100'ün üstünde bestesi 3000'in üstünde şiiri bulunan Kralboğa’nın 1999 yılında TRT repertuarına alınan bestesi İstanbul Radyosu solistleri tarafından söylendi.
Yayımladığı ilk şiir kitabı 'Beni Ondan Ayırma' gitti gidiyor.com'da 'antika eser'olarak satışa çıkarılmış durumda.
İstanbul Anadolu Yakası'ndaki tek şiir derneği olan ve yüzlerce şiir programı gerçekleştiren Kral Boğa Şiir Derneği'nin kurucusu şairbestekar nam-ı değer Kral Boğa dergimizin bu ayki sanat konuklarından biri.
İnsanların daha çok, ekonomik kaygılarla boğuştuğu, televizyon başında kalmayı tercih ettiği ve sanatsal faaliyetlere, sanatçılara hak ettikleri ilginin pek de gösterilmediği şu dönemde; bir şairin sanat bayrağını inat ile ön saflarda taşımasının öyküsünü bizzat kendisinden dinleyeceğiz…
Diyarbakır'da askeriyenin içinde bir koro kurdum ve yönettim. Defalarca konserler verdim. Üstdüzey komutanlarımdan biri bana 'sen Kırboğa değil Kralboğasın' şeklinde iltifat etti. (1979) Kralboğa lakabı buradan gelir.
Adım Erdoğan. Soyadım Kırboğa. 1944 Kırşehir doğumluyum. Evli ve iki çocuk babasıyım. Ankara Edebiyat Fakültesi mezunuyum. Hava Kuvvetlerinden emekliyim. 1982 yılından bu yana Maltepe'de oturuyorum. Çevrem beni Erdoğan Kırboğa olarak değil, Kralboğa olarak tanır. Önceleri 'adam kendini kral sanıyor' diye bu adı kullanmıyordum.
Fakat arkadaşlarım ısrar ettiler, 1998 yılından bu yana kullanıyorum.
Ortaokulda Aysel diye bir kızı sevdim (Şimdi hanım kızacak) İlk şirimi onun için yazdım.
‘Bu gönül ayrılmıyor senden’ 19 yaşında da rast makamında besteledim.
Her şey beklide ilkokul 2.sınıfta başladı. Müzik öğretmenimiz 'Haydi Kırboğa bir türkü söyle de bütün sınıfı geçireyim' dedi. 'Dere boyunda saz olur/ Aşıklarda naz olur' türküsünü söyledim, tüm sınıf 3'e geçtik…
'Seni sevdim güzelim/ Deli gibi gezerim/ Seni bir gün görmesem/ Acep ben ne ederim/ aman aman aman/
Daha sonra ardı arkası kesilmedi. Yani bende şiir ve beste aynı anda başladı ve gelişti. Yazdım, besteledim, okudum. Gördüğünüz gibi halen devam ediyorum. 100'ün üze-rinde bestem 3000'in üzerinde şiirim var.Kralboğa şiir topluluğu 2000 yılında Maltepe'de oluşmuştu. Bu topluluğu 2004 yılında şair ve bestekar arkadaşlarımla resmen dernek haline getirdik. 20 kişi ile toplanmıştık.
Şuan 100'e yakın üyemiz var. Bu dernekle Maltepe, Kartal, Pendik, Üsküdar, Beykoz ve daha birçok farklı noktada 84 şiir programı yaptık.
Bu dinletilerimize günümüzün birçok tanınmış şairi ve bestekarı da konuk olarak katıldılar.
Dinletilerimizi sürdüreceğiz. Uzun süredir de bir şiir dergisi çıkarmaktayız. Bu dergide bölgemizdeki şairlerin amatör profesyonel şiirlerine yer vermekteyiz.
Kapımız tüm sanatseverlere açık…

Geceler yollar gibi, bitmek bilmiyor
Şu başımda bin dert var, gitmek bilmiyor.
Gönlümün yangınına seller yetmiyor
Yıllar yılı gülmedim, gülmedim gitti.Nasıl edeyim, nere gideyim şaşırdım kaldım.
İpin ucunu, gönül kuşunu kaçırdım kaldım.Yuvasız kuşlar gibi dallardayım ben
Yaralı bülbül gibi bağlardayım ben
Şaşırmış avcı gibi dağlardayım ben
Yıllar yılı gülmedim, gülmedim gitti.Nasıl edeyim, nere gideyim şaşırdım kaldım
İpin ucunu, gönül kuşunu kaçırdım kaldım.
Kralboğa ulusal televizyon ve radyolarda sık sık konuk edilmiş program yapmış.
(TGRT, Ankara Polis Radyosu, Star Fm, HBB, BRT, Flash Tv, Medya FM, Samanyolu Tv, Show Tv, Tv8)
Birçok ünlü sanatçı ile teşviki mesaisi olmuş.
İşte onun birlikte programda bulunduğu isimlerden bazıları:
Yusuf Hayaloğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Bekir Sıtkı Erdoğan, İlhan Geçer, Ahmet Selçuk İlkan, Yaşar Özel, Nedret Selçuker, Turgut Yarkent, Süleyman Mertkanlı, Özdemir Erdoğan, Fırat Kızıltuğ, Gündoğdu Duran, Perihan Savas, Serpil Barlas..
1929 yılında Ödemiş'te doğdu. Teknik Okullarda okuduktan sonra Deniz Astsubayı oldu. 1957 yılında sınavla subaylığa geçti, 14 yıl da subay olarak çalıştı ve emekli oldu. TRT Ankara Radyosu'nda dramaturg olarak çalıştı. Şiirleri Varlık, Türk Dili, Yeditepe, Kaynak gibi dergilerde yayınlandı. Hikayeler, radyo, televizyon ve sahneler için oyunlar yazdı.
