Cumartesi, 28 Nisan 2012 14:34

ASSUBAY OLMAK

assubay-olmak

Mesleğe başladığımda Assubay olmakla aslında ne olduğumu içten içe sormuştum. Statüm kariyerim neydi? Kısa bir anıyla anlayıvermiştim her şeyi…

Henüz Assubay Çavuş idim. Bir teğmen ile arkadaş olmuştum. Beraber gezerdik. İkimiz de aynı gemide çalışıyorduk. Onun diğer teğmenler varken benimle arkadaşlık etmesi, benim de diğer assubaylar varken onunla arkadaşlık etmem doğrusu o zamanlar bana çok sıra dışı gelmemişti. Farkındalıkları öğreneceğimizin ilk derslerini almaya başlamıştık.

Arkadaşımla limanda geziyorduk. Sonra kamarada sohbetler ediyorduk. Onun kamarası dört kişilik idi. Benimki 46 kişilik. Kamarasında bazen çay içer ve tost yerdik. Asker hemen getirirdi. Ama benim kamarama hiç girmezdik. Diğer subay ve assubaylardan oluşan arkadaşlık ortamlarına pek girmezdik. Aramızda alınganlık veya kırılganlık yaşansın istemezdik. Aramızdaki farklılıkları sessizce geçiştirirdik. Bir gün beraber otururken aklına yapması gereken bir iş geldi. “-Gel gidelim diğer gemiye arkadaşların yanına, hem şu işi halledeyim hem de beni beklersin.” Dedi. “-Tamam” dedim biraz ürkek, biraz korkakça… Sonra diğer teğmenlerin bulunduğu diğer gemideki arkadaşlarının yanına gittik. Ben assubay çavuştum. Onlar teğmen idi. Sohbetleri çok hoşuma gitse de onlar ve ben sanki ayrı dünyaların insanı olmalıymışız gibi bir kabulleniş içime sindiği için kendimden nefret etmiştim. Bir an önce kurtulmalıydım bu kompleksli halimden. Kurtuldum da… O gün sohbet esnasında yine bir sürü tost ve çay geldi. Yedik içtik. Gemide çalışanlar bilir ne demek istediğimi. Bir assubayın kamarasına böyle bir servis yapılması imkansızdır. Yatakları bile asker nizamı gibidir. Ancak teğmenlerin kamarası o kadar şamatalıydı ve o kadar özgürdü ki… Arkadaşım ve ben statüko denilen, insanları birbirinden uzaklaştıran bir nehirin ayrı kollarına doğru akıyorduk. Ona kızmak istiyordum ancak kızamıyordum. Çünkü hangimiz farklı davranabilirdik? Hangimiz sunulan imkanları dirseğimizle itebilirdik? Başlama aşamasındaki bir arkadaşlık hafif hafif, havada uçuşan bir tüy gibi yok oldu gitti.

Meslek hayatı bizi yavaş yavaş pişiriyordu. Derken tayin oldum. O zamanlar Assubay Kıdemli Çavuştum. Yani insanın yeni yeni kolundaki rütbesini hissettiği, Assubay çavuşluk korkak ve ürkekliğini atarak, ataklaştığı yıllar geldi. Şakalar ve sohbetler arasında gençlik yılları başlamıştı. Ancak tokat bu… Nereden ne zaman geleceği belli değil.

Yeni tayin olduğum Ankara’da kulaklığımı takıp otururken ihtiyar yaşlı, aklı başında yüzlerce kişinin üzerine amir diye konulan bir teğmen odamıza girdi. Botlarını gıcırdata gıcırdata yanıma geldi. “- Revire çıktın mı?” diye sordu. “-Evet çıktım. Geldim.” dedim. “-Benimle gel” dedi. Ben de kulaklığımı çıkardım ve bir mahkum misali peşine düştüm. Sonra Land Rower’a bindik. Hiç konuşmuyordu. Beraber revire gittik. Doktora beni gösterdi. Doktor teğmeni azarladı ve “Hayır be adam. Ben sana ne diyorum, sen bana kimi getiriyorsun?” diye teğmene çıkıştı. Anlaşıldığı kadarıyla gözlüklü olmam sebebiyle tarif üzerine oraya getirilmiş yanlış biriydim. Teğmen oracıkta beni bırakıp beraber geldiğimiz arabaya atladı ve gitti. Ben Ocak ayında, yerde yarım metre kar var iken revirden birliğime kadar olan yaklaşık iki kilometre yolu yürüyerek tekrar görevime başladım. İlk saatlerde “ne olacak delikanlı adamım.” Dedim. Ancak daha sonra neye yanacağımı şaşırmıştım. Kırılan onurum ve gururuma mı? Soğukta yürüdüğüm yola mı? Hastalanıp faranjit olup yediğim iğnelere mi?

Sonraları ilgi alanlarım değişti. Artık filmlerdeki başrollerdeki artistlere bakmıyordum. “Rüzgar gibi geçti” filmindeki Bayan O Hara veya Clark Gable değil, uyuyan beyaz bayanların yataklarının başındaki yelpaze sallayan zenci çocuklar dikkatimi çekiyordu.

Rafet El Roman’ın sahne performansındaki vokalistlerin başarısını alkışlıyordum. Ekmeğimi en küçük ve en az satan bakkaldan almaya çalışıyordum. Arkadaşlarımla yaptığım tartışmalarda asla ve asla kişilerin etki veya nüfuzlarını düşünmeden direkt doğru bildiğimi fütursuzca söylemeyi öğrenmiştim. Kalıpların çevrelerini öğreneceğim gençlik yıllarında kalıpları yıkma isteğim aslında kendi durumuma bir isyandan ibaretti. Evet ben artık assubay olmuştum.

Sonra kendi kurallarımı koymaya başladım. Kanunlar, yönetmelikler ve benim uygulamalarım… Karar almıştım ve yapacaktım. Veee yaptımda…

Vatan görevini yapmaya gelmiş anne baba kuzularına en şefkatli ve en arkadaş yanımı gösterecektim.

Onların eğer harçlıkları olmayanları varsa destek olacaktım.

Üzüntülü zamanlarında espriler yaparak onları güldürecektim.

Ve yıllar işte böyle geçti…

Geriye dönüp baktığımda artık ben değil, biz vardık.

Çünkü bu yaşadıklarımı her assubay yaşamıştı.

Çünkü çevremdeki bir çok assubay ya cebinden şeker çıkarıp askerlere dağıtır, onlarla şakalaşır, ya da muhakkak bir derdine ilaç olmaya çalışırdı.

Galiba Assubay olmak buydu.

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK

msb-gnkra-cagri

 

Bir emekli generalin gözüyle!

Aylar önce “Bir devlet ve silahlı kuvvetler içeriden nasıl parçalanır” konulu bir makale kaleme almıştım. Bu makale, yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok gazete ve dergilerde yayınlandı.

Söz konusu makalede; “Bir devleti, tereyağdan kıl çeker gibi zahmetsizce bölüp parçalamak istiyorsanız, öncelikle o devletin silahlı kuvvetlerini içeriden bölüp parçalayacaksınız” diyerek, Devlet ve Ordu düşmanlarının, Türk Ordusu içine nifak sokmak maksadıyla, başvurdukları şeytanca 13 oyuna dikkat çekmeye ve önlem alınmasını sağlamaya çalışmıştım.

Bu 13 şeytanca oyunun en önemlilerinden birisinin de “Ordunun belkemiğini oluşturan subay ve astsubaylar arasına nifak sokulması”  olduğunu vurgulamıştım.

Eğer, yandaş medya ile bazı tarikat ve cemaatlerin köşe yazarlarının arşivlerine girersek, bıkmadan usanmadan subay ve astsubaylar arasına nifak sokmaya çalıştıklarını görürüz. Bunlar, kayıtlara geçmiş olup, arşivlerde durmaktadır.

Dünyada olduğu gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de belkemiğini Astsubaylar oluşturmaktadır.

41 yıllık askerlik hayatımda, Astsubayların yoğun olduğu birliklerde omuz omuza çalışmış emekli bir komutan olarak, şunu açıkça ve gururla söyleyebilirim ki; “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün mensupları gibi, Astsubaylar da, bu Ordu’nun çok çalışkan, fedakâr ve cefakâr evlatlarıdır. Gerektiğinde, gözlerini kırpmadan şahadet mertebesine ulaşmanın görev ve sorumluluklarını ruhlarında taşımaktadırlar.

Ancak, bu kardeşlerimizin özlük hakları, son derece yetersiz olup acilen iyileştirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Gerçi, Astsubaylarımız bu konuyu problem haline getirip Türk Ordusu’nun içine nifak sokulmasına izin ve fırsat vermemişlerdir ve vermeyeceklerdir. Onların vatanseverlikleri ve silah arkadaşlığı ruhu, nifak sokmaya çalışanların heveslerini kursaklarında bırakacak yüceliktedir. Ama anadan doğma Cumhuriyet ve Ordu düşmanlarının istismarına da açık kapı bırakılmamalıdır diye düşünüyorum. 

Örneğin:

  • Astsubaylarımızın tamamı yüksek okul veya fakülte mezunudur. İçlerinde, mastır ve doktorasını yapanlar oldukça fazladır. Buna rağmen, diğer memurların hak ettikleri maaş derecesi ve kademesine ulaşamamaktadırlar. 
  • Mezuniyetlerinden sonra, aynı eğitime sahip bazı memurlar 8nci maaş derecesinden göreve başlarken, Astsubaylarımız ise 9ncu dereceden göreve başlamaktadırlar. 
  • Astsubay mevcutlarına göre lojman miktarları yetersizdir. 
  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün mensupları gibi Astsubaylarımız da, askerlikte hizmet 24 saattir prensibine uygun olarak mesai mefhumu gözetmeden çalışmakta, resmi tatil ve bayram demeden görevlerini yapmakta, nöbetlerini tutmakta, teröristlerle çarpışmakta, görev gereği yapılan tayinler nedeniyle sıkça şehir ve ev değiştirmek zorunda kalmaktadırlar. Eş ve çocukları da aynı mahrumiyete katlanmaktadırlar. Onların özlük haklarının iyileştirilmesi bir lütuf değil gecikmiş bir hakkın teslimi olacaktır diye düşünüyorum.
Netice olarak; Sayın Genelkurmay Başkanınız ile Milli Savunma Bakanımızın, Astsubaylarımızın özlük haklarını ayrıntılarıyla gözden geçirmelerini, iyileştirmelerini, Anadan doğma Cumhuriyet ve Ordu düşmanlarının Türk Ordusu içine nifak sokma gayretlerine açık kapı bırakmamalarını diliyor, selam ve saygılar sunuyorum.

E.General Hikmet YAVAŞ (İZMİR)
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://hikmetyavas.wordpress.com/

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Salı, 05 Temmuz 2011 01:13

SENİ VATANA HELAL ETMİYORUM….

sehit-esinden-yurek-burkan-teror-tepkisi

Orhan Veli Kanık’ın bir çoğumuzun duygularını dile getiren şiirinin dizelerinde belirttiği gibi;

“Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda,
Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle “

Bu ülke ve bayrağımız için hiçbir değerin geri getiremeyeceği aziz canlarını feda eden şehitlerimizin haberini aldığımız zaman boğazımıza bir şey düğümlenir, burnumuzun direği sızlar, ağlamamak için kendimizi zorlasak da içimizdeki isyanın ateşini ancak gözyaşlarımızla soğutabiliriz.

Van’ın Saray kırsalında hain teröristlerin kahpe tuzağı sonunda şehit olan Başçavuş Erkan DURUKAN’ın acısını yaşayamadan bu kez Uz.Çvş. Metin KOZA ve ardından Başçavuş Kalender Özdemir’in şehit haberini aldık! Erkan Assubay'ımın öğretmen eşinin “seni bu vatana helal etmiyorum” haykırışını garipseyenler olabilir ama bu duyguyu bir çoğumuz içimizde saklıyoruz!

Yayınlandığı yer KARDELEN
Pazartesi, 27 Haziran 2011 13:30

1. DERECENİN 4. KADEMESİ

1_4
1. DERECE 4. KADEMENİN ÖLÇÜSÜ

Yunanca bir terim olan HİYERARŞİ sözlük anlamına göre; bir toplulukta, bir kuruluşta yer alan kişileri alt-üst ilişkileri, görev ve yetkilerine göre sınıflandıran sistemdir. Bu sistemde ölçü bilgi ve tahsildir.

  • Bilgisizler, bilgililere göre küçük sayılır.
  • Genel kabule göre diploma bilginin ispatıdır.
  • Hiç okumamış cahiller az okumuşlara göre küçük, az okumuşlar da çok okumuşlara göre küçük sayılır.

DEVLET GÖREVİNDE;

  • Memur, Şefin küçüğüdür.
  • Şef, Müdürün küçüğüdür.
  • Er, Onbaşının küçüğüdür.
  • Onbaşı, Çavuşun küçüğüdür.
  • Kıdemli Başçavuş, Albayın küçüğüdür.
  • Albay, Tuğgeneralin küçüğüdür.
  • Korgeneral, Orgeneralin küçüğüdür.

Buna göre;

Üniversite mezunu bir uzman çavuşla yine üniversite mezunu bir Kıdemli Başçavuş, lise mezunu albaydan da, Tuğgeneralden de, Tümgeneralden de hem daha kıdemli ve tecrübelidir ve hem de daha bilgilidir.

BU GENEL TANIMLAMAYA GÖRE, herkese verilirken ASTSUBAYLARA 1. DERECENİN 4. KADEMESİ VERİLMEMESİNİN MANTIKİ, HUKUKİ, SİYASİ, İÇTİMAİ VE DİNİ AÇIKLAMASINI tüm araştırmalarıma rağmen bulamadım!

Bunun sebebi kanunlarımızın hukuka aykırı ve çağımıza uygun olmamasından olabilir mi acaba?

Yayınlandığı yer ASB.HAKLARI
Çarşamba, 01 Haziran 2011 14:05

ORDULAR DEĞİŞİYOR, YA KAFALAR?

ORDULAR-DEGISIYOR

HOMEROS DESTANLARINDA ASSUBAYLAR

Tarihte ilk devlet tipi yapılanmaların görülmesiyle birlikte, insanoğlunun doğası gereği savunma ve saldırı amaçlı askeri oluşumların da başladığını görürüz. İnsanoğlu ya toprağını korumak ya da genişletmek amaçlı olarak savaşmayı tercih etmiş. Bu durumda ortaya askerlik dediğimiz meslek ve bu mesleğin olmazsa olmazı diyebileceğimiz emir-komuta zinciri yani hiyerarşik yapı çıkmış.

İlk dönemlerdeki askeri yapılanmalarda ilkel silahlar kullanıldığı için assubay diyebileceğimiz meslek grubu insanlar, daha ziyade orduların hücumda ve savunmada düzenli hareket etmesi maksadıyla, emir-komuta zincirinin bir halkası olarak kullanılmıştır. Bu yapılanmada emirler koordineli hareket etmeyi sağlamış ve orduların bu yolla zafere daha yakın oldukları görülmüştür.

