Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-8

 

 

Merdivenleri üçer beşer indiğimiz biz emekli asubayların şu âhir ömründe

Gündelik yaşantımıza güzellik serpen, renk katan, tat veren şeyler vardır!

Kimi zamân bir mekân, kimi zamân bir yiyecek, kimi zamân da sohbetdir, bunlar!

Kısmetimizde var ise hani! Bâzen de üçü birden çıkıverir yolumuza…

 

2019 senesinin birinci ayı; günlerden, Perşembe 17…

O gün, işde tam da böyle üçü bir yerde buluşdurdu, üçümüzü;

Adalet Arayan, İnsiyatif ve Eski Tüfek.

Tatlı bir mekân, bir kap tatlı sütlaç ve bol bol tatlı sohbet….

O gün orada sâdece kahvelerimiz acı idi…

 

İlk fırsatda buluşmak üzere üçümüz de aylar evvelinden kavilleşmiş idik!

Kıymetli meslekdaşlarım Mehmet ÖZTÜRK ve Levent ULUCAN ile Sıhhiye’de,

Ankara’nın o günkü dudak çatlatan soğuğuna inat, sıcak bir mekânda buluşduk!

 

Kısa bir hoşbeş fasılından sonra konumuz malûm, yerlerde sürünen astsubaylık idi…

Sohbetin koyulaşdığı anlarda, tarçınlı sütlaçlarımızı kaşıklar iken de konumuz, gene astsubaylık idi.

Su gibi bir lahzada akıp giden dört buçuk saatin sonunda kalkmaya karar verdiğimiz anda da

Konumuz gene aynı idi…

 

Üçümüz için de çok faydalı bir buluşma olduğu tesbitine itiraz edenimiz olmadı.

Tekrar buluşmak konusunda da sözleşdik!

Buluşmanın sonunda zihnimizde kalan, birbirimizden aldığımız ilhâm ve ışıltılı fikirler idi…

 

O tatlı günden elimizde kalan ise

Sohbetimizin şâhidi olan şu biricik resim! 

Asubay Tefrikası 6_8, Ulus Hatırası_  Eski Tüfek Şükrü IRBIKTeşekkür ederim, İnsiyatif Levent ULUCAN;

Yeri ve zamânı geldiğinde insiyatifi ele alırsınız inşallah!

 

 

Teşekkür ederim, Adalet Arayan Mehmet ÖZTÜRK;

Aradığınız adâleti tezelden bulmanızı temenni ederim!..

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

Subaylığa nakil edilmek şartı” ile 1951 senesinde

Başbakan Adnan MENDERES’in 5802 sayılı kânun ile teşkil etdiği “astsubay” dedikleri askerlerin

Sicilen subaylığa terfi” etdirilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlarımızın;

 

Asubay Tefrikası 6 5

  • Hem Başbakan Adnan MENDERES’i

 

  • Hem TBMM’yi

 

  • Hem de “astsubay” dedikleri biz köle askerleri nasıl kandırdığını,

 

Belgeleri ile isbat etdik!..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Tertipledikleri 926 sayılı darbe kânunu ile 27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subaylarınınAsubay Tefrikası 6 6

Astsubay dedikleri biz köle askerlerin “tahsilen subaylığa terfi” hakkını

1967 senesinde TBMM’de nasıl da hâince gasp etdiğini belgeleri ile isbat etdik!

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Kara Ordumuzun “Gedikli Erbaş” ismini verdiği köle askerlere;Asubay Tefrikası 6 7

1910 senesinde Padişah Sultan Mahmud Reşad’ın

Ve dahi

1927 senesinde ise Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün verdiği,

İhtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını

5619 sayılı kânun ile 1950 senesinde,

Kimlerin ve nasıl gasp etdiğini de belgeler ile ilk defâ olmak üzere teşhir etdik!..

  

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

 

Kıymetli vatandaşlarım ve muhterem asubay meslekdaşlarım;

 

Şu an okuduğunuz bu makâle, bugüne kadar yazdığım en uzun ilk ve tek makâledir.

 

Sizler, benim bu en uzun makâlemi okur iken

 

İzin verir iseniz şâyet, ben Eski Tüfek de;

 

  • Hem sizlerin sabrını son kez zorlayacağım

 

  • Hem de evvel Allah,

 

Beyaz subayların biz bahriyeli asubaylara yapdığı ihânetin kapalı kapılarının kilitlerini tek tek kıracağım!..

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Deniz astsubaylığı hakkında yazdığı târihce kitaplarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığının, “bahriye gedikli zâbitliğini” adeta yok sayması ve unutdurmaya çalışması,

Genelkurmay Başkanlığı ve Türk Dil Kurumu’nun da “gedikli zâbit ve gedikli subay” tâbirâtını neşretdiği sözlüklerden bile kazıyıp atmasının asıl sebebi de

Astsubayların “gedikli zâbit” olmak hakkını gündeme getirmesini engellemeye yönelik sinsi ve ahlâksız bir teşebbüsdür.

Bugün, “subay ile er arasına” çivilenmiş; “muvazzaf” ve “müebbet” köleliğe mahkûm edilmiş bir asker sınıfı olan “deniz astsubaylığının”,

105 sene evvel “gedikli zabitliğe” dikey geçiş için teşkil edilmiş “mükellef ve muvakkat” bir “zâbit” sınıfı olduğunu anladığımda, vallahi benim bile gözlerim yuvasından uğradı!..

 

*  *  *  *  *

 

Astsubaylık" hakkında bugüne kadar neşretdiği târihce kitaplarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız,

Bahriye “gedikli zâbit” sınıfını;

Zâbit” sınıfından hep ayrı tutmuş

Ve dahi

1914 sene ve 172 sayılı kânuna göre gene “gedikli zâbit” sınıfına dâhil olarak teşkil edilen “küçük zâbit” sınıfına yamamış.

Fakat,

Kânunlarda “bahriye gedikli zâbitliğin” aslında “zâbit” sınıfına dâhil olduğu çok açık bir şekilde ifâde edilmiş. Aynı durum “gedikli zâbit” olmak için Bahriye Efrâd-ı Cedide (Acemi Er) Mektebi’nde okuyan “Gemici ve Makine Çırak” talebeleri için de söz konusu. İlgili kânunlar, bu talebelerin de “zâbit” sınıfına dâhil olduğunu sarahâten tesbit etmiş. Makâlemizin bu kısımında resimlerini gösdereceğimiz kânunlar ile de sâbit olduğu üzere, bu hakikâti isbat edeceğiz, evvel Allah.

Bahriye gedikli zâbit sınıfı hakkındaki bütün hakikâtleri bugün burada ortaya çıkardıkdan sonra inşallah,

Deniz Astsubaylığının târihini yeniden yazmaya mecbur kalacağız.

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası’nın 6’ncı bölüm, 8’inci kısmını teşkil edecek bu makâlemizde;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bahriyeli subaylarımızın “bahriye gedikli zâbit” sınıfı üzerinde yapdığı kalleş “ameliyâtı” anlayabilmek için

Bugüne kadar yalan-yanlış anlatılan “bahriye gedikli zâbit” sınıfını

Dünyânın çeşitli devlet ordularındaki “bahriye gedikli zâbit” sınıfı ile mukayese ederek tafsilâtlı olarak anlatmamız gerekecek!

Bunun için “bahriye gedikli zâbit” sınıfının evvelâ bugünkü yeri ve durumunu anlatacağız.

Akabinde de bugüne kadar geçirdiği “ameliyât” silsilesini görmek için de

Bugünden geriye doğru olacak şekilde bilgiler vereceğiz, inşallah.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 İlk Türk Ordusu Nasıl İdi?

 

Kendi icâd etdiği “çavuş oku” ile babası Teoman Han’ı M.Ö. 209 senesinde öldüren Mete Han,

Asya Hun Devletinin Kağanı oldu…

Babasından devraldığı devleti,

18 milyon kilometre murabbalık çok geniş bir coğrafyada büyütdü,

Büyük Hun Devletini kurdu,

Ve dahi

Dönemin en büyük devleti olan Çin’i haraca bağladı…

 

Büyük Hun Devleti Kağanı Mete Han ordusunun askerlerini;

  • 10, 100, 1.000 ve 10.000’lik bölükler hâlinde teşkil etdi,

  • Bu bölüklerin başına da onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşı rütbesinde askerler tayin etdi.

 

Bu bilgiden rahatça anlaşılacağı üzere,

Mete Han ordusunu tek sınıf olarak teşkil etdi.

35 senelik hanlığı döneminde dünyânın bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük devletini

Ve dahi

En büyük ve en muzaffer ordusunu teşkil etmesine imkân veren tek husus da

Bu orduda sınıfcılığın ve bölücülüğün olmaması idi.

Büyük Hun Devleti Kağanı Mete Han’ın bu muazzam başarısının biricik sırrı işde, bu idi!..

 

Mete Han’ın ordusunda;

 

  • Kânunlar ile yasaklanmış terfiler,

  • Kendi dünyâsına müebbet hapsedilmiş asker sınıfları,

  • Ulûfe gibi babadan oğula dağıtılmış rütbeler,

  • Torpilli tayinler ile paypaylanmış ballı makâmlar yok idi.

  • Her asker kendi kâbiliyeti, celâdeti, kendi bileği ve kendi yüreği kadar büyük idi.

Ve dahi

  • Her askerin, en büyük rütbe olan tümenbaşılığa kadar terfi hakkı var idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

Türk Ordusu Bugün Ne Hâldedir?

 

Nerede çokluk, orada hoşluk olmuyor her zamân!

Meselâ bit pazarı, böyle bir yerdir. Uzakdan bakınca, aradığınız her şey orada var imiş gibi görünür size...

Yaklaşıp da alıcı gözü ile şöyle bir bakınca,

Gördüklerinizin hiçbirinin işe yaramadığını, aslında hepsinin “çöp” olduğunu anlarsınız.

Ben Eski Tüfek’in şahsî kanaati odur ki!

Bizim ordumuz da bu minvâl üzere, bit pazarına benzer.

Uzakdan bakınca, dünyânın hiçbir ordusunda olmadığı kadar çok ve çeşitli “asker sınıfları” olduğunu görürsünüz!

Dış görünüşe bakarak kendilerini dev aynasında gören bizim cüce beyinli beyaz subaylarımız da

Dünyânın bilmem kaçıncı ordusuyuz diye utanmadan karanlıkda dübürden caka satarlar!

Fakat içine  dikkatli bakınca; gördüklerinizin hiçbir işe yaramadığını,

Aslında hepsinin kuru kalabalıkdan ibâret “çöp asker sınıfları” olduğunu anlarsınız.

15 Temmuz’da bütün dünyâyâ rezil olan Patagonya Ordusu mu idi?

 

 

*  *  *  *  *

 

Bugün Amerikan Ordusu Nasıldır?

 

Ordumuzun midesi boş asker kalabalığına bakan beyaz subaylarımız şöyle diyorlar;

NATO üyesi ülkeler arasında bizim Türk Ordusu ikinci ordudur.”

Mâdemki bizim subaylarımız Amerikalı Coni ve İngiliz Tomi subayı ile aşık atıyor!

Öyle ise biz de bizim Türk Ordusunu bu ordular ile mukâyese edelim, olur mu?

 

Amerika ve İngiltere; farklı babalardan ve fakat aynı anadan doğma kardeş devletlerdir. Her beyaz Amerikalı çok çok İngiliz, her beyaz İngiliz de biraz Amerikandır. Sâdece isimleri farklıdır. Bu hakikâtin tabii neticesi olarak da gerek devlet teşkilâtı gerek ise askerlik kânunları bakımından bu iki devlet, hep birbirlerini takip ve taklit ederler. Bu devletlerin birisi hakkında söylediğiniz her şey, öteki için de handiyse aynen cârîdir. Bu sebepden dolayı ben burada, Amerikan Ordusunu anlatacağım sizlere…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bizim ordumuzun bugünkü mevcudunu emekli bir asubay olarak ben, bilemiyorum! Çünkü söylemiyorlar!

 

 

Fakat, 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde, belgesini de aşağıda görüyorsunuz!

31 Ocak 2019 Perşembe günü itibârı ile Amerikan Ordusunun subay ve er mevcudu…

Bizim ordumuzun “astsubay kıdemli başçavuşu”, Amerikan  Ordusunun “er başçavuşu” ile aynı konumdadır. 

 

 Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Kıymetli vatandaşlarım,

Muhterem asubay meslekdaşlarım;

Amerikan Ordusunun “Subay” ve “Er” oranı şöyle oluyor;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İngiliz Ordusunun Subay ve Er oranı da babaları Amerika’nın aynısıdır!

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerikan Kara, Deniz ve Deniz Piyâde Kuvvetlerinde mevcut olan “Gedikli Subaylık”,

Aşağıdaki çizelgede gördüğünüz üzere, “subay” sınıfına dâhildir.

Bizim bu makâlemizin konusu da

İşde, aşağıda gördüğünüz bu “Gedikli Subay” asker sınıfıdır.

Şu bilgilere bir göz atın, Allah aşkına!

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Ya, Bizim Türk Ordusu Ne Hâldedir?

 

Bizim Ordumuzun asker sınıflarını gösderen çizelge ise

Aşiret ağalarının soyağacına benzeyecek kadar karman çorman!

Genelkurmay Başkanımıza göre bizim ordumuzda bugün tam 8 sınıf asker var, maşşallah!..

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Yukarıdaki resimde gördüğünüz bilgileri rakamlar ile birlikde çizelgeye dökünce de

Ebem kuşağı gibi şöyle ucûbe bir görüntü zuhûr eyliyor, orta yere!

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Coni’nin Amerikan Ordusu ile bahtsız Memed’in Türk Ordusunu mukâyese etdiğimizde

Şöyle rezâlet bir manzara zuhûr eyliyor!

Elem tere fiş, kem gözlere şiş! Allah nazârdan esirgesin!

Hulusi AKAR’ın bu sene “uydurduğu” “yedek astsubaylığı” saymaz isek şâyet,

Benim sayabildiğim kadarı ile bizim ordumuzda bugün tam 7 sınıf asker var, maşşallah!..

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yukarıdaki çizelgede sizin de gördüğünüz üzere;

Coni ’nin Amerikan Ordusunda bugün “gedikli subay” olarak bilinen asker sınıfı var da!

Memed’in Türk Ordusunda bugün “gedikli subay” olarak bilinen  asker sınıfı niye yok, acap?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Aşağıda,

1949 senesinde yapılan 5434 sayılı T.C Emekli Sandığı Kânunu’nun 2019 senesi Şubat ayındaki son durumunu görüyorsunuz.

Bu kânunda gördüğünüz “gedikli subay” tâbiri, bugün dahi aynen mevcutdur.

Peki,

1914 senesinde “gedikli zâbit” olarak ihdas edilen

Ve dahi

1935 senesinde de “gedikli subay” olarak tebdil edilen bu tâbir,

Askerî kânunlarımızda bugün artık niye yok, acap?..

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İçinde yaşadığımız şu 2019 senesine göre

Memed’in Türk Ordusunda “gedikli subay” olarak bilinen asker sınıfı,

Bugüne kadar hiç mi mevcut olmadı?

Ya da

Bahtsız Memed’in Türk Ordusunda “gedikli subay” ismi ile bir asker sınıfı var idi de

Birileri bu “gedikli subay” asker sınıfını ordumuzdan kazıyıp atdı mı acap?..

Ne dersiniz?..

Bilmek için öğrenmek,

Öğrenmek için hiç değil ise okumak gerek, değil mi?

Eski Tüfek’in;

Bunca senelerin el emeği, göz nûru ile pişirip de aşağıya dökdüğü şu hurufât çorbasını

Zamân ve olay silsilesine göre dikkat ederek içer iseniz şâyet

Ordumuzun “gedikli subay” sınıfına yapılan ibretlik “ameliyâtı” hayret ve nefret ile öğreneceksiniz!

Nasıl?.. Gözel mi?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Dünyâyı sömürmek için her türlü oyunu çok iyi oynayan İngiliz Bahriyesi,

Kendi sivil ticâret gemilerini ve denizcilerini muhtemel bir harbde kullanacak şekilde eğitir ve donatır.

İşde, bu maksat ile İngiliz Bahriyesi; Birinci Cihân Harbinde kullanmak için gemici ve makinacı çırakları istihdam etdi. İngiliz Bahriyesi için bu, dün böyle idi, bugün de aynen böyledir. Bizim bahriyemizde de bir zamânlar mevcut olan makine ve gemici çırak mekteblerinin menşei de sömürgen İngiliz Bahriyesinden aşırmadır.

Gemici ve Makine Çıraklarını İngilizler, mekteb eğitimi vermeden, meslek erbâbı vatandaşlar arasından toplamış idi. Fakat aynı dönemlerde Osmanlı Devletinde okuma-yazma nisbeti yüzde bir civârında bile değil iken; Osmanlı Bahriyesi, kendi gemici çıraklarına 4 sene, makineci çıraklarına ise tam 5 sene eğitim verdi.

Aynı senelerde zâbit yetiştiren Bahriye Mektebindeki eğitim ise bunlardan sâdece 2 sene fazla idi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu kadar insanlık dışı ve aşağılık bir muameleyi de

Ancak bizim kurnaz-fesat beyaz subaylarımız tertip edebilir idi.

Bu aslında, değil müslümanın müslümana; gevurun bile gevura yapabileceği bir muamale değildir!

İngiliz Bahriyesi;

Birinci Cihân Harbinde kullandığı buharlı gemilerde, kral daşşağından düşme beyaz zâbitin yapmaya tenezzül etmediği tehlikeli, pis ve zor işlerini yapdırmak için sivil piyasadan kazancı, ateşçi, elektrikçi, motorcu, tornacı vs. çok sayıda meslek erbâbı istihdam etdi.

Ve bu insanlara “zâbit” sınıfına dâhil olmak üzere “gedikli zâbit” (warrant officer) unvânı verdi. Harb esnâsında da bu gedikli zâbitânı, “muvazzaf zâbit” sınıfına terfi etdirdi. Hem de yarbay rütbesi ile!...

Fakat sivil piyasadan topladığı ve zâbitin işlerini yapdırdığı “gedikli zâbitânı”,

İngiliz Bahriyesinin beyaz subayları, Birinci Cihân Harbi sona erince, sürüm sürüm süründürdü.

Bu gedikli zâbitânın çoğunu terhis etdi.

Terhis etmeye götlerinin yemediği bahriye gedikli zâbitânın da;

 

  • Maaşlarını yarıya azaltdı,

 

  • Terfi sürelerini uzatdı,

 

  • Muvazzaf zâbitliğe nakillerini durdurdu…

 

Kullan-at” siyâsetini dünyâda en iyi bilen ve oynayan İngilizlerin kral daşşağından düşme beyaz zâbitânı,

Harbden sonra ihtiyacı kalmadığı için “gedikli zâbitânı”, kağıt mendil gibi kenara atdı.

Birinci Cihân Harbi esnâsında “zâbit” sınıfına dâhil etdiği

Ve dahi

Buharlı gemilerin en tehlikeli ve pis işlerini yapdırdığı gedikli zâbitâna İngiliz Bahriyesinin beyaz zâbitânı,

Çok aşağılık ve adi bir kalleşlik daha yapdı;

Gedikli zâbitânı harb bitince “zâbit” sınıfından def etdi ve “er” sınıfına tenzil etdi.

İngiliz Bahriyesinde bugün dahi sâdece iki sınıf asker vardır;

 

  • Muvazzaf subay,

 

  • Gönüllü/Sözleşmeli Er.

 

 

Bugün dahi İngiliz Bahriyesine "Er" olarak giren bir asker,

Belli süre ve şartlar ile alaylı “Gedikli Zâbitliğe” kadar doğrudan terfi edebilir.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İngiliz Bahriyesinin gedikli zâbitânı işde, bu sebepden dolayı bugün de hâlâ “er” sınıfına dâhildir.

Şu resimin sağ üst tarafında gördüğünüz asker, İngiliz Deniz Kuvvetlerinden Birinci Sınıf Gedikli Zâbitdir.

 

 

*  *  *  *  *

 

Bizde Yok! Fakat ABD Ordusunda Var; Jet Pilotu Erler!..

 

Amerika ve İngiltere; farklı babalardan ve fakat aynı anadan doğma kardeş devletlerdir.

Her beyaz Amerikalı çok çok İngiliz, her beyaz İngiliz de biraz Amerikandır. Sâdece isimleri farklıdır. Bu hakikâtin tabii neticesi olarak da gerek devlet teşkilâtı, gerek ise askerlik kânunları bakımından bu iki devlet, hep birbirlerini takip ve taklit ederler. Fakat hep iyi yönde… Mâlum, iyi olan rağbet görür ya! Yazdıkları kitaplarda da her iki devlet bundan gurur ile bahsederler.

Amerikan Kara, Deniz ve Deniz Piyâde Kuvvetlerinde bugün dahi hâlâ mevcud olan “gedikli zâbitliği” Amerikan Ordusu, İngiliz Ordusundan aşırdı.

Fakat her şeyin daha iyisini yapmak için geberen Amerikalı Coni;

İngiliz Tomi’nin icâd etdiği gedikli zâbitliğesınıf atlatdı” ve “zâbit” sınıfına dâhil etdi.

Bu cümleden olmak üzere;

Yeni bir kuvvet olan Amerikan Hava Kuvvetlerinde bugün “gedikli zâbitlik” yokdur.

Fakat Hava Kuvvetlerinde helikopterin çoğunu “er” sınıfından pilotlar uçurur.

Savaş uçaklarını uçuracak “muharip pilot er” yetişdirmek üzere de 2017 senesinde kolları sıvadılar...

 

Cebinden dünyânın parasını harcayıp da

Kendi imkânı ile pilot ehliyeti alan “astsubay” denilen bizim köle askerlerin uçmasına izin vermeyen

Bizim Kuvvet Komutanları ve Genelkurmay Başkanlarımızın kulakları çınlasın!..

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Amerikan Kara, Deniz ve Deniz Piyâde Kuvvetlerindeki “gedikli zâbitân” bugün de “zâbit” sınıfına dâhildir.

Bizim ordumuzun her boku bilen beyaz subayları ise

Bu konuda Amerikan ve İngiliz Ordularının yapdığından daha farklı ve fakat kalleşçe bir şey yapdı!

Kıskanç bir kuma gibi davranan;

Ordumuzu babalarından mirâs çiftlik, kendilerini aga;

Kendilerinden başka askerleri ise köle olarak telakki eden beyaz zâbitânımız,

Kâbiliyetine hep gıpta etdiği, kendileri için her zamân çetin bir rakip olarak gördüğü; subay tuvâletini dahi birlikde kullanmaya tahammül edemediği “gedikli zâbitliği” 1929 senesinde kökden tasfiye etdi.

Bahriye gedikli zâbitliğini” tasfiye etmek için Deniz Kuvvetleri (Bahriye Nezâreti) ile Genelkurmay Başkanlığı (Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği)’nın

Bu konuda takındıkları haset, nefret ve kin dolu tavırlarını, meclis zabıtlarına akseden cümlelerinden anlamak hiç de zor değil! Eski Tüfek’in bu satırlarda yazdığı ifâdeleri de başka hiçbir yerde bulamazsınız!

 

 

*  *  *  *  *

 

Bahriye Gedikli Zâbitliği konusunda Osmanlı Bahriyesi, İngilizlerin kuyruğundan ayrılamadı.

Osmanlı Bahriyesi “gedikli zâbit” asker sınıfını 1913 senesinde, İngiliz Bahriyesinden aşırdı! Ve o zamân hem “küçük zâbit” sınıfı hem de “gedikli zâbit” sınıfı, “zâbit” sınıfına dâhil olmak üzere teşkil edilmiş idi.

Donanmamızın padişah daşşağından düşme beyaz zâbitânı;

Osmanlı Bahriyesinin İngiltere’den satın alıp Birinci Cihân Harbi’nde kullandığı buharlı gemilerde,

Kendilerinin yapmaya tenezzül etmediği tehlikeli, pis ve zor işleri, gedikli zâbitâna yapdırdı.

Beyaz zâbitânımız, kendilerinin ölmesi gereken işlerde, gözlerini hiç kırpmadan gedikli zâbitânı ölüme sürdü.

 

Birinci Cihân Harbi sona erince, Osmanlı Bahriyesi;

Gemici ve Makine Çırak Mekteplerinde 4 ve 5 sene talim ve taallüm etdirdiği

 

Ve aslında zâbitânın yapması gereken işleri yapdırdığı bahriye “gedikli zâbitânı”;

 

  • Evvelâ 1927 senesinde, “mükellef er” sınıfına dâhil olan “gedikli küçük zâbitliğe” tenzil etdi,

 

  • Akabinde bahriye “gedikli zâbit” sınıfını 1929 senesinde kökden tasfiye etdi.

 

  • Bahriye “küçük zâbitânı” da “muvazzaf er” sınıfına tenzil etdi. Ve oraya çiviledi.

 

 

Muvazzaf er” asker sınıfı olur mu, demeyin! Dünyâda yok, fakat bizim ordumuzda var…

Bugün biz astsubaylar;

15 sene mecburî hizmete ve olduğu yerde otlamaya mahkûm edilmiş dünyânın tek “muvazzaf er”leriyiz.

Böylece beyaz zâbitânımız, bir daş ile üç guş birden vurdu!..

Nasıl?

Gözel mi?..

 

*  *  *  *  *

 

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşür Hasan Hüsnü Paşa’yı adam zanneden Sultan II. Abdülhamid,

Bu Paşa’nın 1890 senesinde hazırladığı bir nizâmnâme için irâde buyurdu!

Donanma-yı Hümâyûna Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sultan II. Abdülhamid’in Donanma “Gedikli” sınıfını teşkil etdiği 1890 senesinde;

Donanmayı Hümâyun (Padişah Donanması)’da “Asakir-i Bahriye-i Şahâne” (Padişah Bahriye Askerliği) mevcut idi.

Bu askerlere “Kur’a Efrâdı” veya “Bahriye Efrâdı” ismi de veriliyor idi.

Bahriyenin ihtiyâcı nisbetinde kur’a ile tesbit edilen “kur’a efrâdı” gençler,

5 sene nizâmiye (mükellef) askerliği yapmaya mecbur idiler.

Bu 5 senelik “mükellef askerlik” süresi içinde bahriye askerlerine,

Harb gemilerinde yapacakları hizmete göre çeşitli eğitimler veriliyor idi.

Bu eğitimleri de bahriyeli zâbitânımız veriyor idi.

Harb gemisindeki silâh, alet, cihaz vs. demirbaşlar da gene zâbitânımızın üzerine zimmetli idi.

Eğitimlerin sonunda da “Bahriye Efrâdı, harb gemilerine sevk ediliyor idi. Aldıkları eğitimden sonra gitdikleri gemilerde iyice usdalaşan kur’a efrâdı, 5 senelik “mükellef” askerlik hizmetinden sonra teskere alarak Donanma’dan ayrılıyor idi.

Kur’a efrâdı gençler, görevleri süresince kullanmaları için kendilerine teslim edilen silâh, alet, cihaz vs. gibi demirbaş malzemeleri de kırıp döküyorlar ve bunların hesâbı da beyaz zâbitândan soruluyor idi.

Mesleğinde usdalaşan kur’a efrâdı; beyaz zâbitâna göre kendilerinden istifâde edilecekleri bir zamânda teskere alıp Donanma’dan çıkıp gidiyor idi.

Sonra da bahriye zâbitânı, gelen yeni kur’a efrâdını tekrâr eğitmeye mecbur kalıyor idi.

İşde, bahriye zâbitân heyetimiz;

Hem kur’a efrâdını eğitmek, atleti-donu, boku-püsürü ile uğraşmakdan kurtulmak

Hem de kendilerine zimmetli olan demirbaş malzemelerin zimmetinden kurtulmak için

Aynı görevi kendileri yerine uzun süre yapacak köle bir asker sınıfı” icâd etmek isdedi.

Ve hemen akabinde,

Gedikli” olarak tesmiye etdiği ve aslında “muvazzaf köle” bir asker sınıfı olan “Donanma sıbyan efrâdını” keşfetdi.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Dersaadet (İstanbul)’de doğup büyümüş ve denizi bilen gençlerin kabul edileceği bu “gedikli” sınıfı;

Talebe olarak bahriye harp gemilerinde tam 5 sene tâlim-taâllüm edecek,

Bu tâlim-taâllüm sonunda “sıbyan efrâdı” nâmı ile gemilerde 5 sene “mükellef” hizmet edecek idi.

İstanbul’un bıçkın gençleri “talebe ve sıbyan efrâdı” olarak toplam 10 sene hizmetden sonra

Kendisi isder ise ve Donanma’da ihtiyaç da var ise şâyet “gedikli” sınıfına nakil edilecek,

Gedikli” unvânı ile 9 sene daha olmak üzere toplam 19 sene hizmet etdikden sonra emekli olacak idi.

 

Bu senelerde Bahriye Mektebi (Deniz Harp Okulu)’nde idâdî hâriç, eğitim süresi de 3 sene idi…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1890 Donanma Gedikli Nizâmnâmesini tertip edenAsubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa

5 sene nizâmiye (mükellef) askerliğin mecburî olduğu bir dönemde;

İlk 5 senede mükellef askerlik hizmetini yapar iken

İkinci 5 senede de bir meslek öğrenmenin İstanbul’lu gençler için câzip bir tercih olacağını tahmin ediyor idi.

Fakat Hasan Hüsnü Paşa, kısa süre sonra bu tahmininde duvara tosladı.

İstanbul’lu gençler, “zâbit” olacaklarını zannederek “gedikli” olmuşlar idi.

Fakat gemiye gitdiklerinde;

Bahriye zâbiti kadar iyi bir eğitim aldıklarını

Ve dahi

Bahriye zâbiti kadar donanımlı oldukları gören

Ve buna rağmen aslında “efrâd (er)” olduklarını idrâk eden Dersaadet’in bıçkın delikanlıları,

Gedikli” olmakdan hemen çark etdiler.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde bu sebeplerden dolayı Donanma Gedikli sınıfına talep, kısa sürede birden bire dibe vurdu.

1900’lü senelere gelindiğinde,

Bir tek dahi olsa talebe bulamayan Donanma Gedikli Sınıfı,

Yirminci asırın ilk senelerinde kapısına kilit vurdu!

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’nın tertip etdiği Donanmamızın ilk “gedikli” sınıf tezgâhlama teşebbüsü,

İşde böylesi derin bir hüsrân, büyük bir hayâl kırıklığı ve sonsuz bir küskünlük ile iflâs etdi.

Fakat hem bahriye efrâdının tâlim-taâllümü, boku-püsürü ile uğraşmakdan sıyrılmak

Hem de kendilerine zimmetli demirbaşları başkaları üzerine yıkmak için sinsice tuzaklar tezgâhlayan Bahriye zâbitân heyetimiz,

Bulduğu ilk fırsatda “köle”, “ortada sandık” ve yeni bir “gedikli” sınıfı tertip etmeye kararlı idi.

Burada yeri gelmiş iken önemli hatâyı tashih etmeliyim.

Bugüne kadar neşretdiği târihcelerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı; Donanma Gedikli sınıfı için;

 

  • Kimi zamân “gedikli küçük zâbit”,

 

  • Kimi zamân “gedikli zâbit”,

 

  • Kimi zamân da “astsubay” tâbirini kullandı.

 

Bu yakışdırmaların hepsi câhilliğin alâmetleridir. Donanma Gedikli sınıfı, bunların hiçbirisi değildir.

Çünkü;

 

Birinci husus şudur; 1890 Donanma Gedikli Nizâmnâmesinde, bir tek dahi olsa “zâbit” kelimesi yokdur.

 

İkinci husus da şudur; 1890 Donanma Gedikli Nizâmnâmesi, nev-i şahsına münhasır bir nizâmnâmedir.

 

Bu Nizâmnâme ile ihdâs edilen Donanma Gediklisi nev-i şahsına münhasır bir asker sınıfıdır.

Deniz Kuvvetlerimizin bu gedikli sınıfını, çeşitli bahriye asker sınıflarına benzetmeye ve yamamaya çalışmasının iki sebebi olabilir,

 

Bu sebepler;

 

 1. Cehâletdendir, bunu anlarım.

 

2. Fakat daha ziyâde ihânetdendir, bunu affetmem!

 

Bahriyeli subaylarımızın böylesi hâince davranmasının asıl sebebleri de şunlardır;

Bugün burada belgeleri ile ortaya koyacağımız üzere,

Gerçek anlamda bahriye “zâbit” sınıfına dâhil olarak teşkil edilen “gedikli zâbit” sınıfını değersizleştirerek unutdurmaya çalışmak

Ve daha da mühimi,

Hem bahriye efrâdının tâlim-taâllümü, atleti-donu, boku-püsürü ile uğraşmakdan sıyrılmak

Ve hem de

Kendilerine zimmetli demirbaşları üzerine yıkacağı “köle”, “ortada sandık” ve yeni bir köle asker sınıfının teşkil edilmesine kendi akıllarınca meşru gerekçeler uydurmak telâşıdır.

 

 

*  *  *  *  *

 

Ölmek/öldürmek ve öldürmeyi emretmek salâhiyyetini hâiz dünyânın meşru tek katil mesleği olan askerlikde;

Ölen/öldüren ve ölmeyi emreden asker arasında başka bir asker sınıfı olamaz!

İkinci Cihân Harbine kadar dünyânın haracını yiyen İngiliz Ordusunda

Ve dahi

 

İkinci Cihân Harbi’nden sonra dünyânın haracını yiyen Amerikan ordusunda, sâdece iki sınıf asker vardır;

 

1. Ölmeyi emreden mektebli muvazzaf subay,

 

 2. Ölmek ve öldürmek emrini yerine getiren alaylı mükellef er.

 

Türkiye Devletinin imzâlayıp taraf olduğu milletlerarası andlaşmalara göre de durum aynen böyledir.

 

Fakat darbeci beyaz subaylarımızın;

Anayasa’yı ayaklarının altında çiğneyerek iç hukukumuzda tertip etdikleri kimi gayri meşrû kânunlar ile ordumuzun askerlerini tefrikalara ve sınıflara böldüler.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

*  *  *  *  *

 

İnanması Zor! Lâkin, Durum Aynen Böyle!..

 

Aşağıda gördüğünüz sayfayı Milli Savunma Üniversitesine ait bir bağlantıdan şimdi indirdim.

Benim de 1981 senesinde mezun olduğum Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu ismini verdikleri uyduruk okulun târihcesinden bahseden bu yazıda,

Deniz Astsubaylığının târihinin 1890 “Donanma Gedikli Sınıfı” ile başladığı yalanını söylüyorlar.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat vaziyet hiç de öyle, Milli Savunma Üniversitesinin işkembeden üfürdüğü gibi değil!..

Deniz Kuvvetleri Komutanının bile bugün bu hakikâtin farkında olmadığından hiç şüphem yok!

1890 Donanma Gedikli Nizâmnâmesi bugün de hâlâ yürürlükdedir.

Çünkü bu nizâmnâmeyi ilga eden herhangi bir nizâmnâme, kânun vs. bulamadım;

1949 sene ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kânunu,

Ve dahi

Bugün “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfının târihinden söz eden 1995 seneli AYİM kararında, sâdece 1913 nizâmnâmesine atıf var.

Kendisinden sonra meriyyete konulan nizâmnâme ve kânunlarda da 1890 Donanma Gedikli Nizâmnâmesinden tek kelime bahis yokdur.

Bugün “astsubay” ismi ile bilinen asker sınıfı, 1951 senesinde 5802 sayılı kânun ile teşkil edildi. Bu kânunda da 1890 Donanma Gedikli sınıfı Nizâmnâmesine atıf yok!

Bu sebepden dolayı 1890 Donanma Gedikli sınıfı ile bugünkü “deniz astsubaylığı” arasında “halef-selef” bakımından hiçbir illiyet bağı yokdur.

1890 Donanma Gedikli sınıfı;

  • Nev-i şahsına münhasır bir bahriye asker sınıfı olarak teşkil edilmiş

 

  • Ve fakat rağbet görmediği için 10-15 senede iflâs etmiş müstakil bir asker sınıfıdır.

 

  • Bahriyemizde bugüne kadar mevcut olan hiçbir asker sınıfı ile de benzerliği yokdur!

 

Deniz astsubaylığı hakkında bugüne kadar neşretdiği târihce kitaplarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığının ortaya atdığı “bugünkü deniz astsubaylığı, 1890 Donanma Gedikli sınıfının devâmıdır” şeklindeki iddia, işkembeden söylenmiş kuyruklu ve  âdi bir yalandır. Hukûkî bakımdan da son derece mesnetsizdir.

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1890 senesinde teşkil etdiği Donanma “Gedikli” sınıfının Nizâmnâmesinde Sultan II. Abdülhamid şöyle dedi;

 

Madde 29 — İleride icâbı hâle göre işbu nizâmnâmenin tevsi veya tâdili zımnında lüzumu tahakkuk eden mevaddın derç ve ilâvesi câizdir.

 

Bu cümlenin Türkcesi şöyle oluyor;

İleriki zamânlarda zuhûr edecek ihtiyâca göre bu nizâmnâme gelişdirilir veya değişdirililir.

Fakat öldüğü 1903 senesine kadar Bahriye Nâzırlığı yapan Mürteşi Müşir Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa,

1890 senesinde hazırladığı bu nizâmnâmenin tek kelimesine dahi dokunmadı.

Ve bu sınıfın kendi kendisini tasfiye etmesini gemi gövertesinden

Manda katara bakar gibi seyretdi…

1890 Nizâmnâmesine bakıldığında, Donanma Gedikli sınıfının;

 

  • Donanma zâbit sınıfına dâhil olmadığı bellidir,

 

  • Donanma Efrâd (Er) sınıfına dâhil olmadığı da bellidir,

 

  • Donanma zâbit sınıfı ile donanma efrâd sınıfı “arasında” yer aldığı da açık bir şekilde bellidir,

 

  • 1890 senesinden sonra Donanmamızda teşkil edilen hiçbir asker sınıfına benzemediği de çok bellidir.

 

  • Rütbe isimlerine bakdığımızda 1890 Donanma Gedikli sınıfının, bugün “astsubay” olarak bildiğimiz deniz asker sınıfının “selefi” olmadığı da besbellidir…

 

 

Donanma Gedikli sınıfının yapacağı görevler, nizâmnâmede en ince ayrıntısına kadar açıklanmış idi

Fakat  emeklilik hakkı ve tâbi olacağı askerî cezâ hukûku konusunda bu nizâmnâmede tek kelime yok idi. 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bahriye Encümeni nâmına söz alan Karesi Mebusu Ali Galip Efendi

1911 sesinde Meclis-i Mebusânda şöyle dedi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bugün mevcut Efrâdı Bahriye 6.000 adetten ibâret imiş. Zâbitânı tahkik ettik 5.600 imiş. Az daha beher efrât başına bir zâbit olacaktı.  Gedikli efrât tâbir olunan efrâd var ki, bunlar kat'iyyen zâbit olamazlar. Usûlen öyle vaz olunmuş vaktiyle. Fakat bu maksadı fark etmişler bunlar, bu Gedikli efrâdı da zâbit yapmışlar. Gedikli efrâddan maksat, adetâ bizim hânelerdeki kethüda kadınlar gibi, her vapurda bu Gedikli efrâd daima bulunuyor. Kethüda gibi her umura karışıyor vapurlarda. Gedikli efrâd böyledir. Yeni gelen efrâdı bunlara tevdi ederler. Bunlar kat'iyyen vapurlardan çıkmıyorlar. Orada bulunuyorlar. Bunlar zâbit filan olmuyor. Lâkin bunların dört senede bir maaşlarına zam olunur. Muahharan son defâ olmak üzere arzolunmuş, beş altı yüz ve belki daha ziyâde Gedikli efrâdı “zâbit” yapmışlar. Hülâsa, iş çığırından çıkmış gitmiş.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Padişah Sultan Hamid buyurduğu bir iradei seniyye (padişah fermânı) ileAsubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Alaylı 148 bahriye çavuşunu,

1908 senesinde mülâzım sâni rütbesine terfi etdirdi.

Bu çavuşlar, terfi etdiklerini zannederek zâbit kıyâfeti giymeye başladı.

Fakat dönemin Bahriye Nâzırı Hasan Râmi Efendi,

Padişahın bu fermânını mevkii tatbike koymadı.

Zâbitliğe terfilerinin işleme alınmadığını öğrenen 148 bahriye çavuşu, hakkını almak için meclise dilekce gönderdi.

Uzun müzâkerelerden sonra mebuslar,

Bahriyeli 148 çavuşun dilekçelerini reddeddi.

1908 İnkilâbından sonra, Bahriye Nâzırı Hasan Râmi Efendi’nin rütbesi alındı ve sürgüne gönderildi.

Kendinden önceki Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşanın lakâbı “Mürteşi” idi.

Hasan Hüsnü Paşa gibi fenâ bir şöhreti olmasından ve isminin verdiği kolaylıkdan dolayı da

O’na “Harâmî” Paşa dediler.

 

 

Aynı celsede söz alan Sivas Mebusu Dağavaryan Efendi

Meclis-i Mebusânda şu ibretlik sözünü târihin hâfızasına kayıt etdi;

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

DAĞAVARYAN EFENDİ (Sivas) — Bir millet, yalnız nizâm ile yaşayıp ileri gidebilir. Merhamet ile hiçbir millet ne yaşar, ne ileriye gider. Bizim, Avrupa devletlerinden farkımız yalnız budur. Onlarda nizâm, kânun hüküm – fermadır. Bizlerde hissiyâtımız, merhametimiz hâkim ve âmirdir. Artık müzakere kâfidir. Ne kadar dinledik ise, hepsi birdir. Kânunun sadâsını çok vakit ayak altına alıyoruz.

Böyle gidersek, biz, bu mülkü batıracağız.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde, bu şerefli zâbit Ali Rıza Paşa,

1911 senesinde meclisde şu târihî sözünü söyledi;

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Askerî Harcırah Kanunu_ İnikad-75);

RIZA PAŞA (Topçu Ferîki) — (…) Bugün orduya muktedir zâbit yetiştirmek - Hey'et-i kiram belirler ki - Avrupa'da bir mes'ele-i mühimme-i içtimaiyyeden mâduttur. Almanlar bugün dünyâya nümûne-i imtisal olan o güzel ordularına, zâbitleri vasıtasıyla nail olmuşlardır. Hey'et-i zâbitânının mükemmeliyeti sayesinde ordu da terakki ve tekemmül etmiş ve bugün herkes için numune-i imtisal olmuştur.

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Birinci ve İkinci Cihân Harbini, Almanya başlatdı.

Bütün dünyâya meydan okumasının da kendine göre çok haklı sebepleri var idi.

 

NATO görevinde iken Napoli’de 1994 senesinde tanışdığım bir Alman deniz yarbayı, sohbetimiz esnâsında bana şöyle dedi;

Göreceksiniz! Üçüncü Cihân Harbini de gene biz başlatacağız!

 

Amerika’nın kucağına oturmuş iken dübürden kahramanlık taslayan bizim mütarekeci subaylarımız işitsin!

Dünyâ savaşlarını başlatmasında Alman subaylarının neler yapdığını da inşallah başka bir makâlede anlatırız.

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

1890 Donanma Gedikli nizamnâmesi,

Donanma gediklilerinin “zâbitliğe nakil edilmeleri asla câiz değildir” diyor idi!

Bu sebepden dolayı 1890 senesindeki “ilk gedikli sınıfı” denemesi, 1900’lerin başında iflâs etdi.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bu iflâsdan ders alan dönemin Bahriye Nâzırı Çürüksulu Mahmûd Paşa,

İngiliz Amiral Gamble Paşa’nın 1910 senesinde hazırladığı rapor üzerine

Padişah Sultan Mehmed Reşâd’a arz eylediği bir layihâ ile

1913 senesinde bahriye (donanma) “gedikli” sınıfını “ikinci kez” olmak üzere teşkil etdi.

Süfûn-u Hümâyûn Gedikli Sınıfı;

Tekâ’üd husûsunda Askerî Tekâ’üd Kânûnuna tâbi olacak

Ve dahi

Rütbelerine mahsûs mecmû’-ı müddet olan 17 seneyi ikmâl eyledikden sonra hakk-ı tekâ’üdü ihrâz edecekler idi. 

 

Fakat

Askerî cezâ husûsunda gedikli sınıfı askere yapılacak muâmele konusunda bu kânunda hiçbir hüküm yok idi. 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

Deniz Astsubaylığının târihi söz konusu olduğunda;

Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız 1890 Donanma Gedikli sınıfının târihini yazar iken

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa’dan söz etmeyi kendine bir nâmus borcu bilir.

Fakat  bugünkü “deniz astsubaylığına” menşe teşkil eden başka kânunlar olduğunu da hep inkâr eder.

Nitekim 1913 senesinde meriyyete konulan bu nizâmnâmeyi,

Her niye ise Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız hep ıskalamayı tercih eder.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


Donanma Gedikli sınıfının ikinci kez teşkil edilmesine dâir olmak üzere kabul edilen bu kânun;

Padişah Sultan Mehmed Reşâd’ın “bir defâya mahsus” olmak şartı ile irâde buyurduğu “muvakkat” (geçici) bir kânundur.

Bu hakikâtin tabii neticesi olarak da;

Bu kânun ile “zâbit” sınıfına dâhil olmak üzere teşkil edilen “süfün-i hümâyun gedikli sınıfı” da “muvakkat” (geçici) bir donanma asker sınıfıdır.

Bütün devletlerin dünyâ harbine hazırlandığı günlerde,

Askere giden gençlerin geri dönmeyeceğini vatandaş çokdan öğrenmiş idi.

Câzip şartlar da vaad etmediğinden dolayı bu “gedikli” sınıfı da rağbet görmedi.

Donanma gedikli sınıfı teşkil etmek için

Taş kafalı beyaz bahriye zâbitân heyetimizin çıkartdığı bu ikinci kânun da kısa sürede iflâs etdi.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1890 senesindeki Donanmada “ilk gedikli” sınıfı denemesi 1900’lerin başında iflâs etdi.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

1913 senesindeki Donanmada “ikinci gedikli” sınıfı denemesi  de

Bu askerin “zâbit” sınıfına dâhil olmasına rağmen aynı sene içinde iflâs etdi.

 

 

Bu iflâslardan ders alan dönemin Bahriye Nâzırı Ahmed Cemâl Paşa,

Gene İngiliz Amiral Gamble Paşa’nın 1910 senesinde hazırladığı rapor üzerine

Padişah Sultan Mehmed Reşâd’a arz eylediği bir layihâ ile

1914 senesinde bahriyede “ilk kez” olmak üzere “üç sınıf asker” birden teşkil etdi.

 

 

 

  

Bugüne kadar geçen 105 sene içinde aşağıdaki şu belgeyi ilk gören sizler oluyorsunuz!

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1914 seneli Bahriye Efrâdı ve Küçük Zâbitânı ile Gedikli Zâbitânı Kânun-ı Muvakkat isimli bu kânunun

Beşinci maddesi şöyle emrediyor idi;

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

Bu kânun ile aşağıdaki çizelgede gördüğünüz üç sınıf asker geçici (muvakkat) olarak teşkil edildi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu kânuna göre teşkil edilen üç asker sınıfının en üst aşaması olan 1914 Bahriye Gedikli Zâbit Sınıfı;

 

  • Tekâ’üd husûsunda zâbitân misüllü Askerî Tekâ’üd Kânûnuna tâbi olacak,

 

  • Namzetliklerinden itibâren 17 seneyi ikmâl eyledikden sonra hakk-ı tekâ’üdü ihrâz edecek,

 

  • Askerî cezâ husûsunda da gene zâbitan misüllü Askerî Cezâ Kânûnnâmesine tâbi olacak idi.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

1914 Bahriye “Gedikli Zâbit” rütbe işâretlerinin rengi “sarı

Küçük Zâbit” rütbe işâretlerinin şekli aynı fakat rengi “kırmızı” idi.

Rütbe işâretlerinin renginin “sarı” olması,

Bugünkü “deniz astsubay” sınıfının, geçmişdeki “gedikli zâbit” sınıfının devâmı olduğunun gizli bir delilidir.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

İngiliz Amiral Gamble Paşa’nın tavsiyesi üzerine hazırlanan 1914 Bahriye “gedikli zâbit” kânunu ile

Bahriye zâbiti” hâricinde olmak üzere üç sınıf bahriye askeri birden teşkil edildi.

 

1. Bahriye “Mükellef” Efrâd (Er) sınıfı,

 

2. Bahriye “Mükellef” Küçük Zâbit sınıfı,

 

3. Bahriye “Muvazzaf” Gedikli Zâbit sınıfı.

 

 

172 numara ve 1914 seneli bu kânun

Ve dahi

1916 seneli Makine Çırakları Nizâmnâmesinden kolayca anlaşıldığı üzere

 

Bahriyedeki bu asker sınıfları;

 

  • Birbirini ikmâl eden (besleyen)

 

Ve

 

  • Sınıflararası dikey geçiş imkânı veren bir kânun idi.

 

Bu kânuna göre Efrâdı Cedide (Acemi Er) Mektebine kayıt yapdıran bir gencimiz;

Makineci Çırağı olmak için 5 sene,

Gemici Çırağı olmak için ise 4 sene tâlim-taâllüm görüyor idi.

 

Bu tâlim-taâllüm sonunda;

 

1. Hem nizâmiye (mükellef) askerliğini yapıyor

2. Mükellef askerliğini tamamladıktan sonra donanmada askerlik yapmaya devâm etmek isder ise şâyet,

 

Belli süre ve şarta bağlı olarak;

 

Evvelâ; “mükellef” küçük zâbit

 

Akabinde de “muvazzaf” gedikli zâbitliğe dikey olarak terfi edebiliyor idi.

 

Bu durum, İstiklâl Harbi esnâsında ve 1927 senesine kadar 14 sene devâm etdi.

 

 

*  *  *  *  *

 

1914 Bahriye Efrâdı ve Küçük Zâbitânı ile Gedikli Zâbitânı Kânunu Meclisde müzâkere edilir iken

23 Ocak 1915 Cumartesi günü söz alan Kengiri mebusu Fazıl Berki Bey,

Bahriye gedikli zâbitliği hakkında bakınız, neler dedi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

FAZIL BERKİ BEY (Kengri)Bahriye Efrâdı ve Küçük Zâbitân ile Gedikli Zâbitânı Kânunu, Meşrutiyete nâil olduğumuz beş altı seneden beri Bahriye Nezâretinin, meclisimize bahriyenin terakki ve tealisi için göndermiş olduğu ilk kânundur. Binaenaleyh meserretle telakki edilmeye şâyandır. Asıl bu kânunun rûhu gedikli zâbitân kısmına ait olan cihetidir.

Gedikli zâbitânı, bahriye meselesinde adeta bir hayât ve memat vazifesi ifâ etmektedir.

 

Gedikli zâbitânı demek sefaini bahriyenin demirbaş insanları demektir. Sefain-i bahriyenin demirbaş eşyası olduğu gibi, demirbaş insanları da yani yirmi sene, yirmibeş sene aynı vazifede bir şubei fende sahibi ihtisas olan insanlara ait olan bir tâbirdir. Eskiden bunlar intihab ediliyordu, daha doğrusu gedikli olanlara zâbitlik tevcih ediliyordu. Hâlbuki bunlar bahriye harp zâbiti olmadıklarından mesela, ateşçi, topçu, nişancı, işaretçi olan bir zâtın doğrudan doğruya zâbit rütbesini hâiz olması, bunlar arasında suitefehhümleri mucip oluyordu.

