adalet-yarali

Değerli arkadaşlarım;

Günümüzde HAK-HUKUK-DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜKLER-DÜŞÜNCELERE KİLİT VURULAMAYACAĞI ile-KİŞİSEL özgürlük kavramlarının havalarda uçuştuğu ve gündemden düşmediği ortamda bu söylemlerden dışlanan ve istifade edemeyen tek toplum ASSUBAY camiasıdır.

Yıllardır HAKLARIMIZ peşinde koşarak, İNSAN HAKLARINA-ANAYASAYA-YASALARA uymayan kişisel EGOLARA ve ÖN YARGILI davranışlarla yapılan HAKSIZLIKLARI yasalar çerçevesinde ve usulüne uygun olarak İLGİLİLERE iletip dile getirdik.

DESPOTLUĞA ve KAST sistemine dayanan, MANTIĞA UYMAYAN, BİRLİK ve BERABERLİĞİ BİTİREN, DAYANIŞMAYI VE FEDAKARLIĞI YOK eden UYGULAMALARIN sonlandırılmasını YETKİLİLERDEN yıllardır talep ettik, yanlışların düzeltilmesini istedik.

YETKİLİ makamlarda olan KİŞİLERDEN YANLIŞLARIN DÜZELECEĞİNE dair SÖZLER aldık. Onlara İNANDIK, GÜVENDİK. İNANMAK, GÜVENMEK DURUMUNDAYDIK. ÇÜNKÜ MÜRACAAT EDECEK YÖNETİM KATLARINDA ONLARDAN DAHA ÜST MAKAMLAR YOKTU. Bu kişilerin T.C. CUMHURBAŞKANI, MECLİS BAŞKANI, BAŞBAKAN, BAKANLAR, GENELKURMAY BAŞKANI, SİYASİ PARTİ BAŞKANLARI VE GURUP BAŞKANLARI İLE MİLLETVEKİLLERİ VE MÜŞTEŞERLAR olduğunu söylersem sizler de DAHA BAŞKA GİDİLEBİLECEK bir MAKAM kalmadığını kabul edersiniz.

Bu makamlarda bulunan tüm YETKİLİLER(!) haklarımız konusunda HİÇ İTİRAZ etmeden HAKLI olduğumuzu ve YAPILACAK çalışmalarla YANLIŞLARDAN en kısa zamanda  dönülerek HAKLARIMIZIN verileceğini belirttiler. Söyledikleri, verdikleri SÖZLER bizlerde KAYITLIDIR.

Yetkililerin yapacağım dedikleri HAKSIZLIKLARI giderecek İŞLEMLERDEN önce yapmaları gereken esas mesele SORUNLARI yaratan MESELENİN  ÖZÜNE inmek ve GÖRMEKTİR.

Bizlerin MAĞDURİYETİNE ve bu SORUNLARIN oluşmasına sebep olan KAYNAKLAR günümüze cevap VEREMEYECEK konuma gelen ESKİMİŞ ve HÜKÜMSÜZ hale gelmiş YASALARDIR. Bu yasalar DEĞİŞMEDİKÇE mevcut KÖHNEMİŞ ÖN YARGILI ZİHNİYET DE değişmez, uygulamalar devam eder.

Bizlerle birebir ilgili olan YASALARIN tarihlerine BAKARSANIZ ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Günümüzdeki GELİŞMELERLERE cevap veremiyecek olan YASALAR halen yürürlükte ve sorunlarımızın esas kaynağıdırlar. Her ne kadar YASALARIN bazı maddeleri zaman içinde değiştirilmişse de HAKLARIMIZI daha ileriye değil geri götürmüş, SORUNLARIMIZI çözülemez hale getirmiştir. Mevcut kanunlarda ASSUBAYIN tarifi, yetkileri, görevleri hala bir KARMAŞA içindedir. Yasalar çıkarılırken önceki YASALARDA olan maddelere atıf yapılmadığından düzeltmeler tam açıklığa kavuşmamış, BİLİNMEZLİK ve KARGAŞA devam etmektedir. Dolayısıyle mahkemelerin halen geçerli olan yasalara göre çıkardıkları İÇTİHATLARDA zaman zaman çelişmekte ve MAĞDURİYETLER DEVAM ETMEKTEDİR.

Bütün bunlara bir de AİHM TARAFINDAN KESİNLİKLE KABUL EDİLEMEZ, anayasaya AYKIRI BİR DAVRANIŞ diye nitelendirdiği MAHKEME ve HAKİMLER tarafından değil de TSK'da rütbeli personel tarafından KEYFİ, ÖN YARGILI olarak verilen hapis cezalarını düşünürseniz, YASALARIN GÜNÜMÜZ koşullarına CEVAP verecek hale getirilmesi ve "UYGULANMASININ" daha da büyük ÖNEM ve DEĞER kazandığı görülecektir.

Kanunlar çıkarılırken  MAĞDURİYETİ yaşayan bizlerin ÖNERİ ve FİKİRLERİ alınmaz ise, aşağıda belirtilen yasalara göre mahkemelerde YARGILANIRKEN yargılamayı KIT'A k. nın adına yapan ve takip eden kişiler ADİL davranabilir mi? HAKLARIMIZI savunacak kişi BENİM sınıfımdan olmaz, BENİM HAKLARIMI GÖZETMEYEN ÜSTÜNLERİN sınıfından biri olursa TARAFSIZ olabilir ve HAKKI teslim edebilir mi? ÜSTÜNLERİN sınıfından olan SAVCI ve HAKİMLERİN düşünce olarak KARŞISINDA olduğu bir sınıfın HAKLARINI koruması SAĞLIKLI olabilir mi?

Bugüne kadar olan uygulamalarda bunun olmadığı, olamadığı açık değil mi? Sorunların kaynaklarından en büyüklerinden biri bu YANLIŞ uygulama değil midir? Hala gözlerimizi kapayarak buna HAYIR denirse günümüzde GÜNDEMDEN düşmeyen "HUKUK-DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜKLERE-DÜŞÜNCELERE KİLİT VURULAMAYACAĞI-KİŞİSEL özgürlük kavramları ile BİRLİK BERABERLİK ve DAYANIŞMA  söz ve teranelerinin" doğru ve geçerliliğinin bir anlamı kalır mı? Artık bu geri kalmış ve bilgi KİRLİLİĞİ oluşturan YASALARIN günümüz koşullarına uymaları  da gerekmez mi?

