×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 6532

  

15 Temmuz Vak’asının ikinci sene-i devriyyesinin üçüncü ayını teneffüs etdiğimiz şu günlerde

08 Mart 2017 Çarşamba günü bismillah vira kalem! deyip yazmaya başladığımız Asubay Tefrikasında

Kağıt-kalem meyânında rakamları birer ikişer öğütdük!

1, 2, 3, 4, 5 derken,

Şimdi sıra geldi 6’ya...

Haydi hayırlısı! Allah, devâmını getirmeyi nasip etsin, inşallah...

İlk 5 tefrikaya isim bulmakda epeyi zorlanmış idim!

Fakat altıncı makâlenin ismi, daha yazmaya başlamadan evvel dilimin ucunda bekliyor idi...

Asubay okuluna girdiğimiz ilk günden,

Emekli olmak için son mesâimizi yapdığımzı güne kadar

Ve dahi

Emekli olduğumuz ilk günden

Emekliliğimizin şu son gününe kadar en çok tekrâr etdiğimiz o kelime,

Beş altı kısımı dolduracak Asubay Tefrikası-6’nın başlığı olmak için

Senelerden beri yalvarıyor idi bana...

  • Aldatılmak

Ya da

  • Kandırılmak!

Bu konu ile bağdaşdırmak için örnek bir şahsiyet ararken de

Türk sinemasının bahtsız ve ucuz emekcisi Adnan AYBERK geldi aklıma...

Adnan AYBERK ile asubaylar arasındaki benzerliği de

Makâlemizi okuyanlar anlayacak, inşallah.

*  *  *  *  *

Bugünün askerî, idârî ve cezâî kânunlarımıza göre “Astsubay” dediğimiz biz asker kişilere; 

  • Kimlerin, hangi sözleri verdiğini,
  • Ve bu sözlerden yerine getirilmeyenlerin nasıl savsaklanıp unutdurulduğunu,
  • Bu sözler ile verilen hakların ise nasıl gasp edildiğini de 

Asubay Tefrikası -6-‘nın müteakip kısımlarında fâş eyleyeceğiz, evvel Allah...

*  *  *  *  *

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -1- ismini verdiğimiz bu tefrikamızın

Biricik hedefi şudur

Asubay denilen biz askerlerin

Ve dahi Asubaylık sınıfının özlük hakları konusunda; 

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,
  • Ve dahi
  • Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,
  • Asubaylığın taleplerinin neler olduğunu göreceğiz! 

Bu taleplerin tahakkuk ettirilmesi konusunda

İlgili tarafların bugüne kadar neler yapdığı da kendiliğinden ortaya çıkacak...

*  *  *  *  *

Mahlası, Yâdigâr idi!..

Doğurduğu gün anası O’nu, yâdigâr olsun diye babasına,

Babası da yâdigâr olsun diye devletine, milletine emânet etdi...

Vücud olarak, beden olarak eşi benzeri görülmemiş bu Sivas’lı,

İri kıyım ve yiğit bir çocuk idi!

Büyüyünce, karnını doyurmak için

Gurbetci babası ile birlikde Alamanya’ya gitdi. Tersanede çalışdı, çok iyi para kazandı.

Fakat, memleket hasreti ağır basınca, bir de gönlünde yatan aslan kükremeye başlayınca

Babasının yanından firâr etdi ve İstanbul’a geldi.

Sivas’da, çocuk iken çekirdek satdığı sinemalarda filimlerin sihirine kapılmış idi bir kere...

Bu sebepden dolayı ya nasib deyip, 16 yaşında Yeşilçam Sokağın yolunu tutdu.

Sinemacıların deyimi ile söylersek; star, jön; figüran... Yadiğar, bunlardan üçüncüsü idi...

Seyircinin gözünde kahramanların böyük görünmesi için dayak yemesi isdenen adam idi!

Türk sinemasının ikinci, üçüncü sınıf yüzlerce sanatcı ve ucuz emekcisinden birisi oldu...

Baş oyuncu denen cüce adamlar, filimlerde bu dev adamı hep madara etdiler!

Oynadığı filimlerin çoğunda, aslında gerçekden dayak yedi; ağzı, burnu kırıldı...

Sinemada onu seyredenler güler iken, O aslında hep ağlayan adam oldu!

Rint bir şahıs idi! Çevresindekilerin adam alıp adam satdığı para denen şeye hiç önem vermedi...

Çok mihnet çekdi! Fakat kimseye de minnet etmedi. O’nun için varsa yoksa sinema ve seyircileri idi.

Etme, Hayyâm! Gel, dinle Eski Tüfek'i!

   Girme, şu alçakların hizmetine;

   Konma sinek gibi, pislik üsdüne.

   İki günde bir somun ye, ne olur!

   Yüreğinin kanını iç de boyun eğme. 

 

 *  *  *  *  *

Bâzen Gaffur oldu, bâzen Mazlum!

Dokuzyüz küsûr filimde oynadı. Fakat oynadığı filimlerin afişlerine çoğu kez O’nun adını bile yazmadılar.

Sinemayı hiç kimse O’nun kadar sevmedi. Ömrünü sanata adadı, sahnede yaşadı.

Fakat belediyeye ait bir bankın üzerinde soğukdan donarak öldü!

Soğuk bir kış gecesi İstanbul; şarap, çalgı, çengi, kumar ve cimâ yorgunluğunun derin uykusunda iken

2

Taksim Meydânındaki belediyeye ait bankın üzerinde koca bir adam,

Daha 40 yaşında iken Mart ayının dördünde son uykusuna yatdı!

Ücretini ödeyemediği için otelden atıldığı o gecenin ayaz soğuğunda,

Sabaha kadar sokaklarda âvâre dolaşdı. Canlı iken O’nu oralarda, kimseler tanımadı!

O son gün;

Bir akşam kahvehânesine girip bir bardak çay içecek bir lirası bile yok idi cebinde!..

Lâkin,

Sabah erkenden Gezi parkını temizlemeye gelen belediye çöpcüleri, O’nun ölüsünü orada hemen tanıdı!

Soğukdan kaskatı, mosmor kesilmiş o koca adam,

Bizleri gâh güldüren, gâh ağlatan

Fakat her dâim düşündüren filimlerin vazgeçilmez figüranı, Yeşilçam’daki isimi ile Yâdigâr EJDER idi...

Altın kâlpli dev adamın ölümünü o günkü boyalı matbuât, şu kara ve koca harfler ile duyurdu; 

Ünlü oyuncunun yürek burkan ölümü!”

3

Gerçek ismi Adnan AYBERK olan

Ve

Filimlerinde Gaffur ya da Mazlum lakabı ile evimize misâfir etdiğimiz Yâdigâr EJDER,

Ehli dil, ehli edep, ehl-i nâmus ve mütevazı ve rint bir sinema emekcisi idi...

Hiç evlenmedi!

Parayı pulu gözü görmedi hiç. Şan, şöhret peşinde de koşmadı... Bir lokma, bir hırka dedi hep.

Tek derdi; sıcak bir çorba, sıcak bir oda, sıcak bir yatak idi...

Bunları da bu millet ve bu devlet çok gördü O’na...

Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.4

Fakat

O, kimesnin sırtından geçinmedi, kimsenin hakkını yemedi!

Kimseyi de kandırmadı, aldatmadı...

Birkaç aylık otel borcu,

Belki de mahalle esnafına bir yüz lira veresiye bırakdı arkasında, hepsi o kadar!

Kaç filimde oynadığı,

Nerede, ne zamân ve nasıl öldüğünü dahi bilen olmadı...

Öldüğü gün cebinde beş kuruş parası bile olmayan altın kâlpli bu dev adama

Allah’dan bugün bir kere daha rahmet ve merhâmet dileyelim.

Mekânın cennet olsun inşallah, Mazlum!

*  *  *  *  *

Eyvâh, Kandırıldık!

Yenilen pehlivân, güreşe doymazmış deriz! Güreş de pehlivân da bize has ıstılâh olduğuna göre hiç şüphe yok ki bu atalar sözünü, biz Türkler türetmiş olmalıyız.

Fakat bu atasözüne son zamânlarda çetin bir rakip çıkageldi; “Aldatılan, aldatılmaya doymazmış!” Atalarımızın güreşde sırtı yere gelen pehlivânlar için söylediği bu söz, kendi dönemini aşdı ve

Şu günlerde milletimizin çok geniş bir kısmının hâl-i pür melâline tercümânlık eyler oldu...

Maçam yemedi,

  • Yüreğim yetmedi,
  • Ciğerim yetmedi,
  • Bilgim yetmedi,

En mühimi de

  • Aklım yetmedi, demenin adı

Vallahi kandırıldım!”, “Billahi aldatıldım!” oldu...

 Yaprağını yerken; kıtır, kıtır!

Sapına gelince, meee! Öyle mi?..

 

Özellikle yirmibirinci asırın ilk senelerinden itibâren memleketimizde

Nezle mikrobu gibi süratle yayılmaya başlayan “aldatma/kandırma” hastalığı,

Yukarıdan aşağıya doğru herkesi sarmaya başladı…

İmam, bilerek ve isdeyerek osdurunca cemaat de hem sıçdı, hem de sıvadı...

Memleketimiz, aldatılanlar kumpanyasının açık sahnesi olmaya başladı.

5a

Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan olduğu dönemde defalârca söyledi; “Ben dahi aldatıldım!

Cumhurbaşkanı oldukdan sonra da şöyle dedi; “Şahsım başda olmak üzere bütün ülke aldatıldı!

Belediye başkanlarını, devlet bakanlarını, polisleri, her rütbeden subayları, asubayları, sanatcıları cemaatler;

Cüppeli hocayı da Lüpcü Fadıl aldatdı!

Gözümüzün görmediği,

Ve hattâ

Gönlümüzün de katlanmadığı hâlde aldatan-aldatılanlar folimi, tam gaz devâm ediyor memleketimizde;

  • Ȃmir, memurunu,
  • İşveren, işcisini,
  • İmam, cemaatini,
  • Karı-koca, yek diğerini,
  • Esnâf, veli nimeti olan müşderisini,
  • Arkadaşlar, birbirini,
  • Askerde üst’ler, ast’ını, 

Kandırıyor, aldatıyor...

15 Temmuz gecesi maskeler de düşdü, takkeler de!.. Bunları 15 Temmuz 2016 Cuma gününden sonra gördük, duyduk, öğrendik! Bu konuda bakalım daha neler duyup göreceğiz.

Siyâsetciler de seçmenlerini 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat dokuzu beş geçeden beri kandırıyor.

Farz edelim ki suç, aldatanlarda...

Peki, aldatıldığını söyleyenlerin hiç suçu yok mu? Küllükde dolaşmayanın ayağına bok bulaşır mı?

Aldatılanlar kumpanyası oyuncularının hâl-i pür melâli bu minvâl üzere de...

Taa bin dört yüz sene evvelinden bize nasihât edip “Mü'min, aynı delikten iki defa ısırılmaz!diyen kim?

Biz, kimin ümmetiyiz, Allah aşkına?

Siyâsetcisinden, subayından bu devlet adamları aldatıldığını söylüyor da

Aslında aldatılanlar, neticede hep biz vatandaşlar değil miyiz?

Aldatıldığını söyleyen ve fakat aslında vatandaşı aldatan bu devlet adamları ölüp gidince arkasından biz vatandaşlar “Allah rahmet eylesin!” demeye isdekli miyiz?

Ya da

Merhûm Yâdigâr EJDER için gönlümüzde hissetdiğimiz rahmet ve merhâmet duygusunu

Aldatıldım diye yalanlar üfüren bu insanlar için de acap hissedebilecek miyiz?

Yâdigâr EJDER, ömrünü hasretdiği sinema sanatından, karnını bile doyuramadı.

Öldüğü gün cebinden beş kuruş parası dahi çıkmadı!..

Kimsenin sırtından geçinmedi, kul hakkı yemedi, kimseyi de aldatmadı...

Ölüm haberini “Yâdigâr EJDER’in yürek burkan ölümü” diye duyuran gazeteler utansın!

Yürek burksa da ölümü, Allah’ın huzuruna mâsûm bir insan olarak çıkdı dev adam. Mekânı cennet olsun! 

*  *  *  *  *

Ey şarapperest Çadırcı! Neredesin sen, şimdi? 

Bilmez misin ki;

Niceleri geldi, neler isdediler;

Sonunda, dünyâyı bırakıp gitdiler;

Sen hiç ölmeyecek gibisin, değil mi?

O gidenler de hep senin gibiydiler!

 

*  *  *  *  *

Peki,

Aldatıldıklarını söyleyen fakat aslında biz vatandaşları aldatan devlet zevâtının ölümü nasıl olacak acap?

Gazeteler, bu zevâtın ölüm haberlerini nasıl duyuracak?

Bu insanlar, yapdıkları haksızlıkların hesâbını Hakk’ın huzûrunda nasıl verecekler?

Ve

Biz vatandaşlar, bizleri idâre etdiğini zanneden bu “kandırılmış” zevâtın ardından

Bir Elhâm okumaya isdekli miyiz?

*  *  *  *  *

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askerleri; Asubaylar!

Boğa, boynuzundan; yiğit, sözünden tutulur ya!

Konu aldatılmak ise şâyet, verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusudur.

Verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusu ise şâyet

O zamân orada verilmiş söz ya da talep var demekdir.

Peki,

Asubaylığa taraf olanların gündemindeki talepleri nedir?

Şimdi bu talepleri, yorumsuz olarak akdaralım sizlere.

Asubaylar hakkındaki talepler lisdesini derlemeye TEMAD ile başladım.

TEMAD’ın Basın-Yayın ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımıcısı Sayın Adnan AYVACI’ya bir e-mektup gönderdim.

Dedim ki Başkanım; TEMAD’ın gündemindeki asubay talepleri nelerdir?

6

Sağolsunlar, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Adnan AYVACI hemen cevâp gönderdi...

TEMAD’ın gündeminde ki Asubay talepleri şunlar imiş;

TEMAD’ın Gündemindeki Asubay Talepleri

TEMAD'ın gündemi hakkında

AA

Adnan AYVACI <This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Reply|

21 Şubat 2017, Salı 1:54 PM

To: Şükrü IRBIK (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Merhaba Sayın Şükrü IRBIK,

TEMAD’ın kısa, orta ve uzun vâdede tahakkuk ettirmek üzere gündeminde olan taleplerini size bildiriyorum

Astsubay Sorunları Ana Başlıkları;

Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan ve halen görev yapan Astsubaylarımızın sorunlarına ve beklentilerimize ilişkin taleplerimiz aşağıda sunulmuştur.

1-Görev ve Makam Tazminatları

2-Göreve başlangıç derecesinin 9/1i yerine diğer memurlarda olduğu gibi 9/2 den başlatılması

3-Emekli maaş bağlama yüzdelerinin artışının düzenlenmesi

4-Personel kadro düzenlenmesinin yapılması

5-Disiplin kanununun İnsan hakları ve Anayasaya göre yeniden düzenlenmesi

6-Astsubay yetiştirme okul seviyesinin ön lisans (2 yıllık meslek yüksek okulları) düzeyinden lisans (4 yıllık yüksek okul) düzeyine yükseltilmesi.

7-Tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, üyelerimizin ihtiyacı olan huzur evi, yurt v.s gibi hizmetleri yapabilmek amacıyla gerekli olan mali imkanlara kavuşabilmek için, kooperatiflere iştirak etmek/kurmak,  şirketler kurmak/işletmek ve vakıflaşmak arzumuzla ( üye aidatları ve düzensiz bağışlar ile bu hizmetleri yapabilmenin zorluğu ortada olduğundan dolayı) çalışmalarımızı sürdürmek.

Selam ve sevgilerimizle

Adnan AYVACI

TEMAD Gen.Bşk.Yrd.(Bas:Yay veTantm.sorumlu)

 

Yukarıda gördüğünüz üzere, “temsil makâmı” olan TEMAD’ın gündeminde 7 maddelik bir talep listesi var.

*  *  *  *  *

Asubay meselesinin önemli taraflarından birisi de emekli asubaylar.

Bu konuda ortaya dökülen beyânlara bakdığımızda emekli asubaylarımızın 3 maddelik kısacık bir talep listesi olduğunu görüyoruz.

Emekli Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri

 1. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2)

2. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50)

3. Tazminât.(7 çeşit tazminât)

 

Talep listesindeki maddeler itibârı ile asubaylıkdan beklentisi en az olanlar taraf, emekli asubaylar. 

Sâdece 3 maddelik bu talebleri yerine getirmek ile İcrâ mâkamı olan Genelkurmay Başkanlığı ve MSB, yüzbin emekli asubayı, sokaklardan evlerine gönderebilir. Bunu yapmıyorlar ise şâyet o vakit biz de şu suâli sormalıyız;

Eşi, çocuğu, gelini, torunu ve akrabası ile sayısı bir milyon civârında olan emekli asubayların sokaklarda dolaşıp;

  • Açlık sınırında yaşıyoruz diye ilenmesinden,
  • Polisler ile şehir meydanlarında köşe kapmaca oynamasından,
  • Ölüm orucuna yatmasından kimler memnun oluyor acap?

 

*  *  *  *  *

Asubayların talepleri söz konu edilince her niyeyse Genelkurmay Başkanlığımız;

Yapacaklarında daha ziyâde yapdıklarını piyasaya sürmeyi tercih ediyor. Bu basit “beyin yıkama” yöntemi; 

  • Hem züğürt tesellisi niyetine umut pazarlıyor,
  • Hem de fazla diretirseniz bu verdiklerimizi de elinizden alırız diyerek aba altından sopa gösderiyor.

Bu basit alicengiz oyunları bir yana;

İçinde yaşadığımız 2017 senesinde,

Asubaylara dâir olmak üzere “icrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığımızın gündeminde

Sâdece 3 maddelik bir ”sistemli” çalışma(!) lisdesi olduğunu görüyoruz.

Genelkurmay Başkanlığının Gündemindeki Asubay Talepleri

Görev Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere 1989 senesinde icâd etdiler. (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

Silâhlı Kuvvetler Hizmet Tazminâtı; Genelkurmay Başkanlığımız 2011 senesinde icâd etdi.  (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

Görev başlangıc derece/kademesi; 9/1 yerine 9/2 olması. Asubayların eğitim süresini 2002 senesinde bir seneden iki seneye yükselttiler. Verilen bu bir senelik hak; muâdili devlet memurlarına kıyâsen  asubaylara, 1 senelik hak kaybı olarak aynı sene geri döndü!