Yeni kânunda tadilât icra edilmiş, yalnız zâbitân bunlara bir işareti mahsus verilmiş ve 20-25 sene aynı meslekte hizmet edeceklerinden şevk ve gayretlerini tezyit etmek maksadı ile maaşları da sunufa taksim olunmuştur. Mücavir devletlerde de bu usûl kabul olunmuş, bundan pek çok istifâde olunmuştur. Bu kânunu muvakkat mevki-i icrâya vaz olunduğu zamândan beri pek çok istifade edilmiş, yani hangi cihetleri muhtaç, muhtacı tadil ve tebdil olduğu görülmüş, Mesela, maaşatı kâfi derecede görülmemiş olmalı ki rağbet az olmuş ve bundan dolayı hükümetle encümen beyninde itilaf hâsıl olarak maaşât mümkün mertebe tezyit edilmiştir.

Diğer taraftan, zannederim ki bu kânunun muvakkat olarak icrayi hükmetmesi ve matlub olan rağbete mazhar olmaması, Millet Meclisinde müzâkeresi esnasında münakaşa ile belki de ref edileceği varidi hazır olmasından ileriye gelmiştir.

Hâlbuki bu kânun kabul edilecek olursa rağbet fevkalade artacaktır, çünkü oraya bir kere tezkere terk ettikden sonra vakfı hayat edenler 50 yaşına kadar bahriyenin bir sınıfı mahsusu olarak kalacaktır ki, böyle uzun müddet için bir vazifeye girmiş olanların istikbâlini düşünmesi de elbette vazifesidir. Binaenaleyh, bahriyenin terakki ve tealisi her türlü fedakârlığı ihtiyardan içtinap etmeyen milletin vükelayi muhteremesi bu kânunu hükümetin muvafakati ile encümenin tadili vechile kabul edeceğinden hiç şüphem yoktur.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Deniz Kuvvetleri (Bahriye)’nde “gedikli zâbitlik” 1914 senesinde teşkil edildi.

Kara (Berrî) Ordumuzda ise “kara hava sınıfı gedikli zâbitlik” 1917 senesinde teşkil edildi.

Hem Bahriye’de hem de Berriye’de; gedikli zâbitlik müstakil birer “zâbit” sınıfı olarak teşkil edildi.

Bahriye’de ve Berriye (Kara Ordumuz)’de teşkil edilmesinin kan donduran sebeplerini de sırası ile;

 

Ve

 

1929 senesinde de 1492 sayılı kânun ile deniz ve kara hava gedikli zâbit sınıfı külliyen ilga edildi.

Deniz ve kara hava gedikli zâbit sınıfı,

1914 senesinden 1923 senesine kadar tam 10 sene devâm eden İstiklâl Hârbi’nde canı bahasına harb etdi.

Pilot yapmak için gönüllü zâbit bulamayan Bahrî ve Berrî Ordularımız;

Bu gedikli zâbitânı, harbiyeli zâbitin yerine ölmesi için “pilot” yapdı.

 

Fakat harb bitince de gedikli zâbitânı;

  • 1927 senesinde “er” sınıfına dâhil olan “gedikli küçük zâbitliğe” tenzil etdiler.

 

  • 1929 senesinde de kullanılmış kağıt mendil gibi bir kenara atdılar.

 

Deniz ve kara hava sınıfı gedikli zâbitâna ordumuz o kadar vefâsızlık ve hâinlik etdi ki…

Gedikli zâbit sınıfı ordumuzun âdeta cüzzamlı askerleri oldular.

Deniz ve kara hava sınıfı gedikli zâbitâna ordumuz;

  • Gedikli erbaşdan daha az maaş verdi,

 

  • Cezâ vermeye gelince kânunlarda “zâbit” sınıfına dâhil etdi,

 

  • Fakat özlük hakları vermeye gelince “er” sınıfına dâhil etdi.

 

5434 sayılı Emekli Sandığı Kânununda hâlen mevcut “gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtını

Türk Dil Kurum’u, 1944 senesinde neşretdiği ilk Türkce Sözlüğe dâhil etmedi.

Sonraki senelerde neşretdiği sözlüklere de dâhil etmedi.

Açın, bakın, görün ve inanın!..

Bugün elimizde olan güncel Türkce Sözlükde de “gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtı mevcut değil.

Genelkurmay Başkanlığı da bu iki tâbire âdeta cüzzamlı muamelesi yapdı;

1929 senesinden sonra neşretdiği yeni kitaplara “gedikli zâbit” tâbirini dâhil etmedi.

Cârî askerî talimât ve mevzuâtda mevcut olan “gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtını da tek tek ayıkladı.

Amerikan Kara, Deniz ve Deniz Piyâde Ordularında “gedikli zâbit” (gedikli subay) sınıfı bugün de hâlâ mevcut.

Fakat Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları bu “gedikli zâbit” tâbirinden o kadar korkdu ki

Neşretdikleri İngilizce sözlüklere “gedikli zâbit” (gedikli subay) tâbirâtını bugün bile hâlâ dâhil edemiyorlar.

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bahriye küçük zâbit ya da gedikli zâbitliği söz konusu olduğunda kânunlarda, 1915 seneli kânuna atıf yapılır. Fakat kabul edilen ilk kânunun târihinin 20 Nisan 1914 olduğunu hatırda tutmalıyız. Kabul edildiği 1915 senesinde kânunlara sayı vermek kuralı mevcut değil idi. Bu sebepden dolayı atıf yapılan çeşitli kânunlarda; meselâ 5434 sayılı Emekli Sandığı Kânununda, 1915 seneli bu kânunun numarasının 172 olduğu yazılıdır.


 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

 

Yeri gelmiş iken bir galat-ı meşhuru daha burada tashih edelim.

Yazdıkları astsubay târihcelerinde kimi meslekdaşlarım

Sağ tarafınızda gördüğünüz barûtî siyah çuhadan mamûl nevresim (kaput, kısa palto) giymiş şu bahriyelinin “gedikli zâbit” olduğunu söylerler.

 

Doğrusunu söylemek gerekir ise şâyet,

Ben Eski Tüfek de bahriyeli bu askerin “gedikli zâbit” olduğunu zannediyor idim.

Fakat tetkik etdim ve hakikâti öğrendim.

 

Aşağıda resmini gördüğünüz Ordu Kıyafet Kararnamesi Şekilleri isimli 1933 seneli kitaba bakdığımızda

Bahriyeli bu askerin aslında,

1492 sayılı "baskın" bir kânun ile 1929 senesinde alelacele teşkil edilen “gedikli küçük zâbit” sınıfının son aşaması olan

Ve

Bu kânunun Komisyon Raporunda itiraf edildiği üzere Alman Bahriyesinden aşırma

Ve dahi

Kazancı şubesinden bahriyeli “başgedikli” olduğunu anlıyoruz.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Bahriye Küçük Zâbit ve Gedikli Zâbit Rütbe İşâretlerini Hangi Devletden Aşırdık?

 

Makâlemizin ilk sayfalarında bahriye gedikli zâbit sınıfını İngilizlerden aşırdık demiş idim.

Bugün kullandığımız asubay “rütbe işâretlerini” de gene İngilizlerden aşırdığımızı bu sayfalarda isbat edeceğiz.

Bu iddiamızı isbat etmek için de iki belge kullanacağız;

 

1. 1915 senesinde neşredilmiş İngiliz Gemicilik El Kitabı

2. Ve bir İngiliz Bahriye erinin 1916 senesinde çekdirdiği resim.

 

İngiliz Gemicilik El Kitabı’nın kapak sayfası ve konumuz ile ilgili olan sayfası şunlar;

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İngiliz Bahriyesinde Ne idi?, Osmanlı Bahriyesine Ne Oldu?

 

Ben, Şükrü IRBIK, yukarıda ortadaki resim hakkında bilgi vermek isdiyorum.

İngiliz Bahriyesinde 1849 senesinde başlayan bir gelenek var. Görevini başarı ile yapan ve siciline cezâ işlenmeyen bahriye erâtı belli süreler ile yukarıda ortada görülen “V” şeklindeki “mümtaz şahsiyet işâreti” (Good Conduct Badge) ile taltif ediliyor idi.

 

1916 senesindeki yönetmeliğe göre bu şartları yerine getiren bahriye erâtı; 3, 8 ve 13’üncü senelerde birer adet olmak üzere yukarıda görülen “V” şeklindeki işâreti sol kol pazusuna takıyor idi. Bahriyeli erâta bu işâretlerden en faz üç adet veriliyor ve taltif edilen erâtın maaşına zam yapılıyor idi. Böyle bir taltif yöntemi bizim ordularımızda hiçbir zaman olmadı.

 

Aşağıda, İngiliz Bahriyesi HMS Forester muhribinden George Smith isimli İşâretci Çavuş’un,

1916 senesinde çekdirdiği şu hârika resimi görüyorsunuz.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

  • Bu İngiliz Bahriye Çavuşunun;

 

Sağ kolunda gördüğünüz şekil, askerin mesleğini gösderir. Bu asker, "İşâretci" sınıfına mensubdur.

 

 

  • Sol kolunda gördüğünüz çifte “V” şekli ise;

 

Bu askerin iki kere “mümtaz şahsiyet işâreti” aldığını gösderir.

 

 

 

  • Çift “V” işâretinin üzerinde görünen çifte çapraz çıpa ve onun üstündeki taç ise;

 

Bu askerin rütbesinin "Çavuş" olduğunu gösderen rütbe işâretidir.

 

 

İngiliz Bahriye erâtına 1916 senesinde verilen “V” şeklindeki “mümtaz şahsiyet işâreti” (Good Conduct Badge),

Aşağıda görüldüğü üzere 4, 8 ve 12’nci senelerde bugün dahi aynı şekilde veriliyor.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

////

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Şimdi, buraya kadar verdiğimiz bilgiden maksadımız şudur;

Bizim her boku bilen bahriye zâbitimiz,

İngiliz Bahriyesinde görevini iyi yapan ve cezâ almayan erâta verilen

Ve dahi

Yukarıdaki resimde, İngiliz Bahriye Çavuşu Corc’un sol kolunda gördüğünüz “mümtaz şahsiyet işâretini”;

 

  • Bizim "bahriye gedikli zâbiti" için “rütbe işâreti” olarak seçmiş,

 

  • Mümtaz şahsiyet işâreti”nin üzerinde gördüğünüz çifte çapraz çıpa işâretini de bizim "küçük zâbitân" için rütbe işâreti olarak seçmiş!

 

Gedikli zâbitliğin 1929 senesinde ilga edilmesi ile birlikde bu “mümtaz şahsiyet işâretini” sırası ile;

 

Gedikli küçük zâbit,

 

Gedikli erbaş

 

Ve en son olarak da

 

"Astsubay" dedikleri biz köle askerlerin "rütbe işâreti" olarak kabul etmiş.

 

Demek ki bizim beyaz zâbitânın aklı, ancak buna yetmiş!..

 

İşde, İngiliz Bahriyesi Er rütbe işâretleri.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İşde, bizim bahriye küçük zâbit ve gedikli zâbitinin kol ve omuzluk (apolet) rütbe işâretleri…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Peki, Kim Yapdı?

 

Peki,

İngiliz Bahriye “erâtına” verilen “mümtaz şahsiyet işâretini

Bizim “gedikli zâbitimiz” için “rütbe işâreti” olarak seçen kişi kimdir?

Buyurun, 1910 senesinden bugüne kadar geçen 109 sene içinde bu bilgileri ilk öğrenen sizler oluyorsunuz.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1885 senesinde girdiği Mekteb-i Şahâne (Deniz Harp Okulu)’nin makine bölümünden çarhcı olarak 1891 senesinde mezun oldu. Bu mektebde muallim iken istifaya zorlandığı için görevden ayrıldı. Aynı okulda matematik ve edebiyat muallimliği yapdı. Gemi makinelerini tahsil etmek için İngiliz Bahriye Mektebinde tahsil gördü. Sipariş edilen projektörlerin muayenesi ile 1909 senesinde İngiltere’ye gönderilen Mekteb-i Bahriye Muallimi Çarhcı Kolağası İbrahim Aşkî Efendi’den Osmanlı Bahriye Nezâreti, İngiltere’deki bahriye mekteblerini tetkik etmesini istedi. Dönüşünde hazırladığı rapora göre de Osmanlı Bahriye Mektebleri başdan aşağı teşkil, tâdil ve tensik edildi. Kolağası İbrahim Aşkî Efendi sonraki târihlerde Tedrisât-ı Bahriye Müdürlüğü de yapdı.

 

İşde,

İngiliz Bahriye erâtının kullandığı “V” harfi şeklindeki “mümtaz şahsiyet işâreti” (Good Conduct Badge)’ni Osmanlı Bahriyesi;

 

  • Bahriye Küçük Zâbit

    Ve dahi

  • Gedikli Zâbit rütbe işâreti olarak sokuşduran kişi de

 

Müstafî bahriye zâbiti İbrahim Aşkî Efendi olmalıdır.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sol tarafınızda gördüğünüz şu bahriye askerine gelince …

Omuzundaki apolete bakdığımda ben, çift “V” işâreti gördüm. Bu çift “V” işâretinin üst kısmında ise bahriyeye özgü  “mayın” işâreti var.

Demek ki bu bahriyeli asker, mayın şubesine mensub ikinci sınıf gedikli zabit imiş!

 

İcâd edildiği senelerden beri kılıç, muharip askerlik mesleğinin en müşahhas simgesi oldu.

İşde bu sebepdendir ki subaylarımızın derneği TESUD, simge olarak kendine kılıcı seçdi.

 

Bizim ordumuzdaki gedikli zâbitler de tıpkı zâbitânımız gibi merâsimlerde kılıç taşıyorlar idi. Fakat kılıcı da belimizden aldılar. 

 

Bu resimdeki bahriye gedikli zâbitin sol kalçasında taşıdığı ve sol eli ile kabzasından gurur ile kavradığı kılıca gelince.

Bu konuda subaylarımızın yapdığı orospu çocukluğunu da

Vakdi gelince Eski Tüfek fâş eyleyecek, inşallah!..

 

 

*  *  *  *  *

 

1914 senesinde muvakkat olarak mevkiyi icrâya konulan Bahriye Efrât ve Küçük Zâbit ile Gedikli Zâbitân Kânunu,

1915 senesinde tasdikan meriyyete konuldu ve icrâ edilmesine devâm edildi.

Bu kânuna göre;

Bahriye Efrâdı,

Küçük Zâbit

Gedikli Zâbit maaşları şöyle idi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

1915 Bahriye gedikli zâbit nizâmnâmesinde bir tâdil icrâ etmek için yapılan müzâkerede söz alan

Meclis-i Ȃyan üyesi Ahmet Rıza Bey,

Bahriye gedikli zâbitliği hakkında şu çok çarpıcı hususu tesbit etdi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

REİS — Esas hakkında başka bir mütalaa yoksa maddelere geçelim. O vakit beyefendi hazretlerinin buyurdukları gibi maddeyi de ayrıca okuruz. Başka bir mütalaa var mı? («Hayır» sesleri)

Birinci maddeyi okutuyorum :

Madde 1. — Efradı Bahriye ve Gedikliler hakkındaki 22 Rebiülahir 1333 ve 24 Şubat 1330 tarihli Kanunun 15’inci maddesi berveçhiati tadil olunmuştur. (18 yaşından dûn olmamak ve henüz muayenei intihaîyye görmemiş bulunmak üzere berveçhi ati şeraiti haiz olanların gönüllü olarak Bahriye Nezaretince Efradı Bahriye meyanına kayd ve kabulü caizdir.

Gönüllü olarak kayd ve kabul olunacak efradın, bilumum sevahili Osmaniye seyrü sefaine salih enhan sevahilinde mütemekkin gemicilik ve ateşçilik ve motorculuk ve kılavuzluk ve yağcılık ve dalgıçlık ve telsiz telgrafçılık ve elektrikçilik ve demircilik ve tornacılık ve tesviyecilik ve dökmecilik ve kalçınlık ve gemi marangozluğu ve buna mümasil sanayii bahriye ile meluf ve teşekkülâtı bedeniyece elverişli ve hüsnü ahlak sahibi olmaları şarttır. İşbu kanun mucibince gönüllü olarak kayd ve kabul olunacak efrad, Efradı Cedide Mektebine sevk olunurlar ve hemsinleriyle muamelei askeriye görürler)

«Efradı Bahriye meyanına 18 yaşından dûn olmamak üzere gönüllü alınabilir. Bunlar, Efradı Cedide Mektebine sevk ve hemsinleriyle muamelei askeriye görürler. Bu gibi gönüllü efradın malumatı iptidaiye ve hüsnü ahlak sahibi ve teşekkülâtı bedeniyece muntazam ve evsafı matlubeyi haiz olmaları lazım geldiği gibi, bunların münhasıran dairei bahriyece intihap ve kabul edilmeleri şarttır.»

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

AHMET RIZA BEYBir defa bu kadar sanata vakıf bir adam bulunacak olursa, onu Bahriye Nâzırı yaparlardı. Böyle sanat sahiplerinin mektebe gitmesini anlamam. Bâhusus, bu adam kıtlığında bu madde nasıl tatbik olunabilecektir?

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 Ecnebi inşaatı bahriye fabrikalarına izam olunacak tersane amele çırakları hakkında kanun layihası müzâkere edilir iken

Bahriye Nezâreti Müsteşarı sıfatı ile Meclis-i Mebusânda söz alan Sivas mebusu Vasıf Bey şöyle dedi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1917— MMZC, İ_51, 8 Mart 1333 (1917), Perşembe.

 

4 — Ecnebi inşaatı bahriye fabrikalarına izam olunacak tersane amele çırakları hakkında kanun layihası;

 

VASIF BEY (Bahriye Nezareti Müsteşarı): (…) Avrupa donanmalarında ihtisasları itibariyle zâbitân kadar hizmet eden ve bu vazifeyi gören mütehassısların gedikliler olduğu anlaşıldığından (…)

Tersanenin amele sınıfı gibi dûn paye addedilen bir kısım çırak ve yamaklarına ait bir meseleye bu derece ehemmiyet verilmesini bir teveccüh addeder ve teşekkür eyleriz.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikasının bu kısımının konusu ile alâkalı değil!

Fakat “Donanma Gedikli Zâbit” sınıfından söz etmiş iken

Gedikli Zâbit” sınıfının Kara (Berrî) Ordumuzda teşkili hakkında da bir çift söz edelim.

 

Kara (Berrî) Ordumuzda ise "Gedikli Zâbit" sınıfı “Tayyare Gedikli Zâbit” isimi ile

Aşağıda gördüğünüz şu kânun ile ilk defâ olmak üzere 1917 senesinde teşkil edildi.

 

Uyduruk, düzmece ve yalanlar ile dolu ısmarlama askerî târihimizde

Bugüne kadar beyaz subaylarımızın hiç söz etmediği aşağıdaki şu bilgileri de

İlk defâ olmak üzere siz kıymetli okuyanlar

Bugün, burada Eski Tüfek’den öğreniyorsunuz…

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yukarıda gördüğünüz kânunda iki hususa lutfen dikkat buyurun!

 

Birinci husus şudur;

Bu kânunun isiminde “gedikli” olarak tesmiye edilen asker sınıfının

Gedikli zâbit” olduğu kânun metininde sarahaten izhar edilmiş.

 

İkinci husus da şudur;

Küçük zâbit” olarak tesmiye edilen asker sınıfını da “neferât (er)” tâbirine dâhil etmişler,

Ki doğrusu da budur.

 

Çünkü;

Burada gördüğünüz Küçük zâbitlik” aslında "Mükellef er (nefer)” sınıfına dâhil olan

Ve dahi

1951 senesinden beri bugün bize hâlâastsubay” olarak yutdurulan köle” asker sınıfının ta kendisidir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

18 Ekim 1923 Perşembe günü meclis, askerî mektebler talebesinin maaşına zam yapmak için toplandı.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

357 sayılı kânun ile Bahriye Gemici ve Makineci Çırak Mektebleri talebelerinin maaşına zam yapıldı.

25 Mayıs 1923 Cuma günü bu kânun teklifini TBMM’ye arz eden Müdafaâi Milliye Vekili Kâzım,

Bahriye Gemici ve Makineci Çırak Mektebleri talebelerinin “doğrudan doğruya zâbit” sınıfına dâhil olduğunu tasdik etdi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

28 Ekim 1923 Pazar günü TBMM tekrar içtima eyledi.

Kabul etdiği Berrî, Bahrî, Havâî ve Jandarma Erkân Umerâ ve Zâbitân ile Me’mûrîn ve Mensûbîn-i Askeriyye Ma’âşât ve Tahsisât-ı Fevka’l-Ȃdeleri Hakkında Kânun isimli 360 sayılı kânun ile;

Erkân, umerâ ve zâbitâna fevkalâde tahsisât ve maaşât verildi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat TBMM, bu kânunda “bahriye gedikli zâbit” sınıfını unutmuş idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

24 Mayıs 1924 Cumartesi günü içtima eyleyen TBMM,

Bahriye gedikli zâbit” sınıfına fevkalâde tahsisât ve maaşât vermek için 508 sayılı kânunu kabul etdi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu içtimada söz alan Zonguldak Mebusu Tunalı Hilmi Bey,

Fevkalâde tahsisât ve maaşât verilmeyen “Bahriye gedikli zâbit” sınıfı hakkında bakınız, neler söyledi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

TUNALI HİLMİ BEY (Zonguldak) — Efendim, şu Gedikli Zabitanı Kanununu çıkaralım.

Yazıktır bu kahramanlara!

 

 

 

REİS — Çıkaracağız efendim. Fakat bu saatte çıkarmak imkânı yoktur. Efendim, akşama on dakika kaldı onun için celseyi tatil edeceğim.

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

TUNALI HİLMİ BEY (Zonguldak) — Bir kere de Meclis iftarını burada yapıversin. Asıl hayır budur.

 

 

 

REİS — Efendim, bu gece saat dokuzda içtima etmek üzere celseyi tatil ediyorum.

 

 

 11 — Bahriyedeki Gedikli Zabitanın maaş ve tahsisatı fevkalâdeleri hakkında Başvekâletten mevrut (1/499) numaralı kanun lâyihası ve Muvazenei Maliye Encümeni mazbatası:

 

 

 

 

REİS — Müzakeresine başlıyoruz.

 

 

 

Türkiye Cumhuriyeti

Başvekâlet

Kalemi Mahsus Müdiriyeti

Adet : 20.4.1340

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celilesine

 

Bahriyedeki gedikli zabitanın maaş ve tahsisatı fevkalâdeleri hakkında Müdafaai Milliye Vekâleti Celilesince tanzim olunup, İcra Vekilleri Heyetinin 20.4.1340 tarihli içtimaında ledettezekkür Meclisi Âliye arzı karargir olan kanun ve esbabı mucibe lâyihaları muktezasını ifasına müsadei devletlerinin şayan buyurulması ricasiyle rapten takdim kılınmıştır efendim.

 

Başvekil

İsmet (İNÖNÜ)

 

 

 

Esbabı Mucibe Lâyihası

Bu defa intişar eden 22 Teşrinievel 1339 tarihli (360 sayılı kanun. IRBIK) erkân, ümera ve zabitan maaşatı hakkındaki kanunda muhassesatları mensubini askeriye meyanında gösterilmiş olan gedikli zabitanı, mensubini askeriyeden (İsmet Bey yalan söylüyor. Gedikli zabitanlar, 360 sayılı kanunda yok.) olmayıp doğrudan doğruya gedikli zabitanın (Fakat bu eksikliği fark etdiler ve 508 ile gedikli zabiti ilave etdiler. IRBIK) menşelerine esas olan ve 21 Kânunusani 1331 tarihli (09 Şubat 1916) nizamname mucibince teşkil olunan çırak mektepleriyle  ihtisas kurslarının bermucibi program safahatı tedrisiyelerini itmam ve donanmada muayyen bir müddet bilfiil hizmeti askeriyelerini ikmal ettikten sonra imtihan neticesinde ispatı ehliyet edenler gedikli zabit unvanını haiz olmak üzere üçüncü sınıf gedikli zabiti nasbolunurlar. Halen mevcut olup üçüncü sınıf ve mafevk rütbeleri haiz bulunan gediklilere 24 Şubat 1330 tarihli kanunun beşinci maddesi mucibince Gedikli zabiti unvanı verildiği gibi yirminci maddesi mucibince namzetliklerinden itibaren on yedi seneyi ikmal edenlere zabitan misillü Askerî Tekaüt ve İstifa Kanununa tabaan hakkı tekaüt ve yirmi üçüncü maddesine tevfikan da hizmeti muvazzafai askeriyelerinin hitamından yedi sene sonra hakkı istifa verilmekte ve yirmi ikinci maddesi mucibince de elli iki yaşını ikmal edenler tahdidi sinne tabi tutulmaktadırlar.

Merasim ve teşrifatı askeriyede ise kanunu mezkûrun beşinci maddesi mucibince birinci sınıf gedikliler mühendis, yani mülâzımısaninin mafevki ve mülâzımın maddunudurlar. Vazife itibariyle sefaindeki zabitan misillu mesuliyet deruhte etmeleri ve kanunu mezkûrun yirmi altıncı maddesinde mevcut cetvel mucibince de maaşat ve tahsisatlarının gayesi sabıkına nazaran kıdemli yüzbaşı ile binbaşı arasında bulunması gediklilerin zabit sınıfına ithallerini zarurî kılmış olduğundan gedikli zabıtan hakkında vaziyeti sabıkına kıyasen tertip edilen maaş ve tahsisatı fevkalâdelerine ait lâyihai kanuniye arz ve takdim olunmuştur.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Türkiye

Büyük Millet Meclisi

Muvazenei Maliye Encümeni

57

15.4.1340

 

Muvazenei Maliye Encümeni Mazbatası

Bahriyedeki gedikli zabitanın maaş ve tahsisatı fevkalâdeleri hakkında Müdafaai Milliye Vekâletince tanzim edilip, Başvekâlet tarafından Meclisi Âliye takdim ve Encümenimize havale buyurulan lâyihai kanuniye mütalâa ve müzakere olundu. Gedikli zâbitân doğrudan doğruya zabitan sınıfına mensup bulundukları halde bunlar 22 Teşrinievvel 1339 tarihli kanun ile zabitana yapılan zemaimden istifade etmemiş olduklarından teklif olunan lâyihai kanuniye Encümenimizce de kabul edilerek Heyeti Umumi reye arz olunmuştur.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

TBMM’de o gün şöyle bir müzâkere cereyân eyledi.

Bahriye gedikli zâbitliği hakkında kimin ne dediğine siz karar verin gayrı…

 

 

REİS — Söz isteyen var mı efendim?

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

MUHTAR BEY (Trabzon) — Efendim, merbut cetvelde filhakika maaş ve tahsisatlar gösterilmiştir ve bunlar kabul edilecektir zannındayım. Yalnız ciheti askeriye ile bunlar arasındaki maaşı asliler nispeti fazladır. Yani bunların maaşı aslileri, ciheti askeriyede mevcut olan zabitanın maaşı aslilerinden fazladır. Aslolan maaşı aslidir. Onun için bunun da ciheti askeriyenin muadili olan maaşı asliler gibi tadilini istirham ederim. Yarın İnşallah muvazene hâsıl olur da kambiyo düzelecek olursa, tahsisatı fevkalâde kalktığı vakit bunların arasında bir nispetsizlik hâsıl olacaktır. Onun için arz ettiğim gibi, bunların maaşı aslilerinin ciheti askeriye ile bir olmasını ve bu suretle tadilini rica ediyorum.

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

MAZHAR MÜFİT BEY (Denizli) — Efendim, gedikli zabitan içerisinde sanatkâr vardır. Binaenaleyh elbette maaşları fazla olacaktır. Bunlara harp zabitanına kıyas olunarak muadil maaş verilmemiştir. İşlerinde senelerden beri sanatkâr olarak yetişen birçok kimseler vardır. Binaenaleyh Muhtar Beyin mütalâası varit değildir. Aynen kabulünü rica ederim.

 

 

 

REİS — Efendim, Muhtar Bey, tadilname vermemiştir. Maddeyi aynen reyinize koyuyorum. Maddeyi aynen kabul edenler lütfen ellerini kaldırsınlar... Aksini reye koyuyorum; kabul etmeyenler lütfen ellerini kaldırsınlar...

Kabul edildi.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

1924 senesine ait 523 sayılı Bütçe Kânununun TBMM’deki müzâkeresinden öğreniyoruz ki,

20 Ocak 1924 Pazar günü itibârı ile T.C. Bahriyemizde;

27 adet birinci sınıf,

56 adet ikinci sınıf,

60 adet üçüncü sınıf gedikli zâbitân var.

 

1924—523_İ_10, 20.11.1340 Perşembe; 1340 Bahriye Bütcesi; Zabitan, gedikli, memurini askeriye ve efrat maaşatı: Bahrî, berrî, havaî ve jandarma erkân, ümera ve zabıtanı ile mensubini askeriye maaş ve tahsisatına dair olan 22 Teşrinievvel 1339 tarihli Kanuna müzeyyel olarak Meclisi Âlice kabul ve tasdik buyurulan ve 24 Mayıs 1340 tarihli Ceridei Resmiye ile neşredildiği için işbu tarihten muteber addedilen 22 Nisan 1340 tarihli Kanun mucibince gedikli zabitanı maaş ve tahsisatı fevkalâdelerinin tezyit edilmesi hasebiyle bütçede mevzu 20 adet birinci, 56 adet ikinci ve 60 adet üçüncü sınıf gedikli zabitanının şehri Mayıstan sekiz günlük farkı maaş ve tahsisatları münhaltı vakıadan tesviye edildiğinden yalnız dokuz aylık istihkaklarının temini için 10 782 lira talep olunmuştur.

 

 

Koskocaman T.C. Bahriyesi, 141 adet bahriye gedikli zâbite tahammül edememiş!

Yazıklar olsun be!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 1913 senesinde “Bahriye Gedikli” sınıfı teşkil edilmiş,

1914 senesinde “Bahriye Gedikli Zâbit” sınıfı geçici (muvakkat) olarak teşkil edilmiş,

1915 senesinde de “Bahriye Gedikli Zâbit” sınıfı muvazzaf (daimî) olarak teşkil edilmiş idi.

Evvelâ Osmanlı Devletinin Bahriyesi

Akabinde de T.C. Devletinin Bahriyesi,

1913 senesinden 1927 senesine kadar geçen 14 sene içinde gedikli zâbitânı tepe tepe kullandı.

Birinci Cihân Harbinden sonra tıpkı İngiliz Bahriyesinin kendi gedikli zâbitânına yapdığı gibi

Bizim Türk Bahriyemiz de kendi gedikli zâbitânına hâinlik yapdı…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Takvim yapraklarından 1927 rakamının döküldüğü günlerde,

Bahriye gedikli zâbit sınıfına ilk neşderi vurdular;

 

  • Müdafâi Milliye Vekili Recep Beyin tertip etdiği,

 

  • Adâlet, Bahriye ve Hâriciye Vekillerinin imzâlamadığı

 

Ve dahi

 

  • Baş vekil İsmet (İNÖNÜ)’in meclise arz etdiği kânun ile “gedikli küçük zâbit” sınıfını keşfetdiler…

 

 

1001 sayılı bu kânun ile;

Bahriye gedikli zâbiti yetiştirmek amacıyla,

1915 senesinde Muin-i zafer korvetinde açılan Makine Gedikli Okulu

Ve dahi

1916 senesinde İclâliye korvetinde açılan Güverte Gedikli Okulunun kapısına kilit vurdular. Gene bu kanun ile ilk defa olmak üzere tertip edilen gedikli küçük zabitliğe kaynak olarak Gedikli Küçük Zâbit Hazırlama Mektepleri kurdular. İşde bu okular, bugünkü Astsubay Sınıf Okulları’nın babasıdır.

1001 sayılı bu kânun ile aynı zamânda şunları da yapdılar;

Bahriye efrâdının “küçük zabitliğe” terfi etmesini gizlice yasakladılar,

  • Küçük zâbitlerin de “gedikli zâbitliğe” terfi etmelerini gizlice yasakladılar.

 

  • Bahriye gedikli zâbit” sınıfını da fiilen feshetdiler.

 

Ve böylece

 

  • Bahriye zâbiti” ile “bahriye efrâdı (er)” ile arasına “ortada sandık” bir sınıf olarak “bahriye gedikli küçük zâbit” sınıfını sokuşdurdular.

 

  • Bahriye zâbitânımızın kendi yapmak isdemediği işleri

 

Ve

 

  • Erimizin yapamayacağını bildikleri işleri “gedikli küçük zâbit” ismini verdikleri bu köle askerlerin sırtına yıkdılar.

 

Ve böylece beyaz zâbitân heyetimiz;

Bahriyemizi kendileri için “ellerinde göt gezdirecekleri dikensiz bir gül bahçesi” hâline getirdiler!..

 

 

*  *  *  *  *

 

T.C Ordumuz; bahriye gedikli zâbitine 1927 senesinde bir güzellik daha yapdı.

Ordumuzdaki zâbit vekili (asteğmen) hâricinde kalan bütün askerleri, “efrâd” (er) sınıfına tenzil etdiler.

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Kıymetli asubay meslekdaşlarım;

Beğensek de beğenmesek de

T.C. Ordusu için en doğru ve aynı zamânda uluslararası hukuka en uygun asker teşkilâtı da böyledir.

Bugün Amerikan Ordusunda acap niye sâdece iki sınıf asker var zannediyorsunuz?

Bugün ordumuzda “subay ve er” olmak üzere “iki sınıf asker” olmasından en çok korkanlar,

Ellerinde göt gezdiren beyaz subaylarımızdır, unutmayasınız!..

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

1001 sayılı kânun ile 1927 senesinde ilk neşder atılan bahriye gedikli zâbitliği,

Ameliyât masasında can çekişiyor idi. Geriye de sâdece fişini çekmek kalmış idi.

Bahriye gedikli zâbitliği uzun süre can çekişmedi…

İki sene sonra, 1929 senesinde gene;

Baş vekil İsmet

Ve dahi

Müdafâi Milliye Vekili Recep Beyin tertip etdiği 1492 sayılı kânun ile

Bahriye gedikli zâbit sınıfının fişini çekdiler.

 

Bahriye gedikli zâbit sınıfının tasfiye edilmesi için hazırladığı kânun teklifinde,

Baş vekil İsmet (İNÖNÜ) şöyle dedi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bahriye gedikli zâbit sınıfının tasfiye edilmesi için hazırladığı “esbâb-ı mucibe”de ise

Baş vekil İsmet (İNÖNÜ) şöyle dedi;

 

 

Deniz gedikli küçük zabit maaş kanunu lâyihasının esbabı mucibesi

1—Sefaini harbiyemizde bir çok pek karışık ve güç fennî vazifeleri deruhte eden gedikli küçük zâbitânın en asrî bir şekilde ve en mükemmel esaslara müstenit olarak yetiştirilmesine sarfı gayret olunmakla beraber bu sınıf mensubiyni kâfi derecede terfih edilmezse şaraiti lâzimeyi haiz talip bulmak imkânsızdır.

Esbâbı maruzaya binaen donanmanın unsuru hayatiyesini teşkil eden gedikli küçük zâbitânın maruz kaldıkları külfet nisbetinde ve vüsa'ti mâliyemiz derecesinde refahları temin edilmek üzere diğer mileli bahriyenin kabul ettiği esaslar Büyük Erkânıharbiye Reisliğince tetkik buyrularak maksatsız görülen gedikli zâbitân yerine kara ordusundaki gedikli küçük zâbitân gibi gedikli çavuş, gedikli baş çavuş muavini, gedikli baş çavuş ve bu rütbelere ilâveten Alman bahriyesinde olduğu vech üzre bir baş gediklilik rütbesi ihdas olunmuş ve bu suretle deniz zâbitân heyeti ile deniz gedikli küçük zâbitânı arasında sarih bir hattı fasıl çizilmiş ve işbu kânun yalnız deniz ve hava kuvvetlerimizin muvaffakiyetlerine birinci derecede âmil olan ve yetiştirilmeleri uzun bir zamana mütevakkıf bulunan güverte uçuş, fen, ihtisas ve makinist gedikli küçük zâbitânına şâmil olması esâsı kabul olunmuştur.

 

 

 

Bahriyeli beyaz zâbitân heyetimiz 1492 sayılı bir kânun ile 1929 senesinde “üç guş” birden vurdu;

 

1. Bahriye’de “zâbit” sınıfına dâhil olan “gedikli zâbitliği” lağvetdiler,

 

2. “Gedikli zâbit” sınıfına geçiş için “ara ve geçici bir kademe” olarak teşkil edilen “mükellef küçük zâbitin” dikey terfi ederek “muvazzaf gedikli zâbit” sınıfına terfi hakkını gasp etdiler,

 

3. En büyük kalleşliği de şu konuda yapdılar. Bahriye küçük zâbitliği 1913 senesinde, “mükellef asker” sınıfına dâhil olmak üzere teşkil edilmiş idi. Bu cümleden olmak üzere küçük zâbitân

a. Bahriyede 5 sene “mükellef askerlik” yapacak;

b. 5 senelik “mükellef askerlik” hizmetinin sonunda devâm etmek isder ise şâyet sırası ile “küçük zâbitliğe” ve “gedikli zâbitliğe” terfi edip emekli olma hakkını elde edecekler,

c. Askerliğe devâm etmek isdemezler ise şâyet terhis edilecekler idi.

 

 

Fakat “mükellef zâbit” sınıfına dâhil olan “küçük zâbit” sınıfını bahriyeli beyaz zâbitân heyetimiz, 1492 sayılı kânun ile sinsi bir şekilde “muvazzaf er” sınıfına tahvil etdiler. Ve tıpkı bahriye zâbitleri gibi “mecbûrî hizmete” mahkûm edildiler.

Ve böylece;

Çavuş” rütbesi ile göreve başlayan,

20 sene, 30 sene “çavuş” rütbesi ile aynı görevi yapan

Ve dahi

Bu hizmetinin sonunda da gene “çavuş” rütbesi ile emekli edilen “muvazzaf köle” asker sınıfı ortaya çıkdı…

 

Bahriye zâbitân heyetimiz, üç-beş senelik “muvazzaf zâbitlik” hizmetinin sonunda;

 

  • Gemi komutanı,

 

  • Donanma Komutanı,

 

  • Deniz Kuvvetleri Komutanı,

 

  • Ve hattâ Fahri Sabit KORUTÜRK’ün olduğu gibi Cumhurbaşkanı bile olur iken,

 

 

Bahriye küçük zâbitân heyetimiz ise;

Karesi mebusu Ali Galip Efendinin teşbihi ile "bizim hânelerdeki kethüda kadınlar gibi"

Muvazzaf astsubay” sıfatı ile çalışdığı gemi güvertesinde “karın tokluğuna” ömür boyu “volta atmaya” mahkûm edildi.

 

 

Kara Kuvvetleri Komutanı iken,

2014 senesinde Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu talebelerine Hulusi AKAR’ın tavsiye etdiği gibi bahriye küçük zâbitânı;

Artık emekli olasıya kadar “aynı yerde otlayacak” idi!

Ve durum bugün gerçekden de öyledir. NATO üyesi devletlerin savaş gemilerinde “er”in yapdığı görevleri,

Bizim savaş gemilerimizde bugün hâlâ “muvazzaf astsubay” denilen köle askerler yapar.

 

Muvazzaf astsubay” denilen köle askerler;

Subaylarımızın yapdığı her işi yapar!

Subaylarımızın yapamadığı  ve yapmak isdemediği her işi de yapar.

Bahriye erâtının tâlim-taâllümü, donu-fanilası, boku-püsürü

Ve hattâ

Subaylarımızın gemide sıçdığı helânın temizliğini bile “muvazzaf astsubay” dedikleri “köle askerler” yapar/yapdırır.

Bahriye subaylarımıza ise geriye yapacak sâdece bir şey kalır;

Gemi güvertesine çıkıp ellerinde öte beri göt gezdirmek!..

 

Mükellef erin” yapması gereken görevleri bizim bahriyemizde “muvazzaf astsubay” dedikleri “köle askerler” yapar.

Muvazzaf astsubay” dedikleri böylesi rezil ve kepâze bir “köle asker sınıfı” da sâdece bizim Deniz Kuvvetlerimizde vardır.

Küçük zâbit” olarak tesmiye edilen bu “muvazzaf köle” asker sınıfı, Deniz Kuvvetlerimizde bugünkü “muvazzaf astsubaylığın” ta kendisidir.

1492 sayılı kânun ile 1929 senesinde yapdıkları bu kalleşlikler ile bahriyeli beyaz zâbitân heyetimiz, “bahriye küçük zâbitliğini” aslında 24 sene sonra 1890 “Donanma Gedikli sınıfı” koşullarına tenzil etdiler.

Bahriyeli kurnaz zâbitân heyetimizin,

Bahriye küçük zâbitân heyetine 1929 senesinde yutdurduğu bu yemsiz zoka

Ordumuza ve kendisini "astsubay" zanneden meslekdaşlarıma hayırlı ve kademli olsun!..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Tertip etdikleri çifte kânunlar ile Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları;

İhtiyât zâbitleri” ve “ihtiyât askerî memurların” hepsini “muvazzaf zâbitliğe” nakil etdiler.

Fakat sıra “gedikli zâbit” dedikleri cüzzamlı askerlere gelince;

1929 senesinde “gedikli küçük zâbitliğe” ve “başgedikliliğe” tenzil etdiler,

1950 senesinde “gedikli erbaşlığa” tenzil etdiler

1951 senesinde de “uyduruk, köle ve ortada sandık” bir asker sınıfı olan “astsubaylığa” tenzil edildiler.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Muvakkat Madde — A — Halihazır Deniz ve Hava gedikli çavuşları, gedikli çavuşluğa, gedikli başçavuşları gedikli başçavuş muavinliğine ve gedikli namzetler gedikli başçavuşluğa naklolunurlar.

B — Deniz ve havada müstahdem birinci, ikinci, üçüncü sınıf gedikli zabitlerinden arzu edenler halihazır maaşlarile  başgedikliliğe  nakledilir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

TBMM, 11 Haziran 1934 Pazartesi günü içtima eyledi.

Başvekil İsmet (İNÖNÜ)

Ve dahi

Millî Müdafaâ Reis Vekili Kazım SEVÜKTEKİN meclisde bol bol laf salatası yapdı.

Yapdıkları laf salatasının konusu ise şu idi;

Bahriye gedikli zâbiti,

1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekâüt Kânununa tâbi midir, değil midir?

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Millî Müdafaa vekilliğinin 21699 numaralı ve 10 - V -1934 tarihli tezkeresi suretidir.

 

Roterdam’da inşa edilmiş olan birinci ve ikinci İnönü denizaltı gemilerimizin inşasında bulunmak üzere memuren mezkûr mahalle gönderilerek 16 Mart 1928 tarihinde avdet etmiş bulunan Samsun torpitosundan sınıf 2 gedikli zabiti Hilmi Hayri ve Marmara üssübahrî deniz K. emrinden Necmettin Ziya Efendilerin avdetlerinde beraberlerinde getirdikleri yabancı kadınlarla nikâhsız yaşamakta oldukları yapılan tahkikat neticesinde anlaşılmıştır.

 

1492 (8.6.1929.IRBIK) numaralı kanunun muvakkat maddesinin fıkralarına tevfikan;

 

  • Deniz gediklileri, gedikli küçük zabitliğe

Ve

  • Gedikli zabitler, başgedikliliğe nakledilmişlerdir.

 

Başgedikliliğe nakli arzu etmeyen gedikli zabitlerinin tasfiye neticesine kadar (172 sayılı.IRBIK) 24 şubat 1330 tarihli gedikli zabitan kanunu ve (508, 578)  (578 olarak yazılan numara, 587 olmalı. IRBIK) numaralı kanunlar mucibince muamele görmeleri mezkûr 1492 numaralı hava ve deniz gedikli küçük zabitan kanununun 10 uncu muvakkat maddesinin C fıkrası iktizasından bulunmakta ve 24 şubat 1330 tarihli gedikli zabitan kanununun 20 inci maddesi ise, gedikli zabitlerinin tekaüt hususunda zabitan gibi Askerî Tekaüt Kanununa tâbi olacaklarını kaydeylemektedir.

 

1683 numaralı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanununun 12 nci maddesinde: (zabitlerle askerî ve mülkî memurlardan ecnebi kız ve kadınlarla evlenenler veya nikâhsız olarak yaşayanlar müstafi addolunurlar ve tekaüt hakkından mahrum edilirler. Bunlar istifa için kanunî müddeti doldurmamış iseler muayyen olan tazminatı verirler. Ecnebi memleketlere tahsil veya staj için veya memuriyetle gönderilmiş veya kendi hesabına gitmiş olanlardan bu harekette bulunanlar hakkında yukarıdaki fıkralarda gösterilen muamelenin tatbiki ile beraber orada bulundukları müddet zarfında aldıkları maaş ile Hükümetçe yapılan bilcümle masarif ve ayrıca cezaen bunun bir misli kendilerinden tahsil olunur. Bu suretle ordudan çıkarılanlar 1076 numaralı İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânununun 23 üncü maddesi hükmüne tâbi tutularak yaşlarına göre Askerlik Mükellefiyeti Kânunu mucibince muamele görürler), yazılı olduğuna nazaran mezkûr maddede zâbit ve askerî memurlar kaydi sarahaten mevcut olup gedikli zâbit kaydı bulunmamaktadır.

Gedikli zabitleri ise, ne zabit ve ne de askerî memur değildirler ve ordudaki muadilleri gedikli küçük zabitlerdir.

Bunlar tasfiye neticesine kadar 1492 numaralı kanun mucibince 24 şubat 1330 tarihli Gedikli Kanunu hükümlerine tâbi gedikli zabitidirler. Kendileri için muvakkaten meri bulunan mezkûr kanunun 20 nci maddesi delâletile tekaüt hususunda zabitan gibi tekaüt kanununa tâbi olmaları icap etmektedir. Ancak 1683 numaralı Tekaüt Kânununun 12 nci maddesi münhasıran zâbit ve askerî memurları tasrih etmek üzere ecnebi kız ve kadınlarla evlenen veya nikâhsız yaşayanlar hakkında bazı ahkâm vazetmiş ve 24 - II - 1330 târihli Gedikli Zâbitan Kânununun mevkii meriyete vazı zamanında ise, 1 haziran 1930 tarihinde muteber olan 1683 numaralı Tekaüt Kânununun 12 nci maddesindeki yeni hüküm mevzubahs olmamış ve mezkûr maddede gedikli zâbiti ve gedikli küçük zâbit kaydinin sarahatle yazılı bulunmamış olmasına binaen vaziyetleri yukarıda arzedilen gedikli zâbitleri için mezkûr maddei kânuniyenin tatbikında tereddüt hâsıl olmuştur.

Hususatı salifeye nazaran gedikli küçük zâbitler hakkında tatbik edilemeyecek olan 1683 numaralı kânunun 12 nci maddesinin, 14 şubat 1330 tarihli kanunla muamele görmekte olan gedikli zâbitlerine şamil olup olmadığının Büyük Millet Meclisince tefsirine müsaade buyurulması maruzdur efendim.

 

 

 

 

Millî Müdafaa encümeni mazbatası

T. B. M. M.

Millî Müdafaa encümeni 7 -VI -1934

Karar No. 32

Esas No. 3/471

 

Yüksek Reisliğe

1683 sayılı kanunun 12 inci maddesinin 24 şubat 1330 sayılı kanunun hükümlerinin gedikli zabitlere de şamil olup olmadığının tefsiren tayini hakkında Millî Müdafaa vekâletinin tezkeresi suretinin gönderildiğine dair olup encümenimize havale edilen Başvekâletin 16 mayıs  tarihli ve 6/1528 sayılı tezkeresi Millî Müdafaa vekilliğinden gönderilen memur huzurunda encümenimizce okundu ve görüşüldü.

Deniz gedikli zabiti namı verilen ve üç sınıftan ibaret bulunan rütbeler ashabından 8 haziran 1929 tarihli 1492 numaralı kanun mucibince arzu edenlerin halihazır maaşlarile baş gedikliye nakilleri icra kılınacağı

ve

aynı kanunun muvakkat maddesinin (C) fıkrası veçhile nakli arzu etmeyenler veya haklarında mukabil rütbesi bulunmayanlar tasfiye neticesine kadar 24 şubat 1330 tarihli 172 numaralı Gedikli Zâbitân Kânunu ile maaş ve tahsisatı fevkalâdeleri miktarını tesbit eden 508 ve 587 numaralı kanunlara tevfikan muamele göreceğini âmir bulunmasına

ve

Henüz tasfiye edilmeyen ve gedikli zâbit olarak kalmış olanların tekaüt muameleleri de 24 şubat 1330 tarihli ve 172 numaralı Bahriye Efrat ve Küçük Zâbitân ile Gedikli Zâbitân Kânununun 20 inci maddesi veçhile zâbitân misillû icra edileceği sarahatine göre henüz tasfiye edilmeyen ve ecnebi kadınlarla nikâhlı veya nikâhsız yaşayan deniz gedikli zâbitâhaklarında 1683 numaralı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kânununun 12 inci maddesi mucibince zâbitân gibi muamele icra edilmesine encümenimizce karar verilmiş

ve

tefsir fıkrası aşağıya yazılmıştır. Umumî Heyetin kabulüne arzedilmiştir.

 

 

Tefsir fıkrası;

 

Ecnebi kadınlarile nikâhlı veya nikâhsız beraber yaşayan henüz tasfiye olmayan deniz gedikli zabitanı hakkında 30 haziran 1930 tarih ve 1683 numaralı kanunun 12 nci maddesi hükmü tatbik olunur.

 

 

Hâlbuki 1914 seneli kânun, madde 20’de

Zâbit sınıfının olduğu gibi Bahriye gedikli zâbit sınıfının da

Hem Askerî Tekâüt Kânununa

Hem de Askerî Cezâ Kânununa tâbi olduğu sarahaten yazıyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Velhâsılı kelâm;

 

11 Haziran 1934 Pazartesi günü TBMM’de laf isrâfı yapan

 

  • Başvekil İsmet (İNÖNÜ)

 

  Ve dahi

 

  • Millî Müdafaâ Reis Vekili, tekâüd zabit ve İngiliz çaşıtı Kazım SEVÜKTEKİN

 

O gün meclisde osdurup osdurup ipe laf dizdiler.

Fakat her ikisi de hâinlik etdiler

Ve dahi

Gedikli zâbit tâbirini 1930 sene ve 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânununa ilave etmediler.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Ordumuzun beyaz subayları, bahriye gedikli zâbit sınıfını;

Evvelâ 1001 sayılı kânun ile 1927 senesinde,

Akabinde de 1492 sayılı kânun ile 1929 senesinde lağvetdiler.

Bu târihe kadar çıkartılan kânunlarda “gedikli zâbit” tâbirini de “gedikli küçük zâbit” olarak değişdirdiler. Gedikli zâbit sınıfının yerine teşkil edilen ve “er” sınıfına dâhil olan “gedikli küçük zâbit” sınıfına geçmek isdemeyen deniz ve hava sınıfı karacı gedikli zâbitân, emekli olasıya kadar “gedikli zâbit” sınıfında kaldı.

Devletimiz “gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtını,

1950 senesinde kabul edilen 5434 sayılı Emekli Sandığı Kânununa ilâve etdi.

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK2 sene olan harp okulu eğitim süresinin;

Önce 3, bilahire 4 seneye yükseltilmesiyle birlikte,

Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları

Hiç vakit kaybetmeden 1975 senesinde bir intibak kânunu çıkartdı.

 

 

 

 

Harbiyelilerimiz henüz okullarından mezun dahi olmadan, intibakları ceplerinde idi.

