×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 6532

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -6-4-

Kapak-6-4

 

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının

Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm birinci kısımında;Kapak-6-1

Asubay” dedikleri biz “ortada sandık” askerlerin

Ve dahi

Asubaylık sınıfının özlük hakları” konusunda;

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

Ve dahi

  • Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,

Asubayların taleplerinin neler olduğunu gördük!

*  *  *  *  *Kapak-6-2

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında;

Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “köle” asker sınıfının

Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli maksadını fâş eyledik!

Meğerse bahriye zâbitân heyetimizin kendileri “ gemi güvertesinde öte beri göt gezdirsin ” diye

Donanmamızda “gedikli” (asubay) olarak tesmiye etdikleri “ ortada sandık ” asker sınıfını teşkil etmişler!..

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, üçüncü kısımında;

kapak-6-3

Astsubay” denilen ve dahi seferdehizmet eri” olan asker sınıfının

Hava Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin kan dondurucu maksadını öğrendik!

  • Daha kısa sürede eğitildiğimiz için
  • Daha ucuza "mâl” olduğumuz için
  • Ve en korkuncu da
  • Beyaz zâbitin yerine ölmemiz için,
  • Biz küçük zâbitânı pilot yapmışlar!

 

  Pilot olduğumuz için;

Biz  küçük zâbitân  zannediyor idik kendimizi “ makbûl ”, 

  Meğerse olmuşuz beyaz zâbitânın yerine biz “ maktûl.

  

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin şimdi okuyacağınız altıncı bölüm, dördüncü kısımında ise;

Evvelâ;

Küçük zâbit” dedikleri asker sınıfının Berrî (Kara) Ordumuzda teşkil edilmesinin dehşet verici gizli maksadını fâş eyleceğiz.

 

Akabinde de;

Berrî (Kara) küçük zabitliğin (Asubay) M.Ö bilmem kaç senesinde teşkil edildiğini söyleyen lâhanacı bosdan danası târihcilerin

Bu ısmarlama ezberini külliyen ve ebediyyen bozacağız, inşallah! 

 

*  *  *  *  *

1a

Ey, Çadırcı! İçdiğin şarap, sevdiğin güzel idi.

Gitdin câmiye, niyetin kilim aşırmak idi!

Lâkin, dilinden dökülen hiçbir kelâm yalan,

Sen de yalancı değil idin be!..

Senin garbî komşu memleketdeki her boku bilen kerizci beyaz zâbitân

Ve dahi bu beyaz zâbitânın kuyruğuna takılan küçük beyinli küçük zâbitân

Bak, Allah aşkına! Ne yalanlar üfürmüşler!

*  *  *  *  *

Berrî (Kara) Ordumuzda küçük zâbitliğin (asubaylığın) teşkil edilmesine kalem batırmadan evvel

Bu köle asker sınıfının târihcesi hakkında bir iki kelâm edelim.

Târihcesine bakdığımızda

Bugün Kara Harp Okulu ismi ile bildiğimiz okulun kuruluş senesinin belli olduğunu görüyoruz.

Nasıl olmuş ise olmuş, Kara Harp Okulumuz gökden zembille inmiş de!

Babalarının minderi kendinden yaylı fayton koltuğuna “cup” diye oturur gibi

1834 senesinde “şıp” diye “kurulmuş!

2

 *  *  *  *  *

Amma ve lâkin Kara Asubay Okulunun târihi söz konusu olunca

Kerâmeti kendinden menkul borazancı başılar hoşafın yağına buz tutdurmuşlar!

Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığının 2009 senesinde neşretdiği kitaba, öyle bokdan şeyler yazmışlar ki!

Mesnetsiz, asılsız ve yalan dolan bilgiler ile “târih yazdığını” zanneden

Ve fakat

Târih yapanlara” ihânet etdiğinin farkında bile olmayan bu lâhanacı bosdan danaları

Kara Asubaylığı târihi” konusunda bakınız, güneş görmemiş ne inciler üfürmüş!

3a

 3b

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

 

 

Tarihi süreç içinde” okuma-yazma bilenlerden oluşturulan “astsubaylık müessesesi

 

Tarihin en eski döneminden itibaren var olan astsubay yetiştirme sistemi

Kara Kuvvetlerinin M.Ö. 209 senesinde teşkil edildiğini “şıp” diye biliveren müneccimbaşı subaylarımız

Astsubay” dedikleri asker sınıfının teşkil edildiği târihi söylemeye gelince dut yemiş garga guşu oluyorlar!

Bu kitabı yazan lâhana beyinli subaylarımız hem gelin hem de güvey olmuşlar!

Bilim adamlarımıza göre insanlığın başladığı târih bile belli.

Fakat ordumuzdaki asubaylığın ne zamân başladığını bilen yok!

Burada gevelediğin “târihî süreç” nedir? Ne zamân başladı? Sen, bu sürecin neresinde idin?

Târihin en eski dönemi” ne demek? M.Ö. mü, M.S. mi?

Böyle muğlak ifâdeler kullanan lâhana beyinli târihcilerimizin bu suâllere verecek cevâbı var mı?

*  *  *  *  *

MSÜ Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulunun örütbağda neşretdiği târihceye, bakınız neler yazmışlar.

Ordumuzun “orta” kademe yöneticileri ve teknisyenleri olan “astsubaylar

 

İlk başlarda; sürekli olarak aynı görevi yapan

ve bu nedenle bilgi ve becerisiyle sivrilmiş erbaşlarıngedikli” unvanı ile muvazzaf hizmete alınmalarıyla sağlanıyordu.

 

4

İlk başlarda” tâbiri ile hangi târihi kasdediyorsun? M.Ö. mü? M.S. mi?

İlk başlarda” diye üfürdüğün o zamânda, sen nerede idin?

  • Orduda “astsubay” mı?
  • Kundakda “bebe” mi?,
  • Portakalda “vitamin” mi?
  • Senin baban, babanın babası, babanın babasının babası “nerede” idi?

Sen;

Subay yardımcısı” dediğin askerin târihcesini mi yazıyorsun?

Yoksa

Gözlüklü nene gibi dizinin dibine oturtduğun emzikli bebelere masal mı anlatıyorsun?

Ey bu cümleyi yazan “târihci” kardeşlerim benim!

Sen, târih nedir; ne ile beslenir, ne ile yaşar; nasıl yazılır, biliyor musun?..

*  *  *  *  *

İlim fukarası bu subaylarımızın yazdığı ucuz târihceye bakdıkdan sonra cezbeye tutulup da

Kendini târih yazmaya vakfeden bosdan bülbülü kimi asubay meslekdaşımız ise

Tıpkı lâhana beyinli bu subaylarımız gibi börkenekden öyle bir üfürmüşler ki!

Tarihsel süreçte “gedikli” sınıfının ne zaman ve şekilde kurulduğu tarih olarak net değildir.

  5

Böyle yalanlar üfürmek ile “târih” yazdığını zanneden bosdan bülbülü asubay meslekdaşlarımız

Kendisini köle yapdığı için beyaz efendisinin elini öpen “köle” durumuna düşdüklerini bilmiyorlar mı?

 

Subay okullarına sahte târihce düzmek için “yontulmamış yalanlar” söyleyen bosdan gargalarının

Asubay okullarının târihi konusunda böyle dübürden laflar üfürmesinin sebebini de

Eski Tüfek fâş eylesin sizlere;

Bugüne kadar kasden ve sahtekârlıklar ile tertip etdikleri binbür türlü kânun ile

Asubayları hem madden hem de mânen nefes alamaz duruma getiren şerefsiz beyaz subaylarımız,

Kendi hatâ ve günâhlarını, ne zamân başladığı bilinmeyen bir târihin sırtına yıkmak ve hedef sapdırmak isdiyorlar!

*  *  *  *  *

Bin dört yüz sene evvelinden Hz. Ali şöyle nasihât etdi bizlere; “İlim bir nokta idi, Onu câhiller çoğaltdı!

İşde, yukarıdaki sayfalarda kimlerin ne inciler yumurtaladığını gördünüz, okudunuz!

Berrî Küçük Zâbitliği (Kara Asubaylığı) konusunda da hakikât aslında “bir doğru” idi.

Onikinci havârinin İsa (as)’yı 30 gümüş dinara satdığı gibi

Akıl ve ilim fukarası subay ve asubay meslekdaşlarımız da

Kara Asubaylığı konusunda “bir doğruyu birçok yalana satdılar!

Kara Asubaylığı konusunda ağızlarını domaltarak kerâmet buyuran târih câhili subay ve asubay mesledaşlarımız;

Hz. Ali’nin bu sözünün ne kadar isâbetli bir tesbit olduğunu bir kez daha hatırlamamıza vesile oldu!

Asubay dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfına târihce düzme yarışında

Kimlerin ne bokdan inciler üfürdüğünü gördükden sonra

İmdi başlayalım Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, dördüncü kısımının konusuna...

*  *  *  *  *

Küçük Zâbitlik Avrupa Devletlerinde Niçin Teşkil Edildi?

Küçük zâbit isimli “ortada sandık” asker sınıfının Osmanlı Berrî Ordusunda teşkil edilmesinin sebebini anlatmadan evvel

Avrupa devletlerinde “küçük zâbitliğin” teşkil edilmesi hakkında kısa bilgiler verelim.

Zere;

Küçük zâbit asker sınıfının Avrupa Ordularında teşkil edilmesinin sebebini öğrenir isek şâyet

Bizim ordumuzda tezgahlanmasının sebebi de kendiliğinden ortaya çıkacak.

Avusturya, Almanya ve Fransa Orduları;

Zâbit ile er arasında yer almak üzere” kendi ordularında “küçük zâbit” ismini verdikleri yeni bir asker sınıfını

19’uncu asırın başlarında teşkil etdiler.

Çünkü;

Her üç devlet de bütün dünyâyı kendi sömürgesi yapmak isdiyor idi.napolyon

II. Frederick William’ın Prusya Almanya’sı

Ve dahi Napolyon Bonapart Fransa’sının bu asırda yapdıkları harblere bakdığımızda

Bu niyetlerini açıkca görebiliyoruz.

Allah’ın kendisini bütün dünyâyı Fransa’ya köle yapması için yaratdığına inanan

batonVe dahi 

Fransa’yı “topyekûn seferberliğe” hazırlayan Napolyon,

Ordusunun erlerini coşdurmak için şöyle dedi;

İnkilâp târihleri dâima neferlerin çantasında mareşallik batonu taşımışdır!

Bu sözünü unutmayan Napolyon;

Harblerde fedâkârlık gösderen neferlerini hemen mareşalliğe terfi etdirdi.

*  *  *  *  *

Asker kıral” olarak bilinen Prusya Almanya’sının kıralı II. Frederick William dafred

Ordusu için kânunlar yapdırdı. Askerine çok iyi maaşlar verdi, iâşenin en iyisini yedirdi, kıyâfetlerin en iyisini giydirdi. Askerini çok seven bu kıral, boylu-poslu ve kuvvetli gençleri ailelerinden para ile satın aldı. Vermeyi kabul etmeyen ailelerin çocuklarını da zorla kaçırıp asker yapdı. Kendi yapdırdığı kânuna göre mahkemeye kadar giden ve aleyhine karâr vermesine rağmen mahkemeye saygı gösderen kıral, II. Frederick William’dır. “Berlin’de hâkimler var!” dedirten, bu kıraldır. Bilime, akıla ve kânuna her zamân saygı gösderen II. Frederick William, girişdiği bütün harbleri kazandı ve “hiç mağlup edilmeyen kıral” olarak târihe geçdi.

*  *  *  *  *

Aynı dönemde bizim padişahımız III. Mustafa ise

Sarayındaki dalkavuk müneccimlerin üfürüklerine göre devleti idâre ediyor idi.ııı-mustafa

Kıral II. Frederick William’ın harblerdeki başarıları karşısında şaşkına dönen bizim padişahımız III. Mustafa;

En güvendiği veziri olan Ahmet Resmî Efendiyi elçi olarak Prusya’ya gönderdi

Ve dahi

Kıral II. Frederick William’dan üç müneccim isdedi.

III. Mustafa’nın maksadı;

  • Harpde muzaffer olmak için uğurlu günler tesbit etmek

Ve dahi

  • Ordusuna, muzaffer olacak iyi kumandan seçmek idi.

 

II. Frederick William, bizim padişahın bu gülünç isdeği karşısında çok şaşırdı fakat alay etmedi.

Harbde muzaffer olması için III. Mustafa’ya şu üç nasihâtı verdi;

 1. Târihi iyi bilmek ve târihde yaşanmış harblerden ders çıkartmak.

 2. İyi bir orduya mâlik olmak ve sulh vakdinde dahi muharebe zamânında imiş gibi tâlim etdirmek.

 3. Her dâim dolu bir hâzineye mâlik olmak.

 

Ve Kıral II. Frederick William, elçimiz Ahmet Resmî Efendiye şöyle dedi;

Git, III. Mustafa’ya evvelâ selâmımı söyle! Sonra da şöyle de; “İşde, benim üç müneccimim bunlardır.” 

*  *  *  *  *

Makâlemizin bu bölümünün konusu olmadığından ötürü 18’inci asır askerliğinden bahsetmeye gerek yok!

Çünkü bu asırda dünyâda “düzenli ordu” yok idi!

Olduğunu iddia eden ve “dünyânın ilk düzenli ordusunu M.Ö 209 senesinde kurduk” diyen de “dünyâda” sâdece bizim Genelkurmay Başkanlığımızdır.

  • Dünyânın ilk buhar makinesini, ilk motorunu sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyânın ilk barutunu, topunu, tüfeğini, atom bombasını sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyânın ilk uçağını, ilk füzesini sen mi icâd etdin? Hayır!
  • Dünyâ askerlik târihe geçecek bir tek icâdın var mı? Hayır!

 

O zaman kusura bakma sen, Genelkurmay Başkanı! "Aklın yok ise hakkın da yokdur!"

Bunları icâd edecek kadar aklı olmayan ordunun, “dünyânın düzenli ilk ordusunu kurma” hakkı da yokdur.

Kibir; kibirden daha çok cehâlet; cehâletden daha çok hamâset; hamâsetden daha çok hamakât!

Her boku kendilerinin bildiğini zanneden târihci zübük subaylarımıza sesleniyorum;

Eyi, gözel!

Asker, gitdiği yere kânunu da götürür! Kânun yok ise asker de yokdur!

Mâdem "dünyânın ilk düzenli ordusunu" sen kurdun!

  • "Düzen" demek, "kânun" demekdir!

Maçan yiyor ise şâyet;

  • Kurduğun şu “düzenli ordunun kânununu” bana bir gösder hele!..

 

Mâdem “dünyânın ilk düzenli ordusunu" kuracak kadar aklın var idi!

Öyle ise Avrupa’lının, Amerika’lının ayağına gadar gidip de;

  • İç Hizmet Kânununu, niye Prusya’dan aldın?
  • Askerî Cezâ Kânununu, niye Fransa’dan devşirdin?
  • Askerî Harcırâh Kânununu, niye Almanya'dan ithâl etdin?
  • Deniz Harp Okulunu, niye çaşıt Fransız karacı subay Baron de TOTT kurdu diye zil takıp oynuyorsun?
  • Deniz Asubaylığını, niye İngiltere’den aşırdın?
  • Kara Harb Okulunu, niye Fransa’dan örnek aldın?
  • Hava Harp Okulunu, niye gitdin Amerika’dan getirdin?
  • Kara Asubaylığını; kimlerden, nasıl aşırdığını da ilk kez bu mâkelemizde fâş eyledik!


Bütün bu acı hakikâtler karşımızda sırıtırken sen hiç utanmadan, sıkılmadan diyorsun ki;

Dünyânın ilk düzenli ordusunu ben kurdum!” Yuf olsun, sizin ervâhınıza be!..

Kuduruk âşık âlemi kör, etrafındakileri de dört duvar zanneder imiş!

Dünyânın ilk düzenli ordusunu biz Türkler kurduk” diyecek kadar azgınlaşan zübük subaylarımızın da

Kuduruk âşıklar gibi o “incir çekirdeği” kadar akılları da başından uğramış zâhir!..

*  *  *  *  *

19’uncu asırın büyük bir bölümü, birbirinin topraklarını ele geçirmek isdeyen Avrupa devletlerinin kendi ordularını ve vatandaşlarını sürekli olarak “topyekûn seferberlik” hâlinde tutmalarına sebep oldu.

Avusturya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa devletleri, dünyâyı sömürmek siyâsetinden 20’inci asırda da vazgeçmedi. İkincisinin çıkacağını bilemediğimiz için “Birinci Dünyâ Harbi”’ne “Harb-i Umumî ya da Büyük Hârp” dedik. Birincisi biteli daha 20 sene bile geçmemiş idi ki bu kez de aynı sömürgen devletler İkinci Dünyâ Harbinin müsebbibi ya da muhatabı oldular. Avrupa devletlerinin bu bitmek tükenmek bilmeyen “sömürgenlik” hırsı yüzünden 20’nci asırın ilk 50 senesi de tam anlamı ile gene “topyekûn seferberlik” hâlinde geçdi.

Bizim devletimiz İkinci Dünyâ Harbine girmedi. Fakat neticesi itibâri ile mağlub devletlerden bile daha ağır bedeller ödedik. BM ve NATO gibi milletlerarası sömürgen teşkilât, mağlub devletlerde bile yapamadığı sömürüyü ve hovardalığı bizim hâin subaylarımız ve hâin siyâsetcilerimiz vasıtası ile bizim memleketimizde yapdılar. 2016, 15 Temmuz subay darbesinden sonra Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının açıkdan konuşulması, işde bu sömürünün ve hovardalığın açık bir emâresidir. Üsdelik de kendilerini iktidâra getiren Coniperestiş siyâsetciler söylüyor bu hakikâti...

Bu Avrupa devletlerinin “küçük zâbitliği” teşkil etmesinin esâs gâyesi de

Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın 1910 senesinde Meclis-i Ȃyan’da itirâf etdiği gibi;

Yaklaşan “topyekûn seferberlikde” ölecek zâbitin yerini hemen alacak yeni bir asker sınıfı teşkil etmek idi!

  • O dönemin ordularında erâtın tamâmı okuma-yazma bilmiyor idi.
  • Okuma-yazma bilen vatandaşlar ise her orduda zâbit oluyor idi.

Bu sömürgeci devletler işde bu maksatla ve sâdece “seferde” (harbde) görev yapmak üzere “küçük zâbitliği” teşkil etdiler.

Fakat bu devletlerin aristokrat ailelerine mensup beyaz zâbitânı da

Cephenin en önüne sürdükleri fakir ve köylü ailelerin çocukları olan “küçük zâbitânın” kendileri yerine kolayca öldüğünü fark etdi.

Bu fırsatı kendi lehine ganimete çeviren zengin ve aristokrat aile çocukları olan Avrupa’lı beyaz zâbitân da;

  • Sefere(harbe) mahsus olarak teşkil etdikleri

   Ve dahi

  • Küçük zâbit” dedikleri bu asker sınıfından harbden sonra da vazgeçemediler.

 

Bu sebepden dolayı Avusturya, Almanya ve Fransa Ordularındaküçük zâbitlik” bugün de hâlen mevcutdur.

*  *  *  *  *

C. Berrî (Kara) Ordumuzda Küçük Zâbit (Asubay) Sınıfının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

Şimdi gelelim “küçük zâbitliğin” bizim kara ordumuzda peydahlanmasına...

Ağacın kurdu, gövdesindedir!

Küçük zâbit ismini verdikleri askerleri aldatanlar da gene

Ağacın gövesindeki kurt misâli kendi ordumuzun zâbitânı oldu!

Çok örnek var. Fakat biz şimdilik sâdece üç zâbitin söylediklerini burada fâş eyleyeceğiz.

Târih sırasına göre bu zât-ı şahâneler şunlar; 

  • Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Bey; Taşlıca/Üsküp Mebusu.
  • Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa; küçük zâbitliğin mucidi.
  • Harbiye Nâzırı Müşir Enver Paşa; küçük zâbitlik hakkında laf geveleyen er kişi...
 

 *  *  *  *  *

Târih; 1909, 22 Kasım

Berrî (Kara) Ordumuzda Piyâde Binbaşı rütbesi ile görev yapıyor idi. O vakitlerde zâbitân heyetimiz, askerlik görevlerine ilâve olarak aynı zamânda mebus da seçilebiyor idi. Binbaşı Ali Vasfi Bey de bu hakkını kullandı. 1908 senesinde memleketi Taşlıca/Üsküp’den seçime girdi. Ve sâdece 21 rey alarak mebus seçildi. Sonra, Millî Müdafaa Encümeni Mazbata Muharriri olarak Meclisde göreve başladı.

Meclis-i Mebusân 22 Kasım 1909 Pazartesi günü içtimâ eyledi.

 6

Gündem;

Osmanlı askerî târihinde ilk kez teşkil edilmesi tasarlanan İhtiyât Zâbitânlığı idi.

Aslında gündemde yok idi.

Fakat “Ömer diyecekmiş gibi” ağzını domaltan Ali Vasfi Bey,

Henüz üç ay evvel teşkil etdikleri Berrî (Kara)Küçük Zâbitliği” hakkında şu incileri dökdü;

Söylendiği, yazıldığı ve meclis kayıtlarına girdiği günden bu buyana bu kayıtları hiç kimse görmedi.

Bugüne kadar geçen 108 seneden sonra bu belgeyi,

İlk olarak sizler görüyorsunuz.

  Sayfa: 62

  ALİ VASFİ BEY (Taşlıca (Üsküp) Mebûsu (Devamla);

Şimdiye kadar bizde “küçük zabitlik” yoktu.

Vakıa Dahiliye Kanunnamemiz kırküç senesinde tercüme edilmiş kırkbeşte tadil edilmiş, yani Sultan Mahmut zamanında kabul edilmiş.

Bu nizamnamenin bazı yerlerinde “küçük zabit” tabiri vardır. Bunun aslı Fransızcadan tercüme edildiği için (sou-officier)’den aynen alınmıştır. Fakat orası bizde unutulmuş. Belki “onbaşı, çavuş, bölük emini” yerinde kullanılmıştır. Bundan dolayı şimdi “küçük zabit” tabirini kabul etmeli ve Ordu kabul etti.

Bugün her orduda hemen hemen Almanya tensikatının aynı caridir. Avusturya keza. Hep “küçük zabit” kadrosu vardır.

O orduların vakti hazarda en büyük ve mühim uzvu, cüz'ütâmı bölüktür. Bölükteki heyeti muallime, “küçük zabitan” heyetidir.

Küçük zabitan” efratla beraber yatarlar, onlarla beraber hem haldirler. Seviyei irfanları yekdiğerine daha karib (yakınolduğundan, onun için kuvvei muavine ile talebe arasında bulunurlar.

Binaenaleyh bugün Ordu, hakikî bir terakki etmek için o mühim tensiki yapmak şartıyla “küçük zabitan” kadrosunu kabul etti.

Küçük zabitan” yetiştirmek için şurada bir mektep küşad edildi. “Küçük zabitan” kabul ediliyor, yetiştirilecektir. Şimdi Avrupa devletleri ne yapıyor? Bir defa hizmeti muvazzafai askeriye üç senedir, sonra bir de ihtiyat vardır. Beş sene bir “küçük zabit” manen, fıtraten, ahlaken tabiatı saniye hükmüne gelmiş silâh endazlıktan şöyle yıkanıp çıktıktan sonra talebeyi teşkil eden efrada karşı zabitlik haysiyetini, etvârını, evsafını takınabilir. Zabitin bulunmadığı bir zamanda gaybubetini (yokluğunu) hissettirmeyecek; efrad üzerine maddî tesir icra edilmek için bir defa sinnen (yaş olarak) azıcık ziyade olması lâzım gelir. “Küçük zabit” 28 yaşında olmalı. Hiç olmazsa celî (bilenen) bir tabirimizle «Ağabey» dedirtecek kadar olmalı. Bunların zaten tahsilleri; terbiyeleri iptidai olduğu haldekendileri müddeti medîde (uzun süreameliyat ve tecrübe görerek zabitleşmeli. Zabitlik, kendilerine kumandan vazifesi, tabiatı saniye hükmüne gelmeli. Fakat yirmisinden otuzuna kadar temini maişet edemeyeceğinden ondan sonra hiçbir iş tutamaz.

Fakat Şarkî Avrupa devletleri ne yapıyorlar? Bilfarz Almanya'da oniki senedir istikamet ve iffet dairesinde iktidar ve maharet göstererek, iyi muallim ve mürebbi olduğunu ispat ederek, bir çok efrad yetiştirerek bir gün şahadetname alacak olursa, ki biz bunu daha teklif etmiyoruz, çünkü bütçemiz fakirdir - kendisine senede bir defa zengin bir ordu, bin mark yani elli tane İngiliz lirası veriyor. Bu şahadetname ile polis memuriyeti, telgraf memurluğu ve posta memurluğu gibi hizmetlerde istihdam olunur. Bu hizmetinden istifade edilmek için kendisine her gün öğleden sonra ikişer saat müsaade olunur. Ait olduğu mevakii askeriyede isbatı vücut eder. Meselâ hukuk müntesibininden birisi her gün öğleden sonra iki saat ders alır, sonra dört senede bir şahadetname alıp devairi adliyede (adliye dâirelerinde) kâtiplikle vesair hizmetlerde istihdam edilir. Veyahut Polis Dairesine devam eder. Cezaya, kavanini adliyeye ait icabeden malumatı tederrüs eder. İşte Avrupa hükümetleri “küçük zabitana” böyle muaveneti nakdiye vesairede bulunur. Şimdi biz muaveneti nakdiyede bulunamayız. Komisyon burayı düşünmüş, teemmül etmiş (düşünmüş). Buraya konmamış, sonra bu kanunda böyle bir madde yoktur. Fakat Ciheti Askeriye, tabiî diğer bir kanun ile sureti saniyede bunu teklif eder, talep eder. Şimdi “küçük zabit” iyi bir muallim, mürebbi olabilmek için sekiz on sene işlemeli, yoksa yetiştiririz, terhis ederiz, vücudundan istifade edemeyiz. O noktai nazardan sair devletlerin oniki sene olduğu halde bizde on sene kabul edilmiş. O halde bu haddi asgarî diye telâkki edilmelidir.


Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Beyin yukarıda okuduğunuz itirâfından,

İşde, şimdi en az iki yeni şey daha öğrendiniz;

  1. Küçük zâbit denilen bu melâneti biz Türklerin, kimlerden ve ne zamân aşırdığımızı,

  2. Avrupada küçük zâbitlik ne imiş! Fakat bizim vatan hâinleri küçük zâbitliği ne yapmışlar!..

  

  • Sen git, küçük zâbit ismini verdiğin yeni bir asker sınıfı tertip et!
  • Sonra tut, bunu da Fransa’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan devşir!
  • Sen kendi küçük zâbitine; Almanya’nın kendi küçük zâbitine yapdırdığı bütün işleri fazlası ile yapdır.
  • Fakat Almanya’nın kendi küçük zâbitine verdiği hakların hiçbirisini sen, kendi küçük zâbitine verme!

Ben, Eski Tüfek Şükrü IRBIK buna; âdi, alçak ve hâince yapılmış bir şark kurnazlığı diyorum!..

İşde,

Küçük zâbitlik konusunda ordumuzun Diyârıbekir garpuzu gibi ikiye yarıldığı yer, tam da burasıdır.

Bu sakat, sapkın ve sürgün zâbit zihniyeti, bugün bile hâlâ aynen devâm ediyor.

Bu konuda söz değil fakat, bunu yapan şerefsiz zabitân heyetimize sülâle boyu öyle küfürler etmek isdiyorum ki!..

*  *  *  *  *

Kara Piyâde Binbaşı Ali Vasfi Bey’in bu konuşmasında bir kitabı dolduracak kadar ibret verici gerçek var.

Fakat makâlemizin dördüncü kısımını fazla uzatmamak için bu konuyu şimdilik kızağa çekiyorum.

7

Bu esrârengiz sakâmeti suâl eden bir dilekce yolladım meclise. Bakalım ne cevâp verecekler.

 8

*  *  *  *  *

İşde,

Küçük zâbitlik konusunda yukarıda gördüğünüz incileri yumurtalayan mebus Ali Vasfi Beyin künyesi.

 9

Bir “zâbitden”, “zâbit olmayan askerler” hakkında başka ne bekliyor idi ki?

Ve dahi

Avrupa Ordularındaki küçük zâbitliği anlatırken Ali Vasfi Beyin konuşmasına dikkat etdiniz mi?

Kara Öğ. Albay Tahsin ÜNAL’ın asubaylığı târif ederken kullandığı kelimeleri hatırladınız mı?

*  *  *  *  *

Târih; 1910, Yaz aylarında bir gün.

Berrî (Kara) Ordumuzun küçük zâbitânını aldatanların en başında,

Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa var.

Çünkü, padişahın karşı koymasına rağmen,

Osmanlı Devletini yıkıp padişahı tahtından indiren ve küçük zâbitliği teşkil eden kişi, O!

  • Evvelâ, bu çok önemli hakikâti tesbit edelim.
  • Sâniyen, küçük zâbitliğin teşkili hakkında kısa ve fakat doğru bilgiler arz edelim,
  • Sâlisen de küçük zâbitânı aldatmak için bu zâbitin üfürdüğü yalanları ilk kez fâş eyleyelim...

 

Berrî (Kara) Ordumuzda bugün “asubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfı,

Aşağıdaki nizâmnâmesinde de görüldüğü üzere

Küçük zâbit” ismi ile 06 Ekim 1909 Çarşamba günü teşkil edildi.

Bu târihden evvel Osmanlı Kara ordusunda “Küçük zâbitlik” var idi diyen bosdan gargalarının gulağı çınlasın!

Bu asker sınıfının isminin önüne kendi akıllarınca “gedik” sıfatını ekleyen

Ve dahi

Mekteb isminin “gedikli” küçük zâbit mektebi olduğunu söyleyen karacı ve târihci(!) asubay meslekdaşlarımın da yüzleri kızarsın!

Resmî ve fakat sahte târihci subay tayfamızın gönüllü piyâdesi olan bosdan bülbülü bu meslekdaşlarımız,

Demek ki daha nizâmnâmesini bile görmeden, mezûnu oldukları mekteb hakkında târih(!) üfürmüşler!

 

Bizim zottirik subaylarımız daha gıdaklamadan “ortada sandık” bir asker sınıfı yumurtalıyor!

 

Bizim saftirik asubaylarımız da hidâyete erip “biz, ortada sandık yöneticiyiz!” diye piyasa yapıyor!

 

Ayıpdır! İnsanda biraz edep olur, hayâ olur!

Askerim diyor iseniz şâyet bu hasletlerden sizde kat kat fazlası olur, olmalıdır!

Akılları yetdiği kadarı ile hakikâti araştırıp doğru târih yazmak yerine

Bosdan danası târihci subaylarımızın dübürlerinden üfürdüğü yalana inanıyorlar.

Ve böyle davranmak ile de kendilerini köle yapan beyaz subaylarımızın elini, eteğini öpüyorlar!

Laklâkiyât yapan bu meslekdaşlarımızın bir hatâsı daha var.

