Perşembe, 23 Şubat 2012 23:08

YOLUM ÇANAKKALE’YE DÜŞTÜ…

canakkale-asborduevi

Ne zaman bir astsubay orduevine yatılı olarak yolum düşse, canım boru anahtarı ve yıldız tornavida çeker. Geçen sonbaharda, Çanakkale Astsubay Orduevi’ne iki geceliğine konaklamak için yolum düştüğünde yine öyle oldu; canım yine kurbağacık ve yıldız tornavida çekti. Çanakkale’ye gezmeye giden bir insanın canı normalde, boğaz kıyısında bir balık sofrası, tuzlu sardalya, üzerine bir peynir tatlısı falan çekmesi gerekir değil mi; yok hayır illa ki benim canım şöyle orta boyundan bir kurbağacık ve yanında yıldız tornavida çekecek. Bu da nerden çıktı demeyin; anlatınca sanırım sizler de bana hak vereceksiniz. Orduevlerine yolunuz düştüğünde sizin de canınızın anahtar tornavida çekmiş olduğunun farkına belki de ben anlatınca varacaksınız.

He ne kadar bu gün Antalya’da oturuyorum olsam da, geride bıraktığım ömrümün yarısından çoğu Gölcük’te geçti. Bu nedenle, hala oralarda bir çok eşimiz dostumuz var. Geçen sonbaharda, kendisi daha önce rahmetli olan bir meslektaş ağabeyim ve aile dostumun kızının düğün davetiyesini alınca, bize de Gölcük yolu göründü.

Malumunuz, günümüzde bir yandan dünya küçüldü, diğer yandan refahımız arttı, bunlara ek olarak, getirisi fazla olan yöntemler de eskiye göre, çok ama çok değişti. Perşembeden yola çıkılıp cuma günü akşam dönmek üzere Mekke’de Cuma namazı turları düzenlendiğini basından okuyor, izliyoruz. İnsanların, bir değil birkaç defa, tekrar tekrar umreye gittiklerini, şirketlerin promosyon olarak umre ziyareti paketi dağıttığını her akşam televizyon haber bültenlerinden izliyoruz. Bu konuda kimi akranlarımdan, bir değil birkaç tur bindirenler olduğunu da biliyorum. Bir emekli astsubay olarak Mekke’de başkaları gibi devre mülkümüz vardı da biz mi gidip kalmadık diyeceğim ama neyse uzatmayalım; şöyle kendimi bir yokladım ki, ben haccı umreyi geçtim, bir defa bile olsun hala Çanakkale şehitliklerini ziyaret etmemiş olduğumu fark ettim. Doğrusu biraz da utandım; kendimde bunun eksikliğini hissettim.

Gölcük yolculuğunu fırsat bilip, bir ay öncesinden Çanakkale Astsubay Orduevi’nden iki gecelik yer ayırttım, organizasyon iyice ciddiye binmeden eşime bile söylemeden, Çanakkale’de şehitlik turları organize eden bir kurumla telefon irtibatı kurdum. Gölcük’te görevimizi yerine getirdikten sonra, İstanbul - Gelibolu yoluyla Çanakkale’ye geçtim.

Çanakkale Arabalı vapur iskelesine ulaştığımda, Astsubay Orduevi iskelenin kuzeyinde, her ne kadar çağırınca duyulacak mesafede görünüyordu. O yöne giden yollardan biri kazılmış, paralel olan diğeri trafik kazası nedeniyle kapalı, bir sonraki yol da tek yön olması nedeniyle, yürüyerek beş dakikada gidilebilecek o görünen yere, arabayla adeta labirentlerden geçerek, büyük bir şehir içi tur yaptıktan sonra, Çanakkale Subay Orduevi’nin yanından geçerek 15 dakikada ulaşabildik.

Çanakkale Astsubay Orduevi, askeri bir birliğin nizamiyesine, denizci terimiyle lumbarağazınına bitişik, Boğaz’a paralel, denize sıfır bir konumda bulunuyor. Orduevinin insan giriş kapısı ana lumbarağzının hemen karşısında. Eğer aracınızla gelmişseniz, önce bu lumbarağzında sizin ve aracınızın giriş kayıtları yapılıyor. Güvenlik kayıt ve kontrolünden sonra araçların lumbarağzı bölgesinde beklemesi yasak. Orduevine gelenler için özel araç park yeri, giriş kapısından 200 metre içeride orduevi binası sahası sonunda. Aracınızı orduevi giriş kapısının önünden geçip 200 metre ileriye park etmek zorundasınız. Araç park yerinden orduevine kestirme geçiş kapısı yok. Bu yatıya gelen konuğun orduevi resepsiyonuna ulaşabilmesi için, eline valizi alıp vızır vızır trafik işleyen bir yoldan tekrar 200 metre geri gelmesi demek oluyor. Biz de öyle yaptık.