Bunu kendileri için kâfi görmeyen beyaz subaylarımız;

Ölmüş ve emekli olanlar da dâhil olmak üzere 2 ve 3 senelik harp okulu mezunu subayları,

Oturdukları yerde 4 sene harp okulu eğitimi almış kabul etdiler.

 

Sanki harb kazanmış gibi bu subaylarımıza;

 

  • Evvelâ “intibak mükafaâtı” niyetine birer derece verildi,

 

  • Akabinde de göreve sanki 8’inci dereceden başlamış gibi maaşları yükseltildi.

 

 

Böylece, harp okulunda 2 ve 3 sene eğitim alan subaylarımız;

Götlerinin üsdünde oturdukları yerde bir anda 3 sene çalışmış gibi kabul edildi

Ve dahi 1 derece maaş terfisi ile ödüllendirildi.

 

 

Fakat sıra astsubay dedikleri köle askerlere gelince

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları

Bir cümlelik bir kânun çıkartmak için tam 49 sene beklediler…

Bildiğiniz üzere, “astsubay” denilen uyduruk asker sınıfı,

5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde teşkil edildi.

Ve bu târihde “gedikli erbaş” denilen askerler, bir günde “astsubay” sınıfına terfi(!) etdiler.

Gedikli erbaşlar, Askerî Cezâ Kânununa göre “erbaş” muamelesine tâbi idi. Ve bu askerlere “rütbenin geri alınması cezâsı” verilebiliyor idi.

2000 senesine kadar görev yapan

  • 37 Millî Savunma Bakanı

  Ve dahi

  • 17 Genelkurmay Başkanı

Bu kânundaki “gedikli erbaş” tâbirini “astsubay” olacak şekilde bir kelimelik bir değişiklik yapmadılar.

1951 senesinden 2000 senesine kadar geçen 49 sene boyunca,

Astsubay” dedikleri köle askerlere;

  • Erbaş” muamelesi yapdılar

   Ve dahi

  • Rütbenin geri alınması cezâsı” verdiler.

Bir başka ifâde ile “astsubayları” tam 49 sene boyunca “rütbenin geri alınması cezâsı” ile terbiye etdiler.

 

 

İşde,

Astsubay” dedikleri köle askerlere bu yapdığının aynısını,

Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları, “gedikli subaylara” da yapdılar.

1914 senesinde padişahımızın teşkil etdiği, “gedikli zâbit” tâbirini,

1935 senesinde de ATATÜRK’ün tebdil etdiği “gedikli subay” tâbirini,

Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanlarımız;

16 Haziran 1927 târih ve 1076 sayılı İhtiyat Zâbiti ve Askerî Memurlar Kânununa ilâve etmediler,

16 Haziran 1930 târih ve1632 sayılı Askerî Cezâ Kânununa ilâve etmediler,

30 Haziran 1930 târih ve 1683 numaralı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kânununa ilâve etmediler.

Millî Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanlarımızın bu maksatlı davranışlarından dolayı

Hem emeklilik işlemlerinde

Hem de askerî cezâ işlemlerinde çok sayıda gedikli zâbite 50 sene boyunca

Er,

Erbaş,

Gedikli erbaş,

Küçük zâbit,

Gedikli küçük zâbit

Ya da

Astsubay muamelesi yapdılar.

Halbuki “gedikli zâbitlik”, bu asker sınıflarından hiçbirisine dâhil değil idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Osmanlı Devleti 1914 Bahriye Gedikli Sınıfını, “zâbit” sınıfına dâhil olmak üzere teşkil etmiş idi.

Osmanlı Devleti, 1923 senesinde hukûken yıkıldı ve yerine T.C. Devleti teşkil edildi.

Yukarıda gördüğünüz 199 sayılı tefsir aslında,

1914 senesinde padişahın “zâbit” sınıfına dâhil olarak teşkil etdiği bahriye gedikli zâbit sınıfını

T.C. Devletinin, ordumuzun meşrû bir “zâbit” sınıfı olarak tasdik ve tescil etdiğinin mutlak belgesidir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

1935 senesine vâsıl olduğumuzda

Kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK,

Osmanlı Devletinden tevarüs eden Osmanlıca “zâbit” kelimesini “subay” olarak tebdil etdi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKGene ATATÜRK’ün bizzat türetdiği “Asubay” kelimesinin başına gelenleri de

23 Aralık 2017 Cumartesi günü neşretdiğimiz

Çünkü Asubay isimli makâlemizden tafsilâtlı olarak öğrenebilirsiniz.

 

 

*  *  *  *  *

 

 Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

1935 senesinin Türkiye Cumhuriyeti Ordusunda,

Küçük zâbit” olarak tesmiye edilen deniz askerleri “mükellef” asker idiler.

 

Kaynak: 2851 sayılı kânunun Komisyon Raporu.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat

Bu seneden sonra tertip etdikleri elvan türlü tuzak kânunlar ile şerefsiz subaylarımız,

Mükellef” asker olan “küçük zâbit” sınıfını sinsice “muvazzaf” asker sınıfına “tahvil” etdiler.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

1941 senesine vâsıl olduğumuz günlerde ordumuz;

Sayısı bir elin parmakları kadar kalan gedikli subaylara

Gedikli erbaşlardan bile daha az maaş veriyor idi.

Bitmez tükenmez bir kin ve nefret ile gedikli subaylara yüklenen Genelkurmay Başkanları

Azrail olsalar, sürüm sürüm süründürdükleri bu gedikli subaylarının canını alacaklar idi.

Gedikli subayların hiç olmazsa gedikli erbaşların aldığı kadar maaş alabilmesi için

Başvekil Dr. Refik SAYDAM, 1941 senesinde TBMM’ye bir kânun teklifi arz etdi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu kânun teklifinde Başvekil Dr. Refik SAYDAM, şöyle dedi;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Esbabı Mucibe

Evvelce Deniz ordusunda Deniz gedikli subaylığı teşkilâtı mevcut idi. Görülen lüzum üzerine 1492 sayılı kanunla bu sınıfın yerine gedikli erbaş sınıfı ikame ve gedikli subaylığı teşkilâtı ilga edilmişti. Bu kanuna nazaran gedikli subaylardan arzu edenler hizmet müddetlerine göre erbaş sınıfına nakledilmiş ve naklini arzu etmeyenlerle erbaş sınıflarında mukabil rütbesi bulunmıyanların tasfiye edilmeleri takarrür etmiş ve tasfiyelerine kadar 24 şubat 1330 tarihli Gedikli zabitan kanunu ve 508, 587 sayılı kanunlar mucibince haklarında malî ve idarî muamele yapılagelmekte bulunmuştu.

Talim ve terbiyeye ve Donanmanın harp kifayetine halel gelmemesi için gedikli subayların 3 seneye taksimen ve gedikli erbaşların yetişmelerile mütevazin olarak tasfiyeleri ve bu işin 1940 senesine kadar bitirilmesi Genelkurmayca arzu edilmiş ise de gedikli erbaş personal kadrosunun tamamlanamaması, Donanmanın kifayeti harbiyesinin tezelzüle uğratılmaması gibi sebeplerle bu güne kadar tasfiye muamelesi ikmal edilememiş olduğu gibi ekserisi yabancı fabrika ve donanmalarda staj gösterilmek suretile yetiştirilmiş bulunan gedikli subayların yerlerine onlar kadar yetişmiş erbaşlar temin edilinceye kadar da vazifeden uzaklaştırılmaları kabil olamıyacaktır.

Bilhassa vaziyeti hazıra dolayısile tasfiye işinin müsait bir zamana taliki muvafık görülmekte ve bu personalın donanmanın silâh ve makine hizmetlerinde haiz bulundukları ehliyetle vazife ifalarına intizar edilmektedir.

Gedikli subaylar ayni zamanda gedikli erbaşlara öğretmenlik ederek onların yetiştirilmelerini de temin etmektedirler.

Vücutlarından bu derece mühim istifadeler temin edilmesine rağmen bu sınıf mensupları tasfiyeye tâbi tutulmaları hasebile maaş kanunlarında nazarı dikkate alınmamalarından ve tasfiyelerinin de yapılamamasından dolayı emsallerine nisbetle mağdur bir vaziyete düşmüş bulunuyorlar. Kendilerinin yetiştirdiği ve kendilerinden daha az kıdemli gedikli erbaşların aldıkları aslî kırk ve zammile 120 lira maaşa mukabil son rütbeyi almış bulunan I.sınıf bir gedikli subay ancak 80 lira maaşla bir er tayin zammı alabilmektedir.

Vekâletimize bunların mağduriyetlerinin izalesi, terğip ve teşvikleri ve vazifelerine karşı merbutiyetlerinin arttırılması için kifayet Yüksek askerî şûraya arzedilmiş ve makamı müsarünileyhaca tetkik edilerek vaziyetlerinin tasfiye kararına bağlı kalınmak şartile ıslahı lüzumuna işaret buyurulmuştur.

Bu sebeple tasfiye esasları mahfuz kalmak ve tahakkuk ve saire hususatında yeni bir hak ihdas etmemek suretile (maaşa zam, işe son! IRBIK) emsallerile aralarındaki maaş farkının kısmen izalesi için ilişik kanun teklifi hazırlanmıştır.

 

 

Gedikli subayların hiç olmazsa gedikli erbaşların aldığı kadar maaşı alabilmesi için

Bütçe Encümeni Mazbatasına şunlar yazıldı;

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yüksek Reisliğe

Deniz gedikli subaylarının tahsisatı fevkalâdelerine yapılacak zam hakkında Millî Müdafaa vekilliğince hazırlanıp Başvekâletin 19-IX-1941 tarih ve 6/4404 sayılı tezkeresile Yüksek Meclise sunulan kanun lâyihası Encümenimize havale buyurulmakla Millî Müdafaa vekâletinin salahiyetli memuru ve Maliye vekâleti namına Bütçe ve malî kontrol umum müdürü hazır oldukları halde tetkik ve müzakere olundu:

Evvelce deniz teşkilâtı meyanında bulunan Deniz gedikli subaylığı sınıfı 1492 sayılı Deniz ve hava gedikli küçük zabit kanunu ile ilga edilmiş ve aynı kanunun muvakkat maddesile bunlardan arzu edenlerin başgedikliliğe nakledebilecekleri ve nakli arzu etmeyenlerle mukabil rütbesi bulunmayanların tasfiyeye tâbi tutulacakları ve tasfiye neticesine kadar da 24 şubat 1330 tarihli Gedikli zabitan kanunu ile 508 ve 587 sayılı kanunlar mucibince istihkaklarının tesviye edileceği esası tesbit edilmiş ve ahiren kabul edilen 18 -1 -1940 tarih ve 3779 sayılı Gedikli erbaşların maaşlarının tevhit ve teadülüne dair olan kanunun ikinci muvakkat maddesinde de bu hüküm aynen tekrar edilmiştir.

1 Haziran 1929 tarihinde kabul edilmiş olan 1492 sayılı kanundan sonra on iki senelik bir zaman geçmiş olmasına rağmen donanmanın ihtiyacı sebebile bu sınıfın tasfiyesinde istical edilmemiş ve içinde bulunduğumuz bu fevkalâde devrede dahi bu tasfiyeye gidilemiyeceği gerek Hükümetin mucip sebeblerinden ve gerek alınan şifahî izahlardan anlaşılmıştır. Bu suretle daha bir müddet istihdamlarına zaruret olduğu anlaşılan bu sınıfın tasfiyeye tâbi bulunmaları yüzünden ihmal edilen maaş vaziyetlerinin ıslâhını temin maksadile bunların tahsisatı fevkalâdelerine ayda 30 liralık bir zam yapılması bu lâyiha ile teklif edilmiştir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

1949 senesinde TBMM’nin kabul etdiği 5434 sayılı T.C Emekli Sandığı Kânununa

Gedikli” ve “gedikli subay” tâbiri ilave edildi.

Fakat emekli işlemlerinde bu “gedikli” ve “gedikli subay”lara

Subay” muamelesi mi yoksa “er” muamelesi mi yapıldı, bilen yok!

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanları ve kuyruğunu takdıkları Millî Savunma Bakanları,

Gedikli subayların burnunu sürtmeye karar vermişler idi bir kere…

Seyhan Milletvekili Sinan TEKELİOĞLU, 21 Kasım 1949 Pazartesi günü meclise bir soru önergesi verdi.

Ve dahi

Gedikli subayların içler acısı hâlinin ne olacağını dâir yedi suâl sordu…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Birinci sınıf deniz gedikli subaylarının miktarı nedir?

Kanunlarına göre en yüksek maaş dereceleri kaç liradır?

Halen en yüksek maaşı asli alanların maaşları kaçtır?

Bu parayı kaç seneden beri almaktadırlar?

Elde mevcut kanunlara göre Türkiye'de bu şekilde bir memur sınıfı var mıdır?

Bu mağdur sınıf mensuplarının terfi ve terfihleri için her hangi bir kanunun Meclise getirilmesini Bakanlık düşünmekte midir?

Düşünülüyorsa bu kanun ne zaman Meclise sevk edilecektir?

 

 

 

Sinan TEKELİOĞLU’nun suâllerine,

Samsun Milletvekili olan Millî Savunma Bakanı Hüsnü ÇAKIR şu cevâbı verdi…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI HÜSNÜ ÇAKIR (Samsun)Bugün orduda 74 gedikli subay vardır ve hepsi, de birinci sınıftandır. Bunlar 1340 tarihinde çıkan bir kanun mucibince 30 lira asli maaş alırlarken, 1341 senesinde maaşları tutarına maktuan 30 ar lira da ücret ilâve edilmiştir. 1945 senesinde çıkan bir kanunla aslî maaşlarına beş lira zam edilerek 35 lira asli maaş karşılığı olan 250 liraya çıkarılmışlar ve verilen maktu 30 lira zamla beraber aldıkları 280 lirayı bulmuştur ki; bu da 40 lira asli maaşa yakın, bir hadde çıkmış demektir. Esasen bu sınıf lağvedilmiştir ve tasfiyeye tâbi tutulmakta bulunmuştur, (geçen sene hazırlanan Gedikli Erbaş Kanun tasarısındaki, (1950_5619_IRBIK) bu tasarı Askerî Şûradan da geçmiştir, bunlar için geçici bir madde konmuştur. Henüz Meclise gelmemiştir, bu tasarı Meclise gelip kanuniyet kesbedince bunların maaşlarının da baş gedikli derecesine çıkarılması derpiş edilmiştir.

Maruzâtım bundan ibarettir.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Verdiği cevâbında Millî Savunma Bakanı Hüsnü ÇAKIR’ın aslında

Osdurup osdurup ipe dizdiğini gören Sinan TEKELİOĞLU,

Şu çok çarpıcı sözlerini,

Millî Savunma Bakanı Hüsnü ÇAKIR’ın suratına şedit bir tokat gibi vurdu…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

SİNAN TEKELİOĞLU (Seyhan) — Sayın arkadaşlar; Türkiye ordusunda müstesna bir sınıf olan Gedikli Bahriye subayları vardır. Bunların mevcudu bugün 45’i geçmiyor. Bunlar vaktiyle yetmişi geçmişken bu defa tahdidi sinne uğrıyarak bu mevcuda düşmüşlerdir. Bu gedikli bahriye subayları vaktiyle, Devlet tarafından, ortaokul, veya lise tahsili görmüş gençlerin, çırak mektebine alarak, üç sene tahsil ve staj gördükten sonra gedikli subay unvanını almakta idiler. Kendilerine muhassas olan maaş 15 lira asli maaş olmak üzere 1300 tarihli kanunla verilmekte idi. O zaman 15 lira, altın para maaşı asli maaşa mukabil bugün 30 lira maaş almaktadırlar. 24 seneden beri de birinci sınıf maaşı olarak 30 lira üzerinden maaş almaktadırlar. Bilâhara 1944 tarihinde çıkan bir Kanunla, bunların maaşlarına beş lira daha zammedilerek 35 liraya çıkarılmıştır. Şimdi arkadaşlar, bunların mevcut kanunlara göre erbaş olmalarına imkân ve ihtimal yoktur. Çünkü bunlar zâbitan sınıfındandırlar. Zâbitan gibi tekaüde sevkedilmek hakkını o zaman dahi haizdirler. Yapılan teklif üzerinde bunların gedikli erbaş olmaları kendileri tarafından kabul edilmemiş zabit sınıfına girmiş olan bir sınıfı geri çevirerek erbaş sınıfına nakletmek mümkün olur mu? Vaktiyle Devlet tarafından yapılan bir kanunla verilmiş bir haktır.

Bunları gedikli erbaş yapmak kanuna aykırıdır (1929_1492 ile deniz ve hava gedikli zabitanının er sınıfında dahil olan gedikli küçük zabitliğe tenzil edilmesi de kanuna aykırı oluyor. IRBIK), hukuk kaidelerine de aykırıdır. Onun için Millî Savunma Bakanından rica ediyorum; 24 seneden beri bu maaşı almakta olan bu insanların maaşlarını 50 liraya çıkararak, zaten bunların ya bir veya iki seneleri kalmıştır, son olarak bu parayı alsınlar ondan sonra zaten tasfiyeye tâbi tutulacaklardır. Millî Savunma Bakanından bunu rica ediyorum bu suretle bu mağdur arkadaşların terfilerine sebep ve vesile olsunlar.

 

 

 

Yukarıda gördüğünüz bu konuşmalar lafda kaldı. Ordumuzun gedikli subayları sürünmeye devam etdiler…

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Aşağıda gördüğünüz 5619 sayılı Erbaş Kânunu ile gedikli subaylar,

1950 senesinde er sınıfına dâhil olan “başgedikli” sınıfına geçmeye ikinci kere mecbur edildi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

GEÇİCİ MADDE 2. — Deniz ve hava sınıflarında görevli bulunan gedikli subaylardan istiyenler, hizmet sürelerine göre başgedikli sınıfına geçirilirler. Bu sınıfa geçmek istemeyenleri hakkında 24 Şubat 1330 tarihli Gedikli Zâbitan Kanunu ile 508 ve 587 sayılı Kanun hükümlerinin tatbikına devam olunur.

 

 

Böyle aşağılayıcı bir teklifi hangi gedikli subay kabul edebilir?

Sayısı 74 civârında olan bu gedikli subaylara, gedikli erbaşlardan bile daha az maaş verdiler.

Açlık ile terbiye edilen bu gedikli subaylar ne hazindir ki bir kez daha “gedikli erbaş” olmaya mecbur edildi.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

1914 seneli Bahriye Efrâdı ve Küçük Zâbitânı ile Gedikli Zâbitânı Kânun-ı Muvakkat isimli bu kânunun beşinci maddesi şöyle emrediyor idi;

 Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Fakat 1951 senesinde TBMM’nin kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânunu Geçici madde-3 ile

Gedikli subaylar, ne bahtsız askerler imiş ki;

Bu kez de uluslararası hukuka göre “er” sınıfına dâhil olan “astsubay” sınıfına tenzil edildi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

Geçici Madde 3 — Deniz ve hava sınıflarında görevli bulunan gedikli subaylardan istiyenler hizmet sürelerine göre “astsubay sınıfına” geçirilirler.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Târih, geldi dayandı 27 Mayıs 1960 Cuma gününe...

İktidara geldiği 1950 senesinden beri Başbakan Adnan MENDERES’e

Kendisinin terfi etdirdiği Coniperestiş subayları gizliden gizliye darbe hazırlıyorlar idi.

Bu gizli darbe hazırlığı;

Tıpkı 2016 senesi Temmuz ayının 15’indeki mübarek bir Cuma günü zuhûr eylediği gibi,

1960 senesi Mayıs ayının 27’sinde, gene mübarek bir Cuma günü koku verdi…

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

27 Mayıs darbesini ordu içindeki bir avuç küçük rütbeli subay tertiplemiş idi.

Yüksek rütbeli subayları ya ikna, ya hapis, ya da yurtdışına sürgün etmişler idi.

Darbeci subaylar, 1 saat içinde devletin önemli mevkiilerini hemen ele geçirdiler.

28 Mayıs 1960 Cumartesi günü saat 04;30’da darbe beyannâmesini

 

 

 

 

O dâvudî sesi ile radyoda okuyan Kara Piyâde Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ, şöyle dedi;

Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerine tamamıyla riayettir.

 

28 Mayıs 1960 Cumartesi günü Türkiye’de hükûmetin manzara-i umumiyesi,

Maşşallah, Allah nazardan saklasın,

Sakın ha! Foto-şaka filân zannetmeyiniz!

İşde,

Tam da aşağıda gördüğünüz gibi;

Şu altısı bir yerde ve fakat dördü aynı kişi olan “berrî” üç orgeneralden müteşekkil idi.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Yukarıda resimlerini gördüğünüz bu darbeci subaylarımız;

28 Mayıs 1960 Cumartesi günü sabahın seher vakinde T.C. Devletinin üzerine çöreklendiler.

Ve dahi

TBMM dâhil olmak üzere devletin bütün devâirini cebren ve hile ile işgal edip ele geçirdiler.

Cumhurbaşkanı ve başbakan sıfatına ilâve olarak

Kara Kuvvetleri Komutanlığından emekli “AgaCemal GÜRSEL aynı zamânda;

Millî Birlik Komitesi Başkanı ve TSK Komutanı makâmâtını da cebren ve hile ile şereflendiriyor(!) idi.

 

 

*  *  *  *  *

 

Millî Birlik Komitesi ismi ile teşkil etdikleri hükûmet ile

Darbeci subaylarımızın ilk yapdığı şey, kendi istikbâllerini teminât altına alan şu kânunları çıkartmak oldu.

 

  • Darbeye desdek veren subaylarımızı, tertip etdikleri Cumhuriyet Senatosu’na “tabii üye” yapdılar,

 

  • Darbeye karşı çıkan Albay Alpaslan TÜRKEŞ gibi azılı subayları da uzak memleketlerdeki konsolos, elçi vs. ballı maaşlı kızak görevlere tayin rüşveti ile susdurdular ve bu subaylardan böyle kurtuldular,

 

  • 40 sayılı kânun ile; Harp Akademilerindeki “kurmay adayı subayları”, eğitimlerini tamamlamadan “kurmaylığa” terfi etdirdiler,

 

  • 42 sayılı kânun ile; Ordudan tard etdikleri yaklaşık dört bin subayımıza ödedikleri “çifte emekli ikrâmiyesini”, Amerika’dan borç aldıkları 4,5 milyon dolar ile verebildiler.

 

  • 125 sayılı kânun ile; Ordudan tard etdikleri subaylarımıza, devlet mekteblerinde “öğretmenlik yapma hakkı” bahşetdiler.

 

  • 180 sayılı kânun ile; Kendilerine beleşinden ev inşâ etmek için kânun çıkartdılar. Ankara’da Yahya Kemâl Caddesi ve İstanbul’da Zincirlikuyu gibi arsanın altın kıymetinde olduğu semtlerde, hazineden iki simit fiyâtına “sözde satın aldıkları” arsaların üzerine “sözde kendi paraları ile” pırlanta kıymetinde “alyans mahalleleri” inşâ etdiler.

 

  • 182 sayılı kânun ile; Teğmenden mareşale kadar her subayımıza, sanki kendi anaları doğurmuş gibi barışta ve savaşta birer “hizmet eri” verdiler.

 

  • 205 sayılı OYAK kânunu ile; Subaylar kendilerinin ve yedi göbek sülâlesinin istikbâlini sonsuza kadar teminât altına aldı.

 

Tabii bu saydıklarımız, bugüne kadar Eski Tüfek’in bulup bilebildikleri...

27 Mayıs’ı tertip eden Conisperestiş ve darbeci subaylarımızın;

Devlet kasasından yağma edip kendi ceplerine akdardığı bir de dodak uçuklatan “kayıt dışı” servetler var ki bunu ancak darbeci subaylarımızın bir kendileri, bir de Allah biliyor.

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerika’dan besleme karanlık suratlı ve darbeci subaylarımızdan mürekkep Millî Birlik Komitesi;

 

  • Hem darbeci subaylarımızın

 

  • Hem de darbeye karşı geldiği için ordudan tard etdikleri subaylarımızın

 

  • Hem bu dünyâsını

 

  • Hem de ahiretini teminât altına aldıkdan sonra

 

Bu kez de yeni bir Anayasa hazırlamak için kolları sıvadı.

27 Mayıs’ı ganimete çevirmekde pek mâhir davranan darbeci subaylarımız,

Aynı zamânda şu kânunları da yapdılar;

 

  • 160 sayılı Devlet Personel Dairesi Kurulması Hakkında Kânun,

 

  • 211 Sayılı TSK İç Hizmetleri Kânunu,

 

  • 357 sayılı Askerî Hâkimler ve Savcılar Kânunu,

 

  • 657 sayılı Devlet Memurları Kânunu,

 

  • 926 Sayılı TSK Personel Kânunu,

 

  • 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kânunu.

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

211 Sayılı TSK İç Hizmetleri Kânununa göre darbeci subaylarımız  T.C. Ordusunun askerlerini

1961 senesinde 6 sınıf hâlinde olmak üzere şöyle târif, tefrik ve tesmiye etdiler;

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Madde 3 – Askerler ve rütbeler:

 a) Askerler:

 

1. Er: İhtiyaçları Devlet tarafından deruhte ve temin olunan rütbesiz askerdir.

2. Erbaş: İhtiyaçları Devlet tarafından deruhte ve temin olunan onbaşı ve çavuş rütbelerini haiz askerdir.

Askerlik Kanununa göre mükellef bulundukları hizmetleri ifadan sonra hususi kanunlara tevfikan muayyen bir hizmet taahhüdü suretiyle Silahlı Kuvvetlerde vazife gören uzman ve uzatmalı çavuş ve onbaşılar da erbaş sayılır.

3. AstsubayHususi kanununa göre Silahlı Kuvvetlere katılan astsubay çavuştan astsubay kıdemli başçavuşa kadar rütbeyi haiz olan askerdir.

4. Askerî öğrenci: Subay, askerî memur veya astsubay yetiştirilmek üzere muhtelif okul ve üniversitelerde okuyan ve resmî bir kıyafet taşıyan öğrencilerdir.

5. Askerî Memur: İdarî işlerde, fen ve sanat kollarında vazife gören ve kanuna göre subaylara muadil ve özel bir silsileye tabi bulunan askerdir.

6. Subay: Hususi kanuna göre Silahlı Kuvvetlere intisabeden asteğmenden mareşala (Büyük amirale) kadar rütbeyi haiz olan askerdir.

 

 


211 sayılı darbe kânunun yukarıda gördüğünüz üçüncü maddesine dikkat ile bakar iseniz şâyet

1961 senesi itibârı ile T.C. Ordusunda “gedikli zâbit” asker sınıfının mevcut olmadığını görürsünüz!..

 

27 Mayıs darbeci subaylarının silahların gölgesinde tezgahladıkları 211 sayılı bu darbe kânununun

59  sene sonra bizlere bugün haykırdığı hakikât şudur;

 

1914 senesinde Bahriyemizde “zâbit” sınıfına dâhil olmak üzere teşkil edilen “gedikli zâbitlik” asker sınıfını,

27 Mayıs’ın darbeci subayları 1961 senesinde T.C. Ordusundan kazıya kazıya sildi ve imha etdi.

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

1914 seneli Bahriye Efrâdı ve Küçük Zâbitânı ile Gedikli Zâbitânı Kânun-ı Muvakkat isimli bu kânunun beşinci maddesi şöyle emrediyor idi;

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Fakat

İkisi kurmay, üçü de hâkim sınıfından olmak üzere beş subayın görev aldığı heyet ile

1995 senesinde kendi başlarına buyruk verdikleri bir kararda Merâsim Sokağın soytarıları,

Yukarıda gördüğünüz 1914 seneli kânunun beşinci maddesinin anasını belledi.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Böyle sapkın bir fetva veren rahmetli AYİM,

Gedikli zâbit sınıfına dâhil olduğu besbelli olan “küçük zâbitlere”, “er” muamelesi yapdı…

 

 

AYİM’in tasfiye edilmesinde en çok ahını ve bedduasını aldığı askerler, herhâlde küçük zâbitlerdir.

Bu kararı veren hâkim kılıklı soytarıların öbür dünyâda yatacak yerleri yokdur, haberleri olsun…

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Takvim yaprağı ikinci asırın üçüncü ayının yirmi ikinci gününü gösderir iken

Sessiz selensiz kabul etdiği 4551 sayılı şu kânun ile TBMM

1914 ve 1917 senelerinde kânun ile “subay” sınıfı olarak teşkil edilen “gedikli zâbit” sınıfını,

Gedikli” ismi ile cebren ve hukuksuz olarak “astsubay” sınıfına tenzil etdi.

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Bizim Donanmamız geçmiş târihde İngiliz tarafgirliğinin önemli bir kalesi idi…

Gedikli zâbitlerimizin rütbe işaretlerini bile İngilizlerden aşırdık!

Bugünde aslında değişen bir şey yokdur. Durum, ayniyle vâkidir…

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Kaynak: Bir Cumhuriyet Kurumu Yaratmak: Atatürk’ün Donanması, 1923-1939(1), Serhat GÜVENÇ-Dilek BARLAS.

(1) Bu bölüm daha önce “Atatürk’s Navy: The Determinants of Turkish Navy Policy, 1923-1939 ”, Journal of Strategic Studies, C. XXVI, No:1, Mart 2003, s. 1-35’de basılmıştır. Makaleyi Türkçe’ye çeviren Derya Kömürcü ile bu derlemede yer almasına izin veren Journal of Strategic Studies dergisinin editör ve yayıncısına teşekkür ederiz.

s.234: (…) Örneğin, Türk donanmasının durumunun değerlendirildiği 1924 yıllık raporunda Türkiye’deki İngiliz Büyükelçiliği şu sonuca varmıştır: “İngiltere açısından donanmanın güçten düşmesi arzu edilmez, çünkü donanma geleneksel olarak Türkiye’deki İngiliz tarafgirliğinin önemli bir kalesidir.”47. (47): PRO FO 371/10870 E3338/3338/44 (1 Haziran 1925)

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

1912-1914 seneleri arasında Osmanlı Bahriyesinde görev yapan İngiliz Amiral LİMPUS’un Osmanlı devlet memurları hakkındaki şu çok çarpıcı tesbitini de

Yorumsuz olarak gönderiyorum, siz kıymetli okuyanlara…

Bir bakın hele!.. Bugünkü durum da aynen böyle değil mi?

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Cilt: 0, Sayı:13-14, Ocak 2008.

 

Amiral Limpus, görev süresi boyunca elinden geleni yapmaya çalıştı ve başarılı oldu. Osmanlı Donanmasındaki gelişim fark edilir düzeye geldi. Zaten göreve geldikden sonra, 11 Aralık 1913 tarihli Büyükelçi Mallet’e gönderdiği yazıdaki düşünceleri O’nun iyi niyetini açıkça göstermektedir.111

*111; Mallet’e gönderdiği yazıdaki söylemleri için Bkz. Rooney, a.g.m., s.20; Limpus’a göre İngiltere “fena halde hasta olan bir ulusun sağlının yeniden kazanmasına” yardım etmek zorundaydı. İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin çöküşünden hiçbir yarar elde edemeyeceklerin savundu. Limpus görevi süresince karşılaştığı zorluklardan bahsederken “doğu zihniyetinin yoğun şekilde muhafazakar olduğunu” ve spesifik değişimleri kabule istekli olmadığını belirtmekte; Türk memurların düşük ücret nedeniyle düşmanlaştırıldıklarını ve dolasıyla düşük moralle verimsiz hale geldiklerini ifade etmekteydi. (ÖZEL_KOCATÜRK, s.248).

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Emekliassubaylar.org mecrâsındaki “Büyütec” isimli köşesinde,

03 Ağustos 2011 Çarşamba neşretdiği makâlesinde kıymetli meslekdaşım Sayın Aydın KULAK;

 

  • Bahriye gedikli zâbit sınıfının” “kıdemli astsubaylığın” bir “uzantısı” olmadığını,

 

  • Aksine, “Bahriye gedikli zâbit sınıfının” “ayrı bir sınıf” olduğunu yazmış.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Fakat bu makâlemizde bizim ortaya koyduğumuz kânunlara bakdığımızda;

  • Sayın Aydın KULAK’ın bu tesbitinin doğru olmadığını,

Ve dahi

  • Bahriye gedikli zâbit” sınıfının, döneminin tâbiri ile “bahriye küçük zâbit” sınıfının “devamı” ve “bir üst terfi aşaması” olduğunu görüyoruz.

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Bahriye Gemici, Makinacı ve Muzıka Çırak Mektebleri Nizâmnâmelerini 2013 senesinde Deniz Kuvvetlerinden dilekce ile talep etdim. İsdediğim nizâmnâmeleri vermemek için kırk dereden su getirdiler.

Üst üsde üç dilekce gönderince kaçacak delikleri kalmadı.

Sonra dediler ki şu hesâba parasını yatır, nizâmnâmeleri gönderelim.

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

İsdedikleri parayı, hesâplarına havâle etdim. Yaklaşık bir hafta sonra büyük zarf geldi Deniz Kuvvetleri Komutanlığından. Heyecân ile zarfı açdım, bir de göreyim! Talep etdiğim nizâmnâmelerin hepsinin de Eski Türkce sûretlerini göndermişler.

Emekli asubay bir mensubu olduğum Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, benim eski Türkce bilmediğimi benden iyi biliyor.

Fakat bu hakikâti bildiği hâlde bana eski Türkce harflerle yazılmış belgeler gönderiyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının yapdığı bu hareketin anlamı, kendi asubay mensubuna alenen küfür etmekdir.

 

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bana vermediği bu nizâmnâmeleri,

Hiç tanımadığım hocalardan isdedim. Verdiler… Hem de büyük bir memnuniyet ile.

Ve bu hocalarımız şunu itirâf etdiler;

Bu nizâmnâmeleri bugün okumak isdeyen bir astsubay olduğunu görmek bizi hem çok şaşırtdı hem de çok mutlu etdi...

 

 

*  *  *  *  *

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Deniz astsubaylığı” hakkındaki aşağıda gördüğünüz nizâmnâmeleri

Gönderdiğim bir dilekce ile 2017 senesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığından talep etdim.

 

 

KONU: Donanma Gedikli Zâbit Nizamnâmeleri Hakkında.

İLGİ: (a) Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığının 10 Nisan 2017 târih, GENSEK: 97499644-5010-825895-17/Bilgi Edinme sayı ve “Şükrü IRBIK’ın Bilgi Edinme Başvurusu” konulu cevâbi evrağı.

(b) 16 Şubat 2017 târih ve 170023122 sayılı BİMER dilekcem.

(c) 125’inci Yılında Deniz Astsubaylığı (1890’dan 2015’e), Deniz Basımevi Müdürlüğü Pendik/İstanbul, Ekim 2015 (ISBN 978-975-409-729-0).

(ç) 31 Aralık 1889 târihli Donanmay-ı Humâyûn-ı Cenâb-ı Mülükâneye Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme.

(d) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

(e) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânununun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

1. İlgi (a)’da mezkûr nizamnâme, Kara Asubaylığının ilk ve temel kânunudur. Söze konu işbu nizamnâmenin Eski ve Yeni Türkce harfler ile yazılmış birer kağıt sûretini, İlgi (b) talebime istinâden Kara Kuvvetleri Komutanlığından İlgi (c) ile bilâ bedel temin etdim. İşbu İlgi (c) evrağın kapak sayfası, bu dilekcemin EK-A’sındadır.

 

2. Emekli bir asubay olarak, ordumuza asubay yetiştiren mekteblerin târihcelerini tetkik ediyorum. Yapdığım çalışma neticesinde;

  a. Deniz Asubaylığı hakkında bugüne kadar neşredilen kitaplarda, aşağıda mezkûr nizamnâmelerden hiç bahsedilmediğini,

    b. Bunun tabii neticesi olarak da Deniz Asubaylığı hakkında neşredilen târihce kitaplarında, bugün dahi hâlâ eksik ve hatâlı bilgiler olduğunu müşâhede etdim. Tesbit etdiğim bu eksik ve hatâların bâzılarını da bugüne kadar çeşitli vesileler ile gönderdiğim dilekcelerim ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın dikkatine arz etdim.

 

3. 1982-2085 sicil numaralı ben Şükrü IRBIK, emekli bir asubay mensûbu olmakla iftihâr etdiğim Deniz Asubaylığının târihcesinde tesbit etdiğim eksik ve hatâları izâle etmek isdiyorum. Ancak ne var ki aşağıda isimleri yazılı nizamnâmelerin Türkce harfli sûretlerini temin edemedim. Bu cümlemin devâmı olmak üzere;

   a. Deniz Asubaylığı târihcesi hakkında bugün hâlâ mevcut olan eksik bilgileri ikmâl ve dahi hatâlı bilgileri de izâle etmek,

  b. Kamuoyu doğru bilgilendirilmek,

 Ve daha da mühimi

  c. Kamu düzeninin doğru bilgiler ile işletilmesini temin etmek gâyesi ile

Aşağıda mezkûr nizamnâmelerin “Yeni Türkce harfler ile yazılmış sûretlerine” ihtiyacım vardır;

 

  • Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 2015 senesinde neşretdiği İlgi (c) târihce kitabının 31’inci sayfasında mezkûr ve İlgi (ç)’de merkûm 31 Aralık 1889 târihli “Donanmay-ı Humâyûn-ı Cenâb-ı Mülükâneye Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme,

 

  • 23 Haziran 1909 (4 Cumâdelâhira 1327) târihli “Bahriye-i Şâhâne Zabitânının Elbise-i Resmiyesi Hakkında Nizamnâme.” Düstur, 2.Tertip, Cilt-I, sayfa-309. Bu nizamnâmeden ayrıca, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının (https://m.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=126&tarmir=1) bağlantısında münteşir “Türk Denizci Kıyâfet ve Unvânları” başlıklı târihcede de bahsedilmektedir.

 

  • 03 Mayıs 1911 (4 Cumâdelûlâ 1329) târihli “Erkân ve Ümerâ ve Zabitân-ı Bahriyenin Hâiz Oldukları Ünvanların Tebdili Hakkında Nizamnâme”. Düstur , 2. Tertip, Cilt-3, sayfa 359. 

 

  • 15 Temmuz 1913 (R. 02 Temmuz 1329, H. 10 Şa’ban 1331) tarihli “Süfün-i Hümâyûnda Gedikli Sınıfının Sûret-i Teşkîliyle Usul-i Terfi ve Terakkileri Hakkında Kânun-i Muvakkat.” Düstur, 2.Tertip, C. 5, s. 576-577).

 

  • 1205’te Donanmamızisimli makâle/Safvet–İstanbul; Târih-î Osmânî Encümeni, 1329 (1913). Türk Târih Encümeni Mecmuası (TTEM), (Târih-î Osmânî Encümeni Mecmuası) (TOEM), cilt: IV, sayı: 22, s. : 1370-1377.

 

  • 20 Nisan 1914 (H. 24 Cemaziyelevvel 1332 , R. 07 Nisan 1330) târihli “Bahriye Efrad ve Küçük Zâbitânıyla Gedikli Zâbitânı Kanun-ı Muvakkatı”, Düstur, 2.Tertip, C. 6: sayfa-541-550).

 

  • 14 Aralık 1916 târihli “Muzıkacı Çırak Mektebi Nizamnâmesi”, (https://m.dzkk.tsk.tr/data/icerik/361/BahriyeninIlkleri.pdf) bağlantısında münteşir Türk Bahriyesinin İlkleri, sayfa 19. Hazırlayan: Dz.Kur.Bnb. Hasan İLHAN, Dz.Kur.Bnb. F. Emre ÜLGER, Deniz Basımevi Müdürlüğü, Sertifika Nu.: 29173, Birinci Baskı, Ekim 2014-İstanbul).

 

  • 03 Şubat 1916 (H 28 R.Evvel 1334, R. 21 K.SANİ 1331) târihli “Gemici Çırakları Nizamnâmesi”, (Düstur, 2.Tertip, Cilt-8, s.361).

 

  • 17 Şubat 1916 (13 Rebîülâhir 1334) târihli “Bahriye-i Şâhâne Zabitânının Elbise-i Resmiyesine Mütedair 4 Cumâdelâhira 1327 Târihli Nizamnâmeye Müzeyyel Mevâdd-ı Nizamiye. (Düstur, 2.Tertip, C. 8, s. 394-395),

 

4. İşbu dilekcemin yukarıda mezkûr üçüncü maddesinde bahsetdiğim 10 adet nizamnâmenin “Yeni Türkce Harfli” birer nüsha kağıt sûretini İlgi (d ve e) mevzuât muvâcehesinde tarafıma göndermesini Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz eylerim. 16.09.2017. 1701348663.

 


 

Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız, bu dilekceme cevap vermeye tenezzül etmedi.

Pes etmedim tabi ki. Konuyu Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na götürdüm.

Bu kurula verdiği savunmada Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız, talep etdiğim belgelerin ellerinde olmadığını beyan etdi...

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi’nin kuruluşu  konusunda

Uyduruk ve ahlâksızca elvan türlü yalan dolan dolu târihceler tertip eden Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızda,

Yukarıda gördüğünüz dilekcem ile talep etdiğim Donanma “gedikli” ve “gedikli zâbit” nizâmnâmelerin Türkce tercümesi, 2017 senesi itibârı ile hâlâ mevcut değil imiş! Biz de inandık tabi!...

 

Bu nizâmnâmelerden bâzılarını da

Emekli maaşımdan verdiğim bir avuç para ile tercüme etdirmeye mecbur bırakdı, Deniz Kuvvetlerimiz ben Şükrü IRBIK'ı...

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 Gedikli zâbit” tâbirini neşretdiği sözlüklere dâhil etmeyen Türk Dil Kurumuna gönderdiğim dilekcemin sûretini yorumsuz olarak ekledim buraya.

 

1949 senesinde TBMM’nin kabul etdiği

Ve dahi

5434 sayılı T.C Emekli Sandığı Kânununda mevcut olan gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtını

Türk Dil Kurumu, neşretdiği Türkce sözlüğe niye ilave etmez acap?

 

Kim ne diyor ise öyle olsun!

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Neşretdiği târihcede uydurma sözler eden Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gönderdiğim dilekcemin sûretini de yorumsuz olarak ekledim buraya.

 

 

KONU: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Târihcesinde Merkûm “Gedikli Sınıfı” Hakkında.

İLGİ: (a) Donanma-yı Hümâyûna Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme. (Düstur Tertip-I, Cilt.6, Sayfa: 571-584).

(b) (https://m.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=126&tarmir=1) bağlantısında münteşir Deniz Kuvvetleri Komutanlık Târihcesi.

(c) 4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

(ç) 2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânununun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

 

1. İlgi (a)’da mezkûr 01 Nisan 1890 târihli kânun; Donanmamızda Gedikli sınıfını teşkil eden nizâmnâmedir. Düstur Tertip-I, Cilt.6, Sayfa 571-584’de yer alan işbu nizâmnâmenin tam ismi, EK-A’da görüldüğü üzere, Donanma-yı Hümâyûna Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme’dir.

2. İlgi (b)’de mezkûr bağlantısında, Deniz Kuvvetleri Komutanlık târihcesi neşredilmektedir. Söze konu bu târihcenin 13.09.2017 târihli (bugün) ekran görüntüsünü bu dilekceme EK-B olarak ekledim. Osmanlı Donanmasında “Gedikli” sınıfının teşkiline dâir “kaynaksız” olarak bilgi veren söze konu bu târihcenin, “Gedikli Zabit” alt başlığında yer alan metinin ilk cümlesinde; Osmanlı Bahriyesinde 05 Nisan 1890 târihinde teşkil edilen asker sınıfının isminin “Deniz Gedikli Küçük Zâbit” olduğu yazılıdır.

3. Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın İlgi (b)’de münteşir târihcesinde bahsetdiği ve EK-B’de resimi görülen metinde söz etdiği “Deniz Gedikli Küçük Zâbit” kavramı hakkında benim suâllerim şöyledir

4. Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız; birbirinden tamâmen farklı iki ayrı asker sınıfı olan “Gedikli Zâbit” ile “Gedikli Küçük Zâbit” kavramları arasındaki hukûkî ve askerî ıstılâh ve kavram farkını herhâlde biliyordur. İlgi (a)’da mezkûr nizâmnâmesinde, 01 Nisan 1890 târihinde teşkil edilen asker sınıfının isminin “Gedikli” olduğu sarahâten yazıldığı hâlde;

İlgi (b)’de münteşir târihcesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız, söze konu işbu asker sınıfının ismini hangi gerekce ile “Deniz Gedikli Küçük Zâbit” şeklinde hatâlı ve yanlış yazabilmişdir?

a. Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın savsaklamak kabilinden hatâlı ve yanlış yazdığı söze konu işbu “Deniz Gedikli Küçük Zâbit” kavramını, İlgi (a) nizâmnâmesinde tasrih edildiği üzere “Deniz Gedikli Zâbit” şeklinde tashih etmeyi düşünür mü?

b. İşbu dilekcemin yukarıda mersûm üçüncü maddesinde tevcih etdiğim iki suâlimi

c. Kamu düzeninin kânunlar, tam ve doğru kavramlar tahtında idâme ettirilmesi,

Ve dahi

ç. Kamunun doğru bilgilendirilmesi nânıma,

İlgi (c ve ç) mevzuât muvâcehesinde Millî Savunma Bakanlığımızın cevâplamasını saygılarımla arz eylerim.13.09.2017. 1701330757.

 

-1-

 

EKLER          :

EK-A: Donanma-yı Hümâyûna Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme. (Düstur Tertip-I, Cilt.6, Sayfa 571).

EK-B: (https://m.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=126&tarmir=1) bağlantısında münteşir Deniz Kuvvetleri Komutanlık Târihcesi.

 

 

-2-

 

EK-A

EK-A: Donanma-yı Hümâyûna Alınacak Sıbyan Efrâdına ve Bunlardan Yetiştirilecek Gediklilere Dâir Nizâmnâme. Târihi Neşri:  Rûmî : 20 Mart 1306 (Milâdî: 01 Nisan 1890  / Hicrî: 10 Şa’ban 1307, Salı) (Düstur Tertip-I, Cilt.6, Sayfa 571).

Kaynak: http://muhammetaliuslu-com.tr.gg/TERTIP-1-Cilt-6.htm

İndirme Târihi: 13.09.2017.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

EK-B

EK-B: (https://m.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=126&tarmir=1) bağlantısında münteşir Deniz Kuvvetleri Komutanlık Târihcesi.

İndirme Târihi: 13.09.2017.

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bugün girin ve bakın!

Deniz Kuvvetleri Komutanlığının aşağıda gördüğünüz şu sayfasında bugün de hâlâ

Bahriye gedikli subay” sınıfının “deniz astsubay” sınıfı olduğunu iddia ediyor!..

 

Kaynak: (https://www.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=126&tarmir=1)

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Deniz Kuvvetlerinin bugün hâlâ medet umduğu bu bir kelimelik inat,

Bahriye gedikli zâbitine 1927 senesinden beri Başvekil İsmet (İNÖNÜ) ile Millî Müdafaa Vekili Recep (PEKER)

Ve dahi

Bu zevâtdan sonra bu makâmlara oturan gerzek subayların,

Astsubay” dedikleri köle askerlere karşı takındıkları inkârcı ve kahredici tutumlarının bâriz birer tezâhürüdür.

 

 

*  *  *  *  *

 

Kıymetli vatandaşlarım ve muhterem asubay meslekdaşlarım;

İşde, gördünüz, "gedikli zâbitlik" üzerinde yapılan elvan türlü ameliyâtı…

 

Beyaz subaylarımız, gedikli zâbitândan ne vazgeçebilmiş ne de hazmedebilimiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_8 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-6

Eylül 19, 2018

 

 

 

  Temiz iş 6 ayda olur, evlat! der idi, rahmetli Hacı Süleyman dedem!

  Hakikâten pek hasiyetli, çok hikmetli bir darbımesel imiş meğerse!..

 

  Asubay Tefrikası 6’nın beşinci kısımını,

  12 Şubat 2018 Pazartesi günü Eski Tüfek’de yayınlamış idik!

 

  Mütemmim ve müteakip kısımı olan Asubay Tefrikası'nın bu altıncı kısımını da

  Mart ayında yayınlamayı tasarlamış idim!

 

  Fakat olmadı bir türlü!

  Harcıâlem cinsinden yerli dizi değil ki bu, hergün beş bölüm birden üfürüverelim.

 

  Yüce Allah’ın konuşmayı değil de okumayı emretmesinde,

  Anlayanlar için elbetde sayısız hikmet vardır.

  Bu sebepden dolayı mukaddes kitabımızda müminlere rabbimiz, şöyle seslenir;

  (Seni yaradan rabbinin adı ile)oku!

 

  Allah’ın bu emirinden aldığım ilham ile yazdığım bu makâle,

  Temiz bir iş oldu mu, olmadı mı, onu siz okuyanlar söylesin gayrı!

 

  Lâkin, cennet mekân Hacı Süleyman dedemin dediği ayniyle vâki oldu...

 

 *  *  * 

 

 

  • Devlet ihâlelerinden yemlenmek, ballı ve fakat harâm lokmalar yutmak için

Hem de

  • 22 bin liralık vekil maaşını cebe indirmek için erkeğinden-dişisinden siyâsetci sürüsünün meydânlarda biteviye höykürüp çemkirmesi,
  • Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini “sözde” seçdiğimiz 24 Haziran çifte seçimi,
  • Bu çifte seçimde döndürülen binbir türlü dolaplar ve fırıldaklar,
  • Akabinde yeni hükümetin teşkil edilmesi ve bakanlık koltuklarının paypaylanması,
  • "Dereyi geçerken at değişdirilmez!" diyecek kadar aklı olan siyâsetcilerin esdirdiği şâibe rüzgârı ile yelkenlerini şişirmeyi beceren Orgeneral Hulusi AKAR’ın Genelkurmay Başkanlığından Millî Savunma Bakanlığına “yatay” terfi etdirilmesi,
  • AKP döneminde “fakir pirzolası” olan "soğan-patates" ikilisinin pazarcı tezgâhında 6 liradan müşderiye sırıtması,
  • Al takke-ver külâh, doldur-boşalt, akşam indir-sabah bindir faslından sonra TL’yi ezip geçen Coni Dolarının 3 liradan 7 liraya fırlaması,
  • Sanki düğün yapacak imişiz gibi iki bayram arası yazı yazılmaz hurâfesine saplanıp kalış,
  • Yaz geldi, bez yandı, gız gitdi, duz bitdi, pek sıcak oldu mızırdanmaları meyânında;

 

 

   

  Asubay Tefrikası'nın altıncı bölüm altıncı kısımını terkip eden bu makâleyi de

  Ben Şükrü IRBIK6 ayda ancak tertip edebildim!

 

 

  Yayınlamaya hazırlandığım günün sonunda bilgisayarımızın HDD’si bozuldu.

  Ekrânı o meşhur mâvi renk kaplayıverdi.

 

  Onca emek ile tam 6 ayda hazırladığım bu makâlem ve

  Bilgisayarımdaki diğer bütün bilgiler bir anda kayboldu.

 

  Bilgileri kurtaracak birisini bulmak için

  Ankara kazan ben kepçe, tam 1 ay boyunca çalmadığım kapı kalmadı.

 

   Artık herşey bitdi der iken,

  Çökmüş HDD’mize hayât öpücüğü verecek “alaylı” bir vatandaşı çıkardı, Allah karşıma! 

 

  Bir tarafdan yetenekli insan ihrâç eder iken

  Diğer tarafdan sap geveleyip saman ithâl eden bir siyâsî iktidâr yüzünden

  HDD imâl eden bir ülke olmadığımıza şaşırmıyor idim!