Günümüzde HUKUK-MAHKEME UYGULAMALARI-HAKİMLERİN ve SAVCILARIN atanmalarının SORGULANDIĞI bir dönemde GÜNÜMÜZ koşullarına cevap veremiyen KİŞİ HAK ve HÜRRİYETLERİNİN kısıtlandığı ortamlarda YARGILAMALARINI sürdürmekte olan ASKERİ MAHKEMELER ile DİSİPLİN MAHKEMELERİNİNDE sorgulanmaları doğru olmaz mı?

ASKERİ VE DİSİPLİN MAHKEMELERİNİN KURULUŞUNDA AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 6.maddesinde belirtilen ADİL YARGILANMA HAKKI düzenlenirken en temel unsur olarak KANUNLA KURULMA şartına ve bu mahkemelerin ANAYASAYA, İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİNE uygunluğu araştırılmışmıdır, uygunmudur? Eğer uygun ise neden MAHKEMELERCE değilde KİŞİLERİN ön yargılı davranışlarıyla HÜRRİYETİ bağlayıcı cezaların verilmesine izin verilmiş, bu konuda ASKERİ yargı gerekli düzeltmeyi yapmamıştır. Bu konuda bir eksiklik varsa, bunun SORUMLULUĞUNU kimler taşıyacaktır?

AVRUPA İNSAN HAKLARI mahkemesinin "ADİL YARGILANMA HAKKI" nın TEMEL ve VAZGEÇİLEMEZ unsurlarından olan "TARAFSIZ ve BAĞIMSIZ MAHKEME" önünde YARGILANMA GÜVENCESİ ASKERİ ve DİSİPLİN  MAHKEMELERİNDE tam anlamıyla varmıdır? Yargılamayı yapan MAHKEMELERİN KURULUŞ KANUNUN ve YARGIÇLARIN ATANMASI yöntemlerine uygunmudur? Tüm bu konuların T.C YARGITAY ve HUKUKÇULARI tarafından incelenmesi sorgulanması ile İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİNE, AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE, ANAYASAMIZA  UYGUN olup olmadığı da açıklığa kavuşturularak KEYFİ ve ÖN YARGILI uygulamaların ve KAST sisteminin olup, olmadığı araştırılmalıdır. Uygulamalarda YASALARA aykırılık varsa ÖNYARGILI ve KASTI hareket edenler cezalandırılarak KAST sistemi sonlandırılmalıdır.

En önemli konuda TSK'da PERSONEL arasındaki İLİŞKİLERDE uygulananların HUKUK içinde olup olmadığıyla, işlemlerin hukuka uygunluk denetimlerinin DOĞRU ve GERÇEK bir şekilde yapılması ve yansıtılmasıdır.

TSK nın gündeminden düşmeyen İNTİHARLAR ve zaman zaman görülen personel arasındaki anlaşmazlıklar sonucu meydana gelen CİNAYETLER ancak ve ancak YANSIZ ve ÖN YARGISIZ davranış ve uygulamaların TAHKİKİYLE son bulur. Bunun içinde TSK da uygulanan HUKUK kuralları ve UYGULAYICILARININ tarafsızlığı ve davranışları büyük önem kazanmaktadır.

Hiç bir zaman için UNUTULMAMALI ve GÖZARDI edilmemelidir ki "ÖZEL" dahi olsalar KANUNLAR KİŞİ HAK ve HÜRRİYETLERİNİ KISITLAMAMALI, ÖZGÜRLÜKLERE ZARAR VERMEMELİDİR. Bu KILIFLARA sığınarak ve YETKİSİZLİKLERİN  üstü ÖRTÜLEREK kasıtlı davranışlarda artık KESİNLİKLE önlenmelidir.

Bugün BİZLER için GEREKLİ OLAN ADALET ve ÖZGÜRLÜK uygulamaları YARIN SİZLER İÇİNDE GEREKLİ olabilir. Çünkü YARINLARIN  NELER GETİRECEĞİNİ BİLEMEYİZ. Günümüz TÜRKİYESİNDE yaşananlardan DAHA ÇOK GEÇ KALINMADAN gereken(!) DERSLER alınmalı, ÖRNEKLER çıkarılmalıdır. Saygılarımla.

1.926 Sayılı Kanun

TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU (1)
Kanun Numarası: 926
Kabul Tarihi : 27/7/1967
Yayımlandığı R. Gazete :
Tarih : 10/8/1967 Sayı : 12670

2. 5.7.1951 tarihinde yürürlüğe giren 5802 Sayılı Astsubay Kanununun

3. DEVLET MEMURLARI KANUNU

Kanun Numarası : 657
Kanun Kabul Tarihi : 14/07/1965
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 23/07/1965
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 12056

4..ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU Kanun Numarası: 353

Kabul Tarihi: 25/10/1963
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 26/10/1963
Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 11541 Mükerrer

5.DİSİPLİN MAHKEMELERİ KURULUŞU, YARGILAMA USULÜ VE DİSİPLİN SUÇ VE CEZALARI HAKKINDAKİ KANUN Kanun Numarası: 477

Kabul Tarihi: 16/06/1964
Yayımladığı Resmi Gazete Tarihi: 26/06/1964
Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı: 11738

6.Askerî Yüksek İdare MahkemesiKuruluş    4 Temmuz 1972

Tür    Askerî yargı

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
Pazartesi, 12 Mart 2012 14:26

MECBURİ HİZMET 12 YILDIR

mecburi-hizmet
1
  • a) 926 Sayılı personel kanununa göre, subay ve astsubaylar nasbedildikten itibaren 15 yıl fiilen hizmet etmedikçe görevlerinden istifa edemezler.
  • b) 5434 sayılı kanunun 32 ve 5510 sayılı kanunun 40. maddesine göre subay ve astsubayların her 360 gün fiili hizmetlerine fiili hizmet zammı olarak ayrıca 90 gün eklenir.
  • c) Bu kanunlara göre her yıl 3 ay fiili hizmet zammı eklenerek bir yıl (12 ay) hizmet 15 ay fiili hizmet sayıldığı için 12 yıl hizmet de 15 yıl fiili hizmet sayıldığından 926 sayılı kanunun şart gördüğü 15 yıllık çalışma yerine gelmiş oluyor. Bu gün kanunun yanlış yorumlamasıyla Subay ve Astsubayların mecburi hizmeti 15 yıl değil 18,5 yıl olarak uygulanmaktadır.
2
  • a) 5434 Sayılı kanunun 41. maddesi, fiili ve itibari hizmet süresi 25 yıl olanlara % 75 oranında emekli aylığı bağlanmasına,
  • b) 5510 sayılı kanunun 28. maddesi de 9000 gün prim ödeyenlerin ( yaş şartının yerine gelmesiyle) emekliye ayrılabilmelerine amirdir. a maddesine göre, (fiili hizmet zammı dahil) fiili hizmet + itibari hizmet ( kıbrıs ve diğer yurt dışı hizmetleri) toplamı 25 yıl olanlarla b maddesine göre bu hizmetlere uygun olarak toplam 9000 gün prim ödendiğinden astsubay arkadaşlarımın emekliye ayrılabilme hakları vardır. Bu güne kadar bize ezberletilen ve uygulanan, fiili hizmet zamlarının hesaba katılmadan fiilen 15 yıl sonra istifa edilmesiyle, Kıbrıstan kazanılan itibari hizmetlerimizin hesaba katılmadan 25 yıl hizmet edilmesiyle emekliye ayrılmamızdır.
3
  • Bu konu kanuni haklarımız hakkında arkadaşlarımızın bilgilendirilmesiyle ilgilidir. MUVAZZAF ARKADAŞLARIMIZIN BAŞTA 1. DERECEYE YÜKSELME OLMAK ÜZERE DİĞER HAKLARINI DA DİKKATE ALMALARI GEREKMEKTEDİR.
Yayınlandığı yer ASB.HAKLARI
Cumartesi, 26 Kasım 2011 16:00