Konakladığımız orduevi binasının arazisi 30x 150 metre boyutunda dar bir şerit halinde boğaz kıyısına paralel uzanıyor. Bina üç katlı gösterişsiz, küçük eski bir yapı. Üzerindeki levhada inşa tarihi 1955 yazıyor. Buraya ulaşmak için yanından geçtiğimiz, deniz ile arasında umuma açık 50 metre kadar rıhtım bulunan Çanakkale Subay Orduevi binası ise, dış görünüşüne göre, diğer yerlerde olduğu gibi, bizim kümesin yanında saray. Ancak hakkını yemeyelim, bu astsubay orduevinin komşusu subay orduevine göre güzel bir özelliği var. Subay orduevi ile deniz arasından umuma açık altmış metre genişliğinde bir yol geçmekteyken, astsubay orduevi denize sıfır. Astsubay orduevinin , lokantasında yemek yerken, Çanakkale Boğazı’nın kefallerine ekmek atıp balık sürülerinin ekmeğe üşüşmelerini seyretmek mümkün.

Yazının başında belirttiğim gibi, kafa vidaları gevşek olduğu için akmayan musluklarla, üzerine oturduğunda saplamaları gevşek olduğu için sallanan ve gemideymişsin hissi veren klozetle, sağ elini uzattığında her zamanki yerinde bulamadığın, sol tarafa konmuş taret musluğu örneğiyle, yıldız başlıklı makara vidaları gevşediği için kapı kanatları hareket etmeyen duşa kabinle, bir zamanlar Mersin Astsubay Orduevi başta olmak üzere, birçok astsubay orduevinde karşılaştığım gibi burada da karşılaştım. Yine bu durumlar karşısında içimden, elimde bir kurbağacık anahtarı ve bir yıldız tornavida olsa, bu arızaların yüzde yetmişini, müşteri olarak yarım günde ben bile hallederim diye geçirdim. Yani burada da bir ilgisizlik durumu var gibi. O tesiste ilk kademe sorumlu olan kişinin bir meslektaşımız olduğunu varsayarak; iğne kendimize, çuvaldız başkasına.

Ben ve meslektaşlarım, ömrümüz boyunca hiçbir zaman, otel cümle kapılarında valizlerini başkalarına taşıttıranlardan olmadık desem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam. Biz hep kendi valizimizi kendimiz taşımaya alışkınız. Yaşamın bu yıllarında da kendi valizimi kendim taşıyabilecek gücüm şimdilik var. Ancak burada orduevi otoparkı ile orduevi giriş kapısının konumunu, araya kestirme bir geçiş konmamasını görüp, yaşlı meslektaşlarımız cesaret edip böyle yerlere gelmesinler, böyle imkanlardan yararlanmasınlar diye düşünülmüş olabilir mi diye aklımdan geçirdim ve üzüldüm.

Gerçek mi yoksa şehir efsanesi mi bilmiyorum. Orduevinde karşılaştığım burada yerleşik meslektaşlarımdan dinledim. Çanakkale Astsubay Orduevinin arazisini, bir hayırsever veya emekli bir meslektaşımız da olabilir; vakti zamanında astsubay orduevi yapılması şartıyla bağışlamış. Bu nedenle bu arsa başka bir amaç için kullanılamıyormuş. Yoksa denize sıfır, lokantasından boğaz kefallerinin beslenebildiği bu bina bize kalmaz, çoğu zaman olduğu gibi birileri el koyabilirmiş; tıpkı bu günlerde Beylerbeyi Astsubay Okulu binalarıyla ilgili duyulan söylentilerde olduğu gibi.

Ertesi gün bir tura katılarak Çanakkale şehitliklerini, emekli bir öğretmenin rehberliğinde, bu devletin kuruluşu için önsöz olan, yüzde seksenin bir mezar taşı bile olmayan isimsiz nice yiğitlerin kan döktüğü toprakları, gün boyunca boğazımız düğümlenerek gezdik.

