×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 932
JUser: :_load: Unable to load user with ID: 75

  

15 Temmuz Vak’asının ikinci sene-i devriyyesinin üçüncü ayını teneffüs etdiğimiz şu günlerde

08 Mart 2017 Çarşamba günü bismillah vira kalem! deyip yazmaya başladığımız Asubay Tefrikasında

Kağıt-kalem meyânında rakamları birer ikişer öğütdük!

1, 2, 3, 4, 5 derken,

Şimdi sıra geldi 6’ya...

Haydi hayırlısı! Allah, devâmını getirmeyi nasip etsin, inşallah...

İlk 5 tefrikaya isim bulmakda epeyi zorlanmış idim!

Fakat altıncı makâlenin ismi, daha yazmaya başlamadan evvel dilimin ucunda bekliyor idi...

Asubay okuluna girdiğimiz ilk günden,

Emekli olmak için son mesâimizi yapdığımzı güne kadar

Ve dahi

Emekli olduğumuz ilk günden

Emekliliğimizin şu son gününe kadar en çok tekrâr etdiğimiz o kelime,

Beş altı kısımı dolduracak Asubay Tefrikası-6’nın başlığı olmak için

Senelerden beri yalvarıyor idi bana...

  • Aldatılmak

Ya da

  • Kandırılmak!

Bu konu ile bağdaşdırmak için örnek bir şahsiyet ararken de

Türk sinemasının bahtsız ve ucuz emekcisi Adnan AYBERK geldi aklıma...

Adnan AYBERK ile asubaylar arasındaki benzerliği de

Makâlemizi okuyanlar anlayacak, inşallah.

*  *  *  *  *

Bugünün askerî, idârî ve cezâî kânunlarımıza göre “Astsubay” dediğimiz biz asker kişilere; 

  • Kimlerin, hangi sözleri verdiğini,
  • Ve bu sözlerden yerine getirilmeyenlerin nasıl savsaklanıp unutdurulduğunu, 
  • Bu sözler ile verilen hakların ise nasıl gasp edildiğini de 

Asubay Tefrikası -6-‘nın müteakip kısımlarında fâş eyleyeceğiz, evvel Allah...

*  *  *  *  *

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -1- ismini verdiğimiz bu tefrikamızın

Biricik hedefi şudur

Asubay denilen biz askerlerin

Ve dahi Asubaylık sınıfının özlük hakları konusunda; 

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,
  • Ve dahi
  • Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,
  • Asubaylığın taleplerinin neler olduğunu göreceğiz! 

Bu taleplerin tahakkuk ettirilmesi konusunda

İlgili tarafların bugüne kadar neler yapdığı da kendiliğinden ortaya çıkacak...

*  *  *  *  *

Mahlası, Yâdigâr idi!..

Doğurduğu gün anası O’nu, yâdigâr olsun diye babasına,

Babası da yâdigâr olsun diye devletine, milletine emânet etdi...

Vücud olarak, beden olarak eşi benzeri görülmemiş bu Sivas’lı,

İri kıyım ve yiğit bir çocuk idi!

Büyüyünce, karnını doyurmak için

Gurbetci babası ile birlikde Alamanya’ya gitdi. Tersanede çalışdı, çok iyi para kazandı.

Fakat, memleket hasreti ağır basınca, bir de gönlünde yatan aslan kükremeye başlayınca

Babasının yanından firâr etdi ve İstanbul’a geldi.

Sivas’da, çocuk iken çekirdek satdığı sinemalarda filimlerin sihirine kapılmış idi bir kere...

Bu sebepden dolayı ya nasib deyip, 16 yaşında Yeşilçam Sokağın yolunu tutdu.

Sinemacıların deyimi ile söylersek; star, jön; figüran... Yadiğar, bunlardan üçüncüsü idi...

Seyircinin gözünde kahramanların böyük görünmesi için dayak yemesi isdenen adam idi!

Türk sinemasının ikinci, üçüncü sınıf yüzlerce sanatcı ve ucuz emekcisinden birisi oldu...

Baş oyuncu denen cüce adamlar, filimlerde bu dev adamı hep madara etdiler!

Oynadığı filimlerin çoğunda, aslında gerçekden dayak yedi; ağzı, burnu kırıldı...

Sinemada onu seyredenler güler iken, O aslında hep ağlayan adam oldu!

Rint bir şahıs idi! Çevresindekilerin adam alıp adam satdığı para denen şeye hiç önem vermedi...

Çok mihnet çekdi! Fakat kimseye de minnet etmedi. O’nun için varsa yoksa sinema ve seyircileri idi.

Etme, Hayyâm! Gel, dinle Eski Tüfek'i!

   Girme, şu alçakların hizmetine;

   Konma sinek gibi, pislik üsdüne.

   İki günde bir somun ye, ne olur!

   Yüreğinin kanını iç de boyun eğme. 

 

 *  *  *  *  *

Bâzen Gaffur oldu, bâzen Mazlum!

Dokuzyüz küsûr filimde oynadı. Fakat oynadığı filimlerin afişlerine çoğu kez O’nun adını bile yazmadılar.

Sinemayı hiç kimse O’nun kadar sevmedi. Ömrünü sanata adadı, sahnede yaşadı.

Fakat belediyeye ait bir bankın üzerinde soğukdan donarak öldü!

Soğuk bir kış gecesi İstanbul; şarap, çalgı, çengi, kumar ve cimâ yorgunluğunun derin uykusunda iken

2

Taksim Meydânındaki belediyeye ait bankın üzerinde koca bir adam,

Daha 40 yaşında iken Mart ayının dördünde son uykusuna yatdı!

Ücretini ödeyemediği için otelden atıldığı o gecenin ayaz soğuğunda,

Sabaha kadar sokaklarda âvâre dolaşdı. Canlı iken O’nu oralarda, kimseler tanımadı!

O son gün;

Bir akşam kahvehânesine girip bir bardak çay içecek bir lirası bile yok idi cebinde!..

Lâkin,

Sabah erkenden Gezi parkını temizlemeye gelen belediye çöpcüleri, O’nun ölüsünü orada hemen tanıdı!

Soğukdan kaskatı, mosmor kesilmiş o koca adam,

Bizleri gâh güldüren, gâh ağlatan

Fakat her dâim düşündüren filimlerin vazgeçilmez figüranı, Yeşilçam’daki isimi ile Yâdigâr EJDER idi...

Altın kâlpli dev adamın ölümünü o günkü boyalı matbuât, şu kara ve koca harfler ile duyurdu; 

Ünlü oyuncunun yürek burkan ölümü!”

3

Gerçek ismi Adnan AYBERK olan

Ve

Filimlerinde Gaffur ya da Mazlum lakabı ile evimize misâfir etdiğimiz Yâdigâr EJDER,

Ehli dil, ehli edep, ehl-i nâmus ve mütevazı ve rint bir sinema emekcisi idi...

Hiç evlenmedi!

Parayı pulu gözü görmedi hiç. Şan, şöhret peşinde de koşmadı... Bir lokma, bir hırka dedi hep.

Tek derdi; sıcak bir çorba, sıcak bir oda, sıcak bir yatak idi...

Bunları da bu millet ve bu devlet çok gördü O’na...

Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.4

Fakat

O, kimesnin sırtından geçinmedi, kimsenin hakkını yemedi!

Kimseyi de kandırmadı, aldatmadı...

Birkaç aylık otel borcu,

Belki de mahalle esnafına bir yüz lira veresiye bırakdı arkasında, hepsi o kadar!

Kaç filimde oynadığı,

Nerede, ne zamân ve nasıl öldüğünü dahi bilen olmadı...

Öldüğü gün cebinde beş kuruş parası bile olmayan altın kâlpli bu dev adama

Allah’dan bugün bir kere daha rahmet ve merhâmet dileyelim.

Mekânın cennet olsun inşallah, Mazlum!

*  *  *  *  *

Eyvâh, Kandırıldık!

Yenilen pehlivân, güreşe doymazmış deriz! Güreş de pehlivân da bize has ıstılâh olduğuna göre hiç şüphe yok ki bu atalar sözünü, biz Türkler türetmiş olmalıyız.

Fakat bu atasözüne son zamânlarda çetin bir rakip çıkageldi; “Aldatılan, aldatılmaya doymazmış!

Atalarımızın güreşde sırtı yere gelen pehlivânlar için söylediği bu söz, kendi dönemini aşdı ve

Şu günlerde milletimizin çok geniş bir kısmının hâl-i pür melâline tercümânlık eyler oldu...

Maçam yemedi,

  • Yüreğim yetmedi,
  • Ciğerim yetmedi,
  • Bilgim yetmedi,

En mühimi de

  • Aklım yetmedi, demenin adı

Vallahi kandırıldım!”, “Billahi aldatıldım!” oldu...

Bol sıfırlı haram lokmaları midene indirirken,

Çok yıldızlı haksız terfileri omuzuna bindirir iken,

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK, yanınızda yok idim!

Lâkin;

Berâber yürüdünüz sizler o yollarda hep,

Berâber ıslandınız sizler, yağan o yağmurda be!..

 Yaprağını yerken; kıtır, kıtır!

Sapına gelince, meee! Öyle mi?..

 

Özellikle yirmibirinci asırın ilk senelerinden itibâren memleketimizde

Nezle mikrobu gibi süratle yayılmaya başlayan “aldatma/kandırma” hastalığı,

Yukarıdan aşağıya doğru herkesi sarmaya başladı…

İmam, bilerek ve isdeyerek osdurunca cemaat de hem sıçdı, hem de sıvadı...

Memleketimiz, aldatılanlar kumpanyasının açık sahnesi olmaya başladı.

5a

Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan olduğu dönemde defalârca söyledi; “Ben dahi aldatıldım!

Cumhurbaşkanı oldukdan sonra da şöyle dedi; “Şahsım başda olmak üzere bütün ülke aldatıldı!

Belediye başkanlarını, devlet bakanlarını, polisleri, her rütbeden subayları, asubayları, sanatcıları cemaatler;

Cüppeli hocayı da Lüpcü Fadıl aldatdı!

Şahsınız başda olmak üzere bütün ülke aldatıldı da! Cebinizden delikli bir guruş paranızı mı kapdırdınız?

Her zamân olduğu gibi yenilen yutulan, har vurulup harman savrulan vatandaşın parası oluyor hep...

Gözümüzün görmediği,

Ve hattâ

Gönlümüzün de katlanmadığı hâlde aldatan-aldatılanlar folimi, tam gaz devâm ediyor memleketimizde;

  • Ȃmir, memurunu,
  • İşveren, işcisini,
  • İmam, cemaatini,
  • Karı-koca, yek diğerini,
  • Esnâf, veli nimeti olan müşderisini,
  • Arkadaşlar, birbirini,
  • Askerde üst’ler, ast’ını, 

Kandırıyor, aldatıyor...

15 Temmuz gecesi maskeler de düşdü, takkeler de!.. Bunları 15 Temmuz 2016 Cuma gününden sonra gördük, duyduk, öğrendik! Bu konuda bakalım daha neler duyup göreceğiz.

Siyâsetciler de seçmenlerini 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat dokuzu beş geçeden beri kandırıyor.

Farz edelim ki suç, aldatanlarda...

Peki, aldatıldığını söyleyenlerin hiç suçu yok mu? Küllükde dolaşmayanın ayağına bok bulaşır mı?

Aldatılanlar kumpanyası oyuncularının hâl-i pür melâli bu minvâl üzere de...

Taa bin dört yüz sene evvelinden bize nasihât edip “Mü'min, aynı delikten iki defa ısırılmaz!diyen kim?

Biz, kimin ümmetiyiz, Allah aşkına?

Siyâsetcisinden, subayından bu devlet adamları aldatıldığını söylüyor da

Aslında aldatılanlar, neticede hep biz vatandaşlar değil miyiz?

Aldatıldığını söyleyen ve fakat aslında vatandaşı aldatan bu devlet adamları ölüp gidince arkasından biz vatandaşlar “Allah rahmet eylesin!” demeye isdekli miyiz?

Ya da

Merhûm Yâdigâr EJDER için gönlümüzde hissetdiğimiz rahmet ve merhâmet duygusunu

Aldatıldım diye yalanlar üfüren bu insanlar için de acap hissedebilecek miyiz?

Yâdigâr EJDER, ömrünü hasretdiği sinema sanatından, karnını bile doyuramadı.

Öldüğü gün cebinden beş kuruş parası dahi çıkmadı!..

Kimsenin sırtından geçinmedi, kul hakkı yemedi, kimseyi de aldatmadı...

Ölüm haberini “Yâdigâr EJDER’in yürek burkan ölümü” diye duyuran gazeteler utansın!

Yürek burksa da ölümü, Allah’ın huzuruna mâsûm bir insan olarak çıkdı dev adam. Mekânı cennet olsun! 

*  *  *  *  *

Ey şarapperest Çadırcı! Neredesin sen, şimdi? 

Bilmez misin ki;

Niceleri geldi, neler isdediler;

Sonunda, dünyâyı bırakıp gitdiler;

Sen hiç ölmeyecek gibisin, değil mi?

O gidenler de hep senin gibiydiler!

 

*  *  *  *  *

Peki,

Aldatıldıklarını söyleyen fakat aslında biz vatandaşları aldatan devlet zevâtının ölümü nasıl olacak acap?

Gazeteler, bu zevâtın ölüm haberlerini nasıl duyuracak?

Bu insanlar, yapdıkları haksızlıkların hesâbını Hakk’ın huzûrunda nasıl verecekler?

Ve

Biz vatandaşlar, bizleri idâre etdiğini zanneden bu “kandırılmış” zevâtın ardından

Bir Elhâm okumaya isdekli miyiz?

*  *  *  *  *

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askerleri; Asubaylar!

Boğa, boynuzundan; yiğit, sözünden tutulur ya!

Konu aldatılmak ise şâyet, verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusudur.

Verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusu ise şâyet

O zamân orada verilmiş söz ya da talep var demekdir.

Peki,

Asubaylığa taraf olanların gündemindeki talepleri nedir?

Şimdi bu talepleri, yorumsuz olarak akdaralım sizlere.

Asubaylar hakkındaki talepler lisdesini derlemeye TEMAD ile başladım.

TEMAD’ın Basın-Yayın ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımıcısı Sayın Adnan AYVACI’ya bir e-mektup gönderdim.

Dedim ki Başkanım; TEMAD’ın gündemindeki asubay talepleri nelerdir?

6

Sağolsunlar, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Adnan AYVACI hemen cevâp gönderdi...

TEMAD’ın gündeminde ki Asubay talepleri şunlar imiş;

TEMAD’ın Gündemindeki Asubay Talepleri

TEMAD'ın gündemi hakkında

AA

Adnan AYVACI <This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Reply|

21 Şubat 2017, Salı 1:54 PM

To: Şükrü IRBIK (This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Merhaba Sayın Şükrü IRBIK,

TEMAD’ın kısa, orta ve uzun vâdede tahakkuk ettirmek üzere gündeminde olan taleplerini size bildiriyorum

Astsubay Sorunları Ana Başlıkları;

Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan ve halen görev yapan Astsubaylarımızın sorunlarına ve beklentilerimize ilişkin taleplerimiz aşağıda sunulmuştur.

1-Görev ve Makam Tazminatları

2-Göreve başlangıç derecesinin 9/1i yerine diğer memurlarda olduğu gibi 9/2 den başlatılması

3-Emekli maaş bağlama yüzdelerinin artışının düzenlenmesi

4-Personel kadro düzenlenmesinin yapılması

5-Disiplin kanununun İnsan hakları ve Anayasaya göre yeniden düzenlenmesi

6-Astsubay yetiştirme okul seviyesinin ön lisans (2 yıllık meslek yüksek okulları) düzeyinden lisans (4 yıllık yüksek okul) düzeyine yükseltilmesi.

7-Tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, üyelerimizin ihtiyacı olan huzur evi, yurt v.s gibi hizmetleri yapabilmek amacıyla gerekli olan mali imkanlara kavuşabilmek için, kooperatiflere iştirak etmek/kurmak,  şirketler kurmak/işletmek ve vakıflaşmak arzumuzla ( üye aidatları ve düzensiz bağışlar ile bu hizmetleri yapabilmenin zorluğu ortada olduğundan dolayı) çalışmalarımızı sürdürmek.

Selam ve sevgilerimizle

Adnan AYVACI

TEMAD Gen.Bşk.Yrd.(Bas:Yay veTantm.sorumlu)

 

Yukarıda gördüğünüz üzere, “temsil makâmı” olan TEMAD’ın gündeminde 7 maddelik bir talep listesi var.

*  *  *  *  *

Asubay meselesinin önemli taraflarından birisi de emekli asubaylar.

Bu konuda ortaya dökülen beyânlara bakdığımızda emekli asubaylarımızın 3 maddelik kısacık bir talep listesi olduğunu görüyoruz.

Emekli Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri

 1. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2)

2. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50)

3. Tazminât.(7 çeşit tazminât)

 

Talep listesindeki maddeler itibârı ile asubaylıkdan beklentisi en az olanlar taraf, emekli asubaylar. 

Sâdece 3 maddelik bu talebleri yerine getirmek ile İcrâ mâkamı olan Genelkurmay Başkanlığı ve MSB, yüzbin emekli asubayı, sokaklardan evlerine gönderebilir. Bunu yapmıyorlar ise şâyet o vakit biz de şu suâli sormalıyız;

Eşi, çocuğu, gelini, torunu ve akrabası ile sayısı bir milyon civârında olan emekli asubayların sokaklarda dolaşıp;

  • Açlık sınırında yaşıyoruz diye ilenmesinden,
  • Polisler ile şehir meydanlarında köşe kapmaca oynamasından,
  • Ölüm orucuna yatmasından kimler memnun oluyor acap?

 

*  *  *  *  *

Asubayların talepleri söz konu edilince her niyeyse Genelkurmay Başkanlığımız;

Yapacaklarından daha ziyâde yapdıklarını piyasaya sürmeyi tercih ediyor. Bu basit “beyin yıkama” yöntemi ile; 

  • Hem züğürt tesellisi niyetine umut pazarlıyor,
  • Hem de fazla diretirseniz bu verdiklerimizi de elinizden alırız diyerek aba altından sopa gösderiyor.

Bu basit alicengiz oyunları bir yana;

İçinde yaşadığımız 2017 senesinde,

Asubaylara dâir olmak üzere “icrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığımızın gündeminde

Sâdece 3 maddelik bir ”sistemli” çalışma(!) lisdesi olduğunu görüyoruz.

Genelkurmay Başkanlığının Gündemindeki Asubay Talepleri

Görev Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere 1989 senesinde icâd etdiler. (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

Silâhlı Kuvvetler Hizmet Tazminâtı; Genelkurmay Başkanlığımız 2011 senesinde icâd etdi.  (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

Görev başlangıc derece/kademesi; 9/1 yerine 9/2 olması. Asubayların eğitim süresini 2002 senesinde bir seneden iki seneye yükselttiler. Verilen bu bir senelik hak; muâdili devlet memurlarına kıyâsen  asubaylara, 1 senelik hak kaybı olarak aynı sene geri döndü!

 

Genelkurmay Başkanlığının bugün hâlâ “çözmeye(!)” çalışdığı yukarıda gördüğünüz 3 meselenin üçünün de

Gene zamân içinde çıkartdığı kânunlar ile Genelkurmay Başkanlığının doğurduğu meseleler olduğunu görüyoruz.

Yukarıda gördüğünüz 3 madde, bugün Genelkurmay Başkanlığının gündeminde olan konular.

Genelkurmay Başkanlığının bir de görmediği(!) maddeler var ki bunları da gene kendileri doğurdular;

  • Makâm tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 1982 senesinde doğurdular.
  • Temsil tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 2000 senesinde doğurdular.
  • Kadrosuzluk Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek, üzere 1993 senesinde doğurdular.

Şimdi, ehl-i akıl bir insan olarak ben, aklımın emrine râm olup burada şöyle düşünmeye mecburum;

Asubaylara “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı”, Genelkurmay Başkanlığının gündeminde bile yok!

Demek ki Türk Ordusunda makâm, temsil ve kadro hakkı sâdece subaylarımıza özgü.

Peki, öyle olsun!

O zamân da şu suâlin cevâbını versinler; Subaylarımız, kânun peydahlıyor ve diyorlar ki asubay denilen asker kişiler, “subay yardımcısıdır”. Şu anki mevzuâta göre sâdece subaylarımıza özgü olan “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı” almayan asubaylar, nasıl oluyor da “subayların yardımcısı” olabiliyorlar?

*  *  *  *  *

Asubayların talepler lisdesini konuşmaya devâm edelim...

Asubay meselesi konusunda en dertli zümrenin, muvazzaf asubaylar olduğu görülüyor. Çünkü en yüklü talep listesi, muvazzafların elinde. 24 maddelik bu liste, asubayların taleplerinin tamâmını kapsamıyor elbetde. Bu lisdeye yeni talepler ilâve edilebilir...

Bugün itibârı ile tahakkuk etdirilen haklarımızı lisdeye dâhil etmediğimizi söylemeye hâcet olmasa gerekdir.

Muvazzaf Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri

1. Birinci derecenin dördüncü kademesine yükselme sorunu. (2012/ öldüre öldüre bitirdiler. Onun da içi boş)

2. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2).

3. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50).

4. Tazminât haklarımız. (7 çeşit tazminât).

5. Asubay sınıf okulu mezûnlarının intibâk sorunu (2016/öldüre öldüre bitirdiler)

6. Askerî hastanelerde utanç verici sınıf ayrımı (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî hastaneleri Genelkurmay Başkanlığının elinden aldı.)

7. Askerî mahkemelerde görülen dâvalarda asubay kıyımı. (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî mahkemelerin kapısına kilit vurdu.)

8. Lojman tahsisinde orantısız tahsis.

9. İçhizmet Kânunu ve Askerî Cezâ Kânununda asubay aleyhine işletilen hükümler.

10. Günlük yaşantıya müdâhale eden emir komuta zenciri ve görev anlayışı.

11. OYAK. (Aidât öderken var, yönetimde yok sayılan sınıf asubaylar)

12. Orduevi, sosyal tesis ve askerî kamplarda adâletsiz tahsisler ve uygulamalar.

13. Kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan asubaylara kademe verilmesi.

14. Asubay Meslek Yüksek Okullarının lisans seviyesine yükseltilmesi.

15. TSK’da görev yaparken hasta olarak sağlığını kaybedenlerin mağdur edilmesi.

16. Çağdışı orduları andıran şekilci uygulamalar. (Tam kanat – kırık kanat kepâzeliği, kılıçlı – tüfekli bölücüğü)

17. İki dudak arası mesâi kavramı değiştirilmeli, âmirin başına buyrukluğuna son verilmelidir.

18. 1 sene okuyana da 8 sene okuyana da aynı hizmet süresi. Mecburî hizmet, tahsil süresi ile orantılı olmalıdır.

19. TSK’dan ayrılışlar kolaylaştırılmalıdır.

20. Asubayların meslekî memnuniyeti için çalışma şartları iyileşdirilmeli, erken emeklilik önlenmelidir.

21. Asubaylıkdan subaylığa terfi kuralları şeffâflaştırılmalı, idârenin sınırsız takdir hakkı kısıtlanmalıdır.

22. İlk rütbemiz olan “Astsubay Çavuş” ibâresinden “Astsubay” kelimesinin iptâl edilmesi.

23. Meslek unvânımız “Astsubay” kelimesinin, ATATÜRK’ün türetdiği şekili olan “Asubay” yapılması.

24. Kışlada, cephede kahraman; esir kampında hizmet eri muâmelesi. (Bu maddeyi Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlesi ile 09 Mart 2017 târihinde asubayların gündemine ilk dâhil eden kişi, Şükrü IRBIK’dır.)

 *  *  *  *  *

Bugün Astsubay olarak bildiğimiz meslek sınıfı, 1951 senesinde teşkil edildi.

Asubaylara yeni haklar veriyoruz diye subaylarımızın piyasaya sürdüğü her yeni kânun aslında,

Asubayların aleyhine yeni ve daha büyük haksızlıklar doğurdu!

Peki,

Asubayların talepleri konusunda tarafların bu kadar farklı gündeme sahip olmasının sebebi nedir sizce?

Dokuz sınıf askeri olan bir orduda; alın terinin karşılığını âdil bir şekilde dağıtmak mümkün olabilir mi?

Kendilerinden başka diğer sınıflardaki askerlerin rütbesini dahi bilmeyen subaylarımız;

Bu askerlerin dertlerinin ne olduğunu nasıl bilsinler ki?

Sistem bütünlüğü içinde çalışıyoruz!” diyen subaylarımız doğru söylüyor!

sistem

Çünkü;

Sistem bütünlüğü içinde çalışarak(!)” ordumuzu gene

Sistem bütünlüğü içinde!” parçalayıp kıymık kıymık "kastlara" böldüler.

Sıkıntıları çözüyoruz diyen vatan hâini subaylarımız,

Yeni sıkıntılara kapı aralayan yeni asker sınıfları doğurtdular ordumuza!

Şu gün itibârı ile ordumuzda tam sekiz çeşit asker var!

Böyle bir manzarayı Aristo bile hayâl edemez idi!..

mevcu

Ordumuzdaki “asker sınıfları” için Genelkurmay Başkanlığımızın “statü” dediğine lutfen dikkat buyurunuz.

*  *  *  *  *

1950 senesinden beri rütbe takan orgenerallerimiz, salon subaylarıdır!

Ellerine yağ-pas, enselerine güneş, postallarına çamur değmez!

 

Alıp tüfeği eline,

Koşup hudut boyuna,

Yatıp çamurlu sipere boylu boyuna,

Düşmâna kendisi kurşun atacak değil, herhâlde! 

Eli tetikde, gözü ufukda düşmân gözleyen Mehmedciğimize 

Ateş! diye emir verse, Seri paşa Hulusi;

 

ates

O ateş! emri, O Mehmedciğe gidesiye

Ve dahi

O Mehmetcik, o tetiği çekesiye kadar

O düşmân, senin o datlı canına ot tıkar be!