 

  Fakat

  HDD imâl edemeyen bir ülke olsak da

  Tamâmen çökmüş bir HDD’nin içindeki bilgileri kurtaracak kadar cin fikirli insanlarımızın olduğunu gördüğüme

  Hem çok şaşırdım,

  Hem de çok sevindim!

 

  Demek ki vatandaşımız;

  Kendisini idâre etmesi için seçdiği siyâsetci güruhundan pek daha zeyrek! 

 

   Neticeten;

   Bütün bu işler için harcadığım 1 emekli maaşı kadar para

   Ve 1 aylık gecikmeden sonra

   Tefrikamızın bu kısmını sizlere ulaşdırmak tam 7 ayımıza mâl oldu.

 

   Usdamıza helâlinden ödediğim belgesiz (!) nakit liralar bir yana,

   Şu iki havâle makbuzu da bize yadigâr kaldı…

Asubay Tefrikası 6_6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

  

  *  *  * 

 

  

  Bu makâlemiz ile aslında hiçbir alâkası yok!

  Lâkin

  Yukarıdaki sarı çerçevede Cumhurbaşkanlığı seçiminden bahsetdiğim için

  Şu tesbiti yapmaya mecburum;

  TBMM ve bütün millet huzûrunda “nâmusu ve şerefi” üzerine içdiği andına,

  “Cumhurbaşkanı sıfatı ile” diyerek başladı.

 

  Fakat

  İçdiği bu andın ardından bir dakika sonra gazetecilere döndü ve şöyle dedi;

  Bana başkan deyin! 

  Fesuphanallah! Daha düne kadar sen, " Reyis " değil mi idin Allah aşkına?..

  Falcı değilim!

  Lâkin,

  Perşembenin geleceğini Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK,

  Çarşambadan gördüm bile!..

  Haydi bakalım! Hiç de olacak gibi görünmüyor da!..

  Gene de temenni etmesi bizden. Hepimiz için hayırlı olur inşallah! 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    *  *  * 

 

 

  “Astsubay” dedikleri biz uyduruk ve köle askerlerin aldatılmasını anlatmak için yazdığımız

Asubay Tefrikası 6-5 _ Eksi Tüfek Şükrü IRBIK

  Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm beşinci kısımında;

  Asubayların, “subaylığa sicilen terfiini” kösdeklemek için

  Genelkurmay Başkanlığındaki beyaz subaylarımızın piyasaya sürdüğü elvan türlü fitne kânunları

  Ve

  Tertip etdiği akla ziyân Ali-Cengiz oyunlarını dosda-düşmâna teşhir eylemiş

  Ve dahiAli-Cengiz Oyunları_ İzzet GÜNAY ve Arzu OKAY

  5802 sayılı Astsubay Kânunu ile;

  1951 senesinde “astsubaydedikleri biz asker kişilere verilen

  “subaylığa sicilen nakil” hakkını

  Sonraki senelerde tertip etdikleri aşağılık ve fitne kânunlar ile

  Nasıl da kıymık kıymık gasp etdiklerini belgeleri ile isbat etmiş idik!

 

 

 

 

  *  *  *  *  * 

 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ köle askerler_asubaylar_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

  Asma sakal, dikme dudak, kırpma burun, boyama bıyık, ekme saç, takma kirpik, çizme kaş!

  Hâsılı yalan-dolan işler...

 

  Asubay olmak ile iftihâr eden, ordusuna hizmet etmekden gurur duyan; asubay olmak şöyle dursun,

  İnsan olmak hasebi ile kendisine yapılan

  • Haksızlık,
  • Kânunsuzluk

        Ve dahi

  • Şerefsizlikleri bilmek isdeyen her meslekdaşımıza söylüyorum; Oku!

 

  Devletimizi ve ordumuzu kimlerin tahakküm altına aldığını, ele geçirip sömürdüğünü

  Ve dahi

  Devlet erkini kendi menfaatleri doğrultusunda

  Nasıl da ahlâksızca ve hovardaca kullandıklarını öğrenmek isdeyen kadirşinas vatandaşlarımıza sesleniyorum; Oku!

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

 

Ey benim muhterem Asubay meslekdaşlarım!

Ey benim kıymetli Türk vatandaşlarım!

 

 

  • Tıp fakültesi mezunu her vatandaşımızın  " askerî hekim" olma hakkı var mı? Var.

 

  • Hukuk fakültesi mezunu her vatandaşımızın “askerî hâkim ve savcı olma” hakkı var mı? Var.

 

  • Eğitim fakültesi mezunu her vatandaşımızın “askerî öğretmen olma hakkı var mı? Var.

 

   Çünkü;

   926 sayılı TSK Personel Kânunu madde 14, her Türk vatandaşına bu hakkı taa 1967 senesinde vermiş.

 

   Peki;

   Tıp fakültesini, hukuk fakültesini ya da eğitim fakültesini bitiren "astsubay" denilen asker kişilerin;

 

  • Askerî hekim, 
  • Askerî hâkim, askerî savcı 

        Ya da 

  • Askerî öğretmen olma hakkı var mı?

 

   Yok!

   Sebep?

   Cârî askerî mevzuâtımızın “astsubay” ismini verdiği "köle askerler" 1967 senesinden bugüne kadar hâlâ;

   Niçin askerî hekim, askerî hâkim, askerî savcı ya da askerî öğretmen olamıyorlar?

   Seksen milyon insanın olduğu gibi, astsubaylar, “Türk vatandaşı” değil mi?

 

   Allah;

   Biz kullarını “akıl” denen o eşsiz cihaz ile mücehhez kıldı

  Ve dahi

   Mukaddes kitabımızın çeşitli âyetlerinde 700 defâ bize şu suâli soruyor;

 

Hiç akıl etmez misin ki?

 

   Peki; Allah’ın bir kulu, yukarıda gördüğünüz bu suâlleri bugüne kadar sormayı “akıl” edebildi mi?

 


 

 *  *  *  *  * 


   Ey Âdemoğlu âdem! 

 Biçdiğin hasatdan memnun değil isen ekdiğin tohuma bak_Asubay Tefrikası-6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

"Astsubay" ismi ile hasat edilen asker sınıfı için ekilen tohumun ne olduğunu anlamak için de bugün biz,

65 sene evveline doğru bize çok şaşırtıcı bilgiler öğretecek keyifli bir yolculuk yapacağız, evvel Allah.

 

Keyifli ve şaşırtıcı olduğu kadar aynı zamânda gene “uzun” bir yolculuk olacak!

 

Bu sebepden dolayı uzun yazılarda su kaynatan yolcularımıza bir tavsiyem var;

 

Bu muhterem karilerimiz;

 

 

 

 

  • Augusto MONTERROSO’dan Dinozor’u okusunlar!..   

dinozor, Augusto Monterroso

 

        Dünyânın en kısa hikâyesidir!

        Yazıldığı İspanyolca dilindeki kelime sayısı sâdece 8'dir!..

 

 

 

 

 

 

 

   Ya da

 

 

  • Strickland GILLILAN’dan  Pireler ’i okusunlar!.. 

pireler_ Strickland GILLILAN_Dünyanın en kısa şiiri

 

        Dünyânın en kısa şiiridir!

        Yazıldığı İngilizce dilindeki kelime sayısı sâdece 3'dür!..

 

 

 

 

 

  Böylece hem bu hikâye ve şiirin tamâmını bir iki sâniye içinde yorulmadan okuyup bitirirler...

  Hem yarım yamalak okumak ile makâlemizi mundar etmezler,

  Hem de pek kıymetli vakitlerini israf etmemiş olurlar!

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası 6_6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  Milâdî takvim 1953 senesini gösderir iken

  İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

  Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan müteşekkil idi.

 

Celal BAYAR ve Adnan MENDERES_Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

  1953 senesinde TBMM’nin kabul etdiği aşağıda gördüğünüz 6137 sayılı kânun ile;

  9 senelik mecburî hizmetini tamamladıkdan sonra istifa ederek ordudan ayrılan asubaylar,

  “Yedek asteğmen” veya “sekizinci sınıf askerî memur” nasbedilecek idi.

 

  Fakat

  İnatcı katır gibi ayak direyen Genelkurmay Başkanlarımız,

  TBMM’ye isyan bayrağı çekdi ve kânunun bu emrini hiçbir zamân tatbik etmedi.

 

Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  1957 senesine vâsıl olduğumuz günlerde;

  İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti gene hâlâ görevde idi.

  Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı foter şapkalarını giymiş ve evlerinin yolunu tutmuş,

  Orgeneral İsmail Hakkı TUNABOYLU yeni Genelkurmay Başkanı sıfatı ile bıldır göreve başlamış,

  Başbakan Adnan MENDERES aynı zamânda Millî Savunma Bakan Vekili de olmuş,

  Ve dahi

  1956 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan müteşekkil idi.

 

Celal BAYAR ve Adnan MENDERES_Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  1957 senesine ait bütçeyi müzâkere etmek üzere TBMM, 25 Şubat 1957 Pazartesi günü içtimâ eyledi. Meclisin asıl gündemi, bu sene içinde devletin gelir-giderini bir kânun ile tesbit etmek idi.

  Fakat

  Bütçe müzâkeresi esnâsında partisi nâmına söz alan milletvekili Mehmet MAHMUDOĞLU, gündem dışı bir konudan bahsederek meclisde bombayı patlatdı!

  Hukukcu olan bu vekilimiz, 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile astsubay denilen uyduruk askerlere verilen “subaylığa sicilen nakil” hakkı için yapılan imtihânlarda astsubaylara haksızlıklar yapıldığını söylüyor idi. Bir hukukcu olarak konuşduğuna göre bu konuda bildiği ve dişe dokunan ciddî birşeyler elbet var idi.

  Çünkü

  Kânunu hiçe sayan Genelkurmay Başkanlığı, astsubay ismini verdiği köle askerleri subaylığa nakletmek konusunda katır gibi inat ediyor idi. Kânunların inceliklerini iyi bilen bir hukukcu olarak Kırşehir vekili Mehmet MAHMUDOĞLU, Genelkurmay Başkanlığının astsubayların önüne koyduğu engelleri yürek yakan şu sözleri ile meclisde zapda geçirdi;

 

 

 

 

 

  1957 senesine ait 6937 sayılı Bütçe Kânunu, İ: 46, 25.2.1957, C.1;

 

  CUMHURİYETÇİ MİLLET PARTİSİ MECLİS GRUPU ADINA MEHMET MAHMUDOĞLU (Kırşehir);

  (...)

   Astsubayların subay olmaları için tatbik edilen imtihan usulleri:  


Mehmet MAHMUDOĞLU Bugün ordunun çekirdeğini teşkil eden ve gördükleri vazifelerde ve gerekse emsalleri arasında her bakımdan temayüz eden astsubaylardan subay sınıfına geçme hakkını kazananlara tatbik edilen imtihan usulünün birçok haksızlıklar doğurduğu müşahedelerimiz arasındadır;

  Bu hal aynı zamanda astsubay zümresi arasında bir huzursuzluk yaratmakta ve birçok suitefehhümlere yol açmaktadır.

 

 Bu imtihan usulünün 5802 sayılı Kanunun 15 nci maddesine göre yapılmasının daha   âdilâne bir   hareket olabileceği kanaatindeyiz. 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

  Bu senelerde harp okullarımız; 2 senelik tahsil ile "asteğmen" rütbesinde subay mezun ediyor idi.

   Yüce Meclisimiz de Köy Enstitüsü ve Sanat Enstitüsü mezunlarına "asteğmenolarak askerlik yapma hakkı vermiş idi.

   "Asteğmenolarak askerliğini yapan bu okullardan mezun gençlerimiz;

   Askerlik hizmeti bitince “teskere” bırakıp "muvazzaf subaysınıfına nakil ediliyorlar idi.

   Ordumuzda yakın zamâna kadar bu şekilde subay olmuş çok sayıda kaşalot ve palamut albayımız mevcut idi.

  Fakat

  Aynı enstitülerden mezun olup da astsubay okullarına giren gençlerimize ise;

  “Asteğmen” olmaları kânun ile yasak edilmiş idi.

 

   Bu konuyu Asubay Tefrikası 6-5’de belgeleri ile târihin huzurunda sıygaya çekmiş idik.

   Akl-ı selim ve ehl-i vicdan sâhibi kimi vekillerimiz;

   Asubaylara yapılan bu hâince ve âdi haksızlığın bir an evvel telâfi edilmesi için meclise soru önergesi vermişler idi.

   25 Şubat 1957 Pazartesi günü aynı inikatda meclisde yapdığı konuşmasında,

   Kendisi de emekli bir subay olan vekil Arslan BORA

   Genelkurmay Başkanlığımızın astsubaylara yapdığı bu “ırkcı” muameleyi şu sözleri ile târihe kayıt etdi;

 

 

 

 

  CUMHURİYET HALK PARTİSİ MECLİS GRUPU ADINA ARSLAN BORA (Tunceli);Milletvekili Arslan BORA

  Sanat enstitüsü mezunları:

  Bundan evvelki senelere ait Millî Müdafaa bütçelerinde belirttiğimiz veçhile sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subaylık” hakları tanınmış olmasına rağmen

  Millî Müdafaa Vekâleti namına aynı okullarda ve teknik astsubay okullarında tahsil görerek mezun olanlara “yedek subaylık” hakkının verilmeyip “astsubay” olarak istihdamları orduda bir ikilik yaratmakta olduğu ve

  Bu durumun ıslah ve farklı tatbikatın bertaraf edilmesi için Millî Müdafaa Vekâletinden de temennide bulunmuştuk. Vekâletin de bu temennilerimize iştirak ettiği ve bu farklı tatbikatın bir an evvel ıslahı cihetine gidileceği vadedildiği hâlde

  Hâlen bu ikiliğin ortadan kaldırılmaması haklı olarak bu astsubay kütlesini üzmektedir.

  Vekâletin bu husus üzerinde hassasiyetle durmasını zaruri bulmaktayız. 

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   5802 sayılı Astsubay Kânununu TBMM, 1951 senesinde meriyyete koymuş idi.

   Bu kânuna göre, 9 senelik mecburî hizmetini tamamlayan asubaylar, teğmenliğe nakil edilecekler idi.

   Fakat Genelkurmay Başkanlığımız, bu hakka sâhip olan astsubayları teğmenliğe nakil etmedi.

   6137 sayılı kânunu da TBMM, 1953 senesinde meriyyete koydu.

   Bu kânuna göre 9 senelik mecburî hizmetini tamamladıkdan sonra istifa ederek ordudan ayrılan asubaylar,

   “Yedek asteğmen” veya “sekizinci sınıf askerî memur” nasbedilecek idi.

   Fakat

   Genelkurmay Başkanlığımız, bu kânunu da tatbik etmedi.

   Kabul etdiği kânunlar ile TBMM’nin asubaylara verdiği hakları Genelkurmay Başkanlığımız bir bir gasp ederken günler geldi geçdi,

   Ve dahi

   Târih geldi dayandı 27 Mayıs 1960 Cuma gününe...

   İktidara geldiği 1950 senesinden beri Başbakan Adnan MENDERES’e

   Kendisinin terfi etdirdiği Coniperestiş subayları gizliden gizliye darbe hazırlıyorlar idi.

   Bu gizli darbe hazırlığı;

   Tıpkı 2016 senesi Temmuz ayının 15’indeki mübarek bir Cuma günü zuhûr eylediği gibi,

   1960 senesi Mayıs ayının 27’sinde, gene mübarek bir Cuma günü koku verdi…

 

27 Mayıs 1960 subay darbesi_Cumhuriyet Gazetesi

 

 

Asubay Tefrikası 6_6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

27 Mayı darbeci subayı Kara Piyade Kurmay Alpaslan TÜRKEŞ_Asubay Tefrikası-6-6 _Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

27 Mayıs darbesini ordu içindeki bir avuç küçük rütbeli subay tertiplemiş idi.

Yüksek rütbeli subayları ya ikna, ya hapis, ya da yurtdışına sürgün etmişler idi.

Darbeci subaylar, 1 saat içinde devletin önemli mevkiilerini hemen ele geçirdiler.

 

 

   28 Mayıs 1960 Cumartesi günü saat 04;30’da darbe beyannâmesini

   O dâvudî sesi ile radyoda okuyan Kara Piyâde Kurmay Albay Alpaslan TÜRKEŞ, şöyle demiş idi;

   “Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve İnsan Hakları Prensiplerine tamamıyla riayettir.

 

 

   28 Mayıs 1960 Cumartesi günü Türkiye’de hükûmetin manzara-i umumiyesi, maşşallah, Allah nazardan saklasın,

   Sakın ha! Foto-şaka filân zannetmeyiniz lutfen!.. 

   Tam da aşağıda gördüğünüz gibi;

   Altısı bir yerde ve fakat dördü aynı kişi olan berrî” şu üç orgeneralden müteşekkil idi.

 

27 Mayıs 1960 darbeci subayları Cemal Aga_ Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


   
Yukarıda resimlerini gördüğünüz bu darbeci subaylarımız;

   28 Mayıs 1960 Cumartesi günü sabahın seher vakinde T.C. Devletinin üzerine çöreklendiler

   Ve dahi

   TBMM dâhil olmak üzere devletin bütün dâirelerini cebren ve hile ile işgal edip ele geçirdiler.

   Cumhurbaşkanı ve başbakan sıfatına ilâve olarak

   Kara Kuvvetleri Komutanlığından emekli “AgaCemal GÜRSEL aynı zamânda;

   Millî Birlik Komitesi Başkanı ve TSK Komutanı makâmlarını da cebren ve hile ile şereflendiriyor(!) idi.

 

 *  *  *  *  * 

 

   Millî Birlik Komitesi ismi ile teşkil etdikleri hükûmet ile

   Darbeci subaylarımızın ilk yapdığı şey;

   Kendilerinin ve yedi göbek sülâlesinin istikbâlini teminât altına alan şu kânunları çıkartmak oldu.

 

 

 

  • Darbeye desdek veren subaylarımızı, tertip etdikleri Cumhuriyet Senatosu’na tabii üye yapdılar,
  • Darbeye karşı çıkan Albay Alpaslan TÜRKEŞ gibi azılı subayları da uzak memleketlerdeki konsolos, elçi vs. ballı maaşlı kızak görevlere tayin rüşveti ile susdurdular ve bu subaylardan böyle kurtuldular,
  • 40 sayılı kânun ile; Harp Akademilerindeki kurmay adayı subayları, eğitimlerini tamamlamadan “kurmaylığa” terfi etdirdiler,
  • 42 sayılı kânun ile; Ordudan tard etdikleri yaklaşık dört bin subayımıza ödedikleri “çifte emekli ikrâmiyesini”, Amerika’dan borç aldıkları 4,5 milyon dolar ile verebildiler.
  • 125 sayılı kânun ile; Ordudan tard etdikleri subaylarımıza, devlet mekteblerinde öğretmenlik yapma hakkı verdiler.
  • 180 sayılı kânun ile; Kendilerine beleşinden ev inşâ etmek için kânun çıkartdılar. Ankara’da Yahya Kemâl Caddesi ve İstanbul’da Zincirlikuyu gibi arsanın altın kıymetinde olduğu semtlerde, hazineden iki simit fiyâtına “sözde satın aldıkları” arsaların üzerine “sözde kendi paraları ile" ve fakat pırlanta kıymetindealyans mahalleleri” inşâ etdiler.
  • 182 sayılı kânun ile; Teğmenden mareşale kadar her subayımıza, sanki kendi anaları doğurmuş gibi barışta ve savaşta birer “hizmet eri” verdiler.
  • 205 sayılı OYAK kânunu ile; Subaylarımız, kendilerinin ve yedi göbek sülâlesinin istikbâlini sonsuza kadar teminât altına aldı.

 

 

 

 

    Tabii bu saydıklarımız, bugüne kadar Eski Tüfek’in bulup bilebildikleri...

   27 Mayıs’ı yapan Conisperestiş ve darbeci subaylarımızın;

   Devlet kasasından yağma edip kendi ceplerine akdardığı bir de dodak uçuklatan “kayıt dışı” servetler var ki bunu ancak darbeci subaylarımızın bir kendileri, bir de Allah biliyor.

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Amerika’dan besleme karanlık suratlı ve darbeci subaylarımızdan mürekkep Millî Birlik Komitesi;


  • Hem darbeci subaylarımızın
  • Hem de darbeye karşı geldiği için ordudan tard edilen subaylarımızın
  • Hem bu dünyâsını
  • Hem de ahiretini teminât altına aldıkdan sonra

 

   Bu kez de yeni bir Anayasa hazırlamak için kolları sıvadı.

 

 

   27 Mayıs’ı ganimete çevirmekde pek mâhir davranan darbeci subaylarımız,

   Aynı zamânda şu kânunları da yapdılar;

 

  • 160 sayılı Devlet Personel Dairesi Kurulması Hakkında Kânun,
  • 211 Sayılı TSK İç Hizmetleri Kânunu,
  • 357 sayılı Askerî Hâkimler ve Savcılar Kânunu,
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kânunu,
  • 926 Sayılı TSK Personel Kânunu,
  • 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kânunu.

 

 

 

 

   İşde biz, makâlemizin bu kısımında bugün;

   Darbeci subaylarımızın kendilerine ballı imtiyâzlar kotardığı 926 sayılı TSK Personel Kânunu ile

   "Astsubay" dedikleri biz köle askerlere 1967 senesinde atdığı kazıkları ilk kez olmak üzere fâş eyleyeceğiz, inşallah!

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   27 Mayıs subay darbesinin yapıldığı târihden buyana tam 7 sene güzerân eylemiş idi.

   Cumhurbaşkanı; Kara Kuvvetleri Eski Komutanı “AgaCemal GÜRSEL,

   Başbakan; Mülkiyeli Suat Hayri ÜRGÜPLÜ,

   Millî Savunma Bakanı; Mülkiyeli Hasan DİNÇER,

   Genelkurmay Başkanı; Orgeneral Cevdet SUNAY idi.

 

Cemal Aga_ 27 Mayıs darbeci subayı Cemal GÜRSEL_Asubay Tefrikası 6-2_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 Subaylara çifte kıyak_ Asubaylara çifte kazıklar_ Asubay Tefrikası 6-6_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Cârî mevzuâtımızın “astsubay” olarak tesmiye etdiği köle askerlerin “subaylığa tahsilen nakil” edilmesini yasaklamak için

   Genelkurmay Başkanlığımız maymuncuk olarak bu kez de

   Kendi tertip etdiği 926 sayılı TSK Personel kânununu kullandı.

   Asubaylara atılan bu yağsız ve çifte kazıkları fâş eylemeden evvel

   Bu darbe kânunu hakkında bir iki kelâm etmeliyim.

   Çünkü öylesine netâmeli ve şâibeli bir kânun ki...

   Daha TBMM’de kabul edildiği gün tefessüh etmeye başlamış!..

   Üsdelik yapdıkları bu kânundan darbeci subaylarımızın kendileri bile memnun kalmamış.

   27 Mayıs darbeci subaylarının hazırlayıp 1967 senesinde meriyyete koyduğu 926 sayılı TSK Personel Kânunundan evvel

   “Subay” ve “astsubay” olarak tesmiye edilen asker sınıfları, aşağıda gördüğünüz kendi müstakil kânunlarına tâbi idi.

 

   Bu asker sınıflarından;

 

 

 

 Astsubaylar, 2 Temmuz 1951 târih ve 5802 sayılı Astsubay Kânununa tâbi idi.

 

 

 

 

 

    Asteğmen hâriç olmak üzere subaylar ise şu kânunlara tâbi idi;

 

  1. 7 Haziran 1926 târih 912 sayılı Ordu, Bahriye, Jandarma Zâbitân ve Memurini Hakkındaki Kânuna,

 

  2. 28 Mayıs 1928 târih ve 1281 sayılı Ordu ve Jandarma Kadroları Hâricindeki Hidemâtı Devlette Müstahdem Orduya Mensup Muvazzaf Zâbit ve Muvazzaf Askerî Memurları Hakkındaki Kânuna,

 

  3. 19 Haziran 1942 târih ve 4273 sayılı Subaylar Heyetine Mahsus Terfi Kânununa,

 

  4. 25 Mart 1953 târih ve 6077 sayılı Subay ve Askerî Memurların Mecburî Hizmetleri ve İstifaları Hakkında Kânuna,

 

  5. 27 Mayıs darbeci subaylarının peydahladıkları 25 Ekim 1963 târih ve 357 sayılı Askerî Hâkimler ve Askerî Savcılar Kânunu.

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

Hepimiz bir aileyiz yalanı_ uyduruk ve köle asker astsubay_Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   926 sayılı TSK Personel Kânunundan evvel hazırlanan ilk TSK Personel kânunu,

   Gene aynı isim ve fakat 762 kânun sayısı ile 20 Nisan 1967 târihinde meclis gündemine geldi.

   Fakat daha meclisde görüşülemeden kadük oldu.( M. Meclisi B: 89, 20.4.1967, O: 1)

   926 sayılı TSK Personel Kânununun;

   TBMM gündemine gelmesi, müzâkere edilmesi ve kabul edilmesi hakkında dikkat çeken şu bilgileri verelim.

 

 

 

 

926 sayılı TSK Personel Kânunu Meclis bilgileri

 

 

 

  Toplam celse sayısı; 40 celse.

  Celselerin TBMM zabıtlarına kayıt edilen toplam sayfa sayısı; 1.016 sayfa.

  Kânun tasarısının başlangıç/bitiş târihi arasında geçen süre: 2 sene, 5 ay, 12 gün (882 gün).

  Bu kânunun gerekcesi o kadar uzun idi ki! Meclis İç Tüzük Madde 108’i bahane eden darbeci subaylar 43 sayfalık gerekceyi meclisde okutmaya tenezzül bile etmediler.

  TBMM’de kabul edilip meriyyete konulduğu 1967 senesinden bugüne kadar geçen 51 senede o kadar çok değişdi ki!

  27 Mayıs darbeci subaylarının tezgâhladığı bu darbe kânunu artık yama tutmaz partal bir çuval hâline geldi.

 

 

 

    926 sayılı ve TSK Persenel Kânunu isimli kânunun meclis müzâkeresi o kadar uzun süre devâm etdi ki...

    Meclisde görüşmelerin başladığı gün;

 

  • Cumhurbaşkanı,
  • Başbakan,
  • Millî Savunma Bakanı

       Ve dahi

  • Genelkurmay Başkanı koltuğunda oturan zât-ı şahâne devlet adamlarının hiçbirisi,

 

   Bu kânunun kabul edildiği günü göremedi.

   926 sayılı kânunun TBMM’de kabul edildiği 27 Temmuz 1967 Perşembe günü ise devletin başında şu adamlar oturuyor idi.

 

 Cevdet SUNAY ve Çoban Sülü_ Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


   Cumhurbaşkanı
; Genelkurmay Eski Başkanı Cevdet SUNAY,

   Başbakan; İslamköylü ve barajlar kralı nâmı ile mâruf Çoban Sülü,

   Millî Savunma Bakanı; Mülkiyeli Ahmet TOPALOĞLU,

   Genelkurmay Başkanı;

   Gelmiş geçmiş en nobran ve en kalın kafalı Genelkurmay Başkanı olarak nâm salan Orgeneral Ahmet Cemal TURAL idi.

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   926 sayılı TSK Personel Kânun tasarısını görüşmek üzere TBMM, 09 Temmuz 1965 Cuma günü ilk kez içtima eyledi.

   143 sayılı Birleşimde söz alan Tokat vekili hukukcu Ali DİZMAN,

   TSK Personel Kânun tasarısının temel hedeflerini şu sözleri ile tasrih etdi;

 

 

Milletveklili Ali DİZMANALİ DİZMAN (Tokat);

 

Muhterem arkadaşlarım, Devlet memurları kanunu tasarısı, Türk Silâhlı Kuvvetler personeli kanun tasarısı ve nihayet bunun gibi gelecek diğer kanun tasarılarının esas maksatları, personel nizamını toplu olarak bir mevzuatta toplamak ve bir “nizam” tesis etmektir.

 

 

 

   Fakat

   Bugün sâdece ve hâlâ asubay denilen köle askerlere uygulanan;

 

  • Bir kademe aşağıdan verilen Görev başlangıç Derecesi,
  • Bugün dahi hâlâ verilmeyen her bir senelik tahsile karşı bir kademe intibâk bakımından

 

   926 sayılı TSK Personel Kânunu bir “nizâm” değil fakat

   Ahlâksız ve kânunsuz bir “nizâmsızlık” tesis etdi.

 

 

 

   Aynı birleşimde söz alan Erzurum vekili aşağıda gördüğünüz Şerafettin KONURAY ise,

   TSK Personel Kânun tasarısının temel hedeflerini şu muhteşem(!) sözleri ile özetledi;

 

 

ŞERAFETTİN KONURAY (Erzurum);Milletvekili Şerafettin KONURAY

 

  • Subaylara tazminat verilmesi bu kanunun en iyi düşünülmüş kısmını teşkil etmektedir.

 

  • Tasarının kabulü halinde malî bakımdan da subay ve astsubaylarımız daha üstün bir refah seviyesine ulaşacaklardır.

 

  • Astsubay terfileri ve 5802 sayılı Astsubay Kanununda astsubaylardan subay olma hakkı bu tasarıda da lise seviyesinde yapılması suretiyle muhafaza edilmiştir.

 

 

 

 

   Gömlek değişdirir gibi parti değişdiren harbiye kaçkını Şerafettin KONURAY’dan sonra

   Millî Savunma Komisyon Sözcüsü sıfatı ile gene harbiye kaçkını olan başka bir subay aldı sazı eline;

 

 

MSB Komisyon üyesi emekli subay İsmail SARIGÖZ

 

Millî Savunma Komisyon Sözcüsü İsmail SARIGÖZ (Amasya); 

 

  • Bizde Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan zevatın durumu yabancı memleketlerde az evvel arz ettiğim eşhas gibi kabul edilmiştir.

 

 

 

   İsmail SARIGÖZ,

   Genelkurmay Başkanlığı yapmış emekli subaylara, yabancı memleket dediği Amerika’nın verdiği hakların verildiğini gurur ile söyledi.

   Fakat

   Amerikan ordusunda “astsubay” isimli bir asker sınıfı olmadığından ise tek kelime dahi söz etmedi.

 

 

 

  Meclis zabıtlarını okuduğumuzda bugün şu hakikâtların farkına varıyoruz;

  Genelkurmay Başkanına verilecek haklar konusunda bizim subay emeklisi vekiller, Coni Genelkurmay Başkanını örnek aldılar. Ve Amerika’nın kendi emekli Kurmay Başkanına verdiği hakları verdiler.

  Fakat sıra astsubaylara hak vermeye gelince aynı subay vekillerimiz;

  Coni’nin kendi ordusunda “astsubay” denilen bir asker sınıfı olmadığından hiç bahsetmediler

  Ve dahi

  Amerika’nın kendi erlerine verdiği kadar bile hakkı, Türk astsubaylarına vermediler.

 

 

 

   Millî Savunma Komisyonu 926 sayılı TSK Personel Kânun tasarısı hakkında şöyle bir rapor hazırladı;

 

 

    S. Sayısı: 1031

    Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel kanunu tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu raporu (1/805) 

      15.2.1965   

T.C.

Başbakanlık

Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi

Sayı : 71 -11/A/650

Millet Meclisi Başkanlığına

   Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanan «Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel kanun tasarısı», gerekçesi ve ilişikleriyle birlikte ekli olarak sunulmuştur.

   Gereğinin yapılmasını rica ederim.

   Başbakan

   İsmet İnönü

 

   TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ PERSONEL (SUBAY VE ASTSUBAY) KANUN TASARISI  GEREKÇESİ 

   1. Devlet Personel Dairesinin kuruluşuna ait 160 sayılı Kanunun 4 ncü maddesi gereğince subay ve astsubaylara ait hususlar Devlet Personel Dairesinin çalışmaları dışında bırakılmıştır. Bu hükme uyarak Devlet Personel Dairesi tarafından genel ve katma bütçeli kurumlarda çalışan personele ait bir kanun tasarısı hazırlanmış, Silâhlı Kuvvetler mensubu subay ve astsubaylar bu tasarının dışında bırakılmıştır. Devlet Personel Kanunu memurlar için bâzı yenilikler getirmiştir. Getirilen bu yenilikleri kapsıyacak şekilde, Silâhlı Kuvvetler personeli için de bu tasarıya paralel olarak bir tasarının hazırlanması zarureti doğmuştur.

   İkinci Dünya Harbi ile onu takilbeden yıllarda harb silâh ve vasıtalarında meydana gelen tekamül ile, teknolojik inkişafın gerek taktik ve gerekse stratejik bakımından eskiden vaz'edilen prensipleri bile değiştirecek derecede müessir olması muvacehesinde, modern Batı ülkeleri ordularında zamana uygun olarak Silâhlı Kuvvetler personelinin ilmî esaslara müstenit, rasyonel usullere göre sevk ve idaresi zarureti ortaya çıkmıştır. İlmî esaslar dâhilinde yönetilen personele eşit rekabet ve imkânlar sağlanmış, bunun neticesinde de terfi esas ve şartları tamamen değiştirilerek ehliyet ve kabiliyet prensiplerine göre bir üst dereceye yükseltilmeleri öngörülmüştür.

   Modern devletlerin vaz'ettikleri prensip ve esaslara paralel ve aynı çalışmalardan faydalanarak, asrımızın Silâhlı Kuvvetleri personelinin gerek yetişme; ilim ve tekniğe intibak ve gerek terfiler hususunda elzem gördüğü esaslara müstenit yeni bir Subay terfi Kanununun hazırlanması ve düzenlenmesi kaçınılmaz bir zaruret olarak ortaya çıkmış  ve bunun olumlu bir sonucu olarak da 1962 senesinde Subay Terfi Kanunu T.B.M.M. ne sevk edilmiştir.

   1963 senesi Mayıs ayında tasarı Millî Savunma Komisyonunda görüşülmeye başlanılmış ise de, Devlet Personel Dairesince hazırlanan ve Bakanlar Kurulunun da kabul ettiği personel rejimi prensiplerine tasarının intibakını sağlamak ve dolayılsiyle de daha mütekâmil bir hale getirmek maksadiyle tasarı Hükümetçe T.B.M.M. den geri alınmıştır.

   Geriye alınan tasarı çok dar bir çerçevede hazırlanmış olup sadece subayların terfilerini ihtiva etmekte idi. Subay ve astsubayların mesleke girişlerinden itibaren sınıflandırılması, meslek programlarına göre eğitim ve terfileri, malî hükümleri, sosyal hakları ve taltiflerini sağlamaya imkân verecek daha şümullü ve geniş ihtiyaçlara cevap verebilecek kapsamda bir kanuna şiddetle ihtiyaç vardır. Yeni tasarı hemen hemen dörtbaşı mamur denebilecek bir şekilde tanzim edilerek huzurunuza getirilmiş bulunmaktadır.

   (...)

 9 ncu kısım astsubay terfilerini ve 5802 sayılı Astsubay Kanununda   astsubaylardan   subay olma hakkı bu tasarıda da, imtihanları lise seviyesinde   yapılması suretiyle   muhafaza edilmiştir. Böylelikle astsubayların çalışmaları   için bir teşvik unsuru olacağı  ve  silâhlı kuvvetlerin küçük rütbeli subay   ihtiyacının karşılanacağı düşünülmüştür.  

 


 

*  *  *  *  *

 

   Şimdi, kıymetli meslekdaşlarım ve muhterem okuyanlar;

   926 sayılı TSK Personel Kânun tasarısını görüşmek üzere 09 Temmuz 1965 Cuma günü meclisde başlayan

   Ve dahi

   Asubay denilen köle askerlerin “subaylığa tahsilen nakil” edilmesini düzenleyen 14’üncü madde hakkında

   143’üncü birleşimde cerâyan deden konuşmaları “zamân, olay ve şahıs” silsilesinde resimli olarak tek tek verelim

   Ve dahi

   Kim, ne demiş, bir görelim hele;

 

 Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Açılma saati: 14,37

   BAŞKAN; Başkanvekili Nurettin Ok

 

 

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

Başkan — Sayın KONURAY buyurunuz efendim.

 

Milletvekili Şerafettin KONURAY

 

Şerafettin KONURAY (Erzurum) —

 

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, Yüksek Meclisinizce kabul edilen Devlet personel Kanunu, memurlar için bâzı yenilikler getirmiştir. Çağımızın gelişen harp silâh ve vasıtaları özellikle 2 nci Dünya Savaşı ve onu takibeden yıllarda meydana gelen tekâmül, taktik ve stratejideki geniş inkişaflar, Silâhlı Kuvvetler personelinin modern ve ilmî esaslara dayanılarak sevk ve idaresi zaruretini meydana çıkarmıştır.

Kendi millî geleneklerimiz, uzun yılların tecrübeleri, millî bünyemiz esas alınarak Batı devletleri ordularında tatbik edilen yeni usuller de bir dereceye kadar göz önünde tutularak hazırlanan Silâhlı Kuvvetler personel kanun tasarısı yüksek huzurunuza sunulmuştur.

 

Bu kanun tasarısının hazırlanmasında Devlet personel Kanunundaki yeniliklerin de dikkat nazarına alındığı görülmektedir.

 

 

(...) 

9 ncu kısım : Astsubay terfileri ve 5802 sayılı Astsubay Kanununda astsubaylardan subay olma hakkı bu tasarıda da lise seviyesinde yapılması suretiyle muhafaza edilmiştir.

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

BAŞKAN —14 ncü madde üzerinde 35 imzalı bir değişiklikönergesi vardır, önergeyi okutuyorum.

 

 

 

Yüksek BaşkanlığaKonya milletvekili İhsan KABADAYI

 

   Askerî Personel Kanununun 14 ncü maddesine aşağıdaki fıkranın ilâvesi:

 

   Orduda astsubay olup da, astsubaylığı esnasında fakülte ve yüksek okullardan mezun olan astsubayların yaşı 30 dan büyük olmıyanlar istekleri halinde teğmen rütbesiyle muvazzaf subay sınıfına  nakledilirler.  

Konya Milletvekili İhsan KABADAYI ve milletvekili 34 arkadaşı_Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

BAŞKAN — Sayın ÜLKER.

 

 

Milletvekili Reşit Akif ÜLKER

 

   Reşit ÜLKER (İstanbul) — Muhterem arkadaşlar burada ufak bir teklifte bulunuyoruz. Eğer ordu bakımından büyük bir mahzur yaratmadığı takdirde bu önergeye iltifat etmenizi istirham edeceğim.

 

   Bununla şu durumu karşılamak istiyoruz: Bugün orduda kumandanlarının müsaadesiyle yüksek tahsile giden astsubaylar var. Şimdi burada 14 ncü maddede kaynak olarak «fakülte ve yüksek okulu bitirenlerden muvazzaf subay olma» deniyor. Şimdi bu astsubaylar, üniversiteyi bitirmiş ve büyük bir gayret içerisinde olan insanlar, demektir. Ayrıca da yapısı askerî disipline, askerlik ruhuna tamamen intibak etmiş insanlardır, bunlar. Bunların bu madde içerisine sokulmasında, biraz evvel de ifade ettiğim gibi, büyük bir sakınca görülmediği takdirde iltifatınızı rica edeceğim. Yalnız, burada «27 yaş» kaydı vardır. Biz «30 yaş diyoruz. Çünkü onların durumlarını ancak böyle temin etmek mümkün oluyor. Şimdi önergemizde bunu temin etmek istiyoruz.

 

    Yani çalışarak   bulunduğu noktadan daha ileriye gitmek insanları ki; bugün Beş Yıllık Plân da bunu   kabul etmiştir.

   Üniversiteye, liseye, her tarafa eleman alırken bu prensibi kabul   etmişiz, üstün insanlar,   çalışan insanlar  daha ileriye gitmek istiyen insanlara bu imkânı lütfedin, bahşedin

   Saygılarımla.

 

 

 

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

 

BAŞKAN — Sayın Giritlioğlu; buyurunuz.

 

 

Milletvekili Fahir Necmettin GİRİTLİOĞLU

 

   Fahir GİRİTLİOLĞU (Devamla) — Teşekkür ederim. Bu maksatla Reşit Ülker arkadaşımdan sonra söz almış bulunmaktayım.Muhterem arkadaşlarım, dikkatimden kaçtığını itirafa mecbur olduğum, bu konu dolayısiyle önergeyi veren arkadaşlarımın kâffesini tebrik etmek mecburiyetindeyim.

   Filhakika, ordunun bir unsuru, bir cüzü olan astsubaylar içerisinde fakülte mezunu olmak, sair surette fakülteyi bitirenlere nazaran nazarımda çok daha önemli bir olay teşkil eder.

   Evvelemirde (her şeyden evvel) astsubayların tahsili bir fakülteye gitmek için kâfi gelmediği için bunların lise muadelet imtihanını vermesi gibi mecburiyetleri vardır ve ondan sonra da fakülteyi okumak gibi güçlükleri vardır.

   Bu güçlükleri yenebilecek üstün kabiliyetler çıktığı takdirde bunları hattâ ve hattâ tercihan almak zarureti vardır.

 

 Belki cevaben denilecektir ki; «fakülte ve yüksek okulu bitirenler için kabul edilmiş bulunan 14 ncü madde astsubaylara da otomatikman işler. Binaenaleyh; böyle bir önergeye lüzum yok

 Fakat astsubayların bağlı olduğu ve kendi statüsünden dışarıya çıkmasını meneden diğer maddeler  vardır. 

 

   Bu maddeler yürürlükte bulunduğu müddetçe astsubay olarak vazife görmek ve devam etmek zorundadırlar. Bu itibarla önerge ile bunlara bu hakkın tanınması zarureti duyulmuş bulunmaktadır, önerge verenlerin önergelerini bu yönden lüzumlu görüyorum. 27 yaşı da bu önerge sahipleri 30 yaş olarak çıkartmışlardır.

   Astsubayların zor şartlarını nazara alan arkadaşlarımız onlara bir nevi rüçhaniyet vermek İçin ve hakikaten kademe imtihanları için geçecek zamanı da hesaba katmak suretiyle 30 yaşı uygun bir seviye olarak bulmuşlardır.

   Ben de, 30 yaş esasına iştirak ediyorum ve hattâ astsubay oldukları halde fakülte bitirenlerin bu 14 ncü maddeden tercihan isitfade ettirilmeleri lüzumuna inanç duyuyorum.

 

  

 

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

BAŞKAN — Buyurun, Sayın AYTAŞ. 

 

Milletvekili emekli subay Mehmet Ali AYTAŞ

 

   Mehmet Ali AYTAŞ (İzmir) — Muhterem arkadaşlar; sayın arkadaşlarımızın astsubaylara tanımış bulundukları hakka ben de iştirak ediyorum. 

 

   (...)

 

 

   Assubaylar esasında ordu konseptlerine alışmışlardır. Bunlar bir yüksek tahsil yapıp da subay olmak için, subay olmak heves ve liyakatini   gösteriyorlarsa 30 yaş kendileri için gecikmiş   yaş   sayılmaz. 

   Binaenaleyh, arkadaşlarımızın yaptığı teklif astsubaylıktan subay olmak için gösterilen otuz yaş uygunudur. Bu arkadaşlarımızın teklifi istikametinde oy verilmesi münasiptir. Teşekkür ederim.

 

 

 

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

BAŞKAN — Komisyon. Kısaca ise yerinizden izah edebilirsiniz. Bu 14 ncü madde üzerinde verilmiş bulunan değişiklik önergesi üzerinde mütalâanız; buyurun.

 

 

 

MSB Komisyon üyesi İsmail SARIGÖZ

GEÇİCİ KOMİSYON SÖZCÜSÜ İsmail SARIGÖZ (Amasya) — Muhterem arkadaşlar; 14 ncü madde fakülte ve yüksek okulu bitirenlerin muvazzaf subay olma durumunu tanzim etmektedir. Bu madde dikkat buyurulursa ihtiyaridir. Silâhlı Kuvvetlerde muharip sınıflar dışındaki diğer sınıflarda ihtiyaç hâsıl olduğu takdirde personel plânlamasına uygun olarak fakülte tahsili, yüksek tahsil yapanlardan maddede tadadedilen şartlara uyanlar alınabileceklerdir. Halbuki arkadaşımızın verdiği önergedeki husus bir mecburiyet yüklemektedir. Bu itibarla katılmıyoruz.

   İkincisi, maaş bakımından bu personel aleyhine bir durum hâsıl olmaktadır. Bunlar takrir kabul edildiği takdirde teğmen olarak nasbedileceklerdir. Halbuki baremleri bunun çok üzerindedir. Mağdur duruma düşeceklerdir.

   Üçüncüsü, Silâhlı Kuvvetlerin bir personel plânlaması vardır. Bunların miktarları evvelden bilinmediği ve tâyininin de, tesbitinin de mümkün olmadığı cihetle personel plânlamasını aksatacaktır.

   Dördüncü bir husus da; 114 ncü maddede astsubaylıktan subaylığa geçme şartları tâyin ve tesbit edilmiştir. Münhasıran yüksek tahsil yapma şartını subaylığa nakil için bir sebeb olarak kabul etmek mümkün değildir. 114 ncü maddedeki şartları haiz olmıyan bir astsubayın, yüksek tahsil yapmıştır diye subaylığa nasbını kabul etmek mümkün değildir. Bu itibarla komisyonumuz takrire katılmıyor.

   Kaldı ki, bu madde ahkâmına göre, Silâhlı Kuvvetlere intisabedecek olan subayların terfileri için bir tahdit konmamıştır. Halbuki ileride geleceğimiz veçhile, 114 ncü maddedeki astsubaylıktan subaylığa geçmede subaylar için tahdit konmuştur. Bunlar âzami yüzbaşılığa kadar yükselebilirler.

    Bu itibarla komisyonunuz katılmamaktadır takrire.

 

 

 

 

 

   İsmail SARIGÖZ'ün yukarıdaki konuşması hakkında şu acı tesbiti yapmaya mecburum.

 

   Meclisde müzâkere edilen 926 sayılı TSK Personel Kânun Taslağı’nın;

 

  • 14’üncü maddesi, astsubayların “ subaylığa tahsilen terfi ” etmesi hakkındadır.

 

  • 114’üncü maddesi ise astsubayların “ subaylığa sicilen terfi ” etmesi hakkındadır.

 

   MSB Geçici Komisyon Üyesi emekli subay İsmail SARIGÖZ, meclis huzurunda yapdığı ve sizin de yukarıda okuduğunuz konuşmasında; 926 sayılı TSK Personel Kânun taslağı 114’üncü maddesinde “astsubaylıktan subaylığa geçme şartları tâyin ve tesbit edilmiştir.” diyor.

Ve 14’üncü maddenin astsubaylar için işletilmesine gerek olmadığını iddia ediyor.

 

   Dübüründen böyle üfürmek ile bu şahıs;

   Bu kânunun 14’üncü maddesi ile TBMM’nin her vatandaşa verdiği “tahsilen subay nasbedilme” hakkını,

   " Millî Savunma Bakanlığımızın astsubaylara yasak etdiğini " farkında olmadan itirâf ediyor.

 

 

 

TBMM Başkanı Nurettin OK

 

 

BAŞKAN — Başka söz istiyen? Yok.

Önergeye komisyon katılmamaktadır.

Önergeyi oya sunuyorum.

Kabul edenler... Etmiyenler... Kabul edilmiştir.

 

   Komisyon filhâl (şu hâlde) katılmıyor.

   Bu önerge dikkat nazarına alınmak kaydı ile kabul edildiği için Meclisin vukubulan temayülü muvacehesinde bu önergeyi ve maddeyi komisyona gönderiyorum, lütfen bu madde bu şekilde redakte edilecektir.

   Ve bu şekilde bu önerge ile beraber madde hakkında nihai karar alacağız efendim.

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

   926 sayılı TSK Personel Kânun tasarısının “astsubay” dedikleri biz köle askerler için en önemli maddesi, 14’üncü maddesidir.

   Çünkü

   Bu maddeye göre kendi parası ile yüksek tahsil yapan asubaylar, teğmenliğe “tahsilen nakil” edilecekler idi.

   9 Temmuz 1965 Cuma günü yapılan 143’üncü birleşimde meclisdeki müzâkereler esnâsında

   Kendisi de emekli bir subay olan Konya milletvekili İhsan KABADAYI ve 34 arkadaşının verdiği değişiklik önergesine,

imzâ vermeyen Edirne milletvekili hukukcu Fahir GİRİTLİOĞLU ve İstanbul milletvekili emekli subay Mehmet Ali AYTAŞ da

partileri adına yapdıkları konuşmalar ile desdek verdiler.

 

   Bu birleşimde 14’üncü madde hakkında verilen değişiklik önergesine koca meclisde sâdece bir milletvekili muhalefet ediyor idi;

   Kendisi emekli bir subay olan Amasya milletvekili ve MSB Geçici Komisyon Sözcüsü İsmail SARIGÖZ.

   Harbiye kaçkını bu vekilin ismini bir kenara yazalım ve konumuza devâm edelim.

 

 

 

 

   Müzakere sona erdikden sonra 14’üncü madde hakkında verilen değişiklik önergesi meclisde oya sunuldu ve aynen kabul edildi.

   Kabul edilen bu 14’üncü madde ile astsubay denilen köle askerler aslında,

   Darbeci subaylarımızın tertip etdiği 1961 Anayasası 10’uncu maddesinin her türk vatandaşına verdiği “insanın maddî ve manevî varlığını geliştirmek” hakkını kazanmış oluyorlar idi.

   Yukarıdaki konuşmasında gördüğünüz üzere 143’üncü birleşimi idâre eden Meclis Başkanvekili Nurettin OK;

   Konya milletvekili ve emekli subay İhsan KABADAYI ile 34 arkadaşının verdiği ve iki vekilin daha desdeklediği bu değişiklik önergesi doğrultusunda 14’üncü maddenin redakte edilmek (düzeltilmek) üzere komisyona gönderilmesine karar verdi.

 

 

 

 

 *  *  *  *  *  

 

   14 Temmuz 1965 Çarşamba günü icrâ edilen 145’inci birleşimde TBMM,

   926 sayılı TSK Personel Kânun tasarısının 14’üncü maddesini ikinci defâ görüşmeye başladı.

   Birleşimin başkanı Konya vekili Mekki KESKİN’in burada yapdıklarına ve söylediklerine lutfen dikkat ediniz.

 

   Hemen aşağıda gördüğünüz meclis müzâkeresinde;

   MSB ve Genelkurmay Başkanlığının tezgâhladığı ve birisi emekli subay olmak üzere iki milletvekilinin;

  • Meclis'de yapdığı kânunsuzluğu göreceksiniz,
  • Asubaylara yapdığı ihâneti göreceksiniz,
  • TBMM irâdesine tecâvüz edişlerini göreceksiniz.

 

Neticeten:

37 milletvekilinin asubaylara verdiği " tahsilen subaylığa terfi " hakkını

Zorba 2 milletvekilinin nasıl gasp etdiğini göreceksiniz.

 

 

 Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

    13.— Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel kanunu tasarısı ve Geçici Komisyon raporu (1/805) (S. Sayısı : 1031) 366:404,422:425

 

    BAŞKAN; Başkanvekili Mekki KESKİN (Konya)

 

 

   BAŞKAN — Millet Meclisi Birleşimini açıyorum.Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

   13. — Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel kanunu tasarısı ve Geçici Komisyon raporu (1/805)

   (S. Sayısı : 1031) (1)

 

   BAŞKAN — 87 nci maddede kalmıştık arkadaşlar.

   14 ncü madde de komisyona gitmişti. Şimdi komisyondan gelen 14 ncü maddeyi okutuyorum:

 

 

 

 

                                                       

         Meclis Başkanlığına

MSB Komisyon üyesi İsmail SARIGÖZ

  

14 ncü madde ile ilgili olarak verilen önerge üzerine Komisyonumuzca meydana getirilen 14 ncü madde metni aşağıya çıkarılmıştır. Maddenin metinde yazılı olduğu şekilde kabulüne Komisyonumuz katılmaktadır. Arz ederim.

