Turna Horozu

Bir makâlenin içine iki meçhûl telefon muhâveresi sığar mı? Sığıyormuş meğerse! Zemherinin 22’si Pazar günü kuşluk vakdi telefonumun zili çaldı. Gene reklâmcı kızlardır herhâlde diye duymazdan geldim. Bir kaç kere daha çaldıkdan sonra hanım suratını ekşitip; zahmet olmazsa açşan şunu! dedi. İki sene evvel istediği bir okka yemeklik yağı almadık ya! Bu sebepdendir mâlûm, aramız hâlâ şekerrengi. Hemcinsim olsaydı anlaşmanın bir yolunu bulurdum elbet!. Lâkin kadın milleti işde... Anlayın beni!.. Bulaşmanın anlamı yok şimdi. Ben de bu kibar dâvete bigâne kalamadım. Hemen açıp telefonu Efendim! dedim.

Davûdî sesiyle zihnime âdetâ tek tek nakşetdiği konuşmasında telefondaki meçhûl şahıs ile şöyle hasbıhâl etdik;

  • Ahmet Efe seni Aydın’dan aramış! Ben de Denizli’den arıyorum evlâdım. Adım, mühim değil! Bir arkadaşım bahsetdi yazından. Gözlerim iyi görmediği için O’na okutdum. Öteki yazılarını da okutup bilgilendim. Ben  1944 neşetliyim. Bizleri Gedikli Erbaş olarak mezun etdiler. Demek ki Gedikli Zâbit olarak mezun olmamız gerekiyormuş. Bize yapılan bu hainliği 71 sene sonra tenvir etdiğin için sana teşekkür ederim oğlum.
  • Ricâ ederim, efendim! Makâlemizi okuduğunuz için ben de size teşekkür ederim.
  • Biliyorsun Denizli, horozu ile meşhurdur!
  • Evet, biliyorum! Denizli deyince aklıma evvlelâ yâreniyle Özay GÖNLÜM, sonra da horozu gelir efendim!
  • Turna horozu’nun ne olduğunu bilir misin, peki?
  • Turna horozu mu?..
  • Evet, turna horozu...
  • Turna’yı biliyorum! Horozu da biliyorum!.. Lâkin!.. Turna horozunu şimdi sizden duydum vallahi!..
  • Bak evlâdım! Ben Jandarmaydım. Ömrüm dağlarda eşkıya kovalamakla geçdi. Kendimi bildim bileli de avcıyım. Kuşları iyi bilirim. Turna denen o mübârek kuş, bir havalandı mı tam bin kilometre uçar, bin.... Ve biliyor musun, bu uçuşunda sâdece bir gıram yağ sarf eder.
  • Yaa!.. Allah Allah! Öyle mi?..resim-01
  • Evet, yavrum öyle! Ne vakit bir turna geçidi görsem, sırtüsdü yere yatar ve onları gözlerim, geçip gidesiye kadar... Binlerce, onbinlerce turna bir havalandı mı yere hiç inmeden gece gündüz binlerce kilometre uçabilir. Sürü hâlinde havalanan turnalar havada hemen ters V harfi nizâmını alırlar ve bu şekilde uçarlar. Her turna sürüsünün en önünde uçan bir turna vardır. Bu turna, yayından fırlamış ok gibi havanın içine atar kendini. Sürünün başındaki bu turna; sürmene bıçağının bir vuruşda karpuzu ikiye yardığı gibi gagası, başı ve göğsü ile önündeki havayı ikiye ayırır. Diğer turnalar, bu turnanın yardığı hava oluğunda yorulmadan uçarlar. Kulaç atmadan denizde yüzmek gibi senin anlayacağın!..
  • Çok hayret verici doğrusu!..
  • En önde uçan bu turna yorulunca hemen sağa kayar. Yerini sol tarafındaki turnaya bırakır. Bu nöbetleşme, saat istikâmetinde olur. Ve uçuş boyunca devâm eder. Böylece havanın yorucu mukâvemetine ve soğuğa karşı sürüdeki turnalar müştereken mücâdele ederler. Havanın mukâvemetini ve soğuğunu ilk göğüsleyen işde bu öncü turnadır. Bu sebepden dolayı en çok yorulan, en çok üşüyen ve en çok yağ sarf eden turna, işde bu en önde uçan turnadır. Bu öncü kuşa “turna horozu” derler.
  • Ya! Öyle mi?..resim-02
  • Evet, öyledir, evlâdım. Kuş deyip geçme! Biz Asubayların şu turnalardan öğreneceği o kadar çok şey var ki yavrum! Azim, sabır onlarda... Yardımlaşma, el birliği onlarda... Sadâkat, vefâ onlarda... Vurulduğu ya da hasta olduğu için uçamayan turnayı eşi asla terk etmez. Beş-on çift turna hemen sürüden ayrılır ve onlara can yoldaşı olur. Her sene dünyayı dolaşırlar ve yollarını asla şaşırmazlar! Çünkü sürüdeki onbinlerce turna yek vücûd olup bir tek turna gibi davranır! Biliyor musun delikanlı?.. Biri neyse hepsi odur! Her turna, aslında bir turna horozudur!
  • Yiğit lakabıyla anılır. Duydum ki sen kendine Eski Tüfek demişsin! Güzel bir lakap! Hayırlı, uğurlu olsun. Fakat işde, bu yazdıklarından dolayı ben de sana Asubayların Turna Horoz’u diyorum yavrum!

Bir anlığına çok mahçup olduğumu hissetdim. Başımdan aşağı kazanlar dolusu kaynar su döküldü! Zîrâ telefondaki meçhûl şahıs hiç ummadığım bir şekilde noktayı koymuşdu sözüne. Karşı binanın pencerelerinden bize bakan merâklı komşularım farketmişdir herhâlde. Sarılık sarısı yanaklarım nar kırmızısı kesdi vehleten. Kendimi toparladıkdan sonra;

  • Peki efendim!. Siz bu lakabı münâsip gördüyseniz şâyet, öyle olsun! Bir de isminizi bağışlasanız?..
  • Boşver ismimi şimdi. Elimi öpmeye gelince öğrenirsin nasıl olsa! Seni tekrar kutluyorum yavrum. Gözlerinden öpüyorum. Dilerim Allah’dan yolun ve bahtın her dâim açık olsun, benim turna horozum!..

Ya rabbim! İnsan yaşadıkca neler öğreniyor şu hayatda!.. Demek ki turnanın horozu da varmış!

İctima alır gibi kesin ve keskin bir edâyla konuşan meçhul Jandarma, başka söz söylemeden kapatdı telefonunu!..

Hâlâ şaşkınlık içindeydim! Şu an dahi bilemediğimiz ve hattâ bilmeden ölüp gideceğimiz Allah bilir daha neler var şu dünyada. İlk defâ konuşduğum ve adını bile söylemeyen bir meslekdaşımdan ilk defâ işitdiğim şu bilgiler karşısında dumura uğradım külliyen.

Bu yiğit Jandarma konuşurken ben de O’nu pür dikkat dinledim. Dinlerken de yazmaya gayret etdim. Vebâli vardır, üzerimde kalmasın! İnşallah doğru anlamış ve anlatdıklarını tam olarak aktarmışımdır sizlere.

Mevsimidir; Kar, yağarken tozar!..

Aydın’lı Efe Ahmet KISA’dan kuru incir geldi bir kere... Posdacı da yolu öğrendi nasıl olsa! İsder misiniz, bu isimsiz yiğit Jandarma da kendisi gibi yiğit bir Denizli horozu göndersin bize!..

Sağolsun bu meçhûl meslek çınarımız kendisi hakkında başka birşey söylemedi. 90 yaşından ziyâde olduğunu zannetdiğim Denizli’li meçhûl Zeybek bana telefon numarasını verdi. Ve Horozlar diyârı Denizli’de görüşmek üzere ahitleşdik kendisiyle.

Denizli’den beni arayıp kendi hayat hikâyesini zihnime bir çırpıda zerkeden bu yiğit Gedikli  Zâbit, 1944 neşetli olduğuna göre makâlemizin de en kıdemlisi ve dahi şeref misâfirimiz oluyor. Horozu gibi kendisi de müthiş vakarlı bir edâ, gurur ve özgüven âbidesi olan bu meçhûl meslek çınarımızın bu vesile ile ellerinden öpüyorum. Ȃhir ömründe güzellikler, sıhhat ve neşe dolu günler temenni ediyorum kendisine.

*  *  *  *  *

İmdi teveccüh eyleyelim mevzumuza, yiğit ve kadim yârenlerim.

Birinci kısımı hep berâber okudukdan sonra verdiğimiz

10 dakikalık kısa bir ihtiyac molasının akabinde

Seyirciler, koltuklarına oturdu,

Işıkcı, ışıkları söndürdü!

Ve dahi

İkinci kısımı oynatmak üzere perde açılıyor!

Gedikli Küçük Zâbit unvânlı asker kişileri

Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için tezgaha sürülen sahtekârlıklar kumpanyasına devâm ediyoruz...

emekliassubaylar.org tiyatrosunun

220.000 koltuklu Eski Tüfek sahnesinde teşhir etmeye başladığımız

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı künyeli tekmili iki kısımlık makâlemizin birincisinde

Kânunda Gedikli Küçük Zâbit şeklinde yazılı olan askerleri

Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için çırpınan sahtekâr bir subayın çevirdiği hile çarkının

Dönüp geldiği aşamaların ilk fasılını teşhir etdik.

İmdi kıraat eylediğiniz işbu ikinci kısımda ise

Makâlemizin birinci kısmı olan Gedikli Erbaş Sahtekârlığı -1-‘de kaldığımız yerden devâm edeceğiz.

Bu orostopolluk çarkını elleri titremeden ve fakat can havliyle çeviren emekli Zâbiti

Meclis mahzenlerinde sıçdığı yere gadar govalayacak

Ve dahi

Bu firavun fâresini cürm-ü meşhut hâlinde yakalayacağız evvel Allah.

*  *  *  *  *

Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit unvânlarının

Gedikli Erbaşlığa tenzil edilmesi için tezgaha sürülen kânunlar silsilesine

Birinci kısımda kaldığımız tarihden devâm edelim.

resim-03 

resim-04 

Aşağıdaki yazı bölüğünü okumadan evvel yukarıda gördüğünüz Meclis zabıtını inceleyin lutfen.

İşbu Meclis zabıtında iki noktaya bâhusus dikkat buyurunuz;

  • Zabıt cerîdesinin metininde kırmızı kutuların içinde gördüğünüz gibi üç defâ Gedikli Erbaş unvânı var. İki defâ da Gedikliler ibâresi var. Sağ tarafınızdaki tavsırları boşverin! Şimdilik bakmaya değmez! Birinci husus budur.
  • İkinci hususa gelince! Bu kânun tasarısında  şu üç kânun’a atıf yapmışlar;
  • 1492 sayılı ve 01 Haziran 1929 târihli Deniz Ve Hava Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u,
  • 1107 sayılı ve 05 Temmuz 1927 târihli Küçük Zâbitân Ma’âşâtı Hakkındaki 22 Nisan 1341 Târih Ve 648 Numaralı Kânuna Müzeyyel Kânun.
  • 1683 sayılı ve 03 Haziran 1930 târihli Askerî Ve Mülkî Tekâüd Kânun’u.

Rahatca görüp tetkik edesiniz diye üçünü bir araya getirip sımsıkı bağladıkdan sonra

Sayfanın hemen aşağı kısmına doğru sarkıtdık!

Bilgisayarınızın fâresindeki tekerleği

Tetik parmağınızla size doğru çekerseniz şâyet sırasıyla hepsini görebilirsiniz.

resim-05 

Lutfen dikkat buyurunuz!

Eski Tüfek yegân yegân tetutbu etdi.

Şu anda okuduğunuz cümlenin hemen üsdünden size doğru gül kokulu gülücükler gönderen bu gânunların hiçbirisinde

Gedikli Erbaş tâbiri var mı? Yok!

Resmî evrakda sahtekârlık yapıldığını isbat etmek için bunlardan başka belgeye hâcet var mı?

Yok, dediğinizi işitdim sanki?!!

Yok! dediyseniz şâyet

Sahtekâr firavun fâresinin eşkâlini öğrenmeyi haketdiniz demekdir!

Buyurun, öyleyse...

*  *  *  *  *

resim-06 

Yukarıdaki 21 sayılı madde başlığı altında gördüğünüz kânun tasarısını Meclis’e getiren kişi,

Zamânın

Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi emekli zâbit Kâzım SEVÜKTEKİN’dir.resim-07

Sağ tarafınızda üç değişik tavsırını görüyorsunuz.

Bu firavun fâresi kılıklı Zâbit,

Millî Müdafaa Vekâletinin Meclise getirdiği kânun tasarısının yukarıda gördüğünüz metininde 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekâüd Kânun’undan bahsediyor. Bu kânun’un başlık kısmını aşağıya yapışdırdım. Maddeyi lutfen dikkatle okuyunuz. Bu maddede Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit ibâreleri mevcut.

Fakat

Bâdem bıyıklı Hitler kılıklı Vekil Kâzım SEVÜKTEKİN, sahtekârlık yapdı.

Ve dahi

Hazırladığı kânun tasarısındaki

Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit ibârelerini sildi. Bu unvânların yerine Gedikli Erbaş ve Gedikli ibârelerini ekledi.

resim-08 

Ben,

Askerlik mesleğinin şeref membasından beslendiğini bilirim.

Askerin de şerefli olduğuna inanırım. Bu itikâdımı hâlâ muhâfaza ederim.

Fakat burada yapılan orostopolluk bize gösteriyor ki

Kânun maddesinde sahtekârlık yapan şerefsiz bir iki subay tâ o zamânlarda da varmış!..

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar hüviyetli makâlemizde şümûllu olarak anlatdık. Başkomutan ATATÜRK’ün Türk Ordusuna emânet etdiği “Asubay” unvânına

Subay emeklisi Kâzım’ın kânunsuz olarak “s“ ekleyip nasıl “Assubay” şekline tâdil etdiğini belgeleriyle fâş eyledik.

Demek ki alışkanlık yapıyor!

Goca götlü,

Gıllı göbekli

Geniş gursaklı

Ve dahi

Göbek gerdanlı büyük Turgut; “Anayasa’yı bir kere delmek ile bir şey olmaz!” dediydi.

Alışmış, gudurmuşdan beter oluyor besbelli. Arınç’lı Bülend’in demesiyle; şey, şey yemekden şey eder mi?

Subay emeklisi Kâzım 1935 senesinde evrakda sahtekârlık yapıp Asubay kelimesini Assubay yapmış idi.

İflâh olmayan Kâzım

İki sene sonra, 1937 senesinde

Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit unvânlarını sildi ve

Bu kez de goca gıçına vurup Gedikli Erbaş şeklinde bir unvân uydurdu.

Ve dahi

İşbu gayri meşru unvânı resmî evrakda sahtecilik yapıp kânun’lara sokuşdurdu.

Zamânın Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi

Vekil

Ve dahi

Tekâüd Zâbit Kâzım SEVÜKTEKİN şimdi nerede mi yaşıyor?..

T.C. Başbakanlık’ın hazırladığı Şeref Üyeleri arasında

ATATÜRK ile birlikde aynı yerde yaşıyor!!!

resim-09 

Pekiyi,

Sahtekâr Mirlivâ Kâzımı işbu şeref listesine kim yazdırdı dersiniz?..

 Târih, 1983...

Bildiğinizi biliyorum!..

*  *  *  *  *

resim-10 

Tekâüd Zâbit

Arsızlığa alışmışdı bir kere.

Şey, şey yemekden fariğ olur mu hiç?

Bir sene evvel ilk sahtekârlığını yaparken elleri titrememişdi zâten...

Sonraki sahtekârlıkları yapmakda pek daha mâhir davrandı. Tereyağından kıl çeker gibi kânun çekdi kendileyin!

Aşağıda gördüğünüz T.B.M.M. Karârına bâhusus dikkat buyurunuz.

Gündeme alınan konu, Deniz Ve Hava Gedikli Küçük Zâbitleri...

Fakat

Gedikli Küçük Zâbitlerinin gündem edildiği bir karâr metinin içine Mirlivâ Kâzım

Ölü götüne pambık deper gibi

Gedikli Erbaş ibârelerini sokuşduruverdi gene!..

Biliyor musunuz?

Bu karârnâmenin imzâlandığı 27 Mart 1936 târihinde

T.C. Ordusunda Kara Gedikli Erbaş uvnanıyla bir asker sınıfı mevcut değil idi. Bu hakikâte dikkat buyurunuz!

Kara Gedikli Erbaş sınıfını da Mirlivâ Kâzım askerî mevzuatımıza bu karâr ile gayri meşru olarak sokuşdurdu.

Bu sahtekârlık neticesinde Ordumuz Kara Gedikli Erbaş sınıfını ile müşerref oldu.

Fakat işin tuhaf tarafı aşağıda gördüğünüz 933 sayılı işbu karârnâme

Kara Gedikli Erbaş sınıfı hakkında neşredilen ilk ve tek mevzuatdır. Başka mevzuat neşredilmedi.

Çünkü tekaûd Zâbit Kâzım’ın doğurduğu bu gayri meşru çocuğu Kâzımdan başka kimse sahiplenmedi.

resim-11 

*  *  *  *  *

resim-12 

Aşağıda gördüğünüz 3134 sayılı ve 15 Şubat 1937 târihli kânunda

Gedikli Küçük Zâbit ibâresinden son kez bahsedildi.

İki seneden beri yapdığı tanzim atışı ile hedefini iyice kısdıran şerefsiz bir zâbit

Bundan sonra yapacağı kânunlarda artık tesir atışına başlayabilirdi.

Elinin altında hazır bekleyen ve

İçinde artık Gedikli Zâbit sınıfının olmadığı kânun’u Meclis’den geçirmek için fırsat kolluyordu.

Resmî evrakda sahtekârlık yapmanın köküne kıran mı girmişdi?

Sahtekârlık kumpanyasının sıradaki oyununu sahneye sürmek için kumpas kurulmuşdu nasılsa.

Amasya’nın bardaa

Biri doldu, bi daa!..

Emekli Zâbit Kâzım SEVÜKTEKİN’in gayri meşru çocuğu olan Gedikli Erbaş tâbiri

İki vakde kadar askerî mevzuatımıza duhûl eyleyecek idi.

resim-13 

Sağ tarafınızda Gedikli Erbaş Hazırlama Okulu’nun bir tavsırı var.resim-14

Tabelâsına adını yazmamışlar. Hangi okula ait olduğunu ben bulamadım.

Yukarıdaki pencerede bahsedilen Gedikli Erbaş Mekteblerine dair kânun bulamadım.

Tuhaf bir vaziyet!..

Gedikli Erbaşlık sınıfının olmadığı bir târihde ordumuzda Gedikli Erbaş Mekteplerini hangi kânuna göre ihdâs etmişler?

Hangi kânuna göre Gedikli Erbaşlık mezun etmişler?

Bu konuda da tezgaha sürülmüş bir orostopolluk var gibi! İşin aslına ermek gâyesiyle bir istidâ yolladım Millî Müdafaa Vekâletimize. Ve dahi şu suâli tevcih etdim Vekil Beye; “Gedikli Erbaşlığı hangi tarihde ve hangi mevzuata müsteniden ihdâs etdiniz?” dedik. Şimdilik tetkik ediyorlar. Cevâb gönderirlerse şâyet buraya memnuniyetle yapışdırırız inşallah.

*  *  *  *  *

resim-15 

Aşağıdaki pencerenin sol yanında kânun tasarısı hakkında hükûmetin teklifini,

Sağ yanında ise Millî Müdafaa Vekâleti Encümeninin tasarıda yapdığı değişiklik metnini görüyorsunuz.

Gündemdeki kânun; 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarında Dair Kânun.

Aşağıdaki Meclis zabıtlarını gördüğünüz 3134 sayılı ek kânun ile

2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarında Dair Kânun’a dört madde eklenmiş.

Tasarı metinine ise kânunun sâdece sayısı yazılmış.

Çevirdikleri sahtekârlık tezgahı fark edilmesin diye kânunun adınını bu tasarıya kasden yazmamış şerefsizler.

Makâlemizin ilerleryen sayfalarında AYİM’in bir karârından dem vuracağız.

Bu karârında AYİM; Gedikli Erbaşlar, Gedikli Subaylardan  farklı bir “statü”dür demiş. Görevdeyken ölen babalarının yetim maaşını almak için çocuklarının açdığı dâvâyı AYİM 1995 senesinde bu sebepden dolayı reddetmiş.

Gedikli Erbaşlar, aşağıda gördüğünüz kânun metininde Gedikli Zâbit telâkki edilmiş.

Şimdi, bu karâra imzâ atan AYİM’in palyaço kılıklık askerî hâkim ve savcıları;

3134 sayılı şu kânun’a bir daha baksınlar. Ve utansınlar! Sonra da 1995 senesinde verdikleri bu karârı bir daha gözden geçirsinler bakalım.

resim-16 

*  *  *  *  *

resim-17 

Aşağıdaki pencerede

Zamânın Başbakanı Sayın İsmet İNÖNÜ‘nün imzâsı ile Meclise arz edilen Millî Müdafaa Encümeni’nin (1/790) sayılı mazbatasını görüyorsunuz.

Bu mazbatanın hazırlanışının maksadı 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’da değişiklik yapmak. Çerçevenin en üst köşesinde mazbataya başlık olarak yazılan Gedikli Küçük Zâbit ibâresine dikkat buyurunuz.

Mazbatadaki kırmızı okun ucunda gördüğünüz üzere kânun tasarısı Gedikli Küçük Zâbit başlığı altında yazılmış. Fakat mazbata metinine bakdığınızda Gedikli Erbaş ibâresini göreceksiniz.

İşde, sahtekârlığın ikinci perdesi de burada başlıyor!.. Mazbata metinine ekledikleri Gedikli Erbaş unvânı, bu târihde hiçbir kânunda yok. Yukarıdaki sayfalarda tam metinini gösderdiğimiz üzere Gedikli Erbaş ibâresi burada atıf yapdıkları 2505 sayılı kânunda bile mevcut değil.

Bu mazbatanın altına imzâ atmakla Başbakan Sayın İsmet İNÖNÜ de sahtekârlığa âlet edildi.

Bu kânun tasarısında bir de kurnazlık yapdılar. O kurnazlık da şudur; Meclisdeki vekillerin şüphelenmesini önlemek için 2505 sayılı kânunun tam adını yazmadılar. Sâdece sayısını yazdılar.

Meclisdeki onca vekilden bir dânesi bile zahmet edip de 2505 sayılı kânunu açıp okumamış. Vicdân sahibi bir tek vekil dahi; “Yahu kardeşim! Gedikli Erbaş da nereden çıkdı? Gedikli Küçük Zâbit kânununda değişiklik yapıyorsunuz fakat bu kânunda Gedikli Erbaş şeklinde bir tek ibâre dahi yok! Bu ne biçim tasarı?” dememiş.

Yazıklar olsun hepsine!..

Ek-1 

*  *  *  *  *

resim-19 

Aşağıdaki pencerede

12 vekilin imzâlayıp Meclis’e arz etdiği kânun tasarısını görüyorsunuz...

Bu tasarı metninde 4 dâne Gedikli Küçük Zâbit ibâresi var. Bir dâne de Gedikli Erbaş ibâresi var.

Bu kânun tasarısında aslında temiz eller ile kirli ellerin bir vicdân ve şeref mücâdelesi verdiğini görüyoruz.

Vicdânının sesine kulak veren temiz eller, işin doğrusunu yapmış. Kânunda yazan Gedikli Küçük Zâbit unvânını kullanmış.

Fakat vicdânı bâsûrlu kirli eller ise gayri meşru olan Gedikli Erbaş ibâresinde ısrar etmiş.

Meclisde bu tasarıyı imzâlayan

Ya da

Leyhde-aleyhde rey veren vekillerden bir dânesi çıkıp da; “Hoop beyler! Gedikli Küçük Zâbit Kânun’unda Gedikli Erbaş şeklinde bir ibâre yok! Bırakın bu orostopolluğu!” dememiş!

Temiz eller ve kirli ellerin bu vicdân ve şeref mücâdelesinde bakalım kim gâlib gelmiş, göreceğiz!

Aşağıdaki mazbatada isimlerini gördünüz 12 vekilimiz,

İşbu gayri meşru kânun tasarısının altına imzâ atdıkları anda vicdân ve şeref mücâdelesini peşinen kaybetdiler!

Haberleri olsun!

resim-20 

*  *  *  *  *

resim-21 

Aşağıdaki Meclis zabıtının başlığında Gedikli Küçük Zâbit ibâresi var. Gündemdeki konu da Gedikli Küçük Zâbitler. Fakat zabıt metinine Gedikli Erbaş ibâresini sokuşdurmuş şerefsizler.

resim-22 

*  *  *  *  *

resim-23

Makâlemizin bu sayfasına gelince bir ihtiyac molası verdim kendi kendime.

Çünkü

Kânun’un bu maddesinde

Erik ağacından oyma zurnamız zırt diyecek!

Buraya kadar dökdürdüğümüz kelâm, keçiboynuzundaki bal kadarcık birşey idi.

Bir dirhem bal için bir çeki odun yedirdik bu sayfaya kadar.

Hem okudum

Hem de yazdım

Yalan dünya senden bezmedim!..

Fakat

Vekil sıfatlı ve zâbit kılıklı bâzı şerefsizlere

Dudak değmemiş küfürler etdim!..

Aşağıdaki Kânun tasarı metinine 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un ismini hiç yazmadılar.

Sâdece kânun’un sayısı yazdılar.

Bu kânun’da mevcut olan Gedikli Küçük Zâbit unvânı sahne arkasına çekildi.

Yerine,

Mirlivâ Kâzım’ın gayri meşru olarak peydahladığı Gedikli Erbaş unvânı sahneye sürüldü.

Bu oyuncu değişikliğini

2015 senesinin Mübârek Mevlûd Kandilinin edâ edildiği şu güne kadar kimse fark edemedi.

resim-24 

Bu cümlenin üstündeki şu kırmızı okun ucunda gördüğünüz kânun sayısına dikkat buyurunuz.

Ne yazıyor orada? 2505 numaralı kânun.

Şimdi burada şu bilgileri öğrenelim;

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair (Temel) Kânun, 11 Haziran 1934 târihinde meriyyetde idi.
  • 3221 sayılı Ek Kânun, 15 Haziran 1937 târihinde meriyyete girdi. Bu kânun, 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un ismini Gedikli Erbaşların Membalarına Dair Kânun olarak değişdirdi.
  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u 30 Haziran 1950 târihinde meriyyete girdi. 3221 ve 2505 sayılı kânunlar aynı târihden geçerli olmak üzere ilgâ edildi.
  • 3221 sayılı Ek kânun ve 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u 30 Haziran 1950 târihine kadar tam 13 sene birlikde ve aynı târihlerde meriyyetde kaldılar.

Burada şu suâlleri soralım;

2505 ve 3221 sayılı kânunların beraber mer’î olduğu 1937-1949 târihleri arasında kalan bu 13 senelik terfi döneminde;

  • Hangi kuvvet,
  • Hangi kânuna istinâden
  • Gedikli Küçük Zâbit unvânı ile kaç devre
  • Gedikli Erbaş unvânı ile kaç devre mezun verdi?
  • Mezun edilen Gedikli Erbaşların özlük hakları, terfi ve saire işlemleri hangi kânuna göre yapıldı?

Olanlara duyurulur!..

Zihniyet Sürgünü değiliz!

Öyleyse

Çifte su verilmiş dövme has polatdan mâmûl mahmuz ile

Şahlandırmak için mahmuzlayıp dimağımızı

Ve dahi

Gürleyerek kişneyip şimşek şerâresi olarak menziline akan doru bir aygır gibi

Dört nala koşduralım beynimizi...

3221 sayılı Ek kânun 15.06.1937 târihinde meriyyete girdi.

2505 sayılı kânun 30.06.1950 târihinde 5619 sayılı kânun ile ilgâ edildi.

Demek ki 1937 senesinden 1949 senesine kadar geçen 13 senelik zamân zarfında ordumuzda;

  • Birisi kânûnî  olarak ihdâs edilen Gedikli Küçük Zâbit sınıfı
  • Diğeri de kânûnsuz olarak ihdâs edilen Gedikli Erbaş olmak üzere
  • İki muvazzaf sınıf aynı anda görev yapdı.

Bu tuhaf durumu kendi kânunlarını ortaya koyarak şöyle açıklayalım;

  • 2505 sayılı ve 1934 târihli kânûn’a istinâden meşru olan Gedikli Küçük Zâbit sınıfı istihdâm edildi.
  • 3221 sayılı ve 1937 târihli kânûn’a istinâden gayri meşru olarak ihdâs edilen Gedikli Erbaş sınıfı istihdâm edildi.

Çifte kânunlu, çifte sınıflı ve çifte uygulamalı 1937-1949 seneleri arasındaki bu 13 senelik zamân zarfında;

  • 2505 sayılı ve 1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânûn’a istinâden mezun olan öğrencilere 3221 sayılı ve 1937 târihli Ek kânûn ile yapdıkları sahtecilik neticesinde kânunsuz olarak Gedikli Erbaş unvânı verdiler.
  • 5619 sayılı kânun’a göre 30 Haziran 1950 – 04 Temmuz 1951 târihleri arasında kalan sâdece 12 ay ve 04 gün boyunca meşru olarak Gedikli Erbaş mezun verildi. Bu târihlerden önce veya sonra mezun edilen Gedikli Erbaşların hukûkî durumu tam anlamıyla keenlem yekûndur.
  • Dâva açılmalıdır. Burada en azından unvân gasbı vardır. Gedikli Zâbitlikden Gedikli Erbaşlığa tenzil edilen asker kişilerin başka hak kaybı var mıdır?

Biz, bu hukuksuzlukları, bu sahtekârlıkları bulup ortaya dökdük!

