Tarihe göre süzülmüş ögeler: Ekim 2018
Cumartesi, 27 Ekim 2018 18:32

ASSUBAY TOPLUMUNA ÖZÜR BORÇLUSUNUZ ...

Siz ; Sayın Cumhurbaşkanı,


* 8 Haziran 2018 de Kayseri komando tugayında Milletin gözü önünde Assubaylara verdiğiniz sözü bu güne kadar yerine getirmediğiniz için ,
* Emekli olup ikinci işte çalışmak zoruna bırakılanlar arasında bulunan ( Assubaylar'da dahil ) , çalışan emekliye hitaben " Yok öyle çift dikiş" diyebildiğiniz için.
 
* Hangi emekli istemez Avrupalı emsal emekliler gibi yaşamayı, onlar gibi ülke ülke dünyayı dolaşmayı ? ,  emekli ikinci işte çalışmak zorunda kalıyorsa bu ayıp kimin  ?
 
"Asker havyar dahi istese verilecek" deyip , 6 çeşit Havyarı sizden önceki hükümetler ve sizin zamanınızda (!) sadece rütbeleri omuzunda olanlara layık gördüğünüz için .
 
Madem rütbesiz asker (Er)'den , Mareşal'e kadar herkes Askerse neden havyar  TÜM TSK  PERSONELİNE ADİL paylaşılmıyor'da sadece TSK'nın bir kesimine  layık görülüyor ?
 
Üç çeşit Havyarın var olduğu dünyada  ( Beluga , Kaluga , Sevruga ) ,
 
Buyurun  "Aileyiz " dedikleri TSK'da sadece Subayın  kursağından geçen  havyar çeşitlerine : 
 
1)  Makam havyarı,
2)  Komutanlık havyarı ,
3)  Görev havyarı ,
4) Temsil havyarı ,
5) Kadrosuzluk havyarı ,
6) Komkarsu havyarı ,
 
* Yaklaşık 55.000 Muhtarı kafileler halinde İspanya'ya tatile gönderirken , bu topluma Kör - sağır - dilsiz kaldığınız için .
 
* Davulcunun - zurnacının , Şarkıcının - türkücünün , Oyuncunun - MÜLTECİNİN  , Taksicinin - muhtarın ve çeşitli meslek mensuplarının defalarca ağırlandığı  saraya,  sadece bu toplumun temsilcilerinin davet edilmediği için .
 
Siz ; Sayın Ahmet Davutoğlu ;
 
* Başbakanlığınız  döneminde Malatya - Konya mitinglerinde meydanlarda  göğsünüzü gere gere , gözümüzün   içine baka baka Assubaylara verdiğiniz sözü yerine getirme iradesi gösteremediğiniz için, o günden bu güne bu sözleriniz hakkında ağzınızdan  müspet - menfi tek bir kelime duyamadığımız için .
 
Siz; Sayın Binali Yıldırım ;
 
* " Bize yeni Ömer Halisdemir'ler lazım , onun gibi yürekli , aslan gibi delikanlılara ihtiyacımız var"  deyip, ama o  aslan gibi delikanlılar için Başbakanlığınız döneminde kılınızı kıpırdatmadığınız için .
 
Siz ; Sayın Fikri Işık ;
 
* Şehit Assubayın evinden, " Maliye ile aramızda az bir tıkanıklık kaldı, bu tıkanıklığı aşınca müjdeyi bizzat size ben vereceğim " demenize rağmen asla o müjdeyi gerçekleştirme iradesi gösteremediğiniz için.
 
Siz ; Sayın İsmet Yılmaz ;
 
* Milli savunma bakanlığınız döneminde,  meydanlardan   "mesaj alındı "  demenize rağmen alınan o mesajın gereğini bu güne kadar yerine getirmediğiniz için .
 
* "Aileleri kendilerinden sonra maaş alsınlar diye intihar ediyorlar" deme gafletinde bulunduğunuz için .
 
Siz ; Sayın Naci Ağbal 
 
* " Asubayların yaptığı görev çok önemli , intibaklarının yapıldığı gibi tazminatları ve başlangıç dereceleri konusunda mutlaka çalışma yapacağız" demenize rağmen bu güne kadar  somut bir adım atmadığınız için .
 
Siz ; Sayın Nabi Avcı  ;
 
* "Assubaylar için bu defa iş tamam"  demenize rağmen , bir türlü bu işi beceremediğiniz için .
 
Siz ; Sayın Recep Akdağ ;
 
* "  Mademki Ülkede ekonomik kurtuluş savaşı veriliyorsa , On iki milyon kendi insanımızın sosyal yardımlarla geçindiği ülkede,   göğsünüzü gere gere "Suriyelilere 31 milyar Avro harcadık" diyebilme rahatlığınız  nedir ? , o zaman sormazlarmı adama ; "Doktor bu ne ? " .
 
Siz ; AKP vekili  Sayın Muhsin Kızılkaya ;
 
* " Askerin görevi ölmek , bunun için maaş alıyorlar , bana ekstra bir iyilik yapmıyorlar" deme hafifliğinde bulunduğunuz için .
 
Siz ; 16 Yıllık AKP İktidarının vekilleri ;
 
* Assubayların emsal eğitimliden bir kademe geriden göreve başlatılma YANLIŞINDAN bu güne kadar dönmediğiniz için .
 
*Takı tasarımı eğitiminin  dahi  "Lisans" düzeyinde olduğu ülkede Assubayların eğitimini "Lisans" seviyesine çıkartmadığınız için .
 
* " Size verirsek başkalarıda ister " deyip , toplumun her kesimine  bol kepçe sorunsuz dağıtan , Sıra Assubaya  gelince "Dut yemiş bülbül" olduğunuz için .
 
* Bu , fedakar - cefakar toplumu yoksulluk sınırının çok altında (!) yaşamasına sebep olduğunuz için .
 
* Bu ülke için gözünü kırpmadan seve seve canını veren fedakar topluma kendi ülkesinde kendisini "suriyeli mülteci " kadar değerli olmadığını hissettirdiğiniz için  .
 
* "Assubay intiharlarını araştırma önergesini "  oylarınızla RED  ettiğiniz için .
 
* "Mülteciye can feda" deyip, Assubayına karanlıkta göz kırptığınız için .
 
* 16 Yıllık iktidarınız  döneminde gelir dağılımındaki adaletsizlik çok daha fazla artış gösterdiği için .
 
* Geçtiğimiz 16 yılda "Adalet mülkün temelidir" sözüne olan inancımızı el birliği ile yok ettiğiniz için .
 
* * *
 
VE , SİZ ;  "AİLEYİZ  - BİRİZ  - BÜTÜNÜZ "   MASALI SÖYLEYENLER ;
 
Siz ; Darbeci general Kenan Evren ;
 
* Sap'la samanı birbirine karıştırıp , "Bir Başçavuş benim teğmenimden fazla maaş alamaz netekim (!) " deyip,  TSK'da  onarılmaz yaralar açtığınız için .
 
Siz ; Sayın Yaşar Güler ;
 
* Yeri gelince "silah arkadaşıyız" dediğiniz TSK'nın bel kemiği Assubaylara  "çaycı" yakıştırması yaptığınız için .
* Kendiniz için her türlü  imtiyazı gelmiş geçmiş bütün hükümetlerden sorunsuz kotarırken , Sıra Assubaya gelince "siz bizden çıktınız, artık sizin muhatabınız biz değiliz hükümettir " diyerek bizleri TSK'dan soyutladığınız için .
 
* " Kamuda en eşitlikçi yer TSK'dır " diyerek kendinizin dahi inanmadığı  asla gerçeği yansıtmayan söz söylediğiniz için .
 
Siz ; Sayın Zamanın DZ.K.K'nı ; 
 
" Şu Assubaylarda üç kuruş para için çıkmadıkları TV, gitmedikleri gazeteci kalmadı, bu iş para için değil sevgi ile yapılır" deyip ,  öte yandan kendilerine kotardıkları  6  çeşit havyar (!)  tazminatının  sebebi-hikmetini  asla  açıklayamadığınız için .
 
Bu Cefakar - fedakar toplumu  "paragöz" olarak lanse etmeye çalışırken,
 
* Fotörü giyince tekmili birden hepiniz ve yedi sülaleniz başta Oyak olmak üzere TAİ - TEİ - HAVELSAN - ASELSEN - ROKETSAN - ASPİLSAN - THK ve diğer askeri kurumlara BALLI maaşlarla yerleştiğiniz için .
 
Siz ; Sayın Hulisi Akar ;
 
* Yıllar önce Etiler ordu evinde Assubay'lara hitaben " bu sorunu halledeceğim " diye  gözümüzün içine baka baka söz vermenize rağmen  bu güne kadar bu sözünüzü yerine getirme iradesi gösteremediğiniz için ,  ne yazıkki o günden sonra bir daha sizden haber alınamadığı için .
 
Siz ;  Sayın Tahsin Şahinkaya ;
 
* 1979 yılında Erhaç / Malatya'da sadece Anayasal bir hak olan emekliliğini isteyen TSK'nın çilekeşleri Assubaylara hitaben gözümüzün içine baka baka  " Sizler vatan hainisiniz"  deme cür'etini  gösterdiğiniz için .
 
Siz ; Sayın Muhsin Batur ;
 
* TSK'da   " İmtiyaz değil sadece Adalet, insanca yaşam " istedikleri için bu Emekçi toplumu "Mao'nun askerlerine" benzetme gafletinde bulunduğunuz için .
 
Siz ; Sayın Tabip Albay Nahit Özmenler ;
 
"Assubay intiharları bulaşıcıdır" deyip ,  subay - assubay birlikte çalışmalarına rağmen  bu hastalığın neden bir türlü subayada bulaşmadığını izah edemediğiniz  için.
 
