
OYAK'ın her yıl yapılan OLAĞAN kongrelerinde KURULUŞLARDA BÜYÜK ZARARLAR belirtilmesine rağmen DAİMİ üye ve DENETÇİLER farafından neden HESAP SORULMADIĞI-SORULAMADIĞI aşağıdaki GÖREVLENDİRME ve İŞE YERLEŞTİRMELERDEN daha iyi anlaşılmaktadır.
OYAK ve KURULUŞLARINDA GENERAL-ALBAY EŞLERİNİN- ÇOCUKLARININ- KIZLARININ DAMAT ve GELİNLERİNİN arpalık ve arka bahçesi gibi İSTİHDAM edildikleri ANLAŞILMAKTADIR. Yıllardır yapılan GENEL KURULLARDA ZARARLAR AÇIKLANMASINA [TUKAŞ] RAĞMEN AYAKTA ALKIŞ TEBRİK VE BAŞARILARIN devamının sebeplerinin altında bu İSTİHDAM yaratma ile AL GÜLÜM VER GÜLÜM, AL TAKKE VER KÜLAH oluşuna bağlıymış. Aldıkları ÜCRETLERİN yüksekliği DUDAK UÇURTACAK cinsten olup, Mahkemecce İSTENİP, ÇALIŞANLARIN KİMLİKLERİ KİMLERİN YAKINLARI olduğunun BELİRLENMEMESİNE ait LİSTENİN OYAK'ça verilmeyiş NEDENLERİDE ASSUBAYLARIN İDDİALARINI güçlendirmiştir.
TEMAD vakit KAYBETMEDEN bir DAVA açıp aynı KONUYU gündeme TAŞIYARAK MAHKEMECE bu KİŞİLERİN açıklanmasını İSTEMELİDİR. OYAK ve KURULUŞLARININ "GİZLİLİK" DERECESİ Mİ VAR Kİ mahkemeden bu yazı ESİRGENECEK. OYAK yönetimi vermiyorsa mahkeme YÖNETİMİ mahkemeye CELP ederek bilgileri almalı HER ŞEY ortaya çıkmalıdır.
Yıllardır VAKIF adı altında toplanan PARALAR kimlere İŞ SAHASI OLMUŞ. Yazıklar olsun! Ne GÖZÜ DOYMAZMIŞLAR. Bunların GÖZÜNÜ TOPRAĞIN DOYURACAĞINADA İNANMIYORUM.
OYAK ve KURULUŞLARINDA Assubaylara ve EMEKLİLERİNE neden GÖREV ve İŞ verilmediği artık tamamen ortaya çıkmış olup,yapılanların bizlerden GİZLENMESİ engellenerek,yapılanların öğrenilmesinin ÖNÜNE geçilmiştir.Buna SEBEP olanların RÜTBESİ MAKAMI ne olursa olsun YILLARCA HAKLARIMIZA EL UZATMIŞ OLANARIN YARGILANARAK ZARARLARIMIZIN MAL VARLIKLARINDAN TAHSİLİNİN YAPILMASI sağlanmalıdır.
OYAK ve KURULUŞLARININ artık ÇALIŞAN VE EMEKLİ OLAN PAŞALAR İLE ALBAYLARIN ARPALIĞI-ARKA BAHÇESİ OLDUĞU KESİNLİK KAZANMIŞ AİLE ÇEVRELERİYLE BİRLİK RANT ELDE ETTİKLERİ,BİZLERİNDE BU UYGULAMALARDAN ZARARA UĞRAYARAK MAĞDUR OLDUĞUMUZ KESİNLEŞMİŞ-ISPATLANMIŞTIR.
Savunma sanayi şirketleri emekli asker ve asker yakınları ile doldurulmuş. Çocukları, gelinleri, damatları, yeğenleri ‘yüksek yerlerden’ referansla bol maaşlı işlerde.
Pek çoğunun tek özelliği “asker veya asker yakını" olmaları. OYAK ve Savunma sanayi şirketlerinde işe alınmış bu kişilerin sayıları yüzlerle ifade ediliyor. Torpille, yüksek yerlerden referansla yerleştikleri bu şirketlerde 12 bin TL’ye kadar miktarlarda maaş alıyorlar.
Emekli Generaller ve yakınları krallar gibi yaşıyor.. İşte liste
ASELSAN, HAVELSAN, TAI, TUSAŞ gibi Savunma Sanayi’nin lokomotif şirketleri bugün doğrudan ya da dolaylı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’na(TSKGV) bağlı.
Bu şirketlerde TSKGV’nin ortaklığı bulunuyor. Bu nedenle, şirketlerin yönetimi ağırlıklı olarak emekli paşalardan oluşuyor. Vakfın dolayısı ile emekli paşaların savunma sanayindeki etkinliğinden dolayı da bu kurumlara personel sevkıyatının çok kolaylaştığı ve buraların başta emekliye ayrılan TSK personeli olmak üzere, birçok asker yakınına iş imkanı sağlamak için değerlendirildiği anlaşıldı.
Personel sayısı en yüksek olan ASELSAN ve TAI TUSAŞ’TA görevli iki isim özellikle dikkat çekiyor. Bunlar personel alımlarından sorumlu yetkililer. ASELSAN’ın İnsan Kaynakları Müdürü Nihat Irkörücü, TAI TUSAŞ’ın İnsan Kaynakları Başkanı da Bora Öskiper. Her ikisi de emekli subay ve muvazzaflıklarında istihbarat subayı olarak görev almışlar..
MAAŞI 10 BİN TL
TAI TUSAŞ İnsan Kaynakları Başkanı olarak görev yapan emekli albay Bora Öskiper’in maaşının yaklaşık 10 bin TL olduğu öğrenildi.
Akit’in edindiği çok özel bilgilere göre TSKGV’ye bağlı savunma sanayi şirketlerinde çalışan emekli asker ve asker yakınlarından bazıları şöyle:
ERGENEKON STÖ SANIĞI ŞENER ERUYGUR’UN OĞLUHaluk Eruygur OYAK kurumunda, yine general yakınları olduğu tahmin edilen Güliz Kaya, Nesrin Dogan, Hasan Kuyumcu’da OYAK KURUMU’da, kurumun avukatı olarak çalışmaktadırlar.
Org. FARUK CÖMERT’İN KIZI
Korg. MEHMET OTUZBİROĞLU’NUN OĞLU
HURŞİT TOLON’UN OĞLU
TUNCER KILINÇ’IN YEĞENİ
Gnr. ARMAĞAN KULOĞLU’NUN OĞLU VE KIZI
Vatanın en önemli kuruluşları CEBREN ve HİLE ile generaller ve subaylar tarafından zapt edilmiş.
Hemen hemen oyak hariç diğer kuruluşlar Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’na (TSKGV) bağlı olarak iş yapıyorlar. TSGV’na her yıl sk personelinden toplanan bağışların ( zorla) en büyük payını Assubaylar-Uzman çavuşlar ve Sivil memurlar karşılamalarına ragmen,bu personelin çocuklarına TSGV’na bağlı kuruluşlarda iş verilmemesi düşündürücüdür.
OYAK ve iştiraklerinde çalışan ve devlet sırrı gibi saklanan general-subay bunların eş,çocuk ve yakınlarının sayısının çok daha fazla olduğu düşünülmektedir.
Değerli Meslektaşlarımız,
OYAK konusunda 'kendilerine imtiyaz tanınan üyeler dışında' hiç bir personelin mutlu olmadığını biliyoruz. OYAK, bir yardımlaşma kurumudur. Kurum kendi sitesinde misyon ve gayelerini açıklarken "205 sayılı yasa ile OYAK üyelerine T.C. Anayasasının öngördüğü Sosyal Güvenlik Sistemi dışında güvenceler sağlamak" olarak belirtmektedir. Genel Müdür ise yaptığı açıklamalar da "OYAK’ın işinin üyelerinin yarınlarını garanti altına almak olduğu"nu belirtmektedir!
Peki bu amaç ve görevlerin gerçekleştiğini söyleyebilir miyiz? Elbette HAYIR.
OYAK, 1961 yılında kuruldu. O tarihteki ağabeylerimiz kurumun ilk temelini attılar. Kurum yıllar içerisinde büyüyerek dev bir holding halini aldı. Her yeni emekli üye bir öncekinden daha avantajlı oldu. Oysa hepimiz aynı şartlarda kuruma üye olduk!
OYAK bizlerin aidatları ile kurduğu şirketlerin gelirlerinin tamamını bizlere yansıtmadı. Büyük bölümünü yeni iştirakler için kullandı (büyümesi için bu gerekli idi). Bu nedenle, tüm kurum iştiraklerinde haklarımız vardır.
Bugün kurumda olan üyeler bu sistemi savunabilirler ama yarın onlar veya mirascılarının da şikayette bulunmaları kaçınılmazdır. Nemalandırma belli bir sistemle değil, şansa dayalı yürütülmektedir. Örneğin, OYAK Bank bir gecekondu fiatına satın alınırken sistemde olan üyeler, 2006 yılında kurumdan ilişiğini kesmiş ise 2007 yılında satılıp gelirden elde edilen %50 nemadan yararlanamamışlardır! Yine aynı şekilde OYAK satışından nema alan üye ileride OYAK RENAULT veya ERDEMİR satıldığında sistemde değilse bunun nemasından yararlanamayacaktır. Bu durumda; OYAK sosyal güvenlik kuruluşu değil, bir lotarya kuruluşu durumundadır.Bugün OYAK üyelerinin brüt maaşlarından her ay %10 aidat almaktadır ve kazanımları bellidir. Mevcut diğer birçok yardımlaşma sandığı (örneğin Merkez Bankası, İş Bankası ) üyelerine aldıkları emekli maaşından fazla maaş bağlamaktadır. Aynı birikimi bir emeklilik fonunda değerlendirsek, kazancımızın daha fazla olacağı kesindir.
Haklı taleplerimizin karşılanmasını sağlamayıp kurumumuzu yıpratmayı amaçlayan çevrelere izin verilmemesini sağlamak kararlılığındayız.
Sonuç olarak; kuruluşundan itibaren kurumun öz varlıklarında hakkı olan üyelere katılımları nispetinde hisse senedi verilmeli, dileyen arkadaşlarımız birikimlerini ayrıca kurumda değerlendirmelidir. Kurum iştiraklerinde himaye ve iltiması önlemek için kesinlikle emekli TSK mensubu görevlendirilmemeli, kurumun iştiraklerinin yönetim ve denetim kurullarında belli kriterlere göre üye sayısı ile orantılı görevlendirme yapılarak kurumumuzun yönetiminde söz sahibi olmamız sağlanmalıdır.
Bu hususların temini için, 21 Nisanda Temsilciler kurulu ve 5 Mayısta toplanacak Oyak Genel Kurulu'nda değerlendirmek üzere, aşağıdaki metni Oyak ve Genelkurmay Başkanlığı'na göndererek taleplerimizin karşılanmasını sağlayacağız. Vereceğiniz destek için teşekkür ediyoruz.
Sevgi ve saygılarımızla.
SİTE YÖNETİMİ
1961 yılında 205 sayılı yasa ile TSK mensuplarına sosyal yardım amacı ile kurulmuş OYAK‘ın görevi "T.C. Anayasasının öngördüğü sosyal güvenlik kapsamında ve ana sosyal güvenlik kurumundan (SGK) ayrı olarak üyelerine güvenceler sağlamak" olarak belirtilmiş, Genel Müdür'ün açıklamalarında ise kurumun işinin "üyelerin yarınlarını garanti altına almak" olduğu söylenmiştir.