Bu suâllerin cevâbını bilmesi gereken kişi herhâlde Eski Tüfek değil.

*  *  *  *  *

resim-25 

Türk Milletinin dişinden dırnağından arttırdığı alın teri kokan paralar ile midesini dolduran emekli bir zâbit

Ve aynı zamanda vekil olan bir kişi,

Millî Müdafaa Encümen Reisi sıfatıyla Yüce Meclis’in odaları arasında oraya buraya azâmet ile yeldirirken

Kafasında dokuz tilki dolaşdırmaya devâm ediyordu.

2505 sayılı Gedikli Zâbit Kânun’una tecâvüz ederek binbir sahtekârlık yapmış ve Gedikli Erbaş unvânını;

  • 2/2476 sayılı T.B.M.M. Karârı ile 04.05.1935 târihinde askerî mevzuatımıza ilk defâ sokuşdurmuş,
  • 933 sayılı ikinci bir T.B.M.M. Karârı bu kez de 27.03.1936 târihinde ikince defâ eklemiş,
  • 3221 sayılı Ek kânun ile nihâyet 09.06.1937 târihinde askeriyemizin idârî hukukuna ilâve etmişdi.
  • Yapacak son bir sahtekârlık.... Afedersiniz, son bir işi kalmışdı bu hususda. Bir yolunu bulup Gedikli Erbaş tâbirini şimdi de askerî cezâ kânunumuza dehlemeye gelmiş idi. Gökde aradığı fırsatı gene Yüce Meclis’in sıcacık odalarında buldu Kâzım Bey. Kendisinin hazırladığı bir kânun tasarısını hemen Meclis’de reye sundular. Eller kalkdı, eller indi. Teklif, aynen kabul edildi.

Aşağıda temâşâ eylediğiniz kânun ile

Sahtekârlıklar kumpanyasında sahneye konulan rezâlet tiyatrosunun son perdesi de oynandı.

Kâzım Beyin gayri meşru olarak peydahladığı Gedikli Erbaş tâbiri

Askeriyemizin hem idârî hem de cezâ hukukunda sözde meşrulaşdırıldı.

resim-26 

*  *  *  *  *

2015 senesi Mevlûd Kandilinin ertesi günü Sayın Recep ERDEM ile telefonda görüşdüm. Allah sıhhat dolu ömür versin, kendisi 91 yaşında.

Sayın Ahmet KISA’dan aldığım bilgi sâyesinde ulaşdığım Sayın Recep ERDEM, bugüne kadar tanışmakla müşerref olduğum en yaşlı meslek büyüğümüz.

  • 1945-2950 sicil numarası ile

Ve dahi

  • Hava bombardıman Gedikli Erbaş unvânıyla ve Gedikli Çavuş rütbesiyle mezun olup Hava Kuvvetlerimize intisâb etmiş meslek çınarımız.

Sayın ERDEM’i mezun eden Eskişehir Hava Okulu, İkinci Dünya Savaşının en şiddetli yaşandığı 1945 senesinde mezunlarına diploma vermemiş. Sâdece notlarını gösderen belge vermişler. Tek nüsha tanzim edilen diplomayı da Özlük Dosyasına konulmak üzere okulu, doğrudan Hava Kuvvetlerine göndermiş. Bu sebepden dolayı kendisinin diploma sûretini ne yazık ki bu sayfaya eklemeyedim.

Sayın ERDEM’in mezun olduğu 1945 senesinde Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u meriyyetde idi. Kendisi bu kânun’a göre okula başladı, iki senelik eğitim-öğrenimini tamamladı. Ve gene bu kânun hükümlerine göre mezun edildi.

Mezun edildiği 1945 senesinde 2505 sayılı ve 1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Kânun’una göre;

  • Unvânının, Gedikli Küçük Zâbit
  • Rütbesinin, Gedikli Çavuş olması gerekir idi.

Fakat

Sayın Recep ERDEM’in

Mirlivâ Kâzım’ın sahtekârlık yaparak 23.06.1937 târihinde meclisden geçirdiği 3221 sayılı Gedikli Erbaşların Membalarına Dair olan 2505 sayılı Gedikli Zâbit Kânun’una eklenen Ek Kânun’a göre mezun edildiği anlaşılıyor.

Sayın Recep ERDEM, sahtekârlık neticesinde kabul ettirilen kânun’a göre mezun edilmiş. Bir başka ifâde ile burada kânunsuz hüküm tesis edilmiş. Bu cümleden olmak üzere, Sayın ERDEM’e verilen Gedikli Erbaş diploması hukûken geçersizdir.

Gedikli Erbaş Sahtekârlığına ikinci bir örnek

Gene Aydın’lı Ahmet Efe’den geldi.

Kendisi hiç erinmeden Aydın’dan yola çıkıp Kuşadası’na kadar bizzat gitdi.

Ve dahi bu diplomayı rahmetlinin oğlundan alıp makâlemize hediye etdi.

Merhum Ahmet ÖZTÜRK (942-1989);

  • 1941 senesinde sınavda muvaffak oldu ve Hava Okulunun 14 üncü devre öğrencisi olarak kayıt yapdırdı,
  • 31 Temmuz 1942 târihinde ve 731 diploma numarasıyla okulunu başarıyla tamamladı,

Ve dahi

  • Unvânının, Gedikli Küçük Zâbit,
  • Rütbesinin de Gedikli Çavuş olması gerekir idi.
  • Fakat Mehmet ÖZTÜRK’ü de Gedikli Erbaş unvânı ve Gedikli Onbaşı (Gd. Onbaşı) rütbesiyle mezun etdiler.

diploma

Resmî evrakda sahtekârlık yapılarak peydahlanan gayri meşru Gedikli Erbaş Kânun’uyla unvânı tenzil edilen meşhur simâlardan

Ve dahi

Eski Tüfek’in işbu makâlesine bugün misâfir olan meslekdaşlarımızdan birisi de rahmetli Sayın Hulûsi KENTMEN’dir.

Emekli Deniz Asubay Kıdemli Başçavuş Sayın Hulûsi KENTMEN;

  • 1937 Temmuz ayında Deniz Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulunda okuma hakkını kazandı ve kayıt yapdırdı.
  • Başladığı iki senelik eğitimini 15 Mayıs 1940 senesinde başarıyla tamamlayıp;
  • Gedikli Erbaş Unvânı

Ve dahi

  • Gedikli Çavuş rütbesiyle mezun edildi.

Sayın Recep ERDEM’in durumunda olduğu gibi Sayın Hulûsi KENTMEN’in de Gedikli Zâbitlik unvânı gaspedildi.

Daha ne diyelim Allah aşkına?..

Meslek çınarımız Emekli Deniz Asubay Sayın Hulûsi KENTMEN’e ait bu diploma sûretini

Kıymetli devre arkadaşım (E) Dz. İdârî Asb.Kd.Bçvş. Sayın Özgün UYSAL’ın sayfasından aşırdım,

Özgün kardeşim; Bu vesile ile teşekkür ediyor, esenlik ve karikatür dolu nice güzel seneler diliyorum size.

resim-27 

Bu sahtekârlığı dâvâ konusu etmek gerekmez mi?

Gerekir...

Kim dâvâ edecek, pekiyi?

Ben, abc’ye göre yazdım.

Buyurun, siz seçin!

  • Eski Tüfek
  • TAS-SEN
  • TEMAD

*  *  *  *  *

Devletin kânunlarında sahtekârlık yapmanın neticelerini görüyorsunuz değil mi?

Emekli kaşalot bir zâbitin yapdığı sahtekârlıklar

13 senelik terfi dönemi içinde kimbilir kaç meslekdaşımızın hakkını, unvânını, rütbesini gasb etdi...

Bu sahtekârlığı yapanlar ölüp gitdiler bu dünyadan. Biz Asubaylardan da rahmet beklemesin hiçbirisi.

Fakat

Devlet işleri şahıslar ile kaim değildir, devâmlılık esâsdır.

Bu sahtekârlığın bugün bizi ilgilendiren tarafı şudur; Bu suâle cevâp verecek bir devlet adamı var mı?

Devleti idâre edenler

Devlet adamı olduğunu iddia ediyorlar ise şâyet

Çıksınlar ortaya!

Ve dahi

İşbu sahtekârlığın hesâbını versinler!

*  *  *  *  *

Yukarıda 30 sayılı başlık altında gördüğünüz 3221 sayılı Ek kânun maddesinde

Kırmızı yuvarlak çerçeveli resimdeki bir hususa daha dikkat buyurunuz. Kânun adı...

Neymiş o kânun’un adı?

Gedikli Erbaşların Membalarına Dair olan 2505 sayılı Kânun’a Ek Kânun...

Gara gagalı garga guşu gak! dedi

Git şu gânuna bak dedi!

Gitdik bakdık o gânuna

Bunu diyen garga ne budala!..

Gedikli Erbaş Kânun’u dedikleri 2505 sayılı o kânun’un gerçek adı

Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’dur.

Reisicumhur ATATÜRK’ü kandıran

Ve dahi

Bize zokayı yutdurduğunu zanneden gara gagalı garga guşlarına

Yetmişsekiz sene sonra

Cevâp mâhiyyetinde ilânen duyurulur...

resim-28 

Kızgın kedilerin damlarda oynaşdığı 23 Mart 1950 Perşembe günü

Sahtekâr Zâbit Kâzım’ın ruhunun şâd olduğu gün olarak kayıtlara geçdi...

Yukarıda gördüğünüz 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun

Aşağıda gördüğünüz 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u ile 30 Haziran 1950 târihinde ilgâ edildi.

Ve dahi

1937 senesinden beri kânunlarda gayri meşru olarak yer alan Gedikli Erbaş unvânı nihâyet meşrulaşdırıldı.

resim-29 

Kâzım SEVÜKTEKİN isimli tekâüd bir zâbitin

Çevirdiği elvân çeşit sahtekârlıklar silsilesinin gayri meşru çocuğu olan

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu Meclis’de alelacele kabul edilir edilmez

Türk Ordusunun ilk ve tek dönem meşru Gedikli Erbaşlarını

Tâlim ve terbiye etmek üzere kolları sıvayan okul komutanlıklarımız

İlk ve dahi son defâ olmak üzere

1950 senesinde gazetelere ilânlar verip

O saf ve temiz yürekleri; vatan, toprak, millet sevdâsıyla çarpan kahraman çocuklarımızı

Gedikli Erbaş olmaya çağırdılar.

ek-3

***

Hem hakkı hem de vazifesidir,

Yüce Türk Milletinin irâdesini temsil eden T.B.M.M;

  • Yeni bir kânun yapabilir

Ya da

  • Mevcut bir kânunu tâdil veya ilgâ edebilir.

Fakat

Büyük Türk Milletini temsil eden bu vekillerin sahtekârlık yapması mâzur görülemez.

Affedilemez!..

Nâmus kelimesi bize Arapca’dan geldi. Araplar da Yunanca nomos kelimesinden aldı.

Anlamı kânun, hukuk, kural demekdir.

Bu cümleden olmak üzere;

  • Bir yerde nâmus var ise şâyet orada kânun vardır, hukuk vardır.

Ya da mefhum-u muhâlifinden nâzâr eylersek

  • Bir yerde kânun yok ise hukuk yok ise şâyet orada nâmusuzluk vardır.

İşin ahlâk ve nâmus vechesi bir yana

Bakınız sahtekârlık hususunda Türk Cezâ Kânun’u bugün ne diyor;

resim-30 

Türk Milletinin irâdesini emânet etdiği vekiller bu tür herzeler yiyemez, orostopolluk yapamaz!

Siz kıymetli karilerin de bu makâleyi okumakla şâhid olduğu üzere

Resmî belgede sahtecilik cürümünü işleyen Mirlivâ Kâzım’ı

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı ismiyle münteşir makâlemizin tam da bu sayfasında cürm-ü meşhut yapdık!

resim-31 

Her firavun fâresinin bir Musa’sı çıkar gelir elbet!

2015 senesinde

Eski Tüfek isimli bir Musa çıkdı ortaya!

Bu sahtekârlığı

Yapılışından tam 80 sene sonra

Yüce Meclis çatısı altında

6 dönemde tam 23 sene vekillik eden

1935-1943 seneleri arasında 8 sene Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisliği yapan

İstiklâl Madalyası sahibi

Zâbit emeklisi

Ve dahi

Firavun fâresi Kâzım’ın yüzüne Osmanlı şamarı gibi aşketdi!..

*  *  *  *  *

resim-32 

Gömleğinin ilk düğmesini yanlış iliklemeye gör! İki yakan bir araya gelmez!.. Hem de yanlışlar peşini bırakmaz!

Gedikli Küçük Zâbit unvânı verilen askerleri Gedikli Erbaş unvânına tenzil etmek için

2/2476 sayılı Karârnâme ile ilk kez 04 Mayıs 1935 târihinde kotarılan sahtekârlık silsilesi bitmek bilmedi.

Mağlup edilen pehlivan değil fakat

Sahtekârlık yapan düzenbâzlar sahtekârlık yapmaya doymadı.

Gedikli Erbaş sınıfı hakkında kânun hazırlarken

Küçük Zâbitân ya da Gedikli Küçük Zâbitân sınıfına ait kânunlara atıf yapmakda beis görmediler.

Yapılan orostopolluğun adına

Sahibinin gözü önünde bosdan tarlasından kelek çalmak derler. Ahlâksızlık bu raddeye varmış sizin anlayacağınız.

resim-33 

Zamânın Başbakanları

Ve dahi ATATÜRK olmak üzere

Cumhurbaşkanlarını dahi âlet ederek

Gedikli Erbaş tâbirini

Kârar, karârnâme ve kânunların içine sokuşdurarak yapılan orostopolluklar silsilesi

1940 senesi geldiğinde de devâm etdi.

Üsdelik yapdıkları bu kânun metininin alt kısmında,

Yukarıdaki pencerede kırmızı okun ucunda gördüğünüz atıf yapılan kânunlarda bir tek dahi Gedikli Erbaş ibâresi yok.

Fakat Gedikli Küçük Zâbit Kânun’unda yapdıkları değişikliğe Gedikli Erbaş Kânun’u ismini verdiler.

Bu sahtekârlığın kotarıldığı vakitlerde

Meclisde gıç büyütmek ve midelerini doldurmakla meşgul olan vekillerimizden bir dânesi dahi

Aklının ve vicdânının sesine kulak verip de;

Yahu kardeşim! Siz, Gedikli Erbaş Kânun’u hazırlıyorsunuz. Fakat atıf yapdığınız kânunların hepsi Gedikli Zâbit Kânunları... Bu ne biçim kânun yapmak? Bu ne kepâzelik? Siz, düpedüz sahtekârlık yapıyorsunuz!” demedi.

*  *  *  *  *

resim-34 

Meclis’deki vekillerimizin kimi zamân da civânmertliği tutdu. Kânun’a uygun kânun hazırladılar.

Aşağıda gördüğünüz gibi bâzı kânunlarda Gedikli Subay unvânını kullandılar.

resim-35 

Bâzen de içmeden serhoş oldu vekillerimiz!..

Kânunda yeri olan Gedikli Subayları

Kânunda yeri olmayan ve gayri meşru olan Gedikli Erbaşlar ile birlikde aynı kânun’un içine birlikde sokdular.

Aşağıda gördüğünüz kânundaki sahtekârlık 1945 senesinde pişmiş kelle gibi vekillerimizin suratına doğru sırıtdı.

Gedikli Subay ve Gedikli Erbaşlar tâbirlerini bu kez aynı kânun başlığı içinde zikretdiler.

Fakat o vekillerden bir dânesi bile bu orostopolluğu umursamadı...

resim-36 

Kaşarlı bir vekil

Sahtekâr

Ve dahi

Emekli subay olan Kâzım SEVÜKTEKİN’in

Bulanık suya sallağı yemsiz zokayı

Kimi sazan balıkları yutmuş olmalı ki

3221 sayılı Ek kânundan sonra yapılan sâir kânunlarda da bu sahtekârlık çarkı harâret ile dönmeye devâm etdi.

Çoğu zamân da

Kânunsuz ve gayri meşru olarak peydahlanan Gedikli Erbaş unvânına

Vekillerimiz el kaldırıp meşruiyet kazandırmaya tevessül etdi.

resim-37 

*  *  *  *  *

 resim-38

Vekil

Ve dahi

Emekli Mirlivâ Kâzım SEVÜKTEKİN’in çevirdiği sahtekârlık çarkı

Ağulu meyvesini nihâyet 1950 senesinde verdi.

Sahiplerinin takbih dolu ve serzenişli mahcup bakışlarına inat

Ortodoks kızılı kiremit döşeli evlerin damlarında dolaşan kızgın kedilerinin

Sahiplerine nisbet yaparcasına inleyerek ve fakat şehvetle sevişdiği o meş’um günlerde

Meclisde emen eşken ictimâ eyleyen bizim vekillerimiz

13 seneden beri ordumuzda gayri meşru olarak nöbete yollanan Gedikli Erbaş unvânına

Meşruiyet bahşetdi.

Fakat kısmet değilmiş!

Emekli Mirlivâ Kâzım

Kendi dikip büyütdüğü bu harâm ağacının zehirli meyvesini yiyemeden bir sene evvel öldü.

Bu dünyada çevirdiği sahtekârlığın hesâbı

Rûz-ı mahşere kaldı böylece...

resim-39 

Suçluluk hâlet-i ruhûyesi içinde alelıtlâk sulu zıtlak nevinden hazırladıkları

Yukarıda gördüğünüz 5619 sayılı ve 23.03.1950 târihli Gedikli Erbaş Kânun’unun kabul edilmesiyle birlikde;

Gedikli Küçük Zâbit ve Gedikli Erbaş hakkında çeşitli târihlerde meriyyete giren aşağıda mezkur toplam sekiz kânun ilgâ edildi.

  1. 2505 Sayılı ve 11.06.1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun. (Temel Kânun)
  2. 3134 Sayılı ve 15.02.1937 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membaları Hakkındaki 2505 Sayılı Kânun’un İkinci Maddesinin Değiştirilmesine ve Bir Muvakkat Madde Eklenmesine Dair Kânun.
  3. 3221 Sayılı ve 09.06.1937 târihli Gedikli Erbaşların Membalarına Dair Olan 2505 Sayılı Kânun’a Ek Kânun.
  4. 3779 Sayılı ve 18.01.1940 târihli Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid ve Teadülüne Dair Kânun.
  5. 4601 Sayılı ve 21.06.1944 târihli Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid ve Teadülüne Dair Olan 3779 Numaralı Kânun’un Bâzı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kânun’a Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kânun.
  6. 4691 Sayılı ve 29 Aralık 1944 târihli Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid Ve Teadülüne Dair Olan 3779 Sayılı Kânun’un 9 uncu Maddesini Değiştiren Kânun.
  7. 4807 Sayılı ve 21 Aralık 1945 târihli Gedikli Erbaşların Aylıkları Hakkındaki 3779 Sayılı Kânun’da ve Gedikli Subay Maaşlarında %5 Emeklilik Karşılığı Kesilmesi Hakkında Kânun.
  8. 4990 Sayılı ve 28 Aralık 1946 târihli Gedikli Erbaşların Aylıkları Hakkındaki 3779 Ve 4807 Sayılı Kânunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kânun.

ek-2 

Makâlemizin tam burasına kıymetli bir meslekdaşımı daha misâfir etmekle bahtiyar olacağım. Sayın Aydın KULAK. Bakınız, Gedikli Zâbitlikden Assubaylığa Uzun İnce Bir Yol -1- isimli makâlesinde Gedikli Zâbitlik hakkında Sayın KULAK şöyle demiş;

resim-41 

Gedikli Zâbitlik hususunda Sayın KULAK’ın ortaya koyduğu bu müthiş tesbiti; Gedikli ErbaşlıkUzman Jandarmalık ve dahi Asubaylık konusunda da aynen söylemek mümkündür. Böylesi keskin, gerçekci ve çarpıcı bir tesbiti bir meslekdaşımdan duyduğum için o kadar kıvançlıyım ki. Genelkurmay Başkanlarımızın bile idrâk etmekden âciz olduğu bir tesbitdir bu. Çünkü Sayın KULAK’ın bu müthiş tesbitindeki gerçeği kavrayabilseler idi şâyet Sayın Başkanlarımızın Asubay sınıfını çokdan lağv etmeleri gerekir idi.

Günü ve kendi koltuklarını korumak için kimi subayların tezgaha sürdüğü sahte ve yapmacık asker sınıfları Türk Ordusunun on bin senelik mayasını bozdu; muharip ruhunu törpüledi, muharebe azmini kırdı. Bunları yapan subayları tarih mutlaka bir gün hain ilân edecek.

Ayrıca

Türk Genelkurmay Başkanlığının son 65 senede ihdâs etdiği dört asker sınıfının dördü de tam anlamıyla iflâs etdi.

Bu asker sınıfları;

  • Gedikli Zâbitlik
  • Gedikli Erbaşlık
  • Uzman Jandarmalık

Ve dahi

  • Asubaylık

Bu asker sınıflarının ihdâs edilmesine imzâ atan Orgeneral rütbeli subaylarımız bu konuda tam anlamıyla sınıfda kaldılar. Tarih, hükmünü böyle verdi... İflâs eden işbu dört asker sınıfından ilk ikisinin defteri çokdan dürüldü. Üçüncüsünün dürülüyor. Bunlar tarih sahnesinden çekildiler, çekiliyorlar.

Köy, göründü; kılavuz istemez!..

Şimdi sıra inşallah dördüncüsünde.

Gedikli Zâbitlik, Gedikli Erbaşlık ve dahi Uzman Jandarmalık sınıfında olduğu gibi Asubaylık sınıfı da Türk Milletinin ruhuna ve tabiatına uygun değildir. Asubaylık sınıfı da miâdını doldurdu. Türk gencine dar gelen Asubaylık gömleği dikiş tutmamacasına yırtılmış vaziyetdedir. 1970 ve 1975 Asubay olayları ve geçen senelerde yüzbinlerce Asubayın ortaya koyduğu eylemler ile bu hakikât isbat edildi. Acı tecrübeler yaşamak bahasına da olsa Türk Ordusu Asubaylık sınıfını önümüzdeki senelerde mutlaka lağv edecek. Etmeye mecbur kalacak! Tıpkı 150 sene evvel olduğu gibi her askere sonsuz terfi imkânı veren yeni bir teşkilât ihdâs edecek. Bu coğrafyada var olmaya devâm etmenin başka yolu, çığırı yokdur. Bunları da Eski Tüfek söylüyor.

Bilmediğimizi zannetmesinler!

Yukarıda okuduğunuz bu can yakıcı hakikâtleri târihe bu sahnede bir kere daha nakşetdikden sonra

Konumuza geri dönelim.

1937 senesinde resmî evrakda sahtecilik fiilini işlemek bahasına uydurdukları Gedikli Erbaşlık sınıfı

Tam 13 sene boyunca askerî mevzuatımızda kânunsuz olarak kullanıldı.

Gedikli Erbaş sınıfına ancak 5619 sayılı Kânun ile 30 Haziran 1950 târihinde meşruiyet kazandırdılar.

Fakat

Yalan tohumları ekerek peydahladıkları

Ve dahi

Türk Milleti’nin fıtratı ile bağdaşmayan bu Gedikli Erbaş tâbiri

Askerî mevzuatımızda ancak 12 ay ve 04 gün yaşayabildi...

5802 sayılı Asubay Kânun’u ile

Gedikli Erbaş tâbiri 04 Temmuz 1951 târihinde ordumuzun idârî hukuk mevzuatından sökülüp atıldı.

*  *  *  *  *

Mevzuatımıza göre bir kânun tasarısı şu sıraya göre kânunlaşır;

  • Evvelâ Kânun Meclis’de kabul edilir,
  • Akabinde Cumhurbaşkanı tasdik eder,
  • En son olarak da Resmî Gazete’de neşrildikden sonra meriyyete girer.

Fakat bizim firavun fâreleri devletin bu eskimez geleneğini tersine çevirdiler;

  • Önce, Talimnâme hazırlayıp ağızlarından Gedikli Erbaş tâbirini yumurtaladılar.
  • Sonra, karârnâme ile kılıfı hazırladılar.
  • Ve en son olarak da Meclise kendilerinin verdikleri kânun tasarısında sahtekârlık yapıp Gedikli Erbaş sınıfını hukuksuz bir şekilde askerî mevzuatımıza sokdular.

resim-42 

*  *  *  *  *

Şu Hakîkâtleri Hatırda Tutalım;

3221 sayılı Ek kânun ile Gedikli Erbaş tâbirini gayri meşru olarak kânuna sokuşdurdukları târih, 1937.

5619 sayılı kânun ile de bu gayri meşru Gedikli Erbaş ibâresini meşrulaşdırdıkları târih, 1950.

Fakat mayası bozuk şerefsizlerin yapdığı bu yoğurt kısa zamanda kokuşdu. Gedikli Erbaş Kânun’un kabul edilmesinin üzerinden daha bir sene bile geçmeden etrafa pis kokular yayıldı.

02 Temmuz 1951 târihli ve 5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04 Temmuz 1951 târihinde meriyyete girdi.

Askerî hukukumuza hile ve hülle ile gayri meşru olarak sokuşdurulan  Gedikli Erbaş unvânı

04 Temmuz 1951 Çarşamba günü târihin lağım çukuruna gömüldü.

*  *  *  *  *

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı İsmiyle Müseccel İşbu Makâlemizin Özü;

  • Gedikli Erbaş tâbiri 04 Mayıs 1935 târihli karârnâme metininde yapılan bir sahtekârlık ile kânunsuz olarak Türk askerî mevzuatına sokuşduruldu. 30 Haziran 1950 târihine kadar tam 13 sene askerî hukukumuzda gayri meşru olarak askerlik yapdı.
  • Gedikli Erbaş unvânının askeriyemizde meriyyetde kaldığı 13 senede her kuvvet kendine göre işlem yapdı. Kimisi Gedikli Subay unvânını tercih etdi. Kimisi de Gedikli Erbaş demeyi uygun gördü.
  • İşin tuhaf tarafı;
  • Gedikli Erbaş unvânının kullanıldığı bu 13 senelik dönemde 2505 sayılı ve 11.06.1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u isimli esâs kânun meriyyetde idi.
  • Bu Kânun meriyyetde olmasına rağmen, Genelkurmay Başkanlığımız karâr ve karârnâme hükümlerine itibar etdi.
  • Gedikli Küçük Zâbit okullarındaki eğitimini bu 13 senelik dönemde başarıyla tamamlayan talebeler Gedikli Erbaş unvânı ile mezun edildi. Genelkurmay Başkanlığımız Gedikli Zâbit Kânun’una göre tedris etdiği asker kişileri Gedikli Erbaş unvânıyla mezun etdi.
  • Genelkurmay Başkanlığımız Gedikli Küçük Zâbitleri tenzil etmek suretiyle tahkir ve tezyif etdi. Yapılan bu işlem Subay okullarından Asubay menzun etmekden farksızdır.
  • 30 Haziran 1950 târihi ile 04 Temmuz 1951 târihleri arasında kalan 1 sene 04 günlük zamân zarfında mezun edilen talebeler, kânûnen Gedikli Erbaşdır.
  • Fakat 1935-1949 târihleri arasındaki 13 senelik zamân zarfında Gedikli Erbaş unvânıya mezun edilen askerler Gedikli Küçük Zâbit’dir. Anayasa’ya karşı işlenen bir sahtekârlık ile bu asker kişilerin Gedikli Zâbitlik unvânları gasp edildi. Bu hak gasbı, hemen dâvâ  edilmelidir. Mağdur edilen Gedikli Erbaşlar mahkeme karârıyla Gedikli Zâbit unvânlarını geri alabilirler.
  • 30 Haziran 1950 târihinde Gedikli Erbaş Kânun’unun kabul edilmesiyle Gedikli Erbaş unvânı meşrulaşdırıldı. Fakat bu kez de ömrü uzun sürmedi. 5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04 Temmuz 1951 Çarşamba günü meriyyete girdi. Böylece Gedikli Erbaş tâbiri kaçak olarak 13 sene askerlik yapdığı askerî hukukumuzdan tam 12 ay ve 04 gün sonra terhis edildi.

*  *  *  *  *

 resim-43

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u 30.06.1950 târihinde meriyyete girdi.

5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04.07.1951 târihinde meriyyete girdi.

resim-44 

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun 30.06.1950 târihinde ilgâ edilmesiyle

Muhtelif idârî kânunlarda vârid olan Gedikli Erbaş, Başgedikli ve Kıdemli Başçavuş unvânları Astsubay olarak değişdirildi.

resim-45 

Şu malûmâtı bugün tekrâr öğreniyoruz.

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun 30 Haziran 1950 târihinde ilgâ edildi.
  • Ve dahi aynı târihde 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u meriyyete girdi. Bu târihde Gedikli Küçük Zâbit Okullarında okuyan talebeler 30 Ağustos 1950 târihinde Gedikli Erbaş unvânı ile mezun edildiler.
  • T.C. Ordumuzun târihinde 1950 mezunu olmak üzere sâdece bir tek dönem Gedikli Erbaş sınıfı vardır.
  • Gedikli Erbaş Kânun’u 04 Temmuz 1951 senesinde ilgâ edildi.
  • Ve dahi aynı târihde 5802 sayılı Astsubay Kânun’u meriyyete girdi. Bu târihde Gedikli Erbaş Okullarında okuyan talebeler 30 Ağustos 1951 târihinde Asubay unvânı ile mezun edildiler.

*  *  *  *  *

 resim-46

Fakat

Cezâ kânunlarında mevcut olan Gedikli Erbaş tâbirine dokunan olmadı!

Üsdelik,

Aşağıdaki Kânun’a işlendiği târihde ordumuzda Gedikli Erbaş diye bir sınıf veya unvân yok idi. Belgelerini makâlemizin evvelki sayfalarında fâş eyledik.

