EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

E-posta: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

"Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış olabilir…”

*

Akıl ile yürek ile “ATATÜRKÇÜ” olmak her babayiğidin harcı değildir…

Akıl ister, yürek ister, bağımsız düşünme yeteneği ister. bilinç ister, bilgi ister, birikim ister, onur ister, vakar ister, engin yurt, vatan ve millet sevgisi ister, cesaret ister, basiret(ileri görüşlülük), itidal, hoşgörü ve tevazu ister ve her şeyden önce ciddiyet ister…

Ve de ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz… Bu doğrultuda eylem ister…

*Mesela; milletle birlikte ülkenin aydınlanması ve gönenci için girişilen devrimler yerine, kökü dışarıda cunta darbeciliği, bir dolarlık beyinlerle, “Atatürkçülük edebiyatı” ve de hele hele “kindar nesiller” ile hiiiç Atatürkçü olunamaz…

*Mesela; MİT ve GENKUR’ca devletin en üst kademelerinin bir türlü uyarılamadığı, kiminin eniştesinden, kiminin komşusundan öğrendiği, ortaklık hukuku gereği “taammüden” yıllardır önlerine kırmızı halı döşenilenlerin giriştiği kökü dışarıda bir garip islamcı kalkışmayı fırsat bilerek, bu kurumların başındakilerin içine düşürüldüğü akıl almaz zafiyetten yararlanarak, halkın içine düşürüldüğü şaşkınlık ve aymazlığı fırsat bilerek demokrasinin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığına, özellikle yargı bağımsızlığına son verip, sırtta bir sürü kambur varken ülkeyi bir garip tek adam rejiminin fırtınalı sularına sürüklemekle de Atatürkçü olunamaz…

*Mesela Osmanlı'dan bu yana kök salmış, başta Ordu ve irfan yuvaları olmak üzere bütün dünyada örnek gösterilen CUMHURİYET kurumlarının köküne kibrit suyu dökmekle de asla Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; son 10 yıldır sürekli taammüden darbelere maruz bırakılan Ordunun, başına çuval geçirilerek maruz kaldığı ilk darbeyi bıyık altından izleyip, Ergenekon ve Balyozla aldığı ikinci ağır darbeyi destekledikten sonra, 15 Temmuz'da aldığı öldürücü darbeden istifade edip, acil karar ve eylemlerle onu iyice sıfırlayıp, itibarını yerlerde süründürerek bu cadı kazanı bölgede, ülkeyi, küresel taleplerin pazarı haline getirmekle de heeeeeç Atatürkçü olunamaz…

*Mesela; komşu ülkeler üzerine yayılmacı emeller beslemekle, uluslar arası ilişkiler alanında sürekli zik zaklar çizip, ülkenin itibarını sıfırlamakla, vakti zamanında tüm dünyanın takdirlerine mazhar olmuş diplomasimizi “monşer” aşağılaması ile dışlayarak da Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; saçı bitmemiş yetim hakkına, kul hakkına saygı göstermemekle ya da saygı göstermeyenlere kol kanat germekle de Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; kitleleri aydınlanmanın erdemlerine yabancılaştırarak, cehaletin karanlığı içinde hababam usulü yönetmeyi yeğ tutmakla da Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; “Siz meydanlara sahip çıkın, gerisini bize bırakın, biz götürürüz…” sözcükleri ile halkı koyun gibi görmekle de Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; sıkışınca orayı burayı boydan boya Atatürk posterleriyle donatmakla da Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; Kurtuluş Savaşında bile iradesinden bir milim dışarı çıkılmayan gazi TBMM’ini yok ederek, emekliler kulübü haline getirerek de Atatürkçü olunmaz…

*Mesela; Ülke için hayati alanlarda sürekli “kandırılarak” telafisi mümkün olmayan çok ciddi hatalar yapıp, ülkenin kaosa sürüklenmesine yol açıp, “Rabbim ve milletim biz affetsin…”yakınması ile işin içinden sıyrılmak, halkı ahmak yerine koymakla da Atatürkçü olunmaz…

Mesela 15 senede milli eğitimi çökertip, cehaletin fazileti üzerine methiyeler düzerek, uluslararası karşılaştırmalarda ve üniversite sınavlarında kahredici sonuçları görüldüğü üzere geleceğimizi teslim edeceğimiz yitik, kaybedilmiş nesiller yaratmakla da Atatürkçü olunmaz…

Bütün bunlar, “hidayete erip” gerçekten Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerinin önem ve anlamını geç de olsa idrak etmiş olanları ilgilendirir tabii…

Lakin sıkışınca binilen, inilen bir tramvaysa Cumhuriyet değerleri, iniverince tramvaydan artık elde, asker görünümlü kökü dışarıda bir kalkışma, sivil İslamcı darbe ya da karşı devrim, turuncu darbe söylentileri üçgeni içine sıkışmış, envai çeşit terör ve ekonomik bunalımla boğuşan bir ülke ve bütün bu atmosferden yılmış, bıkmış, yorgun, şaşkınlaşmış, biat operasyonuna tabi ve hazır bir millet, bir halk kalmaktadır…

Rodrik, “İyi ihtimalle Malezya, kötü ihtimalle Afganistan…” diyor ülkem için…

Bu yol izlenmekteyken yukarıda yazılanların hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur; lakin işleri çoook çok zordur…

Aziz önderin toplumun önemli kesimini oluşturan hayal kırıklığı içerisindeki izleyicileri, kendilerine Ekmelettin’lere oy verdiren, dokunulmazlıkları kaldırılmasına oy vererek kendi milletvekillerini hapishanelere gönderen, 16 Nisan Anayasa referandumunda YSK rezaletine güçlü tepki veremeyen, 24 Haziran seçimlerinde şaşkın ve dağınık bir görünüm veren, öyle ya da böyle yenilmeyi alışkanlık haline getirmiş kadrolar yerine, büyük kederler içerisinde “mış” gibi değil, gerçekten mücadeleye adam gibi öncülük edecek yeni, yıpranmamış siyasi kadroların derin özlemi, arayışı ve isyanı içerisindedirler…

Huuu bu feryatları duyan var mı bir yerlerde???