Aynı duyguları üç yıl önce Afyon Bölgesi şehitliklerini gezerken de yaşamıştım. Tarihte olanları kafada canlandırabilmek için, kitaplardan yirmi kere de okusanız yine de bazı şeyler eksik kalıyor. Yerinde görmeden önce ben Büyük Taarruz’un başladığı Kocatepe’yi, gece yolculuklarında geçerken gördüğüm ışıklandırılmış bir heykel nedeniyle, Afyon – Antalya- İzmir yol kavşağında bulunan Cumhuriyet Dinlenme Tesisleri’nin bulunduğu yerde sanırdım. Afyon Şehitlikleri’ni gezip, aralarında 50 kilometre mesafe bulunan, ama birbirini gören, Kocatepe ile Çiğiltepe’yi gördükten sonra, Büyük Taarruz öncesi, gündüz saklanıp, gece Sandıklı Ovası’nda yol alan süvarilerin, Çiğiltepe ele geçirildikten sonra Afyon Ovası üzerinden düşmanın arkasından dolanarak, tren yolunu kesip, Anadolu içlerine kadar giren Yunan İşgal Ordusu’nu nasıl ters tarafa yatırdığını daha iyi anlamıştım. Çanakkale Şehitlikleri’ni gezip gördükten sonra da, Seyit Onbaşı’nın tarihe yön verdiği topçu bataryasını, Nusret Mayın Gemisi’nin 26 mayını döküp İngiliz Armadası’nı sulara gömdüğü körfezi, emperyalistlerin acı şekilde bir şekilde Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyeceklerini anlayınca, ilk çıkartma yaptıkları bölgeyi, sadece cephede yaralanarak hastanelere tedaviye gelip orada rahmete erenlerden isimleri tespit edilebilenlerin adlarına dikilebilmiş taşlardan ibaret olan şehitlikleri, şimdi birer sıradan kuru dere görüntüsünde olan ama savaş anında kıpkırmızı aktığı anlatılan dereleri, Gelibolu Yarımadası’na güney kıyılardan çıkamayacaklarını anlayınca Gelibolu’yu kuzeyden kuşatmak için Anzaklar’ın çıkartma yaptıkları bölgeyi, Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıktığı ve ülke kaderinde rol oynadığı, karşılaştığı bozularak sağ kalanları cephanemiz bitti diye geri kaçan bir birliğe “Süngü tak yat” diyerek tarihi değiştirdiği Anafartalar Bölgesi’ni, biraz da bu gün onlara layık olamama duygusuyla hüzünlenerek anlatılması güç duygu seli içinde, tarihte yaşanan olayların coğrafyasını da gözlerimizle görerek tarihimizi biraz daha iyi anlamaya çalıştık.

Bu arada, İngilizlerin kaybettikleri kendi kahramanları için daha 1930'lu yıllarda burada anıt inşa ettiklerini öğrenip, ta Avustralya'lardan Anafartalar’a her gün tur otobüsleriyle insanların gelip şehitliklerini ziyaret ettiklerini gözlerimle de görerek kıskanıp, bizim şehitliklerin ancak son otuz yıl içinde şimdiki haline ancak getirildiğini düşünerek üzüldüm. Elin Amerika'lısı, şatafatlı müze binalarında, birkaç at nalını bile benim tarihim diye sergilerken, iyi bir düzenleme olsa içindeki savaşlarla ilgili tarihi materyalin ziyaret edilmesi saatleri alabilecek olan Alçıtepe’de bir yurttaşın kendi imkanlarıyla ortaya çıkardığı küçük özel mütevazı müzeyi görüp, kahroldum.

Bu ziyaret sayesinde, Çanakkale Savaşları haricinde, bölge ile ilgili, içinde “Çanakkale Boğazı”, “rüzgar”, “yelken”, “Truva” ve “İstanbul” kelimeleri geçen, Sunay Akın’ın yazıları kıvamında bir şey daha öğrendim. Bölgeyi tanıyanlar bilir; Çanakkale’nin, yılın yirmi günlük belirli bir süresi hariç yıl boyunca her gün esen, alışkın olmayanı adeta sersemleten deli bir rüzgarı var. Bu rüzgar bizim ziyaretimiz esnasında da hep esti. Tarihte, rüzgar nerden gelirse gelsin gideceğin yöne doğru ayarlanabilen yelkenler icat edilmeden önce, tekneler henüz küreklerle bilek gücüyle yol alırken, bu rüzgar ve kuzeyden güneye şiddetli akıntı nedeniyle, bu yirmi gün dışında yıl boyunca kürekli gemilerle, Çanakkale Boğazı üzerinden, Ege Denizi’nden Marmara’ya geçmek mümkün olmazmış. Yıl boyunca Ege’den Marmara’ya geçmek isteyen gemiler ve denizciler, rüzgarın duracağı bu yirmi günlük sürenin başlamasını Truva şehri önlerinde beklerlermiş. Bu nedenle Truva şehri asırlarca hep önemli bir şehir olarak kalmış. Ne zaman ki, rüzgar ters yönden gelse bile tekneleri gidecekleri yöne doğru götürebilecek yelken sistemi icat edilmiş, Çanakkale Boğazı’nın geçit vermez akıntısı yenilerek, boğaz her mevsimde geçilebilir hale gelmiş. Böylece, Truva Şehri eski önemini kaybetmiş. Yelkenin icadı sayesinde İstanbul Truva’nın gölgesinden kurtulmuş ve önemli bir şehir haline gelmeye başlamış.

Durum sizlerin yaşadığı yerlerde nasıldır bilmiyorum. Antalya’da, her gün önünden geçtiğim yerler için konuşuyorum. Antalya Orduevi’nden daha gösterişli ve teşkilatlı, mensuplarına hizmet veren, İller Bankası’nın misafirhanesi var, Polis Evi var, Öğretmen Evi var, Devlet Su İşleri’nin misafirhanesi var ama, son zamanlarda insanlar kışkırtılıp beyinleri yıkanarak kendi ülkesinin ordusuna karşı adeta düşman edildikleri için olsa gerek, yukarda eleştirdiğim halleriyle bile orduevlerini günümüzde bizlere çok görüyorlar. Her ne kadar bir promosyonla bile olsun umreye gitme şansına sahip olamasak da, bu eleştirdiğimiz haliyle bile orduevi imkanı sayesinde, ona güvenerek , “kalk hanım gidiyoruz” deyip yola çıkarak, gidip şimdilik en azından Çanakkale Şehitlikleri’ni ziyaret edebildik.