 

       Geçici Komisyon Sözcüsü

                                                Amasya

                                                           İsmail Sarıgöz

 

 

 

 

II — Fakülte ve yüksek okulu bitirenlerden muvazzaf subay olma;

 

   Madde 14. — Üniversitenin çeşitli fakültelerinin veya yüksek okulları bitirenlerden, bitirmelerini mütaakıp ara vermeden müracaat edenler, 27 yaşından büyük olmamaları ve diğer nitelikleri de haiz olmaları şartiyle; ihtiyaç da varsa; Silâhlı Kuvvetlerin Harb okullarında yetiştiremediği sınıflar için muvazzaf subaylığa nakledilebilirler.

   Üniversitenin çeşitli fakültelerini ve yüksek okulları bitirerek müracaat eden astsubaylar da, 30 yaşından büyük olmamaları ve diğer nitelikleri de haiz olmaları şartiyle; ihtiyaç da varsa; öğrenimleri ile ilgili sınıflar için teğmen rütbesi ile muvazzaf subaylığa nakledi - lebi - lirler.  Bunlar, terfi ile astsubaylıkta almakta oldukları aylık derecesine ulaşıncaya kadar müktesep hakları olan aylıkları almaya devam ederler.

   357 sayılı Kanun hükümleri saklıdır.

   Bu kişiler, muharip sınıf subaylığa nakledilemezler.

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   Meclisdeki müzakereye kısa bir ara vermeye ve yeri geldiği için şu tesbiti yapmaya mecburum;

   Kıymetli meslekdaşım Emekli Deniz Asubayı Aydın KULAK şöyle demiş idi;

   “Subay darbeleri asubayları iki kere vurur!

   926 sayılı kânuna bakdığımızda;

   27 Mayıs subay darbesinin asubayları değil iki kere, en az 4 kere vurduğunu görüyoruz.

   Bu darbelerden üçünü yukarıdaki sâdece şu 14’üncü maddede görüyorsunuz.

 

   Bunlar;

 

   1. Tahsilen subaylığa nakil edilemez darbesi,

 

   2. Askerî hâkim ve savcı olamaz darbesi,

 

   3. Muharip sınıfa nakil edilemez darbesi.

 

   Bu senelerde;

 

  • Lise mezunu çocuklarımız 2 sene okuyup “subay” oluyor idi

 

  • Fakat ortaokul mezunu çocuklarımız 3 sene okuyup “astsubay” oluyor idi.

 

  • Er sınıfına dâhil olan astsubayı, subayından çok okutan başka bir ordu da bu dünyâda yok idi.

 

 

 

 

   926 sayılı TSK Personel Kânunu olarak tesmiye edilen bu kânun ile Asubaylara vurulan dördüncü darbe de şu idi;

 

   Asubayların “rütbe bekleme süreleri” boş yere uzatıldı. Bu kânunun 16’ncı maddesi hakkında konuşan vekillerimiz, “yüzbaşıya üsteğmen maaşı vermek” kânuna ve hakkâniyete uymaz dediler.

 

   Fakat aynı vekillerimiz; “rütbe bekleme sürelerine” yapdıkları anlamsız ilaveler ile astsubaylara 3’er sene daha aynı maaş vermeyi ise “kânuna uydurmakda” hiçbir mahzur görmediler.

 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde 9 seneliğine “ast komuta kademesine” hapsedilen astsubaylar,

   Aynı “ast komuta kademesine” bugün artık 15 sene hapis ediliyorlar.

   Emekli olmaya niyetlenen astsubaylar ise müebbet hapse mahkûm ediliyorlar.

 

 

  

 

   Şimdi, 145’nci birleşime kaldığı yerden devâm edelim.

   Devâm edelim de

   Sahtekâr iki milletvekilinin meclis çatısı altında çevirdiği sunturlu ve âdi bir tezgâhı daha hep berâber görelim.

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

 

   BAŞKAN

   Sayın KABADAYI, komisyondan tadilen gelen 14 ncü madde hakkında buyurun.

 

 

 

 

  

Konya Milletvekili İhsan KABADAYI

 

 

   İhsan KABADAYI (Konya) — 

   Sayın Başkan, muhterem arkadaşlarım; maddenin âmir hükmüne göre dışardan fakülteyi bitirip de muvazzaf subay olmak istiyen gençlere verilmiş bir haktır. Bunu hürmetle karşılıyoruz.

   Fakat   

   Kader icabı astsubay olmuş, fakat cehdi var, gayreti var, kabiliyeti var, fakülteyi bitirmiş bunun da pek tabiî olarak subay olmak hakkıdır.

 

 

   Şimdi tedvin edilen madde de buna aittir. « nakledilebilirler » maddesinde ben takdire kalan bir sezi, bir koku hissetmekteyim. Fakülteyi bitirmiştir, sivil olarak fakülteyi bitirip gelenlerden hiçbir farkı yoktur. « Bitirenler nakledilebilirler » deyiminde her türlü engeli saklı görmekteyim.

   Böylece bir hakkın verilmesi yolunda Muhterem Meclisinizden buradaki deyimin « nakledilirler » şeklinde değiştirilmesi ile astsubay olup fakülteyi bitiren arkadaşları cehde ve gayrete getirmiş olacaksınız. Bu hakkı iktisabedip de geçemiyenlerin ıstırabını dindirmiş olacaksınız. Burada tedvin edildiği gibi “ nakledilebilirler ” şeklinde çıkarsa birçok engellerle bu sınıfa mensup arkadaşlar mustarip kalacaklardır. Bu bakımdan « nakledilirler » şeklinde değiştirilmesini arzulamaktayım ve böyle bir teklifte bulunacağım, hürmetlerimle efendim.

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

BAŞKAN Mekki KESKİN

 

 

Komisyondan gelen 14 ncü madde hakkında başka söz istiyen var mı? 

Teklifinizi çabuk yapınız lütfen Sayın KABADAYI.

 

 

 

MSB Geçici Komisyon Üyesi ve emekli subay İsmail SARIGÖZ

 

GEÇİCİ KOMİSYON SÖZCÜSÜ İsmail SARIGÖZ (Amasya) —

 

Riyaset Divanının aldığı karar gereğince, maddelerin tadili hakkında yapılacak tadil teklifleri tümü üzerinde görüşmelerin intacına kadar idi.

 

 

 Maddelere geçildikten sonra artık önerge verilemiyor .

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

BAŞKAN Mekki KESKİN

 

   Arkadaşlar bu kanun tasarısının tümü üzerindeki görüşmeler sırasında maddeler üzerinde önergelerini vereceklerdi. 

 

   Sayın Kabadayı zamanında vermediğiniz için şimdi teklif veremiyorsunuz.

   Maddeyi oylarınıza sunuyorum ...Kabul edenler... Etmiyenler...

   14 üncü madde kabul edilmiştir.

 

 

 

 

Konya Milletvekili İhsan KABADAYI

 

 

 

 İhsan KABADAYI (Konya) — 

 

 Yeni muttali olabildim (öğrendim) efendim.  

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

    BAŞKAN Mekki KESKİN

 

    Efendim olabilir.

    Bilmemek mâzeret teşkil etmez, mâlumâliniz.

 

 

Konya Milletvekili İhsan KABADAYI

 

 

 İhsan KABADAYI (Konya) — 

 

 Komisyon yeni getirdi, yeni okundu. 

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

   BAŞKAN Mekki KESKİN

 

   Olabilir. Meclisin kararı öyle.

   Sizin bilmeniz lâzımdı.

 

 

Konya Milletvekili İhsan KABADAYI

 

 

    İhsan KABADAYI (Konya) — 

 

   Kimse bilmiyor, komisyondan başka.  

 

 

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

   BAŞKAN Mekki KESKİN —

 

   50’nci madde komisyona gitmişti,

   Komisyondan gelen şeklini okutuyorum.

 

  

 

 *  *  *  *  * 

 

 

   İşde, gördünüz, muhterem asubay meslekdaşlarım ve vicdân sâhibi kıymetli vatandaşlarım!

   Meclis Başkanvekili sıfatı ile 145’inci birleşimi idâre eden Konya milletvekili Mekki KESKİN’in tavırlarını dikkatlice tetkik etdiğimizde; milletvekili İhsan KABADAYI’nın 14’üncü madde hakkında verdiği değişiklik önergesini bir katekülliye getirmeyi ve reddetmeyi kafasına önceden koyduğunu anlıyoruz. Bu katekülliyi yaparken de milletvekili ve emekli subay İsmail SARIGÖZ’ün de kendisine yardakcılık yapdığını görüyoruz.

   35 milletvekilinin imzâsı ve 2  vekilinde desdeği ile TBMM’nin 143’üncü birleşimde astsubaylara verdiği “subaylığa tahsilen nakil” hakkını

   Kendisi emekli bir subay olan Konya milletvekili İhsan KABADAYI’nın bütün çabasına rağmen

   İsmail SARIGÖZ ve Mekki KESKİN isimli iki milletvekli

   Yukarıda resimli ve sözlü olarak gördüğünüz âdi ve alçak bir kumpas ile 145’inci birleşimde gaspetmiş.

 

  

 

 

   1965 senesinde Meclisde bu kumpaslar tezgâhlanır iken

   Yukarıda gördüğünüz 14’üncü maddeyi piç etmek üzere

   27 Mayıs darbesini yapıp sonra da Cumhuriyet Senatosuna üye seçilen emekli subayların

   Ve dahi

   Genelkurmay Başkanlığı karargâhındaki beyaz subaylarımızın hangi fitneleri sahneye koyduğunu anlamak zor değil!

 

  Birinci derece dördüncü kademeyi TBMM'nin sabah verdiği   

  Ve fakat  

  “Tekrir-i müzâkere” tezgâhı ile öğleden sonra geri alınması için  

  5837 sayılı kânun hakkında Genelkurmay Başkanlığının 2009 senesinde meclisde yapdığını biliyorsanız, bu kâfidir. 

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

 

  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu ile Başbakan Şemsettin GÜNALTAY

1950 senesinde ihdâs etdiği gedikli erbaşlara yüksek tahsili ” yasak etmiş idi.

 

  • 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Başbakan Adnan MENDERES

Gedikli Erbaş denilen askerlerin ismini “Astsubay” olarak değişdirdi.

Ve dahi

Astsubay” ismini verdiği bu askerlerin “ yüksek tahsil ” yasağını 1951 senesinde kaldırdı.

 

  • Millî Savunma Bakanlığımız ve Genelkurmay Başkanlığımız; subaylarımıza devletin parası ile maaşlı olarak “ yüksek tahsil ” yapdırdığı senelerde

Ortaokul mezunu olan “astsubaylar”;

  • Evvelâ “lise tahsili” yapıp diplomalarını ellerine aldılar.
  • Akabinde de üniversiteye devâm edip “ yüksek tahsil ” yapıp üniverstie diplomalarını ellerine aldılar.

 

Kendi parası ile yüksek tahsil yapan  astsubaylar, her Türk vatandaşı gibi “subay olmak”   istiyorlar idi. 

 

  • Fakat bu kez de 27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subayları devreye girdi;

 

Kendilerinin hazırlayıp kumpaslar silsilesi ile meclisde cebren ve hile kabul etdirdiği 926 sayılı TSK Personel Kânununun 14’üncü maddesi ile

  Kendi parası ile “yüksek tahsil” yapmış astsubaylara,  subay olmayı  yasak etdiler. 

 

 



 *  *  *  *  * 

 

 

 

   Astsubay denilen biz uyduruk askerlere TBMM’nin icrâ etdiği 143’üncü birleşimde verilen

   Ve fakat

   Bir hafta sonra yapılan 145’inci birleşimde iki vekilin tezgahladığı bir kumpas ile geri aldığı “subaylığa tahsilen nakil” hakkını kapsayan 926 sayılı TSK Personel Kânunu hakkında

   Bakınız, aynı meclisin milletvekillerinden bâzıları o zamân ne dedi;

 

 

 

   Birleşim: 145’den;

 

Konya Milletvekili Rüştü ÖZAL

 

    Rüştü ÖZAL (Konya)Çok muhterem arkadaşlarım,

   Türk Silâhlı Kuvvetlerimiz için ayrı bir personel kanunu çıkarılması gerekli hale gelmiştir.

   Bu sebeple tasarının esasına muhalefet etmek mümkün değildir. Bundan dolayı da bu safhaya ulaşmış olan tasarı için söylenebilecek söz sadece bu tasarının Silâhlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını dilemektir.

 

   Ancak, müzakereler bakımından tarih, hakikaten bizi acı bir istihza ile seyretmiştir. Böyle bir kanunu Meclisin müzakere şekline tarihimizin istihza ile baktığını kabul etmemiz lâzımdır. Böyle bir müzakerenin kaç kişi ile yapıldığı üzerinde ayrıca durmak gerektir.

   Devlet Personel Kanununun tetkik eden geçici komisyon tarafından paralel düşüncelerle Türk Silâhlı Kuvvetlerine aid olan kanunun da müzakeresi çok uygun bir düşünce olurdu. Bu olmamıştır.

  Ayrıca, burada maddeler konuşulurken her madde üzerinde arkadaşlarımızın konuşabilmek imkânı olmalıydı, bu da olmamıştır. Meclisin daha büyük bir çoğunluğunun bulunduğu zamanda müzakere edilmesi istenirdi; bu da olmamıştır. Bendenizin bildiğime ve inandığıma göre bu türlü müzakere Türk Silâhlı Kuvvetlerimizin şerefli mensuplarını rencide edecektir.

 

 

Konya Milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

   BAŞKAN Mekki KESKİN — Sayın ÖZAL, bir dakikanızı rica edeceğim. Kanunun bu şekilde müzakeresi Yüce Meclisin toptan ve ekseriyetle aldığı karara göredir.

   İkincisi de, kanunların müzakeresi sırasında önerge verip değiştirme yapacak ilgili arkadaşlar müzakere edilirken bulunur. Bu her kanun için böyle olur.

 

Konya Milletvekili Rüştü ÖZAL

 

   Rüştü ÖZAL (Devamla) — Bendeniz bütün bunları bilerek fakat müzakerelerin tabiî olmıyan bir usul içerisinde cereyan ettiğini ve 214 esas ve 17 geçici maddenin çok kısa bir süre içinde ve gerektiği kadar tartışılamadan bir neticeye bağlandığını ifade ediyorum.

   Ve bundan Türk Silâhlı Kuvvetleri mensuplarımızın rencide olacağı hakkındaki inacımı da beraberce ifade ediyorum.

 

   Şimdi muhterem arkadaşlarım, sözlerimin bu kısmında bu tasarının bugünkü ulaştığı safhada Türk Silâhlı Kuvvetlerine hayırlı olması temennisini tekrar ediyor ve tasarının istenilen şekle gelebilmesi hususunda da Yüce Senatonun göstereceği titizliğe ümidimizi bağlamış bulunuyoruz. Teşekkür ederim.

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   Konya Vekilimiz Rüştü ÖZAL’ın yukarıda gördüğünüz bu ümidini,

   Yüce Senato kısa zamânda içinde ümitsizliğe tahvil etdi.

   Üyelerinin hemen hepsinin 27 Mayıs darbeci subayları olan “Yüce(!) Senato”,

   Bu meşhur 14’üncü maddeyi, iki milletvekilinin kumpas ile kabul etdirdiği şekli ile aynen kabul etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-6_ 926 sayılı TSK Personel Kanunu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

       II. Fakülte ve yüksek okulu bitirenlerden muvazzaf subay olma;

 

   MADDE 14. — Millet Meclisi Genel Kurulunca kabul edilen  14 ncü madde , 14 ncü madde olarak  aynen kabul edilmiştir. 

 

 

 

 Asubay Tefrikası 6-6_ 926 sayılı TSK Personel Kanunu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   Cumhuriyet Senatosu ismini verdikleri arpalıkda bakınız,

   27 Mayıs’ı tertipleyen darbeci subaylarımızdan kaç kişi var idi.

   Bu çizelgeyi hazırlayan gerzek şahıs, "toplam" sayıyı yanlış yazmış!

   Toplam sütunu altında 34 olarak yazılan darbeci subayların "toplam sayısı" 64 olacak.

 

27 Mayıs subay darbesinin Cumhuriyet Senatosu üyeleri_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

 

27 Mayıs'ın darbeci subaylarından M.Tekin ARIBURUN926 sayı ile TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu

TSK Personel Kânununun esâs hedefi, Gerekcesinde de ifâde edildiği üzere;

 

Yeni bir Subay terfi Kanununun hazırlanması idi.

Ve hazırlanan bu kânun tasarısı  hemen hemen dörtbaşı mamur denebilecek bir şekilde tanzim edilerek meclise getirilmiş idi.

Hakikât de bu minval üzerine olmasına rağmen

Evvelâ darbe yapıp sonra da meclise çöreklenen kimi subaylarımız bile

Bu kânunun meclisde müzâkere ve kabul ediliş biçimi konusunda ciddî olarak rahatsız oldular. 

 

   Bu darbeci subaylarımızdan birisi de Cumhuriyet Senatosu üyesi olan Mehmet Tekin ARIBURUN idi.

 

   27 Mayıs darbeci subaylarının darbenin hemen ertesinde, 1961 senesinde teşkil etdiği Cumhuriyet Senatosu’nun 150 üyesinden 48 üyesi, bu darbeyi bizzat yapan darbeci subaylardan seçilmiş idi. Kafesledikleri, ayartdıkları, tehdit etdikleri ya da kısdırdıkları diğer senatörler ile de “Cumhuriyet” ismini verdikleri “okumuşlar” senatosu ile T.C devletinin mutlak hâkimi ve yegâne sâhibi oldular.

   18 tabii üyesinin 18’inin de emekli subay olduğu Cumhuriyet Senatosunun 1967 senesindeki üyelerinden birisi de emekli Kara Orgeneral Mehmet Tekin ARIBURUN idi.

   Karısı Perihan hanımı da TBBM’de vekil yapan Mehmet Tekin ARIBURUN,

   926 sayılı TSK Personel Kânunu hakkındaki memnuniyetsizliğini ve kaygılarını şu sözleri ile târihe kayıt etdi;

 

27 Mayıs darbeci subayı ve Cumhuriyet Senatosu tabii üyesi M. Tekin ARIBURUN_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

     Sayfa- 85;  

 

    Mehmet Tekin ARIBURUN (İstanbul); — Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar, bu kanunun ne kadar müstacel olduğunu biliyorum.

 

    Fakat çok seneler orduda hizmet etmiş eski bir kumandan sıfatiyle,

 

yine idareci kumandanları bağlayıcı maddelerin buradan alelacele geçmesine gönlüm razı

olmuyor. 

 

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

   Kişilere kendi kâbiliyetlerini geliştirmelerini teşvik edici geniş bir fırsat eşitliği ve sosyal seyyaliyet (akışkanlık/geçişgenlik) sağlamak üzere

   Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı; çalışarak bulunduğu noktadan daha ileriye gitmek isdeyen vatandaşlarımızı üniversitede okuması için teşvik eder iken,

 

 

 

   27 Mayıs darbeci subaylarımızın hazırladığı 1961 Anayasası;

 

 

  • Herkes; kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir,
  • Devlet; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adâlet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır,
  • İnsanın maddî ve mânevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar.

 

 

   Diye avaz avaz bağırır iken,

 

 

 

 

37 milletvekilinin imzası ile gündeme gelen bu değişiklik teklifini

Birisi sivil birisi de emekli subay olan

Ve dahi

Aşağıda resimlerini gördüğünüz şu iki vekil TBMM’de gasp etdi.

 


 

Konya Milletvekili ve MSB Geçici Komisyon üyesi emekli subay İsmail SARIGÖZ       TBMM Başkanvekili ve Konya milletvekili Ahmet Mekki KESKİN

 

Yukarıda resimlerini gördüğünüz şu kepâze iki adamın

Meclis’de yapdığı âdi ve sunturlu bir sahtekârlık yüzünden

Kendi parası ile yüksek tahsil yapan asubaylarımız

1967 senesinden beri teğmen nasbedilmiyorlar!

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   Aynı 27 Mayıs subay darbesi neticesinde Meclisimizi cebren ve hile ile ele geçiren

   Birisi darbeci subay bozması, birisi de hukukcu müsvetdesi nevi şahsına münhasır iki vekilin

   TBMM’de kurduğu âdi ve alçak bir fitne kumpası işde, böyle tıkır tıkır işledi.

   Ve dahi

   Üniversite mezunu bütün vatandaşlarımıza bu kânunun verdiği hak, sâdece astsubaylara yasak edildi.

   Darbeci subaylarımız 27 Mayıs darbesini kişi hak ve özgürlüklerini sınırlayan bütün “engelleri kaldırmak için” yapmış idi.

 

   Fakat 926 sayılı kânununu piyasaya süren aynı darbeci subaylarımız,

   Astsubay dedikleri köle askerlerin “subaylığa tahsilen nakil” hakkını;

   Hem Meclisde kurdukları alçak bir kumpas ile

   Hem de aşağıda gördüğünüz “iki hecelik bir kelime oyunu” ile işde, böyle “engelledi.

 

 Asubay Tefrikası 6-6_ 926 sayılı TSK Personel Kanunu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Asubay Tefrikası 6-6_926 sayılı TSK Personel Kanunu_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Kıbrıs Barış Harekâtının ertesine vâsıl olduğumuz senedeyiz şimdi...

   27 Mayıs’ın darbeci subayları Başbakan Adnan MENDERES’i idam etmiş,

   Türkiye’de böylece “demokrat” dönemi sona ermiş,

   Bu kez de Çoban Sülü ile “demir gırat” dönemi başlamış idi...

   Devletimizin başdan aşağı değişen idâre heyeti şu kişilerden mürekkep idi.

 

Tekaüd bahriye zabiti Fahri Sabit KORUTÜRK ve Çoban Sülü_Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


   Bugüne kadar hep olduğu gibi, birisi tekâüd birisi de muvazzaf olmak üzere;

   Ülke idâresinde iki subay var idi; Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı...

   Bu senenin bir hususiyeti daha var; 1975 olayları...

   Yan ödemeler konusunda kendilerine yapılan haksızlığı ve kalleşliği kabul etmeyen astsubaylar ve hanımları;

   Büyük şehirlerin meydânlarda polisler ile iki kere köşe kapmaca oynamış idi.

 

   Birincisi; Kıbrıs Barış Harekâtından dört sene evvel, 1970 senesinde,

 

   İkincisi ise Kıbrış Barış Harekâtından bir sene sonra, bu sene...

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   Başbakan Adnan MENDERES'in astsubaylara 1951 senesinde verdiği  "sicilen subaylığa nakilhakkını

   Bugüne kadar ele ele veren Genelkurmay Başkanları ve Millî Savunma Bakanları gasp etmiş idi.

   Yarım yamalak da olsa 926 sayılı TSK Personel Kânunu ile

   Astsubay dedikleri köle askerlere 1967 senesinde “tahsilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi.

   Şimdi de sırada astsubayların “tahsilen subaylığa nakil” hakkını gasp etmek var idi.

 

 

Anadolu'nun küçük kasabalarında liseden fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocukları

 

 

   Evvelâ asubay okullarına girip asubay olmuşlar,

   Kâbiliyetlerine ve zekâlarına biçilen uyduruk asubaylık gömleği dar gelince de

   Kendi parası ile okuyup üniversite diploması almışlar idi.

   Ellerindeki diploma ile bir şeyler yapmak isdeyen asubaylar bu kez de

   Kendi şehirlerinden vekil seçip meclise gönderdikleri siyâsetcilerin kapısını aşındırmaya başladılar.

   Subay olmayı kafasına koyan yüksek kâbiliyetli Türk asubaylarını

   Subaylarmızın bugüne kadar tezgahladığı hiçbir engel durduramamış idi.

   Kimisi lise, kimisi ortaokul kimisi de sanat veya köy enstitüsü mezunu olan asubaylar

   Üniversite tahsilini tamamladıkdan sonra

   Hem subay olmak için

   Hem de diplomalarının hakkı olan intibâklarını yapılmasını talep etmek için

   Bu kez de MSP milletvekili Şener BATTAL’ın kapısını çaldı.

 

 Konya milletvekili Şener BATTAL_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   1976 senesine vâsıl olduğumuzda

   Devletimizin idâre heyetinde bıldırkine göre hiçbir değişiklik yok idi.

   Herkes goltuklarına köskelmiş, makâmlarında tam mevcut keyif çatıyorlar idi.

   Genelkurmay II. Başkanı da;

   “Başçavuş bile olsa benim teğmenimden fazla maaş alamaz!” diyen Orgeneral Ahmet Kenan EVREN idi.

 

Fahri Sabit KORUTÜRK_Çoban Sülü ve Ahmet Kenan EVREN_Benim teğmenin senin başçavuşundan fazla maaş alamaz_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Konya milletvekili Şener BATTAL sâyesinde TBMM’nin asubaylara verdiği “emsâli devlet memurlarına göre 1 derece yukarıdan intibâk hakkını” gasp etmek üzere

Birileri sutre gerisinden hazırlıklar yapıyor idi. Bunların en tepesinde ise emekli deniz subayı olan Cumhurbaşkanı Fahri Sabit KORUTÜRK oturuyor idi.

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   1978 senesine vâsıl olduğumuz günlerde T.C devletinin dümeni şu eşhâsın ellerinde idi.

Fahri Sabit KORUTÜRK ve Karaoğlan Bülent ECEVİT_ Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK


 

 

   27 Mayıs darbeci subaylarımızın hazırladığı 926 sayılı TSK Personel Kânunu

27 Mayıs darbeci subaylarından Suphi GÜRSOYTRAK_ Asubay Tefrikası_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Gene darbeci subaylarımızın kateküllisi ile 1967 senesinde TBMM’de kabul edilip meriyyete konulmuş idi.

 

   Fakat

   Bu kânun hakkında en çok şikâyet edenler de gene bu kânunu yapan darbeci subaylarımız oldu.

   Bu kânundan şikâyet eden darbeci subaylarımızdan birisi de Suphi GÜRSOYTRAK idi.

   Binbaşı rütbesi ile 27 Mayıs darbesini yapan subaylardan birisi olan Suphi GÜRSOYTRAK,

   Mükafaat olarak darbeci subaylarımızın teşkil etdiği Cumhuriyet Senatosu tabii üyeliğine tayin edildi.

   Başbakan Adnan MENDERES ve iki bakanın idam karârına aleyhde rey verdi.

   1978 senesine ait bütçe kânunu Cumhuriyet Senato’sunda müzâkare edilirken Senato üyesi olarak söz alan darbeci Suphi GÜRSOYTRAK bile

   Darbeci subaylarımızın 18 sene evvel meclisde katekülli ile kabut etdirdiği 926 sayılı TSK Personel Kânunu hakkındaki haklı isyânını şu sözleri ile târihe kayıt etdi;

27 Mayıs darbeci subaylarından Suphi GÜRSOYTRAK_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 27 Mayıs darbeci subaylarından Suphi GÜRSOYTRAK_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Sayfa- 368;  27 Mayıs darbeci subaylarından Suphi GÜRSOYTRAK_ Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası çıktığından bu yana her yıl birkaç değişikliğe uğraması dahi bu yasanın yeteri gibi incelenmeden Şûradan geçtiğinin en açık kanıtıdır.

 

 

  •   Okumayı cezalandıran,   
  • Komuta heyetini yaşlandıran,
  • Kuvvet komutanlarını hemen hemen her yıl değiştirmeyi amaçlayan,
  • Yükselmelerde gerekli objektifliği sağlayamayan

       Bu yasanın süratle değiştirilmesinin yararlı olacağı görüşündeyiz.       

 

 

 


  Tertipleyicisi olan beyaz subayları bile memnun etmeyen bir kânun,  

  Dış kapının mandalı olan köle astsubayların yarasına merhem olur mu, Allah aşkına?..  

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

 

   İnsanoğlu bilemediği, anlayamadığı şeylerden evvelâ korkdu ve onlara tapdı.  

    Zelzele, ateş, gökgürültüsü, yıldırım ve şimşek bunlardan bâzılarıdır.  

 

   Fakat korkup tapdığı bu şeyleri daha sonra bilip anladıkdan sonra

   Bu kez de onları kendi menfaatine kullanmanın yollarını aradı.  

 

  Beyaz subaylarımızın bugünlere kadar tertip etdiği elvan çeşit kumpaslar ile 

 hazırladığı ve kabul etdirdiği kânunlara göre 

  Ne olduğunu ve olduğumuzu bilmediğimiz için dün ürküp korkduğumuz 

 “astsubay” dediğimiz asker sınıfının 

  Asubay Tefrikası sâyesinde ne olduğunu biz asubaylar bugün artık çok iyi 

 biliyoruz. Bildiğimiz için de uyduruk ve sahte bir asker sınıfı olanastsubaylığın” 

 ne olması gerekdiği konusunda gerekceli öngörüler ortaya koyabiliyoruz. 

 

 Bu öngörülerimizi de inşallah

  Zamânı ve zemini geldiğinde dünyâ âleme tekrâren ilan edeceğiz... 

 

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  5802 sayılı Astsubay Kânunu emretmesine rağmen  

  Ve dahi  

  Gene bu kânunun subay yardımcısıdediği köle asker “astsubayları  

  Genelkurmay Başkanlarımız 1951 senesinden beri “subaylığa sicilennakil etmemişler idi.  

 

 

 

Eşşeğin yapmadığını sıpasından bekleme_Asubay Tefrikası 6-6_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

  926 sayılı TSK Personel Kânunu ile de Genelkurmay Başkanlarımız

 "Astsubay" dedikleri köle askerleri  

1967 senesinden itibâren bu kez de “subaylığa tahsilennakil etmediler

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   1944 senesinde kılıç veremediği ve bugün hepsi ölmüş subaylarına kılıç vermek için

   Üç ayrı târihde üç farklı kânun tertip edecek kadar kadirşinas ve şefkatli davranan Genelkurmay Başkanlarımız,

   Kendi parası ile yüksek tahsil yapan asubayların subaylığa nakil edilmelerine imkân vermek üzere

   Sâdece "iki hecelik" bir değişiklik yapmak için meclisde parmağını bile oynatmadı.

   Aksine, TBMM’de kurulan bu kumpası sutre gerisinden hem tertipledi hem de icrâ etdi.

 

Ordumuzun " astsubay " dediği " köle " askerleri,

Kurudukca sulanan ve fakat büyüdükce budanan bir ağaç gibi

İçinde yaşadığımız 2018 senesine kadar

İşde, böyle; ite-kaka, yata-bata geldi!

 

 

 

 *  *  *  *  * 

 

   Bilmediğiniz bir şeyi sevmek ya da nefret etmek hakkınız olamaz! Çünkü sevmenin de nefret etmenin de ilk şartı bilmekdir.

   Cârî mevzuâtımıza göre bugün itibârı ile “astsubay” dediğimiz askerlerin ne olduğunu bilmeniz için anlatması Eski Tüfek’den.

   Siz de bugüne kadar hiç anlatılmayanları biliniz.

   Biliniz ki sevmek ya da nefret etmek hakkınız olsun.

   Sonra da "astsubay" mesleğini isder seviniz, isder nefret ediniz.

 

 

 *  *  *  *  * 

 

 

   Muhterem asubay meslekdaşlarım ve pek kıymetli vatandaşlarım!

   62 sayfalık Asubay Tefrikası 6-6 isimli bu makâlemizin üç cümlelik özeti şudur;

 

Asubay Tefrikası -6-6 _ Bir Kavanoz Bal_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Sahi Güvenlik Komutanlığı brövesi_Asubay Tefrikası-6-6 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Asubay Tefrikası 6-5

Şubat 12, 2018

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 65

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Gel vatandaş, gel!

Dünyânın başka hiçbir memleketinde göremezsin böylesini...

Aldatmanın en alçak ve en ahlâksızı; kandırmanın en kalleşi bu tefrikada...

 

 

 

 

 

 

      Ve

 

 

  En çok aldatılan, en çok sömürülen ve hakları en çok gasp edilen vatandaş zümresi,

 

  Bu memleket ordusunun “köle askerleri” olan “asubaylardır.

 

 

Yazması sünnet, okuması farz; bunu böyle bilesiniz!

Sünnete râzı olan  Eski Tüfek gündüzünü gecesine eş eyledi ve yazdı!

Okuması da siz muhterem karilerin üzerine farz oluyor gayrı!

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Hayât;

 

  • İleri doğru bakılarak tanzim edilir,

 

  • Günün koşullarına bakılarak yaşanır, 

 

  • Fakat ve ancak geriye bakılarak anlaşılır!

 

 

*  *  *  *  *

 

Asubay dedikleri köle askerleri “kandırmak” ve “aldatmak” için yapdıkları şerefsizliği anlamak için

Asubay Tefrikası ismi ile Eski Tüfek’de neşretdiğimiz evvelki bölümlerde bugüne kadar yapdığımız gibi

Bugün de gene öyle yapacağız, inşallah! 

   Çünkü;

   Bugün biz asubayları mahkûm etdikleri insanlık dışı ve aşağılık koşulları;

  • Kimlerin,
  • Ne zamân,
  • Nasıl,
  • Ne maksat ile tertiplediğini anlamak isdiyor isek şâyet,

        Ki isdiyoruz,

  • Geriye bakmaya mecburuz!

 

*  *  *  *  *

 

Usta Katır, Sırtındaki Yükü Atmasını Bilir!..

 

Teşbihde hatâ câizdir; Genelkurmay Başkanları da tıpkı usta katır misâli

1951 senesinden beri sırtında taşıdığı “astsubayları subaylığa nakletmek” yükünü,

Usta “kumpaslar” ile sırtından atmasını öyle bilmişler ki!

Duyanlara dodak ısırtacak cinsden. Helâl olsun vallahi...

 

 

 

  • 1951 senesinde başlayıp

 

 

  • 1961 senesine kadar geçip giden 10 senede

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı  — Millî Savunma Bakanlığı — TBMM üçgeninde çevirilen kumpasları seyreylemek için

   Apaz dolusu para verip de akabinde tiyatroya kadar taban tepmenize lüzum yok!

 

   Çünkü;

   Kitapsız yazar ben Şükrü IRBIK bu kumpaslar tiyatrosunu;

 

  • Hem yazdım,
  • Hem de Eski Tüfek’de oynatdım.

 

   Seyreylemek için sizin de yapmanız gereken biricik şey var;

   Beleşinden okumak!

 

 

 


*  *  *  *  *

 

Memleketimizde Demirgırat Partisinin iktidâr borusunu aşk ve şevk ile üfürdüğü

Ve dahi

Adnan MENDERES ve Celal BAYAR ikilisinin “Türkiye’yi küçük Amerika yapmak” için yarışdığı günlerde;

 

Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK Amerikan Marşal Yardımı asker posdalı_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

  • Milletimize Amerikan savaş artığı vita margarin yağını yedirmek için cennet meyvesi zeytin ağaçlarını önce vahşice kesdiğimiz sonra da oturup arkasından yakdığımız "zeytin yağlı yiyemem amman, basma da fisdan giyemem amman" türküsünü de Nurettin SARISÖZEN'e çığırtdığımız,

 

  • Amerikan süt tozundan imâl süt ve Amerikan unundan mâmûl pasdanın ilkokul bebelerine güyâ beleşinden dağıtıldığı,

 

  • Sümerbank imâli beş çift postal fiyatına hergele meydânında peynir ekmek gibi satılan “Ruzvelt” ismini verdiğimiz Coni eskisi Amerikan postalını ayağımıza giymek için can atdığımız,

 

  • Mehmetciğimizin canı ve kanının günlüğü sâdece 23 cent’e Amerika’ya satıldığı,

 

  • Genelkurmay Başkanı olmuş tümen kumandanı subayımızın, “Amerikalı çavuşa parkasını giydirdiği”,

 

  • Eli, kolu, bacağı kopmuş Mehmetciğimizin de kendisini mayın tarlasına ölüme süren Amerikalı Coni generalinin elini öpdüğü,

 

  • Silâh, cihaz, tank, motor, cemse, silgi, parka, pil, pikap, kaput bezi, kalem, kola, kondom şöyle dursun,

 

  • Sanki memleketimizde yok imiş gibi; Amerikan doları ödeyip Amerika’dan ithâl etdiğimiz Amerikan “katır”larına Amerikan mıhı ile Amerikan nalı çakdığımız,

 

      Ve dahi 

 

   Gahraman subaylarımızın da “kendi kumandanlarına bile saygı duymadığı” günlerdeyiz...

 

  • Çoban Sülü siyâset meydânına henüz duhûl eylememiş idi lâkin,

 

  • Demirgırat’ın şaha kalkdığı 1950’lerdeyiz!..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay” ismini verdikleri köle askerlere;

Subaylarımızın bugüne kadar atdığı elvan türlü kazığı şimdilik bir kenâra bırakıp

Akabinde de

Aşağıda gördüğünüz şu itirafnâme hakkında bir iki kelâm edeceğim, müsaadeniz ile... 

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanlığı yapmış Orgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN’un,

Amerikalı bir “çavuş”’a parkasını giydirdiği son 65 seneden beri sokaklarda söylenir durur idi.

Bu püsküllü tevâtürün doğru olduğunu iddia edenler kadar inkâr edenler de az değil idi.

Meğerse şehir efsânesi filan değil, fakat hakikâtın ta kendisi imiş!..

Tümgeneral rütbesi ile Tümen Kumandanı Mustafa Rüştü ERDELHUN Erzurum’da Amerikalı bir “çavuş”’un;

 

  • Hem parkasını sırtından alıp vestiyere vermiş,

 

  • Hem de vestiyerden aldığı o parkayı Amerikalı bu “çavuş”’un sırtına giydirmiş...

 

İşde belgesi...

 


Asubay Tefrikası 6_5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Şefik SOYUYÜCE isimli süvâri subayımızın, 1960 subay darbesini İnceleme Alt Komisyonu’na

Daha şunun şurasında 6 sene evvel verdiği ifâdesi;

Subaylarımızın “ast subaylar” hakkında ne düşündüğüne dâir çok önemli ip uçları veriyor bize.

Bu cümleden olmak üzere;

Üsteğmen Şefik’in ifâdesinde dikkatimi celbeden üç husus var ki bir şeyler söylemeye mecbûrum.

1952 senesinde üsteğmen rütbesinde bir subay olan Şefik SOYUYÜCE, yaşadığı olayları anlatırken

Amerikan Ordusunda bile astsubayın, general ile aynı masaya oturamayacağını” iddia etmiş!

 

  • Bu subayımız Amerika’ya gidip, Amerikan ordusundaki asker sınıflarını tetkik etdi mi?

 

  • Bir iki Amerikan subayı ile ya da Amerikan çavuşu ile oturup iki kelimelik muhabbet etdi mi?

 

           Ya da

 

  • Amerikan Anayasası’nı ve Amerikan Ordusunun Personel Kânununu okudu mu, bilemiyorum.

 

Fakat

Bunların hepsini yapmış ya da yapmamış olsa bile fark etmez!

 

Zere,

Üsteğmen Şefik’in üç şeyi bilmediğini ben Şükrü IRBIK gâyet iyi biliyorum;

 

1. Şefik Üsteğmen, Amerikan Ordusunda “astsubay” ismi ile uyduruk bir asker sınıfı mevcut olmadığını bilmiyor.

 

2. “Astsubay” dediği o askerin de aslında “erbaş” sınıfına dâhil olduğunu bilmiyor.

 

3. Amerikan ordusunda çavuşun bile yerine göre general ile aynı masaya pekâlâ oturduğunu da bilmiyor.

 

Darbe komisyonuna ifâde verdiği 2012 senesinde 88 yaşında idi! Kendisi bugün zihayât er kişi ise şâyet;

 

      Ve

 

   

   Bu makâlelerimizi okumaya tenezzül eder ise şâyet, Şefik üsteğmen görecek ki

   İlk Anayasa’sını yazdığı 15 Kasım 1777 senesinden beri Amerikan Ordusunda sâdece 2 sınıf asker var;

 

     1. Er

 

     2. Subay

 

 

27 Mayıs'ın "karakutusu" darbeci üsteğmen Şefik’in bilmesi gereken bir başka husus da şudur;

Kendisinin yaşadığı ve anlatdığı olaylar, 1952 senesine aitdir. 5802 sayılı Astsubay Kânunu, Şefik üsteğmen’in yaşadığı bu olaylardan bir sene evvel, 1951 senesinin Temmuz ayında meriyyete girmiş idi. 2012 senesinde komisyona verdiği ifâdesinde “astsubay” tâbirini kullandığına göre Şefik üsteğmen, “astsubaylığın” ne olduğunu biliyor idi.

Fakat

Bu konuda Şefik üsteğmen’in bilmediği başka bir husus daha var. O da şudur; 5802 sayılı Astsubay Kânununun daha birinci maddesinde, “astsubay” dedikleri askerlerin, “subay yardımcısı” olduğu yazılıdır. Bu kânunu da yüce Türk milletinin yüksek irâdesinin yegâne tecelligâhı olan TBMM kabul etdi ve meriyyete koydu.

Açsın,  baksın, okusun, öğrensin!

 

 

   Amerikan Ordusunun Personel Kânununda bile böyle hüküm yokdur.

   Bu hakikâtı serdetdikden sonra Üsteğmen Şefik’e şu suâlleri sorayım, izini ile;

  • Astsubay” olarak tesmiye etdiğiniz uyduruk asker sınıfını sizin zamânınızda, sizin Genelkurmay Başkanınız ve sizin Millî Savunma Bakanınız ihdâs etdi mi? Etdi?

 

  • Astsubay” olarak tesmiye etdiğiniz uyduruk askerlere sizler “subay yardımcısı” dediniz mi? Dediniz.

 

  • Subay yardımcısı” olmasında mahsur görmediğiniz astsubayın, kendisi de subay olan “generalin masasına oturmasında” ne mahsur olabilir?..

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerikan Er Coni Ne Yapıyor, Bizim Türk Er Mehmetcik Ne Yapıyor?

Coni erinin Amerikan Ordusu ile,

Mehmetcik erinin Türk Ordusunu mukâyese etmesi için

Darbeci Üsteğmen Şefik’e bir çift suâl daha sorayım;

Lâkin, evvelâ ben emekli Asubay Şükrü IRBIK’ı bir yol dinlesin hele!..

Doğuşdan iyi bir asker olan ve İkinci Dünyâ Harbi esnâsında HİTLER Almanya’sını nerede ise tek  başına ele geçirecek kadar gözü kara davranan Amerikalı Korgeneral PATTON’u kendisi herhâlde biliyordur.

Kıtaların ötesinden Avrupa’ya gelen tâze kuvvet Coni’ler, HİTLER ile İtalya’da harb ediyor idi. Daha önce hiç harp yüzü görmemiş Coni’lerde kısa zamanda savaş yorgunluğu başladı. Cephe Komutanı Korgeneral PATTON, Sicilya’da kurduğu bir sahra hastahânesinde yatan yaralı askerlerini ziyâret ederken orada duran iki er dikkatini çekdi. Yarası beresi olmayan bu erlere niye savaşmadıklarını sordu. Erler, savaş yorgunu olduklarını ve savaşmakdan korkduklarını söylediler. Aynı çadırda eli ayağı kopmuş yaralı erlerin inlemesinin yanında bu lafları işiten PATTON, aldığı cevâp karşısında hiddetine mâni olamadı. Ve bu iki ere birer tokat aşketdi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ US Army General PATTON_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

PATTON’un iki eri tokatladığını duyan ordu,

Hemen durdu...

HİTLER’i piyâde kovalayan Coni, düşmanı tâkip etmeyi hemen durdurdu!..

Tanklar, toplar, cipler, cemseler kontak kapatdı, hemen durdu!..

PATTON’un yanındaki gazeteciler

Haberi ânında okyanus ötesine uçurdu.

Coni Genelkurmayı ve Amerikan halkı bu haber karşısında kelimenin tam anlamıyla ayağa kalkdı.

Bütün millet savaşı ve savaşda ölen evlâtlarını bir yana bırakdı

Ve tokat yiyen bu iki eri konuşmaya başladı.

Amerikan Genelkurmay Başkanı meşhur MARSHALL şöyle dedi;

 

  • Tokatlanan bu iki erimizin gururu incinmişdir. Gururu incinen er, harp edemez!

Tokat, gurur ve er...

  • Er, bizde var,
  • Tokat da bizde var da...
  •  Gurur nerede?..

 

Demek ki erin olduğu yerde tokat ve gurur aynı anda olamıyormuş!...

Komutanının dövdüğü o iki er,

Harbde ölen yüzbinlerce erden daha fazla tesir bırakdı Amerikan halkının üzerinde...

Amerikalı analar şöyle haber gönderdi PATTON’a;

 

  • Biz, çocuklarımızı harp etsinler diye verdik sana. Tokat atasın diye değil!
  • Çocuklarımız, düşmân ateşiyle ölürse bunu anlarız.
  •  Fakat onları dövmeni asla kabul edemeyiz!” 

 

PATTON’un âmiri olan EISENHOWER, aynı gün bir telgraf çekdi.

Ve şöyle dedi; “Tokatladığın o iki erden derhâl özür dile!

PATTON’un önünde iki tercih var idi;

 

  • Ya istifâ edip çok sevdiği askerlik yaşantısına böyle kötü bir şöhret ile vedâ edecek idi.

 

  • Ya da tokatladığı iki erden özür dileyecek idi.

 

Askerlik mesleğini tutku derecesinde seven ve aslında iyi bir subay olan Korgeneral PATTON

İkincisini tercih etdi.

HİTLER’in uçaklarının gökden yağdırdığı bomba sağanağı altında PATTON,

Bütün subay ve erlerini hemen orada, harb meydânında ictimâ eyledi.

Ve binlerce subay ve erinin huzurunda,

Tokatladığı o iki Coni erinden özür diledi...

Ve dahi

Ordu, tekrâr yürüdü...

 

 

 

   Bu târih dersinden sonra, darbeci Üsteğmen Şefik!

   Şimdi, şu bir çift suâlime cevâp ver bakayım!

   Asteğmen olarak rütbeyi takdığın ilk günden, ordudan ayrıldığın son güne kadar sen;

 

  • Kaç Mehmetciğimizi tekme-tokat dövdün, ana avrat küfür etdin?..

 

  • Dövdüğün o Mehmetciklerden birisi için bile olsa Genelkurmay Başkanı, seni özür dilemeye mecbur etdi mi?..

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

 

   Tümen Kumandanı Tümgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN'a olan kin ve öfkesini kusar iken,

   Zıvınadan çıkıp nefret zehirlenmesine uğrayan Şefik üsteğmen;

   “Astsubay” dediği köle askerler hakkında zihninin gerisinde birikdirdiği kokuşuk nefreti kusmuş!Asubay Tefrikası 6-5_ Orgeneral Mustafa Rüştü ERDELHUN_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Genelkurmay Başkanlığı karargâhındaki yarısı FETÖ’cü olduğu 15 Temmuz’da ortaya çıkan Amerikan uşağı beyâz subaylarımızın da

   Tıpkı Şefik üsteğmen gibi, astsubaylara bugün dahi aynı kin ve aynı nefret ile bakdığını kendileri biliyor,

 

   Biz asubaylar da biliyoruz!..

   1951 senesinden beri subaylarımızın, köle asker olan asubaylara karşı beslediği

   Ve dahi

   Bir türlü bitip tükenmeyen bu kin ve nefretlerinin temelinde yatan hakikât ise şudur;

  • Kendilerinden daha kâbiliyetli,
  • Daha zeki,
  • Daha ferâsetli,
  • Daha hamiyyetli,
  • Daha şerefli,
  • Daha şahsiyetli,
  • Daha ahlâklı

     Ve

  • Daha yiğit asubaylara karşı duydukları derin ve sonsuz hazımsızlıkdır.

 

   Tanıdığım ve kardeşim kadar sevdiğim çok sayıda subayımız elbetde bu sözümden münezzehdir. Çünkü bu subaylarımız; hakikâtin hakkını verdiler ve beni takdir etdiler.

   Fakat

   Kendisinden daha iyi İngilizce konuşduğum her subayımızın bana karşı beslediği gizli kıskançlığı ve derin nefreti görevde iken her dâim hissetmişimdir. Bu subaylarımızın beni kendilerine karşı rakip olarak görmeleri ise beni hep güldürmüşdür.

   Netice itibârı ile; Acar tazı çullu da belli olur, çulsuz da!.. Kahramanlık ile rütbe arasında mutlak bir bağlantı olamaz! İşde bu sebepden dolayı “Astsubay” dedikleri köle asker sınıfını lağvetmek, en başda subaylarımızın işine gelecek.

   Çünkü

   Kendilerinden her bakımdan daha üstün vasıflı ve çaplı “astsubay”lardan ancak böyle kurtulacaklar.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

   

   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin 6’ıncı bölüm 5’inci kısımında bugün inşallah,

   Bir tek konuya kalem batıracağız;

   Astsubay dediğimiz köle askerlerin “sicilen subaylığa nakil hakkının” nasıl gasb edildiğini göreceğiz.

 

 

Kumpaslar ile süslediğimiz “kaşkarikolar” ve “aldatmacalar” tiyatromuzu seyretmeye başlamadan evvel

Meselenin kolay anlaşılması için Demirgırat partisinin saltanât sürdüğü 1950’li senelerde

Türkiye’nin içine düşürüldüğü “siyâsî, itibârî ve askerî bataklık” hakkında kısa bilgi verelim.

1948 senesinde Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ile başlayan Coni’ye yamanma sevdâsının neticesi olarak

5802 sayılı Astsubay Kânununun kabul edildiği 1951 senesinde Türkiye, Amerika’nın dümen suyuna çokdan girmiş idi bile...

TBMM’den izin almaya tenezzül bile etmeyen Coniperestiş Başbakan Adnan MENDERES,

NATO’ya girmenin bedeli olarak; günlüğü 23 cent’e mâl olan 5.000 Mehmetciğimizi,

Amerika’nın kuyruğunda dünyânın öbür ucundaki Kore’ye ölüme göndermiş idi.

Türkiye'de bizim Türk general, Amerikalı Coni Çavuşuna parkasını giydirir iken

Amerikalı Coni yerine mayın eşşeği gibi mayın tarlasına sürülen ve kolu bacağı kopan bizim Mehmetciğimiz ise 

Kendisini hastahânede ziyârete gelen Amerikalı Coni generalinin elini öpüyor idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_US Army General MATTHEW_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

İkinci Dünyâ Harbinden sonra elinde kalan silâhları Amerika, bir an evvel başından savmak isdiyor idi.

Çünkü;

Gemilere ve uçaklara doldurup dünyânın dört bir bucağından Amerika’ya geri getirdiği dağlar kadar çok mikdardaki bu silâhları depolamanın bile milyarlarca dolar mâliyeti var idi. Ekserisi hurda olan bu silâh dağlarını Amerika için elden çıkartmanın en ucuz yolu, bu silâhları henüz rüyâsında bile göremeyen Türkiye gibi geri kalmış ülkelere, yenisi fiyatına kakalamak idi. Amerika’ya dâvet edip bir kaç gün gezdirip yedirip içirdiği ve sırtını sıvazlayıp eline üç-beş dolar harcırah sıkışdırdığı göbekden besleme, belden gıvırtmalı Coniperestiş subaylarımız vasıtası ile de bu işi pekâla yapabilir idi. Truman Doktrini ve Marşal Planı ismini verdiği dümenler ile öyle de yapdı...

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı;

Rüyâsında bile görmediği Amerikan artığı bu silâh ve cihazları, gözlerini kırpmadan yenisi fiyâtına almasına satın aldılar. Çünkü, parasını kendi ceplerinden ödememişler idi nasıl olsa!

