EMEKLİ ASSUBAYLAR

EMEKLİ ASSUBAYLAR

Başta şehit ailelerimiz,gazilerimiz ve gazi ailelerimiz olmak üzere tüm meslektaşlarımızın, Türk milletinin bayramını kutluyoruz. Her şeyin gönlünüzce gerçekleşeceği sağlık,başarı ve mutluluk dolu nice bayramlar dileriz. Sevgi ve saygılarımızla.

   

                                                 SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 

İletişim çağında internetle tanışmadan önce birçoğumuz TEMAY ve TEMAD’ı tanımıyordu tanıyanların büyük bölümü ise mahalle kahvesi görünümündeki lokalleri olan, sesimizin duyurulmasında sorunlarımızın çözümünde hiçbir katkısı olmayan bir kurum olarak hatırlıyorlardı.

Yıllardır ön yargılarla oluşan haksızlığı hukuksuzluğu,vicdansızlığı kamuoyu ile paylaşmak haklı taleplerimize çözüm bulmak adına bilgili donanımlı özverili üyelerine saygılı bir yönetimin ihdası için kolları sıvadık .

TEMAD Gn.Mrk. yönetimine aday olanlar içerisinde hepimizin UMUT olarak gördüğü Ahmet KESER tüzükteki  Amaçların yanı sıra birçok vaatlerde bulunarak seçildi;  kendisine de mücadele tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini verdik.

Makamın,paranın gücü ile kendini bulunmaz hint kumaşı zanneden Ahmet KESER önce birlikte yola çıktığı arkadaşlarını terk etti.

Önerilerimizi,eleştirilerimizi dikkate almak bir yana eleştiride bulunan, özveri ile mücadeleye katkı sağlayan arkadaşlarımıza hakaret ve iftiralarda bulunan ahlaksız müfterileri destekledi, özel hayatlarımızı bile tehdit unsuru olarak kullanabilir miyiz düşüncesi ile  irdelemeye başladılar.

Görevden tanıdığımız birilerine yaslanmadan ayakta duramayan nemacı yalakaların algı operasyonları,alkışları KESER döneminde bir tek başarının elde edilmediği gerçeğini değiştirmeye yetmedi , tesadüfi kazanımları sahiplenme kurnazlığı ile gündem değiştirmek, saltanatı sürdürmek adına ne  kendisine ne assubaylara yararı dokunmayan  ticari faaliyetlere ve komisyonculuğa hız verdiler.

Milyonluk destekler,hazine yardımları,aidat gayrimenkul gelirleri yanı sıra TEMAD  adını kullanarak dağ başında yüz misli fiyatla arsa diye satılmaya çalışılan tarla hisseleri, piyasanın çok üzerinde pazarlanan geziler,AB kadın istihdamı fonundan yararlanmak için assubayların çalışmayan eş ve kızları adına alınan kredilerle kurulan  Ahmet KESER’in kendini maaşlı başkan yaptığı kooperatifle de somut bir başarı elde edilemeyip  umutlar yerini hayal kırıklığına bırakmışken şimdi de TEMAD’ı bir meçhule sürükleyebilecek olan TEMAD Vakfı kurulmaya çalışılıyor .

Blançosunu zararla kapatan  genel merkez yönetimi ve riyakar takımından   TEMAD A.Ş. Torku ve Oyak’ı geçecek masallarını değil gerçeği öğrenmek istiyoruz.

Türkiye'nin en etkin ve saygın STK durumunda iken   asli görevi olan sorunları çözme şansını kaçıran TEMAD , başkanın kişisel hırs ve hesapları yüzünden muhatapları ile kavgalı, genelkurmay nizamiyesinden alınmayan ve tükenme noktasına getirilen bir dernek oldu .

TSK yeniden yapılandığı bir dönemde TEMAD yönetimi ortada yok.

Assubay toplumuna  bunu yaşatmak ne kimsenin hakkı ne de haddi değildir .

Bu tür çekişmelerden sonra  meslektaşlarımızın meslek hayatını pamuk ipliğine bağlayan yeni disiplin yasası, kadrosu astsubay olan komutanlıkların,askerlik şube başkanlıkları kadrolarının subay yapılması, yazılı ve sözlü  vaatlere rağmen başlangıç derecelerindeki adaletsizliklerin giderilmesi, hak edilen tazminatları  çıkarılmasının ertelenmesi,meslektaşlarımıza baskıların artması bu olumsuz davranışlara birer tepkidir.

SADECE YALAKALARININ VE NEMACILARININ ALKIŞLADIĞI VE MUTLU OLDUĞU MEVCUT  TEMAD YÖNETİMİ VE ÖZELLİKLE AHMET KESER’İN   HAKLARIMIZ ÖNÜNDE BİR ENGEL OLDUGUNU BİLİYORDUK, ARTIK KESİNLEŞTİĞİNİ ANLADIK...

Genel merkez böyle olunca elbette şubeler de onların etkisinde kalacaktır. KADIKÖY-KONYA-ANTALYA-NARLIDERE-KARŞIYAKA gibi üyelerine hizmet ve destek sunan  istisna şubeler dışındaki şubelerimizde zaten TÜZÜK’teki kısıtlamalarında etkisi altında birer lokal işletmecisi durumuna geldiler.

Bazı şubelerimiz  lokal işletmesini de beceremiyor, mahalle kahveleri  KİRA-VERGİ-ELEKTİRİK-SU-ISITMA-PERSONEL giderlerini karşılayıp ev geçindirdikleri halde kirası olmayan belediyelerden yardım  alan, üyelerin aidat gelirlerine rağmen nedense zarar ediyorlar (!)

TEMAD BALÇOVA şubesi bu olumsuzluğa bir örnektir.

Belediyenin tahsis ettiği kira ödenmeyen,belediyenin her türlü maddi ve manevi desteğini alan  lokantası,berberi,kuaförü nişan gibi etkinliklere kiraya verilen lokali olan,düne kadar şubenin restorasyon kredisini ödeyip muhasibine şube hizmetlerinde kullandığı aracı için ayda 600 lira benzin parası ödeyen şube ne yazık ki zarar ediyormuş... 