Bu zevât diyor ki; ordumuzun sözüm ona “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı var imiş!

  • Osmanlı Ordusunda yok idi,
  • Bugün de Amerikalı Coni’de yok!
  • İngiliz Tomi’de yok!

Senin ordunda niye olsun? Bunu akıl eden birisi de hiç yok!..

Amerikalı Coni’ye ve İngiliz Tomi’ye kendi devletinin, kendi ordusunun verdiği kıymeti, hakkı hukûku

Sen, kendinden niye esirgiyorsun be adam? Yoksa sen de mi bir bozukluk var?

Biraz aklı olan bir insan;

Kendi kendine “ortada sandık” bir asker sınıfının kuluyum, kölesiyim der mi, Allah aşkına?

“Ortada sandık” bu asker sınıfının mensubu olmakdan memnun isen şâyet

Meydânlara doluşup salya sümük niye ağlaşıyorsun, be adam?

*  *  *  *  *

Gedikli erbaş” tâbiri hakkında üfürdüğü yalandan dolayı Asubay Tefrikası 6-3’de

Asubay neşetli Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ.Yarbay Osman YALÇIN’a kısa ve fakat unutamayacağı bir ders vermiş idik!

Bu kez de bu dördüncü kısımda “gedikli” tâbiri konusunda kendi meslekdaşımıza bir ders verelim.

Aşağıda görülen makâlesinde kıymetli bir meslekdaşımız;

Laf kıtlığında asma budamış!

Ve dahi

1909 senesinde açılan mekteb isminin “Gedikli Küçük Zâbitân İptidâî Mektebi” olduğunu yazmış!

 10

Târih yazıyorum diyerek alıp da kalemi eline yukarıdaki yazıda sözünü etdiğin;

  • Erbaş

Ve dahi

  • Gedikli Erbaş” tâbirinin

Türk askerî ıstılâhına ne zamân duhûl eylediğini biliyor musun sen?

Gedikli erbaş” tâbiri,

Askerî mevzuâtımıza ilk kez 2717 sayılı şu kânun ile 25 Mayıs 1935 Cumartesi günü hulûl eyledi.

Bu târihden evvel ordumuzda “erbaş” ve “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi.

 11

Astsubay” dedikleri uyduruk asker sınıfı hakkında bu yalanı söyleyen meslekdaşlarımız, subaylarımızın kucağından insinler artık!

Bunu götlerinden uyduran hileci subaylarımızın ilimleri yetiyor ise şâyet, buyursunlar!

Eski Tüfek’in karşısına gelsinler hele!..

Ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı olduğu yalanını üfüren bu zübükler,

Kendi işlerini “asubay” dedikleri köle askerlerin sırtına yüklemeye çalışan kurnaz zâbitânın ta kendisidir.

Bu konuda da subaylarımızın papağanı olan meslekdaşlarımız,

Subaylarımızın bu yalanına çanak tutmak ile üç halt ediyorlar;

1.  Subaylarımızın uydurduğu ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı var yalanına ortak oluyorlar,

2. Gayri meşrû ve “ortada sandık” bir asker sınıfı olan “asubaylığı” meşrûlaşdırmaya yeltenen subaylarımızın fesat değirmenine su taşıyorlar.

3.  Ȃdî bir yalan söylüyorlar; Biraz araşdırmasını bilseler! Hele bir de okuduğunu anlayabilseler idi şâyet! Bu zevât; o vakitlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfanın, kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” (komutan) olabildiğini görebilecekler idi.

 

Yeri gelmiş iken şu şerhi de buraya hakkedelim;

Subaylarımızın üfürdüğü gibi ordumuzun “orta kademe” yöneticiye ihtiyâcı yokdur. “Yönetici” dediğiniz o zikzikli şey, mahalle derneklerinde filan olur!

Kendilerini “orta düzey yöneticiliğe” lâyık gören “kes-yapışdırcı” meslekdâşlarıma buradan söylüyorum;

Ordumuzun bir tek şeye ihtiyâcı vardır; ölmeye ve öldürmeye her an hazır “subay ve erâta.”

Kendilerini ATATÜRK’den akıllı zanneden kurnaz ve fakat hâin ve fitneci subaylarımız ile

Bu kurnaz, hâin ve fitneci subaylarımızın eteğinde dolaşan “köle rûhlu meslekdaşlarım” biraz daha laklâkiyât yapsınlar bakalım. Bu konuda bugüne kadar söylediklerini de yalayıp yutmaya şimdiden hazır olsunlar!

*  *  *  *  *

İmdi teveccüh eyleyelim, küçük zâbitliğin Osmanlı Berrî (Kara) Ordusunda duhûl eylemesine...

Küçük zâbitân ismi verilen köle asker sınıfının tâlihsizliği 1909 senesinde kânunun kabul edildiği gün başladı.

Nizâmnâmesinin daha birinci maddesine “dâimî” kaydı düşülen “küçük zâbitân

Berrî (Kara) Ordumuzamenzil eşşeği” gibi rapdedildi.

Küçük zâbitânı” niçin “menzil eşşeği”ne benzetdiğimi de aşağıdaki sayfalarda belgeleri ile göreceksiniz.

 12

Bilirsiniz, harbde firâr eden asker, kurşuna dizilerek infâz edilir.

Firâr etse bedeli, Divân-ı Harp Mahkemesinde kurşuna dizilerek ölecek!

Hamiyyet gösderip yiğitce atılarak düşmân üsdüne! Bu kez de zâbitin yerine ölecek!..

Öyle bir asker sınıfı düşünün ki! Yürümeye mecbur edildiği her iki yolun sonunda da ölüme varsın!

İşde, ordumuzdaki "asubaylık" tam da bu demek oluyor...

*  *  *  *  *

Küçük Zâbit Mektebi ismi ile açılan mekteplerin kaderi de

Tıpkı Donanmagedikli” sınıfının kaderi gibi oldu.

Bu mekteplerden birisi olan Kasımpaşa’daki Dersaâdet küçük zâbit mektebi tâlime başlayalı daha bir sene bile olmamış idi.

Fakat mektebde er muamelesi gören cingöz talebeler, zâbit olmayacaklarını çokdan anlamışlar idi  bile...

Bu sebepden dolayı da küçük zâbit mekteplerine talep birden bire dibe vurdu... 

  • Parası olan talebeler mektebde geçirdiği her ay için 2 lira tazminât ödeyip mektebi terk etdi. 

    (1911 senesinde; 

    mülâzım 

    (teğmen) maaşı 2,5 lira, kıdemli çavuş 

    rütbesindeki küçük zâbitin aylık maaşı ise 2 lira idi.)

  • Ekserisi firâr etdi,
  • Kimisi de intihâr...

Azrâil (as)’in intihâr kisvesi ile can almak için buralarda kol gezmeye başladığı günlerden bir gün

Küçük zâbitliğin mucidi ve dönemin Harbiye Nâzırı Müşir Mahmut Şevket Paşa, bu mektebe gitdi.

Mekteb bahcesinde içtimâ eylediği talebelere şunları vaad etdi;

 13

Merdi kıptî gibi şecaat arz eyler iken sirkatin fâş eyleyen Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın

1910 senesi bütçe müzâkeresi esnâsında Meclis-i Ȃyan’da söylediği bu sözlerini

Aradan geçen 107 sene sonra

İlk gören ve ilk okuyan da gene sizler oluyorsunuz!

 14a

Zâbitânın tertip etdiği Birinci Dünyâ Harbinde ölmesi istenen askerler kim?

  • Küçük Zâbitân!

Gene zâbitânın tertip etdiği 2016, 15 Temmuz darbesinde ölmesi isdenen askerler kim?

  • Küçük Zâbitân!

Birisi zâbit, diğeri siyâsetci olan bu iki zevâtın

107 sene sonra söyledikleri arasında bir fark var mı, Allah aşkına?

 

Meclise peşpeşe kabul etdirdiği kânunlar ile

Alaylı zâbitânı” ordudan ihrâc eden 31 Mart zâbit darbesinin sahte kahramânı Mahmut Şevket Paşa’nın maçası tutuşdu!

Hudutlarımıza dayanan düşmânların sayısı karşısında dudağı uçuklayan Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa,

Hiçbir suçu olmadığı hâlde ordudan tard etdiği “alaylı zâbitânı” mum ile arar oldu!

Mektebli zâbitânı” ölümüne cephenin önüne sürmek isdemeyen paşamız; vatandaşın harp korkusunu ganimete çevirmesini bildi.

Ve dahi

Mektebli zâbitânın” yerine ölmesi için “mektebli küçük zâbitân” ismini verdiği yeni bir asker sınıfı teşkil etdi.

*  *  *  *  *

Der Saâdet Küçük Zâbit Mektebi;

  • 1901 senesinden beri İstanbul’da yaşayan

Ve dahi

  • Osmanlı Ordusunda Mekâtib-i Askeriye Umum Müfettişi (Askerî Mektebler Umum Müfettişi) olarak görev yapan Alman zâbit Bodo Friedrich Borries Von DİTFURTH Paşa’nın nezâretinde teşkil edildi.

Sanki mârifet imiş gibi Berrî (Kara) Küçük Zâbitliğin bizim ordumuzda teşkil edilişinin bokdan şerefini Mahmut Şevket Paşa’mıza yamamak isdeyen târih câhili zübük subaylarımız, bu hakikâtden niyeyse pek bahsetmezler. 

Der Saâdet Küçük Zâbit Mektebi isimli bu mekteb;

173kıdemli küçük zâbiti” kıdemli çavuş rütbesi ile 10 Temmuz 1911 Pazartesi günü ilk dönem olarak mezûn etdi.

Aşağıda;

Kağıthâne çayırında icrâ edilen ve Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa’nın da iştirâk etdiği bu törene ait bir resim görüyorsunuz.

15a

 *  *  *  *  *

Son padişahımız Sultan Vahdettin’in Başimamı Sadık Efendi’nin oğlu idi. Padişahın ikâmet etdiği Dolmabahce sarayının karşı sokağındaki konakda yaşıyorlar idi. Babasının namaz kıldırdığı camiye ve saraya gider ve Padişah Sultan Vahdetdin’i hemen hergün görür idi. Saray bahcelerinde padişah çocukları veliaht ve sultanlar ile oyunlar oynadı. 1909 senesinde 16 yaşında bir delikanlı iken Taksim Topcular Kışlası, Nişantaşı, Yıldız Sarayı ve Dolmabahce civârında cereyân eden 31 Mart Vak’asının sokak boğuşmalarına bizzat şâhidlik etdi.

  • Balkan Harbi,
  • Birinci Cihân Harbi,
  • Çanakkale Harbi,
  • Irak Cephelerindeki harblerde

Ve dahi

  • Sakarya Meydân Muharebelerinde harb etdi.

Bu harplerin hemen hepsinde yaralandı. Irak cephesinde harb ederken İngilizlere eşir düşdü. Hindistan’daki İngiliz esir kampına sürgün edildi.

Bu kampda tanışdığı Muhammed Ali isimli bir müslüman ile çalışarak Hintli müslümanları tek başına örgütledi. Pakistan devletinin kurulması ile neticelenen halk hareketine önderlik etdi.

Muhamed Ali isimli bu müslüman; 1947 senesinde Pakistan Devletini kuran ve ilk Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Ali CİNNAH idi. Küçük zâbit Nurettin Efendinin esir kampında müslümanlara yapdığı yardımları asla unutmadı. Pakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Muhammed Ali CİNNAH Türkiye’ye ilk gelişinde, İstanbul’da konakladığı otele merhum Nurettin PEKER’i dâvet etdi. Pakistan’ın kurulmasındaki emeklerinden dolayı kendisine hediyeler verdi ve yardımları için bir kez daha teşekkür etdi.Peker-2

Der Saadet Küçük Zâbit Mektebinden kıdemli çavuş rütbesi ile 1912 senesinde mezun olan Nişantaşı’lı Küçük Zâbit Nurettin (PEKER) Efendinin başçavuş rütbesi ile 1914 senesinde çekdirdiği bir resimi.

Peker-1

 

 

  

  

 

 

 

 

Yukarıda gördüğünüz resimleri ve bu bölümdeki bilgilerin bir kısmını;

Piyâde Küçük Zâbit merhum Nurettin (PEKER) Efendi'nin oğlu olan

Ve dahi

16 Aralık 2016 Cuma günü kendisini evinde ziyâret etdiğim Sayın Orhan PEKER’den aldım.

Bu vesile ile kendisinin ellerinden hörmetle öpüyor, sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.

*  *  *  *  *

Dönemin Harbiye Nezâreti;

  • 3 sene eğitim veren Küçük Zâbit İptidâî (İlkokul) Mektebinden neşet eden küçük zâbitânı 8 sene,
  • 2 sene eğitim veren Küçük Zâbit (Orta) Mektebinden neşet eden küçük zâbitânı da 6 sene mecburî hizmet ile cepheye sürdü.

Harbiye Nâzırı (Genelkurmay Başkanı) Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın

Berrî Ordumuzda “küçük zâbit” sınıfını teşkil etmekdeki “gizli maksadı”,

Meğerse “mektepli zâbitân” yerine cephede ölecek “ucuz” ve “küçük rütbeli” askerler tertip etmek imiş!

Cephenin en önünde, zâbit yerine ölüme sürüldüğünü gören küçük zâbitân, aldatıldığını anladı!

Ayrıca;

Küçük zâbit mektebi;

31 Martcı zâbitân heyetimizin bu sinsi maksadını bilen padişahın irâdesine rağmen teşkil edildi.

İşde belgesi; 

16

 17

Yukarıdaki bu belgeyi de

Söylendiği günden 107 sene sonra ilk gören gene sizler oldunuz!

Târihin başlangıcından beri küçük zâbitlik vardiyen bosdan danaları bunları iyi öğrensinler!

 

*  *  *  *  *

Târih; 1914, 07 Mayıs  

Dönemin Harbiye Nâzırı (Genelkurmay Başkanı) Müşir Enver Paşa,

İçtihâd dergisinden Doktor Abdullah CEVDET’e 07 Mayıs 1914 Perşembe günü bir mülâkat verdi.

18

 Mülâkat esnâsında muhabir Doktor Abdullah CEVDET, şöyle bir suâl tevcih etdi, Enver Paşa’ya;

Küçük zâbit mektebi açılmışdı;

 

 

  • Bu mekteblerden ordu merkezlerinde de açmak fikriniz yok mu?
  • Bundan ne derece istifâde idildi?
  • Orduda izrâsını tasavvur itdiğiniz ve şimdiden söyleyebileceniz ıslahât var mı, varsa nelerdir?

 

Harbiye Nâzırı Enver Paşa, şöyle cevâp verdi;

  • Küçük zâbit mekteblerinin fâidesi var. Yalnız onların maaşı 12 senelik bir müddet için aylık yalnız 200 guruş idi. Şimdi her 5 senede bir, maaşına 100 guruş zam itmek ve bu suretle 600 guruşa kadar yâni bir mülazım-ı sâni (üsteğmen) maaşına kadar çıkarmak için bir kânun yapıyoruz.
  • Küçük zâbit ne mikdar maaş almakda iken çıkarsa kendisine mülkiyede aynı maaşla memuriyyet bulmak için, Harbiye Nezâreti diğer nezâretler nezdinde tavsiyede bulunacak ve
  • Bunlardan "yemen", "asir", "hicaz" gibi, kur’a efrâdı mahallerinden alınmayan memleketlerdeki kıtaata, yalnız orada bulunduğu müddetce zâbit olmak ve
  • Avdet itdiği zamân yine küçük zâbit kadrosuna avdet itmek üzere gitmek isteyen küçük zâbitleri, zâbit yapub göndereceğiz.

 

Harbiye Nâzırı Enver Paşa küçük zâbitâna yukarıda gördüğünüz sözleri verdi.

Fakat 30 Ekim 1918 Çarşamba akşamı Osmanlı Devletinin teslim olması ile birlikde

Enver Paşa’nın verdiği bu sözlerinin hepsi suya düşdü!..

*  *  *  *  *

Târih; 1920, 04 Eylül  

1910 senesinde Meclis-i Ȃyan’da yapdığı konuşmasında Mahmut Şevket Paşa şöyle demiş idi;

Esnâyı seferde kesretli (çok) telefât (ölüm) vukû bulabilir. Bunun için de küçük zâbitân yetiştirmeli!”

31 Mart'ın darbecisi Mahmut Şevket Paşa’nın “zâbit” yerine “küçük zâbit” ölsün tuzağı çok iyi çalışıyor idi.

İstiklâl Harbinin en şiddetli günlerinde,

Teşkil edilmesinden 6 ay sonra Büyük Millet Meclisi 192 sayılı karârnâmeyi meriyyete koydu.

Bu karârnâmeye göre;ates hatti 1

Cephenin en önünde, düvel-i muazzâma gevuru ile göğüs göğüse cenk eden

Ve dahi

Ateş hattında” fevkalâde fedâkârlık gösderen küçük zâbitân,

Okuma-yazmasına bakılmadan zâbit vekilliğine (asteğmen) terfi etdirildi.

Gevur Napolyon;

Ateş hattına” sürdüğü kendi gevur neferine “mareşal batonu” vermiş idi.

 

Fakat bizim müslüman Müşir Mahmut Şevket Paşalarımız ise

Zâbitin yerine ölmesi için “ateş hattına” sürdüğü kendi müslüman küçük zâbitânına

Sâdece “zâbit vekilliği apoleti” verdi.

 19

 *  *  *  *  *

Ne vaad etdiler? Ne yapdılar? 

Numara 170 - Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi

H. 21 Ramazan 1327- R. 22 Eylül 1325 (M. 05 Ekim 1909)

  Madde 47:  Küçük zâbit mekteblerinden veya alay mektebinden yetişerek kıt’ada toplam 9 sene hizmet etmiş olanlar polis, jandarma, saray, müze dâireleri muhafızlığı, koruculuk, tahsildârlık, şimendifer ve şirket idârelerinde, yol ve köprülerde, askeriyeye ait fabrika, fırın, anbarlarda ve dâirelerde kâbiliyetlerine göre istihdam olunurlar.

  12 sene hizmet etmiş olanlardan imtihanla liyâkatlarını ispatlayanlar yedek subaylığa nakil edilecekleri gibi genellikle en az 300 kuruş maaşlı memuriyetlere de tercihen tayin edilirler.

  Madde 48: 9 sene hizmet edenlerden işiyle gücüyle iştigal edemeyecek veya 30.maddede zikrolunan hizmetleri yerine getirecek kudreti olamayanlar maluliyetini beyan edenler son maaşları yarısı ile emekli edilirler, “diğerlerine” emeklilik verilmez.

  12 sene hizmet edenler genellikle son seneleri maaşlarını yarısı ile berâber her sene için maaşlarının 1/6 nisbetinde bir miktar ilâveyle emekli edilirler. Ancak 30’uncu maddede zikredilen maaşlı memuriyetlere tayin olunduklarında işbu emeklilikleri geçici olarak  kesintiye uğrar.

 

Yukarıda gördüğünüz Küçük Zâbit Mektebi Nizâmnâmesinin madde 48’i hakkında yeri gelmiş iken şu hususu söyleyelim. Madde 48’de “diğerleri” dedikleri küçük zâbitândan birisi de Gâzi Piyâde Pilot Küçük Zâbit Kıdemli Başçavuş Vecihi (HÜRKUŞ) Efendi idi. 1910-1918 seneleri arasında talebelik dâhil Kara Ordumuzda piyâde, tayyâre makinist ve pilot küçük zâbit olarak vatanına tam 10 sene hizmet eden Ali Fehamoğlu Vecihi Efendi de

  • İşde bu madde 48 yüzünden emekli olamadı
  • Ve dahi
  • Bir tek delikli guruş maaş bağlanamadan Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi.

Mondros Mütârekesini 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzâlayıp silâh bırakan Osmanlı Devleti,

İstiklâl Harbi süresince istihdâm etdiği İhtiyât Zâbitânını terhis etdi.

Terhis etdiği İhtiyât Zâbitânına birikmiş üç-dört aylık maaşını da peşin ödedi.

Fakat aynı dönemde harb edip aynı târihde terhis edilen küçük zâbitânâ

Devletimiz, delikli bir tek guruş vermedi...

*  *  *  *  *

Küçük zâbitsou-officier” unvânını,

Dâhiliye Nizamnâmesini aşırdığımız Fransa Kara Ordusundan 1830 senesinde ilk defâ tercüme etdik!

Fakat bu aşağılayıcı tâbire, Padişahlarımız ve Osmanlı Ordumuzda kimse itibâr etmedi.

  • Belgesini, yukarıdaki bölümde Mahmut Şevket Paşa’nın ağzından akdardık. Küçük zâbit unvânı 69 sene sonra tekrâr hortladı. İkinci defâ olmak üzere “unteroffizier” şeklinde, von Der Golç Paşa’nın tavsiyesi üzerine 1899 senesinde bu kez de Prusya Almanya’sından devşirdik.
  • Kara Ordumuzda ilk küçük zâbit mektebini 09 Eylül 1909 Perşembe günü hizmete açdık.
  • Hem ilk hem de ortaokul seviyesinde eğitim veren bu okullarımızdan ilk devre küçük zabit mezûnlarımızı da 10 Temmuz 1911 Pazartesi günü verdik.

Birinci Cihân Harbi ile dünyâyı ele geçirmeye daha 19’uncu asırın sonlarında karâr veren Prusya Almanyası;

  • Ordusunun vurucu gücünün erleri olduğunu
  • Ve dahi
  • Harbi kazanmak için erlerini iyi eğitmenin şart olduğunu biliyor idi.

Bu maksada mâtuf olarak da küçük zâbit mektebleri açdı. Zâbitleri kadar iyi eğitim verdiği küçük zâbitânına,

6 senelik hizmeti tamamlamaları karşılığında devlet dâirelerinde çok iyi ücretli memuriyetler veriyor idi.

06 Ekim 1909târihli nizâmnâmesinde “küçük zâbitliğin” “dâimî” olarak teşkil edildiği yazıyor.

Fakat

Meclis-i Mebûsân’da bir sene sonra yapdığı konuşmasında Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa,

Kara küçük zabitliğinin “sefere” özgü olarak teşkil edildiğini itirâf ediyor.

Birbirini yalanlayan bu kıvırmalara bakdığımızda aslında

Kara küçük zâbitliği için Harbiye Nezâretinin ileri sürdüğü gerekcenin “çürük” olduğu ortaya çıkıyor.

 

*  *  *  *  *

1326 senesi Muvazenei Umumiye Kânunu Lâyihası müzakeresi esnâsında

16 Haziran 1910 Perşembe günü Meclis-i Mebûsân’da yapdığı konuşmada;

Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa şöyle dedi;

Esnâyı seferde kesretli telefât vukû bulabilir.

Bunun için de küçük zâbitân yetiştirmeli!”

 

Mahmut Şevket Paşa’nın bu cümlesinde de açıkca görüldüğü üzere

Bizim Ordumuzdaki küçük zâbitân sınıfı da aslında,

Kapıya dayanan birinci dünyâ harbi esnâsında cephede ölecek beyaz zâbitânın yerine

Ateş hattına sürmek üzere “muvakkat(geçici) olarak teşkil edilmiş idi.

Harbden sonra da lağv edilecek idi.

Fakat öyle yapmadılar!.. Beyaz zâbitân bu sözünden çark etdi!..

 

  • Kendileri yerine küçük zâbitânın gözünü kırpmadan öldüğünü gören beyaz zâbitân heyeti; harbden hemen sonra peşpeşe çıkartdığı kıvrak(!) kânunlar ile bu “muvakkat” sınıfı, “muvazzaf” yapıverdi.
  • Harp olunca, darp olunca “menzil eşşeği” gibi cephenin en önüne sürdükleri “küçük zâbitâna” bu kânunlarla vaad etdikleri hakların hiçbirisini de vermediler.
  • Osmanlı Devletinin imzâladığı Mondros Mütârekesine istinâden 1918 senesinde küçük zâbit mekteblerinin kapılarına kilit vurduk.
  • Hizmet verdiği 10 sene boyunca bu mekteplerden 1.892 “kıdemli ve kıdemsiz küçük zâbit” kıdemli çavuş rütbesi ile mezûn edildi.
  • Bu mektebdeki talebelerden bâzıları imtihân edildi ve zâbit tâlimgâhlarına gönderilerek zâbit oldular. Bu zâbitândan birisi de; Kasımpaşa Der Saadet Piyâde Küçük Zâbit Mektebinde talebe iken imtihân ile seçilerek 80 arkadaşı ile birlikde "zâbit tâlimgâhına" sevk edilen İsmail Hakkı SÜERDEM’dir.
  • Mahmut Şevket Paşa 1909 senesinde “Esnâyı seferde kesretli telefât vukû bulabilir!” demiş idi.

Bu sözü söyledikden 13 sene sonra;

1922 senesinde İstiklâl Harbi sona erdiğinde Mahmut Şevket Paşa’nın dediği oldu!

  • Beyaz zâbitânımızın yerine “mayın eşşeği” gibi “ateş hattına” sürülen bu küçük zâbitânın yaklaşık 1.800’ü, harbde zâbitânımızın yerine öldü.
  • Cepheden sağ olarak gelebilen 100 civârındaki küçük zâbitin çoğu ise zâbitliğe terfi ettirildi.
  • Bu küçük zâbitân öylesine kâbiliyetli idi ki! Tuğ, tüm hattâ korgeneral rütbesine kadar terfi etdiler.

Donanmamızın “gedikli”, “küçük zâbitânı” ve “gedikli zâbitânı” ile

Kara ordumuzun “küçük zâbitânı” öyle bedbaht asker sınıfları oldular ki

  • O zamânlarda kabul edilen kânunlarda bu iki sınıf asker, kimi zamân “zâbit” kabul edildi fakat zâbite verilen özlük haklarından mahrum bırakıldılar.

Mühendisin (Asteğmen) mâfevki (üsdü) olan bahriye gedikli zâbiti

1923 senesinde kabul edilen aşağıdaki şu kânunda “zâbit” sınıfına dâhil edilmedi.

 20

Fakat yanlış hesâb, Bab-ı Ȃli’den döndü!

Cumhuriyetin kurucu ruhû, gedikli zâbitânın hakkını, gedikli zâbitâna teslim etdi...

Bahriye gedikli zâbitânının “zâbit” sınıfına dâhil olduğunu anladılar.

Ertesi sene kabul etdikleri 508 sayılı şu kânun ile bahriye gedikli zâbitânını, “zâbit” sınıfına dâhil etdiler.

 21

Fakat “bahriye gedikli zâbitini” “zâbit” sınıfına dâhil edeli daha 3 sene olmamışdı ki bu sefer de

Aşağıda gördüğünüz şu kânun ile zâbit vekili (asteğmen) altındaki bütün askerleri “er” kabul etdiler.

1111

 

 

18 Ekim 1907 târihli La Haye (The Hague) Sözleşmesine göre harbde esir edilen askerler, iki ayrı kampda hapsedildi;

1. Mükellef Efrâd, (diğer rütbeler)

2. Muvazzaf Zâbit

Esir düşen “kıdemli/kıdemsiz küçük zâbitânı” “erâtımız” ile aynı kamplara hapsetdiler. Zâbit olduğunu söyleyip zâbitân ile aynı kampa yerleşdirilen “küçük zâbitânı” düşmâna, önce kendi zâbitlerimiz ihbâr etdi ve zâbit kampından atdırdı!

Ruslara esir düşen piyâde küçük zâbit kıdemli çavuş Süleyman NURİ, bunlardan sâdece birisidir.

*  *  *  *  *

Bilen ile bilmeyen bir olur mu Allah aşkına?

Evvelâ harp okullarımızın müfredâtına bir bakın! Sonra da Asubay Okullarının müfredâtına...

Dört sene “harb sanatı” tahsil etmiş subay ile

Bir iki sene yarım yamalak “meslek” tahsil etmiş asubay, bilgi ve harb kıymeti bakımından aynı olabilir mi?

Dört sene eğitim almış bir subayımız ile bir iki sene eğitim verdiğimiz bir asubayımız arasında emir-komuta ve sevk- idâre bakımından en az yarı yarıya bir kıymet farkı olduğunu kim inkâr edebilir?

En az dört sene eğitilmiş bir subayımızın tâlim etdirdiği erâtımız ile

Bir iki sene eğitdiğimiz asubayımızın tâlim etdirdiği erâtımız arasında harb kıymeti bakımından en az yarı yarı fark olduğunu kim bilmiyor?

Muhtemel bir dünyâ harbinde muzaffer ordu olmak isdiyor isek şâyet

Bunu ancak, dünyânın en iyi tâlimini verdiğimiz erâtımız ile yapabiliriz.

Erâta dünyânın en iyi tâlimini de ancak dünyânın en iyi tâlimli subayı ile verebiliriz.

Tâlimgâhda erâtımıza harb sanatını öğreten zâbitânımızın karârgâhda masabaşı görevlere çekilmesi ile

Osmanlı Devletinin yıkılması arasında çok ciddi ve çarpıcı bir bağlantı olduğunu ilk söyleyen kişi de

Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK oluyorum.

Buyursunlar! Osmanlı Devletinin çöküşünü bir de bu zâviyeden incelesinler.

Dört sene eğitim verdiğimiz subayımız karârgâhda öte beri göt gezdirirken

Erâtımıza harp sanatını öğretmek işini yarım yamalak tâlim verdiğin asubayın sırtına yıkan zihniyet kimdir?

Bu zihniyetin amacı nedir?

Dünyânın en iyi eğitimini verdiğimiz zâbitânımızın eğitdiği dünyânın en iyi erâtından müteşekkil bir ordu tasavvur edin hele! Peki, bunun böyle olmasını isdemeyen kimler olabilir, sizce?

Tâlimgâhda ter döküp erâtımızı harbe hazırlayan zâbitânımızı karârgâhda masabaşı görevlere çekenlerin; ordumuza ve devletimize ihânet etdiğini de gene ilk kez ben Şükrü IRBIK iddiâ ediyorum.

Bütün bu ihtimâlleri ortaya döken emekli SG asubayı ben Şükrü IRBIK,

Bugüne kadar inandığım doğrudan çark etmiş değilim!

Tam tersine, yukarıdaki cümlelerimde söylediğim her kelime,

Savunduğum hakikâte beni biraz daha yaklaşdırıyor.

Asubay Tefrikası -3-‘de

Dünyâ siyâsetinde iddiâsı olan ordularda, “astsubay” denilen “ortada sandık” bir asker sınıfı yokdur!

Asubay denilen asker sınıfı, devletimizin taraf olduğu;

  • 1952 NATO Andlaşmasına
  • Ve dahi
  • 1949 Cenevre Sözleşmesine aykırıdır!

Ben, ordumuzdaki “uyduruk” Asubaylık sınıfı lağv edilecek diyorum ve buna inanıyorum.

Aklı başında siyâsiler ve subaylarımızın devletimize ve ordumuza hâkim olduğu gün;

Beyaz subaylarımızın icâd etdiği ve “astsubay” dediği bu gayri meşrû asker sınıfını hemen lağvedecekler.

 

*  *  *  *  *

Kurtul artık dün gece içdiğin horoz kanı şarabın kemendinden,

Ve haber yolla bana Çadırcı, elâ gözlerine kurt dolanlardan!