Hüseyin İhsan Sönmez, 1961 yılında Kastamonu- Araç’ta doğdu.
İlkokulu Araç Merkez ilkokulunda okudu, Ortaokulu Araçta bitirdi.
1979 yılında, Ankara J. Astsb. Hz. ve Sınıf Okulundan mezun oldu. Karabük, Bolu, Bingöl, Bursa, Siirt, Ordu, Ş.Urfa, Ankara, Şırnak ve İstanbul'da J. Gn. K. lığının çeşitli birlik ve karargâhlarında görev yaptı. Halkla ilişkiler okudu. 2003 yılında emekli oldu.
Toplumsal içerikli yazıları ile gezi, deneme, şiir, inceleme, söyleşi ve öyküleri J. Dergisi, J. Eğitim Dergisi, Kasyö-Der, Gülpınar, Tay, Şehiriçi, Aykırısanat, Yaşayan Yarın, Şiiri Özlüyorum, Şehir, Öteki-siz, Bizim Sanat, Uzak Ülke, LacivertSanat, Akademi Gökyüzü, Patikalar Dergileri ile çeşitli gazetelerde yayınlandı.
Aykırı Sanat Dergisi 2005 yılı şiir yarışmasında "Düşlerin Çağrısı" isimle ikincilik ödülü aldı.
Şehitler üzerine yazdığı bir şiir Kozan Liseler arası şiir okuma yarışmasında Bucak Lisesi öğrencisi tarafından seslendirildi. Okul birincilik kazandı.
2008 Yılında Kocaeli’nde yılın Edebiyatçısı seçildi.
Çeşitli etkinliklerde toplum edebiyat ve sanat bildirileri sundu.
Yayınlanmış dört kitabı bulunmaktadır.
Edebiyatçılar Derneği ve Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği üyesidir.
Halen Kocaeli Değirmendere’de yaşamaktadır.
http://www.antoloji.com/huseyin-ihsan-sonmez/siirleri/http://www.antoloji.com/huseyin-ihsan-sonmez/sesli-siirleri/
Karadeniz'in bir köyünde başlamıştı öyküsü 'Kötü Şair Şero'nun. Evden kaçıp okula gitti. Astsubay oldu sonra. Askerlik ona uygun değildi. 10. yılında 'adi malul emekli' oldu. Özgürlüğü ve şiiri seçmişti. Şerafettin Koca şimdi sahneye çıkıyor
Kurduğu hayaller ve düşler köye sığmıyordu. Köydeki geleneksel yaşamdan sıkılmıştı. Yaşantısını sığlaştıran aile otoritesinden nefret ediyordu. Gitmeliydi...
Ama nereye?...
İlkokulu bitirmişti. Tesadüfen eline geçirdiği ne kadar kitap, dergi varsa okuyordu. Artık köyünün dışında başka hayatlar olduğunu anlamıştı. Yalnız o dönemde hep kitapların başını merak ediyordu. Çünkü ele geçirdiği kitapların ilk sayfaları ateş tutuşturmak için kopartılıp yakılmıştı.
Anlatmaya yeni başlamıştı Şerafettin. Yaşamından kopup gelen anların ilk dizelerini indiriyordu sahneden seyircilere:
"Dünya o kadar küçük ki
Her gün evime
Yürüyerek gidip geliyorum"
Arkasında Ulaş Ay bir bağlama, bir kaval, bir darbuka çalıyordu. Şerafettin, kendi oyunun kollarına atmıştı 'Kötü Şair'i.
"Artık gitme zamanı gelmişti. Ayrıca bir okula gitmek için de ayrılmak gerekiyordu. Karar verildi, yola çıkıldı. Evden kaçıyordum, sonunu bilmediğim bir yolculuğa çıkıyordum ve çıktım. Köyün en cimri adamıyla sekiz kilometre yürüdük. O cimrilikten, ben parasızlıktan.
Gideceğim bir akşamüzeri
son kez penceremden bakacak
son kez kapımı çekeceğim
kapalı perdelerde
kısılacak gözlerin
bakacaksın... bakacaksın...
sonra
palabıyıklı bir adam
yaşlı bir kadın
bir çocuk sarkacak pencereden
beni göremeyeceksin..."
Ordu'nun Ünye ilçesi Gölceğiz Köyü'nde doğmuştu Şerafettin. Kendini bildiğinden beri köyünün insanları mısıra, fındığa, ıhlamur toplamaya, çobanlığa koşarlar. Çocuklar taşları oyup telden araba yaparlar. "Tam da taş devri gibi" diye anlatıyor köyüne ilk tanıklıklarını.
Köyde ilkokulu bitirdikten sonra kasabadaki ortaokula gitmesine izin vermemişti babası.
"Ama benim şehre kaçmalarım başlamıştı. Ağabeyim vardı Ünye'de. O da ortaokula gidiyordu. Babama tarla işçisi gerekliydi. Bu yüzden Ünye'de okula gitmemi istemiyordu. Ağabeyimin evine gidip kitap alıyordum.
Ağabeyim Kurtuluşçu'ydu. Evleri örgütün kitap deposuydu. Jack London'u, Demir Ökçe'yi o zamanlar okudum. Babam bizi senede bir kez şehre götürür, üstümüzü başımızı giydi-rir, köye geri götürürdü. İki anneden 14 kardeştik. Herkese ayakkabı, pantolon, ceket alır, bana yalnızca pantolon ve ayakkabı alırdı.