Ne yazık ki, kurum bu görevini tüm üyelere adil ve eşit bir şekilde yerine getirememiştir !
1961 yılında 65.000 üye ile kurulan Oyak'ın üye sayısı 2010 yılında 250 bine ulaşmıştır. Küçük bir şirket olarak faaliyete başlayan Oyak, üye sayısı ile birlikte büyümüş ve bugün Türkiye’nin sayılı holdingleri arasına girmiştir.
Bu duruma paralel olarak; yıllara göre yapılan ödemeler bir önceki döneme göre haksızlıklar içermektedir. Aynı şartlar ve sürede kuruma üye olanlar arasında yıllara göre nemalarda büyük farklılıklar oluşmuştur!
Örneğin; bir gecekondu fiyatına banka satın alınmış ve sonrasında önemli sayılabilecek bir kârla satılmıştır. Kurumun gelişmesine ve o bankayı satın alabilecek güce kavuşmasına yıllarca katkı sağlayan bir üye, sistemden bankanın satıldığı tarihten bir yıl önce (2006 yılında) ayrıldı ise satıştan elde eldilen kâr olan % 50 nemadan yararlanamamıştır. Banka 2008 yılında satılmış olsaydı, bu sefer de 2007 yılında yararlanmış ve ayrılmış olan aynı üye, yüksek nemadan yararlanamayacaktı!
Bankanın satıldığı 2007 yılından önce emekli olan bir üyenin "benim zamanımda OYAK RENAULT satılmadıysa, ben kendimi şanssız mı hissetmeliyim?" sorusuna verilecek yasal bir yanıt yoktur. "OYAK, bir yardımlaşma kurumu mu yoksa bir lotarya kuruluşu mudur?" sorusu üyeler tarafından sorulmaktadır.
Kurumun en güçlü iştiraklerinden olan Erdemir'in satın alınmasına sistemde olanlar katkı sağlamıştır. Bunlar bu yıl sistemden ayrılmış olsalar ve Erdemir 1-2 yıl sonra satılmış olsa elde edilecek nemadan yararlanamayacaklardır! Bunun adalete, eşitliğe ve kurumun amaçlarına uygun olduğunu söylemek mümkün müdür ?..
1993 yılında kurum üyeliği 21 yıl olan bir emekli assubay dolar bazında 2650 dolar, 1998 yılında emekli olan 26 yıllık bir assubay ortalama 4.000 dolar emekli ikramiyesi alırken, bugün emekli olan ve 21 yıllık üyeliği bulunan bir assubay 62.000 dolar almaktadır. Bu durumda, bugün sisteme giren bir assubay 20 yıl sonra asgari 100.000 dolar alacaktır. Aynı süre ve şartlarda kuruma üye olup, şu an sistemde bulunan 1970 mezunu ile 1980 mezunu personel arasında büyük farklılıklar vardır. Bunu hangi değer yargısı ile haklı gösterebilirsiniz?
Bu örneklerden de görüldüğü gibi, kurum üyelerine eşit ve adil davranmamaktadır. Bugün Oyak kadar aidat almayan bir çok kurumun yardımlaşma sandıkları üyelerine aylıklarından fazla maaş vermektedir. Yine aynı şekilde, emeklilik fonlarının getirileri Oyak’tan fazla olmaktadır.
Kurumumuzun tüzel kişiliğine saygılıyız. Bu konuda yapılan menfi çalışmaların hep karşısında olduk. Ancak, kurumumuzun da bizlere sahip çıkmasını istiyoruz.
Bu adaletsizliklerin giderilmesine yönelik taleplerimiz şunlardır:
1.Kurum varlıklarının oluşumunda, kuruluşundan itibaren yer almış tüm üyelerin hakları vardır. OYAK adil bir sisteme geçmek için öncelikle 'kendi bilançosunda ayırdığı gibi' OYAK ve İŞTİRAKLER sistemini hayata geçirmelidir. OYAK’tan ayrılan bir üye iştiraklerden de ayrılmış sayılmalıdır. O kişiye, çalıştığı dönemdeki iştiraklerin özvarlıklarının ulaştığı boyut kadar hisse senedi verilmelidir.
Hisse senedi konusunda örnek vermek gerekirse; kişi göreve başlayıp kuruma üye olduğu tarihte kurumun özkaynağının 12 Milyar TL. olduğunu varsayalım. O kişi 25 yıl sonra emekli olurken özkaynak 25 Milyar TL' ye ulaşmış ise, OYAK o üyeye aradaki 13 milyar TL.'lik farkı, özvarlığın son bilanço tarihindeki personel sayısı ile katılım oranını dikkate alarak çıkan sonuca göre hisse senedi olarak vermelidir. Bu hesabın yapılması, uzmanlar ve mali müşavirler tarafından oluşturulacak bir sistemle mümkündür. Dileyen üye birikimlerini yine EMS ve BDES' de değerlendirebilir.
2.OYAK iştiraklerinde hiç bir emekli personel çalıştırılmamalıdır. Bu konu hassastır ki, beraberinde himayecilik ve iltiması getirir. Karşılığı yüksek bir yapılanma için, piyasa kurallarına uygun idareci ve personel alımından asla taviz verilmemelidir. Kurumun sahipleri olan üyeler ise, sayıları ile orantılı olarak şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görevlendirilmelidir.
3."Üye menfaatine" denilerek mevzuat değişikliği ile BDES üyelerinin sistemden çıkışına izin verildiğine göre, çeşitli nedenlerle EMS sistemine girememiş, fakat bu konuda istekli olan üyelere yeni bir imkan sağlanmasını da arz ve talep ediyorum.
Saygılarımla.
NOT: Bu dilekçenin bir nüshası gereğinin yapılmasına katkı sağlaması amacıyla Genelkurmay Başkanlığına bilgi olarak sunulmuştur.
Adı ve Soyadı :
Snf.ve Rütbesi :
Değerli arkadaşlarım, Bildiğiniz gibi OYAK 1960 askeri harekatından sonra kurulmuş, TSK mensuplarına sosyal yardım ve emeklilik yardımı sunan bir kurumdur. Emekli sandığının yanında ikinci bir sosyal güvence imkanıdır.
Bu haliyle gayet makul ve iyi niyetli bir girişim olarak görülmektedir. Kurum büyüyüp, geliştikçe fonksiyonları artmış ve ilk kuruluş gayesinden uzaklaşmıştır. Şirketlerdeki İSTİHDAMLAR yönünden ÜYELERİ arasında AYRICALIKLI davranarak bir gurubu OYAK'ın bünyesine katarken en büyük KATILIMCI ve FİNANSÖR olan gurubu tamamen dışlayarak YOK gözüyle değerlendirmiştir.
Yukarıdaki hususlar tüm camianın gördüğü bildiği ve yaşadığı gerçeklerdir. Bizler OYAK' ın varlığına değil, OYAK' taki yapılan yanlışlara ve uygulamalara İTİRAZ etmekte, yapılan yanlışlardan dönülmesini istemekteyiz. Bunu istemek de hakkımızdır. Haklarımızı aramak SEVİYESİZLİK ve TERBİYESİZLİK değil İNSANİ ve YASALDIR. Aslında bugüne kadar camiamıza yapılan HAKSIZ TUTUM ve DAVRANIŞLAR İNSANİ VE YASAL değildir.Uygulayıcılar ŞAPKALARINI önlerine koyarak düşünmeli ve gerçeği ARTIK görmelidirler.
Denetim ve yönetim kurullarında bulunanlar ile DAİMİ üyelerin görevleri nedir? Bunlar neler yapmaktadır? Önlerine geleni ONAYLAMAK imzalamakla görev yapılmış mı oluyor? Kartel haline gelmiş OYAK, MERKEZ Bankası ile İŞ Bankası sandıklarının verdiği kadar emeklilerine katkıda bulunamıyorsa İYİ VE DOĞRU yönetim bunun neresindedir? İsteyen bu iki kurumun emekli üyelerinin sandıklarından aldıkları MAAŞLARLA bizim OYAK'ın verdiklerini karşılaştırsınlar da gerçek UCUBE'nin ne olduğunu görsünler.
OYAK'ın bize TEK faydası ZORUNLU üyeliğimizden dolayı ZORUNLU tasarruf yaptırdığıdır. Hiçbirimiz ne kadar KARARLI olsak her ay maaşımızdan % 10 keserek bu tasarrufu oluşturamazdık. Ancak bir GERÇEK daha vardır ki ülkemizin SANAYİ DEVLERİNDEN biri "OYAK üyelerinin % 10'luk tasarruflarını ben toplayayım emekliliklerinde her üyeye EVİNİ ARABASINI tasarruflarını da değerlendirerek kendilerine vereyim" sözünü de UNUTMAYALIM. OYAK'ın verdikleri ve vermesi gerekenler bizlerden KESİLENLERİN karşılığıdır ve ANAMIZIN AK SÜTÜ gibi de HELALDİR ve HAKKIMIZDIR.
Unutmamalı ve hakkımızı sonuna kadar aramalıyız ki, halen OYAK ve şirketlerinde ÇALIŞANLAR vasıfları ve MAKAMLARI ne olursa olsun en büyük FİNANSÖR olan biz ASSUBAYLARIN çalışanları konumundadırlar. Bizler hakkımızı arıyoruz diye yönetim kurulu bşk da olsa AĞIZLARINI BOZMAYA, HAKARET derecesine varacak sözleri söylemeye HAKLARI yoktur. HAKLARIMIZI aramamızdan RAHATSIZ oluyorlarsa KİMSE ONLARI ZORLA TUTMUYOR, GİDEBİLİRLER, YERLERİNİN DOLDURULAMAYACAĞINI DA ZANNETMESİNLER. Daha adil davranacak,daha ölçülü konuşmayı bilerek oralarda görev yapacak çok kaliteli ve nitelikli insanlar bulunur. Şikayetlerimiz KURUMLA değil, yönetim kadrolarında olanların yaptıkları yanlışlarla ilgilidir.
Ama KORKUNUN ECELE FAYDASI olmadığı gibi bu iş ya olacak,ya da OLACAKTIR. Mağdur olan biri olarak ASSUBAY camiasına karşı yapılan HAKSIZLIKLAR adına HAK aramaktayım. OYAK yönetiminin içine girdiği tuhaf, akıldan ve bazen de ETİK OLMAYAN durumlarına dikkat çekmek istedim. Çünkü bugüne kadar YAPILAN yanlışları dile getirenleri GERÇEKÇİ bir şekilde DEĞERLENDİRMEYE almadıkları gibi, düzeltmek için hiç bir girişimde bulunduklarını da görmedik. Ama bir GERÇEK var ki artık bu böyle gitmez. Gerçeklerin üstü örtülemez, güneş balçıkla sıvanamaz. Bu iş ya bitecek, ya da bitecektir. Başka yolu yok.
Saygılarımla.

Değerli arkadaşlarım
OYAK; ORDU MENSUPLARININ (RÜTBE GÖZETİLMEKSİZİN) KESİNTİLERİNDEN OLUŞACAK FONLARDAN ELDE EDİLECEK GELİRLERLE YARDIMLAŞMA FONUDUR. 1960 yılında üyelerin fikri ve onayı alınmadan ZORUNLU üye yapıldıkları yasanın AÇILIMI BU, AMA UYGULAMALAR HAK GETİRE... Haksızlıklar ve ön yargılı uygulamalar diz boyu.