 

Genelkurmay Başkanlığının bugün hâlâ “çözmeye(!)” çalışdığı yukarıda gördüğünüz 3 meselenin üçünü de

Gene zamân içinde çıkartdığı kânunlar ile Genelkurmay Başkanlığının doğurduğu meseleler olduğunu görüyoruz.

Yukarıda gördüğünüz 3 madde, bugün Genelkurmay Başkanlığının gündeminde olan konular.

Genelkurmay Başkanlığının bir de görmediği(!) maddeler var ki bunları da gene kendileri doğurdular;

  • Makâm tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 1982 senesinde doğurdular.
  • Temsil tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 2000 senesinde doğurdular.
  • Kadrosuzluk Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek, üzere 1993 senesinde doğurdular.

Şimdi, ehl-i akıl bir insan olarak ben, aklımın emrine râm olup burada şöyle düşünmeye mecburum;

Asubaylara “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı”, Genelkurmay Başkanlığının gündeminde bile yok!

Demek ki Türk Ordusunda makâm, temsil ve kadro hakkı sâdece subaylarımıza özgü.

Peki, öyle olsun!

O zamân da şu suâlin cevâbını versinler; Subaylarımız, kânun peydahlıyor ve diyorlar ki asubay denilen asker kişiler, “subay yardımcısıdır”. Şu anki mevzuâta göre sâdece subaylarımıza özgü olan “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı” almayan asubaylar, nasıl oluyor da “subayların yardımcısı” olabiliyorlar?

*  *  *  *  *

Asubayların talepler lisdesini konuşmaya devâm edelim...

Asubay meselesi konusunda en dertli zümrenin, muvazzaf asubaylar olduğu görülüyor. Çünkü en yüklü talep listesi, muvazzafların elinde. 24 maddelik bu liste, asubayların taleplerinin tamâmını kapsamıyor elbetde. Bu lisdeye yeni talepler ilâve edilebilir...

Bugün itibârı ile tahakkuk etdirilen haklarımızı lisdeye dâhil etmediğimizi söylemeye hâcet olmasa gerekdir.

Muvazzaf Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri

1. Birinci derecenin dördüncü kademesine yükselme sorunu. (2012/ öldüre öldüre bitirdiler. Onun da içi boş)

2. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2).

3. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50).

4. Tazminât haklarımız. (7 çeşit tazminât).

5. Asubay sınıf okulu mezûnlarının intibâk sorunu (2016/öldüre öldüre bitirdiler)

6. Askerî hastanelerde utanç verici sınıf ayrımı (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî hastaneleri Genelkurmay Başkanlığının elinden aldı.)

7. Askerî mahkemelerde görülen dâvalarda asubay kıyımı. (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî mahkemelerin kapısına kilit vurdu.)

8. Lojman tahsisinde orantısız tahsis.

9. İçhizmet Kânunu ve Askerî Cezâ Kânununda asubay aleyhine işletilen hükümler.

10. Günlük yaşantıya müdâhale eden emir komuta zenciri ve görev anlayışı.

11. OYAK. (Aidât öderken var, yönetimde yok sayılan sınıf asubaylar)

12. Orduevi, sosyal tesis ve askerî kamplarda adâletsiz tahsisler ve uygulamalar.

13. Kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan asubaylara kademe verilmesi.

14. Asubay Meslek Yüksek Okullarının lisans seviyesine yükseltilmesi.

15. TSK’da görev yaparken hasta olarak sağlığını kaybedenlerin mağdur edilmesi.

16. Çağdışı orduları andıran şekilci uygulamalar. (Tam kanat – kırık kanat kepâzeliği, kılıçlı – tüfekli bölücüğü)

17. İki dudak arası mesâi kavramı değiştirilmeli, âmirin başına buyrukluğuna son verilmelidir.

18. 1 sene okuyana da 8 sene okuyana da aynı hizmet süresi. Mecburî hizmet, tahsil süresi ile orantılı olmalıdır.

19. TSK’dan ayrılışlar kolaylaştırılmalıdır.

20. Asubayların meslekî memnuniyeti için çalışma şartları iyileşdirilmeli, erken emeklilik önlenmelidir.

21. Asubaylıkdan subaylığa terfi kuralları şeffâflaştırılmalı, idârenin sınırsız takdir hakkı kısıtlanmalıdır.

22. İlk rütbemiz olan “Astsubay Çavuş” ibâresinden “Astsubay” kelimesinin iptâl edilmesi.

23. Meslek unvânımız “Astsubay” kelimesinin, ATATÜRK’ün türetdiği şekili olan “Asubay” yapılması.

24. Kışlada, cephede kahraman; esir kampında hizmet eri muâmelesi. (Bu maddeyi Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlesi ile 09 Mart 2017 târihinde asubayların gündemine ilk dâhil eden kişi, Şükrü IRBIK’dır.)

 *  *  *  *  *

Bugün Astsubay olarak bildiğimiz meslek sınıfı, 1951 senesinde teşkil edildi.

Asubaylara yeni haklar veriyoruz diye subaylarımızın piyasaya sürdüğü her yeni kânun aslında,

Asubayların aleyhine yeni ve daha büyük haksızlıklar doğurdu!

Peki,

Asubayların talepleri konusunda tarafların bu kadar farklı gündeme sahip olmasının sebebi nedir sizce?

Dokuz sınıf askeri olan bir orduda; alın terinin karşılığını âdil bir şekilde dağıtmak mümkün olabilir mi?

Kendilerinden başka diğer sınıflardaki askerlerin rütbesini dahi bilmeyen subaylarımız;

Bu askerlerin dertlerinin ne olduğunu nasıl bilsinler ki?

Sistem bütünlüğü içinde çalışıyoruz!” diyen subaylarımız doğru söylüyor!

sistem

Çünkü;

Sistem bütünlüğü içinde çalışarak(!)” ordumuzu gene

Sistem bütünlüğü içinde!” parçalayıp kıymık kıymık "kastlara" böldüler.

Sıkıntıları çözüyoruz diyen vatan hâini subaylarımız,

Yeni sıkıntılara kapı aralayan yeni asker sınıfları doğurtdular ordumuza!

Şu gün itibârı ile ordumuzda tam sekiz çeşit asker var!

Böyle bir manzarayı Aristo bile hayâl edemez idi!..

mevcu

Ordumuzdaki “asker sınıfları” için Genelkurmay Başkanlığımızın “statü” dediğine lutfen dikkat buyurunuz.

*  *  *  *  *

1950 senesinden beri rütbe takan orgenerallerimiz, salon generalidir!

Enselerine güneş, postallarına çamur değmez!

 

Alıp tüfeği eline,

Koşup hudut boyuna,

Yatıp çamurlu sipere boylu boyuna,

Düşmâna kendisi kurşun atacak değil, herhâlde! 

Eli tetikde, gözü ufukda düşmân gözleyen Mehmedciğimize 

Ateş! diye emir verse, Seri paşamız;

 

ates

O ateş! emri, O Mehmedciğe gidesiye

Ve dahi

O Mehmetcik, o tetiği çekesiye kadar

O düşmân, senin O canına ot tıkar be!

*  *  *  *  *

Kör Bakan İnsanlar, Fil ve Asubaylık! 

Asubaylık konusunda söz söyleme hakkı olan 4 taraf var;

1. Muvazzaf Asubaylar

2. Emekli Asubaylar

3. TEMAD (Temsil Makâmı)

4. Genelkurmay Başkanlığı/MSB (İcrâ Makâmı)

Fakat gelin görün ki asubaylığın taleplerini çözmek şöyle dursun,

Asubayların taleplerinin ne olduğu konusunda her bir taraf, farklı bir telden kendi nağmesini çalıyor!

Res

*  *  *  *  *

İnsan olmanın temel şartı ve en büyük fâzileti,

Hakkını arayacak kadar cesûr ve haysiyetli olabilmekdir.

Hakkını almak, bu yolda mücâdele etmek de cesâretli ve haysiyetli insanların işidir!

Aç köpek, (karnını doyurmak için) fırın duvarını yıkıyor ise şâyet,

Aç insan, (karnını doyurmak için) fırın duvarını niye yıkmasın?..

Açlık sınırında yaşayan asubayların, köpek kadar aklı ve haysiyeti yok mudur ki hakkını aramasın?

Hakkını almak için mücâdele eden asubayları kınayanlar, önce dönüp kendilerine baksınlar;

Bu zât-ı muhteremlerin ya karınları tokdur, açlık sınırında yaşayan asubayların hâlinden anlamaz,

Ya da

Bu zevâtın aç köpek kadar bile aklı ve haysiyeti yokdur!

 

*  *  *  *  *

Asubaylık meselesine taraf olanların

Asubaylığı anlamak ve târif etmek konusunda içine düşdükleri

Ve dahi

Yukarıda gördüğünüz “başıbozukluğu” ve “kavram kargaşasını” anlatacak bir resim arar iken,

Aşağıda gördüğünüz şu sessiz(!) çizgi-resimi keşfetdim!

Bir de siz bakın hele!..

8

Asubaylar konusunda söz hakkı olan taraflardan her biri

Gündüz vakdi kör gözlüğü takıp da bakdıkları asubaylığı

Kendi görmek ve anlamak isdediği şekilde gördü, anladı ve târif etdi.

Fakat bu taraflardan hiçbirisi asubaylığın hem iç hem de dış hukûkumuza göre

  • Gayri meşrû 

  Ve dahi

  • Gayri kânûnî olduğu fark edemedi!..

*  *  *  *  *

9Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.10

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.

Ömrünü hasretdiği Yeşilçam Sokakda karnını bile doyuramayan Yadigar Ejder,

Hep “üçüncü adamı” oynadığı Türk sinemasının “ucuz emekcisi” idi!

*  *  *  *  *

Canını fedâ etdiği Türk Devletinden;11

  • Karnını bile doyuramayan,
  • Hep oyalanan,
  • Avutulan,

Ve

  • En çok da aldatılan asubayları ise

Türk Ordusunun hep “ikinci sınıf” muamele gören “fakir ve ucuz emekcisi” oldu! 

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   Evvelki bölümleri okumak için aşağıdaki resimleri tıklayınız!   

Kapak-1 Kapak-2 Kapak-3

Kapak-4                       brove                   Kapak 5

 

 TEMAD'DA BİTMEYEN İHRAÇLAR!


 Mevcut TEMAD Yönetimin,  ilk ihraç ettiği kişi olmanın onurunu ve gurunu yaşayan biriyim.


Bunlarla birlikte olmaktansa, ihraçlı olmayı tercih ettiğimi defalarca dile getirmiştim.  Ya bunlarla beraber olsaydım! Düşünmek bile istemiyorum.


Mevcut yönetim, ihraca ilk önce şahsım  ve Sn. Bülent CİVAN ile başladı.  Ömür boyu TEMAD'dan İhracıma neden olan cümle aynen şudur;


"
Meselemiz TEMAD ile değil, TEMAD'ı kullananlarladır. Mücadelemiz hem içimizdeki egemenler ve onun köpekleri ile, hemde egemen güçlerle sürecektir."


Bu yorum yüzünde en başta anlı şanlı utanmaz bir İl  Başkanı "dede TEMAD'ın köpekleri" dedi diye özelden insanlara mesaj attı. Tabi bu mesajlar bana ulaşınca yerin dibine geçti. Çünkü böyle bir şey yoktu. Aynı il başkanı, Sn. CİVAN ve şahsımı kastederek, "bunları ihraç etmezseniz, mahkemeye vermezseniz hakkımı helal etmem"  diye yazılar yazdı. Şimdi o koca il başkanı silindi gitti, delege bile olamadı ama biz aynı yerimizde ve çizgimizdeyiz. 


Bize sürekli hakaret eden kişi, önce adeta ödüllendirilerek Genel Başkan yardımcılığına yükseldi, hızlı çıktığı yerden, daha hızlı şekilde  düştü ve O da  ihraçtan nasibini aldı, yetmedi 2 kez de mahkemeden hapis  ve para cezası alarak yaptığı yanlışın bedelini ödedi ve ödemeye devam ediyor. İnanın bu kişinin başına gelenlere sevinmiyorum, sadece acıyorum. 


Yine, Antalya TEMAD'a üye olmamıza engel olan Genel Başkan Yardımcısı da, ihraçlardan nasibini aldı. Biatının bedelini ihraç olarak aldı!


 O kadar çok insan ihraç edildi ki isimleri ve sayısını unuttum. Bu kadar ihraçla emin olun yeni bir dernek bile kurulur.


Bu kez,  ihraç konusu gündeme gelen kişi ise çok farklı. Hemen hemen sosyal medyada her konuya cevap veren, adeta herkesi bıktıran ve "Stajyer TEMAD Genel Başkan Adayı" olduğunu açıklayan biri.


Bu arkadaşın da maalesef,  "üyesi olduğu şubece  disiplin kuruluna sevk edildiği" ilgili şubenin sosyal medya hesaplarından açıklandı.


Söz konusu kişi, kurucusu olduğu şubenin başkanı olan devresi emekli jandarma assubay ve yönetimi tarafından disipline sevk edilmiş olması ayrı bir konu. Yani ikisi de jandarma, aynı devre, beraber okumuşlar, kader arkadaşı olmuşlar. Birlikte dernek kurmuşlar, şimdi biri diğerini disipline sevk ediyor! 


Söz konusu iki devre arkadaşı, kaybettikleri İl seçimi sonrası, mevcut şubeye 500 metre bile olmayan bir mesafede Genel Merkezin izni ile yeni şube kurmuşlar şimdi bu durumdalar. Yazık.


Disipline sevk edilen kişi ise sosyal medyadan başkanlık adaylığını açıkladığı paylaşımda aynen şu cümleyi kullanmıştı; Gn.Bşk.Adaylığı için Gn.Mrk.de Gn.Bşk.lık stajıma başladım. Ben başkan olursam çirkinlik yaparak Assubaylığa yakışmayanların ihracına devam edilecek."


Kaderin cilvesi olsa gerek,  ihraçlar devam edecek diyen kişiye de ihraç yolu göründü.


Şimdi kendisine kendi ifadeleri ile  sormak lazım;  çirkinlik yaparak Assubaylığa yakışmayan bir iş mi yaptın da  disipline sevk edildin?


 

Cevabını ben yazayım; HAYIR!



Yüz kızartıcı suç işlemediği müddetçe hiç bir assubay ihraç edilmemelidir. Ana ilkemiz bu olmalıdır. 


 İşte en bariz örnek benim;

 

Ahmet KESER beni ihraç etti de ne oldu? Susturabildi mi?


Mahkemeye verdi! Ne oldu?


Yazmaktan vazgeçtim mi? 


 


***



Disipline sevkedilen Arkadaşın son paylaşımı ise daha da manidar?


Bakın ne diyor?

 

"KOLTUK UĞRUNA BU CAMİYA KIYMAYIN"

 

Günaydın. Dün maharetmiş gibi nutuk attığı ihraç konusu, bugün başına gelince "Koltuk için bu camiaya kıymayın" diye paylaşım yapıyor. Bir doğruyu görmek için illa başınıza bir iş mi gelmesi lazım?


"Sen yoksan bir kişi eksiğiz" derken, en yakınındaki Genel Başkan Yardımcılarını ihraç eder, koskoca İstanbul İl Başkanlığını kapatır, oy alamadıkları şubelerin yanına çakma şubeler açar duruma düşenler, adeta birer ibret vesikası gibi karşımızda duruyor. 

 


 Çözüm Astsubayı dernekten ihraç etmek değil, derneğe ithal etmektir!

 


Saygılarımla

Dede Ersel AKSU


 Not: Sn. Eyup YILDIZ'ın bir yazısı var. Çok yakında onu  yorumum ile birlikte sizlerle paylaşacağım. Olayları hep beraber değerlendireceğiz. 

 

Büyük bir olay, büyük bir başarı! Bir dakikalık bu görüşmede herhalde assubay toplumunun tüm beklentilerine yanıt bulunmuş ve büyük müjdeler alınmıştır.

Bay Ahmet Keser, Temad Başkanlığı'na aday olduğu zaman tüzükteki amaçların gerçekleştirilesi dışında topluma birçok vaatlerde bulundu. Mesela, astsubay toplumuna açıkladıkları deklerasyonun birinci maddesinde;

Birinci önceliğimiz, yıllardan beri çözüm bekleyen özlük haklarımızı almak olacaktır.
a. Özlük haklarının alınması için ilgili, yetkili ve etkili kurumlarla sonuç alınıncaya kadar müzakereler kararlılıkla yürütülecektir.
b. Gerektiğinde meslektaşlarımız ve kamuoyunun desteği alınarak kararlılık ve güç gösterisi olacak yürüyüş, gösteri ve her türlü eylemleri yapacak ve bu eylemlere sonuç alınıncaya kadar kararlılıkla devam edilecektir.

demişlerdi. Bunları gerçekleştirmek için çok çalıştı, çok cabaladı zannediyorduk değil mi?

İlk seçildikleri dönemde Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret ettiklerinde zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel bizzat yönetim kurulundaki arkadaşların ifadesine göre “haklarınızı sokakta aramayın. Geçmişi yargılamanın kimseye faydası yok. Sorunları birlikte çözeceğiz. Bunun için, birlikleri dilediğinizde ziyaret edin. Sorunları Personel Başkanı'na iletin. O'nun çözemedikleri olursa, bana geleceksiniz” demişti.

Bu açıklama Bay Ahmet Keser’in tüm hesaplarını alt üst etti. Oysa O'nun kafasındaki tek düşünce milletvekili olmaktı! Bu düşünce mücadelede başarıların arkasından gelseydi, toplum bir vefa duygusu olarak bunu kuvvetle desteklerdi. Bu yüzden karargahtaki bazı engellemeler ipleri koparmak için  bahaneyi hazırladı. Kafasındaki düşünceleri hayata geçirmek için A.F.Özdemir arkadaşımızın değerlendirmelerinde belirtiği gibi, 2012 de MHP ile sıcak ilişki kurmayı denedi. Sonra CHP'ye gidildi. Her iki partide  özel beklentileri ve milletvekilliğine dair şartları dikkate almadı. Assubay toplumunun meselelerini kullanarak medyatik olma, bu makamdan siyasete sıçrama niyetini anlayıp uzak durdular. Bu yüzden AKP'ye yanaşmak, fırsatlar partisi haline gelen 13 yıllık iktidardan nemalanmak ve hızlı yol almak daha mantıklı idi!

Temad Başkanı ve yardımcısını AKP'den aday yapmak, hem iktidarın hem Genelkurmayın işini kolaylaştıracaktı!