Yüksek lisanslı başkan  zararı önlemek için harika bir çözüm bularak kumarhanelerde  MANO tabir edilen gelirin benzerini arkadaşları ile zaman geçirmek için oyun oynayan aidat ödeyen üyelerden yedikleri içtiklerinin ücreti dışında  SAAT BAŞI OYUN ÜCRETİ  uygulamasını koyunca doğal olarak tepki  ile karşılaşmış tepkilere İHRAÇ tehdidinde bulunulması üzerine meslektaşlarımız şubeyi boykot etmişler ve bu aymazlığın sonlandırılması adına OLAĞAN ÜSTÜ SEÇİM İÇİN TÜZÜKTE ÖNGÖRÜLEN İMZAYI TOPLAYARAK SEÇİM TALEBİNİ ŞUBE VE GENEL MERKEZE BİLDİRMİŞLERDİR. Bunun bilgisini sizlerle paylaştık.

Normalde TÜZÜK ve temaüller gereği 1 ay içinde olağan üstü seçim yapılması gerekir değil mi?

Genel merkeze yakınlığı ile bilinen muhtemelen delegeleri ile oy verecek başkanı kaybetmek istemeyen Genel merkez 18 Temmuz 2017 tarihli yazısı ile OLAĞAN ÜSTÜ SEÇİM İLE İLGİLİ SUNULAN BELGE VE İMZALARLA İLGİLİ TEREDDÜTLER (!) OLUŞMUŞTUR. MÜRACAAT SAHİBİ ÜYELERDEN YAZILI OLARAK NOTER TASTİKLİ İMZA ÖRNEKLERİ İSTENMESİ  HALİNDE TALEBİN DEĞERLENDİRİLECEĞİNİ  şube başkanlığına bildirmiş şube de bu talebi imza veren üyelere duyurmuş SEÇİM ENGELLENMİŞTİR.

Bu hukuk ve mantık dışı talep tüzüğün hangi maddesinde vardır ,TEMAD tarihinde  bugüne kadar böyle bir istek ve uygulama yapılmış mıdır? İşlerine gelinen konularda üyelerimizin delegelerimizin oyuna özgür iradesine saygı duyun diyenler bu hukuksuzluğa son vermelidirler.

Buradan genel merkez ve aynı zihniyette olan şubelere sesleniyoruz; SİZLER BİZLERİN KOMUTANI PATRONU DEĞİLSİNİZ ŞUBELER BABANIZIN MALI DEĞİL ASSUBAYLARINDIR.

O koltuk ve makamlara sizi kimse zorla getirmedi ve tutmuyor. Başaramıyorsanız assubayların geleceği ile oynamayın istifa denilen onurlu işlemin gereğini yapın, aksi halde bunun vebalini, ayıbını mutlaka yaşarsınız...

Assubay kamuoyuna saygı ile duyurulur.

                                                     SİTE ve E.ASSUBAYLAR GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 


 

 

Haberde belirtildiği gibi 100 yıl önce İngilizler tarafından ŞAM’dan alınarak İngiltere’ye götürüldüğü belirtilen Türk bayrağının  2014 yılında ülkemize iade edildiği haberlerinin basında yer alması üzerine meslekdaşımız Sn.Şükrü Irbık bayrağın orijinal olmadığını iddia ederek TBMM  incelenmesi talebinde bulunmuştur; Bununla ilgili basında yer alan haberi bilgilerinize sunuyorum.

                                                                                                                                                            Oktay İPEK E.Dz.Asb. 

 

LONDRA’DAN ALINAN BAYRAK ORİJİNALMİ ? BAKANLIK İNCELEME BAŞLATTI..

 Şam’dan yaklaşık 100 yıl önce İngiliz General Edmund Allenby tarafından alınarak İngiltere’ye götürüldüğü iddia edilen ve

2014’te ülkeye iade edilen Türk bayrağı tartışma yarattı;

Bayrağın orijinal olmadığını iddia eden emekli astsubay Şükrü Irbık “100 senelik bayrağı o kadar mükemmel bir şekilde tutamazsınız” diyerek ipliğinden,dikişine,ebatına kadar incelenmesi istemiyle Meclise başvurdu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Meclise verdiği yanıtta bayrakla ilgili inceleme başlatıldığını kaydetti;

Ankara’dan TBMM Dilekçe Komisyonu’na yazan Irbık, eski Londra Büyükelçisi Ünal Çevikgöz’ün 2014’te Londra yakınlarında bulunan Hailebury Okulu’nda teslim aldığı tarihi Türk bayrağını sorguladı. Irbık, Birinci Dünya Savaşı sırasında Şam’da Osmanlı karargahının İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilmesiyle birlikte İngiltere’ye getirildiği ifade edilen bayrakla ilgili olarak dilekçesinde şu talepte bulundu:


DİKİŞ, İPLİK TAHLİLİ YAPISIN

“Suriye’deki savaşlar esnâsında astsubay olan dedesinin, 1918 senesinde bir Osmanlı Bayrağını ele geçirdiğini iddia eden Jack Turner isimli 17 yaşındaki bir İngiliz talebesi, iş bu bayrağı Türkiye’ye teslim etmek istedi. Londra Büyükelçimiz Sayın Çeviköz, söze konu bayrağı 2014 senesinde teslim aldı ve Dışişleri Bakanlığına gönderdi. Turner’un Osmanlı bayrağı olduğunu iddia ettiği bayrağın; hakikî ve devlet demirbaşına kayıtlı bir Osmanlı Bayrağı olup olmadığının tetkik/tahlil edilmesini ve bu bayrağın renk, ebat, dikiş, iplik kumaş ve saire tahlilinin yapılmasını talep ediyorum.”

BU BAYRAK SAHTEDİR

Irbık, bayrağın sahte olduğunu savundu. 1918 yılında Şam civarında ele geçirilen 46’ıncı piyade alayının sancağınının fotoğraflarını gösteren Irbık, iddiası ile ilgili Hürriyet’e şunları söyledi:

“Sancağımızın her iki yüzünde de 100 senenin acı ve teessür dolu derin izleri var. Has ipek kumaş üzerine altın simli ibrişim iplik ile hazırlanan, çok sağlam ve dayanıklı olan bu sancağımız uygun yerde muhafaza edilmesine rağmen 100 senenin yorgunluğunu gizleyemiyor. Büyükelçimize teslim edilen bayrak, 100 senelik bir bayrağa benziyor mu sizce? Ben emekli bir askerim, bayrak konusunda hassasiyetimiz vardır. Gördüğümüzde bir yanlışı varsa anlarım. Bayrak tarihini araştırdım, bilgim var. Bence bu bayrak sahtedir. İşin içinde tam bir kumpas var. Bu bayrağın 1918 senesinde Osmanlının çıkarttığı bayraklarla ilişkisi var mı? İpliğini, ebatını ayrı ayrı sordum. Bu bayrağın Osmanlı envanterine kayıtlı olduğuna dair bir bilgi yok. ‘Arşivimizde esir alınan Bayrağımız hakkında bir kayıt var mı?’ diye sordum. Genelkurmay ATASE Daire Başkanlığı’ndan da bana bir bilgi gelmedi. Bu şüphemi katlayınca Meclise başvurdum. 