Azınlık gurup iş ve istihdamda İHYA edilirken en büyük gurup olan ASSUBAYLAR ve HAKLARI YOK sayılmış, değerlendirmelere dahi alınmamıştır. Assubayların YASAYLA ZORUNLU üye olmaları SAYISAL çoğunlukları ve her ay MAAŞLARINDAN kesilecek % 10' lar düşünülerek üye yapılmışlardır.
Bunun aksi düşünülse ve ön yargılı hareket edilmemiş olsaydı bugünkü HAKSIZLIKLAR olur muydu? Üyelerin 3/4'ünü oluşturan ve bu ŞİRKETLERİN oluşumunda en büyük MADDİ katkısı olan sınıfın mensupları ŞİRKETLERİN yönetim ve denetiminden uzak tutulur muydu? Bu yanlı uygulamalarda Assubayları farklı düşüncelere yöneltmekte ister istemez Assubayların OYAK şirketlerinin YÖNETİM ve İDARİ kadrolarından uzak turtulmaları yapılan UYGULAMALARIN görülüp, bilinmesini ENGELLEMEYE yönelik çalışmalar olduğuna dair SORULARI akla getirmektedir.
Haksız ve yanlı uygulamalarla bugünlere gelinmiş, otur oturduğun yere sesini çıkarma verilene razı ol denilerek ABA ALTINDAN SOPA gösterilmiştir. İşin daha da ilginç olanı dünya KONJÖKTÜRÜNÜN değişerek GLOBALLEŞTİĞİ, İLETİŞİMİN ulaşmadığı, hiç bir şeyin GİZLENEMEDİĞİ, GİZLENEMEYECEĞİ günümüzde dahi aynı KATI ve ANLAMSIZ UYGULAMALARA ISRARLA devam edilmesi DAYATILMANIN sürdürülmesi GARİPTİR.
Bugüne kadar elde ettiklerinden vazgeçmek kolay olmasa gerek. OYAK'ın tüm varlıklarını kendilerinin zannetmekte veya öyle kabul ettiklerinden GERÇEKLERE direnmekte İNATLAŞMA ŞUURSUZCA sürdürülmektedir. Üstelik bunları yapanlar kendilerinin iyi ve bulunmaz YÖNETİCİ olduklarına İNANMAKTA, yerlerinin doldurulamayacağını SANMAKTADIRLAR.Halbuki KİMSE VAZGEÇİLMEZ ve BULUNMAZ değildir. Bunu görüp anlayabilseler. O zaman SORUNLAR daha basit olarak ÇÖZÜLECEKTİR.
Kanun 1960 yılında ÇIKARILIRKEN ASSUBAYLAR YOK SAYILMIŞ, O TARİHTEN BU TARİHE KADAR DA DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMAMIŞ, OYAK VE KURULUŞLARINDA O GÜN OLDUĞU GİBİ, BUGÜN DE ASSUBAYLAR VE HAKLARI YİNE YOKTUR. Zaman, camiamız için çözüm üretmemiş, sorunlarımızı çözülemez hale getirmiştir.
Ülkemizde HUKUK ve İNSAN HAKLARININ dışında tutulan tek sınıf ASSUBAY camiasıdır. TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE YAŞAYAN HUKUK PROFESÖRLERİNE, TÜM HUKUKÇULARA, CUMHURBAŞKANINA, KAŞIMPAŞALI BAŞBAKANA, *ADALET*, *MİLLİ SAVUNMA BAKANLARINA, eğer ilgilenir ve TSK'da ASSUBAYLARA ve HAKLARINA İNANIYOR VE ÖNEMSİYORSA (BUGÜNE KADAR DEFALARCA VERDİKLERİ HALDE SÖZLERİNİ TUTMADIKLARI, SÖZLERİNİN ARKASINDA DURMADIKLARI İÇİN ASSUBAY CAMİASINI GÜVENİNİ YİTİRMİŞ OLAN) GENKUR BAŞKANI'na ÖZELLİKLE duyurulur.
Unutulumamalı ve önemsenmelidir ki, Assubaylar da TC vatandaşıdırlar. Her TC vatandaşı gibi onlar da, Özlük hakları da YASALAR tarafından korunmalı, gözetilmeli, ayırıma tabi tutulmamalıdırlar. Yine unutulmamalıdır ki biz ASSUBAYLAR da insanız. T.C devletinin vatandaşlarıyız ve insan hakları evrensel beyanamesi kapsamındaki haklar ve anayasal güvenceler içinde olarak bu ÜLKE için en çok ŞEHİT ve GAZİ'yi veren biziz. Ama HAKLARA gelince bu YASAL güvencelerden yoksun kalıyoruz. Bu ÜLKEDE HUKUK, ANAYASAL HAKLAR, YASALARIN GÜVENCESİ, KİŞİLERİN YASALAR ÖNÜNDE EŞİT OLDUĞU, HİÇ BİR ZÜMREYE AYRICALIK TANINAMAYACAĞI nerede kalmaktadır? Yoksa bu ÜLKE HUKUKSUZLUK VE HAKSIZLIKLARIN kol gezdiği bir ülke midir?
Saygılarımla.
Son zamanlarda OYAK nemaların adaletsizliği hakkında bazı emekli assubayların serzenişinin yanı sıra karşıt görüşlülerin tartışmalarını okuyoruz. Aslında bu konuyu açarken biraz çekinsem de yine de yazacağım. Zira bazı meslektaşlarımızın OYAK’ı eleştirmenin antidemokratik ve köktendinci bir yapılanmaya hizmet edeceği şeklindeki endişelerine kısmen katılıyorum. Ancak doğru bildiklerimizi her zaman ve her yerde söylemeliyiz.
Sayın arkadaşlar biraz önce OYAK dergisinin 2008 Şubat ayına ait 108.sayısındaki Üyelerle sohbet bölümünde Sayın Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Türker’in yazısını okudum. Size bu yazı vesilesiyle birinci ağızdan bazı alıntılar ile yorumlarda bulunacağım.
“….2000 yılı Haziran ayında OYAK’ın profesyonel yöneticiliğine gelen Sayın ULUSOY ve ekibi OYAK Bank’ın mali yapısının bozuk olduğunu, birikmiş zararlarının bulunduğunu, krizlere dayanıklı olamayacağını değerlendirmişlerdir. Kriz fiyatları altında satış veya kapama imkanının olmadığı görülmüştür. Bunun üzerine uzun vadeli stratejilerin belirlenmesine yönelik çalışmalara başlamışlardır. Bu süreç zarfında biraz önce bahsedilen 2000-2001 krizinde mali yapısı bozulması nedeniyle faaliyetleri durdurulan ve TMSF bünyesine geçen altı bankanın birleştirildiği bir banka Sümerbank adı altında TMSF tarafından satışa çıkarılmıştır. Bu banka satın alınıp ve mevcut banka ile birleştirilmesiyle Kurumsal bankacılığın yanı sıra özellikle bireysel bankacılık faaliyetlerinde sağlanacak büyümenin OYAKBank’ı daha iyi duruma getireceği değerlendirilerek Sümerbank OYAK tarafından 9 Ağustos 2001 tarihinde 36.000 Dolara satın alınmıştır….”
Söz konusu bankalar alınmadan evvel OYAKbank’ın durumu hiç iç açıcı değildir. O halde zararı ne kadardır? Nasıl karşılanmıştır? Yani 2000 yılında veya daha önce emekli olan bir astsubay bu zarar yüzünden daha az nema almış mıdır?
Eldeki bankanın görev zararı nedeniyle elden çıkarılması için çareler aranırken ne olmuştur da yeni banka satın alınmıştır? (Kaynak 2000 Yılı Sayın Coşkun Ulusoy’un açıklaması)
Nasıl olmuşta bir ev fiyatı olabilecek kadar ucuza banka satın alınmıştır? Hatır, gönül, torpil var mıdır? Bu fırsat nasıl yakalanmıştır? Bu bankaların milli bir sermaye olan OYAK’a teslim edilmesi düşünüldü ise OYAK bu bankayı yabancılara satarak emanete ihanet etmiş midir?
Diyelim ki bu bankalar çok bozuk durumdaydı ve OYAK tarafından ıslah edildi. O halde OYAKbank’ın satıldığı 2007 yılından önce emekli olanların paraları bu bankanın ıslahı için harcanmış mıdır? Bu harcamalar sebebiyle kâr payları düşük tutulmuş mudur? Kısacası bu bankalar hangi para ile ıslah edilip görev yapabilir hale getirilmiştir?
OYAKBank, Sümerbank içine doldurulan beş bankayı 36.000 Dolara satın aldı. Aynı yıl birleşmeden sonra açıklanan bilançoda bankanın toplam özkaynakları 291 Milyon Dolar olarak açıklandı. OYAKBank toplam 10 kadar şubesi olan bankasının üzerine aynı yıl içinde yaklaşık 175 şube ekledi. 2002 yılının başında 61 ildeki şubeleri ile Türkiye’nin en büyük bankaları arasında yerini aldı. Bu bir başarının ürünü müdür? Bu bir nevi hortum değil midir? OYAK buna “Finansal Mühendislik Harikası” ismi takmıştır.
“… Zararda olan on bir şubeli ufak bir banka ile 36 bin Dolara satın alınan bir diğer bankanın birleştirilmesinden oluşan ve beş yıl gibi çok kısa bir sürede inanılmaz gelişme sağlayan OYAKBank kamuoyuna duyurulduğu gibi 2 milyar 673 milyon Dolara satılmıştır. Kasamıza giren 3,2milyar YTL’dir. Bu rakamdan zaten üyelerimizin hesaplarına geçmiş yıllarda intikal etmiş olan 1 milyar YTL mertebesinde bulunan sermaye tutarını çıkarırsak yaklaşık 2,2 milyar YTL net kar olarak Mayıs 2008’de yapılacak 2007 yılı olağan genel kurul toplantımızda alınacak karara göre tabii dir ki her yıl olduğu gibi yıllardır uygulayageldiğimiz usullerimiz çerçevesinde yansıtılacaktır. Rivayet edildiği gibi bir kısmının yatırımlarda kullanılması artan kısmının üye hesaplarına yansıtılması gibi bir uygulama olmayacaktır, olamaz. Zaten benzeri bir uygulama bugüne kadar da olmamıştır. Burada bir noktayı belirtmekte yarar var. Banka satışından elde edilen net kazanç doğal olarak 2007 yılında kurumda üye olanlara aittir. OYAK, bu kaynağı belirtilen üyelerin hesaplarına usuller çerçevesinde yansıttıktan sonra misyonuna uygun olarak çeşitli yatırımlarda değerlendirerek değerine değer katacaktır…"
OYAK yöneticileri veya Sayın Ulusoy müthiş bir adam olmalı ki bir kuruluşa 5 yılda yaklaşık 2 Milyar 500 milyon Dolar kazandırmıştır. Sanırım bu rakam OYAK’ın diğer tüm iştiraklerinin toplamının yedi yılda ettiği kârdan fazladır. Bu konuyu böyle tanımlayıp kapatmak mümkün müdür? Gerçekte Sümerbank alınırken mi bu kazanç elde edilmiştir, yoksa OYAK Bank satılırken mi? Burada halkın bir kandırılması olayı mevcut mudur? Çünkü sonuçta Sümerbank bir kamu bankası idi.
Sayın Yönetim Kurulu başkanı yukarıdaki mevzuda da mevzuat hazretlerine sığınıyor mu? Sizce vicdani bir rahatsızlık hissediyor mu? Uygulana gelinen usullere sığınarak tüm iştiraklerin toplamının beş yılda elde edebileceği kârı bir günde, bir satışla yapıp bunu üyelerinin 2007 kârı olarak göstermenin örneği sanırım dünyada sadece OYAK’ta vardır. Mesela 2006 yılının Ağustos ayında OYAK üyeliği sona eren bir kişinin bu işlemde hiç hakkı yoktur.