Gözüm, kör değilsen, bunca mezârı gör;

Dünyâyı saran yalan dolanları gör;

Krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:

Elâ gözlerine kurt dolanları gör!

Asubay denilen vatan evlatlarına bu hâinlikleri yapanların elâ gözlerine kurtlar dolalı epeyi zamân oldu!

Lâkin

Mürteşi Müşirlerden İngiliz sevicisi zâbitânın çevirdiği bu kuyruklu yalan dolanların ceremesini

  • Deniz Ordumuzda 1890 senenesinden beri
  • Kara Ordumuzda ise 1909 senesinden beri

Asubay dedikleri askerler çekiyor!

*  *  *  *  *

Ȃrif olan adamın gözü gamaşmaz! 

10 Temmuz 2012 Salı gününden beri yazdığım makâlelerim ile

Asubayların özlük hakları mücâdelesini tâkip eden emekli bir asubay olarak şu hakikâti gördüm;

  • Duygu istismarı ile hedefine ulaşmaya çalışan insanların aslında,

Zayıf şahsiyetli ve âciz insanlar olduğunu fark etdim. Yorulmadan, emek vermeden kolay ve kısa yoldan peyniri kapmaya çalışırlar. Bir nevi dilencilik yaparlar!

  • Şahsiyetli insanlar ise;

Uzun ve meşakkâtli de olsa hedeflerine; emek, sabır, akıl ve hele de kânun ile ulaşırlar!

 

*  *  *  *  *

 

Üç kısımdan mürekkep Asubay Tefrikası -6- isimli bu makâlemizde fâş eylediğimiz kânunlar ve belgelerden âşikâre gördüğünüz üzere;

  • Bahrî (Deniz) Ordumuzda 1890 senesinden beri,
  • Berrî (Kara) Ordumuzda 1909 senesinde beri,
  • Hava Ordumuzda ise teşkil edildiği 1949 senesinden beri,

Beyâz zâbitân heyetimiz Türk Ordusunun hizmet çarklarını;

Küçük zâbit” dedikleri “mektebli ve muvazzaf” askerlerin alın teri, emeği, kanı ve canı ile döndürüyor!

 

Müteakip bölümlerin birisinde gösdereceğiz!

İstiklâl Harbinde şehid olan “zâbit” ve “Er” sınıfına dâhil etdikleri “küçük zâbitân ile efrât” sayısı da

Bu gerçeği gâyet güzel isbâtlıyor!

*  *  *  *  *

 Bugün, 29 Kasım 2017  

Her yalanın bir zevâli vardır!

Târih yazıyorum diyerek kalemi kağıdı eline alan sözde târihci subay ve asubay meslekdaşlarımızın

Küçük zâbitlik” konusunda abdestsiz üfürdükleri yalanların zevâli de bugüne kadar imiş!

 

Yukarıda ilk defâ neşretdiğimiz belgeler tahdında

Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “ küçük zâbit ” asker sınıfının teşkil

edilmesinin târih dizini şöyle oluyor;

1. Târih: 1909, 31 Mart (Milâdî 13 Nisan) Salı   

 
Meşrûtiyete karşı olan ve padişahlığı yeniden ihyâ etmek bahânesi ile

Ve aslında Osmanlı Devletini yıkmak isdeyen saltanâtperestiş mektepli beyaz zâbitân, siyâsetci, ve İngiliz muhibi vatan hâinlerinin tertiplediği

Ve dahi

Tıpkısının aynısını 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı bizzat yaşadığımız “isyân” başladı.

*  *  *

2. Târih: 1909, 06 Ekim Çarşamba  

Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit” ismi verilen “ortada sandık” yeni bir asker sınıfının Nizâmnâmesini Meclis-i Ȃyan kabul etdi.

*  *  *

3. Târih: 1911, 21 Ocak Cumartesi  

Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi isimli nizâmnâme Takvim-i Vekâi’de neşir ve ilam edildi.

*  *  *

4. Târih: 1911, 10 Temmuz Pazartesi  

Der Saadet Küçük Zâbit Mektebikıdemli çavuş” rütbesi ile 173 küçük zâbiti mezûn etdi. Demek ki ne imiş?

  • 10  Temmuz 1911 Pazartesi gününden evvel Osmanlı Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zâbit” (asubay) isimli bir asker sınıfı mevcut değil imiş!
  • Küçük zâbitliğin târihini 10 Temmuz 1911 Pazartesi gününden evvele götüren bosdan danaları

Ve hattâ

  • 2009 senesinde neşretdiği kitabın “Ön Söz”’ünde “târihin eski döneminden itibaren “astsubaylık” var” diyerek işkembeden üfüren Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığı,

Bakalım şimdi ne halt edecekler!

*  *  *

5. Târih: 1920, 14 Aralık Salı  

82 sayılı Karâr ile (T)BMM, meclisde kabul etdiği kânunlara sayı (numara) vermeye başladı. Bu sebepden dolayı Meclis-i Ȃyan’da 06 Ekim 1909 Çarşamba günü kabul edilen Küçük Zâbit Mektebi ve Küçük Zâbit-i İbtidâî Mektebi Nizâmnâmesi’nin sayısı (numarası) yokdur.

  

*  *  *  *  *

Târih; 1925, 12 Mart   

  • 1909 senesinden evvel Osmanlı Kara (Berrî) Ordusunda “Küçük zâbitlik” mevcut değil idi.
  • 1909 senesinde teşkil edilen Kara (Berrî) “Küçük zâbitliği” ise muvakkat (geçici) idi.

  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günde de ordusunda muvazzaf “küçük zâbitlik” mevcut değil idi.
  • Hattâ, 1925 senesine kadar bile Türkiye Cumhuriyeti Ordusunda muvazzaf “Küçük zâbitlik” mevcut değil idi. 

Târihin en eski döneminden itibâren astsubay sınıfı var idi!” diyen lahâna beyinlilerin suratına bir tokat daha aşkedelim, buyurun!

Küçük zâbitlik” denen uyduruk ve ortada sandık asker sınıfının 1925 senesinde dahi ordumuzda mevcut olmadığına dâir

İşde, en yüksek devlet dâiresi olan T.B.M.M.’den resmî bir belge!

Hem de Müdafaai Milliye Vekili (Millî Savunma Bakanı) Ali Fethi Bey bizzat fâş eylemiş!..

35x

i-35b

Târihciyim diyerek soytarılık yapan subay ve asubaylarımızda biraz şeref ve haysiyet var ise şâyet,

O şom ağızlarını domaltıp “küçük zabitlik” hakkında bundan kelli tek kelime söz etmezler herhâlde!..

*  *  *  *  *

 

Ordu; dürüst ve âdil olduğu kadar güçlüdür!

Orduyu idâre edenler de; dürüst ve kânuna uygun iş yapdığı kadar saygı görür!

 

 

  Küçük zâbitân  ismini verdiği asker sınıfı hakkında,

 Beyaz zâbitân heyetimizin  bugüne kadar söylediği yontulmamış yalanları

Ve dahi

Yapdığı akıla hayâle gelmez hâinlikleri okudukdan sonra;

 

  • Şimdi hak verdiniz mi, asubaylara niye “köle” dediğime?
  • Şimdi anladınız mı, asubaylığın niye “uyduruk” olduğunu?
  • Şimdi idrâk etdiniz mi, “asubaylığı” niye tertip etdiklerini?
  • Şimdi inandınız mı, asubayların niye “en çok aldatılan insanlar" olduğuna?..

 

brove

  

  

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

 Evvelki bölümleri okumak için resimleri tıklayınız!

 

 Kapak-2 Kapak-3Kapak-1

  Kapak-4             brove               Kapak-5

  Kapak-6-1Kapak-6-2kapak-6-3

  

 

 TAZMİNATLAR

Ülkemizi korumak için, canı ile çalışan askerler ile alakalı tazminatlar, maaşlar ve son zamlar hakkında açıklamalar yapıldı.

Tazminatlara bakacak olursak;

Ohal Bölge Tazminatı:  1460 TL,

Komando Tazminat :  200 TL,

Balık Adam Tazminatı : 450 TL,

Bomba İmha Tazminatı : 700 TL,

MAK Brove Tazminatı : 500 TL,

Asayiş Tazminatı : 450 TL,

 ve Yabancı Dil Tazminatı : 61 TL, olarak belirlenmiştir.

Tazminat bölümünde söz konusu olan, Yabancı Dil tazminatını, KPSS sınavına girip gerekli puanı tutturarak alabilirsiniz.

 Bu tazminatlara ilave olarak, evli olan askeri personele, 177 TL Aile Yardımı, her çocuk için ise 48 TL çocuk yardımı verilmektedir.

ÇALIŞAN VE EMEKLİ SUBAY MAAŞLARI

TSK’da görev yerleri ve aldıkları tazminatlar ile birlikte subay maaşları farklılık gösterir.

Örneğin, Kara Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan subaylar, doğu da, yani 1. derecede kritik illerde (Hakkari,Şırnak,Van,Tunceli……vb) 1250 TL normal maaşlarına ilave olarak tazminat alırlar. Ancak bazı kişilerin bildikleri gibi, bu tazminat çift maaş niteliğinde değildir.

2014 yılı mezunu, bir teğmenin aldığı maaş 3254 TL civarındadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev yapan subayların maaşları, farklı rütbelerde yani kıdem arttıkça maaşta yükselmektedir.

002 SUBAY

Kara Kuvvetlerinde, komando birliklerinde görev yapan subaylar ise; komando tazminatı alırlar. Bu tazminat ise yaklaşık 400 TL.dir. Bir de, Türk Silahlı Kuvvetlerinde bütün subay asssubayların mecburi üyeliği bulunan Oyak'a maaş kesintisi mevcuttur.

 

Kısacası, subay maaşı olarak kıt’aya yeni çıkan bir teğmen, Hakkari’de görev yapmakta olsun. Birliği de komando birliği diyelim. Alacağı maaş yaklaşık olarak 4.500 TL civarlarındadır.

Subay maaşları da,  657 sayılı devlet memuruna tabii olduğundan, devletin verdiği Ocak ve Temmuz ayında iki kez zam almaktadırlar.

  ÇALIŞAN VE EMEKLİ ASSUBAY MAAŞLARI

Assubay maaşları, görev yaptıkları Kuvvetin Kara, Hava, Deniz,Jandarma) tazminatlarına göre ve kendi almış olduğu kurs vs. tazminatlara  göre değişim göstermektedir. Kara Kuvvetleri Komutanlığında bulunan komando tazminatı, Hava Kuvvetleri Komutanlığında bulunan uçuş tazminatı vb. gibi tazminatlar, assubaylar arasında maaş farkı yaratmaktadır.

Assubay maaşları da, çalışılan yıla göre yani kıdeme göre artış gösterir. Aynı zamanda 657 sayılı devlet memurları maaşları ile birlikte verilen yıllık maaş zammı Assubaylara da yansımaktadırlar.


001 ASSUBAY MAAŞ ÇALIŞAN - EMEKLİ 2015 - Kopya

 

2015 yılı Temmuz zammı ile birlikte Assubay Çavuş maaşı 2694 TL. (tazminatsız, aile yardımı ve çocuk yardımı almadan). Assubay Üstçavuş 3048 TL, Assubay Başçavuş 3299 TL. ve Assubay Kıdemli Başçavuş 3591 TL. civarındadır. Diğer rütbeler arasındaki maaş farkı 50 ile 80 TL arasında değişmektedir.

 

UZMAN ÇAVUŞ VE UZMAN ERBAŞ MAAŞLARI

Uzman Çavuşların da, maaşları görev yaptıkları Kuvvet ve birime göre özel tazminatlar içermektedir. Örneğin Amfibi Komando Tugayında görev yapan bir Uzman Çavuş Amfibi Komando Tazminatı almaktadır, Doğuda Görev yapan bir uzman çavuş ise Ohal bölge tazminatı almaktadır. Doğu ve Batıya göre görev yaptıkları birliğe göre maaşları değişmektedir. Evli eşi çalışmayan, bir Uzman Çavuş Aile Yardımı ve çocuk yardımı almaktadır. 

uzm

 

Uzman Çavuşların Aile yardımı 177.30 TL. Çocuk Yardımı ise 45 TL. olarak 2015 Temmuz Ayında Belirlenmiştir.

2016 Uzman Çavuş maaşları ise 2606 TL. ile 4500 TL. arasında değişmektedir Yukarıda belirttiğimiz kriterler doğrultusunda değişiklik göstermektedir.

Uzman Onbaşı maaşları ise, bu tutarlardan 50 60 TL civarında düşüktür.

SÖZLEŞMELİ ER MAAŞLARI

Sözleşmeli Er’lerin Maaş artışları ise Hizmet yılına göre değişiklik ve artış göstermektedir. Doğuda görev yapan Sözleşmeli Er’ler ila Ohal Bölgede görev yapan Sözleşmeli Er’ler arasında çok büyük miktar’larda Farklar görünmektedir.

– HİZMET YILI: 1  Maaş: 2.100 – 3.596 TL.

– HİZMET YILI: 2  Maaş: 2.168 – 3.697 TL.

– HİZMET YILI: 3  Maaş: 2.228 – 3.698 TL.

– HİZMET YILI: 4  Maaş: 2.287 – 3.857 TL.

– HİZMET YILI: 5  Maaş: 2.347 – 3.928 TL.

– HİZMET YILI: 6  Maaş: 2.407 – 3.988 TL.

– HİZMET YILI: 7  Maaş: 2.466 – 3.999 TL.

Sözleşmeli Er Maaşlarına ilave olarak, Yüksek miktarlarda ikramiyelerde verilmektedir. Sözleşmeli Er’lerde 657 Sayılı Devlet Memurları gibi, yılda Ocak ve Temmuz ayında olmak üzere 2 defa zam almaktadırlar Genellikle Bu zam dilimlerinde %3'lük bir oranla maaşlarında artış göstermektedirler.

 

2016'DA MAAŞLAR NE KADAR OLACAK?

İşe yeni başlayan bir vatandaşın maaşı, yardım tazminatları ile birlikte Ocak ayı dahil; 2.150 TL’ye, Temmuz ayında ise 2.260 TL. olacak.   

Hükümetle Memur-Sen arasında 2016 yılı için zam oranını, %6 + %5 olarak anlaşmasına müteakip, zamlı maaş hesapları yapılmaya başlandı. Hürriyet gazetesi yazarı Hacer Boyacıoğlu’nun haberinde 2016 yılı için memurların alacağı maaş çizelgesi yer aldı.

Hükümet ile Memur sendika temsilcilerinin imzaladıkları toplu sözleşme ile memurlara 2016 yılı için verilen %6 + %5 zam, 2016 yılında işe yeni başlayacak hizmetlinin sosyal yardımlar ile birlikte alacağı maaş ocak ayında 2.151 TL’ye, temmuz ayında ise 2.259 TL’ye çıkarılacak.

 Yapılan bu zamlardan da memur emeklileri faydalanacak. Ayrıca bu anlaşma ile 2016 yılı içerisinde emekli olacak memurların ikramiyelerinde 3.765 TL artacak.

2016 yılında kim, ne kadar zamlı maaş alacağı belli olan çizelge aşağıda belirtilmiştir.

 

Adsız

 

Kaynak: Hürriyet/ Memur24

Son zamanlarda STATÜ Konusuna fena takmış durumdayım.

Sözlük anlamına bakıyorum, değişik sözlüklerde üç aşağı beş yukarı aynı tanım var, ancak; bize biçilen “STATÜ” biraz farklı.

Statü kelimesinin sözlük karşılığı şöyle;

Kökeni Fransızca’ daki "statut" kelimesidir.

  1. Bir şirketin ana kuruluş sözleşmesi, tüzük.
  2. Toplum içinde bir kimsenin durumu, kazandığı saygınlık.
  3. Bir kimsenin çalıştığı kurumdaki idari hiyerarşi içindeki yeri, kadro durumu, yetki ve sorumluluk derecesi.

Astsubaylar için yukarıda belirtilen STATÜ kelimesinden çok farklı bir uygulama çıkıyor ortaya…

Statü değil, sanki kader, alın yazısı… Statü değil, devletlu padişahın kölelik fermanı… Statü değil de derebeylik dönemlerinin kast sistemi…

Her talebin karşısına statü dikiliyor, statü öyle bir şey ki, yasaların, anayasanın, evrensel insan hakları beyannamesinin üzerinde bir güç.

Ben üniversite bitirdim, anayasanın eşitlik ilkesine göre üniversite bitiren herkesin yararlandığı haklardan yararlanmalıyım… Statü diyor ki “OLMAZ” çünkü senin statün astsubay! Ama insanım ben, anayasa, eşitlik falan, filan… Geç bunları, bak kitap ne yazıyor? Statü bu boru mu? Sen astsubaysın, ordinaryüs profesör ol fark etmez… Sen astsubaysın, unutma!

Peki, bu statü bana Allah’ın emri mi, düzeltilemez mi?

Köle statüsünden sadece ve en azından özgür insan seviyesine yükseltilemez mi?

Elbette düzeltilir ama ağaların işine gelmez. 

Bu statü konusunda Google’da arama yaparken Genelkurmayın TEMAD ile ilgili bir bildirisine rastladım.

TEMAD’ın kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğinden söz ediyor,  “MESLEK SEÇMENİN KİŞİLERİN TERCİHİ OLDUĞU” hususunda inceden laf sokuyordu.

Ben de diyorum ki, gel anlaşalım; ben 1973 yılında assubay okuluna girdim. O zaman Kıdemli Başçavuşun özlük hakları yarbay seviyesindeydi, geçen 42 yılda dünyanın ve ülkemin sosyal refah artışlarından da vazgeçtim, beni 1973 yılındaki statüme getir! Ama sen beni ittire ittire üsteğmen seviyesine getirdin. Assubayların pilotluk yaptığı dönemlere de gitmiyorum

1997 den beri özel sektörün içindeyim. Gördüğüm şu; Türkiye’de kapitalizm değil, vahşi kapitalizm var. Tek GÜÇ, tek amaç, tek ilke, tek kanun PARA!

Patron açıktan ya da örtülü, zam isteyen çalışana ”BEĞENMİYORSAN GİT, DIŞARIDA BU MAAŞA RAZI BİR SÜRÜ AÇ VAR” der. Bizim ağalar da aynı mantık ve söylemde!

Bu güne kadar astsubaylarla ilgili o kadar çok mızrak bir çuvala sığdırılmış ki, değişen dünya şartlarında artık mızraklar çuvalı yırtmaya başladı. TEMAD’ın organize ettiği MOBBİNG konulu seminerde ilk kez izlediğim Avukat Erkan AKKUŞ, gururla, gıptayla belirtmeliyim ki, mızrakların çuvalı yırttığı yerlere parmağını sokup, yırtığı genişletiyor.

Bir de şu statü konusuna el atsa, yüreğime gerçekten buz gibi sular serpilecek.

Bekliyorum, umutluyum!

Bayram arifesindeyiz… Ramazan boyunca her gün izlediğimiz, peygamberimizin bir hurmayla oruç tuttuğundan bahseden milyoner hocalarımızın etkisiyle, izninizle bir bayram duası da ben den!

ALLAHIM, BU MUBAREK GÜNLER YÜZÜ HÜRMETİNE…

Astsubaylara, birlik, dirlik, huzur ver,

Allahım statülerini yükselt!

Astsubay onur-hak mücadelesinin astsubayın astsubayla didişmesi anlamına gelmediğini kalplerine işle!

Siteden siteye, facebook’tan twiter’a, instagramdan, whatsap’a şeytan taşlar gibi birbirlerini taşlamanın sorunların çözümü olmadığını fark etmelerini sağla!

Ramazan Bayramınızı en iyi dileklerimle kutluyor, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden…

Emekli albaylarımız yoksulluk sınırında maaş alıyormuş, Sayın TESUD Başkanı öyle diyor. Bu arada lütfedip astsubayları da araya sıkıştırmış!

Üzüldüm, çünkü bu kadar zorda olduklarını bilmiyordum...

Bildiğim kadarı ile bu gün emekli albay 3.500 TL civarında maaş alıyor…

En iyi konumdaki emekli astsubay 2.200 TL alıyor…

Emekli astsubay zaten ölmüş ağlayanı yok… Muvazzaf astsubaylar ne durumda? 3.500 TL nin üzerinde çalışan astsubaylardan maaş alan var mı?

Çalışan-emekli astsubaya verilen her hakkın önüne duracak, verilmemesi için mücadele edeceksiniz, onların da insan olduğu, ekmek bekleyen bir ailesi olduğu aklınıza gelmeyecek, onları ölüme gönderirken geride kalan aileyi düşünmeyecek, açlığa mahkum olacaklarını hesap etmeyecek, onlar sanki hava-su ile yaşıyormuş gibi davranacak, her fırsatta kendinize mutlaka pay çıkaracak, sonra da bencilce ve insafsızca hala kendi durumunuzu düzeltmenin derdinde olacaksınız!

İnsaf dinin yarısıdır” diye bir ata sözümüz var, öbür yarısını bilemem ama insaf kısmı kesinlikle sizde dumura uğramış. Arıza yapmış, bencilliğiniz, özellikle her nedense astsubaya karşı insafınızı iyice köreltmiş.

Sayın TESUD Başkanı, emekli astsubayı geçelim bir an için, muvazzaf astsubayların maaş listesini edinip Allah rızası için bir baksın, kim ne kadar maaş alıyor?

Kim açlık, kim yoksulluk sınırında?

Az maaş alan kirada, çok maaş alan lojmanda!

Az maaş alan otelde, çok maaş alan orduevlerinde,

Az maaş alan on yılda bir askeri kamptan yararlanıyor, çok maaş alan her sene!

Az maaş alan %48 ile emekli oluyor, çok maaş alan % 70 ile!

Birilerinin inadı, hırsı, kini için savaş tamtamları çalıyor memlekette! Az maaş alan cephede en önde, çok maaş alan yine cephe gerisinde, yine klimalı koruganlarda!

Savaş kazanılırsa şan şeref çok maaş alanın!

Bir düşünün, siz de insansınız biz de! İnsan olarak sizin bizden farkınız, ayrıcalığınız, üstünlüğünüz ne? Ayrı ve üstün bir ırksınız diyeceğim, astsubayların da subay olmuş çocukları var, uymuyor!

Öyleyse sizi insan olarak bizden üstün kılan ne?

Hiyerarşiye itirazımız yok, olacak, olmalı! Hiyerarşi tamamen görevle ilgili bir durum!

Gerçekten birazcık olsun bu orduya, bu orduda görev alan insan unsuruna saygı duyan, değer veren egemenlerin öncelikle erattan başlaması gerekir. Sonra emeklisi, muvazzafıyla Uzman Çavuş arkadaşlar, sonra astsubaylar, sonra da elbette subay kesimi.

Orduda hep baba olduğunuz iddiasındasınızdır. Kimse kusura bakmasın, isteyen de baksın, ama ben evladı açken kendi midesini düşünen babaya adam demem!

Üstü örtük, ön yargısız, yüzeye çıkan dertlerim var,

sunarım Sayın Başkanıma.

İnternet sayfalarında gezinirken,

önemli bir habere rastladım.

Konu:

Assubayların karşılaştıkları sorunları içeren toplantı yapılmış.

assubayların, yaşamlarındakı zorlukların giderilmesi,

olduğu yazıyordu haberde.

Brifing türünde yapılan toplantıda bulunamadığımız için

konunun tam içeriğini bilemez durumdayım.

Bilebildiğimiz, makaleyi yazan sayın arkadaşımız İçer’in sunumu ile sınırlıdır.

Toplantı 09-11.Şubat.2015 tarihinde yapılmış.

173 assubayin katıldığı yeni oluşum (uygulama),

*Komutanlık Astsubayı* ismi ile maruf,

Gnkur toplantı salonunda olmuş.

Assubaylara olanaklar içeren, gerek yaşamlarında, gerekse ekonomik şartlarda

daha huzur dolu, mutlu, onurlandırıcı ortam ve sonuçlar getirecektir mutlaka.

Ancak burada unutulanlar var gibi!

Unutulmamasi gereken konular da var elbette.

Astsubay *emeklileri*!

Hizmetin oldukça ağır yükünü taşımış olanlar var.

Omuzlarında trilyonluk zimmetini yüklenmiş,

zor şartlarda, en verimli çağlarında...

Ama şimdi emekli, çare arayan, çaresiz, gücünü yitirmişler.

Gücünün üzerine, gayretleri ile devlete hizmet verip emekli olanlar var.

Bunlar da sizlerin, geçmişten gelen personeliniz olmalı!

Orduevlerinde, dinlenme tesislerinde, sosyal tesislerde rastladıklarınız.

Şimdi hayli mağdurlar.

Bazen, hata yapanlara hata yaptın deyip, hak kısıtlaması ile

orduevi yasağı getirdikleriniz var ya hani?

Bu bir adı konmamiş yaptırımdır.

Bunları sizler biliyorsunuz.

Bilemeseniz bile, zaman zaman sizlere bilgi akışı nedeni ile sızlanmaları aktarılıyor.

Bunlara duyarsız kalamazsınız.

Yaralar derin, zaman içinde daha da büyür nitelikte.

Açlık sınırına dayanmakta gibi.

Suskunluğunuz, çile çekenlerin yaralarına merhem olmuyor!

Bunlar da sizlerin geçmişlerinden gelen hizmet yoldaşlarınız.

Hizmetlerini sizler aldınız devlet adına.

Onları koruma görevi de,

devlet adına sizlere düşüyor olmalı.

Şehitliğe yakın yerlerde görev yapma olgusunda canlarını ortaya koyanlardır,

bunlar...

Sivil memur değiller,

bunlar...

Görev esnasında *dolu zaman (ful time)* çalışanlardır.

Mesai kavramından uzak!

Nöbet, tatbikat, amir ayrılmadan ayrılamaz ”görev ortamından”!

"Mesai bitti, benim de işim bitti" diyemeyenlerdir.

Yasalar gereği uyumdan başkaca çare yok.

Gerektiğinde, canları pahasına hiyerarşi konumuna uyumlu, itaatkar olmuşlardır.

Şimdi emeklidirler.

Emir komuta zincirine bağımlı 24 saat görevli,

görevi başında devlete üstün hizmet yapanlardır.

2., 3. dereceden emekli maaşı alanlar var.

Bunların bazıları,

eğitimli, lisanslı, üniversite kariyerli.

Verdikleri hizmette bilinçli, lisans içerikli.

Görmezden gelinir!

Devlete verilen hizmetlerin ölçütü.

eğitim, bilinç, eğitilmişlik ise,

devlet;

aldığı bilinçli hizmetin tam karşılığını verdiği söylenemez!

Eksik eğitimli ile yüksek eğitimli aynı terazinin kefelerinde tartılmakta.

Sonunda da eşit görülmekte!

Fark görülmemekte, gösterilmemekte!

Senin adın; astsubay.

Konumun bu! Yeni mezun ile 30 sene hizmetli eşit!

Aşama yok!

Çağdaş ülkelerde yaklaşım bu değil.

Tüm bunlar gerçek.

Kanıtları bordrolar, Emekli Sandığı kayıtları.

Burada eşit süreli eğitimlilerin,

eşit faydalanmalarından uzaklaşma var gibi.

Benim gibi.

Kaderleri, assubay olmaları.

Başlangıçta assubay okulunu seçmeleri.

Sadece tek fark, o!

Okulsal kayırım var gibi.

Ama, hizmet ortamı, verilen hizmet aynı.

Eğitilmişlikte süre eşit; bazan artılı.

Hatta fiiliyatta yük daha da ağır.

Aynı süreli eğitimliler, aynı ortamda görev yapmışlar.

Onların üç katı, emekli maaşı alanlar varken

emeklilikte yoklukla mücadele içinde olanlara olmalarına,

izin vermeyecek olan, sizlersiniz.

Genelkurmaydır.

Diğer kurumlarda,

kurum liderleri personelinin haklarını korurken,

suskunluk, gerçekleri görme isteğinden uzak gibi.

Sizler de güçlü bir kurumun liderisiniz.

Sizlerin de bu mağdur personelinizi koruma göreviniz olduğunu bilmelisiniz.

Sizleri biliyor, kabul ediyoruz.

Üst statüden emekli olup da hak arayanların, sizlere kolay ulaşması olası.

Bizler ulaşamadığımız için, dertlerimizi.

mektuplarla sizlere ulaşma, ulaştırma çabaları, ortamları arıyoruz.

Lütfedip okursanız,

düşünün ben: 1965 Ankara Üniversitesi mezunu, lisanslı assubayım.

Gerçekte 82'lik, beklentilerini yaşamla yitirmiş bir ihtiyar.

Yine, sizlerin yazılı izniniz ile,

görevde iken 11 sene, emekliliğimde 15 sene sivil liselerde,

askeri görevimi aksatmadan öğretmenlik, okutmanlık, yapmış biri.

Fransızca ticaret hukuku okutmuş biri.

Okuldaşlarım şu anda Anayasa Mahkemesi Başkanı!

Her iki muhalefet partisinin lideri!

Bu, okuldaşlarımın yaşam başarıları.

Okuldaşım oldukları için kıvançlıyım.

Ancak, 2000 yılından sonra

emeklilikte haklarım, maaşım, unvan söylemi ile kısıtlandığı için üzgünüm!

Burada sizlere anlatmak istediğim,

bu tür toplantılar muvazzaf arkadaşlarla yapılırken,

onların sizlere sunabilecekleri,

sorunlarını anlatmaları,

hiyerarşi nedeni ile kısıtlı olabilir.

Emekli olmuş arkadaşları da dinlemelisiniz.

1300-1400 TL. emekli maaşı ile yaşam çilesi çekenleri,

yetmezlik ortamında ev geçindirenleri,

çocuk okutmaya çalışanların dertlerini de paylaşmanızı dilerim.

Saygılarımla.

17.02.2015

Mehmet KAYALI

manset

Yukarıdaki resimlere aldırmayınız yiğitler!

Konumuz ile doğrudan hiçbir hısımlığı, akrabalığı yok!

Malûm,

Bu kelâmı sizlere yollayan şu fakir, denizcidir.

Epeyi zamândan beridir iyot hasretiyle

Seğmenler diyârında gündüz vakdinde ılgımlar görmektedir kendisi.

Başkent’de deniz olmadığından olsa gerek

Tatilcilerin bavullarını hazırladığı

Şehr-i Mayıs’ın şu güzel günlerinde

Gözlerim bir anlığına da olsa bayram etsin diye

Kendim için yapışdırdım onları oralara.

Şöyle göz ucuyla seyreyleyin yeter.

Desdâncının görevi

Bilip, bulup anlayıp yazmakdır!..

Vakit yazmak vakdidir,

Zamân,

Zarfa değil fakat mazrûfa bakmak zamâdır şimdi...

*  *  *

İleriye doğru gitmek için

Geriye doğru bakılır mı? demeyiniz.

Âhiri görmek için bâzen

Evvel’e bakmak gerekir.

Çünkü istikbâli tesis etmenin sırrı

Mâzinin kapağı tozlanmış Kânun sayfaları arasında saklanmış olabilir!

*  *  *

Yarışma esnâsında koşuculara dikkatli bakınız.