O KADAR DİRİ TUTAMAZ

Askerler olarak biz bayrağa aşığız, gördüğümüz an ne olduğunu anlarız. Osmanlının kullandığı bayraklara göz aşinalığım vardır. Teslim edilen bayrağın fotoğrafına baktım, 100 senelik bir bayrak söz konusu. 100 senelik bayrağı o kadar mükemmel bir şekilde tutamazsanız. Haklı da çıktım. Şu anda dilekçem ortada kaldı, kimse ‘1918’de Osmanlı İmparatorluğunda böyle bir bayrak vardı, biz onu kaptırdık’ diyemedi. Devlet bu bayrağın kendilerine ait olduğunu ispatlayamadı.”

CUMHURİYET MÜZESİ’NDE SERGİLENİYOR

Irbık’ın dilekçesini işleme alan Komisyon, konuyu Kültür ve Turizm ile Dışişleri Bakanlığı’na sordu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Komisyona “Ankara Cumhuriyet Müzesi Müdürlüğü’nde sergilenmekte olan bayrağa ilişkin teknik inceleme çalışmaları Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce başlatıldı” yanıtını gönderdi. Dışişleri Bakanlığı ise “Bayrak 29 Aralık 2014’te KTB’ye teslim edildi. KTB ve Genelkurmay Başkanlığı, bayrağın tarihî niteliği ve orijinal olup olmadığı konularında gerekli yetkinliğe sahiptir” açıklamasını yaptı.

 

KAYNAK : Umut ERDEM - HÜRRİYET     

http://www.hurriyet.com.tr/londradan-alinan-bayrak-orjinal-mi-bakanlik-inceleme-baslatti-40537077


Yüce Önderin bundan tam 97 yıl önce 31 Temmuz 1920 akşamı Afyon Kolordu karargâhında Zabitana yaptığı konuşma pek az bilinir… Gözlerim yaşararak bu konuşmayı okuyorum:(1)

 “Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiat en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

Kuvvet ordudur…

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler.

 

Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.

Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için, mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.

Bu hakikat karsısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim İle karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki İmanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır.

Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardır." O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

Hayatında bir an olsa hile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü hu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı



Dolayısıyla subay için "ya istiklâl. ya ölüm" vardır Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız"

 


Bu konuşma, diğer zaman tünelini aşan konuşmaları gibi adeta günümüzü ifade ediyor.

Gelin şimdi Gazi’nin konuşması çerçevesinde yaşadıklarımıza bakalım…

Öncelikle T ürk Silahlı Kuvvetlerinin(TSK) envanterinden kabaca bazı örnekler verelim:

 

* Askeri personel sayısı: Yaklaşık 56o.000 (Er, Erbaş, Astsubay, Subay ve General)

*Tank sayısı ve ateş destek unsurları:

- 1360 M60 Tankı,

-500 Leopar tankı,

-350 adet Fırtına topu,

-400 Panter

-Yaklaşık 8.000 muhtelif  Zırhlı Araç

 -400’ün üzerinde muhtelif  Helikopter

 -Yaklaşık 450 Savaş Uçağı

Buna karşılık kalkışmada fiilen yer aldığı ya da alma olasılığı  olduğu iddia edilen araç ve personel sayısı ise yaklaşık 75 Tank, 250 Zırhlı Araç, 40 adet Helikopter, 35 Savaş Uçağı, 8 500 askeri personel (Er, Erbaş, Astsubay, Subay ve General)

Kumpas davaları ile kendilerine yol açılmış malum nasıplı üst rütbelilerde yoğunlaşma olmakla ile birlikte kalkışmaya katılan personel, araç, gereç, silahın TSK’nın bütününe oranı taş çatlasa  % 5…

Sonuç:

Demek ki; Küresel- işbirlikçi koalisyonunun marifeti olan bu kalkışmayı önleyen, darbecileri mutlak başarısızlığa uğramasını eylemli olarak ya da en azından katılmayıp, emir komua zinciri içerisinde kalarak, kanlı bir asker içi çatışmanın oluşmasına yol açmadan “bir şekilde sağlayan” TSK’nın %95’lik ana gövdesi ”

Demek ki; zabitanın yüreği, gönlü ve kulağı yüce önderinin 97 yıl önceki direktiflerinde…

Demek ki; bu ülkenin aydınlanmış, vatansever sivil-asker özü ülkenin kaderini “dahili ve harici bedhahlara” teslim etmeyecek…

Onun için enseyi karartmayıp, umudunuzu canlı tutun… Bu darbe girişimine “Allahın lütfu” diyenleri sevindirmeyin…

Demek ki; hala “dahili ve harici bedhahların”  işi zor, çok zooor…      

(1)Anadolu'da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920. •Atatürk'ün Bütün Eserleri, c.9, Kaynak Yayınları, istanbul. Ekim 2002, s. 112-113

 Dr.Noyan UMRUK

Milli Savunma Üniversitesi Meslek Yüksekokullarına öğrenci temin faaliyeti kapsamında başvuran adayların başvuruları ve tercihleri değerlendirilmiştir.
Harp Okulları sınavları henüz tamamlanmadığından HO ve MYO’ya ortak başvurusu olan adaylara da çağrı yapılmıştır.
Harp Okulu sınav sonuçları MYO sınavlarının değerlendirilmesinde de geçerli olacaktır.
H.O sınavlarına katılan adaylardan birinci tercihi Bando MYO olan ve kontenjana giren adaylar sadece Müzik Yeteneği Sınavına çağırılacaktır.