HUKUK MÜCADELEMİZ

hukuk

Sayın arkadaşlarım, haklarımızı almak için yetkili kurumlara yaptığımız başvurulara hep oyalayıcı cevaplar verildi ve bugüne kadar hiçbir hakkımızı alamadık.

Var olan kanunlara göre de verilmeyen haklarımızın bir kısmı için başlattığım hukuki süreçte sona yaklaştığımızı daha önce bu sitede yayınladığım makalede duyurmuştum.

İlk raporunda olumsuz görüş bildirerek aleyhimde rapor veren bilirkişiden, rapora yaptığım itirazlarımın dikkate alınarak aynı bilirkişi tarafından yeniden rapor alınması ve duruşmanın 8 Aralık 2011 tarihine ertelenmesine 7 Temmuz 2011 tarihindeki duruşmada karar verilmişti.

Sayın arkadaşlarım, aynı bilirkişi maalesef ilk rapora yaptığım itirazlarımda ileri sürdüğüm kanuni delillerimi hiç dikkate almadan ve davamla ilgisi olmayan yorumlarda bulunarak ikinci raporunda da olumsuz rapor vermiştir. Bu ikinci rapora da gerekçeleri ile birlikte itirazda bulundum. Her iki raporun olumsuz olmasına rağmen yürürlükte olan kanunlara göre haklı olduğumdan davayı kazanacağıma olan inancım daha da artmıştır.

Binlerce arkadaşımın helal olan rızklarını arttırmak amacıyla davayı kazanmak için, çok yüksek puan almak amacıyla üniversite sınavlarına hazırlanan öğrenci gibi, Dünya şampiyonluğu finaline hazırlanan milli futbol takımı gibi, zafer kazanmak için savaşa hazırlanan bir ordu gibi tüm hususları dikkate alarak 8 Aralık tarihindeki duruşmaya hazırlanıyorum.

Pozitif enerjileriyle ve dualarıyla yanımda olduklarına inandığım arkadaşlarımdan dualarının devamını diliyorum.

Allah ve hakimler, doğrunun ve haklının yardımcısıdır.

Yayınlandığı yer ASB.HAKLARI
ustunlerin-hukuku

Yaşadığımız dünyada su gibi elzem, herkesin ve her kesimin ihtiyacı olan en önemli evet en önemli ihtiyaç HUKUK' tur. Yasa yapıcılar bu çok önemli konuyu hazırlarken bir masa başında kendi çıkarları açısından bakarak işlerler! O zaman karşımıza çıkan yasa, ÜSTÜNLERİN HUKUKU olacaktır. Bir işveren ile bir işçi kesimin temsilcisi masa başında, örneğin asgari ücret artırım konusunu tartışırken çıkacak sonucun ÜSTÜNLERİN hukuku şekline sonuçlanacağı kesindir!

KONU TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN bir yasası hazırlanır iken de, bu yasa çok kapsamlı bir yasa ise ve tüm personeli kapsıyor ise adalet terazisinin endazesine çok dikkak etmek gerekir!  ALLAH'INI SEVEN, BİRAZ VİCDAN DUYGUSUNU İÇİNDE BARINDIRAN BİRİ BU YASAYI NASIL HAZIRLAR VE DE YASAMA NASIL ONAYLAR?

Silahlı kuvvetlerde emekli olan SUBAYLAR son aldıkları maaşın % 5 eksiği ile yani % 95 ile emekli olurlar. Silahlı kuvvetlerde emekli olan ASSUBAYLAR son aldıkları maaşın % 45 eksiği ile yani % 55 ile emekli olurlar.

ANAYASANIN BİLMEM KAÇINCI MADDESİNİN BİLMEM KAÇINCI FIKRASININ VS. HERKES EŞİTTİR!  ASSUBAYLAR HARİÇ! Şayet yasalar hazırlanırken, daha önceden HASDAL-SİLİVRİ konuları düşünülse idi ÜSTÜNLERİN hukuku bu konuyu hallederdi!  

DEVLETİN HUKUKU VE POLİS DEVLETİ

Hukuk dilinde “hukuk devleti” deyimi, devletin hukuk kurallarıyla bağlı sayılmadığı “Polis Devleti” kavramının karşıtı olarak kullanılmaktadır. Hukuk Devletinin çağdaş demokratik uygarlığın en önemli aşamalarından biri olduğundan şüphe yoktur. Gerçekten, vatandaşların devlete karşı güven beslemeleri ve kendi kişiliklerini korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı bir hukuk devleti sistemi içinde mümkündür.

Hukuk devleti”, “polis devleti” deyiminin karşıtı anlamında kullanılmaktadır. O nedenle burada kısaca polis devleti anlayışını görmek gerekir. “Polis devleti”, onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda Kara Avrupası ülkelerindeki mutlakiyetçi rejimleri açıklamak için kullanılan ve ilk kez Almanya’da ortaya çıkmış bir kavramdır. Polis devleti, “kamunun refahı ve selameti için, her türlü önlemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğine müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyen ve fakat tüm bunları yaparken idaresi hukuka bağlı olmayan” devlet demektir. Polis devleti anlayışında devlet hukuka bağlı olmadığına göre, devletin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesi de söz konusu değildi. “Polis devleti” ifadesindeki “polis” kelimesi sadece “kolluk” anlamında değil, daha geniş bir anlamda, kamunun refah ve selametini sağlamaya yönelik tüm devlet faaliyetleri anlamında kullanılıyordu. Devletin bu faaliyetleri yürütebilmek için sahip bulunduğu sınırsız ve denetimsiz güç ise “polis kudreti” olarak adlandırılıyordu. Kısaca “polis” deyimi hiçbir sınır ve  denetim tanımayan kamu kudreti anlamına geliyordu. Bugün de idaresi hukuka bağlı olmayan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlamayan devlet tipi için “polis devleti” tabiri kullanılmaktadır.