Dr. Noyan UMRUK   

https://www.abcgazetesi.com/yazarlar/her-babayigidin-harci-degildir-ataturkcu-olmak/haber-98369

atatürkçü olmak ile ilgili sözler ile ilgili görsel sonucu

Ömer Halisdemir gibi yürekli meslektaşlarıma armağanımdır

 

ASSUBAY'IM BEN Kur'an, al bayrak, silah üstüne yemin eden

Aziz vatanı için her şeyini kaybeden

Yurduma göz dikene yıkılmaz tunçtan beden

Mazlum kalplere ümit saçan

Assubay'ım ben Ay yıldızlı sırmalar gururumdur kolumda

Allah vatan sevdası hiç eksilmez solumda

Yalçın dağlar dikilse engel olmaz yolumda

Aşılamaz sarp dağlar geçen

Assubay'ım ben Ali Reşat Çavuş'um

Çanakkale'de coşan Küçük yaşıma rağmen mevzi ötesi koşan

Mevzilere sızarak sessiz ciğerler deşen

Oyun yerine harbi seçen

Assubay'ım ben

Vecihi Hürkuş oldum sevdalandım uçmaya

İlk Türk pilotu olup göğe kanat açmaya

Yerli uçaklar yapıp yurda güven saçmaya

Gökte düşman uçağı biçen A

ssubay'ım ben

Kapkaranlık gecede en zorlu emri alan

Hainler arasına bozkurtlaşıp tek dalan

Ömer Halisdemir'im, yüreğe korku salan

Şehadet şerbetini içen

Assubay'ım ben Kara, deniz, havada, hâzır nâzır her zaman

Dostlara gurur verir, düşmanlar diler aman

Zorluklar karşısında çalışması pek yaman

Fedâkârlıkta çığır açan Assubay'ım ben

Ömer KESKİN 05.08.2018

 

ANEKDOTLARLA ATATÜRK 

ÖNSÖZ

Atatürk: Gelmiştir, destanını yaratmıştır, tarihe intikal ettirmiştir ve her fani gi-bi bu dünyayı terk etmiştir.

Bu yaşam yolculuğu içine sıkışan ise: emsali görülmemiş bir destandır. Onun hayat hikâyesi: Doğumundan ölümüne kadar olanlar ile sınırlandırılamayacak ka-dar köklü ve muhteşemdir. Onun devrimleri ile ilkelerini, yerleştirdiği doktrinler ile ilelebet yaşatmak, yüce Türk Milletinin ebedi görevidir.

Her Türk, Atatürk’ü her şeyden önce duygu ve heyecan açısından görür. Hâl-buki Atatürk bir duygu ve heyecan adamı değildi. Yargılarına, kararlarına ve davra-nışlarına daima mantık hâkimdir. Ancak Türk gençliğinin onu bir duygu ve heyecan açısından görüşleri de son derece haklıdır.

Atatürk; ne insanlarla insanlar, ne milletlerle milletler arasında bir kin, bir düşmanlık kaygısı gütmeden eserini veren belki de tek liderdir. Düşmanını daha yendiği anda affetmiştir. Esir ettiği generallere daha savaş meydanında mertçe el uzatan tek adam o dur. Bu generalleri kendi yurduna salan, önderleri devlet, hü-kümet başkanlarını ülkesine dost olarak çağıran, onları kendi toprağında dost ola-rak karşılayan, ağırlayan ve onların hepsinin istisnasız gönlünü fetheden de o dur. “Yurtta Barış, Dünyada Barış” bir tek onun sloganıdır. O yalnız kudretli bir asker, kudretli bir devlet kurucusu ve çağdaş devrimci değil, çağımızın ölçüsüne de sığma-yan bir dehadır.

Bir ilahi hüküm şöyle diyor:

“Bütün canlılar bir gün ölümü tadacaklardır.” Atatürk için de kaçınılmaz olan bu son tecelli etmiştir. Ancak diğer fanilerden farklı olarak: Atatürk milletine, taşı-dığı isme layık bir miras bırakmıştır.

Maddi mirası, birer tarım okulu olarak düşündüğü ve yoktan var ettiği çiftlikle-rini zaten gözlerini kapamadan millet hazinesine armağan etmiştir. Kalanları da hayrına ve faydasına inandığı iki kuruma, DİL ve TARİH kurumlarına bıraktı. An-cak; onun asıl mirası “HER BAKIMDAN BÜYÜK BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ”dir. Onu da Türk Gençliğine emanet etmiştir.

Sayın İlber Ortaylı’nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk adlı eserinde; (Kronik kitap 2018)

“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mani olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Türklerin her asırda büyük mareşallerinin ve büyük devlet adamlarının olduğu bilinmektedir ve Türkiye böylesi bir zenginliğe sahiptir; fakat Atatürk nadiren görülen bütünleyici bir yönetici, bir dahidir.

Bununla beraber Atatürk’le ilgili –Atatürk kurucumuzdur- ve –Atatürk 20. Yüzyılın büyük devlet adamıdır- gibi devamlı kullanılan klişelerimiz var. Bunlar doğrudur ama elzem olan bu sloganları maalesef kullanmıyoruz.

Birincisi Atatürk, Türkiye Mareşal’idir. Büyük mareşaldir çünkü başka mareşalleri takdir etmeyi bilmiştir. Bunlar onun en büyük özelliklerindendir. Büyük ve yaratıcı adamlar bu geçiş-leri kolaylıkla yaparlar.

İkincisi Atatürk bir organizatördür. Hem askeri alanda hem de politikada başarı göster-miştir. Büyük bir devlet adamı olduğunun göstergesi olarak monarşiyi Cumhuriyet’e dönüş-türmüş ki bu gerçek bir inkılâptır. Bu büyük inkılâbı başka hangi inkılâplarla besleyeceğini de bilmiştir. Cumhuriyet’i ilan etmiş olsa bile eski vagonda gitmeye devam edebilirdi. Ancak böy-le yapmamıştır ve dolayısıyla kendisinden -Halaskar gazi, Gazi Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Gazi Paşamız- unvanıyla bahsedilmesi uygundur.” Diyor.

Günümüzde; bu büyük “Deha” sahibi Türk önderi; kimi gaflet içindeki hainler tarafından fütursuzca saldırıya uğramaktadır. Bunun yanında onları cesaretlendi-ren davranışlara göz yuman yetkili, etkili ve görevli kişilerin de olduğu bilinmekte-dir. Ancak bu hain fikir sahibi aymazların da Atatürk sayesinde bu makamlara ge-lebildikleri ve özgürlüklerini yaşadıkları unutulmadan, bu büyük önderimizin, ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu ve bekçisi olarak manevi huzurunda saygı ve minnetle eğiliyorum.

Bu kitapta; Yüce Atatürk’ün dünya görüşü, yaşam tarzı, yurt ve millet sevgisi, azim ve çelik iradesi ile dehasının yansımalarından” kırıntı”lar bulacaksınız.