Ancak bir çığ gibi büyüyen astsubay hareketi, hakların kazanılması halinde tabandaki statü farklılığı yaşayan diğer meslek grupları içinde bir başkaldırı örneği olacaktı. Üstelik, assubay camiasının büyük bölümünün Atatürkçü, laik cumhuriyete bağlı olması endişeleri arttırıyordu. Bunu önlemek adına, liderlerine bağlılığı arttıracak bir eylem türü yaratılmalı idi. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek ÖLÜM ORUCU EYLEMİ ortaya atıldı. Ortam ve zemin oluşturuldu. Ancak hesaplar tutmadı! Eylem bir süre sonra hükümet aleyhtarı bir havaya girdi ve şalter kapattırıldı. Eylem fiyasko ile sona erdi. Ancak, bu eylem emekli assubay tabanına kahramanca bir fedakarlık girişimi olarak empoze edildi. Oysa toplumun gazını almak, yaratılan prometeus vari Temad Genel Başkanı üzerinden 2015 haziran seçimlerinde camianın oyunu almaktı. Temad Genel Başkanı ve yönetim kurulu anonslarla AKP'nin grup toplantılarına, vizyon toplantısı ve seçimli genel kurullarına  katılmaları özellikle sağlandı. Oysa Bay Ahmet Keser

Hiç kimsenin (siyasi partinin) arka bahçesi olmayız. Buna ben izin vermem. Eğer şüpheniz varsa gelir yakamıza yapışırsınız. Bizim üzerimizden öyle ucuz şeylerle insanlar çıkıyor...

dememişmiydi? Yanlış hesaplar, ucuz statejiler ve cemaatle iktidarın düşman olması hesapları altüst etti. Sonuçta astsubay toplumunun kaderi ile oyanmasına neden oldu!

Amacına hizmet etmek, birilerine mesaj vermek için Assubay toplumunun hiç bir derdine çare olmayan "Güzin Paşa", "Şezlong Albayı", "Rezerve Paşa", "Genelkurmay lağv edilmeli" tarzındaki maksadı aşan eleştirilere; Assubay toplumu için yüzkarası olan Başkan Yardımcısı'nın gündem değiştirmek amaçlı yargılandığı "Y.A.Ş. üyelerinin mezarına tüküreceğiz" hakaretleri ardından muhtemel yargılanacağı Genelkurmay Başkanı'na

Komutan olmak için önce adam olacaksın

Ben sana general olamazsın demedim, adam olamazsın dedim

Basiretsiz ve yönetimsel aciziyetsiz

Şehit cenazelerinde göstermelik tabut taşıyan aymaz, vatan evlatlarının gözünde zerre kadar kıymetin yoktur

TSK manevi şahsiyetini temsil görevin bitmiştir, yazıklar olsun

tarzındaki hakaretleri bu topluma sadece tepkiyi ve hakların askıya alınmasını Genelkurmay ile iplerin kopmasını sağlamıştır.

Genelkurmay Nizamiyesi'nden giremeyen, siyasi ve askeri otorite tarafından muhatap alınmayan Bay Ahmet KESER saltanatını devam ettirmek adına assubaylar ve Temad adından yararlanarak bir yandan ticaret ve komisyonculukla saltanatı sağlamaya çalışırken, diğer yandan kendisi ve algıcı, çalgıcı, nemacı yalakalarıyla yılların mücadelesi ve özverili arkadaşlarımızın gayretleri ile alınacak başarıları sahiplenmek adına algı operasyonlarına devam ederek genelkurmay ve hükümet ile görüşmelere devam edildiği masalını anlatıyor!

Mücadeleden nemalanan narsist, biatçı takımı sürekli olarak topluma empoze etmeğe çalıştıkları gibi, neymiş; sorunları iletmişler. Şimdi sıra, çözüm görevini  verdikleri Genelkurmay'da imiş (!) Bre gafiller, Genelkurmay ile pastahanede mi görüşüyorlar ayrıca sanki Genelkurmay düne kadar sorunları bilmiyormuydu!

Siz, hiç bir riski olmayan sigortacılıkla bile kar elde etmeyen ticari yetenekten yoksun iken, piyasının iki misli fiyatla pazarlamaya çalıştığınız yurtdışı turlarınızla, arsa diye dağ başındaki tarlayı yüz misli fiyatla pazarlayan komisyonculuğunuzla, assubay toplumuna ne faydanız var?

Geçenlerde kendi kendine Astsubay Haber Portalı Genel Yayın Yönetmeni ünvanı veren bir riyakar çanak sorularla  Ahmet KESER’le mülakat yapıyor. Yine aynı üslup, yine ayni kibirle Bay KESER, kendisinin yapması gerekeni yapan, Genelkurmay'a, bakanlara, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'na  özveri ile bu toplumun sorunlarını ilgililere iletenleri müstehzi bir ifade ile 'sözde' hafife alıyor! Hala, eleştiri yerine Genelkurmay'ı 'sözüm ona' dışlamaya çalışarak  Genelkurmay ve siyasi otorite ile görüşememenin, muhatap alınmamanın acizliğini gizlemeğe çalışıyor!

  • Kedinin ulaşamadığı ciğere mundar dediği gibi, kendisini muhatap almayan, Cumhuriyet tarihinde ilk kez insani düşüncelerle şehit assubayın tabutunu omuzlayan Genelkurmay Başkanı'nın bu insani davranışını eleştirerek, trübünlere oynadığını düşünüyor!
  • "İzmir'den biri yüksek okul mezunu 1nci dereceye yükselememiş, 9/2 diye tutturmuş" derken 9/2 nin binlerce kişinin sorunu olduğunu, ayrıca görev koşulları ve sorumlukları asssubayların görev koşulları ve sorumluluklarıyla kıyaslanamıyacak memurlardan değersiz görülmesinin yarattığı psikolojik baskıdan haberi yok!
  • Yüreğini ortaya koyarak bakanlarla kişisel dostluklar kuran, onlara assubayın adaletsizliğine inandırıp desteğini alan Sn. Yılmaz Demir Özçelik gibi bir cesur yüreği kutlamak,  teşekkür etmek yerine, yaptığının kişisel tatmin olduğunu söyleme talihsizliğinde bulunuyor!
  • Assubayların sorunlarına inanan, destek veren eski M.E.B. şimdiki Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Prof. Dr. Nabi Avcı’nın hükümetteki saygınlığını yok sayarak, üstelik kendisini beceriksizlikle, İç İşleri bakanını laf salatası yapmakla suçlayacak kadar aymazlık gösteriyor!
  • Temad'ın ticari faaliyetlerinde Oyak ve Torku'yu geçeceğini, böylece assubayların  9/2 ve tazminatlardan daha karlı olacağını, refaha kavuşacaklar masalınıı anlatıyor!

Bay Ahmet KESER, 

Yalakaların büyük başarı gibi sunduğu, sıradan halkın katıldığı bir iftar yemeğinde Başbakan'a ulaşmaya çalışanların arasına kaynak yaparak girmek, iki resim çektirip bir dakikada astsubay sorunlarını anlattım diyerek hiçbir yere varamazsınız. Bu ancak sizi ve göreviniz bittiğinde etrafınızda göremiyeceğiniz Minatomani Yalakaları'nı tatmin eder.

Bu toplumun masallara ihtiyacı yok, sizi başımıza kral olarak seçmedik!

Bizler, gel dediğinizde gelen kurşun askerleriniz değiliz. Milyonlarca maddi ve manevi desteği çevrenizle saltanat sürün diye değil, bizi temsil edin, sorunlarımıza çare bulun, uzmanlar derneği gibi çalışın diye verdik.

Bu aymazlıklar, bu kişisel hesaplar devam ettiği sürece Temad Genel Başkanı olarak kaldığınız her dakika bu toplumun haklarının önündeki engeldir.

Siz önce becerebilirseniz yitirdiğiniz güveni sağlayın. Asb. adı ile kurulan kooperatife kendini 4 yıllığını başkan seçerek kendi refahını sağlamış olabilirsin.  Bir çok şube başkanının "rahatım bozulmasın" diyerek sessiz kalması seni bulunmaz hint kumaşı yapmıyor.

Seçilmeden önce günde iki kez arayıp danıştığın, seçildikten sonra kişisel hesapların ortaya çıkıncaya kadar sana destek veren bir ağabeyin olarak benim sözümü dinle. Yalakaların, biatçıların ile birlikte TENAD’ı (Türkiye Emekli Nemacı Assubaylar Derneği) kur! Tüzükte kendini ömür boyu başkan, yalakalarını yönetim kurulu üyesi seçtir. Sende kurtul, bu mazlum zümre de kurtulsun!

Not: Bu yazım üzerine yine yalaka gürühu kendileri ve sanal isimleri ile saldırıya geçeceklerdir. Hiç umursamıyorum! Sizde biraz yürek, biraz ahlak, biraz vicdan varsa daha önce de belirttiğim aşağıdaki konuları sorulayın;

  • Temad’ın aidat, gayrimenkul, bağış gelirleri, hazine yardımları ticari faaliyetlerden aldığı komisyonlar nedir, nereye harcanmıştır?
  • Astsubay ve Temad adı kullanılarak pazarlanan, emsallerinden yüzde yüz pahalı turlardan ve arsa diye dağ başındaki imarsız tarlanın yüz misli fiyatla pazarlanmasından,milyonluk ev satışından kim, ne kazanmıştır?
  • "Harcamaları sordum ihraç edildim" diyen Keser’in sadık yardımcısı Taner Yılmaz ve çantacısı, sırdaşı Sami Başkaya ile Fikret Parlak neden istifa etmişlerdir?
  • Başlangıç derecesindeki adaletsizlik yüzünden binlerce meslektaşımızın mağdur olduğu intibaklar konusunda kimlerle görüşüldü?
  • Bu adaletsizlikteki ısrarı kime, nasıl anlattınız? Nasıl bir tepki ile karşılandınız? Ya da "sırada 9/2 var" derken bunu neye dayanarak  söylüyorlar?
  • Tazminatlar büyük bir olasılıkla sadece 1'inci derecedeki assubaylara verilecek. Başka sürprizler var mı? Yoksa tazminatlarda intibaklar gibi binlerce kişinin mağduriyetine neden olursa bunu da emekleri olmayan diğer konulardaki  gibi  başarı diye lanse etmeye devam edeceklermi, Diyalog olmadan temsiliyet olmaz. Genelkurmay Nizamiyesi'nden içeri alınmayanlar bu görüşmeleri nasıl, kiminle yapacaklar ?
  • Hiçbir başarı elde etmeyen, etmesi de mümkün olmayan bu yönetime hangi amaçla destek veriyorsunuz? Bu desteğinizin Temad tüzel kişiliğine ve mücadelemize zararını biliyormusunuz?

Yanıtınızı bize vermeseniz bile belirttiğim gibi biraz ahlak, biraz vicdanınız varsa aynaya bakıp kendinize verin.

Kendisine ve mesleğine saygısı gereği mücadeleyi amaç edinmiş arkadaşlarıma saygılarımla....

Hiç bir assubay, TEMAD’ın tüzel kişiliğine saygısızlık etmez! Çünkü, TEMAD emekli assubayların temsilcisidir.

Bay Ahmet KESER’den önceki yönetimin temsil misyonunun yeterli olmaması nedeniyle, iletişim çağının nimetlerinden yararlanan assubaylar  yıllardır ön yargılarla oluşun haksızlıkları, hukuksuzlukları kamuoyu ve ilgililere duyurmak adına örgütlenerek, bu sitenin koordinasyonunda çok yararlı hizmetlerinin yanısıra, bizleri temsil edecek yeni bir yönetimi belirleme çalışmaları içine girdiler.

Bizlere güven veren, ayakları yere basan ANKARA PLATFORMU’nun mücadelede yaşanan olumsuzluklardan dolayı adaylıktan ayrılmaları üzerine, Ahmet Keser ve ekibini umut görerek seçilmelerine destek verdik.

Yönetime talip olan Ahmet KESER, TEMAD tüzüğündeki en önemli amaçlardan olan;

Dernek üyelerinin sorunlarının çözümü için gereken yasal ve idari girişimlerde bulunur

maddesine ek olarak;

Birinci önceliğimiz; yıllardan beri çözüm bekleyen özlük haklarımızı almak olacaktır. Özlük haklarının alınması için ilgili, yetkili ve etkili kurumlarla sonuç alınıncaya kadar müzakereler kararlılıkla yürütülecektir.

Bu ahlaksızca hakaretlerinin hesabını artık yargı önünde verecekler.

tarzında onlarca reform niteliğinde vaatlerde bulundular. Peki gerçekleştirdiler mi? Elbette gerçekleştiremediler!

Assubaylar olarak, bu yönetime tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini verdik. Bu yönetimin kişisel hesaplarla mücadelede başarı sağlamaması üzerine yaptığımız önerilerden, eleştirilerden ders almak yerine, yönetim destekli riyakar takımı ile eleştirenlere hakaret ve iftiralarda bulunuyorlar. Elbette bunları adamdan sayıp muhatap almıyoruz!

Bu güruh, bizlerin okuma ve yanıt hakkını engelleyip destek vermeyenlere sistematik bir şekilde saldırıyorlar!

Bunların başı olan 'TEMAD yönetiminde olması büyük bir şansızlık olan' Sami Boşkaya denilen kişi yazdığı bir yazıda “sosyal medyada özellikle başını Ersen Gürpınar’ın çektiği bir kısım kişiler tamamen show’a dönük kişisel çıkar amaçlı yapmaya çalıştıkları saçma sapan kampanya ve eylemlerinin Temad kurumsal yapısı ile hiç bir alakası yoktur. Bu tip kampanyaları sık sık düzenleyen Ersen Gürpınar'ın tek amacı reklam kampanyasından pay kapmaktır. TEMAD’a olan husumeti yaptığı kampanyalara malzeme olmadığımızdandır” buyurmuşlar!

Ah be assubay nosyonundan mahrum tosunum, sen bir kapıdan bir kapıya menfaat için koşarken, TEMAD ve mücadele adını telaffuz edemezken hiç bir kişisel çıkarı olmayan assubay sevdalıları tüzel kişilikleri, aidat, gayrimenkul ve hazine yardımı gelirleri, sekreterleri, makam araçları, binası olmadan çocuklarının, torunlarının harçlıkları ile mücadelede bir çok taşın yerinden oynamasını sağladılar.

17-EKIM-2009

Yukarıdaki resme iyi bakın. Bu resim, bizlerin koordine ettiği cumhuriyet tarihinde ilk kez bir cesur yürek arkadaşımızın, haksızlıklarımızı protesto etmek için MERZİFON-ANKARA yürüyüşünün sona erdiği Ankara Anıtpark'ta benim yaptığım basın açıklamasına katılanların resmidir.

  • Madem ben mücadeleye destek değil de kişisel hesap peşinde koşuyordum, Bay Ahmet Keser orada ne arıyordu?
  • Bu sitenin yaptığı birçok mail kampanyasından en önemlisi olanını sahiplenip "17 bin mektupla Genelkurmay'da ses getirdik" açıklamasını neden yaptı?
  • Kişisel gayretlerle bir çok ulusal gazetede günler ve haftalarca süren yazı dizilerimiz, Assubaya hakaret edenler için açtığımız davalar,mail kampanyaları bize ne gibi bir kişisel çıkar sağladı?

Kaldı ki, bunlar bizim görevimiz değildi. Bunları fedakar arkadaşlarımızın kendilerine ve mesleklerine saygısının gereği yapıldığını mücadeleye destek için gönderdiğimiz paralar ile ziyafet sofralarında, 5 yıldızlı otellerde ağırlanan satılık kalemler, görevden tanıdığımız yalaka takımı anlayamaz!

Yapılan her çalışma bu mücadeleye bir katkıdır. Bırakın ona buna laf yetiştirip aciziyetinizi gizlemeye çalışmayı, bu çalışmaları siz yapın, elinizi kolunuzu bağlayan mı var? Merak etmeyin bizler assubay adının geçtiği her konuya müdahil olur, her çalışmayı destekleriz.

Sizler, görevinizi yapmadığınız için bizler o boşluğu dolduruyoruz.

Genelkurmay nizamiyesinden giremeyen, Başbakanlık tarafından muhatap alınmayanların yapacakları bir şey yoktur!

Başbakan ve Genelkurmay Başkanı tarafından vaatler açıklandığında "40 yılda bir ele geçen fırsatı kaçırmayalım. Muhataplarınızla görüşün süprizler yaşamayalım, siz görüşemiyorsanız şubelerden bir heyet oluşturulsun" teklifimizi her zamanki gibi umursamadan 'nasılsa torbada keklik' diyerek; Genelkurmayı rol ve başarıyı çalmakla suçlayıp "Genelkurmayı devre dışı bıraktık, siyasi otorite ile hallediyoruz" açıklamaları ile şubelere emeğin olmadığı başarıyı sahiplenerek koştunuz.

Peki sonuç ne oldu? Hani halletmiştiniz? Hâlâ neyin karşılığı bu yalakalığı yapıyorsunuz? Sizde hiç vicdan yok mu?

Bu inadın, bu kibirin, bu aymazlığın sürmesinin bedelini assubaylar ödüyor!

İntibaklar, adaletsiz başlangıç dereceleri ile yapıldı. 3'üncü derecedeki ve yüksek okul bitirip 2'nci derecede bulunanlar mağdur edildi. Tazminatlardan haber yok. Ortalıkta bilgi kirliliği yaşanıyor. Ağa babanız ve TEMAD nerede? Neden açıklama yapılmıyor?

Tabii, patronunuz bay Ahmet KESER’in assubay sorunu çözme gibi bir derdi, gayreti yok. O, dağ başındaki tarlanın yüz misli fiatla assubaylara pazarlanıp alıncak komisyonla ve hayali şirketlerle gündem değiştirmeye çalışıyor!

Algıcı, çalgıcı, nemacı yalakalar, satılık kalemler nema peşinde olduğu için bunları eleştirmeye yüreği yetmeyince, assubay sevdalılarının takdir edilecek gayretlerini hakaretlerle, iftiralarla gündem değiştirip kişisel hesapları başarısızlıkları, aymazlıkları gizlemeyi amaçlıyorlar!

Sahi siz aynaya bakabiliyor musunuz? diyeceğim ama yüzü olmayan aynaya baksa ne olur, bakmasa ne olur!...

BU ZİHNİYETİNİZ DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BUNUN VEBALİNİ VE AYIBINI YAŞAYACAKSINIZ.

Mücadeleyi kişisel hesaplardan uzak amaç edinmiş assubay sevdalılarına minnet ve teşekkürlerimi sunuyorum.

3-fotograf-fark

Kıymetli meslektaşlarım;

 İntibaklar kör topal geçmişken, malum tazminatlar ve 9/2 konusu gündemdeyken, sadece bu konulara yoğunlaşmamız  gerekirken, TEMAD yönetimi, bu kez kendi içinde birbirine düşerek, yönetim kurulunda, birbirlerini ihraç eder duruma gelmiştir.