Ülkenin bir bireyi olarak, belirli hakları olan yurttaş olma konumundan hızla uzaklaşarak, kaderimizin bir kişinin iki dudağı arasında olma durumuna doğru hızla ilerlemekte olduğunu görüp yarınlar ile ilgili karamsarlığa kapılıyor bu imkanların bile elimizden alınacağı endişesini taşıyorum. Ancak yine de tarihin akışı geriye asla çevrilemez deyip, yelkenin icadı nasıl akıntı ve rüzgar nedeniyle geçilemez kabul edilen Çanakkale Boğazı’nı yol geçen hanına çevirdiyse bu günler de gelip geçecek umudunu taşıyorum. Çünkü haklı olan biziz.

Şubat 2012 ANTALYA

Yayınlandığı yer OLÇUM
84874

TSK'da bir devir daha sona eriyor... Bir süredir demokratik ülkelerde olduğu gibi sivillerin kontrolüne sokulan, atılan demokratikleşme adımlarıyla siyasete karışmasının önüne geçilen TSK; bu kez kendi içinde çok ciddi bir demokratikleşme adımı atıyor:

Haberturk.com'un haberine göre, yıllardır şikayet edilen ama yine yıllardır değişmeyen "orduevlerinde rütbe ve sınıf ayrımı" uygulaması son buluyor. TSK'ya ait sosyal tesislerdeki yemek salonlarında, kuaförlerde, plajlarda rütbe farkı ortadan kalkıyor. En basite indirgersek, "Subay Kuaförü," "Üst subay Kuaförü," "General Kuaförü" tabelaları iniyor!

İşte o talimat

orduevi-talimat 

AMAÇ: DAYANIŞMAYI ARTIRMAK

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel'in emri ve Genellkurmay II. Başkanı Org. Hulusi Akar imzasıyla ilgili birimlere gönderilen "Sosyal Tesislerin Kullanımı" konulu o yazı ele geçirildi.

İşte, Genekurmay Başkanlığı'ndan 16 Ocak 2012 tarihinde gönderilen ve "Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasındaki dayanışmayı artırmak, moral ve motivasyona katkıda bulunmak" amacıylaorduevleri, askeri gazinolar, sosyal tesisler ile TSKözel, özel/yerel ve kış eğitim merkezlerinde yapıldığı vurgulanan yeni düzenlemeleri içeren o belgede yazanlar:

1. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasındaki dayanışmayı artırmak, moral ve motivasyona katkıda bulunmak maksadıyla; orduevleri, askeri gazinolar, sosyal tesisler ile TSK özel, özel/yerel ve kış eğitim merkezlerinde aşağıdaki düzenlemeler yapılacaktır.

  • a. Tesislerde genel kullanıma açık tüm yerlerde statüleri belirtilen (general, üstsubay, subay) bölümleme yapılmayacaktır.
  • b. Otel, oda, masa, koltuk grubu, asansör, plaj, yemek salonu, berber, kuaför, vb. Yerlerde statüleri gösteren her türlü yazıve işaret kaldırılacaktır.
  • c. Otel, lokanta vb. Kullanım alanlarından istifade etmek isteyen rütbe ve makam sahibi personel için rezervasyon yaptırılabilecektir.
  • ç. Özel misafirler, yabancı konuklar ve resmi toplantılar için ayrılan özel salonlar muhafaza edilecek, rütbe ve makam sahipleri ile yerli/yabancı misafirlere tahsis edilebilecektir.

2. Söz konusu uygulama ile personel arasındaki sevgi, saygı ve bağlılığın artırılmasına katkı sağlayacak sonuçlara ulaşılmasının, bu tesislerin kuruluşlarında oldukları Komutanlıkların ilgi ve yaklaşımına bağlı olduğu, bu konudaki en önemli görev ve sorumluluğun tesis yöneticilerinin üzerine düştüğü göz önünde tutulacaktır.

3. Orduevleri, askeri gazinolar, sosyal tesisler ve TSK özel, özel/yerel, yerel ve kış eğitim merkezlerinde statü farklılıklarının etkisinin en aza indirilerek tesislerden azami ölçüde yararlanılmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelenek ve göreneklerine uygun tavır ve davranışta bulunmaları hususunda, personel ve aileleri gerekli hassasiyet, gösterecektir.

GENERAL VE TEĞMEN BİRLİKTE ÇAY İÇECEK

Bugüne kadar, subay orduevine giren bir subay, kıdem ve rütbesine göre ağırlanıyor, bölümlemeler de buna uygun yapılıyordu. Mesela bir üsteğmen, üstsubay yazılı bölümlere giremiyor ve generaller kendi salonlarına, lokantalarına sahip oluyordu. Hatta asansörleri bile farklı olabiliyor, üzerinde de o asansörün hangi rütbeden askere ait olduğu belirtiliyordu. Daha da ötesi, aynı farklılıklar eşler ve aile fertleri için de geçerliydi. Eş ve ailelerin faydalandığı kuaförler, plajlar bile statülere göre ayrılıyordu. Mesela yan yana bulunan üç bayan kuaförünün üzerlerinde "Subay Kuaförü," "Üstubay Kuaförü," "General Kuaförü" yazıyordu..