Lâkin,

O vakitlerde ordumuzda bu silâhları kullanmasını bilen askerimiz yok idi, bu bir!

Sen paşa, ben aga! Bu inekleri kim saga?..

Hangi askerimizin kullanacağını da bilmiyorlar idi, bu da iki...

Soba borusu değil ya!

İmâl etmediğin, içini görmediğin ve teknolojisini, dilini, dişini bilmediğin silâhı nasıl kullanacaksın?

Bu silâhların kullanılmasını öğretmek için Coni’nin Amerika’da verdiği eğitimlere de

Coni doları ile ödenen harcırahları cebe indirmek, Amerika’da gezip tozmak için can atan subaylarımız gitdi. Bu kurnaz subaylarımız Amerika’ya varınca gördükleri karşısında pek şaşırdılar. Çünkü, subaylarımızın rüyâsında bile görmediği bu müthiş silahları, Amerikan Ordusunun tek pırpırlı er Coni’leri kullanıyor idi. Memlekete gelir gelmez verdikleri tekmilde Genelkurmay Başkanına da anlatdılar. Fransızca bilen Genelkurmay Başkanının kendisi de bu duruma epeyi şaşırdı ve Fransız kaldı.

Hurda dahi olsa rüyâmızda bile görmediğimiz silâhları Amerika, yenisi fiyâtına bize kakalamış idi.

Bu silâhları kullanmasını öğrenmek için verilen eğitimlere de

Üç beş Coni doları harcıraha teşne olan subaylarımızı göndermiş idik bir kere...

Ancak ne var ki;

Amerika’nın verdiği bu silâhları, Amerikan ordusunun subayları değil fakat Amerikan erleri kullanıyor idi.

Amerika’da, Amerikan silâhlarını kullanma eğitimi alan subaylarımız, orada bir şey daha fark etdi!

 

 

 

   Amerikan ordusunda sâdece iki sınıf asker var idi;

 

     1. Alaylı Mükellef Er

 

 

     2. Mektebli Muvazzaf Subay

 

 

 

Memlekete gelir gelmez verdikleri tekmilde, Genelkurmay Başkanına bu durumu anlatdılar.

İşde tam da bu konuda;

Bizim her boku bilen subaylarımız, kesdaneyi çizdirmek durumu ile karşı karşıya geldiler.

Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını Türk subaylarına Amerika’da, Amerikan Coni erleri öğretdi.

Fakat

Amerikan silâhlarını, Amerika’da, Amerikan erlerinden öğrenen subaylarımız memleketimize gelince,

Amerika’da kullanmayı öğrendiği Amerikan silâhlarını Türkiye’de, kendi ordusunda kullanmayı reddetdi.

 

 

   Tüyü bitmemiş yetim rızkından kesip Amerikan doları ile satın aldığımız İkinci Dünyâ Harbi artığı hurda silâhlar

 

  • Amerikan silâhı,

 

  • Bu silâhları Amerikan ordusunda kullanan askerler, Amerikan Coni erleri,

       

        Fakat

  • Bu silâhların kullanmasını öğrenmek için Amerika’ya gönderdiğimiz askerler ise bizim subaylarımız idi.

 

 

Amerikan Coni erlerinden “tak-çıkart”, “indir-kaldır”, “doldur-boşalt” ve “otur-kalk” şeklinde emir almakdan utanmayan, gocunmayan beyaz subaylarımız,

Türkiye’ye geldiklerinde, eğitimini aldıkları bu silâhları kullanmayı gururlarına yediremedi.

İşde, tam da bu noktada Genelkurmay Başkanı ve MSB, derin bir yol ayırımına geldiklerini fark etdiler;

Ordumuzu “hayt- huyt, cart-curt, sus-konuşma!” diyerek ceberrut emirler ile idâre etmek dönemi artık sona ermiş,

Bizim subaylarımız isdemese de; sadâkat ve rütbe değil fakat bilgi, kâbiliyet ve liyâkat dönemi başlamış idi.

 

 

 

   Bir başka ifâde ile ordumuzun;

 

  • Elinde göt gezdirip sağa sola kuru emir veren, omuzu bol rütbeli ve fakat boş kafalı subaylara değil

 

    Bilâkis,

 

  • Yeni silâhları kullanmayı öğrenecek ve erâtımıza öğretecek askerlere ihtiyâcı olduğunu anladılar.

 

 

 


Şu hâlde, Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanımızın önünde kaçamayacağı iki tercih var idi;

1. Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını kullanmak üzere o vakit ordumuzda mevcut olan “muvazzaf gedikli erbaş” denilen askerimizi eğitmek

Ya da

 

2. Zâten iflâs etmiş durumda olan bu “muvazzaf gedikli erbaş” sınıfını;

 

  • Evvelâ yeni teşkil edecekleri uyduruk “muvazzaf astsubay” sınıfına terfi(!) etdirmek,

 

  • Akabinde ise kıdemli başçavuş rütbesine terfi eden bu astsubaylardan;
  • İsdeyenleri, “teğmenliğe” nakletmek ve kıdemli yüzbaşılığa kadar terfi etdirmek,
  • İsdeyenleri, subay sınıfına dâhil olan “askerî teknisiyen” ya da “askerî kâtipliğe” nakletmek,
  • Orduda bedbin bir zümre yaratmamak” ve istekli kimselerin çalışmasına imkân vermek için; bu tercihlerin hiçbirisini isdemeyenleri de 9 senelik mecburî hizmet sonunda “terhis etmek” idi.

 

   Nasıl? Gözel mi?.. 

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının esâs hedefleri, işde yukarıda gördüğünüz gibi idi. Bu hedeflerin merkezinde ise “kıdemli başçavuş” rütbesine terfi eden astsubayların “teğmenliğe nakledilmesi” şartı ve hakkı var idi.

 

 

Başbakan Adnan MENDERES hükûmeti;

 

  • Astsubay Kânununu işde, bu maksat ile “hazırladı”,

 

  • Vekilllerimiz, bu maksat için meclisde ellerini kaldırıp “evet dedi”,

 

  • Meclisimiz de bu maksat için kabul edip “meriyyete koydu.”

 

 

 

Bu kânun, maksadına uygun olarak tatbik edilse idi şâyet biz asubaylar;

Sırf “asubay” olduğumuz için son 67 seneden beri bugüne kadar yaşadığımız binbir türlü itilme-kakılma, haksızlık, ıstırap, kalleşlik, nâmussuzluk ve mağduriyetlere mâruz kalmayacak idik!

 

Fakat

1951 senesinde tatbikata koydukdan hemen sonra peşpeşe çıkartdırdığı yeni kânunlar ile;

Genelkurmay Başkanı ve MSB, 5802 sayılı Astsubay Kânununun bu hükümlerini işlemez hâle getirdi.

Bu kânunun en temel hedefi olan ve astsubaylara verdiği “teğmenliğe nakil” hakkını da

Genelkurmay Başkanı ile el ele veren Millî Savunma Bakanı, gözlerimizin içine baka baka gasp etdi.

Pâye devşirip parsa toplamaya gelince övüngen, böbürgen, üfürgen, kemirgen ve semirgen,

Ve fakat iş yapmaya gelince sömürgen oluveren bizim beyaz subaylarımız,

Hakkını verelim, saksıyı iyi çalışdırdı!

Amerika’dan satın aldığımız Amerikan silâhlarını kullanmak ve kendi erlerimize öğretmek görevini,

Astsubay” dedikleri ve söz verdikleri hâlde “teğmenliğe naklet -me- dikleri” köle askerlerin sırtına yıkdı.

ATATÜRK, Osmanlı saltânatını yer ile yeksân etdi ve yerine Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu.

 

 

 

   Fakat

   ATATÜRK’ün goltuğuna tüneyen ve ATATÜRK’ün zâbiti olduğunu söyleyen beyaz zâbitan heyetimiz,

   Osmanlı’dan tevârüs etdirdiği saltanâtın tatlı nimetlerini; astsubay menşeli bu subaylar ile paylaşmak isdemedi. 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Genelkurmay Başkanları;

 

  • Askerî memurların” yapdığı bütün işleri “astsubayların” sırtına yıkdı,

 

  • Subay muadili olan “askerî memurluğu” fiilen ilgâ etdi. Ve böylece subay lojmanları ve subay sosyal tesislerinin yegâne sâhibi oldu,

 

  • Askerî teknisiyen” ve “askerî kâtiplik” sınıfını maksatlı olarak ilgâ etdi. Ve böylece astsubayların, subay sınıfına dâhil olan bu sınıflara naklini de kasıtlı olarak engelledi.

 

 

 

 

Yapılan bu şerefsizliklerin ve hak gasplarının neticesinde de;

  • Bugün artık kendini çekemez duruma gelen

Ve dahi

  • Fiilen ömrünü tamamlayıp iflâs eden uyduruk “astsubay” sınıfının ortaya çıkmasına sebep oldular.

 

*  *  *  *  *

 

  • Mâdemki Amerikan Ordusunda “er ve subay” olmak üzere iki sınıf asker var,
  • Mâdemki Amerikan silâhlarını satın alıyoruz,
  • Mâdemki Amerikan ordusunda aynı silâhları Amerikan Coni erleri kullanıyor,
  • Mâdemki Amerikanca’dan tercüme etdiğimiz Sahra Tâlimâtı (ST/FM) ile yatıp kalkıyoruz,
  • Mâdemki Amerikan askeri gibi yürüyüp, Amerikan askeri gibi tâlim-taallüm ediyoruz,
  • Mâdemki Amerikan askeri gibi giyinip, Amerikan askerleri gibi yeyip-içip, sıçıyoruz... 

 

Öyle ise;

Amerikan Ordusunun yapdığı gibi

Biz de kendi ordumuzu “er ve subay” olmak üzere iki sınıf olarak teşkil edelim diyen cesur, basiretli ve nâmuslu bir tek subayımız çıkmadı ortaya...

Her zamân yapdıkları gibi, 

Amerikan silâhlarını kullanacak asker temin etmek konusunda da gene; 

  • Kendi menfaatlerini,
  • Kendi keyiflerini,
  • Kendi rütbelerini,
  • Kendi istikbâllerini,
  • Kendi midelerini düşündüler.

 

Ve çâre olarak da kendi akıllarınca; 

  • Astsubay” dedikleri gedikli erbaş’dan bozma “sözde yeni bir asker sınıfı” teşkil etdiler.

Aslında yeni teşkil etdikleri “astsubaylık” her ne kadar Amerikan ordusunda mevcut değil ise de

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile astsubaylara verilen haklar, bugünkü haklardan bile daha iyi idi.

 

Peki,

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanımız,

1951 senesinde astsubaylara verdiği sözleri, acap tutdu mu?

Gereken koşulları hâiz astsubayları hakikâten “teğmenliğe nakil” etdiler mi?

Şimdi iltifât buyurur iseniz şâyet,

Devletimiz ve ordumuzun “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerlere;

 

  • Sicilen subaylığa nakil” hakkının 1951 senesinde nasıl verildiğini,

 

  • 1951 senesinden sonra peşpeşe peydahlanan kânunlar ile bu hakkın gizlice nasıl “gasp edildiğini”,

 

 İlk defâ Eski Tüfek’de olmak üzere fâş eyleyelim, inşallah.

 

*  *  *  *  *

1951

 

 

 

 

   14 Mayıs 1950 Pazar günü yapılan milletvekili seçiminde reylerin %55’ini alan Demokrat Parti, CHP’nin 27 senelik iktidârına son verdi. Ezeli rakip olan selef Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ile halef Cumhurbaşkanı Celal BAYAR arasındaki sidik yarışını, ikincisi kazandı.

   Devleti ele geçiren Demokrat Partisi; Türkiye Devletini Amerika’ya verdiği söz doğrultusunda yeni başdan tasarlamaya başladı. Bu değişim-dönüşüm-benzeşim çabalarının ilk deneme tahtası ise ordumuz oldu. Amerika’dan aldığı söze güvenerek uzun süre iktidârda kalacağına inanan DP Hükûmeti, kendi iktidârına tehdit olarak gördüğü ordumuzu hemen rapt-u zapt altına almaya başladı. Başbakan Adnan MENDERES, kendilerini devletin sâhibi zanneden Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile ordu komutanlarına foter şapkalarını giydirdi. Çünkü Sam Amca öyle emretmiş idi. Bu ekâbir takımının yerine de Amerika’nın yazıp ellerine verdiği reçeteye göre devleti idâre etmeye söz veren Başbakan Adnan MENDERES “tak diye söylediğini şak diye yapacak etekli paşalar” arıyor idi. Filhakika buldu da..

 

 



 

Asubay Tefrikası 6-5_Etekli Paşa Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan GÜREŞ ve Başbakan Tansu ÇİLLER_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES, 20. Hükûmeti 09 Mart 1951 Cuma günü teşkil etdi.

Aynı gün itibârı ile;

Sam Amcanın intihâb ve tâyin etdiği T.C. Devleti idâre heyeti aşağıda gördüğünüz eşhâsdan müteşekkil idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Celal BAYAR_ Adnan MENDERES_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

İkinci kez başbakan goltuğuna oturdukdan sâdece 3 ay sonra Adnan MENDERES;

6/7 Haziran 1951 târihinde TBMM’ye şöyle bir dilekce verdi.

Ve dahi

Ordumuzda “astsubay” ismi ile sözde “yeni bir asker sınıfı” ihdâs edilmesini meclisden arz etdi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Astsubay” olarak tesmiye etdiği “yeni” asker sınıfının ihdâs edilmesinin gerekcesini de

Adnan MENDERES, târih huzûrunda şöyle izah etdi, yüce meclisimize;

 

 

GEREKÇE

   1. Modern harb silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır. Evvelce küçük zabit denilen ve daha sonra gedikli erbaş olarak adlandırılan bu sınıfın statüsünde zaman zaman değişiklikler yapılmak ve hukuki durumlarının çeşitli kanunlarla tesbiti suretiyle bu sınıfa rağbet teminine çalışılmışsa da tatbikatta edinilen tecrübeler bütün bunların bilhassa muharip sınıflara rağbeti sağlamak için kâfi olmadığını göstermiştir.

   Bu kanun tasarısı ile muharip astsubaylara aylıkla birlikte, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmeleri sağlanmak suretiyle rağbetin arttırılması düşünülmüştürBu suretle Anadolu'nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocuklarına daha geniş hizmet imkânları verilmiş ve liyakatleri ile mütenasip rütbelerle taltif edilmeleri de imkân dâhiline girmiş olmaktadır.

   Böylece kazanılacak Teğmen-Yüzbaşı rütbesindeki sınıf subayları ordu subay mahrutunun kaidesini teşkil edecek ve Harb Okulunda yetiştirilecek subayların daha uzun süreli bir tahsile tâbi tutularak yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirilmesi de sağlanmış olacaktır.

   Muharip astsubay ve takım komutanı ihtiyacını sağlıyarak ordu hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi ve bu elemanların durumlarının normal bir hale getirilerek çalışma azim ve şevklerinin artırılması düşüncesi ile mevcut kanun üzerinde yeniden çalışmalar yapılmasına mecburiyet duyulmuş ve bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

   2. Bu kanun tasarısında (Gedikli erbaş) tâbiri kaldırılmış ve bunların subaylığa da yükselecekleri göz önünde tutularak (Astsubay) denilmesi uygun görülmüştür. Keza Başçavuştan sonraki (Başgedikli) rütbesi de (Kıdemli Başçavuş) olarak değiştirilmiştir.

   3. Gedikli erbaşların evvelâ mecburi hizmetleri 12 yıl idi. 5619 sayılı Kanunla bu süre subaylar gibi 15 yıla çıkarılmışsa da astsubayların başçavuş rütbesi dâhil olduğu halde; 

  • Bütün rütbelerdeki bekleme sürelerini 9 yılda tamamlamış bulundukları ve

 

  • Bu tarihten sonra subaylığa yükselmeleri ve

 

  • Subaylığa yükselmiyerek kıdemli başçavuş durumunda kalanların arzu ettikleri takdirde çekilmelerini temin

 Ve dahi

  • Orduda bedbin bir zümre yaratmaktan ziyade istekli kimselerin çalışmaları hedef tutulduğundan yeni kanun tasarısında mecburi hizmet süresinin de 9 yılı aşmaması yerinde görülmüştür. 

 

   (....)

   6. Diğer taraftan halen orduda askerî memurlar tarafından yapılan görevlerin bu hizmetler için yetiştirilmiş astsubaylar tarafından yapılması daha faydalı mütalâa edildiği için tasarıda buna imkân sağlıyacak hükümlerden başka

  • Bu sınıfların kıdemli başçavuşlarından, muharip sınıflardan teğmen yetiştirilmesi esasına mütenazır olarak sınıf ve kıyafeti ayrıca tesbit olunacak  yeni bir sınıf ihdası daha derpiş olunmuş ve 

 

   Maaş durumları ile muadeletleri göz önünde tutularak yedinci sınıftan başlamak ve kıdemli beşinci sınıfa ve 80 lira asli maaşa kadar yükselmeleri imkân dâhiline alınarak ordunun bu ihtiyacının sağlanması esasları temin olunmak istenmiştir. Bu suretle kaynağı kapatılmış olan askerî memurlar bugün için bizzarure bu görevlerde çalıştırılan sivil memurlar zamanla tasfiye edilebilecek ve orduda bu hizmetleri görecek disiplinli bir sınıf meydana getirmek mümkün olabilecektir.

 

   7. Astsubaylardan yetiştirilecek; 

  • Subay,
  • Askerî teknisiyen ve
  • Askerî kâtiplerin 

 

   Astsubaylıkta geçirmek zorunda kaldıkları süreler göz önünde tutularak bu sınıflara geçerken maaşlarının 40 lira aylık aslından başlatılması hem zaruri ve hem de rağbeti temin bakımından faydalı görülmüştür.

 

   9. Astsubay Kanun tasarısı ile astsubaylar için kurulmak istenen hukuki statü ile diğer devlet memurları statüsü hemen hemen aynı durumda bulunduğundan tasarıda birçok hükümlerin bu umumi esaslara atfedilmek suretiyle tesbiti tercih olunmuş hususiyet gösteren mevzular için ayrı hükümler sevkedilmiş ve bu arada bugünkü kanun hükümlerinde noksan görülen hususlara yeni tasarıda yer verilmiştir.

 

 


Yukarıda gördüğünüz GEREKÇE’de Başbakan Adnan MENDERES’in sarahâten ifâde etdiği üzere;

Anadolu'nun küçük kasabalarında ortaokuldan fazla tahsil imkânını bulamamış yüksek kabiliyetli Türk çocukları;

  • Astsubay okulunda 2 sene eğitim aldıkdan sonra “çavuş” rütbesi ile ordumuza intisâb edecek, 

9 sene muvazzaf hizmetin sonunda;

 

  • Teğmenliğe

 

      Ya da

 

  • Subay sınıfına dâhil olan askerî teknisiyen veya askerî kâtip sınıfına nakledilecek idi.

 

   5802 sayılı Astsubay Kânununda “Astsubay” ismini verdikleri askerler hakkında iki önemli husus daha var idi;

   Birinci husus şu idi;

   Başbakan Adnan MENDERES’in, kânun                 “Gerekce”’sinin 6’ncı maddesinde söylediği üzere; subay sınıfına dâhil olan “askerî memurların” yapdığı bütün işleri “astsubay” ismini verdikleri sözde yeni askerler yapacak ve bunun neticesinde de lüzumsuz gördükleri “askerî memur” sınıfını lağv edecekler idi.

   İkinci önemli husus da şu idi;

   Astsubay Kânun tasarısının “Gerekce”’sinin 9’uncu maddesinde ifâde edildiği üzere, astsubayların “hukuki statü”sü,  diğer devlet memurları statüsü  ile “ hemen hemen aynı duruma ” getirilecek idi.

 

*  *  *  *  *

 

Millî Savunma Bakanlığının hazırladığı ve aşağıda gördüğünüz kânun tasarısından da anlaşıldığı üzere

Astsubay Kânunu” ismi ile meclise gelen kânunun esâs amacı,

Astsubay” dedikleri askerleri 9 senelik muvazzaf hizmetin sonunda “teğmenliğe nakletmek” idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 Yüksek Başkanlığa

   Ast subaylar hakkında Millî Savunma Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunun 20.IV.1951 tarihli karariyle Yüksek Meclise sunulan ve Komisyonumuza havale buyurulmuş olan kanun tasarısı, gerekçesiyle birlikte Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ve Bakanlık temsilcileri de hazır oldukları halde incelendi.

   Yeni silâh ve araçlarla teçhiz edilmiş ve muhtelif sanayi kolları ile sıkı sıkıya ilgilenmiş olan modern ordularda, bu silâhları kullanmak usullerini erlere öğretmek maksadiyle, 19 ncu asırdan beri kıtadan yetişmiş onbaşı ve çavuşlarla subay sınıfı arasına teknik bilgilerle mücehhez yardımcı bir sınıf vücude getirilmiş ve asrımızda bu sınıfa ciddî bir ehemmiyet ve kıymet atfedilmiştir.

   Günden güne inkişaf etmekte ve yeni silâh ve araçlarla ve bunlara muktazi sanayi branşlariyle teçhiz edilmekte olan ordumuzun her türlü hizmetlerinde de bu tarzda yardımcı bir sınıf yetiştirmek amaciyle husûsi okullar ve enstitüler açılmış ve önceleri küçük zabit ve sonraları gedikli erbaş isimleriyle hususi bir sınıf da teşkil edilmiştir.

   Hükümetin gerekçesinde de izah edildiği veçhile bu sınıfa personel temini için muhtelif kanunlarla alınan çeşitli tedbirler maksadı ve bin-netice memleket müdafaasının hakiki bir ihtiyacını sağlıyamamıştır. Bu ihtiyacı karşılamak ve ordu hizmetlerini mükemmelleştirmek amaciyle mevcut mevzuat üzerine yeniden bâzı tedbirler alınmak zarureti hasıl olmuş ve bu maksatla hazırlanmış olan kanun tasarısında: aranılan rağbeti önliyen maddi ve mânevi âmillerin bertaraf edilmesi düşüncesi ile bu sınıfın hal ve istikbalini sağlıyacak yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur. Bu statünün koyduğu yeni esaslara göre, şimdiye kadar bu sınıf mensupları üzerinde ruhan menfi tesirler yaratan (gedikli erbaş) tâbiri değiştirilerek bunlara da gördükleri hizmetle mütenasip olmak üzere (ast subay) adı verilmiş ve mecburi hizmetleri 15 yıl iken 9 yıla indirilmiş ve bu kanun tasarısı ile tesbit edilen hukuki durumlarına göre bu sınıf mensuplarının idare hukuku bakımından bir Devlet memuru  mahiyetini aldığı göz önünde tutularak birçok cihetlerde memur ve subaylar hakkındaki ahkâma tâbi tutulmuş ve bunların ordu içinde her türlü muharip ve yardımcı sınıf hizmetlerini görebilecek kabiliyetlerde yetiştirilmeleri esas tutularak muayyen müddetlerle hizmetten sonra ehliyet ve kabiliyetlerini ispat edenler için; subay, askerî teknisiyen ve askerî kâtip sınıflarına geçmelerini  mümkün kılan esaslar ve prensipler vaz'edilmiş ve 80 lira asli aylığa kadar yükselmeleri temin ve yaş hadleri her rütbe için subaylara nispetle üçer yıl fazla tesbit edilmiştir.

   Bu tedbirlerle ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyetinde kazanılacak teğmen - yüzbaşı rütbesindeki subaylar ordu mahrutunun devamlı bir surette kaidesini teşkil ederek harb okulundan yetişecek subayların kemmiyet itibariyle daha az sayıda ve fakat keyfiyet itibariyle daha yüksek kalitede yetişmelerini de sağlıyacağına ve bu suretle subay mahrutunun zirvesine doğru daralarak hakiki şeklini muhafaza edeceğine komisyonumuzca kanaat getirilerek tasarının tümü, 28, 29, 30, 31 nci maddeleri hariç olmak üzere diğer bütün maddeleri oy birliğiyle ve adı geçen dört madde ekseriyetle kabul edilmiştir.

   (......)

 

   6. 20 nci maddedeki küçük subayların sağlık durumlarına ait hükmün subay oluncaya kadar erler hakkındaki hükümlere tâbi tutulması, görecekleri hizmetlerin mahiyeti bakımından, komisyonumuzca daha uygun görülmüş ve madde bu suretle değiştirilmiştir.

   (......)

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Yukarıda gördüğünüz raporu hazırlayan MSB’li kaşalotlar,

Astsubay” sınıfının teşkili hakkında 1951 senesinde şöyle demişler idi;

 

"Yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur.”

 

Fakat

27 Mayıs subay darbesinden bir kaç ay sonra peydahladıkları 211 sayılı İç Hizmet Kânunu meclisde müzâkere edilirken bu söylediklerini yalayıp yutacaklar idi.

 

*  *  *  *  *

 

   

   5802 sayılı Astsubay Kânununu müzakere etmek üzere

   29 Haziran 1951 Cuma günü tertip edilen Birleşim 96’da,

   Kânun tasarısı hakkında söz alan Elâzığ milletvekili Mehmet Şevki YAZMAN söz aldı.

   Hem mühendis hem de emekli subay olan Mehmet Şevki YAZMAN,

   Adnan MENDERES’in teşkil edeceği “astsubay” sınıfı hakkında TBMM’de şunları söyledi;

 

Asubay Tefrikası _6-5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

    M. ŞEVKİ YAZMAN (Elâzığ)Kanunun Umumi Heyeti üzerinde birkaç söz söylemek istiyorum. Çünkü kanun, hemen çıkmasını beklediğimiz Orman Kanununu, Yol Kanunu ve saire derecesinde hakikaten mühim ve bir an evvel çıkarılması lâzımgelen bir kanundur. Tasarı hayli zaman evvel hazırlanmış, tekemmül ettirilmiş, fakat Meclise sevki için bu zamanı bulmuştur.

 

   Mesele cok mühimdir. Zira kanun doğrudan doğruya ordunun bünyesine ve dolayısiyle Millî Müdafaamızın bünyesine tesir edecek tertipte ehemmiyetlidir.

 

   Orduların umumiyetle meslekleşmesine ve makineleşmesine doğru gidiyoruz. İki senelik hizmet süresi içinde bu yalnız neferlerle tahakkuk ettirilemez. Binaenaleh, o ordunun heyeti umumiyesi, sağlam, iyi yetişmiş bir kitleye ve esasa sahip almalıdır.

 

   Sabıkta nasıl donanma, birtakım “gedikli küçük zabitlere” bilâhara terfi ederek “zabit” olan elemana mâlik idiyse orduyu da bugünkü şekli ve haliyle o mertebeye ulaştırmak lâzım gelir. Kanun bu maksatla sevkedilmiştir.

 

   Maddelere geçildiği zaman söz söylemek hakkımız baki kalmak şartiyle bu kanunun çok yerinde ve lâzım olduğunu arzetmek isterim. Bu kanunu bir an evvel huzurunuza getirmiş olan Millî Savunma Bakanına da şahsan teşekkür ederim. Mâruzâtım bu kadardır.

 

 

*  *  *  *  *

 

   02 Temmuz 1951 Pazartesi günü TBMM’nin kabul edip

Aynı gün tatbikata koyduğu Astsubay Kânununun aşağıda gördüğünüz daha birinci maddesine de

Astsubay” ismini verdikleri asker kişilerin, “subay yardımcısı” olduğunu yazdılar.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

    Kanun No: 5802                                                    Kabul tarihi: 2/7/1951

 ASTSUBAY KANUNU 

B İ R İ N C İ BÖLÜM

Genel hükümler

   Astsubaylar:

 

   Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun kara, deniz ve hava kuvvetleriyle jandarma, gümrük koruma birlikleri kadrolarında astkomuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde “subaya yardımcı” olarak görevlendirilen askerî şahıslara (Astsubay) adı verilir.

 

 

 

Yeri gelmiş iken bir hususu fâş eylemem gerekiyor.

 

  • Gedikli dediği ortada sandıkasker sınıfını Donanmamız, 1890 senesinde kânun ile teşkil etdi.

 

  • Küçük zâbit dediği ortada sandık asker sınıfını da Kara Kuvvetlerimiz, 1909 senesinde gene kânun ile teşkil etdi.

 

Fakat

1462 sayılı Harp Okulları Kânunu 1971 senesinde kabul edidi.

Bir başka ifâde ile Harp Okullarını;

1971 senesine kadar Genelkurmay Başkanlığı ya da MSB’nin hazırladığı

Ve dahi

Meclis denetiminden kaçırıp meriyyete koydukları tâlimâtnâmeler ile “kânunsuz” olarak teşkil ve idâre etdiler.

 

Astsubay dedikleri uyduruk askerler için çifte mühürlü kânunlar tertip eden şerefsiz subaylar,

Böyle yapmak ile Harp Okullarını işlerine nasıl geldi ise öyle idâre etdiler.

 

Hele Hava Harp Okulunun durumu tam bir rezâlet!

1951 senesinde hizmete açılan bu okulumuz da;

Harp Okulları Kânununun kabul edildiği 1971 senesine kadar “kaçak” olarak subay mezun etdi.

 

 

 

   Yukarıdaki hükûmet “GEREKÇE”’sinde Başbakan Adnan MENDERES’in de ifâde etdiği üzere

   “Subay yardımcılığına” lâyık görüp ordumuzda 9 sene görev verdikleri astsubayları;

  • Teğmen

      Ya da

  • “Askerî teknisiyen veya “askerî kâtipnasbetmek” şu hâlde zor olmasa gerek idi.

 

 

Yukarıdaki hükûmet “GEREKÇE”’sinde Başbakan Adnan MENDERES’in de ifâde etdiği üzere

Subay yardımcılığına” lâyık görüp ordumuzda 9 sene görev verdikleri astsubayları;

 

  • Teğmen
      Ya da
 
  • “Askerî teknisiyen veya “askerî kâtipnasbetmek” şu hâlde zor olmasa gerek idi.

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun 28’inci maddesine de bu hükümleri

Aşağıda gördüğünüz şu cümleler ile yazdılar.

 

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Astsubaylardan subay, teknisiyen ve askerî kâtip yetiştirilmesi

 

   Astsubayların subaylığa, askerî teknisiyen ve kâtipliğe geçirilmesi:

 

   Madde 28 Kıdemli başçavuşlukta ikinci ve üçüncü senesini ikmal etmiş bulunan astsubaylardan (Muzika astsubayları hariç) aşağıdaki nitelikleri taşıyanlar alâkalı Bakanlıkların inhası üzerine yüksek tasdik ile;

  • Teğmen

       Veya

  • Maaşça muadili askerî teknisiyen veya askerî kâtip nasbedilirler.

 

   Bunlardan teğmen nasbedilenler Subay Terfi Kanunu hükümlerine göre kıdemli yüzbaşılığa (dâhil) ve diğerleri muadil maaş derecesine kadar yükselebilirler.

   A ) Kıdemli başçavuşluğa kadar her rütbeye normal şartlar altında yükselmiş bulunmak,

   B) Umumi, meslekî bilgileriyle karakter ve ahlâk bakımından subay, teknisiyen ve askerî kâtipliğe lâyık bulunduğu tasdik edilmiş olmak,

   C) Sağlık durumları müsait bulunmak,

   D) Yapılacak seçim imtihanlarında ve mütaakiben gönderilecekleri sınıf okullarında ve özel kurslarda başarı göstermek,

   Bu hususa ait esaslar Bakanlar Kurulu karariyle tesbit olunur.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Derviş'in Fikri Ne ki, Zikri Ne Ola?..

 

5802 sayılı Astsubay Kânununu, 1951 senesinde meclis görüşdü ve kabul etdi.

Fakat

Astsubay Yönetmeliğini ise Millî Savunma Bakanı hazırladı. Aşağıda gördüğünüz ekâbir takımı da bu yönetmeliği okumadan imzâladı.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubaylıkdan subaylığa nakil şartı, kânunda üç beş madde idi.

Fakat

Yönetmeliğe öyle şartlar giydirdiler ki. Görsen, tıp fakültesinin seçme sınavına giriyorsun zannedersin!

Kânunun kenârından dolaşarak hazırladığı yönetmelik ile aslında,

Genelkurmay Başkanlığımız niyetini alenen fâş eylemiş idi; astsubaylarısubaylığa naklet -me- mek!

Genelkurmay Başkanlığımız;

 

  • Sanat enstitisü” mezunu bir genci alıyor.

 

  • 1 veya 2 sene eğitim verip “çavuş” nasbediyor.

 

  • Bunun üzerine  de astsubay olarak 9 sene vazife yapdırıyor.

 

  • Kıdemli başçavuş rütbesine kadar terfi etdirdiği bu astsubayı, toplam 11 senelik hizmetinin sonunda “teğmen nasbetmek” için bir imitihân yapıyor.

 

  • Bu imtihânda yukarıda gördüğünüz derslerden âhiret suâlleri soruyor.

 

 

 

   Burada ise benim aklımda şu suâller tebellür ediyor;

  • Bu senelerde, Harp Okullarımızın talebeleri hangi dersleri tedris ediyorlar idi acap?

 

  • Mâdemki sorduğun bu dersleri astsubay bilmiyor idi. O zamân bu çocuklara boş yere 9 sene nesi kime astsubaylık yapdırdın?

 

  • Mâdem ki atsubay olarak 9 sene boyunca bu derslere ihtiyacı olmadan vazifesini yapdı. Bugüne kadar ihtiyâcı olmayan bu derslerden şimdi niye sıygaya çekiyorsun?

 

  • Bu astsubaylar, teğmen olunca da bugün yapdığı işlerin gene aynısını yapacak. Bu derslerden sorguya çekmek ile astsubayları sen, prof. mu yapacaksın?

 

  • En mühim suâl de şudur; Maçan yiyor ise şâyet Harp Okulundan 9 sene evvel mezun etdiğin bir subayı çağır ve bu derslerden bir imtihân yap! Bakalım, senin o subayın bu imtihânda, bu suâlleri cevâplayıp muvaffak olup da “teğmenliğe” terfi edebilecek mi?

 

 

 

*  *  *  *  *


5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde astsubaylara verilensubaylığa nakil hakkını

Sonraki senelerde tertip etdikleri kânunlar ile nasıl da kıymık kıymık gasp etdiklerini,

Buyurun, şimdi hep berâber görelim...

 

*  *  *  *  *

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin daha bıldır meclisde kabul edip de

Hemen meriyyete koyduğu 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile teşkil etdikleri astsubaylara verdiği “sicilen subaylığa nakil” hakkını

Neşretdiği resmî kitaplarda Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT,

Şu yaldızlı cümle ile ilan etdi, bütün dünyâya;

* Gediklilerin yetiştirilme usulü değiştirilecek,

** Sayıları arttırılacak

*** Yüzbaşılığa kadar terfi edebilecek.
 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT’dan sonra Genelkurmay Başkanlığı goltuğuna gıçını goyan başkanlarımız,

Astsubaylara verdiği bu sözü, tutdular mı dersiniz?

 

*  *  *  *  *

 

 1954

  

 

 

Takvimler 1953 senesini gösderir iken

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz eşhâsdan müteşekkil idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Aynı senelerde ilkokuldan sonra 5 sene veya ortaokuldan sonra 2 sene eğitim veren “sanat enstitüsü” mezûnu öğrenciler,

Aşağıda gördüğünüz 6137 sayılı kânuna istinâden;

 

  • Mükellef askerliğini “yedek subay” olarak yapıyor idi.

 

Mükellef askerliğini “yedek subay” olarak tamamlayan asteğmenlerden arzu edenler ise;

  • Teskere bırakıp” orduda muvazzaf subay olarak kalabiliyor idi... 

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

   Fakat garâbete bakınız ki;

   5802 sayılı Astsubay Kânununa göre, Astsubay Okulları da “sanat enstitüsü” mezûnu öğrencilerini de kabul ediyor idi.

   Buradaki rezilliği şöyle izah etmek mümkün.

 

 

           

     Dün Genelkurmay Başkanlığı, bugün de Millî Savunma Bakanlığı;

  • Lise mezunu çocuklarımızı Harp Okulunda 4 sene okutup subay nasbediyor mu? Ediyor!

     

   Fakat

 

  • 4 senelik üniversite mezunu çocuklarımızı lisans diplomasının üzerine 2 sene de MYO’larda olmak üzere toplam 6 sene okutup “astsubay çavuş” nasbediyor mu? Ediyor!

 

  • 6 sene yüksek tahsilli bu çocuklarımıza "çavuş" deyip "ortada sandık" misâli 15 sene hizmete icbâr ediyor mu? Ediyor!

 

  • Liseden sonra Harb Okulunda 4 sene oku, subay ol!

 

  • Liseden sonra 4 senelik üniversiteden mezun ol. 2 sene de MYO’da oku. 6 sene oku ve asubay ol!

 

   Böylesi bir rezâlet dünyânın hiçbir ordusunda yokdur!

   Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına;

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde yapdıkları işde, tam da böyle rezil bir şey idi...

 

 


Asubay Okulundan istifa edip “yedek subay” olmak isdeyen asubay adayı öğrencilere ise

Bu kânunun aşağıda gördüğünüz şu geçici dördüncü maddesi ile yasak getiriliyor idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere Adnan MENDERES hükûmeti, Genelkurmay Başkanı ve MSB;

1950’lerde  bu şekilde “subaylığa nakil hakkı”nı sâdece “astsubay” dedikleri askerlere vermediler.

Asubaylara verilen bu saçma yasak senelerce devâm etdi ve bu haksızlığa kimse de çıkartmadı.

Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde astsubaylara verdiği “subaylığa nakil hakkı”nı

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanının maksatlı olarak engellemesinin sebebi ise

Millî Savunma Komisyonunun hazırladığı aşağıda gördüğümüz şu raporunda gizli...

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Sanat Enstitüsü mezunlarının yukarda izah ve teşrih edilen durumları muvacehesinde teklif edilen kanun lâyihasının kabulü halinde; 

   5802 sayılı kanun hükmüne göre dokuz yıl mecburi hizmetle orduya intisap etmiş olan on bini mütecaviz muharip astsubaylara da yedek subay olmak hakkının tanınması zaruri olacak

   Ve şu hâle göre 5802 sayılı Kanun hükümleri ile bu kanunun gözettiği maksatlar ve teşkilât tamamiyle bozulacak

   Ve astsubay sınıfına girmiş olanlar da yedek subay olmak hakkını kullanarak muharip astsubay kadrolarında çok vahim boşluklar hâsıl olacaktır.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Sanat enstitüsü mezunu astsubayların subaylığa nakledilmesine itiraz edenlerden birisi de

Kerizci Rifat TAŞKIN idi.

Bakınız Kerizci Rifat, astsubayların subaylığa nakledilmesinin sakıncasını kendi aklınca nasıl izah etmiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Yalancı emekli subay Rifat TAŞKIN_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 


Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   RİFAT TAŞKIN (Kastamonu) — Efendim,

   (....)

   Bugün orduda astsubaylık ihdas edilmiştir.  Astsubay membalarından biri sanat enstitüleri mezunlarıdır. Bu sanat enstitüsü mezunlarını astsubay olarak kabul ediyoruz. Astsubay olunca 9 sene hizmet etmek mecburiyetindedir. Şimdi bunlara yedek subay olmak hakkını verirsek 9 sene hizmet yapmaktansa 2 sene hizmet ederek ordudan çekilmeleri ihtimalleri vardır. Bu itibarla silâhlı kuvvetlerimiz aleyhine bir zarar tevlit etmektedir. Bu durum karşısında tamamen bu vaziyetin silâhlı kuvvetlerimiz aleyhine bir netice doğuracağına kaani olan komisyonumuz bunu itifakla reddetmiştir.

 

 

 

 

  • Evvelâ köy enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Akabinde, bu okullarda öğretmenlik yapan sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • 5430 sayı ve 1949 seneli kânununa göre uzman çavuş yapdığın sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Askerliğini mükellef er olarak yapmakda olan vatandaşlara “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Ve hattâ askerliğini yapıp da bitiren vatandaşlara bile “yedek subay” olma hakkı ver,

 

  • Fakat aynı sanat enstitüsü mezunu olan astsubay adaylarına “yedek subay” olmayı yasak et!..

 

  • Astsubaylara “yedek subay” olma hakkını vermeyişinin sebebini de “silâhlı kuvvetlerimiz zarâr görür” diye açıkla!

 

 

 

 

  • Ulan şerefsizler! Siz gerzek subaylar silâhlı kuvvetlerini, "astsubay" dediğiniz askerlere güvenip de mi kurdunuz?

 

  • Bu astsubay adaylarının yerinde siz olsa idiniz şâyet, okulunuzdan istifa edip “yedek subay” olmaz mı idiniz, yavşaklar?

 

  • Astsubay dediğiniz asker kişilerin, sizlerinki kadar da olsa aklı yok mu sanıyorsunuz, kaşalotlar?

 

  • Astsubay Kânununu şunun şurasında daha iki sene evvel meclisde konuşurken, bu kânunun gerekcesini Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına “subaylığa nakil hakkı veriyoruz” diye ağzında laf geveleyen ben mi idim, şavşaklar?

 

Subay yapacağız diye aldatdığın bu çocuklara şimdi de “yedek subaylığa” geçişi yasak et!

Yazıklar olsun hepinize!..

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanlığı, yukarıda gördüğünüz 6137 sayılı kânun ile astsubay ismini verdiği askerlerin 1953 senesinde “yedek subay” olmasını yasaklamak ile kalmadı...

Zamân içinde meclise kabul etdirdiği kânunlar ve aynı zamânda 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES'in verdiği “teğmenliğe nakil” müktesep hakkını da kasıtlı olarak engelledi. 

 

 

   Genelkurmay Başkanları;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânununda “subay yardımcısı” olarak tefrik ve târif etdiği

        Ve dahi

  • 9 senelik hizmetin sonunda “teğmenliğe nakletmek” vaadi ile kafeslediği astsubaylara;

 

  • Ne “subay yardımcısı” gibi muamele etdi,

 

  • Ne de “teğmenliğe nakil” etdi.

 

 

   10-15 sene mecburî hizmet ile sağmal inek gibi orduya bağladığı astsubayları; ne öldürdü ne de güldürdü.

   Tıpkı sömürgen devletlerin İkinci Dünyâ Harbinden beri Türkiye’yi sömürdüğü gibi,

   Aynı târihlerden beri subaylarımız da;

   “Subay yardımcısı” dedikleri ve “teğmenliğe nakledeceğiz” yalanı ile aldatdıkları astsubayları sömürdü.

 


 

*  *  *  *  *

 

 1954

 

1954 senesini yaşadığımız o günlerde

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti hâlâ görevde idi.

Millî Savunma Bakanı değişen hükûmetin idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan ibâret idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun 20’inci maddesine göre;

Astsubay dedikleri askerlere “subay oluncaya kadar” sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi yapacaklar idi.

9 senelik hizmetin sonunda da “astsubayları subaylığa nakil edecekler” idi nasıl olsa.

Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin 02 Mart 1954 Salı günü meclisde kabul etdiği aşağıda gördüğünüz şu kânun ile;

Sağlık hizmetlerinde astsubaylara “subay gibi” muamele edilmesi hakkını “bahşetdiler.

Ve böylece

Astsubaylara “subay oluncaya kadar” sağlık hizmetlerinde “er gibi” muamele yapılması için Astsubay Kânununda ileri sürdüğü gerekceyi de hep berâber yalayıp yutdular.

Hüsniyetli bir bakış ile sağlık hizmeti konusunda yapılan bu “iyileşdirmeyi” astsubaylar için bir kazanç olarak değerlendirmek mümkün.

Fakat

Subaylarımızın, biz asubaylar hakkında bugüne kadar hüsniyetle düşünüp karar verdiğini hiçbir zamân görmedik ki. Aşağıdaki kânunun gerekcesini okudum. Subaylarımız osdurup osdurup ipe dizmişler. Dönemin Başbakanı Adnan MENDERES de bu osdurukdan gerekceleri aynen yemiş!..

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay ismini verdiğin askerlerin mâdemki “subay yardımcısı” olduğunu söyledin,

O zamân Astsubay Kânununu hazırlarken astsubaylara niçin subaylar ile aynı sağlık hizmetini vermedin?

Mâdemki astsubaylara sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi yapmanızın sebebi “subaylığa nakledilmesi” idi. Öyle is astsubayları 9 senelik hizmetin sonunda subaylığa niye nakil etmediniz?

Genelkurmay Başkanının bu hamlesinin, astsubaylara yeni bir hak vermek değil fakat; 

  • Hem “askerî memurların”,
  • Hem “erlerin”,
  • İşine geldiği durumlarda hem de “subayların”,

Yapdığı işlerin hepsini birden yapdırmayı başardığı bu “köle” asker sınıfının

Subay ile er arasındaki” bu “ortada sandık” yerini tahkim etmesi için kurnazca ve alçakca yapılmış bir hamleden başka bir şey değil idi. 

 

*  *  *  *  *

 

Beyaz subaylarımızın biz astsubaylara bakışındaki en kadim, en temel ve en şaşmaz kural şudur; 

  • Astsubay dedikleri “ortada sandık” ve “köle” askerlere ne zamân bir hak verdin,

 

  • Verdiğin bu hakka “bedel” olarak başka bir hakkı astsubayın elinden mutlaka geri al! 

 

Astsubaylara sağlık hizmetlerinde “subay gibi” muamele edilmesi “hakkı verdiğine” göre

  • Astsubayların o anda sâhip olduğu haklardan birisini de “gasp etmek” şart olmuş idi!

Peki,

Beyaz subaylarımızın köle asker olan astsubaylardan “gasp edecekleri bu hak” ne idi dersiniz?..

 

*  *  *  *  *

 

 

 1956

 

Astsubaylara, sağlık hizmetlerindesubay gibi” muamele etmeye başlayalı henüz bir buçuk sene olmuş idi.

1956 senesine geldiğimiz günlerde;

İkinci kez Başbakan seçilen Adnan MENDERES’in 20. Hükûmeti gene hâlâ görevde idi.

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanları foter şapkalarını giymiş ve evlerinin yolunu tutmuş,

Orgeneral İ. Hakkı TUNABOYLU yeni Genelkurmay Başkanı olarak bıldır göreve başlamış,

Başbakan Adnan MENDERES aynı zamânda Millî Savunma Bakanı Vekili de olmuş,

1956 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti de aşağıda gördüğünüz şu eşhâsdan teşkil etmiş idi.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

6744 sayılı kânun ile Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin asubaylara yapdığını anlatmadan evvel

Aşağıdaki şu kısa bilgiyi vermemiz gerekiyor.

İlkokuldan sonra en az 5 sene veya ortaokuldan sonra en az 2 sene tahsil süresi olan meslekî ve teknik öğretim müesseselerinden mezûn olan gençlerimize,

1953 senesinde kabul edilen 6137 sayılı kânuna istinâden “yedek subay” olma hakkı verilmiş idi.

  • Mükellef askerlik için orduya girip “asteğmen” oluyorlar,
  • Mükellef askerlik görevini tamamlayınca da câmi avlusuna bebe terk eder gibi “teskere terk eden” “asteğmenler”, sivil hayâtı terk edip “muvazzaf subay” olarak orduda kalıyorlar idi. Yakın zamâna kadar ordumuzda böyle “terk-i teskere” etmiş çok sayıda “meslek liseli teknisiyen subayımız” mevcut idi. 

 

Fakat

Aynı senelerde Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı,

Aynı okullardan mezûn olan gençlerimizi “subaylığa nakletmek” vaadi ile kandırıp “astsubay” nasbediyor idi.

 

 

 

   “Çavuş” rütbesi ile ordumuza intisâb eden astsubaylara;

  • Askerî memurların, 
  • Erlerimizin 
  • Ve ellerinde  göt gezdiren subaylarımızın yapdığı işlerin hepsini yapdırıyorlar idi.

 

 

   Bu tutumu ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı;

 

  • Anadolu’nun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarını aptal 

 

      Fakat  

 

  • Kendilerini ise akıllı zannediyorlar idi.

 


Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı’na inanıp astsubay okullarına kayıt yapdıran astsubay adayı öğrenciler, kandırıldıklarını anlamakda hiç gecikmediler. Bu sebepden dolayı, teşkil edilmesinin daha ertesi senesinde, astsubay okullarına müracaat, birden bire dibe vurdu. Durum o kadar vahim idi ki Donanmamız, gazetelere çarşaf gibi ilanlar verip öğrenci tavlamaya mecbur kaldı.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Cumhuriyet Gazetesi _ Gedikli Erbaş ilanı_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Astsubay Okullarına rağbetin sıfıra inmesinin ikinci ve daha önemli sebebi ise şu idi;

Astsubay” sınıfından evvel ordumuzda bu sınıfın yapdığı işleri “gedikli erbaş” ismi verilen askerler yapıyor idi.

Gedikli Erbaş Kânunu daha şunun şurasında 23 Mart 1950 senesinde, bıldır tezgahlanmış idi.

Ve “gedikli erbaşlar”; kölelik demek olan 15 senelik mecburî hizmet ile “sağmal inek gibi” ordumuza rapdedilmiş idi.

 

 

   O zamânki dünyânın kalbur üsdü ordularında “gedikli erbaşlık”;

  • Alaylı,
  • Mükellef,
  • Muvakkat,
  • Harçlıklı

        Ve

  • Teskereli

 

   Askerler olarak görev yapıyorlar idi.

   “Gedikli erbaşlık” sınıfı, bu koşullar ile teşkil edilse idi şâyet mesele yok idi. Çünkü devletimizin o zamânlar imzâ atıp taraf olduğu 1929 Cenevre Sözleşmesine göre işin doğrusu da bu idi.

   Fakat

   “Mükellef” sınıf olarak ordumuza hizmet eden “gedikli erbaş” sınıfını,

   1950 senesinde “muvazzaf” sınıfa tebdil etmek ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı,

   Askerlik târihimizin en aptalca karârını vermiş ve en büyük hatâsını yapmış idi.

   Çünkü

   Bizim her boku bilen beyaz zâbitân heyetimiz;

  • Mükellef erlerimizi eğitmek için er tâlimgâhlarında güneş altında ter döküp gırtlak patlatmak,

       Ve dahi

  • Sıçmasını bile bilmeyen “mükellef erlerimizin” boku püsürü ile uğraşmak isdemiyorlar idi.

 

 


   5802 sayılı Astsubay Kânununun  gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in alenen fâş eylediği üzere

   Sadr-ı âzam daşşağından düşme beyaz zâbitân heyetimizin asıl ve gizli maksatları şunlar idi; 

  • Harb Okulunda yetiştirilecek subayları daha uzun süreli bir tahsile tâbi tutmak

         Ve dahi

  • Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede eleman yetiştirmek. 

 

   Anadolunun yüksek kâbiliyetli Türk çocuklarına deli gömleği gibi giydirilen “muvazzaf gedikli erbaşlık

   Zamânın koşullarına göre “istikbâl vaad etmediğinden dolayı” bu sınıfa kimse rağbet etmemiş idi.

   Çünkü;

  • Ortaokul mezunu gençleri alıp “gedikli erbaş” yapan ordumuz, bu askerlere “mükellef er” muamelesi yapıyor,
  • Kışlada  yatıp kalkan gedikli erbaşlara yüksek tahsil yapması ve hattâ evlenmesi bile yasak ediyor,
  • En düşük maaş alan devlet memuru kadar bile maaş alamıyor,
  • Devlet memuru olduğu kabul edilmiyor,
  • Devlet memuru sayılmadığı için de 3338 sayılı kânun ile 1940 senesinde devlet memuruna vermeye başladıkları yakacak, yiyecek vs. “aynî yardımları” alamıyorlar idi.