Siz  ; Sayın  GATA'nın Doktorları ;
 
* TSK'ya "KAPI gibi SAĞLAM raporu ile girmesine rağmen , yıllar içinde  görev nedeni ile çeşitli sakatlanmalara maruz kalınması nedeni ile tam iş göremez durumda olan Assubaya "Hamallık yapamaz, çaycılık yapar"  diye absürt bir rapor verdiğiniz için ,  emsal  bir raporu  aynı durumda olan subaya veremediğiniz için .
 
 
VE ; SİZ  Sayın TSK'nın Dört yıldızlıları ;
 
* Bu güne kadar Assubayları asla gerçek manada silah arkadaşı görmediğiniz için , Assubay cenaze törenlerinde -  taziye çadırlarında Timsah gözyaşı döktüğünüz için .
 
* Asla gerçek olmayan  "Aileyiz " masalını yıllarca damarlarımıza zerk ettiğiniz için .
 
* Sizin sabah sporu yaptığınız saatte, biz "Halk ekmek" büfesi önünde ekmek kuyruğunda beklemek zorunda bırakıldığımız için .
 
* Sizin "Tatil" planları yaptığınız günlerde , bizler ikinci iş peşinde koşturmak zorunda olduğumuz  için .
 
* Bu güne kadar aynı birlikte görev yapan Assubay babasını tanımamazlıktan gelen , babasının Assubay olduğunu söylemeye çekinen subay yetiştirdiğiniz için .
 
* Tam 67 yıldır Sadece "Kendinize Müslüman" olduğunuz için .
 
* Kendinizin rütbe bekleme süresini  kısaltırken, Assubayların rütbe bekleme süresini uzattığınız için .
 
* Mecburi hizmette eğitim yılına göre eşitliği sağlamadığınız için .
 
* OYAK'ta üye sayısına göre ADİL temsil edilmemizi  sağlamadığınız için .
 
* Helikopter ile ailece pikniğe gidenlere ses çıkartamayıp , Assubaya 4 yumurta için  6 ay hapis verdirdiğiniz için .
 
GÖTÜRECEĞİNİZ  BEŞ METRE KAPUT , O'DA KISMET OLURSA ,
 
HİÇ BİRİNİZ  ASLA HELALLİK ALAMAYACAKSINIZ ,
 
HEPİNİZİN ASSUBAY TOPLUMUNA  ÖZÜR BORCU  VAR,
 
BİLİN İSTEDİM . . .
 
Yayınlandığı Kategori ADALET ARAYAN
Perşembe, 25 Ekim 2018 15:41

ASSUBAYIM BEN İTİRAZIM VAR

ASSUBAYIM BEN İTİRAZIM VAR ...!

Var olduğumuzdan beri bizi görmeyenlere , Sırmalı Ay -Yıldızın ne olduğunu , ne anlama geldiğini anlamayanlara bilmeyenlere , bilmek istemeyenlere itirazımız var .,

Anamızın Ak Sütü gibi helal olan haklarımızı bize çok görenlere itirazımız var .,

Sesimizi duymayanlara kulaklarını bizlere kapatanlara , işlerine gelmeyince aramıza duvar çekenlere itirazımız var .,

İtirazımız var kendilerine üçer , beşer tazminatlar alıp bizlere bir tanesini bile vermeyenlere , birini bile bize çok görenlere itirazımız var .,

Sıcacık ofislerinde çalışanları göreve 9/2 sinden başlatıp , dağ başında eksi 20 ler de düşmanla çatışanlara , canını , kanını oralarda bırakanlara bu dereceyi yakıştıramayanlara itirazımız var .,

Söz verip sözlerinde duymayan Başbakana , varlığımıza duyarsız Milli Savunma Bakanına , hatta tüm bakanların hepsine alayına itirazımız var .,

Tüm kurumların başkanları , müdürleri personelinin yaşam standardını hiç bir ayrım yapmaksızın daha yukarılara çıkartırtıp onlara daha iyi yarınlar vermenin çabası içinde iken bizleri hiç bir zaman düşünmeyen komuta kademesine itirazımız var .,

Zamanında lise ve 2-3 yıllık harp okulu mezunlarını 4 yıllık harp okulu mezunu kabul ederek 8/1 dereceden intibaklarını yapıp , iş biz Assubaylara gelince kör topal bir intibakla binlerce arkadaşımızı mağdur ederek sonunda da 13 yıl bizleri bekletenlere itirazımız var .,

Çeşitli Meslek guruplarının taleplerine evet deyip bizleri unutanlara itirazımız var .,

Bizleri yoksulluk sınırında süründürenlere İtirazımız var , Asubayları emekliğinde 2 kuruş için 2. bir işe mahkum eden sisteme, anlayışa , zihniyete itirazımız var .,

Köle zihniyetli , yanlı iç hizmet kanunlarına , taraflı ceza yasalarına itirazımız var , Önleri kapatılan ,okumaları engellenen eşitlik ilesine aykırı Assubay öğrenci eğitimine itirazımız var .,

Sosyal tesis , lojman , kamp paylaşımındaki adaletsizliğe itirazımız var , OYAK ta ki çarpık temsil sistemine itirazımız var .,

Emekliliklerinde maaşlarının yüzde seksen beşin alıp emekli Assubaya yüzde ellisini bile vermeyen çarpık düzene itirazımız var .,

Kendilerine 5 yıldızlı otel gibi ordu evleri yapıp , bize derme çatma orduevlerini layık görenlere itirazımız var .,

Silahlı kuvvetleri bir aile gibi gösterip bizleri bu ailenin dışına itenlere üvey evlat muamelesi yapanlara eti tırnaktan ayıranlara itirazımız var ,

Onca çıkan kanun hükmündeki kararnamelerde çeşitli meslek gruplarına haklar dağıtan ancak hiç birinde Assubayların adının bile geçmemesine itirazımız var .,

Güzellik uzmanlarına şov gibi tören düzenleyip canlı yayınla tüm isteklerini yerine getirip , bir emirle ölüme giden bizleri unutanlara itirazımız var .,

Her ay muhtarları ağırlayan , söyleşen , dertleşen ama bizleri bir kere bile dinlemeyenlere itirazımız var .,

Yıllarca bu orduya çalışıp , emeğini , terini akıtan yeri geldiğinde ailesine yabancı kalan , doğduğu topraklara bir daha hiç dönemeyen hep mağdur edilmiş ama hep mağrur olmuş yorgun , argın bir o kadar yılgın ,sahipsiz kalmış insanların emeklilik dilekçelerini imzalarken bile küs , kırgın dökülen sonbahar yaprakları misali acımsı tatdaki sarımtırak bir hüzünle gitmelerine neden olanlara itirazımız var .,

Bu ülkenin her yerinde , her karışında kanlarını bu güzel topraklara hiç düşünmeden akıtan .,

Canlarını gönderdeki Ay-Yıldıza hiç düşmeden feda eden , o gök yüzünde hep dalgalansın diye canlarından can veren .,

Bir an bile tereddütsüz yaşamlarını feda eden Assubayları görmeyenlere , sesini işitmeyenlere ., Onları hissetmeyenlere itirazımız var .,

Öyle böyle değil şarkılarda ki türkülerdeki gibi değil , içimiz yanarak , yüreklerimiz sızlayarak itirazımız var ....

/Levent Ulucan/

 

Yayınlandığı Kategori INSIYATIF

TEMAD ÇANKAYA ŞUBESİ OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULU

Sayın Muhterem Taşkale yaklaşık 6,5 yıldır TEMAD ÇANKAYA Şube Başkanlığı görevini yürütüyordu. Ilımlı, uyumlu bir çizgisi vardı ve görev süresince olumsuz bir tepki almadı, lokal işletmesi olmadığı halde borcu olmayan, kendi kendine yeten bir şube oldu.

Olağanüstü genel kurul talebi Çankaya Temad Şube Yönetim Kurulundan geldi ve nedeni tam olarak açıklanmadı, kişisel nedenler öne sürülse de, -bu satırların yazarının bilgi-belgeye dayanmayan düşüncesidir- TEMAD Genel Merkez yönetimi ile uyum sağlanamaması nedeniyle olağanüstü genel kurula gidilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Yine muhtemeldir ki, bardağı taşıran son damla Çankaya TEMAD Üyesi Sayın Levent ULUCAN’ın TEMAD Genel Merkezince dernekten ihracı bardağı taşıran son damla olmuştur. Tekrar belirtmek gerekir ki bu tespit kişisel yorumdur, belge ve bilgiye dayanmamaktadır.

Yaklaşık aidatını ödeyen 550 üyesi olmasına rağmen Olağanüstü Genel Kurula katılım, 84 kişi ile sınırlı kalmıştır. Bu da oranlandığında toplam üyenin %6,5’i demektir. %10’un bile altında bir katılım gerçekten üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir husustur.

TEMAD Genel Başkanları yıllardır “yüzbin” emekli astsubaydan söz etmektedir. Eğer bu rakam yaklaşık olarak bile doğruysa ve TEMAD’ın toplam üyesi 18.000 civarında ise, toplam emekli astsubay sayısına oranlandığında üye oranı %5.5'tir. Bu açıdan bakıldığında TEMAD Çankaya Olağanüstü Kuruluna katılım %6,5'tir ve genel üye oranının üstünde bir orandır, başarıdır.

Sayın Muhterem Taşkale klasik bir veda konuşması yapıp, tekrar göreve talip olmadı. Kendisine hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyoruz.