Sözkonusu yazıyla işte bütün bu ayrımlar ortadan kalkıyor. Rütbe ayrımlarını belirten her türlü yazı ve tabelalar siliniyor. Bu, orgeneral ve teğmenin artık aynı masada yemek yiyeceği, çay içeceği anlamına geliyor.

KİMLER FAYDALANABİLİYOR?

Orduevleri, askeri gazinolar ve sosyal tesislere ilişkin 20 Ağustos 2000 tarihinde yayınlanan yönetmeliğin 3. bölüm, 10. maddesinde sözkonusu yerlerden kimlerin faydalanabileceği ise şöyle belirtiliyor:

Madde 10- Ordu evleri, askerî gazinolar ve sosyal tesislerden;

  • a) Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup subay, astsubay ve emeklileri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri,
  • b) Muvazzaf veya emekli personelin, sağlık fişini kullanma hakkını kaybeden çocukları ve bunlardan evli olanların eşleri (gelin-damat) ile bakmakla yükümlü olunmayan baba ve annelerinden, günü birlik kart verilenler,
  • c) Tanınmış kişilerden oldukları için, 6/9/1961 tarihli ve 10889 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 31/3/1972 tarihli ve 14145 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan değişik 664 üncü maddesi hükümlerine göre garnizon komutanlıklarınca kart verilenler,
  • d) 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununa tâbi yedek subaylar, faydalanır.
Yayınlandığı yer HABERLER
Pazartesi, 02 Ocak 2012 10:06

HAKSIZLIKLARA SESSİZ KALMAYIN

tasmektep

Saygıdeğer Meslektaşlarımız,

Yıllardır ön yargılarla assubaylara yapılan sosyal ve ekonomik haksızlıkları her platformda dile getiriyoruz. Sesimizi sağır sultan duysa da kulaklarını ve vicdanlarını mühürleyenlere duyuruncaya kadar yasal mücadelemize devam edeceğiz.

Bazı ön yargılılar haksızlıkları hiyerarşi ve statü kılıfı ile haklı göstermeye çalışmakta, sık sık “Siz mesleğe girerken bu şartları bilmiyor muydunuz?” savunması ile karşımıza çıkmaktadırlar.

Bizler hiyerarşiye saygımızı her zaman belirttik. Haksızlığı hiç bir değer yargısı savunamaz! TSK olmazsa olmazı disiplinin tarifinde “Astın ve üstün hukukuna riayet” ilkesi vardır, tabi olduğumuz yasaların hiçbirinde subaya imtiyaz assubaya tahakküm uygulanacağına dair hüküm yoktur ...

Sn.Ersen Gürpınar’ın  ADALETSİZLİKTEN DE ÖTE yazısında belirttiği gibi, ekonomik haksızlıklarımızın yanına sosyal haksızlıklarımızın birinci sırasını orduevi ve kamplarda sayılarımızla ters orantılı ve kalitesiz hizmet almamız yer almaktadır. Bunu kabullenmemiz mümkün olamaz. İstanbul'da subaylar için yeterinden fazla orduevi olmasına rağmen Kasımpaşa subay orduevinin binasındaki sorun bahane edilerek Beylerbeyi Dz.Asb.Hzl. Okulu'nun bulunduğu yere subay ordu evi yapılacağı duyumlarını almış bulunuyoruz. Bu konudaki talebimizi Genelkurmay Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na iletmek için adınızı, soyadınızı, sınıf ve rütbenizi yazarak aşağıdaki metnin ilgili komutanlıklara gitmesini temin edebilirsiniz. Unutmayın, haksızlıklara sessiz kalmak haksızlık kadar suçtur.

Saygılarımızla.


KOMUTANLIK MAKAMINA

Bizler, Türk Silahlı Kuvvetleri ve askerlik mesleğine duyduğumuz ilgi ve “onurlu bir gelecek için TSK ailesine katılınız” ilanları ile bir aile olduğunu düşündüğümüz ordumuza ilk adımı atarak astsubay olduk. Verilen tüm görevleri şartları zorlayarak ifa ettik. Ordumuza ve TSK'ne bağlılığımızı terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik.

Hiyerarşiye saygı içersinde olduk. Hiç bir zaman imtiyaz ve ayrıcalık talebimiz olmadı. TSK her kuruma örnek olmasına rağmen, biz assubaylara uygulanan sosyal ve ekonomik haksızlıklar 'söz verilmesine rağmen' bugüne kadar giderilmemiştir.

Her kurum personelini koruyup kollarken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel direklerinden biri olan assubayların, sosyal ve ekonomik haksızlıklar konusundaki haklı talepleri çözüm bulmamıştır!