Yenilgi durumlarında ise eldeki savaşçı insan malzemesinin panik halinde kaçışıp heba olması yerine düzenli bir şekilde geri çekilmesine vesile olmuşlardır. Savaş alanında dirlik ve düzeni sağlamışlar ve birliklerine cesur davranışlarıyla önderlik etmişlerdir.

Homeros'un İlyada Destanı'nda bunun güzel bir anlatımını bulabiliriz:

“Zephyros yelinin üstüste getirdiği dalgalar

yankılı kıyıya çarparsa nasıl,

önce açık denizde başkaldırır da yükselir hani,

gelir sonra kırılır karada, öter güm güm,

burunlarda olur sırtı yusyuvarlak,

tükürüp saçar köpüklerini;

işte tıpkı bu dalgalar gibi üstüste yığılarak

Danaolar durmadan geliyordu savaşa.

Bir önder kumanda ediyordu her sıraya,

erler de yürüyordu sessiz soluksuz.

Diyemezdin arkalarında koca bir ordu var,

şu insanların göğsünde ses var diyemezdin.

Önderlerin ardından yürüyorlardı usulcana,

sıralar içinde ışıl ışıl parlıyordu silahları.”

(Çeviri: Azra Erhat-A.Kadir)

TEKNOLOJİ DEĞİŞTİ VE ORDULAR DA!

Savaş ve silah teknolojilerini incelediğinizde, bu teknolojilerin paralelinde ordu yapılarının da değiştiğini görürsünüz. Sopayla, taşla başlayan savaş silahları; zamanla ok, yay ve kılıca, mancınıklara ulaşmış, günümüze adım adım yaklaştıkça barut icad edilmiş ve ardından tabanca, tüfek, top gibi silahlar ortaya çıkmıştır. Bugüne geldiğimizde artık akıllı silahlardan söz etmekteyiz. Kıtalar arası füzeler, güdümlü mermiler, nükleer silahlar, atom bombaları, savaş uçakları ve gemileri vs. İnsanlık savaşla başladığı medeniyet yolculuğuna ne yazık ki, hâlâ savaşla devam etmektedir. Güçlü bir ordu demek, düşmana gözdağı vermek anlamına gelmekte ve barış içinde yaşamak adına caydırıcılık sağlamaktadır.

İlk düzenli orduların emir komuta yapısında küçük rütbeli subaylar olarak yer alan assubaylar, gelişen silahlarla birlikte daha farklı roller üstlenmeye başlamışlardır. İyi bir avcı, iyi bir dövüşçü ya da iyi bir nişancının ötesine varmıştır iş. Her yeni icat edilen silah biraz biraz eğitimi ve bilgiyi gerektirir olmuştur.

TÜRKLER VE ROMALILAR: İKİ FARKLI ANLAYIŞ

optio-01Bu nedenle savaşın kaçınılmazlığını bilen Türk devletleri ve Roma İmparatorluğu; orduda kalıcı yapılanmalar denemişlerdir. Türkler çoğu şimdi bile kullanılmakta olan onbaşı, yirmbeşbaşı, ellibaşı, çavuş, yüzbaşı gibi rütbeler ihdas etmişlerdir. Buna benzer yapılanma Roma ordusunda da yer almış fakat Roma, asker millet kavramı yerine işi tamamen profesyonel askerlik olan Lejyon yapılanmasını oluşturmuştur.

Bu yapılanmalarda assubay hem iyi bir savaşçı hem de iyi bir eğitimci olmak zorundaydı. Bunun yanı sıra özellikle Roma Ordusunda eğitim, idari işler ve lojistik destek gibi konular tam olarak bu lejyon assubaylarının sorumluluğundaydı.

Uzun yüzyıllar boyunca ordu teşkilatlanması toprak yapılanmasına bağlıydı. Ordunun komutanı kral ya da padişahtı. Genelkurmaylık benzeri bir kavram olmadığı gibi şimdiki anlamda bildiğimiz ve kullandığımız Assubay tanımlama ve sınıflandırması da yoktu. Onbaşıdan itibaren tüm rütbeli personel subay kavramı içinde yer alıyordu. Düşük rütbeli personele genelde küçük subay/zabit deniliyordu.

ASSUBAY KAVRAMI ORTAYA ÇIKIYOR

Artık insanoğlu yeni savaş silahları üretiyordu. Barut icat edilmiş, ortaya toplar, tüfekler, tabancalar ve hatta top taşıyan savaş gemileri çıkmıştı. Bütün bu silahların yerinde kullanımı için bilgi gereksinimi vardı. Aynı zamanda bilen, kullanabilen ve eğitebilen insan gücü önem kazanıyordu. İşte bunlar küçük rütbeli subaylardı ve ilk kez bunları “assubay” olarak niteleyen devletler ortaya çıktı.

Helmuth von Moltke, Harp Bakanı Roon ile birlikte 1857'de Prusya Ordusunda değişiklikler ve düzenlemeler yapıp bundan olumlu sonuçlar aldığında işin esas temellerinden birisi olarak branşlarında çok iyi yetişmiş assubayları gösterir ve assubayların özellikle teknik ve uygulamalı konulardaki tecrübe ve bilgileri sayesinde muharebe ve eğitimlerde ordunun asıl yükünü taşıdıklarına vurgu yapar.

Keşiflerle ve icatlarla artık sanayi çağına geçilmiştir. Toprak esasına dayalı ordular savaşı kaybetmeye başlamıştır. Yeni çağa ayak uyduran, ordu yapısını buna uyarlayan devletler savaş meydanlarının galibidir. En önemli silah; bilgiyi ve çağın teknolojisini orduya uyarlayabilmektir. Bunu başaramayanlar kocaman imparatorluklar bile olsalar yıpranmaya ve yıkılmaya başlamışlardır.

Sanayi çağı, toprağa dayalı yaşam kültüründen, her alanda üretime ve bilgiye dayalı yaşam kültürüne geçiştir. Kendini bu sisteme uyarlayan devletler bir anda sömüren devletler olmayı da başarmışlardır. Daha önce adı duyulmamış bir kavram olan milliyetçilik ve ulus devletçilik ortaya çıkmıştır. Artık kralların, sultanların ya da halifelerin tebaası ve ümmeti yoktur. Millet vardır, halk vardır. İşçi vardır, patron vardır. Emperyalizm vardır, sömürge vardır.

Değişimlerin hızlı yaşandığı bu zaman aralığında onbaşıdan binbaşıya kadar uzanan küçük rütbeli subaylara önce “küçük zabit” sonra da Assubay denilmeye başlandı. Binbaşı ve sonradaki rütbeler ise üstsubay olarak değerlendirildi. İlerleyen dönemlerde değişim ve teknolojiye paralel olarak yeni rütbe organizasyonları gelişti. Assubay rütbeleri; Assubay Çavuş ile Assubay Kıdemli Başçavuş arasında basamaklandırılan ve zaman zaman değişime uğrayan çeşitli kategorilere bölündü. Asteğmenden Binbaşıya kadar uzanan rütbe aralığı da subay olarak yapılandırıldı. Bunlara daha ziyade genç ya da kıdemsiz subaylar denildi.

MODERN ORDULARIN BELKEMİĞİ ASSUBAYLAR

1900'lü yıllardan günümüze değin yaşanan büyüklü ve küçüklü tüm savaşlar; küçük rütbeli subay kavramını çarpıcı bir şekilde ön plana çıkarmıştır. Işık hızı ile gelişen bilim ve teknoloji yeni silahların icadına da yol açmış ve savaşların sırf liderlerin ya da komutanların taktik bilgisi ile kazanılamayacağı gerçeğini ortaya koymuştur. Bugün savaş ve buna dayalı silah teknolojisi herhangi bir bilim dalından daha seri bir şekilde kendisini yenilemektedir. Atom bombasının icadı, savaş sanatında tam anlamıyla yeni bir çığır açmış ve göğüs göğüse çarpışmaların yerini uçaklar, gemiler, bombalar ve kitle imha silahları almıştır. İnsanoğlu küresel bir barışı dört gözle bekleyedursun, modern savaş sanatında; nükleer savaşlardan, kontrolsüz ülkeler ve güçlerden, tehlikeli silahları yasadışı yollardan edinmiş terörist gruplardan ve hatta uzayda bir savaştan dahi söz edebilecek derecede ilerlemiş durumdayız.

Birinci ve İkinci Cihan Harbi, Kore ve Vietnam Savaşları ve daha pek çok savaş, “Harbi onbaşı kazandırı!” sözünü haklı çıkartacak derecede küçük rütbeli ya da rütbesiz askerlerin cesaret dolu hikayeleriyle onurlanmıştır. Anlık bir fırsatı değerlendiren rütbesiz ama lider kapasiteli bir er bile savaşın kaderini değiştirecek en cesur hamleyi yaparak, zafere giden yolu açabilmiştir. Bu da bize göstermektedir ki, ordular; en kıdemsiz personelini dahi bilgiyle donatmalı ve onlara dahi liderlik özelliği kazandırmalıdır.

1990'a değin gelinen aşamada, silah ve cihazlara ünsiyeti olan küçük rütbeli personel, uzmanlığı, bilgisi, cesareti ve liderliği oranında komuta kademesine kılavuzluk etmiştir. Pervanesi dönmeyen bir uçağın pilotu olamayacağı gibi, yüzemeyen bir gemiler filosunun da Filo Komutanı olamaz. Bir komutan, astlarıyla bütünleşebildiği oranda komutandır. Liderlik, bilgi ve beceri birbirini tamamlayan unsurlardır. Salt taktiksel liderlik özellikleri geliştirilen bir komuta yapısı ile savaşların kazanılacağını ummak, bir gün karşınıza bir badire ile çıkacak “Kral Çıplak” söylemine çanak tutmaktan öte bir şey değildir.

Öyleyse, tepeden tırnağa tüm silahlı kuvvetler personelini insan onuruna yakışır şekilde haklara kavuşturmak ve gerek iş bölümünde, gerek hukukta, emekte ve özlük hakkında daha eşit şartlar sunmak; ülke siyasetçilerinin ve komuta kademesinin ilk ödevidir.

CUMHURİYET TARİHİNDE ASSUBAYLAR

Cumhuriyetin ilanından bugüne ve hatta Kurtuluş Savaşımız dahil; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin assubayları, üzerlerine düşen vazifeyi hakkı ve onuruyla yapmış ve yapmaktadır. Düşünün ki, Batı Anadolu'da işgal güçlerine ilk karşı çıkan bir küçük zabittir. Resmi tarihimizin bir sayfasında kahraman olarak göklere çıkartılan ama sonraki sayfalarda çeşitli nedenlerle hain damgası vurulan Ethem Bey (Çerkez Ethem); Milli Mücadelemizin lider kadrosuna çok büyük katkılar sunmuştur. Ayaklanmaları bastırmış ve planlı, programlı bir mücadelenin yapılmasına zaman ve zemin hazırlamıştır. Başına gelenleri iyi ya da kötü olarak değerlendirmek bizden çok tarihçilerin işidir. Fakat şu kadarını söylemeliyiz ki; büyük mücadele ve devrimler çoğu zaman kendi çocuklarını da yemekten sakınmamıştır.

Antepli Şahin Bey de alaylı bir assubaydır ve kahramanca çarpışarak, kanını bu kutsal topraklar için akıtmış, canını ay yıldızlı bayrağın dalgalandığı bir vatan toprağı hülyası ile feda etmiştir. İstiklal Destanımızın her sayfasında bu ülkenin nice onurlu evlatları vardır ki, bunlar yokluklara rağmen yürekleri ile savaşmış, rütbelerin en yükseği olan şehitlik ve gazilik makamına erişmişlerdir. Kimilerine devletimiz tarafından onbaşı, çavuş, başçavuş ve teğmen gibi çeşitli rütbeler verilmiş olsa da; o savaşa yüreğini koyan her vatan evladı bizim için birer gurur abidesi meslektaştır. Yüreğimizde isimlerini taşıdığımız, sevdalarını taşıdığımız; mücadelelerinden ilham aldığımız birer Assubay görüyoruz herbirini.

Kore Savaşında ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatında da nice destanlar yazmış bir ordunun assubayları olarak, bu destanlara kanımızla ve canımızla katkıda bulunduk.

bnasbTerörün kol gezdiği sınır boylarında, dağ karakollarında ay yıldızlı bayrağımızın dalgalanması için var gücümüzle çalıştık, çabaladık. Kutsal vatan toprağında gece gündüz nöbetler tuttuk, kimi zaman evimizi bile taşıyamadık, yıllarca ayrı kaldık. Hasret ateşini vatanımıza ve milletimize duyduğumuz derin aşk ateşi ile bastırdık.

Eve dönüşlerde, çocuğumuz babasını yabancı bir misafir zannetti çoğu kez. Kim bu adam, niye sevgili annemle bu kadar yakın diye tuhaf bakışlarla süzdü bizleri. Bazen kahramanlık hikayelerinin etkisiyle, dev gibi bir baba bekleyip durdu ama karşısına mayında elini kolunu kaybetmiş eksik bir baba buldu. Bilemedi Gaziliğin ne olduğunu. Şaşırdı.

Bazense babasını düşlerken, onun yerine bayrağa sarılı, yüzünü bile göremediği bir adam için ağladı. Birileri, babasının kahpe kurşunlara karşı kahramanca çarpıştığını ve şimdi kanatlanıp cennete doğru uçtuğunu fısıldayıverdi kulağına. Kutsal babayı kutsal bayrağa sarılı gördü ve öylece rüyalarına taşıdı. Her gece yüzünü seçemediği ama bayrağından tanıdığı o cesur babayı kurdu düşlerinde. Ne zaman başı sıkışsa, ne zaman hayatın zor bir anına denk gelse, düşlerindeki ayyıldız destanlı babası koştu imdadına. Yine de babasızlığın tarifsiz hüznünde gizli sözcükleri söyleyemedi kimselere. En gizli hazinesi olarak yüreğindeki sandukasında sakladı.

POST MODERN ORDUDA ASSUBAY

İki cepheli, iki kutuplu dünya, 1990 yılından itibaren tek kutuplu bir yapıya dönüştü. Bütün dünya sadece bir emperyal ülkenin sömürgesiymiş gibi oldu. Yine bilim ve teknikte yaşanan büyük gelişmeler dünyayı zoraki bir küreselleşmeye taşıdı. Fakat günümüzde küreselleşme algısı, bu tek belirleyici ülkenin hegemonyasına girmek olarak yorumlanıyor. Onun pişirdiği pastalardan pay alma yarışları yapılıyor. İnsanlık ya da çağdaş dünya, kendi küresel anlayışının dinamiklerini bir türlü oluşturamıyor, daha baştan teslim bayrağı çekiyor. Bunun yerine, bir takım aşırı söylemlere varan ulusalcılık çarpışıyor bu küresel emperyalizmle. Nedense; yeni, farklı ve çağdaş bir küreselleşme projesi üretilemiyor. Kim bilir, belki de bir ütopyadan öteye gidemeyen komünizm yeniden elden geçirilmeli. Son versiyonu kitlelerin beğenisine sunulmalı.