(Alıntıdır!)

Hak arama mücadelesinde biz assubaylar yıllardır hukukun tüm enstrümanlarını kullanarak TEMAD çatısı altında ve güncel sistemlerle SABIRLA yasa yapıcılara ADALETİN BOZUK DÜZENİNİN bir an önce düzeltilmesi yönünde mücadele veriyoruz. Görülüyor ki; bu sistemde BİRİNİN İKİ DUDAĞI ARASINDA sıkışmış hukuk devleti mi yoksa polis devleti yapısı mı bu yapı diye tereddüd ediyor olmamız üzücüdür.

Polis devleti demek, polis teşkilatı bulunan devlet demek değildir. İlla belirli bir kanuna dayanmak zorunluluğu hissetmeden, doğru bildiğini aklınca kullanan devlet ve yönetim biçimi demektir. Krallık, padişahlık, tek partili diktatörlük gibi. Ya da çete örgütleri gibi; belirli bir töresi, kuralı olsa da karar liderin iki dudağı arasındadır. Lider değişirse kararın niteliği de değişebilir. Mesela bir lider, "sana ateş edeni alnından vuracaksın" diye karar verirken, bir başkası; "buna gerek yoktur" diyebilir. Çete üyeleri açısından her iki karar da doğrudur.

Hukuk devleti, kimin neyi ne zaman ve hangi yasaya göre yapacağını karara bağlayan, sadece bununla da kalmayan aynı zamanda denetleyen, sorumlulukları ön plana çıkaran, gerektiğinde devletin kendisi de suç işlese bunu ört bas etmeyip yargı yolunu açık tutan devlettir. Bu devlette her birey ve her kurumun ödevleri, yetkileri kanunla belirlenmiş olup, bunu nasıl kullanacağı yine yasa ile belirtilmiştir. Velev ki kişi cumhurbaşkanı ve/veya başbakan, ordu kumandanı vs. kim olursa olsun herkesin ortak paydası kanundur.

Devletin bireye, bireyin de devlete karşı sorumlulukları vardır. Toplum içinde aynı şey geçerlidir. Buradan da anlaşılacağı gibi kişilerin, kurumların söyledikleri değil, hukukun söylediği geçerli olan devlete hukuk devleti diyoruz.  

DAHA DÜN GİBİ....  

Seçim meydanlarında ve bu gibi platformlarda verilen söz İNTİBAKLAR konusu idi. İşte sistem bir liderin iki dudağı arasında sıkışmış ise bu nedir söyler misiniz? Sağa döndüğünüzde TSK duvarına sola döndüğünüzde AKP duvarına çarpıyorsunuz!  

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ARARKEN, ÜSTÜNLERİN HUKUKU ARASINDA SIKIŞTIK KALDIK... 

BU GİRDAPTAN BİR GÜN ÇIKILACAKTIR ELBET! ANCAK BU YENİ BİR YÖNETİM VE BÜTÜNLEŞME İLE OLACAKTIR?

Ancak assubay sınıfı küstürülmüştür, kırgındır ve de sahipsiz kalmıştır... Bir kaç itici insanın gayretleri ile bir kaç önderlik yapan siteler ile çaresizlik gömleklerini atan arkadaşlarımızın birbirlerine verdikleri moral ile yola devam ediyoruz.

BİLİYORUZ VE İNANIYORUZ Kİ BU YOLUN SONU AYDINLIKTIR, ADALETİN  GERÇEKLEŞMESİ YAKINDIR!  

VİCDANLAR HUKUK DENİZİNDE BOĞULMUŞTUR.   

ASSUBAY HAKLARI ABLUKA ALTINDADIR . 

İNSANLIK SUÇU  İŞLENMEKTEDİR .   

ASSUBAYLAR HAKLARINI AİHM GİBİ YURT DIŞINDA ARARKEN DAVALARI KAZANMAKTADIR .    

BU GERÇEK KARŞISINDA YÜZLER ACABA KIZARIYOR MU DERSİNİZ?  

Ne zamana kadar dersiniz? Bu düzenin bu utanç sisteminin sürdürülmesi ne zamana kadar dersiniz? Ayırımcılık, kayırmacılık alt gördüklerine yapılan bu 21. yüzyılın utanç armasını daha ne kadar taşıyacaksınız beyler? 

NE ZAMANA KADAR?

TASMALAR BOYUNLARI SIKINCAYA KADAR! KÖLELER, TASMALARI KIRMAYA BAŞLADIKCA, ZALİMLER KAÇACAK DELİK ARARLAR! 

ATİLLA ABAYLI - İZMİR

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Cumartesi, 05 Mart 2011 23:03

KADAYIFIN ALTI

kadayifin-alti

İnsanlar ünlü olunca sözleri de ünlü oluyor. Nitekim birçok ünlü kişi bin yıl sonra bile sözleriyle anılmaktadır. Merhum Necmettin Erbakan’ın meşhur  “ Kadayıfın altı kızarmadan” deyişi çok değişik alanlarda kullanılmıştır. Ancak merhum Erbakan zamanın iktidarı olan Adalet Partisi’ni kerhen desteklediklerini bildiren bir açıklama ile “ Kadayıfın altı kızarmadan hükümet değiştirilmez” diyerek bu sözü siyasi literatüre sokmuştur. Daha sonra da hükümetin güven oyunun kendi ellerinde olduğunu ve bunu her zaman kullanıp hükümeti düşürebileceklerini belirten bir açıklama ile “ kadayıfın altı kızarmış mı bir bakacağız.” Diyerek tekrar kullanmıştır.

Bu sözü günümüzde kullanmak ne kadar zor değil mi? Merhum’dan sonra artık kimse kadayıfın altını kontrol etmedi.

Siyaset hayatımıza bir bakalım. Kadayıfın altını kontrol edecek bir parti var mı? Maalesef yok.  Artık ağızlardan çıkan kokuşmuş bir laf var. Doğru ve hiç duymayı istemediğimiz bir laf bu…  “Tuz koktu.” Sözün uzunu şöyle “Balık kokarsa tuzlanır. Ya tuz kokarsa…” Tuzun kokması kelime anlamı  ile ; yöneticilerin yetkilerini aşarak bir takım kuralları sorumsuzca çiğnemesinin sonucunda ortaya çıkan kavram kargaşası demektir.