Y O R U M: Çok sıklıkla dile getirdiğimiz, adeta ''Haykırdığımız'' mağduriyetlerimizden biri, MSÜ'nin resmi açıklamasında da tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilivermiş!!!
Şimdi sırasıyla ''Gaspedilen Haklar''a tekrar bakalım izninizle;
a) Hem Harp Okulu hem de Asb. MYO sınavlarına girme hakkı olan bir genç yapılan yazılı-sözlü sınav ve mülakattan sonra H.O'nu bitirip subay olduğunda göreve 8/1'den başlayacak. Aynı genç Asb.MYO'nu bitirip astsubay olursa, arada 2 yıllık eğitim-öğretim farkı olmasına rağmen göreve üç kademe geriden yani; 9/1'den başlayacak.
b) Aynı fakülteden aynı tarihte mezun olan (lisans) iki gençten biri, temel askerlik eğitiminden sonra Sb. olurken göreve 8/1'den başlarken, yine temel askerlik eğitiminden sonra Asb. olan genç ise 9/3'den göreve başlayacak.
(NOT: Bu şekilde de Sb. - Asb. kaynağı olduğu için böyle bir örnek verdim)
c) Asb.MYO mezunu olursa göreve 9/1'den başlayacak olan genç, Polis MYO'nu tercih ederse, mezun olduğunda göreve 9/2'den başlayacak. Fakülte (lisans) mezunu olarak temel eğitime alınıp polis A. olursa göreve 8/1'den başlar.
(NOT: İçişleri B.'lığı bünyesinde bir Akademi varken OHAL KHK'si ile ikinci bir Akademi; Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi kuruldu. Dolayısıyla bu iki Akademiden mezun olacaklarla ilgili de bir örnek verdim)
d) Görüldüğü üzere subay olunduğunda Göreve Başlama Derecesi ile ilgili hiç bir mağduriyet söz konusu olmuyor ama astsubay olunduğunda?!!!

S O N U Ç: TSK'nın en büyük meselesi #astsubaylar meselesidir, hallolmadıkça sıkıntı ve azaplar bitmeyecektir. Sağlıklar dilerim...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim

Fahrettin BAĞRI
(E) Maliye Astsubayı


Assubay olmak meşakkat ister,özveri ister, sağlam sinir ister, bilgi ister bunlardan yoksunsanız at kıçında kelebek gibi onursuzca yaşarsınız ayakta durmak için de  birine  yaslanmanız gerekir 

 

Görevde iken zaman,zaman sustuk susturulduk evlatlarımızı düşünerek yutkunduk yoksa kim cingeneye padişahlık vermişler önce babasını asmış dedikleri gibi astlarına hakareti haksızlığı reva gören bazı zavallıların karşısında yutkunur, çaresiz kalır ,haksızlıkları kabul etmediğinden  yüreğindeki isyanın fırtınasını ya sabır diye susturmaya çalışır?

 

Emekli olunca yıllardır ön yargılarla yapılan haksızlığı hukuksuzluğu yasal mücadele ile sürdürmek için coştuk, yasal temsilcimiz TEMAD'ın şemsiyesi altına koştuk, hatta 3 yıl öncesine kadar sosyal medyada yazılı ve görsel basında fırtınalar kopardık ama  umut olarak gördüğümüz Temad genel başkanı  Ahmet KESER önce yol arkadaşlarını yolda buldukları ile değiştirip bu fırtınada ters manevra ile TEMAD gemisini kayalara çarptı umutlarımız yok oldu.

 

Bu aymazlıklara kişisel hesaplara elbette sessiz kalamazdık nasıl destek olduysak aynı şekilde bu desteğin hesabını sormak hakkımızdı; nitekim öyle yaptık ama dedik ya birine yaslanmadan ayakta duramayan görevdeki olumsuz davranışları ile bizleri zor durumda bırakan  bir avuç nemacı emekli olunca da bu kez  Ahmet KESER’e yalakalık yaparak  yönetimin yanlışlarını  eleştirenlere  insanın düşmanına söyleyemeyeceği hakaretleri sırf gündemi değiştirmek başarısızlıkları gizlemek adına assubay sevdalısı meslektaşlarına  assubay adını kullandıkları sitelerde kişisel sayfalarında   PİÇ-PAŞA YALAKASI -FÜHRER- PKK YANDAŞI -HAYSİYETSİZ - LAVUK  VB  kendi sıfatları ile  saldırdılar.

 

Birçok arkadaşımız meslektaşı ile mahkemelerde davalı olmak o çirkinliklere daha fazla bulaşmamak için şikayetçi olmadı birçok assubay sevdalısı LANET OLSUN diyerek mücadele kulvarından çekildi.

 

Elbette sabır bir yere kadar, Ahmet KESER'e biat edip saldıranları örgütleyen ne yazık ki bizi temsil etmesi gereken derneğe  başkan yardımcısı olarak alınan sonra da biat ettiği Ahmet KESER tarafından ihraç edilen Sami Başkaya bu kadar aymazlığı hakareti yaptığı için  bana göre edebi değeri olmayan bir kitabını  TEMAD adını kullanarak  pazarlamasını kabullenemediğim için farklı bir şekilde protesto ettiğimden "kitabımı yaktı "diyerek PİS YOBAZ-MECZUP SOYTARI-ONURSUZ PİÇ-SAHİBİNİN KUCAĞINDA ÇEMKİRİYOR-KANSIZ YOBAZ -NAMUSSUZ gibi hiçbir ahlaki değere sığmayan hakaretleri  sıralaması üzerine  birçok arkadaşımız gibi HERKES KİŞİLİĞİNİ ORTAYA KOYAR-KÖTÜ SÖZ SAHİBİNİNDİR diyerek bu kez susmaktan vazgeçip kendisi hakkında suç duyurusunda bulundum.

Savcılık şikayetimi yerinde görerek dava açtı.

İzmir Karşıyaka 2nci Asliye ceza mahkemesinde görülen davada mahkeme Sami başkayayı suçlu görüp önce 8 ay hapis cezasına çarptırıp bilahare sabıkası olmaması mahkemedeki iyi hali gibi nedenlerle  2.000 lira ödemesine hükmedip CMK 231/8 maddesi gereğince 5 yıllık denetime tabi tutularak hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar vermiştir.

Bu hakaretlerin altına beğeni ve destek yorumları yazan başta Turgay İyialkan olmak üzere diğer küfürbaz destekçileri ve bu kişinin karşısında çıkar ilişkisi nedeniyle ceket ilikleyip başkanım diyen riyakarlar da bu kararla maddi olarak mahkum olmasa da astsubay kamuoyu vicdanında manen mahkum olmuşlardır.

 

Bu kişi hakaret suçundan daha başka cezalar da almıştır bunların kesinleşmesi durumunda ceza ertelemeleri kaldırılacaktır.