Seçime tek aday olarak giren Sayın Bayram Ali SERT, (mevcut yönetimde de yönetim kurulundaydı) kullanılan oyların tamamını alarak yeni başkan seçildi. Tekvando sporu ile ilgilenen yeni başkan, konuşma yapması için Divan Başkanlığınca mikrofona davet edildi. 1,5 dakika süren, Genel Kurula katılanlara teşekkür eden bir konuşmanın ardından kürsüden indi.

Hedeflerini anlatmadı,

Yapacaklarını anlatmadı,

Beklentilerini anlatmadı.

Eğer Sayın Başkan “sözlerimle değil, icraatımla görün beni” diyorsa sözümüz yok, bekleyip göreceğiz. Başarılar dileriz.

Ancak; TEMAD ve Şubeleri Kanarya Sevenler Derneği değildir ve yarı sendika mantığı ile hareket etmek zorundadır. Eli-dili bağlı muvazzaf meslektaşların tüm yasal zeminlerde sözcüsü ve temsilcisi olmak gibi bir sorumluluğu vardır. Çalışana verilmeyen bir hakkın emekliye verilmesi zaten beklenemez.

Olağanüstü Genel Kurulda bunlardan başka dikkati çeken ne vardı derseniz, her düğünün kamberi Sn. Süleyman KALYONCUOĞLU yine disiplin kurulu üyesiydi.

Yıllardır, Sn.Mustafa EROL dönemi dahil bir şekilde her düğünün kamberi olmayı başardı. Kutlarız.

Olağanüstü Genel Kurulda ne yoktu derseniz;

Seviyesizlik yoktu,

Suçlama yoktu,

Tartışma yoktu, bunlar zaten olmaması gerekenlerdi,

Ya olması gerekenler?

Hedef yoktu,

Heyecan yoktu,

Amaç yoktu,

Geleceğe dönük plan yoktu,

Proje yoktu,

Oylama dahil yaklaşık 2,5 saatte sona erdi toplantı, sanki onlarca yıldır başta kendi kurumu olmak üzere açık haksızlığa, hukuksuzluğa uğramış ve uğramaya devam eden bir toplumun fertleri değil de, taziye çadırına gelmiş uzak tanıdıklar gibi umutsuzluk duyguları ile sessizce dağıldılar 

Ne diyelim hayırlı olsun Ancak Ahmet KESER'in bu toplumda yarattığı umutsuzluk görevden tanıdığımız yandaşların sırtımızdaki hançerin yarası kolay ,kolay geçmeyecek. 

SİTE VE E.ASSUBAYLAR GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar, oturma odası ve iç mekan

 

Yayınlandığı Kategori EMEKLI ASSUBAYLAR
Cumartesi, 20 Ekim 2018 19:50

ACI VE YALNIZLIK-ASSUBAYLAR

ACI VE YALNIZLIK / ASSUBAYLAR

Yer ve tarih çok da önemli değil dün de vardı bugün de yarında olacak aynı şeyler .,

Yatakhanenin kapısından çıktığında onları almak için gelen helikopter büyük bir uğultu ile piste inmek üzereydi ,

Belkide beden ağırlığının dörtte biri kadar olan sırt çantası vücudunun üzerinde hiç bir fazlalık yapmıyordu yıllarca hep beraberdiler zaten ,ondan bir parçaydı sanki o çanta , midesi , kalbi yada akciğeri gibi bir şey işte .,

Helikoptere yürürken silahını omuzuna attı yan cebinden telefonunu çıkardı koyduğu kapak fotoğrafına baktı , daha sevgisine , kokusuna doyamadığı karısının gülümseyen yüzün de '' Merak etme biz iyiyiz ''mesajı vardı sanki daha bir güven duygusuyla oğluna kaydı gözleri '' Baba ben varım sen yoksan ben onları korurum '' der gibiydi , minicik kalbi ile güven duygusunun yanına birde gurur eklendi , gözleri yüklü bir bulut misali doluvermişti .,

Onlarla telefonda konuşurken de kızını hep en sona bırakırdı en son onla konuşur en son onla vedalaşır en son ona sözleri verirdi fotoğrafa bakarken de kızını en sona bıraktı .,

O daha mahzun ama o dünya tatlısı gözlerinin ifadesi ile daha bir hırçın bakıyordu babaya '' Gel artık sana ihtiyacım var '' gibi diyen gözleri o bakışa çakıldı o an onun doğuşu ilk kucağına aldığı gün geldi aklına kızının gözlerinin içinde ve ona verdiği o söz '' Sen benim prensesimsin '' diye bir kez daha mırıldandı içinsen .,

Durdu , telefon belkide o an sahip olduğu en değerli şeydi , en değerli şeyler onun içindeydi çünkü , dikkatlice yan cebine yerleştirdi .,

Helikopter motorunun çıkardığı uğultunun içinde yürümeye devam etti en son o kalmıştı zaten , gözünden ,yüreğinden hasretinden akan iki damla yaş düştü , pervanenin çıkardığı toza ve toprağa karışarak .,

Kapılar kapandı , ülkenin en ateşli en sıcak bölgesine doğru uçtular , vatan hainlerinin cirit attığı en kahpe pusuların kurulduğu yere doğru gittiler .,

Bir çoğu gelmedi oralardan o gelir mi , geldi mi bilmiyorum , fotoğraftaki benzer kaç çocuk babalarını bekleyen kaç prenses daha naif ama hep o hırçın o yaşlı gözlerle beklediler babalarını , kaç gece daha annelerinin kucaklarında zor ettiler sabahı ellerinden bırakamadıkları babalarının fotoğraflarıyla ., Bu bordo bereli bir Assubay , onun yaşamından çok küçük bir kesit , günlük , haftalık yada aylarca sürecek rutin görevlerinden yaşadıkları sadece , bunları yazarken bir komando Assubay'ı da aynı yolu aynı kaderi paylaşmak üzere o helikoptere bindi , gitti zaten .,

Bir tek dağlarda ovalarda , kayalıklarda mı bu böyle ? Bir tek oralarda mı var bu insanlar ., Bir Deniz Assubay'ı gencecik iki sırmalı bir delikanlı gecenin en kör saati gemisinin güvertesinde Ak Denizin dingin sularında simsiyah dalgaların arasından ufuklara bakıyor .,

Nişanlısının simsiyah lepiska saçları geliyor gözlerinin önüne , amcasının yüzükleri taktığı günden bu yana kaç ay geçti sevdasından ayrı kalalı , ciğerine yediği rüzgar bile unutturamıyor özlemlerini , bu görev ne zaman biter bilmiyor ama daha ne uzun ne kadar yalnız olacağı yolculukların kendisini beklediğini biliyor , dalgalara attığı biten sigarasının kaybolduğu gibi o da kaybolup gidiyor daha ilk hatıralarının , ilk aşkının arasında .,

Hava buz gibi soğuk jilet gibi keskin , gök yüzünün maviliğine aşık bir Assubay hangarda uçağının başında elleri mosmor olmuş , yağın , pasın kiri mavi parkasını anlaşılmaz tuaf bir renge çevirmiş uçağını gece uçuşuna hazırlıyor .,

O hangarlarda o saatlerde bir bardak sıcak çay bile bulmak çok zordur , Ayaz deli gibi yüzüne vurdukça diğer Assubay arkadaşları o pist de saatlerce sürecek olan uçuş da her türlü yer emniyet tedbirlerini gözlerini gök yüzünden ayırmadan beklerken , hemen iki dakikalık uzaklıklarında 5 yıldızlı konforun olduğu filoların yedek pilotları ve diğer subayları sıcaktan ve o saatte bile önlerine gelen en kaliteli yemeklerin , içeceklerin geldiği yine 5 yıldızlı otel lobilerinin benzeri salonlarında kendilerinden geçmiş uyuyorlardı .,

Tıpkı bizleri yıllarca uyutup bütün hakları kendilerinin alıp bizlere bir tanesini bile çok gördükleri gibi .,

Assubayları anlamamak için bu topraklar için ne ifade ettiğini bilmemek için kara cahil , Onları hala görmemek için kör , Duymamak için sağır bile olmak yetmez artık .,

Anlayın , Görün , Duyun artık bizleri bu yaşattığınız acı yaşadığımız acılardan çok daha büyük çünkü ...

 

Yayınlandığı Kategori INSIYATIF
Perşembe, 18 Ekim 2018 11:31

DÜNYA'DA ASSUBAYLAR GÜNÜ

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Dünyada kutlanan birçok özel gün vardır; Örneğin Anneler günü ilk kez 1907 yılında Philadelphia’daki bir kızın annesinin ölüm yıldönümünün ANNELER GÜNÜ olarak kutlanmasını bulunduğu yerin klisesine kabul ettirmiş bu dalga Amerika'ya yayılmış ve 1914 yılında başkan Wilson bu günü resmen tanımıştır. Bugün dünyada MAYIS ayının 2'nci Pazar günü anneler günü olarak kutlanıyor Emeksiz hiçbir şey ben yaptım oldu mantığı ile kabul edilemez, bizim de bu konuda emek vermemiz gerekmektedir. 

Yıllardır bizi manevi olarak onurlandıracak  ASSUBAY GÜNÜ ve ASSUBAY MARŞI’mızın olmasını arzu ederek bu dileğimizi yasal temsilcimiz TEMAD yönetimlerinden ve Genelkurmaydan talep ettik.

TEMAD yönetimi tarafından ilk kez 2012 yılında  17 EKİM  tarihinin  DÜNYA ASSUBAYLAR GÜNÜ olarak  kutlama kararına  Türkiye’de henüz kutlanmayan bir günün  Dünya Assubaylar günü olarak ilan edilmesindeki kişisel düşüncelere rağmen  ilk desteği bu site ve üyeleri vermiştir.