BİYOGRAFİM

Refazettin Çığır;

1950 Yılında Ordu-Mesudiye Erik köyünde dünyaya geldi. İlkokul eğitimini 4 sınıfa kadar bu köyde, 4 ve 5 sınıfları Samsun-Terme'nin İnesül köyünde tamamladı.

1963 yılında Deniz Astsubay Hazırlama Ortaokuluna girerek 1969 yılında mezun oldu. Deniz Kuvvetlerinin çeşitli Yüzer - uçar ve Kara birliklerinde ve Sahil Güvenlik Komutanlı-ğında görevler yaptı. 1983 Yılında subay naspedildi ve 2005 yılında emekli oldu.

Çeşitli mesleki eğitim ve kurslar yanında birçok Seminer, panel ve konferanslara katıldı. Orta – kademe ve üstü yöneticilik eğitimleri aldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Tarihçe ça-lışmalarında da görev aldı.

Tarih araştırma ve incelemelerine olan merakı ile Mesudiye yöresinin tarihi geçmişi, ar-keolojik buluntuları, şifalı bitkileri, folklorunu da kapsayan MELET ve biyografik bir çalışma olan MAVİ YILLAR isimli yayınlanmış iki kitabına ilaveten, ANEKDOTLARLA ATATÜRK kitabının yazarıdır.

Ülkü hanımla 1973 yılından beri evli ve hayata beraber yürüyor. Aslı ve Arzu adında iki kız evlat sahibi, Metin Boray, Adil Aslan adında iki erkek ve Duru adında da bir de kız torunu vardır.

Halen Kocaeli Değirmendere’de, yaz aylarında ise Çanakkale Küçükkuyu’da yaşamını sürdürmektedir.

 

 

"Onlar bir kurşunla hainlerin canını aldı hainler kurşunları ile onları ölümsüzleştirdiler "

Assubaylar tüm haksızlıklara hukuksuzluklara rağmen söz konusu vatansa gerisi teferruat diyerek vatan için severek canlarını feda eden kahramanlardır ;

15 TEMMUZ hain darbe girişiminin önlenmesinde büyük katkıları olan demokrasinin simgesi meslekdaşımız  P.Kd.Bşçvş. Ömer HALİSDEMİR  

Türkiye Cumhuriyetinin bekası için hiçbir değerin geri getiremiyeceği canınlarını feda eden  yüzlerce meslekdaşımızdan biri olarak gönlümüzdeki yerini alan HALİSDEMİR meslekdaşımızı tüm şehitlerimiz adına NİGDE'de ki kabrinin başında anacağız ;

TEMAD Genel Merkezinin koordinasyonunda yapılacak bu etkinlik için ANKARA'dan ve yurdumuzun muhtelif illerinden otobüsler kaldırılacaktır; 

Katılmak isteyen arkadaşlarımız bulundukları yada yakın oldukları TEMAD şubelerine başvurmalarını rica ediyoruz.

Şehitlerimize minnettarız ruhları şad mekanları cennet olsun 

Siyaset hayatın parçasıdır. Biz assubaylara ön yargılarla yapılan haksızlıklar,  hukuksuzluklar ancak hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşmesi ile son bulacaktır. Birçok milletvekili bizlerle ilgili yasa teklif leering, soru önergeleri vererek adaletin sağlanmasına gayret göstermekteler,  kendilerine minnettarız; ancak mecliste bizden birinin olması konuyu çok farklı noktalara taşımaktadır.

Unutmayın ki Atalarımızın ELİN İYİSİNDEN KENDİ KÖTÜN DAHA İYİDİR sözündeki gibi bizi ancak aynı çileleri çeken arkadaşlarımız anlayabilir.

Çeşitli partilerden arkadaşlarımız milletvekili aday adayı olduklarını açıkladılar,hangi partiden olursa olsun hepsine sonsuz başarılar diliyoruz. Bunlardan biri birikimi mesleğine ve meslektaşlarına saygısı ile ön plana çıkan Sn. Ömer BAYRAM'ı sizlere tanıtmayı amaçladık diğer adaylara da sayfalarımız açıktır. 

Ömer BAYRAM 1970 Bolu Mudurnu doğumlu olup babasının memuriyetinden dolayı farklı ilçelerde eğitimini tamamlamış 1989 yılında  çok sevdiği Hava kuvvetlerine Asb olarak katılmıştır.

Hava kuvvetlerinde  farklı birliklerde görev yapmış 2012 yılı itibarıyla meslek hayatına emekli olarak son vermiştir. Emeklilik sonrasında siyasete atılmış bir yandan da sivil toplum örgütlerinde gönüllü olarak görev almıştır. Özellikle Emekli meslektaşlarının kurduğu T.E.M.A.D. derneğinde İzmir il başkan yardımcı olarak bir dönem  gönüllü görev almıştır.

Kendisinin de yaşadığı Mesleki sorunların ve üstlerin egemenliğinde yaşanan  hak gasplarının düzeltilmesi için etkin olarak mücadele etmiştir. Bunlar Eylem bazından yazılı görsel basında meslektaşlarının sorunlarını dile getirmiş,hiçbir baskı karşısında korkmadan her plartformda yaşanılan haksızlıkları dile getirmiştir. Aynı zamanda üyesi olduğu ve siyasi mücadele verdiği Cumhuriyet Halk Partisinde Şehit yakını ve Gazilerimizin sorunlarını dile getiren çalışmalar yapmış partiye bu konuda katkı koymuștu. 

TSK içinde uzman çavuş ve erbaşların sorunlarını da sahiplenmiş çalışmalarını sadece kendi meslektaş sorunları ile sınırlandırmamıştır. Bu durum onun yaşam felsefesi haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır ilkesinden kaynaklanmaktadır. Aidiyet duygusu artmış Türk silahlı kuvvetler mensuplarını çoğaltmak ve hayata geçirmek yasal zeminde mücadelesi ile emin adımlarla ilerlemektedir. Hatta herkesin görmezden geldiği adi malul emekli personelin de hamiliğini yaparak  mağduriyetlerinin duyulması ve düzenlenme yapılması gayretine girişmiştir.