En önde koşan yarışmacının kafasını sık sık geriye çevirdiğini ve arkasına doğru bakdığını görürsünüz.

Peki, var gücüyle ileri doğru koşan bir yarışmacı niçin geriye doğru bakar?

Her yarışma, rekâbet esâsına dayanır. Her yarışma sonunda da bir kişinin birinci olması beklenir.

Üstün olmak, birinci gelmek her insanın fıtratında vardır. Hepimiz en güçlü, en birinci olmak isteriz.

Çünkü bırakın biz insanları

Tabiatın kendisi bile daima güçlünün, birincinin yanında olmak isder.

Çünkü eşit, açık, sınırsız ve şeffat rekâbetin olduğu bir yarışda

Sürekli bir tekâmül, tekemmül bir teveccüh vardır.

Hulâsaten,

Rekâbetde kemâlat vardır can dostlarım!..

Rekâbetin olduğu bir vasatda her yarışmacı rakiplerinin durumunu bilmek ister. Ve kendi vaziyetini rakiplerinin vaziyetine göre tâyin eder. Çünkü yarışı kazanmasının diğer rakiplerin durumuna bağlı olduğunu bilir. Bunu bilmesi için arkasına bakmaya mecburdur. Rakibi kendisine yaklaşıyor ise kendi süratini arttırır. Hemen arkasındaki rakibi ile arasında yeterli mesâfe var ise kendini zorlamaz. Hemen koşu hızını düşürür. İpi göğüsleyeceğini anlayan yarışmacının kendisini fazla zorlamadığını görürsünüz.

Rekâbet eden her kişinin maksadı iştirak etdiği yarışı kazanmakdır. Yarışmayı kazanması da rakiplerinin durumuna bağlıdır. En önde koşan yarışmacı kendi konumunu muhafaza etmek için rakiplerinin anlık durumunu bilmeye mecburdur.

İşde bu sebepdendir ki koşucular kafalarını sık sık geriye doğru çevirip arkasından gelen rakiplerine bakarlar.

image009 image010 image011 image012 image013 image008

*  *  *

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar ismiyle şereflenen bu makâlemizde

Biz de ya nasip! deyip

Âhirimizi ışıtsın diye

Evvel” isimli bulanık ve tehlikeli sulara oltamızı sallayacağız.

Ucu sipsivri, çok keskin ve yemsiz zokamıza bakalım neler takılacak!..

Tehlikeli ve bulanık suya salladığımız oltanın ucunda bir Kânun var. 5802 Sayılı ve 1951 tarihli Astsubay Kânun’u.

5619 Sayılı ve 1950 tarihli Gedikli Erbaş Kânun’unu ilgâ eden bu Kânun ile biz astsubaylar,

Gedikli Erbaş’lıkdan Astsubaylığa terfi (!) etdik!

Makâlemizin temelini teşkil eden söze konu bu Kânun, 1951 senesinde Meclis’de kabul edilip meriyyete girdi.

16 sene yürürlükde kaldıkdan sonra 1967 senesinde ilgâ edildi.

Artık Evvel’de kalan bu Kânun’u bugün tekrar tetkik ettiğimizde ilginç, hattâ insanı hayrete düşüren gerçeklerle yüz yüze geleceğiz.

Bugün biz astsubayları yakıp kavuran sıkıntılarımızı, dertlerimizi kökden ve ebediyyen halledecek çârenin de

Aslında gene bu Kânun’un sayfalarında gizli olduğunu görecek ve şaşıracağız.

Dün, dünde kaldı! Bugün yeni bir şeyler söylemek lâzım diyebilirsiniz.

Peki, ya bugün söylenecek yeni şeyler

Dünde kalmışsa?..

Ne yapmak gerek o vakit?

Şemsipaşa bosdanından körpe bir kelek kopartır gibi

Nâzikce ve fakat sıkıca kulağından tutup bugüne getirmek gerek!..

Bugün dahi biz astsubaylara tesir ediyorsa

Ve hele bugün dahi bize yol gösterip

Âhirimizi ışıtıyor ise şâyet

Evvel’de kalmış bile olsa bu Kânun’a bakmak gerekmez mi?

Bizim dudağımızı uçuklatan

İhtimâldir ki

Sizi de hafakanlara gark edecek

Şu günlerde Keşişdağının şâhikalarında arılarına yârenlik edip

Yeni oğulcuklar almanın heyecanını doyasıya yaşayan

Sayın Mehmet KAYALI’nın deyişiyle bu “olguları

Buyurun, fâş eyleyelim.

*  *  *

43 sene evvel ilgâ edilen 5802 sayılı Astsubay Kânun’unda

Sıcaklığını hâlâ muhafaza eden ve

Işıltıları bugünümüzü dahi aydınlatan şu 5 önemli husus var;
  1. Söze konu bu Kânun Meclis’de müzâkere edilirken “Gedikli Erbaş” dedikleri askerden bir kişiyi dahi kimse toplantıya davet etmedi!
  2. “Astsubay” kelimesi, askerî mevzuâtımıza ilk defâ bu Kânun ile 1951 senesinde duhül eyledi.
  3. “Astsubay” kelimesine ‘t’ harfi ilk defâ bu Kânun ile eklendi. Üstelik bir subayın yalan söylemesiyle... Meslek unvanlarının “Assubay” olduğunu savunan meslekdaşlarımız şaşırmaya hazırlansınlar! Çünkü meslek unvanımızın “Niçin Assubay?” olamayacağını gene bu bölümde belgeleriyle fâş edeceğiz.
  4. Bu Kânun ile Astsubayların eğitim süresi 2 seneye yükseltildi. Fakat 27 Mayıs 1960 subay darbesinden 4 sene sonra Astsubay denen asker kişilerin eğitim süresini darbeci subaylar tekrar 1 seneye indirdi.
  5. Kabul edilen işbu Kânun ile “Astsubay” unvanı verilen askerlerin subaylığa yükselmeleri esâs alındı.

Beş bölümde tamamlayacağımız işbu makâlemizin beherinde

Kısmet olursa şâyet

Yukarıda gördüğünüz maddeleri sırasıyla tetebbu edeceğiz.

*  *  *

Zihinlerimizi hafifden ısıtmak bâbından çekdiğimiz bu kısacık peşrevden sonra

Şimdi şâyet iltifat buyurursanız

Kânun’un şâyân-ı dikkat birinci maddesine adese tutalım.

1. Söze konu bu Kânun Meclis’de müzâkere edilirken “Gedikli Erbaş” dedikleri askerlerden bir kişiyi dahi kimse toplantıya davet etmedi. Bir başka ifâdeyle vekillerin kendileri def çaldı, zil takıp gene kendileri oynadı!..

Tarih, 1951.

Yer, T.B.M.M...

Toplantıya iştirak edenler; Türk milletinin vekilleri.

5-vekilKânun tasarısını hazırlayan Millî Savunma Komisyon’unun 5 vekil üyesi var.

İşde, sağ cenahınızda tavsırlarını görüyorsunuz.

Hepsi de emekli subay.

Bu subayların birisi hâkim, birisi hekim sınıfından...

Diğer üçü de muvazzaf subay!

Millî Savunma Komisyonu Sözcüsü Sayın Rıfat TAŞKIN, bir hukukcu. Asteğmenlikden teskere bırakıp hâkim sınıfa geçmiş. Askerî Yargıtay’dan Korgeneral rütbesiyle emekli olmuş. Bu subayın künyesini bir kenera derç ediniz lutfen!.

Konu; o tarihde Gedikli Erbaş denilen asker sınıfına yeni bir kimlik tertiplemek.

Yapılan toplantının maksadı 1951 tarihine kadar ordumuzda mevcut olmayan yeni bir asker sınıfı teşkil etmek.

Bu yeni sınıfın adı Astsubaylık...

Çünkü Meclisin 1950 senesinde kabul etdiği 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u sâdece bir sene içinde iflas etmiş. Yeterli müracaat yok! Gedikli Erbaş ismini verdikleri muvazzafların çalışma şevki bitmiş! Nitelik, bilgi ve beceri seviyesi yerle yeksân olmuş! Vatan evlatları memleketinde aç bî ilaç dolaşıyor. Fakat hiçbirisi Gedikli Erbaş olmayı tercih etmiyor.

Niye etsin ki?..

Vazifeye Gedikli olarak başlıyor.

20 sene, 30 sene vatana Gedikli olarak hizmet ediyor!

Ve mesleğini Gedikli olarak bitiriyor.

Astsubayların bugünkü vaziyetinin tıpa tıp aynısı...

Terfinin, tekâmülün olmadığı bir mesleğe teveccüh olmaz!

Harp yok, darp yok! Cebren yapdıracak değilsin ya!

Askerlik gibi mukaddes bir vazife bile

Nimet-külfet dengesi olmayan, sonu başından belli, heyacansız ve terfisiz, rekâbetsiz böyle bir işi, kim yapmak ister?

Mevcut hâliyle ordumuzdaki Gedikli Erbaşlık

O vakit dünyada eşi menendi görülmüş bir meslek değil çünkü.

Nefes aldığımız şu 2014 senesinde astsubayların durumu ne ise

Gedikli Erbaşların 1951 senesindeki durumu da aynen öyle!..

Zamânın Millî Savunma Bakanı Sayın H. Hüsnü ÇAKIR,

Genelkurmay Başkanı ise Orgeneral M. Nafiz GÜRMAN...

Durumun vahâmetini kavrayan bu iki zat

Ellerindeki dosya ile birlikte zamânın Başbakanı Şemsettin GÜNALTAY’ın makâm odasının önünde almışlar soluğu.

Aşağıda gördüğünüz 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun Tasarısı...

Kendisine verilen dosyayı inceleyen Başbakan Şemsettin GÜNALTAY

Meclise verdiği 1 Mart 1950 tarihli dilekcesinde feryâd ediyor!..

Başbakan kısaca şöyle diyor;

Kimse Gedikli Erbaş olmak istemiyor. Gedikli Erbaş sayımız hem miktar olarak hem de nitelik olarak çok kötü durumda. Bunun neticesi olarak da Ordumuzun hâl-i pür melâli perli perişân... Meclis derhâl tedbir almalı.

O tarihlerde

Ve böylesi kötü vaziyetde

Bir harbe girseymişiz şâyet

neticesini bilmek için kurmay subay olmaya gerek var mı, yiğitler?

image026 

Ordunun içinden gelen bu şiddetli tazyik karşısında Genelkurmay Başkanı masasından kalkıp Başkan’a kadar gidiyorsa durumu anlatacak son bir sözcük var demekdir; felâket!..

Söyleyecek bir söz yok, bu belli! Yapacak ise çok şey var. Fakat kim, ne yapacağını bilmiyor.

Orduyu felâkete sürükleyen âmillerin başında iki önemli husus var. Teveccüh buyurursanız şöyle izah edelim.

  • 1. Tenzil-i Rütbe.
  • 2. Özlük haklarındaki akıl almaz, hukuka sığmaz kötüleşme.

Ordumuzu işlemez duruma getiren bu iki temel konuyu şimdi tek tek inceleyelim.

1. Tenzil-i Rütbe: Büyük Osmanlı Devleti döneminde ve Cumhuriyet tarihinde ordumuzda yekpâre bir sınıf yapısı vardı. Orduda belirgin sınıflaşma, bölünme yokdu. En küçük rütbeden askerliğe başlayan bir asker liyâkatına bağlı olarak en yüksek rütbeye kadar yükselebiliyordu. En azından rütbeler arasında maddî bakımdan keskin farklılıklar yokdu.

Haberleşme ve yazışma imkânları bugünkülerle kıyaslanamayadak kadar kötü ve zor idi. Yeni teşkil edilen kuvvetler vardı. Birbirinden habersiz ve eşgüdümsüz hazırlanan mevzuat yüzünden hangi Bakanlığın ve kuvvetin ve dahi Genelkurmayın ne yapdığını kendileri dahi bilmiyordu. Bu dönemlerde Türkiye’nin yedi düvel ile harp etdiğini de göz önüne alırsak durumu daha rahat açıklayabiliriz.

Ordumuzu bir bütün olarak idare etmek isteyen akl-ı selim Genelkurmay Başkanları olduğu gibi çok sınıflı, çok parçalı bir yapıya doğru itmek isteyenler de oldu. Batı medeniyetinin türetdiği “Divede et Impera”’yı bizim bâzı subaylarımız da iyi biliyordu. Hocaları Harbiye’de öğretmişdi onlara. Tabiki düşman üzerinde tatbik etmek için.

İşde bu kargaşa ve harpler döneminde çıkartılan nizâmnâmeler ve Kânunlar ile ordu içinde birbirine benzer elvan çeşit sınıf ihdas edildi. Her kuvvet kendi askerlerine haklı olarak kendi ihtiyaclarına göre rütbeler ve görevler tevdi etdi.

Böylesi kararsız savrulmalar neticesinde ihdas edilen sınıflardan birisi de Gedikli sınıfıdır. Gedikli önadı verilen bu sınıfın ikinci adı kimi zamân subay, zâbit oldu!. Kimi zamân da bugün olduğu üzere astsubay oldu.

Ordumuzu durma noktasına getiren birinci kırılma Gedikli denen bu asker sınıfında başladı. 1950 senesine kadar Gedikli Zâbit, Gedikli Subay, Gedikli Küçük Zâbit, Gedikli Küçük Subay unvanı verdikleri askerleri bir torbaya doldurdular. Zamânın subay ve siyâsetci  zevâtı 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u ile bu “Gedikli Subayları” bir gecede “Gedikli Erbaş” yapdılar.

İşde belgesi.

image031 

Askerlik mesleğine”zâbit” ya da “subay” unvanı ile başlayan askerlere ertesi gün kışlaya “erbaş” unvanı ile gel dediler.

Bu aptalca sözleri kimlerin söylediğini merak ediyorsanız bu belgenin üstündeki resimli belgeye bakmanız yeterli.

Bu üç zevâtın çok özel ve “ortak” bir hususiyetleri var ki duyma gitsin!.

2. Özlük Haklarında Kötüleşme: Ordumuzu işlemez duruma getirmek için ikinci darbe de Gediklilerin özlük haklarına vuruldu. Gedikli sınıfına dâhil olan askerler 1950 tarihine kadar “son maaşları üzerinden” emekli ediliyorlardı. Tıpkı subayların son 80 seneden beri oldukları gibi.

İşde belgesi.

image036 

İkinci dünya savaşının sarsıntısından ve tahribatından kurtulmaya çalışan dünya siyâseti 1950’li senelerde buhranlı günler yaşamaktadır. Türkiye’nin NATO üyeliği, Kore harbine Mehmetcik göndermek, soğuk savaş vs. Türkiye’nin tehdit algısının zirve yapdığı bir dönem söz konusudur.

İşde böylesi tehlikeli bir dönemde 1950 senesinde ordumuzda gene birşeyler oldu. Gene 5619 sayılı Kânun ile 1940 senesinde kabul edilen başka bir Kânun’u ilgâ etdiler. Ve Gedikli sınıfına dahil askerlerin “son maaş ile emeklilik” hakkını gasp etdiler.

Hemen aşağıda gördüğünüz sayfada bir Kânun var. 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u. Bu Kânun’dan bir madde alıp gene ayrı yapışdırdık. Madde 29’a bakınız. Kânun’un bu maddesinde şöyle diyor; “3779 sayılı Kânun yürürlükten kaldırılmıştır.

image038 

Bu hükümü içeren Kânun maddesini,

Genelkurmay Başkanlığı hazırladı,

Millî Savunma Bakanlığı usülen inceleyip onay verdi,

Bütçe Komisyo’nu meselenin mâlî veçhesi inceledi, onayladı

En son olarak da Meclis’de görüşülüp Kânunlaşdı...

Yangına körükle gitmek..

Ya da ordumuzun bel kemiği Gedikli sınıfının beline vurulmuş yeğin bir darbe

Ne derseniz deyin!..

Gedikli unvanı verdiğin askerlerin;

  • Rütbesini, tenzil etdin,
  • Maaşına zam yapmadın,
  • Emekli maaşını dörtde bire indirdin!..

Yapacağın son bir iş kaldı.

Al eline kılıcını. Gedikli denen bu asker sınıfının kafasını kes, olsun bitsin!.

*  *  *

Meclis’de müzâkere edilen Kânun, o tarihde Gedikli Erbaş denen asker kişileri ilgilendiriyor.

Subayların 1950 senesinde hazırladıkları 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u henüz senesi dolmadan külliyen iflâs etmiş.

Fakat bu hezimetden ders alan bir tek subay yok!

Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığında

Yeni Kânun hazırlamak ile görevlendirilen subayların hepsi

Deveguşu gibi

Goca gafalarını gızgın guma gömmüşler!..

Kânun tasarısını hazırlayan Millî Savunma Komisyon’unun 5 üyesinin hepsi emekli subay.

Bu 5 subay Kânun tasarısını hazırlamışlar. Rey istemek üzere Meclise getirmişler.

Kânun tasarısı, o zamânlar Gedikli Erbaş denen askerleri ilgilendiriyor.

Fakat Gedikli Erbaşlardan toplantıya çağırılan bir tek kişi bile yok!

Bu rezâleti kara mizah ile dahi izah etmek mümkün değil.

Toplantıya iştirak eden vekiller emekli hâkim subay ve Kastamonu milletvekili Rıfat TAŞKIN’ın söylediğini dinlemişler.

Ve bu Kânun’u müzâkere etmişler.

Hukukcu bir subay olan Rıfat TAŞKIN, üç kuvvete mensup Gedikli Erbaşları ne kadar tanıyabilir ki?

Keşifden keşife kışlaya, karakola, karargaha giren,

Deniz Kuvvetlerinin gemisini denizde,

Hava Kuvvetlerinin uçağını ise havada gören bir hâkim subay olarak ancak yarım yamalak bilebilir.

Peki Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinde Gedikli Erbaşların gerçek durumu nedir?

İhtiyaçları, istekleri, şartları, vaziyetleri, koşulları nedir?

Yarım yamalak bilgi ile Kânun hazırlanır mı?

Akıl, ahlâk, askerlik sanatı, hukuk, bilim nerede?

Astsubaylar hakkında subayların karar vermesi ne kadar doğru olabilir?

Bu hususları bilen birisi var mı?

Bu konuda komisyona gerçek ve doğru bilgileri aktaracak Allah’ın bir kulu var mı Meclis’de?

Yok, elbette!..

Bakınız Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar Astsubaylar hakkında kabul edilen Kânun’ların başına neler gelmiş!

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dâir Kânun, Haziran 1934’de kabul edildi. 16 sene işe yaradı.
  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u Mart 1950’de kabul edildi. Sâdece 1 senede iflâs etdi. Dünya askerlik ve hukuk tarihinde bu Kânun’dan daha kısa ömürlü herhâlde başka bir Kânun yapılmamışdır.
  • 5802 sayılı Astsubay Kânun’u Temmuz 1951 senesinde kabul edildi. 16 senede eskidi.
  • 1967 senesinde hazırlanan 926 sayılı TSK Personel Kânunu ise 43 sene dayanabildi. 1980 Kenan darbesi’nin KHK kisvesi altında verdiği hayat öpücükleri olmasaydı bu kadar yaşaması asla mümkün değildi.
  • Bu Kânun ile peydahladıkları kepâzeliğin insanın burun direğini kıran kötü kokusu hâlâ ortalıkda. Çünkü bu Kânun, astsubayları iki kere isyan ettirdi. 1970 ve 1975 Astsubay isyanlarının asıl sebebi 926 sayılı işbu Kânundur.
  • Ayrıca T.C. tarihinde astsubayların ilk kez ölüm orucu tutmalarının sebebi de gene bu mel’un Kânun’dur.
image039 image041 image040 image042

Bugün itibariyle meriyyetde olan 926 sayılı TSK Personel Kânun’u artık partal oldu.

Eskidi, çürüdü, kokdu, pörsüdü.

1967 senesinden beri günaşırı yapılan değişmeler sebebiyle yamalık tutmaz don gibi oldu...

Değişen madde sayısı değişmeyen madde sayısından fazla.

Bu Kânun’u da yenilemek üzere Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığında görevli

Hâkiminden hekimine, muvazzafından emeklisine kadar her rütbeden ve her meşrepden subayımız

Epeyi bir zamândan beridir harıl harıl,

Hattâ zobada yanarken çam çırasının çıkardığı sedâ gibi gürül gürül mesai yapıyorlar.

Peki Millî Savunma Komisyonunda bu kez bir tek Astsubay var mı?

Elbetde gene yok!

Genelkurmay Astsubayı, Kuvvet Kıdemli Astsubayları nerede?

Hatâlardan ancak akıllı adamlar ders almasını bilir.

Yumurtalayacakları yeni Personel Kânun’unda ne haltlar işleyecekler, ne çamlar devirecekler, ne herzeler yiyecekler!..

Göreceğiz!..

(*** Devâm edecek)

 brove

 

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

Kaynakca beşinci ve son bölümdedir.

Bir devlet statüsü olan astsubay statüsünün içini dolduran insanlar, yıllardır insanca yaşam koşullarına erişmek için haklı taleplerini, idare edenlere iletmekte olmalarına rağmen ne yazık ki hakları her geçen gün elinden alınmaktadır.

Bundan on beş yıl öncesine kadar yarbay düzeyinde olan maaşları için öngörülen düşürme hedefine hemen hemen yaklaşılmış görünüyor.

İçinde bulunduğumuz yılda bir iki kademeli kıdemli başçavuşun çalışırken aldığı maaşı kıdemli üsteğmen seviyesindedir.

Yarbay maaşı nere kıdemli üsteğmen maaşı nere...

Maaşlarda hedef, kıdemsiz personel kıdemliden fazla maaş alamaz mantıksız mantığına dayandırılıyor.

Bunun dışında teğmen maaşı ile astsubay çavuş maaşı arasında çok büyük fark oluşturulmakta.

İdarenin bundaki mantığı ise; teğmen, teğmen oluncaya kadar, astsubay astsubay oluyor, iki yıl önceden maaş alıyor.

Bunu düşünenler, teğmen teğmen oluncaya kadar, devlet eliyle harcamaları karşılanırken, astsubay, astsubay olduktan sonra tüm giderlerini aldığı maaşından karşılamakta ve devlet işlerinin sorumluluğunu taşımaya başlamaktadır, nedense kimse bunu hesaba katmıyor.

2014 yılı Ocak ayı muvazzaf maaşları (TL);
Teğmenin ast rütbesi olan As(T)teğmen : 2.750


Asb.Çvş. : 2.644
Teğmen : 3.176 Başçavuş : 3.162
Kd.Ütğm. : 3.414 ll.Kad.Kd.Bçvş. : 3.640
Kd.Bnb. : 3.824
Yarbay : 4.489
Kd.Albay : 5.627
2014 yılı Ocak ayı emekli maaşları (TL);
Kd.Bnb. : 1.947


Kd.Bçvş. 1.494
Yarbay : 2.833 Kad.kd.Bçvş. 1.614
Kd.Alb. : 4.356 ll.kad.Kd.Bçvş. 2.251

***

Şimdi gelelim Türkiye Kamu-Sen'in 2014 Şubat ayında ait Geçim Endeksi Verilerine:

Türkiye Kamu-Sen'in asgari geçim endeksi araştırmasına göre, 2014 Şubat ayında 4 kişilik ailenin asgari geçim sınırı 3 bin 818 lira 19 kuruşa yükseldi.

Araştırma sonuçlarına göre, çalışan tek kişinin yoksulluk sınırının bin 894 lira 89 kuruş olarak hesaplandığı belirtildi.

Yapılan araştırmada 4 kişilik bir ailenin kimseden yardım almadan insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesi için gerekli tutar olarak ifade edilen refah sınırının ise 3 bin 818 lira 19 kuruşa yükseldiği kaydedildi.

Araştırmaya göre, bir kişinin sosyal yaşam içerisinde hayatını sürdürebilmesi için gerekli en düşük miktar olan "açlık sınırı" ise bin 460 lira 43 kuruş oldu.

***

Milli Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, 8 Mart 2014 günü ziyaret etmiş olduğu TSK Güçlendirme Vakfı’na ait jeneratör fabrikasında, basın mensubunun assubayların ölüm orucu sorusu üzerine, adeta assubayları basın yoluyla halka, kamuoyuna şikâyet edercesine "Allah için bir geçmiştekine bakın bir şimdikine bakın" diyor.

Güncel veriler yukarıda sayın bakan. Devletin arşivi de elinizin altında. Bir zahmet siz bakınız geçmişe ve bu güne...

Astsubay camiası okumasını, yorumlamasını bilen insanlardan müteşekkildir.

Çok şükür hemen hemen hepsi, hâlihazırda sizlerin devamı olduğunuz idarenin yasaklarına rağmen üniversite bitirmiştir. Eğer assubayın okuması geçmişte yasaklanmışsa bundan geçmişin sivil idaresi de sorumludur.

Hiçbir hükümetin, vatandaşını ezdirme, haklarından mahrum bırakma hakkı yoktur. Hükümetler, bahanelere sığınamaz. Sığınan, hükümet ediyor sayılmaz. Sayılmayan şey, mağdurlarca tanınmazsa yeridir.

Bir de konuşmanızda aileden, anadan babadan bahsediyorsunuz.

Bizim bildiğimiz, gördüğümüz, yaşadığımız, yaşattığımız baba; yemez, yedirir, giymez giydirir, aç yatar eşini, çocuklarını aç sefil, namerde muhtaç bırakmaz!

Assubaya görevi esnasında uygun gördüklerinizi artırarak emekliliklerinde de sürdürmekten artık vazgeçiniz.

Türkiye Emekli As(T)subaylar Derneği (TEMAD)nin, geçimin bittiği yerde almış olduğu Ölüm Orucu kararını uygulamaya sokmasının üzerinden beş gün geçti.

Bugün altıncı gün.

Sizlerin bir saat dahi kalamayacağınız yerlerde yıllarca kalarak görev yapan ve insanca yaşam için ölüme yatan emekli assubayınızı ziyaret edebildiniz mi?

Daha çalışırken birikim yapma hakkı elinden alınmış olan assubaylar, emekliliklerinde açlık sınırında bir maaşla ölüme terk edilmiştir. Bu terk ediliş hali, idarenin, ölüm orucundaki assubayları ziyaret etmemelerinden de çok iyi anlaşılmaktadır.

Maaş çizelgeleri ayrıntı adresleri:
  1. http://kamuemekcileri.org/index.php?option=com_content&view=article&id=940:2014-yl-assubay-subay-sivil-memur-uzman-erba-maa-kepazelii-&catid=1:manset&Itemid=105
  2. http://www.haberartiturk.com/emekli-maas-kepazeligi-899yy.htm
Milli Savunma Bakanının Ölüm Orucu Açıklaması:

Yasal emeklilik sigortasının temel ilkesi; nüfusun bugün çalışmakta olan kesimi, artık çalışmamakta olan kesiminin emeklilik maaşlarını karşılar, yani çalışma hayatı boyunca ödenmiş olan emeklilik sigortası primleri, daha sonraki emekli maaşının ödeneceği bir sermaye birikimi oluşturmayıp, ödenen emeklilik sigortası primleri aracılığıyla emeklilik maaşı talebine hak kazanılır.

Almanya’da yasal emeklilikte ortalama emekli maaşı erkeklerde 963 avro, kadınlarda 502 avrodur.  Danimarka’da erkek ve kadınlarda yaklaşık 765 avro, İsveç’te erkek ve kadınlarda yaklaşık 880 avro, İngiltere’de erkek ve kadınlarda yaklaşık 525 avro’dur.  Türkiye’de emekli bir astsubay ise 405 avro (1.200,00 TL.) emekli maaşı almaktadır.

Almanya’da yeterli emekli gelirine sahip olmayan  kişilere, temel ihtiyaçlarını karşılanmasına yönelik emekli maaşlarına ek olarak sosyal yardım uygulaması yapılmaktadır. Danimarka’da ise ihtiyaç tespitinin ardından bekârlar için en fazla yaklaşık 795 avroya ulaşabilen halk emekliliği zammı mevcuttur. İsveç’te ise çalışanlar ücretlerinin (küçük) bir kısmını, sermaye esasına dayalı bir emeklilik sistemine yatırmakla yükümlü tutulduklarından emekli maaşlarına ilave gelire sahiptirler. İngiltere’de ise yeterli emekli gelire sahip olmayanlara sosyal yardımlarla birlikte emeklilik kredisi olarak adlandırılan ve yalnız yaşayan emeklilere 173,35 paund, evli çiftlere ise 209,70 paund tutarında haftalık gelir garantisi verilmektedir. Türkiye’de ise emekli astsubaylar sosyal yardım, emeklilik kredisi, sermaye esaslı emekli geliri başta olmak üzere hiçbir ilave emekli gelirine sahip değildirler.

Yukarıda karşılaştırılan ülkeler ile astsubay emekli ikramiyesi ve OYAK (tamamlayıcı emeklilik) ikramiyesi dikkate alınmamıştır. Emekli maaşlarına ikramiyeler dahil edilmesi halinde Yoksulluk açığı daha da artmaktadır. Sonuç olarak Türkiye’de yaşayan bir emekli astsubay emekli olduğunda diğer ülkelere göre daha düşük ücret almaktadır.

(*) Yoksulluk Risk Oranı: Toplumdaki gelirler kesitinin %60’ının altında bir gelirle hayatını sürdürmek zorunda olan kişilerin oranını ifade eder.

(*) Yoksulluk Açığı: Yoksulluk riskiyle karşı karşıya olanların yoksulluk derecesini ifade eder. Yoksulluk riskine maruz olanların ortalama gelirinin yoksulluk sınırından ne kadar uzaksa, yoksulluk açığı o kadar fazladır.

Emeklilik hakkına sahip olmayan (yaşını bekleyen) ya da yetersiz ölçüde sahip olan (yaşını dolduran normal emekli)  astsubayların temel maddi ihtiyaçlarını karşılaması söz konusu değildir.

Ayrıca; toplumda resmi sigortaya ilave özel sigorta yaptırmış olan zenginler olması nedeniyle  iki sınıfa bölme tehdidi içermektedir. 

Emekli maaşlarının artışını 926 sayılı kanunda yapılacak değişiklikle tazminatlarla artırmak çokta mantıklı bir teori değildir. Üstelikte hiçbir akademik araştırma ve veriye dayanmamaktadır. Ülkemizde erkeklerin toplam yaşam ortalaması 72 olduğu bilinmeden yapılan kavram karmaşasıdır.

Kırılgan bir yapısı olan ülkemizde, 2012 yılında Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda çok kapsamlı yapılan değişiklikle emeklilik yaşının 65’e çıkartılması ileride emekli ücretlerinin de düşeceğinin göstergesidir.

İktidar tarafından günü kurtarmak amacıyla yapılan ama hiç bir zaman emeklinin ücretine yansımayan ücret artışları yerine ne yapılması gerekir?