Evet, TEMAD tarihinde ilk kez,  bir yönetim kurulu üyesi ve Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ihraç ediliyor. Hem de Ahmet KESER'e en sadık, en yakın  kişilerden biri. 

12509867_797405483704764_7997650446499561055_n.jpg

Hele ki, sosyal medyada yaptığım bir yorum nedeni ile şahsımı,  çok değerli onlarca arkadaşımın ihracında rol oynayan ve bu konuda bizi bir kaç kez arayan, Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan yardımcısının da,  sosyal medyadaki beğeni ve yorumlar nedeni ile ihraç edilmesi,  kaderin cilvesi olsa gerek. 


İşte Tamer Yılmaz Beyin açıklamaları;

1-197.jpg


Peki, TAMER bey neden ihraç edildi?

5 yıldır can ciğer kuzu sarması olanların arasına ne girdi?

Tamer bey açıklamış;

2-175.jpg


Yani Tamer Bey,  yönetim kurulu toplantısında, son bir yılın geliri ve giderini sormuş. 

Gezilerden, ajandadan, faaliyetlerden ne kazandık, nereye harcadık, ne yaptık demiş?

Yönetim Kurulu Üyesi olarak hakkı var mı ? Var!

Peki Ahmet KESER  ne cevap vermiş?

Onu da Tamer Bey açıklamış;

3-135.jpg


Yani, her zamanki gibi, Ahmet KESER, para hesabı sorulunca, hemen agresifleşmiş. Tıpkı bir önceki Başkan Yardımcılarından Sn. Naim Örengül ve Sn. Yalçın Kaçar'ın yorumundaki gibi;

5-065.jpg
Tabi,  bizde bu hususlara o dönemde yazılarımızla değinmiştik. Biraz maddi konularda sorular sormuştuk.  Şahsım  ve Foça TEMAD'ın eski Başkanı ve halen delege olan,  Sn. Şeref Alkoç' da maddi konulara değinince Ahmet KESER yine agresifleşmiş, derhal TEMAD Hukuk Koms. Başkanının eşi ve Hukuk Koms. Üyesi Av. Meral AKKUŞ aracılığı ile haklarımızda suç duyurusunda bulunmuştu.

6-044.jpg

Ancak, değerli Cumhuriyet Savcılarımız, Ahmet KESER ve avukatı gibi düşünmemiş ve Sn. Şeref Alkoç ve şahsım  hakkımda takipsizlik kararı vermişlerdi.

7-040.jpg

 

8-033.jpg

Yalnız değerli savcılarımız, bizler için verdikleri Takipsizlik Kararında da, Ahmet KESER'e ve avukatına adeta hukuk dersi verdiler.

İşte o karardan bir bölüm;

9-031.jpgYani savcımız Ahmet KESER'e şeffaf ol, bunları kolaylıkla açıklayabilecekken dava açmak ne demek diyor?

Neyse,  kaldığımız yerden devam edelim,

adsiz-016.jpg

Tamer Bey, Yönetim kurulu toplantısında birazcık maddi konuları sorunca ortalık karışıyor, ve diyor ki;"Büyük Genel kurulda konuşurum!"

Peki,  Tamer Beyin,  büyük genel kurulda konuşması, nasıl engellenir?

Cevabı kendisi vermiş; tıpkı bizler gibi, " Üyelikten çıkartılarak ve ihraç edilerek."

Ahmet KESER de ihraçla tam da bunu yapıyor işte. Genel Kurulda açıklama yapmak isteyen kendi yardımcısını ihraç ederek konuşmasını engel koyuyor adeta!

11-038.jpg

Demek ki Tamer Beyin konuşmasından, korkuyor ve çekiniyor. Yoksa neden ihraç etsin?

Yani,  bunlar kolaylıkla açıklanabilecek hususlarken, tazminatların 9/2'nini gündemdeyken neden böyle agresif bir davranış sergiliyor?

TEMAD'ın gelir ve giderlerinin sorulması, para işi, assubayların tazminat ve 9/2 meselesinden daha mı önemli?

Tam da, birlik ve beraberlik içinde olduğumuzu göstermeye çalıştığımız bu günlerde, TEMAD tarafından ihraç edilen ve istenmeyen kişiler olarak, Tazminatlar ve 9/2 meselesi çözülünceye kadar, TEMAD yönetimini eleştirmeyeceğimizi açıklamışken, Teşkilat Başkanının ihracı çok mu uygun?

Yani assubayların temel konuları gündemdeyken, bu bölünmüşlük, parçalanmışlık  çok mu yakıştı?

AÇIKLAMA GENEL BAŞKAN YARDIMCISINDAN!

Eee bu durumda, TEMAD'ın 2 numarası, Ahmet KESER'in en gözde yardımcısı,  Sami Başkaya durur mu?

TEMAD Genel Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi Sami Başkaya, her zamanki gibi kendine has, ağırbaşlı, saygılı, efendi!  ve makamına yakışır tarz üslubu ile meslektaşlarına hitaben;  "Bırakın yaşıyorken bir araya gelmeyi, öldüklerinde mezarı yan yana gelmeyecek, bilumum, yalaka, uzantı, maşa ve general seviciler,.." diye aynı zamanda kitap yazarı olarak da, kalemini hemen oynatıverdi. 

 Zaten, bu zat, saygılı, efendi, temiz üslubundan dolayı, Ahmet KESER tarafından aday listesine alınarak, TEMAD yönetimine seçilmemiş miydi?

Her neyse, TEMAD yönetim Kurulu üyesi ve  Genel Başkan Yardımcısına değer üslubundan dolayı  tebrik ediyorum, tam da kendine yakışan türde yazmış. İşte tek yasal temsilcinizim diyenlerin edebi seviyesi;

12-028.jpg

Kimse kusura bakmasın, edebi seviyesi, bu tipte olan şahsiyetler, hangi makama gelirse gelsin, asla benim temsilcim olamaz. Beni temsil edecek kişi, meslektaşları olan assubaylara,

"...Bilumum yalaka, uzantı, maşa, general sevici, Temad düşmanı, assubay düşmanı, Genel Başkan düşmanı, ilkezisler, omurgasızlar, lan..." gibi sıfatları kullanmaz.

Herkes kendi edep ve seviyesine göre yazar...! 

Hadi onun edebi ve seviyesi belli de, meslektaşlarına karşı bunca hakareti beğenen, 119 kişiye ne demeli?

Bir de,  TEMAD'ın resmi internet sitesinden sorumlu bu kişi, henüz Tamer Beyin yerine atanan kişiyi, henüz bulamadı sanırım. 2 gündür TEMAD sitesinde Teşkilat Başkanı yok görünüyor! 

YANDAŞLARIN NEFESİ KESİLDİ. TEK SATIR YAZAMIYORLAR !

Aman Allahım, bu korku nedir? Yandaş yazarlar, kalemşörler, bu konuda  tek satır yazamıyor. Koca koca adamlar, anlı şanlı dava adamları, "süt dökmüş kedi" gibi uysal ve sessiz sedasız, görmüyorlar, duymuyorlar.

Assubay davasına sevdalı, "Saygıdeğer hanımefendileri, bar kadının gibi lanse eden karikatürlerde paylaşan",  olmadık hakaretlerde bulunan, gücü sadece meslektaşının eşine yeten bu kişiler, (assubay demeye utanıyorum) ne yapıyor?

Siz hiç meslektaşının eşine, hakaret eden bir meslek grubu gördünüz mü? Ne subaylarda ne uzman çavuşlarda? Var mı böyle bir densizlik?

Bu davayı yeniden canlandıran, değerli büyüğümüz Sn. Ersan Gürpınar'a bile, en ağır saldırıları yapan, en kötü hakaretleri yazan sözde büyük dava adamları bu olayı neden ele almıyor? 

Bu konuları neden görüp, duyup, tek satır dahi yazmıyorlar?

Çünkü onlar kendileri yazamaz. "Kız arkadaşının terk ettiği, yüzü bol sivilceli ergen oğlanlar" gibi, "özelden en aşağılık yalanlarla iftiralarla insanları karalayan gönül adamları" gibi,  ağababalarının verdiği  talimat dışına çıkamazlar.

Bir gün gelecek, onların da yaptıkları aheste aheste çıkacaktır. Tıpkı, Tamer Paşanın başına gelenler  gibi.

TAMER YILMAZ ÇOK MU MASUM?

Tamer Yılmaz,  ihraçlarda önemli rol oynayan birisi. 1600 küsur üyeli,  TEMAD'ın ilk şubelerinden 31 Yıllık İstanbul TEMAD  Şubesini kapattırmak için her türlü işi yapmıştı.

 TEMAD Hukuk Komisyonu Başkanı, Av.  M.Erkan AKKUŞ ile beraber, İstanbul TEMAD'a kadar gidip, çilingir marifeti ile şubeye girmek istemişler, daha sonrada karakolluk olmuşlardı.

Üstelik Tamer Beyin, görevleri arasında; " derneklerin yurt sathına yayılması,asil üyelikleri teşvik ve artırma,büyüme için çalışma ve planlama yapma görevi" varken şube kapatma, üyeleri ihraç etme işlerine girmiş, imzalar atmıştı.

Demek ki, "Başkanım odanızdaki boş kolonya şişelerini doldurttum, sehpadaki çikolataları tamamlattım, arabanızı temizlettim deposunu da fullettim" demekle olmuyormuş bu işler. Birazcık sesini çıkarınca, sorular sorunca,  adamın sesini kesiveriyorlarmış.

Kısacası, TEMAD'ın generallerinden, Tamer Paşa, rüzgar ekti fırtına biçti.


TEŞKİLAT BAŞKANI GİTMİŞ, TEŞKİLAT UYUYOR!'

2-176.jpg

İyi de, Teşkilattan  Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ihraç edilirken, teşkilat, şubeler, şube başkanları, delegeler,  Teşkilat Başkanının ihracı konusunda  ne yapıyor?

Tık yok!

 Başkanlıklarını,  etiketlerini, delegeliklerini kaybetmemek için sessizce izliyorlar. Ne de olsa sesini çıkarınca, Balıkesir ve İstanbul'un başına neler geldiğini biliyorlar.

Seslerini çıkarırlarsa,  belki de burunlarının dibinde,  Eskişehir TEMAD, da olduğu gibi, bir kaç yandaşa, mevcut TEMAD'ın 500 m. ilerisine de, hemen bir şube kurduruverdiler. 

Tıpkı, İstanbul'da kurdukları ve 1 ay geçmeden kapanan,  şimdilerde tabeleası ve direği, kurana, kurduranlara hatıra olarak kalan! Bakırköy Temad şubesi  gibi.

İşte böyle, çakma şubelerin mimarlarından birisi de, Tamer Beydir.

Değerli meslektaşlarım, sizlere, hak alacağız diye lanse ettikleri 100 şubenin acınacak hali budur...

Bir diğer husus, 2013 yılında, emekli olduğumda Kahramnamaraş'ta TEMAD Şubesi yoktu. TSK'dan ilişik kestiğim gün, Genel Merkeze üye oldum. Daha sonra yazılı olarak, Antalya TEMAD'a üyelik başvurusu yaptım.

 O dönemde Antalya İl Başkanı Mustafa Değirmenci, Genel Merkezden gelen talimatlar gereği,   bizi üye kayıt edemedi.

Bu talimatları veren kimdi?

Tabi ki, Keser'in en sadık adamı Tamer Yılmaz!

Mustafa Değirmenci'nin üyelik konusunda verdiği cevap "Ersel Bey, sizin ile ilgili özel bir durum var, Tamer bey ile çok tartıştık, o nedenle üye kaydedemiyoruz" demişti. Özel durum dediği bizim ihraç işlemi. O günlerde Mustafa Değirmenci ile sert tartışmalar yaşayan ve bizi üye kaydettirmeyen Tamer bey de, bizim ile aynı akibeti paylaştı.

Her zaman kusursuz itaat, biat ve sadakat gösterenlerin sonunda olduğu gibi, hepsinin sonu aynı olacak. 

Allah yarına bırakır ama yanınıza bırakmaz!

Buradan Tamer Yılmaz'a açık bir çağrı yapıyorum; madem bir soru sordunuz ve karşılığında ihraç edildiniz, bunu da sosyal medyada yazdınız, elinizde ne varsa gidin hukuka ve hesabını sorun.

Yok bütün kavganız,  2. adam olmak için ise zamanlamanız çok yanlış. Yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış kişilere, doğru sorular sormuşsunuz.

Size "oh olsun" demiyoruz, geçmiş olsun diyoruz. İnşallah yaşadıklarınızdan ders alır da, size hakkı geçen  tüm meslektaşlarınızdan kuru bir özür dileme erdemini gösterirsiniz.  

Size, sizin gibi davranmayacağız. Güç elinizdeyken, ihraç ettiğiniz, bizim gibi onlarca Keser'zade meslektaşınızın arasına hoşgeldiniz diyoruz.

Hayırlı olsun.

Ne zaman adam oluruz?

"MAKAMLARLA, MAKAMLARI İŞGAL EDEN KİŞİLERİ AYIRT EDEBİLDİĞİMİZ ZAMAN.."

NOT : Temsilcinizim diyen TEMAD ve yetkilileri,  intibaklarımızın maaşlara yansıması ve gereken işlemin yapılması için  SGK'ya müracaat edilecek mi? Genel Başkan yardımcısı, sosyal medyadan millete laf  yetiştireceğine, konumunun farkına vararak  biraz sınıfına hizmet et de cevap ver. Her şeyi muhalif dedikleriniz mi duyuracak? Bari böylesine basit bir işi TEMAD'ın sayfasından duyurun.  Az işe yarayın be kardeşim! 

Saygılarımla

Dede Ersel AKSU

KAYNAK:https://www.facebook.com/photo.php?fbid=797405483704764&;set=a.356608914451092.1073741825.100003059582308&type=3&theater

YAZARIMIZI TAKİP ETMEK İÇİN ;

FACEBOOK :https://www.facebook.com/dedeersel.aksu.1

TWITTER: https://twitter.com/DedeErselAksu

Kıymetli Meslektaşlarım;

Yaklaşık 2,5 aydır feryat figan yazılar yazıyoruz; Assubaylara verilecek tazminat, Başarı tazminatı olarak çıkacak, makam ve görev tazminatı vermeyecekler, şöyle çıkacak, böyle olacak, assubaylar mağdur olacak, sicil yolu ile 1'e düşemeden emekli olan assubay,  sicil yolu ile nasıl tazminat alacak? Emeklinin sicili mi olur? Sanırım emekliye verilmeyecek? vs. onlarca uyarı yazısı yazı yazdık.

"Dağ fare doğurmasın" diye yazmadık mı?

Bu konulardaki tüm yazılarımız buradan okuyabilirsiniz.

(Muhalif köşe : http://www.emekliassubaylar.org/component/k2/itemlist/category/23)


Her defasında malum tayfa, fütursuzca konuyu kişiselleştirerek,  şahsıma ağza alınmayacak sözler ile saldırıda bulundu.


 "Ne asparagas haber yaptığımı, ne yalan söylediğimi, ne de nabız ölçtüğümü" bırakmadılar!


Hatta Temad Genel Başkan Yardımcısı, "biz sonuçlar üzerinden bilgi vereceğiz, cek- cak yapmayacağız, tazminatlar konusunda çok şaşıracaksınız" yazmıştı.


Ee hadi şaşırtın bizi?

Böyle mi şaşırtacaktınız?


Çakma internet sitelerinden, sosyal medyadan, ağlayarak mı  şaşırtacaktınız?

Tüm bunlardan sonra ne oldu?


 Bizimkiler, Amerika'yı Bir kez daha keşfetti.


 Sanki ilk kez duyuyorlarmış gibi, konuyu kamuoyuna lanse ediyorlar.


Son yazımda açıkça belirtmiştim; "Durumdan TEMAD yönetimine de haber verildi" diye. Çünkü bana bildirenlere aynen,  TEMAD'a da bildirmesini istemiş ve sonuçtan bilgilendirmeleri ricasında bulunmuştum.


 Buyurun TEMAD Genel Başkan Yardımcısı, Mecliste Milletvekilleri ile görüşmesinden sonra bir yazı yayınladı.


 İşte TEMAD Genel Başkan Yardımcısının, yazdığı yazının ilk bölümü; 


Tazminatlar BAŞARILI HİZMET / BAŞARILI ASB. tazminatı adı altında Genelkurmay tarafından teklif edilmiş..Torba yasasına girmiş. Emekliler dahil, Kd. Bçvş.ları kapsıyormuş. Başka isim adı ile çıkarmak zorunda kalmışlar. Yoksa diğer kurumlar için emsal oluştururmuş...Ayrıca bunu sicil ile bağlantılı yapmışlar. Sicil sınırı net olmamakla beraber Asb. Çvş.luktan Kd.Bçvş. arası geçen sürede 90 sicil ortalaması olarak teklif edilmiş..


 Yukarıda ki ifadeler, dün yani 12 Ocak 2015 tarihinde, 8 Mart ‘ ta yapılacak Komutanlık Astsubayları toplantısına ön hazırlık amaçlı toplantı sonrası Kuvvet Assubayları tarafından sızdırılmıştı. Daha önce de söylediğim gibi, biz sonuçlar üzerinden konuşuruz. Yukarıdaki ifadelerin doğruluğunu, bu gün yani 13 Ocak 2016 tarihinde ilgili milletvekilleri ile görüşerek teyit ettikten sonra yazıyorum.

TEMAD TAZMİNAT


 Buyur burdan yak!


2,5  Aydır uyarıyoruz, "erken uyarı görevi yapıyoruz" diyoruz, "Yalancılıkla, asparagas haber yapmakla" itham ediliyorduk. 


Yazdıklarımız, yalansa,  asparagassa bunlar ne?


Yumurta yine sona geldi ve tutuştular.

 

 Ben olacağı sizlere şimdiden söyleyeyim;


Aynen intibaklarda olduğu gibi, kanun tasarısı Genelkurmaydan geldiği gibi geçecek. Çünkü, meclise gelmeden önce, başta mali konular olmak üzere Genelkurmay ve Hükümet mutabık kalıyor ve öyle meclise geliyor. Meclise geldikten sonra değiştirmek imkansıza yakın.


 Bu tip tasarılara, çıkış kaynağında, yani Genelkurmay'da müdahil olamazsanız, değiştirilmesi çok zor olur. Tecrübelerimizle bunu defalarca yaşadık.



ÇALIŞANLA ÇALIŞMAYAN AYNI SONUCU ALIR MI?