Herşeyin hızla değiştiği ve bu değişimlerin yaşanan her gün ister istemez farkedildiği bir dünyada, ordular da payına düşeni alıyor; kabuk değiştiriyor, kendini yeni şartlara uyduruyor. Artık tehditler farklı, güvenlik anlayışı farklı. Mücadeleler bir cephede değil, bütün cephelerde ve hayatın normal akışı içinde yapılıyor. Süngü süngüye yapılan savaşlar bir nostaljiden öte bir şey değil. Hatta bir siperden ötekine bomba atmak bile çok gerilerde kaldı. Aklın almayacağı silahlar, sistemler ve psikolojik harekat türleri gelişti. Siz koltuğunuzda rahat rahat oturuken düşman gelip sizi teslim alabiliyor şimdi. Tek bir mermi dahi harcamadan yapıyor bunu. Daha ucuz bir maliyetle dürüyor defterinizi.

İşte bu yeni anlayışa postmodern anlayış deniyor. Ordular da buna göre çeki düzen veriyor kendisine. Zorunlu askerlik anlayışından tam profesyonelliğe geçiyor. Orduları sırf lider komutanların sultasına bırakmıyor. Siyaset ve diplomasiyle örtüştürüyor. İlkel kalmış kurmaylık yapısını değiştiriyor. Çarıklı erkan-ı harpten, sivillerin de dahil olduğu küçük, mobil ve çevik bir yapıya doğru evriliyor. Vatandaşını da tehdit gören ve devletini vatandaşına karşı da korumak düsturunu güden anlayış hızla yıkılıyor. Bunun yerine düşman istilasının kaleleri değil, insanları zaptla başlayacağını varsayan ve buna göre şekillenen ordu yapıları geliyor. Artık savaşın tek cephesi yok, medya bir cephe, ekonomiler ve borsa bir cephe. İnternet zaptedilmesi en zor olan kale. Bireyi kazanmak ve milli bilinç altında tutmak vazgeçilmez savunma biçimi. Bunun içinse bireye refahtan, haktan, hukuktan ve gelirden pay vermek gerekiyor. Ayrıca, özgürlükleri kısıtlayan değil, çoğaltan ama vatandaşlarını yönlendirmeyi başaran devlet organizmasından bahsetmek gerekiyor.

Postmodern ordular dünyanın herhangi bir yerindeki savaşı daha büyümeden kontrol altında tutmayı ya da önlemeyi amaçlıyor. Böylece yeni bir dünya savaşının önünü kesiyor ve küresel barışı hedefliyor. Savaş insanların ya da silahların birebir karşılaşacağı cephelerde değil, yukarda saydığımız cephelerde gerçekleşsin istiyor. Barışı korumak, insani yardım amaçlı harekatlar yapmak çok sıkça çıkıyor karşımıza. Ordular artık yeni görevler tanımlıyor kendisine; kaçak göçmen akınını önlüyor, doğal afetlerde ulusal ve uluslararası destek operasyonları yapıyor, deniz güvenliği için korsan ve haydutlarla mücadele ediyor, daha fazla özgürlük ve yönetimde söz hakkı isteyen sivil halklara destek sunuyor, terörle ve uyuşturucu ile mücadele ediyor, gemi ve uçak kaçırma olaylarına mülaki oluyor, küreselleşmenin getirdiği ayrışmalar nedeniyle hedeflenen mikro devlet ideallerine ve bu idealler doğrultusunda yapılan ve genelde sivilleri hedef alan bölgesel ve şehir eylemlerine önlemler alıyor..... Daha pek çok yeni işlev kazanarak, alışıldık bir cepheden öteye taşıyor kendisini.

Yine de işin felsefi boyutuna baktığımızda, orduların kurulmasının ana gayesinin caydırıcı güç olmak ve bu vesileyle de barışı korumak olduğunu vurgulamalıyız.

Küreselleşen dünyada artık bilginin, istihbaratın, medyanın, teknolojinin ve diplomasinin daha etkin silahlar olduğunu görmekteyiz. Herhangi bir devlet, hiçbir gerginlik ortamı yaratmaksızın, bir başka ülkede çeşitli yollarla etkin bir savaş yürütebilmektedir artık. O ülkeyi internet, basın ve medya yoluyla ya da taşeron kişi, kurum ve örgütler kullanarak istediği yöne doğru çevirebilmektedir. Tehdit unsuru gördüğü bölge ve ülkelere kontrollü kaos getirerek, kendi dünya düzenini kendi çıkar ve emellerine uygun şekilde kolayca inşa edebilmektedir.

Tüm bunlar silahlı kuvvetler yapısında devrimsel değişiklikler yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Ordulara artık lider ya da komutandan çok, bilgi ile donatılmış ve bilgiyi nasıl kullanacağını sezebilen ve lider özellikler de taşıyan orta rütbede subay ya da sivil uzmanlar gereklidir. Bundan sonraki süreçte daha çok general yerine daha azı ama daha kalitelisi yetiştirilmelidir.

Yeni ordu yapılanmalarında, yeni tanımlanan görevler gereği teknolojiye hakim, dil bilen, liderlik vasfı taşıyan, askerlik mesleğine ünsiyetli ve her daim kendini geliştirebilen assubaylara ihtiyaç tüm dönemlerden daha fazla. Hatta şunu bile açıkça söyleyebiliriz ki; modern ordular bu yeni dönemde rahatlıkla, bir general yerine bir Assubay yetiştirmeyi tercih edebilir, daha rantabl bulabilir.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE ASSUBAYLARI

Cumhuriyetle birlikte gelişen ordu yapılanmamızda zamanla assubaylar ordunun temel direği olmuşlardır ama hak ettikleri değere bir türlü ulaşamamışlardır. Yirmi birinci asrı yaşadığımız bu günlerde bile batılı devletlerin assubaylara verdiği değeri ne yazık ki, Türk Ordusunun üst kademeleri bu emekçi insanlara sağlayamamışlardır. Hala bilginin rütbe ve kıdem esasına dayalı olduğunu düşünen bağnaz yapı; maalesef Amerika’nın, İngiltere’nin ve Almanya’nın assubaylara bin dokuz yüz küsürlü yıllarda verdiği değer seviyesinden bile çok uzaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu katı ve bağnaz yapısı Uluslararası alanda da tescillidir. Kültür farklılıkları ve örgüt kültürleri üzerine araştırmalar yapan Prof. Geert Hofstede'nin incelemelerine göre çıkan sonuç şöyledir:

“Türkiye örneğinde, ordu üst yönetim kademeleri, erbaş ve erler bir kenara bırakılsın, Assubay ve hatta subaylarla bile, yüksek güç mesafesi (High Power Distance) nedeniyle oldukça farklı ve birbirinden yalıtılmış kültürleri ve değerleri paylaşmakta ve yaşamaktadır.”

Burada, sevgili albayım lafı süsleyip püsleyip şunu demeye getiriyor: Türk Silahlı Kuvvetleri aslında erine de, erbaşına da, uzman çavuşuna da, assubayına ve hatta genç subayına bile güvenmiyor. Ordunun temelini ise güven duyulan üstsubaylar oluşturuyor. Yukarda zikrettiğimiz ast kesimlerin, devamlı kontrol altında tutulması gerekiyor. Bilgi ve tecrübeleri artıncaya değin (yani sisteme adaptasyonları sağlanıncaya kadar) her an başınıza iş açabilirler. Mutlak itaat denen şeyi pek de fazla kaale almıyorlar. Bu yüzden yönetilmeleri çok zor. Şimdi işin içine bir de profesyonel er girerse, ne yapacak bizim üst kademe, nasıl çıkacak bu keşmekeşin içinden bilinmez. Bu yeni gelenler de hak isteyecek, hukuk isteyecek. Başlarda “Allah devlete, millete zeval vermesin, ayağımızı attık devlet kapısına” diye şükrederken, sonraları “maaşım az, kariyerim yok, orduevim yok, oyak beni ütüyor” demeye başlayacak ki, bu da o alt tabakadakilere yeni bir şeyler vermeyi gerektirecek. Sulta yapısına alışmış üst yapının liderliği de işte burada sorgulanacak bir kez daha.

Bilgesam kapsamında çalışma sunan ve aynı zamanda bir Emekli Albay olan Dr. Salih Akyürek; Türk Ordusu ile ilgili kişisel saptamalarını şu şekilde yapıyor:

“Orduda birlik komutanlığı yapan lider personel, zorunlu askerlikle silah altında tutulan erbaş ve erleri, kurumsal etkinlik noktasında yetersiz ve isteksiz bulmakla birlikte; aynı kitleyi kurum içinde ilave hiçbir talebi olmayan, en kolay yönetilebilir ve yönlendirilebilir kitle olarak da değerlendirmektedir. Kurumdaki subaylar; assubayları ve uzman erbaşları 'mutlak itaat' kavramının fazla işlemediği ve bilgi/tecrübe temelinde hakim olunması gereken ve yönetilmesi zor profesyoneller olarak algılamaktadır. Profesyonel orduya geçilmesi durumunda oluşturulacak ve muhtemel bir profesyonel er statüsü de, diğer statüler kadar olmasa da, liderlerin yetkinliğine dönük yeni bir sorgulamanın önünü açacaktır.”

Bütün bunların benim yazdıklarımla ne kadar örtüştüğünü görüyorsunuz. Satırları sanki albayım değil de ben yazmışım gibi. Demek ki, aslında üst taraftakiler de sorunu biliyor. Konuşurken, nutuk atarken astlarını az buçuk anlayabiliyorlar. Fakat iş, bir şeyler vermeye geldi miydi, ödleri kopuyor. Bunlara bir kez bir şeyler verip alıştırdık mıydı hep daha fazlasını isteyecekler diye korkuya kapılıyorlar. Sınıfsal ayrıcalıkları sorgulanacak ya da bitecek, tahtları sallanacak diye kabuslar görmeye başlıyorlar. O yüzden de astların taleplerine çok ağır, çok sert karşılık veriyorlar. Ne zaman uluslararası camiada yapılan uygulamalar bir zorunluluk haline geliyor, işte o zaman “bakın assubaylara ya da astlara devrim gibi yenilikler yaptık” diye bir şeyleri pazarlamaya kalkıyorlar.

Günümüz ordularında, assubaylık mesleğinin yıldızının parlamasını kabullenmek zor olsa da çağın gerektirdiği gelişmeler nedeniyle bilgili, cesur, vatansever ve konusunda uzman assubaylardan kurulu bir ordu yapısına varmak, bu yapılanmayı güçlendirip geliştirmek, kaçınılmazdır. Dolayısıyla, assubaylara hakkı olanı teslim etmek, modern ülkelerde olduğu gibi ayrım ve fark gözetmeksizin onlara hak ve hukuken eşit davranmak, emeğine ve bilgisine saygı duymak ve fırsat eşitliği sağlamak elzemdir. Tüm bunları saltanatçı yapı nedeniyle görmezden gelenler belki uzun süren bir barış ortamında kafalarını kuma gömebilirler ama kısacık bir an sürecek bir savaşta, görmezden geldiklerinin bedelini toptan ödemek zorunda kalabilirler. Ne demek istediğimizin daha iyi anlaşılması için özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinin analizi tam anlamıyla ibret verici ve öğreticidir.

ikisibiraradaPEKİ AMA ASSUBAYLAR NE İSTİYOR?

Çok uzun süredir assubaylar için yapılacak yenilikçi düzenlemeleri bekliyoruz. Meslek grubumuza karşı yapılan haksızlıkların giderileceği ve cumhuriyetin ikinci sınıf insanı olmaktan kurtulacağımız günlerin umudunu yüreğimizde sabırla taşıyoruz.

Biz assubaylar, Silahlı Kuvvetlerin orta direğiyiz. Belkemiğiyiz. Biz assubaylar, bir uçağın kanadı, bir geminin pervanesi, bir tankın paleti ve bir ülkenin sınır karakolu gibiyiz. Türk bayrağının dalgalandığı her yerde cesur ve cansiperane görev yapmanın onuruyla yaşarız.

Biz Assubaylar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emekçisiyiz. Yeri geldiğinde işçi, yeri geldiğinde memuruz. Yeri geldiğinde lider ve komutan, yeri geldiğinde yönetileniz. Vatan, millet ve bayrak söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan şehitlik rütbesine koşa coşa giden, bu halkın onuru için şehitliği ve gaziliği onur bilen öz vatan evlatlarıyız.

Şehit cenazelerimiz arka mahallenin camisinden kalksa bile halkının omzunda, halkının kutsal gözyaşlarıyla ebedi istirahatgaha gitmeyi şeref bileniz.

Bir generalin işaret parmağıyla on dört gün, yirmi bir gün sorgusuz, sualsiz, savunmasız hapislere gönderildik. Üstelik ülkemizin aydınları, medyası ve yazarları, siyasetçileri tarafından ve hatta bağrından kopup geldiğimiz halkımız tarafından tam anlaşılamadık. Tüm derdimiz statükolardan, ortaçağ kalıplarından arınarak görev yapmakken, sırf ekonomik sorunumuz olduğu, tek derdimizin para olduğu gibi anlaşılmalarla incindik, mağdur bırakıldık. Üstelik bunları söyleyenler, kendi maaşlarının azlığına bizleri örnek gösterdiler. Bu ülkenin işçileri, memurları ve hatta profesörleri dahi assubayın maaşını emsal alarak yorumlar yaptı. Üstelik şark kurnazlığıyla davranarak, bir SAT Komandosu assubayın, bir Denizaltıcı assubayın maaşını sundular kamuoyuna. Oysa bunlar özel branşlardı ve maaşları da farklıydı ama bunu görmek kimsenin işine gelmedi. Tıpkı kendilerine emsal olacak subay maaşlarını nasıl görmezden geldilerse, üstelik onlara, Atatürk devrimlerine karşı olmasına rağmen, “ağam sen, paşam sen” nakaratı ile saygıda ve lütufta kusur etmedilerse; bizim çığlıklarımızı da öylece duymazdan geldiler. Emekli olduğumuzda bizimle aynı hizmet yılına sahip bir Kıdemli Albayın yarısı kadar dahi maaş alamadığımızı, Cumhuriyetin Meclisinden en fazla pozitif ayrımcılık yüklü kanunların onlar için çıktığını anlatmaya çalıştık ama dinletemedik.

Müsteşar olduk, profesör olduk, yüksek lisanslar yaptık ama bir türlü o birinci sınıf insanların hakir gören bakışlarından kurtulamadık. Kendi komutanlarımız bizi dar bir aralığa sıkıştırdı, kariyersiz yaşamak zorunda bırakıldık. Emir komutanın dev prangaları özel yaşamımıza kadar girdi, düşüncemize karıştı, inancımıza karıştı, gün geldi evlerimiz dahi denetlemeden geçti, anlatamadık. Tahakkümleri ve zulmü hep kendi bireysel çabalarımızla aşmaya çalıştık.