Her ne kadar cezayı fazlası ile hak etmiş olsa da bir meslektaş olarak üzüldüm, diğer üzüldüğüm husus bizlere yapılan hakaretler sırasında  susan tepkisiz kalan Karşıyaka TEMAD şubesinin duruşmaya kadın kollarından iki temsilci göndererek  kendilerinin açtığı davayı unutarak meslektaşlar birbiri ile mahkemelik olmamalıdır diyerek davadan vazgeçmemi istemeleridir.

Benim hırsızım iyidir mantığı ile hareket edersek adaleti gerçekleştirmemiz mümkün değildir...

 

DİLERİM BU DURUM BAZILARINA VE BİZİ TEMSİL ETMEKLE GÖREVLİ OLUP OLUMSUZLUKLARININ BAŞARISIZLIKLARININ ELEŞTİRİLMESİNE TAHAMMÜL EDEMEDİĞİ İÇİN  TOPLUMUN BÖLÜNMESİNE NEDEN OLAN TEMAD YÖNETİMİNE DERS OLUR VE  BU KABUL EDİLEMEZ TAVRINDAN  VAZGEÇİP TÜZÜKTEKİ GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRİRLER;ÇÜNKÜ ONLAR SALTANAT SÜRERKEN TÜM EMEKLERİMİZ BEKLENTİLERİMİZ YOK EDİLEREK ASSUBAYLAR KAYBETMEKTEDİR .

SAYGILARIMLA.

Atilla ABAYLI 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, güneş gözlüğü, selfie ve yakın çekim


Adını, Türk Havacılık tarihine altın harflerle yazdıran kahramanımızı sizlere tekrar tanıtmak için bu başlığı atmadım. Yeri geldiğince yazılarımızda, Türk Hava Kuvvetleri'nde  bıçağın kemiğe dayanma noktasına geldiği pilot açığından ve gündemdeki çözüm önerilerine yer veriyorum.

Bilmem!..  Bilir misiniz?.. Bir zamanlar Astsubay Pilotlarımız  vardı. Bu Astsubay pilotlar sadece uçaklarımızı uçurmamışlar, pilot adaylarını eğitmişler, öğretmenlik yapmışlar, uluslararası havacılık yarışmalarında Hava Kuvvetlerimize bir çok ödül  kazandırmışlar, pek çok kahramanlık destanını arkalarında bırakmışlardır.

Günümüzde, bir savaş uçağını uçurup, operasyonu tamamlayıp tekrar sağ salim  üsse dönmesindeki hayati başarıda en az pilot kadar teknik hazırlıklarını  yapan havacı Astsubaylarımızın da payı vardır. Bu, tam bir ekip işidir. Bu kahraman ekiplerde yer alan Astsubaylarımızın da bir çoğunun savaş uçaklarında uçacak bilgi ve donanıma sahip olduğu askeri çevrelerde de kabul edilen bir gerçektir. Ve bunun Türk Hava Kuvvetlerimizde sağlam bir de temeli vardır. www.havacilar.com sitesinde, "Pilot Astsubaylar" bölümünü tıkladığınızda, "tarihçe" başlığı altında karşınıza şu bilgiler dökülüyor:

"Kuvva-i Havaiye Müfettişliği tarafından 1. Dünya Savaşında pilot ihtiyacının karşılanması amacı ile Astsubayların pilot olarak yetiştirilmesine karar verilmiştir. Astsubay pilotlar, Osmanlı Devletinin 1.Dünya savaşında değişik cephelerde, Irak, Filistin cephelerinde ve İstanbul'un savunmasında görev almışlardır.

Pilot astsubay yetiştirilmesine her nedense 1949 yılında son verilmiştir. Bir çok Hava Kuvvetleri Komutanının da öğretmenliğini yapan pilot astsubayların bir çoğu uçuştan ayrılıp başka yer hizmetlerinde görevlendirilmiştir. Astsubaylardan pilot yetiştirilmesine 1958-1959 yıllarında tekrar başlanmış, bizce bilinmeyen nedenlerle tekrar vazgeçilmiştir. Türk Hava Kuvvetlerinde 600 Pilot Astsubay yetişmiştir.

Pilot Bçvş. Ahmet Vecihi HÜRKUŞ ve arkadaşlarının bütün zorluk ve imkansızlara rağmen Kurtuluş Savaşında gösterdikleri çaba ve fedakarlıklar tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

Pilot Astsubaylar uluslararası ve milli müsabakalara katılmışlar, başarılı olmuşlar, derecelere girmişler, birincilik ödülleri almışlardır.

Örnek verecek olursak; Kurtuluş Savaşına katılan, birçok başarılı görevlere imza atan Vecihi HÜRKUŞ istiklal madalyası sahibi olmuş, Türk Havacılığına bir çok alanda ilkler kazandırmıştır.

NATO Atış yarışmalarında; Sabahattin MISTIKOĞLU dereceye girmiş, Ahmet ÖZSEYHAN ikincilik ve Ali İhsan UZAKMAN birincilik ödülleri almışlardır."

***

Gazetecilik hayatımın ilk yıllarında patlak veren İran-Irak savaşındaki  bir  gazete manşeti hiç aklımdan çıkmaz. "Tahran'dan son sefer". Gazete haberleri, "Yüzyılın Kurtarma Operasyonu"nun ardından uçağın kaptanı emekli Hava Pilot Kd.Bçvş. Ali Özdemir ve ekibinin kahramanlığını yazıyordu. Yine aynı siteden:

"Olay 1985 yılında İran- Irak Savaşında geçiyor. Savaşın en şiddetli olduğu zamanlarda Saddam Hüseyin 18 Mart 1985'te, bir gün sonra İran'a hava saldırısı başlatacağını ve sivil yolcu uçaklarını da vuracağını açıklıyor. Bir çok devlet öncelikle mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde vatandaşlarını İran'dan tahliye etmeye başlamış fakat Tahran'daki Nissan Otomobil Fabrikası'nda çalışan Başmühendis Janichi Numato'nun sorumluluğundaki 215 Japon mühendis ve teknik eleman grubu  ise Tahran'dan çıkmayı başaramamış ve mahsur kalmışlardı.Bunun üzerine Japonya'nın Tahran Büyükelçisi Yutaka Nomura, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla özel bir uçak istedi. Fakat Japon havayolu şirketleri İran ve Irak'ın garantisi olmadan uçmayı reddediyorlardı.Nomura, yakın dostu Tahran'daki Türk Büyükelçisi İsmet Birsel'le görüşerek Türkiye'nin yardımını istedi.'Türk Hava Yolları, Tahran'a özel sefer yapabilir mi?'