OYAKBank 14 Aralık 2007 Tarihi itibarıyla BDDK’nın onayı ile satılmıştır. Eğer OYAKBank Ocak 2008’de satılsaydı 2007 yılında emekli olanlar hiç kâr alamayacaktı. Bu rakam 50.000 TL anaparası olan bir üye için yaklaşık 20.000TL’lik kayıp veya kazanç demektir. Bunun hesabını OYAK mevzuatına sığdırmak yeterli mi? Eğer yeterli ise mevzuatı şeriat gibi gören OYAK bağışa dayalı emeklilik sisteminde kendi mevzuatını neden delmiştir. Bağışa dayalı sistemde çıkışa müsaade etme mevzusunu üyelerin menfaatine deyip kapatmak mevzuat delmeyi affettirir mi? Eğer burada mevzuat deliniyor ise bunun adı tek taraflı hoyratlık değil midir?
OYAK 2007 yılı nema oranı %54. Aktuaryel kâr: 2 milyar 651 milyon. Bu paranın 2 milyar 200 milyon TL'si OYAK Bank’ın satışından 451 Milyon TL’si OYAK’ın kendi borç verme hizmetleri ve diğer iştiraklerinden elde edilen kârlardır. Eğer o yıl OYAKBank satılmasaymış vereceği nema %9 olacaktı. Sizce bu rakamlar da inandırıcı mı? Sayın Yönetim Kurulu Başkanının sözlerinin aksine OYAK 2007 yılında iştirakler haricinde 1 milyar 788 milyon TL üyelerinin rezervine eklemiştir. Bu gelirin ortalama 1 milyar 500 milyon TL’si OYAK Bank satışından olabilir. Sonuçta kurumun borç verme ve diğer finansman hizmetleri gelirleri de vardır. Söz konusu yılda ortada ortalama 700 Milyon TL' lik bir kayıp da söz konusudur. Ancak 2008 Bilançosu incelendiğinde bunun sebebi anlaşılmaktadır. OYAK ustaca bir varyasyonla bu paranın bir kısmını 2008’e aktarmıştır. Kısacası mevzuat efendiye bir kazık atmıştır. Yani paranın bir kısmını 2007’de emekli olanlardan kaçırmıştır diye düşünüyorum.
Sayın Başkan elde edilen kârın 3,2 Milyar YTL olduğunu bunun bir milyar dolarının daha önceki yıllarda üyelere ödendiği için 2,2 Milyar YTL’sinin üyelere dağıtılacağını söylüyor. Yahu bu ne perhiz? Nasıl olur da satıştan elde edilen kârın 1 milyar YTL daha önce üyelere dağıtılmış sayılır? Ortadan kaybolan 1 Milyar YTL nereye gitmiştir? Yoksa 1 Milyar doları İngbank daha önceki yıllarda OYAK’a ödemiş midir? Gizli bir satış mı olmuştur? Yok hayır biz bu parayı OYAK Bank’a zaten daha önce borç vermiştik o nedenle geri aldık diyorlarsa öyle söylesinler. OYAK Bank bir iştiraktir. İştiraklerin kâr ve zararları SPK’ya uygun olmalıdır. OYAK’tan OYAK Bank’a kullandırılan bir milyar dolar bir para mı olmuştur? Benim bildiğim OYAK, OYAK Bank’a 27 Milyon Dolar sermaye koymuştur.
Acaba yukarıdaki gibi bir durum yok ise rivayet edildiği gibi bu 1 milyar dolar ile üyeler adına yatırım yapılmamış ise ne yapılmıştır? Eğer gerçekten rivayetler doğru ise o halde OYAK yine her zaman yaptığını yapmış ve üyelerinin birikimlerini keyfi kullanarak yatırım yapmıştır. Sağladığı büyümenin o yıl veya birkaç yıl içinde emekli olacak üyeye hiçbir getirisi olmayacağı aşikardır. Ancak bu durumu yukarıdaki açıklama ile üyelere duyurmanın hiç tatmin edici olmamasına rağmen nasıl olmuşta bu güne kadar dava açılmamış hayret değil midir? Kısaca bu 1 milyar doların hesabını sormak, aslında tüm geçmiş zaman uygulamalarının keyfiyetini sormak demektir.
“… Erdemir için ödenen 3 milyar ABD Dolarının 500 milyon Doları OYAK kaynaklarından verildi. 1 milyar Doları OYAK tarafından iki taksit olarak borçlanıldı. Birinci taksit 2007 yılında, ikinci taksit 2008 şubat’ında ödenmiştir. Geri kalan 1,6 milyar doları 3 yıl ödemesiz 10 yıllık vade ile ATAER şirketine borçlanıldı. 2009 yılından itibaren 7 yıl içinde ödenecek….”
Sanırım OYAK Yönetim Kurulu Başkanının açıklaması bir delil ve belge niteliğindedir. Maalesef bu belge OYAK sitesinde gözümüzün önünde durmasına rağmen zaman aşımına ramak kalmış ancak yine de hukuki bireysel dava ortada yoktur.
Örneğin ben Erdemir satın alındığında orduda görev yapıyordum. Dolayısıyla alındığında ödenen 500 milyon Dolarda benim de hakkım vardır. Söylendiğinin aksine 1 milyar Doları da OYAKBank satışından elde edilen kârdan ödemiş ise bu paradan da benim hakkım vardır. Geri kalan 1,6 milyar dolarlık borç ise mevcut sistemde yani bir deyişle mevzuatla kimbilir ne haksızlıklara yol açacak Allah bilir.
Sayın meslektaşlarım yukarıdaki alıntılara bakılırsa Sayın Coşkun Ulusoy’un başarısını anlamakta güçlük çekmeyiz. Kendisini şu yönden de eleştiriyorum. Ekonomi okumuş, ekonomiyi bilen bir insanın böylesi ekonomi dışı şeylerin arkasına sığınması sanırım acınası bir durum. Diğer serbest piyasa kurallarına göre çalışan tüm ekonomistler adına, kendisini içinde bulunduğu yapılanmanın ekonomi kurallarına uymayan kazanımlarına attığı imzalardan ve haksız övünçlerinden dolayı kınıyorum.
Sayın Yıldırım Türker’in yayınladığı bu yazının OYAK resmi verilerine uymasını temenni ediyorum. Aksi taktirde kendisini üyelerine yanlış bilgi vermekle itham edeceğim. Kendisini, mevzuata sığınmadan 2006 ve daha önceki yıllarda OYAK üyeliği sona erenlerin OYAKBank’ın satışından aslında hak sahibi olduklarını kabul etmeye davet ediyorum. Tabii ki aynı şekilde Erdemir ve diğer tüm kuruluşların hesaplarında çıkabilecek silbaştanlara hazırlıklı olduğunun bilinciyle hareket etmesini de temenni ediyorum.
“…. Ayrıca OYAKBank’ı satın alan ING Bank hakkında kasıtlı olarak ortaya sürülen ve benzer konumda olan diğer bankalar içinde varit olan iddialar ile ilgili olarak ilgili kuruluşun yöneticilerinin defalarca açıklama getirdiği ve kamuoyunu bilgilendirdiği de hatırlanmalıdır. Bankanın neticede bir Türkiye Bankası olarak kalacağının ve diğer bankalar gib Türk otoritelerinin kontrolünde olacağını da unutmamalıyız…”
OYAKBank’ı satın alan firmanın yabancı olmasına veya uluslar arası sermayeye ben de karşı değilim. Karşı olanlara saygı duyarım. Ancak yukarıda kurulan cümle çocuk avutması gibi. Sayın OYAK Yönetim Kurulu Başkanı acaba muhatap olduğu kitleyi biraz fazla cahil gibi görmüyor mu? İNG Bank nasıl olur da Türkiye Bankası olarak kalır? Ben yabancıların çok konut aldığı bir yerde yaşıyorum. Mevzuatı da bilirim. Yabancının bizim ülkemizden gayrimenkul alması belirli bir sınırlamaya dahildir. Bu sınırlamanın sebebi ise o satın alınan gayrimenkulün uluslar arası hukuka tabii olmasıdır. O nedenle ING Bank Türkiye bankası değildir. Sermayesi yüzde yüz yabancıdır. Uluslar arası hukuka tabiidir.
OYAK dergisinin Mart 2010 Tarihli 114. sayısından da biraz alıntı yapıyorum.
“ Her yıl Genel Kurullar’ca belirlenen nema oranı kabaca o yıl elde edilen gelirin, rezervlerinizin toplam olan varlığa bölünmesi sonucu bulunmakta, rezerv büyüdükçe, gelir çok fazla artmadığı sürece bir önceki yıla göre düşük olabilmektedir. Bir örnek verirsek: 2006 yılında elde edilen gelir 965 milyon TL ve nema oranı %25,1 iken 2009 yılında elde edilen gelir henüz kesinleşmemekle birlikte 1.187milyonTL ve nema oranı %14,2 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir….”
Sayın Yönetim Kurulu Başkanı diyorum ki, 2008’deki açıklamanıza göre şu ATAER denilen OYAK’a para satan şirkete OYAK 2006’dan itibaren 10 yıl vade ile 1,6 milyar dolar borçlu durumdadır. Doların yıllık faizi ortalama %5'dir. Üç yılı ödemesiz kredi olduğundan sanırım faiz daha yüksek olabilir. Bu borç faiziyle birlikte yaklaşık 2,5 milyar civarındadır. 2009 yılından itibaren ise her yıl ortalama 250 milyon Dolar borç ödeme takvimi vardır. Ayrıca borç alındığında dolar kuru 1,35-1,40 bandında idi.
2009 yılında Dolar ortalama 1,5 TL'dir. 1,5*250 milyon Dolar = 375 Milyon TL
375 Milyon TL + 1.187 Milyon TL = 1.562 Milyon TL 250 Milyon dolar borç olmasaydı oluşacak olan aktuaryel kâr
Nema oranı 1.187 milyon TL için %14,2 ise
1.562 milyon TL için %18,7. 250 Milyon Dolar borç olmasaydı 2009 yılı için ödenecek nema
Demek ki bu borç olmasaymış 2009 nema oranı %18,7 olacak imiş. Yani bir üyenin ortalama %4,5 oranında neması borca mahsuben kesilmiştir.
Şu an 1 dolar 1,84 TL civarındadır. Daha borcun ilk iki taksidi ödenmiştir. Dolar 2010-2011 yılında %35-%40 arasında devalüye olmuştur. Tabii ki kur bu şekilde sabit kalırsa… (Yukarıdaki borç hesabı Yönetim kurulu başkanının bildirdiği rakam üzerinden yıllık olarak Merkez bankası ortalama dolar borç verme faiz oranına göre yapılmıştır. Kesin rakamlar değildir.) Kısacası üyelerden kesilecek nema oranı bu borç devam edip diğer kazançlar sabit kaldığı sürece geri kalan sekiz yıl boyunca yaklaşık %5 oranında eksik nema alınacaktır. Mevzuata göre bir kişi 2019 yılında OYAK’tan ayrılırsa katıldığı bu borç külfetinden hiçbir getiri alamayacaktır. Ayrıca 2020 yılında yeni gelen bir üyeye eski emekli astsubaya abisinden bir fabrika hissesi miras kalacaktır. Her yıl o fabrikanın kâr payını alacak ve hiçbir borç ödemeyecektir. Satılırsa da parası onun olacaktır. Mevzuat öyle diyor.