Biz Kemal Tahir'le ve Nazım’la birlikte Yavuz ve Erkin gemisinde zulüm ve işkence görendik. Biz Deniz Gezmiş’le birlikte darağacında asılandık. Biz 1970’li yıllarda İzmir’de, Ankara’da eş ve çocuklarımızla coplanandık. Biz 12 Eylül’ün prangasında “ast” olarak damgalanandık. 9 Ekim 2010’da elli beş yaş ortalamasıyla Ankara’nın sokaklarında hak ve adalet isteyendik.

Duymadınız, duymak istemediniz bizi!

Başlangıç derecemizden, emeklilik derecemize kadar ayrımcılık yapılıyor ey halkım. Üniformamızdaki aksesuarlardan, özlük haklarımıza kadar, mükafatlardan cezalara kadar, sosyal olanaklardan askeri mahkemelere kadar sınıflaştırma, ayrıştırma tahakkümü altındayız. Ortaçağ kalıbı bir kast yapısının boyunduruğu içindeyiz. Ayakkabı rengimizden uçuş brövemize kadar, taşıdığımız rütbe işaretine kadar ırkçı ve şekilci uygulamalara tabi tutuluyoruz.

Sahte gazete manşetleriyle avutulduk. Yalan dolan vaatlerle kandırıldık. Manşeti attıran komutan muhtemeldir ki, şimdi emekliliğin tadını çıkartıyor. Milli Savunma Bakanı tam on yıldır her seçim öncesi çayımızı kahvemizi içip vaatlerle aldatıyor bizi. Bir de bakıyoruz, seçim sonraları nasılsa, Milli Subay Bakanı oluveriyor.

Körolasıca bir Vicdansız Gönül'ün oyuncağı yaptı bizi felek!

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi ile 2002’den bu yana iktidar olan hükumetin ortak düşmanı olduğumuzu anladık. Başkaları bu vatanın öz evlatlarıydı ama biz üveydik, mahallenin sümüklü yetim çocuğuyduk. Görev ve sorumlulukta ağır yükler taşırken gülümseyen komutanlar, iş statükoya ve özlük haklarına geldiğinde hep somurttular. Düşman bir ülkenin askerleriymişiz gibi uygulanan yasalar gördük. Kendimizi azınlıkmış gibi hissettirdiler bize. Öyle ki, 17 Nisan 2008 tarihinde TBMM’de sessizce bir darbeye göz yumuldu. Gözler görmedi, kulaklar duymaz oldu. Bir gün önce assubaylara birinci derecenin dördüncü kademesi verildi ama aradan daha 24 saat geçmeden ilga edildi. Faili meçhullere karıştı yasa.

Yüreğimizde de koca bir yara var, acı var, burukluk var!

Kim bilir belki de doğrudan bir darbe tehdidi oluşturmadığımızdan dolayıdır tüm bu ortaçağ muameleleri. Bizim darbeyle işimiz olmaz ey halkım, ekmekle, aşla olur. Şehitlikle, gazilikle olur.

Biz harbiye marşıyla büyümedik ey halkım. Bizim tek bildiğimiz, o sizin de yüreğinizde taşıdığınız, gurur ve onurla söylediğimiz İstiklal Marşımız. Bunu bilin!

Bizim korumalı evlerimiz, makam arabalarımız, “Hanfendinin Fifi”sini gezdiren emirerlerimiz olmadı. Lojmanda da, orduevinde de, askeri kamplarda da hep ikinci sınıf tutulduk. Öyle ki, kendi paramızla, yasa gereği üye olduğumuz OYAK’da dahi emir-komutanın tahakkümü altındayız. Sivil kamuflajlı OYAK’ta nelerin döndüğünü, nelerin yaşandığını, anlatamasak da biliriz biz.

Biz bu ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her yerde halkıyla içiçe yaşayanız. Onlarla çorbalarını paylaşan, düğünlerinde gülen, cenazelerinde ağlayan samimi komşularız. İçinizden biriyiz. Daha fazlası değil!

Ve hakkımız olanı istiyoruz. Değerimizin karşılığı olanı istiyoruz. Sırf para pul değil, onurumuzu, şanımızı da istiyoruz!

Hazırlayan: Aydın Kulak

Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında bir sakınca yoktur.
Kaynakça:
  1. Zorunlu Askerlik ve Profesyonel Ordu/ Dr. Salih Akyürek/Bilgesam/Rapor No. 24/2010
  2. www.geert-hofstede.com
Yayınlandığı yer BUYUTEC
Pazar, 17 Nisan 2011 14:35

İTİBARIMIZ NE DURUMDA ?

itibar

Biz assubaylar bankaları hortumlamadık.

Kendimize kıyak emeklilik yasaları çıkarttırmadık.

İhalelere fesat karıştırmadık. İhalelerden aslan payını almak için şebeke oluşturmadık.

Bu ülkenin kaynaklarını yandaşlarımıza peşkeş çekmedik.

Emekli olduğumuzda holdinglerde yönetici olmayı, Oyak’ta ya da MSB. lığı yurtlarında kendimize, akraba ve yakınlarımıza istihdam kapısı yaratmayı planlamadık. Bizlerin, ne flamalı makam aracı, ne de eş ve çocuklarımızın sivil plakalı, devlet memuru ünvanlı şoförlerimiz oldu.(Rüyasını bile görsek, kabus görmüş gibi uyanırdık!)

Hiç bir imtiyazımız olmadı. Aksine; emekli maaşlarımız dahi başkaları gibi, görevdeki meslektaşlarımızın maaşlarına hiç yaklaştırılmadı. Daha da uzaklaştırılması için ne gerekiyorsa o aksatılmadan yapıldı. 926 sayılı kanuna göre, bazıları rütbeye göre  tek cetvelden maaş alırken, bizler kendi aramızda kategorilere ayrıldık. Hep aşağıya itildik, yukarıya çıkarılmadık.

Aynı hukuk fakültesinden mezun olsak dahi, çocuğumuz yerindeki atğm.ler bizi yargılayan hakim yapıldı ya da başımıza komutan olarak atandı. Fakat, assubay olan hatta assubaylıktan subaylığa geçen hukukçu meslektaşlarımızın, yalnızca mahkemelere yargılanmak için gitmesi uygun görüldü. Sadece assubaylara özel, maaş artışı için KHK hiç çıkarttırmadık. Fakat hizmet süremizin artırılması için jet hızı ile meclisten yasalar çıkartıldı.

Aynı fakülteleri bitirmiş olsak dahi, dereceler, rütbe terfileri, erken terfiler, makam, hizmet, temsil, kadrosuzluk tazminatları, 1/4 derece ve buna uygun gösterge ve ek göstergeler başkalarına, bizlerin ise yalnızca 1/3'de kalmamız uygun görüldü.Görev koşulları ve sorumlulukları bizlerle kıyaslanamayacak MYO memurlar 9/2'den göreve başlarken hangi değer yargısı ile assubaylar 9/1 kademeden göreve başlatıldı ?

Her yıl olmasa da, kara yollarında görevli bir işçi kadar kamplardan yararlanma imkanlarımız da olmadı. İtibarımız ve puanlarımız bir türlü yetmedi. Aynı kurumdan emekli bir başka meslek grubu mağduriyeti hiç tanımazken, külfet ve zahmetler bizlerin sırtına yüklendi, haklar başkasının cebine kondu. Bütün bunlara rağmen hukuktan doğan taleplerimiz hiç rağbet görmedi, adam yerine konmadık ve kısaca itibarımız olmadı.

Halbuki bizler, TMK. larda hangi görev yazılıysa, amirler tarafından hangi ek görevler uygun görülmüşse, birlik ya da kurumda ne kadar mal, malzeme, silah ve cephane, arazi ve arsa, para, pul ve kıymetli döküman varsa, zimmeti ve külfeti bizlere yüklenmesine karşın, iş güçlüğü ve iş riski, eleman teminindeki güçlük zammının aslan payı başkalarına oldu.

Halbuki nereye, hangi ücra köşeye tayin edilmişsek oraya gittik. Hizmet süresi ne kadarsa o kadar görev yaptık. Kaç kere uygun görülmüşse o kadar tayin edildik. Görevin gereği ölmemiz gerekiyorsa öldük. Birçoğumuzun uzuvları kayboldu. Eksik uzuvla yaşamayı şeref kabul ettik. Ama şehitlerimize ve gazilerimize dahi ayrımcılık yapıldı. Bunları dahi sineye çektik. Şehitlerimizin isimlerinin milletimizin göreceği yerlere adil olarak yazılmasından dahi çekinilmesini bir türlü anlayamadık. Hiçbir şeye itiraz etmedik, zaten yasalar karşısında edemezdik de.

Biz hiç kimseye ayırım yapmadık, bizlere ayrıcalık yapılmasını imtiyaz sağlanmasını, aklımızın ucundan bile geçirmedik. Çalışırken yalnızca görevimizi, emekli olunca, yalnızca hukuku, adaleti ve hakkaniyeti bekledik ve talep ettik. Görevimizi alnımızın akıyla yaparak ayrıldık ama, kayırma ve hak başkalarına, ayrımcılık ve haksızlık bizlere uygun görüldü.

Bunca emek, bunca fedakarlık ve bunca yurtseverlik karşısında, en çok sözü dinlenen ve itibar görmesi gereken bizlerin neden sözü dinlenmez, değer verilmez, hiçbir talebi karşılanmaz duruma düşürüldük? Bunun sorumluları kimlerdir? Yapılan bu ayrımcılık ve hukuksuzluklar yalnızca TSK'nin önemli bir kısmını mağdur etmek, TSK düşmanlarını sevindirmek, gerçek kahramanları kahretmek kimlerin eseridir?

İlgili ve yetkili sorumlular, mesleki ya da şahsi ikballeri peşinden koşarken bizleri unutmuş, ya da dikkate alma gereğini dahi duymamış olabilirler. Ama ya bizler, ya bizim meslektaşlarımız, bu itibarsızlaştırmanın bir parçası değil midirler? Adını bile artık yazmak benim için bir üzüntü kaynağı olan STK'nun başına getirmiş olduğunuz temsilciler, hak aramak yerine, kendi meslektaşlarına “Onlar bizden değil komutanım“ diyen zatı hangi nedenle üç kere seçme ihtiyacını duydunuz? Hak arayan meslektaşlarını Habur’dan giriş yapan PKK otobüsünün üzerinde mi gördünüz ki, onlar bizden değil dediniz? Onlar sizden değilse, elimizdeki takdir, onur ve ödül belgelerini hangi ordunun mensupları bizlere verdi ?

Sanıyorum içinde yaşadığımız durumun sorumluluğunu tamamen başkalarına yıkmak da doğru değildir. Bizler, bizim temsilci olarak seçtiklerimiz bu tablonun baş mimarlarıdır. TEMAD Şubelerinde önümüze konan birer masa ve üzerine dökülen okey takımları ile bizlere sunulan bu değerli hizmeti yeterli görüp, haklarımız verilmese de, adam yerine konmasak da, sözümüz dinlenmese, itibarımız olmasa da, bu benzersiz ve kıymetli hizmet için şubelerdeki ve genel merkezdeki temsilcilerimizi tekrar seçerek vefa borcunu ödemek zorunda mı saydık kendimizi? Sahi siyasi partiler bizleri adam yerine koyup, adaylarımızı seçilebilecek yerlerden listelere yerleştirip, taleplerimize itibar ettiler mi? Bir milyon oya sahibiz. Siyasi partiler için oy demek her şey demektir. Bunca oyumuza rağmen bize itibar edip listelere neden almadılar acaba? Nedenini hiç sorgulamayacak mısınız? Bizlerin üçte biri kadar dahi oy potansiyeline sahip olmayan meslek gruplarından ne kadar adayın listelere yerleştirildiğini nasıl açıklayabileceksiniz merak ediyorum.

Hak, hukuk, adalet ve en önemlisi de itibarımızın ne önemi var ki! "Hak verilmez alınır" ne demek? Meydanlara çıkıp, demokratik hak arama eylemi de neyin nesi?... Haksızlıklara itiraz ederek karşı koyarak itibar kazanılmaz mı diyorsunuz.? O zaman okey takımlarınıza iyi sahip çıkacaksınız. Hak aramak bölücülüğe girer. Başkanımız kimi uygun görüyorsa, onu kişisel itibarını kullanarak istediği yere getirir! Diğerleri zaten kendisinden sayılmaz!

  • İtibar kazanmamız için önerim şudur; Başkanımızın bu güne kadar bizler için yaptığı hizmetler, yapacağı hizmetlerin göstergesidir!.. Sağduyusuna, başarı için azim, kararlılık ve hırsına inancım tamdır!!! TEMAD seçimlerinde başkanımızı tekrar seçerek altın kuşağı kazanması, mesleğimizin ve tüm meslektaşlarımızın Türk Milleti nazarında İTİBARININ zirveye taşınmasına yardımcı olunması, yurt içi ve yurt dışı gezi programları ile elde edilen başarıların bazı TEMAD Şubeleri hariç, başkanımızı başarılı bulan tüm şube yöneticileri ile hep birlikte kutlanması dileklerimle saygılar sunarım...
Yayınlandığı yer KUTUP YILDIZI
Çarşamba, 13 Nisan 2011 21:16

HAYAL KIRIKLIĞI !

hayal-kirikligi

Bugüne kadar hiçbir yazımda, hiçbir eleştirimde konuyu kişiselleştirmedim, mesnetsiz iddia ve suçlamalarda bulunmadım, TEMAD tüzel kişiliğine olan saygımı da hep muhafaza ettim.

Ama artık isyan halindeyim !..

Yönetim kurulu üyesi iken TEMAD genel başkanını dergiler arasına koyduğu yazılarla eleştiren, "tüzüğün gereğini yapmıyor bizim de çalışmamıza, sorunları çözmemize mani oluyor" dediği başkanın istifası ile genel başkan olan ve gideni mumla aratan, eleştirilere tahammülü olmayan bir genel başkanla karşı karşıyayız!

Kibarca uyardık, olmadı! İcraatsızlıklarına çözümler ürettik, “alın siz uygulayın. Koordine edin. Biz destek verelim. Başarı yine sizin olsun” önerimizden sadece “başarı sizin olsun” sözü gereği başarıları sahiplendiler!

Sayın Başkan, riyakarlar dışında herkes sizden şikayetçi! 8 yılda bu topluma umutsuzluktan başka ne  verdiniz?

Onlarca öneri ve eleştiri yazımız oldu. Hepsinden vazgeçtik, "BİR TEMAD MASALI" yazımızda yapmanız gereken ama yapmadıklarınızı özetledik, duvardan ses var sizden yok!  Biz haksız isek önce açıklayın, sonra da gereğini yapın. Haksız eleştiriyorsak, TEMAD tüzel kişiliğine ve mücadeleye zarar veriyorsak, bizi dava edin veya  onurlu bir şekilde istifa edin. Size güvensizliğimizi daha nasıl anlatacağız?

Biz, sizin kasaba politikalarınıza aynı şekilde yanıt vermeyi 'kendimize saygımız gereği' ne yazık ki yapamıyoruz!