 İşte size emsal derneklerden bir örnek; 


Bakınız, EMUZDER Başkanı Sn. Esef Merdoğlu, günlerini, son 6 ayını mecliste, komutanlıklarda geçirerek, istediğin fazlası ile aldı.


Aynı dönemde Temad ne yaptı?

Siyasetçilerin, 7 Haziran seçimleri sonrasında, AKP'nin "bir oyun bile hesabını yaptığı" bu dönemde, TEMAD Başkanı 21 Haziran - 12 Temmuz 2015 tarhileri arasında,  önce 18 ülkeyi kapsayan, 22 günlük 1600 euro'luk Büyük Avrupa gezisine gitti.


 Ardından, içinde bulunduğumuz, tekonoloji ve  iletişim çağında, bilgilendirme çok kolayken, aksine, günlerce tüm şubeleri dolaştı, "herkesin bir derece alacağını"  filan anlattı.  Bu esnada, hükümetin gideceği ve koalisyon olacağı öngörüsü ile hükümete yönelik, Sn. İçişleri Bakanı hakkında, "laf cambazlığı" ithamlarında bulunacak kadar,  zehir zemberek sözler ile eleştirilerde bulundu. 


 (https://www.facebook.com/groups/hakyoksaoyyokdiyenassubaylar/?fref=ts)

 

Türkiye de bir şeyin olmasını istemiyorsan, muhalefetle hareket edeceksin veya muhalefet lideri gibi konuşacaksın. Başkan da tam bunu yapıyor.

 

Başkan , Başkent TV'de bir röportaj vermiş ve o röportaj da aynen şöyle demişti "TSK'yı üç maymuna çevirdiler!"


Vallahi, TSK değil ama, intibak ile bölünen, birbirine düşen assubaylar, tazminat ile de bölünüp, birbirine düşerse, "sen sicil aldın, ben alamadım" kavgası başlarsa, sayelerinde kimin neye çevrildiğini  hep beraber göreceğiz!


 Kısacası,  son 6 ayda başkan başka şeylerin derdindeydi. Şimdi intibaklardan sonra, tazminatlar gündeme geldi. Tüm bu yaşanan ve boşa geçen 6 ayın sonunda,  kimse bunları muhatap alarak düzenleme yapmaz. Kendimizi umutlandırmaya gerek yok.

 Görünen köy kılavuz istemez.

 

ONBİNLERİ ANKARA'YA YIĞARSINIZ!


Tazminatların bu şekilde çıkması durumunda, bunun bir numaralı sorumlusu,  Genelkurmay olacaktır. İşin mutfağı Genelkurmaydadır. Eğer böyle çıkarsa, son dönemde kendilerine karşı yeşeren aidiyet duygusuna,  büyük ket vururlar.


 Tepkilerin önünü alamazlar. 

 

Bir subay, 6 tane tazminatı şartsız, şurtsuz alırken, assubayların önüne konulan tazminat şartları kabul edilemez!

Bir albayın, sadece  emeklilikte aldığı tazminatlar, emekli assubay maaşı kadarken bunu assubay toplumuna anlatamazsınız.

Sanırım işin ciddiyetini anlamada veya algı problemi yaşanıyor.

Artı binlerce dava açılır, 20- 30 yıl önce emekli olmuş assubayın sicili mi olur arkadaş?

O zaman subaylara, generallere de tazminat vermek için sicil şartı koyun.

Sanki assubaylara verilecek tazminat, albayın, generalin, milletvekilinin maaşından kesilip verilecekmiş gibi davranmayı bırakın.

İşte dün, Albaylara erken emeklilik piyangosu veren, siz değil misiniz?


Kendi personelinize yaptığınızı beğenip, içinize sindirebiliyor musunuz?

Kimse unutmasın, olumlu tepkiler, övgüler bir anda tersine dönüverir. Assubayların masum beklentileri ve talepleri ateş topu gibidir, oynayanın elini yakar! O nedenle, kimse bu konularda oyun oynamasın!  


BAT'INIZ BATSIN!


Doğuda en zor şartlarda görev yapan assubaylara verilecek üç kuruş tazminat için kılı kırk yaranları, biraz mantıklı ve akıllı düşünmeye davet ediyorum.

Bu vebalin altından kalkamazsınız, ezilirsiniz. Böyle tazminat verecekseniz hiç vermeyin. Bakınız şimdiden "BAT'INIZ  (Başarılı Assubay Tazminatı) batsın!" diye yazılmaya başlandı.

Her zaman diyoruz; "Dünyanın en disiplinli ordusu, aynı zamanda en adil ordusu olmalıdır."


NOT  : Bu yazım tazminatlarla ilgili son yazım. Tazminatlar komisyona gelmeden bir daha yazmayacağım. Madem TEMAD uğraşıyor, düzelttirecek, biz de onları takip edeceğiz, gerekirse destek olacak  ve sonucu bekleyeceğiz.


***


AŞAĞIDAKİ RESİMLERİ ÖZELLİKLE DERLEDİM. İLGİLİLERİN, İLERİDE ÖNÜNÜ ALAMAYACAKLARI BU SORUNUN,  İŞİN NEREYE GİTTİĞİNİ, SORUN YERİNE, ÇÖZÜM ODAKLI DÜZENLEME YAPSIN DİYE SON UYARI GÖREVİMİ YAPIYORUM...


TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR

TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR2TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR4TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR 3TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR4TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR 7TEMAD TAZMİNAT İÇİN GÖRÜŞÜYOR8


Kaynak : 

http://www.temad.org

 

http://www.emekliasubaylar.org/yazarlar/item/1105-basbakana-kumpas-milli-orduya-dinamit

 

Asubaylar; Gülen Ayva, Ağlayan Nar!

 

İntibâk Kânunu nihâyet dün, 29 Aralık 2015 Salı gecesi Meclis’de kabul edilip meriyyete konuldu.

4752 sayı ve 11 Nisan 2002 târihli Kânun ile

Asubay Sınıf Okullarının isminin 2002 senesinde Astsubay Meslek Yüksek Okulu’na tebdil edilip

Tahsil süresinin de 1 seneden 2 seneye yükseltilmesiyle birlikte gündeme gelen “Eski”lerin intibâk meselesi 2015 senesinin bitmesine iki gün kala 6656 sayılı kânun ile zevâl buldu.

Tıpkı 40 sene devâm eden birinci derecenin dördüncü kademesindeki haksızlıkda olduğu gibi

Sâdece Asubaylara özgü bir ayıp olan intibâk meselesi de

Bir daha hortlamamak üzere ülke gündeminden def olup gitdi.

Muhalefetiyle, iktidârıyla el birliği edip Kânun maddesine rey veren vekillerimize teşekkür ederiz.

Şu memleketde yaşayan hiçbir devlet memurunun duyup bilmediği, tanık olmadığı bu intibâklar

Anamızın ak sütü kadar helâl idi bize...

Bu kânundan istifâde edeceklere,

13 seneden beri rehin tutulan hakları, 2016 Nisan ayından itibâren iade edilecek.

Hepsine hayırlı, kademli olsun inşallah!

Fakat

2002 senesinde beri habis bir ur gibi büyüdükce büyüyen bu intibâk haksızlığını çözmek için

Devlet erkini elinde tutanların sağa sola salladığı adâlet kılıcı

Asubayların bir kısmına ne yazık ki adâlet getirmedi... 

*  *  *  *  *

Başladığı ilk günden bitdiği son güne kadar geçen 13 senede hakkında söylenenlere, yazılanlara bakıldığında

Hem Türk siyâsî ve askerî

Hem de belki dünya siyâsî târihinde kendisine istisnâî bir yer edinen Asubayların şu intibâk meselesi

İyisiyle kötüsüyle bugün itibâriyle târihdeki yerini aldı...

Asubayların maaş derece/kademesinde son 50 senede katetdikleri aşamaları gündem ederek

İntibâkların ne menem bir şey olduğunu fâş eyleyen

Ve dahi

Asubayların haklarını tahakkuk ettirmek için verdiği amansız mücâdeleyi

Târihin sayfalarına altın harfler ile nakşeden üç makâle neşretmişiz son üç sene içinde; 

Dönme Dolap 

Siz, Kaçın Kaçından sınız? 

Seyir Defteri İntibakların! 

Üçü de birbirinin mütemmim cüz’ü olan bu üçü bir yerde makâlelerimiz ile

İntibâk dediğimiz kavramın ne anlam ifâde etdiğini

Ve dahi

Biz Asubaylar için ne kadar hayâtî bir mesele olduğunu belgeleri ile ortaya koyduk.

Kânunun muhteviyâtına bakdığımızda;

Son 50 senede elvân çeşit derece/kademeden emekli edilen Asubayların hepsinin birer ikişer kademe maaş terfisi aldığını görüyoruz.

Fakat bu Kânunun bir de istinâsı var;

Birinci derece dördüncü kademeden emekli edilen Asubayların bu Kânundan hiçbir kazancı olmadı...

Sicilen ya da kendi parasıyla yüksek tahsil tamamlayan meslekdaşlarımızdan bu Kânunda tek kelime bahis yok! Daha doğrusu bu Kânunda onların adı yok!

İnanması zor, fakat acı hakikât, işde tam da böyle...

*  *  *  *  *

Peki,

Aynı Kânuna tâbi, aynı şartlara, aynı haklara sahip aynı zümrenin

Neredeyse parmak izleri bile aynı olan Asubayların

Nasıl oluyor da

Bir kısımı gülen ayva olurken

Diğer kısmı ağlayan nar olabiliyor?.. 

*  *  *  *  *

13 seneden beri mâğdur edilen Asubayların tahsilden kaynaklanan intibâklarının yapılması konusunda

Genel Kurmay Başkanımız Sayın Hulusi AKAR’ın teşvik edici açık bir tavrını ne yazık ki göremedik!

Tamâmen susmayı tercih etdi... Ne anlama geldiğini de ancak kendisi bilir!

Vuranından, kıranından, kızanından küseninden,

Benim gibi küfür sallayıp yazarından çizerine kadar Asubayların emeği, çabası bir yana

Derneğin bütün üyeleri ile birlikte

TEMAD Başkanımız Sayın Ahmet KESER’in bu neticeyi almak için elinden geleni yapdığını biliyoruz.

Aynı cümleden olmak üzere Tayyar Başkanın hemşehrisi Başbakanımız Sayın Ahmet DAVUTOĞLU,

1 Kasım 2015 milletvekili seçimi arifesinde; önce Malatya’da, sonra da memleketi Konya’da söz verdi.

Akabinde, 64’üncü hükûmetin 3 aylık icraat gündemi vesilesiyle yapdığı konuşmasında,

Bu sözünü Meclis’de tekrârladı.

Bu konuşmaları duyan

Ve dahi

Er, sözünden tutulur vecizinden ilhâm alan Eski Tüfek de

Şöyle bir suâl gönderdi, kendileyin Başbakanlığımıza;

images-01

Başbakanımızın kendisi değil fakat onun vekili olan BİMER

15 Aralık 2015 târihli cevâbında şöyle diyordu;

images-02

Demek ki isteyince oluyormuş bu işler!

Yetkili merciler elini çabuk tutdu ve daha iki gün bile geçmeden neticeye vardılar.

Biz Asubaylara yeni bir hak vermediler. Bunun farkındayız. Ve netice itibâriyle 2002 senesinden bu yana kanserleşmiş bu intibâk meselesine bir neşder atıp Asubaylara bu hakkını teslim etdiler.

images-03

Fakat Asubayların bir kısmına hakkını teslim eden aynı kânun

Aynı zamânda, Asubayların bir başka kısmını da mağdur etdi.

1971 senesinde Harp Okulları tahsil süresi 2 seneden 3 seneye yükseltilmesinin 1 ay evvelinden Subaylarımızn intibâk Kânununu Meclisden koşar adım geçirdiler.

Fakat, Astsubay MYO Kânunu Meclisde görüşülüp kabul edildiği 2002 senesinde Asubay intibâkları da o gün orada çözüme kavuşdurulmalıydı.

Ne verdiysen Kânun ile, o gelir senin ile... İşin sonunda intibâk Kânunu ile tenceremize neyin girdiğine bakarız. Bu Kânundan sonra akşam sofrasında gene çeşme suyu tirite ekmek bandıranın vay hâline.

Bu kânunda isminden hiç bahsedilmeyen bir Asubay zümresi var; Sicilen veya kendi parasıyla yapdığı yüksek tahsil neticesinde birinci derece dördüncü kademeden emekli edilen Asubaylar... Bu intibâk Kânununda, bu zümrenin isminden tek kelime bahsedilmedi. İntibâk kelimesinin ne olduğunu bilen birisi olarak şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim; Bu Asubay zümresi, Anayasanın 17’inci maddesinden neşet eden “Kendini geliştirme hakkını kullandığı için” kelimenin tam anlamıyla cezâlandırıldı... Bu cezâyı hukuk ile izâh etmenin de imkânı yokdur.

images-04

Yukarıda izah etdiğim sebeplerden dolayı

Bugün itibâriyle;

Toplam 4 senelik hizmet, emek, tahsil karşılığı olarak devletimden şu an hâla 4 kademe alacaklıyım.

Bu haklarımı zamânında alsaydım şâyet, bugünkü derece/kademeye 4 sene evvelinden terfi edecek idim.

Bu kânunu 12 sene boyunca çıkartmayan zamânın tek Başbakanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a

Ve dahi

12 senelik bu dönem içinde elleri böğründe öylece bekleyen şu Genelkurmay Başkanlarına

Eski Tüfek olarak ben,

Hakkımı helâl etmiyorum!

images-05

Asubayların tahsil süresinin 1 seneden 2 seneye yükseltilmesinden dolayı yapılan intibâklardan

İstifâde ederek 13 sene geç de olsa müktesep hakkını alan meslekdaşlarımıza hayırlı, kademli olsun inşallah!

Aynı kaderi yaşadığı hâlde

İntibâk Kânununda isminden hiç bahsedilmeyen birin dördündeki biz emekli Asubaylar

Ȃdâletsizlikden asla korkmadık!

Fakat

Yaşadık ve gördük ki!

Vakdinde tecelli etmeyen adâlet,

Meğerse adâlet değil imiş!..

İçinde bulunduğum şu anki hâlet-i rûhiyeme ancak şöyle tercümân olabilirim;

Sekiz bin Ayvanın gülmesi için

Bir tek nar ağlayacak ise şâyet

Eski Tüfek olarak ben

Ağlamaya râzıyım!

brove

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

Kıymetli Meslektaşlarım;

"Yazmayayım" diyorum  ama öyle hatalar yapıyorlar ki, yaptıkları hata, sırf kendilerini ilgilendirse sesimi çıkarmayacağım.  O kadar bariz hatalar yapıyorlar ki; tüm assubay sınıfı bundan olumsuz etkileniyor. Bu kez de,  bilmeden çalışan assubaylara için benzer durum söz konusu.

Yani  müdahil olmasak, bir çuval inciri berbat edecekler yine...

Malumunuz,  bu günlerde "İntibak ve tazminatlar " konusunda çalışmalar var. Bizlerde bunlara müdahil olmaya, hiç bir kesiminin, haksızlığa uğramaması için uğraşıyoruz.

 Özellikle tazminatlar konusunda, "24 yıl ve II. Kad. Kd. Bçvş." şartının olmamasını, subaylarda olduğu gibi, assubaylarda da Başçavuş rütbesinden itibaren,  kademeli olarak tazminatların verilmesini savunuyoruz.

Eğer,  15 yıllık bir binbaşıya tazminat verilir de, 19 yıllık bir başçavuşa tazminat verilmezse burada adalet olmaz.

Malum,  yeni rütbe bekleme sürelerine göre;  bir assubay 18 yılın sonunda başçavuş,  24 yılın sonunda Kd. Bçvş. olabiliyor.

astbelge3


Peki TEMAD ne yapıyor?

Yine bilgisizce, ilgisizce ,  mail ve mektup kampanyası başlatıyor! Bakın size,  o kampanyadan iki  cümle arz edeceğim.

1'inci  cümle "Son zamanlarda hükümetimiz ve Genelkurmay Başkanlığının bazı hususlarda uzlaştığını görmek memnuniyet verici bir durumdur."

Buna ne denir?

 Kardeşim sana ne?  

Kimin?  kimle? "uyumlu,  uyumsuz çalıştığı" seni ilgilendirir mi?

Muhataplardan biri, "Daha önce uyumsuz mu çalışıyorduk?" dese,  ne diyeceksin?

Sen, kendi derdini "kısa öz anlat " yeter.

Bu da, Tazminatlarla ilgili,  2. cümleden bir bölüm; "Bu hususun tek kıstasta ve Kıdemli Başçavuş rütbesindeki personel ile onun emeklilerine verilmesi doğru ve adil bir çözüm olacaktır."

Yani mealen, "Tazminat,  sadece çalışan  ve emekli Kd. Bçvş.lara verilsin" diyor.

İyi de kardeşim, eskiden bir assubay, 18 yılda Kd. Bçvş. oluyordu,  ya günümüzde?

2009 sonrası değişiklik ile bir assubay,  24 yılda Kd. Bçvş. oluyor

Bir yandan, "24 yıl şartı kalksın" diyorsun, diğer  yandan,  "Kd. Bçvş. demekle 24 yıl şartını dolaylı olarak istiyorsun".

Daha sen, neyi? nasıl? isteyeceğini bilmiyorsun!

Genelkurmay veya Başbakanlık ; "Tamam, sizin, TEMAD'ın istediği gibi veriyoruz, emekliler dahil, yeni rütbe bekleme sürelerine istinaden,  tüm Kd. Bçvş.lara tazminat veriyoruz " dese, ne yapacaksın?

temad kampanya

Tamam,  insanlar her konuya vakıf olmayabilir, ama siz kurumsunuz. Temsilcinizim diyorsunuz. Kurumlarda ciddiyet ve konulara vakıflık esastır.

TEMAD'ın başlattığı bu kampanya,  tüm çalışan assubayların aleyhine olmakla birlikte,  emeklilere de yansıtıldığında emeklilerin de aleyhine olacaktır.  

  Bir teklif yapmadan önce, artısını, eksisini iyi hesaplamanız gerekir. Mesela sosyal medyada 24 yıl ve II. Kd. Kad. Kd. Bçvş. teklifinin TEMAD tarafından yapıldığı yazıldı.

Şimdi başlatmış olduğunuz,  mail ve mektup kampanyanız,  bu söylemi  desteklemiyor mu?

 

Yazının içeriğini değiştirin diyeceğim ama binlerce mektup, e-mail gittikten sonra değiştirsen ne olacak? 