*  *  *  *  *

Kör Bakan İnsanlar, Fil ve Asubaylık! 

Asubaylık konusunda söz söyleme hakkı olan 4 taraf var;

1. Muvazzaf Asubaylar

2. Emekli Asubaylar

3. TEMAD (Temsil Makâmı)

4. Genelkurmay Başkanlığı/MSB (İcrâ Makâmı)

Fakat gelin görün ki asubaylığın taleplerini çözmek şöyle dursun,

Asubayların taleplerinin ne olduğu konusunda her bir taraf, farklı bir telden kendi nağmesini çalıyor!

Res

*  *  *  *  *

İnsan olmanın temel şartı ve en büyük fâzileti,

Hakkını arayacak kadar cesûr ve haysiyetli olabilmekdir.

Hakkını almak, bu yolda mücâdele etmek de cesâretli ve haysiyetli insanların işidir!

Aç köpek, (karnını doyurmak için) fırın duvarını yıkıyor ise şâyet,

Aç insan, (karnını doyurmak için) fırın duvarını niye yıkmasın?..

Açlık sınırında yaşayan asubayların, köpek kadar aklı ve haysiyeti yok mudur ki hakkını aramasın?

Hakkını almak için mücâdele eden asubayları kınayanlar, önce dönüp kendilerine baksınlar;

Bu zât-ı muhteremlerin ya karınları tokdur, açlık sınırında yaşayan asubayların hâlinden anlamaz,

Ya da

Bu zevâtın aç köpek kadar bile aklı ve haysiyeti yokdur!

 

*  *  *  *  *

Asubaylık meselesine taraf olanların

Asubaylığı anlamak ve târif etmek konusunda içine düşdükleri

Ve dahi

Yukarıda gördüğünüz “başıbozukluğu” ve “kavram kargaşasını” anlatacak bir resim arar iken,

Aşağıda gördüğünüz şu sessiz(!) çizgi-resimi keşfetdim!

Bir de siz bakın hele!..

8

Asubaylar konusunda söz hakkı olan taraflardan her biri

Gündüz vakdi kör gözlüğü takıp da bakdıkları asubaylığı

Kendi görmek ve anlamak isdediği şekilde gördü, anladı ve târif etdi.

Fakat bu taraflardan hiçbirisi asubaylığın hem iç hem de dış hukûkumuza göre

  • Gayri meşrû 

  Ve dahi

  • Gayri kânûnî olduğu fark edemedi!..

*  *  *  *  *

9Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.10

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.

Ömrünü hasretdiği Yeşilçam Sokakda karnını bile doyuramayan Yadigar Ejder,

Hep “üçüncü adamı” oynadığı Türk sinemasının “ucuz emekcisi” idi!

*  *  *  *  *

Canını fedâ etdiği Türk Devletinden;11

  • Karnını bile doyuramayan,
  • Hep oyalanan,
  • Avutulan,

Ve

  • En çok da aldatılan asubayları ise

Türk Ordusunun hep “ikinci sınıf” muamele gören “fakir ve ucuz emekcisi” oldu! 

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

   Evvelki bölümleri okumak için aşağıdaki resimleri tıklayınız!   

Kapak-1 Kapak-2 Kapak-3

Kapak-4                       brove                   Kapak 5

GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK HEPİMİZİN HAKKI...

 

Kıymetli Meslektaşlarım;


 Yaklaşık 20 gün önceki yazımda;  bir erken uyarı görevi yaparcasına, assubaylara verilmesi planlanan tazminatlar da;  " II. Kad. Kd. Bçvş. rütbesinde olma ve  24 Yıl Bilfiil çalışma" şartının olduğunu, intibaklarda ise; 2003 yılı öncesi mezunlara bir derece verileceğini, ancak görevdeyken, yüksekokul veya üniversite bitirerek derece ve kademe ilerlemesi yapan,  2003  öncesi mezunların, söz konusu intibaktan faydalanamayacağını"  yazdık. Yazımızda, bu konudaki çekincelerimizi de dile getirmiştik.


 Önce, bir kısım meslektaşımız, daha sonra TEMAD İl Başkanlarından bazıları, yazılar yazarak  bize tepki gösterdi. Hatta, şu an iktidar partisinde siyasetle uğraşan, milletvekili aday adayı olan,  eski bir Genel Başkan Yardımcısı, şahsımı telefonla arayarak;  "kardeşim yok böyle bir şey, kim nereden uyduruyor bunları" diyerek, tepkisini bizzat bize iletti.


 Bende kendisine;  "Ankara da ikamet ettiğini, Genelkurmaya, Bakanlıklara,  3-4 Km. mesafede olduğunu, yazdıklarımızın yalan olup olmadığını,  gidip oralardan araştırmasını ve ondan sonra aramasını" söyledim.


  O gün bu gündür aramadı hala..


 Durumun vahametine istinaden, Sn. Ersen Gürpınar Ağabeyimiz ile istişare ederek, onun önderliğinde,  www.emekliassubaylar.org. sitesinde, Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına yönelik  mail kampanyası düzenlendi.     


 Yaklaşık 5 günde, kampanya yazısı, 18.000 kişi tarafından okundu ve yoğun bir katılım oldu. Bunun üzerine, Genelkurmay Başkanlığı, site yönetimine açıklama yaptı ve açıklamayı, Sn. Ersen Gürpınar duyurdu.


 Çok geçmeden, durumun ciddiyetini kavrayan, TEMAD Genel Merkezi, TEMAD'ın resmi internet sitesinde," II. Kad. Kd. Bçvş. rütbesinde olma ve  24 Yıl Bilfiil çalışma" şartının kaldırılması için"  Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına yönelik,  mail ve mektup kampanyası başlattı.


 Bize tepki gösteren,  eski Genel Başkan Yardımcısı da, adı ile kayıtlı internet sitesinde, tablolar yayınlayarak, durumun ciddiyetini kavradığını göstermiş oldu.


 ***


 Tüm bunlar olurken, Ahmet KESER'in, bir sitede röportajı yayınlandı. Röportajı okuyunca, hayretler içinde kaldım.  Tam 4 yıldır, bu konularda hiç  açıklama yapmayan, kendi yönetimi kurulu üyelerinin istifa sonrası verdiği demeçleri bile cevaplamayan Ahmet KESER, ne oldu da bu gün bunları açıklamaya başladı. Evet, ne değişti de bu konuları açıkladı? 


Ahmet KESER'in röportajda söylediği sözlerin bazılarını,  ben yaklaşık  3 yıl önce, 16 Nisan 2013 tarihinde, istifa eden TEMAD yöneticileri ile yaptığım röportajda, video olarak  yayınlamış, o dönemde şahsım ve istifa eden arkadaşlarımız, ihanetle, hainlikle, suçlanmış, yalan yazmakla itham edilmiştik.


İş boyuta gelmişti ki, bu gün  Genel Başkan Yardımcısı konumunda olan bir şahıs, bizler için, "Paşa maşası, Genelkurmayın Kadrolu elemanı, ajan,  içimizdeki irlandalı," vb.  sözleri yazmaktan bile hiç çekinmemişti. 


Kaderin cilvesi olsa gerek, o gün bizlere olmadık hakaretleri yapanlar, Ahmet KESER bazı  gerçekleri açıklayınca,  biraz olsun yüzleri kızarır mı? merak ediyorum. Tabi,  hala kızaracak yüzleri ve utanma duyguları var ise...


O dönemde bizler;   "Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in, TEMAD yöneticilerini VİP. törenle karşılattığını, Genelkurmay Başkanının, sorunların çözümü için ortak hareket edilmesi gerektiğini, TEMAD'ın birliklere giderek ilk elden sorunları öğrenmelerini, Personel Başkanlığı ile ortak çalışma yapmalarını istediğini" yazmış, buna karşılık TEMAD yönetiminin, "TV.lerin popüleritesine kapılarak, maksadını aşan konuşmalar yaptığını ve köprüleri attığını" yazmıştık. 


 Evet, o dönemde bunlara "yalan" diyen kalemşörler,  şimdi ne diyecek?  Buyurun Ahmet KESER de aynısını söylüyor.


 Ancak mevzu bu değil...


 

4 yıldır ne yaptınız?

 

Ölüm orucu sonrası, çaresizlik ve çözümsüzlük içinde kalıp, hiç bir yer ile resmi temas kuramayınca, son çare, sitemizin yaptığı mail kampanyasını taklit ederek, mektup, mail  düzenleyen TEMAD yönetimi, kendilerini haklı göstermek için 4 yıl önce yaşanmış görüşmeyi ne hikmetse şimdi anlatıyor.


Kardeşim, 4 yıldır neden açıklamadın?

 

Devlet sırrı mıydı bu görüşme? 


İnsanlar meslekten atıldı, cezalar aldı,


TSK'nın en çok yıpratıldığı bir dönemde,  "yuvamız, kurumumuz" dediğimiz TSK'ya  hakarete varılan yorumlar yapıldı, aşırı derecede yıpratıldı, ileri geri yazılar yazıldı? 


Bu günlerde bunu açıklamanızdaki amaç ne? 


 Tabi, yumurta sona gelince tutuştular!


Suriye yanıyor, Irak'taki askerlerimiz, Musul şehrinde çatışmanın eşiğinde, Rusya ile savaş an meselesi, bizimkiler  ne maksatla açıklıyorlarsa,  4 yıl önceki görüşmeyi, bu gün açıklıyor. 


Bakın tekrar ediyorum, 2012 'deki oyun yeniden sahnelenmeye çalışılıyor, herkesi dikkatli olmasın ve oyuna gelmemesini öneriyorum.


Sevgili Meslektaşlarım;

Assubay kamuoyunun,  gerçekleri bilmek her zaman hakkıdır. Hele ki,  kendi hakları söz konusu ise kesinlikle hakkıdır.
 


 Bu nedenle, 2011 yılında, o görüşmelere katılan, dönemin TEMAD Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sn. Ayhan YILDIRIM'dan Ahmet KESER'in röportajında geçen bazı konulara açıklık getirmesini istedik. 

 

Kendisi, bizleri kırmayarak, yaşananları anlattı. 


  Önce,  malum sitesindeki,  Ahmet KESER röportajından (siyah kısım)  bir bölümü, altında ise Sn. YILDIRIM'ın ( kırmızı kısım) konu ile ilgili açıklamalarını okuyacaksınız;


genkur ziyaret

 

AHMET KESER : 11 Ekim 2011’de yönetime geldikten sonra, ufukta özlük haklarımızın iyileştirilmesi konusunda ufukta bir çalışmanın var olup olmadığının öğrenilmesi maksadıyla hem siyasete hem Genelkurmay’a gittik. İlk ziyaretimizi Genelkurmay Başkanlığı’na yaptık. Genelkurmay Başkanı ile kendi Personel Başkanı Korgeneral’in de bulunduğu bir ortamda yönetim kurulu üyeleriyle beraber bir görüşme gerçekleştirdik.


 Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Paşa çok iyi niyetli yaklaştı. Hakkını iade ederek söylemek istiyorum, ve Korgeneraline Personel Başkanı’na emir verdi. ;


 “TEMAD ne istiyorsa çalışın, bana getirin” dedi. “Ben bunların takipçisi olacağım…Beraber  çalışacaksınız, TEMAD ne istiyorsa onu getireceksiniz” dedi. “Bana astsubaylarla ilgili yaptığınız şu çalışmaları, iyileştirmeleri bir okuyun bakayım” dedi.

 

AYHAN YILDIRIM : TEMAD seçimlerini kazandıktan sonra, resmi ilk ziyaretimizi, 03 Kasım  2011 tarihinde,  MSB Müsteşarı Korgeneral Ümit DÜNDAR'a yaptık. Sn. Ümit DÜNDAR  Nisan 2011 ayında kanunlaşan,  KOMKARSU vs tazminatların, Başbakanlıkta olduğunu,  bize 3 Kasım  2011 tarihinde yani yaklaşık 5 ay önce söylemişti.


  Necdet ÖZEL paşa,  gerçekten bizleri çok iyi karşıladı, hatta seçimlerimizi takip ettiğinden bile bahsetti. Personel başkanına birlikte çalışılması için talimat verdi.  


 AHMET KESER  : Personel Başkanının elinde şöyle bir liste vardı. Elindeki listeyi şöyle bir çevirdi, yatay bir excell tablosu. Orada, sorunlar “Planlanan – Yapılan – Yapılamayan”… falan renk kodları vermişler, kırmızı – mavi… diye, ne istedik, ne yapıldı diye… Birinci sayfayı açtı Korgeneral, bir şey yok, ikinci sayfayı açtı bir şey yok, üçüncü sayfayı açtı bir şey yok. Yani bizimle ilgili yapılan bir şey yok.


 “Bırak!” dedi, “Bir yerden oku bari” dedi. “Yapılamayanı oku” dedi. Gerildi, yapılamayanı okurken bir madde : Astsubaylar vefat ettiklerinde, geride mirasçılarına bıraktığı silahın devir teslimi Emniyet Müdürlüğünce yapılıyor, bunun devir tesliminin Kuvvet Komutanlıklarınca yapılması konusunda teklif sunulmuş, bu teklife de sıcak bakılmamış.

 “Yahu geç onu!” dedi. “Başka bir şey söyle!” Başka bir şey söyledi ; Kamplara girerken günlük 5 liralık park ücreti alınıyormuş, meslektaşlarımız günübirlikçilerden bu park ücretinin alınmamasını istemişler çünkü orada kalanlar zaten vermiyor.


 Ben dedim ki; “Sayın Genelkurmay Başkanım, bunların hepsi uvertür konular, tali konular, bizim sorunumuz bu değil."

 “Peki ne istediler?” diye sordu. “Efendim 1’in 4’ünü istediler” dedi.


 “Peki ona ne yaptık?” dedi. “Biz bu konuyla Hükümete müracaat ettik, bir sonuç alamadık.”


 Ben dedim ki “Bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkmıştı, ona da Genelkurmay’ın da girdi yapmasıyla beraber iptal edildi”


 “Niye vermedik ki astsubaylara?” diye sordu. Sıkıştı şimdi, adam bu seferde soruyor hep.


 “Niye vermedik?” “Efendim, biz onunla ilgili bir daha çalışma yapıyoruz” … Ben de dedim ki “Niye?... Daha önce çıkmıştı ki zaten” dedim. “Tekrar çalışma yapmanıza gerektirecek ne var?” dedim. “Birinci derecenin dördüncü kademesinin çıkmış olması bizi tek başına rahatlatacak bir şey değil” dedim..


 Genelkurmay Başkanı döndü, “Bunu zaten çok istiyordunuz.” dedi. “Biz bunu makam ve görev tazminatı alabilmek için istiyoruz. Yoksa birinci derecenin dördüncü kademesinin bize 3,5 – 4 lira getirisi var” dedim. “Öyle mi?” dedi. “Evet” dedi Korgeneral de. “Biz bunu sadece diğer iki tazminatı alalım diye istiyoruz. Bu zaten hakkımız, Meclisten de çıkmıştı ve sizin Genelkurmay’ın girişimleri ile bu Meclisten geri alındı."


 Tabi O süreci biliyor. Fakat mahçup. Gelmiş, bir şey de yapmak istediği, samimi bir şey yapmak istediği belli.


 “Peki” dedi, “Anladım, bu konularla ilgili astsubaylarımız ne istiyorsa bunları halledeceğiz” dedi.


“Ben, göreve geldiğimden beri Başbakan’dan dört tane şey istedim, bunun üçünü yaptı, biri hala devam ediyor, bu da yapılacak, beşinci şey olarak sizin için isteyeceğim” dedi. “Sizin sorunlarınızı halletmemiz gerekiyor, yoksa Ordu sıkıntıya giriyor” dedi.


 Hatta ben orada bir cümle kullandım, dedim ki; “Türk Silahlı Kuvvetlerinde aidiyet duygusu kayboluyor”

 “Bu, paradan puldan çok önemli, derhal bunu araştırın” dedi Korgenerale.


 Ben de dedim ki “Görevi, askeri anlamda kendi karargahınıza vermez de, bağımsız bir sivil kuruluşa verirseniz daha sağlıklı bir sonuç alırsınız". Çünkü Korgeneralimiz de bizim bir personel başkanımız, beraber çalıştık Tümgeneral iken.

 "Yapılan şey ; şimdi buradan sizin talimatınız hemen aşağı inecek, “Anket yaptık böyle bir şey yok” denecek,  sizi rahatlatacak bir sonuçla size gelmek isteyecekler. Ama bu doğru olan bir durum değil”dedim.


 O da şimdi bir tereddüt etti, önce bekledi “Tamam, ben bu konuyu inceleyeceğim” dedi. “Ama bu çok önemli bir konu yani askerlikte eğer aidiyet duygusu kopuyorsa bu ordu biter” dedi. “Çok iddialı bir laf söylüyorsunuz” dedi.

 Aramızda böyle bir konuşma geçti.


 “Çalışma yapacaksınız, ne istiyorsa TEMAD’ı dinleyeceksiniz, bana tek tek maddeleyeceksiniz, TEMAD’ın taleplerini getireceksiniz” dedi.


 Bana da döndü, dedi ki ; “Sayın Başkanım, siz de gemilerimize giriniz, uçaklarımıza giriniz, kışlalarımıza giriniz, arkadaşlarımızla görüşün, arkadaşlara anlatın.”

 

AYHAN YILDIRIM:  buraya kadar olan açıklamalar,  aşağı yukarı böyleydi.  


per başk


 AHMET KESER : Ben de dedim ki; “Sayın Genelkurmay Başkanım, ben kışlalara girip, uçaklara girip, gemilere girip ne yapacağım? Bu benim işim değil. Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinden rol çalma gibi bir şeyimiz yok. Ortada bir şey yokken insanlara ne anlatalım? Siz bir şey yapacaksınız, bir sonuç alınacak. Zaten bir şey anlatmaya gerek bile kalmaz. Ama bu Ordu hepimizin ordusu. Bize düşen bir görev olursa, hay hay memnuniyetle. Yalnız bizim şu anda kışlalara falan girmemiz doğru bir şey değil. Girip insanlara ne anlatacağız? Yani kışlada; “Genelkurmay Başkanımız bunu yapmak istiyor…” bu olmaz, doğru olmazdı…


 Bunu biz kabul etmedik ve kışlalara girmek bizim işimiz değil dedik. Yaparsınız, bir sonuç alınır, zaten kışlada da bir karşılığı olur.


 Öyle bitti… Kasım 2011 ayının sonuna doğru görüşmüştük… Ekim 2011’de göreve geldik, Kasım’ın sonunda görüşme yaptık..

 

 AYHAN YILDIRIM :  Yukarıda geçen  sözleri,  Ahmet KESER,  Sn. Necdet ÖZEL'e değil,  bizlere, yani kendi yönetimindeki arkadaşları olan bizlere söyledi.  Genelkurmay Başkanına,  böyle bir söz söylemedi.  

 

AHMET KESER :3 Aralık 2011’de de, Dünya Engelliler Günüydü, Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanlığı’nda bir toplantı yapacağız. Biz çalışmalarımızı yaptık. Çalışmalarımızı basit bir şekle indirgedim ben de, öyle kitapçıklar falan hazırlamadım. Biz, elindeki bütün çalışmaları falan kaldırmasını istedik Genelkurmay’dan. Sadece bunları Komutan’a verin, sadece bunun üzerinde çalışın diye iki sayfalık bir çalışmayla gittik...

 Genelkurmay Personel Başkanlığına giderken arkadaşlara dedim ki; Bakın arkadaşlar önümüzde iki şeyle karşılaşabiliriz. Bir; bizi bu işleri yapmayacağız deyip ikna etmeye çalışabilirler, çünkü karargahı çok soğuk davranıyor. İki ; sinirlerimizle oynayarak “İşte, geldiler, burada bize posta koydular, siz onlara biraz yüz verdiniz Başkanım (Genelkurmay Başkanına), onlar da geldiler burada bize posta koydular, gittiler.” algısını oluşturmaya çalışabilirler. Herkes sussun bir tek ben konuşacağım ve kendinize hakim olun, kışkırtıcı laflar olursa sinirlerinize hakim olun ve susun” dedim.

İlgili sitede yaınlanan röportajdan bir ekran görüntüsü, 

1 ümit paşa


Biz, Genelkurmay Başkanı tarafından VİP karşılanmış iken, ikinci gidişimizde yönetim kurulu ve bize ;“Aracınızı garaja çekin, askeri kimlik kartlarınızı bırakın, oradan ziyaretçi kartları alın, üstünüzdeki saatleri, bozuk paraları, şeyleri buraya bırakın, buradan, XRay’den geçin, ondan sonra da Genelkurmay Karargahına yürüyerek gideceksiniz”

 

AYHAN  YILDIRIM; Genelkurmay'ın nizamiyesinde bu sözler, nizamiye nöbetçi subay bir üsteğmen tarafından, TEMAD Yönetim Kurulu üyesi arkadaşımıza söylendi.


AHMET KESER : Ben de “Hayır, girmiyoruz” dedim… Kapının orada arabamız duruyor, “Biz girmiyoruz, biz protokol usulüne göre bu Genelkurmay’a alınmazsak kapıdan çekip gideceğiz. Bunu da Genelkurmay Personel Başkanı’na bu şekilde söyleyin.” dedim… “Birkaç dakika burada bekleriz, onun da cevabını bekleriz, eğer cevap olumsuz gelirse bu toplantıya girmiyoruz. Bu konuyla ilgili de Sayın Genelkurmay Başkanını bilgilendireceğim” dedim.

 

Ayhan YILDIRIM; Bu sözler Sn.Ahmet KESER'e değil, bana ait; Arkadaşımızın,  nöb. sb. ile hararetli konuştuğu esnada, arabanın direksiyonunda ben vardım.  Diğer arkadaşlar ise minibüsün içindeydiler ve daha hiç dışarı çıkmamıştı. Zaten olayı da görmediler bile.

  Hemen  araçtan inip,  nizamiyedeki arkadaşımın yanına gittim;

 Ne olduğunu?  sordum.

Arkadaşım olayı anlatınca, bende; Niz.Nöb.Sb.na  "Tamam,  biz dönüyoruz!  Siz de personel başkanına neden döndüğümüzü anlatırsınız" dedim.

Arkadaşımla  ile yürümeye başladık.  10  - 15 metre yürümüştük ki, Genelkurmay  Dernekler Şube Müdürü,  Topçu Yarbay, Arkamızdan seslenerek;

"Yanlış anlaşılma olduğu" söyledi ve    durumu düzeltti. Biz,  kendi aracımızla içeri girdik. Toplantı yerinde,  Yönetim Kurulundaki  arkadaşları indirip , aracı park yerine götürdüm. Park yerinden beni de, askeri araçla alarak, bekleyen arkadaşlarımın yanına götürdüler ve hep birlikte toplantıya girildi.

 AHMET KESER  : Biz, sorunları anlatmaya başladık. Çözülmesi gereken şeyleri söyledik. Genelkurmay (Personel) Başkanı tuttu, işte, Türkiye’deki gelir durumunu anlatıyor, başka şeyler anlatıyor, bir noktaya geleceğini anladım. En sonunda dedi ki; “Arkadaşlar, sizin bu sorunlarınızın tamamı maddi kaynaklı sorunlar. Maddi kaynaklı sorunlara Hükümet sıcak bakmıyor” dedi. Ben de dedim ki ; “Bakın, burada biz ‘kim neye sıcak bakıyor’u tartışmayacağız. Biz burada sorunlar üzerinde uzlaşacağız, bu sorunlar Genelkurmay Başkanı’na arz edilecek, Hükumet’ten isteme tasarrufu O’na ait. Ama biz burada bunları koymayalım şeyine gidemeyiz. Burada sorun konuşmaya geldik. Genelkurmay Başkanı’nın size talimatı böyle."“Fakat” dedi, “Şimdi, Genelkurmay Başkanı’na biz reel olmayan bir şeyi niye çıkartalım?” dedi. Baktık, direniyor. Yani adam sorunu çıkartmak istemiyor. Ben de orada kendimce girdiler yaptım, onu yaptık, bunu yaptık…


 “Arkadaşlar” dedi, “Bu konudan bir sonuç alamayız”dedi. Dedim ki ; “Bu konuda yetkili ağız siz değilsiniz. Burada siz, bizimle beraber masa çalışması yapacaksınız, bu konuyu Genelkurmay Başkanı Başbakan’a arz edecek, bu konuyla ilgili yetki Başbakan’da” dedim. “Genelkurmay Başkanı’nın da ikna etmesi lazım.” Baktım ki kendi karargahını ikna edemiyor. Aslında Genelkurmay Başkanı iyi niyetini ortaya koymuş. En sonunda dedi ki; “Bunların hepsi sonuç olarak paradır, bu para da bu Hükumetin kasasında yoktur!”… Dedim ki; “Hükumetin kasasını Maliye ile konuşuruz, biz burada sorun konuşuyoruz. Kim halledecek, kim halletmeyecek’i değil” dedim. “Siz” dedi, “Arkadaşlarınızı bir şekilde ikna ederseniz” – bakın benim bu konuşmamda, benim yanımda yönetim kurulundaki arkadaşlarım da var – “Bir şekilde ikna ederseniz, neyin olup neyin olmayacağını…”, zaten olacak bir şey yok, her şeyi ‘olmayacak’ diye söylüyor.

AYHAN YILDIRIM : Sn.Ahmet KESER, asla böyle bir üslup ile konuşmadı.  Hatta Personel Başkanı Korgeneral ile daha önce görev yaptıkları yerde bulunan, erguvan ağacının gölgesinde,  yaşananları anlattıkları çok samimi ve sıcak bir muhabbet ile toplantı uzadıkça  uzadı.

 Ardından,  sorunlar az da konuşulmaya başlandı ama bu üslupla asla değildi. Korgeneralin,  ceplerini göstermesi doğru ama ortam o kadar samimi bir havadaydı ki,  bir nebze "espri yapıyorum" mantığı ile gösterdi. Ancak espri de olsa hoş birşey olmamıştı...