Tek marifetiniz ihraçlar! Şimdi size soruyorum; haydi bir üyeniz size “zübük oğlu zübük“ diye hakaret etti, onu anladık. Peki, diğer bir üyeniz suçu sizden harcamalarınızın hesabını sormak mıydı? Antalya'daki ihraçların vicdanları rahatsız etmeyeni var mı? Sn. Ahmet Öztaş, ihracını haklı gösterecek ne yaptı? Keşke, her assubayın yüreğinde onun kadar assubay sevdası olsaydı. Sn. Hüseyin Savcı sanalların kim olduğunu sorguladı, tüm bilgiler elinizde olmasına rağmen açıklamak yerine başkana hakaret ediyor gerekçesi ile hukuk dışı ihracını  onayladınız. Böylece hakaret iddianız izale mi oldu?...

Ya diğer ihraçlar? Assubayların sesi için 320 km. protesto yürüyüşü gerçekleştiren arkadaşımızı, 'iki yıl aidat yatırmadı diye' yolda ihracını bildirmek hangi ahlak ve değer yargısı ile haklı gösterilebilirdi?..

Demokratik hakkını kullanan ve çekincelerinde haklı çıkan TEMAD Balçova Yönetimi ihracı hak etti de, mitinge katılmayan diğer şube yönetimlerini neden ihraç etme cesaretini gösteremediniz? Oy hesaplarınızın alt üst olmasından mı korktunuz? Bizler eşlerimizle zorlu yolculuklar yaparak mitinge katıldığımız halde, yönetimdeki arkadaşlarınızın bazılarının ve eşlerinizin mitinge Ankara'dan katılmamalarının ezikliğini duymadınız mı?

Hukuksuz ihraçlarınızı gerçekleştiremeyince bu kez “Balçova yönetimini görevden aldım ve yerine üç kişilik kayyum atadım” diyorsunuz! Siz hukuku guguk mu sanıyorsunuz? Yoksa, kendinizi diktatör mü?..

8 yılda yap-ma-dıklarınız roman olur ama ne yaptığınızın bazılarını size kısaca hatırlatayım;
  • Sizden bir adım önde olanları hep kendinize rakip gördünüz. Kendiniz, genel sekreteriniz ve sanallarınızla haddinizi aşarak sözde haddini bildirmeye çalıştınız; Yetmedi mesnetsiz suçlamalarda bulundunuz. Onur Yürüyüşü'nü 'birilerini mutlu etmek adına' tüm uğraşlarınıza rağmen engelleyemeyince, bu kez "kendisine destek için toplanan paradan Ankara'da kendimize ziyafet çektiğimizi" mesnetsiz ve ahlaksızca ifade ettiniz kanıtlamazsanız müfterisiniz dedim susuyorsunuz;  Sizi, ben ve diğer arkadaşlarımız mahkemeye vermediyse bu aciziyetin ifadesi değil,  assubayların temsilcisi olan bir derneğin genel başkanını dava etmeyi içlerine sindiremedikleri içindir. Bunu lütfen unutmayın!
  • Mitingten sonra ısrarlar üzerine "KASIM ayında eylem" kararı vermenize rağmen, bu sitenin sayesinde haberdar olduğunuz ve “yıllardır aidatımız ödeniyormuş ama bizi götürmüyorlarmış” itirafında bulunduğunuz WDF yurtdışı gezilerinin ikincisine katılmak üzere Paris'e koştunuz! Toplantıların sonuç bölümüne bakıldığı zaman, bizlerle ilgili tek kelimeniz yok orada! NATO orduları assubaylarına göre uğradığımız tahakküme varan haksızlıkları sorgulasaydınız ya da “miting yaptık sesimize yanıt vermediniz bizler de bu geziyi protesto ediyoruz” diyebilseydiniz, sizi ayakta alkışlar ailenizle birlikte yurtdışı gezisine gönderirdik…
  • Bizim yazılarımızdan rahatsız olanlara “arkadaşlarımız haksızlıkları yazıyorlar” demek yerine “onlar bizden değildir komutanım” dediniz ama sizden olmayanların mücadelesi ile 11 kez randevu isteyip alamadığınız ve mektup bıraktığınız Genelkurmay Başkanı TEMAD'ı ziyaret etti!..
  • Basında bizlerle ilgili hiçbir yazınız makaleniz yayınlanmadı. Bizlere hakaret edenlere sessiz kaldınız. Size sağlanan TV programlarında temel sorunlarımız çarpıcı örneklerle anlatmak yerine, toplumda assubayların ortaokul mezunu olduğu düşüncesini perçinlediniz. "Assubaylar mayınları temizlesin" gibi uç örnekler vererek kişisel fedakarlıklarınızı anlatmaya çalışarkak güzelim fırsatları heba ettiğiniz yetmiyor gibi gazetelerde yayınlanan yazılarda bizlerin adının geçtiği bölümlerle Sn.Talu'nun yazılarını yayınlamadınız…
  • Tüm TEMAD şubelerinden fazla sesimizi duyuran cesur yürek Sn.Umur TALU'ya minnettarlığımızı 'Genelkurmay’ın akredite listesinde yok' düşüncesi ile bir nezaket ziyareti ile dile getiremediniz!
  • Lise mezunu olarak assubaylara 1nci derece hakkı verdik haklarınızı sorgularsanız hak kayıplarına uğrarsınız diyen kuvvet konumatına bu hakkı lütufmu sanayorsunuz bu hak bizlerden 10 yıl önce 657 SK. tabi devlet memurlarına verildi diyemediniz tıpkı muvazzafların haklarını dile getirirseniz sizi bu kapıdan içeriye almam diyen kuvvet komutanına bizim cebimizde sefer görev emri var biz bu yasalara heran tabi olabiriz kaldıki bizim çektiğimiz hukuksuzlukları meslekdaşlarımız çekmemeli biz yasa dışı bir talepte bulunmuyoruz bizi dinlemezseniz biz de komutanlığın önünde haksızlıklarımızı haykırırız diyemediğiniz gibi; Bu düşüncelerle mi bizi temsil edip sorunlarımızı çözecektiniz? Nitekim çözemediniz…
  • "Kele yıkandın mı demişler, tarandım bile demiş". Ben yaptım oldu zihniyeti ile STK yönetilemez. “Haklarımızı hukukta arayalım. Gerekirse profesyonel yardım alın. Biz, size maddi her türlü desteği sağlayacağız” diyerek başlatılan kampanyayı bu sorumluluğu almamak için engellediniz. Haklarımızı eksik bilgilerle anlatamadınız. TEMAD web sitesini yenilemek adına tüm bilgileri silerek herşeyin unutulacağını mı sandınız?
  • Gazete ilanı için kampanya düzenledik. Nezaketen “şu kadar para toplandı... Şu kadarını ilana harcadık...  Şu kadarını irat kaydettik...” açıklaması ile bir teşekkür etme nezaketinde bulunmadınız. Biz, tüzel kişiliğe saygımızdan hesap sormadık.
  • Sizden önceki yönetimin açtığı davanın sonucu olarak, 'bizlerin zorlaması ile' son gün AİHM’e açtığınız davada temsil ve hisse senedi konusunu götürdüğünüzü belirttiniz. Nedense, 'ısrarlı taleplerimize rağmen' dava dilekçesini yayınlamıyorsunuz! Niçin sır gibi saklıyorsunuz?
  • "Hisse senedi" konusunda şüphelerimiz devam ediyor. "Temsil" konusunda ise, genel sekreterinizi hiç bir şubenin görüşünü almadan emrivaki olarak atayarak tehlikeye attınız !..
  • Bölge toplantılarında “siz adayları tespit edin. Yönetim olarak partilerle temas halindeyiz, kontenjan alacağız” demenize rağmen, hukuk komisyonu üyesinin elinden tutarak TESUD'u memnun etmek adına siyah çelenk koyduğunuz bir partiden bizim temsilcimiz diyerek aday yaptınız! Size bu toplumun gücünü, kararlılığını, siyasi düşüncesini bozuk para gibi harcama yetkisini kim verdi?
  • Hezimet olan bu sonuca kişisel hesaplarınız neden oldu. Bu durum ve diğer partilerin bizler hakkında şimdi olumsuz değerlendirmeleri sizi hiç mi rahatsız etmiyor?
  • Bugüne kadar onlarca dilekçe, faks, mail kampanyaları yaptık. Son olarak "DEKLARASYON" yayınladık. Destek bir yana, köstek oluyorsunuz. Bizler YUNAN assubaylarının haklarını mı savunuyoruz? Yoksa, bunu sizler başarıyorsunuz da bizler işgüzarlık mı ediyoruz? El insaf, bu nasıl bir zihniyettir?..
Sayın başkan, riyakarların olmayan başarılarınızı alkışlamasına aldanmayın! Assubaylar “şuna dosya verdim... Mecliste komisyonlarda görüştüm.... Komutanlarla kahvaltılı toplantılar yaptım...” sözlerinize ve arkadaşınız olan Milletvekili Akman'ın çakma yasa tekliflerine itibar etmiyorlar! Bu derneğin daha fazla yaralanmaması ve bu topluma daha fazla zarar vermemek için, kalan kısa sürede ya bu deveyi güdün ya da başkanlığınız süresince bunca yıldır hiçbir başarı ve kazanım sağlayamadığınız ve hayal kırıklığına uğrattığınız assubaylardan 'hem de özür dileyerek' gidin …

Değerli arkadaşlarım, yönetimlere kişisel çıkarlarını düşünmeyen, özverili, bilgili, kararlı, üyelerine saygılı, yönetimleri seçtiğimiz zaman mücadelemizde hedefe daha kısa sürede ulaşacağız. Bunu gerçekleştirmek bizlerin elinde. Lütfen, hatır için değil kendinize saygınız ve mücadelemizin başarısı için hak edenleri seçelim. Saygılarımla....

Yayınlandığı yer KARDELEN
Perşembe, 31 Mart 2011 16:50

Meclis Tutanaklarında Astsubaylar

meclis

23. Dönem / 5. Yasama Yılı
76. Birleşim / 10.Mart.2011- Perşembe
Soru-cevap işlemi yapılacaktır.


  • Alim IŞIK (MHP- Kütahya);

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İkincisi de, dört yıllık üniversite mezunu olduğu hâlde 1'inci derecenin 4. kademesinden emekli olamayan tek grubun astsubaylar grubu olduğu iddiaları doğru mudur? Doğru ise bunun çözümü için bir çalışmanız var mıdır?

  • Devlet Bakanı Cevdet YILMAZ (AKP-Bingöl);

Bu astsubaylarımızın emekliliği. Bu konuda da teknik düzeyde, kurumsal düzeyde çalışmalar devam ediyor, henüz nihai bir taslak yok.

MHP İZMİR MİLLETVEKİLİ KAMİL ERDAL SİPAHİ'NİN 8.3.2011 TARİHLİ MECLİSTE YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA MECLİS TUTANAKLARINDAN (33 Sayfa)

Bu arada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin mağdur kesimi olan şerefli astsubay camiası için -emeklileri dâhil- yıllardır AKP İktidarınca sürekli söz verilip de yerine getirilmeyen hususları tekrar hatırlatırım. Şerefli astsubay camiasının sorunlarını Milliyetçi Hareket Partisi olarak tam dört yıldır dile getiriyoruz. Komisyon ve Meclis konuşmaları, soru önergeleri, kanun teklifleri verdik. Son olarak 9 Şubat 2011'de astsubaylarımızın sorunları için Meclis araştırması açılmasını teklif ettik. Sorunlarının önem ve aciliyetini dile getirdik ama onları sekiz yıldır oyalayan, her seferinde "İnşallah seçimden sonra." diye istismar eden AKP'nin oylarıyla bu önergemiz reddedildi. İnşallah bu seçim öncesinde benzer vaatlerle kimse astsubaylarımızın karşısına çıkmaz, TEMAD'lara ziyarete gitmez. Derece, kademe ilerlemesinden emekli maaşlarına, seyyanen zamma kadar hep oyalandılar, hep kandırıldılar. "Onlar için iyileştirme yaptık." diye gece elbisesi yani "mess dress" verilmesinin yazılması ise muvazzafıyla, emeklisiyle tüm astsubay camiası acı acı güldüler. İki haftadır aralarındaydım, kızgınlık, küskünlük ve öfkelerini iktidar partisine iletmeyi bir borç biliyorum.

MHP Grup Başkanvekili

Öneri: *9.02.2011 SAAT 14.00

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/958 esas numaralı, "Astsubayların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması önergemizin görüşmelerinin Genel Kurulun 09.02.2011 Çarşamba tarihli bugünkü 62. Birleşiminde yapılması önerilmiştir.
  • BAŞKAN;

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kâmil Erdal Sipahi, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Sipahi. (MHP sıralarından alkışlar)

  • Kamil Erdal SİPAHİ (MHP-İzmir);

Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunarım.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir ve komuta zincirinde yer alan asli ve en önemli unsurlardan birisi de saygıdeğer astsubaylarımızdır. Ülkeleri için şerefli meslekleri uğruna bir ömrü feda eden, en ücra yurt köşelerinde canı pahasına görev yapan, aile fertlerinin de aynı kaderi kendileriyle paylaştığı bu şerefli camianın cefakâr ve fedakâr ensuplarının çok ciddi ve birikmiş sorunları acil çözümler beklemektedir.

Şerefli astsubaylarımız kimseden ulufe istemiyor, hak ettiğini istiyor. Yılların emeğinin, fedakârlığının, canı pahasına görev yapmanın karşılığını istiyor. Birçok meslek mensubuna verilip de kendilerinden esirgenen, analarının ak sütü gibi helal olanları istiyor.

Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü uğruna canını esirgemeyen 290 astsubay şehidimizin, yüzlerce organ kaybı ve yaralanma yaşayan astsubay gazilerimizin, yüzlerce görev şehidinin hak ettiklerini istiyor.

Ben, Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili olarak, 71 milletvekili arkadaşımla birlikte, onların sorunlarını bu Meclis araştırmasıyla, onlarca soru önergesiyle ve Meclis onuşmalarımızda, kanun tekliflerimizle dile getirmekten, onların sesi olmaktan gurur duymaktayım. Otuz altı yıllık meslek hayatımı paylaştığım silah arkadaşlarım astsubaylarımıza, emeklisiyle, muvazzafıyla, saygıdeğer aile fertleriyle en iyi dileklerimi sunuyorum, şehitlerini rahmetle anıyorum.

"Silah arkadaşım" tabiri şu andaki hüviyetim itibarıyla bazılarına tuhaf gelebilir. "Silah arkadaşlığı" kavramı Türk'ün, Türk askerinin hasletlerinin birisidir. Silah arkadaşlığı, askerlik yemini edildiği gün başlar, mezara kadar devam eder. Evet, onlar, sekiz yıllık AKP İktidarından kendilerine söz verilip de yerine getirilmeyenlerin, seçim öncesi sahte vaatlerin, yalan beyanların, "Yaptık, yapıyoruz, merak etmeyin seçimden sonra olacak." yalanlarının hesabını soruyorlar. Onlar 100 bini aşkın muvazzaf ve 117.500 emeklisiyle, aile fertleriyle birlikte 1 milyonluk şerefli bir camia, artık aldatılmayı, kandırılmayı, sahte vaatlerde bulunulup sonra yan çizilmeyi ve oyalamayı hak etmiyorlar.