 

Başkan konuşunca,  mangalda kül bırakmıyor.

  "Her şeye hakimmiş" gibi konuşuyor.

"Yumuşak G planımız bile var" diyor.

Diyor da diyor.

 Son röportajı tam,  1 saat 20 dakika. Aralıksız konuşuyor. Keşke bolca konuşma yerine, bu işlere kafa yorsa. 

Hayır,   bilmiyorsunuz bari bilenlere sorun...

Kendilerinden ricamız, bu tip, bilgisizce hazırlanmış, ilkokul çocuğunun elinden çıkmış gibi  tekliflerle, kampanyalarla, yeni mağdurlar kitleleleri  yaratmamalarıdır.

Tabi buradaki sıkıntı, mevcut yönetimden, konulara sağduyulu yaklaşan, özlük haklarımıza vakıf,  aklı başında insanların, yönetimden ayrılmasından kaynaklanıyor.

İlk önce, 2013 yılında,  istifa ve  olağanüstü kongre ile bir grup yönetici gitti.

 Ardından yine bir istifa oldu. 

En sonunda,   siyasete giren diğer assubaylar yerinde kalırken, bu konuda yönetim kurulu kararı alınarak,   Sn. Yüksel  Binici de istifa ettirildi.  Belki de,  şu  anda Sn. Binici  olmasa , assubaylar,  hükümet tarafındaki  siyaset ayağında sahipsiz kalacaktı.

Seversiniz sevmezsiniz ayrı konu, ancak,  Sn. Binici'nin bu konudaki çalışmalarını  kimse inkar edemez. Bakınız, şahsımın, 2013 yılındaki TEMAD'dan ömür boyu ihraç edilmesindeki  kararda Sn. Binici'nin imzası var.  Ancak öyle veya böyle, çalışmalar konusundaki  hakkını inkar edemem. 

Eee,  bu kadar aklı başında yönetici gidince Geriye kim kaldı?

İşte bunlar kaldı.

Kalanların da kapasitesi bu kadar, ancak bu kadar yapabiliyorlar demek ki...


***

 

Sevgili Meslektaşlarım;

Uyarılarımız, mağduriyetimizin önlenmesini amaçlamaktadır. Konunun başından beri, TEMAD yönetiminin, mutlaka bu çalışmalarda müdahil olması gerekir düşüncemizi belirttik ama Genelkurmayla görüşemiyen yönetim, bizlerin verdiği bilgileri paylaşmaktadırlar. Daha önce sitemizde yapmış olduğumuz, "KOMUTANLARA MEKTUP" kampanyasına, çaresizce sarılanlar, vaatler ortaya çıkınca, bu kez başarıyı sahiplenmişlerdir.

Başarıyı kimin sahiplendiği önemli değildir, önemli olan; adaletin gerçekleşmesidir. TEMAD yöneticileri, "herşeyin kontrollerinde olduklarını" söylerken birden telaşla, içeriği yanlış olan bir metni,  genelkurmaya gönderilmesini istemektedirler.

Amacımız; yeni mağdur kitlelerin yaratılmamasıdır. Bu konu genelkurmay ve hükümet nezninde, ciddi bir şekilde takip edilmez ise binlerce arkadaşımız mağdur olabilir. Onun için, sağa, sola laf yetiştirmek yerine zamanı bu konuya ayırmalarını öneriyorum.

Allah sonumuzu hayır etsin.

NOT: www.emekliassubaylar.org. sitesi olarak, düzenlemiş olduğumuz mail kampanyasında, bu hususa özellikle dikkat edilmiş ve aşağıdaki resimde görüldüğü üzere, "tazminatlardan Başçavuşların da  yararlanması"  teklif edilmiştir.

1450259 650042058472275_3383641502166577587_n

 

KAYNAK : Rütbe bekleme süreleri ile ilgili görseller, Sn. Yüksel Binici'nin web sayfasından alınmıştır. 

GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK HEPİMİZİN HAKKI...

 

Kıymetli Meslektaşlarım;


 Yaklaşık 20 gün önceki yazımda;  bir erken uyarı görevi yaparcasına, assubaylara verilmesi planlanan tazminatlar da;  " II. Kad. Kd. Bçvş. rütbesinde olma ve  24 Yıl Bilfiil çalışma" şartının olduğunu, intibaklarda ise; 2003 yılı öncesi mezunlara bir derece verileceğini, ancak görevdeyken, yüksekokul veya üniversite bitirerek derece ve kademe ilerlemesi yapan,  2003  öncesi mezunların, söz konusu intibaktan faydalanamayacağını"  yazdık. Yazımızda, bu konudaki çekincelerimizi de dile getirmiştik.


 Önce, bir kısım meslektaşımız, daha sonra TEMAD İl Başkanlarından bazıları, yazılar yazarak  bize tepki gösterdi. Hatta, şu an iktidar partisinde siyasetle uğraşan, milletvekili aday adayı olan,  eski bir Genel Başkan Yardımcısı, şahsımı telefonla arayarak;  "kardeşim yok böyle bir şey, kim nereden uyduruyor bunları" diyerek, tepkisini bizzat bize iletti.


 Bende kendisine;  "Ankara da ikamet ettiğini, Genelkurmaya, Bakanlıklara,  3-4 Km. mesafede olduğunu, yazdıklarımızın yalan olup olmadığını,  gidip oralardan araştırmasını ve ondan sonra aramasını" söyledim.


  O gün bu gündür aramadı hala..


 Durumun vahametine istinaden, Sn. Ersen Gürpınar Ağabeyimiz ile istişare ederek, onun önderliğinde,  www.emekliassubaylar.org. sitesinde, Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına yönelik  mail kampanyası düzenlendi.     


 Yaklaşık 5 günde, kampanya yazısı, 18.000 kişi tarafından okundu ve yoğun bir katılım oldu. Bunun üzerine, Genelkurmay Başkanlığı, site yönetimine açıklama yaptı ve açıklamayı, Sn. Ersen Gürpınar duyurdu.


 Çok geçmeden, durumun ciddiyetini kavrayan, TEMAD Genel Merkezi, TEMAD'ın resmi internet sitesinde," II. Kad. Kd. Bçvş. rütbesinde olma ve  24 Yıl Bilfiil çalışma" şartının kaldırılması için"  Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına yönelik,  mail ve mektup kampanyası başlattı.


 Bize tepki gösteren,  eski Genel Başkan Yardımcısı da, adı ile kayıtlı internet sitesinde, tablolar yayınlayarak, durumun ciddiyetini kavradığını göstermiş oldu.


 ***


 Tüm bunlar olurken, Ahmet KESER'in, bir sitede röportajı yayınlandı. Röportajı okuyunca, hayretler içinde kaldım.  Tam 4 yıldır, bu konularda hiç  açıklama yapmayan, kendi yönetimi kurulu üyelerinin istifa sonrası verdiği demeçleri bile cevaplamayan Ahmet KESER, ne oldu da bu gün bunları açıklamaya başladı. Evet, ne değişti de bu konuları açıkladı? 


Ahmet KESER'in röportajda söylediği sözlerin bazılarını,  ben yaklaşık  3 yıl önce, 16 Nisan 2013 tarihinde, istifa eden TEMAD yöneticileri ile yaptığım röportajda, video olarak  yayınlamış, o dönemde şahsım ve istifa eden arkadaşlarımız, ihanetle, hainlikle, suçlanmış, yalan yazmakla itham edilmiştik.


İş boyuta gelmişti ki, bu gün  Genel Başkan Yardımcısı konumunda olan bir şahıs, bizler için, "Paşa maşası, Genelkurmayın Kadrolu elemanı, ajan,  içimizdeki irlandalı," vb.  sözleri yazmaktan bile hiç çekinmemişti. 


Kaderin cilvesi olsa gerek, o gün bizlere olmadık hakaretleri yapanlar, Ahmet KESER bazı  gerçekleri açıklayınca,  biraz olsun yüzleri kızarır mı? merak ediyorum. Tabi,  hala kızaracak yüzleri ve utanma duyguları var ise...


O dönemde bizler;   "Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in, TEMAD yöneticilerini VİP. törenle karşılattığını, Genelkurmay Başkanının, sorunların çözümü için ortak hareket edilmesi gerektiğini, TEMAD'ın birliklere giderek ilk elden sorunları öğrenmelerini, Personel Başkanlığı ile ortak çalışma yapmalarını istediğini" yazmış, buna karşılık TEMAD yönetiminin, "TV.lerin popüleritesine kapılarak, maksadını aşan konuşmalar yaptığını ve köprüleri attığını" yazmıştık. 


 Evet, o dönemde bunlara "yalan" diyen kalemşörler,  şimdi ne diyecek?  Buyurun Ahmet KESER de aynısını söylüyor.


 Ancak mevzu bu değil...


 

4 yıldır ne yaptınız?

 

Ölüm orucu sonrası, çaresizlik ve çözümsüzlük içinde kalıp, hiç bir yer ile resmi temas kuramayınca, son çare, sitemizin yaptığı mail kampanyasını taklit ederek, mektup, mail  düzenleyen TEMAD yönetimi, kendilerini haklı göstermek için 4 yıl önce yaşanmış görüşmeyi ne hikmetse şimdi anlatıyor.


Kardeşim, 4 yıldır neden açıklamadın?

 

Devlet sırrı mıydı bu görüşme? 


İnsanlar meslekten atıldı, cezalar aldı,


TSK'nın en çok yıpratıldığı bir dönemde,  "yuvamız, kurumumuz" dediğimiz TSK'ya  hakarete varılan yorumlar yapıldı, aşırı derecede yıpratıldı, ileri geri yazılar yazıldı? 


Bu günlerde bunu açıklamanızdaki amaç ne? 


 Tabi, yumurta sona gelince tutuştular!


Suriye yanıyor, Irak'taki askerlerimiz, Musul şehrinde çatışmanın eşiğinde, Rusya ile savaş an meselesi, bizimkiler  ne maksatla açıklıyorlarsa,  4 yıl önceki görüşmeyi, bu gün açıklıyor. 


Bakın tekrar ediyorum, 2012 'deki oyun yeniden sahnelenmeye çalışılıyor, herkesi dikkatli olmasın ve oyuna gelmemesini öneriyorum.


Sevgili Meslektaşlarım;

Assubay kamuoyunun,  gerçekleri bilmek her zaman hakkıdır. Hele ki,  kendi hakları söz konusu ise kesinlikle hakkıdır.
 


 Bu nedenle, 2011 yılında, o görüşmelere katılan, dönemin TEMAD Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sn. Ayhan YILDIRIM'dan Ahmet KESER'in röportajında geçen bazı konulara açıklık getirmesini istedik. 

 

Kendisi, bizleri kırmayarak, yaşananları anlattı. 


  Önce,  malum sitesindeki,  Ahmet KESER röportajından (siyah kısım)  bir bölümü, altında ise Sn. YILDIRIM'ın ( kırmızı kısım) konu ile ilgili açıklamalarını okuyacaksınız;


genkur ziyaret

 

AHMET KESER : 11 Ekim 2011’de yönetime geldikten sonra, ufukta özlük haklarımızın iyileştirilmesi konusunda ufukta bir çalışmanın var olup olmadığının öğrenilmesi maksadıyla hem siyasete hem Genelkurmay’a gittik. İlk ziyaretimizi Genelkurmay Başkanlığı’na yaptık. Genelkurmay Başkanı ile kendi Personel Başkanı Korgeneral’in de bulunduğu bir ortamda yönetim kurulu üyeleriyle beraber bir görüşme gerçekleştirdik.


 Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Paşa çok iyi niyetli yaklaştı. Hakkını iade ederek söylemek istiyorum, ve Korgeneraline Personel Başkanı’na emir verdi. ;


 “TEMAD ne istiyorsa çalışın, bana getirin” dedi. “Ben bunların takipçisi olacağım…Beraber  çalışacaksınız, TEMAD ne istiyorsa onu getireceksiniz” dedi. “Bana astsubaylarla ilgili yaptığınız şu çalışmaları, iyileştirmeleri bir okuyun bakayım” dedi.

 

AYHAN YILDIRIM : TEMAD seçimlerini kazandıktan sonra, resmi ilk ziyaretimizi, 03 Kasım  2011 tarihinde,  MSB Müsteşarı Korgeneral Ümit DÜNDAR'a yaptık. Sn. Ümit DÜNDAR  Nisan 2011 ayında kanunlaşan,  KOMKARSU vs tazminatların, Başbakanlıkta olduğunu,  bize 3 Kasım  2011 tarihinde yani yaklaşık 5 ay önce söylemişti.


  Necdet ÖZEL paşa,  gerçekten bizleri çok iyi karşıladı, hatta seçimlerimizi takip ettiğinden bile bahsetti. Personel başkanına birlikte çalışılması için talimat verdi.  


 AHMET KESER  : Personel Başkanının elinde şöyle bir liste vardı. Elindeki listeyi şöyle bir çevirdi, yatay bir excell tablosu. Orada, sorunlar “Planlanan – Yapılan – Yapılamayan”… falan renk kodları vermişler, kırmızı – mavi… diye, ne istedik, ne yapıldı diye… Birinci sayfayı açtı Korgeneral, bir şey yok, ikinci sayfayı açtı bir şey yok, üçüncü sayfayı açtı bir şey yok. Yani bizimle ilgili yapılan bir şey yok.


 “Bırak!” dedi, “Bir yerden oku bari” dedi. “Yapılamayanı oku” dedi. Gerildi, yapılamayanı okurken bir madde : Astsubaylar vefat ettiklerinde, geride mirasçılarına bıraktığı silahın devir teslimi Emniyet Müdürlüğünce yapılıyor, bunun devir tesliminin Kuvvet Komutanlıklarınca yapılması konusunda teklif sunulmuş, bu teklife de sıcak bakılmamış.

 “Yahu geç onu!” dedi. “Başka bir şey söyle!” Başka bir şey söyledi ; Kamplara girerken günlük 5 liralık park ücreti alınıyormuş, meslektaşlarımız günübirlikçilerden bu park ücretinin alınmamasını istemişler çünkü orada kalanlar zaten vermiyor.


 Ben dedim ki; “Sayın Genelkurmay Başkanım, bunların hepsi uvertür konular, tali konular, bizim sorunumuz bu değil."

 “Peki ne istediler?” diye sordu. “Efendim 1’in 4’ünü istediler” dedi.


 “Peki ona ne yaptık?” dedi. “Biz bu konuyla Hükümete müracaat ettik, bir sonuç alamadık.”


 Ben dedim ki “Bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkmıştı, ona da Genelkurmay’ın da girdi yapmasıyla beraber iptal edildi”


 “Niye vermedik ki astsubaylara?” diye sordu. Sıkıştı şimdi, adam bu seferde soruyor hep.


 “Niye vermedik?” “Efendim, biz onunla ilgili bir daha çalışma yapıyoruz” … Ben de dedim ki “Niye?... Daha önce çıkmıştı ki zaten” dedim. “Tekrar çalışma yapmanıza gerektirecek ne var?” dedim. “Birinci derecenin dördüncü kademesinin çıkmış olması bizi tek başına rahatlatacak bir şey değil” dedim..


 Genelkurmay Başkanı döndü, “Bunu zaten çok istiyordunuz.” dedi. “Biz bunu makam ve görev tazminatı alabilmek için istiyoruz. Yoksa birinci derecenin dördüncü kademesinin bize 3,5 – 4 lira getirisi var” dedim. “Öyle mi?” dedi. “Evet” dedi Korgeneral de. “Biz bunu sadece diğer iki tazminatı alalım diye istiyoruz. Bu zaten hakkımız, Meclisten de çıkmıştı ve sizin Genelkurmay’ın girişimleri ile bu Meclisten geri alındı."


 Tabi O süreci biliyor. Fakat mahçup. Gelmiş, bir şey de yapmak istediği, samimi bir şey yapmak istediği belli.


 “Peki” dedi, “Anladım, bu konularla ilgili astsubaylarımız ne istiyorsa bunları halledeceğiz” dedi.


“Ben, göreve geldiğimden beri Başbakan’dan dört tane şey istedim, bunun üçünü yaptı, biri hala devam ediyor, bu da yapılacak, beşinci şey olarak sizin için isteyeceğim” dedi. “Sizin sorunlarınızı halletmemiz gerekiyor, yoksa Ordu sıkıntıya giriyor” dedi.


 Hatta ben orada bir cümle kullandım, dedim ki; “Türk Silahlı Kuvvetlerinde aidiyet duygusu kayboluyor”

 “Bu, paradan puldan çok önemli, derhal bunu araştırın” dedi Korgenerale.


 Ben de dedim ki “Görevi, askeri anlamda kendi karargahınıza vermez de, bağımsız bir sivil kuruluşa verirseniz daha sağlıklı bir sonuç alırsınız". Çünkü Korgeneralimiz de bizim bir personel başkanımız, beraber çalıştık Tümgeneral iken.

 "Yapılan şey ; şimdi buradan sizin talimatınız hemen aşağı inecek, “Anket yaptık böyle bir şey yok” denecek,  sizi rahatlatacak bir sonuçla size gelmek isteyecekler. Ama bu doğru olan bir durum değil”dedim.


 O da şimdi bir tereddüt etti, önce bekledi “Tamam, ben bu konuyu inceleyeceğim” dedi. “Ama bu çok önemli bir konu yani askerlikte eğer aidiyet duygusu kopuyorsa bu ordu biter” dedi. “Çok iddialı bir laf söylüyorsunuz” dedi.

 Aramızda böyle bir konuşma geçti.


 “Çalışma yapacaksınız, ne istiyorsa TEMAD’ı dinleyeceksiniz, bana tek tek maddeleyeceksiniz, TEMAD’ın taleplerini getireceksiniz” dedi.


 Bana da döndü, dedi ki ; “Sayın Başkanım, siz de gemilerimize giriniz, uçaklarımıza giriniz, kışlalarımıza giriniz, arkadaşlarımızla görüşün, arkadaşlara anlatın.”

 

AYHAN YILDIRIM:  buraya kadar olan açıklamalar,  aşağı yukarı böyleydi.  


per başk


 AHMET KESER : Ben de dedim ki; “Sayın Genelkurmay Başkanım, ben kışlalara girip, uçaklara girip, gemilere girip ne yapacağım? Bu benim işim değil. Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinden rol çalma gibi bir şeyimiz yok. Ortada bir şey yokken insanlara ne anlatalım? Siz bir şey yapacaksınız, bir sonuç alınacak. Zaten bir şey anlatmaya gerek bile kalmaz. Ama bu Ordu hepimizin ordusu. Bize düşen bir görev olursa, hay hay memnuniyetle. Yalnız bizim şu anda kışlalara falan girmemiz doğru bir şey değil. Girip insanlara ne anlatacağız? Yani kışlada; “Genelkurmay Başkanımız bunu yapmak istiyor…” bu olmaz, doğru olmazdı…


 Bunu biz kabul etmedik ve kışlalara girmek bizim işimiz değil dedik. Yaparsınız, bir sonuç alınır, zaten kışlada da bir karşılığı olur.