Elbette gerçekleri göz ardı ederek ilan edilen bu günü dünyada hiçbir ülke kutlamamıştır. Oysa 2008 yılının NATO assubaylar günü olarak kutlanarak assubaylara verilen değerin ileriye taşınması için bu günün öncelikle ülkemizde kabul görmesi, ardından Dünya’da assubaylar günü olarak kutlanması hedefimiz olmalıdır. 

Mevcut Hamza Dürgen yönetimi bu gerçeğin farkında olarak bu yıl 17 EKİM ASSUBAYLAR GÜNÜ’nü birçok yetkili ve meslektaşlarımız tarafından coşku ile kutlanmasını sağlamışlardır. Emek verenlere sonsuz teşekkürler .

Yurt dışındaki bir meslektaşımız’ın  (ÖNCEL Filo) verdiği bilgiye göre Almanya’nın Grafenwoehr bölgesinde NATO Hızlı Dağıtım Kolordusunda  ABD generali Josesp Anderson ,XVIII Hava Kuvvetleri Kd.Bşçvş. İsaia Vimeto ve yurt dışında görevli meslekdaşlarımızın katılımı ile ASSUBAYLAR GÜNÜ kutlanmıştır .

Nato orduları içerisinde Türk Assubaylarının saygınlığı büyük tür, dileriz ülkemizde de TSK'yı sırtında taşıyan, bir emirle ölüme gönderilen assubayların hak ettikleri saygınlık gerçekleşir.

Tüm meslektaşlarımızın ASSUBAYLAR GÜNÜ'nü kutluyor  sağlık,huzur,refah ve mutluluk içinde nice yıllar diliyoruz.

Saygılarımızla. 

SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU 

ASTSUBAYLAR GÜNÜ AFİŞİ

 

Yayınlandığı Kategori EMEKLI ASSUBAYLAR

 

 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK’dan

Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ’a Açık Mektup

 

Prof.Dr. Sayın Ümit ÖZDAĞ,

 

Ben Şükrü IRBIK, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 31 sene ve Sâhil Güvenlik Komutanlığında da 3 sene olmak üzere;

 

  • 34 sene bilfiil hizmet etmiş

Ve dahi

  • 2011 senesinde de kendi isdeğim ile emekli olmuş bir asubayım.

 

 "  1982 senesinde görevime ilk başladığım gün bana  “astsubay” demişler idi.

 

 "  2011 senesinde emekli olduğum gün bana gene “astsubay” dediler.

 

  

Ümit Hocam siz;

 

Üniversite tahsilinden sonra okumaya devâm etdiniz,

Anayasa’dan neşet eden “kendini gelişdirme” hakkınızı kullandınız,

Ve dahi

T.C. devletinin bir vatandaşı olarak sırası ile;

 

  • Araşdırma görevlisi

 

  • Asistan

 

  • Doktor

 

  • Doçent oldunuz!

 

Ve en son olarak da yaklaşık 20 senelik başarılı çalışmanız neticesinde

 

  • Hedefiniz olan “profesör” unvânını ihrâz etdiniz!..

 

 

Fakat aynı T.C devletinin başka bir vatandaşı olan ben Şükrü IRBIK ise;

 

  • Görevime "astsubay" olarak başladım.

 

     Ve dahi

 

  • "Astsubay" olarak 30 sene çalışdıkdan sonra gene "astsubay" olarak bitirdim! 

 

Anayasa'nın emrine rağmen,

Genekurmay Başkanları biz asubaylara yüksek tahsili yasak etdiğinden dolayı

Görevde iken kazandığım Ankara Üniversitesine kayıt bile yapdıramadım.

Bu cümlenin üzerini tıklar iseniz şâyet 1987 ÖSYS Sonuç Belgemi görebilirsiniz!

 

 

 

Sizin anlayacağınız kelimeler ile söyleyeyim hocam;

 

  • Astsubay unvânı ile tam 30 sene çalışmışım,

 

 

 

  •  Fakat 30 senede bir arpa boyu dahi yol gidememişim!..

 



*  *  *  *  *

 

Emekli olduğum günden bu yana askerlik konusunda,

Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bâhusus cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” denilen asker sınıfının târihi hakkında makâle yazıyorum.

Ve yazdığım makâlelerimi de emekliassubaylar.org isimli mecrâdaki Eski Tüfek'de neşrediyorum.

 

 

Bu köşemde bugüne kadar neşrediğim doksan küsur makâlemde ortaya çıkartdığım “resmî yalanların” ve “kânunsuzlukların” hiçbirisini Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı tekzip edemedi.

Edemez de!..

Çünkü bu makâlelerimi kimsenin inkâr dahi edemeyeceği belgelere müsteniden yazdım.

 

 Bugün size hitâben yazdığım bu makâlem için de durum aynıdır.

 

Yazdıklarımın bir kelimesinin bile yanlış olduğunu hiç kimse iddia edemez!..

 

Çünkü hocam;

 

Burada sarf etdiğim her kelime, her cümle, her ifâde doğrunun ta kendisidir.

 

 

Ümit Hocam,

 

Genelkurmay Başkanlığımızın “astsubay” olarak tesmiye etdiği

Ve dahiEski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Sizin de “assubay” dediğiniz asker kişiler hakkında

Yeniçağ gazetesindeki köşenizde 18 Ekim 2013 Perşembe günü neşretdiğiniz “Dünya Assubaylar Günü ve Assubaylar” isimli makâlenizi okumuş idim. 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Bu makâleniz hakkındaki şahsî fikrimi de

Sol tarafınızda bağlantılı resmini gördüğünüz

Asubay Tefrikası-2 isimli makâlemde

09 Mart 2017 Perşembe günü kısmen serdetmiş idim.

 

 

Söze konu bu makâlenizde “asubaylar” hakkında temâs etdiğiniz konulara kimi zamân cevâben, kimi zamân da reddiye mahiyetinde yazdığım aşağıdaki mektubumu da size bugün gönderiyorum.


 

*  *  *  *  *
 

 

 

Sayın Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ,

 

Söze konu makâlenizin daha ilk cümlesinde şöyle demişsiniz;

 

17 Ekim Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlanmaktadır.

 

Size söylendiği şekli ile “Dünya Assubaylar Günü” hakkında ben Şükrü IRBIK şunları söyleyeyim;

 

 

 

  • 17 Ekim’i “Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlayan Türk emekli asubayından başka devletlerin asubayı var mıdır?

 

  • Bu konuda herhangi bir araşdırma yapdınız mı?

      Ya da

  • Bir subay mahdumu olarak “assubaylık” konusunda bir fikriniz var mı?

 

  • Var ise şâyet, bu fikirlerinizi lutfedip de biz asubaylar ile paylaşır mısınız? 

 

 

 

Sayın ÖZDAĞ,

 

Söze konu makâlenizin ikinci cümlesinde ise şöyle diyorsunuz;Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Dünyada subaylar günü olduğunu veya generaller günü olduğunu duymadım.

 

Hocam, müsaade eder iseniz şâyet bu tesbitinize bir tesbit de ben ilâve edeyim;

Türkiye’den başka bir ülkede, “Dünya assubaylar günü” olduğunu ve kutlandığını da

Ben asubay Şükrü IRBIK duymadım!

 

 

17 Ekim’in “Dünya Assubaylar Günü” olarak kutlanması konusunda;

 

  • Hem çalan

 

  • Hem de oynayan sâdece TEMAD olmuş idi.

 

 

Aslına bakar iseniz şâyet;

 

  • “Dünyâ Assubaylar Günü” tertip eden ve kutlayan TEMAD’dan başka bir dernek,

 

Ve dahi

 

  • Türk asubayından başka asubay da yok! 

 

 

 

Zâten dönemin Genelkurmay Başkanı “memurNecdet ÖZEL de

TEMAD’ın 2014 senesinde tertip etdiği “Dünya Assubaylar Gününü” külliyen inkâr ve reddedmiş idi.

 

*  *  *  *  *

 

İşbu makâlenizin üçüncü cümlesinde şöyle diyorsunuz, hocam;

 

Sadece bu günün varlığı dahi assubayların bütün dünyada görev yaptıkları ordularda istedikleri veya olmaları gereken noktada olmadığını göstermektedir.

 

 

Muhterem Ümit Hocam,

 

"Bütün dünya ordularında “assubay” ismi verilen bir asker sınıfı olduğunu nereden biliyorsunuz?

 

 

"Assubaylık konusunda şu güne kadar neşretdiğiniz bir çalışmanız var mıdır?

 

 

Ayrıca meselâ;

 

  • Bugün itibârı ile dünyânın en büyük ve gelişmiş ordusu olan Amerikan ordusunda “assubay” denilen asker sınıfı var mıdır?

 

  • İngiliz ordusunda “assubay” denilen asker sınıfı var mıdır?

 

  • Bu devletlerin Anayasalarını, kânunlarını okumaya tenezzül etdiniz mi hiç?

 

  • Tenezzül edip de okudunuz ise şâyet bu Anayasalarda, kânunlarda “assubay” olarak târif ve tesmiye edilmiş bir asker sınıfının mevcudiyetine rast geldiniz mi?

 

  • Sizin babanız subay idi. Teğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay vs. "rütbeleri" var idi. Subay arkadaşları babanıza, bu "rütbeleri" ile hitâp etdiler. Fakat bir sayfalık makâlenizde hocam siz, tam 29 kere "assubay" kelimesi kullanmışsınız. Bu kelime, mâlumunuz, unvândır.  "Assubay" deyip dilinize pelesenk etdiğiniz bu asker kişilerin "rütbesi" yok mudur, Allah aşkına?..