 Büyükelçi Birsel, konuyu dönemin Başbakanı Turgut Özal'a iletti. Özal tehlike nedeniyle tereddüt yaşadı. Ancak eski dostu olan İtoçu firmasının Türkiye şubesinde çalışan Takaşi Morinaga da aynı ricayı tekrarlayınca, Özal kararını verdi ve kurtarma operasyonu için düğmeye basıldı. Saldırıya 25.5 saat kala Nomura'yı arayan Birsel, Özal'ın da onayıyla ertesi gün THY'nin Japonlar için özel bir sefer düzenleyeceğini bildirdi.

Ankara'dan Tahran'a gidecek ve Japonlar'ı alıp Ankara'ya getirecek kurtarma operasyonunun kaptanlığına Pilot Ali Özdemir seçildi. Özdemir'e, THY'nin özel seferinde Pilot Koray Gökberk ile 8 kişilik uçuş ekibi eşlik edecekti. Uçak, gece yarısı tüm hazırlıklarını tamamlayan ekip, 15 Mart 1985'te, günün ilk ışıklarıyla,TC-JAY İzmir DC 10 Tipi uçakla yola çıktı. Van'ı geçtikten kısa süre sonra Tahran Havalimanı'nın kapatıldığı bildirildi. Kaptan Pilot Özdemir, geri dönmek için harekete geçerken ikinci bir haberle havalimanının açıldığı bildirildi. Tahran'a yönelen uçak, Saddam'ın 'sivil uçakları vurma' tehdidine rağmen Tahran Havalimanı'na ulaştı. Kapısı açılır açılmaz, çocuk çocuk 215 Japon uçağa doluştular. İran Kulesi'nin yönlendirmesiyle, THY uçağı 15 dakika sonra kalktı ve  Saddam'ın açıkladığı saldırı saatinden sadece 3 saat önce İran'dan havalandı ve 9.5 saat süren yolculuğun ardından kaptan pilot Ali Özdemir'in yaptığı 'Welcome to Turkey' (Türkiye'ye hoş geldiniz) anonsu uçaktaki yolcuları büyük bir sevince boğdu. "

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra  kahraman astsubay pilot Özdemir o günü şöyle anlatıyordu:

"Uçaksavar füzeleri uçağın 5 metre yakınından geçiyordu. Yine de görevi kabul etmemek aklımızdan bile geçmedi. Orada kalsalardı roket yada bombayla havaya uçacaklardı..."


Kaynak:   Ahmet TAKAN - YENİÇAĞ GAZETESİ    

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/e-teknisyenpilot-astsubay-muhendis-vecihi-hurkus-43618yy.htm

 
Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmail ile savaşı ve Kölemenlerden Halifeliği alarak Sünni bir Devlet
inşa edilmesinin,bugüne gelişinin ne büyük bir kırılma noktası olduğunu bilmeliyiz 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

 

 
Aslında yazının başlığı “Neden Cumhuriyetçiyiz?” ya da “Hangi Osmanlı?” olabilirdi…
Çünkü gerçekte iki farklı Osmanlı vardı.

Halifeliğe kadar olan Osmanlı, namı-ı diğer Türk İmparatorluğu ile Halifelikten sonra Araplaşan İmparatorluğumuz…
Ve Araplaştıkça daha çok batan koca İmparatorluğumuz…


Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…O günkü şartlarda Halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler, bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerindir.

 

(1517) Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler. İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarında seçilecek iki bin civarında ulemanın, mollanın, Ebu Suud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmelerini sağlayarak imparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir değişle Türk İslam’ı terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini, dönüştürülmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!” “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.

 

 

(Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!” “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.)

Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur, 1603 yılına gelindiğinde artık Ehli Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır kapatılır, yerine Halid-i Nakşi Kürt-i Tekkeleri kurulur.

Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir, 1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…) Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilir…

Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, kırdırılır, ganimeti bile toplatmazlar…

Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…

Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak içinde Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.

Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır…

Buna tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir…

Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)

Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve Alevilik bu politikalar sonucu gelişir ve büyür. Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir. Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmıştır, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…

Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler… Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar… (Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur ve 1563’te ise Rumların matbaası vardır. Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler, ta ki Batı Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz ama bilgiye sahip olmak için çok geçtir artık…)

 1 Eylül 1683

Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır; 1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir ‘’Türk imparatorluğu’’ Osmanlı varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?!… (Osmanlı bu dönem; 1683 Viyana Bozgunu’ndan, 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Savaşı’na kadar tüm savaşları kaybetmiştir.)

Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap tipi-mezhepçi politikalara dönülmeseydi koca bir imparatorluk batar mıydı?

Ve yine; Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşilerin, Seyit Gazilerin, Ahmet Yesevilerin… İslam’ı, İslam değil miydi?

Osmanlıyı kuran Şeyh Edebalilerin İslam’ı, Akşemseddinlerin İslam’ı İslam değil miydi de Ebu Suudlara teslim edip batırdık koca İmparatorluğu…!

Bugün de aynı sürecin devam etmesi tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir.

Pir-i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki: “Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!” İşte bu yüzden ‘’Arap sevici mezhepçi” değil “Cumhuriyetçiyiz!

 

Bahtiyar Aydın

YENİ TEMAD, YENİ VİZYON, BÜYÜK DEĞİŞİM, ASSUBAYLARIN EN GÜÇLÜ DAYANIŞMA DÖNEMİNE  HIZLI DÖNÜŞÜM ÇAĞRISIDIR.

 

Başlık bu.

Yeni resim de bu.

Bundan sonraki olması gereken tanımda, kimlik te bu.

TEMAD profili  bu.

 

Böyle olmalı. Artık kafalar ve akıllar değişmeli, böyle sürdürülmeli diyorum.

 

TEMAY ile başlayan, TEMAD ile yeniden canlandırılan, uzun ve soluksuz mücadele yıllarının bu güne geldiği maceralı yolculuk ta artık şu anki mevcut yapı ve bakış ortadan kalkmalıdır.

Bu bölük pörçük guruplu, ekipli, “ site yönetimine aday hizipçi gurup zihniyetli “ seçim ekibi anlayışı bu davadan def edilmelidir.

