oyak-magduru

Değerli arkadaşlarım, Bildiğiniz gibi OYAK 1960 askeri harekatından sonra kurulmuş, TSK mensuplarına sosyal yardım ve emeklilik yardımı sunan bir kurumdur. Emekli sandığının yanında ikinci bir sosyal güvence imkanıdır.

Bu haliyle gayet makul ve iyi niyetli bir girişim olarak görülmektedir. Kurum büyüyüp, geliştikçe fonksiyonları artmış ve ilk kuruluş gayesinden uzaklaşmıştır. Şirketlerdeki İSTİHDAMLAR yönünden ÜYELERİ arasında AYRICALIKLI davranarak bir gurubu OYAK'ın bünyesine katarken en büyük KATILIMCI ve FİNANSÖR olan gurubu tamamen dışlayarak YOK gözüyle değerlendirmiştir.

Bu girişimin istismara açık yönlerini SAYGI KURALLARININ dışına çıkmadan BİRLİKTE İNCELEYELİM;
  • 1.OYAK'a üye olmak isteğe bağlı olmayıp, TSK mensupları istese de istemese de OYAK'a üye olmak ve her ay maaşının %10'unu vermek zorundadır. TSK'dan ayrılmadan üyeliği sona erdirmek de mümkün değildir.
  • 2.10 yılı doldurmadan personel TSK'dan ayrılırsa, OYAK'tan maaşından kesilen paraların sadece ana parasını alabilir, Neması ise OYAK'ın cebine kalır.
  • 3.TSK'da mecburi hizmet 15 yıldır. 15 yıldan önce isteğiyle TSK'dan ayrılmak da OYAK'tan ayrılmak da mümkün değildir. Sadece sağlık sorunları, disiplinsizlik vb.sorunlar ile TSK'dan atılanlar OYAK'tan ayrılabilir. Bu şekilde ayrılanlara bir tekme de OYAK vurur. Kestiği paraların nemasını vermez, nemayı sadece, mecburi hizmeti tamamlamış uslu ve HAKLARI için SESSİZ kalanlara verir.
  • 4.Bir de geçici üye olan YEDEK SUBAYLAR vardır ki, asteğmen maaşı almaya başladıkları günden itibaren onlar da OYAK'ın üyesi sayılırlar. Fakat bu üyelik sadece maaşlarından kesinti içindir. Bu üyeliğin kendilerine hiçbir faydası yoktur. Terhislerinde maaşlarından kesilen para OYAK' a kalmakta, paralarını alma şansları da hiç yoktur. Davalar açılmasına rağmen hiç netice alınamamıştır.
  • 5.OYAK'ın yaklaşık 260.000 üyesi vardır. Bu üyelerden her ay maaşın %10'u kesilerek SICAK para temin edilerek, KURUMA gelir sağlanmaktadır. Bu gelirlerle OYAK, şirketler kurarak, Çimentodan turizme, sanayiden gıdaya, taşımacılıktan güvenliğe kadar her türlü sektörde faaliyet göstermektedir. Elde edilen kârlar DEVAMLI yeni yatırımlara YÖNLENDİRİLEREK OYAK büyüdükçe büyümekte ancak bu büyüme üyelere MADDİ olarak YANSITILMAMAKTADIR.
  • 6.OYAK büyüdükçe piyasayı YÖNLENDİREREK askeri personel maaşlarını İSTEDİĞİ Bankadan ödetip, "Milli sermayeyiz" diyerek ERDEMİR'i satın alıp, GLOBALLEŞME adına yabancılarla ortaklık kurmakta, menkul ve gayrımenkulleri her yıl DAĞLAR gibi büyümesine, her yıl yapılan OLAĞAN toplantılarda TAVSİYE kararlarında üyelere DAĞITILACAK nemalar enflasyon rakamlarının %10 üzerinde olması belirtilmesine rağmen, NEMALANDIRMALAR enflasyon rakamlarının taş çatlasın 2-3 puan üzerinde uygulanmakta, PERSONELİN haklarını KORUMAK ve GÖZETMEK adına görev alan DAİMİ üyeler GENKUR Bşk ve KK'ları bu konularla hiç ilgilenmeyerek toplantı sonunda yönetimi TEBRİK eder başarılarının devamını dileyerek danışıklı dövüş böylece sürdürülmektedir.
  • 7.OYAK'ın yönetim kurulları ile şirketlerin çalışanları arasında askeri personel olarak Generaller ile Albaylar ve bunların eş, çocukları, damatları gelinleri vardır. Astsubay, Uzman çvş, sivil memurlar ise yönetim kuruluna kabul edilmemekte, şirketlerde de sadece GÖSTERMELİK olarak çalışanları bulunmaktadır. Bu durum üyelerin çoğunluğunu oluşturan ve en büyük FİNANSÖR konumundaki Astsubaylarda çok ciddi bir rahatsızlık yaratmaktadır. Üyelik gönüllülük esasına bağlı olsa Astsubayların büyük çoğunluğu derhal kurumdan ayrılacaklardır.
  • 8.Üyelerden her ay kesinti yapılması sayesinde finansman sorunu yaşamayan, kârına kâr ekleyen OYAK nereye kadar büyüyecektir. Üyelerinden çoğunun memnun olmadığı OYAK varlığını ve büyümesini ne zamana kadar sürecek, BÜYÜYEN bu devasa ŞİRKETLERİN, MALLARIN SAHİBİ KİMLER OLACAKTIR?