 

  • Assubay deyip bağrınıza basdığınız bu köle askerlerin rütbe silsilesini bitamâm söyleyebilir misiniz, hocam?

 

  • Meselâ; bu makâlemin altına yazdığım benim rütbemi kekelemeden, duralamadan bir çırpıda söyleyebilir ve tam olarak yazabilir misiniz, hocam?

 

  • Bu konulardaki bilgilerinizi lutfedip de biz asubaylar ile paylaşmaya tenezzül eder misiniz?

 

  • Bunca senelerden beri milletvekili olarak meclisde görev yapıyorsunuz. Devletimiz, 200.000 assubayın maaşından kesdiği vergiler ile size maaş  ödüyor. "Assubay" dediğiniz bu asker kişiler hakkında, meclisde bugüne kadar bir tek soru önergesi verdiniz mi? 

 

  • Gazetenizdeki köşenizde "assubaylar" hakkında işkembeden üfürmeyi biliyorsunuz da!.. Bir kere dahi olsun milletvekili sıfatı ile meclisde söz alıp da "assubaylar" hakkında bu makâlenizde bahsetdiğiniz konularda iki kelime konuşdunuz mu?

 

Ümit Hocam,

 

Size tevcih etdiğim bu suâllerin hepsinin cevâbını ben biliyorum.

Çünkü; hespini tetebbu etdim, hocam!..

 

*  *  *  *  *

 

Bugünkü cârî askerî mevzuatımıza göre “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfı,

Üçüncü bir asker sınıfı olarak” karanlık suratlı darbeci subayların

Muayyen târihlerde cebren ve hile ile tertip etdiği darbe kânunları ile teşkil edilmiş “sahte” ve “uyduruk” bir asker sınıfıdır.

 

Biliyor musunuz hocam?

 

Muvazzaf astsubay” tâbirinin “İngilizce tercümesini” sordum, Genelkurmay Başkanlığımıza. Verecek cevâp bulamadılar.

Bu konuda gönderdiğim dilekceyi ve gelen cevâbı merak eder iseniz şâyet size memnuniyet ile gönderebilirim.

 

 

Bir şey daha söyleyeyim size!

 

Subay mahdumu bir profesör olarak siz, Ümit ÖZDAĞ;

 

Cârî askerî mevzuâtımızda mevcut olan “Muvazzaf astsubay” tâbirini İngilizceye tercüme edebilir iseniz şâyet

 

  • Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR

 

Ve dahi

 

  • Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar GÜLER’in huzurunda

 

Yaş itibârı ile benden küçük olmanıza rağmen sizin elini öpmeye hazırım hocam!

 

 

Ümit Hocam,

 

Amerika, İngiltere gibi;

 

Dünyâda askerlik ve harb sanatının gelişdiği

 

Ve dahi

 

İnsan haklarının yerleşip adâletin yeşerdiği devlet ordularında

 

Sâdece iki sınıf asker vardır;

 

1. Er (Mükellef/gönüllü Er, Nefer) (Enlisted/Drafted/Conscripted/Man)

 

2. Subay (Muvazzaf Zâbit) (Commissioned Officer)

 

*  *  *  *  *

 

Muhterem Ümit Hocam,

 

Yeniçağ gazetesindeki köşenizde 18 Ekim 2013 Perşembe günü şöyle demişsiniz;

 

 

“TSK’nın son dönemde yaşadığı önemli sorunlardan birisi de assubayların sorunlarıdır.”

 

“Bu sorun o kadar büyümüştür ki, artık ordu içinde bir gerilim,

 

Hatta astsubay-subay sert bir ifade ile  “düşmanlığına”  dönüşmüştür.”

 

 

 

Bu tesbitiniz gâyet isâbetli ve çok doğrudur hocam!

 

Peki,

 

" Astsubay-subay arasındaki bu “düşmanlığın” sebebini biliyor musunuz?

 

 

" Bu çok tehlikeli “düşmanlığın” sebebini anlayacak kadar bilginiz ve vicdânınız var mı?

 

 

" Astsubayları ve subayları birbirine “düşmân” olan dünyâda başka ordu var mı?

 

 

Bir ipucu vereyim size;

 

  • " İki cambaz bir ipde oynar mı?

 

  • " Köprüde karşılaşan “iki keçi” hikâyesini bilir misiz?

  

ha babam ha

 

Mahzûnî'nden de şu türküyü dinler misiniz, Ümit hocam?

 

 

*  *  *  *  *

 

Utanmadan, sıkılmadan “târihciyim” diyerek sanat icrâ etmeye yeltenen


Ve dahi

 

Kimisi subay, kimisi sizin deyişiniz ile “assubay” sıfatı taşıyan “fareli köyün kavalcılarına” hocam, siz inanmayın lutfen!

 

Çünkü;

 

Bu ordularda, subay ile er arasında müebbet hapse mahkum edilmiş ve “assubay” denilen bir asker sınıfı yokdur.

 

Bugün “astsubay” dediğimiz asker sınıfını Türk Ordusunda kimlerin hangi maksatlar için teşkil ve tertip etdiğini de

Asubay Tefrikası 6-2, 6-3 ve 6-4 isimli makâle tefrikamızda belgeleri ile isbat ve fâş eyledik!

 

Tenezzül edip de okur iseniz şâyet

"Assubay" dediğiniz uyduruk asker sınıfı hakkında bir Prof. olarak hiçbir şey bilmediğinizi göreceksiniz.

 

*  *  *  *  *

 

Sayın Hocam,

 

Sizin “assubay” olarak tesmiye etdiğiniz asker sınıfının ismi de cismi de, cibilliyeti de, mevcudiyeti de sahtedir, uydurmadır, kânunsuzdur.

 

Nasıl mı?

Bakınız bugünkü cârî askerî mevzuâtımıza göre “astsubay” olduğu söylenen kelime bile yalandır, uydurmadır, sahtedir.

 

Çünkü;

 

Bugün bize “astsubay” olarak yutdurulan tâbirin aslı, “Asubay”dır.

Ve dahi

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bu tâbiri, 1935 senesinde ATATÜRK bizzat kendisi türetdi.

Sağ tarafınızda gördüğünüz şu resimin üzerine tıklar iseniz şâyet,

Meselenin hâl-i pür melâlini öğrenebilirsiniz.

 

Bu konuda gözlerinizi yuvasından uğratacak şu bilgiyi de vereyim size;

İngilizce “Non-commissioned officer” ve “Petty officer” tâbirâtını Türkceye “astsubay” olarak  tercüme etmenin, bu tâbirâtın aslı ve ıstılâhı ile alâkası yokdur.

 

 

Her iki İngilizce tâbirâtı “astsubay” olarak Türkceye tercüme etmek,

 

Genelkurmay Başkanlığımızın yapdığı ucuz bir işgüzarlık ve sığ bir câhillikden başka bir şey değildir.

 

 

 

Çünkü;


ATATÜRK’ün 1935 senesinde kendisinin türetdiği “asubay” tâbirini,

 

ATATÜRKCÜ olduğunu söyleyen sahtekâr ve zübük subaylarımız;

 

  • 1938 senesinde, üsdelik ATATÜRK henüz hayâtda iken, meclisde “assubay” şeklinde,

 

  • 1951 senesinde gene meclisde “astsubay” şeklinde tahrif etdiler.

 

 

Sayın Ümit Hocam,

 

Biraz aklı olan her insanı hayretlere düşürecek bir hakikâtı da

Emekli asubay ben Şükrü IRBIK ilk kez olmak üzere size yazdığım bu mektubumda fâş eyliyorum;

 

 

Gerek ıstılâh ve dahi gerek ise kelime yapısı itibârı ile muharref olan “astsubay” tâbirinin,

 

TBMM’nin kabul ve tasdik etdiği İngilizce bir tercümesi bugün dahi hâlâ yokdur.

 

Nasıl? Gözel mi, hocam?.. 

 

 

*  *  *  *  *

 

Ümit Bey,

 

Makâlenizin bir yerinde serdetdiğiniz cümlede ise şöyle demişsiniz;

 

Bir ordunun assubaysız çalışması, yürümesi ve savaşması çok mümkün değildir."

 

"Buna rağmen  tarih  assubayların  ordular içinde üstlendikleri önemli rolü ne yazık ki görmemezlikten gelir..

 

 

Sayın Ümit Hocam,

 

"Assubay” dediğiniz askerlerin ordular içinde üstlendikleri önemli rolü inkâr edenler konusunda da ne yazık ki

Baltayı taşa vurmuşsunuz!

 

Kim bilir? Belki de hedef sapdırmak niyeti ile böyle bir cümle sarf etdiniz!..

 

Fakat vaziyet ne olur ise olsun,

 

Tıpkı Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek icâb etdiği gibi 

 

" Asubayın hakkını da asubaya vermeli, değil mi? "

 

 

 

Çünkü;

 

Türk Ordusunun “asubayları” söz konusu olduğunda;

 

  • Asubayların ordumuz içinde üstlendikleri önemli rolü görmemezlikten gelen târih değil,

 

Fakat

 

  • Ne yazık ki “silah arkadaşımız” olduğunu söyleyen beyaz subaylarımızın ta kendisidir.”

 

 

 

*  *  *  *  *

 

Makâlenizin ilerleyen bir yerinde ise Ümit Bey, şöyle demişsiniz;

 

           " Assubaylar farklı ortamlarda farklı görevler yapmalarına rağmen                                                    diğer memurlarla aynı derece ve kademeden  göreve başlarlar."

 

Üzülerek ifâde etmeliyim ki bu sözünüz de yanlış!

 

Sayın Hocam,

 

Siz, Yeniçağ gazetesindeki söze konu makâlenizi 18 Ekim 2013 Cuma günü neşretmişsiniz.