Biliniz bakalım!

Gedikli Erbaş ibâresini aşağıda gördüğünüz kânun vasıtası ile

Gene kânunsuz olarak ve sahtekârlık yaparak 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânun’una sokuşduran firavun fâresi kim?

Bu fiilin failini uzaklarda aramayınız!..

Zere O, size sizden daha yakın birisi...

resim-47 

Bir vekil ve aynı zamânda emekli subay da olan bir şerefsizin tezgahladığı âdi bir sahtekârlık vasıtasıyla

Yukarıdaki kânun ile 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânun’una dâhil edilen Gedikli Erbaş kavramı

  • Ne zamân ve
  • Hangi kânun ile iptal edildi?

*  *  *  *  *

 resim-48

Hemen yukarıda gördüğünüz 5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04.07.1951 târihinde meriyyete girdi.

Bu kânun’un meriyyete girmesiyle birlikde 5619 sayılı ve 23.03.1950 târihli Gedikli Erbaş Kânun’u aynı târihde ilgâ edildi.

Aşağıda gördüğünüz 4551 sayılı Kânun, Başgedikli, Gedikli  ve Küçük Zâbit ibârelerini 2000 senesinde ilgâ etdi. Kânun’a dikkatli bakınız! Gedikli Erbaş ibâresi nerede acap? Bu kânun ile aslında Gedikli Erbaş tâbirinin de iptal edilmesi gerekirdi.

Niçin iptal etmediler dersiniz?

Gedikli Erbaş kavramı 3221 sayılı Ek kânun ile 15.06.1937 târihinde askerî mevzuatımıza sahtekârlık yapılarak sokuldu. Fakat içinde nefes aldığımız şu 2015 senesinin ilk aylarında dahi mevzuatımızdan hâlâ çıkmadı. Çünkü çıkamadı... Bir başka ifâde ile bu makâlenin neşredilmeye başlandığı târih itibariyle Gedikli Erbaş ibâresi hâlâ yürürlüktedir.

Aşağıda gördüğünüz Kânun’da Gedikli Erbaş ibâresi yok. Çünkü Askerî yargımızın muhterem hukukcu subayları Gedikli Erbaş tâbirinin mevzuatımıza kaçak olarak sokuşdurulduğunu pekâla biliyordu.

Zâbit Kâzım’ın yapdığı sahtekârlık gündeme gelmesin diyerek aşağıda gördüğünüz kânunda Gedikli Erbaş ibâresi yer almadı.

resim-49 

Yukarıda gördüğünüz kânun ile;

Başgedikli, Gedikli ve Küçük Zâbit ibâreleri 2000 senesinde Astsubay olarak değişdirildi.

Fakat Gedikli Erbaş, Kıdemli Başçavuş, Gedikli Küçük Zâbit unvânları tâdil veya ilgâ edilmedi.

Bir başka ifâde ile bu unvânlar Askerî Cezâ Kânun’unda hâlâ meriyyetdedir.

12 ay ve 04 günü meşru

Fakat

13 senesi gayri meşru olarak askerî idârî ve cezâ mevzuatımızda kendine yer bulan Gedikli Erbaş tâbiri

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’un ilgâ edilmesiyle 1951 senesinde idârî hukukumuzdan çıkartıldı.

Fakat 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânun’umuzda yaşamaya ve nöbet tutmaya bugün dahi hâlâ devâm ediyor.

AYİM ve Askerî Yargıtay’ımız Gedikli Erbaş tâbirini askerî cezâ mevzuatından niçin iptal etmiyor dersiniz?

*  *  *  *  *

Mâdem Öyle! İşde, Böyle!

İdârenin mahkemesi Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi (AYİM) 1995 senesinde bir karâr verdi. Dâvânın konusu, yetim aylığı bağlanması hakında idi. İşbu karârında AYİM, vefât eden muvazzaf bir Gedikli Silahçı Üstçavuş’un vârislerinin yetim aylığı almak talebiyle açdığı dâvâyı reddetdi.

Dâvayı açan vârislerin babası olan 1942 neşetli Gedikli Silahçı Üstçavuş 08.06.1950 târihinde vefât etdi. Yetim aylığı bağlanması talebiyle vârisleri 42 sene sonra, 1992 senesinde Millî Savunma Bakanlığını AYİM’de dâvâ etdi. Beklenildiği üzere rahmetlinin vârisleri dâvâyı kaybetdi. Karâr gerekcesinde AYİM şöyle dedi; “Gedikli Subaylar ile Gedikli Erbaşlar ayrı “statü” olup “farklı” rütbelerdir. Bunların yetiştirilmeleri, kaynakları, hak ve ödevleri de farklı biçimde düzenlenmişdir.

Peki,

AYİM’in muhterem subay avukatları;

Yetim aylığı vermek konusunda Gedikli Erbaşlar, Gedikli Subay değildir diyorsunuz da...

Aşağıdaki kânun ile Gedikli Subayları nasıl oldu da Gedikli Erbaş yapdınız acap?

Var mı cevâbınız?

resim-50 

Netice olarak; AYİM, “Gedikli Erbaşlık” sınıfını “Gedikli Subaylık” sınıfından kabul etmediğinden dolayı 5434 sayılı Emekli Sandığı Kânun’unun 32/a maddesi cevâz vermesine rağmen yetim aylığı bağlanamayacağına karâr verdi.

AYİM, bu karârını vermeden evvel bizim işbu makâlemizde tetkik etdiğimiz;

37 kânun, 2 karârnâme, 1 karâr, 1 Ordu talimatnâmesi ve dahi Meclis zabıtlarını

Bir zahmet tetkik etseydi şâyet böylesi kepâze bir karâr veremezdi.

İşde, idârenin mahkemesi AYİM böyle dedi...

Peki,

Nâmuslu, vicdân ehli hukukcularımız var iken şu fakire söz düşmez de!

Kıyıdan ben geçeyim, yol sizin olsun!

Lâkin,

Nâcizâne

Eski Tüfek de

İşbu dâvâ hususunda şöyle diyor kendileyin;

Karâr metininde AYİM, Gedikli Erbaşların hangi kaynaklardan ve hangi kânuna göre yetiştirildiğinden hiç bahsetmemiş. Ayrıca 3134 ve 3221 sayılı kânunların ismini ağızına almamış. Dâvânın esâsını teşkil eden bu müşahhas delilleri meskût geçmiş. Ya da karartmış!  Zahmet edip bu delilleri göz önüne alsaydı şâyet bu dâvâ temelinden çökecek idi.

AYİM, Gedikli Erbaş sınıfının Türk ordusunda 3779 sayılı kânun ile 18.01.1940 târihinde ihdâs edildiğini iddia etmiş. Ve tabi ki yalan söylemiş! Demek ki bu karârı verdiği 1995 senesinde AYİM’in subay hâkim ve savcıları 3221 sayılı ve 1937 târihli kânundan haberdâr değilmiş. Ya da maksatlı olarak görmek isdememişler. Çünkü 3221 sayılı işbu kânunu tetkik etseler idi şâyet dâvâ temelden çökecek ve vârisler lehine karâr vermek zorunda kalacaklar idi. Gediki Zâbit ile Gedikli Erbaş mefhumlarının aynı olduğunu isbatlayan 3134 sayılı kânun’u da herhâlde bulumadılar. Burada bir ihtimâl daha var ki söylemeden geçemeyeceğim. O da şu. Kimbilir, soruşdurma safhasında mevzuatı tetkik edenler, emekli subay Kâzım’ın 1937 senesinde yapdığı Gedikli Erbaş sahtekârlığını fark etdiler. O vakde kadar altmış sekiz seneden beridir tezgahda bekleyen boklar ortaya dökülmesin diyerek de Gedikli Erbaşlığın târihini sınırlı olarak tetkik etdiler. Bu hususu imdi söyleyelim ki birileri bizim bu ihtimâli farketdiğimizi bilsinler.

Gedikli Erbaşunvânı” ya da Türk kaşığı ile gevur boku yemeye teşne AYİM’in kimi hukukcularının ağdalı ifâdesiyle “statü”sünün 15.06.1937 târihinde 3221 sayılı kânun ile askerî mevzuatımıza kânunsuz olarak ve hile ile sokuşdurulduğundan muhterem subay hâkim ve savcılarmız niyeyse hiç bahsetmemiş.

Kânunlar tahtında doğru karâr vermek isteyen bir hukukcunun bütün delilleri tam olarak tetkik etmesi gerekmez mi? Noksan deliller ile başlayan bir dâvânın sonu, başından belli değil midir?

AYİM olarak sen;

Gedikli Erbaş unvânını

3221 sayılı Ek Kânun ile

Ve dahi

Millî Müdafaa Encümen Reisi ve Vekil Kâzım SEVÜKTEKİN isimli tekaûd bir Mirlivâ’nın

Şeytanın bile aklına gelmeyecek sahtekârlık ve desîseler ile

Türk Askerî mevzuatına

 15.06.1937 târihinde gayri meşru yollardan sokuşdurduğunu bilmezsen

İşde böyle rezil bir karâra imzâ atarsın.

İmdi dâvâ konusunu bugün bir de biz tetebbu edelim şâyet iltifât buyurursanız.

13.06.1934 târihinde meriyyete giren 2505 sayılı kânun, AYİM’in karârında bahsetdiği üzere Türk ordusunda ihdâs edilen Gedikli Zâbitlik sınıfının en son temel kânun’udur. Dâvâ konusuna esâs teşkil eden kânun da bu kânundur. İşbu kânun, 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun meriyyete girdiği târih olan 30.06.1950 târihine kadar meriyyetde kaldı.

Rahmetli Gedikli Üstçavuş;

  • 2505 sayılı kânuna göre 1942 senesinde Gedikli Zâbit nasbedilerek ordumuza intisâb etdi.
  • Gedikli Zâbit unvânıyla sekiz seneden fazla görev yapdıkdan sonra Gedikli Üstçavuş rütbesinde iken 08.06.1950 târihinde vefât etdi. Vefât etdiği târihde gene 2505 sayılı Gedikli Zâbit kânun’una tâbi idi.
  • Gedikli Üstçavuş’un vefât etdiği tarihde 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u henüz meriyyete girmemişdi.

Karâr;

  • AYİM’in ifâde etdiği üzere Gedikli Zâbitler 13.06.1934 târihinde meriyyete giren 2505 sayılı kânuna tâbidir.
  • Gedikli Zâbitlik sınıfı 2505 sayılı kânun hükümlerine göre 30.06.1950 târihine kadar meriyyetde kaldı. 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun meriyyete girmesiyle birlikde aynı târihde ilgâ edildi.
  • 1950 senesinde 5619 sayılı işbu kânunun hazırlanmış olması bile bu târihden evvel ihdâs edilen Gedikli Erbaşlık sınıfının gayri meşru olduğunu isbatlamaya fazlasıyla kâfi gelir. Gedikli Erbaşlık Kânunu var idiyse yenisini niçin yapdınız?
  • Gedikli Erbaşlık sınıfı 3221 sayılı kânunun metininde sahtekârlık yapılmak sûretiyle 15.06.1937 târihinde ordumuzda gayri meşru olarak ihdâs edildi. Kumpaslar silsilesini bu makâlemizde fâş eyledik.

Bu cümleden olmak üzere;

  • 13.06.1934-30.06.1950 târihlerinde Gedikli Küçük Zâbit mekteblerinden mezun edilen talebelerin hepsinin unvânı Gedikli Küçük Zâbitdir.
  • Bu târihler arasında Gedikli Erbaş unvânıyla mezun edilen öğrencilerin hepsinin unvânı gasp edildi. Bu hak gasbı da müstâcelen dâvâ edilmelidir. Örnek isdeniyorsa verelim; Recep ERDEM (1945-2950). Hava Okulundan Bombardıman Gedikli Erbaş rütbesiyle 1945 senesinde mezun edildi. Kendisi bugün 91 yaşındadır. 1950 mezunu Emekli Hava Asubay Ahmet KISA vasıtasıyla kendisiyle bizzat görüşüp teyid etdim. 1943 senesinde girdiği Eskişehir Hava Gedikli Okulundan 1945 senesinde Gedikli Erbaş unvânı ve Gedikli Çavuş rütbesi ile mezun edilmiş.
  • Gedikli Zâbitlik unvânları gasb edilerek kânunsuz olarak Gedikli Erbaşlığa tenzil edilen aynı durumdaki meslek büyüklerimizin hakkını Ahmet Başkanlarımız bir an evvel arasınlar.

Kavakları uzun olan ilimizde mukim 91’lik muhterem meslek çınarımıza

Bu vesile huzurunuzda hörmetler ediyor ve ellerinden öpüyorum.

Hukuk Yok İse Nâmus Da Yokdur!

  • Kânunsuz hüküm tesis edilemez. Kânuna aykırı tesis edilen hükümde mürûr-u zamân da yokdur.
  • Gedikli Silahcı Üstçavuş, Gedikli Zâbit unvânı ile ordumuza intisâb etdi. Vefât etdiği târihde ise gene Gedikli Zâbit idi. Çünkü 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun vefât târihinde henüz meriyyetde değildi.
  • AYİM, verdiği işbu karârı ile rahmetli Gedikli Silahcı Üstçavuş’un vârislerinin yetim maaşı hakkını gasp etdi.
  • Rahmetlinin vârislerine yetim aylığı bağlanmalıdır.

Bu hak gasbının bir an evvel telâfi edilmesinde işbu makâlemizin vesile olmasını temenni ederim.

İşde, Sahtekârlığın Belgesi

Sahte kânunları gene sahte kânunların kuyruğuna bağladılar. Netice olarak da sahte karârlar verip sahte asker sınıfı peydahladıar.

 Aşağıdaki pencerede gördüğünüz 4140 sayılı Gedikli Subay Kânun’una

Aynı pencerenin alt kısmında gördüğünüz 3779 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unu atıf yapdılar.

Utanmazlığın, sahtekârlığın, murâiliğin, şerefsizliğin bu kadarı görülmüş değil!

Atalarımız düşman askerine hep saygı ile davrandılar. Düşman komutanlara kılıçlarını iade edip hayatlarını bağışladılar.

Fakat kendi subayımızın kendi askerimize şu yapdıklarını bizim subayımız düşman askerine dahi yapmadı!

resim-51 

Aşağıdaki pencerede gördüğünüz 3779 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’una

Bu kez de

Aynı pencerenin alt kısmında gördüğünüz tam 11 dâne Gedikli Zâbit Kânun’unu atıf yapdılar.

Bunun adı düpedüz resmî evrakda sahtecilik değil de nedir, Allah aşkına?

Meydânı boş bulan kimi firavun fâreleri

Yalanı, yalana bağladılar. Kendilerince kânun yapdıklarını sandılar...

resim-52 

Burada yapılan kurnazlığa “kelime oyunu” demek az gelir. Çünkü oyunda bile gerçeklik payı vardır.

Burada yapılan eylem tam anlamıyla resmî evrakda sahtekârlıkdır.

*  *  *  *  *

Resmî evrakda iki sahtekârlık;

  1. Gedikli Küçük Zâbit ibâresi Gedikli Erbaş yapıldı. Bu târihden sonra 8 kânun daha kabul edildi. Gedikli Küçük Zâbit unvânı bu kânunların hepsine hukuksuz olarak Gedikli Erbaş şeklinde yazıldı.
  2. Esâs adı Küçük Zâbit Ve Onbaşı Talimatnâmesi olan talimatnâmenin ismine “Erbaş” ve “Yetiştirme” kelimelerini eklediler. Talimatnâme’nin adını kânunsuz bir şekilde Erbaş (Küçük Zâbit) Ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi şeklinde değişdirdiler. Bu talimatnâme devletin mevzuat külliyatına bu kânunsuz isimle kayıt edildi. Söze konu bu talimatnâmeye daha sonraki senelerde yapılan değişmelerde gene bu gayri meşru isim kullanıldı.

Bir kurnazlık;

Karârnâme ve kânun tasarısı metinine 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un ismini yazmadılar. Sâdece kânun sayısını yazdılar. Bu kânun’da mevcut olan Gedikli Küçük Zâbit unvânı sahne arkasına çekdiler. Ve yerine gayri meşru olarak peydahladıkları Gedikli Erbaş unvânını sahneye sürdüler.

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u, 30 Haziran 1950 târihinde meriyyete girdi. Sâdece 12 ay ve 04 gün yürürlükde kaldıkdan sonra, 04 Temmuz 1951 târihinde ilgâ edildi. Bu kânuna istinâden T. C. Ordumuzda 1950 senesi olmak üzere sâdece bir dönem Gedikli Erbaş mezun verildi. Bu hakîkâtı unutmayalım. Gedikli Zâbit Okullarında okuyan talebeler 30 Ağustos 1950 târihinde Gedikli Erbaş unvânıyla mezun edildi. Subay okulundan Asubay mezun etmek gibi bir durum var burada. 1950 senesinden önce Gedikli Erbaş unvânıyla mezun edilen Gedikli Erbaşlar var ise şâyet bu Gedikli Erbaşların diplomaları hem kânunsuz hem de hükümsüzdür. Çünkü kânunsuz hüküm tesis edilemez! Fakat bu konuda tam kânunsuzluk yapılmış o zamanlar. Gedikli Zâbitleri Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için 1935 senesinde yapmaya başladıkları sahtekârlıklar silsilesi, 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun meriyyete girmesiyle 30 Haziran 1950 târihinde kânunlaşdırıldı. Bu târihden sonra da yukarıda ifâde etdiğimiz üzere sâdece bir dönem Gedikli Erbaş mezun verildi.

5802 sayılı Astsubay Kânun’unun 04 Temmuz 1951 Çarşamba günü meriyyete girmesiyle de 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu’u aynı gün ilgâ edildi.

*  *  *  *  *

2505 sayılı kânun 30 Haziran 1950 târihinde 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u ile ilgâ edildi.

3221 sayılı Ek Kânun 15 Haziran 1937 târihinde meriyyete girdi.

Demek ki 1937 senesinden 1950 senesine kadar geçen 13 senelik terif döneminde ordumuzda;

  • Birisi kânûnî  olan Gedikli Küçük Zâbit sınıfı
  • Birisi de kânûnsuz olarak gayri meşru yollarla ihdâs edilen Gedikli Erbaş olmak üzere
  • Aslında birbirinin aynısı olan iki muvazzaf sınıf asker aynı anda görev yapdı.

Bu tuhaf durumu kendi kânunlarını ortaya dökerek şöyle izâh edelim;

  1. 2505 sayılı ve 1934 târihli kânûn’a istinâden meşru olarak ihdâs edilen Gedikli Küçük Zâbit sınıfı istihdâm edildi.
  2. 3221 sayılı ve 1937 târihli kânûn’a istinâden gayri meşru olarak ihdâs edilen Gedikli Erbaş sınıfı istihdâm edildi.

1937-1949 seneleri arasındaki bu;

  • Çifte kânunlu,
  • Çifte sınıflı

Ve dahi

  • Çifte uygulamalı 13 terfi dönemini kaplayan zamân zarfında;
  • 2505 sayılı ve 1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânûn’a istinâden mezun edilen öğrencilere 3221 sayılı ve 1937 târihli Ek kânûn ile yapdıkları sahtecilik neticesinde kânunsuz olarak Gedikli Erbaş unvânı verdiler.
  • 5619 sayılı kânun’a göre 30 Haziran 1950 – 04 Temmuz 1951 târihleri arasında kalan sâdece 12 ay ve 04 günlük zamân zarfında meşru olarak Gedikli Erbaş mezun verildi.
  • Bu târihlerden önce veya sonraki târihlerde mezun edilen Gedikli Erbaşların hukûkî durumu tam anlamıyla keenlem yekûndur.
  • Dâva açılmalıdır. Burada en azından unvân gasbı vardır. Gedikli Zâbitlikden Gedikli Erbaşlığa tenzil edilen asker kişilerin başka hak kaybı var mıdır?
  • Bu suâlin cevâbını bilmesi ve dahi vermesi gereken kişi herhâlde Eski Tüfek olmasa gerek.

*  *  *  *  *

resim-53 

Bismillah, fundo!..

*  *  *  *  *

  • 37 kânun,
  • 2 karârnâme,
  • 1 karâr,
  • 1 Ordu talimatnâmesi

Ve dahi

  • Meclis zabıtları...
  • Başlangıç: 04 Mayıs 1935
  • Bitiş: 04 Temmuz 1951
  • Konu: T.C. Ordusunda Gedikli Erbaşlık Sahtekârlığı
  • Esâs oğlan: Tekâüd Zâbit Kâzım...

Üçüncübinyılı onbeşinci senesinin

Ayaz paşanın kol gezdiği zemheri ayının şitâ günlerinde

Eski Tüfek’den

İki kısım

Ve dahi

Doksandokuz sayfa tekmili birden

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı Kumpanyasını temâşâ eylediniz!..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

Kaynak: Makâlede mündericdir.

 

Okumak için tesimi tıklayınız!

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı -1-

manset

Pây-i Taht-ı Saltanat’ın Boğaz’a nâzır Kısıklı semtinde

İçinde cibilliyetsiz-hırsız-arsız hârâmilerin yuvalandığı milyon dolarlık kâşânelerde

17-25 Aralık 2013 târihlerinde

Milyon avro-dolarları sıfırlama-ütüleme-istifleme ameliyyesinin birinci sene-i devriyyesine denk gelen bir günde

Masanın üzerinde emen eşken uzanıp yatarken ısrarla zili çalan telefonumu

Sağ elimi uzatıp rikkatle göbeğinden kavradım.

Camında yeni bir numara belirdi. Yeşil düğmesine basıp, Efendim!, dedim!

Daha evvel adını hiç duymadığım telefondaki esrârengiz ses ile aramızda şöyle bir muhâvere cereyân etdi.

Benim Adım Ahmet KISA. Sizi, Aydın’dan arıyorum. Şükrü IRBIK siz misiniz?

Evet, Ahmet bey, Şükrü IRBIK benim!, dedim.

Köşe kapmaca oynayan afacan bir çocuk gibi atik davranan Ahmet Bey sözü hemen kapıverdi!

Numaranızı sizin mahdumdan aldım. Ben, 51 neşetli Havacı Asubayım. 81 yaşındayım. 73’de emekli olmasaydım 75 Asubay olaylarının en önünde ben olurdum. Siz, bir yazı yazmışsınız! Adı neydi, dur bakayım hele!.. Evvel’den Âhire bilmem ne!.. Ben de yazıyorum aydınhabermerkezikom’da. Sizin bu yazınızdan istifâde etmek istiyorum, ne dersiniz?

Sözü hiç bitmeyecek sanmışdım fakat yanılmışım!

Carcörünü bir basışda boşaltan makineli tüfek gibi kendiliğinden sessizliğe büründü!

Çok samimi ve lafı eğip bükmeden konuşan Ege’nin 81’lik bu genç zeybeği ağzındaki baklayı hemen çıkartdı.

Şaşkınlığımı üzerimden atar atmaz şöyle cevâp verdim vehleten;

— Makâlemizden istifâde etmeniz bize şeref verir. Telif hakkına gelince... Olur, Ahmet bey! Anlaşırız inşallah! dedim. Ardından bu kez de ben, Ahmet Beyin konuşmasına fırsat vermeden ne istediğimi açıkca söyledim kendisine. Hem de tam iki defâ. Tamam mı, anlaşdık mı?, diyerek de sözümü de pekişdirdim.

—Tamam, anlaşdık! dedi.

Hem kendini kısaca fakat gayet sarih bir üslûpla anlatan bir meslekdaşımı dinlemiş olmanın

Hem de kendi isteğimi karşı tarafa açıkca anlatmış olmanın huzuru ile basdım, telefonun kırmızı düğmesine.

Aradan üç beş gün geçdi, geçmedi. Postacı bir kutu getirdi eve. Alıp bakdım kimin gönderdiğine. Ahmet KISA - Aydın yazıyordu üzerinde. Ahmet Beyden istediğim şeyi almanın heyecânıyla hemen açmaya başladım kutuyu. Hepsi beş’lik kağıt para bile olsa! dedim kendi kendime! İçindeki bu kadar tomar epeyi bir meblağ tutar! diye geçirdim aklımdan. Ağzım, bir anlığına kulaklarıma değdi şetâretden...

Lâkin paketi açıp da içindekini görünce sükût-u hayâle uğradım külliyen!..

Ben, Ahmet Beyden başka bir şey istemişdim aslında... Hani 17-24 Aralık 2013 târihlerinde Bilâl oğlanın Kısıklı’da sıfırladığı şeyler var ya!.. İşde, ondan istemişdim. Herhâlde ya ben kendimi anlatamadım. Ya da Ahmet Bey beni anlamadı. Üçüncü bir ihtimâl daha var! Günâhını almayayım da!.. Ya da kendisi beni atlatdı!.. Bu ihtimâllerden birisi mevzu bahis idi. Fakat şu fakirin tarafında netice değişmedi. Kutunun içinden yeşiller yerine çıka çıka bir okka kuru incir çıkdı!..

Hanımın, “Ne oldu? Suratın düşdü birden yere?” şeklindeki sırıtkan bir edâ ve müstehzi tavır ile tevcih etdiği suâlini tecâhül edip hemen sıvışdım oradan...

Balta değmemiş beş asırlık sedir ağaçlarıyla cilveleşen Aydın’ın süslü, mağrur dağlarında

Tarzan’a meydan okurcasına zeybek oynayıp türküler çığırırken

Aman vermez kurnaz kurtlar ile raks etmiş

Hezârıfen olup

Memleketin semâlarında uçuşan Anadolu kartalları ile aşık atmış 81’lik bir Efe ile pazarlık yapmışım!

Hârb-i İstiklâl’de çorbacı yonana Aydın dolaylarını nasıl dar etdiğini bilmeyen mi var?

Kol saatimi kapdırmadığıma şükretmem lâzım.

Yaşı, ya da kurusu!.. Herkes, kendi yediğinden misâli. Aydın’lı hemşehrimiz, incirden başka ne gönderirdi ki zâten?

Akabinde

Dilenciye hıyar vermişler, eğri diye beğenmemiş vecizi geliverdi aklıma vehleten.

Velhâsılıkelâm

Züğürt tesellisi niyetine hoş karşıladık kuru hediyeyi!..

Neyse, dedim kendi kendime.

Yazarken içdiğin çayların sâdece çıkan mikdarını

Bir çukur deşip içine doldursaydın şâyet

Ankara çölü, sâyemizde orta ölçekli bir göl daha kazanırdı herhâlde.

Bu çayları içmeyip de parasını hele bir kumbaraya atsaydık!..

Tekâüd ikrâmiyesinden ziyâde nakidimiz olurdu evvel Allah.

Onca emek verip bir şeyler yazıyorsun bunca zamandan beridir. emekliassubaylar.org mecrâsından fayda yok sana! Mâlûm, hepsi tekâüd Asubay. Şu fakir gibi fülûs-u ahmere muhtac ekserisi. Patronları da bir bardak çay parası dahi vermiyor zâten. Emeğinin ilk defa karşılığını aldın, Eski Tüfek! Bir kutu kuru incir bile olsa buna da şükür et! Gedikli Erbaş Sahtekârlığını doğurmak için çekdiğin sancılar sağdıç emeği olmadı hiç olmazsa dedim kendime.

Atını bağladıkdan sonra Akkayanın dibine

Asubayların mukaddes hak arama mücâdelesine

Ege bölgemizin zeybek’ler diyârı Aydın vilâyetimizden ses veren 81’lik Ahmet Efe’ye

Kuru hediyesi için teşekkür ederim huzurunuzda.

Bu vesile ile kendisi ve muhterem hanımefendinin ellerinden öper sağlık ve esenlikler dilerim.

Kuru incir faslı bir yana, konuşması esnâsında Sayın Ahmet KISA’nın söylediği bir cümle yuvalanıverdi aklıma!..

1951 mezunu Asubay!..

images-002

Eski Tüfek, Devletin Defter-i Kebir’ine yazılmadan evvel dahi Asubaylığa başlayan büyüklerimiz varmış meğerse!..

Allah hepsine sıhhat, esenlik ve neş’e dolu nice seneler nasip etsin.

Âhir ömürleri gül kokulu günler güzelliğinde geçsin inşallah.

Demek oluyor ki;images-003

Hava Telsiz Makinist Ahmet KISA

T.C. Ordusunun Asubay unvânı ile mezun etdiği ilk dönem Asubaylardan birisidir. Lutfedip bana gönderdiği diploması da hemen sağ tarafınızda. Gözlerinizin temâşâ eylediği mektup puluna benzeyen diplomasının “Künyesi” satırında ihtisâsını gösderen Telsiz Makinist ve Gd. Okur ibâresi var sâdece. Diploma sahibinin rütbesini ve unvânını niçin yazmamışlar acap?..

Bugüne kadar konuşduğum, Asubaylık târihi hakkında bilgi aldığım ikinci en yaşlı emekli Asubay meslekdaşlarımdan birisi oluyor kendisi. İki kişilik tayyarede, telsiz makinisti olarak pilotun arkasında uçmuş mesleğinin ilk senelerinde. Pilot kadar maaş alıyormuş o vakitlerde. Asubayların bugünlerdeki mâlî, meslekî ve itibârî vaziyeti ile mukâyese edilemeyecek kadar hayret ve bir o kadar da gurur verici bir durum, değil mi?

Kendisi hakkında çok dikkat çeken bir hakîkât de bu görüşmemiz neticesinde ortaya çıkdı. Yukarıda gördüğünüz diplomasında Sayın KISA’nın 05 Temmuz 1951 târihinde mezun edildiği yazılı. Gedikli Okur (Gd. Okur) unvânıyla eğitimine başlayan Ahmet Bey, diplomasını almadan bir gün evvel, yâni 04 Temmuz 1951 târihinde Gedikli Erbaş sınıfı lâğv edildi. Ertesi gün, yâni 05 Temmuz 1951 târihinde Asubaylık sınıfı ihdâs edildi. Bu cümleden olmak üzere, Sayın Ahmet KISA, sâdece bir günlük bir zamân farkıyla Asubay unvânı ile mezun edildi.