AHMET KESER :  Sonuç alınamadı… Çıktık… Tam bir hayal kırıklığı. Gittik, dedim ki ben de; “Arkadaşlar, bakın bu Genelkurmay Başkanı’nın etrafı çevrili. Dolayısıyla bizim işimiz çok zor. Adam bir irade ortaya koyuyor, fakat Karargahı direnecek, belli. Bunun ipuçlarını çok net olarak ortaya koydular."


AYHAN YILDIRIM : Evet,  çıktık ama "hayal kırıklığı ile değil",  tekrar çalışmak ve  toplanmak üzere.

Hatta çıkarken, orada bulunan kurmay albaylarla,  ayak üstü, çalışmalarla ilgili, haklılığımız konusunda iyi niyet ve destek sohbetleri bile yaptık.


AHMET KESER : Ben Genelkurmay Başkanı’na KİŞİYE ÖZEL bir mektup yazdım. Olayların tıkanmaya gittiğini, Türk Silahlı Kuvvetlerinde sıkıntılı bir sürecin başladığını anlatmaya çalıştım. Personel Başkanlığının bu konudaki direnciyle ilgili bir ifade de kullandım. O da hemen Kurmay Albay bir şube müdürü, Yönetim Şube Müdürü Fatih Albay’ı hemen yanına çağırmış. Demiş; “Sayın Genel Başkanı çağırın. Çay-kahve ikram edin. Ben yurtdışına çıkacağım. Ben geldiğimde, benim önüme Genel Başkan ne istiyorsa onu getirin."...

 

AYHAN YILDIRIM : Evet, böyle bir mektup gönderildiğini,  Sn. Ahmet KESER bizlere söyledi. Ancak, içeriği konusunda,  hiçbirimizin bilgisi yoktu çünkü o mektubu biz görmedik.  

 Necdet Özel Paşanın, böyle bir şey söylediğini asla duymadım ve bize de  böyle bir şey söylenmedi.

Ayrıca,  Fatih Albay ile  bir yönetim kurulu üyemiz ,  hemen hemen iki üç günde bir, bazen de sürekli olarak görüşüyordu. Görüşme neticesinde verilen çalışma bilgilerini de,  Ahmet KESER' e bizzat kendisi iletiyordu.

AHMET KESER : Bizi davet etti. Sayın Genelkurmay Başkanımız bu konuda çok hassas, sizi de bilgilendirmemi istedi” dedi. “Bu konuyla ilgili biz bir çalışma yaptık ve kendisine sunduk” dedi. Çalışmayı koydular önümüze. Biz de aldık, fikirlerimizi, görüşlerimizi söyledik. Genelkurmay Başkanı geldiğinde tekrar bir araya geleceğiz.

 

AYHAN YILDIRIM :  Burada bahsi geçen  çalışmayı, Ahmet KESER ile  almaya  beraber gittik, orada  fikir falan söylemedik, zaten böyle bir ortam da yoktu,  Zarfın içinde bir dosya  bize teslim edildi o kadar.

AHMET KESER : Bu arada Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral Ümit Dündar’ın yanına gittik. Ümit Dündar Paşa’ya da söyledim; “Bakın” dedim, Genelkurmay Başkanı’nın etrafı çevrili bir vaziyette, bu sorunlar tıkanıyor. Genelkurmay Başkanı’na biz iletiyoruz, lütfen siz de iletir misiniz?” Albay iken tanıyorum kendisini. O da “Evet, ben anladım” dedi. “Ben her Çarşamba Genelkurmay Başkanı ile mutad görüşüyorum, bu konuyu kesinlikle söyleyeceğim” dedi.

 

AYHAN YILDIRIM ; Bu doğru,  Ümit Paşa; "ben komutana durumu iletirim " dedi.


AHMET KESER : Biz de bir nezaket ziyaretinde bulunduk Gelibolu’da. Ben de Raif Akbaş’a söyledim. 


AYHAN YILDIRIM ; Gelibolu da Raif Paşayı ziyaret ettik ve üç aşağı beş yukarı bu konuşmalar oldu.

AHMET KESER : Nisan 2012 ayına kadar bu şekilde koşturuyoruz. Nisan ayı geldi. Medyaya bir haber düştü.“Türk Silahlı Kuvvetlerine Komutanlık ve Komutanlık Kursu Tazminatı verilecek!”

AYHAN YILDIRIM ; Bu konu, daha Ümit Paşa ile ilk görüşmemizde, 03 Kasım 2011 tarihinde, bize,  bizzat Ümit Paşa tarafından zaten  söylenmişti. Yani komutanlık tazminatlarının o şekilde çıkacağından yaklaşık 5 ay önce bilgimiz vardı.

Sadece, gelecek zamları tutarlarını bilmiyorduk. Ama hangi konular olduğunu biliyorduk.  Ümit Paşa,  konunun Başbakanlıkta olduğunu bizzat söylemişti. Yani olayı medyadan  çok önce MSB Müsteşarı,  Ümit Paşa'dan öğrenmiştik.

ÜMİT PAŞA


AHMET KESER : Yani, kanun çıktı. Allahım!... Biz şaşırdık. Hani, hiçbir şey yok. Cebinin astarına kadar çıkartan adamlar buradan vermişler. Genelkurmay Başkanı’nı aradım. Genelkurmay Başkanı yurtdışındaydı. Personel Başkanı ile anlaşamıyoruz. Görünen manzara ortada. Ümit Paşa’yı aradım, dedim ki ; “Görüşmemiz gerekiyor”“Tamam, buyurun, bekliyorum” dedi.

 Hemen yönetimdeki arkadaşlarla beraber gittik. Dedim ki ; “Bu durum çok ciddi bir sıkıntı yarattı. Siz bize böyle böyle dediniz… dediniz, dediniz… Bu işlerle uğraşacağım…"

 Genelkurmay Başkanı da haber gönderiyor sürekli… “Tamam, ben uğraşacağım, söz uğraşacağım… ”.

AYHAN YILDIRIM ;  Ümit Paşa ile  tekrar görüştük ama o günlerde,  sosyal medyadaki "PES HAREKETİ ", patladı.  Ahmet KESER, yine bir arkadaşımız vasıtasıyla, tekrar Genelkurmay Başkanlığına, yeni bir mektup daha gönderdiğini söyledi ama içeriğini asla bilmiyoruz.


AHMET KESER : Bu arada, Maliye Daire Başkanı Tuğgeneral’i çağırdı. Proje Subayları’nı çağırdı. Şimdi onlar da karşımıza geçtiler. Dedi ki; “Sayın Başkanımız son düzenleme ile ilgili bilgi istiyor” dedi. “Paşam, buyurun anlatın”dedi….

 “Efendim, ben TEMAD’a kırgınım” dedi.

“Niye?” dedi.

 “Biz  Meclis’te BDP’lilerden (o zaman BDP vardı) azar işittik, TEMAD Bize sahip çıkmadı” dedi.

 “Ya, geç bunları!” dedi. “Bugünün konusu bu değil!” dedi.

 Bu arada, ben arkadaşlara tembih etmeme rağmen arkadaşlardan biri; “Siz bugüne kadar bize sahip çıktınız mı ki bize? Böyle zamanda şey istiyorsunuz” dedi.

 Şimdi burada da diplomatik bir şey oldu. Yani baktım olay Siz’e – Biz’e dönecek, olay çıkıyor, -Evet, Ayhan Yıldırım Bey söyledi-.. “Tamam arkadaşlar, konuya dönelim” dedim. Tamam, o bir talebini söylemiştir, biz yerine getiririz, getirmeyiz, karşılık veririz, vermeyiz…

 “Efendim” dedi, “Biz çalışma yapıyoruz fakat buradan bir sonuç çıkmaz” dedi.

 Maliye Daire Başkanı ha. İsmini şimdi hatırlayamadım.

AYHAN YILDIRIM ;  Evet, yukarıdaki konuşmalar aynen bu şekilde oldu. “Siz bugüne kadar bize sahip çıktınız mı ki bize? Böyle zamanda şey istiyorsunuz” ... O sözleri ben bir refleks olarak söyledim. Ancak bu olay, Ümit Paşanın makamında oldu.   

AHMET KESER : Aradık, araştırdık, evet adamın söylediklerini doğrular sonuçlar var…

 Biz, ilk Kasım’da gitmişiz, Aralık, Ocak, Şubat, Mart, Nisan…

 Nisan ayında biliyorsunuz Komutanlık Tazminatı çıkmış. Beş ay bizimle ilgili hiçbir somut şey yapılmamış ama subaylarla ilgili sizin de gördüğünüz o olay yapılmış.

 “Tamam, B planını harekete geçiriyoruz. Zaten kafamızda bir şey var. Orada düğmeye bastık. Bundan sonra kendi yöntemlerimizle sahaya inmeye başlıyoruz.

 Burada üç aşamalı bir plan yaptık.

AYHAN YILDIRIM ;  İşte,  olay tam da burada başlıyor. Bizim" eylem vs kararımız yok".   Tam bu arada, "PES HAREKETİ" Başlamıştı ve hızla ivme kazanıyordu.

"PES"  hareketini kuran, iki tane muvazzaf arkadaşımızdı. Muvazzaf arkadaşlarımız  ivme artmaya başlayınca,  haklı olarak çekinip, grubu TEMAD Yönetim Kurulu üyelerinden Sn. Yüksel BİNİCİ'ye devrettiler. Çok geçmedi grup Sn. Bülent CİVAN'a devredildi.

"PES HAREKETİ", Sn. Bülent CİVAN ile çok hızlı bir  ivme  kazandı.  Tam bu esnanda, yine yönetim kurulundan bir arkadaşımız sayesinde   TV8' deki programa katıldık.

 

Bu programın arkasından,  Ahmet KESER'in TV  programları başladı. Ne yazık ki, iplerin kopmasına, köprülerin yıkılmasına, çıktığı TV. programlardaki konuşmaları neden oldu.

Genelkurmay Başkanı, Necdet Paşa'nın görüşmemizde bizden tek istediği vardı;

"Ben, medya önünde olmayı sevmeyen biriyim,  sizden tek istediğim her şeyi gelin bizle paylaşın, beraber çözelim,  ama medya önünde konuşmayın"  olmuştu.

İşte, Ahmet KESER, televizyonlara çıkmaya başlayıp popülaritesi  artınca, önü alınamaz bir hal aldı.  Ahmet KESER'in  programlardaki söylemleri  neticesinde,  ipler koptu.

Bu anlattıklarıma inanmayanlar, o dönemde TEMAD Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarıma sorabilirler. Hatta istifa eden arkadaşlarımın yayınladığı   görüntülerde de bu konular mevcuttur.

***

Bize yaşananları, olduğu gibi anlatan,  açıklamalarda bulunan  Sn. Ayhan YILDIRIM'a teşekkür ederiz. İki kişinin bildiği, asla sır değildir ve doğruların er geç ortaya çıkmak gibi bir alışkanlığı vardır. Bu  röportaj da buna bir örnektir.

Ayrıca, hakkında o kadar yazıp çizilen, atıp tutulan, hatta hakaret boyuna varan eleştiriler nedeni ile Necdet ÖZEL Paşanın, gereksiz yere hedef alınması sonucu, hakkının bizlere geçip geçmediğini değerlendirmek, siz okuyucuların takdiridir.

Not : 16 Nisan 2013 tarihine, TEMAD Yönetiminden istifa eden Sn. Naim ÖRENGÜL ve Sn. Yalçın KAÇAR ile yapmış olduğumuz ve bu konuları içeren  videoyu, aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=Ff3EPM7qCV0



 

Sizlere son aylarda Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılmış açıklamaları sunuyorum.

Yılmaz, Bakanlar Kurulu'nda yapılan değerlendirmede, silahlı kuvvetlerinin öncelikle "Bedelli askerlik çıkmasa daha iyi olur" dediğini dile getirerek, şöyle devam etti:

"Çok net olarak, 'Çıkmasa daha iyi olur. Ama toplumsal bir gerçek de var. Eğer böyle bir talep olacaksa o halde sizden ricamız, isteğimiz şudur ki mümkün olduğu kadar yaş düşük olmasın, bedel de çok düşük olmasın. Yaş düşük olursa çok kimse katılır. Bedel de düşük olduğunda daha fazla kişinin başvurması mümkün olur. Mümkünse çıkarmayın, ama illa ki toplumsal ihtiyaçlarla Bakanlar Kurulu'nda değerlendirme yapacaksanız çok fazla bedel düşmesin, çok fazla da yaş düşmesin'. Bir de şunu dikkate alırsanız çok uygun olur; sözleşmeli erbaş... Sözleşmeli erbaşla ilgili 2011 yılında çıkarılan yasa kapsamında kadro miktarımız 72 bin 55 olmasına rağmen çağrıda bulunduk, gelen şu anda 4 bin 122 kişi. Yani çağırıyoruz gelmiyor. Mevcut sözleşmeli erbaşı alırken askerliğini yapmış olma şartı var. Askerliğini yapmamış olanları da kapsamda çağıralım, ola ki gelirse belli bir eğitimden sonra sözleşmeli erbaş olarak ilk dönem 3 yıl, sonra 7 yıla kadar çalıştıralım dedik. "

Yılmaz, Genelkurmay Başkanı'nın görevini hakkıyla yaptığını belirterek, "Bu geçiş sürecinde, zor davalarda kendi arkadaşlarının süreci en az hasarla atlatması için hukuk çerçevesinde elinde geleni her şeyi yaptığını Milli Savunma Bakanı olarak, her türlü talepleri cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgililere aktardığını biliyorum" ifadesini kullandı.

Uzman jandarma okullarında geçen sürenin emeklilikten sayılmasına ilişkin çalışmaları olduğunu anlatan Yılmaz, okulda geçen sürelerin de emeklilikten sayılmasını sağlayacaklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 Kasım'da Cezayir'e giderken bedelli askerlikle ilgili sözleriyle ilgili sorulara Yılmaz, askerlerin 6 Kasım'da gittiğini ancak aralık ayında gideceklerin düzenlemeden yararlanacağını kaydetti.

http://www.haberturk.com/gundem/haber/1017945-milli-savunma-bakanindan-bedelli-askerlik-aciklamasi

Mili Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Türkiye'de 200 bin 338 kişinin bedelli askerliğe başvurduğunu açıkladı. Yılmaz, "Biz 200 bini beklemiyorduk. Bu çok iyi bir rakam. Ve yine bir kez daha söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güçlenmesi için, emniyet, güvenlik güçlerimizin, teknik imkanlarını, kabiliyetlerini artırmak için Savunma Sanayi Fonu'na gidiyor bu kaynak. Destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum" dedi.

http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/02/14/bedelli-askerlik-icin-200-bin-338-basvuru

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlenmesi için, emniyet, güvenlik güçlerimizin, teknik imkanlarını, kabiliyetlerini artırmak için Savunma Sanayi Fonu’na gidiyor bu kaynak. Destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Bu bir seçenekti. Bu seçeneği kullanmayıp da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bedenen katılmak istiyorum diyenlere de teşekkür ediyorum. TSK’nın hem bedenen, hem askere ihtiyacı var hemde mali olarak teknik kabiliyetlerini geliştirmeye ihtiyacı var.

http://www.milliyet.com.tr/bedelli-askerlige-200-bin-338--gundem-2013649/

***

En üstte Bizzat Milli Savunma Bakanının ağzından bu ülkenin ordusunun başındaki kişinin fikirlerini ve açıklamalarını okuduk. Görüyoruz ki, şahıs sadece bir memuriyet yapıyor. Ama kimin memuriyetini?

2015 yazında Türk Silahlı Kuvvetlerinde Yükümlü olarak görev yapan askerlerimize yönelik bir anket yapılmasını öncelikler Üniversitelerden, daha sonra Genelkurmay Başkanlığından istiyorum.

  • Baba mesleği,
  • Ailenin kişi başına düşen gelir miktarı,
  • İş ve sigorta durumu,
  • Medeni durumu
  • Evi kendine mi ait yoksa kira mı?
  • Neden bedelli askerliği tercih etmediniz?
  • Bedelli askerlik hakkındaki görüşünüz nedir?

Ayrıca Profesyonel olarak Askerlik mesleğini icra edenlere de konu hakkında bazı sorular bulunan bir anket yapılmalıdır.

  • Bedelli askerlik hakkında düşünceniz nedir?
  • Bedelli askerlikten gelen gelirden bir fon oluşturulup savunma sanayiine harcanmasını nasıl karşılıyorsunuz?
  • Askerlerinizin çeşitli gelir gruplarından gelerek toplumun homojenliğini temsil ettiğine inanıyor musunuz?
  • Bir şansınız daha olsa bu mesleği tercih eder miydiniz?
  • Bedelli Askerliğin TSK’nın ihtiyaçlarına olan etkisi nasıldır?

Benim bildiğim kadarıyla devletin gelirleri ve giderleri bir havuzda toplanır. Daha sonra bu havuzdan bakanlıklara ve kurumlara bütçe ayrılır. Bu bütçeler sayıştay tarafından denetlenir.

Hatipliğine bakılarak oy verilen bir demokrasi modelinde, Cumhuriyetin olmazsa olmazlarına saygı aynen şu an yaşadıklarımız kadar olur. Maalesef yasama ve yürütme tek elde toplanmış durumda. Yargı susturuldu. Halk ekmek derdinde. En ucuz, en yalan masalları dinleye dinleye uçurumun kenarına gidiyoruz. Oysa bu kirli sayfalara ortak olmasak. En azından üç beş satır okumuş insanlar olarak bir iki kelam mırıldanabilsek.

Desek ki; neden bedelli askerliği parayla yapılan bir hizmet olarak görüyorsunuz? Bu çağdaşlık mı, eşitlik mi? Zenginlik üstün vatandaşlık mı? Paralı askerliğe en başından karşıydınız. Ne oldu da savundunuz? Pahalı olsun, az insan yararlansın diyordunuz. Ne oldu da yaygınlaştırdınız ve 230.000 insan faydalandı? Bu kanun nasıl oldu da Anayasa Mahkemesine takılmadı? Bu kanun insanları askerlikten soğutmakla ilgili kanun kapsamında suç işlemek isteyenlere yardım ve yatakçılık yapmaktadır. Bu kanun bölücüdür ve işbirlikçidir. Bu ülke çığırından çıktı. Halk celladına aşık.

Tekrar soruyorum, kendi fikrine bile sahip çıkamayan bu Bakan kime ve neye sahip çıkabilir. Haydi dostum itiraf et!

Saygılarımla…

Sn. Vecdi GÖNÜL 'ÜN MSB 'lığında bulunan portresindeki BAŞARILARI aynen aşağıya çıkarılmıştır. Bürokraside hemen hemen yapmadığı iş kalmayan Sn GÖNÜL 'ün tüm BAŞARILARINI gölgeleyen;

19.11.2002 ile 07.07.2011 tarihleri arasında MSB'lığı yaptığı dönemlerde ASSUBAYLARA verdiği SÖZLERİNİ TUTMAMASI,SÖZLERİNİN ARKASINDA DURMAMASI, Bakanlıktan AYRILIRKEN "GENELKURMAYDAN BİR TEKLİF GELMEDİKÇE ASSUBAY haklarıyla ilgili olarak BAKANLIK ve SİYASETÇİLER olarak bir şey YAPAMAYIZ" demesidir.

Ne YAZIK ki bu BÜROKRASİDE bu kadar ÖNEMLİ görevlere yükselen bir kişi YILLARCA Assubayları hakları konusunda OYALAMIŞ, "HAZIRLADIK, HAZIR AMA ŞİMDİ SEÇİM DÖNEMİNDE OLDUĞUMUZDAN VERMEMİZ ETİK OLMAZ" diyerek  seçim sonunda da aynı mevkide olmasına rağmen SÖZLERİNİ TUTMAMASI, SÖZLERİNİN ARKASINDA DURMAYARAK UNUTMASI BAŞARI HANELERİNE ( - ) PUAN olarak yazılmış ve bu kadar BAŞARILI bir BÜROKRATA ve DEVLET ADAMINA YAPTIKLARI hiç yakışmamıştır.

Şimdi halen MSB'ı olan Sn. İsmet YILMAZ da Assubayların ÖLÜM ORUCU için "MESAJ,MSB'LIĞI ve GENELKURMAYCA alınmıştır. Assubay HAKLARIYLA ilgili  GEREKENLER YAPILACAKTIR. EYLEMİ BIRAKSINLAR, EYLEMDEN VAZGEÇSİNLER" demesinin üzerinden GEÇEN zaman içinde bu konuda ADIM atıldığına dair bir İŞARET yoktur.

Assubayların en BÜYÜK KORKUSU, MSB'ı Sn. YILMAZ'ın kendisine  Sn. Vecdi GÖNÜL'ü ÖRNEK olarak almasıdır. Eğer böyle olursa Assubaylar yine AYIRIM ve HAKSIZLIKLARI yaşayacak demektir. Bu durum da TSK'yı çok OLUMSUZ olarak ETKİLEYECEKTİR.

ASSUBAYLAR MSB'ı Sn. YILMAZ 'dan ASSUBAY HAKLARIYLA ilgili ÇALIŞMALARIN SONLANDIRILARAK YASALAŞTIRMASINI "ACİLEN ve ÖNCELİKLİ "  olarak beklemektedirler.

 

M. Vecdi GÖNÜL 19.11.2002 - 07.07.2011

M. Vecdi GÖNÜL, 29 Kasım 1939'da Erzincan'da doğdu.

Annesi Lütfiye GÖNÜL ev hanımı, babası ise Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurucularından olup Askeri Okullarda Türkçe ve Edebiyat Öğretmenliği yapmış olan Mustafa Saffet GÖNÜL'dür.

M.Vecdi GÖNÜL Devlet bursu ile kazandığı A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesini 1960 Haziran döneminde bitirdi ve aynı yıl Erzincan İl Maiyet Memurluğu'na atandı.

37. Kaymakamlık Döneminin Birincisi olan GÖNÜL, 9 yıl süre ile değişik illerde Kaymakam Vekilliği ve Kaymakamlık yaptı (Araban, Tercan, Gerger vekaleten, Doğanhisar, Çamardı, Hozat, Narman asil Kaymakam olarak).

1970 yılında İçişleri Bakanlığı Özlük İşleri Şube Müdürlüğü'ne atandı.

1972 yılında açılan Mülkiye Müfettişliği imtihanını birincilikle kazanarak Mülkiye Müfettişi oldu.

1975 yılında İçişleri Bakanlığı Özlük İşleri Genel Müdürlüğü'ne getirilen GÖNÜL 1976 yılı başında Kocaeli Valiliğine atandı.

1977 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü'ne,

1978 yılında Merkez Valiliği'ne

1979 yılında ise Ankara Valiliği'ne atandı.

1981 yılı sonunda Yüksek Öğretim Kurulu Kurucu Üyeliği'ne getirildi.

10 Şubat 1984 tarihinde İzmir Valiliği görevine başladı.

11 Ocak 1988 tarihinden itibaren de İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunan GÖNÜL TBMM'ce 08 Mayıs 1991 tarihinde Sayıştay Başkanlığı'na seçildi.

Yedi yıl süre ile Sayıştay Başkanlığı yaptıktan sonra 4 Mayıs 1998'de üyeliğe döndü.

Yeminli Mali Müşavir unvanına da sahip olan GÖNÜL 18 Nisan 1999'da Kocaeli'den Milletvekilliğine ve 01 Haziran 1999 tarihinde de TBMM Başkan Vekilliği'ne seçildi.

25 Ekim 2000 tarihinde ikinci defa TBMM Başkan Vekilliğine seçilen GÖNÜL 22 Haziran 2001 tarihinde bu görevden ayrılarak Adalet ve Kalkınma Partisinin kurulmasıyla birlikte AK Partinin MKYK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı, TBMM'nin 21. Dönem 4. Yasama Yılının başlamasıyla birlikte de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve Batı Avrupa Birliği Asamble Üyeliğine seçilmiştir.

19 Kasım 2002 tarihinden itibaren 58 nci ve 59 ncu Hükümetler döneminde Millî Savunma Bakanlığı görevini yürüten M.Vecdi GÖNÜL, 29 Ağustos 2007 tarihinde teşkil edilen 60 ncı hükümet döneminde de bu göreve getirilmiştir.

Vecdi GÖNÜL yukarıda belirtilen kariyer görevlerine ek olarak;
  • Belediye Başkanlıklarını tedvir etmiş,
  • Basın İlan Kurumunda Hükümet Temsilciliği yapmış,
  • Yurt dışında Avrupa Konseyi UN, WHO, UNICEF toplantılarına Heyet Başkanı veya delege olarak katılmış,
  • Değişik ülkelerle Hükümetimiz adına güvenlik anlaşmaları imzalamıştır.
  • ASOK ve MKE Kurumu Danışma Kurulu Başkanlığında,
  • Yüksek Öğretim Kurulu Genel Kurul ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fon Kurulu Üyeliği görevlerinde bulunmuştur.
  • Ayrıca, Avrupa Konseyi Mahalli İdareler Daimi Konferansı (CLRAE) ile Türk Heyeti ile, Milletlerarası Ahval-i Şahsiye Komisyonu (CIEC)'nda Türk Delegasyonu Başkanlığı'nı da yürütmüştür.
  • GÖNÜL, Sayıştay Başkanlığı döneminde Avrupa Sayıştaylar Birliği (EUROSAI) ve Dünya Sayıştaylar Birliği (INTOSAI) Kongre ve seminerlerinde Divan Başkanlığı, yedi yıl süre ile EUROSAI teşkilatının denetçiliğini, üç yıl süre ile de kurucusu olduğu ECO Ülkeleri Sayıştaylar Birliği (ECOSAI)'ın Başkanlığını yapmıştır.
  • Türkiye'de 1965 yılında TODAİ'de idare alanında uzmanlık alan GÖNÜL, ayrıca kazandığı bir bursla Amerika Birleşik Devletleri'nde Güney California Üniversitesi'nde Kamu Yönetimi alanında "master" derecesini almış, daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde doktora kurlarını başarı ile tamamlamıştır.
  • M.Vecdi GÖNÜL; İspanya "Beyaz Kurdeleli Büyük Askeri Liyakat Nişanı", Afganistan "Gazi Amir Amanullah Han Yüksek Devlet Madalyası" ve Ukrayna Uluslararası Değerlendirme Teknolojileri ve Sosyoloji Akademisi "Altın Takdir Madalyası" sahibidir.