Astsubaylarımızın;

Öncelikle OYAK’la birlikte ilave özel genel sağlık ve yaşam sigortası yaptırarak hem kendilerinin hemde ailelerinin geleceklerini garanti altına almaları, TEMAD sigortanın bu yönde çalışmalarının bulunduğunun bilinmesi,

TSK.lerince;

Astsubayların uzun süreli meslekte kalmaları yönünde teşvik ve iyileştirmelerin yapılmasının ülke menfaatleri gereğince önemli olduğunun bilinmesi,

İktidar tarafından;

Eğitime, meslek eğitimine ve meslekte ilerleme eğitimine yatırımlar yapılması,

Emeklilere yönelik sosyal yardımların yapılması,

Artan şirket ve servet gelirlerini kamusal emeklilik sigortasının finansmanına daha fazla dahil edilmesini,

Çalışma hayatının insanileştirilmesi,

Sermaye esasına dayalı emeklilik sisteminin uygulanmasına,

(*) Sermaye Esasına Dayalı Emeklilik : Emekli olacak kişiler, daha genç olan kuşağın onların menkul emeklilik değerlerini satın almasına muhtaçtırlar ki, emekliler bu gelirler sayesinde geçinebilsinler. 

Saygılarımla,

 

30 Aralık 2013
Hamdi ÖYKE
TEMAD Beylikdüzü Şube Başkanı

Yıllardır yazılıp çiziliyor, assubaylar maaş adaletsizliği ile de karşı karşıyadır, diye.

Emekli assubay maaşları iyileştirilecek yerde, emekli subay ile arasındaki farkın gün geçtikçe assubayın aleyhine olarak açıldığını görüyoruz.

Şimdi 15 Temmuz 2013 tarihli emekli maaşı rakamlarına bakalım:

Emekli Subay

RütbeDerece-KademeGöstergeEk GöstergeHizmet YılıEmekli Aylığı (TL)Emekli İkramiyesi (TL)
Kd.Albay 1/4 1500 5800 40 4187 81.622
Kd.Albay
(ilk yılı)
1/4  1500  5800 35 4051  81.622
Albay 1/4  1500 4800 33 3191  79.272
Yarbay 1/4 1500 3600 30  2688 72.038
Kd.Binbaşı 1/1 1320 3600 26 1809 61.914

Emekli Assubay

RütbeDerece-KademeGöstergeEk GöstergeHizmet YılıEmekli Aylığı (TL)Emekli İkramiyesi (TL)
2.Kad.Kd.Bçvş. 1/4 1500 3600 37 2093 72.176
Kad.Kd.Bçvş. 2/1 1155 3000 28 1473 52.905
Kd.Bçvş. 3/1 1020 2200 25 1359 45.326
Emekli assubay, hizmet yılı karşılaştırmasına göre, emekli subayın aldığı maaşın yüzde kaçını alıyor?

Emekli Maaşı Oransal Karşılaştırması

EMEKLİ SUBAYEMEKLİ ASSUBAYE.Asb./E.Sb.
Maaş Oranı
RütbeHizmet YılıEmekli Aylığı (TL)Rütbe Hizmet YılıEmekli Aylığı (TL)
Kd.Albay 40 4187
Kd.Albay
(ilk yılı)
35 4051 2.Kad.Kd.Bçvş. 37 2093 51,67%
Albay  33  3191
Yarbay 30 2688 Kad.Kd.Bçvş. 28 1473 54,80%
Kd.Binbaşı 26 1809  Kd.Bçvş. 25  1359 75,12%

2013 yılı 15 Temmuz’dan sonra emekli olmuş;

2.Kad.Kd.Bçvş. rütbesindeki bir assubayın emekli maaşı, Kd.Albaylığının ilk yılında emekli olan bir subay maaşının % 51,67’sine denk. Assubay %48,33 daha az maaş almakta.

Kad.Kd.Bçvş. rütbesindeki bir assubayın emekli maaşı, yarbay rütbesinde emekli olan bir subay maaşının % 54,80’ine denk. Assubay %45,2 daha az maaş almakta.

Kd.Bçvş. rütbesindeki bir assubayın emekli maaşı, Kd.Binbaşı rütbesinde emekli olan bir subay maaşının % 75,12’sine denk. Assubay %24,88 daha az maaş almakta.

***

Emekli Assubaylar Derneği (TEMAD) neden böyle çalışmalar yapmaz bir tarafa, bir de Kamu-Sen’in 5 Ekim’de açıkladığı Eylül 2013 Asgari Geçim Endeksi verilerine bakalım:

“Buna göre dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürmesi için gerekli olan rakamı ifade eden asgari geçim haddi, 3 bin 631,08 TL olarak hesaplandı.

Bir kişinin yalnızca sosyal yaşam içinde hayatta kalmasını sağlamak için gerekli olan en düşük miktarın belirlendiği açlık sınırı ise bir önceki aya göre 10,77 TL artarak 1403,94 TL’ye ulaştı.” Kamu-Sen.

***

Emekli Kd.Bçvş.un maaşı: 1359 TL, bir kişi için açıklanan açlık sınırının da altında.

Emekli Kad.Kd.Bçvş.un maaşı: 1473 TL, bir kişi için açıklanan açlık sınırının 70 TL üzerinde.

Emekli 2.Kad.Kd.Bçvş.un maaşı: 2093 TL, bir kişi için açıklanan açlık sınırının 690 TL üzerinde.

Emekli assubay bir kişiden mi ibaret?

Onun eşi, çocuğu, torunu yok mu?

Olamaz mı?

Yoksa, olmamalı mı?

***

Silahlı kuvvetlerdeki meslek yaşamı sorumluluklarla geçmiş, ailesiyle birlikte yurdun dörtbir yanında görev yapmış assubaylara ve ailelerine rahat bir yaşam hayal.

Assubaylara yönelik olarak muvazzaflık dönemi sonrasında, emekliliklerinde de reva görülen bu maaş adaletsizliğini sürdürenler; meydana getirmiş oldukları gelir adaletsizliği yoluyla, bir statüyü rahat ettirirken, mesleki yaşamı zorluklarla, sorumluluklarla geçmiş olan assubayları adeta ezmeye devam etmektedirler, denilebilir.

  • Emekli assubay ve aileleri bu maaşlarla nasıl yaşasın?
  • Bu adaletsizlik nereye kadar?

Milletin Vekilleri ve Astsbuay

 

1923, 2596, 499 ve 4699 derken, başladığı yerde bitdi!..

1923 ile Milletin vekili verdi. 2596 ile darbeci Millî Güvenlik Konseyi’nin eli kanlı 5 subayı geri aldı.

Gasbetdikleri az geldi arsız subaylara. Zal Mahmut lâkabıyla maruf subay emeklisi kerizci Cumhurbaşkanıurun ha!” deyip ferman çıkarmışdı bir kere! 499 ve 4699 ile subaylar son darbeyi urup hakkımızdan “1 kademe daha” gaspetdiler...

Bu darbeyle, doğduğu yerde öldürüldü. Tıpkı Âdem (a.s)’ın oğullarından Kabil’in kışkançlık sebebiyle garındaşı Habil’i öldürdüğü gibi!..

Başbakanlık föterini giydi, astsubaya “1 derece” verdi. Cumhurbaşkanlık föterini giydi, astsubaydan “1 kademe” geri aldı.

Önce “1 derece” verdiler. Sonra geri aldılar. Bir gün geldi bu kez de “1 kademe daha” gasbetdiler.

16 Nisan 2008’de 1/4’ünü verdiler. Ertesi gün geri aldılar. 4 sene sonra geri verdiler.

Şu gel-git, şu ver-al, şu yaz-bozlara, şu fırfırlığa, şu kararsızlığa, şu dönekliğe bir bakar mısınız?..

Tam bir muammâ değil mi? Memuruyla subayıyla devlet adamı sıfatını haiz haysiyet fukarası edepsizlerin yüksek öğrenimde intibak konusunda biz astsubaylara atdığı bu kazığın esasını anlamak için gelin bu muammanın gözüne ucu sivri nodullu bir üvendire batıralım! Batıralım da eyyâm-ı bahurun hüküm sürdüğü şu mübârek Ramazanda kim ne halt etmiş herkes görsün, herkes bilsin garayağız yiğitler?..

İşbu Makâlemizin Maksadı;

Astsubayı Taşlamak isimli girizgâhımızı takiben Cumhurbaşkanı ve Astsubay, Anayasa Mahkemesi ve Astsubay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay ve Genelkurmay Başkanlığı ve Astsubay isimli makâlelerimiz evveli heftelerde sevenleri ile kucaklaşdı. Pek muhterem çilekeş hanımları ve kıymetli çocuklarıyla birlikde sayıları milyonlar eden emekli ve muvazzaf astsubaylara ve okuyanlarına hayırlı, kademli olsun!

Astsubayı Taşlamak isimli makâlemizde 30 Mayıs 2013 Perşembe günü siz kıymetli kariler ile kavilleşdiğimiz üzere, sıra geldi tefrikanın altıncı ve son halkasına. Milletin Vekilleri ve Astsubay ismiyle maruf işbu makâlemiz de çok şükür emekliassubaylar.org sitesinde matbuat dünyasına gözlerini bugün açdı...

Bu makâlemizde;

  • T.C. Ordusunun yüksek öğrenim gören astsubaylarına 1923 sayılı Kanun ile 1975 senesinde T.B.M.M.’nin verdiği “devlet memurlarına kıyasen 1 üst dereceden” maaş intibak hakkının gasp edilmesinde ihtilâlci artığı Millî Güvenlik Konseyi’nin 1982 senesinde biz astsubaylara vurduğu darbeler silsilesinin son halkasına bir bakış atacağız.
  • Anayasa’dan neşet eden bu meşru hakkımızın gasp edilmesi yetmezmiş gibi, astsubayın yüksek öğrenim hakkına, zamanın Genelkurmay Başkanının 1993 senesinde vurduğu nihâî ve öldürücü darbenin üsdünde biriken bir barmak kalınlığındaki türâba şöyle derinden bir püf diyeceğiz.
  • T.C. Ordusunun astsubaylarının yüksek öğrenimden neşet eden intibak hakkının gaspedilmesi vetiresinde 1923 sayılı Kanun’un devamı niteliğinde olduğundan bize verilen intibak hakkını iptal eden 2596 sayılı Kanun’u ve söz konusu hak gasbını daha da derinleşdiren 499 sayılı KHK ile 4699 sayılı Kanun’u tetkik edeceğiz. Ve bu Kanun’lar vasıtasıyla biz astsubaylara yapılan orostopolluklar silsilesinin küf ve namertlik kokan sayfalarını şöyle bir karıştıracağız.
  • Yüksek öğrenim maaş intibakı bakımından astsubayların 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tefrik edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfından memur olduğuna hükmeden Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 16.9.1981-12.2.1982 tarihleri arasına denk gelen 5 aylık sürenin herhangi bir gününde verdiği rezil kararın izlerini süreceğiz.

Şunları Hatırlayalım!

  • Çoban Sülü’nün Başbakan olduğu 39’uncu hükûmet, 1923 sayılı Kanun’u 1975 senesinde Meclis’den çıkartdı. Bu Kanun ile T.C. Ordusunun yüksek öğrenim gören astsubaylarına “devlet memurlarına kıyasen 1 üst dereceden” maaş intibak hakkı verdi.
  • Anayasa Mahkemesi tam 1 yıl sonra, 1976 senesinde söz konusu Kanun’un bu hükmünü iptâl etdi.
  • 1976 senesinden 1982 senesine kadar geçen zaman içinde astsubayların yüksek öğrenimde intibak hakkı konusunda yeni bir düzenleme yapılmadı. 6 senelik bu süre içinde astsubaylar, devlet memuruna emsâl kabul edilerek intibak işlemi yapıldı.
  • 12 Eylül subay darbesinin arifesinde, Millî Güvenlik Konseyi bütün işini gücünü bırakdı ve astsubayların yüksek öğrenim intibak meselesini çözmek (!) için kolları çemreyip fazla mesai yapdı.
    Başkanlığını zottirik’in yapdığı bir oturumda, 12.2.1982 tarihinde 2596 sayılı Kanun çıkartdı. Bu Kanun ile 926 sayılı TSK Personel Kanunu madde 137’ye, c fıkrasını ekledi. Bu düzenleme neticesinde astsubayların emsâlinin, devlet memuru olduğu Kanunlaşdı. Yüksek öğrenim gören devlet memuruna ne kadar veriliyorsa astsubaya da o kadar verilecekdi. Böylece astsubay, devlet memuru ile “eşit” duruma getirildi.
  • Astsubayların “devlet memuru” olduğuna karar verdikleri ve astsubayın “1 üst dereceden” intibak hakkını gasp etdikleri bu oturumda, “bizim oğlanlar” beşlisi, “makam tazminatı” ismini verdikeri yeni bir mama keşfetdiler kendileri için. Aynı Kanun’a Ek Madde-18’i ilave etdiler. Böylece Cumhuriyet tarihinde bir ilk olmak üzere subaylar için “Makam Tazminatı” adı altında yeni bir tazminat peydahladılar. Makam tazminatı konusunda astsubaylar “yok” sayıldı.
  • 1982 senesinden 1993 senesine kadar geçen sürede yüksek öğrenim gören astsubayların maaş intibakları devlet memurları emsâl kabul edilerek yapılmış olmalı.
  • 1982 senesinden tam 11 sene sonra pek tuhaf bir gelişme zuhur eyledi. Esbab-ı mucibesi her ne ise rüzgâr, astsubayların aleyhine esmeye başladı. Sayın Tansu ÇİLLER Başkanlığındaki 50’nci hükûmet, 9.8.1993 tarihinde 499 sayılı KHK’yi imzalayıp meriyyete koydu. Ve T.C. Ordusunun astsubayının yüksek öğrenim hakkına o güne kadar hiç görülmemiş türden bir darbe vurdu.

Bu Kanun hükmü ile yüksek öğrenimde intibak konusunda astsubayların bu kez de “devlet memuru ile emsâl olmadığına” hükmetdiler. Böylece astsubaylar, intibak konusunda devlet memurlarının da aşağısına düşürüldü.

499 sayılı KHK’nin meriyyete girdiği 1993 senesinden buyana yüksek öğrenim gören astsubayların maaş intibakı devlet memurlarına göre “1 kademe aşağıdan” yapılıyor.

Sebebi her ne ise yüksek öğrenimde intibak konusunda geçen zaman içinde astsubayların aleyhine olmak üzere devamlı bir kötüye gidiş var. Sürekli bir hak gasbı var. Siyasetcisiyle subayıyla idare yeni haklar vermek şöyle dursun biz astsubaylara daha önce verilen hakları bir bir geri alıyorlar.

İyi İnsan, İyi Amel!..

Allah, insanları iyi âmel üzere yaratmış dediydik evvelki kelâmlarımızda. Bu sebepdendir ki insanların iyi, güzel, faydalı ameller etmesi beklenir. Bu cümleden olmak üzere pek tabidir ki; veren el, alan elden üstündür; yapan adam, bozan adamdan kıymetlidir; mert kişi, nâmert kişiden yücedir; iyilik yapan, kötülük edenden faziletlidir; doğuran kul, öldüren kuldan mübarekdir, azizdir.

Edep sahibi, vicdân ehli, yüreğinde Allah korkusu, insan sevgisi ve şaşmaz yanılmaz kuvvetli bir adâlet duygusu taşıyan bir kısım civanmert ve hamiyyetperver millet vekili; daha iyiye, daha âdil ve hakkâniyetli paylaşıma doğru koşdu zamanın bir behrinde.

Çünkü bu vekiller biliyordu ki Türk Ordusu; dünyanın en kavi, en donanımlı ordularından birisiydi.

Çünkü bu vekiller biliyordu ki; “ordu, midesinin üstünde ve fakat astsubayların sırtında yürür idi

Orduyu, ancak cephenin en önünde harp eden askerler kahramanlaşdırır. Sığınaklara çömelip cenk edenleri menzil dışından dürbün ile temâşâ eyleyenler değil! İlk cümlenin yüklemine “kim” sualini sorarsanız, cevap olarak “astsubay”ı bulursunuz. Aşağıdaki satırlarda bahsedeceğimiz vecizinde Atatürk de öyle demiyor mu?

image003Önderliğini sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın yapdığı bu vekiller görmüşlerdi ki; 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın gerçek kahramanları; cephenin en önünde, Mehmetciğin başında, Yonan gâvuruyla burun buruna, diş dişe, can cana cenk eden T.C. Ordusunun astsubayları idi. Elini, kolunu, ayağını, bacağını ve nihâyet biricik canını, kendinden aziz ve mukaddes bildiği vatanı uğruna gözünü kırpmadan fedâ etmişdi astsubaylar.

Dünya’nın en kavi ordusuna da dünya’nın en iyi, en donanımlı astsubayı yakışır dediler. Öyleyse dünya’nın en iyi astsubayını yetiştirmek için ne icâb ediyorsa biz yapmalıyız diye düşündüler. Ve bunu yapmanın şerefi bu Meclise ait olmalı diye hep beraber kavilleşdiler.

Bu nokta-i nazardan bakıldığında; zamanın 39’uncu Hükûmetin Başkanı Çoban Sülü, lengeli fötür şapkasını alışkın olduğu üzere bir kere daha alıp gitmeyi değil fakat astsubayların bu hakkı alması için kellesini bile vermeyi göze aldı.(¹)

Bu ulvî düşünceden hareket eden vekiller, devletden bir kuruş yardım almadan, kendi parasıyla yüksek öğrenim tamamlayan astsubaylara, devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” maaş intibakı veren 1923 sıra sayılı Kanun’un 37 inci maddesini 3.7.1975 senesinde T.B.M.M.’de kabul etdiler. (Bkz. ↓)

image009

Çünkü bu vekiller biliyordu ki “Ben, bu orduyu astsubaylar ile de idare ederim!” diyen Başbakanı bu memleketin bölücü ve irticaî subayları idam etmişdi.

Zamanın mangal yürekli yiğit Milletvekilleri de verdikleri bu karardan dönmemek üzere İspanya Fâtihi Ziyad’ın oğlu Tarık’ın yapdığı gibi, gemileri kendi elleriyle yakdılar hasbiden.

Bu faziletli ve mukaddes hakikâtlerin rehberliğinde yola çıkan Türk Milletinin vekilleri, T.C. Ordusunun astsubayının eğitilmesi, çağın gerekdirdiği bilgi ve maharet ile mücehhez olması ve neticeten dünyanın en iyi astsubayı olması yönünde mesai yapdı. Nefes tüketdi, ter dökdü, emek harcadı, çaba sarfetdi...

Meşin Vicdân ve Meşin Cüzdân!..

Fakat darbeci alabacak birkaç subay ve bu gürûhun dümen suyunda kayık yüzdüren eyyamcı milletvekilinden hâkimine kadar diğer bir kısım memur da meşin cüzdânı uğruna meşin vicdânlarını karartdı.

Bütün bu güzelliklere, tekâmüle matuf çabalara engel olmak için hiç utanmadan rahvan rahvan koşan bu darbeci subayların kuyruğuna takıldı. Ve T.C. Ordusunun astsubayının dünyanın en iyi astsubayı olmasını engellemek için ellerinden gelen orostopolluğu arkalarına koymadı. Şerefini ve izzet-i nefsini ekmeğine katık etdi arsızca. Bölücü subaylara dalkavukluk ve yalakalık yapmak için bütün bu haksızlıkları, kanunsuzlukları ve edepsizlikleri yapmakdan geri durmadılar. Darbeci utanmaz subaylara şirin görünüp o koca işkembelerine devlet kesesinden sadece biraz daha ılık mama akıtmak için...

Kötülük, sonunda iyiliğe teslim oldu! Hattâ kötülük, iyiliğe Meclis binasında ve milletin gözleri önünde alenen tecavüz etdi!.. Haset-fitne-fesat üçlüsü birlik olup adâlete galebe çaldı! Ve ne yazık ki ecnebî folimlerinde olduğu üzere, hikâyenin sonunda gene kötüler gâlip geldi!

Bugüne kadar Öğrendiklerimiz

T.C. Ordusunun astsubayına yüksek öğrenimde devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” maaş intibak hakkını veren 1923 sayılı Kanun’un meşhur 37’inci maddesinden bahsediyorum. Bir başka ifadeyle, 926 sayılı T.S.K. Personel Kanun’u 137’nci maddesinin c fıkrası...

image0111923 sayılı Kanun Meclis’de kabul edilip Resmî Gazetede neşredildikden sonra tam 7 ay boyunca tatbikata konulmadı. Zamanın Millî Savunma Bakanı Sayın Ferit MELEN, Kanun hükmünü işletmemek için ayak sürüdü... Zamanın Genelkurmay Başkanı bu Kanun’unu baltalamak, savsaklamak ve nihâyet tatbik etmemek için elinden gelen orostopolluğu ardına koymadı.

image013Bu dümeni farkeden Antalya’nın hamiyyetperver ve cin göz Milletvekili Sayın Ömer BUYRUKÇU, Kanun’u niye tatbik etmiyorsunuz diye Meclis’e okgalı bir soru önergesi verdi. Bu tarihde Genelkurmay İkinci Başkanı sıfatını taşıyan Zottirik labıyla maruf darbe sanığı subay, bu Kanun maddesini iptâl ettirmek için ağzından salyalar akıtarak karargâhda iştahla fazla mesai yapdı. Anayasa Mahkemesine ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesine emirler, talimatlar gönderdi. Daha sonra da gecekondu inşa eder gibi kendi elleriyle teşkil etdiği M.G.K.’nin başına kendi tayin etdiği zamanın Başbakanı ve subay emeklisi emir eri Bülent ULUSU’ya emirler yağdırdı. (bkz.)

İptal edilmesine kadar geride kalan 5 aylık sürede ise T.C. Ordusundan sadece 17 astsubay bu hakdan istifade edebildi.

Bu Kanun’a göre;

  • T.C. Ordusunda  yüksek öğrenimde “bir üst derece intibak hakkından ilk istifade eden” ve
  • “Birinci derece dördüncü kademeye ilk terfi eden astsubay”, 1964 neşetli yiğit büyüğümüz Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Sayın Mehmet KAYALI’dır.

80’li yaşına rağmen Keşişdağı’nın kışın karlı, yazın dumanlı şâhikalarında kaplan gibi tek başına gezerek bir aşağı bir yukarı koşdurup sivrisineklere tereyağ, arılara hâlis çambalı kusduran ve hattâ azgın tekelerden süt çıkartan bu meslek çınarımızın bu vesileyle bir kez daha elinden öper, ailesiyle birlikde kendisine sağlıklı ve uzun ömürler temenni ederim. (bkz.)

Hatırlanacağı üzere biz astsubaylara 1/4’ü, 25 Mayıs 2012 tarihinde verildi. Hem de devlet memurlarına ve subaylara verilmesinden tam 37 sene sonra. Bu tarihe kadar “T.C. vatandaşı olup da birinci derece dördüncü kademeyi alamayanlar sadece astsubaylardır” diye başda TEMAD olmak üzere biz astsubaylar her yerde lâfı güzâflar üfürdük. Hattâ bu yanlışımıza Meclis’deki konuşmalarında Milletin Vekillerini dahi ortak etdik. Demek ki ortaya atdığımız bu iddia doğru değilmiş! Demek ki TEMAD’ın galınbok Başkanları, onların yardımcıları ve biz astsubayların, 1923 sayılı Kanun’dan hiç haberimiz yokmuş. Haberi olanlar da bu hakikâti bildikleri halde bilmezlikden gelmişler.

Pişdârlığını Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Sayın Mehmet KAYALI’nın yapdığı hazır tüfek bekleyen 17 astsubay meslekdaşımız, birinci derece dördüncü kademeyi taa 1975 senesinde almışlar. Hem de kanırta kanırta. Almışlar almasına da bu hakikâti bu 17 astsubaydan başka bilen olmamış!

Birinci derece dördüncü kademeye yükselme hakkı verilmeyen tek meslek zümresi astsubaylardır” demek yerine “Astsubaylar 1976 senesinde gasp edilen hakkını geri istiyor” fikriyle meydana çıkıp hakkımızı arasaydık daha etkileyici, daha inandırıcı, daha tesirli olmaz mıydı?

Sen TEMAD olarak, sen astsubay olarak kendi davanın aslını asdarını bilmezsen kim bilecek?

1975 tarihinin hükûmeti, astsubaylara “1 derece yukarıdan” intibak hakkı verdi. Türkiye, hak hukuk bakımından 1975 senesinden daha da kötü bir durumda mı? Bugün TEMAD’ın ve bizlerin böyle bir talebi, böyle bir hedefi var mı?..

Devam edelim konumuza...

  • Zal Mahmut lakabıyla maruf emekli subay kerizci Cumhurbaşkanı Fahri beyin yalan beyanı ve sahtekârlık dolu şikayeti üzerine başlayan Anayasa Mahkemesi iptâl süreci tam 1 sene devam etdi. Ve astsubaya Milletin vekillerinin verdiği bu hakkı mevcut hakikâtlere ve insan haklarına aykırı bir şekilde Anayasa Mahkemesine iptâl ettirdi. (bkz.)
  • ayimAnayasa Mahkemesinden sonra darbe indirme sırası Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne geldi. Ahmet Davud’un oğlunu yanına çağırmak için Başkan Bubama’nın yapdığı el işaretine benzer bir el işareti yapdı Zottirik. Bu işaret üzerine önce hazırola geçip sonra tekmili birden tekmil veren AYİM’in hâkim kılıklı emir eri subay üyeleri; bilinmez bir tarihde yüksek yüksek anfilerde toplandı. Yüksek perdeden konuşdu. Meseleyi yüksek zâviyyelerden mütalâa etdi. Bilinmez bir gerekceyle AYİM, dünya hukuk tarihinin utanç listesine giren yüksek derecede kepâze bir karar verdi.

İşbu kara kararında şöyle kara bir inci yumurtaladı AYİM; “Yüksek öğrenimde intibak konusunda “Astsubaylar, asker değildir. Devlet memurudur!” Biz astsubaylar da bu zokayı yuttuk(!) tabi ki.

AYİM, karar metnini açıklamadığı için bu rezil karara imza atan emir eri hâkim subayların kim olduğunu tabiatıyla bilemiyoruz. Bu âdi ve alçak karara imza atanların kim olduğunu bilemesek de lanetimiz ve bedduamız muhataplarını bulacak inşallah! Milyonlarca astsubay ve akrabalarının nefreti ve laneti siz AYİM üyelerinin üzerine olsun? Bu karara imza atan hâkim subayların hepsini Allah tez elden helâk edecek inşallah!..

Zottirik’in Rütbe ve Makam İle İmtihanı...

Bir zaman gelir ve;

Altını, ateş ile;
Kadını, altın ile;
Adamı, kadın ile sınarlar.

Yüce Rabbimiz de her kulunu bu dünyada birşeyler ile imtihan eder. Kimine para-pul; kimine mevki-makam; kimine şan-şöhret; kimine de unvan-rütbe verir. Ve bir damla sudan hâlk etdikten sonra akıl bahşetdiği kulunu, kendi haline bırakır. Gerisi, artık kulun kendi aklına, nefsine, vicdânına, ahlâkına ve sütüne kalmışdır. Kimisi hayırlara, kimisi de şerlere vesile olur bu imtihanda kendileyin! Yapdıklarının hesabını da mizân günü Allah elbet sorar. Bu kaderden şimdiye kadar kaçabilen, kurtulabilen oldu mu hiç? Olmadı!.. Kullû nefsin zâikatul mevt, değil mi?

image016Bizim oğlanların başı” zottirik Ahmet Kenan’ı da makam ve rütbe ile sınadı şu yalancı dünyada Yüce Rabbimiz.

Fakat, ezelebed astsubay düşmanı olan ebleh Ahmet Kenan ne yapdı dostlar? Haydi, söyleyin! Aklınızdan geçeni şu fakir de biliyor! Papyonlu kedi hikâyesini duymuşsunuzdur!.. Ne olursa olsun, ne giyerse giysin, nereye giderse gitsin; ne yaparsa yapsın; kedi, kedidir. Fâre görünce hemen aslına rücû eder ve o fâreyi kovalamakdan kendini alamaz!

Zottirik Ahmet Kenan da fâre peşinde koşan kedinin yapdığını yapabildi ancak. Düşman peşinde koşacağına kendi milletinin ve kendi astsubayının peşinden koşabildi. Memlekete hizmet edeceği yerde yapa yapa darde yapdı! Çünkü kuturu buna yetiyordu. Çünkü, hamuru bu kadar idi... Çünkü Ahmet Kenan gibi harcıâlem kumaşdan çıksa çıksa zottirik gibi darbeci bir subay çıkabilirdi. Öyle de oldu!..  Çünkü kafası, basa basa ancak darbeye basdı.

Besle Gara Gargayı, Oyuversin Gözünü!..

Bir çeşni nevinden pek de bilinmeyen bir malumatı ekelim makâlemizin üzerine müsaadenizle! Böylecene belki daha rahat okursunuz. Domurcuk çayda dem, yandan çarklı dibek kahvede köpük, sıcak sahlepde tarçın niyetine bu bölüme serpişdirdiğimiz hakikât şöyle;

image018Sene, 1978... Vakit, askeriyemizin yüksek kademelerinde terfi vakdi... Sınıf arkadaşı merhum Alpaslan TÜRKEŞ’in tavsiyesi üzerine, Kara Kuvvetleri Komutanlığına zottirik Ahmet Kenan’ı tayin eden er kişi kim, biliniz bakalım? Zamanın Başbakanı Çoban Sülü. Bu atamayla Çoban Sülü, zottirik’e Genelkurmay Başkanı olma yolunu açıyor kendi elleriyle.

Gel zaman, git zaman... Al takke, ver külâh. Darbe kapıyı çalıyor... 12 Eylül darbesini yapdıkdan sonra biliniz bakalım, zottirik ilk iş olarak ne halt etdi? Kendisine Genelkurmay Başkanlığı yolunu açan kararnameye imza atan Çoban Sülü’nün bileklerine kelepce takdı hemencecik. Zottirik, Çoban Sülü’ye olan minnet borcunu, onu Zincirbozana hapsederek ödedi.

Görgüsüz birini kaymakam yapdılar! Gıcır makam goltuğuna gıçını goyup mesaiye başladığı ilk gün ne yapdı bu densiz?.. İşde zottirik de benzerini yapdı, lengeli fötürlü Çoban Sülü’ye!..(²)

Çift ikramiye ile emekli(³) olmak hayali kuran ebleh bir subayı Ege yöresinin tarlalarından şevketibosdan kopardır gibi kulağından tutup terfi ettirirsen işde böyle olur Sülü Çoban. Yemlersen böyle hain gara gargayı, oyuverir gözünü!

image020Zottirik, makam ve rütbe ile sınanırken azması için Allah o’na “koş ya kulum Ahmet Kenan!” dedi. Zottirik azacak, böylece cehenneme girmeyi sağlama bağlayacak idi peşinen. İmdi o artık hem Dövlet Başkanı hem Genelkurmay Başkanı hem de darbe artığı Millî Güvenlik Konseyi’nin Başkanıydı. Aslında başka başkanlıkları da var da bu makâlemizde saymaya değmez! Dövlet kademesinde üsdüne oturacak başka başkanlık da kalmadıydı zaten. Ne de olsa üstüne çöreklendiği Türkiye Cumhuriyeti’nin en kudretli ve tek adamıydı. Beslemeden asdığı asdık, beslemeyip de kesdiği gene asdık idi! Ali ezen, kelle kesen idi. Köpeksiz, hem de sahipsiz memleket bulduydu nasılsa. Eteğine dolanan diğer “bizim oğlanlar” ile beraber değneksiz dolaşıyordu arsızca.