Yukarıdaki hususlar tüm camianın gördüğü bildiği ve yaşadığı gerçeklerdir. Bizler OYAK' ın varlığına değil, OYAK' taki yapılan yanlışlara ve uygulamalara İTİRAZ etmekte, yapılan yanlışlardan dönülmesini istemekteyiz. Bunu istemek de hakkımızdır. Haklarımızı aramak SEVİYESİZLİK ve TERBİYESİZLİK değil İNSANİ ve YASALDIR. Aslında bugüne kadar camiamıza yapılan HAKSIZ TUTUM ve DAVRANIŞLAR İNSANİ VE YASAL değildir.Uygulayıcılar ŞAPKALARINI önlerine koyarak düşünmeli ve gerçeği ARTIK görmelidirler.

Geçmişte ayrılanlar, ilişiği kesilenlerle, halen üyeliği devam edenlerden yapılan KESİNTİLERDEN elde edilen aylık SICAK paralar olmasaydı OYAK olur mu, gelişip, serpilir miydi? Bugün OYAK'ın yönetim kadrolarında ve şirketlerinde çalışanlar kışın KALORİFERLİ, yazın KLİMALI lüks ofislerinde kahvelerini yudumlayıp, kendileri ve çocuklarının geleceğiyle ilgili YAŞAM projelerini gerçekleştirebilirler miydi? BUGÜNE KADAR GELMİŞ GEÇMİŞ TÜM OYAK YÖNETİMLERİ HEP BAŞARILI MI oldular? Sayın Coşkun ULUSUY'un ifadesiyle KRİZLERİ FIRSATLARA MI dönüştürdüler? Kurum bu kadar iyi yönetiliyor ise bizim NEMALARIMIZ neden her yıl YERLERDE sürünüyor?

Denetim ve yönetim kurullarında bulunanlar ile DAİMİ üyelerin görevleri nedir? Bunlar neler yapmaktadır? Önlerine geleni ONAYLAMAK imzalamakla görev yapılmış mı oluyor? Kartel haline gelmiş OYAK, MERKEZ Bankası ile İŞ Bankası sandıklarının verdiği kadar emeklilerine katkıda bulunamıyorsa İYİ VE DOĞRU yönetim bunun neresindedir? İsteyen bu iki kurumun emekli üyelerinin sandıklarından aldıkları MAAŞLARLA bizim OYAK'ın verdiklerini karşılaştırsınlar da gerçek UCUBE'nin ne olduğunu görsünler.

OYAK'ın bize TEK faydası ZORUNLU üyeliğimizden dolayı ZORUNLU tasarruf yaptırdığıdır. Hiçbirimiz ne kadar KARARLI olsak her ay maaşımızdan % 10 keserek bu tasarrufu oluşturamazdık. Ancak bir GERÇEK daha vardır ki ülkemizin SANAYİ DEVLERİNDEN biri "OYAK üyelerinin % 10'luk tasarruflarını ben toplayayım emekliliklerinde her üyeye EVİNİ ARABASINI tasarruflarını da değerlendirerek kendilerine vereyim" sözünü de UNUTMAYALIM. OYAK'ın verdikleri ve vermesi gerekenler bizlerden KESİLENLERİN karşılığıdır ve ANAMIZIN AK SÜTÜ gibi de HELALDİR ve HAKKIMIZDIR.

Unutmamalı ve hakkımızı sonuna kadar aramalıyız ki, halen OYAK ve şirketlerinde ÇALIŞANLAR vasıfları ve MAKAMLARI ne olursa olsun en büyük FİNANSÖR olan biz ASSUBAYLARIN çalışanları konumundadırlar. Bizler hakkımızı arıyoruz diye yönetim kurulu bşk da olsa AĞIZLARINI BOZMAYA, HAKARET derecesine varacak sözleri söylemeye HAKLARI yoktur. HAKLARIMIZI aramamızdan RAHATSIZ oluyorlarsa KİMSE ONLARI ZORLA TUTMUYOR, GİDEBİLİRLER, YERLERİNİN DOLDURULAMAYACAĞINI DA ZANNETMESİNLER. Daha adil davranacak,daha ölçülü konuşmayı bilerek oralarda görev yapacak çok kaliteli ve nitelikli insanlar bulunur. Şikayetlerimiz KURUMLA değil, yönetim kadrolarında olanların yaptıkları yanlışlarla ilgilidir.