Şalvar-Yelekli Kadın!

Merakımı hep mucip olmuşdur. Bizim töremiz ile örfümüz ile anânemiz ile ne alâkası var diye! Birisi buyurmuş, birisi ölçmüş, birisi biçmiş, birisi de kendi aklınca münasip gördüğü yerden ve şekilde kesmiş. Devletin muheterem memurları demişler ki; adâletin timsâli olarak şöyle şöyle bir kadın heykeli yapdıralım ve binanın önüne dikelim...

image003Balıketinde, iri kalçalı... Yakından bakıldığında insana hamileymiş intibaı veren yarım değirmi göbekli. Üstünde yelek, altında şalvar. Göbeğinde ibrişimden bir kuşak. Hemen altında ise şalımsı bir örtüyle avret yerleri setredilmiş. Boynunda, bol boncuklu bir gerdanlık var. Her iki kulağı da görünmüyor. Ya kulakları yok ya da saçının altında kalmış gibi. Kulakları görünmediği için küpe takıp takmadığı belli olmuyor.

Tevatüre göre bir mankenden aparma olan şemâme biçimli göğüslerinin hatları ayan beyan ortada. Ve tam ikisinin ortasına kondurulmuş yıldızlı hilâl... Saçları, çene hizasında küt kesilmiş. Başı açık, ileriye doğru bakışlı bir kadın. Anayasa Mahkemesi binasına arkasını dönmüş vaziyette ayakda öylece duruyor.

Sağ elinde cımbız, sol elinde ayna, değil! Sağ eli yukarıda, kafasının biraz üzerine denk gelen seviyede havaya kaldırmış ve çifte kefeli bir çerçici terâzisi tutuyor. Sol elinde, ucu yere bakan kılıç. Tandır sacının üstündeki yufkayı ters yüz etmek için anamın kullandığı tahtadan evirgece benziyor... Anlaşılan bu kadınımız da bu kelâmları irâd eden fukara gibi solak.

Sağ ayağını ileri doğru atmış ve dizinden hafifce bükmüş. Sol ayağına göre biraz yukarıda duran bir kaidenin üzerine başmış ve sol ayağına kıyasen birkaç santim ileride. Ayağındaki çarık değil, belli! Yabancı filimde gördüydüm. Roma’lı askerlerin ayağına giydiği türden üstü açık, terlikimsi bir şey. Alt tarafı kaval, üst tarafı şeşhane misâli olan heykel, hülyâ dolu gözlerle Anayasa Mahkemesinin binasına girenlere bakıyor.

Bir iki gün evvel gidip tekrar bakdım. Atatürk Bulvarına bakan tarafında duran Yargıtay’ın Adâlet heykeli hanımının gözleri bağlı. Bu hanımın gözlerini niye açık? Adâleti doğru tecelli ettirmek için gözleri açık mı, yoksa kapalı mı olmalı?

Kime benziyor? Kimi andırıyor? Anamın yarısı rahmetli Şâdan teyzeme hiç benzemiyor. Heykeltraşının sanatına hörmetimz var. Kendisi demişler ki; bu kadın, Cumhuriyet kadınını temsil ediyor. Cumhuriyeti kuran kadınlara bakdım. Çünkü Cumhuriyetin kadınları; benim ebelerim, benim bibilerim, benim analarım. Hepsinin başı örtülü, saçları çifte belikli ve kulakları küpeli. Öyleyse bu kadın hangi Cumhuriyetin kadını ve hangi Cumhuriyeti temsil ediyor?

Size dil döken şu fakirin göbeğini bu topraklarda kesmişler. Kendisi bu nerdübânları ağır ağır çıkmış ve şunca yaşın da sahibidir. Eteğinde güneş rengi bir yığın yaprak! Sokakda bu hanıma benzeyen bir dane bile yerli bayan görmedi şu melul melul bakan dört gözleri. Ne yer, ne içer? Ne alır, ne satar ki sağ elinde terâzi tutuyor? Neyi kesip biçiyor ki öteki elinde kılıç tutuyor? Eski binasının önünde böyle bir heykel var mıydı acap, hatırlamıyorum. Nereden geldi? Adı neymiş? Ebeme, anama, bacıma, bibilerime, zevceme, kız evladıma hiç benzemiyor! Kim imiş peki bu kadınımız?

Bu sualler zihnimde vecde gelip semâ ederken, işde tam da bu noktada anâneleler ile efsaneler; gerçekler ile hayâller; bizimkiler ile onlarınki, doğu ile batının değerleri; tevâzu ile ukalâlık; akl-ı selim ile kendini bilmezlik; özüne sadâkat ile başkasına hayranlık hisleri birbirine karışıp herc-ü merc oluyor.

Sen git, bin seneden beri cenk etdiğin milletin kadınını al getir. Önce sırtına millî esbaplarımızdan şalvar-yelek giydir. Göğüslerinin arasına yıldızlı hilâl yerleştir. Sonra sağ eline çerçici terâzisi, sol eline Roma kılıcı tutuşdur. En sonunda da üstelik gıçını sana dönmüş vaziyette bosdana hoyuk diker gibi binanın önüne dik. Türk, Türk olalı böyle gâvur ezâsı, böyle Yonan zulmü görmedi inanın yârenler!

Mahkemede oturduğunuz kürsünün arkasındaki duvara iri iri büyük hurufat ile “ADÂLET, MÜLKÜN TEMELİDİR” yazıyorsunuz. Bu vecizi söyleyen Hz. Ömer (ra)’in heykelini koysaydınız oraya; gelir elinizi öperdim. Kanunlar Adamı Sultan Süleyman’ın heykelini koysaydınız oraya; eliniz, önce dudaklarımla sonra da alnım ile buluşurdu. Türk’ün Anadolu’da devletleşmesinin temel ilkelerini ortaya koyan ve dünya siyâset tarihinin en büyük devlet adamlarından birisi olan Nizamülmülk’ün heykelini koysaydınız, siz hamiyetli devlet büyüklerim ile iftihar ederdim.

Tanrıların ülkesi yarı Yonan ve kölelerin ülkesi yarı Roma efsanesi karışımı kokan bu kadın efendiyi seçmek de ne oluyor? Kimin haddine? Nasıl bir zihniyet ki kendi has değerleri, dünyaya nizam vermiş devlet adamları, adâletin timsâli Kanun adamları burnunun dibinde dururken gidip de gâvurun tanrıcasına sarılıyorlar? Sen, ey devlet memuru! Sen kimsin? Özün, örfün, tören ne? Adâleti simgeleyecek bir heykele konu olarak elin gâvurunun kadınını simge olarak seçen devletin memurları kendilerini hangi milletin örf, âdet ve törelerine ait görüyorlar acap?

Hamd olsun ki bizim sokakdan geçerken bu hanımefendiyle karşılaşmıyorum. Gecenin zifiri bir deminde kendisini burnumun dibinde görüversem hafazanallah, ödümü patlalabilir hani.

Neyse, balıketli, yarım değirmi göbekli, iri kalçalı, şemâme göğüslü bu hanımı yerinde rahat bırakalım da bakalım gıçını döndüğü o binanın eskisinin içinde 1976 senesinde neler zuhur etmiş, iltifat buyurursanız onlara bir nazar edelim. Olur mu, babayiğitler?

Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde, 1923 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesinde görülmesi esnasında zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri KORUTÜRK’ün kendi davasını savunmak üzere ileri sürdüğü gerekçelere temas etmiş ve mahkemeyi kandırmak için çevirdiği orostopollukları gün ışığına çıkartmaya gayret etmişdik.

Yüksek öğrenim gören astsubaylara ilave bir derece verilmesini öngören 1923 sayılı Kanun’un ilgili maddesini iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine dava açan Cumhurbaşkanı Fahri bey, mahkemedeki duruşmaya kendisi gitmeye tenezzül etmedi. Kendi yerine vekil göndermedi. Hem kendisinin duruşmaya gitmeme sebebini hem de vekil göndermeyişinin sebebini lutfedip mahkemeye bildirmedi.

Astsubayı Taşlamak isimli yazı dizimizin ikincisi olan Anayasa Mahkemesi ve Astsubay isimli bu makâlemizde sırasıyla;

  • Söz konusu davaya nasıl müdâhil olduğunu anlayamadığım MSB’nin küstah temsilcisinin söylediği yalanları ortaya dökeceğiz.
  • Konya Milletveliki Sayın Şener BATTAL’ın verdiği önergeyi savunmak için Meclis oturumunda yaptığı o muhteşem konuşmayı bugünün kalın kafalı idarecilerinin suratına okkalı bir şamar gibi vurmak gayesiyle bu sayfalara konuk edeceğiz.
  • 1976/15 Karar Sayısıyla kayıtlara geçen Anayasa Mahkemesinin karar tutanağını inceleyeceğiz. 
    Bu cümleden olmak üzere, 926 sayılı TSK Personel Kanun’unun 137/c maddesinin ilgili kısmının iptaline giden sürecde Anayasa Mahkemesinin bazı üyelerinin ne inciler dökdüğünü, ne teller bükdüğünü, ne makaralar sardığını, ne boncuklar dizdiğini ve Fahri beyin zehirli, üsdelik yemsiz zokasını gönüllü olarak nasıl yutduğunu göreceğiz. Ayrıca karar metninde kayda geçen çok önemli tesbitlerin izlerini süreceğiz...
  • Zottirik lakabıyla maruf birisine atfedilen kepaze ve hâlâ meriyyetde olan ağulu bir sözün neşet ettiği fitne kovanına başı çatallı iri bir çomak sokup şöyle kuvvetlice karışdıracağız.

14 Ekim 1975 tarihinde, Sayın Kani VRANA Başkanlığında 15 üyesiyle toplanan Mahkeme, 1923 sayılı Kanun’un 37 nci maddesinde mezkur 926 sayılı TSK Personel Kanun’u madde 137/c’yi görüşüp karar almak için toplanmış.

Önce, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine sadece kendi imzasıyla dava açıp açamayacağı konuşulmuş. Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde bahsetdiğimiz gibi ne de olsa bir Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi tarihinde ilk defa dava açıyor. Eni konu incelemeden sonra mahkeme, şöyle bir karara varıyor; “... nedenlerle Cumhurbaşkanının, Anayasanın 149. maddesine göre, Başbakanla herhangi bir bakanın imzalanmasına gerek olmaksızın, yalnız kendi imzasiyle iptal davası açma yetkisi bulunduğu kabul edilmelidir.

Böylece, astsubaya yüksek öğretimde ilave bir derece intibak hakkı veren Kanun hükmünü idam sephasına götüren yoldaki mânialardan birisi daha ortadan kaldırılıyor. Mahkeme bilâhare, dosyada başkaca bir eksiklik bulunmadığına ve işin esasının incelenmesine karar veriyor.

Dava sonucunu kavrayabilmek için önce mahkeme heyeti ve aldığı karar hakkında kısa bilgiler arz edelim. Anayasa Mahkemesinde söz konusu davayı inceleyen heyetin üye sayısı 15. 15 üyeden 2’si askerî hâkim kisveli subay. Bu 2 askerî hâkim subaydan birisi kısmen iptalden yana, öteki de tamamen iptalden yana oy kullanmış. Bir başka ifadeyle, heyetdeki 2 askerî hâkim subayın ikisi de astsubayın aleyhine oy vermiş. Celse sonunda heyet, üçe bölünmüş ve birbirinden tamamen farklı üç istikâmetde karara varmış. Astsubayları onulmaz sıkıntılara ve haksızlıklara garkeden, derinden inciten ve oyçokluğu ile alınan bu mel’un karar, sadece bir oy farkıyla alınmış. Duruşma sonunda mahkemeden çıkan karar ve oy dağılımı şöyle;

Söz konusu Kanun hükmünü;

  1. Kısmen iptal eden üye sayısı    : 7 ( Üyelerden birisi askerî hâkim subay)
  2. Tamamen iptal eden üye sayısı    : 6 ( Üyelerden birisi askerî hâkim subay)
  3. Tamamen kabul eden üye sayısı: 2

Mahkeme heyeti, hemen yukarıdaki satırda görüldüğü üzere, masaya üç ihtimalli bir karar almak için oturdu. Bu ihtimallere göre mahkeme;

  1. Kanun hükmünü tamamen iptal etse, yeni bir düzenleme yapması için Meclise bir fırsat verilecek. Ve kuvvetle muhtemeldir ki Meclis, gene aynı kararı alacak ya da benzer bir Kanun yapacak idi.
  2. Tamamen kabul etme hakşinaslığını gösterse, 926 sayılı TSK Personel Kanun’u ile subay takımına altın tepside sunulan yüksek öğrenim hakkını, astsubaylar mahkeme kararıyla alacak idi.
  3. Fakat Anayasa Mahkemesi, Fahri beyin çürük dümen suyunda giderek haksızlık, gaflet ve dalalet zincirine sıracalı bir halka daha ekledi. Mahkeme, verebileceği en kötü kararı verdi ve Fahri beyin tuttuğu tasa astsubayları kan kusdurdu.

Fahri beyin Kanun’larda mezkur kelimeleri bile saptırıp yalan yanlış beyanat vermesine rağmen söz konusu Kanun hükmü, 15 üyeli mahkemede 7 üyenin oyu ile, bir başka ifadeyle sadece 1 oy farkı ile kısmen iptal edildi. Hiç şüphe yok ki mahkemeye takdim edilen dava dilekcesinde Fahri bey Kanun’da mezkur kelimeleri eğip bükmeden, olduğu gibi kullansaydı davayı kazanması asla mümkün olmayacak idi.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin karar tutanağındaki sıraya göre kimin neler söylediklerine göz atalım;

Hatırlayacağınız üzere, söz konusu Kanun hükmünün iptal edimesi için Anayasa Mahkemesine dava açan zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri KORUTÜRK’ün dava dilekcesindeki ifadelerini Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde incelemiş ve hakikatleri ortaya dökmüşdük.

Anayasa Mahkemesi ve Astsubay isimli bu makâlemizde ise;

  • Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin,
  • Önerge sahibi Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın ve
  • Üçe bölünüp üç farklı yönde karar veren mahkeme heyetinin tespitlerini gene bu görüşler tahtında ele alıp görüşlerin dayanak noktalarına nişter atacağız. Böylece üç ayrı kümeye bölünen üyelerin hangi düşünceleri savunduğunu sırasıyla ele alacağız.

Astsubaylara yüksek öğrenimde ilave bir derece intibak hakkı veren T.B.M.M. kararının Anayasa Mahkemesinde kurulan darağacına cebren ve hile ile nasıl götürüldüğünü tutanaklardan görelim.

İncelemeye, hukuğun yüz karası olan MSB Temsilcisinin mahkemedeki sözlü savunmasını tetkik ederek başlayalım;

Millî Savunma Bakanlığı Temsilcisi;

Mahkeme Karar Tutanağının “IV Esasın İncelenmesi” başlığının “Sözlü Açıklama” alt başlığında, 3 Şubat 1976 tarihli sözlü açıklamasında; Millî Savunma Bakanlığının gönderdiği temsilci, 1450 sayılı Harb Okulları Kanun’una göre, harb okullarının 4 sene eğitim verdiğini söylemiş ve yalan urganına bir yağlı düğüm daha atmış.

Harb okullarının eğitim seviyesini 3 seneden 4 seneye yükselten Kanun, 1977 senesinde çıkartıldı. Bu konuyu İntibakların Seyir Defteri isimli makâlemizde teferruatıyla açıkladık. 1977 senesinde çıkartılacak bir Kanun’u, Millî Savunma Bakanlığı bir sene evvelinden nasıl biliyor?

Fahri beyin açdığı davaya kel alâka nevinden müdâhil olan ve kimliği hakkında hiçbir bilgi verilmeyen MSB temsilcisi, yukarıda verdiği bilgileri, 1450 sayılı Harp Okulları Kanun’una isnat etmiş. Ben aradım fakat bulamadım. Allahaşkına bir de siz bakınız! Temsilcinin, mahkemede sözlü açıklamasını arz etdiği tarih, 3 Şubat 1976. Bu tarih itibariyle, 1450 sayılı Harp Okulları Kanun’u isimli bir Kanun, devlet mevzuatında var mı?

Aynı parağraf altında; Fakülte ve yüksek okullarda okuyup teğmen nasbedilenlere, harp okulu süresinden fazla okudukları beher sene için bir kademe vermeyi imtiyaz saymayan MSB, 5 senelik yüksek okulu bitiren astsubaya bir derece dahi verilmesini hazmedemiyor. Bu, ne hodbinlik? Bu, ne gabilik? Yazıklar olsun!

MSB Temsilcisi, mahkemedeki ifadesinde yalanlar söyleyerek savunmasına devam ediyor. Kendisi mahkeme huzuruna gelmeye tenezzül etmeyince Fahri beyin dilekcesindeki kelimelerin orasına burasına sıkışdırdığı yalanları savunmak vazifesi, başında Millî sıfatı taşıyan iki Bakanlıkdan birisine düşüyor. MSB temsilcisi yalanlarına şöyle devam ediyor;

Dava konusu edilen madde, yüksek öğrenimi bitiren astsubayların aynı öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış olmayı kabul etmektedir. Buna göre 5 yıllık öğrenimi bitiren astsubay 7 derecenin 2 nci kademesinden hizmete başlamış kabul edilerek aylığı buna göre bulunacaktır.

Burada hemen göze çarpan bir husus, fakülteden yetişen bir subay ile aynı fakülteyi görevde iken bitiren astsubay arasında ikinciler yararına “bir ileri derece” ayrıcalığı bulunmaktadır. Bu, tüm hizmet boyunca devam edecektir.

MSB temsilcisinin savunmasına dayanak olarak seçdiği yukarıdaki örneklemeyi anlayan varsa beri gelsin. “Yüksek öğrenimini bitiren astsubay” ifadesiyle sen kimi kasdediyorsun, ey temsilci sıfatlı hukuk hokkabazı? Bu astsubay, kaç yaşında? Rütbesi ne Allahaşkına? 5 senelik bir öğrenimi bitiren astsubay, nasıl oluyor da hemen 7 derecenin 2 inci kademesine intibak ettiriliyor? Orostopolluğun dik alâsına bakar mısınız? Burada söz konusu edilen astsubay, 5 senelik yüksek öğrenim tamamlıyorsa ve 7 derecenin 2 nci kademesine intibak ettiriliyorsa bunda ne var? Senin teğmen nasbettiğin fakülte mezunu subayına da aynı hakkı veriyorsun zaten. Ve Fakülte mezunu bu teğmen yavruların, aldığı beher senelik eğitimin karşılığı olarak harbiyeli teğmen yavrularının kıdem olarak üstüne çıkıyor, değil mi? Senin astsubay dediğin bu asker kişi, astsubay değil de herhangi bir memur olsaydı aynı yüksek öğrenimin karşılığı olarak gene aynı şekilde 5 kademe maaş terfisi alacakdı. Yanlış mı? Astsubay dediğin kişi, senin baba ayrı, ana bir üvey garındaşın değil! Patagonya Silahlı Kuvvetlerinin astsubayı da değil! Bu vatanın şerefli bir vatandaşı. Anayasa ve Kanunlar, yüksek öğrenim konusunda sana ne hak verdiyse astsubaya da, memura da aynı hakkı verdi. Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu ey şavalak MSB temsilcisi? Sayın Ersen GÜRPINAR’ın tabiriyle, senden olsa olsa hukukcu değil ancak bir gugukcu olur!  Hem de dalkavuk, ebleh bir gugukcu! En hafif tabiriyle, sana yazıklar olsun!..

Bakınız, MSB temsilcisi daha ne cevâhir yumurtalamış; Burada dökülen ağdalı kelâmlar, gene Fahri beyden ısmarlama.

Ayrıca 657 sayılı Kanunun l nci maddesinde subay ve astsubayların özel kanunları hükümlerine tâbi olacakları açıklıkla belirtilmiş olmasına rağmen dava konusu hükümde 657 sayılı Kanuna paralellik sağlandığı bir an için kabul edilse yukarıda belirtilen eşitsizlik, bir derece düşmek suretiyle daima iki derece ileride devam edecektir.

Al sana bir kaya, nereye dayarsan daya! Bu ifadeden, şu fakir hiçbir şey anlamadı. Deyin ki aklı yetmedi, kabul ederim. Siz muhterem karilerden hukuk ehli olan varsa kerem buyurup tefsir etsin de biz de onun ilminden feyz alalım.

Devam etmiş MSB soytarısı temsilci;

Kaldı ki 657 sayılı kanunun 36. maddesinin (B) bendinin 12/d fıkrasında üst öğrenim bitiren bir öğrenimin giriş derece ve kademesinden başlamakta memuriyette geçirdiği başarılı hizmet sürelerinin her yılı bir kademe, her üç yılı bir derece hesabiyle ilâve edilmekte ve üst öğrenime ara vermeden başlayan ve normal süresinde tamamlayan emsalini aşmamaktadır.

Hukukcu unvanını unutan MSB temsilcisi, bu noktada artık insanlıkdan çıkmış ve aklını yitirmiş. Yukarıdaki ifadesinde, astsubayı devlet memuru ile aynı kefeye koymak arsızlığını yapmakdan geri durmamış. Ey kibirli MSB temsilcisi! 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unun o maddesi ne diyor; “Ayrıca 657 sayılı Kanunun l nci maddesinde subay ve astsubayların özel kanunları hükümlerine tâbi olacakları açıklıkla belirtilmiş...” Bak temsilci, bu ifadeler sana ait, bana değil!. Durup dururken astsubayları devlet memurları ile aynı seviyede değerlendirmek de ne oluyor? Sen, teğmenini devletin memuru ile kıyaslıyor musun? İki cümle önce söylediğin ifadeyi de mi inkâr ediyorsun? Askerliğin temel değerlerinin en başda geleni, şerefli olmakdır, bilir misin? Sende şeref var mı?

Devam etmiş telleri kırıp dane dane incileri dökmeye muhterem MSB temsilcisi;

Dava konusu hüküm, hizmette başarıyı, her derece için ne kadar bekleneceği ve emsalini aşmamak koşullarından hiç birisini öngörmemektedir. Kamu yararı ve hizmeti gözetmeyen tamamen imtiyaz tanıyan bir hüküm niteliğindedir.

Be adam, sen hukukcusun, değil mi? Ya da muvazzaf bir subaysın. Devletin sana ödediği maaş dizine, gözüne, boğazına dursun düğüm düğüm inşallah! Bu soruyu gidip bizim mahalle mektebinin ana okulunda okuyan; altı bezli, ağzı süt kokan bebelere sorsan doğru cevabı alırsın inan ki! Bu laf ebeliğini, bu ucuz söz oyunlarını, bu çiğ orostopollukları bir kenara bırak! Senin bu ifadende bahsetdiğin hususların yüksek öğrenimini tamamlamış astsubayın, devlet memuruna göre bir üst derecen intibak ettirilmesiyle hiçbir ilgisi yok. Git, karargâhdaki Maaş Mutemedi Astsubayına sor da beş saniye de anlatsın sana. Adam, adamı yeseydi, deden yerdi neneni. Korkma, yemez seni!

Aşağıdaki ifadeyi, Karar Tutanağından aynen naklediyorum; Bu ifadeler, MSB’nin hukukcu sıfatını taşıyan kibirli temsilcisine ait. Dikkat ediniz, bu küstah temsilci, “çavuş” diyor! Laf ola, beri gele! Alın size, sekizinci küfeden kart bir hıyar daha! Çavuş kime denir, anlaşılan daha onun farkında değil bu gabi! Yumurtaladıklarının tefsiri de size kalıyor gayrı.

Milli Savunma Bakanlığı temsilcisi, kendisine yöneltilen:

- Dava konusu (C) bendinde intibak şu dereceden başlatılır değil de bir üst dereceye terfi ettirilir ibaresi kullanılmış olsaydı yine müsavatsızlık söz konusu olurmu idi sorusunu da;

"Kendisine bir üst derece verilmesi demek normal olarak askerlikte rütbe esası söz konusudur. Yani bir üst derece verdiğimiz vakit çavuş, üstçavuş; üstçavuş, kıdemli üstçavuş, bu şekilde anlar isek bunda eşitsizlik olmazdı. Şu bakımdan olmazdı: Çünkü astsubay çavuştan üstçavuş olmuştur. Üstçavuşlarla aynı işlemi görecektir."

 

biçiminde yanıtlamıştır.

Önergeyi Veren Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL;

Önerge sahibi, Millet Meclisi Genel Kurulunda önergeyi şu sözlerle savunmuştur:

Ordu statüleri son derece rijit, katı statülerdir. Şüphesiz kendi bünyesi içinde bu suijeneris statüleri mazur görmek mümkündür, ancak, bu katı statüler içinde bazı yanlışlıkları veya noksanlıkları, zühulleri telâfi etmek lâzımdır. Önergemiz bunu temine matuf bir önergedir. Şöyle ki:

Bir astsubay, Eczacılık Fakültesine gitti, eczacı oldu. Orduya müracaat ediyor, "benim eczacı diplomam var. Siz eczacı arıyorsunuz. Beni Eczacı alır mısınız?" diyor. Cevap: "Hayır" ve eczacı dışardan alınıyor.

"Eczacılık Fakültesini bitirdim, terfi verin" diyor, terfi verilmiyor.

"Zam verin, takdir verin" diyor, verilmiyor ve astsubaylıkta mecburî hizmeti dolana kadar çalışıyor.

İnsanların yükselme ihtirası, yükselme arzusu, yükselme dilekleri tabiatında vardır ve bu teşvik edilmelidir.