Peki öyleyse

Diplomasında niye Gedikli Okur yazıyor diyorsanız, bu suâlin cevâbını Hava Kuvvetleri Komutanımız verebilir.

Ben bunları düşünürken 1950’li senelerin asker kânunları zihnimde gaşyolup cezbeye tutuldu vehleten...

 Özellikle Gedikli Zâbitlerin nasıl olup da bir günde Gedikli Erbaşlığa tenzil edildiği dikkatimi celb ediyordu hep. O zamanlar neler olup bitmiş? Akşam evlerine Gedikli Zâbit unvânı ile giden asker kişilerin ertesi sabah kışlalarına, gemilerine, uçaklarına geldiklerinde nasıl Gedikli Erbaş olduklarını zâten epeyden beridir öğrenmek istiyordum.

Sayın Ahmet KISA ile yapdığım bu kısa telefon muhâveresi

Yüzbinlerce domino taşı ile sayısı bilinmedik senelerin zihnimde kurduğu muammâ dolu bulmacanın

İlk taşını devirmeye yetdi de artdı bile!..

Bardak bardak davşan ganı tâze çayların emzirdiği

Uzun ve uykusuz fakat şefkât membası sırdaş gecelerden bir dâvet aldım geçende.

Sütü hiç bitmeyen onyedi memeli Kibele’nin

Emceklerinin hepsinden birden süt değil fakat

Çay emiyorum sanki...

Gün, yirmidört saat!

Tecrübe etdim, farkındayım bunca zamândan beri.

Biri biter bitmez hiç fâsıla vermeden hemen öteki başlıyor...

Endişeye mahâl yok!

Üsdelik hesâbını soran da yok, çok şükür!

Can tende oldukca vakit sermâyesi mebzûl mikdarda nasıl olsa!..

5802, 5619, 3221, 3134, 2505 sayılı kânunları iştiyâk ile tarassud ederken

Gözlerim birden bire tekrâr 3221 sayılı kânuna geri döndü.

Ve dahi

Zamân orada donup kaldı...

İsminden de anlaşılacağı üzere bu makâlemizde

İşde bu unvân sahtekârlığınının üzerindeki giz perdesine

Şâyet müsaade var ise siz yiğit kariler ve Asubaylardan

Şöyle kavi bir fiske aşkedeceğiz inşallah.

*  *  *  *  *

Devletin parasını ucuz yoldan cebe indirmeyi gözüne kesdiren Selim TERES, bir harâr dolusu rüşvet verdi.

Civânım Engin, harârı ile birlikde yutdu rüşveti. Fakat bir şeyler ters gitdi! Selim’e ucuz krediyi temin edemedi bir türlü.

Bu iki kaşalotun kirâladığı eşkıyaların birbirine sıkdığı kurşunlar

Önce

Der-Saadet’in akasya kokan arnavut kaldırımlı sokaklarında eşşek arıları gibi vızıldayıp adres aradı.

Akabinde

Her iki taraf da soluğu mahkemede aldı!

Rüşveti mideye indiren civânım Engin, gödenimsi o goca ağzını domaltarak şöyle dedi savcıya;

Rüşvet aldığımı iddia eden varsa belgesini gösdersin!

Bunu duyunca bozuk kanı beynine sıçrayan Selim, şöyle böğürdü Engin’e; “Rüşvetin belgesi mi olur, ulan teres?

Malının deniz, yemeyenin ise domuz olduğu sahipsiz devletimin parasını üleşmek, üfürmek, sıfırlamak konusunda

Civânım Engin ile Selim TERES arasında cerâyan eden bu rüşvet al-ver dâvâsı sâyesinde

Türk Milleti ikincibinyılın son senelerinde bir gün “rüşvetin belgesinin olmadığını” öğrendi.

Bizim bugün burada irâd edeceğimiz işbu makâlemizde rüşvetin değil fakat

Gedikli Zâbitleri bir desîse ile Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek üzere

Evvel Allah

Devletin belgesinde yapılan sahtecilik cürümünün belgelerini fâş edecek

Ve dahi

Sahtekârlığın belgesi var, ulan teres! diyeceğiz...

Bismillah, vira demir!..

*  *  *  *  *

Eğnine kürk giymeyle, başına börk koymayla

Binyüzelliküsûr odalı, bol ışıklı KaçAK kâşâneler inşâ etmeyle

 Ve dahi

Unvân ile adam olunmaz! dediydi ebemdedem!

Adamlık; yürekdedir, gönüldedir, ruhdadır, mayadadır, kandadır...

Herkes yapdığından mesul en nihâyetinde.

Bir kelp bile insandan daha terbiyeli, daha hasiyetli olabilirken

Bir kelp mesâbesinde olan insan yok mu şu âlemde?..

Gedikli Erbaş sıfatıyla bir derdimiz yok bizim!..

Asubaylar olarak bu unvânı taşımakla da müşerref oluruz.

Bu makâlemizin gâyesi

Türkiye Cumhuriyet’i kânun’una yapılan aşağılık bir tecâvüzü

Soğuk suda ıslatılmış kendirden bir sicim gibi

Mütecâvizin suratında şaplatmak!..

Bu mâsum tâbir üzerinde oynanan menfûr tezgahı fâş eylemek

Ve dahi

Dünya âleme ibret olsun diye

Bu tecâvüzü târihin şefkâtli bağrına silinmemecesine yazmakdır.

*  *  *  *  *

Damarlarını çatlatırcasına akan âsi kanının şefkât dolu dâvetine

Şehvet dolu bir kişnemeyle ses verdikden sonra

Dizginini parçalayıp da

Kendini hürriyetin koynuna coşkuyla atan doru aygır misâli

Beynimde vehleten esriyen sözleri zapdetmekden âcizim!

Sözler, doru aygır olmuş!

Gara galemimdeki mürekkep de o aygırın ganı!..

Hoyratca akacak bir mecrâ arıyor kendine, tarifi mümküm olmayan bir arzuyla...

O inci gibi duran alacalı toynaklarını

Yatağan kılıcı gibi mahâretle sallayıp

Dizginleri param parça etdi nasılsa!

Kösteklemek kâbil değil!

Sağır sultan,

Dilsiz uşak,

Kel oğlan,

Kör köşker değiliz hani!..

Bizim de elimiz, dilimiz, gözümüz, kulağımız,

Ve dahi

Çalap’ın bahşetdiği kadar aklımız var çok şükür.

Tutam tutam, lüle lüle, büklüm büklüm, belik belik olmasa da

Ensemizdekinden bir kaç misli fazla kıl da var başımızda.

Kayıtcının vazifesi

Bulup, görüp anlamakdır.

Akabinde

Anladığını gara galemin gıldan ince cımbızvâri ucu ile

Silinmeyen cinsinden deri altına nakşedilen dövme misâli

Bir daha ayrılmamak kavli ile

Sarı kağıdın limon rengi döşünün üzerine rikkatle ve fakat ebediyyen rapdetmekdir.

Evvel Allah gene öyle yapacağız!

*  *  *  *  *

Gara galemim;

Gemalmaz aygır gibi...

Demirden dişindirliğini

İri, kavi, elmasımsı o ak dişleriyle ezip parçalamış

Dizginleri;

Yelesinin bir telini şahlandırarak en sağlam yerinden kopartıp atmış

Keçe asdarlı boyunduruğunu

Vahşi bir kişnemeyle dikişlerinden şakkedip boynundan fırlatmış!..

Gara galemimin en ücrâ gözelerine gadar nüfûz eden gara mâyi ise

Doru aygırın âsi fakat asil kanından almış huyunu...

Sâdece rengi benzemiyor!

Guş, ganedin,

Er, atın ile uçar da!

Gayıtcı, galemin ile uçmaz mı?..

Uçar, evvel Allah!..

Ak kağıdın köküne kıran mı girdi?

Eski Tüfek bu makâleyi niçin sarı kağıda dokumuş diyenlere de cevâbımız şu olsun;

Gedikli Küçük Zâbit unvânının bir günde inkâr edilip de

Gedikli Erbaş yapılmasındaki orostopolluğu görünce

Şaka değil, itimat buyurun!

Evvelâ,

Üst dudağının sol şakkı uçuklayıverip şahrem şahrem oldu helecandan.

Akabinde

Limon gibi sapsarı kesiliverdi beti-benzi...

Bu kağıdın rengi sarardıysa şâyet

Site Yöneticimiz Sayın Semih KOÇ boyamadığına göre

Şu fakirin suratının rengi aksetmiş olsa gerekdir, zâhir işde bu kağıda...

Ne sakalımız, ne müridimiz ne de yeşil servetimiz var.

Delikli bir tek meteliğe telli kurşun atan

Miskinler tekkesinin demirbaşı

Değirmi sakallı dervişiyim bu gece!

Lâkin

Şeyh değiliz hani yiğitler!..

Haydi! Buyurun meydâne!

Hep berâber

Hem uçalım

Hem de uçuralım öyleyse!..

*  *  *  *  *

Hey gidi günler, hey!..

Kimler geldi, kimler geçdi târih denen şu sahneden!

Sahne, bâki de

Şu vakde kadar yelleri önüne katarak coşkun akıp giden sellere öykünerek

Akıp giden zamân mefhumu zarfında

O sahneden kaç âdemoğlu gelip geçdi?

Bilen var mı?..

Hâfıza dumuruyla meşk etmekden iflâh olmayan âşkperest zamân değirmeni

Var olmaya sanki daha dün başlamış gibi diri, tâze hem de tüvana...

İnce ince ezip itinâ ile öğüterek un eylemek üzere adam arıyor!

Kimileri için şu dakikalarda bile hayır duaları okunurken ardından

Kimisi zamân değirmeninin taşları arasında çokdan ya un ufak oldu

Ya da olmaya devâm ediyor...

Kimisi; yel gibi esdi, geldi; sel gibi akdı, geçdi, gitdi!

Kendisi için iki damla göz yaşı döken bir çift göz bırakmak şöyle dursun

Bir katre mil dahi bırakmadı ardında...

Kimisi de; kurşun gibi geldi, deldi, çıkdı, geçdi, gitdi. Yakdı, yıkdı, çaldı, çırpdı utanmadan!

İyiler, dillerde yâd ediliyor hâlâ. Gönüllerde yaşıyor. Biz var oldukca da yaşayacak...

Lâkin

Kötüler unutulmanın kollarında bir daha uyanmamak üzere

Çok zaman evvelinden çekildi ızdırap yüklü ebediyyet uykusuna...

Gelip geçenlerden birisi var ki yel cinsinden

Anlatmaya değer, can yiğitler!

O fâni de gelip geçdi bu târih sahnesinden!

Lâkin

Sekizinci dönem vekilliğinin keyfini çıkartırken

1949 senesinin dördüncü ayında Nisan bir şakası yapdıkdan sonra

Evrakda sahtecilik sâbıkasıyla çıkdı huzur-u Hakk’a...

Hileyi, hülleyi, desîseyi ve sahtekârlığı meslek edinen insan müsvetdesi bu Zâbit emeklisi

Önce,

ATATÜRK’ün yâdigârı olan “Asubay” unvânına “s” ekledi kânunsuz olarak!

Akabinde

Aynı sıfatı taşıyan bu âdemoğlu

Bir kere daha çıkdı târih sahnesine. Bu kez başka bir sahtecilik ile...

Sizin anlayacağınız

Avcı nice âl bilmişse,

Ayı da onca yol bilmiş!..

*  *  *  *  *

Eski Tüfek’de neşreyledimiz Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar  isimli muhammes makâle tefrikamızda

Bugün hukûken “Astsubay” olarak

Ya da

Kimilerimizin kavlen “Assubay” olarak bildiği bu unvânların gayri meşru olduğunu fâş eylediydik.

İmdi kıraat etdiğiniz işbu makâlemizde ise evvel Allah

Bakalım hangi unvânın ipliğini bedesdende değil fakat

emekliassubaylar.org mecrâsında harâc-mezâd satacağız!..

Şu kelâmı kağıda emânet ederken henüz isim veremediğim işbu makâlemizi

Sizler okudukdan sonra üç şey olacak!

images-004

images-005

images-006

Bedelsizdir temâşâ eylemesi,

Haydi!

Buyurun sahtekârlıklar kumpanyasına...

*  *  *  *  *

Resim, bir çerçeve içine sığdırılan zamânın

Sâdece bir ânını gösderir. Sessiz, hissiz, hareketsiz ve donukdur. İfâde imkânı sınırlıdır. Bir resimin anlamı, kendi çerçevesi içinde göründüğü kadardır. Üsdelik anlam ve hareket bütünlüğü yokdur.

Filim ise hisli, sesli hem de hareketlidir. Sonsuz ifâde imkânı vardır. Filimin konusunu bütün ayrıntısıyla ve anlam bütünlüğü içinde hem ses ile anlatmak ve hem de görüntü ile gösdermek mümkündür. Bir sâniyelik bir görüntüyü anlatmak için peşpeşe tam 24 resim çekmek icâb eder. Filim şeridi hâlinde hazırlanan bu resimler filim makinesinde oynatılırsa o bir sâniyelik çekimin bütün ayrıntılarını ses, his, hareket ve anlam olarak görmek mümkündür.

Gedikli Zâbitleri Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için bugüne kadar meriyyete konulan kânunlar da

80 seneden beridir tıpkı resim kareleri gibi raflarda sessiz, hissiz ve hareketsiz öylece bekliyor.

images-007 

Raflarda resim kareleri hâlinde bekleyen bu kânunları bugün;

  • Evvelâ peşpeşe ekleyip filim şeridi hâline getireceğiz,
  • Akabinde filim makinesinde oynatıp bu filim şeridinin dilini çözeceğiz,
  • Daha sonra ortaya hareket, ses, his, görüntü ve anlamı çıkartacağız
  • En son olarak da bu kânunların söylemek için bugüne kadar iştiyâk ile bekledikleri hakikâtlare tercümân olacağız inşallah.

*  *  *  *  *

Çok ve uzun koşsunlar, iyi anlasınlar fakat bîtâp düşmesinler diye

Zihnimizi ısıtmak gâyesiyle

Şu bilgileri bir kenara yazalım evvelâ.

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun 1934 senesinde meriyyete girdi.
  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u 30 Haziran 1950 senesinde meriyyete konuldu.
  • Peki ne oldu da Gedikli Erbaş tâbiri askerî mevzuatımızda tâ 1937 senesinde yer almaya başladı?
  • 1937 senesinden Gedikli Küçük Zâbitliğin lâğv edildiği 30 Haziran 1950 târihine kadar geçen sürede ne oldu?
  • 13 senelik bu zamân zarfında Gedikli Erbaş tâbirinin kullanılması meşru mu idi?
  • Yoksa gayri meşru mu?

Makâlemizin sır kilidini açacak maymuncuk suâller işde bunlardır can yârenler.

İşbu makâlemizin özeti şu dört cümlede mündemicdir;

  • 1909 senesinde Gedikli Küçük Zâbit tâbiri ordumuzun askerî mevzuatına dâhil edildi.
  • 1937 senesinde yapılan bir sahtekârlık ile Gedikli Küçük Zâbit unvânı gayri meşru olarak Gedikli Erbaş yapıldı.
  • 1950 senesinde kabul edilen başka kânun ile Gedikli Erbaş tâbiri meşrulaşdırıldı. Fakat bu kez de sâdece 1 sene ve 04 gün meriyyetde kaldı.
  • 1951 senesinde meriyyete giren yeni bir kânun ile ordumuzdaki Gedikli Erbaş tâbiri lâğv edildi. Yerini  Astsubay unvânına bırakdı.

Yukarıya yapışdırdığımız şu dört tümcenin size anlatdıklarını

Gözleriniz görsün ve havsalanız kolayca alsın diye

Aşağıdaki şu üç belge ile süsledik.

Konuyu kavramak isteyen siz kadim dostlarımız

Bu belgeleri şimdi iyice tetkik etsinler ki

Sizin çok kıymetli vakdiniz hebâ,

İşbu makâleyi hazırlamak için de Eski Tüfek’in dökdüğü onca göz nuru sağdıç emeği olmasın!

Olmasın ki

Dünya âlemin,

Hattâ

Necdet Beyin bile bugün ilk defâ görüp muttali olacağı bu yeni bilgiyi öğrenmenin keyfini doyasıya çıkartasınız.

degisim-1 

250 okkalık keçiboynuzundaki bir dirhem bal, işde burada gördüğünüz pencerenin içindedir...

*  *  *  *  *

Gedikli Erbaş ismi verilen bir asker sınıfı gelip geçdi şanlı Türk Ordusundan...

Daha doğrusu geldi gelmesine de!

Geçip, çıkıp gidemedi bir türlü...

Gedikli Erbaş unvânı verdikleri asker zümresini

2/2476 sayılı ve 04.05.1935 târihli Karârnâme ile

Askerî mevzuatımıza gayri meşru olarak eklediler. Sonra bir kânun yapıp bu sahtekârlığı meşrulaşdırmaya yeltendiler.

Resmî evrakda sahtecilik yapıp kânun’a kaçak olarak ekledikleri Gedikli Erbaş unvânı

Tam 13 sene gayri meşru olarak askeriyemizde meriyyetde kaldı.

30 Haziran 1950 târihinde ihdâs edilen Gedikli Erbaş sınıfı 04 Temmuz 1951 târihinde ordumuzda lağvedildi.

Fakat gayri meşru olarak kânun’a sokuşdurulan Gedikli Erbaş unvânı

Gene gayri meşru olarak askerî cezâ mevzuatımızda bugün dahi hükmünü hâlâ sürdürüyor.

T.B.M.M. çatısı altında kimi vekil ve zâbitânın resmî evrakda sahtecilik yapdığını söylemek basit bir iddia değil. İsbatlayamaz isek şâyet yandı gitdi gül kokulu gülüm keten halvâ. Müfteri oluruz mazaallah! Zihniyet Sürgünü’nden dolayı orduevlerini müebbeten yasak etdiler bize. O konudaki sözlerini tüketdiler.

Fakat o yasak karârını veren firavun fârelerinin aklından geçenleri değil İngiliz gevuru, şeytan dahi bilemez.

Olsun!

Abdala “kar yağıyor!” demişler...

Abdal; “titremeye hazırım!” demiş. Bizim vaziyetimiz de işde aynen bu abdal misâli...

Makâlemizi okudukdan sonra bu sahtekârlık foliminin aslında bir iddia değil

Fakat

Tam anlamıyla mevsuk bir cürüm olduğunu göreceksiniz evvel Allah.

*  *  *  *  *

Gömleğini düzgün giymek istiyorsan şâyet

Birinci düğmesi olan yaka düğmesi ile birinci iliği olan yaka iliğini öpüşdürmelisin.

Başka yolu, yordamı vardır da. Akıl kârı değildir! Akılsız baş da mezârda gerekdir a, dostlarım!

Bu kıssadan hareketle yürümeye dosdoğru devâm eylediğimizde

Gömlek iliklemek ile kânun yapmak arasında müthiş bir benzerlik çıkıyor karşımıza...

Her ikisi de bir yerlerden “geçiriliyor” çünkü.

Tabiat’ın şaşmaz-bozulmaz intizâmını icbâr etmek fayda getirmez. Üsdelik akıllı adam işi de değildir.

Güneşi balçık ile sıvayabilir misin?

Gömleğini düzgünce iliklemek istiyorsan şâyet

Evvelâ

Yaka düğmesini, yaka iliğinden geçir!

Bunu başardıysan, korkma!

Gerisi kendiliğinden gelir.

Kânun yapmak istiyorsan şâyet

Evvelâ

Anakânun’u Meclis’den geçir!

Gerisi kendiliğinden gelir.

Nasıl? Hoş, değil mi?

Biz de

Allah’ın sâdece Âdemoğluna bahşetdiği aklımızın, vicdânımızın

Ve dahi

Kopup geldiğimiz Uzak Asya bozkırlarının

Şanlı Kâganları Moğol atalarımızdan mirâs töre’mizin ışıltılı yolundan ayrılmayalım, değil mi?

Lâkin

Şöyle yanıt verdi Hâkana, Öğdilmiş;

İki nenğ turur ilke bağı beki;

Biri saklık ol, bir törü il köki. (Kutadbu Bilig, 2015)

*  *  *  *  *

Câri hukuk töremize göre

Evvelâ Anayasa yapılır.

Bu irâde 1982 Anayasa’sında “Kânunlar, Anayasa’ya aykırı olamaz” şeklinde anlamını buldu.

Anayasa’ya aykırı kânun yapmak

Anayasa’ya karşı cürüm işlemek demekdir ki en ağır cürümlerden birisidir.

Anayasa yapıldıkdan sonra da

Anayasa esâs alınarak kânun, karârnâme, karâr ve benzeri tâli mevzuat yapılır.

Fakat emekli bir Zâbit

Devletin binlerce senelik bu şaşmaz-değişmez töresini tersine çevirdi! Vekilleri merdivene ters bindirdi.

Bu emekli Zâbit

Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi sıfatıyla;

  • Önce bir karârnâme, yapdı. Hiçbir kânunda olmayan Gedikli Erbaş ibâresini bu karârnâme’ye sokuşdurdu.
  • Akabinde T.B.M.M.’den bir karâr neşretdirdi. Bu karâr’a da Gedikli Erbaş tâbirini gayri meşru olarak ilâve etdi.
  • En son olarak da Gedikli Erbaş tâbirini hem idârî hem de cezâ kânunlarına kaçak olarak ekleyip bu gayri meşru tâbiri kendince meşrulaşdırmaya tevessül etdi.

*  *  *  *  *

Dimağımız ısınmışdır, inşallah!

Konumuz aslında gâyet basit; iki kelimelik bir tâbirden mürekkep; Gedikli Erbaş.

Bu tâbirin askerî mevzuatımıza girişinden başlayıp çıkışına kadar geçdiği mekânlarda bırakdığı izleri tâkip edeceğiz.

Gedikli Erbaş ibâresini peydahlayan mütekâid Zâbit bozuntusu bir Vekil

Meclis’in pırıltılı avizelerinin ışıtdığı geçeneklerinde can havliyle yeldir yepelek kaçacak

Eski Tüfek isimli bir hafiye de

Bu emekli Zâbiti

Sıçdığı yere gadar govalayacak!

 Ve nihâyetinde

Oyun bitecek

Perde kapanacak

Ve dahi makâlemizin hitâmına vâsıl olacağız inşallah.

Rahvân koşan beygirin seyrek düşen boku gibi

Bizim cümleler de seyrek düşüyor kağıdın yüzüne.

Okuması fazla yormasa gerek sizleri...

Hakîkât bu minvâl üzere olsa da

Bizim bu makâlemizi keçiboynuzuna benzetebilirsiniz. Bizim için mahzuru yok!

Bir çeki odun yiyeceksiniz!

Lâkin

Bu makâlemizde bir dirhem bal vardır ki

Yediğiniz ikiyüzelli kilo oduna değecek inşallah...

Usûl, esâsa mukaddemdir! Usûlümüz budur.

Esâs ise bizi neticeye götürecek belgeleri sizlere yegân yegân gösdermekdir.

Meselenin bütün safahâtını sizlere kolayca kavratabilmek için

Bu sefer az sözlü fakat çok resimli bir sayfa düzeni tercih etdik.

Siz muhterem kariler önce kısa açıklamayı okuyunuz. Akabinde belgeleri dikkatlice inceleyiniz lutfen.

Hepsi bu kadar.

*  *  *  *  *

ATATÜRK’ün tâ 1935 senesinde Asubay dediği

Ve dahi

Bugün Astsubay dediğimiz asker kişilere geçmiş zamânın her behresinde farklı unvânlar yakışdırdılar.

Şimdi bu unvânları târih sırasına göre tesbit edelim hep berâber.

Gedikli Küçük Zâbit unvânının hile nasıl Gedikli Erbaş yapıldığını bu arada gösderelim sizlere.

images-009 

Küçük Zâbit unvânı Meşrutiyetin ilânından bir sene sonra

Aşağıda gördüğünüz nizamnâme ile Kara Kuvvetlerimizin askerî mevzuatına girdi.

Bu cümleden anlaşılacağı üzere Küçük Zâbit unvânını ordumuza ilk olarak Kara Kuvvetlerimiz kazandırdı.

images-010 

Ordumuzdaki Gedikli Zâbitlik târihcesini

Niye 1909 senesinde başlatdınız diyenlere fâş eyleyelim.

Biz başlatmadık! Kara Kuvvetleri Komutanlığımız böyle uygun görmüş!

Çünkü aşağıda nazâr eylediğiniz üzere

Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu’nun brövesinde 1909 senesi, Gedikli Zâbitliğin başlangıcı olarak kabul edilmiş.

11

*  *  *  *  *

images-011 

Gedikli Sınıfı tâbiri Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız vasıtasıyla askeriyemize ilk defâ duhûl eyledi.

Bu kânun, bir sene müddet ile sınanmak üzere muvakkat, yâni geçici olarak meriyyete konuldu.

Teşkil edilen bu yeni Gedikli Sınıfı bir sene sınandı. Deniz Kuvvetlerimiz umduğu faydayı temin etdi.

1

Yukarıda ismini okuduğunuz kânun’un metnini aradım fakat bulamadım. Sizde varsa şu fakire sevâbına yollayınız. Verecek delikli guruşu yok! Fakat duasından nasibinizi bol bol alacağınızdan şüpheniz olmasın!

*  *  *  *  *

2 

Yukarıda ikinci sırada gördüğünüz kânun bir sene sınandıkdan sonra ilgâ edildi. Yerine aşağıda gördüğünüz 20.03.1914 târihli Bahriye Efrâd İle Küçük Zâbitan Ve Gedikli Zâbitan Hakkındaki Kânun meriyyete konuldu.

Bahriye Efrâd İle Küçük Zâbitan Ve Gedikli Zâbitan Hakkındaki Kânun;

  • 10 Mart 1914 Cumartesi günü Meclis-i Mebûsan’da müzâkere edildi.
  • 19 Mart 1914 Pazartesi günü Meclis-i Mebûsan’da kabul edildi.
  • 20 Mart 1914 Pazartesi günü meriyyete girdi.

images-014 

Sözümüze konu işbu kânun ile Gedikli Zâbitan kavramı 1914 senesinde Türk Deniz (Bahrî) Kuvvetlerimiz vasıtasıyla askerî hukûkumuza duhûl eyledi.

Bu ifâdemizden de anlaşılacağı üzere Gedikli Zâbitan kavramını askeriyemize Deniz Kuvvetlerimiz hediye etdi.

Bu kânun metini de şu fakirin kadifeden kesesinde mevcutdur. Arzu eden varsa bir sûretini bilâ bedel gönderebilir.

images-015 

*  *  *  *  *

images-016 

Bu kânun ile Küçük Zâbitan tâbiri Kara (Berrî) Kuvvetleri Komutanlığımızda ikinci defâ duhûl eyledi.

images-017 

*  *  *  *  *

 images-018

Aşağıdaki kânun’a bakdığımızda bu makâlemize konu olan unvânlardan hiçbirisini göremiyoruz.

Bu târihde, bu kânunu hazırlayan zihniyet, asker kişileri bir bütün olarak düşündü. Erkân, ümera, Küçük Zâbit ya da Gedikli Zâbit ayırımı yapmadı. Cumhuriyetin kurucu zihniyeti cephede şehit düşen askerini yek vücud bir teşkilât olarak telâkki etdi hep. Çünkü Cumhuriyetin faziletlerinden birisi de “külfetde ve nimetde birlik olmak” idi. Türkiye’nin BM’ye ve NATO’ya girmesinden sonra geçen her sene Cumhuriyetin bu faziletlerinden birşeyler aldı götürdü.

images-019 

*  *  *  *  *

images-020 

Bu kânun Gedikli Zâbit tâbirinin Cumhuriyet sonrası Türk Ordu Teşkilâtımızda ilk kez kullanıldığı kânundur.

images-021 

*  *  *  *  *

images-022 

Aşağıdaki kânun’da bu makâlemize konu olan unvânlardan hiçbirisi yok.

Cumhuriyetin kurucu irâdesi cephede şehit olan askerinin hepsini şefkât ile kucakladı.

O, bu, şu, ast-üst diyerek bölücü tefrika yapmadı.

images-023 

Kânunların konusunu merâk eden gardeşlerime söyleyelim.

Hemen hepsi özlük  veya meslek hakları ile ilgili hususları ihtivâ ediyor.

*  *  *  *  *

3 

Aşağıda temâşâ eylediğiniz kânunumuzda

Kıdemlisi ile kıdemsizi ile kaytan bıyıklı, çapkın bakışlı bıçkın Küçük Zâbitler hükümlerini hâlâ sürdürüyor idi ordumuzda.

4 

*  *  *  *  *

images-026 

20 Nisan 1927 târihinde bu kez Gedikli Küçük Zâbit tâbiri hulûl eyledi askerî mevzuatımıza.

1001 sayılı ve 20 Nisan 1927 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un meriyyete girmesiyle birlikte aşağıda gördüğünüz iki kânun ilgâ edildi.

  • 19 Temmuz 1913 târihli Süfün-i Hümâyûnda Gedikli Sınıfının Sûret-i Teşkîliyle Usûl-i Terfi Ve Terakkileri Hakkında Kânun-i Muvakkat.
  • 20 Mart 1924 târihli Bahriye Efrad Ve Küçük Zâbitan İle Gedikli Zâbitan Kânun’u.

Bu kânun, Cumhuriyet sonrası Türk Ordu Teşkilâtında Gedikli Zâbit sınıfını ihdâs eden temel kânundur.

images-027 

*  *  *  *  *

 images-028

Deniz Kuvvetlerimizin Küçük Zâbitan ve Gedikli Zâbitan ismini verdiği yeni asker sınıfının önemli bir boşluğu doldurduğuna kanaat getiren Kara Kuvvetleri Komutanlığımız

Küçük Zâbitan’lık sınıfını Deniz Kuvvetlerinden 3 ay sonra hemen kendi teşkilâtına dâhil etdi.