Okula kaçarım diye ceket almazdı. Çünkü ceket ortaokul demekti."
Sinema önünde ilk hayat dersi
Sonunda ortaokula gitmek için Ünye'ye kaçar Şerafettin. İlk kez yeni bir yaşam için köyünden çıkmıştır.
"Artık ilk defa yalnızdım ve tek başıma bir şehirdeydim. Bir süre sokaklarda dolaştım. Akşam olmuştu. Bir sinemanın önünde durup afişlere bakıyordum. Birden biri bana bağırmaya başladı; 'Afişlere bakmak yasak. Neden bakıyorsun'. Tokat yemiş ve şoktaydım. Ne olduğunu anlayamadım. Kıçıma tekmeyi koydu ve 's.... git' dedi. Ben hem gidiyor, hem de düşünüyordum. Anlaşılan bir köylü çocuğu ve yalnız olduğumu anlamıştı. Ben de anlamıştım, çok çetin bir hayatın beklediğini beni..."
Ortaokula başlaması için bir veli bulması gerekiyordu. Bir tane bulur da. Kayıt sırasında okul müdürü velisine "Bir cam bile kırsa parasını sen ödeyeceksin" der. Bulunan veli kaçar gider. İkinci bir veli bulur. Kayıt sırasında Şerafettin'e "Din dersine girecek misin" diye sorarlar. "Hayır" der. Bunun üzerine ikinci veli karşı çıkar:
"Din dersine girmeyeceksen ben velin olmam."
Mecburen din deslerine de girer.
Babası artık onunla ilgilenmiyordu. Çünkü hem onların feodal yapısında bir çatlak oluşturmuştu, hem de tarlada çalışacak bir işçilerini eksiltmişti. Salyangoz toplayarak, balık pazarında naylon satarak sağlıyordu okul harçlığını.
"Şehirde yalnızlığım devam ediyordu. Şehirli çocuklarla arkadaş olmaya çalışıyor ama bunu beceremiyordum. Hem çalışıyor, hem okula gidiyordum. Şehirde her yıl yapılan Atatürk koşusuna katılmaya karar verdim. Eğer bu yarışı birinci bitirirsem, dikkat çeker ve benim de arkadaşlarım olabilir, beni de aralarına alabilirlerdi. Büyük bir azimle koşuya hazırlanıyordum. Her gün koşuyordum, ayaklarım patlamıştı. Yarış günü geldi çattı. Çok heyacanlıydım. Bütün hayatım bu yarışa bağlıydı. Kazanmalıydım... Ve o yarışı birinci bitirdim. İlçede herkes beni tanıdı ve arkadaşlarım olmaya başladı. Herkes beni parmakla gösteriyordu; 'İşte şu çocuk, işte şu sessiz çocuk, hani şu hiç konuşmayan çocuk var ya, sessiz, utangaç, altı aydır pantolonunu değiştirmeyen çocuk, işte o çocuk kazandı...' Ve ben bunları duyuyordum. Büyük bir coşku içersindeydim ve artık bu şehirden taşmıştım. Sığmıyordum, gitmeliydim, gitmeliydim, gitmeliydim, gitmeliydim, gitmeliydim, gitme, gitme, git..."
Yapmacıksız şiirin izinde Saflığının peşine düşmüş; yapmacıksız, şiirin izini sürüyordu.
"Mısır'da Nil'de taşmalıyım
Rusya'da ölü güneşler toplamalıyım
Ölü sevdalar okşamalıyım
Tibet'te asi rüzgârlar taramalı saçlarımı
Paris'e gitmeliyim
Eyfel'den işemeliyim
Venedik'te gondol sefası sürmeliyim
Ve kıyılar bana uzak olmalı
Brezilya'da karnaval soytarısı
Nepal'de sokak satıcısı
Afrika'da ağzına kadar insan
Şili'de bir kayıkçı
Çok uzaklardan bir yerler çağırıyor beni
Bir yerelere gitmeliyim
Harita üstünden en kestirmeden"
Gitti de. Ama en fazla Ünye'den Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu'na kadar gidebildi. Dört yıl sonra askeri liseyi astsubay olarak bitirdi. İlk tayini Erzurum'a çıktı. Topçuydu. Ama ruhuna aykırıydı askerlik. Oradan Kayseri Hava İndirme Tugayı'na gönderildi. Sürekli sürgün yiyordu. Sonunda 1990 yılının bir ilkbaharında kendisini Beytüşşebap'ta buldu. Yine sürgün yemişti. 'Düşük yoğunluklu çatışma'nın en sıcak günleri yaşanıyordu doğuda, güneydoğuda...
'Askerlik hastalığı'na yakalandı
"Kaçacağım ama kaçamıyorum. Niyetimde firar etmek var ama ya bizimkiler yakalayacak beni ya da PKK'nin eline düşeceğim. Ben burada sıyırdım. Hem kendime 'Tanımadığım insanları niye öldüreyim' diye soruyordum. Bu soru beni mahvetti. Yalnızlaşmıştım. Çevremdekilere uyum gösteremiyordum. 'Bu adam bizim birliğimize yararlı olmuyor' diye bir yazı yazdılar. Tayinim İstanbul'a çıktı. 'Askerlik hastalığı'na yakalanmıştım. Çünkü askerlik benim ruhuma uygun değildi."