Bitmek bilmeyen enerjisi ve  engin deneyimi kendisini uzman olarak  gördüğü bu sahada alanlara yansıtmak katkı sağlamak onun en büyük ideali olmuştur. Sayın Ömer BAYRAM'ın bu kalabalık mücadele yelpazesinde sadece bunlarla sınırlı çalışmaları yoktur. Kendisi Cumhuriyet Tarihi Uzmanı oluşu akademik eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesinde Atatürk ilke ve İnkılapları Tarih Enstitüsünde tamamlaması onu bu alanda da akademik uzman yapmış  insanlara Atatürk sevgisini aşılamak, Cumhuriyet hafızamızı diri tutmak için elini taşın altına sokmuştur, bu anlamda Atatürkçü Düşünce Dernekleri dergilerinde araştırmacı yazılarıyla okuyuculara  bilimsel yazılarıyla  katkı sağlamaktadır, ayrıca konferans ve  sunumlar yaparak bıkmadan usanmadan laik sosyal hukuk devletini bize emanet eden Atasına layık insan olma ve genç beyinleri Atatürk sevgisiyle doldurmak kendisinin yaşama amacı haline getirmiştir.

Evli ve bir kız babası olan Ömer bey yaptığı hizmetleri etki alanını genişletmek ve kanun yapıcılarla bizzat içinde olmak için parlementoya aday ve bu konuda uğruna mücadele ettiği meslektaşlarından, şehit yakını ve Gazilerimizden uzman Çavuş ve erbaşlardan malul olarak emekli olan personelden ve ulusalcı olduğunu düşünen herkesten kendisine destek vermesini bekliyor, aydınlık yarınları birlikte inşaa edelim diyor. Kendisine çıktığı bu yolda başarılar diler partisi tarafından atanır umuduyla kolay gelsin diyoruz .

Ömer BAYRAM'ın şu sözüyle de yazımızı bitiriyoruz. Partime ve Bana güvenen insanlara yarınlar için verdiğimiz sözler var bugün için yapmamız gerekenler var. Allah yar ve yardımcımız olsun tüm meslektaşlarımı en kalbi duygularla selam ve saygılarımı sunuyorum. 

                                     SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

 

Türk Silahlı Kuvvetleri Kamuoyunun Dikkatine,

OYAK Genel Müdürlüğü, Algı Anketi adı ile kamuoyu yoklaması niteliğinde anket olarak tanımlayabileceğimiz sorular göndermiş, ayrıca serbest bir bölüm bırakarak düşüncelerimizi paylaşmamızı istemiştir.

OYAK, yıllarca maaşlarımızdan, çoluk çocuğumuzun boğazından keserek zorunlu ödeme yaptığımız bir kuruluştur ve “BİZİM”DİR.

OYAK’IN iyi yönetilmesi bizim ve kurum olarak OYAK’IN kendisinin yararınadır.

Bu nedenle samimi, yapıcı eleştirilerimizi, beklentilerimizi iletmek hem hakkımız hem de görevimizdir.

Biz aşağıdaki hususları belirledik. Siz de kendi düşüncelerinizi ekleyerek, size anket için SMS gelmişse On Line Hizmetlerden anket formuna, gelmemişse OYAK’A doğrudan göndermeniz hepimizin yararına olacaktır.

Takdirlerinize sunarız.

Not: Lütfen bu iletiyi ilgili olduğunuz OYAK Üyelerinin olabileceği tüm sosyal medya platformlarında paylaşınız.

1. OYAK Gereklidir, iyi düşünülmüş bir kurumdur. Ancak OYAK bir ticari kurum değil bir sosyal yardım kurumudur. Tüm tasarruflarında bu hususu göz önünde bulundurmalıdır.

> 2. OYAK dışarıdan sermaye girişi olmayan sadece üyelerinin mütevazi maaşlarından zorunlu kesintilerle oluşmuş devasa bir kuruluş haline gelmiştir. OYAK üye ve sermayesinin %60 dam fazlası Astsubaylara ait olmasına rağmen, yönetim-denetim organlarında Astsubayların yeterince söz hakkı yoktur. Temsilde adalet mutlaka sağlanmalıdır.

> 3. Üyeler arasında hizmette ayrımcılık söz konusudur. Her üyeye ödediği aidat oranında hizmet verilmesi doğaldır. Ancak üst rütbelere pozitif ayrımcılık yapılması kabul edilemez, adaletsizdir.

> 4. OYAK, yatırımları ile devasa bir kuruluş haline gelmiştir. Ne yazık ki üyelerinin büyük çoğunluğu geçim derdindedir. KISACA ZENGİN OYAK´IN FAKİR ÜYELERİYİZ. Üyelere yardım arttırılmalıdır.

> 5. Asker kişiler yalnızca emeğini değil aynı zamanda canını ortaya koyan kişilerdir. Kendi parasıyla oluşturduğu Sosyal Güvenlik Kurumu meslekteki ve emekli personele yaşamlarını kolaylaştırmak için örneğin 5 yılda araba, 10 yılda ev edinmesini sağlamalıdır.

> 6. OYAK’IN son yıllarda ürettiği konutların kimlere hitap ettiği anlaşılamamaktadır. 400-500 bin ₺ mertebesindeki evi kaç astsubay, subayın alabileceği düşünülmelidir. Kaldı ki aynı koşullarda aynı özellikteki konutu piyasadan bulmak mümkündür. OYAK’IN bu durumda üyesine sağladığı imkan öncelikle OYAK Yönetimi tarafından sorgulanmalıdır.

> 7. Bilişim teknolojisi ve yazılım önümüzdeki çağın mesleğidir. OYAK mutlaka bu alanda atılım yapmalıdır.

> 8. OYAK İştiraklerinde astsubay subay çocukları benzerleri arasından öncelikle istihdam edilmelidir.

9. OYAK Sosyal sorumluluk kapsamında büyük şehirlerde öğrenci yurtları yaparak gençlerimizin tarikatların, Atatürk düşmanlarının kucağına düşmekten kurtarmalı. Rütbe esas alınmadan ihtiyaç durumuna göre burs sağlanmalıdır.

10. Bir çok şehrimizde ORDU Evlerimiz ne yazık ki askeri personelin sosyal statüsüne uygun değildir ve yetersizdir. Sosyal sorumluluk kapsamında ORDU Evlerine destek sağlanmalıdır.