Assubay camiası olarak HAK ve TALEPLERİMİZE DAYATMA ve KAST sistemine göre değil, YASALARA, İNSANİ DEĞERLERE, EŞİTLİK İLKELERİNE göre HAREKET EDİLDİĞİNİ GÖRENE KADAR HAKLI MÜCADELEMİZ YÜKSELEN BİR İVMEYLE devam edecektir. HAK ARAMA "HAKSIZLIKLARIN VE DAYATMALARIN" OLDUĞU YERLERDE VE ORTAMLARDA vardır. HAKSIZLIKLAR OLMASA BUNLARA GEREK KALIR MIYDI? Bu uygulamaları bizler mi koyduk? Yanlış uygulamaları yapanlar yaptıklarından hiç bir rahatsızlık ve huzursuzluk duymazken, yapılan haksızlıkları dile getirmemiz ve yanlışların sonlandırılmasını istememizden RAHATSIZLIK duymaları da ne kadar KÖR, SAĞIR, ÖN YARGILI ve DAYATMACI olduklarının açık delilidir. İyi niyetli olsalar BİR DEFA NE İSTEDİĞİMİZE bakar, HAKLILIK PAYI OLUP OLMADIĞIYLA ilgilenirlerdi.

Ama KORKUNUN ECELE FAYDASI olmadığı gibi bu iş ya olacak,ya da OLACAKTIR. Mağdur olan biri olarak ASSUBAY camiasına karşı yapılan HAKSIZLIKLAR adına HAK aramaktayım. OYAK yönetiminin içine girdiği tuhaf, akıldan ve bazen de ETİK OLMAYAN durumlarına dikkat çekmek istedim. Çünkü bugüne kadar YAPILAN yanlışları dile getirenleri GERÇEKÇİ bir şekilde DEĞERLENDİRMEYE almadıkları gibi, düzeltmek için hiç bir girişimde bulunduklarını da görmedik. Ama bir GERÇEK var ki artık bu böyle gitmez. Gerçeklerin üstü örtülemez, güneş balçıkla sıvanamaz. Bu iş ya bitecek, ya da bitecektir. Başka yolu yok.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI

mujdeli-haber

Saygıdeğer Meslektaşlarımız, 

Biz yıllarca bu ülkeye ve ordumuza sadakatimizi terimiz, kanımız ve canımızla ispat ettik. Talebimiz hiçbir zaman imtiyaz ve ayrıcalık olmadı ama anayasal hakkımız olan adalet, eşitlik bizlerden esirgendi! Ön yargılarla tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğratıldık! Kurumlarımıza olan saygımız nedeniyle "Kol kırılır yen içinde kalır" dediğimiz de, bu kez kanadımızın kırıldığını gördük. 

"Bu site ve üyelerinin maddi ve manevi katkıları ile" Sabah gazetesine Temad imzası ile verdirdiğimiz ilanla artık haksızlıklar karşısında susmayacağımızı kamuoyu ve ilgililere deklara ettik. Özverili arkadaşlarımızla yaptığımız çok yararlı çalışmalarla  kendimizi, haklılığımızı anlatma imkanını bulduk. Basında yüreğinde adalet, eşitlik ve insan onuruna saygısı olan yazarlarımızın da desteği ile sesimizi duyurduk. Ne yazık ki bizim yasal temsilcimiz Temad bizim bu rüzgarımızdan faydalanamadı! Çalışmalarımıza destek bir yana köstek oldular. 9 yıldır derecemizden, kadememizden haberdar olmayan, topluma bir tek başarı sunamayan eski Temad yönetiminden kurtulmayı başararak  mücadelede en önemli adımlarımızdan birini gerçekleştirdik.  Sırada lokal ve postal zihniyetinde olan statükocu şubelerin yönetimlerinin değişmesi vardır.

Mevcut Temad yönetimine olan güven ve saygımız devam ediyor. İş başına geldikten sonra yetkililer nezninde başarılı çalışmalara imza attılar. Bizlerin de bu konudaki yıllardır süren çalışmaları sonucu, başta Genelkurmay olmak üzere haklılığımız tescil edildi. Haklı ve yasal taleplerimizin kısa sürelerde çözümlenerek, TSK çalışma barışının, saygının, sevginin, aidiyet duygusunun  yeniden tesis edileceğine inanıyoruz...

TSK dışında tüm kurumların personeli, göreve başlangıç dereceleri ile yükselecekleri derece ve kademeler, tahsil sürelerine göre tespit edilir. Örneğin, emniyet hizmetlerinde fakülte mezunu polis ve amirler, teknik hizmetlerde teknikerler, mühendisler aynı derece ve kademeden göreve başlarken, her kuruma örnek olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  göreve başlamak hiyerarşiye göre gerçekleşmektedir ki, bu  hiç bir değer yargısı ile haklı gösterilemez... 

Personelin subay, assubay, uzman jandarma, uzman erbaş statüsünde olması, görevin ve sorumluluğun farklılığını gerektirir. Göreve başlangıç derecesinin ünvana göre değil, aynı tahsile tabi personeli aynı dereceden göreve başlatılması ile sağlanır. Bizler yıllarca diğer kamu personeli için uygulanan bu eşitliği  savunduk.

Yeni Temad yönetiminin de aynı düşünceyi savunmasını, çalışmalar sırasında görev yardımcılarımız uzmanların da tahsil durumlarına göre aynı dereceden başlayıp yükselmelerini talep etmelerini bir vefa örneği olarak memnuniyetle değerlendiriyoruz.

Genelkurmay yetkililerinin de yıllarca yapılan bu haksızlığı önleme konusundaki gayretlerinin sonuç vermekte olduğu konusundaki duyumlarımız  meslektaşlarımızın hizmet verimliliği, moral motivasyonu ve kurumumuza saygısını sağlayacaktır.