Bu târihlerde Hava Kuvvetleri henüz müstakil bir teşkilâta sahip değildi. Asker ihtiyacını Kara ve Deniz Kuvvetlerinden temin ediyordu. Hava Kuvvetlerimizin kendi Küçük Zâbitan’larını yetişdirmesi için birkaç seneye daha ihtiyac var idi.

5 

*  *  *  *  *

images-030 

Aşağıda gördüğünüz Ek kânun ile Gedikli Küçük Zâbit unvânı ordumuzda ilk defâ işitildi.

images-031 

*  *  *  *  *

images-032 

Gedikli Küçük Zâbit İhzarî Mektepleri Talebelerinin maaşları hakkında benim bulabildiğim ilk kânun.

images-033 

*  *  *  *  *

 

Aşağıdaki Karârnâmenin ilk cümlesindeki Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi ibâresine dikkat buyurunuz.

Bu karârnâmede adı geçen tâlimatnâme,

17 Haziran 1928 Târihli ve 6791 Sayılı Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi’dir. Kânun kitabının birinci sayfasında yazan esâs adı da budur.

Karârnâme’yi Reisicumhur Gâzi M. Kemal’in imzâladığını farketmişsinizdir.

 degisim-2

Aşağıdaki tavsırlar, hemen yukarıdaki karârnâmede adı geçen ve kırmızı okun ucunda gösderdiğim 17 Haziran 1928 Târihli ve 6791 Sayılı Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi’ne aitdir.

Her şey yerli yerinde, basit ve sarih değil mi?

Peki

Basit ve sarih hakîkâtler nasıl bir sahtekârlıklar yumağına tahvil edilmiş acap?

Gösdereceğiz!..

ek-3 

Tercüme konusunda yardımını esirgemeyen Millî Kütüphâne görevlisi Gülçin hanımefendiye teşekkür ederim.

*  *  *  *  *

images-037 

1929 senesinde ordumuz Gedikli Küçük Zâbitler ile yek vücud olmuş! İstiklâl Hârbinin yaralarını sarıyor.

images-038 

*  *  *  *  *

images-039Deniz ve Kara Kuvvetlerimizden 2 sene sonra,

01.06.1929 târihinde bu kez de Hava Kuvvetlerimiz Gedikli sınıfı ile müşerref oldu. Gedikli Küçük Zâbit sınıfını kendi teşkilâtına dâhil etdi.

Böylece iki senelik bir zamân zarfında Gedikli sınıfı ordumuzun her üç kuvvetinde de hayat buldu.

 images-040

*  *  *  *  *

images-041 

Aşağıda Gedikli Küçük Zâbit sınıfına dâir bir kânun değişikliği görüyorsunuz.

images-042 

*  *  *  *  * images-043

2505 sayılı işbu kânun, ordumuzun muvazzaf Gedikli Küçük Zâbit sınıfı için müteakip senelerde temel kânun kabul edildi. Gedikli Küçük Zâbit sınıfı bu kânun ile iyice olgunlaşdı. Hemen hemen son şeklini aldı.

30 Haziran 1950 târihinde ilgâ edilesiye kadar Gedikli Küçük Zâbit sınıfı hakkında kabul edilen müzeyyel (Ek) kânunlar bu kânun’a atfen yapıldı.

images-044 

Yukarıda gördüğünüz 2505 sayılı ve 11.06.1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un yürürlüğe gimesiyle birlikde şu kânunlar ilgâ edildi.

  • 1001 sayılı ve 20.04.1927 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun.
  • 1446 sayılı ve 16.05.1929 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Ait 1001 numaralı Kânun’un Bâzı Maddelerinin Tâdiline Dair Kânun.
  • 1675 sayılı ve 02.06.1930 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Ait 1001 Numaralı Kânun’un 1446 numaralı Kânun İle Tâdil Edilmiş Olan Dördüncü Maddesinin (B) Fıkrasına Bir Cümle İlâvesi Hakkında Kânun.

images-045 

Çünkü 1937 senesinde yapılacak değişiklik ile bu kânun’da mevcut olmayan Gedikli Erbaş tâbirini

Şerefsiz bir emekli zâbit bu kânun’un başlığına kaçak olarak ekleyecek!

images-046 

Buraya kadar gelmişken öğrenmeden gitmeyin.

Yukarıda gördüğünüz 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’u TBMM’ye arzeden Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi, biliniz bakalım kim?

İpin ucunu verelim siz yiğit Asubaylara ve Asubay sevdâlılarına; Kendisi; bildik, tanıdık birisi!

*  *  *  *  *

 images-047

Gedikli Küçük Zâbitân sınıfını Gedikli Erbaş’lığa tenzil etmek için yanıp tutuşan bu malûm firavun fâresi

Elinden geleni ardına koymadı.

İçinde Gedikli Zâbit ibâresi gördüğü her kânunu kıtır kıtır kemirmeye pek hevesli olan bu firavun fâresi

Vekilliğinin 5 ve 6ncı dönemine denk gelen 08.02.1935-08.03.1943 târihleri arasında

Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisliği yapdı.

7  senelik reisliği esnâsında ordumuzun kânunlarında Gedikli Zâbit şeklinde mevcut olan ibâreleri

Binbir sahtekârlık ve dolaplar çevirerek Gedikli Erbaş yapdı.

Aşağıda bu sahtekârlığın bir örneğini görüyorsunuz.

ek5

İşbu kânun’un metinine Erbaş ve Gedikli Erbaş tâbirlerini kaçak olarak sokuşdurdu.

Kânun metinin altına da utanmadan sâdece “630 numaralı kânun” dedi.

Vekilleri ayıkdırmamak için bu kânunun açık ismini kasıtlı olarak yazmadı.

Peki,

630 numaralı” kânun’un adı nedir acap?

 images-048

Hemen aşağıda “630 numaralı” kânun’un Meclis Zabıtlarında geçen metinini görüyorsunuz.

Bakınız bakalım!

Bu kânun’da Erbaş ya da Gedikli Erbaş şeklinde ibâre var mı?

images-049 

Meclisde geçirdiği zamân ile yarış tutan şerefsiz, arsız ve kaşalot bir zâbit,

Binbir türlü sahtekârlıklar tezgahlayıp

Kânunlardaki Küçük Zâbit unvanını

1935 senesinde

İşde, böyle Gedikli Erbaş yapdı.

ek1

Nasıl ki şey, şey yemekden fariğ olmamış!

Bu firavun fâresi de kânunda sahtekârlık yapmakdan fariğ olmamış!..

Meclise her gitdiğinde asker kânunlarındaki Gedikli Zâbit unvânını silmiş

Ve dahi yerine

Askerî mevuzatımıza gayri meşru olarak sokduğu Gedikli Erbaş unvânını yazmış.

*  *  *  *  *

images-050 

Aşağıda gördüğünüz kânun’u Meclise getiren

Ve dahi

Meclisden “geçiren” kişi

Bu makâlemizde seyretdiğiniz sahtekârlıklar foliminin esas oğlanıdır. (bknz.)

İşbu kânun’a bakdığımızda, bu târihde ve bu kânunda

Gedikli Erbaş denen bir unvân olmadığını görüyoruz.

Eski Tüfek’in gördüğünü

Siz de görüyorsunuz, değil mi?

images-051 

*  *  *  *  *

images-052 

Şu kırmızı pencerede gördüğünüz alt başlık altında ele alacağımız karârnâme mefhumu hakkında kısa bilgi verelim.

Hükûmetimizin olağanüstü durumlarda müracaat etdiği bir kânun yapma usûlüdür. Bugünkü hukukumuzda Kânun Hükmünde Karârnâme (KHK) ile aynı icrâ kuvvetini hâizdir. Kânun yerine karârnâme neşretmekdeki maksat kısa süre içinde eyleme geçmekdir. Çünkü vakit kayıbını en aza indirmek için çıkartılmak isdenen tasarı encümenlerde tartışılmaz, Meclis’e getirilmez. Bir karârnâmenin konusunu çoğu zamân Bakanlar ve Cumhurbaşkanı hariç kimse bilmeyebilir. Tasarıyı sâdece Bakanlar ve Cumhurbaşkanı imzâlar. Resmî Gazete’de neşredilir ve meriyyete girer.

İşde aşağıda temâşâ eylediğiniz karârnâme de bu usûle göre kısa yoldan yapılıp icrâya konulmuş bir kânundur.

Şimdi gelelim sadede.

Temel hukuk kuralıdır; Kânunsuz hüküm tesis edilemez. Edilirse her zamân yok hükmündedir.

Bu kural dün böyle idi.

Bugün de böyledir.

Hukuk var olduğu sürece bu kural da var olmaya mecburdur. Aksi takdirde hukuk olmaz!

Bu sayfada sözümüze konu olan karârnâmede tam da böyle bir rezâlete imzâ atılmış. Hukuksuz hüküm verilmiş!

Aşağıda gördüğünüz pencerenin içindeki karârnâme ile bir hüküm tesis edilmiş; Gedikli Erbaş.

Bakanların ve Reisicumhur ATATÜRK’ün bu karârnâmeyi imzâlandığı târihde

Askerî hukukumuzda Gedikli Erbaş şeklinde bir mefhum mevcut mu idi? Hayır, mevcut değil idi.

O zamân hukuk, bize şunu emreder; Gedikli Erbaş tâbiri keenlem yekûndur.

İşde, Gedikli Küçük Zâbit ibâresini Gedikli Erbaş şekline çevirmenin ilk hamlesi

Aşağıdaki 2/2476 sayılı karârnâmede gördüğünüz sahtekârlık ile atıldı.

Bu sahtekârlığı yapanlar o kadar fütursuz ve gözü kara davrandılar ki anlatmaya söz yetmez!..

Bu sahtekâr devlet adamları

Çevirdikleri resmî evrakda sahtecilik dümenine

Başvekil İsmet İNÖNÜ’yü

Ve dahi

REİSİCUMHUR K. ATATÜRK’ü bile ortak etdiler.

İşde, can dostlarım!

Zamânın donup kaldığı dem, tam da bu demdir.

 images-053

Yukarıdaki pencerede gördüğünüz okların ucunda ve kutuların içinde duran ibârelere bâhusus dikkat buyurun.

  • 2505 sayılı kânunda Gedikli Erbaş ibâresi var diyorlar.
  • Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi’nde isminde ise Erbaş ve Yetiştirme sözcükleri var diyorlar.

İlgili mevzuata gidip bakdığımızda bu üç ibâreyi görmemiz icâb eder değill mi, yiğitlerim?

Peki bu ibâreler bu mevzuatda var mı dersiniz?

Gidip bakalım öyleyse!

Dağ yürümezse abdal yürür evvel Allah!

İmdi evvelâ 2505 sayılı kânuna gidelim.

Bakalım Gedikli Erbaş ibâresi bu kânunda mevcut mu?

Buyurun!

İşde 2505 sayılı kânun aşağıda...

  • Gedikli Erbaş ibâresi var mı? Yok!

images-054 

Şimdi de

1928 neşetli Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi’ne bir göz atalım.

Bakalım işbu Talimatnâme’de Erbaş ve Yetiştirme  sözcükleri mevcut mu?

Bu suâllerin cevâbına nâil olmak için evden dışarı çıkmak icâb eder!

Hanıma görünmeden sıvışıp evden dışarı çıkabilirsem şâyet bugün

Sizlerden başka bir şey istemem, hani!..

Mâlum, evveli seneden bakiye bir okka yemeklik yağ sipârişi hâlâ askıda...

Çıkalım öyleyse!..

Dağ bize gelmez ise biz dağa varırız!

1928 neşetli Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi’ni görüp tetkik etmek üzere

Ahmet Davutoğlu’nun eski muhiti

Ve

Balın gatıldığı semte yolladım kendimi.

Git-gel, Balgat; dört saat!

Ve dahi dört bilet!..

İkisini gitmek için,

Sair ikisini de gelmek için...

Dört saati de evrağı tetebbu etmek için harcadım.

Onbeşgünlük ekmek paramızı yola verdik ya! Olsun, sizin gül hatırınız var ortada!

Heyecânlı bir tetkik neticesinde aradığım membayı buldum orada.

Millî kütüphâne demirbaşında bu talimatnâmenin adı şöyle yazıyor;

  • Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâ’limât-nâmesi.

6 

6791 sayılı ve 17 Haziran 1928 târihli Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Talimatnâmesi’ni Millî kütüphâne’den temin etdim.

Ve dahi

Şu tavsırları çekdim.

Bu cümlenin altındaki tavsır, talimatnâmenin birinci sayfası. Buradaki de kapak tavsırı.

ek-3 

Peki,

Şimdi bu talimatnâmeyi dikkatlice tetkik edelim!

20 sayılı çerçevenin altındaki 2/2476 sayılı karârnâme metininde adı geçen 6791 sayılı talimatnâme’de;

  • Erbaş kelimesi var mı? Yok!
  • Yetiştirme  kelimesi var mı? Yok!

Bu kadar belge ortaya koydukdan sonra bir neticeye varalım;

İstiklâl Madalyası sahibi

Yüce Meclis’de 6 dönem vekillik eden

Tekâüd Zâbit

Ve dahi

Sahtekârlık foliminin esâs oğlanı

Yukarıda gördüğünüz karârnâmede tam dört sahtekârlık yapdı.

  • 2/2476 sayılı karârnâme metinindeki yeşil okun ucunda gördüğünüz ve adı Küçük Zâbit ve Onbaşı  Talimatnâmesi olan resmî evrağa Erbaş ve Yetiştirme kelimelerini kaçak olarak ekledi.
  • Mavi kutunun içinde gördüğünüz 2505 sayılı kânun’da Gedikli Zâbit şeklinde yazılı olan unvânı tahrif etdi. Ve karârnâme metinine Gedikli Erbaş şeklinde yazdı. Bu sahtekârlığı kotarmak için 2505 sayılı kânun’un adı olan Gedikli Zâbit ibâresini karârnâme metinine kasden yazmadı. Kânun’un sâdece sayısını yazıp gerçeği perdeledi.
  • Karârnâmenin ilerleyen bölümlerinde Erbaş kelimesini bir anda Gedikli Erbaş şeklinde tahrif etdi.
  • Karârnâme’nin ilk cümlesinde mezkur Gedikli Zâbit unvânını da göz açıp kapayıncaya kadar buharlaşdırdı.

İşde,  resmî evrakda sahtekârlığın yapıldığı

Ve dahi

Folim karesinin donduğu yer burasıdır, yiğit canlarım!

Yukarıda gördüğünüz Erbaş, Yetiştirme ve Gedikli Erbaş ibâreleri talimatnâme metinine gayri meşru olarak sokuşduruldu böylece!

Kânun’a sokuşdurmak için de bir fırsatını kollayıp başka gayri meşru bir yol bulunacak idi elbet.

Bu sahtekârlığı ATATÜRK fark etseydi bunu yapanların sıfatına tükürmez miydi?

Peki,

Yapılan sahtekârlık bu kadar mı?

Hayır, bu kadar değil!

6791 sayılı ve 17 Haziran 1928 târihli Talimatnâme’ye Erbaş , Yetiştirme ve Gedikli Erbaş ibâreleri kânunsuz bir şekilde eklendi.

Ve Talimatnâme’nin adı “Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi” oluverdi bir anda.

Bugün dahi devletin kayıtlarında bu talimatnâme, tahrif edilen işde bu gayri meşru ismiyle kayıtlı duruyor.

degisim-3 

*  *  *  *  *

Aşağıdaki çerçevede  gördüğünüz 2/2476 sayılı Karârnâme’nin sol üst tarafında yeşil ve mavi oklar ile işaretlediğim kırmızı kutunun içine dikkatle bakınız.

Çünkü ilk sahtekârlık ve dahi orostopolluk o kırmızı kutunun içinde yatıyor utanmadan sere serpe.

Kaşarlı bir zâbitin gayri meşru olarak peydahlayıp

Askerî mevzuatımızda tam 13 sene boyunca hukuksuz olarak kullanılacak olan Gedikli Erbaş tâbirinin

Sahtekârlık tohumu İşde gördüğünüz bu kırmızı dikdörtgen kutunun içine akıtılmış!

8 

Siz kadim dostlarımın dikkatini burada çok mühim bir hususa çekeyim müsaadenizle. Hemen aşağıdaki sayfaların birinde gördüğünüz 7400 sayılı Karârnâme ve aşağıya yapışdırdığım 2/2476 sayılı Karârnâmenin altındaki imzâlara bâhusus bakınız lutfen.

Gördünüz değil mi? Her iki karârnâmeyi de Başkomutan ATATÜRK imzâlamış.

Aşağıda gördüğünüz 7400 sayılı ve 05 Kasım 1928 târihli Karârnâmeye Küçük Zâbit şeklinde kayıt edilen bu ibâre

Yukarıdaki  2/2476 sayılı ve 04 Mayıs 1935 târihli Karârnâme metinine Erbaş (Küçük Zâbit) şeklinde yazılmış.

Peki,

  • 7400 sayılı Karârnâmeye 1928 senesinde Küçük Zâbit şeklinde kayıt edilen bu ibâre nasıl oldu da
  • 2/2476 sayılı Kârarnâme metinine 1935 senesinde Erbaş (Küçük Zâbit) şeklinde yazıldı acap?

Bu sualin;

İnsânî,

Aklî,

Ahlâkî

Ve dahi

Hukûkî bir cevâbı yok ne yazık ki...

Kânunsuz hüküm verilmez. Verilse bile o hüküm, keenlem yekûndur. Üsdelik mürûr-u zamâna da uğramaz.

Kânunsuz hüküm verenler de sahtekârdır.

Gülü tarife ne hâcet? Ne çiçekdir, biliriz!..

Sahtekârlığın izahı olur mu Allah aşkına?

1928 senesinden 1935 senesine kadar geçen yedi senede, Gedikli Küçük Zâbit tâbirini Gedikli Erbaş şeklinde değişdiren herhangi bir kânun kabul edilmedi. Bu işde alenen bir orostopolluk yapıldığını isbatlamak için başka söze hâcet var mı?

İşde burada, bir subayın ATATÜRK’e yapdığı hıyanetin belgesini görüyorsunuz.

1935 senesinde Erbaş (Küçük Zâbit) şeklinde yazdıkları ifâdeyi

Bu târihden sonra hazırladıkları bütün kânun metinlerine Gedikli Erbaş şeklinde yazdılar.

Ve bu hile ile;

  • Gayri meşru olarak peydahlanan Gedikli Erbaş tâbiri kânunsuz olarak askerî mevzuatımıza zuhur eyledi
  • Ve dahi
  • Meşru olan Küçük Zâbit ve Gedikli küçük Zâbit unvânları işde bu hülle ile mevzuatdan itelenip çöplüğe atıldı.

*  *  *  *  *

9 

Bu vesikanın metinindeki bir hususa dikkat ediniz.

Aşağıdaki karârnâmenin sol tarafındaki ikinci kırmızı kutunun içinde gördüğünüz üzere değişiklik yapmak için gündem edilen talimatnâmenin ismi, Küçük Zâbit ve Onbaşı Talimatnâmesi’dir.

Müteakip senelerde Meclise arz edilen değişiklik tekliflerinde bu talimatnâmenin adına Erbaş ve Yetiştirme  kelimelerini ilâve edecekler.

Ve sınır tanımaz sahtekârlar talimatnâmenin ismini Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi şeklinde kânunsuz olarak değişdirecekler.

Sözümüze konu talimatnâmenin 1928 târihli Eski Yazı yazmasının tavsırlarını yukarıdaki sayfalarda iki kere fâş eyledik.

Kelimeleri isrâf etmeyelim!

Tekrâr etmeye hâcet olmasa gerek.

degisim-2 

Sizin de evvelden  tanıdığınız kaşarlı emekli bir zâbit

Öyle bir açmış ki şeyini!..

O şom ağzının domalmasından Ömer diyeceği tâ o günlerde belliymiş.

Peki, kimdir şom ağzını domaltan bu emekli zâbit dersiniz?..

Gösdereceğiz elbet!..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

(*** Devâm edecek)

Kaynak: Makâlede mündericdir.

Almanya’yı bilen biliyor,

Dünyanın en iyi, en sağlam otomobilleri Alman yapımıdır, otomobilde pek çok dünya markası var,

İki Dünya Savaşına girmiş,

Savaş sonrası pek çok ülkeden, Türkiye’den de işçi almış

Sanayisinin, madenlerin, hizmetlerin en ağır işlerinde onları kullanmış,

Ama kendi insanını el üstünde tutmuş.

Avrupa’nın en çok altın rezervi olan ülkesi Almanya aynı zamanda Avrupa Birliğinin karar verici ülkesi konumunda,

Biz ne yapmışız;

Alman komutanların emrinde yönetilen Osmanlı Ordusu,

Çanakkale’de Alman generalin emrinde, savaş uzatılıp durur, Alman-Rus Cephesi lehine,

Alman General ile anlaşamayınca, Mustafa Kemal İstanbul’a döner,

Güney’de, İngilizler Mekke’yi teslim alınca Alman askerleri de sevinip durur, dindaşları aldı diye.

***

Gazi Mustafa Kemal önderliğinde kurtuluşa eren Türk halkı da bağımsızlığından sonra boş durmamış.

İçerideki savaş kalıntısı kişilerin çıkardığı ayaklanmaların yanında, hâkimiyetleri elden giden şeyhlerin, şıhların, gericilerin, feodal toprak ağalarının hamleleriyle mücadelenin yanı sıra, yurdun dört bir yanındaki demir yolları onarılmış, yeni hatlar açılmış, okullar inşa edilmiş, en önemlisi de sanayi hamlesi başlatılmış.

Pek çok tekstil fabrikası, ağır sanayi tesisi hizmete girmiş.

Türk insanı üretmeye başlamış,

Uçak yapmış, otomobil yapmış, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda pek çok yenilikler meydana getirmiş.

Ama bu defa kravatlı, şık giyimli, ağzı laf yapan, cebi para dolu yabancı iş bitiriciler, devletin kimi kravatlı memurlarını satın almış,

Satın alınan memurlar, Türk sanayisinin önüne bin bir engel koymuş. Yabancıdan istenmeyen testler istenmiş. O dönem, MSB’de dönen dolapları Vecihi Hürkuş’un anılarından okumak gerek.

Rahmetli Asubay Vecihi Hürkuş’un başta olmak üzere, Kayseri’de İstanbul’da üretilen uçak fabrikaları Eskişehir’deki uçak bakım merkezi bir bir kapanmış.

Şimdilere geldiğimizde,

Gelişememiş, işbirlikçileri sayesinde geliştirtilmemiş, hizmetleri, sanayi ürünlerini hep yabancıdan kullanan, öğrenen ülkemde, Mercedes’e binen kimi yöneticiler bakış açılarını halen bir türlü değiştirememişler.

Bu değişir mi?

Umut var mı?

Bunu, gelişmemiş ülkelerde yaşayan insanların en büyük ilacı zaman gösterecek.

***

Havac  alman yzb  ve anbAlmanya ile başladık, onunla bitirelim,

Almanya niye Almanya olmuş?

İnsanına verdiği değerden olmasın.

Şu fotoğrafa bakınca bu değer belli olmuyor mu?

Fotoğraftakiler Alman ordusunun yüzbaşısı ve onbaşısı. Her birinin rütbesi apolette. Kimse kimsenin işini de yapmıyor. Her birisi profesyonelce kendinden beklenen işlerini yapıyorlar. Ve onların ülkesinde yapılan sanayi ürünleri; başta yönetim kadroları olmak üzere gelişmemiş ülkelerin insanlarınca kapış kapış satın alınıyor.

Mercedes-BenzBu da onların Mercedes’i

Mevziden çıkan toprağı sağ tarafa mı atmak sünnettir, yoksa sol tarafa mı,

Melekler erkek midir, yoksa dişi mi

Asubay rütbeleri apolete alınmalı mıdır, alınmamalı mıdır….

Derken yönetimden birileri çıktı Astsb.yın kısaltmasındaki “t”yi çıkartıp attı.

Her şeyin düzelmesi, uygun hale gelmesi dileğimizle, sağlıcakla kalın…

Son zamanlarda sık sık ve tek tek asubayların orduevlerine girişine yasaklar getirildiğine dair haberleri basından, sosyal medyadan büyük bir üzüntü ile okumaktayız.

Bilim dışı olarak tesis edilmiş bir statüye sınavla, mülakatla, sağlık raporu ile kabul edilen Türk vatandaşlarının, muvazzaflığına başladıktan sonra fark ettikleri statüye yönelik eksikliklerin giderilmesi için insani olarak beyanları idare tarafından ağır, aksak şekilde yerine getirilmeye çalışılırken; hem idarenin hem de talep edenlerin sinirleri gergin hale gelmiş görünüyor.

Asubayların gerilen sinirlerine benzer şekilde muhtemelen idarede de gerilimli tartışmaların yaşanmış olabileceği sadece bir tahmindir.

İşin idare yönüne bakıldığında; asubayı haklı görenlerin eskisine göre azımsanamayacak şekilde kendilerini ifade etmeye, otoritedeki katı tutumları yıkmaya başladıkları az, yetersiz olsa da görülmeye başlamıştır.

İdare bir konuyu iyileştirmek için; iyileştirmenin gerekliliğine dair gerekçesini yazarak, bağlılarından görüş ister.  Eğer bağlılarından gelecek olan görüşler, idarenin yapmak istediğini teyit eder şekildeyse, değişimi anında uygulamaya koyar. Ancak kritik bir yerden gelecek bir olumsuz görüş, diğer olumluları ne yazık ki olumsuza çevirir.

Mesdres kıyafetin asubaylara tahsisi, pantolonlardaki şeritlerin tamamen kaldırılması, sakındırağa sarı şeridin uygulanmasını kolaylıkla gerçekleştiren silahlı kuvvetler, rütbelerin apolete alınmasındaki süreçte bir yerde takı kaldı. Bilerek ya da bilmeyerek bir yer bu değişimi engelledi.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yazım kurallarına çok dikkat ettiğini, Türkçenin doğru kullanılmasına, Türkçesi varsa asla yabancı kelimeyi kullanmadığına TSK’da görev yapan her insan şahit olmuştur.

Ancak asubay statüsü ile ilgili olarak ise; ne yazık ki aynı duyarlılığı kişilerin daima ast olduğunu hatırlaması, durumunu psikolojik olarak da hissetmesi istenmiş olsa gerek ki, dil bilimcilerin Astsubayın “Asubay” olarak yazılması, kısaltmasının da “Asb.” olması gerektiğine dair kaynaklarını daha düne kadar dikkate almamıştı.

Kurumlarda değişim güçtür, ağır olur. Bu ağırlık mağdurları adeta isyan ettirir.

  • Bildirilene göre, geçen hafta içerisinde, şimdiye kadar “Astsb.” olarak yazılan kısaltmanın “Asb.” olarak uygulanmaya başlandığı öğrenildi.

Küçük gibi görülen bu değişim bizler için, TSK için büyük değişimlerin habercisi adeta.

Kurumlardaki ast birimlerin başında bulunan yöneticiler, üst idarecinin niyet ve maksadını kavradığında ise değişimler daha hızlı olur. Bu ise bir kavrayış meselesidir. Asubay rütbelerinin apolete alınamamış olması, bu kavrayışa bir örnektir.

Bilimsel olarak değişmesi gereken şeyler şimdiye değin değiştirilmiş olsaydı, ne Sami Başkaya adeta isyan eden duygularını ifade ederdi, mahkemelik olurdu, ne de bugün orduevi yasağı konulan meslektaşlarımız olmazdı.

Muhtemeldir ki, bir asubayı isyan eden duyguya götüren etmenler, duygu ve düşünceler, acılar, yaşanmışlıklar devletin kayıtlarına geçecek, Sami Başkaya vesilesi ile, mahkeme salonunda.

İnsanlar, sevdiği, ilgi duyduğu şeyi eleştirir. TSK’yı bilimsel, yapıcı yönde eleştiren kişiler aslında onu en çok sevenlerdir.

Not: Bundan böyle, kanunlarda, yönetmeliklerde dil bilimine aykırı olarak yazılan Astsubayın doğru yazışı olan Asubay kelimesi yazılarımda kullanılacaktır.

manset

 

Ya nasip deyip akabinde

Ucu yemsiz oltamızı sarkıtdığımız 5802 sayılı Astsubay Kânun’unun ışıltılı sularında

Gezinmeye sabır ile devâm edeceğiz.

Fakat

Devriyemize kısa bir ihtiyaç molası verip

Bir sitemimi yolluyorum siz kıymetli müdâvimlere...

*  *  *

Top Saati

Yine geldi çatdı bilmem kaçıncı Dünya Ayaktopu Müsâbakası...

İşi gücü bırakdık

Gözümüzü Brezilya’ya çevirdik!

Oynayanı da

Ömründe ayağına hiç top değmeyeni de

Bir ay boyunca

Herkes top konuşacak

Her yer top kokacak.

Herkes top satacak

Herkes top alacak...

Memleketimin güzel insanları

Saatini maça göre ayarladı.

Yemek saati, topa göre

Uyuma saati, topa göre

Uyanma saati, topa göre

İftar saati olmasa da

Sahur saati, topa göre...

İş

Borç harç

Alış veriş

Fiş piriz...

Gezmeler tozmalar gene topa göre ayarlandı.

Kimisi

İşini gücünü başka günlere tehir etdi.

Harç bitmedi, yapı paydos da edilmedi

Fakat

Kimisi de

Maçlar bitesiye kadar çalışmamaya karar verdi.

Yurdumda

Nefesler tutuldu

12 Haziran-13 Temmuz 2014 tarihleri arasında

Herkes saatini topa göre ayarladı...