Daha evvel, 657 sayılı kanunun tâdili olan 12 sayılı kararnamede, memuriyette iken yüksek tahsil yapanlara teşvik hükümleri, terfi hükümleri getirilmişti. Şimdi 926 sayılı kanunun bu tadilinde astsubaylar için de böyle yüksek tahsil yapmış olanları, hukuku bitirenleri, eczacılığı, dişçiliği, bir diğer mühendislik okulunu bitirenleri subaylığa alamıyorsunuz. Branşında, iktisap ettiği branşında çalıştıramıyorsunuz, hiç olmassa bu ilmî çalışmalarını teşvik etmek, bilginin zararı olmaz, bir gün ummadık bir yerde Ordumuza o öğrendiği bilginin faydaları olabilir- bakımından terfi ettirmek, takdir etmekle sosyal adâlet ve hakkaniyet bakımından büyük fayda mülahaza ediyoruz. Bu bakımdan muhterem arkadaşlarımızın ittifak halinde bendenizin bu izahatından sonra önergemize iltifat edeceğine inanıyorum.”

Kendisi de bir hukukcu olan Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın savunması işde böyle, babayiğitler. Şimdi, burada durup şu soruyu soralım; Sayın BATTAL’ın savunmasında dile getirdiği hakikatler bugün bile geçerli mi? Evet, geçerli. Üstelik, bilginin insandan daha kıymetli olduğu şu çağda, burada dile getirilen ihtiyaç düne göre bugün çok daha fazla mı? Evet. Taassubu, kasıntıyı, kıskançlığı, kibiri, küstahlığı, fesatlığı, müzevirliği, hazımsızlığı bir kenara bırakmanın zamanı geldi.

Bugün, bir Şener BATTAL daha ortaya çıkmalı ve aynı önergeyi tekrar Meclis gündemine taşımalıdır. Artık bu yoldan geri dönüş yok. Siz değişmezseniz, birileri sizi ve sizin zihniyetinizde olan zevatı gıçınıza dürte dürte değiştirecek.

Kanun Hükmünü Kısmen İptal Edenler;

Davayı inceleme sahfasında 7 üyenin ortaya koyduğu tespitler;

Ancak niteliklerde benzerlik ve yasaların koyduğu kurallara uyarlık oranında eşitlik söz konusu olacaktır. Bu nedenlerle yüksek öğrenim gören bir memurun aylık ve ödeneğinin yalnız orta veya lise öğrenimi görmüş bir memurun aylık ve ödeneği ile bir tutulması söz konusu olmadığı gibi yüksek öğrenim görmüş bir astsubayın aylığının bu nedenle bir ölçüde artırılmasının yüksek öğrenim görmemiş astsubaylara nazaran eşitsizlik yarattığı ve ayrıcalığa yol açtığı da öne sürülemez.

Öğrenim durumları, nitelikleri Devlet Örgütündeki görevleri farklı ve bu nedenle kanunlarda aylık derece ve miktarları da değişik tutulmuş olan personelin aylıklarını birbirleriyle karşılaştırmak suretiyle isabetli bir sonuca varma olanağı da yoktur.

MSB’nin “Yeni bir astsubay zümresi ortaya çıkar” savını temelden çüreten ve MSB temsilcisinin o arsız suratına atılmış bir Osmanlı tokatıdır işde Mahkemenin bu tesbiti.

Mahkeme, subay ve astsubayların eğitim seviyelerinin ve göreve başlangıç derecelerinin birbirinden farklı olduğunu, bu sebeple subaylar lehine bir “ayırım” gözeltilmesini “yerinde ve doğal” buluyor. Ve bu tesbitden hareketle, astsubaylar lehine çok önemli bir sonuca varıyor. Diyor ki; “subay ve astsubayların aylık derece ve kademelerinin, 657 sayılı Kanuna bağlı memurların aylık derece ve kademeleriyle karşılaştırılması da doğru olamaz.

Demek oluyor ki: subaylar ve astsubaylarla 657 sayılı Kanuna bağlı Devlet Memurlarının aylık gösterge tablolarında eşitlik ve hatta benzerlik bulunmadığı, aylık derece ve kademeleriyle bu derece ve kademelerdeki gösterge miktarları başka başka ve değişik bulunduğu cihetle bunları birbirleriyle karşılaştırmak ve bu yoldan dava konusu Yasa kuralının Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine uygun düşüp düşmediğini saptamak olanaksızdır.

Bu saptamadan hareketle, Anayasa Mahkemesi, aynı eğitimi alsalar dahi astsubaylara, devlet memurlarına verilen haklardan daha fazlasının verilmesini hukuka uygun buluyor. Bu tespit çok önemli. Bugün, devlet memurlarına verilen yüksek öğrenim hakkından bile daha azını astsubaya veren beberûhî statü hazretlerine duyurulur!

Filim karesini burada durduralım. Hani AYİM, astsubayı 657 sayılı devlet memurları Kanunu madde 36’da tavsif edilen “Genel İdare Hizmeleri Sınıfına” dâhil etdi ya! İşde, Anayasa Mahkemesinin bu tesbitinden hareketle, AYİM’in bu küstah ve mesnetsiz kararını iptal ettirmenin yollarını aramamız lâzım dostlarım. TEMAD’a duyurulur.

Fahri bey, Anayasa Mahkemesine verdiği dava istidasında ne buyurmuşdu? Görelim;

Hal böyle iken, 1923 sayılı Kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi esnasında hükümet tasarısına uymayan ve hükümetin muhalefetine rağmen bir önerge ile ilâve edilen yukarıdaki fıkra hükmü, Silâhlı Kuvvetlerde bazı ihtilâflara sebep olacak ve askeri düzen ve hiyerarşiye uymayacak nitelikte görülmektedir.

Peki, Fahri beyin bu iddiasına cevap olarak Mahkeme ne dedi? Buyurunuz, görelim;

... “görevde iken yüksek öğrenimi bitirmiş olan astsubaylara makul görülebilecek bir ölçüde derece ve kademe ilerlemesi verilmesinin ordudaki hiyerarşiyi bozduğu yolundaki gerekçeye katılmak da olanaksızdır.”

Mahkemeden gene şiddetli bir Osmanlı tokatı. Fahri beyin kemikleri çınlasın. Mahkemenin bu tesbitini duyduğunda Fahri beyin yüzünün aldığı biçimi merak etmiyor değilim hani. Bu tesbit, idarenin bugün hâlâ gasp etdiği benzer haklarımızı daha kuvvetli ve şiddetli bir şekilde savunmamız ve talep etmemiz için bize müthiş bir koz veriyor, bunu fark etmemiz gerekir.

Mahkeme’nin inceleme esnasında vardığı tespitleri okumaya devam edelim;

Anayasa'nın ve öteki yasaların, öğrenim ve eğitime bu kadar önem verip özdendirmede bulunmalarına, memurken yüksek öğrenim görenlere master veya doktora yapanlara derece ve kademe ilerlemesi sağlamalarına karşılık, ordudaki hizmet ve görevlerini sürdürürken olağanüstü çalışmaları sonucu yüksek öğrenimi tamamlayan astsubayların bu başarı ve yüksek öğrenimlerini değerlendirmekte Anayasa ile bağdaşmayan bir yön yoktur.

Dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değiştirilen 137. maddesinin (C) bendindeki "görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir." hükmünün tümüyle iptali halinde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara aylık derece ve kademesi bakımından hiçbir hak tanınmamış, böylece Anayasa ve öteki yasaların açıklanan ilkelerine ters düşen yeni bir durum meydana gelmiş ve bu kez de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa bağlı memurlar, aynı durumdaki astsubaylara göre ayrıcaklı bir duruma getirilmiş olacaktır.

Anayasa Mahkemesinin bu tesbitini de alkışlamak gerekiyor. Zira, yüksek öğrenim yapan astsubayların Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’undan neşet eden haklarının verilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlığı, bugün itibariyle dahi 1976 senesinde Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu bu saptamanın çok gerisindedir.

Yukarıda yazılı nedenlere göre; dava konusu (C) bendinin Anayasanın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen yönü, görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara her halde derece ve kademe ilerlemesi verilmiş olması değil, verilmiş olan derece ve kademe ilerlemesinin aynı durumdakilerden üstün tutulmuş olmasıdır.

Bu halde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilecek derece ve kademelerden hizmete başlamış olarak kabul edilirse Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen ve ayrıcalık yaratan bölümü ortadan kalkmış olacaktır.

Can dostlar, celsenin seyrinin astsubaylar aleyhine döndüğü nokta, işde hemen yukarıda gördüğünüz son iki parağrafdır. Buraya kadar hep astsubaylar lehine görüş bildirip hüküm tesis eden mahkeme bu noktada yüz seksen derece dönüyor. Astsubayın yüksek öğrenim hakkını savunan mahkeme, astsubay lehine tesis etdiği bütün saptamaları birdenbire tam anlamıyla inkâr ediyor. Bu ifadesiyle mahkeme, önceki tespitlerini yalanlıyor. Bu kıvırmanın sebebini mutlaka anlamalıyız.

Mahkemenin saplandığı bu sakat mantığa göre devam edersek, subay ve astsubayların memurlara göre daha yüksek derecelerden memuriyete başlatılmasının da Anayasa’nın 12 inci maddesine ters düşdüğünü kabul etmemiz gerekir.

Ve Son Perde; Birisi Askerî Hâkim Subay Olan 7 Üye, Hukuku Katlediyor;

Yukarıda yazılı nedenlerle; dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesinin (C) bendinin tümünün değil yanız (görevde iken .....) diye başlayan ikinci cümlesindeki (giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak) deyiminin iptaline karar verilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin davayı inceleme safhasında kağıda dökdüğü tutanak metinleri tam da böyle. Hemen yukarıda gördüğünüz son iki parağrafı bir kenara koyalım. Ondan önceki bütün mütalâası tamamen astsubayın yüksek öğrenim hakkını savunan ifadeler ile dolu. Üstelik şamar niteliğindeki tesbitleriyle de Fahri beyin ve MSB’nin Kanun hükmünü iptal ettirmek için ileri sürdüğü gerekçelerin hepsini teker teker çürüten ifadeler ile dolu.

Fakat ne olduysa olmuş, bir yerlerden bir vahiy gelmiş ya da ters yönden bir yel esmiş. Sondan ikinci ve üçüncü parağrafdaki keskin bir “U” dönüşüyle mahkeme tam anlamıyla önceki savlarını tamamen inkâr etmiş. Kendi tükürdüğünü kendisi yalamış. Kelimenin tam anlamıyla sıçmakla kalmamış, bir de sıvamış. Ve ne yazıkdır; dağ, fare doğurmuş...

İncelemeden sonra oylamaya geçilmiş ve oyçokluğu ile malûm karar ortaya çıkmış.

Fahri beyin iddialarını, MSB temsilcisi çürütmüş. Her ikisinin ortaya atdığı iddiaları da Mahkeme çürütmüş...

İncelemesinin son iki parağrafına kadar mahkeme, hem Fahri beyin hem de MSB’nin iddialarını temelden çürütmüş. Meclisin kabul ettiği Kanun hükmünün astsubaya yüksek öğrenimde bir derece ileriden intibak hakkının hukuka ayrıkı olmadığını Anayasa ve Kanun hükümleriyle defalarca ispatlamış.

Fakat nasıl olduysa mahkeme, incelemesinin son parağrafına sıkışdırdığı tam ters yöndeki sakat ifadeler ile kararı tersine çeviren bir halet-i ruhiye içine girmiş. Mahkemenin ya ilk saptamaları yanlış ya da son saptaması. Bugün, bu kıvrak dönüşün sebebini anlamak için ne gerekiyorsa yapmalıyız.

Yukarıda okuduğunuz ifadeler, kısmî iptal kararı veren mahkemenin 7 üyesinin, davayı inceleme aşamasında ortaya koyduğu düşünceler. Kısmî iptal kararı yönünde oy kullanan bu üyelerden birisinin askerî hâkim subay olduğunu hatırlayınız. Bu askerî hâkim subayın, Genelkurmay Başkanlığının dümen suyunda kayık yüzdüren bir emireri mesabesinde olduğunu bilmeyen var mı? Bu sakat kararın emir-komuta zinciri içinde tesis edildiğini söylemek için müneccim olmaya hâcet varmı?

image005Yüksek öğrenim yapan astsubayların, aynı eğitimi gören devlet memurlarına göre bir derece ileriden intibak ettirilmelerini Anayasaya aykırı bulan mahkemenin 7 üyesi; gerek fakülte ve yüksek okul mezunu ve gerekse o tarihde 3 sene olan harb okulu mezunu teğmen rütbesindeki subayların, aynı eğitimi gören devlet memurlarına göre “bir derece ileriden” intibak ettirilmelerini Anayasaya uygun bulmakta beis görmemiş. İşde tam da bu noktada, kısmî iptal hükmüne imza atan 7 üye, Fahri beyin mesnetsiz iddiasının aymaz savunucusu mesabesine düşmüşler. Bu karara imza atan mahkeme üyeleri, hukukun üstünlüğünü bir kenara bırakıp üstlerin hukukunu savunmayı da Anayasaya uygun bulmakda mahzur görmemiş.

Şimdi gelelim Kanun hükmünün tamamen iptali yönünde karşıoy kullanan 6 hâkimin görüşlerine. Bu hâkimlerden birisinin askerî hâkim subay olduğunu lafımızın başında söylemişdik;

Kanun Hükmünü Tamamen İptal Edenler;

Karşıoy Gerekceleri;Senin başçavuşun, benim teginmenimden fazla maaş alamaz” sapkınlığına giden yol...

Sayın üyeler diyor ki;

Dava edilen kuralın, askerî hizmetlerin gereklerini bozup bozmadığı konusuna gelince, yukarıda da değindiğimiz gibi askerî hizmetlerin gereklerini başta disiplin, rütbe ve kıdem öğeleri oluşturmaktadır.

Bu ifade, aşırı derecede zorlama bir yorumdur, can dostlarım. Aylığı, rütbenin vazgeçilmez bir unsuru görerek böyle sapkın bir sonuca varmanın mesnedi yokdur. Bu yargıya göre en kıdemli astsubayın en kıdemsiz subaydan her hâl ve şart altında daha az maaş alması gerekir. Böyle bir tahakkuk fikrini dünyanın hiçbir teşkilatında göremezsiniz. Bu kanaati hukukcu insanların söylemiş olması hukuk ilmi için bir tam yüz karasıdır.

Bunun doğal sonucu olarak silahlı kuvvetlerde aylıkla rütbe birbirinden ayrılmaz iki unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki unsuru birbirinden ayıran düzenlemelerin askerî hizmetlerin gereklerine de ters düşeceği kuşkusuzdur.” Örneğin bir astsubaya, kendisine rütbesi ve kıdemi yönünden emir verme durumunda olan amirinden daha üstün aylık ödenmesinin askerî hizmetlerin gereklerine ve bunun doğal sonucu olan disipline aykırı düştüğü açıktır

İşde bu noktada 1 üyesi askerî hâkim subay olan mahkemenin 6 üyesi böylesi sakat bir kanaata saplanmış. Bu yargının doğru olduğunu kabul edersek, askerlik görevini yapmak için orduya intisab eden 1 günlük hizmeti olan bir asteğmenin, 30 sene hizmeti olan bir astsubay başçavuşdan daha fazla maaş alması gerekir. Halbu ki hakikat hem o tarihde hem de bu tarihde böyle değildir. Olamaz da! Olmasını savunmak için insanın aklını peynir ekmek ile yemesi gerekir. “Başçavuş bile olsa teginmenimden fazla maaş alamaz” sakat yargısının yuvası, kovanı, rahmi, odağı  işde tam da burasıdır, can dostlar.

Burada filmi durduralım ve düşünelim;

Şimdi, bu merhalede bize düşen, bu sapık ve ağulu yargının kimden kime bulaşdığı; kimin kime pazarladığı, kimin kime fısıldadığı ya da kimin kime dayatdığıdır. Herkesin günahı kendisinin olsun! Fakat, biliniz bakalım! Söz konusu davanın Anayasa Mahkemesinde görüldüğü aylarda, Genelkurmay İkinci Başkanlığı goltuğunda kimin gıçı var?..

Birisi askerî hâkim subay olan Mahkemenin 6 muhterem üyesi üfürmeye devam eylemişler;

Çünkü yasanın getirdiği hükümle;

-Astsubay iken yüksek öğrenimini tamamlamış ve fakat astsubay sınıfında kalmış olanlar, aynı öğrenimini yapan subayların bir derece önüne geçtikleri gibi

-Kendi sınıflarında da eski rütbelerini muhafaza etmekle birlikte daha üst rütbelerde bulunan astsubaylardan daha fazla aylık alır duruma getirilmektedir. Bu sonucu silâhlı kuvvetlerin yapısı ile bağdaştırma olanağı yoktur. Belirtmek gerekir ki, yüksek öğrenimlerini tamamlayan astsubayların terfihleri askeri hizmetlerin gereklerini bozmadan örneğin kıdem tanıma yolu ile de gerçekleştirilebilirdi....

Yukarıdaki yargıya varan sayın üyeler gene çam devirmişler. Hem de çıralısından. Hem de gıymıklısından. Hem de budaklısından. Hem de iki dane. 

Birincisi; Cumhurbaşkanı ve Astsubay isimli makâlemizde tafsilatlı olarak fâş eyledik. İlave bir dereceyle intibak ettirilse bile yüksek öğrenimini tamamlayan bir astsubayın, derece/kademe bakımında teğmenin üstüne çıkması asla ve kat’a mümkün değil. Ancak asteğmen ile aynı seviye geliyor. Bunu artık anlayın! Mahkemenin burada ileri sürdüğü bu iddia, doğru değildir. Mahkeme burada, Fahri beyin  öne sürdüğü yalan beyanı sorgulamadan, incelemeden aynen kabul etmiş ve Fahri beyin yemsiz, üstelik ağulu zokasını yutmuş.

Mahkeme üyelerinin devirdiği ikinci çam ise birincisiden daha berbâd. Muhteremler şöyle buyurmuşlar; “yüksek öğrenimlerini tamamlayan astsubayların terfihleri askerî hizmetlerin gereklerini bozmadan, örneğin kıdem tanıma yolu ile de gerçekleştirilebilirdi....

Böyle sakat, böyle saçma, böyle ebleh bir fikri savunan kişinin, ordunun işleyişi ile yakından uzakdan en ufak bir ilgisinin ve bilgisinin olmadığı anlaşılıyor. Bu ifadeyi söyleyen kişi askerlik görevini yapmış olamaz. Böyle mesnetsiz ve uygulama imkanı olmayan bir hükümün altına imza atan askerî hâkim subay, bu yapdığından dolayı utanmalıdır. Beyzâdem ifadesinde diyor ki, astsubay 5 sene okusun, bir kuruş bile fark vermeyelim. Kuru kuru bir kıdem verip ensesini sıvazlayıp savuşduralım diyor. Orduda asıl ihtilaflara sebep olacak uygulama işde budur. Çünkü, yüksek öğretimini tamamlayan astsubay, tamamlamayan astsubaydan daha kıdemli duruma veya daha üst rütbeye gelecekdir ki asıl bu durum orduda ihtilâfa sebep olabilir. Hem, olacaksa olacak! Okuyan ile okumayan bir olamaz! Bu üyelerin ileri sürdüğü fikir, Anayasanın “kişinin kendisini geliştimesi” emrine temelden aykırı sakat bir düşüncedir. Aynı yerde otla dur ha!.. Daha bu hakikati bile anlayamayan hukukcuların adâlet dağıtması nasıl beklenir ki?

Be sayın avukat, be sayın hâkim, be sayın asker kılıklı hâkim subay, be sayın hukuk tahsil etmiş adam, be sayın insanoğlu! Bu kadar da eblehlik olur mu? Sana okulda hukuk dersi veren rahmetli hocalarınız bu dediklerinizi bir duysaydı size ne derdi acap? Yüzünüze tükürür müydü? Hukuk diplomalarınızı elinizden alıp yırtar mıydı? 657 sayılı Devlet Mermurları Kanun’unun ilgili hükmü ayan beyan ortadayken, devletin memuru, yüksek öğrenimin beher senesi için bir kademe maaş terfisi alırken böyle bir sözü söylemeye diliniz nasıl varıyor? Sen kendi paran ile kendi zamanın ile, elinin emeği ile gözünün nurunu ortaya dök. Oku, oku, oku... Ve minder yap, öyle mi? Bu düşünceyi saçma, eblehce diye tavsif etmek bile hafif kalır. Bu ifadesiyle sayın üyeler bize diyor ki “tek suçunuz, astsubay olmak!..” “Astsubay olacağınıza gidip ilkokul mezunu bir memur olsaydınız hakkınızı söke söke alırdınız!..” diyor. Yazıklar olsun sizlere!

Adâlet, bu davada astsubaylar için adâletsizlik olarak tecelli ediyor, muhterem vatan sevdalıları!

Son olarak Kanun hükmünün tamamen kabul edilmesi yönünde karşıoy kullanan 2 hâkimin görüşlerini tetkik edelim.

Kanun Hükmünü Tamamen Kabul Edenler;

Ayağımı yumaşacık kavrayan ve sanki hiç yokmuş gibi hissetdiren bir çift pabuç; bedenime tam olarak uymuş ısmarlama takım elbise; içine girdiğimde sanki yokmuş gibi vücudumu okşayan su ile dolu bir havuz. Esdiğinde, bana tarifsiz bir hoşluk ve huzur hissi veren taze, ılık bir bâd-ı sabah.. 15 üyeli mahkemenin 2 üyesinden Sayın Muhittin GÜRÜN ve Sayın Adil ESMER’in karşıoy gerekcesini okurken kapıldığım hissiyatın sadece birkaçı bunlar...

Bu iki vicdan ehli hâkim, mahkemenin aldığı kısmî iptal ve tam iptal kararına cevap olarak öyle bir karşıoy yazmışlar ki bu dünyada insanlığın bugüne kadar bildiği, yazdığı ve söylediği bütün güzellik ve övgü anlatan sözlerini burada yazsam az gelir inanın. Her harfi, her kelimesi ile dağlara taşlara yazılacak, anıtı dikilecek bir destan gibi adeta. Bu savunmayı okudukdan sonra, Türkiye’de hukukcu varmış; Türkiye’de hukuk varmış çok şükür dedim kendi kendime. Böyle bir savunmayı dinleyen öteki hâkimlerin, kendi verdiği kararları hakkında samimi olarak ne düşündüklerini sormadan edemedim kendime. Bu savunmayı dinledikten sonra, verdikleri kısmî iptal ve tam iptal kararlarından dolayı başları öne düşdü mü acap?

Astsubayın ne olduğunu, eğitimin ne olduğunu, hakkın ne olduğunu, insan olmanın en olduğunu, adâletin, vicdanın ne olduğunu, insafın ne olduğunu bulacaksınız bu savunmada. Biz astsubaylar, bu savunmayı büyük harfler ile dağlara, taşlara yazmalıyız. Köhne ve kokuşmuş bir taasubun içine saplanan ve bir asır öncesinin sahte dünyasında ölüm uykusuna yatan MSB ve Genelkurmay Başkanlığındaki beyni çürümüş subay takımı bu savunmayı okumalı, bir daha okumalı, taa ki idrak edesiye kadar. Bu savunmayı ben okumaya doyamadım. Sizlerin de şetâret ile keyif ile okumasını istiyorum. Okuyun, ne olduğunuzun farkına varın gayrı. Bu düşüncelerle aynen naklediyorum.

Karşıoy Yazısı

Yukarıki kararda (1975/183-1976/15), 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü ve 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilmiş bulunan 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesinde yer alan ve görevde iken bir yüksek öğrenimi bitirmiş bulunan astsubayların intibakının, aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle yapılmasını öngören hüküm, Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı görülmüş, buna karşı, intibakın, aynı derece ve kademeden başlatılmasının uygun olacağı sonucuna varılarak cümlenin sadece bir üst dereceden intibak yapılacağına ilişkin bölümünün iptaline karar verilmiş bulunmaktadır.

Bir hükmün Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı düştüğünü öne sürülebilmek için, her bakımdan benzer olan nitelikteki iki veya daha çok durumları düzenleyen değişik hükümlerin var olması ve bunlardan birisinin ötekilerden farklı ve imtiyaz sayılabilecek nitelikte bir düzenlenme yapmış bulunması zorunludur.

Birbiriyle kıyaslanması mümkün olmayan düzenlemelerin değişik nitelikte olmalarına bakılarak Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemiyeceği gibi birbirine benzeyen konuların bile, haklı bir nedene dayandırılmak şartıyla değişik biçimde düzenlenmelerinde de Anayasa'ya aykırılık ileri sürülemez.

Nitekim sivil statüdeki kamu görevlileri ile subayların ve astsubayların aylık ve ödenekleri ve öteki özlük hakları, ayrı kanunlarla değişik biçimde ve birbirinden farklı haklar sağlar nitelikte düzenlenmişlerdir. Kanunlarla tanınan çeşitli hakların farklılıkları arasındaki denge, haklı bir nedene ve Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan (Adâlet) ilkesine dayandığı ölçüde Anayasa'ya uygun olur.

Şayet değişik hak ve yararlar arasındaki denge, haklı bir nedene, dayandırılmaksızın ve Adâlet ilkesini saklı tutmaksızın bir imtiyaz ve kayırma sonucu bozulursa, Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesinin zedelendiği öne sürülebilir.

926 sayılı Kanunun değişik 137. maddesinin C bendindeki astsubayların intibakına ilişkin hükmün, bu açıklamanın ışığı altında incelenmesi şu sonuçları ortaya koyar:

1Yukarıki kararda belirtildiği gibi, astsubaylar, kamu görevlileri arasında, kendi özellikleriyle tamamen ayrı bir grup teşkil ederler. Hizmete alınış biçimleri, aylık statüleri, hizmet şartları diğer gruplardan hiçbirine benzemediğinden, bunların, öteki gruplarla, özellikle kamu görevlilerinin sivil kesimi ile mukayese edilmeleri mümkün değildir.