Bizim ekonomik haksızlıklarımızın çözümündeki anahtar, başlangıç ve son yükseleceğimiz derece ve kademe ile ilgilidir. Bu TSK personeline verilen bir ayrıcalık  değildir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 30'uncu maddesinin ortak hükümlerinde tahsil durumuna göre memuriyete başlangıç dereceleri tespit edilmiş, bu derecelere görevin özelliği nedeniyle bazı hizmet sınıfları personeline üst derece ve kademeler verilmiştir. Daha ağır görev koşullarında ve sorumlulukları bulunan subaylar için üst derece uygulaması varken bu hak assubaylar, uzman jandarmalar ve uzman erbaşlardan esirgenmiştir. 

  • 926 sayılı askeri personel yasasında yapılacak değişikliklere paralel olarak bazı reformlar yapılıp hak edilen hususların verilmesinin sağlanacağını rütbelere bakılmaksızın aynı öğrenimi gören MYO mezunlarının 9/2, lisans mezunlarının 8/1'inci dereceden göreve başlatılıp tüm yüksek okul mezunlarının 1/4 kademeye yükseleceklerini memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.

Bugüne kadar süren haksızlığın giderilmesi  adaletin ve eşitliğin sağlanmasında gerekli duyarlılığı gösterenlere,destek verenlere sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor bir an önce gerçekleşmesini diliyoruz.  

Saygılarımızla.

Yayınlandığı yer EMEKLI ASSUBAYLAR
Pazartesi, 23 Ocak 2012 14:10

ADINI SİZ BELİRLEYİN …

adini-siz-koyun

Değerli meslektaşlarım, Ne kadar haksızlığa uğradığınızı anlamak için emsalinize sağlanan hakları, ayrıcalıkları,imtiyazları incelemeniz yeterlidir.

Önce generallere, ardından albaylara ödenen kadrosuzluk tazminatında  “ Personel sicil alıyor, ama kadro olmadığı için bir üst rütbeye yükselemiyorlar” gerekçesi vardır. Bu gerekçeye istinaden yaş haddinden emekli olan  bu personele kadrosuzluk  tazminatı ödenmektedir.

Bu tazminatın ödenmesi gerekçesine katılanların yanı sıra; Her albay general olacak diye bir kural mı var? Bu mantıkla  öğretmene, hakime, hekime, mühendise, nüfus memuruna, polise  hâttâ tüm kamu görevlilerine kadrosuzluk tazminatı ödenmesi gerekir; çünkü onların da üst makama yükselmeleri önünde yasal bir engel bulunmuyor tezini savununlar da olacaktır…

Üstelik bilahare iktidar partisinin milletvekillerinin yasa teklifi ile kadrosuzluk tazminatından yararlanmak için yaş haddinden emekli olmak kaldırılarak gerekçenin ruhuna aykırı 2 yılını dolduran albaylara kadrosuzluk tazminatı ödenmeye başladı !..

Burada bunu tartışmak istemiyorum; çünkü bugün bu tazminatı kaldırsalar bile yasalar gereği şu an tazminatı alan tüm personelin müktesep hakkı doğacağından tazminatı almaya devam edeceklerdir.

TSK personel yasasında değişiklik tartışmalarının yapıldığı bu günlerde branşım ve ilgi alanımla alakalı olmasa bile yasayı incelemeye çalıştım. Ne kadar acıdır ki birçok arkadaşımda oluşan TSK= Türk Subay Kuvvetleri düşüncesini çağrıştıran birçok imtiyaz sayılabilecek hakkın subaylara verildiğini, assubayların ise adeta kaderine terk edildiği hâttâ tahakküme varan haksızlıklara uğratıldığını görmek mümkündür.

İncelemem sırasında dikkatimi çeken  kadrosuzluk tazminatının sadece bizlerin ve kamuoyunun bildiği gibi general ve albaylara değil; 09.08.1993 yılında 499/5 sayılı KHK ile

“ Kadrosuzluk nedeniyle yaş haddinden önce emekliye sevk edilen Albay, yarbay, binbaşı ve yüzbaşılara emekliye sevk edildikleri tarihi takip eden  ay başından itibaren orgeneral aylığının (Ek göstergeler dahil) Yüzbaşılara   : %30 – Binbaşılara : %50  Yarbaylara : %55 Albaylara % 70 Tuğgenerallere % 75 Tümgenerallere : % 80 Korgenerallere % 90 ve orgenerallere %100 oranında kadrosuzluk tazminatı olarak ödenmektedir."

Peki biz assubaylar hangi kurumun personeliyiz? Her kurum kendi personelini koruyup kollarken TSK’nin temel direği,  olmazsa olmaz elemanı assubaylara sosyal ve ekonomik konularda haksızlık yapılması görevdeki personelin hizmet verimliliği ve moral motivasyonunu olumsuz etkilerken emeklilerin aidiyet duygusunun kaybolmasına neden olmaktadır.