OYAK 2000’li yıllarda mevzuatının kurbanı olmuştur. Üyelerinin hesabıyla, iştiraklerinin hesabını karman çorman etmiştir. Bağımsız denetim kuruluşu denilen bir şirkete para ödeyip kendini denetleterek aklanabileceğini zannetmiştir. Oysa bağımsız denetleme kuruluşu OYAK’a şunu söyleyebilir mi?
Sonuçta bu denetlemecileri ilgilendirmez. Onlar hesapların düzgünlüğüne bakarlar. Benim yukarıda yaptığım hesabı yapmazlar. Yapacak olsalar OYAK bu bağımsız denetleme kuruluşunun işine son verir başka bir bağımsız denetleme kuruluşu ile anlaşır.
Bir hatırlatmada on yıl öncesinden. Biliyorsunuz 2001 yılında ülkemiz çok büyük bir kriz yaşamıştı. Borsamız çökmüştü. Şirketlerimizin hisse değerleri çok düşmüştü. Ülkemiz bu krizden ekonomik anlamda küçülerek çıkmıştı. Krizin faturası yaklaşık 400 Milyar Dolara yaklaşmıştı. Bu faturadan herkes nasibine düşeni almış ve tüm şirketler yılı zararla kapatmıştı. O yıl OYAK üyelerine %95 nema verdi. Kriz dolayısıyla ülkemizde o yıl enflasyon %68 civarındaydı. Büyüme %-9 idi. Üyelerine verdiği nema ile kârlılık yönünden ipi göğüsleyen OYAK’ın bu kazancı parmak ısırtıcı nitelikteydi. Peki bu kazanç nasıl sağlanmıştı? İştiraklerinden çok likidite kârları adı altında seslendirilen dövize büyük miktarda para yatırarak kriz esnasında döviz satarak elde edilen bir gelirden söz ediyoruz. Size o dönemden bir gazete haberi aktarıyorum.
“…Oyakbank Genel Müdürlüğü Binası'nda düzenlenen basın toplantısında konuşan Oyak Yönetim Kurulu Başkanı Emekli Korgeneral Selçuk Saka, 594 trilyon liralık karın 242 trilyon liralık bölümünü finansal faaliyetlerden, 282 trilyon liralık bölümünü iştiraklerden ve 71 trilyon liralık bölümünün de diğer faaliyetlerden kaynaklandığını söyledi. Saka, ''Finansal faaliyet gelirleri bir önceki yıla göre 1.5 kat, iştirak gelirleri ise 2.5 kat arttı. Oyak elde ettiği bu gelirin tamamını sayıları 193 bine ulaşan üyelerine dağıtma kararı aldı. Üyelere 2001 yılında sağlanan nema oranı yüzde 95 oldu'' diye konuştu…”
OYAK hakkında yazıp çiziyoruz. Bu bizim en doğal hakkımız. OYAK’ın eski üyeleri haklı olarak soruyorlar. Neden emekli sandığından aldığımız toplu paranın yarısı kadar OYAK’tan prim alıyor iken, şimdilerde emekli olanlar emekli sandığından alınan toplu paranın üç katı kadar nema alıyorlar? Peki yarın ne olacak? Yarın ne kadar nema alınacak? İşte ben bunların cevabını vermeye çalıştım.
OYAK’ın sorumsuz ve dengesiz büyüdüğünü, iştiraklerinin aslında rantabl olmadığını, hesaplarının inandırıcı olmadığını, üyelerine adil olmadığını ve bu nedenle bazı hukuksuzluklar olduğunu, bu kafayla yönetilmeye devam ederse gelecekte daha çok tartışılacak kararlar alacağını, keyfiyetçi nema politikası nedeniyle üyelerinin güvenini kaybettiğini söylemeye çalıştım. Düzenli çıkış sergileyen bir başarı grafiğinden çok, çan eğrisini andıran şişkinliğin nedenlerini sıralamaya çalıştım.
| YILLAR | ÖZ
KAYNAK MİLYON TL |
AKTUARYEL
KAR MİLYON TL |
İŞTİRAK NET
KARI MİLYON TL |
FİNANSAL GELİRLER
MİLYON TL |
KAR PAYI | TÜFE
ORANI |
ÜYE
SAYISI |
TÜRKİYE
BÜYÜME HIZI |
| 1990 | %60 | 117.000 | %9,4 | |||||
| 1991 | %70 | %0,3 | ||||||
| 1992 | %48 | %6,4 | ||||||
| 1993 | %50 | %8,1 | ||||||
| 1994 | %121 | %-6,1 | ||||||
| 1995 | %78 | %8 | ||||||
| 1996 | %85,6 | %80 | %7,1 | |||||
| 1997 | 87 | 52 | %100 | %8,3 | ||||
| 1998 | %71 | %3,9 | ||||||
| 1999 | 185 | %89,8 | %68,8 | %-6,2 | ||||
| 2000 | 752 | 217 | 79 | 138 | %55,4 | %39 | 179.000 | %6,3 |
| 2001 | 1300 | 594 | 330 | 264 | %94,9 | %68,5 | 192,937 | %-9,4 |
| 2002 | 1607 | 495 | 143 | 352 | %41,1 | %29,7 | 206.036 | %7,8 |
| 2003 | 2247 | 661 | 304 | 357 | %39,2 | %18,4 | 216.389 | %5,9 |
| 2004 | 3323 | 925 | 829 | 96 | %40,3 | %9,3 | 222.028 | %9,9 |
| 2005 | 3097 | 829 | 586 | 243 | %26,8 | %7,7 | 227.296 | %7,6 |
| 2006 | 5099 | 965 | 610 | 355 | %25,1 | %9,7 | 231.662 | %6,1 |
| 2007 | 7738 | 2652 | 864 | 1788 | %54,2 | %8,4 | 235.000 | %4,6 |
| 2008 | 9640 | 1911 | 140 | 1771 | %26,3 | %10,1 | 241.048 | %1,1 |
| 2009 | 10846 | 1187 | -313 | 1500 | %14,2 | %6,53 | 250.100 | %-4,7 |
| 2010 | 12204 | 1421 | 241 | 1180 | %13,1 | %6,4 | 259.061 | %8,9 |
*Özkaynaklar: Üyelerin birikimleri + dönem karı
*Finansal gelirler: İştirak dışında kalan gelirlerdir. Borç verme hizmetleri, v.b.
(Yukarıdaki öz kaynakların geriye doğru seyrine bakılırsa OYAK 1961’de değil de 1990’da kurulmuş gibi. 20 yıl önce öz kaynak olarak neredeyse sıfırda gibi…)
(On bir yıllık iştirak karı toplandığında 3 milyar 813 milyon TL. OYAK kaynaklı karlar ise 8 milyar 44 milyon TL Yani OYAK parayı üyelerinden kazanıyor.)
(2001 OYAK Hesabında bir anormallik vardır. Bu anormallik iştirak karının o yıl aşırı yüksek olmasıdır. Bu farkı Sümerbank’ın sağladığını düşünüyorum. O yıl olması gereken kar aslında 100milyon TL civarıdır. İştirak olarak OYAK’a 200 Milyon TL’lik fazla bir kar girişi olmuştur. Bu fark bile bir sonraki yıl karının iki katına yakındır.)
(2010 yılı aktuaryel karına 200Milyon TL teknik faiz geliri eklenmiştir. Bu gelirin oluş şekli ilgili bilançoda açıklanmamıştır. Sanırım 2010 yılında OYAK karı uzun bir süreden sonra ilk kez sadece teknik karlılık seviyesine (yani enflasyon+ %5) düşmüştür.Bu nedenle kara ilave ödenek konmuştur. Yüzde yüz doğrudur demiyorum . Ben öyle düşünüyorum.)
2009’da OYAK iştirakleri zarar yapmışlardır. Bu zararın sebebi ve alınan tedbirler hakkında üyelere açıklama lüzumu hissedilmemiştir.
2001 yılındaki krizden sonra 2008 yılına kadar OYAK neredeyse altın çağ yaşamıştır. Bu kârlı dönemde OYAK Bank’ın katkılarının olduğu yadsınamaz. Ancak bankacılık artık kârlı bir iş değil denilerek satılmıştır. Bir de şunu sormak lazım. OYAKBank’ın gerçekten iştirak kârı mı, yoksa imtiyaz kârı mı olmuştur?
Demirçelik Sanayisi kâr ve zarar makası çok yüksek olan bir sektördür. Şu durumda OYAK demirçelik sektöründe bir rizikoya girmektedir. Artık dünyada demir çelik fabrikaları ağır sanayi olarak anılmamaktadır. Piyasada rekabet edebilecek özel sektöre ait demir çelik sanayi tesisleri vardır. Dünyada alternatif hammadde olanakları çoğalmış, geri dönüşüm sanayisi oluşmuştur. Dolayısıyla diğer fabrikalar gibi bu fabrikalar da OYAK aidatlarının çoğunluğunun sahibi assubayların aidatları ile eşe dosta arpalık sektörlerinin devamı anlamına gelmektedir. OYAK’ın kârlılığı gittikçe düştüğü için bu fabrikasını da gelecek birkaç yıl içinde satıp üyelerin birkaç yıllık rezervine yayıp önümüzdeki birkaç yılı kurtarma cihetine de gidebilir.
Sonuç: Son 4 yıl öncesinden emekli olan her astsubay serzenişinde haklıdır. Şu an sistemde olanların bazıları da birikimlerinin çokluğuna aldanarak bir takım gerçekleri görmezden gelmektedirler. Örneğin 1980’li olarak halen görevde olan bir astsubayın OYAK’ta birikmiş parası yaklaşık 200.000 TL'dir. Emekli sandığından alacağı para 65.000 TL’dir. Bu durum o kişi için tabii ki iyidir. Çok güzel bir paradır. Ancak 1970 mezunu ve 2002’de emekli olmuş bir astsubay aynı süre çalıştıkları için kendini kıyaslama hakkına sahiptir.
Bu gelişmeler Sayın Coşkun Ulusoy’un sahte kahraman olduğunu düşündürmüyor mu? Yönetim Kurulu Başkanının da üyeleri yanılttığı ortadadır. OYAK bir tefeci kuruluş gibi en büyük kârını kendi üyelerine borç vererek, bir nevi şubesiz bankacılık yaparak elde etmektedir.
Bilgi: OYAK her ne kadar vergiden muaf olmadığını ve vergi verdiğini söylese de 205 sayılı OYAK Kanununu okuduğumuzda OYAK’ın vergi muafiyetini açıkça görüyoruz. Ayrıca OYAK üyelerinin ilk on yıl için kâr payı vermediğini, sonraki yıllar için kâr payı verdiğini savunanlar da vardır. Bu yanlıştır. OYAK üyelik başladıktan sonra her ay için birikim nispetinde kâr payı vermektedir. Ancak 205 sayılı OYAK kanununa göre ilk üç yıl içinde üyelikten çıkılırsa hiçbir ödeme yapılmamaktadır. On yıl içinde üyelikten çıkıldığında da sadece birikmiş para kâr payı olmadan ödenmektedir.
OYAK adil bir sisteme geçmek istiyor ise öncelikle kendi bilançosunda ayırdığı gibi OYAK ve İŞTİRAKLER sistemini hayata geçirmelidir. OYAK’tan ayrılan bir üye iştiraklerden de ayrılmış sayılmamalıdır. O kişiye çıkarken çalıştığı dönemde iştiraklerin özvarlıklarının ulaştığı boyut farkı kadar hisse senedi vermelidir.