 

Size hitâben kaleme aldığım bu açık mektubumu da ben Şükrü IRBIK,

Tatlı bir tesâdüf eseri olarak,

Sizin makâlenizin neşir târihinin tam da beşinci sene-i devriyyesinde, 18 Ekim 2018 Perşembe günü neşretmeye başladım.

 

Aradan tam 5 sene deverân ve güzerân eylemesine rağmen

Sayın Ümit Hocam,

Asubaylar, aynı tahsili yapmış memurlarımıza göre “bir kademe aşağıdan” göreve başlatılıyorlar.



 

Belki biliyorsunuzdur, Hocam! Fakat ben gene de hatırlatayım(!);

 

Böyle âdi, böyle alçak ve böyle tefrikacı bir muameleye

 

Ve dahi

 

Böyle ölçüsüz bir kânunsuzluğa mâruz kalan

 

Bugün dahi Asubaylardan başka T.C vatandaşı yok! 

 


Bu, vaziyet;

Sizin makâlenizi neşretdiğiniz 18 Ekim 2013 Cuma günü böyle idi.

 

O günden bu güne tam 5 sene takvim yapraklarını terk etmesine rağmen

Size hitâben kaleme aldığım bu mektubumu neşretmeye başladığım 18 Ekim 2018 Perşembe günü de bu vaziyet,

Hâlâ aynı minvâl üzere..

 

Asubaylara 2003 senesinden beri yapılan bu haksızlık ve kânunsuzluk,

Bugün de hâlâ ve aynen devâm ediyor.

 

Bu hatânızdan zuhur eden hakikât de şudur;

Her kim ise, bu bilgileri yazıp elinize tutuşduran meslekdaşım,

Mensubu olduğu asubaylığın meselelerine vâkıf olmayı bile becerememiş!

 

Subay mahdumu olarak bu sözümüzden sizin anlamanız gereken husus, budur, Ümit hocam!

 

Sizin bu hatânızdan biz asubayların çıkarması gereken acı ders ise şudur;

 

Asubayların dertlerini ve meselelerini

 

Gene ve ancak bir asubay anlayabilir ve anlatabilir!



*  *  *  *  *

 

Sayın ÖZDAĞ,

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

TEMAD’ın sâbık Genelbaşkan Yardımcılarından Sayın Yüksel BİNİCİ’yi ben, şahsen tanırım. Kendisi Dünya Assubaylar Günü’nü memleketimizde ihdâs eden kıymetli bir meslekdaşımızdır. Çeşitli vesileler ile ve TEMAD’ın 2014 senesinde tertip etdiği “İlk Dünya Assubaylar Günü” faaliyetleri kapsamında kendisi ile berâber çalışdık. 

 

Sayın BİNİCİ de beni iyi tanır. Kendisi; 12 Eylül darbeci subaylarının 1984 senesinde cebren ve hile ile TEMAD’ı teşkil etdiğinden başka Türk Ordusundaki “astsubaylık” hakkında hiçbir şey bilmeyen bir meslekdaşımızdır.

 

Çünkü;

Mensubu olduğu “kara asubaylığına” menşe teşkil eden “küçük zâbitliğini”  31 Mart darbecisi zâbitân heyetinin 05 Ekim 1909 târihinde cebren ve hile teşkil etdiği hakikâti orta yerde durur iken;

Tertip etmeye çalışdığı sözde “Dünya Assubaylar Günü” için 12 Eylül darbeci subaylarının gene cebren ve hile ile teşkil etdiği TEMAD’ın kuruluş târihini esâs alması,

Kıymetli meslekdaşım Yüksel BİNİCİ’nin asubaylık konusundaki yüksek târih şuurunun(!) müşahhas bir tezâhürü olarak karşımıza çıkmakdadır.

 

Çünkü;

Uyduruk, ortada sandık, sahte ve köle bir asker sınıfı bile olsa,

Kara Asubaylığının târihini TEMAD’ın kuruluş târihine tenzil etmek,

Hem târifsiz derinlikde bir târihi cehâletin tezâhürüdür

Hem de aynı zamânda bir asubayın kendi mesleğine yapabileceği en büyük haksızlık ve kötülükdür.

 

Ayrıca ben Şükrü IRBIK,

Assubaylık” konusunda Sayın BİNİCİ’nin bugüne kadar yazdığı bir tek makâlesine dahi rast gelmedim.

 

Var ise şâyet ki, dervişe dönmek yaraşır!

Yüksel Bey kerem buyursun da bizleri şöyle bir irşâd etsin bakalım!..

 

*  *  *  *  *

 

Ümit Hocam,

 

Assubayı” bu yazınızda siz, “tampon”’a benzetmişsiniz!

Farklı bir anlamı var mı diye ben de TDK’nın Büyük Türkce Sözlüğüne bugün bir kez daha bakdım.

Ve dahi

Tampon” kelimesinin anlamlarının şunlar olduğunu bir kez daha gördüm;

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Kelâm-ı kibar kullanmayı ve teşbih yapmayı ben de severim, Ümit Hocam!

Ve dahi

Bilirim ve hak veririm ki; Teşbihde hatâ câizdir!

 

 

Lâkin;

 

  • Ordumuzun “asubaylarını” târif etmek için kullandığınız “tampon” teşbihi, amacını fersah fersah aşmış ve maksadı zehirleyen bir benzetme olmuş, bu, bir.

 

  • Asubayları” benzetdiğiniz “tampon” kelimesi hakkında TEMAD Genel başkan yardımcılarından Sayın Yüksel BİNİCİ’nin tavrı ne olmuş idi? Meselâ Yüksel Bey kendisini “tampon”’a benzetiyor mu idi, Bu, iki!..

 

  • Bir asubay olarak ben, aynada kendime bakıyorum. Ve “tampon” kelimesinin TDK sözlüğündeki anlamlarının hiçbirine benzemediğimi görüyorum. Bu sebepden nâşi; biz asubayları “tampon”’a benzetmenizi bir asubay olarak ben Şükrü IRBIK, kendi şahsıma şiddet ile takbih ediyor ve bu “tampon” benzetmenizi size iade ediyorum. Bu, üç!..

 

  • TBMM’nin 1951 senesinde meriyyete koyduğu 5802 sayılı Astsubay Kânununun birinci maddesi, “astsubay” denilen asker kişileri “subay yardımıcısı” olarak târif ve tefrik eder. Bu çıkarsamanın devâmı olmak üzere, sizin bu teşbihinize göre “subayların da esâs tampon olduğu” ortaya çıkmakdadır, değil mi? Bu, dört!..

 

  • Bu mesnetsiz tesbitiniz için asubaylardan özür dilemenizi de ben, sizin bilim ahlâkınıza bırakıyorum, bu da beş!..

 

 

 

Sayın ÖZDAĞ,


Bu mektubuma konu makâlenizde bir yandan “Bir ordunun assubaysız çalışması, yürümesi ve savaşması çok mümkün değildir.” der iken

 

Öte yandan bu kadar önem atfetdiğiniz bu asker kişileri “tampon” olarak târif etmenizdeki iç gıdıklayıcı bu tenâkuzu, siz açıklayabilir misiniz, hocam?

 

*  *  *  *  *

 

Sayın Ümit ÖZDAĞ,

 

Amerika ve İngiltere gibi dünyâda söz sâhibi devletlerin ordularında,

Assubay” ismi verilen “ortada sandık” misâli bir asker sınıfı yokdur.

 

Bu sebepden dolayı dünyâda ilk kez olmak üzere TEMAD’ın tertip etdiği “Dünya Assubaylar Günü”’ne bilir misiniz,

Bosna-Hersek’den başka iştirâk eden ve temsilci asubay gönderen devlet olmadı.

Bunun sebebini anlamak zannederim sizin için zor olmasa gerek!

 

İşde,

Dünyâda söz sâhibi ordularda “assubay” ismi ile “ortada sandık” misâli uyduruk bir asker sınıfı mevcut olmadığından dolayı TEMAD’ın bu faaliyeti rağbet görmedi.

 

17 Ekim’in “Dünya Astsubay Günü” olarak kutlanması konusunda hem çalan hem de oynayan sâdece TEMAD oldu.

 

Ve dahi

 

İkincisini dahi kutlayabilecek bir zemin bulamadakendini tüketdi.

 

Ayrıca,

Assubay” dediğiniz asker sınıfı hakkında şu hakikâtleri biliyor musunuz?

 

Dünyânın gelişmiş devletlerinin ordularında sâdece iki sınıf asker var;

 

  • Birincisi; ordunun “kas gücü”nü teşkil eden er,

 

  • İkincisi de; ordunun “beyin gücü”nü teşkil eden subay.

 

 

Söyler misiniz, Sayın ÖZDAĞ;

 

Ölmek ve öldürmek hak ve salâhiyyetini hâiz yegâne meslek olan askerlik söz konusu olduğunda;

 

Beyin gücü”  ile “kas gücü” arasına,

 

Ordu ve siyâset ilişkisi” konusunda “doktor” pâyesi kazanmış siz profesöre göre,“ne tür bir güç” sokuşdurulabilir?..

 


 

 

 

Bu ordularda, subay ile er arasına müebbeten hapsedilmiş

 

Ve dahi

 

Sizin deyişiniz ile “assubay” olarak tesmiye edilen bir asker sınıfı yokdur. Var olduğunu iddia eden var ise şâyet, buyursun, gelsin karşıma!..