Hükümetin torba yasanın içerisine merhum Erbakan’ın  devletin hazinesine olan yaklaşık on bir milyon TL borcunu affeden bir madde eklemesi ve bunun sebebinin ise siyasi ahde vefa olması tuzu kokutmuştur. Mahkeme kararıyla halkın parası olarak hazineye ödenmesi gereken bu para küçük bir siyasi duyguyla affedilmiştir.  İşe dinsel açıdan bakınca da durum vahimdir. Bunu yapan kişilerin dini ancak bir afyon olarak kullandığını düşünmek yanlış olmasa gerek.

Yürütmenin başında bulunanların yargıyı halka şikayet etmesi de tuzu kokutmuştur.

Devletin çalışanlarının hiyerarşisini hiç düşünmeden, menfaat ayrıcalığı temel amaçlı  düzenlemeler yapılması, bazı kurum çalışanlarının sorunlarının bilinçli olarak giderilmemesi ve bazılarına da haksız iyileştirmeler yapılması da tuzu kokutmuştur. Siz daha da çok fazla örnek verebilirsiniz.

Peki tuz neden kokutulur? Çok aptal oldukları için mi? Kafaları benim kadar çalışmadığı için mi? Elbette ki hayır. Kim ne derse desin gizli gündemleri olduğu için. Halkın günübirlik gereksinimlerine cevap vererek hiyerarşinin bozulmasına rağmen popülist yönetim yapmak gizli gündemin en büyük habercisidir.

Bu gizli gündemi göremeyerek alet olan bilinçsiz halk kesimine nasihatten öte bir diyeceğimiz elbet yoktur. Ancak her istediği özlük hakkını alıp, kendi kurumunda çalışanların özlük haklarını görmeyerek kendi kurumundaki hiyerarşiyi, birlik beraberliği bozan sözde eğitimli zümreye ne demeli?  Böl parçala ve istediğin gibi yönet taktiğini en iyi bilenler nasıl da böyle bir oyuna geldiler…

Basın özgürlüğünde dünyadaki yerimiz gittiğimiz yönün en doğru göstergesi, gizli gündemin de deşifresidir.

Ben hiçbir siyasi hareketin destekçisi olmadan direk olarak assubayların ortak sesinin şu olduğuna inanıyorum.

Bizi öteleyen, yaptığımız işi küçümseyen, neredeyse dışarıdan toplu para yatırıp hiç  çalışmadan emekli olan en düşük maaşlı SSK ve Bağkur emeklisi ile kıyaslama cüretinde bulunan, kendisinden haklarımı istediğimde haklı olduğumu söylediği halde parmağını kıpırdatmayan, benden aldığı hakkı torba yasa içinde iş adamlarına  ve yandaşlarına peşkeş çeken bu kadayıfın altı kızardı.

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK
Çarşamba, 02 Mart 2011 14:56

EVLİLİKTE MAL REJİMLERİ

  1. bosanma31 Ocak 2002 tarihinden önceki evliliklerde, menkul ve gayrimenkul malların faturası, kanuni belgesi ve tapusu kime ait ise o eş mal üzerinde tüm tasarruf ve kullanma haklarına sahip olup, üçüncü kişilere karşı her eş ancak kendi borçlarından kendisi sorumlu oluyordu.
  2. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni medeni kanuna göre eşler arasında hiçbir mal rejimi sözleşmesi yapılmasa bile; 1 Ocak 2002 tarihinden sonra edinilen menkul ve gayrimenkul mallar, tapusu ve faturası hangi eşe ait olursa olsun boşanma durumunda o mal eşit olarak bölüşülüyor. O malın faturası veya tapusu hangi eşe ait olursa olsun borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı ortak olarak sorumlu tutuluyorlar. Medeni kanunumuza göre bu mal rejiminin adı PAYLAŞMALI MAL REJİMİ.
  3. Ancak, yine medeni kanunumuz eşler arasında mal rejimi sözleşmesi tercih hakkı veriyor. Eşler aralarında MAL AYRILIĞI REJİMİ sözleşmesi yapmaları halinde, üçüncü kişilere karşı her eş ancak kendi borçlarından sorumlu olup, eşinin borçlarından sorumlu olmuyor ve boşanma halinde malın faturası veya tapusu kime ait ise o mal o eşte kalıyor.
    Bu hak aslında hiç sevmediği halde sırf eşi zengin diye malı için evlenmeleri önlemek veya eşinin ileride doğabilecek muhtemel borçlarından sorumlu olmak istemeyenlerin tercih ettikleri kanuni bir haktır.
  4. Yine medeni kanunumuza göre mal rejimi sözleşmesi nişanlıyken veya evlendikten sonra her zaman noter huzurunda yapılabildiği gibi nikâh sırasında nikâh memurluğunda da yapılabilmektedir. Noterde veya evlenme memurluğunda yapılacak mal rejimi sözleşmelerinde mevcut menkul ve gayrimenkul malların listesi sözleşmeye yazılabilir. Sözleşme tarihinden sonra alınacak mal hangi eşe ait ise faturası veya tapusu onun adına alınmalıdır.
Yayınlandığı yer ASB.HAKLARI

Devlet: Üzerinde yaşayacak toprağı olan, üzerinde yaşayan insanları bir arada tutan kuvveti olan siyasal bir kurum.

Soyut bir kavram olan Devleti, aşiretlerden, cemaatlerden veya düzensiz topluluklardan farklı kılan, somutlaştıran organlardan bazıları şunlardır: Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bayrak, Dil, Milli Marş, Başkent, Asker, Polis, Yasama, Yürütme, Yargı organları...

Devleti Oluşturan Öğeler:

  1. Toprak
  2. Millet
  3. Kuvvet (Askeri kuvvet, Polis)
  4. Bayrak, Milli Marş.

Halkın seçtiği Yasama organında başta emniyet, adalet, sağlık, eğitim gibi Devletin işleyişini, hizmetlerini, yükümlülükleri düzenleyen kanunlar kabul edilerek Cumhurbaşkanınca onaylanması sonrasında uygulanmayı ve denetimi sağlayan diğer kurumlar devreye girmekte…

Devletin en önemli ve temel özelliği, her hususu yasa ile belirleme, uygulama, denetleme gücü…

Bu güce itaat etmede en önde gelmesi gerekenler ise bizzat Devletin kurumlarıdır… İnsan hata yapabilirken, bilemeyebilirken –ki vatandaşın kanunu bilmiyordum deme hakkı yokken- bir devlet kurumunun, devletin işleyişini düzenleyen kuralları görmezden gelmesi, liyakat sistemine göre, belli merhalelerden geçen, eğitim alarak istihdam edilen devlet görevlilerinin Devletin kanununu bilmemesi söz konusu olamaz…