11.Kurum iştiraklerinde tüm üyelerin hakları vardır Kurulduğundan itibaren emekli olan  her üyeye katılımları nispetinde hisse senedi verilmeli Dileyen birikimini kurumda değerlendirmeye devam etmelidir 

 

Saygıdeğer Üyelerimiz;

Sitemiz, assubay onur mücadelesinde büyük katkıları olan bir meşaledir. Henüz muhataplarımızı değiştiremesek bile bizler olumlu yönde değiştik. Yıllardır tayin, sicil ve ceza baskısı ile susan - susturulan zümremiz, "HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!" sloganı ile eleştirmeye, sorgulamaya kamuoyu ve ilgililere gerçekleri anlatmaya başlamış, bir çok taşın yerinden oynamasına vesile olmuştur. Mücadelemizi adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıyı sağlayıncaya kadar, her geçen gün artan bir güçle sürdürmeye devam edeceğiz. Bu anlamda, zaman  zaman ilgilileri ve basın mensuplarını bilgilendirme çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Arkadaşlarlarımızın da bu konuda kişisel gayretleri olmakta, konu bütünlüğünü sağlamak için yazılacak metni hazırlamamızı talep etmektedirler. Arzu eden arkadaşlarımız aşağıdaki metni aynen veya kendi duygu ve düşünceleri ile sorunlarımızı ilgililere gönderebilirler. Tüm engellere rağmen mutlaka başaracağız.

Saygılarımızla...

Saygıdeğer Kamuoyu'na 

Biz; emeği ile yaşayan, emeğinden başka gücü olmayan, sonu başından belli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm yükünü sırtında taşıyan sessiz bir toplumuz. Hükümetlere muhtıra verme gücümüz, omuzlarımızda yıldızlarımız yoktur. Ama muhtıra verenler bize güvenerek muhtıra verirler, ihtilal yaparlar. Pek kimsenin dikkatini çekmeyiz. Bizler ne daha fazlasını,  ne de imtiyazı talep etmekteyiz. Tek arzumuz adalet, eşitlik ve insan onurunun gerçekleşmesidir. Bu nedenle, bize insan olduğumuz için ve insanca yaklaşan herkese minnet duyarız. Saygılarımızla.

BİZ KİMİZ?

Biz; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teknik ve idarî kadrosuyuz. “Teknik” sözcüğü yalnızca teknoloji anlamında değildir. Belki  teknokrat demek daha doğru olur. Tankların, uçakların, gemilerin, tüm silah ve sistemlerinin  bakımı, sevk ve idaresi bizim sorumluluğumuzdadır. Uçağa silahı biz yükler, bakımını biz yapar, uçuşa biz hazır eder, pist başına kadar biz getirir, son kontrolünü biz yaparız. Uçağın, sadece havada uçurulması pilota aittir. Hava Kuvvetleri'nin ilk kuruluş yıllarında Türk Hava Kuvvetleri'nin pilotları, pilotların da hocalarının çoğu assubaydı. Sonradan kaldırıldı. Günümüzde Hava Kuvvetleri K.lığı yapan generaller, öğretmen assubaylara saygı ile yaklaşırlardı. Tanklarda da, askerî gemilerde de durum aynıdır ...

Bizler; görevimizi en üst düzeyde yapmamız gerektiğinin bilincinde bir toplumuz. Biz biliriz ki, yeterince sıkılmayan bir vida, en ucuzu 55 milyon dolar olan bir uçağın düşmesine, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hayli maliyetli olan bir pilotun hayatına, bir cana mâl olacağını çok iyi biliriz. Bu bilinçle görevimizi en iyi biçimde yapmanın sorumluluğunu taşırız.

Görev için yola çıkacak bir tankın, denize açılan bir geminin her an göreve hazır olması  gerektiğini, en az bir uçak kadar hassas sistemlere sahip gemi, tank ve silah sistemlerinin  en üst düzeyde  göreve hazır tutulması gerektiğini biliriz. Ve bu görevi biz, yalnızca biz yaparız.

Her bölgeden, ekonomik ve kültür seviyesinden gelen mehmetçikleri, belli bir düzen içinde eğitmek, onları bir arada tutmak, sağlıklarından insan ilişkilerine ve askerlik hayatlarından sonraki dönemde hayata hazırlamak da bizim görevimizdir. Bu kadar karmaşık bir toplumu omuz omuza ve kardeşçe bir arada tutmak için neler yaptığımızın sırrını zaman zaman biz bile bilemeyiz.

İç güvenlikte, asayişte, depremde, sel felaketinde, kargaşada, anarşide, bölücü terörle mücadelede biz hep ön plandayız

Ordumuzun kahraman  mehmetçiğine  en yakın olan biziz. Onlardan birine bir şey olduğunda kendi evladımız gibi içimiz yanar. Şehit düşen bir evladımızın cansız bedenini topraktan ilk biz kaldırırız. İçimizdeki öfkeyi, taşan sabrımızı kontrol etmek bize düşer. Mesleğimizin en zor yanı budur. Yanımızda yaralanmış, umutla gözlerimize bakan bir mehmetçiğin yaşaması için sadece dua etmekten başka çaremizin olmadığı anlar uykularımızı böler, rüyalarımıza girer..

Bir mehmetçiğin cansız bedenini anne-babasına teslim ederken, hani basında tek satırlık bile haber olamayan, hani hangi mankenin o gece kiminle eğlendiği kadar toplum ve basın nezdinde haber değeri taşımayan bir yiğit vatan evladının cansız bedenini sevdiklerine teslim ederken küçülüp kaybolmak isteriz. Gözlerimizi kaçıracak yer ararız. Dilimiz damağımız kurur. Gözlerimiz yanar. Ama gene de dik durmamız gerektiğini biliriz.

Mesai saatimiz yoktur. İş bitince gideriz evlerimize. Ayda ortalama 5 gün 24 saat esasına göre nöbet tutarız, haftanın bir günü gece eğitimine katılırız. Tatbikatlar, özel görevler bunun dışındadır ve bir kuruş fazla mesai tazminatı alamayız. Göreve 24 saat hazırız. Görev gerektiğinde zaman kavramı yoktur.

Biz; Yunan sınırında,biz Irak sınırında,biz GABAR Dağında,biz Bosna’da,biz Lübnan’dayız.Biz Şemdinli’de,biz Hakkari’deyiz... Biz;göklerde,biz,yedi deniz dört iklimdeyiz.

Biz; Kuşadası’nda, Bodrum’da Çeşme'de masa başında klimalı,kaloriferli ofislerinde oturan büro memurları ile aynı kefeye konulan insanlarız. Görev koşullarımız ve sorumluluklarımız büro memurları ile kıyas kabul etmese de aynı maaş derece ve kademesinden göreve başlatılırız.

Meslek hayatımızın neredeyse üçte biri nöbette,tatbikatta, gece eğitiminde, özel görevlerde ve evimizden uzakta geçer. Biz; eşlerimizin hamileliğini, çocuklarımızın bebekliğini, diploma günlerini, ana-babamızın hastalıklarını görmeyiz. Biz; vatana hizmet etmek olan işimizle evliyiz.

Biz; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm yükünü omuzlarında taşıyan onurlu emekçileri, biz Assubaylarız.