 

İşde bu sebeplerden dolayı teşkil edilmesinden birkaç ay sonra “gedikli erbaş” asker sınıfı iflâs etdi.

Müracaat olmadığı için de “gedikli erbaş ortaokulları” bomboş kaldı...

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu ile teşkil edilen

Ve dahi

Teşkil edilmesinden bir kaç ay sonra iflâs eden “muvazzaf gedikli erbaşlık” yerine

Bu kez de mektebli muvazzaf subay ile mükellef alaylı er arasında ortada sandık misâli “muvazzaf mektebli astsubay” sınıfını teşkil etdiler.

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde ihdâs etdikleri “muvazzaf astsubay” sınıfı aslında “muvazzaf gedikli erbaşlığın” boyalı-cilâlısından başka bir şey değil idi.

Fakat

Astsubay” sınıfının, “gedikli erbaşlık”dan nerede ise tek farkı şu idi;

 

    

   9 sene hizmet eden astsubaylar, “teğmenliğe” nakil edilecekler idi

 

 

 *  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânununun aşağıda gördüğünüz Geçici birinci maddesi ile;

Bu kânunun yürürlüğe girdiği 2 Temmuz 1951 târihinde ordumuzda “gedikli erbaş” unvânı ile görev yapan askerler de “astsubay” lığa  terfi(!) etdiler.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Gedikli erbaşlıkdan astsubaylığa terfi(!) eden bu askerlerden 5802 sayılı Astsubay Kânununun 28’inci maddesindeki şartları hâiz olanlar, “teğmenliğe nasbedilmek için” dilekce verdiler.

1951 senesinde gedikli erbaşlıkdan astsubaylığa terfi (!) eden bu askerlerin

Şimdi de “teğmenliğe terfi” etmek isdemesini işiten subayların dübürlerindeki tüyleri bile ters döndü!

Her boku bilen subaylar, bu astsubaylarımızı açgözlü olmak ile ithâm etdi ve şöyle dediler;

 

  • Gedikli” idiniz sizleri “astsubay” yapdık!

 

  • Yetmedi, şimdi de subay olup başımıza mı sıçacaksınız?

 

  • “Astsubaylık” bile sizlere fazla! Gözünüze, dizinize dursun, e mi!” 

 

Kimi subay gomutanlarımız da şu meşhur vecizi yumurtaladı;

 

  • Ayakdan, baş; sürmeden, gaş; gedikliden, subay olmaz arkadaş!

 

*  *  *  *  *

 

İşde, yukarıda anlatdığımız sebeplerden dolayı;

Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullanacak asker bulamayan Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı, tekrâr Başbakanın kapısına dayandı.

Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde kendisinin ihdâs edip “astsubay” ismini verdiği askerlere 

  • 1951 senesinde verdiği,
  • 1956 senesinde de ikinci kere verdiği “subaylığa nakil” müktesep hakkının, 

 

Tatbikata geçirilmesi konusunda Genelkurmay Karargâhında hâlâ ayak direyen beyâz subaylarımız var idi.

Başbakan Adnan MENDERES astsubaylara “subaylığa nakil” hakkını 1951 senesinde vermiş idi vermesine.

Fakat o seneden beri geçen 5 senede, “subaylığa nakil edilen” astsubay sayısı 5 bile değil idi.

 

 

   Beyâz subaylarımız;

  • Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapdırdığı,

 

  • Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullandırdığı ve kullanmasını erlerimize öğretdirdiği,

 

  • Subayların yapdığı ve yapmadığı bütün işleri yapdırdığı

 

        Ve dahi

 

  • 5802 sayılı Astsubay Kânununa göre “subay yardımcısı” dediği askerleri,

 

  Sanki cüzzamlı imiş gibi “subaylığa nakletmeyi” bir türlü hazmedemedi.

   1951 senesinden beri ordumuzdaki “subay ile astsubay” arasındaki görev-yetki karmaşası ve özlük haklarındaki ölçüsüzlük, sonunda patlama noktasına geldi.

   Ordumuz, içden içe ve derinden kaynamaya çokdan başlamış idi...

 

 

*  *  *  *  *


Başbakan Adnan MENDERES söz verdiği ve hâlde subaylığa nakledil -me- yen astsubaylar,

Bu kez de Adnan MENDERES’in vekillerinin kapısına dayandı.

Astsubayların bu haklı feryâdına koca meclisden 6 vekil ses verdi!..

Denizli İlimizden Beşi Bir Yerde Beş Zeybek!

Aşağıda resimlerini, isimlerini ve cisimlerini gördüğünüz Demokrat Parti Vekili Baha AKŞİT ve dört arkadaşı

1956 senesinde meclise şöyle bir kânun teklifi verdi.

  

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili Baha AKŞİT ve milletvekili arkadaşları_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

    Devre: X         İçtima: 2

 

   S. SAYISI : 151

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi ve Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi ve Millî Müdafaa ve Bütçe encümenleri mazbataları (2/180, 2/225)

 

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi (2/180)

T.B.M.M. Yüksek Reisliğine

5802 sayılı Astsubay Kanununa ek kanun teklifimi takdim ediyoruz. Gerekli muamelenin yapılmasını arz ve rica ederiz.

 

Denizli                 Denizli                                 Denizli                 Denizli                 Denizli

B. Akşit               R. Tavaslıoğlu                     O. Ongun          A. R. Karaca         A. H. Sancar

 

 

ESBABI MUCİBE

 

   Türk Ordusunun teknisiyenlere olan ihtiyacı aşikârdır, hele son yıllarda motorize birliklerin ve silâhların inkişafı karşısında teknisiyen sınıfı büsbütün ehemmiyet kesbetmiştir. Bu sınıfı cazip bir hale getirmenin zarureti aşikârdır, hal böyle iken Astsubay olarak başarı ile hizmet görmek suretiyle kıdemli başçavuşluğa kadar yükselmiş olanlar arasında yapılan imtihan neticesinde muvaffak olanlar yeni bir tedrisata tâbi tutulmakta ve sonunda kazananlar teknisiyen sınıfına alınmaktadırlar. Bunların teknisiyen okullarından itibaren giyim ve iaşe bedelleri kesilmektedir. Bu vaziyet karşısında teknisiyenliğin cazip hale gelmesine imkân yoktur. Bu sınıfın ehemmiyetini göz önüne alan Yüksek Meclis aynı tahsili yapan sanat enstitüsü mezunlarına “yedek subaylık” hakkını tanımıştır.

   Teknisiyen sınıfının durumlarının ıslahı maksadı ile ilişik kanun teklifimi takdim ediyorum.

 

 

*  *  *  *  *


Elazığ İlimizden Tümgeneral Bir Gakgoş!

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile “subaylığa nakil” hakkı verildiği hâlde

Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin astsubayları “subaylığa nakletmediğini” gören vekillerden birisi de

İktidârdaki Demokrat Parti Elazığ Vekili Hüsnü GÖKTUĞ idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili emekli subay Hüsnü GÖKTUĞ_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi (2/225)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine

   5802 sayılı Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesine mütedair olan kanun teklifimi eklice sunuyorum.

   Gereğinin yapılmasına müsaadelerini rica ederim.

13.1.1956

Elâzığ Mebusu

H. Göktuğ

 

ESBABI MUCİBE

   1. 5802 sayılı Astsubay Kanununun 28’nci maddesi, kıdemli başçavuşlukta ikinci ve üçüncü senesini ikmal etmiş bulunan astsubaylardan (bando astsubayları hariç) kanunda yazılı şartları haiz bulunanların;

  • Teğmen

          Ve

  • Askerî teknisiyen, askerî kâtip

   Nasbedilmeleri hükmünü ihtiva etmektedir.

 

   Kanunun bu hükmüne göre;

  Piyade, topçu, tank gibi sınıflara mensup astsubayların teğmenliğe nasbedilerek subaylık hak ve statüsü iktisab etmelerine mukabil,

   Teknisiyen (sanat enstitüsü mezunu) astsubayların da askerî teknisiyen nasbedilmeleri,

   Bando astsubayları için de hiçbir hak tanınmamış olması,

   Bu sınıf mensupları için bir mağduriyet ve adaletsizlik yaratmış bulunmaktadır.

   Esasen, ordunun küçük rütbeli subay kadrosunun tamamlanmasında fayda yaratacağı mülâhaza edilerek tedvin edilmiş bulunan bu hükmün astsubaylar arasında ayrılık yaratmış olması, teknisiyen sınıfına karşı alâkayı azaltmakta ve dolayısiyle ordunun teknik personel ihtiyacını artırmaktadır.

   Bu mahzurlu neticeyi bertaraf etmek ve teknisiyen sınıfına rağbeti artırmak maksadiyle:

   a) Teknisiyen astsubayların da teğmen nasbedilmeleri,

   b) Bando astsubaylarının 7’nci sınıf bando öğretmenliğine geçirilmeleri.

   Uygun olacağı mülâhaza edilmiştir.

   2. Kanunun 30’ncu maddesi tadil edilerek astsubaylıktan subaylığa ve bando öğretmenliğine geçirileceklerin yaş hadleri daha âdil bir esasa bağlanmak suretiyle, bunların ordudaki hizmet müddetlerinin fazlalaştırılması uygun mülâhaza edilmiştir.

   3. Astsubay Kanununun, askerî teknisiyen ve askerî kâtiplerin kıyafetlerini tanzim eden 30 ucu maddesi de bu tadilâtın tabiî neticesi olarak lüzumsuzluğundan yürürlükten kaldırılmıştır.

 


Kendisi de hukukcu ve emekli subay olan Gakgoş Hüsnü GÖKTUĞ,

Asubayların bu “müktesep hakkının” tahakkuk etdirilmesi talebini,

Yukarıda gördüğünüz harika cümleler ile kânun teklifi olarak yazdı

Ve dahi

Gereğini yapmasını meclisden rica etdi.

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay dedikleri askerlere 1951 senesinde verilen

Ve fakat

Bir türlü tahakkuk etdirilmeyen “subaylığa nakil” müktesep hakkın tahakkuk etdirilmesi için

Başbakan Adnan MENDERES’in 6 vekilinin hazırladığı kânun teklifini

İsimlerini aşağıda gördüğünüz Millî Müdafaa Encümeniaynen ve mevcudun ittifakiyle” kabul etdi.

 

 

Millî Müdafaa Encümeni mazbatası

 T. B. M. M.

Milli Müdafaa Encümeni 1 . II . 1956

Esas No. 2/180, 2/225

Karar No. 12

Yüksek Reisliğe

   Denizli Mebusu Baha Akşit ve 4 arkadaşının, Astsubay Kanununa ek kanun teklifi ile aynı mahiyette olan, Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un, Astsubay Kanununun bâzı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun teklifi hükümet temsilcilerinin iştirakiyle encümenimizde tetkik ve müzakere olundu.

   Denizli Mebusu Baha Akşit'in de iltihakiyle, aynı mahiyette olan mezkûr teklifler birleştirilmek ve müzakereye esas olarak Elâzığ Mebusu Hüsnü Göktuğ'un teklifi alınmak suretiyle yapılan tetkikat sonunda, esbabı mucibede serdedilen hususlar encümenimizce de yerinde görüldüğünden teklif aynen ve mevcudun ittifakiyle kabul edildi.

   Havalesi gereğince Bütçe Encümenine tevdi buyurulmak üzere Yüksek Reisliğe sunulur.

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullanacak askerleri bir türlü tedârik edemeyen

Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı’nın gıçlarını yırtarak ağlaşması üzerine,

Aşağıdaki kânunu tertip eden Başbakan Adnan MENDERES;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile “subay sınıfına dâhil olmak üzere” 5 sene evvel teşkil etdiği “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtiplik” sınıflarına hiç astsubay nakil yapmadığından dolayı 6744 sayılı bu kânunun birinci maddesi ile lağv etdi.

 

 

 

 

   6744 sayılı aynı kânun ile astsubayların;

  • Teğmen,

       Ve

  • Bando astsubayların da “7’nci sınıf bando öğretmeni” nasbedilmesine karar verdi.

 

   5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde “subaylığa nakil hakkı” verilmeyen bando astsubaylarına; 6744 sayılı bu kânun ile “subay olma hakkı vermese de” “7’nci sınıf bando öğretmenliğine nakil hakkı” vererek bando astsubaylarının 1951 senesiden beri uğradığı mağduriyeti bir nebze de olsa telâfi etdi.

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 


Yukarıda görülen hükümler, 1956 senesinde meriyyete konulan 6744 sayılı kânunun sâdece teferruâtıdır.

Bu kânun ile Başbakan Adnan MENDERES aslında şunu yapdı;

Astsubaylara 1951 senesinde verdiği “subay olma hakkını” bir kez daha teyit, tasdik ve teslim etdi.

Subaylığa nakil hakkı” verilen astsubaylar hakkında hazırlanan yeni kânunun metinini de

Astsubayların “subaylığa nakledilmelerini” çok açık ve mutlak bir hüküm ile emredecek şekilde yazdı.

 

 

   Başbakan sıfatı ile Adnan MENDERES’in 1956 senesinde kabul etdiği kânunun sâdece bu hükmünü;

  • Genelkurmay Başkanı ve MSB bugüne kadar samimî ve dürüst olarak tatbik edip de
  • Astsubayları, subaylığa nakletse idi şâyet,
  • Bugün artık iflâs etmiş durumda olan astsubaylık, böylesi rezil bir vaziyetde olmayacak

       Ve dahi

  • Biz asubaylar, bugün kendi devletimize karşı isyân eden askerler durumuna düşürülmeyecek idik.

 

   Şöyle bir düşünün bakalım!

  • Asubayları bugün kendi devletine karşı isyân eden askerler durumuna düşürmüşler ise şâyet,

       Ki, düşürdüler,

 

  • Bu vahim durum kimlerin, hangi cemaatlerin, hangi sömürgen devletlerin işine geldi acap?

 

 

 

*  *  *  *  *

 

   5802 sayılı Astsubay Kânunu ile;

   Subay sınıfına dâhil olan “askerî memurların” yapdığı bütün işleri, yeni ihdâs etdikleri “astsubayların” yapmasına karâr vermişler idi. Bu sebepden dolayı da “askerî memur” sınıfının ilgâ edilmesi gerekiyor idi.

 

   Fakat bizim subay cenâhında kazın ayağı öyle oynamamış!..

   Aşağıda gördüğünüz 6801 sayılı kânuna bakdığımızda;

   5802 sayılı kânunun kabul edildiği 1951 senesinden bugüne kadar geçip giden 6 sene içinde,

   “Askerî memur” sınıfını ilgâ etmek için Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanları hiçbir şey yapmamışlar.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Ekseriyetini bir baltaya sap olamış subay mahdumlarının teşkil etdiği askerî memur sınıfını lağv etmek şöyle dursun,

 Bu hazır yeyici taifesini Millî Savunma Bakanının onayı ile subaylığa terfi etdirmişler.

 

*  *  *  *  *

 

Astsubay dedikleri askerlere 5802 sayılı kânun ile verdikleri “subaylığa nakil hakkını” kimlerin ve nasıl gasp etdiğine kısa bir fâsıla verelim.

Çünkü burada dikkat çekmem gereken mühim bir durum daha var.

Şu anda, 1956 senesi hakkında konuşuyoruz. 27 Mayıs subay darbesine 4 sene var...

Subaylığa nakletmek şartı ile “astsubay” sınıfının teşkil edilmesi ile devlet üzerindeki hâkimiyetini paylaşmak isdemeyen beyâz subaylarımızın karşısına gizli bir rakip ve subayların erkine yeni bir ortak getiren Adnan MENDERES’in, Genelkurmay Başkanı ile ilk çekişmeyi bu konuda yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Bu duruma bakdığımızda Adnan MENDERES’in “Ben orduyu asubaylar ile de idâre ederim!” dediğine şaşmamak gerekir.

Adnan MENDERES’i kimlerin idâm etdiği de sır olmadığına göre bu sözü ile rahmetli MENDERES’in aslında kendisini idâma götüren yola kendi elleri ile taş döşediğini ve süreci hızlandırdığını anlamak hiç de zor değil.

 

*  *  *  *  *

 

 1957

  

 

Astsubaylara, “subaylığa nakil hakkı” “ikinci kez” verileli şunun şurasında henüz bir sene değişmiş idi.

Fakat

1957 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti, bıldırki kadrosu ile, maşşallah, aynen görev başında idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde kendisinin ihdâs edip “astsubay” dediği asker kişilere

  • 5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde verdiği,

 

  • 6744 sayılı kânun ile 1956 senesinde de “ikinci kere” verdiği “subaylığa nakil” hakkının,

   Tatbikata geçirilmesi konusunda Genelkurmay Karargâhında hâlâ ciddî bir direnme var idi...

 

 


Başbakan Adnan MENDERES
astsubaylara “subaylığa nakil” hakkını 1951 senesinde verdi vermesine.

Lâkin

O seneden bu seneye kadar geçen 6 senede, subaylığa nakil edilen astsubay sayısı 6 bile değil idi.

Beyâz subaylarımız; 

 

  • Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapdırdığı,

 

  • Amerika’dan satın aldığımız silâhları kullandırdığı ve kullanmasını erlerimize öğretdirdiği,

 

  • Subaylarımızın yapdığı ve yapamadığı bütün işleri sırtına yıkdığı,

     

 Ve dahi

 

  • Astsubay Kânununa göre “subay yardımcısı” dediği köle askerleri,

 

Sanki cüzzamlı imiş gibi “subaylığa nakletmeyi” bir türlü hazmedemiyorlar idi.

1951 senesinden beri ordumuzdaki subay-astsubay arasındaki görev-yetki karmaşası ve özlük haklarındaki uçurum seviyesindeki ölçüsüzlük, patlama noktasına gelmiş idi. Ordumuz, içden içe ve derinden kaynamaya çokdan başlamış idi...

Başbakan Adnan MENDERES’in söz vermesine rağmen “subaylığa nakledilmeyen” astsubaylar,

Meclisin kapısına bir kere daha dayandı.

Yüce meclisden 1957 senesinde bu kez de 1 vekil ses verdi, astsubayların bu “hak”lı feryâdına...

Ana muhalefet partisi CHP’den Darende’li Avukat Nuri OCAKCIOĞLU

 “Sanat enstitüsü mezunu astsubaylar” hakkında TBMM’ye verdiği 22 Nisan 1957 târihli dilekcesinde,

Nuri OCAKCIOĞLU şöyle dedi, Millî Müdafaa Vekâleti’ne; 

 

 

4. - SUALLER VE CEVAPLAR TAHRİRÎ SUALLER VE CEVAPLARI

 

   1. — Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun, erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumuna dair sualine, Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi Ergin'in tahrirî cevabı (7/327)

22 Nisan 1957

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine

   6137 sayılı Kanuna göre erkek sanat enstitüsü mezunlarına yedek subaylık hakkı verildiği halde kendileri de erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubay olduklarından 4’ncü madde ile ayrı muameleye tâbi tutulmaları mağduriyetlerini mucibolduğundan bahsile ordudaki teknisiyen astsubaylar mütemadiyen müracaat etmektedirler.

   5802 sayılı Kanunun bâzı maddelerinin tadili ile orduda teknisiyen subay sınıfı 9 yıl sonra imtihana tâbi tutulmaları müddetini çok görmektedirler.

   Temadi eden yazı ve telgraflar karşısında ne düşündüğünün Sayın Millî Müdafaa Vekili tarafından tahrirî olarak cevap verilmesine delâlet buyurulmasını saygı ile rica ederim.

Malatya Mebusu

Nuri Ocakcıoğlu

 

 


Malatya Mebusu Nuri OCAKCIOĞLU
'nun tahrirî suâline,

Millî Müdafaa Vekâleti Vekili sıfatı ile Şemi Ergin, şu tahrirî cevâbı verdi, meclis huzûrunda; 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Milletvekili Hasan Şemi ERGİN_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

T. C.

M.M. V.

22 . VI . 1957

Hususi Kalem Müdürlüğü

Ankara

13

Konu : Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun tahrirî sual takriri

Büyük Millet Meclisi Reisliğine

25 Mayıs 1957 gün ve Kanunlar Müdürlüğü 7-327, 4103/18776 sayılı yazıya cevaptır:

Malatya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu'nun «Erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumlarına dair» tahrirî sual takririne verilen cevabın ilişikte sunulduğunu saygı ile, arz ederim.

Millî Müdafaa Vekâleti V.

Şemi Ergin

Erkek sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların durumu

6137 sayılı Kanunla sanat enstitüsü mezunu olanların yedek subay olmaları kabul edilmiş ve bu kanunun muvakkat 4’ncü maddesinde de orduda vazifeli sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubayların bu kanun hükümlerinden  faydalanamıyacakları belirtilmiştir. Ancak bunların 5802 sayılı Kanunda yazılı mecburi hizmetlerini bitirdikten sonra ayrılanlar sınıfları “yedek asteğmenliğine” veya “8’nci sınıf yedek askerî memurluğa” nasbolunmaları hüküm altına alınmıştır.

Orduda vazifeli sanat enstitüsü mezunu astsubayların 5802 sayılı Astsubay Kanunu hükümleri dairesinde muvazzaf subay olmaları mümkündür. Burdur Mebusu Mehmet Özbey (YILMAZ olmalı.IRBIK) tarafından 6137 sayılı Kanunun muvakkat 4’ncü maddesinin tadili hakkındaki kanun teklifinin B. M. M. Maarif Encümeninde müzakeresi sırasında vekâletimizce 5802 sayılı Kanunun 6744 sayılı Kanunla muaddel 28’nci maddesi tadil olunarak sanat enstitüsü mezunu teknisiyen astsubaylardan 6’nci yılını bitirenlerin subay olabilmelerinin sağlanması hususu mütalâa olarak ileri sürülmüş, mezkûr encümence bu mütalâa muvafık görüldüğünden;

 

  • Kanun teklifinin bir üst komisyona havale edilerek orada müzakeresi kararlaştırılmış olup

 

  • Bu husustaki çalışmalara devam edilmektedir.

 

 


Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi ERGİN’nin yukarıda gördüğünüz cevâbı konusunda bir hususu izah etmem gerekiyor.

Her mesleğin kendine has bir yazı uslûbu vardır. Meclisin ve hükûmetin de... Kurulan cümle, cümledeki her kelime, kelimedeki her harfin gizli ya da açık hedefi ve maksadı vardır. Hükûmet, kendisine rey getirecek bir teklifi aynı gün içinde müzâkere eder ve kânunlaşdırır. Zere, 5802 sayılı kânunu böyle yapdı. Sâdece iki günde kânunlaşdırdı.

Fakat işine gelmeyen bir teklifi kucağında bulursa da hükûmetin yapacağı bellidir. Hemen bir komisyon teşkil eder ve burnuna dayanan teklifi bu komisyona havâle eder. Komisyona havâle edilir ise ya da Şemi ERGİN’in yukarıdaki cevâbında yapdığı gibi teklif, bir üst kurula havâle edilir ise şâyet, o teklife geçmiş olsun!

CHP Malatya Mebusu Nuri OCAKCIOĞLU'nun meclis gündemine getirdiği

Ve dahi

TBMM Maarif Encümeninin de “muvafık” gördüğü,

Sanat enstitüsü mezûnu teknisiyen astsubaylardan 6’ncı yılını bitirenlerin subay olabilmeleri teklifini de

İktidârdaki Demokrat Parti hükûmeti işde, böyle “iğdiş”etdi.

 

*  *  *  *  *

 

     

      İki çeşit târih vardır;

 

  • Birisi yazılı târih 
  • Diğeri de canlı târih

 

  • Her iki târihin ortak yanı şudur; öğrenmek için yapmanız gereken ilk iş, araşdırmak ve bulmakdır.
  • Her ikisi arasındaki tek fark ise şudur; birincisini okursunuz, ikicisini ise dinlersiniz.

 

Ben de öyle yapdım. “Subay yapacağız” vaadi ile Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin aldatdığı astsubaylardan bugün belki de hayâtda olan bir tek meslek büyüğümüz var; 1951 neşetli Hava Telsiz Asubay Kıdemli Başçavuş Ahmet KISA. Bu konuda dağarında bir şeyler kalmışdır belki diyerek 06 Şubat 2018 Salı akşamı kendisini aradım. Evvelâ hatırını sorup bir süre sohbet etdim. Sonra sadede geldim ve Sayın Ahmet KISA’ya şöyle bir suâl tevcih etdim.

 

 

   Şükrü IRBIK: Ahmet Bey,  efendim, siz 1951 târihli Astsubay Kânunu ile “Hava Astsubay Çavuş” nasbedilen ilk dönem mezûn astsubaylardan birisiniz. Ortaokul mezunu bir asubay idiniz. Göreviniz esnâsında  kendi paranız ile okuyup lise diploması aldınız.

   Mâlumunuz, Astsubay Kânununun 28’inci maddesi ile 1951 senesinde astsubaylara, “sicilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi. Bu maddeye göre 9 sene fiilî hizmetini tamamlayan astsubayların “subaylığa nakil edilmesi” gerekiyor idi. Bu konudaki bilgilerinizi bize anlatır mısınız? 

   Her zamânki heyânlı, babacan ve fakat o nazik tavrı ile Ahmet KISA, hiç duralamadan şunları söyleyiverdi.

   Ahmet KISA: 1951 senesinde Hava Telsiz Astsubay Çavuş nasbedildim. Ve Hava Kuvvetlerimizde muvazzaf astsubay olarak görevime başladım. Çok başarılı bir astsubay idim. Mesleğim telsizciliği çok iyi öğrendim. O senelerde biz telsiz asubayları, pilot ile birlikde uçuyor idik. Maaşımız da pilot maaşına çok yakın idi. Bu sebepden dolayı subaylarımız ile aramızda her zaman bir tesânüd ve birlik vardı. Hepimiz kardeş gibi idik. 

Emekli Hava Asubay Kıdemli Başçavuş Ahmet KISA_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

   Fakat sâdece mesleğimde iyi olmak ile yetinmedim. Aynı zamânda asubay olarak kendimi de tekâmül etdirmek istiyor idim. Gerek kendi mesleğim gerekse askerlik ile ilgili mevuzâtın hepsini buldum ve okudum. 5802 sayılı Astsubay Kânununu da okumuş ve çok iyi biliyor idim.

   Sizin de bahsetdiğiniz üzere Şükrü Bey, bu kânunun 28’inci maddesi mucibince; 9 sene fiili hizmetini tamamlayıp kıdemli başçavuşluğun ikinci veya üçüncü senesinde olanlara “subaylığa nakil hakkı” verilmiş idi. Bu hakkı, dönemin Başbakanı merhum Adnan MENDERES’in verdiğini gâyet iyi hatırlıyorum. 1959 senesine vâsıl olduğumda ben de bu koşulların hepsini hâiz idim. Birlik komutanımızın da teşvik etmesi ile ben de 1960 senesinde yapılacak “subaylığa nakil” imtihânına iştirak etmek için aynı senenin Mart ayında dilekce verdim.

   Fakat ne yazık ki dilekcem işlem görmeye devâm ederken 27 Mayıs darbesi vuku buldu. Ordumuzda emir-komuta zinciri alt üst oldu. O vakit görev yapdığım hava üssünün komutanı olan mühendis tuğgeneral, üsdeki bütün personeli 28 Mayıs günü meydânda içtima etdi. Ve Ankara’dan gelen darbeci bir binbaşıya, evet binbaşıya, yüzlerce personelin gözleri önünde tekmil verdi ve şöyle dedi; “Binbaşım, personelim ile birlikde emrinizdeyim!

   Darbe ile hiçbir ilgim ve hattâ haberim dahi olmadığı hâlde ordumuzdaki emir-komutanın alt üst olmasından ben de nasibimi aldım. Hava Kuvvetlerimizin 30 gün içinde cevâp vermesi gerekiyor idi. Fakat ne yazık ki “subaylığa nakil” imtihânına iştirâk etmek için verdiğim dilekceme menfi ya da müsbet bir cevâp dahi alamadım.

   1980 darbesinde ben, emekli idim.

   Fakat sizin de gördüğünüz üzere, 1951 neşetli Hava Telsiz Asubay Kıdemli Başçavuş ben Ahmet KISA,

   27 Mayıs subay darbesinin mağdur etdiği asubaylardan birisi oldum.

 

 

*  *  *  *  *

 

27 Mayıs’ı tertipleyen Şefik YÜCESOY ve O’nun gibi darbeci subaylarımız,

Darbeden sâdece 2 ay sonra tezgâhladıkları şu kânun ile;

  • Yüksek Kumanda Akademisi müdâvimlerini

        Ve dahi

  • Harp Akademilerinde okuyan “kurmay subay aday öğrencilerini”,

Eğitimlerini henüz tamamlamadığı hâlde;

 

  • Dönemlerini muvaffakiyetle ikmâl etmiş,
  • Stajlarını sona ermiş addetmiş,

        Ve dahi

  • Kurmay” unvânı vermiş idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Fakat

27 Mayıs’ın aynı darbeci subayları, gene aynı günlerde;

Unvânı “Asubay” olan Ahmet KISA’nın ise

5802 sayılı kânundan neşet eden “subaylığa nakil” için verdiği dilekceye

Cevâp vermeye bile tenezzül etmedi.

Bugüne kadar yapdığım araşdırmaların hiçbirinde bulamadığım bu çok kıymetli bilgiyi verdiği için 

Aydın İlimiz efelerinden 86 yaşındaki Sayın Ahmet KISA’ya teşekkür ediyor,

Bu vesile ile ellerinden öpüyor, kendisine sağlık ve esenlikler temenni ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

 

Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin subay yapacağız” vaadi ile aldatdığı asubaylardan bir başkası da

1956 neşetli Jandarma Asubay Kıdemli Başçavuş Mehmet KAYALI.

 

 

Emekli Jandarma Asubay Kıdemli Başçavuş Mehmet KAYALI_Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Keşişdağı’nın eteğinde mola verir iken 85 yaşında olmasına rağmen “asubay meselesine” bugün bile hâlâ kafa yoran Sayın KAYALI’yı 07 Şubat 2018 Çarşamba akşamı aradım. Uzunca bir hâl-hatır faslından sonra bir fırsatını buldum ve kendisine şöyle bir suâl tevcih etdim.

 

   Şükrü IRBIK: Efendim, siz 1956 neşetli jandarma asubay olarak memleketimize 22 sene hizmet etdiniz. Göreviniz esnâsında kendi paranız ile yüksek tahsil yapdınız ve Gâzi Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünden lisans diploması aldınız. Emekli oldukdan sonra Devlet liselerinde uzun süre Fransızca öğretmenliği yapdınız.

   Astsubay Kânununun 28’inci maddesi ile 1951 senesinde astsubaylara, “sicilen subaylığa nakil” hakkı verilmiş idi. Bu maddeye göre 9 sene fiilî hizmetini tamamlayan astsubayların “subaylığa nakil edilmesi” gerekiyor idi. 1956 neşetli olduğunuza göre siz, 9 senelik hizmetinizi 1965 senesinde tamamladınız.

   Peki,

   Astsubay Kânunu ile size subay olma hakkı verdiğini biliyor muydunuz?

   Biliyor idi iseniz şâyet, subay olmak için müracaat etdiniz mi?

   Sanki eski günlerini yaşıyormuş gibi heyecânlanan Sayın Mehmet KAYALI, o gür ve tok sesi ile gürleyiverdi...

   Mehmet KAYALI: Evlâdım, biliyorsunuz ben, Jandarma Astsubayı idim. Jandarma, ATATÜRK’ün de o hârika deyişi ile “bir kânun ordusu”’dur. Kânun Ordusunun bir astsubayı olarak benim de 5802’den elbetde haberim var idi.

   İkinci suâlinize cevâp olarak da şunları söyleyebilirim. Sizin de sarahât ile ifâde etdiğiniz üzere, 1965 senesinde kıdemli başçavuş idim ve “subaylığa nakil” için müracaat hakkını kazanmış idim. Lisans mezunu bir astsubay olarak, 1965 senesi Mart ayında subaylığa nakil için dilekce verdim. Ben, 1936 doğumluyum. Yaşımın 30 seneden “2 ay 29 gün fazla olduğu” gerekcesi ile bu müracaatımı reddetdiler. 5802 sayılı kânunda subaylığa nakil için yaş sınırı yok idi. Dilekceme verilen red cevâbına itirâz etdim. Fakat bu dilekceme bu kez hiç cevâp vermediler.

 


Sayın Mehmet KAYALI’ının anlatdıklarına inanamadım. 5802 sayılı Astsubay Kânunu ve bu kânuna istinâden 1952 senesinde meriyyete konulan Astsubay Yönetmeliğini bir kez daha okudum. Hem kânunda hem de yönetmelikde, subaylığa esâs olarak “kıdemli başçavuşluğun birinci veya ikinci senesinde olmak” şeklinde “rütbe” şartı mevcut. Her iki mevzuâta göre Sayın Mehmet KAYALI’ya “rütbe” şartı tatbik edilmesi gerekir idi. Ve şâyet öyle yapsalar idi hiç şüphe etmiyorum ki kendisi subay olacak idi. Fakat “rütbe” yerine mevzuâta aykırı olarak 30 senelik “yaş sınırını” tatbik etmişler kendisine.

Elinde lisans diploması ile bekleyen Sayın Mehmet KAYALI’yı da işde, böyle “kânunsuz” bir gerekce ile aldatmış şerefsizler.

   Kıymetli meslekdaşım (E) Deniz Asubayı Aydın KULAK şöyle demiş idi;

   “Subay darbeleri asubayları iki kere vurur!

   Sayın Mehmet KAYALI’ya da subaylarımız bu konuda iki kere darbe vurmuşlar!

Bu vesile ile Sayın Mehmet KAYALI’ya da sağlıklı ve uzun ömürler diliyor ve ellerinden öpüyorum.

 

*  *  *  *  * 

 

 

Başbakan Adnan MENDERES;

Bizzat kendisinin ihdâs edip ismine “astsubay” dediği askerlere verdiği “subaylığa nakil” sözünü,

Kendi vekili olan Şemi ERGİN’in yukarıda gördüğünüz cevâbı ile tamâmen yedi, yaladı ve yutdu.

Memleketde harb yok, darb yok, darbe yok! Milletin hür irâdesi ile seçdiği bir hükûmet var meclisde.

Fakat,

Genelkurmay Başkanının gizli ya da açıkdan yapdığı tehditlere teslim olan

Ve dahi

Kendi kabul etdiği kânunu, kendisi yeyip yutan bir iktidâr var memleketde.

27 Mayıs subay darbesinin postal sesleri meclisden meğerse duyulmaya çokdan başlamış bile...

Astsubayları subaylığa nakil konusunda rahmetli MENDERES,

Bugünkü Cumhurbaşkanının bıldır itirâf etdiği gibi; 

  • İktidâr oldu,

        Ve fakat

  • Mukdedir olamadı!..

Astsubayları “subaylığa nakil” konusunda;

 

  • 1951,
  • 1956,

        Ve dahi

  • 1957 senelerinde, 

 

Genelkurmay BaşkanıMSBTBMM arasında tertiplenen kumpaslar savaşının üçünde de muzaffer olarak çıkmasını beceren bir tek kişi var!

O da MSB’yi kuyruğuna takan Genelkurmay Başkanları...

Astsubayların “sicilen subaylığa naklini” bir türlü hazmedemeyen Genelkurmay Başkanları,

Son ve “netice alıcı” darbeyi de astsubaylara, 6744 sayılı kânun ile bu sene vurdu.

Astsubayların “tahsilen subaylığa nakil” meselesini de

27 Mayıs subay darbesinin meşum rüzgârının esdiği 1967 senesinde vuracağı darbe ile halledecek idi.

 

*  *  *  *  * 

 

 

 1961

  

 

 

1961 senesindeyiz.

Amerika, aya gideli 2 sene olmuş idi.

Astronot Coni’ye göre “aya ayak basmak”, kendisi için küçük fakat insanlık için büyük bir adım idi!..

Lâkin bizim memleketimizde ise sömürgen, böbürgen ve kemirgen subaylarımız;

Cumhuriyet târihimizin ilk subay darbesini yapmışlar ve devleti ellerine geçirmişler idi.

Genelkurmay Başkanlığı gotluğundan gıçını galdıran Aga Cemal GÜRSEL

Bu kez hem Cumhurbaşkanlığı hem de Başvekil goltuna oturmuş idi.

27 Mayıs darbesinin ertesinde, 1961 Türkiye’sinin hükûmet idâre heyeti işde, şu eşhâşdan müteşekkil idi. 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Cemal Aga_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

"Yeni bir statü” diye yutdurmaya çalışdıkları

Ve dahi

Muvazzaf gedikli erbaşlığı” yalap şap boyadıkdan sonra “muvazzaf astsubay” ismi verdikleri uyduruk asker sınıfının teşkil edilmesi için

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının gerekcesinde dönemin Başbakanı Adnan MENDERES,

Yüce meclise şöyle demiş idi; 

  • Orduda askerî memurlar tarafından yapılan görevleri bu hizmetler için yetiştirilmiş astsubayların yapması daha faydalı mütalâa edilmişdir.
  • Bu suretle kaynağı kapatılmış olan askerî memurlar zamanla tasfiye edilecektir.

 

Başbakan Adnan MENDERES, 1951 böyle demiş idi demesine...

Fakat

27 Mayıs darbesini yapan darbeci subaylarımız, darbenin tozu dumanı tüterken bir kânun hazırladı; 211 sayılı İç Hizmet Kânunu.

Adnan MENDERES’in 1951 senesinde 5802 sayılı kânun ile ilğa etdiği “askerî memur” sınıfını

1961 senesinde piyasaya sürdüğü 211 sayılı kânun ile darbeci subaylarımız tekrâr hortlatdılar.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Bu kânunun meclisde müzâkeresi esnâsında

Subay sınıfına dâhil edilen “askerî memurlar” sınıfının tekrâr ihyâ edilmesi için

Şu saçma ve aptalca gerekceyi ileri sürdüler;

 

 

   (B:58, 22.12.1961, O:1, s.10, 11) HÂKİM BİNBAŞI AHMET KERSEBuraya askerî memur olarak konuşunun sebebi şu: ileride belki yardımcı bir sınıf olarak ihdas edilebilir.

   O zaman, Dahilî Hizmet Kanununda bir tadilât yapmadan, bu sınıfın yeri bulunmuş olur, muamele buna göre yapılır diye düşündük.

 

 


Bir baltaya sap olmayan subay mahdumlarının orduya “askerî memur” olarak kapak atdığını gören dönemin Başbakanı Adnan MENDERES, doğru bir karâr vermiş ve bu sınıfı 1951 senesinde lağv etmiş idi.

Fakat

Mahdumlarının göt gezdirip dolgun maaş aldığı bu arpalıkların kapatılmasını hazmedeyen yeyici subaylarımız

Adnan MENDERES’den intikâm almakda gecikmediler.

Tertip etdikleri 27 Mayıs darbesi ile Adnan MENDERES’i idâm sephasına gönderen darbeci subaylar,

Darbeden aylar sonra piyasaya sürdükleri İç Hizmet Kânunu ile “askerî memur” sınıfını tekrâr hortlatdılar.

18 Haziran 1951 târihli MSB Komisyon Raporunu hazırlayan kaşalot subaylar ve siyâsetciler,

Astsubay” sınıfının teşkil edilmesine gerekce olarak şöyle dediler;

Yeni bir statü tesisi hedef tutulmuştur.”

 

Fakat

27 Mayıs subay darbesinden bir kaç ay sonra peydahladıkları 211 sayılı İç Hizmet Kânunu meclisde müzâkere edilirken bu söylediklerini 1961 senesinde yalayıp yutdular.

Yalan söylemeyi alışkanlık hâline getiren kişiler her şeyden evvel kuvvetli bir hâfızaya sâhip olmalıdır.

Ayrıca,

Devleti idâre edenlerin olmasa bile devlet idâresinin ortak bir şuuru ve müşterek bir hâfızası olsa gerekdir.

Fakat

Bunca kânunu ve zabıtlarını okudukdan sonra şunu gördüm;

 

  • Ne devlet idâresinin ortak bir şuur ve müşterek hâfızası kalmış,
  • Ne de devleti idâre eden kaşkarikocuların sağlam bir hâfızası var.

 

İşde, 1951 senesinden sâdece 10 sene sonra,

Astsubay” dedikleri uyduruk asker sınıfının “yeni bir statü” olmadığını 1961 senesinde Millî Savunma Bakanlığının kendisi itirâf edecek idi.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

   GÜVENLİK KOMİSYONU ARAŞTIRMA VE

   İNCELEME KURULU ÜYESİ HȂKİM BİNBAŞI AHMET KERSE – Efendim,

   (....)

   Önce astsubayların erattan ayrılması meselesini izah edeyim. Astsubaylar eski İç Hizmet Kanununa göre erattan sayılırlardı. İç Hizmet Kanununda bir değişiklik yapılmadı, değişmedi, ama, 5802 sayılı ayrı bir kanunla astsubayların statüsü değişti. Buna rağmen astsubaylar erlerle aynı tâbir içinde sayılmakta devam etti.

   Gediklilere astsubay dendi ama, İç Hizmet Kanununa göre gene erbaş tâbiri içinde kaldı. Şimdi biz bunu çıkarıyoruz, erattan ayırıyoruz. Erbaş tâbirini kıtadan yetişen onbaşı, çavuş, uzatmalı, uzman çavuşa inhisar ettiriyoruz. Bunların tariflerini yapıyoruz, hudutlarını gösteriyoruz.

 

 

MSB’den tasdiknâmeli Hâkim Binbaşı Ahmet KERSE konuşdukca konuşmuş!

Fakat konuşdukca Pinokyo gibi burnu da uzadıkca uzamış!..

 

*  *  *  *  * 

 

 5802 sayılı kânunu 1951 senesinde meclisde vekillere kabul etdirmek için

Kimlerin ve ne yalanlar söylediğini bir iki kelime ile anlatmalıyım.

Meclise arz ettdiği 5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısında

Başbakan Adnan MENDERES ve Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN’in ileri sürdüğü gerekcelerden üçü şöyle idi;

1. Silâhlı kuvvetlerimizin modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.

 

2. Ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyeti kadrolarını astsubaylardan terfi edecek teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar ile tamamlayacağız.

 

3. Ve böylece harb okulundan daha az sayıda subay yetiştireceğiz.

 

Yukarıda gördüğünüz suâlleri, sondan başlayıp cevâplayalım;

Üçüncü suâlin cevâbını öğrenmek için hazırladığım şu çizelgeye bakmak kâfi gelecek!

İşde, 1951, 1986 ve 2014 senelerine ait asubay-subay mevcudâtı;

 

Sene

Subay

(Kara, Deniz, Hava)

Asubay

(Kara, Deniz, Hava)

Kaynak

1951

24.000

11.000

KARAKUZU-NAMAL, 2016

1986

32.000

38.000

Emret Komutanım, 1986. M.Ali BİRAND

2014

47.377

97.975

Genelkurmay Başkanlığı, Nisan 2014

Artış (%)

% 100

% 900

 Eski Tüfek - 2018

 

 

   Yukarıdaki çizelgede gördüğünüz üzere;

 

  • 1951 senesinde asubay sayısı, subay sayısının yarısı imiş,

 

  • 2014 senesinde ise asubay sayısı, subay sayısının tam 2 katı olmuş,

 

  • 1951-2014 arasında geçen 63 senede subay sayısı sâdece 1 kat artmış,

 

  • Fakat aynı süre içinde asubay sayısı tam 9 kat artmış!

 

  • Genelkurmay Başkanları ordumuza 63 senede tam 9 kat asubay doğurtmuş!..

 

 

 


Bir düşünün bakalım! Bu rakamlar size ne hikâyeler, ne dümenler anlatıyor acap?..

2014 senesine ait subay sayısına bakdığımızda 1951 senesinin Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN’in

Subay sayısının azalacağı konusunda meclise koca bir yalan söylediğini görüyoruz.

Çünkü

1951 senesinden 2014 senesine kadar geçen 63 senede azalmak şöyle dursun,

 

  • Tam aksine subaylarımızın sayısı %100 artmış, iyi mi?

 

Zannedersin Türkiye, Üçüncü Dünyâ Harbine hazırlanıyor...

 

*  *  *  *  *

 

 

   Millî Savunma Bakanı Hulusi KÖYMEN, 1951 senesinde Yüce Meclise şöyle dedi;

  • Amerika’dan aldığımız silâhları kullanmak ve erlere öğretmek üzere “astsubay” sınıfını ihdâs etdik,
  • Bunun neticesinde de subay sayısını tedricen azaltacağız.

 

   Fakat

   Ismarlama kitap “Emret Komutanım”’ı 1986 senesinde yazdıran Encümen-i Danişci Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı KARADAYI ise

   Subay orduevine götürüp “bir balık-iki duble rakı” ile tavladığı sünepe gazateci M. Ali BİRAND’a şöyle dedi;

 

  • Harp Okulları'ndan çıkan subay sayısı, ordunun gerçek subay ihtiyacının çok altındadır,
  • Erlerimizi, Harp Okulu mezunu subaylarımız ve yedek subaylarımız ile eğitiyoruz(!)

 

   İşde, Genelkurmay Başkanının Emret Komutanım’daki o sözleri;

 

 

   2) TEKNOLOJİ TEHDİDİ EĞİTİM:

   Türk Silahlı Kuvvetleri'ni önümüzdeki yıllarda bekleyen diğer en büyük tehlike “teknolojik ilerlemeler” olacaktır. En Asubay Tefrikası 6-5_ Emret Komutanım_Sünepe gazeteci M. Ali BİRAND_Eski Tüfek Şükrü IRBIKbasitinden, en ilerisine kadar tüm silah sistemleri artık her yıl daha gelişmekte ve bilgisayarlar giderek artan biçimde devreye girmektedir. Artık bir uçaksavar, bir tank, bir hücumbotu veya basit bir havan topunu kullanmak için dahi, bugün Türkiye'nin genelindeki sivil eğitim sisteminde hemen hemen hiç verilmeyen bilgiler gerekmektedir. Bu silahların nasıl kullanılabileceğini önce subaylarımız ögrenecek, onlar da erata ögreteceklerdir.

Oysa, Harp Okulları'ndan çıkan subay sayısı ordunun gerçek subay gereksiniminin çok altında kalmaktadır. Bu nedenle, kısacık bir egitim gören yedeksubaylarla eratın eğitim açığı kapatılmaya çalışılmaktadır. Oysa, liseden başlayıp Harp Okulu'nun sonuna kadar eğitilmiş bir subay ile birkaç aylık eğitimden geçmiş bir yedeksubayın eğittiği er arasında önemli bir fark oluşmaktadır. Bu temel eğitim ne kadar tecrübeli üst' ler tarafından gözleniyor ise de, yine de istenen sonuç elde edilememektedir. (Sayfa 496).

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanının sünepe gazeteci M. Ali BİRAND’a söyletdiği bu zehirli yalanın panzehirini bulmak için fazla uğraşmadım. Mahalleden komşum emekli bir meslek büyüğümüzün kapısını çalmak yetdi de artdı bile... Ordumuzdaki erlere kimlerin eğitim verdiği konusunu şimdi de 1979 neşetli Tank Asubay Kıdemli Başçavuş Hüseyin EBE ile görüşdüm. Ve kendisi ile aramızda şöyle bir muhâvere cereyân etdi;

Asubay Tefrikası 6-5_Emekli Tank Asubay Başçavuş Hüseyin EBE_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   Şükrü IRBIK: Hüseyin Bey, siz 1979 neşetli Tank Asubay olarak ordumuza 27 sene hizmet etdiniz. Trakya’dan şarka, Diyarbakır’a; Malatya’dan Kıbrıs’a kadar memleketimizde sekiz iklim dört bir köşe görev yapdınız. Mâlumunuz olduğu üzere er sayısı en fazla olan kuvvetimiz, Kara Kuvvetlerimizdir. Gazeteci M. Ali BİRAND’ın 1986 senesinde neşretdiği ve türünün ilk örneği olan Emret Komutanım isimli kitapda Genelkurmay Başkanımız şöyle demiş; “En basitinden, en ilerisine kadar tüm silah sistemlerini nasıl kullanılacağını önce subaylarımız öğrenir, onlar da eratımıza öğretir.”

   Sizin ile bugüne kadar yapdığımız sohbetlerde, tank asubaylığından ziyâde er eğitim görevi yapdığınızdan bahsetmiş idiniz. Efendim, size suâlim şöyledir; Kara Kuvvetlerimizin acemi er eğitim ve usda birliklerinde erlerimizi, Genelkurmay Başkanımızın iddia etdiği gibi, harb okulu mezunu subaylarımız mı eğitmekdedir?

   Hüseyin EBE: Sizin de az evvel ifâde etdiğiniz üzere 1979 neşetli tank asubayı ben Hüseyin EBE, tank asubaylığından daha çok er eğitim görevlerinde çalışdım. Gerek acemi er olsun gerekse usda er olsun kışlada erlerimize eğitim veren bir tek subay görmedim. Hele, yedeksubaylar, kışlada er eğitimi veriyormuş, öyle mi? Bu yalanı yazan M. Ali BİRAND’a bir şey demiyorum da! Bu adama bu yalanı söyleten subaylar var ya! İşde, onlara diyeceğim çok şey var!...

   Rakamlar duruma göre değişmek ile berâber bir bölükde; 1 yüzbaşı, 1 üsteğmen, çok nâdir olarak 1 asteğmen, 15 asubay ve 600 er mevcudu vardır. İsder acemi isder usda birliğinde olsun; bölük ya da takımdaki subayların, erlerimizin önüne çıkıp da silâh kullanmayı öğretdiğini ya da temel askerlik eğitimi verdiğini hiç görmedim desem yalan olmaz. Hem, bölükdeki 600 erimize sâdece 3 subay nasıl eğitim veriyormuş bakayım? Bunu diyen adamın, askerlik bilgisi şöyle dursun, evvelâ aklından şüphe ederim ben.

   Er eğitiminde müfredât şöyle işler. Subaylarımız, eğitim planını hazırlar. Onu da “kopyala-yapışdır” şeklinde evvelki planlardan kopye çekerler. Fotokopisini çekdiği bu eğitim planını da uygulaması için bölük ya da takımındaki asubaylara verir. Subaylarımızın er eğitimi konusunda yapdığı işin hepsi işde, bu kadardır. Er eğitiminin geriye kalanı da yüzde doksan beşden fazladır ki hepsi de asubayların sırtındadır.

   Asubay, kışlada; sıcakda, soğukda, karda, yağmurda, çamurda, bayramda-seyrânda, gece gündüz demeden erlerimize eğitim verir. Hattâ bizim Kara Kuvvetlerinde bölük ve takım komutanlığı kadroları niyeyse, dibi delik kova gibi bir türlü dolmaz, hep boşdur! Ve bu kadrolar nâdiren atamalı olarak vekâleten ve fakat çoğu zamân da birlik içi görevlendirilen asubaylar ile tamamlanır. Ancak ne var ki birlikiçi görevlendirme ile bu görevi yapan asubaylara bölük ya da takım komutanın aldığı ek ödemelerin hiçbirisi verilmez. Kara Kuvvetlerine girdiğim 1975 senesinden beri durum hep böyledir.

   Bölük ya da takım komutanı ne iş mi yapar? Onu da söyleyeyim, Şükrü Bey.

   Bölük ve takım komutanları; 

  • Odasının penceresinden dışarı, talimgâha bakar ve
  • Asubayın erlerimize verdiği eğitimi, manda katara bakar gibi, elleri arkasında sâdece seyrederler.

 

   Erlerimize silah eğitimini harp okulu subaylarımız veriyor diyen M. Ali BİRAND, kendine yakışanı yapmış ve sunturlu yalan söylemiş, bu bir!