Örnek: Bir kişi işe başladığında İştiraklerin toplam öz kaynağı 12 milyar TL idi. Kişi emekli olduğunda bu özkaynakların toplamı 25 milyar TL’ye ulaştı. O halde OYAK o kişiye 13 milyar dolarlık öz varlığın son bilanço tarihindeki personel sayısına (örneğin 250.000 Kişi.) bölümünden çıkan sonuç kadar hisse vermesi gerekmektedir. O halde OYAK o kişiye 25.000.000.000 TL / 250.000= 52.000TL’lik hisse senedi sunması gerekmektedir. Bu kaba bir düşünce olup teknik olarak detaylandırılabilir.
OYAK’a bağlı iş yerlerinin ıslah edilmesi gerekmektedir. OYAK’ın iştiraklerinde hiçbir emekli subay veya assubayın çalışmaması gerekmektedir. Bu konu çok hassastır. Sonuç olarak himayecilik ve iltimas en basit olarak bu konularda başlar. Kârlılığı yüksek bir yapılanma için nitelik ve nicelik olarak piyasa kurallarına göre idareci ve işçi alımından taviz verilmemelidir. Örneğin Özel sektöre ait bir çimento fabrikasında bir işçi veya teknik eleman ile OYAK iştirakindeki çalışan arasında OYAK aleyhine ücretlendirme farkı mevcuttur. Aynı şekilde bazı OYAK fabrikalarının kışla gibi idare edildiğini, iş verimliliğinden ziyade makama hizmet disiplini ile çalışıldığını da biliyorum. Aslında bu paragrafı fazladan yazdım. Çünkü iştirak kârlarının düşüklüğü OYAK kuruldu kurulalı sadece dedikodu olarak tartışılır. Uygulamaya gelince çıt yok. 205 Sayılı OYAK Kanunu bu konulara gelince kısa kalmış.
Saygılarımla…
Yirmi birinci Yüzyıldayız. Artık demokrasi kelimesinin yerini “İleri Demokrasi” kelimesi aldı. Bu söylem bana çok kapitalist gelir. Tıpkı firmaların bir şey pazarlarken uyguladıkları yöntem gibi… Bir araba firmasının aynı marka için aynı yılda bir çok model sunması gibi… Yani “son model Turbo Dizel Demokrasi” diyesi geliyor insanın. Kapitalizmin ürünlerine uyguladığımızda örtüşen bu “İleri Demokrasi” acaba gerçekten bir kapitalizm ürünü mü?
Bence evet… İleri Demokrasi denilen şey insanların hepsini Bilgisayar hafızalı olarak kabul ediyor. Düşünün bir kez!.. Cep telefonu veya internet abonesi olduğumuzda bizlere bir sürü güzel kelimelerle kampanyalar sunuluyor. Ancak bu kampanyalar tabii ki hukuki kurallara bağlı. Bilişim teknolojileri ya da bankalar için hazırlanmış kurallar tüketicinin son derece akıllı olması halinde, ya da çaresiz olmaması, başka bir deyişle alternatif kurabilmesi halinde eşit şartlara ulaşıyor. Böyle bir avantajımız varsa bizim lehimize bir şeyler olabiliyor. İleri Demokrasi insanın kafasını karıştırıp aldatmaya çalışan yeni kapitalistlerin hukuk sisteminin adı olsa gerek.
Veeee … OYAK…. İleri demokrasiye adapte olmuş kuruluşlardan biri. Bu makalemde OYAK tarafından imzasız yayınlanmış ne idüğü belirsiz bir makaleyi kendime muhatap almak istemiyordum. Ancak bazen kaçınılmaz oluyor. O kuruluş kapitalist yöntemlerle yönetilmektedir. Her ne kadar sosyal bir yardımlaşma kurumu olduklarını söyleseler de bu böyledir. Aksi taktirde hem kapitalist hem de sosyal yardımlaşmadan söz edecek olursak çok başka bir şey ortaya çıkıyor. Suç teşkil eder diye yazamıyorum. Tabii ki bazıları benim gibi düşünenlerin düşüncelerini kabul etmeyecekler. Tabii ki onların eksenleri benimkinden farklı olacak. Çünkü ben kapitalist değilim. Zaten belirli bir kapitalim de yok… Kısacası benim gibi düşünmeyenler için “bekarın karı boşadığı” biriyim.
Ben imzasız yazılarda olduğu gibi insanların önüne kanun kitap açıp, elime de hukuk sopası alıp yazmayacağım. Ben vicdanlara sesleniyorum.
Sayın okurlar sizlere soruyorum. OYAK’a değil sizlere soruyorum. Şu soruların cevapları hakkında sanırım biraz bilgi sahibisinizdir!
Diye uzar gider. Ancak şuna emin olun ki konum ne OYAK ne de başka bir kurum. Eskinin imtiyazlıları ile şimdinin ileri demokrasisinin şirketlerinin pek farkı olmadığını söylemek istiyorum. Yetmişli ve seksenli yıllarda kurumları yiyip bitiren rüşvet ve adam kayırma dediğimiz yanlış uygulamalar karşımıza yeni elbiseler giyinip giyinip geliyor. Ben ne OYAK’a karşıyım. Ne de serbest piyasaya… Karşı olduğum şey yok olduğu söylenen imtiyazlardır.
Kamu İktisadi Teşekkülleri'ndeki mutluluk çemberleri doksanlı yıllarda çöktü. Bazı entrikacı tüccarların elinde bir tek Türk Silahlı Kuvvetleri kaldı. Kantinine, gazinosuna, orduevine girebilmek için çevirmedikleri dolap yok. Promosyonların, indirimlerin yanı sıra şahsa özel teklifler maalesef oluyordur. Askerlerin ticaretle olan serüvenleri bazen komuta kontrol hiyerarşisini de tabii ki etkileyebilir.
Bana göre OYAK mecburiyete ve imtiyazlara son verse de ayakta kalabilir. Eğer üyelerine eşit paylaşım imkanı sağlarsa, piyasa kurallarına göre oynarsa, profesyonel personel ile çalışırsa başarılı olur. Hem de tam tersine, iştiraklerden elde ettiği gelirler üyelerine daha çok yansır.
Ancak bu hukukun içinde bir tek yanlış OYAK’ta değil. Ticari hayatımızda doğru gitmeyen neler var neler…
Sözümü bitirirken TEMAD Genel Kurulunda şirketleşmeye giden adımın atılmasını temenni ediyorum. Olmasa da olur ancak olursa çok güzel olur. Verimli bir bahçenin ekilmesi veya ekilmemesi hakkında karar vermek gibi bir şey… Başkan seçimi kadar, Tüzük değişikliği kadar önemli…
OYAK aslında bize de bir ders verdi. Ne kadar çok verirsen ver, eşit vermediğin sürece problem var demektir. Bir de eve gelen yemeğin nerden geldiğini sormak lazım kanaatimce...
Saygılarımla….
Bilindiği gibi OYAK, çeşitli nedenlerle BDEGS'nde değişiklikler yaptı ve 01 Eylül 2011 tarihi itibarıyla da uygulamaya koydu.
Buna göre, daha önce %9 olan garanti gelir %5’e düşürüldü ve bu oranı kabul etmek istemeyen eski üyelere sistemden çıkma hakkı verildi. Şimdi eski üyelerin kafası biraz karıştı. Çıkmak mı iyi, kalmak mı diye düşünmekteler.
Sevgili meslektaşlarımın bu konuda karar vermesine yardımcı olmak amacıyla bazı açıklayıcı bilgi ve yorumlarımı belirtmek gereği duydum.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, BDEGS %9 garanti gelir oranıyla, dünyada eşi ve benzeri bulunmayan nadide güzellikte bir sistemdir. Düşünün bir; toplu paranız var ve bunu sisteme yatırıyorsunuz. Bir sene sonra da maaş almaya başlıyorsunuz. Üstelik anaparanıza da belli bir oranda ilave yapılıyor ve erimesinin önüne geçiliyor.
Hayat Sigortası, Bireysel Emeklilik ve A Tipi Fonlar gibi aldatmaca sistemleri düşündüğünüzde karşınızda gerçekten de bulunmaz bir nimet duruyor.
Lakin dünya eski dünya değil. Türkiye de eski Türkiye değil. Şimdi faizler yerlerde sürünüyor. Başlangıçta sistemi kuranlar tarafından pozitif görünen bu sistem artık yeni dönemde OYAK’ın üzerinde bir kambur. Faizin %7-8 olduğu bir ülkede %9 gelir garanti ediyorsunuz. Başaramayınca da cepten takviye yapıyorsunuz.
Eskiden kılınızı kıpırdatmadan %25-30 faiz almanız mümkündü, ama şimdi? Şimdi öylesine bir gelir elde etmek maalesef yaratıcılık istiyor. Ayrıca da risk istiyor. Oysa bu sistemin en büyük özelliği riskten kaçması, garantiye yönelmesi. Yani bildiğiniz bankaların Hazine ve Tahvil Fonları gibi işliyor ya da Bireysel Emeklilik Fonları gibi.
Peki bu fonların şimdiki halini biliyor musunuz? Gazete sayfalarından takip ediyor musunuz? Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve bedava kâr sistemine alışan bu fonlar artık can çekişiyor. Bırakın kâr etmeyi, yatırımcının anaparasını bile Tazmanya Canavarı gibi tırtıklıyor.
Böyle bir ekonomik tablo içersinde OYAK da yeni duruma adapte olmaya çalışıyor. Yüzde 9 kazanmanın zor olduğu dönemde garanti ettiği geliri yüzde beşe çekiyor ki, bu bile çok zor aslında. Peki yüzde 5 garanti gelir ne anlama geliyor, biraz açalım. Her şeyden önce kayıp kayıptır. Yani matematiksel olarak 9-5=4 şeklinde BDEGS yatırımcılarının kaybı olacağını belirtelim. Lakin bugünler için yüzde 5’in de iyi bir rakam olduğunu vurgulayalım.
OYAK, bu şekilde hem kendisini koruyor, hem yeni duruma adaptasyon sağlıyor. Yatırımcısını da koruyor -gibi ama-dediğimiz gibi eski yatırımcılar maalesef 4-0 mağlubiyeti kabullenmek zorunda. Ya da sistemden çıkmak kararını vermek durumunda.
Yani yeni girecekler için hâlâ BDEGS iyi bir seçenek. Eskiler ise durumunu değerlendirmeli.
Yüzde 5 garanti gelir ile size dönecek maaş tahminen yarı yarıya azalacak. Fakat anaparanızın yükselme ihtimali daha fazla olacak. Hatırlarsanız, BDEGS iştirakçisi arkadaşlarımız bırakın artmayı, anaparalarının eksilmekte olduğu yönünde serzenişte bulunmaktaydılar. İşte bu garanti geliri aşan miktarın azlığından dolayı yaşanıyor. (Bkz OYAK Bilgilendirme Yazısı: BDEGS’de garanti gelirin üzerinde elde edilen yıllık gelirin iştirakçi yaşına oranlanan kısmı garanti gelir ile birlikte üçer aylık gelir ödemesi olarak ödenmekte, kalan kısmı iştirakçi rezervine ilave edilmektedir.)