NE İSTİYORUZ ?
Biz; hiyerarşiye saygılıyız, ne daha fazlasını ne de imtiyaz istiyoruz. Bizler; sadece adalet,eşitlik ve insan onuruna saygı  istiyoruz.

Ne kimsenin aldığı maaşta, ne flamalı arabalarında, ne eşlerine tahsis edilen sivil plakalı ve sivil şoförlü makam araçlarında, ne  de saltanatlarında gözümüz var...

1. Assubayların bir üniforması da kefendir, bir ayın 8-10 gününü 24 saat esasına göre tek kuruş fazla mesai ücreti almadan kışlada geçirirler buna rağmen ön yargılarla;  Görev koşulları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak birçok devlet memurundan daha alt derece ve kademeden göreve başlatılmaktayız. Tek neden assubay oluşumuzdur. Bu durum akla, mantığa, anayasaya ve hatta insanlık anlayışına aykırıdır. MYO mezunu Emniyet Hizmetleri, meclis stenografları, ziraat ev ekonomistleri teknik hizmetler ve  Lisans mezunu olan daha  birçok devlet memuru 657 sayılı Devlet memurları kanununun ortak hükümlerinde belirtilen derece ve kademelerin (görev koşulları dikkate alınarak) bir üst derecesinden göreve başlarlar. Oysa Meslek Yüksek Okul mezunu assubaylar büro memurları ile aynı derece ve kademeden göreve başlamaktadır. Adalet ve eşitlik gereği  MYO mezunu assubaylar 9/2 Lisans mezunları 8 'nci  dereceden göreve başlatılarak adalet ve eşitlik  sağlanmalıdır.

2. Aynı süre görev yapan, aynı tahsil düzeyine tabi bir emekli subayla bir emekli assubay kıyaslandığında aradaki maaş farkı %300' dür. Haksızlık yapılırken bile bir insaf olmalı.

3.Silahlı Kuvvetler'de sayısal oran ¼ civarındadır. Yani bir subaya karşı  dört assubay mevcudu vardır. Daha açık bir deyimle Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  100 subay varsa 400 assubay vardır. Ancak sosyal tesisler söz konusu olunca bunun tam tersi söz konusudur. Ordu evlerinden askerî kamplara kadar tüm sosyal tesislerde hem nitelik,hem nicelik hem de sayısal olarak assubaylara sağlanan imkanlar subaylara tanınan imkanların üçte biri bile değildir. Sayısal durum göz önüne alındığında aradaki korkunç uçurum çok daha iyi fark edilecektir.

4.Türk Silahlı Kuvvetleri'nden halen Lise Mezunu olup, emekli olan albaylar mevcuttur. Daha sonra harp okulları iki, üç ve son olarak dört yıla çıkartılmıştır. Görevdeki ve emekli olan subayların intibakları da yeni duruma göre hemen düzeltilmiştir. Assubay okulları da Yüksek Okul seviyesine çıkartılmış olmasına rağmen, tüm kapılar çalınmış ancak Assubayların intibakları konusunda 2002 senesinden beri sonuç alınamamıştır. Subay intibakları vakit kaybedilmeden yapılmışken intibakları yapılmayan assubaylar tam 11 seneden beri mağdur edilmektedir.

5.Hastanın emeklinin rütbesi olur mu? Ancak birçok askeri hastanede A-B-C poliklinik hizmetleri ile subaylar lehine  ayrımcılık yapılmaktadır. Tepkiler üzerine bu hususun ortadan kaldırılacağı bildirilmesine rağmen ön yargılar aşılamamıştır.  Hastanelerde hastaya verilen sevk kağıtlarında "statü" hanesinde hâlâ hastanın rütbesi yazılmakta ve doktor,sivil kıyafetli olsa bile hastaya rütbesine göre muamele yapmaktadır. 

6. Lojman konusu daha da iç karartıcıdır. Burada bir oran neredeyse söz konusu bile değildir.Lojmanların %40' ı assubaylara %55 'i subaylara % 5' i (Jandarma'da % 15 'i) uzman jandarma erbaş ve sivil memurlara tahsis edilir.  Kısaca subaylardan arta kalan lojmanlar assubaylara verilir.Faydalanma oranları ayni olsa bile subay sayısının az olması sebebiyle lojmandan faydalanan subay sayısı assubayların dört katı olacaktır. Bu haksızlık hangi değer yargısı ile haklı gösterilebilir.

7. Emekli Sandığı Kanununun EK-70 Maddesi 1 'nci fıkra (b) bendinde yer alan gruplardaki oranlar belli bir seviyede azalmasına rağmen 3'ncü ve 2'nci derecedeki personelin oranları orantısız bir şekilde azaldığı için bu dereceden maaş alan personel 1-3 yıllık eksik hizmet için ömür boyu % 30-40 oranında eksik emekli maaşı almaktadır. Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı müteaddit defalar bu konunun düzeltileceğine dair söz vermesine rağmen haksızlık ve adaletsizlik hâlâ düzeltilmemiştir.

8. Yürürlükteki İç Hizmet ve Askerî Ceza Kanunu 1930’lu yıllardan kalma ve çağın çok gerisindedir. Personel Kanunu'ndaki hükümler  de subaylara imtiyaz ve ayrıcalık tanımaktadır. Bu kanunlar insan haklarına uygun; adalet,eşitlik ve insan onurunu tesis edecek şekilde düzenlenmelidir...

9. Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devletidir. En yüksek makam olan Cumhurbaşkanı’nın hürriyeti bağlayıcı ceza vermeye, yani hapis cezası vermeye yetkisi yoktur. Ancak Ordu’ya yeni katılmış, mesleği hukuk olmayan bir  subayın kendi kararı ile hapis cezası verme yetkisi vardır. İddia makamı ve yargıç aynı kişidir. Olağanüstü durumlarda olağanüstü kararlar alınması gereği elbette ve özellikle de görevi savaşmak olan ordu için kabul edilebilir bir durumdur. Ancak, olağanüstü durumlarda olağanüstü mahkemeler oluşturulması gerekir. İnsan hak ve özgürlükleri olağanüstü durumlar söz konusu edilerek göz ardı edilemez. Barış koşullarında olunduğu halde savaş koşullarına göre yargılama ve ceza uygulanamaz. Kaldı ki hapis cezası yetkisi olağanüstü durumlarda değil, olağan durumlarda ve barış konuşlanması içinde de geçerlidir. AİHM bir assubayın başvurusu üzerine şahsî hürriyetin sadece mahkemelerce ve hâkim kararı ile  kısıtlanabileceğine hükmederek Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum etmesine rağmen yeni hazırlanan Askerî Disiplin Ceza Kanunu'nda sadece cezaların adı değiştirilmesine rağmen nitelik olarak cezalar daha ağır hükmelerle şahsın ordudan tart edilmesine kadar giden bir hukuksuzluğu beraberinde getirmiş olup  şahsî hürriyetin kısıtlanmasına ve bu cezanın  yine amirlerin keyfine bırakılmasına devam edilmektedir.