9 Ekim 2010'da, aldıkları devlet terbiyesiyle ve kendilerine yakışan bir vakar ve ciddiyetle on binlercesi, sorunlarını Ankara'da bir mitingde dile getirdiler. Kimileri bu mitingden ve bu mitingin, astsubaylarımızın atalarını ziyaretiyle başlamasından rahatsızlık duymuş olabilirler. Emekli olduklarında maaşları yarı yarıya azalıyor, yüzde 50'si ek iş, yüzde 20'si işportacılık yaparak AKP'nin kendilerini açlık sınırına mahkûm etmesinin kaderini yaşıyorlar. Derece, kademe ilerlemeleri Mecliste Komisyona getiriliyor, önce kabul edip ertesi gün AKP milletvekillerince geri çekiliyor. Emekli maaşlarına 100 TL seyyanen zam yapılacağı iki yıl önce resmen açıklanıyor ama iki yıldır ses çıkmıyor. Emekli olan veya hâlen görevde olan, lise ve dengi okul mezunu olup da fakülte ve yüksekokulu bitirmemiş olanların iki yıllık yüksekokul mezunu kabul edilmeleri için kanun teklifi verdik Milliyetçi Hareket Partisi olarak. "Fakülte ve yüksekokulu mezunu olanlara iki kademe verilmesi." dedik, aynı kanun teklifine bunu da dâhil ettik. Emekli aylıklarına 100 lira ilave için kanun teklifi verdik. Hükûmete soruyoruz: Neden bunlar gündeme getirilmiyor, neden Meclisten kaçırılıyor?

Benim silah arkadaşım, değerli astsubaylarımız neler istiyor ve bekliyorlar, özetle sıralarsak:

  • Meslek yüksekokulu mezunu astsubaylar 9'un 2'nci kademesinde, lisans mezunları ise 8'e 1'inci kademesinden göreve başlatılmalıdır.
  • Yüksekokul mezunu olup da 1'inci derecenin 4'üncü kademesine yükseltilmeyen tek kamu görevlisi örneği şerefli astsubaylarımızdır.
  • Temsil ve hizmet tazminatları astsubaylara da verilmeli, Danıştayın iptal gerekçesi doğrultusunda yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Bu konuya teferruatıyla tekrar değineceğim.
  • Üyelerin yüzde 60'ını oluşturan OYAK ve iştiraklerinin yönetim ve de denetim kurullarında astsubaylarımız ve emeklilerinin temsil edilmeleri sağlanmalıdır.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yasaklanan muhakemesiz şahsi hürriyeti kısıtlayan ceza sistemi değiştirilmelidir.
  • Sorumluluk ölçüsünde yetkiler artırılmalı, astsubay meslek yüksekokulları mutlaka lisans düzeyine çıkartılmalıdır. Lisansüstü ve doktora eğitimi yapan astsubaylara da başarılı her eğitim yılı için kıdem verilmelidir.
  • Sosyal tesislerden astsubaylarımızın temsili oranı ve faydalanma oranı oran olarak artırılmalıdır. Astsubaylara ait tesislerin fiziki durumları düzeltilmelidir.
  • Kalkınmada öncelikli illerde görev yapan kamu görevlilerine verilen kademe astsubaylarımıza da verilmelidir.
  • Emniyet ve asayiş hizmetleri sınıfından olup emniyet ve asayiş görevlisi emniyet ve MİT mensuplarına ödenen 100 liralık tazminatın emniyet ve asayiş görevi yapan astsubaylarımıza verilmesi de sağlanmalıdır.
  • 926 sayılı askerî personel yasasından önce sanat okulu, lise mezunu ve iki yıllık Harp Okulu mezunlarına tanınan intibak hakkı Astsubay Meslek Yüksekokulları Yasası'ndan önce mezun olan astsubaylarımıza ve emeklilerine de tanınıp bunların intibakları meslek yüksekokulu mezunu olarak yapılmalıdır.
  • Emeklilerine iki yıl önce söz verilen 100 liralık seyyanen zam en kısa sürede gerçekleştirilmelidir.
  • 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile beş yıldan fazla hizmeti olan tüm memurlara görev tazminatı verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen görev tazminatı sadece ve sadece makam ve unvanı olan memurlara verilmiştir. Özellikle görev tazminatının Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde sadece subaylara verilip astsubayların bundan faydalandırılmaması kurum içerisinde hoşnutsuzluk, eş ve çocuklar üzerinde olumsuz etki yaratmasına neden olmuştur. Aynı kurumda çalışan, aynı meslek sahibi, savaşta ve barışta aynı kaderi paylaşanların, ülkenin her köşesinde külfette beraber oldukları gibi nimette de beraber olmaları Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve ülkenin bekası gereğidir. Bu eşitlik mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır.

Söz konusu tazminatın iki yıldır ha bugün ha yarın çıkacak söylentileri astsubaylarımızın motivasyonunu olumsuz yönde etkilemiştir. Görev tazminatının bir an önce çıkarılması onların sosyal yaşantıları, moral ve motivasyonu açısından artık kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Evet, istekleri, talepleri, beklentileri özetle bunlar.

Şerefli astsubaylarımız imtiyaz ve ayrıcalık değil, adalet ve eşitlik istiyorlar. Terleri, kanları ve canlarıyla bu ülkeye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlılıklarının, bir ömre mal olan hizmetlerinin bedelini yani haklarını istiyorlar.

Sayın Millî Savunma Bakanının milletvekillerine dağıttığı, astsubaylarımızla ilgili "Şu iyileştirmeleri yaptık." adı altında sunulan maddeler aslında Hükûmetin yaptıkları değil, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içerisinde yerine getirip yaptığı hususlardır.

  • Ali Rıza ALABOYUN (AKP-Aksaray;

Parasını kim veriyor, parasını?

  • Kamil Erdal SİPAHİ (MHP- İzmir/Devamla);

İçinde AKP İktidarının payı ve katkısı yoktur.

  • Ali Rıza ALABOYUN (AKP-Aksaray);

Ödeneği kim veriyor?

  • Osman DURMUŞ (MHP-Kırıkkale);

Baban veriyor, baban!

  • Akif AKKUŞ (MHP-Mersin);

Baban veriyor, baban!

  • Kamil Erdal SİPAHİ (MHP-İzmir/Devamla);

Dolayısıyla konuyu, biz astsubaylarımız için şu hizmetleri, iyileştirmeleri yapmak demek, bir oyalamadır, ağza bir parmak bal sürmektir ve ciddiyet dışıdır.

Evet, örneklerine geçeyim. Neler yapılmış Millî Savunma Bakanlığımızın yazısında?

Yurt dışı yabancı dil eğitimi imkânı artırılmıştır. Genelkurmayın Yurt Dışı Kurslar Talimatı'nda değişiklik yapıldı, onun gereği. Subaylığa müracaat yılları öne çekilmiştir. Astsubay meslek yüksekokulu açıldığı için onun gereği olarak bir iç düzenlemedir. Efendim, Türk Silahlı Kuvvetleri eğitim merkezlerinden faydalanma oranları artırılmıştır. Sosyal Hizmetler Yönetmeliği gereğince Türk Silahlı Kuvvetlerin kendi iç düzenlemesidir. Efendim, Kara Kuvvetlerine mensup astsubaylara Türk Silahlı Kuvvetleri özel eğitim merkezlerinden ilave kontenjan sağlanmıştır. İç düzenlemedir. 30 Ağustos Resepsiyonu ayrı orduevleri yerine tek orduevinde astsubayların katılımıyla düzenlenmiştir. Genelkurmayın bir emridir. Yurt dışı geçici ve daimî göreve seçilebilme imkânları artırılmıştır. Yurt Dışı Görev ve Kurs Talimatında Genelkurmayın yaptığı bir kendi düzenlemesidir. İç Hizmet Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle yirmi dört yılını dolduran astsubaylarımızın albaylar gibi nöbet hizmetinden çıkartılması sağlanmıştır. Bunun gibi onlarca kalem sayabilirim size sayın milletvekilleri. Bunların hiçbirisi Hükûmetin yaptığı düzenlemeler değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi iç bünyesinde yaptığı iç düzeltmelerdir, düzenlemelerdir.

Bunlardan özellikle bir tanesini vurgulamak istiyorum. Konunun ne kadar komik boyuta taşındığını sizler de kabul edeceksiniz. Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik ile astsubaylara gece kıyafeti, yani mesdres verilmiştir. Yani Hükûmetimiz, astsubaylarımıza gece kıyafeti verilerek iyileştirme yapmış. Artık bu bir komedi unsuru mudur, alay unsuru mudur? Ben yüce Meclisimizin takdirlerine sunuyorum.

Gönül ister ki onların ciddi olarak çözüm bekleyen sorunları yıllardır yerine getirilseydi. Ta 2005 yılından kalan elimde vesikalar var, soru önergelerine verilen cevaplar var. Sayın Millî Savunma Bakanı diyor ki: "Astsubaylarımızın bütün sorunları tarafımdan bizzat, şahsen takip edilmektedir. Onların sorunlarını çok iyi takip ediyoruz ve en kısa zamanda çözümleyeceğiz." Aradan geçen süre beş ile sekiz yıl.

Evet, ben sözlerime son verirken değerli astsubaylarımıza, sevgili silah arkadaşlarıma, emeklisiyle, muvazzaflarıyla aile fertlerine en iyi dileklerimi sunuyorum; aziz şehitlerini rahmetle, gazilerini minnetle anıyorum. Yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

  • BAŞKAN;

Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hüseyin Gülsün, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Gülsün. (AKP sıralarından alkışlar)

  • Hüseyin GÜLSÜN (AKP-Tokat);

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylarımızla ilgili sorunların araştırılması amacıyla MHP'nin önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok önemli unsurlarından olan astsubaylarımız ülkemizin en ücra köşelerinde fedakârca hizmet etmekte, şehit vermekte, gazi olmaktadırlar. 200 binin üzerinde emekli ve hâlen görevli astsubaylarımızın sorunlarını çözmek, onların gerek özlük hakları ve gerekse çalışma şartlarını düzeltmek bizim asli görevimizdir. Bu bağlamda, yapılan, çalışmaları tamamlanan ve çalışmaları devam eden konuların bazılarını size arz etmek istiyorum. Tabii, benden önceki değerli konuşmacının "Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapıldı, Genelkurmay tarafından yapıldı." demesini gerçekten yadırgıyorum. Bunların hepsi hükûmete bağlıdır, devlete bağlıdır. Devlete bağlı bir kurumdur Türk Silahlı Kuvvetleri. Herhangi bir kuruma neler yapıldıysa Türk Silahlı Kuvvetlerine de o yapılmıştır ve hükûmet tarafından yapılmıştır. Bu hükûmet AK PARTİ olabilir, başka bir hükûmet olabilir. "Bunu hükûmet yapmadı, Türk Silahlı Kuvvetleri yaptı" demek bana göre yanlış bir bakıştır.

  • Osman DURMUŞ (MHP-Kırıkkale);

Herkes kendi bütçesini kullanıyor!

  • Hüseyin GÜLSÜN (AKP-Tokat/Devamla);

Ben müsaadenizle, yapılan işlerin bazılarını açıklamak istiyorum:

  • Subaylığa müracaat yılının öne çekilmesi: Eskiden yedi-dokuz yıl hizmet yılından sonra yapılıyordu, şimdi beş-yedi hizmet yılından sonra yapılıyor.
  • Yine personelin, ocak ve şubat ayları dışında temmuz-ağustos ayları içinde de takdir hakkı olmaksızın, diğer aylarda ise ilgili kuvvet komutanının uygun görmesi üzerine emekli olabilme imkânı sağlanmıştır.
  • Kendi nam ve hesabına yüksek lisans öğrenimi yapan astsubaylara, subaylara uygulanan esaslar dâhilinde kıdem verilmesi sağlanmıştır.
  • Her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü rütbe terfi, rütbe kıdemliliği onanan astsubayların hak kazandıkları yeni aylıklarına ilişkin maaş farklarının rütbe terfi tarihinden itibaren ödenmesi sağlanmıştır.
  • Eğitim süresi dört yıla çıkan astsubay hazırlama okulu öğrencilerine harçlık ödenmesi sağlanmıştır.
  • Kendi kusurları olmaksızın sözleşmesi feshedilen veya hizmet sürelerinin bitiminde ayrılan sözleşmeli astsubaylara 750 TL tutarındaki yol harcırahının ödenmesi sağlanmıştır. Eskiden bunlar yoktu.
  • Son altı yıllık sicil notunun ortalaması yüzde 90 ve üstünde olan subaylara birinci dereceye yükselme imkânı tanınmıştır.
  • Anadolu Üniversitesiyle protokol yapılarak lise mezunu astsubayların ön lisans eğitimine devam etme imkânı sağlanmıştır.
  • Subaylık sınavını kazanan astsubayların sınıf okulu eğitimine başlamadan önce teğmenliğe nasbedilmelerine olanak sağlanmıştır.
  • Rütbe bekleme süreleri yeniden düzenlenmiştir.
  • Astsubaydan subay olan personele albaylığa kadar yükselme imkânı verilerek rütbe normal bekleme süreleri, yaş hadleri de dâhil diğer hususlar için muvazzaf subaylar hakkındaki hükümlerin uygulanması sağlanmıştır.
  • Astsubaylara emirlerinde çalışan astlarına, birinci sicil üstü olarak sicil verme yetkisi verilmiştir.
  • Yaş haddinden emekli olan astsubaylara askerî hastanelerin B polikliniğinden faydalanma hakkı verilmiştir.
  • İç Hizmet Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik ile yirmi dört yılını dolduran astsubayların albaylar gibi nöbet hizmetinden çıkarılması sağlanmıştır.

Buna benzer başka yenilikler de yapılmıştır. Tabii çalışmaları devam eden konularla ilgili de birkaç ayrıntıyı vermek istiyorum müsaadenizle.

  • Lise mezunu emekli astsubaylara iki yıllık yüksekokul mezunu olarak intibak yapılması çalışması yapılmaktadır.
  • Görevdeki astsubayların Türk Silahlı Kuvvetleri hizmet tazminatlarının artırılması, ayrıca emekli astsubaylara ilave 100 TL artış sağlanması çalışması yapılmaktadır.
  • Ek göstergelerinin düzenlenmesi, ikinci dereceden itibaren emekli aylıklarına 158 lira iyileştirme çalışmaları yapılmaktadır.
  • Astsubay hazırlama okullarının, meslek liselerinin ilgili programları ile denkliğinin sağlanması çalışması yapılmaktadır.
  • İş yoğunluğu fazla olan askerî ataşeliklere astsubay kadrosu açılması sağlanmaya çalışılmaktadır.
  • Güven ve asayişi ihlal eden eylemler nedeniyle yakalanan, gözaltına alınan, tutuklanan veya hükümlü bulunanların sevk ve nakillerinde görev alan astsubaylara görevi nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma, sakat kalma ve ölüm hâllerinde nakdi tazminat ödenmesi çalışması yapılmaktadır.
  • Sicil amirliği yetkisi bulunan astsubaylara ceza yetkisinin de verilmesi düşünülmektedir.