 Öyle bitti… Kasım 2011 ayının sonuna doğru görüşmüştük… Ekim 2011’de göreve geldik, Kasım’ın sonunda görüşme yaptık..

 

 AYHAN YILDIRIM :  Yukarıda geçen  sözleri,  Ahmet KESER,  Sn. Necdet ÖZEL'e değil,  bizlere, yani kendi yönetimindeki arkadaşları olan bizlere söyledi.  Genelkurmay Başkanına,  böyle bir söz söylemedi.  

 

AHMET KESER :3 Aralık 2011’de de, Dünya Engelliler Günüydü, Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanlığı’nda bir toplantı yapacağız. Biz çalışmalarımızı yaptık. Çalışmalarımızı basit bir şekle indirgedim ben de, öyle kitapçıklar falan hazırlamadım. Biz, elindeki bütün çalışmaları falan kaldırmasını istedik Genelkurmay’dan. Sadece bunları Komutan’a verin, sadece bunun üzerinde çalışın diye iki sayfalık bir çalışmayla gittik...

 Genelkurmay Personel Başkanlığına giderken arkadaşlara dedim ki; Bakın arkadaşlar önümüzde iki şeyle karşılaşabiliriz. Bir; bizi bu işleri yapmayacağız deyip ikna etmeye çalışabilirler, çünkü karargahı çok soğuk davranıyor. İki ; sinirlerimizle oynayarak “İşte, geldiler, burada bize posta koydular, siz onlara biraz yüz verdiniz Başkanım (Genelkurmay Başkanına), onlar da geldiler burada bize posta koydular, gittiler.” algısını oluşturmaya çalışabilirler. Herkes sussun bir tek ben konuşacağım ve kendinize hakim olun, kışkırtıcı laflar olursa sinirlerinize hakim olun ve susun” dedim.

İlgili sitede yaınlanan röportajdan bir ekran görüntüsü, 

1 ümit paşa


Biz, Genelkurmay Başkanı tarafından VİP karşılanmış iken, ikinci gidişimizde yönetim kurulu ve bize ;“Aracınızı garaja çekin, askeri kimlik kartlarınızı bırakın, oradan ziyaretçi kartları alın, üstünüzdeki saatleri, bozuk paraları, şeyleri buraya bırakın, buradan, XRay’den geçin, ondan sonra da Genelkurmay Karargahına yürüyerek gideceksiniz”

 

AYHAN  YILDIRIM; Genelkurmay'ın nizamiyesinde bu sözler, nizamiye nöbetçi subay bir üsteğmen tarafından, TEMAD Yönetim Kurulu üyesi arkadaşımıza söylendi.


AHMET KESER : Ben de “Hayır, girmiyoruz” dedim… Kapının orada arabamız duruyor, “Biz girmiyoruz, biz protokol usulüne göre bu Genelkurmay’a alınmazsak kapıdan çekip gideceğiz. Bunu da Genelkurmay Personel Başkanı’na bu şekilde söyleyin.” dedim… “Birkaç dakika burada bekleriz, onun da cevabını bekleriz, eğer cevap olumsuz gelirse bu toplantıya girmiyoruz. Bu konuyla ilgili de Sayın Genelkurmay Başkanını bilgilendireceğim” dedim.

 

Ayhan YILDIRIM; Bu sözler Sn.Ahmet KESER'e değil, bana ait; Arkadaşımızın,  nöb. sb. ile hararetli konuştuğu esnada, arabanın direksiyonunda ben vardım.  Diğer arkadaşlar ise minibüsün içindeydiler ve daha hiç dışarı çıkmamıştı. Zaten olayı da görmediler bile.

  Hemen  araçtan inip,  nizamiyedeki arkadaşımın yanına gittim;

 Ne olduğunu?  sordum.

Arkadaşım olayı anlatınca, bende; Niz.Nöb.Sb.na  "Tamam,  biz dönüyoruz!  Siz de personel başkanına neden döndüğümüzü anlatırsınız" dedim.

Arkadaşımla  ile yürümeye başladık.  10  - 15 metre yürümüştük ki, Genelkurmay  Dernekler Şube Müdürü,  Topçu Yarbay, Arkamızdan seslenerek;

"Yanlış anlaşılma olduğu" söyledi ve    durumu düzeltti. Biz,  kendi aracımızla içeri girdik. Toplantı yerinde,  Yönetim Kurulundaki  arkadaşları indirip , aracı park yerine götürdüm. Park yerinden beni de, askeri araçla alarak, bekleyen arkadaşlarımın yanına götürdüler ve hep birlikte toplantıya girildi.

 AHMET KESER  : Biz, sorunları anlatmaya başladık. Çözülmesi gereken şeyleri söyledik. Genelkurmay (Personel) Başkanı tuttu, işte, Türkiye’deki gelir durumunu anlatıyor, başka şeyler anlatıyor, bir noktaya geleceğini anladım. En sonunda dedi ki; “Arkadaşlar, sizin bu sorunlarınızın tamamı maddi kaynaklı sorunlar. Maddi kaynaklı sorunlara Hükümet sıcak bakmıyor” dedi. Ben de dedim ki ; “Bakın, burada biz ‘kim neye sıcak bakıyor’u tartışmayacağız. Biz burada sorunlar üzerinde uzlaşacağız, bu sorunlar Genelkurmay Başkanı’na arz edilecek, Hükumet’ten isteme tasarrufu O’na ait. Ama biz burada bunları koymayalım şeyine gidemeyiz. Burada sorun konuşmaya geldik. Genelkurmay Başkanı’nın size talimatı böyle."“Fakat” dedi, “Şimdi, Genelkurmay Başkanı’na biz reel olmayan bir şeyi niye çıkartalım?” dedi. Baktık, direniyor. Yani adam sorunu çıkartmak istemiyor. Ben de orada kendimce girdiler yaptım, onu yaptık, bunu yaptık…


 “Arkadaşlar” dedi, “Bu konudan bir sonuç alamayız”dedi. Dedim ki ; “Bu konuda yetkili ağız siz değilsiniz. Burada siz, bizimle beraber masa çalışması yapacaksınız, bu konuyu Genelkurmay Başkanı Başbakan’a arz edecek, bu konuyla ilgili yetki Başbakan’da” dedim. “Genelkurmay Başkanı’nın da ikna etmesi lazım.” Baktım ki kendi karargahını ikna edemiyor. Aslında Genelkurmay Başkanı iyi niyetini ortaya koymuş. En sonunda dedi ki; “Bunların hepsi sonuç olarak paradır, bu para da bu Hükumetin kasasında yoktur!”… Dedim ki; “Hükumetin kasasını Maliye ile konuşuruz, biz burada sorun konuşuyoruz. Kim halledecek, kim halletmeyecek’i değil” dedim. “Siz” dedi, “Arkadaşlarınızı bir şekilde ikna ederseniz” – bakın benim bu konuşmamda, benim yanımda yönetim kurulundaki arkadaşlarım da var – “Bir şekilde ikna ederseniz, neyin olup neyin olmayacağını…”, zaten olacak bir şey yok, her şeyi ‘olmayacak’ diye söylüyor.

AYHAN YILDIRIM : Sn.Ahmet KESER, asla böyle bir üslup ile konuşmadı.  Hatta Personel Başkanı Korgeneral ile daha önce görev yaptıkları yerde bulunan, erguvan ağacının gölgesinde,  yaşananları anlattıkları çok samimi ve sıcak bir muhabbet ile toplantı uzadıkça  uzadı.

 Ardından,  sorunlar az da konuşulmaya başlandı ama bu üslupla asla değildi. Korgeneralin,  ceplerini göstermesi doğru ama ortam o kadar samimi bir havadaydı ki,  bir nebze "espri yapıyorum" mantığı ile gösterdi. Ancak espri de olsa hoş birşey olmamıştı...

AHMET KESER :  Sonuç alınamadı… Çıktık… Tam bir hayal kırıklığı. Gittik, dedim ki ben de; “Arkadaşlar, bakın bu Genelkurmay Başkanı’nın etrafı çevrili. Dolayısıyla bizim işimiz çok zor. Adam bir irade ortaya koyuyor, fakat Karargahı direnecek, belli. Bunun ipuçlarını çok net olarak ortaya koydular."


AYHAN YILDIRIM : Evet,  çıktık ama "hayal kırıklığı ile değil",  tekrar çalışmak ve  toplanmak üzere.

Hatta çıkarken, orada bulunan kurmay albaylarla,  ayak üstü, çalışmalarla ilgili, haklılığımız konusunda iyi niyet ve destek sohbetleri bile yaptık.


AHMET KESER : Ben Genelkurmay Başkanı’na KİŞİYE ÖZEL bir mektup yazdım. Olayların tıkanmaya gittiğini, Türk Silahlı Kuvvetlerinde sıkıntılı bir sürecin başladığını anlatmaya çalıştım. Personel Başkanlığının bu konudaki direnciyle ilgili bir ifade de kullandım. O da hemen Kurmay Albay bir şube müdürü, Yönetim Şube Müdürü Fatih Albay’ı hemen yanına çağırmış. Demiş; “Sayın Genel Başkanı çağırın. Çay-kahve ikram edin. Ben yurtdışına çıkacağım. Ben geldiğimde, benim önüme Genel Başkan ne istiyorsa onu getirin."...

 

AYHAN YILDIRIM : Evet, böyle bir mektup gönderildiğini,  Sn. Ahmet KESER bizlere söyledi. Ancak, içeriği konusunda,  hiçbirimizin bilgisi yoktu çünkü o mektubu biz görmedik.  

 Necdet Özel Paşanın, böyle bir şey söylediğini asla duymadım ve bize de  böyle bir şey söylenmedi.

Ayrıca,  Fatih Albay ile  bir yönetim kurulu üyemiz ,  hemen hemen iki üç günde bir, bazen de sürekli olarak görüşüyordu. Görüşme neticesinde verilen çalışma bilgilerini de,  Ahmet KESER' e bizzat kendisi iletiyordu.

AHMET KESER : Bizi davet etti. Sayın Genelkurmay Başkanımız bu konuda çok hassas, sizi de bilgilendirmemi istedi” dedi. “Bu konuyla ilgili biz bir çalışma yaptık ve kendisine sunduk” dedi. Çalışmayı koydular önümüze. Biz de aldık, fikirlerimizi, görüşlerimizi söyledik. Genelkurmay Başkanı geldiğinde tekrar bir araya geleceğiz.

 

AYHAN YILDIRIM :  Burada bahsi geçen  çalışmayı, Ahmet KESER ile  almaya  beraber gittik, orada  fikir falan söylemedik, zaten böyle bir ortam da yoktu,  Zarfın içinde bir dosya  bize teslim edildi o kadar.

AHMET KESER : Bu arada Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral Ümit Dündar’ın yanına gittik. Ümit Dündar Paşa’ya da söyledim; “Bakın” dedim, Genelkurmay Başkanı’nın etrafı çevrili bir vaziyette, bu sorunlar tıkanıyor. Genelkurmay Başkanı’na biz iletiyoruz, lütfen siz de iletir misiniz?” Albay iken tanıyorum kendisini. O da “Evet, ben anladım” dedi. “Ben her Çarşamba Genelkurmay Başkanı ile mutad görüşüyorum, bu konuyu kesinlikle söyleyeceğim” dedi.

 

AYHAN YILDIRIM ; Bu doğru,  Ümit Paşa; "ben komutana durumu iletirim " dedi.


AHMET KESER : Biz de bir nezaket ziyaretinde bulunduk Gelibolu’da. Ben de Raif Akbaş’a söyledim. 


AYHAN YILDIRIM ; Gelibolu da Raif Paşayı ziyaret ettik ve üç aşağı beş yukarı bu konuşmalar oldu.

AHMET KESER : Nisan 2012 ayına kadar bu şekilde koşturuyoruz. Nisan ayı geldi. Medyaya bir haber düştü.“Türk Silahlı Kuvvetlerine Komutanlık ve Komutanlık Kursu Tazminatı verilecek!”

AYHAN YILDIRIM ; Bu konu, daha Ümit Paşa ile ilk görüşmemizde, 03 Kasım 2011 tarihinde, bize,  bizzat Ümit Paşa tarafından zaten  söylenmişti. Yani komutanlık tazminatlarının o şekilde çıkacağından yaklaşık 5 ay önce bilgimiz vardı.

Sadece, gelecek zamları tutarlarını bilmiyorduk. Ama hangi konular olduğunu biliyorduk.  Ümit Paşa,  konunun Başbakanlıkta olduğunu bizzat söylemişti. Yani olayı medyadan  çok önce MSB Müsteşarı,  Ümit Paşa'dan öğrenmiştik.

ÜMİT PAŞA


AHMET KESER : Yani, kanun çıktı. Allahım!... Biz şaşırdık. Hani, hiçbir şey yok. Cebinin astarına kadar çıkartan adamlar buradan vermişler. Genelkurmay Başkanı’nı aradım. Genelkurmay Başkanı yurtdışındaydı. Personel Başkanı ile anlaşamıyoruz. Görünen manzara ortada. Ümit Paşa’yı aradım, dedim ki ; “Görüşmemiz gerekiyor”“Tamam, buyurun, bekliyorum” dedi.

 Hemen yönetimdeki arkadaşlarla beraber gittik. Dedim ki ; “Bu durum çok ciddi bir sıkıntı yarattı. Siz bize böyle böyle dediniz… dediniz, dediniz… Bu işlerle uğraşacağım…"

 Genelkurmay Başkanı da haber gönderiyor sürekli… “Tamam, ben uğraşacağım, söz uğraşacağım… ”.

AYHAN YILDIRIM ;  Ümit Paşa ile  tekrar görüştük ama o günlerde,  sosyal medyadaki "PES HAREKETİ ", patladı.  Ahmet KESER, yine bir arkadaşımız vasıtasıyla, tekrar Genelkurmay Başkanlığına, yeni bir mektup daha gönderdiğini söyledi ama içeriğini asla bilmiyoruz.


AHMET KESER : Bu arada, Maliye Daire Başkanı Tuğgeneral’i çağırdı. Proje Subayları’nı çağırdı. Şimdi onlar da karşımıza geçtiler. Dedi ki; “Sayın Başkanımız son düzenleme ile ilgili bilgi istiyor” dedi. “Paşam, buyurun anlatın”dedi….

 “Efendim, ben TEMAD’a kırgınım” dedi.

“Niye?” dedi.

 “Biz  Meclis’te BDP’lilerden (o zaman BDP vardı) azar işittik, TEMAD Bize sahip çıkmadı” dedi.

 “Ya, geç bunları!” dedi. “Bugünün konusu bu değil!” dedi.

 Bu arada, ben arkadaşlara tembih etmeme rağmen arkadaşlardan biri; “Siz bugüne kadar bize sahip çıktınız mı ki bize? Böyle zamanda şey istiyorsunuz” dedi.

 Şimdi burada da diplomatik bir şey oldu. Yani baktım olay Siz’e – Biz’e dönecek, olay çıkıyor, -Evet, Ayhan Yıldırım Bey söyledi-.. “Tamam arkadaşlar, konuya dönelim” dedim. Tamam, o bir talebini söylemiştir, biz yerine getiririz, getirmeyiz, karşılık veririz, vermeyiz…

 “Efendim” dedi, “Biz çalışma yapıyoruz fakat buradan bir sonuç çıkmaz” dedi.

 Maliye Daire Başkanı ha. İsmini şimdi hatırlayamadım.

AYHAN YILDIRIM ;  Evet, yukarıdaki konuşmalar aynen bu şekilde oldu. “Siz bugüne kadar bize sahip çıktınız mı ki bize? Böyle zamanda şey istiyorsunuz” ... O sözleri ben bir refleks olarak söyledim. Ancak bu olay, Ümit Paşanın makamında oldu.   

AHMET KESER : Aradık, araştırdık, evet adamın söylediklerini doğrular sonuçlar var…

 Biz, ilk Kasım’da gitmişiz, Aralık, Ocak, Şubat, Mart, Nisan…

 Nisan ayında biliyorsunuz Komutanlık Tazminatı çıkmış. Beş ay bizimle ilgili hiçbir somut şey yapılmamış ama subaylarla ilgili sizin de gördüğünüz o olay yapılmış.

 “Tamam, B planını harekete geçiriyoruz. Zaten kafamızda bir şey var. Orada düğmeye bastık. Bundan sonra kendi yöntemlerimizle sahaya inmeye başlıyoruz.

 Burada üç aşamalı bir plan yaptık.

AYHAN YILDIRIM ;  İşte,  olay tam da burada başlıyor. Bizim" eylem vs kararımız yok".   Tam bu arada, "PES HAREKETİ" Başlamıştı ve hızla ivme kazanıyordu.

"PES"  hareketini kuran, iki tane muvazzaf arkadaşımızdı. Muvazzaf arkadaşlarımız  ivme artmaya başlayınca,  haklı olarak çekinip, grubu TEMAD Yönetim Kurulu üyelerinden Sn. Yüksel BİNİCİ'ye devrettiler. Çok geçmedi grup Sn. Bülent CİVAN'a devredildi.

"PES HAREKETİ", Sn. Bülent CİVAN ile çok hızlı bir  ivme  kazandı.  Tam bu esnanda, yine yönetim kurulundan bir arkadaşımız sayesinde   TV8' deki programa katıldık.

 

Bu programın arkasından,  Ahmet KESER'in TV  programları başladı. Ne yazık ki, iplerin kopmasına, köprülerin yıkılmasına, çıktığı TV. programlardaki konuşmaları neden oldu.

Genelkurmay Başkanı, Necdet Paşa'nın görüşmemizde bizden tek istediği vardı;

"Ben, medya önünde olmayı sevmeyen biriyim,  sizden tek istediğim her şeyi gelin bizle paylaşın, beraber çözelim,  ama medya önünde konuşmayın"  olmuştu.

İşte, Ahmet KESER, televizyonlara çıkmaya başlayıp popülaritesi  artınca, önü alınamaz bir hal aldı.  Ahmet KESER'in  programlardaki söylemleri  neticesinde,  ipler koptu.

Bu anlattıklarıma inanmayanlar, o dönemde TEMAD Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarıma sorabilirler. Hatta istifa eden arkadaşlarımın yayınladığı   görüntülerde de bu konular mevcuttur.