2Astsubayların, hizmet yerleri itibariyle Silâhlı Kuvvetler Personeli arasında sayılmalarına dayanılarak subaylarla kıyaslanabilecekleri hatıra gelirse de aşağıdaki nedenlerle bu da olanak dışıdır:

  1. Kaynakları ve geçirdikleri öğretim ve eğitim durumları birbirinden tamamiyle değişiktir.
  2. Hizmet şartları ve sorumluluk durumları farklıdır.
  3. Aylık statüleri ayrıdır. Nitekim subay dereceleri 9 dan başlayıp 1. derecede, gösterge rakamları da (birinci kademeler) 300 den başlayıp 1000 de bitmekte iken astsubay dereceleri 10 dan başlayıp 2 nci derecede ve gösterge rakamları da (birinci kademeler) 275 den başlayıp 760 da bitmektedir. Ek göstergeler bakımından da aralarında buna benzer farklılıklar vardır.

Nitelikleri bu derece birbirine benzemeyen ve bu düzenlemelerde, (eşit)likleri hatıra bile getirilmeyen iki ayrı grup kamu görevlisinin, sadece bir konuda, yani sözü geçen intibak işinde, eşit sayılarak aynı işleme tabi tutulmaları halinde, ve asıl o zaman, açık bir eşitsizlik yaratılmış olacağını düşünmemek mümkün değildir.

Bunların hepsinin de ötesinde, söz konusu (C) fıkrasında adı geçen ve kendi imkânlarıyla bir yüksek öğrenim dalını esas görevlerini de aksatmadan, başarı ile bitirmiş olan astsubayların tabi tutuldukları statünün sonucunda şöyle bir durum meydana gelmektedir:

  1. İhtiyaç bulunmadığı için Silâhlı Kuvvetler Kadrolarına subay olarak alınmamaktadırlar.
  2. Yükümlülükleri bitmediği için istifa etmelerine imkân verilmediği gibi yeni öğrenim derecelerinin sağladığı bilgi ve becerilerinden kamu veya özel kesimin öteki alanlarında yararlanma olanağı da kendilerine tanınmamaktadır.
  3. Astsubaylar açısından yapılan bu kısıtlamalara ve uğratılan zararlara karşı savunma hizmetleri, karşılığını ödemeden aşağıdaki biçimde ve ölçüde bir yarar sağlamaktadır:

Görülen yüksek öğrenim, astsubayın esasen görmekte olduğu hizmet dalına ilişkin ise, yüksek öğrenim derecesine göre düzenlenmemiş olan bir astsubay kadrosu ve statüsü ile yüksek öğrenimin bilgi ve becerisinden savunma hizmetleri yararlandırılmaktadır. Görülen yüksek öğrenim, astsubayın yaptığı hizmet dalı ile doğrudan doğruya ilişkili olmasa bile, yüksek öğrenimin sağladığı genel nitelikteki bilgi ve beceri sayesinde hizmetin daha bir üstün düzeyde görülmesi doğal olup savunma hizmetleri yine karşılıksız olarak bu durumdan faydalanmaktadır.

Şu halde yasa koyucu, sözügeçen değişik 137. maddenin C bendine koyduğu hükümle, yüksek öğrenim görmüş astsubayın, bu konudaki emeğini değerlendirmek, kendisini, öğrenim derecesinden daha alt kademedeki öğrenimi gerektiren bir kamu görevinde hizmete zorlamak suretiyle yapılan kısıtlamayı telâfi edebilmek ve devletin sağlamış olduğu yararı karşılıksız bırakmamak amacı ile bunların intibaklarını normal hizmete girenlerin bir üst derecesinden başlatma hakşinaslığını göstermiştir.

Çoğunluk düşüncesine uyularak, bunların intibaklarının, aynı yüksek öğrenimi görmüş olupta normal olarak hizmete girenlerin derecesiyle yapılması halinde, yukarıda açıklanan kısıtlama ve yararların eksiksiz karşılanmış olacağı ileri sürülemez. Zira normal koşullar içinde subay olarak hizmete başlayışta, açıklanan durumların hiç birisi söz konusu olmayıp, yüksek öğrenime göre düzenlenmiş bulunan bir statü içinde herkes yerini almakta ve o statüdeki bütün haklardan sonuna kadar faydalanma kapıları ilgililere (subayları kasdediyor. IRBIK) açılmaktadır.

Halbuki aynı derece yüksek öğrenimini yapan, fakat subay sınıfına geçirilmeyen bir astsubaya bu imkânların hiç birisi tanınmamaktadır. Bu bakımdan bunların intibaklarının bir üst dereceden başlatılmasının çok açık bir haklı nedene dayandığı ortadadır.

Kaldıki astsubayların aylık statüsünü, subay aylık statüsü ile kıyaslamak ve bunda (eşitlik) ilkesi için bir uygulama alanı aramak da doğru değildir. Çünkü 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunundaki düzenlemeye göre, subayların aylık cetvelleri, hizmete başlayış ve ilerleyiş şart ve dereceleri, yükselebilecekleri en yukarı aylık derece ve kademeleri, astsubaylarınkinden tamamiyle değişiktir.

Bu konuların hiç birisinde bir kıyaslamaya gidilmezken ve Anayasa'nın eşitlik ilkesinden sözedilmezken, ve esasen sözedilmesi de doğru değilken yüksek öğrenim görmüş astsubayların intibakında uygulanan hüküm tek başına ele alınarak sadece, bunun üzerinde Anayasa'nın (eşitlik) ilkesinin öne sürülmesinde, bu yapılırken de Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan ve iktisadi ve sosyal hayatın adâlete uygun biçimde düzenlenmesini emreden ilkesinin hiç kâle alınmamasında isabet bulunmadığı meydandadır.

Çünkü yukarıda yapılan açıklamalar da göstermektedir ki yasa koyucu, (eşitlik) ilkesini zedeler bir yönü bulunmayan söz konusu hükmü, adâlet kurallarının bir gereği olmak üzere kabul etmiş bulunmaktadır ve Anayasa'nın adâlete ilişkin kuralları da haklıya hakkını vermeyi zorunlu kılmaktadır.


SONUÇ :


926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilen 137. maddesinin C bendi hükmü tüm olarak Anayasa'ya uygundur.

Bu nedenle sözü geçen bendin bir bölümünün iptalini öngören karara karşıyız.

Üye Üye
 Muhittin GÜRÜN Adil ESMER
image007 image009

Diyeceksiniz ki Anayasa Mahkemesinde davayı gören 15 hâkim üyeden niçin sadece ikisinin tavsırını misafir etdiniz makâlenize. Güzel bir soru! Kendi milletine zorbalık eden, zulüm eden Bolu Beyini kim hatırlıyor, babayiğitler? Kendisinin bir heykelini, bir tavsırını gördünüz mü? Bir sokağa, bir caddeye bir şehire, bir köşeye, bir taşa isminin verildiğini duyan var mı? Bir hikâyede, bir masalda kendisinden sitâyiş ile bahsedildiğine şâhid oldunuz mu?

Bir de Köroğlu’na bakınız. Zulme, zorbalığa, küstahlığa, adeletsizliğe, haksızlığa karşı Bolu Beyine isyan edip kendi milletinin yanında yer alan Köroğlu hâlâ yaşıyor! Türkülerde, masallarda, destanlarda, hikâyelerde, sokaklarda, caddelerde ve aramızda... Ve nihâyet Anayasa Mahkemesi ve Astsubay isimli bu makâlemizde...

Biliyor musunuz? 1976 senesinden beri astsubayları perişan eden bu kararın altına imza atan Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinin tamamı vefat etmiş. Bu üyelerden 13’üne diyeceğimiz yok! Astsubaylardan rahmet ve dua beklemesinler. Biz, yukarıda tavsırlarını gördüğünüz vicdan ehli, yüreği Allah korkusu ve insan sevgisi dolu olan adâlet timsâli iki hâkimi yâd edeceğiz bu makâlemizde; Sayın Muhittin GÜRÜN ve Sayın Adil ESMER.

Sener BATTALTabi ki hemen sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz asker dosdu ve hâmiyetperver vatan evladı Sayın Şener BATTAL...

Yüksek öğrenimi tamamlayan astsubayların maaşlarının, emsâli devlet memurlarına kıyasen bir üst dereceden intibak ettirilmesi konusunda önerge veren ve verdiği önergeyi savunurken astsubaylığı desdanlaşdıran MSP Konya Milletvekili...

Tarih, kötülüğü ve kötüleri sevmez! Kötülük ve kötüler unutulur dostlarım. Hem de çarçabuk! Tarihin her zamanında ve her mekânında sadece iyilik ve iyiler iz bırakır, unutulmaz...

Önerge sahibi Milletvekili Sayın Şener BATTAL, Anayasa Mahkemesi hâkim üyeleri Sayın Muhittin GÜRÜN ve Sayın Adil ESMER’in şayet mümkünse resimlerini TEMAD Genel Merkezinin en mutena köşesine asmalıyız.

Adâlet timsâli bu iki yüce, bu iki mübârek hukukcu büyüğümüzün ruhları şâd, mekânları cennet olsun!

Kendisi aynı zamanda bir hukukcu olan Sayın Şener BATTAL’a da Allah uzun ve sıhhatli ömürler versin. Huzurunuzda kendisine en derin saygılarımı gönderir, ellerinden mehabetle öperim.

Şu Hakikâtleri Görelim;

1. Yüksek öğrenimi tamamlayan astsubaylara 1923 sayılı Kanun ile 1975 senesinde verilen “bir üst dereceden intibak” hakkının Anayasa Mahkemesinde görülmesi esnasında;

  • Mahkemeye kendisi gitmeyip davalı sıfatıyla sadece dilekcesini gönderen zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Fahri KORUTÜRK, çok açık bir şeklide mahkemeye yalan beyan vermiş ve mahkemeyi aldatmışdır. Öyle ki; Fahri beyin söylediğini MSB temsilcisi yalanlamış, her ikisinin ileri sürdüğü gerekceleri de inceleme esnasında verdiği mütalâa ile Mahkeme temelinden çürütmüşdür.
  • Davaya ne sebeple müdâhil olduğunu benim bilemediğim Millî Savunma Bakanlığı da mahkemede doğru beyan vermemişdir. Üstelik, MSB’nin küstah temsilcisi, mahkemedeki savunması esnasında sarf etdiği mesnetsiz ve asılsız sözler ile astsubaylara alenen “ahlâksız” diyerek hakaret etmişdir.

2. Başkanlığını Sayın Kani VRANA’nın yapdığı 15 üyeli mahkeme, kendi arasında üç kümeye bölünmüş ve birbirinden tamamen farklı üç karara varmışdır. Mahkeme, 7 üyenin oyçokluğu ile aldığı kısmî iptal kararını ancak ve sadece 1 oy farkı ile alabilmişdir. Bu 7 üyeden birisi de hâkim kılıklı subaydır.

3.image01015 mahkeme üyesinden ikisi, AYİM’in dava için duruşmaya gönderdiği “tefrik edilmiş” hâkim kisveli subay. Her iki askerî hâkim subay, oylarını astsubayların aleyhine verilen kararlarda kullanmışlar. Şaşırdınız mı? Asker şapkasıyla kürsüye oturan askerî hâkim subaydan hukuk adına tarafsız ve doğru karar vermesini beklemek, hele hele astsubay lehine karar vermesini beklemek safdillik olur. Bugün, AYİM’in varlığı ne kadar tartışmalı ise bu iki askerî hâkim subayın bu davada astsubayların aleyhine verdiği reyler de o kertede tartışmalıdır.

4.Yüksek öğrenim intibakı konusunda astubayların hakkını açıkdan gasp eden bu dava mutlaka tekrar gündeme getirilmelir. Maddî ve manevî her türlü imkânımızı seferber edip hukuk ehli insanların bu konuyu tartışılacağı bir toplantıyı en kısa zamanda tertip etmeliyiz.

5.Astsubaylar hangi Kanun’a dahildir? 926 sayılı TSK Personel Kanun’unu astsubaya diyor ki “Sen, asker şahıssın. Fazla mesai yok, 10 sene mecburî hizmet, 24 saat nöbet, ertesi gün çalışmaya devam. Ayakkabın tozluysa, selam vermezden seni atarım” Sonra, yüksek öğrenim söz konusu olunca aynı Kanun astsubaya diyor ki; “Nayır! Sen, memursun. 657 sayılı Devlet Memuru Kanun’una dâhilsin. Hem de Genel İdare Hizmeleri Sınıfından

Peki, ben devlet memuruysam, yüksek öğrenim intibakımı bu Kanun’a göre yap ve “bire bir” maaş terfisi ver. 9/2’den görev başlat. Nayır, olmaz! Paşa babamın diş hakkı olarak, saraydan çıkma sultan anamın kefen parası olarak senin bir kademe maaş intibakını Genelkurmay olarak ben gasp ediyorum. Artık yeter! Edemeyeceğini göreceğin günler yakındır!

6.Ey başında Millî sıfatı olan Bakanlık! Söyle bana, astsubaylar hangi Kanun’a tâbidir? 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una mı dâhil? 926 sayılı TSK Personel Kanun’una mı dâhil? Yeri gelince astsubaya “Sen; asker değilsin, memursun” de. İşine gelmeyince “Sen; memur değil, askersin” de. Ben, ikisinden herhangi birisine, hattâ senin beğenmediğin sivillerin yapdığı 657 sayılı Kanun’a dâhil olmaya razıyım. Bu devletin astsubayına böyle adice, böyle edepsizce, böyle alçakca, böyle şerefsizce, böyle namertce muamele yapamazsınız! Bu yanardönerliği, bu fırfırlığı, ikircikliği, bu duruma göre kıvırmayı, her iki tarafa kalça sallamayı, bu ikiyüzlü oynamayı, bu orostopolluğu bir kenara bırak. Hiç olmazsa zihninin gerisinde saklağını söyleyecek kadar dürüst ol! Astsubaylar, kuş mudur? Karga mıdır? Asker midir? Memur mudur? Astsubaylara “ağıldaki koyun” muamelesi yapanlara bunun hesabını sormalıyız.

7.T.C. Devletinin memuru olup da iki Kanun arasına sıkışdırılan fakat yeri geldiğinde her iki Kanun’un da kapısının önünde bekletilen astsubaylar ve TEMAD hiç vakit kaybetmeden bir tespit davası açarak bu haksızlığa, bu hakarete, bu kepazeliğe, bu alçaklığa, bu orostopolluğa derhal bir son vermelidir. Bu kepazeliğe sebep olan apoletli asker düşmanı zabitan takımından bu bölücülüğün hesabını sormalıyız.

8.Yüksek öğrenim hakkı bakımından astsubayların bugün sahip olduğu hakların 1976 senesinden daha kötü olduğu su götürmez bir gerçekdir. 1976 senesinde Anayasa Mahkemesinin kısmî iptal kararı vermesiyle astsubayların devlet memurlarıyla “aynı seviyeden yüksek öğrenim intibak hakkı” resmen tanınmış idi. Bir başka ifadeyle, alınan her bir senelik eğitim karşılığında bir kademe maaş terfisi veriliyordu. Bugün, 2013 senesindeyiz. Ne acıdır ki yüksek öğrenimde intibak bakımından bugün itibariyle 1975 senesinin daha da gerisindeyiz. Nasıl mı? 1976 senesinde, yüksek öğrenimin her senesi için bir kademe veriliyordu. O zaman itibariyle astsubaylar için en kötü karar sayılan bu hakkı, Anayasa Mahkemesi hiç zorlanmadan verdi. Fakat 926 sayılı TSK Personel Kanun’unun aynı maddesi olan 137/c’ye bugün bir bakınız. 4699 sayılı Kanun’un 20nci maddesi olarak 2001 senesinde yapılan değişiklik diyor ki; “... 2 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 kademe, 3 yıl süreli yüksek öğrenim için 2 kademe, 4 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 derece ilave edilerek yapılır.” Genelkurmay Başkanlığı, astsubayların müktesep hakkını “bir sistem bütünlüğü içinde” bugün işde böyle gasp ediyor dostlarım. Başlangıç derece/kademesinde ve yüksek öğretimdeki intibakda bugün hâlâ astsubayların birer kademesini Genelkurmay Başkanlığı gasp ediyor. Şu arsız hırsızlığa ve şu âdi orostopolluğa bakar mısınız? Bunun hesabı sorulmalıdır.

9.Bugün biz astsubaylar, bir Şener BATTAL, bir Muhittin GÜRÜN, bir Adil ESMER daha çıkartmalıyız. Bu hamur, bu öz, bu cevher, biz astsubaylarda var, bu milletde var. Astsubayı bir yandan meslekî tahakküm altında inletip küstahca ve zorbaca davranan idare öte yandan özlük haklarında adâletsiz, fütursuz, arsız ve utanmaz davranıp hukuksuzluklara halen devam etmektedir.

10.Subay zevatı kendi haklarını her zaman en üst, en yüksek, en ballısından tahakkuk ettirmiş fakat astsubaya gelince hep “üstden sıkmış, altdan yalamışdır.” Ben, püsküllü generallerin yapdığı her darbeden sonra subay takımına altın tepside verilen imtiyaz “mama”sından istemiyorum. Ben, T.C. Anayasa’sından neşet eden ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda açık açık yazılan yüksek öğrenimde intibak hakkımı istiyorum. O kadar!

Son Söz;

Hiçbir şeyden çekmedi nasırından çekdiği kadar, Orhan VELİ’nin Süleyman Efendisi. Biz astsubaylar da devlete çöreklenen atanmış ve seçilmiş çapsız, kalıpsız idarecilerden ve bölücü subaylardan çekdiğimiz kadar nasırımız şöyle dursun, elin gâvurundan bile çekmedik. Üstelik Süleyman Efendi gibi günahkâr da değiliz. Tek suçumuz, yegâne kabahatımız bu vatanı, bu milleti sevdiğini söyleyenlerden çok daha fazla seven astsubay olmak. Zabitan takımı, darbeler icat edip vatan sevgisine dair kuru nutuklar atdı hep. Lâkin biz astsubaylar; vatanı sevmekle yetinmedik, uğrunda öldük!..

Babayiğit kariler! 1923 sayılı Kanun hükmü ile astsubaylara verilen yüksek öğrenimde bir üst dereceden intibak hakkının gaspedilmesi sürecinde; Cumhurbaşkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesi üçgeninin gizli mahfillerinde çevrilen hisseli harikalar kumpanyasını temâşa eylediniz! ÇÖK locasına oturan Genelkurmay İkinci Başkanı da bu oyunu sutre gerisinden sevk ve idare etdi.

Bu hisseli hârikalar kumpanyasında; oyuncuların kimisi Karagöz, kimisi Hacîvat oldu.

Kimisi, kendisine şahbaz görevini yakışdırdı. Kimisi hayâlbaz, kimisi beberûhî, kimisi de zuhûrî.

Kimisi, Pinokyo oldu. Söylediği her yalandan ötürü burnu uzadı, uzadı ve bulutlara erişdi.

Kimisi dalkavuk, kimisi soytarı, kimisi de hokkabaz olabildi.

Birisi, “tak” dedi emretdi, hâkim kılıklı 2 subay, “emret komutanım” deyip “şak” diye derhâl yapdı.

Kimisi; ne idüğü, kim olduğu, nerden geldiği, ne yapdığı ve kime kulluk etdiği bilinmeyen “şalvar-yelekli kadın” oldu.

Kimileri; Kanûnî olup; “hak”, “adâlet”, “kul hakkı”, “vatandaşlık hakkı”, “Anayasa hakkı”, “Allah korkusu” dedi. Bu hisseli harikalar kumpanyası kepazeliğine şiddetli bir Osmanlı şamarı patlatıp adâletin timsâli görevini üstlendi meccanen.

Bu satırın müellifi; okudu, bir daha, bir daha okudu. Sonra gördüğünü, anladığını yazdı sadece. Benim zihnimde esen mahşerî fırtına, tahtını huzurlu bir sessizliğe bırakdı. Asude bir dinginlik içinde gönlüm şimdi... Artık yalan bir yana, gerçek bir yana. Doğru bir yana, yanlış bir yana. Hak bir yana, haksızlık bir yana. İyi bir yana, kötü bir yana...

Devletin başına çöreklenen çapsız, ruhsuz, izansız idareciler önce sıçıp sonra da sıvamasını becerdiler. Lâkin, güneşi balçıkla sıvamayı beceremediler. Zira, tarih, becerebileni kaydetmedi. Ve nihâyet otuz sekiz seneden beri tarihin tozlu raflarında küflenmeye yüz tutan bu hakikat, tahassür ile beklediği gün ışığına artık çıkdı.

Sizin hissenize de bu oyunda kimin kim olduğunu bulmak ve anlamak görevi düşdü...

Ağaç idik; meyveye durduk, taşlandık.
Astsubay idik; şehit olduk, alkışlandık.

Astsubay olduk, meyve olduk, şehit olduk.
Onlar; taş olabildi, taşlayan olabildi!..

Meyve olmak ya da
Taş olmak, taşlayan olmak!..
Siz, hangisinden siniz?..

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Kaynak:
  1. 3/7/1975 tarihli ve 1923 Sayılı Kanun.
  2. Anayasa Mahkemesinin 1976/15 Sayılı Kararı.
  3. 1961 Anayasası.
  4. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu.
  5. 926 Sayılı TSK Personel Kanunu.

Saygıdeğer Meslektaşlarımız,

Yıllardır, önyargılarla tahakküme varan sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklarımızı kamuoyu bilmiyordu. Çünkü, kurumumuza saygımızdan kol kırılır yen içinde kalır düşüncesindeydik. Bu kez kanadımızın da kırıldığını görünce özverili arkadaşlarımız ile mücadele ateşini yeniden yakarak sesimizi kamuoyu ve ilgililerle paylaştık.

Ne yazık ki haklılığımız tescil edilmesine rağmen verilen sözler yerine getirilmiyor! Daha önce MSB basına bu konuda açıklamalarda bulundu. Aylar önce MHP milletvekili Sn.Alim IŞIK'ın şimdi de CHP milletvekili Sn.Sena KALELİ'nin 'aşağıdaki' soru önergelerine verilen yanıtlar ne yazıkki sözden ileriye gitmedi.

Açıklamaların kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğunu düşünüyoruz. Nitekim bize daha önce destek veren FOX TV proğram yapımcısı Sn.Fatih PORTAKAL  destek talebinde bulunan arkadaşlarımızın mesajlarına verdiği yanıtta bizleri fevkalade üzen "Assubaylarda hiç bir şeyden mutlu olmuyor verilenlerle yetinin ülkenin şartları belli......" tarzında söz kullanmıştır.

NE VERİLDİ DE BİZ MUTLU OLMUYORUZ?

Bizim talebimiz hiç bir zaman imtiyaz ve ayrıcalık değil, adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı olmuştur. Artık söz değil icraat istiyoruz. Sesimizi farklı bir şekilde duyurmamızı istiyorlarsa bizler o kararlılığı hiç kimsenin tahmin edemiyeceği bir şekilde gösteririz. Umarız buna gerek kalmadan yeni hak değil, gasp edilen haklarımızı alırız.

Sn.KALELİ'ye verilen yanıtı bilgilerinize ve ileride gerektiğinde bazılarına göstermek için sitemiz arşivine gönderiyoruz.

Saygılarımızla  


 

TASNİF DIŞI

T.C.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
ANKARA

28.Kasım.2012

MAİY :2012/7228/Kan. ve Kar.D.Kan Tetkik ve IşI.Ş.(2311)

KONU : Yazılı Soru Önergesi.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

İLGİ: TBMM Bşk.lığının 02 Ekim 2012 tarihli, A.01.0.KKB.0.10.00.00-86735 sayılı ve "Soru Önergesi" konulu yazısı.

İlgi ile, Bursa Milletvekili Sena KALELİ tarafından TBMM Başkanlığına verilen ve Millî Savunma Bakanı tarafından cevap verilmesi talep edilen, 7/10284 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı EK-A'da sunulmuştur.

Arz ederim.

İsmet YILMAZ
Milli Savunma Bakanı

EKİ

EK-A (Yazılı Soru Önergesinin Cevabı)


TASNİF DIŞI EK-A

28.Kasım.2012

MAİY: 2012/7228/Kan. ve Kar.D.Kan Tetkik ve İşl.Ş.(2311)

BURSA MİLLETVEKİLİ SENA KALELİ TARAFINDAN VERİLEN
7/10284 SAYILI YAZILI SORU ÖNERGESİNİN CEVABI

1.Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin özlük haklarına yönelik iyileştirmeler; imkânlar dâhilinde, ülke şartları ve askerlik mesleğinin kuralları dikkate alınarak, bir sistem bütünlüğü içinde incelenmekte; Genelkurmay Başkanlığı yetkisindeki düzenlemeler hayata geçirilmekte, diğer konular ilgili makamlara teklif edilmektedir.

2.Çalışmalar, ihtiyaçlar dikkate alınarak, bir bütünlük içerisinde, emekli ve muvazzaf personelin önerileri de dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler neticesinde hazırlanmaktadır. Bu kapsamda yapılan çalışmalar aşağıda sunulmuştur.

a.Mali Konularda Tamamlanan ve Devam Eden Çalışmalar:
  • (1) Astsubayların Vinci derecenin 4'üncü kademesine yükselebilmesini amaçlayan "6318 sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" 03 Haziran 2012 tarihinde 28312 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • (2) Son bir yıllık sürede; iç güvenlik harekât (İGH) bölgesindeki personelin tamamı ile diğer bölgelerden makam ve rütbesi itibarıyla taşıdığı sorumluluğu, eğitimi, üstlendiği görevin riski/zorluk derecesi ve personelin ihtisası gibi hususlar da göz önünde bulundurularak seçilen personelin tazminatlarında kısmi artışlar sağlanabilmiştir. Bu kapsamda;

(a) İç güvenlik faaliyeti icra edilen bölgelerde görevli personele verilmekte olan operasyon tazminatı (aylık 567 TL) ile ilgili olarak tazminat verilen personel ve birlik sayısında artış yapılmıştır.