Yeni görev yeri Hadımköy'deki Birinci Sınır Tugayı'ydı. Uyumsuzluğu sürüyordu. Biryandan kitap okuyor, diğer yandan şiirler yazıyordu. Hatta nöbetçi olduğu geceler koğuşu kaldırıp "Nasıl buldunuz" diye yeni yazdığı bir şiiri okuduğu bile oluyordu. Bir yandan da İstanbul'dan korkuyordu. Evden dışarı çıkmıyordu. Ancak İstanbul'a gelişinin ikinci yılına doğru Taksim'e çıkmıştı. Sinemacı bir arkadaşı vardı. Köylüsü. Mustafa Şimşek. O götürmüştü Taksim'e, Beyoğlu'na. Öykü yazmaya da teşvik ediyordu arkadaşı Şerafettin'i. İlk öyküsü 'Pencere Gizleri'ni yazdı. Bununla 1994'de Orhan Murat Arıburnu Ödülü'nü aldı. Askerliği sürüyordu ama bir yandan yazıyor, diğer yandan Beyoğlu'nda şiir gecelerine katılıyordu.
"Çok kötü şiirler yazıyordum. Nereden biliyorsun, dersen, ben şiir okumaya çıkınca herkes konuşmaya başlıyordu. Şiir dinletilerinde bir molaydım sanki."
Ancak bir gün dinlenmeyen bir şiirini okurken, ayaküstü başka bir şiir yazar, o anda okur.
"Öyle yaz yalnızı gibi
durduğuma bakmayın
ben sizi kandırıyorum,
oysa
anlayamadınız ben kendimleyim
kendime küstüğüm zaman
sizleri kandırıp, sizlerle oluyorum
kendimle barıştığım zaman
siz umurumda bile değilsiniz."
Herkes susmuş Şerafettin'i dinliyordu ilk kez. O da içindeki şiiri keşfetmişti, sesini bulmuştu. Şerafettin öfkeliydi ve içindeki öfkeyi yazmalıydı.
Bu arada "İlki acaba tesadüf müydü?" diye bir kez daha katıldı Orhan Murat Arıburnu Ödülü'ne. Öyküsünün adı 'Zambaklar Gece Ölür'dü ve 1995 ödülü de Şerafettin'e verilmişti. Bu arada ilk kitabı 'Kendimleyim'de çıkmıştı.
Askerlik sürüyordu. Artık iflah olmayacağını anlayan üstleri onu birliğin kütüphanesine vermişlerdi. Geceleri Beyoğlu'ndaydı. Bütün maaşını iki haftada dağıtıyordu. Bir de psikiyatriden rapor almıştı 'askerlik yapamaz' diye. Ama daha sekiz yıllık astsubaydı ve malulen emekli olması için 10 yılını doldurması gerekiyordu. Sonunda doldurdu da. 1997'de 'adi malul emekli' oldu. Ama büyük bir boşluğa düşmüştü. Hiçbir şeyi önemsemiyordu. Ruhu dağılmıştı.
Sevişmeden geçip giden bir aşk Âşık da olmuştu. Sevgilisinin sevişme isteklerini hep atlatıyordu. Zannediyordu ki kadınlar sevişmeyi sevmiyorlar ve sırf erkekler istediği için sevişiyorlar. Eger sevişmezse sevgilisi kendinden ayrılmazdı.
Şerafettin'e göre bu 'Uzun yıllar erkek yatılı okulda okumanın, biraz da kendisiyle baş başa kalmanın getirdiği bir eksiklik'ti. Sevgilisi bir gün çekip gitti. Oysa Şerafettin onunla hiç sevişmemişti ki...
Artık sürekli içiyor ve yazıyordu. İçi dökük ahşap bir evin küçük odasında üç yıldır yıkanmamış bir çarşafın altında uyuyamıyordu.
Çarşaf, evin her yanından kokuyordu. Uyumak için mutlaka içmeliydi.
Hayatının bu bölümünde, Şerafettin ile birlikte bir de taş, daha doğrusu 'taşkafa taş' yer alıyor sahnede:
"Her yanımdan dağılmış bir haldeydim. Duruşumu tamamen kaybetmiştim. Ağlama nöbetleri, öfke, kırılganlık karmakarışık bir durum. Birden karar verdim. Duruşunu hiç bozmayan bir şey bulmalıydım. Evet, evet buldum. Taşkafalı taş."
Oyunun bu bölümünde "Yardım et bana" der Şerafettin, "Ben dağıldım, kendimi toparlayamıyorum. Duruşu kaybettim. Bana ne oldu böyle."
Taş dile gelir.
"Önce neden hüzünler ve kırılganlıklar yaşadığını düşün. Bunu uzun uzun düşün. Bir, hüzün hayal kırıklıkları ve yanılgılardan ortaya çıkar. Peki sümsük herif hayal kırıklığı nereden çıkar?.. O da beklentilerden ortaya çıkar. Bu aşağı yukarı böyledir. Şimdi sana kendi duruşumun öğütlerini verdim. Kendini sadece sen ayağa kaldırabilirsin."
Dağılmalarını toplar ve cebine koyar Şerafettin:
"Beni sınırlayan geleneksel ahlak, özgürlüğüm, kendi ahlakımın, kendi özgürlümün peşine düştüm. Ve çizdim sınırımı. Dışımdaki her şeyi... İyinin ve kötünün ötesine geçtim ve oradan baktım kendime..."
İyiden daha iyi olan kötü şeyler İyiyle kötü yer değiştirmişti. Her şey çok iyiyse ve insanlar bu kadar çok acı çekiyorsa bu işte bir hata var demekti. O zaman da çıkışı bulmuştu Şerafettin. İyiden daha iyi olan kötü şeyler vardı. Bunu sorguluyordu. Bir de "Şerafettin nasıl şair?" sorusuna birileri hep "Kötü şair" yanıtını veriyordu. Neden 'Kötü Şair' olmasındı ki? Bir de bir gün Metin Üstündağ ile karşılaşmıştı. Met-Üst "Kötü Şair olarak şiirlerini fotoğraflarınla yayınlar mısın" diye sormuştu. Böylece yıllarca Öküz dergisinde fotoğraflarıyla şiirlerini biriktirmişti Şerafettin. Şimdi de kendi yaşamöyküsünden ve şiirlerinden oluşan 'Bir Kötü Şair Hikâyesi' çıkmıştı ortaya bir tiyatro oyunu olarak.
Bu dizeler kulağınıza çalınabilir
Bugünlerde Şerafettin hem oyunun afişlerini yapıştırıyor her yere, hem biletlerini satıyor, hem de sahnede daha mükemmeli yakalamak için durmadan prova yapıyor. Eğer bir gün yolunuz İmam Adnan Sokağı'ndaki Düşün Sahnesi'ne düşerse bir köşe başından seslenen, yaşamında kesinkes özgürlüğü ve şiiri seçmiş bir 'Kötü Şair'in dizeleri kulağınıza çalınabilir:
"Ulan gökyüzü
Seni
Bir mermide alırdım aşağıya
Lakin yapamam
Komşularım uykuda."
O'nu, Yeni Asır Aliağa Bürosu'nda tanıdım. Şef Erdal Çarboğa'nın "çok renkli bir kişilik" dediği İsmail Köylü, ayaküzeri sohbetimiz sırasında, sürekli gülen yüzü, pozitif kişiliği ile dikkatimi çekti. Her cümlesini sevgi ile noktalıyor, çevresinden, insanlardan sevgi ile sözediyordu. Aliağa Ekspres Gazetesi'nde yine "sevgi" üzerine yazılar yazılar şiirler yazıyordu. İsmail Bey konuştukça açılıyor, açıldıkça da renkli hayatından ilginç kesitler artarıyordu. Baktım, bizim "Adım Adım Ege Köşesi"ne sığmayacak kadar renkli, bir o kadar da ilginç bir kişilik. Sohbeti daha da ilerletip, emekli bir asker olan İsmail köylü'yü sizinle de tanıştırmak istedim.
.........
1937 yılında, Çandarlı Belediyesi'nde katip Ahmet Köylü ile ev hanımı Asiye Köylü'nün oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Köylü, ailenin dört çocuğundan üçünsü.
Meteler'in yeğeni
Ortaokulu Bergama'da okuyan İsmail Köylü, daha sonra Gaziemir Hava Teknik Okulu'na girer.
Bir zamanlar ızmir'de yayınlanan Ekspres Gazetesi sahiplerinden rahmetli Kemal Mete ile Yeni Asır'ın efsane foto muhabiri rahmetli Şahap Mete'nin yeğeni olan İsmail Köylü, okuldan mezun olduktan sonra, hava astsubayı olarak, 1955 yılında, Bartın Hava Radar Komutanlığı'na tayin olur.
Köylü, "hayatımın aşkı" dediği Bartınlı Şükran'la tanışır. bir yıl peşinde koştuğu Şükran Hanım'la 1958 yılında dünya evine giren Köylü, ıngilizce öğrenmek üzere ızmir Güzelyalı Hava Lisan Okulu'na yazılır.
Okulu ikincilikle bitiren Köylü, 1960 yılında Amerika'da staj yapmaya hak kazanır. Çok sevdiği eşinden bir yıl boyunca ayrı kalan Köylü, stajının ardından soluğu Bartın'da alır. Ayrı geçen bir yılda Köylü, eşine sayfalar dolusu mektuplar şiirler yazmayı ihmal etmez...
Eşi de O'na...
Ankara Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na tayin olunca, eşini de yanına alıp Bartın'a veda eden Köylü, iki yılın ardından yine bir yurtdışı macerasına atılır. Bu sefer, girdiği imtihanı kazanarak Belçika'ya giden Köylü'nün yanında bu kez eşi de vardır. Belçika Nato Karargahı'ndaki görev süresinin bitimiyle ızmir'e dönen İsmail Köylü, Şirinyer'deki Nato Karargahı'nda çalışmaya başlar. Köylü, 38 yaşında astsubaylıktan emekliye ayrılır.
O artık Aliağalı
Aynı zamanda, elektrik ve makine teknisyeni olan Köylü, emekliliği sonrasında özel sektörde çalışmaya başlar. Bir süre özel sektörde çalışan köylü, eşiyle beraber aldığı karardan sonra Aliağa'ya yerleşir.
Sekiz yıl önce çok sevdiği eşini, amansız hastalık sonucu kaybeden Köylü, bu acı dönem sonrası kendini sosyal işlere adar.
Bugüne kadar 700'e yakın şiir yazan, 80 kadar Türk halk ve Türk sanat müziği besteleyen İsmail Köylü'nün, "Hüzünlü Aşk Yaprakları" isimli bir de şiir kitabı var.
20 yıldır Aliağa'da yaşayan İsmail Köylü iki çocuk babası. Oğlu Cumhur Köylü, BMW'de Servis Müdürü, kızı Dilek Köylü ise Balçova Lisesi'nde Fransızca öğretmeni olarak çalışıyor.Bayan vakfının erkek üyesi
İsmail Köylü, Türkiye Aktif Emekli Bayanlar Vakfı'nın Vali Kutlu Aktaş ile birlikte iki erkek üyesinden birisidir.
Bir gün vakfın olağan toplantılarından birisi yapılmaktadır. Biraya gelen 25 bayan arasında, İsmail köylü de katılır.
Toplantıyı haber yapmak üzere giden Yeni Asır Aliağa Muhabiri Erdal Çarboğa, 250 bayan arasında tek erkek görünce, flaşını arka arkaya patlatır.
Haber Yeni Asır'da yayınlanınca, Aktif Emekli Bayanlar tepki gösterir:
- Bizim toplumsal faaliyetlerimizden hiç birisi gazetelere haber olmazken, "250 bayan arasındaki tek erkek" haber oldu...
İsmail köylü, bu dolaylı tepki üzerine, faydalı çalışmaları nedeniyle resmen üyesi olduğu Aktif Emekli Kadınlar Vakfı'na uğramaz olur.Yaş 70... Yolun yarısı eder...
Hayatta her istediğini elde ettiğini, bu bakımdan kendisiyle barışık ve mutlu bir insan olduğunu anlatan İsmail Köylü, 70 yaşında olmasına rağmen çok aktif.
Kendisine bakması nedeniyle nezle-grup bile olmadığını anlatan İsmail Köylü, bir de espri yapıyor:
- Yaş 70... Yolun yarısı eder... ınşallah 140 yaşına kadar geleceğim.
Ayrıca şanslı bir insan olduğunu da belirten Köylü devam ediyor:
- Bir gün paraya çok sıkışmıştım, eşimle evimize bazı eşyalar almamız gerekiyordu. Gittim bir Milli Piyango bileti aldım. 100 milyon lira çıktı. Yine çok sıkışık bir zamanımda, Spor Toto oynamıştım; 13 tutturup, 3.5 milyon lira kazanmıştım"Bir kıza aşık oldum evlenecek param yok"
1955 senesinde ninemden, 4 bin 500 lira miras kalmıştı. Ama babam, "sen bu parayı çar çur edersin" dedi ve miras payımı vermedi. Cebime 100 lira koydu, ben de Bartın'a geri döndüm. Derken, ilk olarak nişanlanacağım zaman, sonra da evlenmeden hemen önce babamdan parayı istedim, ikisinde de vermedi. Tabii ki ben çok üzüldüm, kırıldım babama. Çünkü bana vereceği zaten kendi paramdı, hakkımdı. Diğer kardeşlerim aldı ama ben alamadım.
Neyse... Evlenmem lazım, para yok. O yıllarda Bartın'ın hem belediye başkanı, hem de Anadolu Bankası'nın Müdürü olan Kemal Samancıoğlu'nun kapısını çaldım. O zamana kadar ne ben onu, ne de o beni tanırdı.
Dedim ki; "Özür dilerim başkanım. Ama benim bir derdim var. Bir kıza aşık oldum, onunla evlenmek istiyorum, para yok. Bana kredi verebilir misiniz?
O da bana "Oğlum krediye gerek yok. Ben sana veririm sen uygun oldukça bana ödersin" dedi. Çıkardı cüzdanını, 500 lira verdi. Ve ben o parayla evlendim. Kızın gözüne girebilmek için 4 takım elbise aldım
Sekiz yıl önce kaybettiği Şükran Hanım'la olan evliliğini "40 yıllık büyük bir aşk" diye tanımlayan Köylü, onunla, ilk tayin olduğu Bartın'da tanışmış. Genç kızın gözüne geribelmek için dört takım elbise yaptırdığını anlatan Köylü'nün, Şükran hanım'ı evlliğe ikna etmesi tam bir yılını almış.
Amerika'da stajdayken, eşine yazdığı mektuplardan bazılarının 30 sayfa olduğunu belirten İsmail Köylü, o dönem Şükran Hanım'ın kendisine yazdığı mektuplardan birinin içinde yer alan "Unutamam seni ben, inan ömrüm boyunca" şiirini de, yıllar sonra besteye dökmüş. "Köylü" usulü lahana sarma
Mutfakta oldukça marifetli olduğunu söyleyen İsmail Köylü, yemek yapmayı nasıl öğrendiğini şöyle anlatıyor:
- Bartın Hava Radar Komutanlığı'ndayken, kendi işime ek olarak, bir de tabldotlara bakmak için beni görevlendirdiler. Alışverişi yapıyoruz, mutfakları denetliyoruz vs. Orada mükemmel bir aşçımız vardı, Mengenli Ahmet Usta. O yaparken, ben de izliyordum görevim icabı. ışte o zamanlar kadınbudu köfteden, dolmaya kadar her yemeği öğrendim. Bazen düşünüyorum da, Tanrı benim yalnız kalacağımı biliyormuş da, o yüzden yemek yapmasını öğrenmişim.
Ancak her yemeği yaparım da, lahana sarmayı bir türlü beceremedim. Ben de kendime göre bir teknik geliştirdim. Lahanayı açıp, malzemeyi ortasına yerleştirip, bohça gibi katlıyorum, açılmasın diye de iple bağlayıp, tencereye öyle koyuyorum. Harika oluyor vallaha, size de tavsiye ederim.Yüreği sevgi dolu bir eş arıyorum
- Eşimi kaybettikten sonra, tabii dul bir erkek olarak, arkadaşlarım beni yeniden evlendirmek için seferber oldular. Beni bugüne kadar 14 bayanla tanıştırdılar. Ancak ben hiçbirinden "elektrik" alamadım. Benim bir kadında aradığım özellikler, öncelikle hanımefendi olması. Yüreği sevgi dolu ve merhametli olması, hastalandığımda benim için koşturması. Eğer böyle birisini bulursam evleneceğim."Kalk! Amcan seni attaya götürecek"
Ben ölüme her zaman hazırım, hiç gözüm arkada değil. Ölümden korkmuyorum çünkü çok güzel bir hayat yaşadım, hala da yaşıyorum. Şu andan sonra neden korkayım ki zaten. Dünyayı dolaştım, çocuklarımı okuttum, torunlarım büyüdü. Bundan sonra tek amacım, şiirlerimi, bestelerimi birileri okusun, duysun. Tanrının işine karışılmaz ama ne zaman isterse buyursun alsın canımı.
Size bir de fıkra anlatayım:
"Yaşlı adamın biri Azrail'den çok korkuyormuş. Düşündükçe ödü patlıyormuş. Bir gün, yanında ağzında emziğiyle uyumakta olan torunu varken, Azrail gelmiş. Adam, Azrail'i görür görmez kendini yatağa atmış, üstüne örtüyü örtmüş, ağzına da bir emzik almış. Güya bebek taklidi yapıyor. Azrail de adama iyice yaklaşmış ve "Kalk" demiş, "Amcan seni attaya götürecek..."20 yıl çalıştı 31 yıldır emekli
İsmail Köylü, henüz 18-19 yaşındayken, Hava Kuvvetleri'ne astsubay olarak katılmış. Elekrojen dalında eğitim almak üzere bir yıl Amerika'ya iki yıl da Belçika'ya gönderilen Köylü, ıngilizce ve Fransızca da öğrenmiş.
Hizmette 20 yılı geride bırakan İsmail Köylü, henüz 38 yaşındayken emekliye ayrılmış.
Düşünebiliyor musunuz; 2 lisan bilen, mesleğinde uzmanlaşan, eğitimi için devlet kesesinden büyük paralar ödenen bir vatandaş, hayatının ve mesleğinin en verimli çağında bir kenara konulabiliyor.
Şu anda 70 yaşında olan Köylü, tam 31 yıldır emekli.
Allah ömür versin... 100 yaşına kadar yaşarsa,62 yıllık emekli olmuş olacak.BİR ŞİİR
İsmail Köylü'nün "Hüzünlü Aşk Yaprakları" isimli kitabından bir şiir:
SEVGİNLE
Sevginle ruhumda bir AŞK yarattın,
Yaşadım, mutlu bir hayat seninle.
Aşkınla beni yeniden yarattın,
ınan ki sevdim seni ömrümce
1944 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu ilçede, orta öğrenimini parasız yatılı olarak Erzurum lisesinde tamamladıktan sonra 1964 yılında girdiği Astsubay Okulundan 1966 yılında mezun oldu. Jandarma teşkilatında yurdun muhtelif il ve ilçelerinde 20 yıl hizmetten sonra, 1986 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.
Daha ortaokul ve lise yıllarında yerel gazetelerde şiir ve yazıları yayınlanan Sadettin Kaplan, askerlik hizmeti sırasında da Hareket, Boğaziçi, Ece, Kültür ve Sanat, Edebiyatta Çığır, Size ve Türk Edebiyatı gibi dergilerde şiir ve hikâyeleri yayınlandı.
Emekliye ayrıldıktan sonra Türkiye Gazetesi ve Türkiye Çocuk Dergisi yazar kadrosuna giren yazarın profesyonel çalışmaları bu tarihten sonra başladı.
Edebiyatın hemen her dalında eser veren Kaplan’ın, kitapları dışında tiyatro, senaryo ve radyo oyunları da radyo ve televizyonlarda yayımlanmaktadır…
Sadettin Kaplan’ın yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:
ROMAN:Kara Kasırga, Şahidim Kılıcımdır, Plevne’ye Saplanan Tuğ, Uçurumun Çağrısı, İğde Dalı, Anatolia’nın Etekleri, Dağların Türküsü, Bir Demet Leyla, Unutulmayan Sevdâlar Serisi (7 Kitap)
HİKÂYE:Yunus Meltemi, Sığ Sular, Camda Sinek Ezmek.
MASAL:Heybe
DENEME:Zamanın Zembereği, At Nalında Diş Yarası, Ölüler de Öldürülür.
İNCELEME:Beş Şair (T. Fikret, M. Akif, Y. Kemal, N. Hikmet, N. Fâzıl.) Şiirin Kanadında,
Şiirin Sultanları ve Sultanların Şiirleri.
ŞİİRLER:Ferman, Sular susadıkça, Gönül Cemresi, Gülendam, Esmâ’dan Esintiler,
Düş Bedestânı…
DİNÎ ESER:Gençler İçin Peygamberler Tarihi (10 Kitap)
Çocuk edebiyatı alanında da birçok eser veren yazarın çocuklara yönelik roman, hikâye ve masal türü 70 civarındaki kitapları bu listenin dışındadır.
İlesam, Mesam, Yazarlar Birliği, Yazarlar Sendikası ve Birsad üyesi olan Sadettin Kaplan’ın Çevre, Kültür, Devlet Bakanlıklarıyla, muhtelif kurum ve kuruluşlardan ödülleri bulunmaktadır.
1930 Kars doğumlu emekli astsubay, şair, yazar. Ailesini ve akrabalarını, insanları seven, onlara iyilik yapmayı kendine görev bilen, Büyük Ağa Baburşah'ın oğlu, Abdulkadir Baburşah'ın kardeşi, Feride Demircioğlu (Baburşah)'nun abisi. Kars'ta başçavuş adıyla bilinen, as oto ticaret ile uğraşıp, daha sonra canlı hayvan ticareti yapan, Kars Ortakapı mahallesinde ikamet etmiş; huzur içinde yatsın...
http://www.babursah.com/ sitesinden şiirlerine ve diğer bilgilere ulaşılabilir…

Malatya Erkek Sanat Enstitüsü (1967) ve Hava Astsubay Okulunu bitirdi (1969). Hava Kuvvetlerinde teknisyen astsubay olarak görev yaptı (1969-74). Çeşitli kuruluşlarda elektrik teknisyeni, Malatya'da özel ve resmî kuruluşlarda yönetici olarak görev yaptı. Kelime ve Varide dergilerini kurdu, yönetmenliğini yaptı. Şiir dışında roman, ve deneme türlerinde eserler verdi. Şiir ve yazıları Aylık Dergi, Çağımıza Selâm, Kelime, Varide dergilerinde yayımlandı.
Şiir: Not Düştüm Besmeleye (1990), Bütün Eserleri 1/Anne Ben Artık İyiyim (1998), Bütün Eserleri 4/Elifbamdan Arta Kalan (1998), Ademin Müstesna Ölümü (1998), Kimsenin Aklına Gel-meyen (1999)
Roman: Güz İnsanları (1982), Karanlıktakiler (1983), Wesirfinger Pastanesi (2001)
Deneme İnceleme: Yaşamayı Göze Almak (1986), Bütün Eserleri 2/Denemeler (1998), Bütün Eserleri 3/Merhamet Muştusu (1998), Bütün Eserleri 5/Nef Risalesi (1998)
Söyleşi: Nefs (1988)
7 Temmuz 1965 Yılında üç erkek kardeşin en büyüğü olarak Elazığ'da dünyaya gelmiştir. İlk okulu Elazığ’da bitirmiş ortaokul ve lise öğrenimine Ankara’da devam etmiştir. 1986 Yılında Muhabere Astsubay Sınıf Okulu sınavlarını kazanarak 1987 yılında Muhabere Astsubay olarak göreve başlamıştır. İlk olarak Diyarbakır'a ataması yapılmış, sırasıyla da Kıbrıs ve Tekirdağ/Çorlu'da görevlerde bulunmuştur. 1998 yılı içerisinde ise sağlık nedenlerinden dolayı görevinden emekliye ayrılmıştır.
Hobilerine gelince; 16-17 Yaşlarında iken lisanslı amatör futbolcu olarak futbol oynamış kalemini de elinden hiç bırakmayarak şiir yazmaya devam etmiştir. 1998 yılında görevinden emekliye ayrıldıktan sonra şiir; Artık onun için bir yaşam şeklini almıştır. Ankara’da düzenlenen şiir toplantılarına katılıp önemli şairlerden dersler almıştır. Artık şiir yoluna onların ışığında devam etmektedir.
Yazmış olduğu şiirler de, kullanmış olduğu kelimelerde bazen düşündürdüğü bazen de güldürdüğü söylenir.
ÖZGEÇ evli ve iki çocuk babasıdır.Ankara’da ikamet eder.
Futbol oynadığı yıllarda 9 numaralı formayı giymek en büyük tutkusuydu ama açıkça da söylemek gerekirse; Şimdi rakamlardan hiç sevmediği ve kesinlikle kullanmadığı yine dokuz olmuştur.
ESERLERİ
Eserlerine gelince; Bu güne kadar yayımlanmış üç şiir kitabı bulunur. İlk şiir kitabı olan ‘Şarkılara Söz olur’u 2000 yılında çıkarmıştır. Bunu takiben 2002 yılında ‘Mısralar da Ağlar’, 2004 yılında ise ‘Gönül Pınarı’ isimli kitapları bulunmaktadır…
Tayyar Tahiroğlu (Cafer Özdilek), Lüleburgaz’ın Hamitabat köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Lüleburgaz’da bitirdi. Hava Astsubay Okulu’ndan sonra görevini Eskişehir, İzmir, Diyarbakır, İzmir’de tamamlamıştır. Görevi sırasında İngilizcesini ilerletmiş, ayrıca Diyarbakır Lisesi’ni de bitirmiştir.
Eserleri : Lüleburgaz Köprüsü (Roman, 1048), Emin’in Ciğeri (Roman), Haşin Baba (Roman); Sonbaharın Getirdikleri (Şiir), Kırkıncı Bahar (Şiir), Ayçiçekleri (Şiir, 1989)
AŞK DENEN İKSİR
Doğunca istiridyede bir inci
Varın görün siz ondaki sevinci
Dinlemez ki o ihtiyarı genci
Aşk denen iksir budur işti
Isırgan otu yakar, acı acı
Sarıca arıdır onun baş tacı
Elbette vardır aşkın da ilâcı
Aşk denen iksir budur işte
Acı kokusu sevdirir naneyi
Baykuş aşk için sever viraneyi
Gül de açmak için bekler nameyi
Aşk denen iksir budur işte
Platonik aşk, titretir gelini
Yaklaşıp da yâr tutunca elini
Kimseler demez ki bunlar deli mi
Aşk denen iksir budur işte
Tayyar TAHİROĞLU
(Ayçiçekleri, s. 10)
DUYGULAR
Gönlümü bir sevinç kaplar
Görünce çocukların gülüşünü
İçim burkulur sonbaharda
Görünce yaprakların dökülüşünü
Gerilere… taa uzaklara giderim
Görünce toprağın sürülüşünü
Alınınca yerinden
Kalbim sızlar derinden
Görünce bir ağacın sökülüşünü.
O da bir çocuk gibidir
O da filizlenip yeşerdikçe güler
Ama, konuşamaz ki…
Tayyar TAHİROĞLU
(Duygular, s. 34)