Verildiği Yerde Geri Alındı!..

Darbeci subaylar ve onların gıçını yalayan bazı devlet memurlarının ayak oyunlarına meze olup oradan oraya sürüklenen, örselenen, hırpalanan, tepiklenen, itilen kakılan bu Kanun maddesinin idam sephasına giden işkence ve çile dolu serüveni 1975 senesinde T.B.M.M.’de başladı! Ve başladığı tarihden tam 7 sene sonra gene aynı yerde kurulan dârağacında hitâm buldu! Sandalyeye tekmeyi de zottirik atdı netekim.

T.C. Ordusunun astsubayına yüksek öğrenimde “1 üst dereceden” intibak hakkı veren Kanun’un başına gelenler çiğ tavuğun, pişmiş kellenin, haşlanmış hindinin, kızartılmış kazın hattâ fırınlanmış kuzunun bile başına gelmedi.

T.B.M.M.’nin biz astsubaylara 1975 tarihinde verdiği hakkı, Zal Mahmut lakabıyla maruf kerizci Cumhurbaşkanı Fahri beyin fıştaklamasıyla önce, 9.7.1976 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin meşin suratlı, ve emir eri gibi davranan birisi gugu çiçeği kılıklı asker olmak üzere 7 hâkimi “kısmen” iptâl etdi. Bir başka ifadeyle, bu Kanun maddesinin hükmünü kelimenin tam anlamıyla iğdiş etdi.

1923 sayılı Kanun’un 37'nci maddesindeki hüküm ile, yüksek öğrenim tamamlamış astsubayların maaş intibakları, devlet memurlarına kıyasen “1 derece yukarıdan” yapılacak idi. 1976 senesinde, Anayasa Mahkemesi bu hükmü iptâl etdi. Yüksek öğrenimde intibak hakkı bakımından astsubayların, devlet memurları ile “emsâl” olduğuna karar verdi.

Bilâhare, 12 Eylül subay darbesinin esdirdiği kapuska kokan rüzgârını ve zottirik’in kaba gücünü arkasına alan Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, 16.9.1981 ile 12.2.1982 tarihleri arasında bir tarihde gizli bir celseyle toplandı. Bu toplantının tarihini bugün dahi bilemiyoruz. Çünkü, bu toplantıda verdiği kararı bugün bile AYİM’in hâkim kılıklı subaylarının yüreği açıklamaya yetmiyor. Arsızca saklıyor bizden.

Bu gizli celsede, “Astsubaylar; asker değildir! Bilâkis, devlet memurudur” şeklinde mesnetsiz ve sapkın bir karar tesis etdi. Ve astsubayın hakkına bir darbe de AYİM vurdu. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay isimli makâlemizde fâş etdiğimiz üzere, AYİM’in bu konuda verdiği meş’um kararının gerekcesinin de ne olduğunu bugün dahi bilemiyoruz.

Bildiğim kadarıyla AYİM, re’sen dava başlatamıyor. Öyleyse bu kararı vermesi için AYİM’e birisi dava açmış olmalı? Anayasa Mahkemesine verdiği yalan yanlış dolu beyanında astsubayın aleyhine takındığı tavrına bakılırsa davayı sanki M.S.B. açmış gibi görünüyor. Mahkemede davalı kim idi? Davacı kim idi? O zaman itibariyle bile emeklisi muvazzafıyla sayısı 150.000 bin civârında olan astsubaylar adına bu davayı kim, hangi hukûkî gerekceye istinaden nasıl başlatdı ve karara bağladı?

Kanunlara ve nizamlara mehel karar veren bir mahkeme, kararını saklamaz! Dünyaya fâş eder, değil mi? Astsubayın maaşı hakkında AYİM’in verdiği bu karar, kimse korkmasın, kainat sırrı değil neticede. T.B.M.M.’nin gizli celse tutanakları bile kendi örütbağ sitesinde cümle âleme tellâlsız ilân ediliyor bugün. İnsan, kendini utandırmayacak bir şeyi niye saklar? Bizlerden bu kararını bugün dahi sakladığına göre AYİM’in bu karar gerekcesi konusunda bir kuyruk acısı var. Veya eteğinde goçdaş şağı büyüklüğünde daşlar var. Ya da bu kararda AYİM’i bugünün koşullarında zor durumda bırakacak başka orostopolluklar gizli. 

Ben, bu karar metnini istemek için M.S.B.’ye iki kere dilekce gönderdim. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Astsubay isimli makâlemizde bahsetdiğimiz üzere AYİM, bu karar metnini vermeye tenezzül etmedi.

Üçüncü dilekcemi Başbakanlık BİMER’e gönderdim. M.S.B. verdiği cevapda şöyle diyor; “Talep etdiğiniz karar metnine AYİM’in internet sayfasından ulaşabilirsiniz.” Ben dilekcemde, karar metninin tarih ve numarasını talep etdim. Karar tarih ve numarasını bildirmek dururken M.S.B.’nin verdiği cevaba bakar mısınız? İyi niyetli ve samimi geliyor mu size? M.S.B.’den bir albayın imzalayıp gönderdiği bu cevabın devlet ciddiyeti ile alâkası var mı?

M.S.B’nin verdiği bu cevabın doğru olması ihtimâli bencileyin pek düşük de olsa merak edenlerin bakmasını rica ediyorum. Bu kararı gerçekden orada yayınlıyorlar mı acap?

Demidir, zülfü yâre dokunalım bu arada ve soralım! TEMAD sitesine farklı zamanlarda iki kere yazı gönderip sordum. Lâkin cevap alamadım. AYİM’in bu karar metninin bir örneği TEMAD’da var mıdır acap? Yoksa şayet, TEMAD’ın elde etmek niyeti var mıdır? Bu karar metnini elde etmek için TEMAD bugüne kadar herhangi bir hukukî işlem yapmış mıdır?..

Daha sonra AYİM’in aldığı bu kararı emir telâkki eden zamanın darbe artığı Millî Güvenlik Konseyi’nin beş generali devlet işini, orduyu sevk ve idare görevini bir yana bırakdı. Astsubayın bu hakkını gasp etmek için 12.2.1982 tarihinde 2596 sayılı Kanunu çıkartdı. Bu düzenleme ile astsubayın yüksek öğrenim hakkını 1975 öncesine ircâ etdi. Daha doğrusu gasp etdi. Bu Kanun maddesiyle Millî Güvenlik Konseyi, yüksek öğrenimde intibak konusunda astsubayların  “devlet memuruyla eşit hakka” sahip olduğuna karar verdi.

İmdi, burada mis gibi kokan demli domurcuk çayınızdan, yandan çarklı dibek kahvenizden ya da sıcak sahlebinizden büyükce bir yudum hüpletin. Bu arada da aşağıdaki belgelere yakından bir nazar eyleyin.

Bugün Öğreneceklerimiz

Zal Mahmut lâkaplı Cumhurbaşkanı kerizci Fahri beyin ricasını emir telâkki eden Anayasa Mahkemesi, hukuk kaidelerini ve meslek ahlâkını ayaklar altında çiğnemekde beis görmedi. Ve subay emeklisi Fahri beyin buyruğunu hemen yerine getirdi. Yüksek öğrenim görmüş astsubaylara, devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” intibak hakkı veren T.B.M.M.’nin 1923 sayılı Kanun’unun 37’nci maddesinin ilgili hükmünü iptâl etdi.

Görevi yerine getirmenin keyfiye coşan Anayasa Mahkemesi, bu Kanun maddesine bir darbe vurması için AYİM’e havale etdi. Astsubaya vurulan darbeler silsilesinde AYİM, kapalı kapılar ardında gizli bir celsede aldığı bir karar ile “astsubayların asker değil fakat devlet memuru” olduğunu keşfetdi. Bu kararın ardından AYİM, astsubayları hedef gösterip topu zamanın Başbakanı subay emeklisi Bülent ULUSU’ya yuvarladı.

T.C. Ordusunun astsubayına darbe indirme sırası imdi darbeci bizim oğlanların işgâl etdiği Millî Güvenlik Konseyi’nde idi. Alışkanlık işde, can çıksa da huy çıkmıyordu! Aldığı bu kafa pasını zottirik’in parmak işaretiyle emir telâkki eden zamanın Başbakanı subay emeklisi Bülent bey, AYİM’in verdiği emri derhâl yerine getirmek üzere hemen kolları sıvadı. 16 Ekim 1981 tarihinde, tarihe dikkat buyurunuz, emir eri Bülent bey, Millî Güvenlik Konseyi’ne bir dilekce verdi ve şöyle dedi (Bkz. ↓);

image024

Yukarıdaki evrakda yazanlara lutfen pür dikkat ediniz muhterem astsubay silahdaşlarım!... Tâbiri câizse emekli subay Bülent bey bu dilekcesiyle mandanın mâbadına suyu gaçırıyor!..

AYİM’in biz astsubaylardan saklamaya çalışdığı bir bilgiyi subay emeklisi Başbakan Bülent ULUSU burada fâş ediveriyor kendiliğinden! İstermisiniz? AYİM’in bizlerden köşe bucak sakladığı karar gerekcesi yukarıdaki evrakda görülen yalan ifadelerden ibaret olsun! Öğreneceğiz elbet!

Hemen ardından Meclis Plan ve Bütce Komisyonu devreye giriyor. 22 Ocak 1982 tarihinde Millî Güvenlik Konseyi’ne bir evrak gönderiyor ve şöyle diyor (Bkz. ↓);

image025

Yukarıda temâşâ eylediğiniz evrak mucibince ve AYİM’in emriyle harekete geçen 44’üncü Hükûmetin Başbakanı subay emeklisi Bülent bey ve Bülent beyin parmak işaretiyle hazırlığa başlayan Meclis Bütce Plan Komisyonu, astsubayın yüksek öğrenim hakkını iğdiş etmek için kolları sıvadı. Ve devletin mesaisini, kağıdını, mürekebini astsubayın hakkını gasp etmek için hovardaca harcamaya koyuldu.

Millî Güvenlik Konseyi, darbeci başı zottirik başkanlığında toplandı ve 7 sene evvel zamanın T.B.M.M.’sinin verdiği kararın bu kez tam aksi yönünde bir karar verdi.  Ve “Astsubaylar asker değil, devlet memurudur” diyerek 1923 sayılı Kanun hükmünü 2596 sayılı Kanun’un 1/c maddesiyle 12.2.1982 tarihinde iptâl etdi. (Bkz. Madde 1/c ↓)

image033

TEMAD’a Duyurulur!..

image034Basında sık sık bahsi geçiyor. Görüyoruz ki 12 Eylül darbesini yapan bizim oğlanları yargılıyorlar. Hem darbeci subaylar yargılanıyor hem de yapdıkları 82 Anayasası yargılanıyor. Bu Anayasa’ya karşı nefret o düzeye geldi ki artık kimse sahiplenmiyor. Hukukcusuyla siyâsetcisiyle insanların kâhir ekseriyeti gayri meşru kabul ediyor. Muhalefetiyle iktidarıyla bütün milletvekilleri zottirik’in yapdığı bu Anayasa’yı kökden değiştirmeye çalışıyor.

Madem ki 82 Anayasa’sının bugün itibariyle gayri meşru olduğu yönünde kuvvetli bir kanaat var öyleyse bu Anayasa’yı yapan iradenin arkasındaki Millî Güvenlik Konseyi’nin mevcudiyeti ve kabul etdiği Kanunlar da gayri meşrudur.

Şu hakikâti herkes görsün, herken anlasın! T.B.M.M.’de vekillerin toplandığı salonun duvarında doksan seneden beri ne yazıyor? Hâkimiyet (Egemenlik) Kayıtsız Şartsız Milletindir! Peki, bu darbeci eli kanlı 5 subay Milletin hâkimiyetini temsil edebilir mi? Asla temsil edemez!.. Çapları, kuturları, bilgileri, kumaşları ve hele hele yürekleri yeter mi? El cevap; asla yetmez!..

Öyleyse yiğit astsubay meslekdaşlarım, 12 Eylül subay darbesi ne kadar gayri meşru ise yukarıda gördüğünüz darbeci 5 subayın yapdığı 2596 sayılı Kanun da o kadar gayrimeşrudur. Darbeci subaylar, Yüce Türk Milletinin ve Meclis’in irâdesini ayaklar altında çiğnereyerek bu Kanun’u çıkardılar. Bir başka ifade ile bu Kanun alenen gayri meşrudur.

Darbeci subayların yapdığı darbe ve darbe mahsulü Anayasa bugün ne kadar tartışmaya açık ise bu Kanun da o mertebede tartışmaya açıkdır. TEMAD, bu fikirden hareket ederek bu Kanun maddesinin iptâli yönünde derhâl hukukî bir hamle başlatmalıdır.

Astsubaylar Bahane, Subaylara Makam Tazminatı Şahane!..

Darbe yapıp Genelkurmay Başkanlığı’nin  üzerine çöreklenen eli kanlı 5 subay, bildik bir çirkefli tezgahı sahneye koydu. Gene bir zarf ve mazruf orostopolluğu!  Olmadı astsubaya, oldu subaya!..

Astsubay, bahâne; subaya, şahâne! Astsubayın yüksek öğrenimden neşet eden “1 derece yukarıdan”  intibak hakkını gaspeden darbeci subaylar, 27 maddelik aynı Kanun torbasının içine, kendileri için çifte kaymaklı bir makam tazminatı sakladı, iyi mi? Hem de damga vergisi hariç, sair bütün vergilerden muaf olmak şartıyla (Bkz. Ek Madde 18 ↓).

image039

Yukarıda mezkûr Kanun hükmünün Ek Madde 18’inde görülen cümlede yazılı iki hususa yakından bakınız.

Birincisi, Kanun’un kabul edildiği oturumu yöneten Başkan’ın kim olduğuna dikkat duyurunuz.

İkincisi, sadece Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarına tazminat verilmiş, çok değil demeyiniz! Bakınız neler olmuş müteakip yıllarda;

1 12/2/1982 tarihli ve 2596 sayılı Kanunla 926 sayılı TSK Personel Kanununa eklenen Ek 18 nci madde ile Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanına makam tazminatı ödenmesine imkân verildi.

2 26/6/1984 tarihli ve 241 sayılı KHK’nin 39’uncu maddesi ile Orgeneral ve Oramiral rütbesindeki subaylar da makam tazminatı kapsamına dâhil edildi.

3 24/12/1986 tarihli ve 265 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesi ile Ek 18’nci madde değiştirildi ve makam tazminatı general ve amiral rütbesindeki personelin tamamına teşmil edildi.

4 09/04/1990 tarihli ve 418 sayılı KHK’nin 21’inci maddesi ile 926 sayılı TSK Personel Kanununa V sayılı Makam Tazminatı Cetveli eklendi ve kıdemli albaylara da makam tazminatı ödenmeye başlandı.

5 27/12/1991 tarihli ve 475 sayılı KHK’nin 10’uncu maddesi ile anılan Cetvelde yer alan “kıdemli albaylar” ibaresi “albaylar” olarak değiştirilerek, albay rütbesindeki subayların tamamına makam tazminatı ödenmeye başlandı.

6 13/07/1993 tarihli ve 486 sayılı KHK ile de kıdemli albaylar ve albaylar için farklı makam tazminatı göstergesi tespit edildi. Aynı rütbede olan subayların farklı makam tazminatı alması bakımından dikkat çok çeken bir durumdur.

7 19/12/1996 tarihli ve 568 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesi ile 926 sayılı TSK Personel Kanununa ekli V Sayılı Makam Tazminatı Cetveli değiştirilerek, yarbay rütbesindeki subaylara da makam tazminatı ödenmeye başlandı.

Nasıl? Mükemmel kerre mükemmel bir dümen değil mi?

Sadece subaylara verilen her türden işbu tazminatlar konusunda şu fakirin dikkatini celbeden bir bit yeniği var. Size anlatayım;

Bilginiz üzere KHK’ler, kısa yoldan amaca ulaşmak için olağanüsdü hallerde başvurulan kesdirme bir hukuk yordamıdır. Meclis’in gerçek iradesini asla temsil etmez. Zamanın hükûmetlerinin bu hususu sulandırıp hiç lüzumu yokken tomar tomar KHK çıkartması Anayasa Mahkemesinde sık sık dava konusu edilmiş. Yapdığı inceleme sonucunda dava edilen KHK’lerin önemli kısmını Anayasa Mahkemesi iptal etmiş.

Fakat subayların cebine çeşit çeşit tazminat girmesi için çıkartılan KHK’lerin bugüne kadar hiç birisine kimse dokunmamış. Hiçbirisi dava konusu edilmemiş. Şayân-ı dikkat bir vaziyet, değil mi?

Yüksek öğrenim gören astsubaya verilen intibak Kanunu’nu fener bosdanındaki teveğin dibinden daş ayıklar gibi arayıp bulan ve iptâl eden Anayasa Mahkemesi, subayların elvan çeşitli tazminat KHK’lerine niye dokunmaz?image041

Çekirge ve Subay!..

Çekirge istilâsını bilirsiniz. Yüz milyonlarcası sürü halinde aynı anda saldırır! Ortalıkda ne bulursa bir iki dakika içinde sömürür, yer bitirir. Hattâ kendi ölülerini bile!.. Hızlı bir istilâ biçimidir. Seyretmekden başka bir şey gelmez insanın elinden.

Lâkin hızlı istilâ etmenin kötü bir tararfı vardır; hemen fark edilir!

Hızlı istilâ etmenin bu mahzurunu bilen Genelkurmay Başkanımız ve kuyruğuna takdığı Millî Savunma Bakanımız, makam tazminatı  konusunda hiç acele etmedi. Çünkü kendileri çekirgeden akıllılar ya! 12 Eylül subay darbesinden sonra memleketi zapt-ü rapt altına alıp idarenin üzerine yuvalanan zottirik; Dövlet Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Konseyi Başkanı, Bülbül Ötüşlü Kanarya Sevenler Derneği Başkanı ve Nü Ressamlar Derneği Başkanı olduğu bir zamanda Kanunları dulda köşelerde kısdırdı. Ve “bizim oğlanların” el kaldırıp indirmesiyle subaylara tazminat veren 2596 sayılı bu Kanun’u 1982 senesinde kabul etdiler.image042

Astsubayın yüksek öğrenim kıdem hakkını gasbetmek için kalkan eller bu kez de subaylara makam tazminatı vermek için kalkdı. Kendileri çaldı, kendileri oynadı!

Allah rahmet etsin! Kervan, yolda düzülür dediydi babamın anası Emsâl ebem. İpdil bir Kanun çıkart. Gerisi gelir nasılsa. Alışmış, gudurmuşdan beterdir, değil mi? Bu Kanun’a yaslanarak kısa yoldan 6 dane daha KHK çıkart ve Kanun’u ilisdire çevir.

Kendi çıkartdıkları bu Kanun’u dayanak gösterip hemen hemen her sene gizliden gizliye birer KHK çıkartdılar. İstilâyı, afedersiniz, makam tazminatını böyle yaparak hem zamana yaydılar hem de Kanun’da tazminat hakkı olmayan subaylara teşmil etdiler. Ve böylece Meclis gündemine taşımadan, görüşmeden sadece kulislerde ayartdıkları Bakanların imzasıyla gizlice kabul ettirdiler. Niye böyle yapdılar? Subayların, havuduyla yutduğu çifte hörgüçlü tazminat develerini kimseler görmesin, kimseler fark etmesin diye!.. Subaylar, çekirge mi?..

Nasıl buldunuz babayiğitler? Mükemmel bir dümen, kibar bir yol, şirin bir yordam, şahâne bir tabiye (taktik), harika bir tezgâh (strateji) ve nihâyet kurnazca bir tuzak, değil mi?...

Bilirsiniz, KHK’ler sadece olağanüsdü hallerde başvurulan ve tatbik edilen bir hukuk çığırıdır. Bu anlamda Meclis’in iradesini yansıtmadığı için tartışmaya müsaitdir. Subayların cebine sırf biraz daha fazla para girmesi için çeşit çeşit tazminat KHK’leri peydahlamanın olağanüstü bir önceliği, ehemmiyeti var mıdır? El cevap, elbette yok. Çünkü ne diyor muhterem subaylarımız? Önce Vatan. Peki, dillerinden dökülen bu kelâmın doğru olduğunda samimi iseler şayet memleketde hayat günlük seyrinde, vatandaş kendi hâlinde devinip giderken niye olağanüstü bir hukuk kuralını işletdiler? Efendim?...

  • Komutanlarımızın çıkartdığı KHK’ler ile subaylar 6 çeşit yeni tazminatı cebe indirdi.
  • Fakat bizim için çıkartdıkları KHK’ler ile astsubayların var olan hakkını gaspetdiler.
  • 499 sayılı KHK ile astsubayların yüksek öğrenim hakkından “1 kademe” gasp etdiler.
  • Fakat aynı sene içinde çıkartdıkları 486 sayılı KHK ile “albay ve kıdemli  albay” rütbesindeki subaylara farklı miktarda makam tazminatı vermeye başladılar.
  • Çıkartdıkları KHK’ler ile subaylara verilen hakları genişletdiler ve alt rütbelere de hak verdiler.
  • Fakat biz astsubayların mevcut olan haklarını gasbetdiler.

İşde, subayların vatan sevgisi diye gıçlarını yırtdıkları bu hudutsuz soytarılıkların arkasında aslında böylesi ballı-gaymaklı ve elvan çeşit tazminatların hepsinin birden sadece kendi midelerine indirilmesi gerçeği yatıyor can dostlarım!

Astsubay hakları söz konusu olunca pişkin pişkin “Valla arkadaşlar defalarca hükûmetden istedik fakat onlar vermedi”, “Devletimizin imkânları dahilinde..”, “Bir sistem bütünlüğü içinde..” ya da ucuz beylik laflarıyla “Statü” deyip konuyu kendi akıllarınca kapatıyorlar. Fakat sıra kendilerine gelince çifte hörgüclü hecin devesini havuduyla yutmakda sınır tanımıyorlar. Ebemkuşağı renkli binbir türlü KHK’yi tereyağından kıl çeker gibi kaş ile göz arasında şıp diye çıkarttırıyorlar.

Astsubayların hak taleplerini duyunca karınlarına sancılar giren ve hakkımızı vermemek için onyüzbin dereden çamurlu su getiren özel Genelkurmay Başkanımız, bugün bir KHK de biz astsubaylar için çıkarttırsın bakalım. Çıkarttırsın da niyetinde samimi olduğuna biz de kanaat getirelim. Ne dersiniz? Yapabilir mi?..

İmdi ben bu kaltabanlığı yapanlara; bölücü, şeref fukarası, gerici, kerizci, gugu çiçeği, edepsiz, alabacak, darbeci, dinazor vb. sıfatlarını takarsam suç mu işlerim? Söyleyin Allahaşkına! Günaha mı girerim garındaşlar?..

Elbette kepâzelik Makam Tazminatı ile sınırlı değil. Komutanlık Tazminatı, Kadrosuzluk Tazminatı, Görev (Hizmet) Tazminatı, Temsil Tazminatı... Hepsinde de durum aynı. Bu tazminatların tamamını senelerden beri sadece subaylar mideye indiriyor! Mefhumu muhalifinden söylersek, Genelkurmay Başkanlığı bu tazminatların hiçbirisini astsubaylara vermiyor.

Bütün bu edepsizlikler yetmezmiş gibi bir de Görev (Hizmet) Tazminatı var ki astsubaylara yapılanlar neresinden bakarsanız bakın tam bir arsızlık örneği... Bu hususu Makam Tazminatının Fesat Sarmalı isimli makâlemizde fâş eyledik. Bâdı hevâdır, okuyunuz! Hem de sevapdır.

Karnı gövdesinden geniş ve omurgasız üç beş haset-fesat asker düşmanı subayı keçekülâh etmediğimiz sürece biz astsubaylara yapılan bu hudutsuz adâletsizlik ve ölçüsüz haksızlık devam edecek, bunu böyle bilelim. 1980 darbesini yapan subaylar ile içinde olduğumuz 2013 senesinin komuta kademesinde oturan subayların bu tazminatlar konusunda zihniyetleri birbirinin tıpatıp ruh, beden ve zihniyet ikizidir.

Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz diyen gözlüklü, göbekli ve kısa boylu o ebleh Cumhurbaşkanı’nın kemikleri sızlasın! Zottirik Ahmet Kenan, makam tazminatı Kanun’u çıkartdı. Kendinden sonra o goltuğa gıçını goyan gomutanlarımız, bu Kanun’a yaslanarak ve çakdırmadan farklı tarihlerde 6 KHK daha çıkartdılar. Tıpkı ötürüklü göt gibi zırt-pırt bir daha, bir daha, bir daha... Ve KHK çıkartmaya doymadı utanmaz subaylar! Bakalım sırada kendileri için hangi KHK’ler var?..

TESUD’un dolduruşuyla vecde gelen Genelkurmay Başkanımız, makam tazminatını şimdi de binbaşı rütbesindeki subaylarına vermek için kıvranıyor. Ve duldalarda köşe bucak mehel bir fırsat kolluyor. Bu fesat kumpanyasında gene astsubay iki kademeli kıdemli başçavuşlar öne sürülüyor. Hüsniyetli bazı meslekdaşlarımız da bu gizli tuzağı kanıksamış ve peşinen kabul etmiş görünüyorlar. Merak etmesinler! Yanıldıklarını görecekleri günler yakındır. Çünkü torbanın içinde gene sadece subaylar olacak.

Makam tazminatını binbaşılar için kotardıkdan sonra aynı ya da başka bir tezgâhı yüzbaşılar, üstteğmenler, teğmenler ve astteğmenler için sahneye sürecekler tabi ki.

Biz astsubaylara mı? Sayın Genelkurmay Başkanımız vermeyecek! Alırsak, biz alacağız!

Kendi parasıyla yüksek öğrenim yapan T.C. Ordusunun astsubaylarının “maaş intibak meselesini” anlayabilmemiz için evvela bu konuda devlet memurları hakkında Başbakanlığın yapdığı düzenlemeleri tetkik etmemiz gerekiyor. Bunun iki sebebi var.

Birincisi; malumunuz AYİM, yüksek öğretim konusunda astsubayın asker değil fakat devlet memuru olduğuna karar verdi.

İkincisi, Genelkurmay Başkanlığı, astsubayların eğitim hakları konusunda hep devlet memurlarını geriden takip etdi. Devlet memurları için yapılan düzenlemelerin daha kötüsünü, hem de gecikdirilerek astsubaylar için yapdı. Çünkü astsubayları perişan eden yüksek öğretim intibakı konusunda subayların tuzu kuru idi. Çünkü subayların artık bu konuda alacak başka bir şeyleri kalmamışdı. Çünkü bu konuda verilebilecek her şey subaylara mezun olduğu gün verilmişdi.

KEY’ler, Köy Sandığına!..

KEY ödemelerini hatırlayınız. Subaylara lojman tahsis edildiği için KEY aidatı ödemediler. Bu sebepden dolayı KEY alacakları da olmadı. Astsubayların kâhir ekseriyetine lojman verilmediğinden dolayı kirada oturmak zorunda kaldılar. KEY aidatı, astsubayların maaşlarından kesildi. Üstelik tercih hakkı vermediler. Gün gelip çattı ve hükûmet KEY’leri iade etmeye karar verdi. Fakat devletin kurumları, bizden aldığı aidatları doğru dürüst kayıtlara geçirmedi. Üsdelik maaşımızdan kesdiği aidat karşılığında bize herhangi bir belge de vermedi. Ödeme günü geldiğinde hesaplarlar alt üst oldu. Maaşımdan 7 sene boyunca KEY aidatı kesen görev yapdığım 3 askerî kurum, peşin peşin kesdiği aidatlar karşılığında bana belge veremedi. Dediler ki sizde belge varsa getirin bir bakalım!... Vermediğiniz belgenin, belgesi mi olur pzvnkler?

İşin içinde subaylar olmadığı için gerek M.S.B. gerekse Genelkurmay Başkanlığımız bu meseleye türkü çığırı çığırı yaklaşdı. Ve binlerce astsubayı KEY mağduru etdi. Okuduğunuz bu sözleri kağıt üzerine akıtan şu fakir de KEY mağdurur kendileyin. Başından son gününe kadar maaşımdan kesdikleri halde sadece 12 (oniki) TL tahakkuk ettirdiler. Almadım. Ve bugün itibariyle bir tekaüt maaşına denk gelen KEY paramız köy sandığına kaldı.

Nerede Kaldıydık?..

Makâlemize kaldığımız yerden devam edelim. Biz astsubayların yüksek öğrenimden neşet eden maaş intibak hakkının iğdiş edilmesini konuşuyorduk, değil mi?

İşin içinde astsubay olduğundan dolayı Genelkurmay Başkanlığı, astsubayların yüksek öğrenim intibakı konusunda hep önce bekle-gör, sonra da oyala yöntemine başvurdu. Çünkü bu meseleyi zamana yayıp gecikdirmeyi kendi menfaatine daha uygun buldu.

Yüksek öğrenim intibakı konusunda önce devlet memurları yürüdü, iz bırakdı. Genelkurmay Başkanlığı ise ancak memurların izinden gitmeyi tercih etdi. Üstelik her zaman ve kasden gecikmeli olarak...

Astsubayların özlük haklarının iyileştirilmesi konu edildiğinde hiç acele etmedi. Söz konusu hakları önce devlet memurları aldı. Genelkurmay Başkanlığı daha sonra harekete geçdi. Misal, TSK Personel Kanunu...

Başbakanlık, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unu 1965 senesinde hazırlayıp meriyyete sokdu. Fakat Genelkurmay Başkanlığı 926 sayılı TSK Personel Kanun’unu ancak 2 sene sonra, meriyyete koyabildi.

Bir örnek daha; Harb okullarının öğretim süresini  1 tek günde önce 2 seneden 3 seneye, daha sonra da 4 sene çıkartdı. Fakat astsubay okullarının 1 sene olan eğitim seviyesini ise harp okullarından tam 32 sene sonra 2 seneye çıkartdı. (bkz.)

Sadece bu iki örnek bile Genelkurmay Başkanlığının astsubay meselesine bakış açısını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bunları yazıp söyleyince bize “muvazzafları tahrik ediyorsunuz!” diyorlar. Peki bu haksızlıkları yapan subaylara biz ne diyelim?..

AYİM = Astsubayı Yoketme ve İmha Mahkemesi...

image0441923 sayılı Kanun konusunu yazmaya karar verdiğim günden buyana zihnimde sürekli vecd-i zikir eyleyen ve fakat cevabını bulamadığım bir sual var, can dostlarım! Bu sorunun cevabı, biz astsubaylara yapılan bütün hak gasplarının odağıdır, merkezidir, rahmidir.

12 Eylül 1980 zottirik darbesinden hemen sonra, 1981 ile 1982 arasındaki bir tarihde Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, gizli bir celseyle toplandı ve astsubaylar hakkında bir karar verdi. Bu kararında AYİM dedi ki; “Yüksek öğretim intibakı konusunda astsubaylar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tasnif edilen Genel İdare Hizmetleri sınıfına dâhil devlet memurdur.