Konumuz, 26.02.2011 günkü bir gazetenin “polis tarafından yakalanan iki kişinin asker” olduğuna dair haberi ve Genelkurmay Başkanlığının bu durumu araştırma çabası…

devlet-kurumlarBasına yansıdığı  şekliyle, olay kısaca şu şekilde gelişiyor:

  • 25.02.2011 günü Başakşehir'de hâkim ve savcı lojmanlarının etrafında dolaşan iki kişi yakalanıyor…
  • 26.02.2011 günü olay gazetelerde yer almasıyla birlikte Genelkurmay Başkanlığı konuyu emniyetin ilgili birimleriyle koordine ediyor ve şahısların asker olmadığı beyan ediliyor. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaparak haberdeki 'asker' ifadesinin gerçeği yansıtmadığını kamuoyuna bildiriyor.
  • 28.02.2011 tarihinde İstanbul Emniyeti'nden yapılan açıklamada da yakalanan 2 kişinin bölücü terör örgütü üyesi olduğu belirtiliyor…
Bundan sonrası  Genelkurmay Başkanlığı’nın 28.02.2011 tarihli açıklamasından:

''26 Şubat 2011 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberle ilgili olarak aynı gün, haberdeki ‘asker’ ifadesinin gerçeği yansıtmadığı  yönünde bir açıklama yapılmıştır.

Bu açıklama, olayın gazeteden öğrenilmesi üzerine öncelikle İstanbul Merkez K.lığı nöbetçi heyeti tarafından, bilahare İstanbul Mrk.K.nın talimatıyla Mrk.K.lığında görevli emniyet yetkilileri tarafından hem olayın meydana geldiği bölgeden sorumlu Başakşehir Polis Karakolu'ndan hem de İstanbul Terörle Mücadele Merkezinden alınan bilgiler doğrultusunda yapılmıştır. Her iki emniyet birimi de olayın doğru ancak yakalanan şahısların asker olmadıklarını ifade etmişlerdir.

Dolayısıyla, 26 Şubat 2011 tarihinde yapılan açıklama, birkaç  defa teyit edilerek yapılmıştır.

Daha sonra, teyit edilen bu bilgilere rağmen konu araştırılmaya devam edilmiş, saat 16:30’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüyle yeniden irtibata geçilerek herhangi bir gelişme olup olmadığı sorulmuştur. Bunun üzerine saat 17:20’de aynı şubede görevli bir komiser tarafından, olayın 25 Şubat 2011 tarihinde meydana geldiği, asker olduğu ifade edilen kişinin Balıkesir’de askerliğini yapmakta olan bir er olduğu (Birliğinden 01-28 Şubat 2011 tarihleri arasında hava değişimine ayrılmıştır) ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde savcı talimatı gereğince gözetim altında tutulduğu ifade edilmiştir. Bunun üzerine 26 Şubat 2011 günü sabah saatlerinde yapılan açıklama TSK’nın internet sitesinden kaldırılmıştır.

Bahse konu askeri şahıs, ilgili yasa ve genelgelere aykırı olarak 36 saat emniyet müdürlüğünde gözetim altında tutulmuş ve İstanbul Mrk.K.lığına bilgi verilmemiştir.

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 79’ncu maddesinde, suç işleyen asker kişilerin (Aynı Kanun’un 10’ncu maddesi gereğince erbaş ve erler de bu kapsamdadır) hangi hallerde geçici olarak yakalanabilecekleri düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 80’inci maddesi ‘yakalanan kişi serbest bırakılmaz ise hemen en yakın askerî inzibat karakoluna veya askerî makama teslim olunur veya yetkili askerî inzibat gelinceye kadar olay yerinde tutulur’ hükmünü amirdir. Ayrıca, Adalet Bakanlığı  tarafından yayımlanan 01 Ocak 2006 tarihli, ‘Asker kişiler hakkındaki soruşturma’ konulu ve 23 No.lu Genelge hükümleri de bu yöndedir.”

Sonuç,

Devlet, kurumlarıyla, organlarıyla bir bütün… Eğer bir kurum, yasalara göre sorumlu olduğu personelinin peşine düşüp 36 saatte sonuca ulaşabiliyorsa ve bu arada kamuoyuna yanlış bilgiler verilmesine de sebebiyet veriliyorsa, burada akla şu soru geliyor: Kurum, bir kurumdan doğru haber alamıyorsa, kurum kurumdan yasal düzenleme dışı, yasanın dışında çalışıyorsa, çalışabiliyorsa; böyle bir durum için vatandaş, halk ne düşünmeli?
Yayınlandığı yer YANKI
Pazartesi, 21 Şubat 2011 21:35

İŞTE YARGISIZ İNFAZ İŞTE HAKSIZLIK

anitkabir_adalet

Çalkantılı dönemlerinden birini daha yaşayan Türkiye, “İHTİLALLER” dönemini sona erdirerek gerçek demokrasiye kavuşacak gibi görünüyor. Demokrasi, insan hakları, adalet, yargısız infaz söz ve yazılarını her duyup okuduğumda içime bir ateş düşüyor. “Her türlü sorumluluğu taşıyan ve bedel ödeyen Astsubaylar Türk Milleti'nin bir mensubu değil mi?” diyerek haykırmak geliyor ama bir türlü haykıramıyorum. Çünkü yaradan bizi herkesten çok sabırlı ve dayanıklı olarak yaratmış.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temel direği olan Astsubayları ve Uzman çavuşları her ne kadar dışlasalar da sorgulanan, tutuklanan ve yargılanan emekli ve muvazzaf subayların suçsuz olanlarının bir an önce aklanarak aile yuvalarına dönmelerini, suçlularının da cezalarını çekmelerini diliyorum.

Emekli ve muvazzaf subayları savcılarımızın sorgulayıp bağımsız mahkemelerimizin tutuklamasıyla, eşleri büyük bir tepki vererek sokaklara dökülüp caddelerde trafiği felç edip, Ankara'ya Atamıza koştular. Suçlu veya suçsuz da olsalar hayat arkadaşı olarak kocalarına sahip çıkıp destek veren bu Sayın “HANFENDİLERİ” takdir ve tebrik ediyorum.

Sayın arkadaşlarım, kimsenin katlanamadığı fedakârlığı katlanıp vatan millet uğruna evimizin rızkı için gençliğimizin en güzel günlerini acı çekerek, çile çekerek geçirdik, haklarımızın kırıntısını bile alamadık ve hâlâ da alamıyoruz. Ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan bir elleri yağda bir elleri balda olan, en ufak bir olayda bile sokaklara dökülerek ortalığı birbirine katanlardan neyimiz eksik. Hiçbir eksikliğimiz yok fazlalığımız olarak sabırlı ve dayanıklılığımız var.