***

Bize yaşananları, olduğu gibi anlatan,  açıklamalarda bulunan  Sn. Ayhan YILDIRIM'a teşekkür ederiz. İki kişinin bildiği, asla sır değildir ve doğruların er geç ortaya çıkmak gibi bir alışkanlığı vardır. Bu  röportaj da buna bir örnektir.

Ayrıca, hakkında o kadar yazıp çizilen, atıp tutulan, hatta hakaret boyuna varan eleştiriler nedeni ile Necdet ÖZEL Paşanın, gereksiz yere hedef alınması sonucu, hakkının bizlere geçip geçmediğini değerlendirmek, siz okuyucuların takdiridir.

Not : 16 Nisan 2013 tarihine, TEMAD Yönetiminden istifa eden Sn. Naim ÖRENGÜL ve Sn. Yalçın KAÇAR ile yapmış olduğumuz ve bu konuları içeren  videoyu, aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=Ff3EPM7qCV0




Kıymetli Meslektaşlarım;

Malumunuz,  2012 Yılında, sosyal medyada başlayan "PES" hareketi, ortalığı yakıp kavuruyordu. "PES" rüzgarını arkasına alan TEMAD yöneticileri, boy boy televizyon programlarına  çıkıp, ilgisi dışındaki konular da dahil olmak üzere, her konuda açıklamalar yapıyor, TEMAD yönetimi ile  program yapan televizyonlar,  izlenme rekoru kırıyordu. 

O rüzgara hepimiz kapıldık, sosyal medyada yazdık, çizdik. İçimizdeki her şeyi bir anda boşalttık. Yıllardır yaşadığımız sıkıntıların, basında  bir anda kulağa hoş gelen sözlerle söylenmesi, hepimizi ziyadesi ile memnun etti.

O dönemlerde, söylemlerde siyasi otoriteye tek laf dahi edilmezken,  Ergenekon, Balyoz vb. davalar ile tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini geçiren askeri otorite, yani Genelkurmay en sert şekilde eleştirildi.

Hatta eleştiriler o kadar haddi aştı ki, "GENELKURMAY KAPATILMALIDIR, ABD'DEKİ GİBİ K.K.K. EK GÖREVLE BU İŞİ YÜRÜTERBİLİR" gibi, en baba siyasetçinin  bile söylemekte tereddüt edeceği sözleri söylemeye başladılar.

Halbuki, Genelkurmay Başkanlığı, TEMAD yönetimini, "VİP" törenle karşılamış, "birlikte çalışarak çözüm üretelim, gidin birliklere arkadaşlarla görüşün, ne sorun var ise hep beraber çözelim" demişti.

Ardından, yine Genelkurmay Başkanlığının teklifi üzerine, o dönemde,  bir cumartesi günü, TEMAD yönetimi ve Personel Başkanlığı ortak çalışma yürütmüştü.  Hükümet kanadı ise, çözüm konusunda açıklamalar yapıyordu.

Ancak, medya ve sosyal medya rüzgarına kapılanlar, tüm bu davet ve çalışmalara rağmen, dur durak bilmiyor, TSK'nın en sıkıntılı olduğu dönemde, diyalog kurmak yerine,  TV.'lerde boy göstermeye devam ediyordu.

İş o kadar zıvanadan çıkmıştı ki, dönemin hükümet sözcüsü, "ASSUBAYLAR CIVITTI" diye televizyon ekranlarında açıklama yapmıştı.

İşte o günlerde, sağduyulu TEMAD yöneticilerinden Sn. Naim ÖRENGÜL, ve  Sn. Yalçın KAÇAR  bu yanlışlığı sezmiş, TEMAD yönetiminden istifa etmişlerdi.

Durumu değerlendirmek ve olan biteni netleştirmek için kendileri ile 3 saatlik bir röportaj yaptık ve bunu yayınladık. Çok geçmeden TEMAD yöneticilerinden Av. Fevzi AKSOY istifa etti.

Bu arada "DİSİPLİN KANUNU" jet hızı ile meclisten geçmiş, TEMAD müdahil bile olamamıştı.

İşte şahsım ve bir kaç arkadaşım, o dönemde uyanmaya başladık. Ortadaki olay, hak arama mecrasından ziyade, TSK'yı yıpratma olayıydı.

Oysa ki bizlerin isteği; "assubayların ekonomik ve sosyal durumunun iyileştirilmesi, çalışanlarda mobbing ve baskı unsurlarının kaldırılarak daha demokratik bir çalışma şartlarının oluşturulması" gibi masum taleplerdi.

"Genelkurmay kapatılmalıdır", diyenlere, "Genelkurmaya diz çöktürdük, Hesabı Genelkurmaya sor", "Sefer görev emrini iade edeceğim, kapısında yakacağım", Yüksek Askeri Şura Üyelerine yönelik "Mezarınıza tüküreceğim" diyenlere, "Beyler, ne oluyor?" "Siz kime? neye? hizmet ediyorsunuz?, yanlış yoldasınız, durun!" dedik.

 Ve Sn. Bülent CİVAN ile birlikte, kıyasıya TEMAD yönetimini eleştirmeye başladık.

Çünkü hak arama mecrası, başka mecralara dönüşmüş, işin rengi değişmişti. Hatta "bu şekilde TSK'yı yıpratan sözlerle alınacak hakları istemediğimizi, 3 kuruş için TSK'ya düşmanca tavır takınmayacağımızı" yazdık.

Biz eleştirince, belli bir merkezden beslene güruh, bizlere; hemen "hain, satılmışlar, paşa maşası, Genelkurmayın içimizdeki kadrolu elemanları,ihanet işbirlikçileri" gibi sözlerle yazarak saldırmaya başladı.

Sanki bahsettikleri, Yunan Genelkurmayı, bizde onlara hizmet eden sözde ajanlardık!

Tam da o günlerde, sosyal medyadaki bir eleştirimizden dolayı, TEMAD'dan ömür boyu ihraç edildik. Bu yetmezmiş gibi, Ahmet KESER, bir yazımdan dolayı, karşılığı hapis olan ceza kanunun maddelerinden, TEMAD Hukuk Komisyonu Başkanının eşi ve Hukuk Komisyonu üyesi olan avukat aracılığı ile hakkımızda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. 

Yine o yıllarda, dünyada  ilk kez tanık olduğumuz olaylar yaşanır olmuştu. Ukrayna'daki Turuncu devrim sonrası, sosyal  medya yolu ile bu kez  "Euromaidan Protestoları" ve "Arap Baharı" yaşanmaya başlamıştı.

Savaşarak, devlet yönetimlerini değiştirmenin, ne kadar yüksek maliyetli olduğunu anlayan batı, "ülkeleri kendi içinden, maliyetsiz bir şekilde, sosyal medya yolu ile yıkmayı" bu şekilde keşfetti.

 Koca koca ülkeler," kumdan kale gibi" yıkılıyor yönetimler değişiyordu ve tüm bunları gerçekleştiren halk, sosyal medyada örgütleniyordu. Yani Sosyal medya, "devletleri bile yıkabilecek bir güç" haline gelmişti.

İşte bizim de, dikkat çekmek istediğimiz en önemli husus burada başlıyor.  Malum, önümüzde, Suriye ve Irak Krizi var iken, bir de Rusya ile savaşın eşiğinde bir krizimiz oldu. Yani tarihi günler yaşıyoruz. Tam da bu günler de sosyal medya üzerinden yeniden hareketlenmeler başladı. 2012'deki oyun yeniden sahneye konuyor gibi..

Yazacaklarıma belki "komplo teorisi" diyebilirsiniz ama yabancı istihbarat örgütlerinin sosyal medya yolu ile bir çok faaliyet yaptığını herkes biliyor. Bu gün polis bile bir çok suçluyu sosyal medya üzerinden takip ederek yakalayabiliyor.

Atıyorum, yabancı istihbarat örgütlerinin elemanları, bölücü terör örgütü militanları,  sahte bir isim ile "assubaymış veya uzman jandarmaymış" gibi hesap açarak, masum taleplerimizi öne sürerek, insanları galeyana getirecek türde, uç örnekler vererek yazılar yazabilir ve  TSK'daki çalışan personelin motivasyonunu olumsuz yönde etkileyebilir.

Bırakın yabancı istihbarat örgütlerini, terör militanları, kendi içimizde bile sahte hesap kullanan yok mu? Mesela geçmişteki bir "Mahmut ERDEM",  günümüzden ise  "Mehmet Yılmaz, Serhat Astsubay, Persie Persie, İsmail Geçer, Ozan Yörük, Oya Aytar", vs. basit birkaç örnek...

İNGİLİZ SİYASETİ GÜLERKEN ISIRIR!

Kısacası, oyuna gelmeyelim. "İngiliz Siyasetine" alet olmayalım.  Haklıyken haksız konuma düşmeyelim. İngiliz Siyaseti demişken dikkatinizi çekmek istiyorum, eskiden yaşlılar, birinden şüphelendiğinde, "Bana İngiliz siyaseti mi güdüyorsun" derdi. 

(*) İngiliz Siyaseti" deyiminin dış politika arenasında özel bir anlamı vardır. Bir vakitler, "Üzerinde Güneşin Batmadığı İmparatorluk" denilecek kadar geniş bir hükümranlık sahasını kontrol ve idare etmek; işte bu "İngiliz Siyaseti" sayesinde mümkün olmuştu. Mesela Amerikalılar, her vesile ile dış politikayı İngilizlerden öğrendiklerini adeta öğünerek anlatırlar. 

Bir başka örnekte ise,  sonradan sahte olduğu ortaya çıkan; Irak'ta biyolojik ve kimyasal silah bulunduğuna dair istihbarat bilgileri, İngiltere tarafından Amerika'ya verildi! Ve buna dayanarak ABD, İngiltere'yi de yanına alarak Irak'ı işgal etti. İşte size İngiliz siyasetinden yeni bir örnek! İngiliz siyaseti gülerken ısırır. Onun için çok dikkatli ve ihtiyatlı olmak gerekir!..

Yine Yunanistan, çok az savaşarak, genelde diplomasi yolu ile, topraklarını iki katına, Bulgaristan ise 16 katına çıkarmıştır. İsrail ise, ilk başlarda,  Filistin topraklarını, hiç savaşmadan binlerce dönüm araziyi satın almış ve ardından devlet kurmuştur.

Koca bir ordunun, siyasete veya dış etkilere açık kaldığında, nasıl başarısız olduğunu, nasıl büyük hüsranlar yaşattığını maalesef, "Balkan Savaşında" görmüş bir milletiz.

Bu konudaki çekincelerimizi içeren "TSK BİZİM KURUMUZ VE YUVAMIZDIR" isimli yazımı yayınladım.

AH TEMAD VAH TEMAD

Gündem o kadar yoğun ki, yazıyı biraz uzun tutmak zorunda kaldım.

Biliyorsunuz, geçen hafta www.emekliassubaylar.org sitesinde, gelişmeleri içeren, "HAKLARIMIZLA İLGİLİ SON DURUM" ve "DAĞ FARE DOĞURMASIN" isimli iki uyarı yazısı yazmıştım.

Özetle bu yazılarımda; verilmesi planlanan görev tazminatının, "II. Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl bilfiil hizmet yapan, çalışan ve emekli assubaylara verileceği" yönünde çalışmalar olduğunu yazmıştım.

Hatta tazminatta, "II.Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl şartının" olabileceği öngörüsünü 2014 yılında (yaklaşık 1,5 yıl önce) Sn. Sami TAMAM'a bizzat özelden yazmış ve kendisinin SGK ve askeri kimlik kartı kayıtları nedeni ile uyarıda bulunmuştum.

Ardından, Genelkurmay ve Başbakanlığa hitaben, www.emekliassubaylar.org sitesi yönetimince bir mail kampanyası başlatılmıştı. Genelkurmay Başkanlığı yetkilileri, sitemizin yönetimine ulaşarak, gerekli açıklamaları yaptı ve bunu site yönetimince tüm meslektaşlarımıza duyuruldu.

Neyse, biz tazminatta, "II. Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl bilfiil hizmet yapma" şartını yazınca, siyasetle iştigal eden, eski bir TEMAD Genel Başkan Yardımcısı, beni telefonla arayarak; "YOK BÖYLE BİRŞEY, OLMAYAN ŞEYLERİ YAZIYORSUN, KİM? NEREDEN? UYDURUYOR BUNLARI?" demişti.

O yetmezmiş gibi, anlı şanlı bir il başkanı, yazı yazdığı bir sitede, "ASUBAYLARA TAZMİNAT PAPATYA FALINA MI KALDI?" diye dalga geçercesine yazı yazmış ve  güya bizim, 2012 yılındaki tekliften bahsederek, yazı yazdığımızı ima etmişti.

1

  Aynı il başkanı, yazısının sonunda aynen şu ifadeleri kullanmıştı;

"Somut bilgiye dayanmayan iddialar ve bu iddialar üzerinden yapılan kehanetler bizce PAPATYA FALI'na bakmaktan farksızdır. Papatya falının kaderini de kopardığınız çiçekteki yaprak sayısı ve sizin başladığınız seçenek belirler."

2

 Bu kez, durumun vahametini biraz anlayan il başkanı, "ASUBAYLARA TAZMİNAT VE NABIZ ÖLÇME ÇABALARI" diye bir yazı kaleme aldı.

Yazısında; tazminatların bu şekilde çıkması durumunda, oluşabilecek haksızlıklara dair çekincelerini yazdı ve  bir bölümde, bizim uydurma bir cetvel yayınladığımızı, bu çalışmanın 2012 değil, 2013 yılına ait olduğunu belirtti.

3

 Yalnız, kendi cetvelini dahi okumayan bu il başkanı, 2012 yılında tazminatları içeren yasa tasarısının, Maliye Bakanlığı tarafından, aynen geri iade edildiğini gözden kaçırmıştı. 2012 yılında geri iade edilen yasa tasarısı, 2013 yılında nasıl son şeklini almış onu açıklayan yok?

"KATİP ARZUHALİMİ YAZ YARE BÖYLE"

Tabii, "II. Kad. Kd. Bçvş. ve 24 yıl bilffil çalışma" şartına tepkiler sert oldu, herkes "yok böyle bir şey" diyordu ki, dün akşam dengeler yeniden değişti.

Bizim yayınladığımız bilgileri itibaren etmeyen, "Papatya Falı, Nabız Ölçme" yazan il başkanının, en tepedeki yönetimi olan,  TEMAD Genel Merkezi, hem Başbakanlığa, hem de Genelkurmay Başkanlığına yönelik; "SAYGILARIMLA ARZ EDERİM" li, mail kampanyası başlattığını,  TEMAD'ın resmi internet sitesinden duyurdu.

 

4

 Eee, hani siz bu işin mutfağındaydınız,

Hani, siz müdahil olup, mecliste bu işi düzeltecektiniz

Hani, top Genelkurmaydan çıkmış ve top hükümetteydi,  

Hani, Genelkurmay'ın çalışma ile alakası yoktu,

Hani, Genelkurmay rol çalıyor ve fırsatçılık yapıyordu,

Hani, bizim yazdıklarımız yalandı,

 

Bir çift sözümüz de kalemşörlere;

Hani, siz Genelkurmaya diz çöktürmüştünüz,

Hani, Genelkurmaya hesap sor diyordunuz,  

Hani, siz büyük dava adamıydınız,

Hani, siz, dilenerek değil de, direnerek hakları alacaktınız,

Direnciniz bu kadar mı?

Ne oldu ?

Tüm stratejiniz bu kadar mı? 


Öyleyse, ilkokul çocuğunun elinden çıkmış kompozisyon gibi, "Genelkurmay Başkanlığımız" diye başlayan, "saygılı, arzederim" li bu dilekçe neyin nesi?

O kadar hoplayıp, zıplayıp, atıp, tuttuktan sonra, üç dönemden fazla seçilebilmek için, MSB'yi mahkemeye verdikten sonra,  Genel Başkan yardımcınız, tüm komuta kademesiyle mahkemelik olduktan sonra, "ölüm orucu" gibi garabet bir eylemden sonra, tek eylem planınız, "mail atma kampanyası" mı?

Yani, "100 şubeli, 1 Milyon oy potansiyelli!" derneğin, tüm çabası  "BU MUDUR?" arkadaş?

Madem ki bir mail kampanyası başlatacaksınız, hep beraber tek elden yapsak, tek ses vererek yapsak, olmaz mıydı?

Biz mail kampanyası yapınca destek olmayıp, daha sonra neden siz de aynısını yaptınız? 

Başka eylem planınınz yok muydu?  

Olayın özü; "lafla yürütüldüğü sanılan peynir gemisi", bir kez daha battı ve dibi boyladı.

***

MEVCUT SON DURUM

Sevgili meslektaşlarım;

Bu hafta içinde, ismini açıklayamayacağım arkadaşlarımız, özlük haklarımız ile ilgili birimleri ziyaret etti.

Çalışmalar şu anda Milli Savunma bakanlığında. Halen MSB'deki daire başkanlıkları, konular üzerinde çalışıyor. Olgunlaşıp, Milli Savunma Komisyonuna havale edilen bir yasa tasarısı yok.

Ayrıca, hükümet kanadı ile görüşen arkadaşlarımız da var. Arkadaşlarımıza orada söylenen bir söz, çok önemli, Bu söz;


"Biz, kurumlardan (Genelkurmay) gelen ne ise, ona göre çalışırız, bunun dışında kişilerin müdahalesi ile değişiklik yapmayız ve  bize ulaşan ne ise, inceledikten ve yasal bir sorun olmadıktan sonra aynen yukarı göndeririz"

İşte, yıllardır biz bunun için diyorduk; "köprüleri yıkmayın, diyalog kapısını kapatmayın" Türkiye gibi bir ülkede hiç bir siyasi iktidar, Genelkurmaya karşı bir derneği dikkate almaz, Genelkurmay her zaman Türkiye de denge unsurudur", "Yasal Mevzuat gereği, TSK personelinin özlük haklarının çıkış noktası, Genelkurmaydır" diye bunun için uyardık durduk. 

Geçte olsa, bunu anladınız, "Genelkurmay Başkanlığımız" diyerek,  "SAYGIYLA ARZEDEN" arzuhalci dilekçesi gibi, mail ve mektup  kampanyası başlattınız. İnşallah geç kalmamışsınızdır da, bu saatten sonra sizi dikkate alırlar.

 Kısacası saygıdeğer meslektaşlarım;

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, görüşmelerimiz  olacak, bazı randevular alınmakta. Görüşmelerden sonra sizlere daha detaylı ve kapsamlı açıklamalar yapacağız.

Saygılarımla.

 

 

Page 1 of 26