Subaylarınız için her türlü sosyal ve ekonomik hakkı hatta ayrıcalığı  sağlayacaksınız ama  bir üniforması da kefen olan assubaylarınızı  klimalı ofislerinde günde 8 saat görev yapan büro memurları ile aynı, mahalle bekçisi ve ziraat ev ekonomistinden daha alt kademeden göreve başlatıp ¼ kademeye çıkmasını engelleyip hak ettikleri tazminatları ödemeyecek, sosyal tesislerde sayıları ile ters orantılı ve kalitesiz hizmeti vererek adeta yok sayacaksınız …

Milletimizin gözbebeği, peygamber ocağı ordumuza yapılan sistematik yıpratma kampanyalarına assubaylara yapılan bu haksızlıklarla ve subaylara sağlanan anayasaya aykırı imtiyazlarla bizzat Genelkurmay katkıda bulunmuyor mu? Personel arasındaki ayrımcılığın sevgisizlik sarmaşığının ulu çınarı her geçen gün daha fazla sardığını görmüyorlar mı ?

Bu durumdan Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızın haberi yoksa bu ayıp, bizi temsil edenler ve yönetenler bundan haberi varsa  buna ayıp bile denilemez, ne denilmesi gerektiğini siz söyleyin. Saygılarımla.

 

Yayınlandığı yer ATILGAN
Çarşamba, 14 Eylül 2011 23:23

ÖN YARGILARINIZ BATSIN

huten

Saygıdeğer Arkadaşlarım

YİBB. Komutan'ının 3 yıl emir assubaylığını yaptım. Hakikaten saygıdeğer, zeki, önyargısız, adaletli, bilgili biri idi. Sanırım konsey tarafından bu yüzden emekli edildi.

İstanbul 1'nci ordu plan tatbikatına katılacaktık, mesajla kimlerin katılacağı ordu’ya bildirildi. O tarihlerde emir assubaylıklıkları yeni bir uygulama. Ayrıca kolordu komutanı seviyesinde birinin emir subayının assubay olduğunu tahmin etmedikleri için bana Kalender Orduevi'nde suit bir oda vermişler ama hazımsızlar! Benim başçavuş olduğumu görünce ertesi gün tamirat bahanesi ile odamı değiştirip arka taraftaki bir odada kalmamı istediler. Komutanımız buna şiddetle karşı çıktı. Kendisi ile konuyu tartışırken;

Komutanım, biz ne tahsilimizi, ne müfredat programımızı, ne statümüzü ne de tipimizi kendimiz tayin ve tespit ediyoruz! 'Emir subayı astsubay olunca tekli kordon, subay olunca üçlü kordon taksın' diye  kıyafet kararnamesini değiştirenler, 'astsubay olmak için lisans veya yüksek lisans mezunu olmalıdır' desinler, tipimiz hoşa gitmiyorsa da mülakatta istedikleri kriterleri uygulasınlar. Bu düşmanca tavır nedir?

diye sormuştum. Komutan, ön yargılara karşı çaresizliğini dile getirmiş, benim gönlümü alacak birkaç söz söylemişti.

Evet bizim kanımızın rengi yeşil! Biz Türk ordusuna değil, Yunan ordusuna hizmet ediyoruz! Müşterek tatbikat için Türk ordusunda bulunuyoruz! Onun için mi bize ön yargılı bakılıyor? Bu nasıl bir zihniyettir? Şimdi size bu konuda çarpıcı bir örnek vermek istiyorum;

1964 yılında, ilk kez K.K. Asb. Snf. Hzl. Okulları lise seviyesine çıkarıldı. Ardından diğer kuvvetlerde de bu uygulamaya geçildi. Ama,  MEB. Talim Terbiye Kurulu bizim lise ve muadili okul mezunu olduğumuzu, ancak 'bizlerin mücadelesi sonucunda' 1995 yılında kabul etti!

Bunun tek nedeni, bizlerin yüksekokula devam etmemizi engellemekti! Tüm engellere rağmen, bizler yüksekokulları bitirmeye başlayınca, derece terfi yapmamızı engellemek için bu kez zamanın Cumhurbaşkanı Anayasa mahkemesine dava açtı. Dava’da "assubayın emsali subaydır. Emsallerinin başlangıç derecesine bir derece ileve edilmesi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır." gerekçesini ileriye sürerek maddenin tamımın iptalini talep etmişti.

Anayasa mahkemesi oyuna gelmedi. Maddenin tamamın değil sadece "üst derece verilir" ibaresini iptal etti . Bunun üzerine tüm yüksekokul mezunu assubaylar subaylarla birlikte aynı dereceden göreve başlamış kabul edildi. Hukukun guguk olduğu bir ülkede devreye bu kez AYİM girdi. “Assubayın emsali subay değil, 657 sayılı devlet memurları, kanunundaki genel idari hizmetler personelidir (yani büro memurları)" kararı ile bizleri mağdur etti.(Anayasa Mah.16.3.1976 gün 1976/15-AYİM 1.12.1978 gün ve 1978/572 sayılı kararları)

Bu durumda ya Cumhurbaşkanı yalan beyanla Anayasa mahkemesini yanılttı ya da AYİM hukuka aykırı karar verdi. İki ucu boklu değnek. Neresinden tutarsan tut !..