Devlet memurları yasasına tabi; emniyet hizmetleri, eğitim ve öğrenim hizmetleri, teknik hizmetler, adli hizmetler, din hizmetleri gibi yerlerde çalışan personel, memuriyetlerine ünvanlarının değil, öğrenim durumlarının belirlediği derece ve kademeden başlamakta, çalışma koşulları dikkate alınıp hak ettikleri tazminatlar ödenmekte ve sosyal tesislerinden de eşit faydalanmaktadırlar.

Bugün KİT işçi emeklisi dahi assubaylardan fazla emekli maaşı almaktadır.

Ekonomik sorunlarımızın yanı sıra, sosyal tesislerdeki sayılarımızla ters orantılı ve kalitesiz hizmet bizleri derinden yaralamaktadır. Bunun sonucunda, görevdeki personelin hizmet verimliliği ve moral motivasyonu olumsuz etkilenmekte, emeklilerin ise kurumlarına olan saygısı ve aidiyet duyguları zayıflatmaktadır!

Bizler imtiyaz ve ayrıcalık değil, adalet ve eşitlik istiyoruz! Komutanlığın da malumları olduğu gibi 211 sayılı İç Hizmet Kanunu'nun 99'uncu maddesi orduevi ve askeri gazinoların, 105'inci maddesi ise kampların kuruluşlarını düzenlemektedir.

Müşterek faydalanılan tesisler dışında, assubay tesisleri için personel sayıları ile ters orantılı ve kalitesiz hizmet sunulacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrı tesislerin kuruluş amacı; hizmet kalitesini arttırmakdır. Oysa, mevcut tesislerde "adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı olarak" assubaylar aleyhine uygulamalar söz konusudur.

Ordumuzun olmazsa olmazı "disiplin"in tarifinde; “astın ve üstün hukukuna riayet“ ilkesi vardır.

İstanbul’da donanmamıza uzun yıllar astsubay yetiştiren Beylerbeyi Dz. Asb. Hazırlama Okulu'nun bulunduğu yere subay ordu evi yapılacağı söylentileri vardır. Bir çok kentimizde olduğu gibi, İstanbul’da da subay sayısı astsubay sayısının üçte biri oranındadır. Subaylara ait Harbiye, Fenerbahçe, Kalender, Kasımpaşa, Aksaray, Büyükçekmece ordu evleri ve birçok askeri gazino olmasına rağmen, assubayların ordu evlerinin toplam kapasitesi bu tesislerin ancak bir tanesi kadardır!

Beylerbeyi, deniz assubayları için manevi değer taşıyan bir yerdir! Ayrıca arz ettiğim nedenler de dikkate alınarak, boğazdaki bir ordu evinde assubayların da dinlenmelerinin teminini, burada yapılacak tesisin astsubay ordu evi olmasını ya da müşterek kullanıma açılarak hizmet vermesinin teminini saygılarımla arz ederim.

Adı ve Soyadı:

Sınıf ve rütbe:

NOT. Dileyen arkadaşlarımızın isimlerinin yanına TC.Kimlik numaralarını yazmaları yararlı olacaktır.

Yayınlandığı yer EMEKLI ASSUBAYLAR
Perşembe, 29 Aralık 2011 11:06

ADALETSİZLİKTEN DE ÖTE!

adaletsizliktende-ote

Orduevi ve kamplara gitmek istemeyen meslektaşlarıma “Biz ürettik, biz çalıştık. Biz bu orduya ve ülkeye sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik. Bunun karşılığında vatanseverlik duygularımız istismar edilerek, ön yargılarla tahakküme varan haksızlıklara sessiz kalmamalıyız! Orduevi ve kamplar, sayılarımızla ters orantılı ve hizmet kalitesi düşük olsa da giderek bu olumsuzlukları dile getirmeliyiz!”  diye yazsam da; “Hoca verir talkımı, kendi yutar salkımı” dedikleri gibi ben de bu tesislere giderken ayaklarım adeta geri geri gider. Sinirlerimin bozulacağını bilmesine bilirim de eşimin, çocuklarımın bu ayrımcılığın ruhumda yarattığı fırtınaları daha fazla anlamaması için bu tesislere istemeyerek giderim...

Neden orduevini, askeri kampı tercih ederiz? Bunun en önemli nedeni ekonomik sorunlarımızdır. Yani, mecburiyet! Bana da hak ettiğim maaşı, hâttâ benim kadar tahsili ve hizmeti olmayan subaya verilen maaşın yarısını verseler lanet olsun diyerek bu tesislerin yakınlarından geçmem ama, bu durumda bu tesislerden faydalanmak öncelikle bizim hakkımız olmalıdır.

Sosyal tesislere, sözüm ona haksızlık depremleri ile hasar gören ruhumuzu dinlendirmeye gideriz ama, bu mümkün mü? Cumhuriyetin kazanımlarını kendi kazanımı olarak görenler, anayasanın yasakladığı imtiyazı, zümre egemenliğini hak olarak değerlendirenlerin uygulamaları ruhunuzda yeni fırtınaların kopmasına neden olur!..