Meselenin tuhaf

Ve bir o kadar da acıklı tarafı ise

Bu kadar gürültüsü kopartılan bu ayaktopu yarışında

Memleketimiz Türkiye yok!..

*  *  *

image-01Portekiz ve 3F

Portekiz Coimbra Üniversitesi’nde iktisât profesörüyken 1928’de Mâliye Bakanlığına atandı. Bir fırsatını bulup 1933 senesinde iktidarı ele geçirdi. 1974 senesine kadar ülkesini zorbalıkla idâre etdi.

İktidarda kaldığı 40 sene boyunca Portekiz vatandaşlarını 3F kuralı ile yönetdiğini itiraf etdi; Fiesta, Fado, Futbol...

O’nun adı Antonio SALAZAR idi.

Fiesta; çok uluslu şirketlerin insanlara dayatdığı bitip tükenmek bilmeyen aşırı harcamalar ve eğlence düşkünlüğü demek idi. Bir başka ifadeyle isder kazan isder kazanma. Fakat mutlaka harca!..

Fado; hiçbir sanat değeri ve anlamı olmayan müziği anlatıyordu. Bizdeki arabesk müziğin diğer adı.

Futbolu ise anlatmaya değmez!

*  *  *

image-02İspanya ve 3F

Komşusu Portekiz’deki 3F mikrobu İspanya’ya da bulaşdı. Futbolun insanları yönlendirmede  çok etkili  bir araç olduğunu farkeden sâdece SALAZAR değildi.

İspanyol diktatör Franco da futbolun kitleleri yönlendirmede üstün gücüne inanan bir devlet adamıydı.

1939′da Demokratik Cumhuriyetin yıkılmasıyla sonuçlanan ve üç yıl süren İspanya İç Savaşı‘nda milliyetci güçlere önderlik etdi. Kazandığı iç savaşın ardından tam 36 yıl boyunca, hastalanıp 1975 yılında ölünceye kadar ülkesini zorbalıkla yönetdi.

Komşusu SALAZAR’dan daha büyük düşündü. O’na göre bütün stadyumlar birer “uyku tulumuydu” ve bu “uyku tulumları” ne kadar büyük olursa, içine o kadar çok insan atmak mümkün olabilecekdi. Bu sebepden dolayı hemen büyük stadlar yapılmasını emretti. 27 Ekim 1944′te, Banco Mercantil e Industrial’e talimat vererek, 80 bin kişilik Santiago Bernabeu inşaatını başlattı. 75.145 kişilik yapılan bu stad tam üç senede tamamlandı.

Fakat bu kadar büyük bir stad dahi O’na yetmedi. Daha büyük stad, daha büyük “uyku tulumu”, daha büyük “uyku tulumu” da “uyuyan daha çok insan” demekdi. 1954 yılında bu stad büyütdü ve tam 125.000 kişiyi uyutmaya başladı.

O’nun adı darbeci subay Francisco Franco idi.

Futbol ile oyalanan vatandaşlar böylece siyâsetden uzak tutuldu. Ve siyâsetciler ülkeyi kendi keyiflerine göre hovardaca idâre etmenin keyfini çıkardılar.

İnsanları futbol ile uyutup yöneten zihniyetler için stadlar birer “uyku tulumu” olarak kırklı ellili senelerde uzun süre hizmet etdi. Ve sancılı da olsa Avrupa, bu hastalıkdan yakın zamânda kurtuldu.

Fakat aynı dümen ve aynı tezgah benim memleketimde

İçinde yaşadığımız şu 2014 senesinde hâlâ hükmünü sürdürüyor.

Hem de Avrupa’dakinden çok daha şiddetli bir şekilde...

75.000 kişilik TT Arenayı yapdık, bitirdik çok şükür!

Bakalım bu stadı ne zaman 125.000’e çıkartacağız!..

*  *  *

Türkiye ve 3T

Fasişt diktatör SALAZAR Portekiz’i,

Darbeci subay FRANCO ise İspanya’yı 3F ile uyutdu, avutdu ve yönetdi; Futbol, Fiesta ve Fado...

Benim memleketim Türkiye’yi ise 3T ile uyutuyorlar; Top, Tütün ve Televizyon.

Dördüncü T olan Turgut da cabası...

*  *  *

Meş’ûm Meşin Yuvarlak Ve Türk Milleti!..

Topcu denen 22 dâne adam

Uzatmaları hâriç

Tam bir buçuk saat boyunca meşin bir yuvarlağın peşinden koşacak.

Bıyıklısından, bıyıksızından milyonlarca adam da

Kimisi evinde

Kimisi de köy meydanında, kahvehânede, çay bahçesinde, avluda, çardakda oturup

Bu topculara bakacak...

Âzad edilmek vaadiyle kölelerin

Arena denen meydanlarda

Birbirleriyle

Veya

Aslan ile ölümüne dövüşdürülmesi gibi vahşi bir oyun...

Baban bir yana

Git!

Dedene sor!

Ayaktopu nedir, bilmeden bu dünyadan geldi geçdi. Hiçbir şey de kaybetmedi.

Kölelerin arenada aslan ile dövüşdürülmesi biteli 500 sene oldu

Peki

Meşin yuvarlak uğruna bugün senin bu kadar kudurman niye?..

*  *  *

Nöbetden, teftişden, geçici görevden, tatbikatdan, fazla mesaiden, uçuşdan, dalışdan, seyirden fırsat bulup

Atmışsın kendini akşam eve yorgun argın

Hapur hupur şapur şupur kısa bir akşam yemeği faslından sonra

Etrâfındaki insanların daha gözlerinin içine bile bakmadan

Miskinler tekkesinin münzevi dervişi gibi

Soyutlayıp kendini

Soğuk, hissis, tatsız, kokusuz, cansız

İki buutlu camdan mamûl dünyaya hapsedip

Aptal kutusunun karşısındaki koltuğun üsdüne atıp kendini löngedenek

Patates gibi köskelmişsin.

Bardak bardak çay, ucuzundan hapaz hapaz çekirdek...

Tuzu kuru olanlar da çeşit çeşit kuruyemiş, tabak tabak meyveyi

Ölügötüne pambık deper gibi yolluyorsun peşpeşe mideye...

Gevurun sabun köpüğü dediği cinsden

Ucuz, ruhsuz, âdisinden, edepsizinden bitmez tükenmez televizyon dizileri, folimlerinin

Daha birisi bitmeden ötekini oynatıyorlar

Ya da

Dünyayı morfinleyen dana derisinden meşin bir yuvarlak...

Ve bunun etrafında

Eyyâmın bâhurunda

Gıçını büvelek böcüğü sokmuş deli danalardan da beter

Hasan Sabbah’ın afyonlanmış fedâileri gibi

Amaçsız bir şekilde oraya buraya koşuşduran topcular...

Televizyoncusu

Çenesi düşük, arsız, pişkin yorumcusu

Reklâmcısı

Şapkacısı

Çorapcısı

Atletcisi

Sucusu

Şemsiyecisi

Çekirdekcisi

Kurabiyecisi

Kokoreccisi

Köftecisi

Kesdânecisi

Kaşkolcusu...

Hepsi el birliği etmişler

Malı götürüyorlar.

İştahla söğüşlüyorlar seni be kardeşim!..

Hele bir de avuç dolusu para verip seyretmeye gitmişsen

Yandı gitdi gülüm keten halva!

Yiyorsun, yemek için para veriyorsun

İçiyorsun, içmek için para veriyorsun

İşiyorsun, işemek için gene para veriyorsun

Donuna kaçıra kaçıra helâ kuyruğunda beklemesi de cabadan.

Bacasız, dumansız sanayii buna derim ben!

Amigo, şetâretden lasdik top gibi zıp zıp zıplıyor. Bahşişler cebinden dışarı taşmış.

Menecerler mutlu, paraları avuç dolusuyla alıyorlar.

Her ne demekse teknik direktörler mes’ut! Niye olmasın ki? Torba torba kazanıyorlar.

Topcu dersen ağzı sevinçden ıhlara vadisi gibi olmuş! Alt dodağı yerde, öteki gökde. Çuval çuval götürüyor paraları...

İçmek için su,

Yemek için zeytin, pendir alıyorsun yüzde 8 KDV ödüyorsun

Çocuğuna süt alıyorsun yüzde 8 KDV ödüyorsun.

Temizlenmek için sabun alıyorsun yüzde 18 KDV ödüyorsun,

Fakat

Milyon dolarlar verip yerlisinden ecnebisinden topcu alıp-satıyorsun KDV yüzde sıfır!

Bu memlekete bu kadar kötülük yeter de artar bile...

Asgarî ücretin yarısını vergi olarak geri alan Çankaya’nın şişmanı Conisever Turgut ÖZAL

Milleti afyonlayıp mışıl mışıl uyutmalarının ödülü olarak

Topcuların aldıkları çuval dolusu paralardan bir tek kuruş vergi kesmedi.

Büyük Turgut’dan sonra o koltuğa oturan Başbakanların hepsi

Vatandaşları uyuşdurup oyalasınlar diye

Bu topculardan hâlâ tek guruş vergi almıyor, biliyor musun?

*  *  *

İyi kötü, az çok, Allah ne verdiyse doldurdukdan sonra mideni

Daha şükür Ya Rab! demeden

Kasılıp aptal kutusunun karşısına

Nefes nefes çekiyorsun ağulu boz dumanı içine...

Körpe çocuğunun tâze ciğerine duman doldurduğuna kör bakıp

Yarısını yukarıdan üfürüyorsun; ağızdan, burundan...

Diğer yarısını da

Aşağıdan dehliyorsun dışarı; dübürden!

Kokusu taaaa buralara kadar geldi

Cayır cayır

Yelleniyorsun mütemâdiyen be kardeşim...

*  *  *

Birinci T: Top

Kendi ülkesinde yiyecek ekmek bulamayan insan bozması yamyamlar

Senin ülkende top koşdurmak bahânesiyle

Malı götürüp

Senin memleketinin her türlü nimetinden doya doya nasiplenirken

Sen

Siftini siftini

Yutkunuyorsun sâdece...

Sen

Guruldayan midenin sesine sağır olurken

Ve

Okaaça Okaaça! diyerek onun kapısının önünde nefes tüketip

Dilenci edâsıyla bağırırken

Ya da

image-03Pascal, Pascal bizi diskoya götür! diye ucuz yalvarışlar haykırıp

Küçülüyorsun!

Saf olma!

Pascal seni diskoya niye götürsün?

O

Kimleri götüreceğini senden iyi biliyor...

Senin ülkendeki elin cibilliyetsiz gevuruna

 Sen, makbul insan muamelesi yaparken

Sen kendini

Kendi ülkende köle yerine koyduğunun farkında bile değilsin.

Yazık!..

Kendi yurdumuzda bile

Çoğu Türk dahi olmayan

Soysuz, sopsuz, sünnetsiz, meşrepsiz

Zencisinden, sarısından yamyamına kadar ne idiğü belli olmayan topcularmilyon

Dar alanda top yuvarlayıp

Senin sırtından servet kazanıyor.

Ayağına belki de bir kere dahi bile olsun top değmeyen

Sen

Ne yapıyorsun be yiğidim?

Gasıla gasıla gömülüp oturduğun gadife goltukda

Osdura osdura

Gooooooooooooooooooooooooooool!” diye bağırıp

Dübürünün damarı çatlayıncaya gadar gıçını yırtıyorsun!

Ya da

Pişmiş kelle gibi

Bu da mı gol değil, bu da mı gol değil diyerek

Dudulaşıyorsun!

Ayıp be garındaşım!

Yakışmıyor sana vallahi!

Aptal kutusuna bakmakla adam olunsaydı

Dünyadaki yekûn mahlûkâtın hepsi iki ayak üstünde yürür idi.

Top yuvarlayan hokkabazları seyretmekle gönenseydi Âdemoğlu

Dünyadaki bu rezilliği, şu sefâleti görmezdi gözlerimiz...

image-04Senin ağzını açarak, gıçını yırtarak bakdığın o Brezilya’da

Açlıkdan ölmemek için

Fırından bir dilim guru ekmek çalan beşinde, onundaki tâze çocukları

O memleketin kahraman(!) polisleri sokak ortasında köpek gibi öldürüp

O körpe cesetleri leş sürükler gibi yerde sürükleyip

Sonra da götürüp

Çöp niyetine çöp varillerine atıyor.

Gel!

Vazgeç gönüllü olarak morfinlenmekden!

Dur!

Ve düşün bir hele!

Ne yapdığını idrâk et artık!

Ayık be garındaşım!

Git!

Ufkunu nar kabuğu gibi patlatacak bir şey yap be yiğidim!..

Al!

Meselâ

Mutlaka bulursun

Ara!

Seni heyecanlandıracak, hislerini coşduracak bir kitap oku

Ruhunu besleyecek bir türkü, şarkı dinle

O kadar medenî cesâretin

Ve hele de mârifetin var ise

Bir müzik âleti çal veya türkü söyle!

Böyle yaparsan beni de çağır yanına

Meşk eyleyelim seninle!

Ya da

Her Astsubay sanatkârdır. Kendi mesleğinin ustasıdır.

Yalan mı?

Ne bileyim, sanatını konuşdur. Sana zevk verecek birşeyler yap. Mesleğinle ilgili bir şeyler icâd et. Edersin sen!..

Meselâ

Al eline kalemi

Birisine,

Söz temsil şu kelâmı dökdüren fakire

İki cümle karala...

En iyisi

Al gözünün bebeği eşini, çocuğunu karşına

Tut ellerini sımsıkıca...

Doya doya bak gözlerinin içine

Çocuk ol!

Onlarla birlikde, çocukluğunu yaşa.

Hanım ol!

Yemek pişir, ev süpür, çamaşır yıka eşin ile birlikde.

Hem de hergün yap bunları.

Top denen o mel’un meşin yuvarlağa aval aval bakmakdan daha eftâldir!

Bu gerçeği anla artık lutfen...

Çünkü

Onların elini tutabileceğin

Gözlerinin içine doya doya bakabileceğin günlerin sayılı be gardeşim!

*  *  *

İkinci T: Televizyon

Biz Türkler,

Dünyanın en çok televizyon seyreden ikinci milleti olduk.

Gözümüz aydın!..

Peki,

Düşündün mü hiç?

Niye böyle oldu?

Sen

En kıymetli sermâyen olan ömrünü, emeğini ve aklını

Aptal kutusu karşısında bedavadan öğütürken

Dünyada en fazla televizyon seyreden ülkenin insanları ne yapdı?

Ay’a ayak basdı...

Dünyayı istilâ etdi,

Gözüne kesdirdiği devletlerin iliğini kemiğini kanırta kanırta sömürüyor.

Bir okka mazota sen beş lira veriyorsun

Coni kendi eyâletinde

Sâdece 1 lira veriyor be can dostum.

Nüfusu, dünya nüfusunun sâdece yüzde beşi

Fakat

Dünyada üretilen mazotun tam dörtde birini onlar içiyor.

Bu da ediyor

Nüfusunun tam beş katı...

İşde sırf bundan dolayı

Sen kendi ülkende

Mazotu benzini damla damla kokluyorsun

Coni ise

Dört buçuk okka demek olan galon galon içiyor...

Dünyanın en çok televizyon seyreden o insanları

Şimdi de uzayı zapdetmeye çalışıyor!

Sen de

O’nun imâl etdiği televizyona bakıyorsun aval aval!

Elindeki telefon

Dizindeki bilgisayar

Kolundaki saat

Gözündeki gözlük

Cebindeki cıgara

Ayağındaki ayakkabı

Gıçındaki pontul...

Hepsini

Televizyona en çok bakan o insanlar yapdı?

Ve sana satdı...

Peki

Sen

Ne yapıyorsun?

Sen

Neredesin be garındaşım?

Oturduğun yer ahır sekisi,

Çığırdığın Istanbul türküsü...

*  *  *

Üçüncü T: Tütün

Daha şunun şurasında 30 sene evvel Türkiye

Dünyanın en iyi tütününü üretiyordu.

Türk tütünü içmek Avrupalılar için bir övünç ve itibar meselesi idi.

Bir gün

Turgut ÖZAL denen bir adam geldi bu topraklara

Gerdanı boyundan uzun bu götlü göbekli adam

Türk çiftcisine tütün ekmeyi yasakladı.

Toprak bizim, tohum bizim, güneş bizim, su bizim, çiftci bizim.

Elin gıçı boklu gevurunun emrine boyun eğen Turgut denen insan ucubesi adam

Tütün ekmeyi yasakladı kendi memleketimizde.

Dünyanın en iyi tütününü üreten insanımız

Artık dünyanın öbür ucundan,

Dünyanın en kötü, en zehirli, en çok kanser yapan tütününü Coni’den satın alıyor!sigara

Üsdelik çil çil yeşilleri tomar tomar vererek...

Gıçınıza gınayı yakın gaaari!..

Önce

Seni kanser yapacak cıgarayı satıyor sana

Sonra da

Kanser ilacını...

image-05Coni’nin yapıp satdığı cıgaraya para veriyorsun

Tam 20 milyar lira...

İçiyorsun, kanser oluyorsun.

Tedâvi olmak için ilaç satın alıp gene para veriyorsun

Tam 12 milyar lira.

Cem’an yekûnu eder 32 milyar lira...

Senin kendi askerine bir senede verdiğin paradan

Çok daha fazlasını

Sen

Önce cıgara içip kanser olmak için

Sonra da ilaç almak için

Coni’nin avucuna döküyorsun.

Askerine 20 milyar lira veriyorsun

Fakat

Cıgara ve ilaç için

Coni’ye her sene 32 milyar lira veriyorsun.

Adam cıgarayı kendi icâd etdi.

Fakat artık kendisi içmiyor.

Dünyanın en çok televizyon seyreden insanları

Aynı zamânda dünyanın en zengin memleketi oldu.

Biliyor musun be garındaşım?

Ya sen?

Sen ne yapıyorsun?

Ne ile meşgulsun?

Ey Türk Milleti?..

*  *  *

Cebinde Asubay kimliği taşıyan yiğit meslekdaşlarıma sesleniyorum!

Bilmem kaçıncısı oynanan Dünya Top Yarışmasında

O meşin topun peşinde koşduran milyar liralık ecnebî topcuları seyretmek için ayırdığınız zamânın

Sâdece yarısını

Bu makâleyi okumak için ayırmaya mecbursunuz.

Şu mübârek Ramazân-ı Şerifde

Göz nuru döküp

Eyyâmın bâhurunda kurdeşen olmak bahasına

Asubay haklarını gasp etmek için çevirilen orostopollukları ortaya çıkartan er kişi olarak

Sizden bunu istemeye hakkım var.

Sizi, bu hususda

Önce

Yüce Rabbime

Sonra da

Kendi temiz, sağlam vicdânınıza havâle ediyorum!..

*  *  *

Siz can dostlarımıza şunu imdiden hatırlatalım

Bilesiniz ki

Turpun en irisi

Makâlemizin beşinci ve son bölümünde!..

*  *  *

Sitem dolu işbu girizgâhdan sonra

İmdi girelim mevzumuza...

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar levhası altında ictimâ eylediğimiz 5 bölümlük işbu makâlemizin

Birinci bölümünde;

  • 5802 sayılı ve 1951 tevellütlü Astsubay Kânun’u Meclis’de müzâkere edilirken “Gedikli Erbaş” dedikleri askerlerden bir kişiyi dahi kimsenin Meclis’deki toplantıya davet etmediğini açıkladık.

İkinci bölümünde;

  • “Astsubay” kelimesinin, askerî mevzuâtımıza ilk defâ duhûl eylemesini teşrih etdik.

Üçüncü bölümünde;

  • “Astsubay” kelimesine ‘s’ ve ‘t’ harflerinin ilâve edilmesi için döndürülen orostopolluk çarkını ve
  • Bugün “Astsubay” olarak bilinen biz asker kişileri nitelemek için “Assubay” kelimesinin askerî mevzuâtımızda hiçbir zaman kullanılmadığını cümle âleme ilân etdik.

Şu anda okuduğunuz dördüncü bölümünde ise;

  • Bu Kanun ile astsubayların 2 sene eğitim almaları şartına çerâğ tutacağız.

*  *  *

Genelkurmay Başkanımız Orgeneral M. Nuri YAMUT

1950 senesinde ‘Gedikli Zâbitliği’ elinden aldığı askerlere

Kuvvetli bir dirsek atıp

İki sınıf birden aşağıya itekledi ve ‘Gedikli Erbaş’ yapdı.

Daha bir sene bile dolmamışdı ki yapdığı kânun tam anlamıyla dibe vurdu. Ordunun asıl yükünü çeken orta sınıf askerliğe hiç rağbet eden olmadı. Gedikli Erbaş yapacak genç bulamadı. Kendilerini akıllı, Türk gençlerini ahmak zanneden goca gıçlı gomutanlarımız rezil rüsvâ oldu. Ordumuzu değil fakat önce zevâhiri, sonra da kendi koltuklarını kurtarmak için alelâcele bir kânun hazırladılar.

Bir günde iki sınıf aşağı itekleyip Gedikli Erbaşlığa tenzil etdikleri askerleri

Bu kez de ikrâh ederek bir sınıf yukarı çekdiler.

Gedikli Erbaşlara 1951 senesinde bu kez de “Astsubay” unvanı verdiler.

İki geri, bir ileri...

Bu değişim-dönüşüm-başkalaşım sürecini evvelki bölümlerde açıkladık.

image-06Coni’nın aklıyla hareket eden omuzu püsküllü NATO’cu gomutanlarımız

Bakdılar ki bu yapdıklarıyla aslında sıçıp sıvamışlar! Daha bir sene bile geçmeden orduyu bitirdiler. Gedikli Erbaş yapacak genç bulamadılar. Sokaklarda bir tellâl çağırtmadıkları kaldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral M. Nuri YAMUT’un başını çekdiği bu sünepe subaylar güruhu zevâhiri kurtarmak için bu kez başka bir tezgah çevirdiler. Gedikli Erbaş Kânun’unu yalayıp boyayıp parlatdılar. Astsubay Kânun’u adı altında cilâlı bir ambalaj ile tekrar piyasaya sürdüler.

Yapdığı bu doldur-boşalt; yap-boz; indir-bindir tezgahıyla Orgeneral M. Nuri YAMUT, bugün Astsubay denen asker kişilere Cumhuriyet tarihinin en büyük kötülüğünü yapdı. Tarih bu hakikâtı bugün farketdi ve böylece kayıt etdi.

Gedikli Erbaşlar’ 1951 senesinde ‘Astsubaylığa’ terfi(!) etdirildi.

Ve

Bu kânun ile aynı zamânda Astsubay denilen asker kişilere 2 sene eğitim verilmesi de hüküm altına alındı.

Bizim bu bölümde asıl mürekkep damlatmak istediğimiz mesele işde budur can dostlarım. Bu cümleden olmak üzere, Astsubay Kânun’u ile Astsubaylara verilecek iki senelik eğitim aşağıdaki madde ile hüküm altına alındı.

Bu hüküm ile T.C. devleti, Astsubay unvanı verdiği askerlere iki sene eğitim vereceğini taahhüt ve beyân etdi.

image-07 

image-081956 neşetli Jandarma Astsubay Sayın Mehmet KAYALI

Kânun’un bu hükmü mubicince

1953 senesinde intisâb etdiği Jandarma Astsubay Sınıf Okulunda

1 senesi ihtisâs eğitimi olmak üzere

Toplam olarak 3 sene tahsil aldıkdan sonra

1956 senesinde Jandarma Astsubay Onbaşı rütbesiyle mezun olan ilk Astsubaylarımızdandır.

Devlet idâresinin üzerine çöreklenen NATO’cu mamacı subay güruhunun adâleti bakınız  o tarihlerde nasıl tecelli etdi;

  • Necdet ÖZEL Harbiyede 2 sene okudu Subay oldu.(bknz.)

image-09Fakat

  • Mehmet KAYALI Sınıf Okulunda 3 sene okudu Astsubay oldu!..

Gel de

Hayıra yor bu rüyâyı!..

*  *  *

O tarihe kadar 1 sene olan eski unvanıyla Gedikli Erbaş, yeni unvanıyla Astsubay olan askerlerin eğitim süresi 2 seneye çıkartıldı çıkartılmasına da...

Bu kez de başka bir yasak duvarı örüldü Astsubayların burnunun dibine.

Astsubay Kânun’unun 23 üncü maddesine sıkışdırılan tek cümlelik bir hüküm ile

Astsubayların yüksek tahsil görmesi yasaklandı.

  • Genelkurmay Başkanı Org. M. Nuri YAMUT Astsubaya 2 senelik tahsil adı altında yeni bir hak verdi.
  • Fakat bu hak mukâbilinde yüksek tahsil hakkını Astsubayın elinde peşin olarak geri aldı.

Nasıl?

Bir şey veriyorsan

Karşılığında muhakkak bir şey almalısın!

Tam bir beyaz adam-kızılderili pazarlığı değil mi?

*  *  *

Tarihden Bir Nefes; Beyaz Adam - Kızılderili Pazarlığı

image-10 

Peki

Nedir beyaz adam-kızılderili pazarlığı?

Duydunuz mu?

Bugün değil Nii York,

Coni’nin memleketinin en değerli bölgesi olan Manhattan adasını

Amerika kıtasını istilâ eden Avrupalı beyaz adam

O vakitlerde o adanın sahibi olan Lenape kızılderili reisinden

Kaç paraya satın aldı biliyor musunuz?

Sâdece 60 Gulden’e...

 60 Gulden’in bugünkü karşılığı ise

Sâdece 24 Coni Doları...

Üsdelik Beyaz adam

Ucunu gösderdiği Gulden’leri kızılderiliye vermedi.

Para yerine incik-cincik-boncuk ve dahi

Bir kaç şişe de ateş suyu verdi. Hepsi o kadar.

Karşılığında ise

Binlerce seneden beridir kızılderili atalarının yaşadığı bu adayı kızılderili reisinin elinden aldı.

Biliyor musunuz?

Bugün bu adada yaşayan insanların sâdece yüzde yarımı kızılderili...

Öldürmek için masraf edip bomba atmaya ne hâcet var!

Utanması olmayanlar için

Şeref, namus ve haysiyet fukarası olanlar için

İnsanları kandırmanın bedeli sıfır lira nasıl olsa...

Peki

Bu kıssanın konumuz ile bağlantısı nedir?

Gedikli Erbaşlıkdan Astsubaylığa terfi(!) ettirilen asker kişilere

Orgeneral M. Nuri YAMUT’un yapdığı da

İşde tam burada olduğu gibi ahlâksız bir pazarlıkdan ibâret.

İşde, Astsubaylara kendi parasıyla bile olsa yüksek tahsili yasaklayan kânun maddesi.

image-11 

Astsubay Kânun’u madde 23 ile yukarıda mezkur “Astsubaylar hakkında uygulanacak” hüküm,

Aşağıda gördüğünüz “yüksek tahsil” yasağı idi.

image-12 

Genelkurmay Başkanımız

Subaylara serbest

Fakat

Astsubaylara yassak etdiği yüksek tahsil meselesinin bir yerlerden patlak vereceğini sezmişdi.

Hiçbir Kânun’unun Anayasa’nın üzerinde olamayacağını bilen

Ve yüksek tahsil yapmanın faziletine inanıp yola çıkan Astsubaylar olacakdı elbet.

Tıpkı Subayların yapdığı gibi

Tıbbıyeden doktor

Fakülteden mühendis

Ya da

Subayların mezun olduğu mülkiyeden hukuk diplomasını alıp gelen Astsubayların

Genelkurmayın kapısına dayanacağını biliyordu.

İşde bu neticeyi bekleyen subaylarımız tedbiri taa başından aldılar.

Tıpkı düşman mevzilerinin önüne hendek kazıp mayın döşeyip

Bir de dikenli tel çeker gibi

Yüksek tahsil yapan Astsubayların önüne de hemen bir mânia koydular.

Üsdelik 1951’de 2 seneye yükseltilen Astsubayların tahsil süresini

27 Mayıs’ın darbeci subayları 1964 senesinde tekrar 1 seneye düşürdü.

Ben de 1 senelik eğitim veren Deniz Astsubay Sınıf Okulundan mezun olan bir Astsubayım.

Kıymetli meslekdaşım Sayın Aydın KULAK,

Subay darbeleri Astsubayları iki kere vurmuşdur diyorsa

İşde bunun en güzel örneklerinden birisi de

Eğitim konusunda Astsubaylara vurulan darbelerdir.

*  *  *

Genelkurmay Başkanımız

image-13Astsubay denen asker kişilere

Kendi parası ile yüksek tahsil yapmayı 1951 senesinde yasaklar iken

Bu arada subaylarımız ne yapıyordu?

Elleri şeker, dilleri lokum mu eziyordu?

Sağ tarafınızda temâşa etdiğiniz sararıp solmuş siyah beyaz resim çerçevesine sıkışıp kalmış

Genelkurmay Başkanımız

Orgeneral M. Kâzım ORBAY’ın 1945 senesinde kabul etdirdiği aşağıda gördüğünüz Kânun ile

Subaylarımız;

  • Hem devletden maaş alıyorlar
  • Hem karargâhda fiilen(!) hizmet görüyorlar
  • Hem de “uzmanlık ve görgüsünü arttırmak” üzere kendi nam ve hesaplarına üniversitede tahsil yapıyorlardı.

image-14Harp okulu mezunu olan hâkim kisveli Abdullah Bey,

İşde bu kânun’un bir mahsulü olarak

Bugün  Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığı koltuğunda sanatını icrâ eyliyor. (bknz.)

image-15 

*  *  *

Genelkurmay Başkanımızın kabul etdirdiği yukarıda gördüğünüz kânun’un “Geçici maddesiyle

Subaylara

  • Hem yüksek tahsil hakkı verildi
  • Hem uzmanlık ve görgüsünü artırmasına imkân verildi
  • Hem de tahsilleri karşılığında “sınıf değiştirme hakkı” ikrâm edildi.