Yani OYAK size %9 kâr garanti ediyor ama %11 kazanıyor. Anaparanıza katkı sağlayacak miktar 11-9=2 rakamının içinde yer alıyor. Garanti gelirle gerçekleşen kâr arasındaki makas daraldıkça anapara kırpılmaya başlıyor. Bu da yıllık sigorta masrafı vs. gibi masraflarla, anaparaya ilave edilen miktarın arasındaki negatif ilişkiden kaynaklanıyor. Yani diyelim ki, bu yılın kârından anaparanıza ilave miktar 50 TL çıktı. Fakat sigorta masrafı gibi tutarlar 60 TL olarak gerçekleşti. Bu durumda anaparanız o yıl 60-50=10 TL eksilecektir ve bu durum bu ekonomik ortamda her yıl süreklilik arz edecektir. Anaparanız eriyecektir. İşte bu nedenle OYAK, garanti gelir oranını düşürmekte ve anaparanızın erimesini önlemeye çalışmaktadır. Öte yandan yüzde 5 garanti geliri kabul ettiğinizde ise anaparanız eskisine oranla biraz daha iyi artacak ama aldığınız maaş azalacaktır. Tabii ki, anapara artışını BDEGS’nin şimdiye kadarki gerçekleşmiş nema oranına göre söylüyoruz. Eğer, bundan sonraki yıllarda nema oranı yüzde 7-8 gibi bir rakama düşerse, değişen hiçbir şey olmayacaktır. 7-5=2 olacak ve tıpkı bugünkü gibi anaparanız erimeye başlayacaktır.
Şimdi, yukarıdaki bilgilendirmeler ışığında ilk tavsiyemi sunuyorum: Eğer hâlâ çalışansanız BDEGS’ye girebilirsiniz. Yeni üye olabilirsiniz. Ülkemizdeki aldatmaca sigortalardan çok daha iyidir. Çekeceğiniz bir banka kredisiyle ya da OYAK Borç Para seçeneği ile sisteme üye olabilir, anaparayı birkaç yıl uykuya yatırabilir ve çocuklarınız büyüyüp okuma çağına geldiğinde maaş bağlanmasını isteyebilirsiniz. Özellikle eşi çalışmayanlar için aile bütçesine karınca kararınca destek sağlayacağını söyleyebilirim. Dediğim gibi, bu tavsiye, emekliliğine uzun süre olan genç arkadaşlar için bir seçenektir. Kısa zaman sonra önünüze EMS gibi bir seçenek çıkacaksa, hiç BDEGS’yi planlamanıza almayın.
Ben, BDEGS’yi emekliler ya da emekli olacaklar için tavsiye etmiyorum. Karşınızda EMS gibi bir seçenek varken, BDEGS’yi düşünmeyin bile. Hâttâ bugün yüksek miktarda iştiraki olan emekli meslektaşlarıma şunu tavsiye ediyorum, mümkünatı varsa, buradaki paranızı çekip EMS’ye aktarınız. Şu emsal tamamlama ya da oran yükseltme seçeneklerini gözden geçiriniz.
İncelememize devam ediyoruz ve diyoruz ki, hadi OYAK bizi kandırmaz, yüzde 5’i kabul edelim. O zaman yola devam edeceğiz ve yüzde 5 ile birlikte neleri kabul ettiğimizi inceleyeceğiz.
OYAK bilgilendirme yazısında şöyle diyor: “Sistem’de garanti gelir oranının %9’dan %5’e düşürülmesi mevcut koşullarda iştirakçinin toplam gelirinde herhangi bir fark oluşturmayacak olup, yalnızca üçer aylık gelir ödemeleri ve rezerve ilave kompozisyonu değişerek, iştirakçinin rezervinin erimesi engellenecektir.”
Şimdi bunu açalım. Önce demek istiyor ki, ben sadece bir düzenleme yapıyorum. Hile yapmıyorum ve art niyet taşımıyorum. Şimdiye kadar bu sisteme nasıl özen gösterdiysem aynen öyle devam edeceğim. Yani nema oranını pat diye düşürmeyeceğim. Mümkün olan en iyi rakamı yakalamaya çalışacağım. Bu durumda nema oranını %11 kabul edersek şöyle bir tablo çıkacak karşımıza: 11-5=6. Yani anaparanız eski sistemde (garanti gelir %9), 2 puandan nasipleniyordu (11-9=2), şimdi ise 6 puandan nasiplenecek. Tabii ki yaşınızın durumuna göre. Burada alacağınız maaş; garanti gelir+ 6 puanın yaşla oranına göre belirlenen meblağ olacak. Anaparanız daha çok artacağından (eskiye oranla) alacağınız maaş o kadar azalacaktır. Toplamda hiçbir değişiklik olmayacaktır. Aynen dedikleri, vurguladıkları gibi. Şimdi şöyle düşündünüz; pek fena bir şey değilmiş, hâttâ beni koruyor gibi… Maaşım biraz azalacak ama anaparam artacak.
O zaman karşınıza şu soru gelecek; Türkiye’nin devasa bir holdingi niteliklerine haiz OYAK, niye böyle bir şey yapıyor? Beni mi çok seviyor sahiden? Yoksa işini şansa bırakmak mı istemiyor? İşte cevaplanması gereken soru bu. Bu düzenlemenin ana can damarı da burada yatıyor. Dolayısıyla bu düzenlemenin şifresi açıldığında, OYAK demek istiyor ki; yakın vadede belki ama orta ve uzun vadede %9 oranını aşacak nema kazanımını gerçekçi bulmuyorum. Bu hem şirketimi hem de iştirakçimi kandırmak olur. Benim planlarıma göre gerçekçi olan oran %5’tir ve bunu uygun mütalaa ediyorum. Böylece hem iştirakçimi hem de kendimi korumayı amaçlıyorum. İşi savsaklamayacağıma ve aynı oranlarda nema elde etmeye çalışacağıma dair de ilke benimsiyorum. Lakin piyasa şartları bu ve ne olacağı bilinmez.
Yeni sözleşmenin en tehlikeli maddesi ise 8. Maddedir. Şöyle diyor: “Ekonomiyi etkileyen ve önceden öngörülmesi mümkün olmayan haller ile para piyasaları ve faiz oranlarında önemli değişiklikler olması durumunda, Kurum işbu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini, o günün koşulları çerçevesinde yerine getirir.” İşte bu madde OYAK’a esnetilebilir bir alan tanımlıyor. İyi niyetine güvendiğiniz takdirde sorun yok. Lakin belirtilen önemli değişikliklerin ne olacağı iyice tanımlanmamış. Sadece bir kriz tanımlaması ve büyük değişiklikler vurgusu yapmış. Kurum kendini korumak istediğinde, bu maddeyi istediği gibi kullanabilir kanaatindeyim.
Bir diğer dikkat çekici madde ise altıncı maddedir. Burada şu husus açıkça belirtiliyor: İlave nemanın elde edilemediği yıllarda riziko primleri garanti edilen %5 nemadan karşılanır. Yani kurum önümüzdeki senelerden birinde %4 nema sağladığında, siz yine %5 üzerinden nemalanacaksınız. Lakin sistem kazancı yüzde beşi aşamadığı için, riziko primi size garanti edilen gelirden (%5)düşülecektir. Bu da biraz daha düşük maaş almanıza sebep olacaktır.
Şimdi ayrılmayı düşünen meslektaşlarımız için dikkat edilecek bir hususu belirteceğim. Karar verdiniz ve ayrılacaksınız. Hemen şimdi mi yoksa biraz beklemeli mi? Çünkü size 31 Aralık 2011 tarihine kadar süre tanınmış. O halde burada faydamıza olacak şey nedir, ona bakalım.
Genel anlamıyla çıkış işlemlerinde “çıkış başvurusunun yapıldığı ayın gelir tahakkuku gerçekleştikten sonraki ayın ilk bilmem kaçıncı günü” vurgusu yapılmaktadır. Bu şu demektir; eğer başvurunuzu Eylül’de yaparsanız paranızı Ekim’in ilk günlerinde, Ekim’de yaparsanız; Kasım’ın ilk günlerinde, Kasım’da yaparsanız; Aralık ayının ilk günlerinde ve Aralık ayında yaparsanız; Ocak 2012’nin ilk günlerinde alacaksınız demektir. Öyleyse başvuru tarihinin bir anlamı vardır.
Yani ne kadar geç çıkarsanız o kadar süre bu %9’luk gelirden nemalanacaksınız demektir. Bu sebeple iştirakçilerden çıkmak isteyenlere Aralık ayı içinde başvuru yapmalarını ama Aralık’ın son günlerine de kalmamalarını tavsiye ediyorum. Çünkü ayın biri de aynı otuz biride.
Eğer acil paraya ihtiyacınız yoksa Aralık ayını beklemeniz önemli. Çünkü hesabınıza üç çeşit para yatacak. Birincisi henüz devam eden aylık ödemelerinizden (maaş) kalan kısım. Tabii ki eğer bu dönem henüz almadığınız maaş varsa. Diyelim bu dönem henüz ilk maaşı aldınız. Alacağınız daha üç maaş vardır ve bunlar hesabınıza yatacaktır.
İkinci meblağ ise içerideki anaparanızdır. OYAK’ın internet sitesinde görülen meblağ yaklaşık olarak hesabınıza yatacaktır. Yaklaşık olarak diyorum, çünkü burada belirtilen meblağ brüt tutar olarak gösterilmektedir. Netinin ne kadar olduğunu OYAK bilir.
Üçüncü tutar ise az önce vurguladığımız, çıkış tarihinizle ilgili kısımdır. Diyelim ki başlangıç (sözleşme tarihiniz) Haziran ayı. O halde yeni dönemde nemalanmanız (eski oran %9’dan) devam etmektedir. Haziran, Temmuz ve Ağustos için nemalanma yapılmıştır. Sizin çıkış başvuru tarihinize (aya) göre de alacağınız ya da kazanacağınız miktar ilave nemalanacak yani artacaktır. Her ay için yaklaşık olarak (garanti gelir %9 üzerinden) %9:12 =0,75 (yani aylık %0,75-yüzde birin altındadır, dikkat) kazancınız olacaktır. Yaklaşık olarak, aylık neredeyse yüzde bir gibi. Bu da hiç fena değil. İşte bu sene işletilen nemadan da kaldığınız süre için payınıza düşeni alacağınız bu meblağ üçüncü tutarı oluşturmaktadır. Haziran ayını örnek aldığımıza göre; Eylül’de çıkış başvurusu yapanın alacağı nema oranı: 0,75*4 (ay)=%3 olacak, Aralık ayında başvuranın ise 0,75*7 (ay)=%5,25 olacaktır. Tabii ki bunlar da garanti gelire göre ve basitçe bir hesaplama ile yapılmıştır.
OYAK ile ilişkim kesilmesin niyetiyle BDEGS’den ayrılmamayı düşünüyorsanız, bu sistemin OYAK ile özel bir bağ olduğunu unutmayın. Yani EMS üyesi iseniz OYAK üyeliğiniz devam eder, ama sadece BDEGS üyesi iseniz OYAK üyeliğiniz söz konusu değildir. Dolayısı ile OYAK ile bağ kurulması açısından hiçbir önemi yoktur. Avantaj sağlamaz. Çıkmak istiyorsanız rahatça çıkabilirsiniz.
OYAK’ın bilgilendirme mektubunda yer alan bir diğer husus, vergilendirme vurgusudur. Benim buradan anladığım, ilk başta sisteme yatırmış olduğunuz anaparanın herhangi bir vergi sorunu yaratmadığı fakat üstüne gelen nemanın vergilendirilebileceğidir. Bu da nema tutarına göre değişir. Vergi muafiyetleri falan söz konusu olabilir.
Sistemde yüksek meblağınız var ise üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Çünkü, yüksek meblağın neması da muafiyetleri aşıyor olabilir ve bir vergi sorunu yaşatabilir. Küçük tutarlar için bir vergi korkusu olacağını düşünmüyorum.