(b) Ayrıca, birinci derece kritik illerde (Hakkari, Şırnak, Siirt, Hatay vb.) görev yapan personele hâlen ödenmekte olan 567 TL operasyon tazminatına ilave olarak astsubayları da kapsayacak şekilde;

  1. Tabur ve aşağı seviyedeki hudut birlikleri, operasyon icra eden tabur ve aşağı seviyedeki birlikler ile ilçe jandarma komutanlıkları ve bağlı karakollardakı personele aylık sabit 677 TL,
  2. Kritik illerde operasyon icra eden diğer birlikler ile havacılık unsurlarına, operasyona iştirak edilen gün ile orantılı olarak günlük 11-43 TL ilave operasyon tazminatı ödenmesine başlanmıştır.

(c) Emsallerine göre daha zorlu şartlarda görev yapanları ve mesleki gelişim için personeli teşvik etmek, mahrumiyet bölgelerinde görev yapanlar ile risk seviyesi yüksek görevlerde bulunanları motive etmek maksadıyla;

  1. Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi (AÜKHE) alan astsubaylara,
  2. Belediye sınırları dışındaki jandarma karakol komutanlıklarında görevli personele,
  3. Patlayıcı madde imhası görevinde çalışan personele ilave tazminat verilmesi sağlanmıştır.

(ç) 2629 sayılı Kanun kapsamında; uçucu, paraşütçü, dalgıç, kurbağa adam gibi niteliklere sahip personelin tazminatlarında ortalama %5-20 oranında artış yapılmıştır.

  • (3)MİT, Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli gibi emeklilerin maaşlarına 2006 yılında 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nda yapılan değişiklikle sağlanan 100 TL iyileştirmenin, makam tazminatı alamayan astsubaylara da yapılması konusunda hazırlanan T.C.Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı 09 Eylül 2012 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.
  • (4) Birinci dereceden maaş alan astsubaylara görev tazminatı verilmesini öngören 926 sayılı TSK Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı yasalaştırılmak üzere 11 Haziran 2012 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.
  • (5) 2003 yılı ve öncesi göreve başlamış olan astsubaylarımızın bir üst dereceye intibak işlemlerinin yapılması için hazırlanan 926 sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağına ilişkin yasal düzenleme çalışmalarına devam edilmektedir.
  • (6) Gelir seviyesi kısmen düşük olan astsubayların maaşlarına %20 oranında artış yapılması amacıyla TSK Hizmet Tazminatında artış yapılmasına ilişkin yasal düzenleme çalışmalarına devam edilmektedir.
  • (7) 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun kapsamında görevlendirilen astsubaylara, görev yaptıkları her gün için en yüksek devlet memuru aylığının brüt tutarının 1/10'u tutarında (63 TL) ödeme yapılması maksadıyla hazırlanan 926 sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağına ilişkin yasal düzenleme çalışmalarına devam edilmektedir.
  • (8) Mevcut durumda lojman tahsis edilmeyen personele her hangi bir tazminat ödenmemektedir. Lojman tahsis edilmeyen TSK personeline, yaklaşık 400 TL artış getirilmesini öngören 926 sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı yasalaştırılmak üzere 24 Nisan 2012 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.
  • (9) Ayrıca, önümüzdeki dönemde yapılacak çalışmalarda, mal sorumluluğu verilen Bölük/Batarya Astsubay/İkmal Astsubaylarına ödenen tazminatların artırılması planlanmaktadır.
b. Mesleki Gelişime Yönelik Tamamlanan ve Devam Eden Çalışmalar:

TSK'de görev yapan Astsubayların mesleki motivasyonunu yükseltmek, aidiyet duygularını geliştirmek, Kuvvet Komutanlıkları arasında uygulama birliği sağlamak ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde birlik ve beraberlik ile dayanışmayı artırmak maksadı ile;

  • (1) 05 Nisan 2010 tarihinden itibaren, TSK Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi (AÜKHE) verilmeye başlanmıştır. Bu kapsamda;
  • (a) Eğitimi başarıyla bitiren astsubaylara bir yıl kıdem, tazminat ve Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Şerit Rozeti verilmesi sağlanmış,
  • (b) Ayrıca; 20 Mart 2012'den itibaren AÜKHE programına yurt dışı tetkik gezisi ilave edilmiştir.
  • (c) AÜKHE kontenjanları, Kuvvet ihtiyaçları ve On Yıllık Temin ve Tedarik Programı (OYTEP) kadroları dikkate alınarak 128'den 220'ye çıkarılmıştır. Yeni kontenjanlar aşağıda sunulmuştur:

Kontenjanın Kuvvetlere Göre Dağılımı

Kuvveti Eski Kontenjan Yeni Kontenjan
K.K.K.lığı 47 80
Dz.K.K.lığı 18 27
Hv.K.K.lığı 31 52
J.Gn.K.lığı 30 56
S.G.K.lıgı 2 5
Toplam 128 220
  • (2) Yurt dışında yabancı dil eğitimi imkânları artırılarak 2007 yılından itibaren 115 astsubay yurt dışına (ABD, İngiltere vb.) yabancı dil eğitimine gönderilmiştir.
  • (3) 2008 yılından 2012 yılına kadar astsubay yurt dışı sürekli görev (NATO ve ataşelik) kadrolarında % 51, yurt dışı geçici görev kadrolarında ise % 26 artış sağlanmıştır. Yeni NATO Komuta Yapısı kadro görüşmelerinde astsubay kadrolarının artırılmasına yönelik girişimler devam etmektedir.
  • (4) Astsubayların mesleki motivasyonlarını artırmak maksadıyla, azami %15 olan astsubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanı, 2012 yılında %25'e çıkarılmıştır.
  • (5) Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan muvazzaf subay ve astsubayların yükümlülük süresini günümüz koşullarına uygun hale getirerek kısaltılmasını amaçlayan "6318 sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" 03 Haziran 2012 tarihinde 28312 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • (6) Disiplini ve mesleki bilgisiyle emsallerine göre temayüz etmiş lisans, yüksek lisans ve doktora mezunu astsubayların askeri okulların uygun görülecek öğretmen kadrolarında görevlendirilmelerine imkân sağlamak amacıyla hazırlanan 5044 sayılı Askeri Okullar Öğretmenleri Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağına ilişkin yasal düzenleme çalışmalarına devam edilmektedir.
  • (7) Bu çalışmalara ilave olarak;
  • (a) Astsubayların atanabilecekleri görevlere ilişkin olarak görev-rütbe hiyerarşisi oluşturmak maksadıyla astsubay kadrolarının Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yeniden düzenlenmesi,
  • (b)  Astsubay statüsündeki personelin, personel yönetim sistemi içinde sorunlarının çözümü ile kurum içi iletişimlerinin sağlıklı ve güvenli bir yapıda yürütülmesine destek olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı astsubay kadrosu ihdas edilmiş ve 16 Temmuz 2012 tarihinde atama yapılmıştır. Ayrıca, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığına ilave olarak, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında da kuvvet astsubaylığı uygulaması başlatılmıştır. Bu kapsamda; Genelkurmay Başkanlığı Astsubaylığı ve Kuvvet Astsubaylığı müesseselerine işlerlik kazandırma bakımından, TSK ağındaki kuvvet personel yönetim bilgi sistemleri üzerinde Astsubay İletişim Forumlarının oluşturulması,
  • (c)Belirli bir yaşın üzerinde bulunan personelin temel ve savaş beden eğitimibirlik standartlarını yerine getirme konusunda yaşadığı sıkıntıları gidermek maksadıyla, birlik standartlarının, "Fiziki Yeterlilik Değerlendirme Testi" yaş gruplarına benzer şekilde yeniden düzenlenmesi,
  • (ç) Sınıf okullarındaki öğretmen yardımcısı kadroları ile AÜKHEM'deki öğretim elemanı ve öğretim elemanı yardımcısı kadrolarının "öğretmen" unvanı ile değiştirilmesi,
  • (d) Mevcut kadro görevleri ve bu görevlerin gerektirdiği eğitim ihtiyaçları doğrultusunda astsubaylara kuvvet nam ve hesabına lisans tamamlama imkânı verilmesi,
  • (e) Astsubaylara öğrenim kıdemi verilecek lisansüstü eğitim kontenjanları ve ilgili bilimsel dal sayılarının artırılması kapsamında kadroların yeniden incelenmesi,
  • (f) Pilotlar hariç diğer uçuş görevlerinde çalışan personelin bröve kullanma esaslarının MY 53-1 (B) TSK Bröve Yönergesi kapsamında belirlenmesi çalışmalarına devam edilmektedir.
c. Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar:
  • (1) Hastanelerde statü ayrımı yapılmaması kapsamında;
  • (a) Polikliniklerde uygulanan "muayene öncelik sırası", statü ayrımı gözetilmeksizin randevulu hastalara öncelik verecek şekilde değiştirilmiş,
  • (b) "Hasta Servisleri"nin rütbelere göre değil hastaların cinsiyetlerine ve hastaların durumuna göre ayrılması şeklinde düzenleme yapılmıştır.
  • (2) Tanınmış kişilerin orduevi ve askeri gazinolara girişinde, astsubayların referansı ile tanınmış kişi kartı verilmesi uygulamasına 24 Nisan 2012 tarihinden itibaren başlanmıştır.
  • (3) 20 Nisan 2012 tarihinde "Sanık Asker Kişiler İçin Avukatlık Ücretinin Ödeme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik"te yapılan değişiklik ile asker kişilerin; karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde veya asayişi temin ve kaçakçılığın men, takip ve tahkiki için görevlendirildiklerinde ya da önleyici, caydırıcı, düzenleyici, koruyucu ve adli görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında veya bu görevlerinden dolayı sanık durumuna düşmeleri halinde avukatlık ücretlerinin ödenmesine imkân sağlanmıştır.
  • (4) OYAK Genel Kuruluna, Temsilciler Kurulu tarafından seçilen 20 üyenin 8'i astsubaydır. Ayrıca; Milli Savunma Bakanı, Maliye Bakanı, Sayıştay Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Bşk. ve Türkiye Bankalar Birliği Başkanından oluşan seçim komitesi tarafından OYAK Yönetim Kuruluna bir astsubay seçilmiştir.
  • (5) Disiplin hukukuna ilişkin problem sahalarının değişen ve gelişen günümüz hukuk anlayışına da uygun bir şekilde çözülmesinin gerekli olduğundan hareketle yeni bir Disiplin Kanunu oluşturulmasına yönelik olarak bir çalışma yapılmıştır. Bu kapsamda; oda ve göz hapsi cezaları, dolayısıyla da Disiplin Ceza ve Tutukevleri kaldırılmış, amirlik görevinin en önemli yetkilerinden birisi olan disiplin cezası verme konusunda sicil verme yetkisi olan bütün astsubaylara ceza verme yetkisi tanınmıştır.
  • (6) İç Hizmet Yönetmeliğinde eski nasıplı astsubaylardan II.Kademeli Kıdemli Başçavuş rütbesinde olanlara verilen nöbet muafiyetinin,
  • (a) Astsubaylıktan subaylığa geçen personel için 23 hizmet yılını, Uzman Jandarma /Uzman Erbaşlıktan astsubaylığa geçen personel için 24 hizmet yılını dolduranlara,
  • (b)Altı yıllık bekleme süresine tabi olan yeni nasıplı astsubaylar için Kıdemli Başçavuş rütbesine ulaşanlara verilmesi şeklindeki İç Hizmet Yönetmeliği değişiklik taslağına ilişkin yasal düzenleme çalışmalarına devam edilmektedir.
  • (7) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi personelin özlük haklarında yapılan iyileştirmelerin subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar için de uygulanmasını amaçlayan "6318 sayılı Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" 03 Haziran 2012 tarihinde 28312 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda; eşi doğum yapan, kendisi veya çocuğu evlenen; eşi, anne, baba veya kardeşi vefat eden, bakmakla yükümlü olduğu yakını kaza geçiren veya önemli bir hastalığa yakalanan personele verilecek izin sürelerinin, Devlet Memurları Kanunu'nda yapılan iyileştirmelere paralel hale getirilmesi sağlanmıştır.
  • (8) TSK personelinin orduevi, askeri gazino, sosyal tesisler ve özel/yerel eğitim merkezlerinden faydalanma şartlarının iyileştirilmesi hususunun incelenmesi devam etmektedir. Buna ilave olarak, subay orduevi olarak hizmet veren Ankara Sıhhiye Orduevinin C motel binası, 09 Ekim 2012 tarihinden itibaren "Astsubay Kısmı" olarak hizmete açılmıştır.

3. Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük, sosyal ve eğitim hakları ile ilgili çalışmalar, personel ayırımı gözetilmeksizin bir bütün olarak yürütülmektedir. Bu kapsamda teklifler, halen görevde bulunan subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sivil memurların özlük hakları ile bunların emekli maaşlarında iyileştirme yapılmasını içerecek şekilde ihtiyaca göre muhtelif zamanlarda hazırlanmaktadır.

Bilgilerinize sunarım.


İsmet YILMAZ
Milli Savunma Bakanı

soz-vermek

Değerli arkadaşlarım.

Dilimize YERLEŞMİŞ olan ASSUBAYLARA yapılan HAKSIZ TUTUM ve DAVRANIŞLAR ile bunların sonlandırılması konusunda MSBlığı ile GENKUR Bşk lığının EN ÜST kademe ve komuta katlarındaki çalışmalar artık gerçekten CİDDİ ve ELLE tutulur çalışmalar olur.

Bildiğiniz gibi (2) dönem MSB lığı yapmış, aynı zamanda uzun yıllarında değerli bürokratı olan sayın GÖNÜL ile eski Genkur Bşk (E) Org. sayın BAŞBUĞ uzun yıllara dayanan çalışma ve gayretleri sonunda ASSUBAYLARLA ilgili HİÇ BİR ÇALIŞMA ve İYİLEŞTİRME yapmadan biri bakanlıktan, diğeri de emekli olarak ayrıldılar. Arkalarında ASSUBAYLARIN HAKLARIYLA ilgili gerçekten BÜYÜK BİR ENKAZ bırakarak çekip gittiler. Giderken NE SÖZLERİNİ, NE DE YAPACAKLARINI hatırladılar. Sanki O SÖZLERİ verenler onlar değildi.

Toplumumuzda yerleşmiş ve çok kabul görmüş bir söz vardır "Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir, ağzından çıktıktan sonra da sen onun esiri olursun" Eski Sayın Bakanla, eski Genkur Bşk İlker BAŞBUĞ da ASSUBAY DEVRİMLERİ hakkında verdikleri sözlerle aynen bu duruma düşmüşler, şimdi aynen de bu konumdadırlar. Demek ki, YAPMAYACAĞIN veya GÜCÜNÜN yetmeyeceği sözleri vermeyecek, eğer bu SÖZLERİ de veriyorsan ADAM gibi ADAM olarak sözlerini yerine getirecek, sözlerinin arkasında duracaksın.

Siyasilerin ülkemizde verdikleri SÖZLERLE ilgili halkımızın düşünceleri bilinmektedir. Ama ASKERLER için böyle midir? Yoksa bizlerin ve halkımızın bildiği ASKER SÖZLERİNİN ARKASINDADIR, DURUR sözleri doğruluğunu, ciddiyetini kaybederek TARİHİN TOZLU sayfalarına mı gömülmüştür? Umarım şu andaki GENKUR bşk sayın ÖZEL Assubaylara bugüne kadar yapılan HAKSIZ UYGULAMA ve EŞİTSİZLİKLERİ gidermek için bir girişimde bulunursa sayın BAŞBUĞ'UN konumuna düşmez, tam bir asker gibi VERDİĞİ SÖZLERİN ARKASINDA durma büyüklüğünü ve dürüstlüğünü gösterir.

Emeklisi ve çalışanıyla tüm ASSUBAY camiasının beklentieri aynen bu yöndedir. Umarız CAMİA olarak yine bizlere HÜSRAN düşmez, hayal kırıklığı yaşamayız.

Saygılarımla.

ismet-yilmaz-mail

Saygıdeğer Üyelerimiz,

Üç dönemdir MSB olan Sn.Vecdi GÖNÜL (Namı-diğer Sabret GÖNÜL) yeni kabinede tekrar MSB. olarak görevlendirilmedi. Çok da üzüldüğümüz söylenemez! Hâttâ bundan mutluluk duyduk. Çünkü, kendilerinin assubaylar için yaptığı tek şey, umutlarımızla oynamak oldu! Temsil ettiği bakanlığın ordusunun sadece subaylardan ibaret olduğunu düşünmüş olmalı ki basına açıklama yapmış olmasına rağmen bizler için verdiği sözleri tutmadı. Biz, zat-ı alilerinin temsil ettiği bakanlıktan ve Genelkurmay’dan imtiyaz ve ayrıcalık değil, haklarımızı istemiştik. Sıra bize geldiğinde "adalet" kelimesini parti tabelası sananlar, subaylarla ilgili  ayrıcalık sağlayan  birçok yasayı 'üstelik kendi verdikleri önergelerle'  jet hızı ile yasalaştırdılar !..

Şimdi yeni MSB. Sn.İsmet YILMAZ göreve başladı. Bizim taleplerimizi değerlerdirirken evrensel hukuku ve anayasanın eşitlik prensibini dikkate alır mı, yoksa kendileri de söz verip tutmamaya, "adalet" kelimesini Sn.Gönül gibi değerlendirmeye devam mı eder, bunu zaman gösterecek!

Sn.MSB.Bakanı’na "hoşgeldin" mesajını ve duygularımızı dile getiren aşağıdaki mektubu ortak düşüncelerimizi dikkate alarak kaleme aldık.

Arzu eden arkadaşlarımız  adı, soyadı ile sınıf ve rütbesini yazarak GÖNDER tuşu ile  mektubun bakan’a  ulaşmasını sağlayabilirler.

Saygılarımızla.

NOT: Arkadaşlarımızın  vatandaşlık numaralarını yazmalarını öneriyoruz.
MİLLİ SAVUNMA BAKANI’NA AÇIK MEKTUP

HOŞ GELDİNİZ SAYIN MİLLİ SAVUNMA BAKANIM!

Siz  Türkiye Cumhuriyeti'nin 55'nci Milli Savunma Bakanı’sınız. Yeni görevinizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Saygıdeğer Bakanım,

Ön yargılar sonucu sosyal ve ekonomik bir çok haksızlığa uğratılan, TSK'nın değişmez elemanı astsubaylar yıllardır "kol kırılır yen içinde kalır" düşüncesi ile sessizliklerini koruyup vakurla görevlerini yapmışlar, canları, kanları ve terleri ile bu ülkeye ve TSK'ne bağlılıklarını kanıtlamışlardır. Klimalı ofislerinde görev yapan büro memurları ile aynı dereceden göreve başlatılmaları, bir çok tazminattan ve sosyal haklarlardan mahrum bırakılmaları, hiç bir değer yargısı ile savunulamaz. Aynı tahsil ve hizmet süresine tabi subayın aldığı emekli maaşının üçte birini alan assubaylardan, ilkokul mezunu KİT işçi emeklileri bile fazla maaş almaktadır. Üretime bir gün bile katkıda bulunmayan, sadece 10 yıl 3600 gün isteğe bağlı olarak prim ödeyen SSK emeklileri ile yaklaşık aynı maaşı almaktayız. Bize reva görülen muamelenin bu olmadığını zat-ı aliniz ile tüm adalet ve vicdan duygusu taşıyanların bilgisine sunuyoruz.

Sn.Bakanım, bizlere yıllardır ön yargılarla tahakküme varan haksızlıklar yapıldı. Demokratik yollardan duyurduğumuz sesimize sizden önceki MSB  “Assubayların haklı talepleri ile ilgili çalışmalar tamamlandı ama seçim öncesi açıklamak etik olmaz” demesine ve iki seçim dönemi geçmesine rağmen haklı taleplerimiz karşılanmadı. Bizlerin muhtıra verme gibi yetkileri yoktur! Biz verilen emirleri yerine getiririz. Buna rağmen, arkadaşlarımızda taleplerimizin 28 Şubat’ın ve e-muhtıranın rövanşının bizden alındığı izlenimi vardır!  Bizim haklarımız konusunda Maliye Bakanı "bütçe olanakları"nı ileriye sürüp görev koşulları bizlerle kıyaslanamayacak memurların emekli maaşını örnek olarak önümüze koyarken, iktidar milletvekilleri tarafından hazırlanan subaylarla ilgili yasa teklifleri jet hızı ile yasalaşmaktadır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ADALET kelimesinin partinizin adında değil, sizlerin yüreğinde olduğuna inanmak istiyoruz.

Bir önceki Bakan Sayın Gönül, seçim öncesi hep haklılığımızı, bu konudaki çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu belirtmesine rağmen gider ayak verdiği demeçte assubaylar için çok şey yapıldığını örneklerken, tamamen teferruat olan ve yıllardır uygulanan konulardan bahsetti. Yüksek okul mezunu tüm devlet memurlarına verilen 1'nci derece 4'ncü kademe hakkını ise “Devletin de bir hiyerarşisi var” diyerek konu dışı bir açıklama ile geçiştirdi!..

Hiyerarşi her kurumda var ve her kurum personeli gibi bizler de hiyerarşiye saygılıyız. Assubayların bu kadar ağır görev koşullarına ve sorumluluklarına rağmen, klimalı ofislerinde günde 8 saat mesai yapan büro memurları ile aynı, bir çok kamu görevlisinden daha alt kademeden göreve başlatmak ¼ dereceyi ve birçok ekonomik ve sosyal haksızlıklara uğratmak hiyerarşi ile değil olsa olsa hukuksuzluk ve vicdansızlıkla değerlendirilmesi gerektiğine zat-ı alinizin de inandığını düşünüyoruz.

Size görevinizle ilgili brifing verilmiş her şeyin tozpembe olduğu anlatılmış olabilir. Ancak TSK = Türk Subay Kuvvetleri olarak düşünülmeye devam edildiği sürece sorunlar her geçen gün büyümeye devam edecektir...

Haksızlıkların, personel arasındaki ayrımcılığın, ordumuzda sevgisizlik sarmaşığı oluşturduğunu, kurumumuzu yıprattığını dikkate alarak; bizlerin imtiyaz değil, adalet, eşitlik ve insan onuruna saygı taleplerimizi karşılar mısınız zaman gösterecek...

Artık biz emekli Assubaylar, birlik olarak kendi gücümüze güvenmekten, sorunlarımızın çözümünü gerçek demokraside aramaktan  başka çıkar yolumuz olmadığını çok net anladık.

Bugüne kadar tahakküme varan haksızlıkların kaynağının kurumumuz olduğunu bildiğimizden umutlarımızı neredeyse yitirmiş durumdayken sizin bizlerin özlük hakları ile ilgili iyileştirmeler yapılacağı müjdesini vermeniz ile yeniden umutlandık. Umarız hayal kırıklığı yaşatmazsınız.

Silahlı Kuvvetler bizim yuvamız. O kurum bize üvey evlat muamelesi yapsa da, baba ocağı gibi görürüz! Lakin bizim vatanseverlik duygularımızın daha fazla istismar edilmesini istemiyoruz. Hiç bir talebimiz ayrıcalık ve imtiyaz değildir! Adaletin yüreğinizde olduğu inancı ile taleplerimizi size iletiyor, çözüm konusunda destek ve insiyatifinizi bekliyoruz. Bu konudaki çalışmalarınız aile fertleri ile birlikte yüz binlerce kişinin yüreğinde değerlendirilecektir.

Bir önceki dönemden çok daha zor bir süreç sizi bekliyor.

Yeni görevinizde  başarılar diler, saygılar sunarım.

YASAL TALEPLERİMİZ

1. Üniversite bitirdiği halde 1 'nci derecenin dördüncü kademesine yükseltilmeyen tek kamu görevlisiyiz. Görev koşulları ve sorumlulukları assubaylarla kıyaslanamayacak birçok devlet memurundan daha alt derece ve kademeden göreve başlatılıyoruz. Tek neden assubay oluşumuzdur! Bu durum akla, mantığa, anayasaya ve hatta insanlık anlayışına aykırıdır. MYO mezunu Emniyet Hizmetleri, meclis stenografları, ziraat ev ekonomistleri teknik hizmetleri ile Lisans mezunu olan daha  birçok devlet memuru 657 sayılı Devlet memurları kanununun ortak hükümlerinde belirtilen derece ve kademelerin (görev koşulları dikkate alınarak) bir üst derecesinden göreve başlarlarken bu hak assubaylardan esirgenmiş,Yüksek Okul mezunu assubaylar büro memurları ile aynı derece ve kademeden göreve başlatılmışlardır. Adalet ve eşitlik gereği  MYO mezunu assubayların 9/2 Lisans mezunlarının 8 'nci  dereceden göreve başlatılarak adalet ve eşitlik  sağlanmalıdır.

Aynı süre görev yapan, aynı tahsil süresine tabi bir emekli subayla bir emekli assubay kıyaslandığında aradaki maaş farkı %300' dür. Haksızlığın bile ölçüsü olmalıdır.

2. Tam teşekküllü hastahaneden SAĞLAM raporu alarak orduya giren personel yıllar sonra görevin koşullarının da etkisi ile sağlıkların kaybetmekte ve TSK.GÖREV YAPAMAZ raporu ile  emekli edilmektedirler; TSK dışında sağlık nedeniyle resen emekli edilen başka kamu görevlisi yoktur bu personel durumdaki emsallerinin derece ve kademesine ulaşamadıkları için mağdur olmaktadır Bu personelinde vazife malülleri gibi emsallerinin bulundukları derece ve kademeyi geçmemek kaydı ile yükselmelerinin sağlanması yada asgari bir üst dereceden emekliye ayrılmaları adaletin gereği olarak sağlanmalıdır.

3. Silahlı Kuvvetler'de sayısal oran ¼ civarındadır. Yani bir subaya karşı  dört assubay mevcudu vardır. Daha açık bir deyimle Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  100 subay varsa 400 assubay vardır. Ancak sosyal tesisler söz konusu olunca bunun tam tersi vardır. Ordu evlerinden askeri kamplara kadar tüm sosyal tesislerde hem nitelik yönünden hem sayısal olarak assubaylara sağlanan imkanlar subaylara tanınan imkanların üçte biri bile değildir. Sayısal durum göz önüne alındığında aradaki korkunç uçurum çok daha iyi farkedilecektir.Bu ayrımcılığa son verilmesini bekliyoruz.