Genelkurmay Başkanımızın verebileceği başka haklar olsa onu da verecekdi subaylarına. Fakat o kötü canından gayrı verebileceği başka bir şeyi de kalmamışdı aslında...

image-16

Fakat sıra Astsubay denen askerlere gelince

  • Hem yüksek tahsili yasakladılar
  • Hem de Subaylar ile aynı fakülteden bile olsa aldığı diplomalarının hiçbir işe yaramayacağını daha 1967 senesinde ilân etdiler.

image-17

Asubayların hâriç tutulduğu 24 üncü maddenin yukarıda gördüğünüz (d) fıkrası

Hemen onun üsdündeki kânun maddesiydi.

Tefsir edelim bu ifadeyi;

Subaya serbest,

Asubaya yasak!

*  *  *image-18

Bu hakkını kullanmak için pusuda bekleyen

Harbiyeli Abdullah,

Devletin parasıyla okuyup mülkiyeden mezun oldu.

MYO’lu Abdullah da okuyup aynı mülkiyeden diploma aldı.

Üsdelik kendi parasıyla okuyup mezun oldu...

Genelkurmay Başkanımız;

  • Harbiyeli Avukat Abdullah’ı Askerî Yüksek İdâre Mahkemesinin başına oturtdu.
  • MYO’lu Avukat Abdullah’ı ise kışlaya tâlime yolladı…

*  *  *

İnsanız ya!

Dayanılmaz bir öğrenme isteği var içimizde.

Her şeyi öğrenmek isteyenler kahrından ölmeyi göze alabilmeli.

Ben de

Ölmek yerine

Öğrenmeyi tercih etdim.

Bu saik ile

Def çalıp ayı oynatır gibi

Raksetdirdim ucu gara galemi

Ak gerdanlı kâğıdın üstünde...

Ve

Merak buyurup öğrenmek için

Bir sual yolladım Necdet beye.

Dedim ki;

Türk Silahlı Kuvvetlerinde;
  1. Aslî görevinden muaf tutularak subaylara kendi nam ve hesabına yüksek öğrenim yapma imkânı verilmiş midir?
  2. Bu imkân verilmiş ise;
    a.Hangi tarihler arasında verilmişdir?
    b.Her bir subaya kaç sene verilmişdir? 20.07.2013.

4 aydan ziyâde bir süre düşündü

Ve sonra

Şöyle bir cevâp gönderdi  sayın gomutanımız.

601 282 sayılı BİMER Müracaatı

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.)

11 Kasım 2013, 9:56 AM

To: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Başvurunuz, 4982 sayılı Bilgi edinme Hakkı Kanunu’nun “Kurum İçi Düzenlemeler” başlıklı 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

Erinmeyip açıp bakdım

Yukarıda tarassut eylediğiniz Bilgi Edinme Kânun’u madde 25 şöyle diyor;

kurumiciSucukcu Necdet beyin

Geven otu geveler gibi ağzında gevelediği cevâbını özetler isek şöyle dedi bana;

Devletin parasıyla kaç dâne subaya kaç sene yüksek tahsil hakkı vereceğimi ben bilirim.

Sen Asubaysın, böyle işlere burnunu sokma! Haydi bakayım, sen kışlada talime; Uygun adım! Marş, marş!..

Böylesi basit ve mâsum bir suale dahi cevâp veremiyorsa

Demek ki

Subaylara devletin parası ile ikrâm edilen yüksek tahsil hakkında

Karargâhda arz-ı endâm eyleyen gomutanlarımızdan

Bâzılarının gıçı çakıldak dolu...

*  *  *

Şâyet

Biz, bir aile isek

Çünkü

Gomutanlarımız böyle diyorlar ise

Ve bu ailenin iki efrâdı subay ve asubaylar ise

Ve şâyet subaylar hem devletten maaş alıp hem de kendi namlarına yüksek tahsil yapıyorlar ise

Ailenin öteki ferdi olan Asubaylara kendi parasıyla yüksek tahsil yapmayı tam 50 sene boyunca niçin yasakladınız?

Bugün şâyet birileri hâlâ “biz bir aileyiz!” diyorsa

Bu Kânunlara ve yapılan bu haksızlıklara bakıp

Söylediğini bir kez daha düşünsün!..

Bu Kânunlar ilgâ edildi. Bugün artık Asubaylara yüksek tahsil yasağı yokdur diyebilirsiniz.

Bu kısmen de olsa doğru da

Ben hâlâ bana 30 sene evvel yapılan haksızlığın acısını çekiyorum. Ben hâlâ bu Kânunların mağduruyum.

Mânevî mağduriyetimi kimse ödeyemez. Onu Allah’a havâle etdim.

İntibâkların Seyir Defteri tabelalı makâlemizde teşhir etdik.

Muvazzaflar bir yana

Emekli her Asubay meslekdaşımızın ayrı, farklı ve yürek yakan mağduriyeti var.

Hangisine sorsan uğradığı başka bir haksızlıkdan bahsediyor.

Neredeyse hergün yeni bir haksızlığın örtüsünü kaldırıyoruz.

Bok çukuru gibi karışdırdıkca insanın burnunun direğini kıran yeni kokular yayılıyor ortalığa

Hepsinin uğradığı haksızlık, maruz kaldığı hukuksuzluk elvan çeşit.

Çünkü özlük hakları bakımından Asubayların bugünkü durumu yamalı bohçadan kötüdür.

Peki bu maddî mağduriyetimizi bir nebze de olsa telâfi etmek için

Bugünkü subay gomutanlarımız ne yapıyorlar?..

Bugüne kadar bilerek ve isdereyek yapmadıkları

Bugünden sonra yapmayacaklarının habercisidir bizce...

Biz alırsak, o başka!..

*  *  *

Türkiye’de ilk Meslek Yüksek Okulları 1975 senesinde eğitime başladı. Bu cümleden olmak üzere Sayın Ersen GÜRPINAR, Urfa Meslek Yüksek Okulu 1979 senesi mezunlarındandır.

Lise mezunu gençlerimiz 2002 senesine kadar 1 senelik eğitim aldıktan sonra Asubay nasbediliyorlar idi.

Asubay Sınıf Okullarının ismi Nisan 2002 senesinde Astsubay Meslek Yüksek Okulu (AMYO) olarak değiştirildi ve,

Tahsil süresi de 2 seneye yükseltildi.

Ve 2 senelik eğitime ancak 2003 senesinde başlayabildiler.

Hem de YÖK’den tam 28 sene sonra.

Asubayların tahsil seviyesini 2 seneye yükseltmekle matah bir iş yapdığı zehâbına kapılan Genelkurmay Başkanımız Necdet Bey dönüp 1951 senesine bir baksa!

image-19 

Ve o tarihlerde bile Asubayın eğitim süresinin 2 sene olduğunu görse kendisini nasıl hisseder?

Tam 51 sene kovaladıkdan sonra yakaladığı etli kıl yumağının

Aslında kendi kuyruğu olduğunu fark eden köpek kıssasını hatırlar mı acap?..

*  *  *

Konu,

O saate kadar Gedikli Erbaş denilen ve Kânun kabul edildikten sonra “Astsubay” unvanı verilen asker kişiler.

Fakat Kânun hakkındaki görüşmelere sâdece vekiller ve emekli subaylar iştirâk etdi.

Kendileri hakkında Kânun kabul edilirken Gedikli Erbaş denilen bu askerlerden bir tek kişiyi Meclise çağırmadılar. Meclisdeki bu toplantıya iştirak eden vekillerden hiçbirisi de bu askerlerin derdini, isteğini, itirazını kendi ağzından dinlemeyi akıl edemedi. Emekli bir hâkim subayın verdiği yalan bilgiye istinâden Asubay sınıfını teşkil etdiler.

Yeni teşekkül etdikleri Asubaylık sınıfının bir rütbesi için

Komisyondaki konuşması esnâsında

Deniz Kuvvetlerinden emekli subay Rifat ÖZDEŞ

Pîr olmadan aşka geldi ve

Şöyle dedi;

(Başgedikli) unvanı yeni kanunla (kıdemli başçavuş) oluyor. Bunun mânevi zevki çok büyüktür arkadaşlar!

Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı yeni bir Kânun yapmış. Eski Kânun’da “Başgedikli” dediğin asker kişilere yeni Kânun’da “Kıdemli başçavuş” diyeceksin!..

Ve yapdığın bu tenzil-i rütbe ile iftihar edeceksin!..

Öyle mi, emekli subay Rifat ÖZDEŞ?..

Sayın Ersen GÜRPINAR’ın deyişiyle

Kıdemli Başçavuş kadar daş düşsün senin başına inşallah!..

*  *  *

Dünyanın gelmiş geçmiş en aptal kadını olarak gösterilen Fransa kraliçesi Mari Antuvanet,

Yiyecek bir dilim kuru ekmeği olmadığı için sokağa dökülüp isyân eden kendi vatandaşlarına

Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!” dedi.image-21

Ve sarfetdiği bu sözüyle Mari Antuvanet

Dünyanın en aptal kraliçesi unvanını aldı.

Kendisi subay olduğu hâlde paldımı aşarak

Astsubay sınıfı hakkında sarfetdiği bu edepsiz, saygısız ve

Bu pişkin sözüyle Rifat ÖZDEŞ

Türk Ordusunun en aptal denizci subayı unvanını aldı!..

*  *  *

Makâlemizin şu ana kadar okuduğunuz dördüncü bölümünde

5802 sayılı ve

1951 tarihli Astsubay Kânun’u ile

Asubay unvanı verdikleri biz asker kişilere

Genelkurmay Başkanı Orgeneral M.Nuri YAMUT’un yapdığı orostopolluğu

Şöyle özetleyebiliriz.

  • Astsubay Kânun’u ile Asubayların tahsil düzeyi 2 seneye yükseltildi.
  • Bunun karşılığında Asubaylara yüksek tahsil yasağı konuldu.
  • Üsdelik 2 seneye yükseltdikleri tahsil süresini 60 darbesini yapan subaylar 1964 senesinde tekrar 1 seneye tenzil etdi.
  • Aynı kânun ile Asubayların belli bir görev süresinden sonra Subaylığa yükseltilmeleri hüküm altına alındı.
  • Fakat bu konuyu tatbikata koymak için gereken iç düzenlemeyi yapmadı. Bu kânun ile Asubaylara verilen Subaylığa yükselmek hakkı kâğıt üzerinde kaldı.
  • Erbaş sınıfına ait olan rütbeleri aynı kânun ile Asubay sınıfına yükledi.
  • Rütbelerini daha belirgin hâle getirdikleri Subay sınıfını daha mesafeli ve müstâkil bir yapıya kavuşdurdu.

Şimdi

Parmaklarımızla bir hesap yapsak

5802 sayılı Astsubay Kânun’u ile

Asubayların kazandıklarını ve kaybetdiklerini teker teker yazsak

Ve

Mahsuplaşsak!

Söyleyiniz bakalım yiğit yârenler!

Mütebâki nedir?

Bu kânundan kârlı çıkan kim?

Asubaylar mı?

Subaylar mı?

 brove

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

(***  Devâm edecek)

Kaynakca beşinci ve son bölümdedir.

Okumak için resimleri tıklayınız!

 

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -1-

manset

 

 

 

 

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -2-

manset

 

 

 

 

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -3-

manset

 

 

 

manset

 

5802 sayılı ve 1951 tarihli Astsubay Kânun’unun

Goca gafalı

Geniş gırtlaklı

Derin mideli

İri dişli

Aç gözlü

Ve dahi

Üsdüne üstlük

Yalancı sazan balıklarının

Fütursuzca, ahlâksızca, edepsizce ve aynı zamânda

Kânunsuzca voltalar atdığı ağulu sularını

Oltamızın ucundaki yemsiz zoka ile tarassuta

Hakkımızın tahakkukuna olan sarsılmaz inancımızın bize verdiği

Azim, şevk, umut ve ilhâm ile devâm ediyoruz can dostlarım.

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar künyeli 5 bölümlük makâlemizin

Birinci bölümünde;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânun’u Meclis’de müzâkere edilirken

Gedikli Erbaş” dedikleri askerlerden bir kişiyi dahi kimsenin Meclis’deki toplantıya dâvet etmediğini açıkladık.

İkinci bölümünde;

  • “Astsubay” kelimesinin, askerî mevzuâtımıza ilk defâ duhûl eylemesinden bahsetdik.

Şu anda kıraat etdiğiniz üçüncü bölümünde ise;

  • “Astsubay” kelimesine;
  • Önce  ‘s’ harfi
  • Sonra da ‘t’ harfinin ilâve edilmesini ve
  • Bugün “Astsubay” olarak bilinen biz asker kişileri nitelemek için “Assubay” unvanının askerî mevzuâtımızda hiçbir zaman kullanılmadığını cümle âleme gene ilk defâ olmak üzere fâş edeceğiz.

*  *  *

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar ismiyle maruf beş bölümlük işbu makâlemizin

Okuduğunuz şu üçüncüsünün esas oğlanı Asubay kelimesi idi.

Asubay

Ve

Bu kelimeden türetilen Assubay ve Astsubay kelimeleri konusunda

Geriye dönüp bakdığımızda

Arkamızda bilinmedik hiçbir şey bırakmayacağız.

Şemsipaşa bosdanından körpe bir kelek kopardır gibi

Mâzinin marazlı mahzenlerine cebren ve hileyle sindirilip saklanmış bütün hakikâti

Kulağından nâzikce

Fakat sımsıkı kavrayıp

Günün yüzüne çıkartacağız.

Makâlemizin bu bölümünü okuyup son cümlesine vâsıl oldukdan sonra

  • Kıymetli meslekdaşlarımız ‘Assubay’ ve ‘Astsubay’ gömleğini değiştirecekler.
  • Millî Savunma Bakanlığımız askerî mevzuâtını yeniden yazacak.
  • Şâyet lutfederse TEMAD hemen dâva açacak.
  • Bugün Astsubay dediğimiz askerlerin tarihcesini yeniden yazmamız gerekecek.

Şimdi

Neredeyse 80 seneden beridir

Dizinde mütemâdiyen sallayıp yalandan nenniler söyleyerek

Tarihin

Ancak 2014 senesinin Kiraz ayına kadar uyutabildiği hakikâtleri

Ve

Asubay kelimesine

Önce

s

Sonra da

t’ ekleyen sahtekârları

Şâyet iltifat buyurursanız

Sırasıyla fâş eyleyelim yiğitler.

*  *  *

ATATÜRK’ün Türetdiği ‘Asubay’ Tâbirine İlk Tecâvüz: ‘s’ Harfi İlâvesi

Saatli Maarif takviminin

Üçüncü sınıf saman kâğıdından mâmûl o samanî meşhur yaprağı

1938 senesinin

Kiraz ayının

Gündönümünden sonraki altıncı gününü gösteriyordu.

ATATÜRK hayatta idi.

1935 senesinde meriyyetde olan aşağıda gördüğünüz 2771 sayılı Ordu Dâhili Hizmet Kânun’una göre

O vakitlerde ordu teşkilâtımızda iki muvazzaf asker sınıfı mevcut idi.

Bunlar;

  1. Erbaşlar
  2. Subaylar

Subaylar da kendi içinde 3 sınıfda tefrik edilmiş idi.

Bu sınıflar;

  1. Asubaylar
  2. Üstsubaylar
  3. General/Amiraller

Bu sınıflardan birincisi olan aşağıda kahverengi çerçeve içinde görünen ‘Asubay’ tâbirinin “mânâsında” değişiklik yapmak hâsıl oldu. Sene, gene aynı sene idi.

kanun

Zamânın Başbakanı Sayın Celâl BAYAR Hükûmetinin Meclis’e arz etdiği kânun tasarısında bu husus açıkca görülüyor.

Tek maksat bu idi...

image-01 

Bu cümleden olmak üzere

Sayın Celâl BAYAR hükûmetinin kânun teklifindeki metin aşağıdaki gibiydi.

image-02 

Yukarıdaki kânun teklifi metninde sizin de gördüğünüz üzere ‘Asubay’ kelimesinin adı bile geçmiyor.

Fakat

Millî Savunma Komisyonu,

Hükûmetin bu teklifinin hâricinde olmak üzere

O vakit Ordu Dâhili Hizmet Kânun’unun ikinci maddesinde ‘Asubay’ şeklinde mevcut olan kelimeye ‘s’ ilâve etdi

Ve

Kânun metninde ‘Assubay’ olarak değişdirdi.

image-03

Yapılan bu değişikliğin kânun’un asıl maksadı ile hiçbir alâkası yok idi.

Kurnaz bir subay yapdığı orostopolluk ile

Asubay kelimesine ‘s’ harfi ilâve edilmesini Meclis’den kaçırdı.

Bir başka deyişleimage-04

Bu yapılan tam anlamıyla bir sahtekârlık idi.

Ve böylece Millî Savunma Komisyonu

Başbakan Sayın Celâl BAYAR’ı açık olarak aldatdı.

Komisyonun başındaki subay da

Bâdem bıyıklı Mirlivâ Kâzım idi.

image-05

Yukarıda gördüğünüz ‘Asubay’ sınıfına dahil olan rütbeler, mevcut kânunda “Yarsubay, asteğmen, teğmen, yüzbaşı” idi.

Aşağıda gördüğünüz 3387 sayılı ve 16.5.1938 tarihli Kânun ile yapılan değişiklik neticesinde

Asubay’ sınıfına ait rütbeler “Asteğmen, teğmen, üstteğmen, yüzbaşı” olarak değişdirildi.

Asıl maksat ‘Asubay’ tâbirinin “mânâsında” değişiklik yapmak idi.

Bunu yapdılar.

Fakat bunu yaparken aslında bir başka değişiklik daha yapdılar. Asubay kelimesinin imlâsında...

Mirlivâ Kâzım, kelimedeki ‘s’ harfinin yanına kaçak olarak bir ‘s’ ilâve edip ‘Assubay’ yapdı.

Kolay anlaşılması için yapılan bu sahtekârlığı şöyle özetleyelim;

  • 3387 sayılı Kânun’un amacı, Asubay tâbirinin sâdece içeriğinde değişiklik yapmak idi.

Fakat

  • Millî Savunma komisyonu Asubay kelimesine ‘t’ harfi eklemek için rapor hazırlamadı.
  • Asubay kelimesine ‘s’ harfi eklenmesi konusunda Meclis tutanaklarında tek kelime yok.
  • Asubay kelimesine ‘s’ harfi eklenmesi konusunda Başbakan’ın haberi yok. Onayı yok.
image-06

Eller kalkdı, Eller indi.

Bir maddelik bu kânun’un kabul edilmesiyle

2771 sayılı Ordu Dâhili Hizmet Kânun’unun sâdece ikinci maddesi değişdirildi.

Bu değişiklik ‘Asubay’ kelimesinin sâdece mânâsında yapılacakdı. Bunu yapdılar.

Fakat bu arada bir dalavere çevirdiller. ‘Asubay’ kelimesinin imlâsını da değişdirdiler.

Bu maddedeki ‘Asubay’ kelimesi hiçbir hukûkî, aklî ve ilmî gerekcesi ortaya konulmadan ‘Assubay’ olarak kânunlaşdı.

Tam bir yalan dolan ve subayların çevirdiği sahtekârlık var bu işin içinde...

Ve böylece

Asubay tâbiri

Kânunsuz bir şekilde

Assubay oluverdi.

Aklımız bize burada şu suali soruyor; ‘Üstsubaylar’ tâbirini niye ‘Üssubay’ şeklinde tâdil etmediler?

Yukarıdaki sahtekârlığı çeviren subaylar kendi kuyruklarına basmadılar. Ve bu kelimeye dokunmadılar.

İşde cevâbı...

Kendi hazırladığı askerî terimler kitabında ATATÜRK,

Üstsubay’ tâbirinin imlâsına dokunmadı. Aşağıda gördüğünüz üzere aynen muhâfaza etdi.

image-07

*  *  *

ATATÜRK’ün Türetdiği ‘Asubay’ Tâbirine İkinci Tecâvüz: ‘T’ Harfi İlâvesi

5802 sayılı Astsubay Kânun’u 1951 senesinde Meclis’de müzâkere edilirken

Kastamonu vekili, Millî Savunma Komisyon Sözcüsü ve emekli hâkim subay olan Rıfat TAŞKIN

Astsubay’ tâbirinin İçhizmet Kânun’umuzda o tarihde zâten mevcut olduğunu iddia etdi ve yalan söyledi.

Şimdi gözlerimizi Meclis tutanaklarına çevireceğiz.

Ve hukukcu subay Rıfat TAŞKIN’ın yapdığı bu sahtekarlığın izlerini süreceğiz...

Hazırladığı Astsubay Kânun’u tasarısında Millî Savunma Komisyonu, söze konu bu kelimeyi raporuna önce “Ast subay” şeklinde kayıt etdi.

Ve raporun ilerleyen bölümlerinde bu sözcüğü hep “Astsubay” şeklinde yazdı.

image-08

İşde ‘Astsubay’ tâbiri devletimizin resmî kayıtlarına ilk defâ 18 Haziran 1951 tarihinde bu şekilde duhûl eyledi.

Sonra,

Kânun tasarısı hem Bütçe hem de Meclis komisyonunda müzâkere edildi. Müzâkerede söz alan Millî Savunma Komisyonu Sözcüsü emekli hâkim subay Rıfat TAŞKIN isimli vekil, komisyon görüşme tutanağına kaydedilen konuşmasında şöyle dedi. “Astsubay tâbiri bizim İçhizmet Kanunumuzda mevcuttur.

İşde o ifâdesi...

image-09

*  *  *

Vekil, hukukcu ve subay da olsa bir insanın yalan söylediğini ortaya dökmek hoş bir iş değil.

Hazzetmediği söylemeliyim.

Fakat insanoğlu bu,  çiğ süt emmiş!..

Vekil de olsa

Hukukcu da olsa

Subay da olsa

Yalan söyleyebiliyor...

Çünkü hamurunda çiğ süt var!

İşde bu minvâl üzere

Rıfat TAŞKIN isimli subayın bahsetdiği Kânun’a bakdığımızda kendisinin âşikâre yalan söylediğini görüyoruz.

  • ATATÜRK’ün 1935 senesinde ‘Asubay’ şeklinde askerî mevzuâtımıza kazandırdığı

Ve

  • 1938 senesinde Kâzım isimli bir subayın ‘Assubay’ şeklinde tahrif etdiği bu kelimeye

Bu kez de;

  • Vekil ve emekli hâkim subay Rıfat söylediği yalan ile ‘t’ ilâve etdi ve bu kelimeyi bir anda ‘Astsubay’ yapdı.
  • Üsdelik bu kânun tasarısının kabul aşamasında Millî Savunma Komisyonu rapor hazırlamadı. “Assubay” tâbirine niçin ‘t’ eklendiği ve “Astsubay” şeklinde tâdil edildiğinin hiçbir hukûkî  ve ilmî gerekcesi de yok.
  • Konunun asıl sahibi olan Türk Dil Kurumu’na kimse danışmadı.

Yalan ise yalandır!

Başka ne diyeceğiz?

Hukukcu subay Rıfat TAŞKIN’ın “Astsubay” tâbiri için kaynak gösderdiği 3387 sayılı Kânun’un ilgili kısmını kesdik biçdik.

Kolay anlaşılacak bir şekilde aşağıya yapışdırdık.

Bir dikiz atınız bakalım hele yiğitler!..

Yalancı Rıfat TAŞKIN’ın iddia etdiği gibi

Astsubay tâbiri bizim İçhizmet Kânunumuzda o tarihde mevcut muymuş?

Sarı renkli kutunun içine nazâr eylerseniz şâyet

Emekli subay Rıfat TAŞKIN’ın yalan söylediğini siz de görürsünüz. Rıfat TAŞKIN’ın “Astsubay tâbiri bizim İçhizmet Kânunumuzda var” dediği tarihde İçhizmet Kânun’unun aşağıda gördüğünüz maddesi meriyyetdeydi.

İşde isbatı...

image-10 

Hâlbuki Rıfat TAŞKIN’ın Meclis’de bahsetdiği Kânun’da o tarihde mevcut olan kelime, “Astsubay” değildi.

Bu kelimenin ‘t’ siz yazılmış biçimi olan “Assubay” idi.

Üsdelik yukarıdaki kânun maddesinde görüldüğü üzere

Bu sözcük o tarihde “Asteğmen, Teğmen, Üstteğmen ve Yüzbaşı” rütbesindeki subayları tavsif etmekte idi.

Kânun maddesinde “Üstteğmen” kelimesinin çift “t” ile yazıldığını farketmişsinizdir!

Bir başka ifâde ile Askerî Yargıtay’dan emekli Hâkim Korgeneral Rıfat, komisyona yalan bilgi verdi.

Komisyon üyesi vekilleri alenen kandıran Rıfat TAŞKIN, bu kelimenin “Astsubay” olduğunu söyledi.

Tabi ki söylediği bu ifâde ucuz bir yalandan ibâret idi.

Ucu sipsivri, keskin ve yemsiz zokamıza

Bu kez

Vekil, hâkim ve korgeneral unvanlı subay Rıfat takıldı!

*  *  *

Haber Ola, Beri Gele!..image-11

Sağ cenâhınızda bir gazete haberi var.

Özetle şöyle yazıyor; “Astsubayların dil kurumuna (kuralına demek istemiş) aykırı olduğu gerekcesiyle meslek isimlerindeki “T” harfinin kaldırılması için yaptığı başvuruya Millî Savunma Bakanlığı’ndan olumsuz yanıt geldi.

MSB ‘Astsubay’ ifadesinin literatüre (her ne demekse! “askerî mevzuâta” diyememiş) ilk kez 2 Temmuz 1951’den itibaren girdiğini ve uygun olduğunu belirtti.

Peki, tamam M.S.B.’nin  cevâbını aldık ve kabul etdik.

Kabul etmesine etdik de yiğit Astsubaylar

Bugün itibâriyle

Devletin belgeleri üzerinden ortaya dökdüğümüz bu sahtekârlıkları kim yapdı?

Zamânın M.S.B. Komisyon üyesi subaylar.

Doğru mu?

Evet, doğru.

Belgeler, kânunlar, Meclis Tutanakları hepsi bu sahtekârlığı isbatlıyor.

Şimdi sual sorma sırası bizde

ATATÜRK’ün bize emânet etdiği ‘Asubay’ kelimesine

  • 1938 senesinde ‘s’ harfi
  • 1951 senesinde ‘t’ harfi eklenmesinde

Zamânın Başbakanlarının haberi ve onayı var mı?

El cevâp yok!

Bugün M.S.B. koltuğunda oturan Sayın Bakanın

Kendi komisyonunun tezgahladığı bu sahtekârlıklardan haberi var mı?

El cevâp yok!

Astsubaylara yapılan haksızlıkları açıkladığımız makâlelerimizin üslubunun sert olduğunu söyleyen dostlarımız var.

Bize yapılan haksızlıklar karşısında susup da dilsiz şeytana yoldaş mı olalım yârenler?

İşde, Meclis çatısı altında yapılan bu orostopollukları gözler önüne serdik.

Üsdelik bunlar sâdece arayıp bulabildiklerimiz...

Uğratıldığımız haksızlıkları anlatmak için kullandığımız üslup, bu sahtekârlıklar karşısında keten halvadan bile hafif kalır.

*  *  *

Netice itibâriyle

Eski Tüfek diyor ki;

T.C. Cumhurbaşkanı ATATÜRK,

Akıl ve bilimi kendine kılavuz edinip

1935 senesinde

Asubay tâbirinin izâhını şiir gibi yapdı. Makâlemizin ikinci bölümünde bu hususu teşrih ve ispat etdik.

ATATÜRK’ün teşkil etdiği Türk Dil Kurumu’unun

Bugünkü dilbilimcilerinin

İlmi ve aklı ise

Sâdece

Teamül’ demeye,

Gelenek” demeye

Kakafoni” demeye yetdi ancak.

Senin teâmül dediğin şeyin aslının

Subayların çevirdiği sahtekârlık çarkı olduğunu işde sana gösterdik.

Bugüne kadar uydurduğunuz ‘teamül’, “gelenek” ve “kakafoni” yalanları şimdi kabak gibi başınızda patladı!..

Türk Dil Kurumu olarak sen

Ve

Millî Savunma Bakanı olarak sen

Bu sahtekârlığın belgelerini görünce şimdi ne diyeceksin bakalım?

Savundukları Astsubay tâbirinin

Askerî mevzuâtımıza sahtekârlıklar ile, hülle ile girdiğini öğrenince ne yapacaklar acap?

ATATÜRK’ün türetdiği bir kelime hakkında hiçbir devlet memurunun laf geveleme hakkı olamaz!

Asubay kelimesi konusunda ATATÜRK’ün irâdesi ve emri ortada dururken

‘Teamül’ erir, ‘gelenek’ parçalanır, “kakafoni” toz olur, kül olur!

ATATÜRK,

Asubay kelimesini

Önce Assubay

Ve sonra da Astsubay şeklinde değişdiren memurları ve subayları bugün görse idi

Hepsinin yüzüne tükürürdü.

M.S.B.’nin

TDK’yı arkasına alıp

TEMAD’ın isteğine verdiği bu ucuz cevapda ileri sürdüğü gerekcelerin hepsi

Bugün ortaya dökdüğümüz belgelerden sonra temelinden çürüdü ve boşa düşdü.

Çünkü ortada sahtekârlıklar var.

Yalan dolan üzerine binâ inşâ edilmez.

Fikir beyân edilmez.

Karar verilmez.

Kânun ise hiç yapılamaz...

Meclis çatısı altında kendi subaylarının çevirdiği bu dolapları bugün öğrendikden sonra

Kendisi de aynı zamânda bir hukukcu olan

Bakanımız Sayın İsmet YILMAZ yukarıdaki kararını derhâl gözden geçirmelidir.