Bir diğer husus şudur ki, BDEGS'nde normal şartlarda çıkış yoktur. Bu olağandışı bir fırsat ya da şanstır. İyice düşünüp tartıp değerlendirmenizi yapın. Belki de bir daha çıkış fırsatınız olmayabilir. Bundan sonra fesih talebinde bulunulamayacağı da açıkça belirtilmektedir.
Bana gelince, ben de BDEGS sistemine üyeyim ve çıkma kararı verdim. Bu karara varışımın sebebi ise bu paraya ihtiyacım olması. Eğer ihtiyaç söz konusu olmasaydı, enikonu düşünürdüm.
BDEGS sistemine üye olan meslektaşlarımın bu bilgilendirme notunu dikkatlice inceledikten sonra, kendi kararlarını vermelerini tavsiye ediyorum. Amacım sadece bilgi sunmak. Sorumluluk; kararı verecek meslektaşımın kendisindedir.
Sevgi ve selamlarımı arz ediyorum.
Aydın Kulak
Sayın arkadaşlarım,
Hepimizin bildiği muvazzaf ve emekli astsubayların ortak birçok sorunundan bazısı olan aylık gösterge tablosuyla ilgili intibaklarımız, fiili hizmet zamlarının derece ve kademelerde sayılması ve OYAK konusunu mahkemeye taşımıştım. İntibaklarla ilgili dava Ankara 4. idare mahkemesinde, fiili hizmet zamlarının derece ve kademe yükselmelerinde de sayılması davası Ankara 13. İş Mahkemesinde devam etmektedir.
OYAK davası Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde sonuçlanmış ve beklediğimiz gibi hem asıl dava hem de karar düzeltme talebim ret edilmiştir. Bugün AİHM dava dilekçesini Denizli PTT'sinden STRASBOURG'a gönderdim.
Ben de bir vatandaş olarak kanundan doğan hakkımı alabilmek için tazminat talebiyle davayı açtım. Davanın hepimize hayırlı olmasını diliyorum.DAVANIN GEREKÇESİ
- Üyelerin genel kurulda üye olamadıkları
- Yıllık faizlerin %100, %150 ve % 200 olduğu zamanlarda bile yatırılan aidatların kanun gereği % 5 teknik faizle değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğu.
- Özellikle emeklilikte ve emekli maaşı sisteminden ayrılanların paylarının yazılı değere göre değil gerçek değere göre hesaplanması.
- Üye varlıklarının gittikçe reel değerini kaybetmesine rağmen kurumun büyüyerek zenginleşmesi.
- 250.000 Euro tazminat talebi.
“Geçtiğimiz seçimlerden sonra kazananlar haklı galibiyet şarkılarını çalarken, kaybedenler de her halde içten içe “Ben nerede hata yaptım?” sorusunu kendilerine sormaktalardır.” Diye düşünürken birden bire “hayır” dedim. Hayır.
Kaybedenler de aslında kendi iktidarını yaşıyorlar. Kaybedenler de aslında daha kaybedecek şeyleri olduğu için onun telaşında başarısızlıklarına dışsal bahaneler uyduruyorlar. Kabuklarını atacaklarına, maalesef kabuklarını güçlendiriyorlar. “Ben nerede hata yaptım?” sorusu maalesef çok içsel olarak soruluyor. Maalesef en yakın arkadaşlara bile bu duygu anlatılmıyor.
Ülke siyaseti açısından, geçtiğimiz on yılın analizini doğru veya yanlış her parti kendine göre yapıyordur. Biz gelelim kendi meselemize…
Son zamanlarda haklı olarak TEMAD’a başarısızlıklarından dolayı demediğimizi bırakmadık. Yaptıkları hataları bir muhalefet edasıyla eleştirdik. Sorulduğunda tarafsızız dedik ancak kendi listelerimizi gruplarımızı oluşturmak isterken tam bir taraftık. “Tarafsız olmak” spor müsabakalarındaki hakemlere yakışır. Onlar her iki takımdan da değildir. Bizim sitemiz eleştirilerin yoğunlaştığı bir sitedir. Düşünün bir kere TEMAD lehinde yazı yazan ve bizim fikirlerimize ters düşen kişilere neler demedik ki… Demek ki biz tarafsız değiliz. Demek ki biz tarafız. Sakın TEMAD iyi bir şey yapsaydı yazardık demeyin. Çünkü biz artık her şeyi birbirine bağlayan bir döngünün içindeyiz. Maalesef TEMAD şu ana kadarki uygulamaları ile bizi iyi bir şey yapmasını bekleyemeyeceğimiz, gözlerimizle görsek de inanamayacağımız depresif bir hale soktu.
Bizim taraf olduğumuz bir çok konu TEMAD’ ın da taraf olduğu konudur. Ancak bizi TEMAD’ dan farklı kılan bizim farklı söylemlerimizin olmasıdır. Yapılanları eleştirip alternatifini sunmaz isek, taşın altına elimizi sokmaz isek, muhalefet olmayı kabul etmez isek, şikayetlerimizi bir nevi tarafsız serzeniş olarak sürdürür isek bir adım öteye gidemeyeceğimiz bir gerçektir.
Peki bu sitede bizim yapmamız gereken nelerdir?
Herşeyden önce demokratik bir ortam oluşturmaktır. Eğer tarafsız isek yorumların altına “Yönetici notu” düşmemektir. Bırakınız fikirler tartışsın. Ancak sitenin hukuksal olarak sıkıntı yaşayacağı konularda kendini düşünerek bir takım şeyleri yayınlamaması gayet normaldir. Çünkü her ne kadar bu site benimdir, bizimdir desek de faydalanıcı olarak haklıyız, ancak sorumluluk olarak hiç de öyle değildir. Tabii ki sorumluları vardır. Ancak site yöneticilerinin bu olgunun dışına çıkarak; üyeler fikirlerini beyan ederken “sizden bunu beklemezdik.” yaklaşımından vaz geçmesi gerekmektedir.
Bu sitede yazan yazarlar da bizlerden biridirler. Ben de onlardan biriyim. Ancak bu demek değildir ki ben yüzde yüz doğru yazıyorum. Biz yazarlar bu sitenin renkleriyiz. Biz soldukça yerlerimize yenilerinin gelmesi kaçınılmaz olmalıdır. Belirli sıklıkta yazı yazmayan köşe yazarının köşesini işgal ettiği düşünülmelidir.
Son olarak OYAK hakkında kamuemekçileri.org adresinde yazılan bazı yazılar ile oluşan istenmeyen hukuksal sonuçlar hakkında bir yorum getirmek istiyorum. Sayın Gürpınar Abimizin Sayın Adilhan Şanlı’nın konu ile ilgili köşe yazısına yaptığı yorumu iki kere okumanızı rica ediyorum. Mesaj ortadadır. Kendisi her zamanki kırıcı olmayan üslubuyla söylemek istediğini söylemiştir.
Kamu emekçileri sitesine üye olmayın veya yazmayın demiyorum. Sadece söylediğim şudur. Bizim her yazdıklarımızı sadece bizlerin okuduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İnanın küçük bir hatada kendimizi hakim önünde buluruz. Çünkü kapitalist bir sistem ile karşı karşıyayız. Onlar OYAK’ın parasıyla dava açıyorlar. Ancak biz sadece kendi paramızla komik ama haklı halimizle savunma yapıyoruz.
Ben bu sitede OYAK hakkında bazı yazılar yazdım. OYAK’ın 2001 yılında dolarize olarak haksız kazanç elde ettiğini söyledim. OYAK neden bana dava açmadı? Sayın arkadaşlarım benim OYAK hakkındaki fikirlerim sabittir. OYAK kapanmalıdır. Geriye yönelik olarak Asteğmenler başta olmak üzere hak kaybına uğrayan herkesin hakkı verilmelidir. Çünkü yönetiminde üye temsil dağılımı adaletli değildir. Çünkü iştiraklerinde çalışanlar objektif kriterlerle işe alınmamaktadır. Tıpkı bir zamanlar Ordu Pazarlarında olduğu gibi…
OYAK’ın hukukçularının bana söyleyebileceği söz yoktur. Bu nedenle de hakkımda dava açamazlar. Bilakis bahsettiğim 2001 yılındaki OYAK’ın haksız kazanç elde etmesi OYAK dergilerinde yayınlanmıştır. Hal böyleyken Savcıların OYAK hakkında soruşturma yapmaması da düşündürücüdür. OYAK iştirakleri kâr sağlama amaçlı kuruluşlardır. Ancak bu iştirakler de çoğu zaman OYAK vesilesi ile TSK güvenilirliğini ticaretlerinde diğer şirketlere karşı haksız rekabet anlamı taşıyacak şekilde kullanmışlardır. En basitinden Oyakbank reklamlarında “Emrinizdeyiz” ibaresi kullanmıştır. OYAK iştirakleri büyüteç altına alınınca başta vergilendirme ve devlet olanaklarının kullanılması olmak üzere altından çok şey çıkacağına inanıyorum. Ancak şu an sadece birkaç gazete köşesinde devede kulak misali bir takım şeyler duyuyoruz. Umarım savcılar bu haberlere de, şikayetçi emekli generale gösterdikleri duyarlılığı gösterirler. En üzücü olanı da bazı meslektaşlarımızın “geç bunları sen, OYAK olmasaydı o kadar parayı nerede biriktirecektin.” yaklaşımında olmasıdır.
Biraz da zülfiyare dokunmak lazım. Saygılarımla…
Değerli Meslektaşlarım,
Birkaç saat önce facebook'tan bir mesaj iletildi. Mesajı ileten arkadaşımız "www.kamuemekcileri.org" sitesi kurcusu ve yazarı Em.Assb.Mustafa Bıyık'tı. İçeriği ise; yukarda adı geçen sitenin on kadar yazarı hakkında (Benim olduğum da söyleniyor) bilişim suçları savcılığınca soruşturma açıldığı ile ilgili idi. Birkaç dakika sonra Em.Assb.arkadaşımız Atilla Okbilek kardeşim aradı. O da kendisinin Sayın Selçuk İçer'le ilgili dava konusunda yorum yaptığı için OYAK tarafından hakkında dava açılması için savcılığa başvurmuş. Kamu emekçileri web sitesine aynı başlıkla bir yorum yazarak, bizlere hakaret ederek veya korkutarak bizleri sindiremeyeceklerini yazdım. Arkadan telefonla Mustafa Bıyık arkadaşımızı aradım. Emniyette ifade verip evine yeni dönmüştü. Suçlamanın içeriği kendisine bildirilmemiş!
Bu iki olay bizlere artık mızrağın çuvala sığmayacağını sorunlarımızı ve sıkıntılarımızı artık hukuk önünde tartışacağımız anlamına geliyor. Ben dahil hiçbir arkadaşımızın bu tür korkutma, susturma ve yıldırma taktiklerine pabuç bırakmayacağımızı OYAK yönetimi bilmelidir. Yıllarca sesimizi çıkaramadık. Konuştukça susturulduk. Görevimiz devam ediyordu ve amirlerimiz çıkarları gereği OYAK'ı koruyordu.
Bizi dinlemeliler ve mutlaka ama mutlaka görüşümüzü almalılar. Çünkü, her aybaşında kasalarına giren sıcak milyonlarca TL.nin kaynağının büyük payı bizim. Eğer sizler bu gerçeği görmemekte direnirseniz biz de yazmaya, eleştirmeye devam edeceğiz. Canınız sıkılacak. Davalar, davalar,