Bize ne TEMAD'dan ne de bir başkasından fayda yok, ben artık yeter “İŞTE ASIL YARGISIZ İNFAZ, İŞTE ASIL HAKSIZLIK” diyerek 10 MART 2011 tarihinde saat 09.00'da ANITKABİR'e sonra da haklarımızın bir kısmını da olsa bağımsız Türk mahkemesi kanalıyla almak için ANKARA adliyesi 13. İş Mahkemesindeki duruşmaya eşimle birlikte katılacağım.

Gerçekten haksızlığa uğradığını yüreğinde hisseden fedakâr ve çilekeş emekli Astsubay ve eşleriyle emekliye ayrılmak için müracaat etmiş muvazzaf Astsubay ve eşlerini de yanımda görmek istiyorum.
Yayınlandığı yer ASB.HAKLARI

hasdalDeğerli arkadaşlarım;

ABD'nin “1 Mart tezkeresi”nin intikamını muhakkak alacağını, bunu affetmeyeceğini, bırakın YETKİLİLERİN bilmesini sokakta bulunan SIRADAN insanlar bilmektedir. ÇUVAL olayı ve Ülkemiz hudutları dışından AĞIR silahlar ile büyük guruplar halinde gelerek, Tb.BL.Krk.'ları basarak, TSK'ya büyük zayiat ile ülkemize zararlar veren PKK terör örgütünün, elini kolunu sallayarak rahatlık içerisinde HUDUTTAN giriş-çıkışı manidar değil midir? ABD'nin elindeki TEKNOLOJİ ile bunu bilmemesi, görmemesi mümkün müdür?

Emekliliğe büyük bir HUZUR ile son model zırhlı aracıyla geçen "MEZARA KADAR GÖTÜRECEĞİ SIRLARI OLAN" şahsın deyişiyle, "BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR  gibi sınırları izliyoruz" denilmesine rağmen YAPILANLAR DÜŞÜNDÜRÜCÜ DEĞİL MİDİR?

Bizler, ön yargılar veya BOP'nin gerçekleştirilmesi için SUSTURULMAK ve PASİFİZE edilmek için tutuklananlar varsa, SONUNA kadar ve HİÇ düşünmeden, bu kişilerin KİMLİK ve RÜTBELERİNE bakmadan onlara sahip çıkmalı ve yanlarında olmalıyız. Üstelik bu kişiler GÖREV yaptıkları dönemlerde BİZLERİN HAKLARININ verilmesini engellemiş, önemsememiş olsa da yine de onların bize yaptıkları haksız tutum ve davranışlarına rağmen yanlarında olmalı, onlara destek vermeliyiz. Herkes kendi yaptığından UTANSIN! Varsa karakterleri kendi kendilerini sorgulasın, öz eleştiri yapsın, yüzleri kızarsın DOĞRUYU BULSUNLAR.

Eğer onlara destek vermez yanlarında olmazsak sıra bizlere de, vatandaşlara da gelecektir. Aynen "SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK" özdeyişinde olduğu gibi. Hepimiz SARIÖKÜZ olayını da iyi biliyoruz. Tutuklamalar başladığında SESSİZ kalanlar, VAR DA DİYEMEM, YOK DA DİYEMEM - MEZARA KADAR GİDECEK SIRLARI OLUPTA-TSK'NIN EN GİZLİ YERLERİNİN ARANMASINDA SAKINCA GÖRMEYİP "BİZ DE BİLDİKLERİMİZİ SÖYLERİZ" diyerek HAVA atıp, hiç bir şey yapmadan çekip gidenlere de 'eğer çok özel anlaşmaları yoksa' sıra gelecektir diyoruz. Hep birlikte bekleyelim, izleyelim.

Tüm bu yaşanılanlar bizlere HAKSIZLIK VE HUKUKSUZLUK yapanlara, HUKUKSUZLUĞUN VE HAKSIZLIĞIN ne olduğunu anlatması açısından UMARIM yararlı olmuştur. Belki DERS almayı bilir, hiç olmazsa bundan sonra BİRLİK BERABERLİK adına HAKSIZLIKLARINA VE HUKUKSUZLUKLARINA son verirler. Vermek zorundalar. Çünkü, bu gidişle ARTIK bizleri YANLARINDA göremeyecek, bulamayacaklardır.

En son olarak GENKUR BŞK ve KUVVET K.nın tutukluları ZİYARET için cezaevine gitmeleri de birlik ve beraberlik için güzel ve yerinde bir tavır ama, yapılanlar yine sadece ve sadece TSK' nın ÖZ EVLATLARI olan SUBAYLAR içindir. Aynı anlayış ve davranışı YILLARDIR camiamıza karşı SÜRDÜRÜLEN HUKUKSUZLUK VE HAKSIZLIKLAR için neden yapmadılar?

Bu davranış bile bizlerin TSK'da AYIRIMA tabi olduğumuzu ve ÖTEKİLEŞTİRİLDİĞİMİZİ göstermez mi?

GENKUR BŞK ve K.K.'ları sadece SUBAYLARIN amiri ve komutanları mıdır?

Neden ASSUBAYLARIN HAKLARIYLA ilgilenmez, ASSUBAYLARA yapılan ANAYASAL haksızlığa DUR demezler? Bu kadar ÖN YARGILI ve AYIRIMCI davranışlara engel olmazlar. Assubayların TSK'daki yaptıkları ÖNEMSENMEZ, VARLIKLARI birlik ve beraberlik içinde DÜŞÜNÜLMEZ! Bunu SÖZDE değil ÖZDE olarak gerçekleştirmezler!

Ülkemiz ZORA ve DARA düştüğü zaman mı bizleri hatırlayıp, TSK'nın önemli AYAĞI olduğumuzu söyleyeceklerdir. Bu söylemler ve ASSUBAYLARA karşı yapılanlar, uygulananlar birbiriyle ÖRTÜŞÜYOR MU? Bu davranışları tarafsız gözle bakan AKLI KIT insanlar bile doğru değerlendirebilirler. Artık ASSUBAYLARIN söylenecek YALANLARLA oyalanmaya ve kanmaya niyetleri yoktur.

ASSUBAYLAR ANAYASAL HAKLARINI YA ALACAKLAR, YA DA ALACAKLARDIR. Artık bunun İKİNCİ alternatifi olamaz.