Astsubayların devlet memuru cenderesine sokuşdurulması konusunda bildiğimizin hepsi bu kadar. Çünkü astsubaylar hakkında verdiği bu karar metnini AYİM, biz astsubaylardan hâlâ gizliyor.

Bugün bu memleketin Başbakanı da devlet memuru, Cumhurbaşkanı da devlet memuru. Fakat, subayların hiçbirisi devlet memuru değil. (bkz.)

Devlet memuru kardeşlerimiz yanlış anlamasınlar. Bizim reddiyemiz, devlet memuru olmaya değil. Devlet memuru olmak da biz astsubaylar için şerefdir. Bizim itirazımız, hangi Kanun’a tabi olduğumuzu bilmemek. Memurlar, 657’ye tabi. Subaylar, 926’ya tabi. Peki, ya biz astsubaylar hangi Kanun’a tabiyiz Allahaşkına?..

AYİM bu sapık kararını, aşağıya sûretini yapışdırdığım 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’u madde 1’de görülen hükme aykırı olarak verdi. Duymayanlar da duysun gâri!.. (Bkz. ↓)

image048

Kanun Tanımazlığın Belgesi!

Edes’li selim(!) akıllı bir işadamımız, devletin bankalarından birisinden usulsüz kredi almak istedi. İşi kolayca kotarmak için o bankanın engin tecrübeli civan müdürüne rüşvet verdi. Çevirdiği dolap ayağına dolaşan bu  işadamı birgün soluğu mahkemede aldı.

Mahkeme hâkimi, banka müdürüne sordu; Rüşvet aldığınız iddia ediliyor. Ne diyeceksiniz?

Banka Müdürü cevapladı; Hayır almadım! Rüşvet aldığımı iddia eden varsa belgesini göstersin!

İşadamı hemen atıldı ve hiddetle şöyle bağırdı; Rüşvetin belgesi mi olur, lan pzvnk?

AYİM’in astsubayları devlet memuru sınıfına sokması da en az bu rüşvet kadar ahlâksızdır, Kanunsuzdur. Bunu söylemek için hukuk ilmetmeye hâcet var mı? Üstelik yukarıda gördüğünüz üzere bu Kanunsuzluğun belgesi de var. Üsdüne basa basa kasden ve hile ile Kanun’u çiğneyen hukuk katili AYİM’in bu zorbalığına, arsızlığına, bu kanun tanımazlığına bakalım kim, ne zaman dur diyecek!

AYİM’in bu kepâze kararını unutmamak üzere bir kenara koyalım ve konumuza devam edelim.

Bu mukaddimeden sonra zihnimiz işin ayrıntılarını kavramaya hazır hâle geldi zannımca. Şimdi gelelim biz astsubayların yüksek öğrenimden neşet eden maaş intibak hakkına. Bu hususda devlet ricâlinin eyyâm-ı bahuru yaşadığımız şu ikibinonüç senesine kadar yapdığı icraata bir nazar eyleyelim.

Meselenin kolay kavranması için bu konuda bugüne kadar yapılan düzenlemeleri zaman/olay bağlantısı  içinde ele alacağız.

15.5.1975:

image049Zamanın Cumhurbaşkanı, Zal Mahmut lakabıyla maruf kerizci Fahri bey. Başbakanı, Çoban Sülü.

Bizim anlayacağımız kelâm ile izah edelim. Yüksek öğrenimi Kanun’daki lafzıyla “üst öğrenim” intibak hakkı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una tabi olan memurlar için, 1897 sayılı Kanun ile 15.5.1975 tarihinde ilk defa verildi. (Bkz. ↓)

Madde 36 bent (A) alt bent (12–d) – (15/5/1975 tarih ve 1897 sayılı Kanunun hükmüdür)

             d) Memuriyette iken veya memuriyetten ayrılarak (87 nci maddeye tabi kurumlarda çalışanlar dahil) üst öğrenimi bitirenler, aynı üst öğrenimi tahsile ara vermeden başlayan ve normal süresi içinde bitiren emsallerinin ulaştıkları derece ve kademeyi aşmamak kaydıyle, bitirdikleri üst öğrenimi giriş derece ve kademesine memuriyette geçirdikleri başarılı hizmet sürelerinin tamamı her yıl bir kademe her üç yıl bir derece hesabıyla ilave edilmek suretiyle bulunacak dereceve kademeye yükseltilirler.”

İşbu Kanun’a göre, yüksek öğrenimde geçen her başarılı 1 seneye karşılık 1 kademe maaş intibak hakkı verildi.  Bu hak, bugün hâlâ aynen geçerlidir. Örnekleyelim; 2 senelik eğitime 2 kademe, 3 senelik eğitime 3 üç kademe, 4 senelik eğitime karşılık olarak da memurlara 4 kademe maaş terfisi verilmesi hükme bağlandı.

Devlet memurlarına bu haklar verilirken Genelkurmay Başkanlığı olanları seyretmeyi yeğledi. Çünkü bu düzenlemeler subayları ilgilendirmiyordu.

Yüksek öğrenim yapan astsubaylara, devlet memurlarına kıyasen “1 üst dereceden” intibak hakkı veren 1923 sayılı Kanun’a burada temas etmeyeceğim. Merak buyuranlar bu konu hakkında daha önce yazdığımız 4 makâleyi inceleyip işin aslını öğrenebilirler.

1 sene sonra, 1976 senesinde Anayasa Mahkemesi bu Kanun’un bu hükmünü iptal etdi. Bu konuda yapılan orostopollukları da bu dizinin önceki makâlelerinde izah etmeye çalışdık.

12.2.1982:

image051Bizim oğlanların başı zottirik; Dövlet Başkanı, Genelkurmay Başkanı, M.G.K. Başkanı vs ...

Başbakan, emekli subay Sayın Bülent ULUSU.

Millî Savunma Bakanı, Sayın Ü. Haluk BAYÜLKEN.

1976’dan 1982’ye kadar geçen 6 sene içinde astsubayların yüksek öğrenim intibakı konusunda Genelkurmay Başkanlığı hiçbir düzenleme yapmadı. Elleri böğründe hoyuk gibi bekledi.

12 Eylül subay darbesinden sonra 1982 senesine gelindiğinde zottirik, 2596 sayılı Kanunu çıkartdı. Bu Kanun’un getirdiği hüküm ile astsubaylar 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’unda tarif edilen “Genel İdare Hizmetleri” sınıfa dâhil memur kabul edildi. (Bkz. ↓)

Madde 137, fıkra 4, bend (c) – (12/2/1982 tarih ve 2596 sayılı Kanunun hükmüdür.)

Astsubaylar hakkındaki gösterge tabloları EK - VIII sayılı cetvelde gösterilmiştir. Görevde iken yükseköğrenimini bitiren astsubayların intibakı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Genel İdare Hizmetleri sınıfında aynı yükseköğrenimi bitirenler için tespit edilen derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilerek yapılır.”

Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim! Biz astsubaylara 1975 senesinde verilen “1 üst dereceden” intibak hakkımız, bu Kanun ile gasp edildi. Fakat hemen aşağıdaki satırlarda bahsedeceğimiz üzere, 1993 senesinde astsubayların intibak hakkı, yukarıdaki Kanun maddesinde öngörülen seviyenin bile “1 kademe” gerisine götürüldü.

Yukarıda görülen düzenleme şunu ifade ediyordu. Yüksek öğrenim konusunda astsubaylar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una tabidir. Bu konuda, “astsubaylar, devlet memurudur.” Genel İdare Hizmetleri sınıfına dahil memurlara verilen başarılı her “1 seneye” karşılık “1 kademe” yüksek öğrenim intibak hakkının aynısı astsubaylara da verilir.

Bu tarihlerde bu hakdan istifade ederek “bire bir” intibak yapdıran meslekdaşlarımız var mı, bilmek isterim doğrusu!

2.9.1993: image054

Cumhurbaşkanı, tabi ki Çoban Sülü...

Başbakan, Prof. Dr. Tansu ÇİLLER.

Millî Savunma Bakanı, Polis Müdürü Nevzat AYAZ.

Genelkurmay Başkanı, Orgeneral Sayın Doğan GÜREŞ, İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Fikret KÜPELİ.

image0539 Ağustos 1993 tarihinde İkinci Başkanlık görevine gelen ise Hava Orgeneral Sayın Ahmet ÇÖREKCİ.

1993 tarihine gelindiğinde çok tuhaf bir olay zuhur eyledi. Çifte vatandaş Tansu ÇİLLER başkanlığındaki zamanın 50’nci hükûmeti 499 sayılı KHK’yi Meclis’den geçirdi. Bu KHK’de mezkur düzenleme ile, devlet memurlarına verilen hakkın aynısını vermek şöyle dursun astsubaylara 1982’de verilen intibak hakkını(!) daha da kötüye götürdüler.

image057

“Astsubaylar hakkındaki gösterge tabloları EK-VIII sayılı cetvelde gösterilmiştir. Yükseköğrenim yapmış olan astsubayların intibakı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Genel İdare Hizmetleri Sınıfında aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilerek yapılır. Bu intibaklar bir defa ve personelin fakülte, yüksekokul veya meslek yüksekokulunu bitirdiğine dair resmi belgeyi ibraz edip müracaatını yaptığı tarihteki derece ve kademelerine, 2 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 kademe, 3 yıl süreli yüksek öğrenim için 2 kademe, 4 yıl süreli yüksek öğrenim için 1 derece ilave edilerek yapılır. 5 yıl ve üzerindeki öğrenimlerin 4 yıldan fazlası için kademe verilmez.”

Yukarıda yazılı satırları şu fukara okudu. Her iki Kanun hükmü arasında en ufak bir benzerlik göremedi, bulamadı. Bir de siz okuyunuz can dostlar. Söyleyin bakalım, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’u, madde 36 “ORTAK HÜKÜMLER” bölümü, fıkra (A), (12) numaralı bent, (d) alt bendinde bahsedilen hüküm ile 926 sayılı TSK Personel Kanun’u madde 137/c’de bahsedilen hüküm arasında en ufak bir benzerlik var mı?

Zamanın Başbakanı çifte vatandaş Tansu bacının biz astsubaylara atdığı bu çifte budaklı ve hattâ yağsız kazığın esbab-ı mucibesini anlamalıyız yiğitler!

Hiç kuşku yok ki zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Doğan GÜREŞ ve bilhassa İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Fikret KÜPELİ’nin bu hakkımızın gasbı konusundaki paylarını görmeliyiz.

İkinci Başkanlık görevi 9 Ağustos 1993 tarihinde devir-teslim edildi. Bu tarihden sonraki görevi Hava Orgeneral Sayın Ahmet ÇÖREKCİ teslim aldı.

İşbu KHK Meclis’de görüşülüp kabul edilirken Sayın ÇÖREKCİ de astsubayların hakkının alenen gasp edilmesini elleri cebinde ve ıslık çalarak seyretdi.

Basından;

“Çiller'e hayrandı!
Öylesine hayrandı ki,
GÜREŞ Paşa bir röportajında “Tansu Hanım şak diye emrediyor; ben, tak diye yapıyorum!'' demiş, adeta emir subayı gibi konuşmuştu! (⁴)

Görev süresinin uzatılacağı işaretini alan etekli (⁵) GÜREŞ Paşamız, sırf ikbâli uğruna bu emeline nâil olmak için eteği boklu Tansu hanımın dizinin dibinde dolaşmış ve fazladan 1 sene daha Genelkurmay Başkanlığını koparmışdı.

T.C. Ordusunun astsubayının yüksek öğrenimden neşet eden “1 kademesinin” gaspbedilmesini de Başbakan Tansu hanım şak diye emretdi,

Şanlı Genelkurmay Başkanımız Doğan GÜREŞ Paşa’da şak diye yapdı.clip image002

Sağ cenahınızda tavsırını gördüğünüz bu üç komutanımız, biz astsubaylara yeni haklar vermek şöyle dursun, elimizdeki hakkımızı gasp etdiler.

Kendileri söylüyorlar. Komutan, yapdığı iyi işlerden olduğu kadar kötü işlerden de sorumludur. Bu düzenleme ile sayın komutanlarımız ailesiyle birlikde milyonlarca astsubayın vebâlini ve bedduasını aldı. Ve biz astsubayların sırtına kelimenin tam anlamıyla bir hançer daha sapladılar.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu madde 36/d’nin mevcut kapsamını iyice daraltan söz konusu bu KHK, 926 sayılı TSK Personel Kanunu madde 137/c’ye de ilk defa girdi. Çünkü bu tarihden önce böyle bir hüküm yok idi.

Böylece, astsubayların 1982 senesinde mevcut olan “bire bir” yüksek öğrenim intibak hakkı, 1976 senesine göre bile daha kötü bir duruma götürüldü. 657 Sayılı Devlet Memuru Kanun’u ile T.C. vatandaşı olan her memura “1 seneye 1 kademe” kıstasına göre verilen yüksek öğrenim maaş intibakı, astsubaylara gelince “1 kademe eksik” olarak verilmeye başlandı. Etekli-Küpeli-Çörekci Paşa üçlüsünün bu konuda yapdığını, astsubayların azılı düşmanı olan zottirik bile yapmadı biz astsubaylara.

1993 senesinde “1 alt kademeden” yapılmaya başlanan biz astsubayların yüksek öğrenim intibakları, bu makâleyi okuduğunuz ikibinonüç senesinde bile hâlâ  aynı şekilde “1 alt kademeden” yapılıyor.

1 üst dereceden” diyerek astsubaylara 1975 senesinde verilen yüksek öğrenimde maaş intibak hakkı, tam 20 seneden beridir “1 alt kademeden” yapılıyor. Nereden, nereye?...

28.6.2001:

image061Cumhurbaşkanı, hukuk timsâli diye hakkında güzellemeler düzülen Sayın Ahmet Nejdet SEZER.

Başbakan, Kıbrıs Fâtihi diye yutturulan Halkcı Bülent ECEVİT.

Genelkurmay Başkanı, Orgeneral Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU.

İkinci Başkanı, Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT.

12 Eylül zottirik darbesinin dayatdığı örfî idare döneminde ve aslında darbecilerin devamı olan hükûmetler, akla ziyân tûl-i emellerini kısa yoldan tahakkuk ettirmek için hovardaca KHK’ler çıkardılar.

Bu dönemde o kadar çok KHK çıkartmışlar ki ne zaman, hangi KHK’yi imzaladıklarını kendileri bile takip edememiş. Öyle ki zamanın hükûmetlerinin yürürlükde zannedip bu KHK’lere istinaden meriyyete koyduğu bazı KHK’lerin çokdan yürürlükden kaldırıldığı ya da Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği çıkmış ortaya.

Zottirik, Cumhurbaşkanlığı goltuğundan gıçını galdırıp gözyaşlarına gark olarak Marmaris’in yolunu tutduktan sonra, kendisinin devrinde sürekli tecavüz altında tutulan hukuk, memlekette tedricen işlemeye başladı.

Devlet memurlarının özlük haklarını düzenlemek için çıkartılan KHK’ler de bu aymazlıklar silsilesinden nasibini almış. Hükûmetlerin bu konuda çıkartdığı KHK’leri Anayasa Mahkemesi birer ikişer iptal etmeye başlamış. İntibaklar konusunda kabul edilen KHK’leri Anayasa Mahkemesinin iptal etmesi üzerine bizim askerî ricâl hemen mesaiye başlamış.image063

KIVRIKOĞLU-BÜYÜKANIT ikilisinin görevde olduğu 28.6.2001 tarihinde Meclis,  4699 sayılı Kanun’u kabul etdi. Bu düzenleme ile, 499 sayılı KHK’de bahsedilen câri durum, böylece Kanunlaşdırıldı. 4699 sayılı Kanun ile yapılan aslında malumun ilâmından başka bir şey değildi.

Fakat bu muhteşem ikili, astsubayın mevcut hakkının gasbedilmesine sessiz kalarak bu haksızlığa çanak tutdular. Tıpkı oduncu-tilki hikâyesinde, oduncunun yapdığı hainliği bu ikili biz astsubaylara yapdı. Üstelik astsubayların hiç bir suçu günâhı olmadığı halde...

Böylece astsubayların yüksek öğretimden neşet eden “bire bir” kıstasına göre yapılan intibak hakkından ”1 kademe” gasbedilmesi Kanun hükmüne bağlandı.

Bu Kanun hükmü, şu satırları okuduğunuz ikibinonüç senesinin Mübârek Şehr-i Ramazanda bile hâlâ meriyyetdedir yiğit kâriler!..

Bu Bölüme Dikkat Buyurunuz!

499 sayılı KHK, 1993 senesinde Meclis’de görüşülmeden konuşulmadan Bakanların imzasıyla meriyyete konuludu. Zamanın Cumhurbaşkanı Çoban Sülü de incelemeden bu KHK’ye basdı imzayı.

 Fakat 2001 senesinde bu hak gasbı Meclis’e getirildi ve herkesin görüşüne açıldı. Astsubayların yüksek öğrenim hakkından “1 kademe” gaspeden bu Kanun maddesinin Meclis’de görüşülmesi esnasında kimse söz almadı. İşin aslını merak eden olmadı. 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’una açıkdan aykırı olduğuna bakmadı. Astsubaylar, Meclis’de tam anlamıyla câmi avlusuna terkedilimiş bebe gibi sahipsiz kaldı.

Bu Kanun maddesiyle, Anayasa’nın eşitlikle ilgili 12’nci maddesinin alenen ihlâl edildiğine kimse aldırmadı.

image064Genelkurmay Başkanının niyeti belli. Himmet beklemek saflık olur. Sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz zamanın Millî Savunma Bakanı olan Sayın Sabahattin ÇAKMAKOĞLU’nun dilleri de dut yedi! O gün Meclis sıralarında oturan kelleler sayıldı. Eller kaldırıldı, Eller indirildi. Astsubayın “1 kademesini” gasp eden bu Kanun maddesi kabul edildi.

El-ân kelâmlarını okuduğunuz er kişi de işbu Kanun maddesinin mağdurlarından birisidir babayiğitler.

İnsanların rızkıyla oynamak işde bu kadar basit muhterem meslekdaşlarım. Say kelleleri, kaldır elleri!.

Peki, bu maddenin hazırlanması için M.S.B. ve Genelkurmay Başkanlığında tezgâhın kurulması, Meclis’de görüşülmesi, onay için Cumhurbaşkanı’na gönderilmesi esnasında TEMAD neredeydi? Kanunda var olan bir hakkı durduk yerde gasp eden bu namussuzlara karşı en az onlar kadar namuslu ve en az onlar kadar da cesur olup karşılık verdi mi?

Ne oldu da önce 1993 senesinde 499 sayılı KHK ile daha sonra da 2001 senesinde kabul edilen 4699 sayılı Kanun ile astsubaylar, devlet memurlarının da aşağısına itildi? İntibakların Seyir Defteri isimli makâlemizde bahsetdik. Devlet memuru sınıfına dahil olmayı kendilerine zül sayan ve “sınıflar üstü mahlukât olan” subaylar, nasıl oldu da vatanın bekâsı uğruna şahadet şerbeti içmeye namusu ve şerefi üzerine yemin eden astsubayları, kendi rızkı için sekizbeş mesai yapan devlet memurunun bile aşağısındaki bir mevkiye itdi?

Herkes Duysun! Bu Kanun, Anayasa’ya Alenen Aykırıdır!..

  • Kendi parasıyla yüksek öğrenim gören astsubaya, devlet memuruna kıyasen “1 üst dereceden” maaş intibak hakkını veren 1923 sayılı Kanun’un ilgili hükmünü, “Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle” iptâl ettirmek için 1975 senesinde zamanın Cumhurbaşkanı kerizci Fahri bey yeldir yepelek keçe kepenek koşdurup bâd-ı sabahda forsunu bir o yana bir bu yana sallaya sallaya Anayasa Mahkemesine dava açdı mı? Evet!..
  • 1993 senesinin Cumhurbaşkanı Çoban Sülü; Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle, astsubayın “1 kademesini” gasp eden 499 sayılı KHK’yi veto etdi mi? Hayır!
  • Ya da en kötü ihtimalle tekrar görüşülmek üzere Meclise iade etdi mi? Hayır!
  • Anayasa Mahkemesine dava etdi mi? Hayır!
  • 2001 senesinin Cumhurbaşkanı hukukcu Ahmet Nejdet SEZER; gene astsubaya, devlet memuruna kıyasen bu kez de “1 alt kademeden” maaş intibakı veren 4699 sayılı Kanun’u Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle veto etdi mi? Hayır!
  • Ya da en kötü ihtimalle tekrar görüşülmek üzere Meclise iade etdi mi? Hayır!
  • Anayasa Mahkemesine dava etdi mi? Hayır!
image066

Astsubay söz konusu olduğu için Ahmet Nejdet bey “gömün gitsin” mi dedi yoksa?..

Görüyorsunuz değil mi? Subaylara Evet olan cevap, astsubaylara gelince eşşeğe ters bindiriliyor ve nasıl da Hayır oluveriyor. Devleti idare eden şeref fukarası memurlarının adâlet anlayışı, eşitlik kavrayışı  işde sadece bu kadarcık can dostlar...

Üstelik biz astsubaylara bu haksızlığı yapan 57’nci Hükûmetin Başbakanı halkcı Bülent Ecevit. Zamanın Cumhurbaşkanı da Anayasa Mahkemesi Başkanlığından devşirilen ve adâlet timsâli diye yutturulan Ahmet Necdet SEZER, iyi mi?..

Bu Bölüme Dikkat Buyurunuz!

Astsubayların yüksek öğrenimden neşet eden maaş intibak hakkının gasp edilmesinde, 2001 senesinde çevirilen dolaplar 1976 senesinde yapılanlardan kadar önemlidir.image067

Zamanın Genelkurmay Başkanı, uluslararası tank yenileme ihalesinde devleti 687.5 milyon dolar zarara uğratan Orgeneral Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU.(⁶)

İkinci Başkanı ise Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT. Kıdem düzenlemesi için çıkartılan Kanun esnasında 2008 senesinde Meclis, astsubaylara “birinci derecenin 4'üncü kademesini” vermişdi. Hem de devlet memurlarına ve subaylara verilişinden tam 37 sene sonra. Bizler bu haberi işitince “helâl olsun sayın komutanlarımıza. İlk defa astsubay açılımı yapdılar” diye sevindiydik.

Fakat hemen ertesi gün dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT “ordunun disiplini bozulur” hezayanıyla Meclis’i gizliden tehdit etdi ve astsubaylara verilen bu hakkı iptâl ettirdi. Bu haber, “Astsubaya 90+1 golü” başlığıyla basında yer aldı.image068

Bu cümleden olmak üzere, komutanım deyip sırtımızı döndüğümüz Sayın BÜYÜKANIT paşamız, biz astsubayları sırtından bir değil, tam iki kere hançerledi.

Birincisi 4699 sayılı Kanun ile 2001 senesinde, ikincisi 6318 sayılı Kanun ile 17 Nisan 2008 senesinde. Hatırınız hoş olsun sayın BÜYÜKANIT!..

Bir ülke tasavvur ediniz. Bu ülkenin memurları, kendi astsubaylarına yeni haklar vermek yerine, Kanun’larda mevcut olan hakları budayıp yüzbinlerce astsubayı perişan ediyor. Akıl ehli insanlara bu geriye gidişi anlatmanın imkânı, ihtimâlı yok canciğerler! 

T.C. Devleti, içinde yaşadığımız şu 2013 senesi de dâhil olmak üzere lisans düzeyinde eğitim görmüş ve teğmen rütbesiyle mezun olmuş bir Genelkurmay Başkanı görmedi. Pek muhterem Genelkurmay Başkanlarımızın özgeçmişine bir dikiz atınız. Şu anki Başkan da dâhil olmak üzere bugüne kadar Başkanlık yapmış komutanlarımızın tamamı 2 senelik harb okulundan “astteğmen” rütbesiyle mezun oldular. Fakat harb okulundan astteğmen rütbesiyle mezun olduğunu özgeçmişine hiçbiri yazmaz. Çünkü astteğmen rütbesini kendileri için tahkir edici bir rütbe ve hattâ zül sayarlar.

Atatürk’ün bizzat teşkil etdiği Türk Dil Kurumunun 1988 senesinde neşretdiği sözlüğe bakınız. “Ast” kelimesiyle başlayan bir tek, evet sadece bir tek sözcük görürsünüz; Astsubay!.. Yülgümüzü kılağılamakdayız! Sırası gelecek elbet! Bu rezilliğe imza atan TDK’nın beyni göbeğinden beslenen subay kılıklı mamacı memurlarının bizden bir tıraş alacağı var. Hem de sinek kaydıran cinsinden...

Bizim subaylarımız “Ast” kelimesini görünce istavroz görmüş vampir gibi oluyorlar. Çünkü astteğmen rütbesi, “Ast” kelimesi ile başlıyor ya! Kendilerine ait rütbelerden sadece astteğmen rütbesinde “Ast” kelimesi var ya! Bu kelime sadece biz Astsubaylara yamanmış ya!...

Bu anlayışın bir dışa vurumu olarak Genelkurmay Başkanlığı, kurnaz bir ayak oyunuyla 1971 senesinde astteğmen rütbesinde subay mezun etmeye son verdi. Sırtında kambur olarak gördüğü astteğmenlik’den kurtulan GenelKurmay Başkanlığımız, astteğmenleri basamak olarak kullanıp harb okulu mezunu teğmenleri, emsâli devlet memurlarına göre 50 seneden beri mesleğe “1 derece” yukarıdan başlatıyor. Ve bu uygulamayı Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay Başkanı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve T.B.M.M., Anayasa’ya aykırı bulmuyor.

Yüksek öğrenim gören astsubayların maaş intibakları ise 1993 senesinden buyana emsâli devlet memurularına göre “1 kademe aşağıdan” yapılıyor. Ve bu uygulamayı devletin aynı kurumları Anayasa ve sair mevzuata aykırı bulmuyor. Tarifi mümkün olmayan sapık bir adâlet anlayışı söz konusu burada yağız yiğitler. İmdi, aklımdan geçenleri şuraya bir yazsam ...

Bu hak gasbına ilave olarak astsubaylar, emsâli devlet memuruna göre bugün hâlâ “1 derece aşağıdan” memuriyete başlatılıyor. Daha mesleğe başladığı gün astsubayın, 2 senelik hizmete karşılık gelen 2 kademesi gözümüzün içine baka baka utanmazca gasp ediliyor. Astsubaylara reva görülen bu iki intibak işlemine göre, astsubaylar devlet memuru bile sayılmıyor.

Takdir-i İlâhi Bu Olsa Gerek!

Astsubayın hakkını gasp etmek için T.B.M.M. çatısı altında kurulan çadır tiyatrosunda sergilenen kepâzelikler kumpanyası bu kararla da sınırlı kalmadı.

Bu kez de astsubayların yükselebilecekleri derece/kademe konusunda bir orostopolluk daha tezgazlanıp sahneye konuldu 2008 senesinde.

Genelkurmay Başkanlığı, 1/2’den maaş alması gereken yarbay rütbesindeki subayları 1992 senesinden beri 1/3’ünün etrafından dolandırarak Kanunsuz olarak 1/4’ünden maaş ödedi. Yapdığı mâli incelemede bu hırsızlığı tespit eden Sayıştay, Genelkurmay Başkanlığını suçüstü yakaladı. Suçluluk nöbetine yakalan Genelkurmay Başkanlığı alelâcele hazırladığı 6318 sayılı Kanun’un 57’nci maddesini, suç basdırmak kabilinden 22.5.2012 tarihinde Meclis’den bir çırpıda geçirtiverdi. Böylece yarbay rütbesindeki subaylara tam 20 sene boyunca Kanunsuz olarak ödemenin üstünü kendince örtdü. Örtü olarak da astsubaylar birinci derecenin dördüncü kademesine intibak ibaresi kullanıldı.

Hedef saptırmak ve suç basdırmak için bu Kanun maddesiyle astsubaylara “birinci derecenin dördüncü kademesine” kadar yükselme hakkını lutfetdi. 2008-2012 tarihleri arasında geçen 4 senede ne değişdi de astsubaylara bu hakkı verdiniz muhteremler? BÜYÜKANIT paşamızın ifadesiyle hani “ordudaki disiplin” bozulacakdı?

Takdir-i İlâhi bu olsa gerek canciğer dostlarım! Düne kadar “olmaz, olamaz, olabilemez!”, “ordunun disiplini bozulur!”, “asla vermem, kat’a verdirtmem!” itirazlarıyla gıçını yırtan alabacak dinazor subaylar, birinci derece dördüncü kademeye yükselme hakkını astsubayların ayağına kadar gidip vermek zorunda kaldı. Peki bu ikircikli hareketin sebebi ne? Ya bugüne kadar vermemekle hatâ etdiniz ya da şimdi vermekle hatâ etdiniz. Bu iki ihtimalden hangisi doğru?

Genelkurmay Başkanlığımız 1/4’ünü vermesine verdi de çok küçük(!) bir zaman farkıyla.. Bu hakkın, devlet memurlarına ve subaylara verilmesinden tam 37 sene sonra... Üstelik içini boşaltarak!

Hizmet ve Namus...

İyi bilirsiniz! Devlet hizmetinde devamlılık esasdır. Devlet, Kanun’ları tatbik etmeyi kendi memurunun namusuna, haysiyetine ve şerefine emânet eder. Yapdığı işi takip etmesi için her memurun başına bir değnekci koyamazsınız. Devletin işlerini icrâ etmek üzere görev alan memurlar Kanun’ları her hâl ve şartda ve herkese eşit tatbik etmekle mesuldur. İstisnası olamaz! Derler ya; Memurlar fâni, makâmı bâkidir. Memur değişse de Kanun’ların tatbikindeki usul, esas, ölçü değişmez.

Yüksek öğrenimde intibak hakkı ve memuriyete başlangıç derecesi konusunda devlet kimin için devamlı oluyor? Kimin için inkitaya uğratılıyor? Kanun’lar kime gelince nasıl uygulanıyor? Kime gelince nasıl görmezlikden geliniyor ya da iğdiş ediliyor? Bu soruların cevabını bugün artık biliyoruz.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı koltuğunda oturuyordu kendi hâlinde. Cumhurbaşkanlığını rüyâsında görse inanmazdı. Bu kişiyi zamanın Başbakanı Halkcı Bülent ECEVİT birgün saraydan kız kaçırır gibi kaçırdı. Ve Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtdu. Bu kişinin adı, Hâkim Ahmet Nejdet SEZER idi. Cumhurbaşkanı Ahmet bey, bu Kanun maddesi önüne geldiğinde imza atmadan önce zahmet edip şöyle bir okusaydı Anayasa'nın 12’nci maddesindeki eşitlik ilkesine alenen aykırı düştüğü gerekçesiyle Meclis’e geri göndermekden ya da veto etmekden başka çaresi yokdu. Görünen o ki hâkim kisveli Ahmet Nejdet bey bu Kanun maddesini okumaya ne zahmet etmiş ne de tenezzül. Yazıklar olsun!