Sağduyu sahibi herkesin birleşeceği tek ortak nokta, EĞİTİMİN gerekliliğidir. "Yüksekokul mezunu assubayın ülke ve TSK'ya zararı mı olacak? Neden engelleniyor?" sorusuna tek yanıt; tahakküm duygusu ve üstün olma kompleksidir!...

Hava Harp Okulu'nda bulunan, HUTEN (Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü) bünyesinde uzaktan YÜKSEK LİSANS EĞİTİM sağlayan 'milyon dolarlara mâl olmuş' bir uygulama var. Burada Hava Kuvvetleri subayları, bilgisayarları başında, ücretsiz olarak ve görev yerlerinden ayrılmadan "hatta mesailerini bu konuda harcayarak" yüksek lisans eğitimi yapmaktadır. Bu eğitimden sadece Hava Harp Okulu'ndaki subaylar değil, neredeyse tüm Hava Kuvvetleri'ni kapsayan 14 merkezde, merkeze yakın birlik ve kurumlarda görevli subaylar yararlanmaktadır.

MAALESEF, BU PROGRAM SADECE SUBAYLARA AÇIKTIR. ASSUBAYLAR YARARLANAMAZ!

Assubayların taleplerinden olan, okullarının lisans seviyesine çıkmasını engelleyip, fakülte mezunlarının assubay olmaları uygulamasına son vermekle yetinmeyip, kendi hesabına yüksekokul bitirmesine, yüksek lisans yapmasına engel olacaksınız ama, subayınıza gerektiğinde maaş ödeyerek 'hukuk mezunu assubaylar olduğu halde', 5 yıl  maaşlı izin vererek, hukuk fakültesinde okumasını ardından da devlet desteği ile milyon dolarlara mâl olan bir sistemde yüksek lisans yapmasını sağlayacaksınız!...

Bu nasıl bir zihniyettir? Hiç kimse "yüksek lisans konularında verilen eğitim, assubayların görevleri ile ilgili değildir" gibi sığ bir mazeretin arkasına saklanmasın! Bizim vatanseverlik duygularımızı daha fazla istismar etmesin!

Bu istismar, adaletsizlik ve eşitsizlik, ordudaki sevgisizlik sarmaşığını her geçen gün büyütmeye devam edecektir! Hizmet verimliliği ve moral motivasyonunun yok olacağı bir ordu, TSK düşmanlarının yıpratmasına gerek kalmadan 'korkarız' yıpranacaktır!

Demokrasinin olmazsa olmazı, adalet ve eşitliktir. Demokrat kimliği ön plana çıkan Sn.Genelkurmay Başkanı'mızın bu ve buna benzer önyargılı adaletsizlikleri önlemesini, TSK personeli arasındaki ayrımcılığı son vererek, sosyal adaleti gerçekleştirmesini diliyorum.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer KARDELEN
Cuma, 09 Eylül 2011 12:49

BU NASIL BİR ADALETTİR?

bozuk-adalet

Saygıdeğer Arkadaşlarım,

Bu nasıl bir zihniyet, nasıl bir adalettir? Her kurum kendi personelini korur-kollarken milletin gözbebeği TSK, "211 sayılı yasada amirlerine personeli koruma görevi vermişken" kendi personelinin haklarını korumuyor! Adeta, TSK=Türk Subay Kuvvetleri olmuş! Bu durum, görevdeki personelin moral motivasyonunu olumsuz etkileyerek hizmet verimliliğini düşürürken, emekliler arasında da kuruma olan saygıyı azaltıp hukuka olan inancı erozyona uğratmıştır!

Onlarca sosyal ve ekonomik haksızlıklarımızdan birisini daha bilgilerinize sunuyorum. Haklı taleplerimizin mücadelesine destek vermek hepimizin görevi olmalıdır.