10. Askerlikte hiyerarşik yapı gerekli ve hâttâ zorunludur. Bunu üniforma taşıyan herkes bilir ve kabul eder. Ancak, askerî garnizonlarda eşlerin ve çok acıdır ki çocukların da rütbesi vardır. Karşılıklı insanî saygıdan kimsenin rahatsızlık duyması söz konusu değildir. Ancak, senin baban assubay sen arka sıraya geç.. Benim babam subay ben senden önde oturacağım. Burası subayların sosyal tesisi sen assubay eşi çocuğusun giremezsin,benim eşimin rütbesi seninkinden yüksek. Hizmet önceliği benim  mantığı, ne yazık ki genç beyinlere kardeşlik yerine husumeti, sınıf ayrımcılığı yerleştirmektedir.Bu çağ dışı düşünce ve tahakküm arzusu derhal terk edilmelidir.

11. Kamu düzeninin işleyişi bellidir. Polisin özlük hakları İçişleri Bakanlığı tarafından takip ve teklif edilir. Öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin kanun ve teklifler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından takip edilir. Assubayların da haklarının da Genelkurmay Başkanlığı ve MSB tarafından takip edilmesi gerekir. Ancak hem görevde olan assubaylara hem de emeklilerine ne yazık ki üvey evlat muamelesi yapılmakta, yukarıda ana hatları ile özetlenen haklara ilişkin hiçbir çalışma yapılmadığı gibi, ne yazık ki meclise kadar gelen teklifler bizzat Genelkurmay tarafından engellenmektedir !

12. Üyelerinin % 60 'ını oluşturan assubaylar OYAK ve şirketlerinde denetim ve yönetim kurullarında temsil edilmemektedir. Oysa kendi imkanları ile yüksek lisans doktora yapmış assubay mevcuttur. Oyak, emekli olanlara birikmiş aidatlarına cüzî  bir nema ödeyerek kurumla ilişiklerini kesmektedir. Aidat miktarı ile orantılı hisse senedi verilmelidir. Bu konuda TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) tarafından açılan dava maalesef  red edilmiştir.  İç Hukuk yolları tüketildiği için TEMAD davayı AİHM'ne götürmüştür...

13.Orduda sadece subaylara ödenen MAKAM-TEMSİL-KADROSUZLUK-GÖREV –KOMUTANLIK tazminatından assubaylar yararlanamaktadır. Komutanlık tazminatı ise göstermelik olarak binde bir oranında assubaya verilmiştir; Özellikle  Assubaylar 631 sayılı KHK gereği almaları gereken temsil tazminatını  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu  631 sayılı KHK özüne aykırı olarak uygulama içeren 2002/3546 sayılı BKK 1 'nci maddesinin adil olmadığı gerekçesi ile iptaline karar vermiş olmasına rağmen alamamışlar yeni düzenlemede aynı haksızlık devam ettirilmiştir.

14. Olağan üstü ve kalkınmada öncelikli bölgelerde 2 yıl görev yapan devlet memurlarına verilen kademe hakkından TSK personeli yararlandırılmamıştır. Bu adaletsizlik bir an önce giderilmelidir.

15.Anayasamız ve AİHS angaryayı yasaklamıştır. Angarya zorla çalıştırmaktır, Askerlik mesleğini yapmak istemeyerek ayrılmak  isteyenlerin önündeki 15 yıllık  mecburî hizmet tepkiler üzerine 10 yıla indirilmiştir; Ancak Devlet hesabına 1-10 yıl okuyanların aynı hizmet süresine tabi olması hukuksuzluktur. Bu sürelerin yeniden düzenlenmesi ve bu süreyi doldurmayanların devlete tazminat ödeyerek ayrılmaları sağlanmalıdır.

16.Tam teşekküllü hastaneden SAĞLAM raporu alarak orduya giren personel yıllar sonra görevin koşullarının da etkisi ile sağlıkların kaybetmekte ve TSK.GÖREV YAPAMAZ raporu ile emekli edilmektedirler. TSK dışında sağlık sebebiyle re'sen emekli edilen başka kamu görevlisi yoktur. Bu durumdaki personel emsallerinin derece ve kademesine ulaşamadıkları için mağdur olmaktadır. Bu personelin de vazife malülleri gibi emsallerinin bulunduğu derece ve kademeyi geçmemek kaydı ile yükselmelerinin sağlanması ya da adaletin bir gereği olarak asgari bir üst dereceden emekli edilmelidirler.

17.Günümüzün koşulları ve lisans mezunlarının er olarak askerlik yapmaları dikkate alınarak, assubay MYO Lisans seviyesine çıkarılmalıdır.

E.ASSUBAYLAR GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU 

YASAL DAYANAĞI OLMAYAN TALEBİMİZ YOK Kİ
"Haklı Taleplerimizin" tamamının YASAL dayanakları mevcut olup, dile getirdiğimiz konuları işte bu yasal dayanakları ile birlikte ortaya koymaktayız. "Sicil Affı" olarak da telaffuz edilen talebimizin yasal dayanaklarını aşağıda göreceksiniz.
Hiç kimse karanlıkta göz kırpmasın.! Bu konulardan sürekli olarak kaçmaya çalışılıyor. Ancak siz kaçtıkça biz kovalayacağız, hem de daha hızlı koşarak...
TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU
Kanun Numarası: 926
Kabul Tarihi: 27/7/1967
IV – Terfi zamanı:
Madde 81 – Astsubayların terfi zamanı hakkında 33 üncü madde hükmü uygulanır.
IV – Terfi zamanı:
Madde 33 – Muvazzaf subayların terfileri her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü yapılır.