Hak, verilmez! Alınır, değil mi, babayiğitler? Hele hele devletin âli makamlarını istilâ eden geniş karınlı fakat cüce beyinli darbeci muhannetlerden himmet hiç beklenmez! Bu hakikât bugün de can yakıcı bir kılıkda pişmiş kelle gibi karşımızda öylece sırıtıyor.

Bilgi, Kuvvetdir; T.C. Ordusunun Astsubayları Bilgilidir..

Dünyanın en iyi, en kâmil Kanun’larına sahip olmak elbette önemlidir. Ancak dünyanın en iyi Kanun’larına sahip olmakdan çok daha önemli ve bir husus vardır; Bu Kanun’ları harfiyen tatbik edecek donanımda ve yetkinlikde namuslu memurlara sahip olmak. Kanun’larını tam anlamıyla icrâ edecek memurlarınız yok ise en iyi Kanun’lara sahip olmanın sahiden hiçbir kıymet-i harbiyesi yokdur.

Kanun’u tatbik etmenin Kanun yapmakdan çok daha mühim ve şart olduğunu anlatmak için Atatürk bakınız 1 Aralık 1921 tarihinde Meclis’deki nutukunda ne demiş; “Halbuki Efendiler, her şey Kanun yapmaktan ibaret değildir. Bilâkis, her şey o Kanunları tatbik etmek ve ettirmekten ibarettir… “Tatbik eden, icrâ eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir!(⁷)

Asırlara hükmeden ve kulaklara küpe olası Atatürk’ün bu vecizini T.C. Ordusuna uygularsak, biliniz bakalım; takbik eden, icrâ eden kim? Karar veren kim? Kim olmazsa, kim olmaz, olamaz? Söyleyiniz bakalım; Kim, kimden daima daha kuvvetlidir?..

İsmi lâzım değil! Biz, onun ismini bir kiraz çeşine vermişiz. İkinci İskender olma sevdasıyla kendisinden öncekilerin yapdığı gibi tam donanımlı onbinlerce askerinin önünde, bilmem kacıncı haclı seferine çıkdı. Kölelikden paşalığa kadar terfi eden Deve kasabı lâkaplı Ahmet Paşa’nın savunduğu Akka Kal’asını muhasara etdi. İki saatde Kal’ayı zapdedip yoluna devam etmek istiyordu. Fakat dediğini yapamadı. Muhasara esnasında deve kasabı Ahmet Paşa’dan yediği Osmanlı tokadından sonra yandım anam deyip donunu bile toplayamadan gıçını tutarak Fransa’ya doğru kaçmaya başladı.

Türklerden yediği bu Osmanlı tokadından sonra arkasına bakmadan kaçarken “Türkler yenilir fakat asla mağlup edilemez!” diyen bu ecnebi asker zamanın birinde şu vecizi irâd etdi; “Asker, midesi üzerinde yürür!” Doğru söze ne denir? Tamam, aldık kabul eyledik. Atatürk’ün yukarıdaki emrini duydunuz? Asker midesi üzerinde yürür ise söyleyiniz bakalım babayiğitler! T.C. Ordusu, kimin sırtında yürür?..

İğneyi Başkasına, Cuvâldûzü…

Yüksek öğrenim gören astsubayları “1 kademe aşağıdan” intibak ettiren 4699 sayılı bu deli gömleği, nefes aldığımız şu lahzada bile Anayasa’nın 12’nci maddesine açıkdan aykırıdır şekerpârelerim! Tartışmasız, hilafsız; şeksiz, şüphesiz! Devletin bütün memurlarına ve pek tabi ki subaylara taa başından beri verilen “birinci derece dördüncü kademe” konusunda 50 sene boyunca biz astsubaylara yapılan haksızlık ne kadar açık ve belli ise bu husus da o kadar açık ve bellidir! Bu Kanun’un altına imza atanlar alenen Anayasa suçu işlediler. Daha ne diyelim? Kanun tanımaz bu zorbaların analarına-avratlarına, gelmişlerine-geçmişlerine küfür mü edelim?

Peki, yüksek öğretimde intibak konusunda astsubayları devlet memurlarının aşağısına iteleyen bu Kanun maddesi Meclis’de görüşülürken 1993 ve 2001 senesinin TEMAD idarecileri ne yapıyordu dersiniz? Bu Kanun maddesinin iptâl edilmesi için hiç olmazsa Meclis’e ya da Cumhurbaşkanına hitaben bir satırlık bir dilekce verdiler mi?  Yoksa, sayın komutanlarına umarsızca biat edip huzur-u âlilerinde el pençe divan mı duruyorlardı? Hazırola geçip yüksek ökçeli ve cam cilâlı ayakkabılarıyla topuk selamı çakıp tekmil mi veriyorlardı? Elleri armut topluyor; dilleri dut diyor; burunları havada, başları bulutun üzerinde geziyor; ayakları da düğünlerde, davetlerde, eğlentilerde elvan çeşitli şeker mi eziyordu?

Ya da bugünkü TEMAD idarecileri! Gündeminizde böyle bir konu, böyle bir madde, böyle bir hak talebi; hele hele avukatınız vasıtasıyla açdığınız bir dava var mı? Bu Anayasa suçunu mahkemeye taşımak için bugüne kadar ne yapdınız?  Hırsızın niyeti bellidir de ev sahibinin hiç mi suçu yok?..

Tüzük izin vermiyor demeyiniz! Kelâmullah değil neticede! Günün ihtiyacına göre tâdil edin gayrı...

Gelen, Gideni Aratır mı?..

Söze konu olan Genelkurmay Başkanlığı’nın dillere destan, bebelere fisdan icraatlarıysa şayet, cevap maalesef, evet! Niyedir, şu fakirin aklı yetmiyor! Halbu ki biz, “Oğul, atayı geçer” diyen bir milletin evlatlarıyız. Fakat tecrübe ederek gördüm ki ekseriyetle gelen, gideni aratdı. Özellikle seciye bakımından, şahsiyet ve haysiyet bakımından...

1993 senesinin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın GÜREŞ, İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Fikret KÜPELİ ve Orgeneral Sayın Ahmet ÇÖREKCİ ile 2001 senesinin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Hüseyin KIVRIKOĞLU ile İkinci Başkanı Orgeneral Sayın Mehmet Yaşar BÜYÜKANIT’ın intibak konusunda biz astsubaylara yapdığı kötülüğü “çift ikramiye” ile emekli olma hayâli kuran (⁸)Bizim oğlanların kıdemlisi” zottirik bile yapmaya cesâret edemedi.

Fakat siz beşiniz, elinizi uzatıp astsubayların yüksek öğrenim intibak hakkından “1 kademeyi” gasp etdiniz! O pis ellerinizi astsubayın taa midesine sokup bir kuru lokmasını daha çaldınız! Ve yüzbinlerce astsubayın âhını aldınız. Zottirik’in haline bakıp ibret alın. Caddelerden, sokaklardan, okullardan (⁹)  ve kışlalardan (¹⁰)  isimleri siliniyor Ve olur olmaz yere konulan heykelleri kaldırılıyor birer birer. (¹¹)  Sıra size geliyor! Buradan fâş ediyorum! Beşiniz de iflâh olmayacaksınız!

Ey bu kararın altına imza atan vekiller ve subaylar! 1982 tarihinden sonra geçen 11 senede ne oldu da astsubayları devlet memurlarının altına itdiniz? Nerede eşitlik? Nerede hakkâniyet? Vicdânınız yok, anlaşılan. Fakat Anayasa’yı böylesi açıkdan ve edepsizce ihlâl etmeye utanmadınız mı?

Astsubaylar tavuğunuza kışt mı dedi? Tekerinize taş mı koydu? Subayların yapdığını yapıp darbeye mi teşebbüs etdi? Ensenize tokat, o yağlı goca gıçınıza barmak mı atdı? Yoksa ananıza avradınıza küfür mü etdi? Önce 1993 senesinde çıkartılan KHK ile sonra da 2001 senesinde çıkartılan Kanun ile yüksek öğrenim gören astsubaylara sizlerin yapdığı bu haksızlığı, bu edepsizliği, bu alçaklığı, bu namertliği 12 Eylül’ün darbeci subayları bile yapmadı.

Edebiyle, şerefiyle davranana lütuf ile, hörmet ile mukabele ederim. Fakat bir pundunu bulup sizin gibi edep ve şeref fukarası mamacıları duldalarda yakalarsam ne yapacağımı iyi biliyorum!

Yeri gelmişken diyelim!. Yazılarda, sözlerde herkes “asker darbesi” ya da “askerî darbe” diyor. Bu, yanlış bir ifade.

Asker kavramı, Er’den Orgeneral’a kadar bütün rütbeyi kaplayan çok geniş bir kavramdır. Askerin sadece %5’ini teşkil eden subaylar yüzünden geri kalan %95’ini töhmet altında bırakmak doğru değil! Söyler misiniz? Darbeci er var mı? Darbeci astsubay var mı? Darbeleri yapanlar subaylardır. Bu hakikatden hareketle, bu kalkışmalara “subay darbesi” denmelidir.

Bazar Ola, Beri Gele... Nereden, Nereye?..

Bir üst derece” verelim diye yola çıkdılar. Verdikleri bu “1 dereceyi” geri aldılar. Daha sonra “bir alt kademeden” intibak kararıyla son noktayı koydular. Tam bir çadır tiyatrosu! Tam bir meddah oyunu. Tam bir karaların karası mizah örneği! Tam bir rezalet!

Hakkını yemeyelim; “1 üst dereceden” intibak etsin diyenler ile “1 bir alt kademeden” intibak etsin diyen diller, kafalar ve havaya kalkıp inen eller aynı değil tabi. Veren ellere de hörmetimiz sonsuz...

Verenler Eller İle Alan Eller...

Verenler;

1974 Kıbrıs Barış Harekâtında kahramanlaşan astsubayı taltıf etmek isteyen ve Milletin hâkimiyetinde, Konya Milletvekili Sayın Şener BATTAL’ın önderliğindeki T.B.M.M.’nin hamiyyetperver yiğit vekilleri...

Gasp edenler;image070

Verilen bu “1 derecelik” meşru hakkı geri alanlar ise 12 Eylül subay darbesinin arifesinde “Bizim oğlanların” peydahladığı darbe artığı Millî Güvenlik Konseyi!.. İşde, bu muhammes çetenin üyeleri;

Ahmet Kenan EVREN, Nurettin ERSİN, Mehmet Nejat TÜMER, Tahsin ŞAHİNKAYA ve Sedat CELASUN.

image072Bu farkı mutlaka ortaya koymamız gerekir.

1982 senesinde bizim oğlanların yapdığı bu küstahlığın devamı olarak;

Önce 1993 senesinde KHK ile “1 kademe” daha gasbeden GÜREŞ-KÜPELİ-ÇÖREKCİ üçlüsü.

Ve daha sonra da 2001 senesinde bu hak gasbını Kanunlaşdıran KIVRIKOĞLU-BÜYÜKANIT ikilisi...

image074Bu Kanun maddesi görüşülürken, Meclis’de hiçbir milletvekili söz almadı. “Dünden bugüne ne değişdi de astsubayların intibak hakkını gasp ediyorsunuz” diye Allah kulu bir milletvekili çıkıp da sormadı.

İhânetin Belgesi!...

image076

Basından;

1975 neşetli Jandarma Astsubayı olan meslekdaşımız Osman Nuri GÜRSESOĞLU  hakkında basın şunları yazıyor;

“Osman Nuri Gürsesoğlu, 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildiğinde 5 yıllık astsubaydı. Darbeden sonra, Ankara 8. Jandarma Bölge Komutanlığı Muhafız Destek Kıtalar Komutanlığı'na tayini çıktı. Gürsesoğlu, burada kısa süre görev yaptıktan sonra, dönemin Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun'un yakın koruması olarak atandı. 1990 yılında astsubaylıktan istifa eden Gürsesoğlu, Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra emekli oldu.”

Darbenin Ardından Astsubay ve Uzman Çavuşlara Köle Gibi Davrandılar!..

Osman Nuri Gürsesoğlu, 1980 darbesinin TSK’nde en çok etkilediği kesimlerin başında astsubayların geldiğini ifade etti. Dönemin astsubaylarının konuşturulması halinde bugün bile darbeye destek veren bir tanesinin bile bulunamayacağının altını çizen Gürsesoğlu, “Astsubaylar, 1980 darbesi öncesinde özlük haklarını yavaş yavaş alıyorlardı. Ancak, darbe gerçekleştikten sonra bu hakların verilmesinin bile bahsi kesildi. Bir daha gündeme bile getirmedik. 12 Eylül'den sonra, astsubay olarak kendimizi tıpkı bir zenci olarak görüyorduk. Darbenin ardından, astsubay ve uzman çavuşlara inanılmaz baskılar yapıldı. Hiç kimse korkusundan sessini çıkarmıyordu. Bizlere köle gibi davranmaya başladılar.” diye konuştu.” (¹²) 

Tam yeridir. Bu taşı gediğine koyalım; Hekimden değil, çekenden sor dediydi ebemdedem. Meslekdaşımız  Sayın GÜRSESOĞLU’nun bu saptamasının eksiği var fazlası yok, değil mi dostlarım?

Çeşitli isnatlarla suçlanıp tevkif edilen subayların arkadaşları ve aileleri birçok şehirin kalabalık meydanlarında ayın her Cumartesi günü ictimâ ediyorlar.

Tertipledikleri ve “sessiz çığlık” adını verdikleri bu nümayişlerde ellerinde şöyle yazılar taşıyorlar; “Askerin düşmanı, düşmanın askeridir.” Ya da “Düşmana askerlik eden, askere düşmanlık eder.” Doğru söylüyor bu beyler ve hanımlar. Fakat burada da kurnaz davranıp gene bir post kapmaya çalışıyorlar. Şöyle ki, burada, “asker” kelimesi ile “Mehmetciğin” üzerinden duygu sömürüsü yapmaya çalışıyorlar. Bundan vazgeçsinler. İçeride kimlerin yatdığını bu memleketde bilmeyen yok gayrı!

Siz muhteremler, “asker” için değil fakat arkadaşınız ya da akrabanız olan “subaylar” için orada sessiz çığlık atıyorsunuz. Bunu gizlemeyin. Asker diye çağırdığımız mehmetciğin, bugün mahkemelerin suçladığı subaylar ile uzakdan yakından ilgisi yok. Çıkın ortalığa ve yiğitce şunu haykırınız; “subaya düşmanlık eden, düşmana subaylık eder!” Bu bir.

İkinci hususa gelince... Subaya düşmanlık eden, subayın düşmanıdır diyorsunuz. Aldık, kabul etdik! Peki, yakın koruması olarak canını emânet etdiği, sırtını yasladığı, üzerine basıp general olduğu astsubaya bugün bile hâlâ köle gibi davranan, zenci muamelesi yapan, ihânet eden, gözümüzün içine baka baka haklarımızı gasbeden ve astsubaya düşmanlık eden subaylara biz hangi sıfatı yakışdıralım muhteremler? Var mı cevabınız?..

Yüksek öğrenimde intibak konusunda biz astsubaylara yapılan bu haksızlığın sebebini araştırıp, bulup mutlaka anlamalıyız kıymetli yiğitler. Bunu yapmazsak şayet bir zaman gelir âdi, nâmert, şerefsiz birileri daha nice yağlı kazıklar daha atar biz astsubaylara.

4699 sayılı Kanun maddesi bugün bile hâlâ meriyyetdedir. Şu satırların müellifi de bu Kanun maddesinin mağdurudur. Bu Kanun sebebiyle yüksek öğrenimden neşet eden intibak hakkımdan bir senelik hizmet anlamına gelen “1 kademe”yi M.S.B’nin şalvarının arkasına saklanan Genelkurmay Başkanlığında görevli üç beş bölücü şeref fukarası subay gasp etdi. Bu hakkımı gasp edenleri Allah ne biliyorsa tez zamanda öyle yapsın inşallah!

Tavuk-Yumurta, Dünya, Amerika, Melekler ve Astsubay!..

Doğu Roma’nın elleri hayalarında gezen şehvet müptelâsı keşişleri, meleklerin cinsiyetini keşfetdi,

İnsanoğlu, İtalyan kâşif Kristof Kolomb’un “India” dediği toprakların “yeni bir kıta” olduğunu keşfetdi,

Dünya’nın “tepsi gibi düz” değil de “portakal gibi yuvarlak” olduğunu Vatikan papazları dahi kabul etdi,

Hattâ, yumurta mı tavukdan yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar? diyenler de anlaşdı. Münâkaşa bitdi.

Fakat cumhurbaşkanından milletvekiline; subayından hâkimine ve hâkim kılıklı emir eri subayına kadar devletimizin şunca adamı; “astsubayın, asker mi yoksa devlet memuru mu olduğuna” hâlâ karar veremedi.

Akılları mı yetmiyor? Ya da niyetleri mi kötü? Sizce hangisi?

Kafalar Değil,  Önyargılar Kırılmalı!..

  • 1975 senesinde 39’uncu Hükûmet; “astsubaylar, kendi karmaşık teşkilât yapısı içinde ve olağanüstü zor koşullarda vazife yapmaktadır. Kellesi koltuğunda gezen bu vatan evlatlarının devlet memurlarına göre bir farkı olmalıdır. Çünkü subaylara, devlet memurlarına göre zaten ayrıcalıklı olarak böyle muamale yapılıyor” dedi. Bu sebepden dolayı, “astsubaylar, askerdir!” deyip “1 üst dereceden” intibak vermek için Kanun çıkartdı. (Kanun Numarası: 1923)
  • Hemen ertesi sene, Anayasa Mahkemesinin 15 Hâkim üyesinden 7’si, “astsubaylar, devlet memurudur” diye tam aksi yönde bir karar verdi. (Karar Numarası: 1976/15)
  • Şimdilik bilemediğimiz bir tarihde, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, “astsubay, devlet memurudur” diyen bir karar aldı. (Karar Numarası: Bilemiyoruz. Çünkü söylemiyor).

    Yeri gelmişken şu bilgiyi de verelim. Devlet memuruna göre “1 kademe eksik” intibakı yapılan yiğit meslekdaşlarımız konuyu, AYİM’e dava etmişler. Karar gerekcesinde AYİM, 1981-1982 tarihleri arasında verdiği kendi kararının tam aski yönde bir karar vermiş. Demiş ki; “Astsubaylar devlet memuru değildir, askerdir. Bu sebepden dolayı, astsubayların yüksek öğrenim intibakı hususunda 926 sayılı TSK Personel Kanun hükmü uygulanır.”(¹³)
  • 1982 senesinde, darbeci zottirik’in başkanlığında toplanan Millî Güvenlik Konseyi, AYİM kararını tasdik etdi “astsubay, devlet memurudur” diye Kanun yapdı. (Kanun Numarası: 2596)
  • T.C. ordusunun astsubayları, devlet memurunu emsâl gösterip OHAL  kıdemi almak için açdığı davada AYİM, daha önce verdiği kararın tam aksi yönde bir karar verd. AYİM, bu kez de  “Astsubaylar, devlet memuru değildir, askerdir. Bu sebepden dolayı, astsubaylara OHAL kıdemi hususunda 926 sayılı TSK Personel Kanun hükmü uygulanır.” dedi. Bir o yana kıvır bir bu yana!.. Hesap soran yok nasıl olsa.(¹⁴)
  • 1993 senesine gelindiğinde; zamanın Genelkurmay Başkanı ve yardımcısı, “astsubay, devlet memuru dahi değildir”, “bilâkis, devlet memurunun bile aşağısındadır” dedi. Ve bu tesbitini 499 sayılı KHK ile  Tansu ÇİLLER Başkanlığındaki 50’nci Hükûmete tescil ettirdi. (KHK Numarası: 499)
  • 2001 senesinde; zamanın Genelkurmay Başkanı ve yardımcısı, “astsubay, devlet memuru dahi değildir” “bilâkis, devlet memurunun bile aşağısındadır” tesbitini Halkcı Bülen ECEVİT Başkanlığındaki 57’nci Hükûmet ile birlik olup Kanunlaşdırdı. (Kanun Numarası: 4699)

Elin adamları, maddenin en küçük zerresi olan atom çekirdeğini bile parçaladı. Fakat bizim adamlarımız(!) astsubaylar hakkındaki kendi sapkın peşin hükümlerini bir türlü parçalayamadı.

Yukarıdaki özetde görüldüğü üzere kimi zaman “astsubay, askerdir” dediler, kimi zaman “astsubay, devlet memurudur” dediler. İşlerine nasıl geldiyse astsubayı o kalıba sokdular.

Subaylar mı? “Subaylar, sınıf üsdü mahlukatdır” demişdik ya! (bkz.)

Sen ne paylaşılmaz, sen ne anlaşılmaz, sen ne mübârek bir adammışsın be astsubay!..

Ey subaylar ve devletin âli makamlarını işgâl eden memurlar! Kalkın ayağa! Bugün bir karar verin! Ve o kararı bir daha sakın değiştirmeyin; Astsubaylar; asker midir? Yoksa devlet memuru mudur?

Kış, Kışlığını Yapıyor!.. Ya Biz Astsubaylar?..

Fesat, kindar, kıskanç ve hırsı boyundan büyük birkaç kaltaban subay, basiretli ve vicdân ehli insanların bu çabalarını kösteklemeseydi şayet bugün biz, ordumuzu içden içe kemiren astsubay meseleleri ile yüz yüze gelmez, dağları aşan bu sıkıntıların altında ezilmezdik.

Yapılan bu namussuzlukdan, haksızlıkdan, adâletsizlikden, utanmazlıkdan, döneklikden, hainlikden kimler kazançlı çıkdı? Fitne-fesat sarmalında tezgahlanan bu çirkef oyununda kaybedenler belli! T.C. Ordusunun sayıları milyonları geçen astsubayları, hanımları ve çocukları...

Bilirsiniz! Düşmanın düşmanı, dostdur diyen bir kelâm-ı kibar vardır. Peki, bu orostopolluğun kazanan tarafı kimler? Kimler, kimin ekmeğine yağ sürdü? Düşman kim? Düşmanın düşmanı kim? Düşmanın dosdu kim?.. Düşman ile işbirliği yapan kim?..

Darbeyi yapan mamacı subaylar. Her darbeden sonra kendi dünyalıklarını tahakkuk ettirmek için dizi dizi Kanunlar çıkartan, gene mamacı subaylar. Subaylar, bir eli yağda bir eli balda keyif çatarken astsubaylara yapılan ve zulüm kertesinin de çok ötesine varan bu tahkir, bu tezyif, bu haksızlıklar, hainlikler, edepsizliklerin hesabını ne zaman soracağız?

Vaziyet, Beyleyken Beyle!..

Kendilerine bunca haksızlık, hukuksuzluk, hainlik yapılsa da Genelkurmay Başkanlığı intibaklarını “1 kademe aşağıdan” yapsa da astsubaylar, kendi paralarıyla okumaya ve kendilerini bu yüzyılın ihtiyaçlarına göre mücehhez olmaya azimle ve sebatla devam edecekler. Hedefleri; dünyanın en donanımlı, en bilgili, en mahir, en mükemmel ve düşmana parmak ısırtan astsubayları olmak.

Bu hedefe ulaşmak için; eğitime daha çok önem atfedecek, rızkından daha çok para ayıracak, daha çok okuyacak, daha çok araştıracak, daha çok öğrenecek ve daha çok bilecek... Alnının terini, elinin emeğini, ömrünün varını ve damarının kanını ve en nihâyet biricik canını sermaye edip Türk Milletinin Ordusuna daha fazla, daha iyi hizmet etmek ve daha faydalı olmak için elinden gelenden daha fazlasını yapacak.

Astsubaylar, ordunun kendine özgü karmaşık yapısı ve ağır görev koşulları içinde daha fazla görev ve daha fazla mesuliyete talip olacak. Bu tekâmülün doğal neticesi olarak da daha fazla söz hakkı ve daha fazla refah payı isteyecek. Komutanlar kulaklarını açsınlar ve bu hususu iyi anlasınlar!

Astsubaylar, Anayasa’nın kendisine verdiği her türlü hakkı almak için daha fazla çalışacak. Şimdiye kadar hiç olmayan bir azim ve kararlıklık ile hak arama mücadelesine devam edecek.

Astsubayın büyüdüğünü, gelişdiğini, donandığını ve aradaki bilgi farkının kapandığını gören subay da, masa başında kağıt üstünde kalem oynatıp ya da eli gıçında oraya buraya kuru emirler yağdırmakdan vazgeçecek. Sahaya çıkmak, kendine çeki düzen vermek ve daha çok ter dökmek zorunda kalacak. Bundan başka yol, bundan başka yordam, bundan başka çığır yokdur.

Kendiliğinden gelişen ve olgunlaşan bu hareket içinde Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına düşen ise basiretli ve selim akıllı davranmakdır. Bu kurumların üzerine düşen vazife, astsubayların yükselen sınıf mücadelesinde dile getirdiği taleplerine samimiyetle yaklaşmak ve bir an evvel çözüme kavuşturmak olacak. Gecikmenin bedelini en başda kendileri ödeyecekler.

Beyler, Paşalar; Astsubayı Taşlamayın!..

Önce, subaylar ve devlet memurları astsubayı taşlamamayı öğrenecek. Başından beridir hak etdiği değeri astsubaya verecek, saygıyı gösterecek.

Astsubayın, subayın rakibi değil fakat yardımcısı olduğunu görecek. Beden, ruha; et, kemiğe muhtâc olduğu kadar en kıvrak akıl dahi tecrübeye muctâcdır. İnsanın doğruyu bulması için aklı ile bilgisini harmanlamakdan gayrı çaresi yokdur.

Subaylar, sırf kendi menfaati için bölmek yerine âdil bölüşmek şartına teslim olacak! Bugüne kadar Astsubaylardan gaspetdikleri hakları bir bir geri verecek. Astsubayların bugün istediklerini de verecek. Son olarak, subay ve astsubay sımsıkı kucaklaşacak ve helâlleşecek. Bunun aksini yapanlar hiç şüphesiz mutlaka helâk olacak! Ve tarih bunları asla affetmeyecek.

İkincisi; Devlet idare etmek, ciddiyet, samimiyet, sebat isder. Devlet memuru olmak da şerefli, haysiyetli, vicdânlı olmayı ve âdil davranmayı icâp ettirir. Devletin memurları; “o subaydır, kepçeyle ver ona; bu astsubaydır, yok buna” demeyecek. Akıl, vicdân ve gönül tahtında düşünüp doğru tartıp âdil karar vermeyi öğrenecek.image077

O beyler, o subaylar! Astsubayın bedduasını almayın! “30 senelik bile olsa senin başçavuşun, benim 1 senelik taze teginmenimden fazla maaş alamaz!” diyen paşamızın şu an içinde olduğu durumdan ibret alın. Kendisini Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna sırtında taşıyan astsubaylara, devr-i iktidarında köle muamelesi yapan bu zottirik şimdi “Kimseye hayrım yok! Ölmek istiyorum!” diye yalvarıyor. Yalvarıyor da Azrail (a.s), onun canını almaya tenezzül etmiyor. Çünkü bu muhteremin hayrı şöyle dursun biz astsubaylara pek çok şerri oldu!

Bu paşamız, astsubayların çok ahını, türlü türlü bedduasını aldı? Yüce Rabbimin hikmetinden sual olunmaz! Canını şimdilik almıyorsa vardır elbet bir bildiği...

Peki, Şimdi Ne Yapmalı?..

1923, 2596, 499 ve 4699 derken tefrikanın hitâmına vâsıl olduk! Anayasa’nın açık hükmüne güvenip kendi parasıyla üniversiteye devam eden T.C. Ordusunun astsubaylarının Kanun’dan neşet eden yüksek öğrenim intibak hakkını devleti temsil eden cüce beyinli subay ve memurların gasp etmesinin üzerindeki esrar perdesi, AYİM’in verdiği karar müstesna olmak üzere, şu an itibariyle zevâl buldu. Tarihin şaşmaz yanılmaz unutmaz kadim belleği bu konuda yapılanlar hakkındaki nihâi hükmünü verdi.

Allah başımızdan eksik etmesin! Meslek çınarlarımız Sayın Mehmet KAYALI ve Sayın Ersen GÜRPINAR’a bu konuda verdiğimiz kavlimizi de böylelikle edâ etdik. İşbu Kanunlar hakkında “filan tarihde filanca şahıs filan filan demişdi; bir de şuna bak; şunu bir kere daha tetkik et!” mealinden tarçınlı akîde şekeri tadındaki rikkatli tavassutlarına da inşallah artık mahal kalmadı.

İmdiye kadar eksik gedik dillendirilen, parça bölük kağıda dökülen, taksit taksit anlatılan bu konu, bugün itibariyle muacceliyet kesbetdi. Bu konuda artık söylenecek söz kalmadı!

Milletin Vekilleri ve Astsubay isimli işbu makâlemizin yayınlandığı gün itibariyle;

kepenek

Mânâlar; sûrete,
Sûretler; şekile,
Şekiller; cisime,
Cisimler; resime,
Resimler isime dönüşdü!

Yalan ile gerçek; iyi ile kötü, ete kemiğe büründü!
Eğrisiyle doğrusuyla hakikât, nihâyet bu sayfalarda zuhur eyledi!

Zaman, biz T.C. Ordusunun astsubaylarına yapılan bu derin haksızlıkları, bu hudutsuz adâletsizlikeri, bu küstahlıkları bir an önce telâfi etmek ya da ettirmek zamanı. Hem de müstâcelen!

Anamın çoban olan babası rahmetli Hakkı dedem birgün “Oğul! Kepenek altında er yatar” dediydi.

Kepenek burada!..

 

brove

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Kaynak:
  1. http://www.tbmm.gov.tr/TBMM_Album/Cilt3/index.html
  2. http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AbdullahMuradoglu/ordunun-teamulleri-varsa-hukumetlerin-de-takdir-hakki-var/23475
  3. Rumeli'den 27 Mayıs'a / İhtilâlin Kaderini Belirleyen Köşk Harekâtı - Kurmay Albay Sami KÜÇÜK, MİKADO 2008
  4. http://www.ugurdundar.com.tr/detay.aspx?haberkategoriid=10&haberid=1386
  5. http://arsiv.sabah.com.tr/1997/10/17/p03.html
  6. http://gundem.bugun.com.tr/160-tank-sir-oldu-haberi/85252
  7. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 210-15
  8. http://www.haber5.com/guncel/kenan-evren-zottirik-biriydi-22m
  9. http://gundem.bugun.com.tr/kenan-evren-okulunun-adi-degisti-haberi/136975
  10. http://www.aktifhaber.com/kenan-evrenin-ismi-kaldiriliyor-523534h.htm
  11. http://www.hurriyet.com.tr/ege/24361648.asp
  12. http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/03/14/celasunun-korumasi-konustu
  13. Dergi No:21, Karar Dairesi:AYİM 3.D., Karar Tarihi:23.06.2005, Karar No: E.2005/309, Karar No: K.2005/950
  14. Dergi No:14, Karar Dairesi:AYİM 1.D., Karar Tarihi:12.10.1999, Karar No: E.1999/941, Karar No: K. 1999/925
Page 1 of 2