Çünkü

Kânunsuz tesis edilen hüküm

Keenlem yekûndur.

Hem de

Mürur-i zamân işlemez!

*  *  *

Devlet, Burada. Memuru Nerede?

Devlet hizmetinde devâmlılık esâsdır.

image-12Tam 100 sene evvel yapıldığı iddia edilen

Sözde bilmem ne için

Başbakan ERDOĞAN

Ordumuzu arkadan hançerleyen Ermeni komitacılara tâziye dilemedi mi?

63 sene evvel, 76 sene evvel devletin memurları ve subayları sahtekârlık yapmışsaimage-13

Bunun mesuliyeti bugün o koltukda oturan haleflerine aitdir.

Sayın Millî Savunma Bakanı, subayların yapdığı bu sahtekârlıkdan kendini sıyıramaz.

Devlet memurluğu, bunu icâb etdirir.

Akıl ve bilimadamlığı ile uzak yakın hiçbir alâkası olmayan

Yukarıdaki bu mesnetsiz açıklamaları bir kenâra bırakıp

Millî Savunma Komisyonunun

1938 ve 1951 tarihlerinde

T.B.M.M. çatısı altında çevirdiği dolapların ve sahtekârlığın hesâbını vermelidir.

*  *  *

ATATÜRK’ün bizzat kendisinin türetdiği “Asubay” kelimesine bakınız subaylar neler etdiler;

  • 1935 senesinde Kâzım SEVÜKTEKİN isimli bir subay “Asubay” kelimesinin anlamını değiştirdi.
  • 1938 senesinde Mirlivâ Kâzım SEVÜKTEKİN bu kez de kelimeye ‘s’ ekleyip “Assubay” yapdı.
  • 1951 senesinde Askerî Yargıtay’dan emekli hâkim subay Rıfat TAŞKIN ‘t’ ekledi ve “Astsubay” yapdı!..

Bu iki subay

Yapdıkları bu sahtekârlık ile hukukumuzdaki tanımıyla “Evrakda sahtecilik” suçunu işlediler!

Böylece “Asubay” terimi;

  • 1935 senesinde “Zâbit Vekili” denilen Asteğmen oldu.
  • 1938 senesinde ‘s’ harfini alıp “Asteğmen, Teğmen, Üstteğmen ve Yüzbaşı” oldu.
  • 1951 senesinde ‘t’ harfini alıp “Astsubay” oldu.

1938 senesinde

Mirlivâ Kâzım

1951 senesinde ise

Koramiral Rıfat isimli subay

Ucu sipsivri ve yemsiz zokamıza hasbîden takıldı.

*  *  *

Makâlemizin bu kısımında bugün bir hakikâti daha sizlere muştulayalım.

  • ATATÜRK’ün türetdiği ve 1935 senesinden buyana neredeyse 80 seneden beridir dillerde dolaşan,
  • Askerî mevzuâtımızda yazılıp çizilen
  • Ve 2014 senesi itibariyle bugün son şekli “Astsubay” olan bu mübârek kelime

bakınız hangi fırınlarda yanıp pişerek günümüze kadar geldi.

Şöyle ki;

  1. 1935 - ASUBAY: Bu kelimeyi o tarihde “Zâbit Vekili” denilen ve bugün “Asteğmen” olarak bilinen subay rütbesini tefrik etmek üzere bizzat ATATÜRK 1935 tarihinde türetdi. Aynı sene içinde kabul edilen 2771 Sayılı Ordu Dahilî Hizmet Kânun’u ile Asubay kelimesinin anlamı değiştirildi. Zabit Vekili olan mânâsı “Yarsubay, Asteğmen, Teğmen ve Yüzbaşı” oldu. Makâlemizin ikinci bölümünde bu konuyu belgesiyle açıkladık.
  2. 1938 - ASSUBAY: Ordu Dahilî Hizmet Kânun’una 16 Mayıs 1938 tarihinde 3387 sayılı Kânun ile eklenen değişiklik ile bu kelime hiçbir gerekce gösderilmeden “Assubay” yapıldı. Asteğmenleri tefrik etmek üzere ATATÜRK’ün “Asubay” şeklinde türetdiği sözcüğe zamânın Genelkurmay Başkanı, ‘s’ ekledi. Anlamını değiştirdi. Ve bu kelimeyi o tarihdeki mevzuâtda “Erbaş”, bugünkü askerî mevzuâtımızda ise “Astsubay” dediğimiz sınıfı tefrik etmek üzere “Assubay” yapdı. Bu hainliğin yapıldığı tarihde ATATÜRK sağ idi. Duysaydı bunu yapan subaylara ne söylerdi acap?..
  3. 1951 - ASTSUBAY: ATATÜRK’ün türetdiği kelimeye harf ekleme seferberliği devâm etdi. 1951 senesinde bu kelimeye bir harf daha eklediler. 5802 sayılı Astsubay Kânun’u Meclis’de müzâkere edilirken emekli hukukcu subay olan Rıfat TAŞKIN, komisyona yalan söyledi. Bu kelimenin o zamanki Ordu Dahilî Hizmet Kânun’unda “Astsubay” şeklinde yazıldığını söyleyip Meclis komisyon üyelerini resmen kandırdı. Hâlbuki Rıfat Bey’in bahsetdiği Kânun’da bu kelime “Assubay” şeklinde yazıyordu. Hâkim kılıklı emekli subay Rıfat TAŞKIN bu kelimeye kendince ‘t’ harfi ekledi.

1951 senesinden beridir de bu kelime askerî mevzuâtımızda “Astsubay” şeklinde arz-ı endâm ediyor.

Bütün bu eklemeler ve anlam tadilâtı yapılırken Meclis’de bunun sebebini kimse sormadı.

  • “Asubay” sözcüğünü niye “Assubay” yapdın diyen olmadı.
  • “Assubay” kelimesini sen nasıl “Astsubay” yaparsın demedi.
  • ATATÜRK’ün emânetine ATATÜRK’ün subayları ihânet etdiler.
  • ATATÜRK’ün bizzat türetdiği “Asubay” kelimesini hem “mânâ” hem de “imlâ” olarak değişdiren subaylarımız meselenin ilmî veçhesini öğrenmek ve ona göre ilmî ve aklî bir düzenleme için tenezzül edip de işin asıl sahibi Türk Dil Kurumu’na danışmadı.
  • Meslekdaşlarımızdan bâzıları işin esâsını öğrenmek için aklın emrine râm olup Türk Dil Kurumu’na müracaat etdiler. Meselenin asıl sahibi ve yetkili en yüksek makâmı olan Türk Dil Kurumu da câri askerî mevzuâtımızda bugün “Astsubay” şeklinde yazılan kelimenin mâruz kaldığı sâdece “imlâ” kaymalarını izah etmeye çalışdı. Akıldan ve bilimden uzak bu tecâvüzü “teamül” ile açıklamaya yeltendi kendileyin. Fakat bu “teamül” ün altında yatan subayların yapdığı sahtekârlığı T.B.M.M. zabıtlarından incelemek zahmetine katlanmadı.
  • Ayrıca kelimenin bu zamân zarfı içinde uğradığı “mânâ kaymasını” tetkik etmek kimsenin aklına gelmedi.

Hâlbuki Asubay tâbiri;

  • Hem imlâ
  • Hem  de mânâ olarak

Kendini bilmez bir iki subayın ihânetine mâruz kaldı ve tahrip edildi.

*  *  *

Erinmedik, yerinmedik. Bize 4 EGO biletine mâl olan kısa bir ziyârete çıkdık. Türk Dil Kurumu’nun Kavaklıdere’deki Merkezine gitdik. 1983 senesine kadar Türk Dil Kurumu’nun neşretdiği 8 sözlüğün hepsini yeğân yegân tetkik etdik. Ve aşağıdaki tabloyu hazırladık.

Bu tabloda görüldüğü üzere TDK, söze konu bu kelimeyi neşretdiği sözlüklere hep Assubay olarak yazdı. Taa ki 1980 Zottirik Kenan darbesine kadar.

Neşredilmesi 1983 senesine denk gelen darbe sonrası ilk Türkce sözlükde ise bu kelime emir-gomuta zenciri dâhilinde birden bire Astsubay oluverdi.

image-15

Dikkatli okurlarımızın burada şöyle bir sual sorması gerekir. Mâdem ki kelimenin aslı Asubay. Ve bu tâbiri ATATÜRK türetdi de. TDK’nun sözlüğünde Asubay niçin yok? Önce bu suali soranları tebrik edelim ve açıklayalım yiğitlerim.

Türk Dil Kurumu, ilk Türkce sözlüğü yukarıdaki tabloda gördüğünüz üzere 1944 senesinde neşretdi. 1938 senesinde Asubay kelimesi, Assubay yapıldı. Hikâyesini yukarıda izah etdik.  Türk Dil Kurumu, kânun’da Assubay şeklinde yazan bu kelimeyi, hazırladığı ilk Türkce sözlüğe 1944 senesinde Kânun’da yazıldığı şekliyle, Assubay olarak dâhil etdi. İşde sırf bu sebepdendir ki Asubay kelimesi TDK’nın sözlüğünde hiç yer almadı.

Yukarıda ortaya dökdüğümüz bilgi ve belgelere bakıldığında TDK’nın bugüne kadar beyân etdiği açıklamaların ilmî ve aklî bir veçhesinin, doğru bir mesnedinin ve hattâ hiç kıymetinin olmadığını görüyoruz.

Meclis çatısı altında Asubay kelimesi hakkında yapılan sahtekârlıkları ortaya çıkartdıkdan sonra Türk Dil Kurumu’nun Assubay ve Astsubay kelimeleri konusunda bugüne kadar piyasaya sürdüğü ucuz ve mesnetsiz açıklamaların hiçbir değeri ve önemi olamaz.

image01

İşin doğrusunu söylemek gerekirse

 Türk Dil Kurumu, Astsubay kelimesi konusunda bugüne kadar üfürdüğü savunmalarda

12 Eylül 1980 Zottirik Kenan darbesinin ayak izlerini gizlemekde tam anlamıyla çuvallamışdır.

*  *  *

Astsubay tâbiri üzerindeki bütün bu ameliyâtları Genelkurmay Başkanlarımız askerlik sanatı, bilim, akıl, vicdân, vefâ, hukuk, kânun ve ahlâk mefhumlarını umursamadan kendi paşa keyiflerine göre yapdı;

  • Kimi zamân ben yapdım oldu, dedi.
  • Kimi zamân T.B.M.M. çatısı altında subay vekiller yalan söyledi.

Netice itibâriyle askerî mevzuatımıza 1935 senesinde duhûl eyleyen ‘Asubay’ terimi;

  • 1938 senesinde “Assubay” şekline sokuldu
  • 1951 senesinde de “Astsubay” şeklinde tahrif edildi.

Kıymetli meslekdaşım Sayın Aydın KULAK’ın deyişiyle

Subay darbeleri Astsubay unvanlı askerleri iki kere

Sahtekâr subaylar da

ATATÜRK’ün bize emânet etdiği Asubay tâbirini iki kere vurdu!

2014 senesinin Kiraz ayı itibâriyle

Hem

Assubay

Hem de

Astsubay terimlerinin taşları yerinden oynadı.

Okgalı bir Osmanlı tokadı aşk etdik ve temellerini yıkdık.

Bu sözcükler artık ayar tutmaz.

*  *  *

Küçük Zâbit,

Gedikli Zâbit,

Gedikli Küçük Zâbit,

Gedikli Küçük Subay,

Gedikli Subay,

Gedikli Erbaş,

Asubay,

Assubay

Ya da

Bugün bildiğimiz şekliyle

Astsubay...

İşbu makâlemizin maksadı

Herhangi bir kelimeye takılıp küp çürütmek değildir.

Bu unvanların hepsi

Biz Türk askerinin ruhuna, canevine ve alnına vurulmuş Peygamber mühürüdür.

Hepsi bizimdir!

Hepsiyle müşerref oluruz.

*  *  *

image-16 

  • Marah+scalc kelimelerinin birleşmesinden türetildi. 13 üncü asırda Alman askerî terim külliyâtına dâhil edildi.
  • Önce Frenkistan’a gitdi. Oradan da İngiltere’yi dolaşdıkdan sonra 1826 senesinde memleketimize geldi.
  • Büyük Osmanlı Devleti döneminde Müşir imlâsıyla 1833’de askerî mevzuâtımıza  dâhil edildi.
  • Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikde ATATÜRK, 1935 tarihinde Mareşal imlâsıyla askerî mevzuâtımıza aldı.
  • Türetildiği ülkede ve tarihde bu kelime; at bakıcısı, seyis anlamında kullanıldı.
  • Bugünkü askerî mevzuâtımızda ise en yüksek asker rütbesinin ismi oldu.

Bu kısa bilgiden murâdımız şudur canlarım

İçi iyi doldurulduğu sürece bize verilen unvanların hepsine de hörmet ve muhabbet ile bakarız.

Ancak ne var ki

Hem son 65 seneden beridir

Hem de bugün

Biz Astsubaylar konusunda kabul edilen Kânunlarda

Askerlik, bilim, akıl, hukuk, kânun, ahlâk, vicdân, arkadaşlık, vefâ ne arar!..

Ayının kırk türküsü var

Kırkı da ahlat üsdüne!..

İşde esâs  mesele budur yiğit Astsubaylarım!

*  *  *

Şimdi,

Can silahdaşlarım!

Arabanızın sileceğinin ön camınızı silip tâzelediği gibi

Dimağınızı şöyle bir silip tâzeleyiniz.

Ya da

İstanbul’un Kısıklı’sındaki üç katlı bir saray yavrusunda

2013 senesinin karakış fırtınasından altı gün sonra

Birilerinin kamyonlarla taşıya taşıya bitiremediği dolarları, dolmazları ve avroları, mavroları ‘sıfırladığı’ gibi

Zihninizi şöyle bir anlığına sıfırlayınız...

Ve

Buraya kadar ifşâ etdiğimiz bilgi ve belgeler tahtında şu tespitleri ortaya koyalım;

  • ‘Asubay’ kelimesini imlâ ve mânâ olarak 1938 senesinde ATATÜRK türetdi.
  • Bu kelimeye subaylar önce  ‘s’ harfi ekleyip 1938’de ‘Assubay’ yapdı. Ve ortaya uyduruk bir kelime çıkdı.
  • Sonra ‘t’ harfini ekleyip 1951’de ‘Astsubay’ yapdı. Ve ortaya daha uyduruk bir kelime çıkdı.
  • Kelime üzerinde bu ameliyatlar yapılırken subaylar açıkca yalan söyleyip Meclis’i kandırdılar. Ya da hiçbir açıklamaya yapmaya tenezzül etmediler. Bu sebeple her iki ekleme de kânunsuzdur, hukuksuzdur. Ortada tam anlamıyla subayların çevirdiği sahtekârlıklar silsilesi vardır.
  • Ayrıca bu harf eklemelerinin dilbilgisi bakımından da ilmî hiçbir izâhı yokdur.

Genelkurmay Başkanının emir-komutasında hareket eden subayların çevirdiği bütün orostopollukların arasındaki tek gerçek şudur;

5802 sayılı kânun mucibince

1951 senesinden beridir

Biz asker kişilerin unvanı, hukûkî olarak ‘Astsubay’ dır.

Ancak ne var ki kânun’un bu hükmü bir yalanlar silsilesi üzerine inşâ edildi.

İsder ‘Assubay’ deyiniz

İsder ‘Astsubay’ deyiniz

Farketmez!

Her iki tâbir de keenlem yekûndur.

Belgeleri yukarıda ortaya dökdük

Sahtekâr subayları suçüsdü yakaladık!

Ve

Astsubayların gözlerinin önünde

65 seneden beridir arsızca sırıtıp duran

Zulmet perdesini yırtdık!

Büyüleri bozduk!

Yukarıda gördüğünüz belgeleri ortaya dökdükten sonra

2014  Kiraz ayı itibâriyle

Her iki sözcüğün meşruiyeti ve mevcudiyeti boşa düşdü.

Hem

‘Assubay’ tâbiri

Hem de

‘Astsubay’ tâbiri

İlimden, akıldan ve haysiyetden mahrum sahtekâr subayların peydahladığı sahte ve uyduruk sözcüklerdir.

Her ikisi de ATATÜRK’ün emânetine yapılmış hıyânetdir.

Şimdi,

Geliniz ATATÜRK’ün askeriyemize 1935 senesinde hediye etdiği

Asubay’ kelimesinin aklî ve ilmî izahâtına bir daha bakalım.

image-17 

Aynı cümleden olmak üzere bakınız ATATÜRK Asteğmen tâbirinin imlâsını nasıl izâh etdi.

image-18

Asubay kelimesi ile aynı yönteme göre türetilen ve izâh edilen Asteğmen kelimesine 1935 senesinden beri kimse dokunmadı.

Fakat aynı gerekceler ile türetilen Asubay kelimesine memurundan subayına kadar müdahâle etmeyen kalmadı.

ATATÜRK;

Yukarıda gözetlediğiniz

Asubay tâbirini

Hem kendisi türetdi

Hem de kendisi izâh etdi.

Bugünün tarihinde Astsubay unvanı taşıyan biz askerler,

ATATÜRK’ün bize emâneti olan Asubay kelimesini

Haysiyet fukarası ve sahtekâların tâdil ve tevil etmesini

Tarih, ilim, akıl ve millet önünde şiddetle takbih ediyor

Ve

Kökden reddediyoruz.

*  *  *

Biz,

Asubay kelimesinin

1935 senesinden 1951 senesine kadar mâruz kaldığı tâdil, tevil, tebdil ve tecâvüzün tarihini yazdık.

Bugüne kadar meçhul, muamma, muallak, müphem, meşum olan bir meseleyi gün ışığına çıkartdık.

Bir sahkekârlığın parmak izlerinin sahiplerini kulağından tutup tarih önünde teşhir etdik.

Aynı zamânda

Makâlemizin buraya kadarki bölümlerinde ortaya dökdüğümüz devlet belgeleriyle

Assubay ve Astsubay tâbirlerinin kânunsuz, temelsiz, soysuz sopsup, uyduruk olduğunu ispatladık!

Ve

Çok sinsi ve gizli tezgahlar kurularak unutturulmak istenen Asubay kelimesine

Tâze hava dolu yeni bir hayat bûsesi verip canlandırdık.

2014 senesi

Kiraz ayının

Gündönümünü idrâk etdiğimiz şu günlerde

Assubay

Ve

Astsubay

Unvanları meşruiyetini kaybetdi.

Herkes bilsin ki

Artık

Asubay unvanı bizimdir!

*  *  *

ATATÜRK;

En hakîki mürşit, ilimdir” dedi.

Türk Milletine

Ve tabi ki

Türk Ordusuna

Mirâs olarak

Bilimi ve akılı bırakdı.

Türk Ordusu;

ATATÜRK’ün mirâsı olan akıl ve bilime

Ve

ATATÜRK’ün bize emâneti olan

Asubay tâbirine

Sahip çıkmaya

Ve

Sahibine iade etmeye mecburdur.

ATATÜRK’ün bu mukaddes emânetine

Eski Tüfek olarak ben de sahip çıkıyor

Ve

Bugüne kadar Astsubay olan unvanımı

Bugünden kelli

Asubay olarak değişdiriyorum.

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

(***  Devâm edecek

Kaynakca beşinci ve son bölümdedir.

Okumak için resimleri tıklayınız!

 

 

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -1- 

manset

 

 

 

 

 

 

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -2- 

manset

 

 

 

 

 

 

'T' Vak'ası

Haziran 18, 2014

 

Askerinden, memurundan, siyâsetcisinden, yazarından, çizerinden

Sokakdaki bağrı yanık insanımıza

Ve

Bâhusus gazetecisine kadar

Her meslekden her meşrepden her rütbeden vatandaşımızın

Kimisi Assubay

Kimisi de Astsubay

Dedi, söyledi, yazdı, çizdi.

Bu güzel insanlarımızdan bâzıları da

Kelimenin üçüncü harfine şizofren mertebesinde kafayı takdı. Kânundan neşet eden hakkını kullanmak cesâretini gösderdi. Üşenmedi, aldı kalemi eline ve ‘t’ harfi kaldırılsın diye Meclis Dilekce Komisyonuna yazılı olarak müracaat etdi.

Assubay Devrimi_ T Vak'ası_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

image-02Curcuna makâmından icrâ edilen bu tartışma kervânına

Tek temsilcimiz

TEMAD bile bayrak açıp dâhil oldu.

2 Ocak 2014 tarihinde saat 19.15’de

Filaş televizyonuna mülâkat veren Başkanımız Sayın Ahmet KESER,

Kenan EVREN döneminde yazılı bir müracaatla

Kelimenin Astsubay’a dönüştürüldüğünü iddia edip ‘t’ harfinin kaldırılmasını istedi.

image-03 T Vak'ası_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK image-05 image-06 image-07

Televizyondaki konuşmasında Sayın KESER

Kânun 1951 senesinde ‘t’ li çıkmış dedi.

Mülâkatının devâmında “hukukcularımz ile bir araya gelip bu ‘t’ meselesini değerlendireceğiz. Gerekiyorsa hukûkî mücâdelemizi de veririz” dedi.

Sayın Başkanımız Ahmet Bey

emekliassubaylar.org’un kadim müdâvimlerindendir.

Kendisi

Hukukcularıyla bir araya gelip de mücâdele kararı vermişse şâyet

Dâva açmadan evvel

Önce

Bizim işbu makâlemizi

Sonra da

Emekli “Assubayların” özgür sesinin yankılandığı

emekliassubaylar.org mecrâsında bugünlerde neşredeceğimiz

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar ismiyle maruf makâlemizin üçüncü bölümünü okumasında sayısız faydalar var.

Zirâ

Her iki makâlemizde

TEMAD’ın açmayı düşündüğü dâvanın neticesini kökden etkileyecek çok önemli mehazlar fâş edeceğiz.

 

*  *  *  *  *

5802 sayılı ve 1951 tarihli Astsubay Kânun’un kabul edilmesiyle askerî mevzuâtımıza duhûl eyleyen Astsubay tâbirinin aslı asdarı soyu sopunu

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar isimli 5 bölümlük makâle tefrikamızın üçüncüsünde bugünlerde fâş eyleceğiz.

Sabrı yâren eyleyip uykusuz gecelerimize

Bu kelimenin

Anamın babası rahmetli Hakkı dedemin

Defter-i Kebir dediği

Nüfus Kütüğüne kadar nüfuz eyledik.

Tarihin unutturmaya yeltendiği belgelerden

Bu kelimenin soy ağacını çıkartıp kamuoyuna ilân etdik. Öğütdük, un eyledik. Artık bu konuda söylenecek söz kalmadı.

Astsubay kelimesinin menşei hususunda taşlar yerli yerine oturdu oturmasına da.

Bu kelimenin üçüncü harfi olan ‘t’ harfinin akıbeti konusunda kamuoyumuz

Henüz ortak bir müşterekde ictimâ eyleyemedi.

Haklı olarak

Vicdânlar sükûn bulmadı.

Makâlemize konu işbu kelimenin soldan üçüncü sırasında keyif çatan ‘t’ harfinin

1980 Subay darbesinden sonra buraya cebren ve hile

Ve dahi

Emir gomuta zenciri dahilinde oturtulduğuna dair kamuoyumuzda yaygın bir kanaat hâsıl oldu son zamanlarda.

 

*  *  *  *  *

 

Hadi gene iyisiniz yiğit yârenler!

İştiyâkınız sabrının ödülünü bugün alacak.

İki farklı siperde mevzilenen bu eşhâsa

Şartlı bir müjdemiz var.

Bu saflardan sâdece birisi kazanmak koşuluyla

Gözünüz aydın!..

Bu meseleye öyle bir palta vuracağız ki

Bâtıl zâil olacak

Hak da bâki...

Üç otuz seneden ziyâde bir zamândan beridir

Astsubay unvanlı asker kişilerin gündeminde

Gugu çiçeği misâli ipil ipil salınıp duran

Gözümüzün önünündeki bu sis perdesini aralayacak

Ve

Bügüne kadar yanlış bilinen bir iddiayı

Bu makâlemizde bugün inşallah zâil eyleyeceğiz.

 

*  *  *  *  *

 

Kandilde yağ,

Gözlerde fer

Bedende ömür

Divitde mürekkep tüketip

Emek ve zamân öğütmek bahasına

Arayıp bulup

Anlayıp inanmak yerine

İşin kolayına kaçıp

Bize anlatılanlara

Daha da kötüsü

Duyduklarımıza inanmaya alıştırıldık 1980 subay darbesinden buyana.

Düşünmeden inanmaya alışdırılan insanlarımız

Çankaya’nın şişmanı Turgut ÖZAL ve Zottirik Kenan EVREN’in milletimize dayatdığı eğitimin ürünüdür.

Çünkü

Bir milleti önce köleleştirip

Sonra da sömürmek için böyle yapmak en kolay ve en tesirli yöntem sömürenlere göre.

Hangi konuda neyi, nasıl düşüneceğimizi

Nasıl anlayacağımızı ve

Ne söyleyeceğimizi bizden olmayanlar kabul ettiriyorlar bize.

Bir bakıyoruz hiç duymadığımız bir kelime dolanıyor ahâlinin diline;

Sürdürülebilirlik,

Farkındalık,

Mahalle baskısı,

Geçmişiyle yüzleşme,

BOP,

GODKAP,

RTE,

Medeniyetler ittifâkı, buluşması, sevişmesi...

İtibarsızlaşdırma,

Bilmem ne meselesi,

Açılım Süreci,

Çözüm süreci...

Bakıyorsun bir gün bütün münevverlerimiz(!)

Kümesdeki hint tavuğu gibi hep bir ağızdan

Aynı anda aynı kelimeyi gıdaklıyor.

Pimi çekilmiş el bombası gibi ortalıkda dolaşan bütün bu tuzak mehfumlar hakkında herkes kendileyin bir şeyler söylüyor da

Bunların içinde ne olduğunu kim, ne kadar biliyor?..

Söz var, aslında bizden değil.

Mesele var, aslında bize ait değil.

Çözüm süreci var, aslında gene bizim değil.

Türk Milletine son yarım asırdan ziyâde bir zamândan beridir dayatılan bu beşeriyyet mühendisliğinin bir benzerini de biz astsubayların unvanı olan kelime hakkında piyasaya sürüldüğünü görüyoruz; Assubay...

 

*  *  *  *  *

 

Şu anda kendisi ne yapıyor, bilmiyorum

Fakat

SöyleyinizT Vak'ası_ 12 Eylül darbecisi subayı zottirik Kenan EVREN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Darbeci zottirik sevinsin!..

İşbu makâlemizde ortaya dökeceğimiz

Islak imzâlı

Ve dahi

Devletimizin mühürlü belgeleriyle

Bugüne kadar kendisine isnâd edilen

Astsubay kelimesine ‘t’ harfi eklediği suçlamasından

Darbeci Kenan

Biz Astsubayların huzurunda bugün beraat edecek...

  • Meslek unvanının “Assubay” olduğunu iddia eden meslekdaşlarımız ise

image-08Bizi bağışlasınlar!..

Astsubay tâbiri konusunda

50 seneden belli dillere dolanan bir ezberi bozacak

Ve

İstemeyerek de olsa

Kendilerini sukût-u hayâle uğratacağız...

 

*  *  *  *  *

 

Zottirik Kenan ve ‘t’ Vak’ası...

Astsubay tâbirindeki ‘t’ harfi kaldırılsın diyerek

Bıldır

Meclis’e dilekce veren kıymetli meslekdaşlarımıza da şu bilgiyi verelim.

Neteki "T" Harfini Ekledik Yalanı! T Vak'ası Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

Meslekdaşlarımızın Meclis Dilekce Komisyo’nuna verdiği yukarıdaki dilekcede

Altını kırmızı çizgi ile ayırt etdiğimiz cümlede gündem etdikleri iddia doğru değildir.

Astsubay terimine ‘t’ harfini Zottirik Kenan ilâve etmedi, etdirmedi...

Zottirik Kenan bu hususda sütden çıkmış ak kaşıkdır.

Bir başka ifâde ile söyleyelim; ‘Assubay’ kelimesini ‘Astsubay’ şeklinde değiştiren subay, Darbeci Kenan değildir.

Merâk buyurmayınız can dostlarım!

ATATÜRK’ün 1935 senesinde bizzat türetdiği Asubay kelimesine

1938 senesinde ‘s’ harfi ekleyen

1951 senesinde ‘t’ harfi ilâve eden sahtekâr subayların çevirdiği orostopolluğu

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar isimli beş bölümlük makâlemizin üçüncüsünde bugünlerde neşredeceğiz...

 

*  *  *  *  *

 

Peki

Astsubay terimine ‘t’ harfini ilâve etmedi, etdirmedi de

Zottirik Kenan

Ne yapdı öyleyse?..12 Eylül darbeci subayı zottirik Kenan EVREN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Kimseye hayrım yok, artık al canımı!” diyerek

Bugünlerde Azrâil Aleyhisselâm’a yakaran

Darbeci Kenan

Kudretli günlerinde ve devr-i iktidârında

Astsubaylara elvân çeşitli haksızlık, zulüm ve

Keşişdağının 82’lik Tarzanı

Emekli Jandarma Astsubay Sayın Mehmet KAYALI’nın deyişiyle “cürüm îkâ” etdi.

Fakat meslek unvanımız ‘Astsubay’ kelimesine dokunmadı.

image-11 

Zottirik Kenan

Emir buyurup

5802 sayılı ve 1951 tarihli Astsubay Kânun’unun

Yukarıda gördüğünüz birinci maddesindeki hükümün

Sâdece yerine getirilmesini istedi.

Hepsi o kadar.

Kamuoyuna hörmet ile fâş eyleriz.

 

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

Copyright © 2006 Emekli Assubaylar. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım İhsan GÜNEŞ