 

Davayı üstlenip taşıyacak bir güçlü yönetim kurulu    yerine “ BEN “   merkezli bir sözde liderle kafa bulan bu ucube  yönetim tarzı bu dernekte ebediyen  sona erdirilmelidir

 

Seçime girerken guruplaşmış, bloklaşmış adeta toplama bir ekip tarzı kadrolaşma  ile,

 

Üyesinin % 70 i muhalif olmuş at izi it izine karışmış bir zoraki sosyal toplumla,

İş bilenleri ve teknokratları dışarıda kalmış,  yönetim kurulları ve genel merkez anlayışı davadan uzaklaşmış,  ekseninden kaymış bir yapı  ile;

Gelin…………..

Yine o bildik  daha seçimin ertesinde pişman olacağımız, kafamıza kafamıza vuracağımız “ laf olsun da torbamız dolsun “tarzı bir seçim kurultayı daha yapmayalım.

 

Üç beş senede bir ortaya  çıkan ,

sözde dava  kovalayan,

ekmek adaletine yedi  yirmi dört  zaman yerine   sadece rüyasında soyunan,

gerçekte esamesi okunmayan ,

yeni çizgi roman kahramanlarına umut bağlayıp ta yüreğimizi Ahmet Keser gibi  Vandal krallara yeniden dağlatmayalım.

 

Meydanı boş bulan yalancı pehlivanlara  yine yeniden Kırkpınar ağası kıspeti giydirip te  tefrikalar  yazdırtmayalım.

 

Değerli toplumumuz;

TEMAD;  zayıf irade ve silik bir STK. varlığını  hak etmiyor.

TEMAD ; kısır döngü ve beklentiler ile bezenmiş anlayış ve kafa yapılarını hak etmiyor.

TEMAD ; vizyonu ve hedefi büyük olmayan, projeleri ve çözümleri, bulunmayan, teknik çalışma ve donanımı olmayan, “hepimiz bir kişi gibi çalışacağız “demeyen,toplumunu anlamayan, kucaklamayan, olmazsa olmazımız açlık ve yoksulluk altı yaşam  adaletsizliği demeyen ruh ve anlayışları artık görmek istemiyor.

 

TEMAD;  beni büyütün, beni çoğaltın, beni vizyonla donatın çağrısına cevap veremeyenlerle zaman kaybetmek istemiyor.

TEMAD ;  içinde kişisel oluşumlar, bölüşümler, muhaliflikler, guruplar,benciler, senciler olsun istemiyor.

TEMAD;   tek bir mutlak hedefe  kilitlenmiş, sadece Assubayların adalet davasına odaklanmış , azimli , kararlı, güçlü , geniş katılımlı, vizyonu ve misyonu ülkeye ve dünyaya göre biçimlenmiş yepyeni bir yönetim anlayışı istiyor.

 

DEĞERLİ ASSUBAY DOSTLARI…..

 

YILLARCA; ne isimler, ne ekipler, ne adamlar, bu kurumun içinden Ankara ya genel merkeze akıp gitti.

YILLARCA; en idealistinden, en vatanseverine, en dava adamı ve yönetiminden, en iş bilenine kadar sayısız genel merkez yönetimleri bu diyardan geldi geçti.

Sayın Keser belki de buraya kadar olanların en iyisi ve en  vizyonel , donanımlı insanı idi.

Ne varki, davasına gelince Milli bir STK;

tüzüğüne gelince basit bir köy derneği yapısına sahip Temad ,

Bu farkındalığını sürdürecek bir dava ve  adalet ekibini, kadrosunu, çalışma gurubunu, takım ruhunu hiçbir zaman kuramadı.

Bilinçten, sınıf davasından eksik, hele birde meslek yaşamı kıyak karargahlarda subay goygoyculuğu ve yalamacılığı ile geçmiş, kolaydan beslenen tipler başkan oluverirse,

O takım ruhu ile oraya gelen biçare  oyuncular da; çobanın kavalından çıkan melodiye göre yayladaki  bir  ağaç gölgesinde kestiren o tembel sürünün psikolojisine dönüşüverirler.

Ekim 2017 de hala  bu  yapıdan , bu mayadan, bu malzemeden çıkabilecek olanlar da mevcut  Ahmet Keser den daha iyi olmayacaktır.

 

BU BÜYÜK KİTLENİN BİR O KADAR BÜYÜK OLAN MİLLİ DAVASINA ;

 

DAVAYA TER VE BEDEL DÖKMEDEN SOYUNAN BAŞTAN KENDİNİ ŞAH  GÖRÜP TE ORTAYA LİDER PORSİYONU İLE SOYUNAN HER İNSANIN YANINA SEÇECEĞİ 16 İNSAN DA SADECE SOFRADAKİ SALATA TABAĞI OLMAYA MAHKUMDUR “

 

Bu beyzadelerin kendilerine reva gördükleri sultan vari yaşamın var oluş  yasasıdır.

Hiçbir kişi yoktur ki… kendisini lider ilan edip, kendinden daha değerli ve donanımlı insanları takımında bulundursun….

Kendinden daha bilge ve akli akılları heybesinde tutsun.

Olsaydı Sayın Keserin 2011 listesindeki değerli kadro şu anda davanın başında hala var olurdu.

Firavun yasasıdır…..

En baştan   “Lider de, şef te, başkan da benim  “ deyip, hep kendi egosu ve inadı ile ortaya çıkanlar bu sınıfın davasına sadece nal toplatırlar.

Asla da listelerinde  donanımlı, bilgili, teknik, davaya hakim, takım ve ekip ruhu barındırmazlar.

Bir kişinin seçtiği, onadığı, 17 kişiden de olsa olsa ancak bol  tuzlu cacık olur.

Bu siyaseten de, dernek olarak ta, sendikal olarak ta, tüzel olarak ta böyledir.

 

Değişmez.


Yokluktan, çaresizlikten, zayıflıktan nemalanma çabasıdır sadece.

Üç yılda bir ortaya çıkıp ta, dava adamı gömleği giymek.

Bu günkü Temad yönetim kurulunun yapısına baktığınızda gördüğünüz tek benzetme AKP nin ve yeni başkanlık sisteminin mikro kopyasıdır o kadar.

Keser varsa Temad da vardır sonucudur ortaya çıkan.

Zayıf, zayıf, zayıf yönetimler.

Güçlü, kudretli, tiran olmuş firavunumsu tipler.

Temadın seçimlerinden ortaya çıkan hep bu olmuştur.

 

ÇARE mi..?

 

EKİM 17 SİNDE bu davaya terini, canını, emeğini, yıllarını, birikimini, bilgisini, cesaretini, yüreğini vermiş tüm küskünler, muhalif ilan edilenler, ihraçlılar, kırgınlar, o salona davet edilsinler…..