  • AİHM "şahsi hürriyetlerin kısıtlanmasının hakim kararı ile olabileceği"ne hükmedip Türkiye'yi mahkum etmesine rağmen, hukuka aykırı bu cezalar "disiplin" adı altında dün olduğu gibi bugün de devam ediyor !
  • Bu cezalar nedeniyle derece ve kademe terfisi yapamayan arkadaşlarımız vardır. 1971 yılında 'hukuk hiçe sayılarak' assubayların özlük hakları kısıtlanmış, bu durumu eşlerimiz yürüşlerle protesto etmişlerdir. 'Suçun şahsiliği ilkesi hiçe sayılarak!' eşleri bu mitinge katılan meslektaşlarımız, sudan bahaneler ve amirin iki dudağı arasından çıkan kararlar ile hapis cezası alarak cezalandırılmışdır.
  • Yine; 1975 yılında, adalet ilkelerine aykırı olarak çıkan ve assubaylarının gasp edildiği yasalar sonucu, "özellikle Hava Kuvvetleri'ndeki arkadaşlarımız tarafından" 1-3 günlük iş yavaşlatma ve göreve gelmeme eylemi yapılarak bu hukuksuzluk karşısında sesimiz duyurulmak istenmiştir.(Bu vesile ile kendilerine minnettarlığımızı sunuyorum)
  • Bu eyleme katılan arkadaşlarımız adeta vatan haini işlemi görmüştür! Hepsinin "ordudan ilişiği kesilmesi" kararı alınmış, fakat bu durumda da Hava Kuvvetleri'nin çökerek iş yapamaz duruma geleceği gerçeği ile karşılaşılmıştır.
  • Bunun üzerine, mahkemeler tarafından 'amirlerin istekleri doğrultusunda' yüzlercesinin 'ibret olsun diye' ordudan ilişiği kesilmiş, binlercesi ise; tuvaleti, duşu olmayan cezaevlerinde adeta işkence tarzında muamelelere tabi tutularak, üstelik aldıkları cezanın görevlerini aksatmaması için münavebeli (nöbetleşe) olarak çektirilmesi sağlanmıştır!
  • Bunların sonucunda arkadaşlarımız aylarca maaş alamamış ve terfi edemeyerek cezalandırılmışlardır.
  • Bazıları, "suç işleyen elbet cezasını çekecektir" mantığı ile konuyu değerlendirebilir. Ancak, idam mahkumlarının, kamu personeli disiplin suçlarının, TSK'da YAŞ kararı ile ihraç edilenlerin affa uğrayıp haklarının iade edildiği ve affın sadece bizler için gerçekleşmediği düşünülürse, yapılan haksızlığın ölçüsü belli olacaktır!
  • Hukuka saygımız gereği kimseye "oh olsun" deme lüksümüz  ve kısır bir düşüncemiz olamaz! Ancak, hakları için yasal protesto yürüyüşü yapan eşlerinden dolayı assubayları "eşlerinin etekleri altına saklanan Mao'nun askerleri" suçlaması ile hapseden zihniyetin  eşleri şimdi "adalet" diye yürüyor, "adalet" diye bağırıyorlar...
  • Eline gül dikeni batınca ayağa kalkanlar, bizim yıllardır sırtımızdaki hukuksuzluk hançeri ile yaşadığımızı hatırlayıp, kendileri için istedikleri adaleti bizim için de gerçekleştirmelerini diliyor, TSK personeli içinde bir "SİCİL AFFI"nın  çıkartılmasını adalet ve eşitlik adına bekliyoruz.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer KARDELEN
ustunlerin-hukuku

Yaşadığımız dünyada su gibi elzem, herkesin ve her kesimin ihtiyacı olan en önemli evet en önemli ihtiyaç HUKUK' tur. Yasa yapıcılar bu çok önemli konuyu hazırlarken bir masa başında kendi çıkarları açısından bakarak işlerler! O zaman karşımıza çıkan yasa, ÜSTÜNLERİN HUKUKU olacaktır. Bir işveren ile bir işçi kesimin temsilcisi masa başında, örneğin asgari ücret artırım konusunu tartışırken çıkacak sonucun ÜSTÜNLERİN hukuku şekline sonuçlanacağı kesindir!

KONU TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN bir yasası hazırlanır iken de, bu yasa çok kapsamlı bir yasa ise ve tüm personeli kapsıyor ise adalet terazisinin endazesine çok dikkak etmek gerekir!  ALLAH'INI SEVEN, BİRAZ VİCDAN DUYGUSUNU İÇİNDE BARINDIRAN BİRİ BU YASAYI NASIL HAZIRLAR VE DE YASAMA NASIL ONAYLAR?

Silahlı kuvvetlerde emekli olan SUBAYLAR son aldıkları maaşın % 5 eksiği ile yani % 95 ile emekli olurlar. Silahlı kuvvetlerde emekli olan ASSUBAYLAR son aldıkları maaşın % 45 eksiği ile yani % 55 ile emekli olurlar.

ANAYASANIN BİLMEM KAÇINCI MADDESİNİN BİLMEM KAÇINCI FIKRASININ VS. HERKES EŞİTTİR!  ASSUBAYLAR HARİÇ! Şayet yasalar hazırlanırken, daha önceden HASDAL-SİLİVRİ konuları düşünülse idi ÜSTÜNLERİN hukuku bu konuyu hallederdi!  

DEVLETİN HUKUKU VE POLİS DEVLETİ

Hukuk dilinde “hukuk devleti” deyimi, devletin hukuk kurallarıyla bağlı sayılmadığı “Polis Devleti” kavramının karşıtı olarak kullanılmaktadır. Hukuk Devletinin çağdaş demokratik uygarlığın en önemli aşamalarından biri olduğundan şüphe yoktur. Gerçekten, vatandaşların devlete karşı güven beslemeleri ve kendi kişiliklerini korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı bir hukuk devleti sistemi içinde mümkündür.

Hukuk devleti”, “polis devleti” deyiminin karşıtı anlamında kullanılmaktadır. O nedenle burada kısaca polis devleti anlayışını görmek gerekir. “Polis devleti”, onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda Kara Avrupası ülkelerindeki mutlakiyetçi rejimleri açıklamak için kullanılan ve ilk kez Almanya’da ortaya çıkmış bir kavramdır. Polis devleti, “kamunun refahı ve selameti için, her türlü önlemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğine müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyen ve fakat tüm bunları yaparken idaresi hukuka bağlı olmayan” devlet demektir. Polis devleti anlayışında devlet hukuka bağlı olmadığına göre, devletin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesi de söz konusu değildi. “Polis devleti” ifadesindeki “polis” kelimesi sadece “kolluk” anlamında değil, daha geniş bir anlamda, kamunun refah ve selametini sağlamaya yönelik tüm devlet faaliyetleri anlamında kullanılıyordu. Devletin bu faaliyetleri yürütebilmek için sahip bulunduğu sınırsız ve denetimsiz güç ise “polis kudreti” olarak adlandırılıyordu. Kısaca “polis” deyimi hiçbir sınır ve  denetim tanımayan kamu kudreti anlamına geliyordu. Bugün de idaresi hukuka bağlı olmayan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlamayan devlet tipi için “polis devleti” tabiri kullanılmaktadır.