 

“Subay ile er” arasında “astsubay” denilen üçüncü bir sınıf asker sınıfı var diyerek

Karanlık suratlı beyaz subaylarımızın bir asır evvel hile tertip etdiği

 

Ve dahi

 

Son bir asırdan beri insanlarımızı efsunlayıp uyutduğu bu kara büyüyü

 

Ben Eski Tüfek Şükrü IRBIK, burada bir kere daha bozuyorum.

 

 

*  *  *  *  *

 

Şimdi müsaade eder iseniz şâyet Sayın ÖZDAĞ,

Bugünkü cârî mevzuâtımıza göre MSB ve Genelkurmay Başkanlığımızın “astsubay” dediği asker sınıfının

Bahrî ve Berrî ordumuzda teşkil edilmesinin tarihçesini doğru cümleler ile  kısaca anlatayım size.

 

 

   1. Bahrî  Ordumuzda Astsubaylığın Teşkili;   

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

1890 senesine kadar Osmanlı Bahrî Ordusunda

Bugünün tâbiri ile “Assubay” olarak bilinen üçüncü bir asker sınıfı yok idi. Bu târihi geriye götürmeye tevessül etmek olsa olsa câhillik ve ahmaklık olabilir. Bahrî Ordumuzda “gedikli” sınıfı, Sultan II. Abdülhamid’in aşağıda gördüğünüz şu fermânı ile 1890 senesinde teşkil edildi.

Osmanlı Bahrî Ordusuna üçüncü bir asker sınıfı olarak zâbit ile nefer arasına sokuşdurulan ve “gedikli” olarak tesmiye edilen asker sınıfı, İngiliz Bahrî Ordusundan aşırmadır. Gençlerimiz rağbet etmediğinden dolayı teşkil edilmesinden kısa bir süre sonra, “gedikli” sınıfı, 1900’larda iflâs etdi. Sorabilirsiniz;  bu gedikli sınıfını ne zamân lağvetdiğini Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bile bilmiyor. Yaklaşık 10 sene hizmet veren “gedikli”  mekteblerinden mezun olan gediklilerin hepsi, padişah fermanı ile “zâbit” sınıfına nakil edildi.

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

1914 senesinde Osmanlı Bahrî Ordusunda “küçük zâbit” ve “gedikli zâbit” isimleri ile iki yeni asker sınıfı teşkil edildi. Böylece bahriyemizdeki asker sınıfının sayısı ikiden dörde yükseldi. Bu yeni iki asker sınıfını uyanık kurmay zâbitân heyetimiz bu kez de gene İngiliz Bahrî Ordusundan aşırdı. Fakat İngiltere’nin kendi “küçük zâbitine” ve “gedikli zâbitine” verdiği hakları, bizim zâbitân heyetimiz kendi “küçük zâbiti” ve “gedikli zâbitine” vermedi.

 

Zâbit sınıfına dâhil olarak teşkil edilen “gedikli zâbitliği” de bahriye zâbitânımız kendisine çetin bir rakip olarak gördüğü ve sâhip olduğu imtiyazları paylaşmak isdemediğinden dolayı 1929 senesinde lağvetdi.

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Bahrî Ordumuzda “astsubaylığın” hangi zehirli maksat ile teşkil edildiğini öğrenmeye  isdekli iseniz şâyet  Ümit hocam,

 

Sağ tarafınızda gördüğünüz şu bağlantılı çerçeveyi tıklayın hele bir… 

 

Bakın, neler göreceksiniz!..

 

*  *  *  *  *

 

 

   2. Berrî Ordumuzda Astsubaylığın Teşkili;        

 

 

1909 senesine kadar da Osmanlı Berrî Ordusunda

Bugünün tâbiri ile “Assubay” olarak bilinen üçüncü bir asker sınıfı yok idi. Bu târihi geriye götürmeye tevessül etmek olsa olsa câhillik ve ahmaklık olabilir.

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_ Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Berrî Ordumuzda “astsubaylığın” hangi maksat ile teşkil edildiğini öğrenmek isder iseniz şâyet Ümit hocam,

 

Sağ tarafınızda gördüğünüz şu bağlantılı çerçeveyi tıklamanız kâfidir.

 

Ömrü hayâtınızda ilk defâ Eski Tüfek'den duyacağınız bu bilgiler karşısında gözleriniz yuvasından uğrayacak hocam!..

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Yukarıda gördüğünüz (Berrî) Küçük Zâbit Mektebleri Nizamnâmesi;

 

31 Mart darbesinin hemen arefesinde, darbeci zâbitân heyetinin Meclis-i Mebusânı kapatdığı günlerde

Darbeci Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın Harbiye Nezâretinde silâh zoru ile yazdırdığı

Ve dahi

Meclisden ve padişahdan kaçırarak çıkartdığı bir darbe kânunudur.

 

İşde bu sebepden dolayı ordumuzun “berrî küçük zâbitliği” (asubaylığı) gayri meşrudur, gayri kânunidir, sayın hocam.

 

Bu bilgiyi de ilk kez olmak üzere burada, Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK ilan ediyorum.

 

 

 

Osmanlı Berrî Ordusuna üçüncü bir asker sınıfı olarak zâbit ile efrad arasına sokuşdurulan ve “küçük zâbit” olarak tesmiye edilen asker sınıfı ise

Alman (Prusya) Berrî ordusundan aşırmadır.

Alman Berrî ordusu örnek alınarak teşkil edilen “berrî küçük zâbitliği”, 31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa, Padişaha rağmen teşkil etdi. (Bkz.; Asubay Tefrikası 6-4)

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Fakat

Almanya’nın kendi küçük zâbitânına verdiği hakların nerede ise hiçbirisini Harbiye Nâzırı Mahmut Şevket Paşa bizim küçük zâbitânımıza vermedi.

 

Darbeci Mahmut Şevket Paşa;

Harbiye Nâzırı unvânı ile 1910 senesinde ziyâret etdiği Dersaadet Küçük Zâbit Mektebinde, bir nutuk atdı.

 

31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa_Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dam Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup

 

 

Ve dahi

Kimisi mektebden firâr eden, kimisi intihâr edenlerden geriye kalan mezun üç-beş küçük zâbit namzetine şöyle dedi.

 

“Evlatlarım; Sizleri harbiyeye  namzet bir şekilde yetiştireceğiz. Yani ordumuzun gözbebeği olacaksınız!”

(Bkz. Asubay Tefrikası 6-4)

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın 1910 senesinde Harbiye Nâzırı sıfatı ile söylediği bu sözünü, işde, siz de ilk defâ olmak üzere işitdiniz!

 

 

Bu söz üzerine şimdi size soruyorum Ümit Bey;

 

“Harbiyeye namzet olmak” ne demekdir?

 

“Ordumuzun göz bebeği olmak” ne demekdir?

 

Size göre hocam; Söz, insanın neresinden çıkar?

 

*  *  *  *  *

  

 

   3. Havaî Ordumuzda Astsubaylığın Teşkili;   

 


eyyam

Havaî Ordumuzda “astsubaylığın” teşkil edilişini öğrenmeye isdekli iseniz şâyet Ümit hocam,

Sol tarafınızda gördüğünüz şu çerçeveyi tıklayınız!

 

 

 

Tıklayınız da

Hava astsubaylığının “târihi” konusunda Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın çevirdiği fırıldakları

Ve dahi

Hava astsubaylarına yapdığı terbiyesizliği ve inkârcılığı kendi gözleriniz ile görünüz!..

 

*  *  *  *  *

 

Kendisinin Sultanahmet Meydânında meçhul bir suikast ile 1913 senesinde katledilmesi neticesinde

Müşir Mahmut Şevket Paşa’nın verdiği bu sözlerin hepsi suya düşdü.

 

1912 senesinde başlayıp 1922 senesine kadar devâm eden harbler neticesinde

Ve dahi

Küçük zâbitânın “zâbit” değil de “nefer” olduğunun anlaşılmasından sonra

Bu mesleğe kimse müracaat etmedi ve bu mektebler kapılarına kilit vurdu.

 

Fakat

Bakınız, o günlerden bize o küçük zâbitândan yürek yakıcı şu hâtırât yâdigâr kaldı.

 

  Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK    Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK    Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

31 Mart darbecisi Müşir Mahmut Şevket Paşa

 

Ve dahi

 

O’nun gibi düşünen beyaz zâbitânımızın,

 

Küçük zâbitân” olarak tesmiye etdikleri askerlere yapdığı

 

  • Hâinlikleri,

 

  • Kalleşlikleri,

 

  • Ve şerefsizlikleri biliyor musunuz siz, hocam?

 

 

Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ,

 

  • Ruslara esir düşen Küçük Zâbit Süleyman NURİ’den Uyanan Esirler’i okudunuz mu?

 

  • İngilizlere esir düşen Küçük Zâbit Hamit ERCAN’dan Bir Osmanlı Askerinin Anıları’nı okudunuz mu?

 

     Ve dahi

 

  • Kendi asker ocağında esir ve köle muâmelesi gören Güççük Zâbit Emin ÇÖL’den Bir Erin Anıları’nı okudunuz mu?

 

  • Bu küçük zâbitânı, dönemin Harbiye Nezâretinin nasıl kandırdığını biliyor musunuz, siz hocam?

 

  • Sizin "assubay" dediğiniz "küçük zâbitlere", bizim kendi zâbitânımızın yapdığı haksızlık, kalleşlik ve şerefsizlikleri esir kampında Rusların ve İngilizlerin bile yapmadığını şimdi burada işitseniz, şaşırır mısınız, hocam?

 

 

İşde;

 

Beyaz zâbitânımızın gadrine uğrayan küçük zâbitândan

 

Sâdece üçünün bize anlatdığı ibret dolu ve acıklı hakikâtler...