   Bunu söylemesine izin veren Genelkurmay Başkanı kim ise, doğruyu söylememiş, bu da iki!..

   Kurmaylık bu olsa gerek, Şükrü Bey!

   Ankara’da, karargâhdaki masanın başında otururken

   Kışlada olup biten hakkında uzakdan üfürüp ahkâm kesersen baltayı işde, böyle daşa vurursun!

   Şükrü IRBIK: Hüseyin Bey; görevde iken kendi paranız ile okudunuz yüksek tahsil yapıp lisans diploması aldınız. Görevinizde başarılı olduğunuzdan dolayı çok sayıda takdir ile taltıf edildiğinizi söylemiş idiniz. Kendi mesleğiniz olan asubaylığı çok sevdiğinizi de sohbetlerimizden biliyorum. Şu hâlde şartlar da izin için gâyet müsait görünüyor. Peki, subaylığa geçmeyi düşündünüz mü?

   Hüseyin EBE: Akl-ı selim ve kıymet verdiğim subay kardeşlerimden bu konuda ciddî desdek gördüm. Hattâ subaylığa geçiş için müracaat etmem konusunda çok ısrar etdiler. Fakat ben, asubay olmakdan memnun idim. Tank asubayı olsam da zâten atandığım birliklerin hemen hepsinde subay kadrolarında çalışdım. İcrâ görevinden ziyâde subayların yapdığı idârî görevler yapdım. Mesleğime asubay olarak başladım ve asubay olarak bitirmek isdediğim için subay olmayı aklımdan bile geçirmedim.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısının gerekcesinde Başbakan Adnan MENDERES’in ileri sürdüğü gerekcelerden ikisi de şöyle idi;

 

1. Silâhlı kuvvetlerimizin modern harb silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere öğretecek muharip ve yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına olan ihtiyaç çok fazladır.

 

2. Ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyeti kadrolarını astsubaylardan terfi edecek teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar  ile tamamlayacağız.

 

Yukarıda görüldüğü üzere Başbakan Adnan MENDERES hükûmeti, astsubaylardan terfi etdireceği teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subayları da “çok ihtiyacımız var” dediği “takım komutanlığı” kadrolarında istihdam edecek idi.

1951 senesinde Meclisde yapdığı konuşmada Başbakan Adnan MENDERES

Ve

Millî Savunma  Bakanı Hulusi KÖYMEN, “astsubay” sınıfının ihdâs gerekcesini şöyle açıklamış idi.

Astsubaylardan terfi etdireceğimiz subaylar ile “takım komutanı” kadrolarını tamamlayacağız.

 

 

   Her iki zevâtın bu sözlerinin de bir yalan olduğunu anlamak için şu iki suâli sormak yetecek;

 

  • Astsubay Kânununu kabul etdiğiniz 1951 senesinden bugüne kadar geçen 67 senede astsubaylardan terfi eden subay sayısı nedir?

 

  • Bugün “takım komutanı” olarak görev yapan subaylarımızdan kaç kişi, astsubaydan terfilidir?

 

 

*  *  *  *  *

 

   Yalnız bilgili olmak değil adam olmak;

   Vefâlı mı değil mi insan, ona bak.

   Yücelerin yücesine yükselirsin

   Halka verdiğin sözün eri olarak.

 

   Ey, dört ile yedinin doğurduğu Hayyâm!

   Söyle, ne demeli?

   “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere verdiği sözleri tutmayanlara..

 

*  *  *  *  *

 

Genelkurmay Başkanı ol, Millî Savunma Bakanı ol, Başbakan ol;

 

  • Osdur, osdur ipe diz! Uydur, uydur, yalan söyle!

 

  • Uydur, uydur, “yeni sınıf” diyerek “uyduruk astsubay” sınıfını uydur!

 

 

Taa ki Eski Tüfek namlı tekâüd asubay Şükrü IRBIK çıkıp da bu yalanları yüzünüze vurana kadar...

 

*  *  *  *  *

 

Bakınız, bu yalancı dolmacılarından başka birisi ne yapmış!..

ATATÜRK’ün subayları olduğunu söyleyen 27 Mayıs darbesinin elabaşılarından birisi olan

Deniz Kurmay Binbaşı Darbeci Selahattin ÖZGÜR’ün verdiği kânun teklifi ile

ATATÜRK’ün kurduğu ve ismine 1935 senesinde “Cumhuriyet Ordusu” dediği ordunun ismini de

Hiçbir gerekce izhâr edemeden “Türk Silahlı Kuvvetleri” olarak tebdil etmiş.

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ 27 Mayıs darbeci subayı Mehmet Selahattin ÖZGÜR_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

Dünyâdaki Ordular Nerede, Bizim Ordumuz Nerede?..

Dünyâda böyledir, memleketimizde böyledir, devletimizde böyledir!

Ve hattâ ordumuzda da böyledir!..

Subay yardımcısı” deyip alıp eğitmişsin ve ordu terbiyesi ile senelerce yoğurmuşsun!

Hemen hepsi subay kadar donanımlı olan asubayları,

Sâdece 3 aylık intibâk eğitimi vererek çakı gibi, en iyisinden subay yaparsın.

Hem de Harb Okulunda harcadığın paranın sâdece yüzde biri para ile...

Bu memleketde kimse kendisini bulunmaz Bursa kumaşı zannetmesin!

Çünkü hiç kimse vazgeçilmez değildir! Her selefin bir halefi vardır! Gerisi de lâf-ı güzâfdır.

Coni memleketinde rütbesiz er, kuvvet komutanı ve genelkurmay başkanı olabiliyor ise şâyet,

Ki oluyor, oldu!..

Bu vatanın her vatandaşından da herşey olur!

Yeter ki Türklük şuuru, vatan ve millet sevgisi, Allah korkusu

Ve hele bir de güzel ahlâk, temiz ve sarsılmaz bir vicdânı ola!..

Sonrası sağlık, esenlik, iyilik, güzellikdir...

 

*  *  *  *  * 

 

Ordumuza intisâb etmiş her asubayı, subay yapamazsınız!

Yapmanıza lüzum da yok! Zere, asubaylardan böyle bir talep de yok!

Çünkü,

Birincisi şudur; her asubay, subay olmak isdemez! Her subay, kurmay olmak isdiyor mu?

 

İkincisi şudur; Bugün itibârı ile biliyoruz ki bizim ordumuzda, tuğ-orgeneral mevcudu, subay sayısının %1’idir. Albay sayısı da %14 civârındadır.

Fakat

 

Sicilen subaylığa nakledilen” asubayların oranı, bütün subaylarımızın %1’i kadar bile değildir.

 

Üçüncüsü de şudur; Başbakan Adnan MENDERES hükûmetinin 1951 senesinde kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânununun temel hedefi; “teğmen-yüzbaşı” kadrolarını astsubaylardan “sicilen terfi ettirilen subaylar” ile doldurmak idi. Astsubay ismi verilen uyduruk asker sınıfının teşkil edilmesi için dönemin Millî Savunma Bakanının 1951 senesinde ileri sürdüğü bu “gerekce”, bugün için çöpe mi atıldı?

 

  • Bugün ordumuza bakdığımızda, teğmen-yüzbaşı rütbelerindeki subayların acap ne kadarı astsubaylıkdan terfi eden subaydır?

 

 

*  *  *  *  *

 

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunundan bozma 5802 sayılı Astsubay Kânununun en büyük eskikliği şudur;

        Türkiye;

  • 5886 sayılı kânunu 18 Şubat 1953 târihinde meclisde kabul etdi ve NATO üyesi oldu.

 

  • 6020 sayılı kânunu 21 Ocak 1953 târihinde meclisde kabul etdi ve 1949 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf oldu.

 

  • Her iki sözleşmeye göre üye ülkelerin tamamı, ordularında iki sınıf asker olduğunu kabul etdi.

 

1. Er

2. Subay

 

5802 sayılı Astsubay Kânunu her iki sözleşmenin kabul edilmesinden bir iki sene önce meclisde kabul edildi. İşde bu sebepden dolayı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde ihdâs edilen “astsubay” sınıfı; esir kampında yapılacak muâmele konusunda kelimenin tam anlamı ile câmi avlusuna bırakılmış bebe gibi sâhipsiz kaldı. İkinci Dünyâ Harbine iştirak etmediğimizden dolayı bu sakâmetin farkında değiliz.

Fakat bir harp esnâsında esir düşen “astsubay” dedikleri biz askerler; 

  • Esir kamplarında erlerimiz ile aynı koğuşlarda kalacağız.
  • Bu kampda er yok ise şâyet biz “astsubaylar” “hizmet eri” olarak subaylarımıza hizmet edeceğiz.

 

 

*  *  *  *  *

 

Amerika’nın Coni’yi aya göndermeye hazırlandığı günlerde

926 sayılı kânununu hazırlayan bizim yavşak subaylarımız ise

Dünyânın gelişmiş ordularındakine benzer bir personel kânunu yapdık diye dübürlerinden üfürüyor idi.

Fakat lahâna beyinli bu subaylarımız;

Dünyânın kalbur üsdü ordularında “astsubay” denilen;

 

  • Uyduruk”,

 

  • Ortada sandık” ve

 

  • Köle” bir asker sınıfı olmadığını, utanmadan bilmezden geliyorlar idi. Bu bir yana!

 

Peki,

Bizim ordumuzda “astsubaylıkdan subaylığa nakil nisbeti” sidik yarışdırdığımız ülkelerin ordularındaki nisbet kadar niye olamıyor?

 

*  *  *  *  *

 

 

2014

 

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet ÖZEL’e bir dilekce gönderdim 2014 senesinde.

Ve dedim ki senelik olarak “subaylığa nakletdiğiniz” asubay sayısı nedir?

 

 

   KONU: Astsubaylıkdan subaylığa terfi ettirilen astsubayların senelik olarak sayısı hakkında. 

   İLGİ:      (a) 09 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.

(b) 19 Nisan 2004 tarihli ve 2004/7189 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik.

(c) 18 Kasım 2014 Salı günü icra edilen TBMM 15’inci birleşim, 6’ncı oturum.

   18 Kasım 2014 Salı günü icra edilen TBMM 15 inci birleşim altıncı oturumda; Mersin Milletvekili Sayın Ali ÖZ'ün (6/1736) ve Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün (6/3052) esas numaralı sözlü soru önergelerine verdiği cevabın “Mesleki gelişime yönelik yapılan çalışmalar” başlığı altında madde 3’de Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet YILMAZ; “Astsubayların azami yüzde 15 olan astsubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanı 2012 yılından itibaren yüzde 25'e çıkarıldığını” ifade etmişdir.

   Sayın Bakanımıza suallerim şöyledir;

   Astsubaylıkdan subaylığa geçiş kontenjanının yüzde 15’den yüzde 25’e çıkarıldığını bildiren cümlede bahsedilen;

    1. Yüzde 15 ve yüzde 25 kontenjan oranları için esas kabul edilen “yüzde” sayısı neyi ifade etmektedir?

    2. Yüzde 15 kontenjan oranının tekabül etdiği astsubay sayısı ne idi?

    3. Yüzde 25 kontenjan oranının tekabül etdiği astsubay sayısı ne oldu?

 

    3. 2012 senesinde astsubaylıkdan subaylığa terfi ettirilen astsubay sayısı nedir?

 

   Yukarıdaki herbir sualimin ayrı ayrı olmak üzere cevaplandırılmasını arz ederim.

   Saygılarımla 25.11.2014 

   Şükrü IRBIK

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Orgeneral Necdet ÖZEL, her zamânki silâh arkadaşlığını gösderdi bana ve suâlime cevâp vermedi.

 

   974099 nolu başvurunuz hakkında. 

   This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

   12/12/2014, 6:56 PM

   To: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

40

   Sayın ŞÜKRÜ IRBIK,

   Başvuru Numaranız: 974099

   Sayın Şükrü IRBIK,

   1. 974099 sayılı BİMER müracaatınız incelenmiştir.

   2. Başvurunuz, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun "Kurum İçi Düzenlemeler" başlıklı 25'inci maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

   Bilgilerinize sunar, esenlikler dilerim.


   GNKUR.PER.BŞK.LIĞI 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

2018

 

 

 

 

 

 

   Hayvan Çiftliği!Asubay Tefrikası 6-5_George ORWELL_ Hayvan Çiftliği_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

   İngiliz yazar George ORWELL’in 1945 senesinde neşretdiği meşhur bir kitabı vardır; Hayvan Çiftliği. Bu çiftliğin hayvanları, daha fazla yem yemek ve daha az çalışmak için bir gün isyân ederler. Canını zor kurtaran sâhibi, çiftliğini terk edip kaçmak zorunda kalır. Kendini akıllı zanneden Major isimli ihtiyar domuzun önderlik etdiği isyâncılar; bizim darbeci kaşalot subaylarımızın "memleketin idâresine el koyduğu" gibi, çiftliğin idâresine el koyarlar.

   Akabinde de bir araya gelir ve bir kânun hazırlarlar. Çiftliğin duvarına yazdıkları 7 maddelik bu kânunun özü şudur;

 

 

Bütün hayvanlar eşitdir!”

 

 

 

Emekde ve yemekde bütün hayvanların eşit olduğu yeni düzen, kısa zamânda bozulur. Gelen, gideni aratır misâli, çiftlikdeki hayvanlar eskisinden daha kötü duruma düşerler. Elebaşı domuz Major, günbegün semirirken; diğer hayvanların yemi azalır hem de daha fazla çalışırlar. Çünkü isyâncı başı domuz Major, hazırladığı kânunun işine gelmeyen maddelerini kimseye farketdirmeden kendi isteği doğrultuda geceleri bir bir değişdirir.

Çiftlikde bir gece şiddetli bir gürültü patırtı duyulur. Hayvanlar, sesin geldiği yere vardığında domuz Major’u suç üsdü yakalarlar. Bir elinde boya, diğerinde fırça ile birlikde yakalanan elebaşı domuz Major, duvarda yazılı olan kânunun birinci maddesini şöyle değişdirmişdir; 

 

 

 “Bütün hayvanlar eşitdir!

Fakat bâzı hayvanlar, ötekilerden daha fazla eşitdir!

 

 

Subaylarımız bir yandan kendi lehlerine ve fakat asubayların aleyhine yeni kânunlar peydahlamışlar,

Diğer tarafdan da mevcut kânunların asubayların lehine olan maddelerini bir bir değişdirmişler.

Asubaylar hakkında bugüne kadar çıkartılan kânunları okudukca

Hayvan Çiftliği’ni okuduğum zehâbına kapılıyorum.

Çiftlikde hayvanların birlikde hazırladığı ve Binbaşı Domuz’un değişdirdiği kânunun birinci maddesini de şöyle diyesim geliyor;

 

 

Bütün askerler eşitdir!

 

Fakat subaylar, öteki askerlerden daha fazla eşitdir!

 

 

Hikâyedeki müzevir, menfaatçi ve alçak domuzun isminin Major (binbaşı) olması da beni acı acı gülümsetiyor.

Fakat ben gülümsemekden ziyâde;

Asubayların aleyine kânunları çıkartan

Ya da

Asubayların aleyhine olacak şekilde gizlice değişdiren “Domuz Major”’lere,

Dil değmemiş, dodak dokunmamış küfürler ediyorum... 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   1951 senesinde kabul edilen 5802 sayılı Astsubay Kânununun 6 hedefi var idi;

    1. Ordumuzdaki silâhları “kullanmak” ve “kullanmasını erâta öğretmek” üzere “astsubay” ismi ile yeni bir asker sınıfı teşkil etmek,

 

   2. “Kıdemli başçavuş” rütbesine yükselen bu astsubayların “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtip” nasbedilerek bu isimler ile “yeni bir subay” sınıfı teşkil etmek,

 

    3. Bu tedbirlerle ordunun ast kademe komuta ve hizmet heyetinde kazanılacak teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylar ile ordu mahrutunun devamlı bir surette kaidesini teşkil etmek,

 

   4. Ve böylece harb okulundan kemmiyet (sayı) itibariyle daha az sayıda subay yetiştirmek,

   a. Askerî memurun yapdığı bütün işleri yapmak üzere “astsubay” olarak tesmiye edilen yeni bir asker sınıfı teşkil etmek ve böylece askerî memurluğu lağvetmek, (Subay sınıfına dâhil olan askerî memurun görevini yapacağından dolayı astsubaylar da subaylığa terfi ettirilecek idi.)

   b. Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede subay yetişdirmek için subaylarımıza daha uzun süreli harbiye tahsil imkânı bahşetmek.

 

   Bu 6 hedefi tahakkuk etdirmek için aslında bir şey daha yapmaya mecbur idiler;

  • Lağvedecekleri askerî memurların bütün işlerini yapdıracak,
  • Subay sınıfına dâhil olarak yeni teşkil edecekleri “askerî teknisiyen” ve “askerî kâtip”lerin işlerini yapdıracak,
  • Teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylarımızın

        Ve dahi

  • Erlerimizin yapdığı her türlü işi yapacak,

 

   “Askerî memur + subay + askerî teknisiyen + askerî kâtip + er ” karışımı yeni ve ucûbe bir asker sınıfı teşkil etmek.

   Böylesi melez ve ucûbe bir asker sınıfını keşfetmek için

   Genelkurmay Başkanlığımızın kerizci ve sahtekâr subaylarının fazla kafa yormasına da lüzüm yok idi. Çünkü henüz daha bir sene evvel peydahladıkları “gedikli erbaş” sınıfı çokdan iflâs etmiş idi bile...

    “Gedikli erbaş” dedikleri bu köle asker sınıfını; 

  • Evvelâ “astsubaylığa terfi etdimek” vaadi ile aldatmayı,
  • Akabinde de  “astsubaylıkdan subaylığa terfi etdirmek” vaadi ile aldatmayı

        Ve böylece

  • Kendi akıllarınca “bir daş ile üç guş vurmayı” o galın gafalarına goymuşlar idi bir kere...

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B’nin “ Astsubay ” olarak tesmiye etdiği bu sözde yeni asker sınıfı aslında;

  • Ne “askerî memur
  • Ne “subay
  • Ne de “er” sınıfına dâhil idi.
  • Fakat aynı zamânda
  • Hem “askerî memur
  • Hem “subay
  • Hem de “er” idi.

 

       Ve böylece;

  • Elleri götünde dolanan subay mahdumlarından müteşekkil askerî memurlardan kurtulacaklar idi.

 

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   “ Astsubay ” olarak tesmiye etdikleri bu sözde yeni asker sınıfı; 

  • Subayın yardımcısı olacak ve subayın işlerini yapacak,
  • Askerî memurun yerini alacak ve yapdığı işleri yapacak,
  • Silah kullanmayı öğrenecek,
  • Mükellef erâtımıza da hem helâya sıçmayı hem de silah kullanmayı öğretecek,
  • Bütün bu işleri yapar iken de sağlık hizmetlerinde “er” muamelesi görecek idi.

 

   Genelkurmay Başkanı ve MSB’nin 5802 sayılı kânun ile hedeflediği aşağıdaki 6 hususu tahakkuk etdiler;

  • 1. Ordudaki silâhları kullanacak ve kullanmasını erâta öğretecek yeni bir asker sınıfı teşkil etdiler. Bu yeni ve uyduruk asker sınıfına da “astsubay” ismini verdiler.

 

  • 2. Ve böylece, erleri eğitmek görevini teğmen-yüzbaşı rütbesindeki subaylarımız, usda katır gibi sırtından atdılar. 

 

  • 3. Askerî memurun yapdığı işleri, “astsubay” ismini verdikleri bu sözde yeni asker sınıfının sırtına yıkdılar.

 

  • 4. ve böylece subay muâdili olan askerî memurlar ile subaylarımız orduevi, lojman ve sosyal tesislerin tek sâhibi oldular.

 

  • 5. Fakat fiilen olsa da askerî memurluğu hukûken lağvetmediler.

 

  • 6. Yüksek komuta için daha yüksek kapasitede subay yetişdirmek için harbiye talebesine daha uzun süreli tahsil vermek isdiyorlar idi. Bu maksada mâtuf olarak, harp okullarının tahsil süresini;

 

 

   Genelkurmay Başkanlığı ve MSB, yukarıda gördüğünüz hususların hepsini tahakkuk etdirdi. Çünkü hepsi subaylara yeni fırsat, yeni menfaatler ve yeni istikbâller getiriyor idi.

   MSB ve Başbakanın hazırlayıp TBMM’ye arz etdiği 5802 sayılı kânunun temel hedefi şu idi;

 

  • Zekî ve okumak imkânı bulamayan kâbiliyetli Anadolu çocuklarına yeni bir fırsat vermek,

 

  • Ordu içinde bedbin bir zümre yaratmamak,

 

   Teşkil etmeyi düşündükleri ve “astsubay” dedikleri askerlerden;

  • İsdekli ve gereken şartları hâiz onlarlar kıdemli yüzbaşılığa kadar terfi edecek,
  • Hâl ve durumlarından memnun olanlar temdit ederek astsubay olarak çalışmaya devâm edecek,
  • İsdekli olmayanlar ise 9 senelik mecburî hizmetden sonra astsubaylıkdan istifa edip ordudan ayrılacak idi.

 

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Subay muâdili olan askerî memurun görevini astsubaylar yapacağından dolayı

   Astsubayları da subaylığa nakil edecekler idi.

   Fakat nakil etmediler.

   Zamân içinde piyasaya sürdükleri kânun tezgâhları ile Genelkurmay Başkanları ve MSB'ları,

   Astsubaylara verdikleri “subaylığa nakil” müktesep hakkını kurnazca gasp etdiler.

 

 

    Başbakan Adnan MENDERES’in 1951 senesinde “Astsubay Kânununu ihdâs etmesinin hedefi şu idi;

   Ordumuzdaki 11 bin astsubaydan “bedbin bir zümre yaratmamak!"

   Lâkin

   Başbakan Adnan MENDERES’in Genelkurmay Başkanları ve Millî Savunma Bakanları

   Gizliden ya da açıkdan tezgahladıkları elvan çeşit “fitne kânunlar” ile 2014 senesine kadar

   Tam 97 bin 975 kişilik koca bir “bedbin astsubaylar ordusu yaratdılar!..

 

Terâzisi tezekden olan ordumuzun, işde böyle bokdan olmuş dirhemi!

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı Astsubay Kânunu ile ihdâs etdikleri

Ve dahi

İsmine “astsubay” dedikleri biz askerlere

Bu kânunun tatbik edilmesi konusunda bugüne kadar yapılan haksızlıkları akıllara nakşetmesi için

Sâdece 20 senede girişdiği 60 savaşın 52’sinden gâlip gelen

Fransız milletinin muhteşem subayı Orgeneral Napolyon BONAPART’dan şu hârika vecizi seçdim;

 

Asubay Tefrikası 6-5_Napolyon;Ahlakın olmadığı yerde kanun işe yaramaz_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

*  *  *  *  *

 

 

 

   Muhterem okuyanlar!

   Kıymetli asubay meslekdaşlarım!

   Bir kitabı dolduracak kadar bilgi ve belgeleri kısa olarak derlediğim

   Ve dahi

   88 sayfaya ancak sığdırabildiğim makâlemizin altıncı bölümüne ait bu kısmının bir cümlelik özeti şudur;

   Okudunuz ve gördünüz!

 

 

 

Asubay Tefrikası 6-5_Astsubay davasının isli kandili işde, hep böyle kör yanmış! _Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 
 Asubay Tefrikası 6_5 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

      Evvelki bölümleri ve kısımları okumak için resimleri tıklayınız        

 

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKSahil Güvenlik Komutanlık BrövesiKapak 5

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIKAsubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_10 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Çünkü Asubay!

Aralık 21, 2017

 

 Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Çünkü Asubay

 

SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ    

 

  Türkiye Cümhuriyeti Ordusunda 

 Bizlerin  Assubay  veya  Astsubay   olarak bildiği kelime hakkında 

 Bugün burada son sözü söyleyeceğiz, inşallah! 

 

 

 Assubay  mı diyorsunuz? 

  •  Sahtekâr zâbit Kâzım’ın ağzı ile konuşuyorsunuz! 

 

 

 Astsubay  diyor iseniz şâyet, 

  •  Bu kez de sahtekâr subay Rifat’ın ağzı ile konuşuyorsunuz! 
 
  •  Assubay  değil ise 

 

  •  Astsubay  da değil ise 

Peki, nedir bu kelimenin aslı kökü acap? 

Bugün, hak zuhûr edecek 

Ve dahi 

 Bâtıl, burada zâil olacak, evvel Allah! 

     Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?     

 Yerimiz dar, vakdimiz sınırlı! 

 Haydi, buyurun öyle ise... 

 

*  *  *  *  *

 

   SENE: 1926  

 

 Türkiye Cümhuriyeti Ordusu zâbitan heyetinin 

 Arapca ve Farsca  olan rütbe isimleri aşağıdaki gibi idi. 

 

 Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

   SENE: 1934  

 

 Birinci Reisicumhur ATATÜRK, 

Arapca  ve  Farsca  olan asker rütbe isimlerinin Türkceleşdirilmesini emretdi. 

 

 Hazırladığı kânun teklifine TBMM, 

 Aşağıda gördüğünüz üçüncü maddeyi ekledi. 

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 1a


 

*  *  *  *  *

 

  SENE: 1935  

 

Arapca  ve  Farsca  menşeli olan asker rütbe isimlerine

"Öz Türkce" karşılık türetmek için kolları sıvayan İcrâ Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu), 

Hazırladığı Kânun taslağını Reisicumhur ATATÜRK’e arz etdi.

 

  Reisicumhur ATATÜRK;  

 Astsubay  şeklinde hazırlanıp kendisine arz edilen  rütbe ismini 

  Bizzat kendisi  Asubay  şeklinde tâdil etdi.  

 

  Bu tâdili de aşağıda gördüğünüz üzere şiir gibi izah etdi.  

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK 

 

*  *  *  *  *

 

 

  SENE: 1935  

 

 T.C. Büyük Erkânıharbiye Reisliği

Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları” isimli kitabı neşretdi. 

 

Bu kitabın içine ekledikleri tamimler ile Devlet dâireleri;

Asker rütbe isimleri ve bâzı askerî terimlerin

Bu kitapda yer alan  Öz Türkcelerinin  kullanılmasını emretdi.

 

  • 19 Şubat 935: Büyük 

    Erkânıharbiye 

    Reisi Mareşal Fevzi ÇAKMAK
  • 19 Şubat 935: Büyük 

    Erkânıharbiye 

    Reisliği
  • 17/11/935-İstanbul: Türk Dili Tetkik Cemiyeti (T.D.T.C) Başkanı Saffet ARIKAN
  • Başvekil İsmet İNÖNÜ 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIKÇünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

Bu kitapdaki;

 

  • " Asubay " kelimesinin “ zâbit vekilliği ( asteğmen ) anlamına geldiğine,

Ve dahi bize bugün;

 Üstçavuş ” olarak yutdurulan kelimenin aslının “ üsçavuş ”,

 

  • Hemen yukarıdaki çerçevede gördüğünüz üzere, "asteğmen" olarak bildiğimiz kelimenin de o vakitde gene " asteğmen " olduğuna lutfen dikkat ediniz.

 

 

Aynı çalışma kapsamında Birinci Reisicumhur ATATÜRK;

 

 Erkânıharbiyei Umumiye ” olan askerî tâbiri de

" Genelkurmay ” olarak tâdil etdi.

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Tam bir sûretini ben temin etdim.

Fakat 

Büyük Erkânıharbiye Matbaasında basdığı bu kitabın bugün itibârı ile bir nüshasının

Genelkurmay Başkanlığının kendi kütüphânesinde mevcut olduğunu öğrendim.

 

Neşredildiği 1935 senesinden bugüne kadar geçen 82 seneden beri

  Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları  isimli bu kitabı  

  İlk kez sizler görüyorsunuz.  

 

 

*  *  *  *  *

 

 

  SENE: 1935  

 

 TBMM’de kabul edilen Ordu Dâhili Hizmet Kânunu ile

Yeni rütbe isimleri resmen kullanılmaya başlandı. 

 

 Bu kânun ile Türkiye Cümhuriyeti Ordusunun askeri;  

 

1. Erbaş 

 

2. Subay  olmak üzere  iki sınıfa  tefrik edildi. 

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz bu kânundaki  Asubay ” tâbiri;

 

  •  Yarsubay ,
  •  Asteğmen ,
  •  Teğmen ,
  •  Yüzbaşı  rütbelerinin “ ortak isimi ” oldu.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

  SENE: 2014  

 

 

 Yukarıdaki sayfada gördüğünüz rütbe isimleri kitabının sâhibi ve 

 Türk Dil Kurumunun 11 sene Başkanlığını yapan 

 Prof.Dr. Sayın Şükrü Hâlûk AKALIN ile 

 Görevli olduğu üniversitedeki kendi makâmında bizzat  görüşdüm 

 Ve dahi 

Bu sayfada okuduğunuz bilginin bir kısmını Sayın AKALIN’dan aldım.

  

Çünkü Asubay_ Prof.Dr. Şükrü Haluk AKALIN_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 Asubay  kelimesi hakkındaki hakikâtin

 gün ışığına çıkartılması için 

 Gösderdiği yakın ve samimi alâkadan dolayı 

 Bütün Asubaylar adına Şükrü Hocama teşekkür ediyorum. 

 

*  *  *  *  *

 

 

  SENE: 1938  

 

 Reisicumhur ATATÜRK’ün bizzat kendisinin   Asubay  şeklinde türetdiği kelimeye 

 Ne hazindir ki ilk tecâvüz eden kişi de 

 ATATÜRK’ün zâbiti oldu.  

 

Aşağıda gördüğünüz kânunun esbâbı mucibesi (gerekcesi) şu idi;

 Assubay ” rütbe kümesine dâhil olan;

 Teğmen  tâbirini  üstteğmen, 

  •  Asteğmen  tâbirini  teğmen, 
  •  Yarsubay  tâbirini de  asteğmen  olarak tebdil etmek idi.

 

  Fakat ne var ki;  

 Mirlivâ Kâzım SEVÜKTEKİN isimli İngiliz çaşıtı bir zâbit,

Meclisde binbir türlü sahtekârlıklar yapdı

 Ve dahi

  Asubay  kelimesindeki  “ s ” harfinin yanına 1938 senesinde bir “ s ” harfi ilâve etdi. 

" Asubay tâbirini de böylece " Assubay "  yapdı.

 

Bu kânun ile ilk defâ uydurdukları " Assubay " tâbiri bu kez de;

 

  •  Asteğmen, 
  •  Teğmen, 
  •  Üstteğmen, 
  •  Yüzbaşı  rütbelerinin "ortak ismi" oldu.

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

 

  SENE: 1951  

 

İnsan, ölmeye

Hâin de hâin olmaya görsün!

Sırtını döndüğü zâbitler;

ATATÜRK’ün bu emânetine hıyânet etmekde birbiriyle yarışdı...

 

 Ne de olsa ağacın kurdu, kendi gövdesinde idi. 

 Çaşıt ve sahtekâr  Mirlivâ Kâzım’dan sonra 

 Bu kez de Askerî Hâkim unvânlı bir Korgeneral, harama uçkur çözdü! 

 

 

Aşağıda gördüğünüz 5802 sayılı kânunun esbâbı mucibesi (gerekcesi);

 

" Gedikli Erbaş "  dedikleri “ortada sandık” askerleri “ Assubay "lığa terfi(!) etdirmek idi.

 

   Fakat ne var ki;  

 

TBMM’de, vekillerin gözü önünde kıvrak bir kalem hareketiyle sahtekârlık yapan Korgeneral Rifat TAŞKIN

 Assubay  kelimesindeki iki “ s ” harfinin arasına “ t ” harfini,

Paslı bir hançer gibi sapladı.

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

*  *  *  *  *

 

 

  SENE: 1951  

 

 Aşağıda gördüğünüz Kânun TBMM’de görüşülür iken 

 Türk Milletini temsil eden vekillerden bir dânesi dahi 

 Astsubay  kelimesini nerenden uydurdun, ey subay Rifat TAŞKIN, diye sormadı...

 

 Eski Tüfek; 

 "Astsubay"  kelimesini sahtekâr subay Rifat TAŞKIN’ın neresinden uydurduğunu biliyor da!

Şimdi aklından geçenleri şuraya bir dökse hani!..

Ortalık toz duman olur!..

 

Rifat TAŞKIN'ın sahtekârlık ile bu kânuna sokuşdurduğu “ Astsubay ” kelimesi bu kez de;

 

  •  Çavuş ,
  •  Üstçavuş ,
  •  Başçavuş ,
  •  Kıdemli başçavuş   rütbelerinin “ ortak isimi ” oldu.

 

 Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

ATATÜRK'ün subayları olduğunu söyleyen sahtekâr subaylarımız

ATATÜRK'ün türetdiği " üsçavuş " kelimesini de kânunsuz olarak "üstçavuş" yapdılar.

 

*  *  *  *  *

 

5802 sayılı  Astsubay ” Kânununu hazırlayan sahtekâr subaylarımız şöyle dedi;

Muhtelif kânunlarda geçen “ astsubay ” adı “ subay ” olarak değiştirilmiştir.

 

Çünkü Asubay_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  

Fakat bunu diyen kerizci subaylarımızın hepsi ağızlarını domaltarak koca bir yalan söyledi.

Zere

O güne kadar yapılan “muhtelif kânunların hiçbirisinde  “ astsubay ” adı yok idi.

 

*  *  *  *  *

 

   SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

 Türkiye Cumhuriyeti Devleti; 

 1923 senesinde 364 sayılı kânun ile teşkil edilmiş bir kânun devletidir. 

 Hükümran devlet olmanın temel hususiyeti kânun yapabilme kudretidir. 

 Kânun ile ihdâs edilen bir husus ancak başka bir kânun ile tebdil edilebilir. 

  • " Asubay " kelimesi de kânun ile ihdâs edildi   
  • Ve dahi
  • Ancak yeni bir kânun ile tebdil edilebilir idi.

Fakat

 Kânun devletinin sahtekâr subayları, devletin kânununu tanımadılar!..

  •  ATATÜRK’ün bizzat türetdiği 

Ve dahi

  •  Askerî mevzuâtımıza 1935 senesinde 2771 sayılı kânun ile dâhil edilen “ Asubay " tâbirini; 

Kâzım isimli sahtekâr bir zâbit 1938 senesinde kânunsuz olarak “ Assubay ” şeklinde tahrif etdi.

Rifat isimli sahtekâr bir subay da 1951 senesinde kânunsuz olarak “ Astsubay ” şeklinde tahrif etdi.

 

*  *  *  *  *

 

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

 emekliassubaylar.org’daki  Eski Tüfek  isimli köşemizi

  • Hergün ilk kez duyan,
  • İlk kez gören,

Ve dahi

  • Bu köşemizdeki makâlelerimizi ilk defâ bugün okuyan insanlarımız, meslekdaşlarımız hep olacak.

 

Makâlelerimizi ilk kez görenler haklı olarak

  •  Assubay ”  veya “ Astsubay ” olması lâzım,
  • Nereden çıkdı bu “ Asubay ” diyecekdir.

 

Birisine 40 kere deli der iseniz şâyet
O kişi bile bir süre sonra kendisinin deli olduğuna inanabilir.

40 kere demek şöyle dursun, sahtekâr subaylarımız, Türk Milletine;

  • 79 seneden beri “ Assubay ”,
  • 67 seneden beridir de “ Astsubay ” diyor, dedirtiyor.

 

ATATÜRK’ün bize vediâsı “ Asubay ” tâbirini kabul ettirebilmemiz için

 

 Asubay ” kelimesini bizim en az

60 sene söylememiz, anlatmamız gerekecek.

 

*  *  *  *  *

 

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

 

 Canlar, dostlar! 

 Gözlerinden öpdüğüm kıymetli küçüklerim 

 Ve dahi 

 Ellerinden öpdüğüm muhterem büyüklerim; 

 ATATÜRK’ün zâbiti olduğunu söyleyen iki şerefsizin 

 ATATÜRK’ün vediâsı olan  Asubay   unvânına tecâvüz edişinin 

 14 kareye sığdırdığımız 80 senelik hikâyesi 

 İşde, beyle iken beyle!.. 

 

Sahtekâr iki zâbitin 1938 ve 1951 senesinde yere düşürdüğü ATATÜRK’ün bu çok kıymetli vediâsına

Eski Tüfek mahlaslı Şükrü IRBIK

2015 senesinde bir hayat öpücüğü verdi.

 

Türkiye Cümhuriyeti Ordusu

Ve dahi

 Asubay ” dedikleri “ ortada sandık ” bu asker sınıfı var oldukca da

 Asubay  unvânı,  Asubaylar  ile birlikde var olacak, evvel Allah!

 Niçin Asubay? ” diye bugün soranlara imdi söyleyelim;

  Çünkü, hep  Asubay  idi.  

 

 Asubay  unvânını bugün kullanmak bir tercih meselesi değil

Fakat

ATATÜRK’ün vediâsına sâhip çıkmak ya da inkâr etmek meselesidir.

 Kimileri için ölmek, düşünmekden bile daha kolaydır! 

 Siz, kolaycı olmayın! 

 İnsana, düşünmek yakışır! 

     Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?     

 

 

brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Ey Çadırcı! Söyle bana;

Şu serviyle süsen niye dillere desdân?

Niye hep onlara benzetilir hür insan?

Birinin on dili var, boşboğazlık etmez,

Ötekinin yüz eli var, el açmaz ondan!

 

*  *  *  *  *

 

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının

Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, birinci kısımında;kapak-6-1

Asubayların özlük hakları konusunda;

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ile M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

Ve dahi

  • Meselenin asıl muhatabı emekli ve muvazzaflarının gündemine göre,

Asubay taleplerinin neler olduğunu gördük.

 

*  *  *  *  *kapak-6-2

 

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında;

Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfının

Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli ve sinsi maksadını fâş eyledik!

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Gedikli” diye tesmiye etdiği bu “ortada sandık” sınıfı 1890 senesinde bahriyemizde niye teşkil etmiş idi?

Kazancı, çarkcı, ateşci, elektrikci, torpidocu gibi can tehlikesi olan ve insan sağlığına son derece zararlı bu meslekleri;

  • Zâbit” değil
  • Ve fakat “zâbitden başka

Ve

  • "Zâbit"den çok daha ucuza çalışdırılacak “başka bir asker sınıfı” yapacak
  • Hem de tıpkı “müebbet kürek mahkûmları” gibi, bu tehlikeli meslekleri, ömür boyu yapacaklar
  • Ve dahi
  • Bu tehlikeli

     meslekleri, ömür boyu yapar iken de

  • Zâbitin” yerine “gedikli" ölecek idi.

Bahriye zâbitân heyetimiz;

  • 1890 senesinden evvel, zâten "gemi güvertesinde göt gezdiriyor" idi,
  • Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ile, 1890 senesinden sonra da "gemi güvertesinde göt gezdirmeye" devâm edecek idi.

 

*  *  *  *  *

 

Altıncı bölümün şu anda okuduğunuz üçüncü kısımında;

 

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

Üç vakde kadar neşredeceğimiz dördüncü kısmında ise inşallah,

Astsubay” sınıfının Kara Ordumuzda teşkil edilmesinin dehşet verici sebebini ifşâ edeceğiz!

 

*  *  *  *  *

 

Başbakanlıkda memur bir arkadaşım ile ferhande sohbet ederken kendisinden işitdim!

Rahmetli dedesi şöyle der imiş; “Kendi gelen, zemzem olur!

Kendimiz düşündük,

Kendimiz araşdırdık,

Kendimiz yazdık, çizdik!

Sonra da

Buralara kadar kendimiz geldik!

Yukarıdaki vecizin hükmü icâbı size de artık

Kendiliğinden gelen bu makâlemizi “zemzem” niyetine "içmek" kalıyor!..

 

*  *  *  *  *

 

Bilgelik çadırları dokudun mu? Dokudun!

Dert potasında yandın, kül oldun mu? Oldun!

Bir pula satdılar mı seni, kader çarşısında? Satdılar!

Ölüm cellâdı geldi, boynunu vurdu mu? Vurdu! 

Peki, sana kötü diyen var mı şu dünyâda? Var!

Aldırma be Hayyâm; sana kötü diyen, kendi hâline yansın!..

Çünkü;

Dünyâ üç beş bilgisizin elinde;

Onlarca her bilgi kendilerinde.

Üzülme; eşşek, eşşeği beğenir:

Hayır var, sana “kötü” demelerinde.

 

 

*  *  *  *  *

 

 

Bildiğiniz üzere Hava Kuvvetlerimiz, ilk üç kuvvet içinde en genç olanı...

Kuruluş târihi konusunda “târih uğrusu” havacı beyaz subaylarımız bir takım sinsi ve hâince dolap-tezgah çevirseler de

Hava asubaylığının teşkil edilmesindeki gizli maksatları hem çok kısa hem de çok çarpıcı...

Bu sebepden dolayı evvelâ hava asubaylığını anlatalım ve geçelim.

Çünkü Kara Asubaylığının tertip edilmesi konusunda kelimeleri epeyi yoracağız, inşallah!..

 

*  *  *  *  *

 

Askerî havacılığımızın filim makarasını günümüzden tam 101 sene öncesine sarmadan evvel

Filim yapımcıları

Ve hele de

Onların arkasına gizlenen beyaz subaylarımızın asubaylığa bakışını fâş eylemesi bakımından

Bu konuda çekilen iki filimden kısaca söz etmek isdiyorum.

Meraklıları bilir!  Askerî havacılığımızı anlatan, benim bildiğim önemli iki filim var;

Birincisi, 1963 senesinde çekilen “Şafak Bekcileri.

İkincisi de 2011 senesinde çekilen “Anadolu Kartalları.

Künyelerine bakdığımızda;

Bu filimlerin çekilmesinde zamânına göre hem çok para harcandığı

Hem de

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın doğrudan ve çok önemli yardımları olduğunu görüyoruz.

Mekân tahsis etmiş, uçakları vermiş, hava üssündeki havacı askerleri bu filimlerde bilâ ücret oynatmış...

Daha ne yapsınlar ki?.. Hava Kuvvetleri Komutanının kendisi de filimde figüranlık yapacak değil ya!

Hele “Anadolu Kartalları”’nın bir oyuncu zümresi var ki!Asubay Tefrikası 6-3_ Şafak Bekçileri_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Holivud filimlerine bile taş çıkartacak kadar kalabalık hani!

Hava Kuvvetlerimizin sözde 100’üncü kuruluş yıldönümü anısına çekilen bu filfilli filim için

Birileri tam 10.000.000 Coni Doları harcamış!

Ve dahi

Türk sinemasının o güne kadar çekilen “en pahalı filimi” olarak târih yazmışlar!

Fakat bu filimi, 1963 yapımı Şafak Bekcileri kadar bile seyretmeye giden olmamış!

Yapdığı hâsılât sâdece 5.810.196 Coni Doları...

Değirmenin suyu acap nereden geldi, agalar?..

3 milyon küsur Coni doları zarârı hangi aga, hangi paşa sineye çekdi acap?

Bu hakikât bir yana, biz gelelim bu filimlerde oynatılan havacı asubaylara...

 

Asubay Tefrikası 6_3 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Asubay Tefrikası 6_3 _ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şafak Bekcileri’ndeki "yarım kanat" KARADAYI;

  • Uçağı tâmir eder; gazını, tuzunu tamamlar, uçuşa hazırlar,
  • Uçuşa giden subayın kaskını taşır, emniyet kemerini takar,
  • Uçuşdan dönen subayı karşılar, kaskını, çantasını taşır.
  • Aklı başında pilot subaylarımız, babası yaşındaki asubaylara bugün bile "ağabey" diye hitap eder.
  • Fakat KARADAYI cip sürerken, yanında oturan çocuğu yaşındaki üsteğmen O’na bu filimde “Gazla KARADAYI!” diyebilir!
  • Ancak ne var ki bütün bunları yapan o asubayın bu filimde adı yok!
  • Canını emânet etdikleri bu asubaya, pilot subaylarımız sâdece “Soyadı” ile hitap eder. Emrindeki yeyit Er Memo da O'na “Başgediklim” der.
  • Pilot olmak için can atmış fakat olamamış "yarım kanatKARADAYI da bu filimde olmasa ki
  • O da subay olan kızı ve şehid pilot subay oğlu sâyesinde olmuş,
  • Bu filimde asubaylar yok zannedersin! Sanki Hava Kuvvetlerimizde subaylarımızdan başka asker yok!..

 

Bu filimi 27 Mayıs'ın karanlık suratlı darbeci subaylarının gölgesinde çeken Göksel ARSOY’a diyeceğimiz bir söz yok elbet!

Çünkü Göksel ARSOY, asker değildir. Babasının işci olarak çalışdığı Kayseri Hava üssünde doğmuş, havacılık sevgisi ile büyümüş. Üsdelik çok isdediği hâlde, babasının itirâzı üzerine pilot olamamış bir sinema oyuncusudur. Şafak Bekcileri'ni çekmesinin sebebi de işde, içinde ukde olan bu havacılık tutkusudur.

Bakırköylü Göksel bey, darbeci Muhsin BATUR’ların idâresindeki Hava Kuvvetlerimizin;

  • Asubayları adam yerine bile koymayan ceberrut

Ve dahi

  • Her boku bilen subaylarının tezgahlayıp eline tutuşdurduğu senaryoya göre filimini çekdi...

 

Burada sözümüz, "asubay" dedikleri "ortada sandık" askerlere, havacı zübük subaylarımızın bakış açısıdır elbetde.

Bu konuda bir hususu da yeri gelmiş iken burada anlatmayı kendime bir borç biliyorum.

Bu hâtırayı bana, 1951 neşetli Hava Makinist Asubay Sayın Ahmet KISA, bıldır anlatdı.

Asubay Tefrikası 6-3_ Hava Asubay Ahmet KISA_  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Şafak Bekcileri filmi gösderilmeye başladığı senelerde Ahmet Bey, Bandırma Hava Üssünde görevlidir. Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de filimi seyreden asubay arkadaşları Ahmet beyi ararlar. Bu filimde, Asubayları tahkir ve tezyif eden sahneler olduğunu söylerler.

Ahmet Bey, mesleğine olan saygısından dolayı bu kötü muameleyi kabul edemez. Asubay arkadaşları ile bir araya gelir ve Bandırma Polis Karakoluna giderler. Komiser Muzaffer TUNÇBİLEK'den, bu filimin Bandırma sinemalarında gösderilmesini engellemesini isderler. Komiser Muzaffer, 27 Mayıs subay darbesinde subayların sillesini yemiş ve haksız yere hapis yatmış bir polisdir. Fakat hapisdeyken de asubayların çok yardımını görür. Bu sebepden dolayı asubaylara olan minnet borcunu ödemek isder. Hemen bekcileri odasına çağırır ve emir verir.

O senelerde Türkiye’de hâsılât rekoru kıran Şafak Bekcileri filminin

Bandırma’daki sinemalarda gösderilmesini böylece yasaklatır.

Bu vesile ile Aydın Efesi Sayın Ahmet KISA’ya selâm ediyor, ellerinden saygı ile öpüyorum.

 

*  *  *  *  *

 

Anadolu Kartalları isimli bu rezil filimde bakınız, "asubaylar" ne yapıyor;Asubay Tefrikası 6-3_ Anadolu Kartalları_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

  • Uçağı tâmir eder; gazını, tuzunu tamamlar, uçuşa hazırlar,
  • Uçuşa giden subayın kaskını taşır, kemerini takar,
  • Uçuşdan salimen dönsün diye subayın arkasından dualar eder,
  • Uçuşdan dönen subayı karşılar, kaskını, çantasını taşır,
  • Geri dönmeyen pilotun dolabını boşaltır,
  • Yüzbaşının arabasını tâmir eder,
  • Üsteğmen, “makinist” dediği O’nu önce haksız yere "tersler."
  • Sonra da kendi kusurunu perdeleyip özür dilemekden kurtulmak için bir tepsi baklava ile gönlünü alır(!)
  • Bütün bunları yapan havacı asubayın adı sâdece “Şef” dir.
  • Subaylar için “gökyüzünde uçmak” âdetâ bir “kader” oluyor,
  • Asubaylara ise “ne olursan ol, gene gel!” dedirtiyorlar.

 

  • Bu filimde havacı asubaylara tam da “ikinci sınıf” bir “Polyannacılık” oynatmışlar. İsmini bile tefaffuz etmeye tenezzül etmedikleri “Genç Makinist Astsubay” Cem USLU’ya; “Sen de hiç uçmak isder miydin?” şeklinde ahmakca ve küstahca bir suâl soruyorlar sonra da aynı asubaya “çok, çok isderdim!” dedirtiyorlar.

 

  • Fakat “uçmayı çok isdeyen” bu havacı asubayı “uçakların görevden sapa sağlam dönmesine” râzı ediyorlar.
  • 119 dakikalık filimin sâdece 2 dakikasında asubay var. Bir dakikasında dallama bir subay, asubayı haksız yere azarlıyor. Diğer dakikasında ise gene aynı dallama subay, hıyarlığını kendince telâfi etmeye çalışıyor. Bu iki sahne ile seyircinin şuuraltına şu tehdit gönderiliyor; sopa da subayın elindedir, havuç da!..

  • Havacı subaylarımızın hepsi baş oyuncu olmuş! Filimin hangi karesine baksanız subay görüyorsunuz. Hava Kuvvetlerimizde sâdece subaylarımız var sanki. Subaylarımız doyasıya yiyor, kusasıya içiyor; çılgınca dans ediyor; delice seviyor, sevişiyor; koşuyor, uçuyor, vuruyor; yeri gelince de “makinist” dediği asubayına kızıp bağırmayı kendine hak biliyor...

  • Asubayları ise gabi, nobran, duygusuz; seveni, bekleyeni olmayan; subayın uçurduğu uçağı tamir edip uçağın gazı-tuzu, boku püsürü ile meşgul olan bir “makine” gibi tanıtmış şerefsizler...
  • Havacı asubaylar söz konusu olunca tam bir inkâr tezgâhı var burada. Bu filimde oynatdıkları asubayların hiçbirisine isimleri ile hitap etmemiş şerefsizler. Kimisi "Şef" demiş, kimisi de "makinist" demiş. Filimin sonunda gösderilen oyuncu isim lisdesinde bile asubayların adı yok! İsimlerini “Genç Makinist Astsubay”, "Naci Dizdar", “Astsubay Çavuş Dalaman”, “Bakım Astsubay Eskişehir”, Bakım Astsubay İzmir” şeklinde yazmış gerzekler...
  • Öyle ki, asubaya, vatan uğruna ölmeyi bile yasak etmişler! Vatan söz konusu olunca sâdece havacı subaylarımız ölüyor!
 

Hava Kuvvetlerimizin “makinist” ya da “şef” dediği "asubaylara" bakışını yansıtması açısından bakıldığında

 Anadolu Kartalları isimli bu kepâze filim, 48 sene evvel çekilen Şafak Bekcileri’nin bile çok gerisine düşmüş.

Hava Kuvvetlerimizde “kırık-dökük” de olsa bugünkü subay-asubay silahdaşlığını bile anlatamamış şerefsizler.

Seyirci sayısına ve hasılâtına bakdığımızda;

  • Bu filimin, Türk milletinin gönlüne ve rûhuna hitap edemediği,
  • Bu sebepden dolayı da vatandaşın Anadolu Kartalları’na hiç rağbet etmediği açıkca görülüyor!

 

1963 yapımı Şafak Bekcileri’nin bıyıklı KARADAYI”’sı ile

Asubay Tefrikası 6-3_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

2011 yapımı Anadolu Kartalları’nın isimsiz ve bıyıksızŞef”inin

Bu memleketin topraklarındaki kaderleri

İtilen, kakılan, dövülen, yevmiyesi verilmeyen