Herkes ŞAPKASINI önüne koyup doğruları görsün. BİRLİK BERABERLİĞİ BOZAN, AYIRIMA TABİ TUTAN, ANAYASAYI VE YASALARI ÇİĞNEYEN, KİŞİLİK HAKLARINA RİAYET ETMEYEN, KEYFİ TUTUMLARA YÖNELEN davranışlara son verilsin.

Assubay camiası olarak İMTİYAZ değil, ANAYASAL haklarımızın verilmesini istiyoruz. İstediklerimiz zaten tüm TC vatandaşlarına verilmiş haklar olup, bizler AYIRIMIN ve İKİLİĞİN, ÖN YARGILI davranışın ortadan kalkmasını talep ediyoruz. Ön yargısız düşünebilen HER SAĞLIKLI insan sonunda İSTEKLERİMİZİN yasalar çerçevesinde olduğunu görür, bilir. Bizler İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNE imza atmış ve kabul etmiş TC. devletinin vatandaşları değil miyiz ki bu ayırımlara tabi tutuluyoruz?

Unutmayalım ki HUKUK ancak ve ancak HÜR VİCDANLAR tarafından kabul görürse HAKLILIK kazanır. Vicdanlara hitap etmeyen hukuk ancak hükümranlara ve ön yargılı kişilere alet olur. Aynen bugüne kadar ASSUBAYLARA yapıldığı gibi. HÜKÜMRANLARA YAKIŞAN, DESPOTLUĞA DAYANAN, İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİNE AYKIRI, ANAYASAL HAKLARA VE YASALARA uymayan bu YASADIŞILIKLAR artık TSK'da son bulsun ki içerdeki yaralar sarılıp, BİRLİK ve BERABERLİK PEKİŞTİRİLSİN. Genkur Bşk Sayın KOŞANER'den bu konuda ÜMİTLİ ARKADAŞLARIMIZ VARDI AMA ONUN DA ÖNCEKİ GENKUR BŞK'DAN FARKI olmayacak gibi görünmektedir. Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
Cuma, 18 Şubat 2011 13:02

Askeri Yargı

askeri-yargi

Sivil Yargı Sistemi’nin yanı sıra Askeri Yargı’nın da olması yargıda iki başlılığa sebep olduğuna ve bu nedenle hukukun bundan zarar gördüğüne ilişkin getirilen eleştiriler şöyle dursun, Askeri Yargı sistemi hâlihazırdaki 1982 Anayasası’nda mevcudiyetini korumaktadır.

Askeri Yargı  kaldırılarak, yargıda iki başlılığın önüne geçilmesine yönelik eleştirilerine ek olarak, asker personelin, disiplin amirince veya hukukçu olmayan üyelerden de oluşan disiplin mahkemesi heyetince cezalandırılabiliyor olması, Anayasanın 36. Maddesinde yer alan ”Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü ile de çelişmekte olduğu görülmekte…


Türk Yargı Sistemi’nin hangi kurumlardan, kimlerden oluşacağı, görev yapanların seçim, atanma şekilleri, görev ve yetkileri 1982 Anayasası ile belirlenmiştir. Anayasada 148.maddesi Anayasa Mahkemesi’nin, 154. maddesi Yargıtay’ın, 155. maddesi Danıştay’ın, 156. maddesi Askeri Yargıtay’ın, 157. maddesi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’nin, 158. Maddesi Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev, yetki ve sorumluluklarını tarif etmekte…

Konumuza uygun olarak, Anayasa’nın 3. Bölüm, Yargı, Genel Hükümler başlığı altında yer alan Askeri Yargı Sisteminin ilgili maddeleri şu şekildedir:
Askerî  yargı

MADDE 145 – Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî  yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı  organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Askerî  Yargıtay

MADDE 156- Askerî  Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî  Yargıtay Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla her boş yer için göstereceği üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve daire başkanları  Askerî Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

(Değişik: 12/9/2010-5982/20 md.) Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Askerî  Yüksek İdare Mahkemesi

MADDE 157- Askerî  Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş  olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı  denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı  aranmaz.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca her boş  yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.

Mahkemenin Başkanı, Başsavcı ve daire başkanları hâkim sınıfından olanlar arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

(Değişik: 12/9/2010-5982/21 md.) Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Asker şahısların tabi olduğu yasalardan başta gelenler:
  • ASKERİ CEZA KANUNU, Kanun Numarası: 1632, Kabul Tarihi: 22.05.193
  • TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ  İÇ HİZMET KANUNU, Kanun Numarası: 211,  Kabul Tarihi: 04.01.1961
  • TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ  İÇ HİZMET YÖNETMELİĞİ, R. G. T.: 06.09.1961 R.G. S.: 10899
  • DİSİPLİN MAHKEMELERİ  KURULUŞU, YARGILAMA USULÜ VE DİSİPLİN SUÇ VE CEZALARI HAKKINDAKİ KANUN,   Kanun Numarası: 477,  Kabul Tarihi: 16.06.1964
  • ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU, Kanun Numarası: 353, Kabul Tarihi: 25.10.1963
Yasalar çerçevesinde toplum hayatını düzenleyen, düzene sokmaya çalışan hukuk sistemi, düzeni bozmaya çalıştığı iddia edilen her şahsa, çağdaş normlarda gerekli savunma hakkını ve yargılanma hakkını sağladığı oranda vicdanlarda kabul görebilecektir. Bu anlamda, en basitinden, savaş koşullarında uygulanması  makul görülebilecek tek kişilik ceza sisteminin topluma bir yarar sağlayamayacağı gibi; aynı zamanda bir otokontrol, iç denetim sağlayan, bir toplum için en gerekli olan hukukun gerekliliğine ve üstünlüğüne olan inancı da zedeleyebilmektedir…

Askeri Hukuk Sitesi

Bilgisayarın geliştirilmesi ve yaygınlaşması ile birlikte pek çok hukuki sorunun cevabı, izlenecek yol ve yöntemler konusunda internet üzerinde bulunan hukuk sitelerinden bilgi öğrenilebilmekte… İşte tam da burada, 87’nci üyesi olarak inceleme imkânı bulduğum, “Askeri Hukuk” adıyla yayın yapmaya başlamış olan http://www.askerihukuk.com sitesi, açtığı konu başlıkları ve hukuki yardımları ile ihtiyaç sahibine profesyonel destek vererek bu alandaki büyük bir açığı kapatmaya aday görünüyor…

Başta hukukçuları  olmak üzere, site emekçilerine yayın hayatında başarılar diliyoruz…

Orhan KAYA

Askeri Hukuk Sitesi;

http://www.askerihukuk.com

Yayınlandığı yer YANKI
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 / 2