(NOT: Terfii - Terfii etmek: Derece-Makam bakımından yükselmek,
Bir görevde derecesi yükselmek demektir.)
VIII – Kademe ilerlemesi şartları:
Madde 45 – (Değişik: 7/7/1971 - 1424/15 md.)
Subaylar aşağıda yazılı esaslara göre her yıl kademe ilerlemesi yaparlar.
a) Kademe ilerleme şartları şunlardır:
1. Bulunduğu kademede bir terfi yılını doldurmuş olmak,
2. Bulunduğu rütbede ilerliyebileceği bir ileri kademe bulunmak,
3. Sicil notu, sicil tam notunun % 60 ve daha yukarısı olmak,
Yukarıdaki şartları haiz olan subaylar, her yıl kademe ilerlemesi yaparlar.
IX – Kademe terfii esas ve şartları:
Madde 93 – (Değişik: 7/7/1971 - 1424/32 md.)
Astsubaylar aşağıda yazılı esaslara göre her yıl kademe ilerlemesi yaparlar.
a) Kademe ilerleme şartları şunlardır:
1. Bulunduğu kademede bir terfi yılını doldurmuş olmak,
2. Bulunduğu rütbede ilerliyebileceği bir ileri kademe bulunmak,
3. Sicil notu, sicil tam notunun % 60 ve daha yukarısı olmak.
Yukarıdaki şartları haiz olan astsubaylar, her yıl kademe ilerlemesi yaparlar.
==========================================
1424 SAYILI KANUN'UN KOMİSYON RAPORUNA BAKALIM VE İLGİLİ MADDELER HAKKINDA NELER SÖYLENMİŞ GÖRELİM İZNİNİZLE;
Kabul Tarihi : 07/07/1971
Resmi Gazete Tarihi ve No : 14.07.1971 No: 13895
MM 364 no'lu Komisyon Raporu
MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 364
27. 7.1967 tarih ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel
Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi ve bu Kanuna bâzı maddeler eklenmesi hakkında kanun tasarısı ile, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi ile bâzı mad­delerine fıkralar eklenmesi hakkında kanun teklifleri ve Millî Savunma, İçişleri ve Plân komisyonlarından seçilen 5'er üyeden kurulu 46 numaralı Geçici Komisyon raporu.
27.7.1967 tarih ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun bâzı maddeleri­nin değiştirilmesi ve bu kanuna bâzı maddeler eklenmesi hakkında kanun tasarısı (1/479)
Madde 13— Bu madde ile; «Kademe terfii şartları» madde başlığını taşıyan 45'nci madde değiştirilmektedir.
45'nci madde ile, kademe terfii deyimi yerine, rüitbe terfii ile benzeşim hâsıl edeceği düşünülerek, 657 sayılı Devlet memurları Kanununun, «Kademe ilerlemesi» deyimi alınmakta ve kademe ilerlemesi şartları yeniden düzenlenmektedir.
(a) bendi, kademe ilerleme şartlarını saymaktadır.
Madde 30— Bu madde ile, astsubayların kademe ilerlemesi esas ve şartları ile ilgili 93'ncü madde, subayların kademe ilerlemesi esas ve şartlarını düzenliyen 45'nci maddeye paralel olarak değiştirilmektedir.
S O N U Ç: Tüm bu uyarılara ve DİKKAT çekmelere rağmen yine de büyük bir HATA yaptınız (bilerek yaptınız tabi) ve subaylarla ilgili olan Madde 45'e "VIII – Kademe ilerlemesi şartları:" dediniz, assubaylarla ilgili olan Madde 93'e ise;
" IX – Kademe terfii esas ve şartları: " dediniz.
İşte..!! Burada TERFİİ kelimesi geçtiği için de "Aleyhde Nasıp Düzeltme" "Kademe İlerlemesinin Durdurulması" konusunda bize hep Madde 33 ve Madde 81'i işaret ediyorsunuz...!!!
Arkadaş.! "Aleyhde Nasıp Düzeltme" "Kademe İlerlemesinin Durdurulması" gerçekleştiğinde bulunduğum derecenin son kademesinde değildim ve dolayısıyla bir üst dereceye yükselerek TERFİİ etme durumunda da değilim. Örneğin; sadece 7/2'den 7/3'e ilerleyeceğim, TERFİİ etmeyeceğim...
Tam da burada "TERFİ ve TERFİ ETMEK" ne demektir bir kez daha açıklayalım;
Terfii - Terfii etmek: Derece-Makam bakımından yükselmek,
Bir görevde derecesi yükselmek demektir.
Tüm bunları anlayıp sıkıntı ve azapları ortadan kaldırmak için bir şeyler yaparsınız İnşallah. Sağlıklar dilerim...
Fahrettin BAĞRI
(E) Maliye Assubayı

GELEN NEBİ ASKERİ

İnliyordu meydanlar, Allah Allah sesiyle

Top sadâları ile, girdi Mehmet Afrin'e

Kalk ayağa oturma, selamla artık sen de

Son ordusu İslâm'ın, kurtardı seni işte

Gelen Nebî askeri, sakın artık üzülme

Bağrındaki pislikler, temizleniyor işte

Açacak umut çiçek, bağ ve bahçelerinde

Son ordusu İslâm'ın, kurtardı seni işte

Bırak kara bağlama, artık gül biraz sen de

Mesutça çocukların, gezsin caddelerinde

Şenlensin hüzün dolu, pazarların senin de

Son ordusu İslâm'ın, kurtardı seni işte

Geldi vefalı TÜRK'ler, Anadolu'dan yine

Barış dostluk getirdi, zeytin dalları ile

Yan bakamazlar asla, düşmanın istese de

Son ordusu İslâm'ın, kurtardı seni işte

Bırak haydi kederi, hedef şimdi Münbiç'e

Bekliyorlar onlar da, barış ve dostluk ile

Yiğit Mehmetçikleri, gelecek hemen diye

Son ordusu İslâm'ın, kurtardı seni işte


ÖMER KESKİN 28 şubat 2018


 






HOCALI'YI UNUTMA

Hocalı'da çocuğa, kadın ve ihtiyara

Kıyanları hatırla, unutma onu asla

Sarıp etraflarını, katil acımasızca

Katlederken onları, baktılar hâyâsızca

Seyretti bu vahşeti, dünya acımasızca

Tıkadı kulağını, çığlıkları duymaya

Saf tuttu Haçlılar da, ermeninin yanında

Silahsızdı Hocalı, o gece katliamda

Yüzdüler derileri, utanmadan arsızca

Deştiler karınları, acımadan insana

Kirletilmiş namuslar, vahşiler kin kusmada

Yakılmış canlı canlı, ateşlerin nârında

Azeri kardeşine, mezâlimi unutma

Yapılan soykırımı, kimseye unutturma

Ömer böyle diledi, kabul etsin

Hûda'da Geldiğinde kutlu gün, al intikamını da

Ermeninin yaptığı, kâr kalmasın yanına


Ömer KESKİN 26.02.2018

 



Çok Okunanlar

Son Eklenenler