4.Türk Silahlı Kuvvetleri'nden Lise Mezunu olup, emekli olan albaylar mevcuttur. Daha sonra harp okulları iki, üç ve son olarak dört yıla çıkartılmıştır. Emekli olanların intibakları da yeni duruma göre düzeltilmiştir. Assubay okulları da Yüksek Okul seviyesine çıkartılmış olmasına rağmen,intibaklarımız konusunda  tüm kapılar çalınmış ancak sonuç alınamamıştır.Bu durum mağduriyetimize neden olduğundan ivedi sonuçlanmalıdır.

5. Hastanın emeklinin rütbesi olur mu? Ancak birçok askeri hastanede A-B-C poliklinik hizmetleri ile subaylar lehine  ayrımcılık yapılması önlenmelidir.

6. Lojman konusu daha da iç karartıcıdır. Burada bir oran neredeyse söz konusu değildir.Lojmanların %40' ı assubaylara %55 'i subaylara % 5' i (Jandarmada % 15 'i) uzman çavuş ve sivillere tahsis edilir. Ancak bu sayısal oranla terstir. Kısaca subayların tamamı lojmandan faydalanırken  arta kalan lojmanlar assubaylara verilir.Bu adaletsizlik önlenmelidir.

7. Emekli Sandığı Kanununun EK-70 Maddesi 1 'nci fıkra (b) bendinde yer alan gruplardaki oranlar belli bir seviyede azalmasına rağmen 3'ncü ve 2'nci derecedeki personelin oranları orantısız bir şekilde azaldığı için bu dereceden maaş alan personel 1-3 yıllık eksik hizmet için ömür boyu % 30-40 oranında eksik maaş almaktadır. Bu konu müteaddit defalar Genelkurmay ve MSB tarafından yasa teklifi verildiği açıklanmasına rağmen adaletsizlik giderilmemiştir.

8. Yürürlükteki iç hizmet kanunu ve askeri ceza 1930’lu yıllardan kalma ve çağın çok gerisindedir. Personel kanunundaki hükümler subaylara imtiyaz ve ayrıcalık tanımaktadır.Bu yasaların çağın gereklerine uygun olarak yeniden düzeltilmesini bekliyoruz.

9. Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devletidir. En yüksek makam olan Cumhurbaşkanı’nın hürriyeti bağlayıcı ceza vermeye, yani hapis cezası vermeye yetkisi yoktur. Ancak Ordu’ya yeni katılmış, mesleği hukuk olmayan bir  subayın kendi kararı ile hapis cezası verme yetkisi vardır. İddia makamı ve yargıç aynı kişidir. Olağanüstü durumlarda olağanüstü kararlar alınması gereği elbette ve özellikle de görevi savaşmak olan ordu için kabul edilebilir bir durumdur. Ancak, olağanüstü durumlarda olağanüstü mahkemeler oluşturulması gerekir. İnsan hak ve özgürlükleri olağanüstü durumlar söz konusu edilerek göz ardı edilemez. Kaldı ki hapis cezası yetkisi olağanüstü durumlarda değil, olağan durumlarda ve barış konuşlanması içinde de geçerlidir. AİHM bir assubayın başvurusu üzerine şahsi hürriyetin sadece mahkemelerce hakim kararı ile  kısıtlanabileceğine hükmederek Türkiye'yi tazminata hükmetmesine rağmen oda hapsi cezası amirlerce verilmeye devam edilmektedir.

10. Askerlikte hiyerarşik yapı gerekli ve hatta zorunludur. Bunu üniforma taşıyan herkes bilir ve kabul eder. Ancak, askeri garnizonlarda eşlerin ve çok acıdır ki çocukların da rütbesi vardır. Karşılıklı insani saygıdan kimsenin rahatsızlık duyması söz konusu değildir. Ancak, senin baban assubay sen arka sıraya geç.. Benim babam subay ben senden önde oturacağım, burası subayların sosyal tesisi sen assubay eşi çocuğusun giremezsin,benim eşimin rütbesi seninkinden yüksek hizmet önceliği benim   mantığı, ne yazık ki genç beyinlere kardeşlik yerine husumeti, sınıfsal ayrımcılığı yerleştirmektedir.Bu çağdışı düşünce ve tahakküm arzusu terkedilmelidir.

11. Kamu düzeninin işleyişi bellidir. Polisin özlük hakları İçişleri bakanlığı tarafından takip ve teklif edilir. Öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin kanun ve teklifler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından takip edilir. Assubayların da haklarının da Genelkurmay Başkanlığı ve MSB tarafından takip edilmesi gerekir. Ancak hem görevde olan assubaylara hem de emeklilerine ne yazık ki üvey evlat muamelesi yapılmakta, yukarıda ana hatları ile özetlenen haklara ilişkin hiçbir çalışma yapılmadığı gibi, ne yazık ki meclise kadar gelen teklifler bizzat Genelkurmay tarafından engellenmektedir !Biz bu ülkeye ve TSK .ne olan bağlılığımızı terimiz ve kanımızla ispat ettik personel arasındaki bu ayrımcılık sevgisizlik sarmaşığını büyütmekte olduğu unutulmamalıdır.

12. Üyelerinin % 60 'ını oluşturan assubaylar OYAK ve şirketlerinde denetim ve yönetim kurullarında temsil edilmemektedir. Oysa kendi imkanları ile yüksek lisans doktora yapmış assubay mevcuttur. Oyak, emekli olanlara birikmiş aidatlarına cüzî  bir nema ödeyerek kurumla ilişiklerini kesmektedir oysa üye aidatları ile kurulan şirketlerin karlarının tamamı üyelere nema olarak verilmemekte büyük bir bölümü yeni yatırımlara aktarılmaktadır,bu nedenle tüm üyelerin kurum iştiraklerinde hakları olduğundan tüm üyelere  Aidat miktarı ile orantılı hisse senedi verilmelidir. Bu konuda TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) tarafından açılan dava maalesef  red edilmiştir.  İç Hukuk yolları tüketildiği için konu AİHM götürülmüştür..

13. Assubaylar 631 sayılı KHK gereği almaları gereken tazminatları alamamaktadırlar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu  631 sayılı KHK özüne aykırı olarak uygulama içeren 2002/3546 sayılı BKK 1 'nci maddesinin adil olmadığı gerekçesi ile iptaline karar vermiş olmasına rağmen yeni düzenlemede aynı haksızlık devam ettirilmiştir.KHK özüne uygun olarak adil bir uygulamanın yapılmasını gerekmektedir.

14. Anayasamız ve AİHS angarya'yı yasaklamıştır. Angarya zorla çalıştırmadır, Askeri okullardaki süreler dikkate alınmadan TSK adına 1-10 yıl okuyan herkes 15 yıl mecburi hizmete tabidir! Mecburi hizmet makul seviyelere çekilmeli  ya da tazminat ödeyerek bu mesleği yapmak istemeyenlerin ayrılması sağlanmalıdır.

15. Günümüzün koşulları ve lisans mezunlarının er olarak askerlik yapmaları dikkate alınarak, assubay MYO'ları Lisans seviyesine çıkarılmalıdır.

Saygılarımla

Adı ve Soyadı     :

T.C. No                :

Sınıf ve Rütbesi   :

sah-mat

Assubaylar neler çekmedi ki ondan. TEMAD şubelerini her seçim öncesi ziyaret ediyor, gönül alıyor, vaatler veriyor sonra da unutup gidiyordu. Bize de üstüne bir bardak soğuk su içmek kalıyordu. Ne zaman ufukta seçim görünürse o zaman aklına assubaylar ve emeklileri düşüyordu. Onları sadece kolay kandırılan birer oy deposu olarak görüyor ve adeta AK Parti hükümetinin en kandırıkçı bakanı olarak görev yapıyordu.

İş artık o raddeye gelmişti ki, assubaylar ve emeklileri, kendisine çeşitli isim ve ünvanlar takmak zorunda kalmışlardı. Bunlardan bir tanesi “Vicdansız Gönül”dü. Bir diğeri ise “Milli Subay Bakanı”! Velhasıl söyledikleriyle, yaptıklarıyla tüm bu yakıştırmalar üzerine tam oturuyordu.

Görevi süresince Türk Silahlı Kuvvetleri’nde astları ezen ve her daim hor gören bağnaz yapıya asla diklenememiş, hep günü kurtaran ve adeta diplomatik duruşlarla vaziyeti idare eden birisi olmaktan öteye geçememişti.

Aslında Milli Savunma Bakanlığı sivil iktidarla ordu arasında dengeleri koruyan bir bakanlık olarak bilinir. Genelde buraya seçilen isimler suya sabuna dokunmadan vaziyeti idare ederek geçinirler. Fakat AK Parti iktidarının söylemlerini hatırladığımızda bizler, bu bakanlıktan da bir şeyler beklemiş ve ummuştuk. Bir şeylerin değişmesini dilemiştik.

Ordu içindeki adaletsizliklere de el atılacak, haksız uygulamalar aşama aşama giderilecekti. Türk Silahlı Kuvvetlerinde insanı ve insanlığı önceleyen yasalar uygulamaya konulacaktı. Askeri Ceza Yasalarında, Sosyal Tesislerde, Lojmanlarda, OYAK’ta ve özellikle de özlük haklarında pek çok iyileştirme beklentisi taşıyorduk. 2002 yılından bu yana bütün bu umutlarımızı taze tutmaya çalıştık. Fakat hesaplarımız ve beklentilerimiz hep boşa çıktı.

İktidar partisi olan AK Parti, biz assubayları da belli bir anlayışın temsilcisi, takipçisi veya kuyruk uzantısı bellemiş olmalıydı. Yoksa Adalet ve Kalkınmadan bahseden bir partinin özellikle emekli maaşlarındaki adaletsizliğe göz yumması mümkün müydü? Aynı süre görev yapan, aynı ortamları paylaşan ve sadece rütbeleri farklı olan insanlar arasında emekli olduklarında maaş olarak yaratılmış olan koca uçurumu nasıl tarif edebiliriz? Nasıl akıl ve mantık süzgecinden geçirip “bu doğru bir uygulamadır” diyebiliriz?

Bugün bir emekli kıdemli albay yaklaşık dört bin lira emekli maaşı alırken, emekli kıdemli başçavuşun bunun yarısını dahi alamadığını hangi adalete ve hangi kalkınmaya sığdıracağız?

Yirmi birinci yüzyılı son hız yaşadığımız bugünlerde assubaylara birinci derecenin dördüncü kademesinin verilmeyişini hangi sebeplerle insan haklarına ve memurin haklarına uygun olarak değerlendireceğiz?

Ya başlangıç derecelerimizi? Ya subaya tam, assubaya yarım takılan bröveleri? Yarın Uzman Çavuşlara da uçuş brövesinin çeyreği mi takılacak? Ortaçağdan kalma “subay ve general asil ve soylu sınıftır, geri kalan sadece asttır ve ordunun hamalıdır” anlayışını mı güdeceğiz? Oldu olacak, assubay orduevlerinin kapısına “Tom Amca’nın Kulübesi” yazalım, herkes mutlu olsun.

gnl1Bu son seçim döneminde Bay Vecdi Gönül, nasılsa, İzmir’den aday gösterilmedi. AK Parti’nin sahil stratejisi gereği Antalya’ya kaydırıldı. Antalya zaten CHP için kaybedilmek üzereydi. Orada kimin kazanacağı aleni belliydi. Buna rağmen Bay Gönül, orada çok yoğun tepkiler gördü. Esnafın tepkisi ilk yaşanandı. Ardından bir emekli assubay meslektaşımızın tepki ve protestosu yansıdı basına. Ayrıca AK Parti iletişim sayfasından pek çok assubay rahatsızlığını iletti hükümete.

İşin tuhaf tarafı ne biliyor musunuz? Bu Bay Vecdi Gönül, özlük hakları konusunu bu ülkede en iyi bilen adamlardan birisi. Buna rağmen, son olarak ne dedi, sizler de gördünüz…

Haksızlıklara karşı ordunun astlarını inatla ve onur dolu bir dirençle savunan, basında pek ender kalmış ve gerçek anlamda hümanizmi benimsemiş kalemlerden birisi olan Umur Talu’ya verdiği telefon röportajında, tam anlamıyla ağzındaki baklayı çıkarmış ve hangi zihniyetin temsilcisi olduğunu ayan beyan ortaya koymuş:

Devletin de bir hiyerarşisi var!” buyurmuş. İyi de devletin hiyerarşisinde kölelik kanunu falan mı var acaba ki, sevgili cafcaflı albayım emekli maaşının daniskasını alıyorken, assubaya fakir fukara maaşı bağlanıyor? Acaba devletin hiyerarşi kitabında “adaletli özlük hakkı” için hangi kıstas yer alıyor? Efendiler ve köleler kıstası mı?

Hangi mantık bize bu mantıksızlığı, bu haksızlığı ve bu ahlaksızlığı izah edecek? Sayın Gönül’den o savunduğu hiyerarşisinin ölçütlerini bekliyoruz! Biz de kendisini bu boşta kaldığı günlerde “insaf ölçütlerini” araştırmaya davet ediyoruz.

Bay Vecdi Gönül, 1970 yılından beri özlük işlerinin içindedir. Bu işi en iyi bilenlerdendir. Özlük haklarının mevkiye, konuma, rütbeye göre değil de emeğe ve alınterine ve yapılan fedakarlıklara göre belli bir izan ölçüsünde yapılması gerektiğini en iyi savunması gereken kişidir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde tahakkümün boyunduruğu altında yaşayan assubayların, uzman çavuşların, uzman jandarmaların ve sivil memurların koruyucu ve kollayıcısı olması gereken kişidir. Oysa Bay bakan, çok uzun görev süresince emir-komuta zincirinin göstermelik bir halkası olmuş ve “alındı/anlaşıldı”dan başka bir icraat eyleyememiştir.

Bu haliyle şunu söylememiz gerekir ki, babası merhum Mustafa Saffet Gönül, tüm yurdu ve halkını savunup Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurarken, oğlu Vecdi Gönül; egemenliğin bağnaz kalelerini koruma yönünde eylemler icra etmiştir. Umarım bu yaptıkları nedeniyle, rahmetli babası onu affeder. Biz assubaylar ise onu hiçbir zaman affetmeyeceğiz!

Tüm bunlardan sonra şöyle söyleyebiliriz. AK Parti’de bağnaz yapıyı, ırkçılığı ve sınıfçılığı koruyup kollayan koca bir kale en sonunda düştü: Şah ve mat!

Sana güle güle demeyeceğiz Bay Gönül, çünkü bizi hiç güldürmedin. Paşa babaların ne dediyse onu uyguladın. Boyayıp, allayıp pullayıp bize satmaya kalktın. En sonunda da içindeki saklı duygularını açığa vurdun ve kimlere hizmet ettiğini net bir ifadeyle açıkladın:

Devletin de bir hiyerarşisi var!

Seni ve bize yaşattığın hayal kırıklıklarını asla unutmayacağız. Tarihimize altın harflerle not düşeceğiz. Torunlarının bile bunlardan haberdar olmasını sağlayacağız.

Diyeceğiz ki, biz şimşekler ve gök gürültüleri başlatacak koca bir rüzgar bekliyorduk ama çıka çıka fos bir osuruk çıktı!

Saygılarımı sunuyorum sayın eski bakanım.

*Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.
antalya-protesto

Bir gün önce internet mesajlarından, 12 Haziran milletvekili seçimlerde Antalya’dan AKP milletvekili adayı olan Milli Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül’ün, seçim çalışması faaliyetleri dahilinde TEMAD Antalya İl Başkanlığını 03 Mayıs 2011 Salı günü saat 14:30'da ziyaret edeceğini öğrendim. Belirtilen saatte TEMAD Lokalinde hazır olmak üzere iki saat önceden yaya olarak yola çıkıp, evden derneğe kadar yürümek üzere yola koyuldum. Bizim evden Konyaaltı Caddesi üzerindeki TEMAD lokaline gitmek için Antalya Orduevi’nin önünden geçilir. Bilenler bilir, Muharip Gaziler Derneği Antalya Şubesi, Orduevinin karşısında, Orduevinin bir bölümü olan Mehmetçik Çay  Bahçesinin hemen bitişiğindedir. Şehrin en işlek caddelerinden olan, orduevinin önündeki, normalde park yasağı ve üzerinde tek yönlü trafik olan caddenin üzerine, en önde 019 numaralı bakanlık makam aracı, arkasında da on araçlık seçim konvoyu park etmiş durumda olduğunu gördüm. Etraf  siyah gözlüklü, telsiz kulaklıklı, motorlu motorsuz polis kaynıyordu. Sorduğum birinden, Milli Savunma Balkanı Vecdi Gönül’ün  Muharip Gaziler derneğini ziyaret etmekte olduğunu öğrendim. Herhalde buradaki ziyaretini tamamladıktan   sonra bizim derneğe gelirler diye düşünüp, yola devam ettim..

Antalya TEMAD’IN orduevinden çıkarıldıktan sonra dernek lokali olarak sığındığı yer bir apartmanın zemin katı. Lokalin kapalı bölümünün önünde, bir apartman dairesi sığacak genişlikte masalar konulmuş bahçesi var. Gittiğimde bahçe bir hayli insanla dolmuştu. Lokalde kabaca  yüz kişi kadar hazirun vardı diyebilirim. Bahçedeki herkes, sandalyesini konuk ziyaretçi bakan ve beraberindekiler için hazırlanan uzunca masaya doğru, sinema salonu düzeniyle çevirmiş bekliyordu.

Antalya TEMAD Başkanımız ve yönetimden  birkaç meslektaşımızı içeride kapalı bölümde ziyaretçi bakanımızı bekler buldum. Hatır sormak için selam verip yanlarına girdim; Başkan’ın  ilk sözü “Bakan’a soru sorulmayacak oldu”.  Başkan olur mu öyle şey, gelen kişi bizim oyumuza talip olmak için geliyor, içimiz çok dolu, bari içimizi dökelim diyecek oldum. “Biraz önce dışarıdaki arkadaşlarla da konuştum, kaş yapacağız derken göz çıkarmayalım, zor durumda kalabiliriz diye, soru sorulmaması konusunda mutabık kaldık. Hem merak etme ben sorulabilecek soruları içeren bir konuşma hazırladım” dedi. Elime “Sayın Bakanım” diye başlayan bir sayfalık bir konuşma metni uzattı. Uygun olanı gerçekleştirilmeyen bu konuşmanın tam metninin, Sayın Başkan’ın kendisi tarafından açıklanmasıdır. Ancak yine de hoşgörüsüne sığınarak yazının özetini sizinle paylaşmak istiyorum.

  • Assubayların özlük haklarında iyileştirme yapacağız sözlerinizin akıbetini camia olarak merak ediyoruz.
  • Emniyet mensupları için yapılan iyileştirmelerin en çok şehit veren biz astsubaylar için hiç bir şey yapılmaması sizi rahatsız etmiyor mu?
  • Geçen dönemde assubayların özlük hakkıyla ilgili olarak yapılan bir düzenlemede partiniz meclis grubunun 24 saat sonra aldığı tekriri müzekkere konusunda sizin görüşünüz nedir?
  • 9 Ekim Ankara mitingi niçin ciddiye alınmadı? Amaca ulaşmak için etrafı kırıp dökmemiz mi gerekiyor?
  • Hükümetin elinde şu anda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi var. Assubayların sorunlarıyla ilgili bir kararname çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Doğrusu sorulacak sorular, bana fırsat verilse sormak istediğim sorularla, bir konu hariç örtüşüyordu. Peki öyle olsun dedim. Bu sorulara ek olarak kendisine, “Sayın Bakan Mart 2009 yerel seçimler arifesinde, sorulan bir soru üzerine ‘şu anda assubaylar için bir şeyler yapmak etik olmaz’ demiştiniz. Antalya sokaklarında devletin kırmızı plakalı makam aracıyla seçim kampanyasına çıkıp oy istemek hangi yasaya ve etiğe sığar?” şeklinde bir soru  sormak isterdim, ama kısmet değilmiş.

Doğrusu, belki Yılanların Öcü filminde kaymakam karşılamaya hazırlanan muhtarın yaptığı gibi, Sayın Bakanımızın ayaklarının dibinde kurban edilecek, dağdan sırtlanıp getirilmiş Kara Bayram’ın kınalı kuzusu ve Cezayir karşılama havası çalacak davul zurna eksikti diye kusur bulabilirsiniz ama, gözcüler , tertip düzen, flamalar olarak Antalya TEMAD bakan karşılamaya tam tekmil hazırlanmıştı denilebilir. Hatta sağ olsunlar, lokalin bulunduğu sokaktaki komşu esnaftan bir eksik olup olmadığı konusunda yardım teklifi geldiğine gözlerimle tanık oldum.

Saat 14:30 oldu gelen giden yok. Bu arada lokale Ahmet Öztaş  meslektaşımın geldiğini gördüm. Yanıma geldi, “Bakan Muharip Gaziler Derneği’ne girerken bakanın eline  sorunlarımızı özetleyen bir yazı verdim, polisler 45 dakika kadar beni polis arabasında tuttular, kimlik ve adres tespiti yapıp bıraktılar” dedi. Sonrasını sizler de biliyorsunuz.

Saat 15:00 oldu gelen giden yok. İnsanlar homurdanmaya başladılar. Başkan, Bakan’ın beraberinde bulunan ve bir gün önce ziyaret için randevu talep eden Antalya AKP ilgililerine, telefon üstüne telefon ederek ulaşmaya çalışıyor. Ama anlaşılabildiği karşı taraf telefonu açmıyor. Belli ki bir ters bir durum var. Burasına dikkat; başkanın telefon numarasını tanıyıp açmamış olabilirler mi şüphesiyle başka bir telefonla aynı telefon aranıyor. Evet şüpheler haklı çıkıyor, karşı taraf  bu kez telefona cevap veriyor. Yapılan telefon konuşması sonucunda Milli Savunma Bakanı, AKP Antalya milletvekili adayı Sayın Vecdi Gönül’ün yapacağı söylenen  Antalya TEMAD İl başkanlığı ziyaretinin iptal edildiğini öğreniyoruz. Böylece biz assubaylar bir kere daha yok sayılmış oluyoruz.

İlk tepki TEMAD Başkanımızdan geliyor. Son yirmi dört saat içinde, planlamayla ilgili  bir yanlış anlama olmuş olabilir mi sorusu aklına gelmiş olacak ki, ağzından “Şayet ziyaret plana alınmamış olsaydı saat 12:00'de  motorlu eskort polisi telefonla arayıp lokale nasıl ulaşılacağını tarif ettirmezdi” cümlesi dökülüyor.

Ziyaretin iptaline gerekçe olarak, artık iyice Ahmet Öztaş meslektaşımızın eylemi gösterilmeye başlandığı için lokalde bulunan meslektaşlarımız arasında her kafadan sesler çıkmaya başlıyor. Tespit edebildiğim tepkiler şunlardı.

  • “Eylem yapan kimmiş adı neymiş?”
  • “İyi yapmış helal olsun bravo...”
  • “Bu kişinin yaptığına provokatörlük denir!”
  • “Böyle adamları derneğe sokmayacaksın; bir kişi camiaya ancak bu kadar zarar verebilir.”
  • “Toplantı iptal mi edilmiş?”
  • “Adam her şeye muhalif. İnternette durmadan yazıp çizip muhaliflik yapıp duruyor. Şimdiye kadar ne elde etmiş ki?”
  • “Bakanın yaptığı büyük ayıp. Gelseydi  belki o kişi adına da özür dileyecektik kardeşim!”
  • “Özellikle Bakan konuşurken, gerekirse arkasından çekip engel olayım  diye, fırlayıp patavatsızlık edebilecek bazı kişilerin tam arkalarına  oturup tedbirimi almıştım ama bilemezdim ki böyle bir iş dernekte değil sokakta gerçekleşecekmiş.”

İşte Antalya TEMAD’da Sayın Bakanımızın gerçekleşmeyen ziyaretini beklerken olanlar özetle bunlar.

Merak ettim oturdum  “Ahmet Öztaş ve Vecdi Gönül” ibaresini Google’a yazdım. 59 binin üzerinde başlık çıktı. Doğal olarak  bu rakama içinde Vecdi Gönül adının tek olarak geçtiği haber başlıkları da dahil. Ama 260 tanesinde Ahmet Öztaş ve assubayların sorunları ibaresi geçiyor. Bu haberlerin geçtiği site ve gazetelerin hepsi üstelik camiamızın dışında olan gazete ve haber siteleri. Peki 9 Ekim Ankara Mitingi kaç başlıkta geçmiş olabilir dersiniz? Onu da araştırdım, sadece 110 başlıkta geçmiş. Bu başlıkların yarıdan fazlası da camiamızın sitelerinin mesaj panolarındaki mitinge katılım çağrıları.

Şayet dokuz yıldır her defasında söz verip yerine getirmeyen Sayın Bakanın ziyareti gerçekleşmiş olsaydı ve yine bilinen o aslı çıkmayacak sözlerden verip gitseydi ne değişecekti? Assubayların sorunları olduğu ibaresi sizce, verilen bu tepki nedeniyle basında yer bulduğu kadar yer bulabilecek miydi? Hiç sanmıyorum. Meslektaşım Ahmet Öztaş’a buradan tekrar tebrikler…

Hem Sayın Bakan’ın ziyareti gerçekleşseydi kuvvetle muhtemel, duymaya alışkın olduğumuz “Şu anda çözüm etik olmaz.” , “Tüh ya bu kadar sorunlarınız vardı da, geçen dönem niçin haberimiz olmadı, oyunuzu bana verin önümüzdeki dönem derhal gereken yapılacaktır.” gibi komik sözler söyleyecekti. Ziyaret gerçekleşmemekle bu komikliklerden biraz mahrum kaldık o kadar. Bu açığı da gevezelik ederek birazcık ben kapatmaya çalıştım. Saygılar..

05. 05 .2001 ANTALYA..

Page 1 of 2