(Alıntıdır!)

Hak arama mücadelesinde biz assubaylar yıllardır hukukun tüm enstrümanlarını kullanarak TEMAD çatısı altında ve güncel sistemlerle SABIRLA yasa yapıcılara ADALETİN BOZUK DÜZENİNİN bir an önce düzeltilmesi yönünde mücadele veriyoruz. Görülüyor ki; bu sistemde BİRİNİN İKİ DUDAĞI ARASINDA sıkışmış hukuk devleti mi yoksa polis devleti yapısı mı bu yapı diye tereddüd ediyor olmamız üzücüdür.

Polis devleti demek, polis teşkilatı bulunan devlet demek değildir. İlla belirli bir kanuna dayanmak zorunluluğu hissetmeden, doğru bildiğini aklınca kullanan devlet ve yönetim biçimi demektir. Krallık, padişahlık, tek partili diktatörlük gibi. Ya da çete örgütleri gibi; belirli bir töresi, kuralı olsa da karar liderin iki dudağı arasındadır. Lider değişirse kararın niteliği de değişebilir. Mesela bir lider, "sana ateş edeni alnından vuracaksın" diye karar verirken, bir başkası; "buna gerek yoktur" diyebilir. Çete üyeleri açısından her iki karar da doğrudur.

Hukuk devleti, kimin neyi ne zaman ve hangi yasaya göre yapacağını karara bağlayan, sadece bununla da kalmayan aynı zamanda denetleyen, sorumlulukları ön plana çıkaran, gerektiğinde devletin kendisi de suç işlese bunu ört bas etmeyip yargı yolunu açık tutan devlettir. Bu devlette her birey ve her kurumun ödevleri, yetkileri kanunla belirlenmiş olup, bunu nasıl kullanacağı yine yasa ile belirtilmiştir. Velev ki kişi cumhurbaşkanı ve/veya başbakan, ordu kumandanı vs. kim olursa olsun herkesin ortak paydası kanundur.

Devletin bireye, bireyin de devlete karşı sorumlulukları vardır. Toplum içinde aynı şey geçerlidir. Buradan da anlaşılacağı gibi kişilerin, kurumların söyledikleri değil, hukukun söylediği geçerli olan devlete hukuk devleti diyoruz.  

DAHA DÜN GİBİ....  

Seçim meydanlarında ve bu gibi platformlarda verilen söz İNTİBAKLAR konusu idi. İşte sistem bir liderin iki dudağı arasında sıkışmış ise bu nedir söyler misiniz? Sağa döndüğünüzde TSK duvarına sola döndüğünüzde AKP duvarına çarpıyorsunuz!  

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ARARKEN, ÜSTÜNLERİN HUKUKU ARASINDA SIKIŞTIK KALDIK... 

BU GİRDAPTAN BİR GÜN ÇIKILACAKTIR ELBET! ANCAK BU YENİ BİR YÖNETİM VE BÜTÜNLEŞME İLE OLACAKTIR?

Ancak assubay sınıfı küstürülmüştür, kırgındır ve de sahipsiz kalmıştır... Bir kaç itici insanın gayretleri ile bir kaç önderlik yapan siteler ile çaresizlik gömleklerini atan arkadaşlarımızın birbirlerine verdikleri moral ile yola devam ediyoruz.

BİLİYORUZ VE İNANIYORUZ Kİ BU YOLUN SONU AYDINLIKTIR, ADALETİN  GERÇEKLEŞMESİ YAKINDIR!  

VİCDANLAR HUKUK DENİZİNDE BOĞULMUŞTUR.   

ASSUBAY HAKLARI ABLUKA ALTINDADIR . 

İNSANLIK SUÇU  İŞLENMEKTEDİR .   

ASSUBAYLAR HAKLARINI AİHM GİBİ YURT DIŞINDA ARARKEN DAVALARI KAZANMAKTADIR .    

BU GERÇEK KARŞISINDA YÜZLER ACABA KIZARIYOR MU DERSİNİZ?  

Ne zamana kadar dersiniz? Bu düzenin bu utanç sisteminin sürdürülmesi ne zamana kadar dersiniz? Ayırımcılık, kayırmacılık alt gördüklerine yapılan bu 21. yüzyılın utanç armasını daha ne kadar taşıyacaksınız beyler? 

NE ZAMANA KADAR?

TASMALAR BOYUNLARI SIKINCAYA KADAR! KÖLELER, TASMALARI KIRMAYA BAŞLADIKCA, ZALİMLER KAÇACAK DELİK ARARLAR! 

ATİLLA ABAYLI - İZMİR

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR