Aradan 38 yıl geçmiş. Halıcıoglu/Lv.Ok.K'lıgından mezun olmuşuz. Türkiye'nin dört bir yanına kur'alarımızı çekmişiz. Yıl 1973, CUMHURİYET'imizin 50 nci yılı. Mezuniyet fotograflarımızı gururla taşımışız bu yılın amblemiyle birlikte hatıra panomuza. Ve kimimiz Topkapı garajından, kimimiz Haydarpaşa garından dagılmışız güzel yurdumuzun dört bir köşesine. Faruk Ardahan'a, Nejdet Erzurum/Dadaşköy'e, Hacı Bekir Diyarbakır'a. İçimizde yeni mezun olmanın heyecanı ile ayrılıyoruz İstanbul'dan. Ama birbirimize sarılıp aglayarak. Kimse gidecegi kasabanın, kentin nerede, nasıl, nice oldugunu bilmeden, sorgulamadan, korkmadan, çekinmeden...
Katıldığımız birliklerin bulundugu kasabalarda ev bulamadık. "Bekara ev vermeyiz" en sık karşılaştıgımız sorundu. Birliklerde, mesai yaptığımız odalarda tek kişilik portatif karyolalarda sabahları bekledik. Erzurum'du, Palandöken dumanlıydı, sekiz ay kış sürerdi. Servislerin kalkmadıgı evlere gidilmedigi günler olurdu. Televizyonlarda haftada üç gün paket programlar olurdu uçaklar iniş yapıp kasetleri getirebildilerse! Degilse memlekette kalmış uzak aşk anıları ile birbirimizi avutur izbe bekar odalarında esrik düşlerle uyurduk. Güzel insanlardık biz. Her asker astımız degil kardeşimizdi. Dövmeyi ve sövmeyi kaldıracaktık TSK'dan. Daglar taşlarca halkçıydık, Ecevit'çiydik. Dogruluk, dürüstlük, vatanseverlik hiç taviz vermeyecegimiz ilkelerimizdi. Atatürk'e hiç bir zaman poster olarak bakmadık. Gözünü hep üstümüzde hissettik.
Haksızlıklar karşısında susmamız beklenemezdi. 22-23 yaşlarındaydık. Civa gibiydik. Dogruyduk dürüsttük, vatanseverdik ama aptal degildik. Emegin, ücretin, eşitligin ne oldugunu Fransa'dan başlayıp dalga dalga bütün Avrupa'ya yayılan 68 olaylarının etkisiyle ögrenmiştik. Öyle "Celebin sopasını görünce adeta magrur salhaneye koşan koyunlardan" degildik!
Kaldıgımız izbe bekar odalarında örgütlenmeye başladık. Ögle yemegi paydoslarında neler yapabilecegimizi tartışmaya, konuşmaya başladık.TEMAY'ı duyduk, ögrendik. Eskişehir, Malatya, İzmir, Bandırma, Ankara gibi yogun oldugumuz yerlerde eylemler planlandıgını duyduk. Erzurum Radarı'ndaki agabeylerimiz çok kalabalıktılar. Onlarla diyalog kurduk. Pankartlar yazdık sabahlara kadar. Birligimizdeki bazı Agabeylerimiz "Ben 1956'dan beri emekli olacagım günü bekledim. Emekliligime bir yıl kaldı. Atılırsam üç çocuguma bakacak kimsem yok. Kafamı sokacak bir evim yok. Kusura bakmayın ben size katılamam" dediler. Kızdık, gücendik, kendimizi terkedilmiş sandık ama daha sonra hak verdik. Buyurganlarımız da boş durmadılar. Tehdit ettiler, uyardılar, hatta bizim Bl.K.'mız yerine vekalet eden Bnb. Y... "Üç Assubayı yan yana konuşurken görürsem toplu isyan sayar savcıyı çagırırım" diye emir yayınladı ve teblig edildi. Çok güldük kendisine...
Eylemler sonrası eşlerimizin saglık karneleri toplandı. Mitinge katılanların bir kısmı tespit edildi. 9'uncu Kor. Foto-film merkezindeki muhabereci agabeyimiz sayesinde bir çok arkadaşımızın eşinin resmi tanınmaz halde basıldı. Bütün Türkiye'nin eylemlerimizden haberi oldu. TBMM yaptıgı yanlışı düzeltmek için yasayı geri çekti. Yeni düzenleme yapıldı. Eylemleri biz yapmış, biz magdur olmuştuk ama buyurganlarımız eylemlerimize karşı çıkmış olmalarına karşın onlar da bu işten sebeplenmişlerdi. Yasa, hatırladıgım kadarı ile şöyle düzenlenmişti; "İş riski Assubaylar 100 puandan 300 puana çıkarıldı. Sb.'lar ise 400 puandan 500 puana çıkarıldı. İş güçlügü de Assubaylarda 100 puandan 300 puana Sb.'larda 400 puandan 500 puana çıkarıldı". Bu rakamlar yaklaşık olarak yazılmıştır. Ama mantıgında bir yanlışlık yoktur.
Güzel insanlardık biz. Birbirimizin açıgını hep kapamaya çalıştık. Hep dayanışma içinde olduk. Hasta ve hapis arkadaşlarımızı hiç yalnız bırakmadık. Belki bir paket sigaraydı götürdügümüz. Ama götürdük. Aynı Bl.'teki arkadaşımın sagdıçlıgını yapmak için Erzurum'dan kalkıp Bodrum'a gittim. Eylemlerimizde atılan arkadaşlarımız için birlik birlik dolaşıp para topladık. TEMAY nerede idi adresi neresiydi bilmiyorduk. Ama bu paraları ulaştırdık. Hiç bir zaman atılan Agabey ve Kardeşlerimizi unutmadık. Saygı ve sevgiyle andık. Hâlâ hepsine binlerce kez teşekkür ediyorum.
Sonlarken; "Biz Assubaylar bir araya gelemeyiz." diyen arkadaşlara seslenmek istiyorum. Kültürü, mezuniyeti (İlkokul, Ortaokul, Lise ve nihayet MYO), cografi Bölgesi, ekonomik durumu, sosyal durumu, eşinin emekli olup olmaması, farklı sınıflardan oluşu (Kara, Deniz, Jandarma ve Hava Kuvvetleri), farklı siyasi görüşlerden, farklı mezheplerden oluşu biz Assubayları birlikte hareket etmekten alıkoyan etkenler olarak görülmektedir. Oysa ortak tek paydamız Assubay oluşumuz ve ekonomik çıkarlarımızdır. Bu denli çok farklılıgımız karşısında bu kadar az ortak paydamızı giderecek faktör örgütümüz olmalıdır. Bütün bu farklılıgımızı bir potada eritmek kolay degildir tabii. İşte bu nedenle Ankara'da olmak, TEMAD yönetiminde olmak hem çok çok onurlu hem de çok zor bir görevdir diyoruz. Bu zorlukları hep birlikte aşacagımıza inanıyor bütün meslektaşlarımı örgütlü mücadeleye çagırıyorum. Saygılarımla...!
Toplum içinde söz sahibi olmak, insana ve doğaya ilişkin olumsuzlukları ortadan kaldırmak maksadıyla bir araya gelerek örgütlenen insanların oluşturdukları gruplar, yaptırım gücü ve etkileri nedeniyle muhatap kabul ettikleri taraf için aynı zamanda esaslı bir tehdit unsurudur da. Taraf, bir mahalle muhtarı, bir il-ilçe yöneticisi, belediye başkanı, dernek yönetimi, muhalefetteki bir parti, kurum-kuruluş, işveren, hükümet olabileceği gibi meseleye göre de değişiklikler gösterebilmekte.
Birer örgüt örneği olan İşçi sendikaları, Sivil Toplum Örgütleri, Dernekler, içinde bulunulan çağa uygun, daha yaşanılır şartlar için mücadele verirken; toplumun birlik beraberliğine, toplu yaşamın gereklerine aykırı, tarih bilincinden uzak, toplumun geneline düşman unsurlarla işbirliği içinde olarak meydana gelmiş örgütler de var ki bunlar da dünyanın her ülkesinde “Terör Örgütü” olarak kabul edilmekte.
Örgütlülüğün etkileri nedeniyle aynı zamanda bir tehdit unsuru olduğundan bahisle konuyu ele alırsak, bu yönüyle Terör Örgütü, muhatap aldıkları toplumların genelini ilgilendiren bir tehdit unsurudur, denilebilir.
Toplumun yararına faaliyet gösteren Sivil Toplum Örgütlerini nazari itibara alması gereken siyasetçi aynı şekilde Terör Örgütü’nün; ülkenin birlik beraberliğine, bütünlüğüne kasteden, üstelik tarihten gelen dış tehditlerle örtüşen isteklerini dikkate almalı mıdır yoksa ona karşı tedbirler alarak yoluna devam mı etmelidir?
Konuyu ülkemiz yönünden ele alırsak;
Türkiye’nin çeyrek asırdan fazladır yaşadığı, tabiri caizse kuşların bile Milli Güvenlik Konseyi’nden izin alarak uçtukları bir dönemde başlamış olan terör olaylarının son yıllarda artarak devam ediyor olması; gözetlenen teröristlere karşı anında müdahale edilmemiş olduğuna dair görüntülerin internette yer almış olması; terörist başına “sayın” ifadelerinin en üst düzeyde günümüzde de devam ediyor olması; halka “görüşülmüyor, görüşen şerefsizdir” gibi iddialı beyanlara rağmen görüşüldüğünün anlaşılması; Ergenekon sanıkları yaka-paça sabaha karşı tutuklanırken, ifadeleri anbean basına yansırken teröristlerin ayaklarına mahkeme götürülmesi bir yana teröristlerin ve yandaşlarının tutuklanmaması gerektiği pazarlıklarının yapılmış olması; büyük şehirlerde terör eğitimi vermek üzere sözde akademiler kuranlara meclise gelip yemin etmeleri için adeta yalvarılmış olunması; ABD Büyükelçisinin söz konusu milletvekilleriyle yakın mesai yapma isteği, CHP ve MHP milletvekillerinin tutukluluk hallerinin devam ettirilmesi… Bütün bunlar Terör Örgütü’nün hükümetçe, devletçe fazlasıyla muhatap kabul edildiğini göstermez mi?
Bunların yanında, kendi öz kaynakları, yerli silah gereçleri olmadan yaşadığı bölge civarının siyasetini söylemlerle, sloganlarla değiştirmeye yeltenen, ülkelerin iç işlerine karışarak iç karışıklıklara, insanların birbirlerini katletmelerine varan olaylara sebep olduğu görülen bir Türkiye siyaseti! Karışıklık içinde bulunan ülke halklarında Türk halkına karşı ileride oluşabilecek düşmanlıklar gelecek kuşaklara ne gibi sıkıntılar bırakacak belli mi? Nerde kaldı ATATÜRK’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” direktifi.
Sorunları çözmeye talip, aynı amaca yönelik olarak pek çok cemiyetin, grubun seçim kazanma çalışmalarını sürdürmekte olduğunu görmekteyiz. Her bir cemiyete, gruba başarılar diliyoruz…

….Nihayet oldu… Sesimizi duydular… Gazetelerden duyduğum haberi kontrol etmek için Milli Savunma Bakanlığı sitesine de girdim. Yazılanlar doğruydu. Yıllardır özlemle beklediğimiz haberin gerçekleşmesine yönelik nihayet bir adım atıldı.
“…. İntibak yasası kapsamında emekli assubayların emekli maaşlarında yaklaşık %30 bir artışa ilaveten bitirdikleri sınıf okullarının da Meslek Yüksek Okulu seviyesine çıkarılması bir çok çalışan tarafından tepkiyle karşılandı.
Ö.Ç. (Emekli memur) Hükümet TSK leri personeline zam yaparak kendi belirlediği TSK yönetim kadrosuna jest yaptı.
A.D. (Esnaf) Bizden topladığı vergilerin yan gelip yatanlara verilmesini kınıyorum.
M.A. (Öğretmen) Dört yıllık fakülte mezunu öğretmenim. Maalesef lise mezunu bir assubaydan az alıyorum. Bence öğretmenler subay statüsündedir. Subaylarla aynı maaşı almalıdır.
D.A. (Avukat) Devlet yine silahlı memur, silahsız memur diye ayrım yapmıştır.
Ö.D. (Emekli subay) Hükümetin emekli assubaylara zammı kasıtlı ve kışkırtıcıdır. TSK içindeki birlik ve beraberliği baltalamaya yöneliktir.
M.O (Doktor) Maalesef bizim dirsek çürütmemiz boşaymış. Hükümet kendi siyaseti ile doğru orantılı zam veriyor. Doktorlara da bol bol fazla mesai ve muayene hane açma yasağı…“
"Yukarıdaki haber metni ve altındaki yorumlar böyleydi” diyerek sinir katsayınızı daha fazla arttırmak istemiyorum. Ben size bir asparagas haber yaptım.
Bundan önceki yazımda da para konusunu başlık yaptım. Normal bir site yazarının eğer OYAK ve assubayları konu alan yazısı varsa tıklanma sayısı 15 günde 600-800 arasıdır. Eğer diğer entelektüel veya aktüel konular yazılmış ise 300-500 arasıdır. Ancak para söz konusu olunca üç günde 2000 kişiden fazla tıklanma yakaladık. Bunu iyi değerlendirmek gerek. Tek yönlü yorum yapmamak gerek. Vay beeee konu para olunca herkes hemen tıklıyor deyip kesip atmamak gerek.
Sitemizi belirli bir noktaya odaklanarak tek yönlü takip edenlere seslenmek istiyorum. Bize bu çatı altında yazma imkanı verenlerin gayretleriyle bir sinerji yakalanmıştır. Bu site sayesinde yapılanları mübalağa etmeden yazmaya gayret edeceğim.
Şu an medyada en az dört beş yazar bizim sorunlarımızı bilmekte ve sahip çıkmaktadır.
Bizim aleyhimize yazı yazanlar bu site sayesinde özür yazılarını kaleme almışlardır.
Bu site sayesinde Ankara’daki büyük mitingimiz anlam kazanmıştır.
Bu site sayesinde sayın Tuncer Küçük’ün onurlu yürüyüşü medyaya yansımıştır.
Bu site sayesinde isteklerimiz “Biz kimiz ve ne istiyoruz?” başlığında toplanmıştır.
Bu site sayesinde Eski Milli Savunma Bakanı protesto edilmiştir.
Bu site sayesinde haklarımız koro gibi tek sesten yankılanmaktadır.
Bu site sayesinde Assubayların haklı mücadelesi için hukuk savaşı verenler desteklenmektedir.
Daha fazlası da var ama yeter sanırım…
Sayın arkadaşlar, lütfen “nasıl olsa birileri bir şeyler yapıyordur” mantalitesini bir kenara bırakalım. İnanın çoğuz. İnanın çok kalabalığız. Sizler de katılırsanız daha kalabalık olacağız. Sitemiz dışarıdan da izleniyor. Medya izliyor. Hükümet izliyor, Genelkurmay izliyor ve belki de gizli servisler de izliyor. Ancak hiç biri bizim düşmanımız değil. Biz kalabalık olmadığımız sürece belirli bir çoğunluğa ulaşmadığımız sürece haklarımızı almamız hayaldir. Bize haklarımızı verecek olan makamlara önce ezici bir çoğunlukla seslenmeliyiz. Bizim sitemizin günlük tıklanma sayısı 5000 olmalıdır. Eğer 5000 kişi olursak inanıyorum sesimiz çok gür çıkacak. O nedenle lütfen sitemize giriniz. Yazılanları okuyunuz. Arkadaşlarınıza tavsiye ediniz.
Saygılarımla…
Paralı askerlik kanunu çıktıktan sonra, Astsubayların ellerinden alınan haklarının hiç birisinin siyasi iktidar tarafından verilmeyeceği ayan beyan görülmüştür. Hak aramadaki başarısızlığımız ve başarı yollarımız şunlardır.
1. Görüntümüz 2. Ne yapmamalıyız 3. Ne yapmalıyız.
Aileleriyle birlikte bir milyondan fazla seçmeni var dediğimiz Astsubaylardan, kararlı ve bilinçli olarak hak arayan ve hak arama arzusunda olan bir avuç arkadaşımızın olduğunu bu site vasıtasıyla gördük. Peki diğer büyük kısım ne yapıyor.
Kendilerine çok saygı duyduğum ve güvendiğim bazı arkadaşlarımızın kızarak ve küserek geri çekildiklerini görüyoruz. Geri çekilen bu arkadaşlarımızın, “biz toplu olarak hiçbir hak arayamayız” kuralını çok iyi bildiklerini biliyorum. Hak arama adımını atarken yüz binlerce emekli Astsubayın da adım atmayacaklarını hatta engel çıkaracaklarını da biliyorlardı.
Her biri altın değerinde olan bu arkadaşlarımı en kısa zamanda aramızda görmek istiyorum.
Bundan elli yıl önce, 1951-53 yılları arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Toplum Bilim üzerine vermiş olduğu dersin “Toplumsal Kurumlar” bölümünde örgütün faydalarına ilişkin olarak Prof.Dr. MERAY:
“Eğer beş kişi, beş diğer oyuncuya karşı bir topu bir sepete geçirmeyi amaç edinmişse, bunların karmakarışık konuşmasından ziyade, planlı, sistemli bir şekilde hareket etmeleri amaçlarının gerçekleşmesi bakımından daha etkilidir. Basketbol tekniği işte bu amacın en etkili şekilde gerçekleştirilmesi için kurulmuştur.
Toplum içinde de ihtiyaçların tatmininde insanların örgütlü olarak hareket etmeleri, örgütsüz olarak hareket etmelerinden daha iyi sonuçlar verir. Yani örgüt, herhangi bir işi başarmak için etkili bir araçtır.
…tek olarak çalışan bir insanın bir günlük verimini (a) ile gösterirsek, örgütlü olarak çalışan 10 kişinin aynı zaman içindeki verimi 10 a değildir. Çünkü bu bir matematik sorunu değil, toplumsal bir sorundur. Bu verim dolayısiyle 10 a’dan çok fazla olur…” diyor.
Prof.Dr.MERAY Kurumsallaşmayı bir mıknatıs ile anlatmakta:
“Toplumsal örgütlerin hepsi olmasa bile pek çoğu bilinçli bir çabanın neticesidir…
Bir kâğıt parçası üzerine bir avuç çivi atsak, bu çiviler açık ve belli bir şekil meydana getirmezler. Fakat bu kâğıdın altına bir mıknatıs koyarsak, kâğıtta dağınık duran çiviler, mıknatısın görünmeyen şekli etrafında toplanırlar.
Bir toplumsal grubun üyeleri için de aynı şey geçerlidir… Nasıl mıknatıs çivileri belli bir şekilde bir araya getiriyorsa, toplum üyelerinin müşterek arzuları da, örgütlenmeyi doğurmaktadır. İşte bu şekilde, insanın bazı temel ihtiyaçlarının tatmini için tesis edilmiş, örgütlenmiş usullerin, kuralların bütününe ‘toplumsal kurumlar’ adı verilmektedir.”
Örgütlenmek için öncelikle örgütlülüğün yukarıda da belirtilmiş olan faydalarının bilincinde olmak gerekiyor… Bilincinde olduktan sonra kanuni engellere rağmen örgütlenmeyi gerçekleştirmek gerekiyor… Daha geçen yıl olduğu üzere hakkını aramak için eylem yapan memurlar, “örgütlenme önündeki engeller kaldırılacaktır” savlarına rağmen, hükümetçe engellenmek istenip, iş bırakanlara yönelik olarak “haklarında yasal işlem yapılacaktır”, denilmedi mi? Buradan da anlaşılacağı üzere gücü elinde bulunduranların, bilinçli toplum söylemleri söylemden öteye geçememekte…
Yaşam içindeki sosyal, ekonomik, kültürel dengeyi sağlamakta büyük etkisi olan örgütler, dengeyi kendi lehine tutmak isteyenlere karşı mücadele vermekte, en işlevsel araç… Bu nedenle, gücü elinde bulunduranlar, sözlü olarak, gerektiğinde kamuoyu önünde örgütlenmeden yana olduklarını belirtseler de, uygulamalarda meydana getirilen engeller, aslında bilinçli, örgütlü toplum istemediklerine dair, kendilerini ele vermekte…
Üst düzey kamu personeli sistem tarafından gözetilirken; sendikalaşması ve dolayısıyla hak ve hukuklarının alınması, çıkarılacak olan yasal düzenlemelerin daha başında iken müdahale etme ve dengeyi sağlama hakkından yoksun bırakılmış olan alt düzey kamu personellerinin örgütsüzlüğü adaletsiz gelir dağılımı başta olmak üzere, maddi ve manevi hak kayıplarını da beraberinde getirmekte…
Türkiye’de, belki de en fazla maddi ve manevi hak kaybına uğrayan kamu personellerinden birini oluşturan silahlı kuvvetlerin zimmet, nöbet, eğitim, idari faaliyetler, terörle mücadele açısından ağır yükünü taşıyan astsubaylar, yıllardır haklarını alamamanın yanı sıra, kimi zaman öylesine yasal düzenlemeler yapılıyor ki, bir öncekine göre, durduk yere hak kaybına da uğramakta olduğunu da görebilmekteyiz…
Yeterince yazılmış ve yazılmakta da olan ve silahlı kuvvetlerin halka açık olması sebebiyle, askerlik hizmetini ifa eden her Türk erkeğince de az-çok bilinmekte olan, astsubayın emeklilerinin yaşadığı sorunları, yazımızı uzun tutmamak adına, burada tekrar ele almaya gerek olmadığı kanaatindeyim…
Kişiye maddi katkı sağlasa da, maddi durumdan ziyade, başta bilgi ve görgülerini arttırmak ve devleti temsil etmek için yurt dışında bulunmuş olan idarecilerce, dış ülkelerdeki astsubayın maddi ve şekli durumlarının yeterince incelenmediği, uygulamalardan anlaşılmaktadır. Şekli bir husus olan, AB ülkelerindeki astsubayların rütbesinin nerede olduğunu dahi bilmeyen bazı üst düzey idarecilerin olması ise doğrusu hayret vericidir…
Astsubayın yaşadıklarından, gördüklerinden kaynaklı olarak ruhundaki derin izlerin hayatını nasıl etkilediği tartışılarak ortak bir çözüme ulaşılması, beraberinde, çalışma hayatını da içeren sosyal hayatın daha düzgün işleyişi açısından önemlidir… Yılların ötelenmiş, birikmiş sorunlarına çözüm, elbette ki bir panelde elde edilemeyebilir… Fakat yola çıkılmış olunur ki o da yolun yarısını katetmek demektir…
Şimdiye kadar, sosyal ilişkiler, basın ve internet yoluyla dile getirilen hususlara Kurumsal nitelikte, bilimsel bir bakış sağlamak maksadıyla “Yeni Oluşum Grubu”nca konunun “Panel” düzeyinde tartışmaya açılması, son zamanlarda, Türkiye’de görülen en önemli bilimsel faaliyetlerden birini oluşturmaktadır! Türk toplumunun üyesi olan bir meslek grubunun emeklileri, meselelerini açık seçik olarak bir panelde masaya yatırmaktadır… Faaliyetin desteklenmesi, katkı sağlanması ve sürdürülmesi gereklidir. Paneli düzenleyenlere ve katılımcılara şimdiden başarı dileklerimizi yolluyoruz…
Orhan KAYA

T
oplumdan bahsedilince, toplumla ilgili olarak: “Toplumun hareket tarzı, yaşam şekli, davranış şekli, adetleri, inançları, adalet anlayışı, bilinç durumu, kurumları, örgütlenme durumu, iktisadi ve siyasi sistemlerinin yapısı ve bu sistemler içerisinde yaşayan bireyler…” akla geliyor…
Toplumun geneliyle ilgili, toplu yaşamı düzenleyen, düzeni sağlayan kurallar, kültür, toplumla birlikte, toplum hangi yöne gidiyorsa-götürülüyorsa, onlar da o yöne doğru değişerek yoluna devam etmekte… Topluma yerleşen ileri veya geri yöndeki her yeni değişim, meydana getirilmek istenen değişimi hızlandıran bir etki yapmakta…
Değişimin, toplumun bir önceki durumuna göre daha çağdaş yaşamı destekleyen bir “gelişme” olabileceği gibi; “geriye gidiş” şeklinde de olabileceği toplum bilimcilerce kabul edilmekte… Toplumdaki değişime dair söz konusu durumun gözle görünür bir gerçek olduğu, kimi ülkelerin bugünkü durumları ile geçmişi karşılaştırıldığında fark edilebilmekte… Yani, “hızla ilerleyen zaman ile birlikte, toplum da gelişme yolunda ilerliyor” diye bir şey söz konusu olamamakta… Keşke, zamanın ilerlemesine bağlı olarak “değişim” sürekli olarak “gelişim” yönünde ilerleyerek yoluna devam edebilseydi! İşte o zaman, kimse, Atatürk sayesinde kazanmış olduğu namusu olan oyunu inanç sömürüsüne, pakete, paraya değişmez; bugün oyunu satın alanın ilerde ona neler yapabileceğini tahmin edebilirdi…
"Toplumlar kendi yönlerini, kaderlerini kendileri çizer" denilse de, günümüzde bu durum göründüğü kadar kolay mı?Özellikle de gelişmemiş, açlık seviyesinde bir gelir ile yaşatılan, üretimi düşük, sanayide, sağlıkta, güvenlikte dışa bağımlı tutulan, işsizlik oranının yüksek olduğu örgütsüz toplumlar üzerindeki yabancı etkiler, hissettirmeden toplumu yabancının çıkarları doğrultusunda değiştirmekte ve meydana getirilen değişimler basın ve yayın yolu ile topluma “ilerleme” olarak sunulabilmekte…
Bir toplumu kendi menfaatlerine uygun olarak değiştirmeye çalışan dış etki sahibi ülke, değişimi sağlamak için; kendilerini geliştirmek üzere ülkelerine gelen gelişmemiş ülkenin devlet görevlilerini etkilemenin, yanlarına çekmeye çalışmanın yanı sıra; değişimi gerçekleştirecekleri toplumun hassasiyetliklerine göre meydana getirip tanınmasını sağlamış oldukları liderlerini en verimli olacakları konumda, şekilde bulundurarak onları değişim yönünde kullanabilmekteler…
Bugün, çalkantı halinde olan ülkelere baktığımızda ülke içinde etkili olanların dışında; sürgünde, acılar çektiği belirtilen ve duyguları istismar edebilen, toplumu uzaktan yönetebilen liderlere rast gelinmesi bir tesadüf müdür? Veya çok büyük maddi ve manevi zararlara sebep olmuş, insana acılar yaşatmış kişilerin hapisten örgüt yönetmeleri, pazarlık etmeleri normal bir şey midir?
Dış etkiler, gücünü, güçsüz, örgütsüz, bilinçsiz toplumlar üzerinde daha çok hissettirmekte!…Toplumun özüne sadık kalarak, değişimini gelişim yönünde devam ettirebilmesi için, toplum olarak kalabilmesi için, gerekli olan bilincin, birlikteliğin sağlanmış olması gerekli! Bunların sağlanamamış olması, aynı zamanda bilimde, eğitimde, sanayide, politikada, güvenlikte dış etkiye açık olmak, demek.
Hal böyleyken, eğer bir yerde, her şeye rağmen, yani bütün arzulara rağmen birlik ve beraberlik sağlanamıyorsa, temellerine bakılması gerekiyor! Beraber hareket etmeye engel olan “her türlü husus” belirlenerek açık yüreklilikle üstesinden gelinmesi, birlik ve beraberliği de beraberinde getirecektir…
Toplum olarak, meslek grupları olarak, bireyler olarak başta ulusal değerlere sahip çıkmak, kaderini elinde bulundurmak, hakkını, hukukunu korumak, onurlu, saygılı, saygın bir şekilde yaşamak için kararlılıkla örgütlenmek şart, derken 21.yy.dayız ve halen faydası belli olan bir konuda “örgütlenmeliyiz” diyoruz! Avrupa’daki örgütlenmelere dair yazılara, hikâyelere, olaylara bakınca, bu halimizle en az bir asır geriden gidiyoruz!…
Biz geriden giderken, toplumu ve dolayısıyla bulunulan coğrafyayı değiştirmek, şekillendirmek uğruna; elde edilen gücü korumak adına, Atatürk’ün en önemli prensipleri bile, el birliği ile alel acele, gece-gündüz demeden mesai harcanarak ayaklar altına alınabilmekte…
Bu durumda, toplumu birleştirecek, dış etkilere karşı bir yumruk gibi güçlü kılacak, bağımsız kılacak, ulusal kurtuluş savaşı ile elde edilen kazanımları sağlamlaştıracak, Türk toplumunu çağdaş hedeflere ulaştıracak, toplumun faydasına ilişkin Atatürk’ün gösterdiği hedeflere ulaşmak ana hedef olmalı.
Ve sonuçta,Kurumsallaşmış, üye sayısı yüksek, güçlü örgütlerin olduğu bir ülkede; icabında dünya siyasetiyle bağlantılı olarak, etki eden ülke menfaatine olabilen yönetimsel dış etkiler azalacak, eskisi gibi yönetimsel sürprizlerle karşılaşılamayacak; kurumların başındakiler görevlerinin dışına çıkamayacak, kurumlarının çağa uygun hale gelmesiyle ilgilenecek, sipariş, danışıklı dövüş işlere girişilemeyecek ve böylece hak, hukuk öne çıkacak; siyaset kavga-gerginlik yeril olmaktan çıkıp topluma rehber, fikir, proje üretim ve uygulama yeri olabilecek…