211 sayılı Kanun, Tugay dahil daha ast birliklerde subay ve assubayların müşterek yararlanacağı askeri gazino, Tümen ve daha üst birliklerde ise subay ve assubaylar için ayrı ayrı orduevi kurulacağını öngörür. Burada yasa ayırımı değil, hizmetin sağlıklı verilmesini amaçlamıştır.

Ön yargılı kişilerce, müşterek faydalanılan bazı gazinolarda bile 'dünyadaki utanç duvarları yıkılmasına rağmen' salonlar paravana ile ayrılmakta ya da  ayrımcılığı çağrıştıran ayrı bölümler tahsis edilmektedir. Bu düşmanca tutum TSK'ye ne kazandırıyor? Bunu hangi değer yargısı ile haklı gösterebilirsiniz? Bu olsa olsa sadece ordudaki sevgisizlik sarmaşığını büyüterek, TSK düşmanlarının ekmeğine yağ sürmektedir!

Kimse bizlerin subaylarla bir arada hizmet almayı lütuf  saydığımızı zannetmesin. Bizim, sayılarımızla orantılı, hizmet kalitesi tahakkümü çağrıştırmayan ve tesislerden hakça yararlanmaktan başka bir isteğimiz yoktur.

Ordumuzdaki muvazzaf ve emekli subay sayısı astsubay sayısının üçte biri oranındadır ama, sosyal tesisler tamamen ters orantılıdır. Örneğin İzmir'de 17 bin emekli assubaya karşı 5200 emekli subay vardır. Buna karşı subaylara ait tesislerdeki yatak kapasitesi 559 assubaylara ait olanların ise yatak kapasitesi 184'dür. Devasa KONAK subay orduevi varken sıkıntı çeken assubaylar kimsenin umurunda olmamış, NATO binası iken restore edilen ALSANCAK orduevi de subaylara tahsis edilmiştir.

İzmir’de Assubaylar için yapılması planlanan ve şimdiki K.K.Komutanımızın Ege Ordu Komutanı iken “Yeni asb.ordu evinin ödeneği ve planı hazır. Yer tespiti yapıp inşaat başlayacaktır” sözünü verdiği Asb.orduevi bürokrasiye mi yoksa ön yargılara mı  kurban edildi?

Orduevi ve askeri gazinolarda bu haksızlık yaşanırken, kamplarda da bundan farklı bir durum olmadığını biliyoruz!

Antalya Karpuzkaldıran Kampı subay ve assubayların müşterek hizmet aldığı bir kamptı. Assubayın üç moteline göz dikenler, "tüm kuvvetlerin  kampları birleşecek, TSK kampları olacak" diyerek, bu kampı subaylara tahsis ettiler. Yanında bulunan havacıların avuç içi kadar büyüklükte 3ncü sınıf otelden farksız mozaik ve eternit kaplı motellerin bulunduğu kampını astsubay kampı yaptıktan sonra, amaç gerçekleşince kampları tekrar kuvvetlere ayırdılar.

Hukuksuzluğun sonu yoktur! "Elimizde çekiç olduğu sürece karşımızda olan herkes çividir" mantığı ile denizinden faydalanması mümkün olmayan Erdek kampını assubaylara tahsis edip, Foça Kampı'nıda sadece subay kampı yaparız dediler ve yaptılar! Sadece assubayların yararlandığı Ören Kampı'na karşılık sadece subayların yararlandığı AKÇAY-HAMZAKÖY-BODRUM-FOÇA-CEVİZLİ-ALTINKUM-YALOVA gibi  kamplarının sayısı, tesislerin kalitesi tam bir imtiyaz ve ayrımcılık örneğidir!

Öyle ya, TSK her kuruma örnek, Anayasanın ve Cumhuriyetin teminatı  olarak bilinmektedir. Mum dibini aydınlatmaz! Ceza, tayin, sicil korkusu ile muvazzaf sessiz kalır, emeklisi ise bu hukuksuzluğa lanet eder, razı olurdu!...

Böyle mi düşünülüyor? Bu zihniyet ve davranışla mı orduda birlik ve beraberliği sağlayacak, bizleri gözümüzü kırpmadan ölüme göndereceksiniz?

Kimse adaletsizliği, hiyerarşi kılıfına sokmaya çalışmasın! Bizler hiyerarşiye saygılıyız. Ayrıca eşimizin, çocuklarımızın, emeklinin hiyerarşi ile ilgisi olabilir mi?

Yaşanan ayrımcılığı, tahakkümü, ego tatminine dayanan ayıpları saymakla bitiremeyiz...