Ben bu vesileyle şerefli astsubaylarımızın her türlü iyileştirmeye layık olduklarını ifade ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

  • BAŞKAN;

Teşekkür ediyorum Sayın Gülsün.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisinin lehinde söz isteyen Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar)

  • Bülent BARATALI (CHP-İzmir);

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylarla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisince verilen grup önerisi üzerindeki CHP'nin görüşlerini dile getirmek için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri CHP Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylar da ordumuzun çok şerefli unsurlarının başında gelmektedir. Hangi ordunun? Türk ordusunun. Peki, Türk ordusunun -birkaç gündür bu tartışılıyor- vasıfları nelerdir?

Değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir özellik Türk ordusunda bulunmaktadır. Türk ordusu Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduktan sonra kurulmuş ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı büyük bir başarıyla bitirmiş olan bir ordudur yani halkın ordusudur. Dünyanın hiçbir yerinde önce meclis, sonra ordu kurulmamıştır. Bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün deyişlerinde de görebiliriz. 26 Ağustos 1922'de sabaha karşı Türk ordularına "Akdeniz'dir, ileri." hedefini gösteren Gazi, aynen şöyle seslenmişti: "Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!." Onun için, Türk ordusu hakkında burada veya dışarıda kelamda bulunan, sözde bulunan, eleştiride bulunanların bu ordunun halkın ordusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ordusu olduğunu hiçbir zaman unutmamaları gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan beri, Osmanlının son döneminden beri astsubaylar ordumuzda önemli görevler yapmışlardır. Küçük zabit okulları ve daha sonra kurulan astsubay okullarından mezun olanlar dün olduğu gibi bugün de şerefli görevlerini yapmaktadırlar.

Öğrenim düzeyinin yükselmesi bazı yasal düzenlemeleri zorunlu kılmış, eğitim düzeyine göre birtakım haklar verilmiş ve Anayasa'nın eşitlik ilkesi gereği emeklilik ve ücret alanında yapılan geçici düzenlemelerle haksızlığın önüne geçilmeye çalışılmıştır bugüne kadar. Benden önce konuşan AKP'li Değerli Milletvekili Arkadaşım "Yapılacaktır, edilecektir, korunacaktır." sözlerini söyledi. Sekiz buçuk yıldır iktidardasınız, "Yaptık, ettik, düzenledik." demeniz gerekirdi Sayın Milletvekili. Bunun için biz de elimizden gelen şeyleri yaptık, kanun tekliflerini verdik, önergeleri verdik, biraz sonra bunlara geçeceğim. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak neler yaptığımızı ve o grubun mensubu bir milletvekili olarak astsubaylar için, bu haksızlığın giderilmesi için neler yaptığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi sitesinde de görülebileceği gibi CHP Grubu adına Türk Silahlı Kuvvetleri ve astsubayların içinde bulunduğu durumla ilgili defalarca kanun teklifleri verilmiştir. Bu grubun bir üyesi olarak bizzat benim hazırlayıp verdiğim kanun teklifleri yıllardır komisyonda görüşülmeyi beklemektedir yani biz bu sorunları sekiz senedir, 22'nci Dönemden beri Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve sizin huzurunuza getiriyoruz. Nedir bunlar? Sıralarını söyleyeyim: (2/30), (2/36), (2/40), (2/69) esas numaralı tekliflerim hâlâ daha komisyonlarda beklemektedir. Bunların bazılarının burada İç Tüzük 37'ye göre öne alınması ve gündeme alınması burada bütün üyelerin oylarıyla kabul edildi ama bugüne kadar hâlâ daha komisyonlarda beklemektedir. 2005 yılında makam ve temsil tazminatlarıyla ilgili verdiğim teklifim 2007 yılında yeniden Başkanlığa sunulmuştur. (2/40) esas numarası hâlen görüşülmeye beklemektedir. (2/69) esas numarasıyla o da görüşülmeyi beklemektedir, nasıplar ve intibaklarla ilgili teklifler.

Az önce Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşımın ifade ettiği gibi astsubayları, diğer ordu men-supları ile ve polis meslek yüksek okullarından mezun olan arkadaşlarımızla karşılaştırmada şunu görüyo-ruz: Polis meslek yüksek okul mezunları 9/2'den başlıyor, astsubay meslek yüksek okulları ise 9/1'den başlıyor.Harp Okulunu bitiren arkadaşlarımız 8'den başlıyor ama astsubay olup da üniversiteyi bitirenler bu hakları alamıyorlar.

Aynı konularda gerek Milliyetçi Hareket Partisinin gerek bazı AKP'li milletvekili arkadaşlarımızın verdiği teklifler de komisyonlarda görüşülmeyi beklemektedir. Benim 2007'de verdiğim teklife benzer bir teklifi 5/1/2011 tarihinde AKP Çankırı milletvekilinin de vermiş olduğunu TAMAD sayfalarından öğrenmiş bulunmaktayım. Şimdi, beklediğim ve beklenen ise, astsubay arkadaşlarımızın beklentisi ise bu teklife AKP Grubunun, kendi arkadaşlarının verdiği bu teklife destek vermesidir ve sahip çıkmasıdır. Değerli arkadaşım az önce sahip çıkılacağını söyledi, biraz sonra göreceğiz. Bu bir samimiyet testidir, bu konuda AKP'nin ne kadar samimi olduğunu biraz sonra sizlerin oylarıyla göreceğiz değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamı başta söylediğim gibi Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden bitirmeye çalışacağım. Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde oynanan onca oyundan sonra son günlerde AKP tarafından dökülen timsah gözyaşlarına da değinmeden geçemeyeceğim. Buradan iddia ediyorum, cumhuriyet tarihi boyunca kendi ordusuna bu kadar zarar veren, Türk Silahlı Kuvvetlerini toplumdan bu kadar uzaklaştırma gayreti içinde olan, ipe sapa gelmez uydurma gerekçelerle, yaşamı pahasına mücadele veren komutanları aylarca cezaevinde tutan, terfilerine bile karışarak hiyerarşik dengeyi bozan, sahte suikast ihbarlarıyla kozmik odalarda günlerce arama yapan ve darbe vesvesesiyle silahlı kuvvetleri halktan yabancılaştırmaya çalışan bir başka hükûmet olmamıştır. Şimdi, aynı kişiler, timsah gözyaşları içinde birden bire ordunun en büyük destekçisi olarak ekranlarda boy göstermektedir. Ne kadar trajikomik bir durumda olduğumuzu bu son iki gün iyice açığa çıkarmıştır.

Buradan tekrar AKP'yi samimiyet testine davet ediyorum.

  • Hasan ANGI (AKP-Konya);

Senin haddine değil.

  • Bülent BARATALI (CHP-İzmir/Devamla);

Dokuz yıldır iktidardasınız, cak, cukları, yapılacakları, edilecekleri bırakın. İktidarda olanlar "Yapacağız, edeceğiz.", "Cak, cuk." demez "Yaptım, bitirdim, başardım" der. İktidar  elde bulundurma erkidir. Elinizde bulundurduğunuz erki dokuz yıldır kullanmıyorsunuz, ondan sonra, Meclisin kapanmasına iki ay kala burada "Yapacağız, edeceğiz." diyorsunuz.

  • Hüseyin GÜLSÜN (AKP-Tokat);

Yapacağız.

  • Bülent BARATALI (CHP-İzmir/Devamla);

Biraz sonra göreceğiz; samimi misiniz, değil misiniz biraz sonra göreceğiz Sayın Milletvekili. Şimdi, iki yıldır ordumuz için ne yaptığınızı size soruyorum değerli arkadaşlar? Bir tane örnek istiyorum ordumuz için. Bu tekliflerimizin, on tane teklif sıraladım; Üstsubaylar konusunda büyük bir trajedi yaşanıyor. Orgeneralden kıdemli binbaşıya kadar gelen üstsubay arkadaşlarımız temsil görev tazminatı alıyorlar. Kanunda yazılmasına rağmen, binbaşılar ve onların muadili olan kademeli başçavuşlar, kıdemli başçavuşlar bundan yararlanamıyorlar. "Neden?" diye sorduğumuzda; Burada, hatırlayın, 37'ye göre getirdiğimiz zaman teklifi, şurada oturan Maliye Bakanı iki elini kaldırarak bu teklifi reddetti. Şimdi, komisyonlarda tekliflerimiz bekliyor. Eğer samimiyseniz, emekli olduklarında aktif maaşlarının yüzde 65'ine kadar kaybeden astsubay arkadaşlarımıza bu tür imkânları, bu tür olanakları verirsiniz. Onların bugüne kadar yoksun kaldığı bütün haklardan, bu fedakâr insanlardan, bu kahraman insanlardan, ordumuzun en önemli unsurlarından özür dileyerek bunu yerine getirirsiniz.

Bu düşüncelerle, verilen bu önergenin lehindeki konuşmamı bitirmeden önce -bu samimiyet testini biraz sonra zevkle izleyeceğim, herkes de görecek, astsubaylar da görecekler çünkü televizyonların başında izliyorlar- yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

  • BAŞKAN;

Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdurrahman Arıcı, Antalya Milletvekili. Buyurun Sayın Arıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

  • Abdurrahman ARICI (AKP-Antalya);

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; astsubaylarımızla ilgili sorunların araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılması için verilen önergenin aleyhine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

02/07/1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay statüsü belirlenmiş ve "Türkiye Cumhuriyeti ordusunun Kara, Deniz ve Hava kuvvetleriyle, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarının ast komuta kademelerinde eğitim, sevk ve idare ile diğer idari işlerde subaya yardımcı olarak görevlendirilen askerî şahıslara 'astsubay' adı verilir." hükmü getirilmiştir. Astsubayların özlük hakları 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile düzenlenmektedir. 2003 yılında astsubay hazırlama okullarının üç yıl süren eğitim dönemleri iki yıla indirilmiş ve eğitim seviyeleri ön lisans seviyesine yükseltilerek astsubay hazırlama okullarının adı "astsubay meslek yüksekokulu" olarak değiştirilmiştir.

Astsubaylarımız, ordunun orta kademe yöneticileri, komutanlarıdır. Çeşitli kuvvet ve komutanlıklarda ilçe jandarma komutanı, jandarma bölük komutanı, karakol komutanı, takım komutanı, kısım komutanı, kademe komutanı, bot komutanı, bölük astsubaylığı, hareket eğitim astsubaylığı, idari işler astsubaylığı gibi önemli makam ve görevlerde bulunmakta, cansiparane bir görev anlayışıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin önemli bir unsuru olarak çalışmaktadırlar; aile fertleriyle birlikte yaklaşık 1 milyon kişiyi bulan önemli bir toplum kesimini oluşturmaktadırlar; ülkemizde herkesin ya ailesinin içinde ya da yakın çevresinde muhakkak bu görevi yapan bir tanıdığı vardır.

Değerli milletvekilleri, bizler, astsubaylarımızın sorunlarının araştırılması ve çözümleri yolunda adım atılmasının tabii ki taraftarlarıyız ancak Meclisimizin çalışma programının yoğunluğu ve yaklaşan genel seçimler nedeniyle yaklaşık bir ay sonra Meclisin seçim tatiline girecek olması bu araştırma komisyonunun kurulması ve çalışmalarını yaparak sonuçlandırmasını imkânsız kılmaktadır. Toplumumuzun önemli bir bölümünü oluşturan astsubaylarımızın sorunlarının yaklaşan genel seçimlere malzeme yapılmadan, daha fazla zaman ayrılarak geniş çaplı bir araştırma yapılması ve daha sağlıklı kararlar alabileceğine inandığım için, bu çalışmanın 24'üncü Döneme bırakılması kanaatini bildirir, yüce heyeti saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

  • BAŞKAN;

Teşekkür ediyorum Sayın Arıcı.

  • K. Kemal ANADOL (CHP-İzmir);

Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

  • BAŞKAN;

Arayacağım Sayın Anadol.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum ancak karar yeter sayısını arayacağım: "Kabul edenler" "Kabul etmeyenler"

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:14.32


DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 14.43
BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Murat ÖZKAN (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
  • BAŞKAN;

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62'nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verdiği önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler; Kabul etmeyenler; Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve öneri kabul edilmemiştir.

ADALETSİZ HAYAL KIRIKLIĞI

Bu gün (09.02.2011)mecliste saat 14.OO'daki oturumda MHP'nin Astsubayların sosyal hakları ve mağduriyetlerinin giderilmesi ile ilgili vermiş olduğu grup teklifine CHP. tam destek vererek, Astsb.lara 100TL.lik denge tazminatının verilmesini, 9/1'inden başlanan derece ve kademenin 9/2'sine çıkarılmasını. Emeki Astsb.ların Meslek yüksek okulu mezunu sayılmasını, makam tazminatlarının verilmesini ve üniversite mezunu Astsb. ve emeklilere 1/4'nün verilmsini içeren kanun teklifi Akp milletvekillerin oylarıyla red edilerek bizleri yine hayal kırıklığına uğratarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bizleri derinden yaralamıştır.Emekli Astsb.larının mağduriyetinin bitiş tarihi belli değil…

…Gitmeyince
Yayınlandığı yer HABERLER
Cumartesi, 26 Mart 2011 23:50

KONULARA VİCDANİ PENCEREDEN BAKIN YETER !

vicdaniBU ÇIĞLIK, NASIL NASIL SUSTURULACAK?

Yıllardır sitemizin sayfalarında yazıp çizen, fikirlerini, görüşlerini, konuya bakış acılarını dile getiren bir çok arkadaşımız var.
Biliyoruz ve kabul ediyoruz ki her arkadaşımız bizler için çok önemlidir. Yazan insan düşünüyor, kördüğüm olmuş biz ASSUBAYLARIN sorunları ve çözümleri ile  iç içe yaşıyor demektir.

KONULARIMIZA DEĞİNEN VE FİKİRLERİNİ AKTARAN, ÇÖZÜM YOLLARI ÜZERİNDE ÇABA SARF EDENLERE SAYGILAR OLSUN!

Artık biliniyor ve çok iyi şekilde anlaşılmıştır ki TEMAD GENEL MERKEZDEN tüm sınıfımız ümidini kesmiştir!..  Üstelik bu mevcut idari yapısı ile de genel merkezin tam bir DEĞİŞİKLİĞE GİTMESİ İÇİN şimdiden çalışmaların yapılması,  2011 GENEL MERKEZ  SEÇİMLERİNE şimdiden bir yuvarlak masa toplantısı ile hem aday adaylarının da bulunacağı ve de bu işe gönül vermiş kişi  ya da kişilerin de bulunacağı bir yerde zaman kazanma ve yol haritası belirlenmelidir .