Divan ,o saçma tüzüğü elinin tersi ile bir kenara itsin…..

Tüm ihraçların affını ve üyeliklerine yeniden sahip olmayı  onaylatsın.

Onay çıkar ise,de isteyenlerin o salondan yönetim denetim disiplin kuruluna adaylık talebini buyursun kabul etsin.

Abuk sabuk, hukuksuz,ihraçları görmeyip te, bir o kadar saçma tüzüğü mesele ve mazeret olarak kimse görmesin.

 

BEN O GÜN ORADA ELİMİ BU TAŞIN ALTINA KOYMAYA ,

BU MAZLUM TOPLUMUNUN  KANAYAN GÖZ YAŞINI  DİNDİRMEYE HAZIRIM.

Daha ne diyeyim, ne söyleyeyim.

 

Saygımla.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yakın çekim

Adnan Fuat ÖZDEMİR

 

 

SIRALADIĞIMIZ AMA KONUŞMADIĞIMIZ TAZMİNATLAR
** Makam Tazminatı
** Görev Tazminatı
** Temsil Tazminatı
** Kadrosuzluk Tazminatı
** Komutanlık Tazminatı
** KOMKARSU Tazminatı
Adı geçen toplam 6 (Altı) tazminatı çeşitli platformlarda konuşuyor ve alt alta sıralıyoruz. Gelgelelim Makam ve Görev Tazminatı dışındakiler hakkında ne konuşuyor ne de paylaşım yapıyoruz, sadece adını söyleyip geçiyoruz. Adını duyduğumuz/bildiğimiz ancak içeriğinin ne olduğunu bilmediğimiz diğer 4 (Dört) tazminatın içeriği nedir onlara bir bakalım izninizle..!!
TEMSİL TAZMİNATI:
--------------------------------
I-Genel Açıklama: Temsil tazminatı, 12 Şubat 2000 tarih ve 23962 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4505 sayılı Sosyal Güvenlikle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Temsil Tazminatı Ödenmesi Hakkında Kanunla yürürlüğe girmiştir. En az 7000 gösterge üzerinden Makam veya Yüksek Hâkimlik Tazminatı alanların özlük haklarında yapılan çok önemli bir iyileştirmedir.
II- Temsil Tazminatı Alabilecekler:
Temsil tazminatı 4505 Sayılı Kanunun 5.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu hükümlerine göre makam veya yüksek hâkimlik tazminatı öngörülen kadrolarda bulunanlardan Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenecek olanlara 30.000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere temsil tazminatı ödenir.
Temsil tazminatı, damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz ve bu tazminata hak kazanma ve ödemelerde makam tazminatı ile yüksek hâkimlik tazminatına ilişkin hükümler uygulanır.
III- Temsil Tazminatı Alamayacaklar:
Temsil tazminatı, teşkilat veya özel kanunlarında yer alan hükümlere göre kadro karşılığı sözleşmeli,sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışanlara, temsil tazminatı öngörülen kadroları tedvir, vekâlet ve benzeri geçici görevlendirme suretiyle yürütenlere, bu tazminat ödenmez.
VI- Temsil Tazminatının Ödenme Esasları
Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu,2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu hükümlerine göre almakta olan personelden ekli cetvelde yer alan gösterge rakamları üzerinden makam veya yüksek hâkimlik tazminatı alanlara, hizalarında gösterilen gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda Temsil Tazminatı ödenir. Göstergeler aşağıda gösterilmiştir.
Makam veya Yüksek Hâkimlik ++ Temsil Tazminatı Göstergeleri
Tazminatı Göstergeleri ----------------------------------------- ------------------------------------------
30.000 olanlar 30.000
20.000 olanlar 20.000
15.000 olanlar 20.000
10.000 olanlar 19.000
8.000 olanlar 18.000
7.000 olanlar 17.000
KADROSUZLUK TAZMİNATI:
----------------------------------------
NOT:Oldukça uzun olan bu konuyu ÖZET olarak vereceğim izninizle;
Yaş haddinden emekliye ayrılan general- amiral ve albaylar ile,
VI - Kadrosuzluk nedeniyle yaş haddinden önce emekliye sevk edilen albay, yarbay,binbaşı ve yüzbaşılara,Emekliye sevk edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren, orgeneral aylığının (ek gösterge dahil); yüzbaşılara %30'u, binbaşılara %50'si, yarbaylara %55'i, albaylara %70'i,tuğgeneral-tuğamirallere %75'i, tümgeneral-tümamirallere % 80'i, korgeneral-koramirallere % 90'ı, orgeneral-oramirallere % 100'ü oranında kadrosuzluk tazminatı rütbelerinin ve makamının yaş haddinden az olmamak üzere 65 yaşına kadar olan sürede Emekli Sandığınca ödenir.
Ancak bu suretle verilecek emekli aylığı ve kadrosuzluk tazminatının toplamı, Silahlı Kuvvetlerde görevli aynı rütbedeki bütün emsalinden en az istihkak, tazminat ve aylık alanın eline geçenden fazla olamaz.Emekli Sandığı 3 aylık devreler halinde bu meblağı faturası karşılığında Hazineden tahsil eder.Bu tazminatlar vergiye tabi değildir ve yaş haddinden önce ölenlerin varislerine intikal etmez.
KOMUTANLIK VE KOMKARSU TAZMİNATI:
--------------------------------------------------------------
926 Sayılı TSK Personel K.'dan Madde başlıklarını sıralıyorum. Bu madde başlıklarına göre ilgili Kanundan bulabilirsiniz...
(Değişik:2.8.1998-4376/5 md.)
(Değişik:22.3.2011-6191/10-(7/c) md.)
(Değişik:2.8.1998-4376/5 md.)
İlgili personele yapılacak yan ödemeye esas emsali sınıf (muharip veya yardımcı) ve rütbedeki personel için belirlenen toplam iş güçlüğü ve iş riski zammı puanı Tabloda gösterilmiştir.
ÖNEMLİ NOT: ''Erken Emeklilik Tazminatı'' diye bir tazminat yoktur. 5,5 - 11 - 16 kat olarak ''Erken Emeklilik Ekstra Primi'' vardı ama OHAL KHK'si ile iptal edildi.
Sağlıklar dilerim...

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim

Fahrettin BAĞRI
E. Maliye Astsubayı

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, takım elbise


Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