Karpuzkaldıran'daki astsubay lokantası deprem tehlikesine karşın kapatıldığı için subay yemek salonunun ayrılan bir bölümünden istifade ediliyordu. Yüksek kültür ve sosyeteye sahip (!) bir grup  bayan, bundan duydukları rahatsızlığı self servis kuyruğunda dile getirirken “Bunlar bıktırdı, assubayın burada ne işleri var?” tarzındaki konuşmayı bizlerle birlikte duyan bir hanım söze karışarak “Hanımefendi sizi tanıyorum. Sizin çocuğunuz benim öğretmenlik yaptığım okulda okuyor. Ben astsubay eşiyim. Belki beni hatırladınız. Sizin beni aşağılamaya çalışmanızı şiddetle kınıyorum! Tahsiliniz mi, kültürünüz mü, ailenizin sosyal yapısı mı kendinizi üstün görmenizi sağlıyor? Yoksa siz kocanızın rütbesini mi taşıdığınızı düşünüyorsunuz? “  yanıtını hayranlıkla izledim. Bu ordudaki sevgisizliğin, eş ve çoçuklarımıza kadar sirayet eden üstünlük kompleksinin ve bulunduğumuz durumun resmidir! Umarım bundan orduyu yönetenler ders alırlar.

Şimdi bir başka haksızlık, bir başka ayrıcalık gündemde. İstanbul’da donanmamıza uzun yıllar astsubay yetiştiren Beylerbeyi Dz. Asb. Hazırlama Okulu'nun subay orduevi yapılacağı söylentileri var. İstanbul’daki subay sayısının da, İzmir’den farklı olmadığını düşünüyorum. İstanbul'da subaylara ait  Harbiye, Fenerbahçe, Kalender, Kasımpaşa, Aksaray, Büyükçekmece orduevleri ve bir çok askeri gazino var. Assubayların orduevlerinin toplam yatak ve tesis kapasitesi bunlardan biri kadardır. Haksızlığın bile ölçüsü vardır! Kaldı ki, bizlerin İstanbul'da boğazda bir orduevinde dinlenme hakkımız yok mudur? Beylerbeyi'ne yapılacak orduevinin assubaylara veya müşterek kullanıma tahsis edilmesini bekliyoruz...

Başta ekonomik haksızlıklarımız olmak üzere, bu tür ayrımcılık, adaletsizlik, sahipsizlik duyguları görevdeki kardeşlerimizin hizmet verimliliği ve moral motivasyonunu olumsuz etkilemekte, emeklilerimizin ise kurumlarımıza olan AİDİYET duygusunu her geçen gün erezyona uğratmaktadır.

Saygılarımla...

Yayınlandığı yer KARDELEN
Cumartesi, 29 Ocak 2011 02:58

TSK'da Sivil Devrim

Orduevlerinde yeni bir dönem başladı.

tskda_sivil_devrimGenelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'in talimatıyla Ankara'da tüm orduevlerinde garson, aşçı ve servis elemanı gibi hizmetleri siviller yapmaya başladı. Uygulama en yakında İstanbul ve İzmir'de de başlayacak. Sivilleşme orduevindeki ücret tarifesine yansıdı. Çay fiyatları 15 kuruştan 25 kuruşa, kahve 25 kuruştan 1 liraya yükseldi
SİVİL PERSONEL İÇİN İLK ADIM ATILDI

Türk Silahlı Kuvvetleri, (TSK) orduevlerinde asker yerine sivil personel istihdam edilmesi için düğmeye bastı. Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'in talimatıyla 1 Ocak'tan itibaren Ankara'daki tüm orduevlerinde garson, aşçı ve servis elemanı gibi hizmetleri siviller yapmaya başladı. Sivil personel istihdamıyla birlikte orduevlerindeki ücretlere de yılbaşı itibariyle en düşük yüzde 40 olmak üzere farklı oranlarda zam yapıldı.

Ankara'daki tüm orduevlerinde hayata geçirilen sivil personel istihdamı uygulamasının diğer illere de yayılması için çalışmaların hız kazandığını belirterek, "Ankara'yı en yakın zamanda İstanbul ve İzmir'deki orduevleri izleyecek. Sivil personel temini için zaman gerekiyor. Temmuz ayında uygulamanın tüm orduevlerinde hayata geçirilmesi planlandı" dedi. Orduevlerinde güvenlik ve dış koruma hizmetleri ise yine askerler tarafından verilecek. Zorunlu askerler artık orduevlerinde berber, bayan kuaförü, müzisyen, garson, aşçı, resepsiyonist, çaycı, lostra, kasiyer, şoför, kat görevlisi, ütücü gibi askerlik dışı işlerde çalıştırılmayacak.
Fiyatlar da değişti

Sivilleşme, orduevlerindeki ücret tarifesine de yansıdı. Ankara'daki orduevlerinde ücretlere yılbaşından itibaren en düşük yüzde 40 oranında zam yapıldı. Çay fiyatları 15 kuruştan 25 kuruşa, kahve 25 kuruştan 1 liraya, oda fiyatları ise günlük kişi başı 7 liraya yükseltildi. Sivilleşme kapsamında, orduevlerindeki ihtiyaca göre hizmet alımı yapılmaya başlandığı da öğrenildi. Orduevindeki ihtiyaç doğrultusunda, özel sektörden uzun süreli veya etkinlik başına garson, aşçı, müzisyen gibi personel sağlanması için anlaşma yapıldığı belirtildi.

Levent İÇGEN/VATAN

Yayınlandığı yer HABERLER