  • YAŞAM HAKKIMIZI
  • GASP EDİLEN HAKLARIMIZI
  • ONURUMUZU
  • SOFRAMIZIN EKMEĞİNİ
  • ÇOCUĞUMUZUN SÜTÜNÜ
  • EVİMİZİN MUTLULUĞUNU  

TEKRAR ELDE ETMENİN YOLLARINI BULMALIYIZ !

  • BU BİR ÇIĞLIKTIR...
  • BU BİR KIZGINLIKTIR ...
  • BU BİR ÖFKEDİR...
  • BU BİR ASLINDA GÖZYAŞIDIR..  

ARTIK HER ŞEYİ NET OKUYORUZ !

BU İŞTE TAHRİK VAR...Bize gelince BÜTÇE masalını anlatanlar..YEMEZ ARTIK...

Bana bir masal anlat baba içinde gerçek olsun!..

Bir ülke, Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor, bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kur'an kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

BU İŞTE TAHRİK VAR... NE SABIRLI İNSANLARMIŞIZ.... SUSKUNLUĞUMUZ ASALETİMİZDENDİR...

BİRÇOK SINIF İLE BİZLERİ KARŞI KARŞIYA GETİRMEK İSTEYENLER, UNUTMAYIN Kİ TARİH VE BİZLER BU YAPTIĞINIZ  İNSANLIK DIŞI  UYGULAMALARI, AYRIMCILIĞI ASLA VE ASLA UNUTMAYACAĞIZ!...

GÜN GELDİĞİNDE EGE'DEN, KARADENİZ'DEN, TRAKYA'DAN, DOGU ANADOLU'DAN HER YÖREDEN ANKARA'YA AKACAK VE HAKLARIMIZI SÖKE SÖKE ALACAĞIZ....

Yıllardır biz assubaylara takınılan tutum ve yaklaşımların bu acı görüntüsünün, analizinin gerek Hükümet gerekse hamimiz olarak görünen Genelkurmay saflarından nasıl görüldüğü önemlidir. Her yazımda ifade ettiğim bir konu zaman zaman TÜM ACI  ÇIPLAKLIĞI ile karşımıza çıkmaktadır. Bu da liderlerin bir sınıfı REZİL, VEZİR yapma tutum ve yaklaşımlarıdır .

TEMAD GENEL BAŞKANI VE YÖNETİM KURULU e-muhturaya 27 nisan bildirisine takındığı tutum  iktidar acısından assubay sınıfına olumsuz bakılmasını sağlamış sekiz yıldır bizlere tek iyileştirme  yapılmaması verilen tüm dosyaların kapıdan çıkan temad yöneticilerinin odayı terk etmesinden sonra çöpe atılmasını ve de hep bir başka bahara, bütçe imkanları söylemleri ile ötelenmiştir.

Temad bir türlü dik duruşunu, sahip olduğu gücü kullanamamış, yıllardır bir oraya bir buraya yalpalamış, son dört yıldır ne  MSB NE DE GENELKURMAY'DAN randevu alamamıştır..

Bazı arkadaşlarım, 15 ekim 2010   civarında  bir  tarihinde mesaj panosuna yazdığım BİR KOKTEYL ÜÇ İNSAN başlıklı yazımda  bugün  Genelkurmay koltuğunda oturması gereken ancak siyaseten   oturamayan Org. HASAN IĞSIZ  ile bir sohbetimi akarmıştım. Sayın Iğsız o gün benim ayrıldığım tarihlerde "SİZLERLE İLGİLİ REFORM çalışmaları tamamlanmıştı, ancak şu anki durumunu bilemem" demişti.

BELKİ DE EN KRİTİK CÜMLESİ "TEMAD GENEL MERKEZİNİZDE EKSEN KAYMASI VAR!" cümlesi idi.

Sevgili arkadaşlarım,

Artık şu görülüyor ki...TEMAD GENEL BAŞKANI VE YÖNETİM KURULU İSTİFA ETTİĞİNDE her şeyin bizler acısından OLUMLU bir yöne gideceği görülecektir. GELECEK TAM DOKUZ AY EN AZINDAN KAYBEDİLMİŞ YILLARI BİRAZ OLSUN TELAFİ EDEBİLİR.

BU SİTEMİZİN sayesinde  on binlerce kişi  yapılanlardan haberdar oluyor, ses veriyor, bütünleşme adına, birleşme adına, gelecekte  bu ZAFERE ORTAK OLMA ADINA çabalıyor. Bunun karşılığını  alacağımızı,gün geldiğinde ADALET TERAZİSİNİN DOGRU TARTACAĞINA İNANIYOR.

Son günlerde Genelkurmayın, tüm kuvvet komutanlıklarına gönderdiği bir yazı ile 31 Mart 2011 tarihine dek biz assubaylarla ilgili görüş istemesi yıllardır sürdürdüğümüz bu onur mücadelemizin belki de ilk olumlu kıvılcımı olacaktır.

BEKLENEN REFORM, BİR AN ÖNCE HEM EKONOMİK HEM DE LAYIK OLDUĞUMUZ TÜRK ASSUBAYININ  TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDEKİ YERİ İLE BÜTÜNLEŞMELİDİR.

Bir dönem önce TSK' da gündeme gelen, sonrası bekletilen rütbe işaretlerinin isim ve yerlerinin değişmesi acaba nasıl değerlendirilecek?

ERBEY, ÜSTBEY, OLBEY, AKBEY, SANBEY, SERBEY  diye isimlendirilen bu yeni tanımlar bir çok kişi tarafından olumlu-olumsuz değerlendirilmesi normaldir. Acaba  niyet AS(T) DA OLSA SUBAY YAZILIŞINDAN MI rahatsızlık duyuluyor?

ASTSUBAYLARIN RÜTBE İŞARETLERİNİN APOLETE ALINMASI:

Astsubayların mevcut rütbe işaretleri TSK’da görev yapan uzman jandarma, uzman erbaş ve erbaşlar ile karıştırılmaktadır. Statüsü subay yardımcısı olarak belirlenen Astsubayların rütbe işaretlerinin de subaylarda olduğu gibi apolette olması hem bu görsel karışıklılığı giderecek hem de statülerine uygun hale gelerek Astsubayların mesleki motivasyonlarını artıracaktır. Ayrıca elbiselerde kollarda bulunan rütbe işaretleri elbiselerin yıkanması ya da temizleme esnasında biçim özelliğini kaybetmekte ve bozuk bir görüntü oluşmaktadır. Personelin bunu önlemek için rütbelerini kollarına diktirmeleri yerine fermoteks yapışkan ile tutturmaları ise rütbelerin sanki elbiselerde emanet duruyormuş gibi hoş olmayan bir görüntü vermektedir. Astsubay rütbelerinin apolete alınması hemen hemen tüm dünya ordularında Astsubaylarda olduğu gibi standartlığı sağlayacak ve rütbe işaretlerinin tahrip olmasının önüne geçilecektir.

ARKADAŞLAR, ŞEKİLLER VE İSİMLER BİR TARAFA ESAS OLAN YÖNETİCİLERİN SINIFLARA VİCDAN GÖZÜ İLE BAKMASIDIR!
GELECEKTE İÇ HİZMET KANUNU BU YÜZYILIN GEREKLERİNE UYGUN ŞEKİLDE İNSANİ VE AVRUPA İNSAN HAKLARI NORMLARINA UYGUN BİR ÇİZGİDE YERİNİ ALMALIDIR .

SAYGILARIMLA.

ATİLLA ABAYLI
İZMİR

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Perşembe, 10 Mart 2011 22:14

Çözüme Giden Yolda Panel

Bundan elli yıl  önce, 1951-53 yılları arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Toplum Bilim üzerine vermiş olduğu dersin “Toplumsal Kurumlar” bölümünde örgütün faydalarına ilişkin olarak Prof.Dr. MERAY:

“Eğer beş kişi, beş diğer oyuncuya karşı bir topu bir sepete geçirmeyi amaç edinmişse, bunların karmakarışık konuşmasından ziyade, planlı, sistemli bir şekilde hareket etmeleri amaçlarının gerçekleşmesi bakımından daha etkilidir. Basketbol tekniği işte bu amacın en etkili şekilde gerçekleştirilmesi için kurulmuştur.

Toplum içinde de ihtiyaçların tatmininde insanların örgütlü olarak hareket etmeleri, örgütsüz olarak hareket etmelerinden daha iyi sonuçlar verir. Yani örgüt, herhangi bir işi başarmak için etkili bir araçtır.

…tek olarak çalışan bir insanın bir günlük verimini (a) ile gösterirsek, örgütlü olarak çalışan 10 kişinin aynı zaman içindeki verimi 10 a değildir. Çünkü bu bir matematik sorunu değil, toplumsal bir sorundur. Bu verim dolayısiyle 10 a’dan çok fazla olur…” diyor.

Toplumsal Kurumlar “Mıknatıs Etkisi” Yapar…

Prof.Dr.MERAY Kurumsallaşmayı bir mıknatıs ile anlatmakta:

“Toplumsal örgütlerin hepsi olmasa bile pek çoğu bilinçli bir çabanın neticesidir…

Bir kâğıt parçası üzerine bir avuç çivi atsak, bu çiviler açık ve belli bir şekil meydana getirmezler. Fakat bu kâğıdın altına bir mıknatıs koyarsak, kâğıtta dağınık duran çiviler, mıknatısın görünmeyen şekli etrafında toplanırlar.

Bir toplumsal grubun üyeleri için de aynı şey geçerlidir… Nasıl mıknatıs  çivileri belli bir şekilde bir araya getiriyorsa, toplum üyelerinin müşterek arzuları da, örgütlenmeyi doğurmaktadır. İşte bu şekilde, insanın bazı temel ihtiyaçlarının tatmini için tesis edilmiş, örgütlenmiş usullerin, kuralların bütününe ‘toplumsal kurumlar’ adı verilmektedir.”

Türkiye’de örgütlenebilmek…

Örgütlenmek için öncelikle örgütlülüğün yukarıda da belirtilmiş olan faydalarının bilincinde olmak gerekiyor… Bilincinde olduktan sonra kanuni engellere rağmen örgütlenmeyi gerçekleştirmek gerekiyor… Daha geçen yıl olduğu üzere hakkını aramak için eylem yapan memurlar, “örgütlenme önündeki engeller kaldırılacaktır” savlarına rağmen, hükümetçe engellenmek istenip, iş bırakanlara yönelik olarak “haklarında yasal işlem yapılacaktır”, denilmedi mi? Buradan da anlaşılacağı üzere gücü elinde bulunduranların, bilinçli toplum söylemleri söylemden öteye geçememekte…

Yaşam içindeki sosyal, ekonomik, kültürel dengeyi sağlamakta büyük etkisi olan örgütler, dengeyi kendi lehine tutmak isteyenlere karşı mücadele vermekte, en işlevsel araç… Bu nedenle, gücü elinde bulunduranlar, sözlü olarak, gerektiğinde kamuoyu önünde örgütlenmeden yana olduklarını belirtseler de, uygulamalarda meydana getirilen engeller, aslında bilinçli, örgütlü toplum istemediklerine dair, kendilerini ele vermekte…

Üst düzey kamu personeli sistem tarafından gözetilirken; sendikalaşması ve dolayısıyla hak ve hukuklarının alınması, çıkarılacak olan yasal düzenlemelerin daha başında iken müdahale etme ve dengeyi sağlama hakkından yoksun bırakılmış olan alt düzey kamu personellerinin örgütsüzlüğü adaletsiz gelir dağılımı başta olmak üzere, maddi ve manevi hak kayıplarını da beraberinde getirmekte…

Türkiye’de, belki de en fazla maddi ve manevi hak kaybına uğrayan kamu personellerinden birini oluşturan silahlı kuvvetlerin zimmet, nöbet, eğitim, idari faaliyetler, terörle mücadele açısından ağır yükünü taşıyan astsubaylar, yıllardır haklarını alamamanın yanı sıra, kimi zaman öylesine yasal düzenlemeler yapılıyor ki, bir öncekine göre, durduk yere hak kaybına da uğramakta olduğunu da görebilmekteyiz…

Peki ama, neden hep astsubaylar hak kaybına uğruyor?

Yeterince yazılmış ve yazılmakta da olan ve silahlı kuvvetlerin halka açık olması sebebiyle, askerlik hizmetini ifa eden her Türk erkeğince de az-çok bilinmekte olan, astsubayın emeklilerinin yaşadığı sorunları, yazımızı uzun tutmamak adına, burada tekrar ele almaya gerek olmadığı kanaatindeyim…

Her Türk vatandaşının güvencesi, Çin, ABD, Hindistan, Kuzey Kore, Rusya, Güney Kore, Pakistan’dan sonra sayı olarak Dünya’nın 8’inci büyük ordusunun kara, deniz ve hava gücünün idaresine önemli katkılar sağlamış olan emekli astsubayın durumu, çalışan astsubayın geleceğini göstermesi bakımından bir gerçek olarak orta yerde durmaktadır!

Kişiye maddi katkı  sağlasa da, maddi durumdan ziyade, başta bilgi ve görgülerini arttırmak ve devleti temsil etmek için yurt dışında bulunmuş olan idarecilerce, dış ülkelerdeki astsubayın maddi ve şekli durumlarının yeterince incelenmediği, uygulamalardan anlaşılmaktadır. Şekli bir husus olan, AB ülkelerindeki astsubayların rütbesinin nerede olduğunu dahi bilmeyen bazı üst düzey idarecilerin olması ise doğrusu hayret vericidir…

Astsubayın yaşadıklarından, gördüklerinden kaynaklı olarak ruhundaki derin izlerin hayatını nasıl etkilediği tartışılarak ortak bir çözüme ulaşılması, beraberinde, çalışma hayatını da içeren sosyal hayatın daha düzgün işleyişi açısından önemlidir… Yılların ötelenmiş, birikmiş sorunlarına çözüm, elbette ki bir panelde elde edilemeyebilir… Fakat yola çıkılmış olunur ki o da yolun yarısını katetmek demektir…

Şimdiye kadar, sosyal ilişkiler, basın ve internet yoluyla dile getirilen hususlara Kurumsal nitelikte, bilimsel bir bakış sağlamak maksadıyla “Yeni Oluşum Grubu”nca konunun “Panel” düzeyinde tartışmaya açılması, son zamanlarda, Türkiye’de görülen en önemli bilimsel faaliyetlerden birini oluşturmaktadır! Türk toplumunun üyesi olan bir meslek grubunun emeklileri, meselelerini açık seçik olarak bir panelde masaya yatırmaktadır… Faaliyetin desteklenmesi, katkı sağlanması ve sürdürülmesi gereklidir. Paneli düzenleyenlere ve katılımcılara şimdiden başarı dileklerimizi yolluyoruz…

Orhan KAYA

Kaynak:

Prof.Seha L.MERAY, Toplum Bilim Üzerine, hil yayın, 1.basım, Ağustos 1982, Cağaloğlu, İstanbul, Sa.142-144


YENİ OLUŞUM GRUBU PANEL DAVETİ:

panel

  • TÜM EMEKLİ ASSUBAYLAR DAVETLİDİR!

Yayınlandığı yer YANKI
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 / 3