir kitabında iki şiiri,
  • 2012 yılında şiir kitabı Koşumsuz Atlar,
    1
  • 2013 yılında, Antoloji–4, Şairler Antolojisi isimli şiir kitabında üç şiiri,
  • 2013 yılında Yedi. Dokuz roman,
    2
  • 2014 yılında Yüzsüz isimli romanı yayınlandı.
    3
  • 2015 yılında Senin Üniversitelerin Romanı yayımlandı.
    4
  • 2016 yılında Yitik Yol adlı romanı yayımlandı.
    5
genclige-hitabe

Son Yorumlar

Son Eklenen Mesajlar

SİTE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
24 TEMMUZ 1923 LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 99. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Bu antlaşma, Türk Ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır! Mustafa Kemal ATATÜRK Değerli Meslektaşlar...
Pazar, 24 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KIBRIS BARIŞ HAREKÂTININ 47. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN... Değerli Arkadaşlarımız 20 Temmuz 1974 yılında Türk Ulusu ile bütünleşmiş, O’nun bir parçası olan Kıbrıs Türk Ulusu’na adadaki Rum tarafınca yıllardır yapılan zulüm ve katliamların dayanılmaz şekilde artması nedeniyle bunları önlemek için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Zürih ve Londra anlaşmaları i...
Çarşamba, 20 Temmuz 2022
SITE-ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ
KURBAN BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bayramınızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği SAĞLIK, MUTLULUK VE HUZUR dolu nice bayramlar geçirmenizi diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
Cumartesi, 09 Temmuz 2022
Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