 

 

 

Piyâde Küçük Zâbit Başçavuş Emin ÇÖL;

 

Emin Efendi, Beyrut Küçük Zâbit Mektebinden 1911 senesinde Küçük Zâbit Onbaşı rütbesi ile mezun oldu. Arabistan çöllerinde ve Çanakkale’de harp etdi. 1917 senesinde Beyrisebi harbinde şakağına isâbet bir mermi çekirdeği ile tamamen kör oldu ve İngilizlere esir düşdü.

Cephede harb eder iken Enver Paşa’nın icâd etdiği ve “zâbit” kadrosu olan “Takımbaşı” olarak görev yapdı.

Zâbite mahsus olan paslı bir kılıç, çakaralmaz bir tabanca ve fakat iyi bir dürbün techizâtı verdiler Emin Efendiye.

Mâlûl emekli olmak için harbden sonra Harbiye Nezâretine müracaat etdi.

 

Adana'lı Güççük Zâbit Emin Efendi;

 

  • " Mektebden "küçük zâbit" unvânı ile mezun oldu,

 

  • "Zâbit" kadrosu olan "Takımbaşı" unvânı ile cephenin en önünde harb etdi.

 

"Fakat emekli olur iken "küçük zâbit" maaşı alacağı yerde kendisine "er" maaşı bağladılar.

 

 

Küçük zâbit olmasına rağmen emekli olur iken uğradığı haksızlığı anlatmak için yazdığı kitaba kinâyen “Bir Erin Anıları” ismini verdi.

 

Yaşadığı bu haksızlığı "Güççük zâbit" Emin Efendi şu vecizi ile târihe kayıt etdi;

 

"   Yüke gelince deve, aşa gelince guş oldum!    "

 

 


  *  *  *  

 

 

Muhabere Küçük Zâbit Başçavuş Hamit ERCAN;

 

Muhabereci olan Hamit Efendi, Başçavuş rütbesindeyken 1916 senesinde Mısır'da İngilizlere esir düşdü ve Belbis esir kampına kapatıldı. Burada esir neferâtımız birlikde iskân, iâşe ve ibâte edildi. Zâbit değil de er olduğunu bu esir kampına katılınca ancak anlayabildi. Gönüllü olarak çalışmak isdediğini söyledi. İngilizler Hamit Efendiyi, tâmir için zâbitânımızın hapsedildiği Seydibeşir esir kampına  gönderdiler.

 

Yazdığı anılarınada Hamit Efendi;

 

" Esir zâbitânımızın kaldığı bu kampda kütüphâne ve çamaşırhâne mevcut olduğundan,

 

" Esir zâbitân için geceleri sinema oynatıldığından ve

 

" Esir zâbitânımıza içki satıldığından hayret ile bahseder.

 

 

Kadıköylü Küçük Zâbit Hamit ERCAN da aslında “zâbit” değil de “nefer” olduğunu esir düşdüğü kampda anlayabildi.

 

 

  *  *  *  

 

 

Piyâde Küçük Zâbit Başçavuş Süleyman NURİ;

 

İstanbul'daki Mühendislik mektebine kayıt etdirmiş idi kendisini. Akşam eve gelip de bu yapdığını anlatınca nalbant babası O’nu eşşek sudan gelesiye kadar dövdü. Sözde milliyetçi bir insan olan Süleyman’ın babası, O’nun elinde tutdu ve ertesi gün götürüp Dersaadet Küçük Zâbit Mektebine kayıt etdirdi. Çünkü devletine hizmet etmesi için babası, Süleyman'ın zâbit olmasını isdiyor idi. 

Talebeliği esnâsında mektebde kendilerine çok kötü muamele etdiler.

Harbiye'de okuyan talebelere çok iyi yemekler verilirken kendilerine hem az, hem de kötü yemekler verildiğini gören Süleyman, şöyle dedi;

 

Mektebde kara ekmek yiyorduk!

 

" Zâbit mekteblerindeki talebelere verdiklerinden daha az yemek veriyorlardı bize.

 

" Rütbe farkını anlıyordum da!.. Mide farkını aklım bir türlü almıyor idi!

 

Süleyman mektebden mezun olunca hemen Kafkas Cephesine sürüldü ve burada Ruslara esir düşdü. Zehirli yılanları ile meşhur Nargin adasındaki esir kampına gönderildi. Rütbesini soran Rus askerine kendisinin bir Osmanlı “zâbiti” olduğunu söyledi. Ve Ruslar, Süleyman NURİ’yi esir zâbitânımızın kaldığı subay kampına gönderdi.

Fakat buradaki beyaz zâbitânımız, Süleyman NURİ’nin “zâbit” olmadığını Rus kamp komutanına ihbâr etdi. Bu ihbâr üzerine Süleyman NURİ’yi Ruslar, zâbit kampından çıkartdılar ve neferâtımızın kaldığı kampa kapatdılar. “Zâbit” değil de “nefer” olduğunu esir düşdüğü bu esir kampında anlayan Süleyman NURİ; vatanına küsdü, dininden ve milliyetinden irtidâ; kendi ordusundan da firâr etdi.

Osmanlı Ordusunda iken kendi zâbitân heyetimizin yapdığı kötü muamele, hâinlik, tefrika ve şerefsizliklerden o kadar nefret etdi ki Süleyman Efendi. Nargin esir kampından serbest bırakıldıktan sonra baba ocağı İstanbul’a dönmedi...

Küçük Zâbit Süleyman Efendi İstanbul’da mühendis olamamış idi fakat Rusya’da okudu ve mühendis oldu.

Azerî Türkü bir kadın ile evlendi.

Küçük Zâbit Başçavuş Süleyman NURİ, öldüğünde Azerbeycan’a gömülmesini vasiyet etmiş idi.

Sevenleri de öyle yapdı...

 

*  *  *  *  *

 

1934-1950 seneleri arasında Berrî ve Bahrî ordularımızda gayri meşru olarak teşkil edilen “gedikli erbaşlık” dönemi mevcut idi. Kânunsuz olarak teşkil edilen “gedikli erbaşlık”, 5802 sayılı kânun ile 1951 senesinde lağvedildi ve yerine “astsubay” olarak tesmiye edilen üçüncü bir asker sınıfı teşkil edildi. Başbakan Adnan MENDERES’in “astsubay” olarak tesmiye etdiği askerler, dokuz sene hizmet etdikden sonra subaylığa nakil edilecekler idi.

Fakat Başbakanın bu karârına ve 5802 sayılı Astsubay Kânununun emrine rağmen Genelkurmay Başkanları, astsubayları subaylığa nakil etmediler.

 

 

Sizin babanızın da dâhil olduğu 27 Mayıs darbeci subaylarının hazırladığı

 

Ve dahi

 

Gene bu darbeci subayların kılıcının gölgesinde;

 

  • 1961 senesinde meclisden geçirdiği 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu

 

Ve dahi

 

  • 1967 senesinde meclisden geçirdiği 926 sayılı TSK Personel Kânunu ile de

 

Astsubay” ismini verdikleri askerlere subaylarımız, köle muâmelesi yapmaya başladılar.

 



*  *  *  *  *

 

Sayın ÖZDAĞ,

 

Yeniçağ gazetesinde neşretdiğiniz söze konu makâlenizin bir yerinde şöyle bir söz sarf etmişsiniz;

 

  Napoleon,  “Ordular midelerinin üzerinde yürür! demiş.  

 

  Herhalde bir başka şey söylese idi o da   

 

  Ordular assubayların omzunda yürür”  olurdu.

 

 

Sarf etdiğiniz bu cümlenizde bir “yanlış” var; evvelâ onu tashih edelim.

 

Akabinde de

 

Napolyon’un “söylediği” ve fakat “sizin bilmediğiniz” bir sözü burada iktibâs edelim.

 

 

Lâkin önce şu suâllerime cevâp verin lutfen, Ümit hocam;

 

Siz, bilim adamısınız! Mâlûm, askerlik sanatı ile bilim, doğası itibârı ile birbirine taban tabana zıt mesleklerdir.

 

Mesleğin sâhibi, asubaylarımız,

 

Emeğin, alın terinin sâhibi, asubaylarımız,

 

Ezilen, itilen-kakılan, insan yerine bile konulmayanlar, asubaylarımız,

 

Subayımız ile erimiz arasında müebbet köleliğe mahkum edilenler, asubaylarımız,

 

Şehit olan; kolu, bacağı, eli, ayağı kopanlar; kafası, ağzı, burnu, gözleri parçalanıp gâzi olanlar, gene asubaylarımız...

 

Fakat

200.000 kişilik bu şehitler ve gâziler ordusu hakkında hüküm veren, darbeci bir subayın çocuğu…

 

 

 

 

Deniz (Bahrî) Assubaylığının icâd edildiği 1890 senesinden beri

 

Kara (Berrî) Assubaylığının icâd edildiği 1909 senesinden beri

 

Hava Assubaylığının icâd edildiği 1951 senesinden beri

 

 

Ordumuz zâten “assubayların omuzlarında yürüyor”, Ümit hocam!

 

Subay çocuğu olarak siz bu hakikâtı bugün hâlâ bilmiyor iseniz şâyet,

 

Prof.luğunuzdan utanmalısınız!..

 

 


Hâl ve durum böyle iken kendi cirminizce kerem buyurup;

 

  • Askerlik sanatı hakkında ahkâm kesmek

        Ve dahi

  • Ordunun “assubayların omuzlarında" yürüyeceğine karâr vermek, bilim adamı olarak kala kala size mi kaldı?

 

       Ya da

 

  • ATATÜRK; “Vatan, çalışkan insanların omuzlarında yükselir!” dedi. ATATÜRK’ün bu vecizinden hareket ile; meselâ, bizim ordumuz, niye “subayların omuzlarında” yürümüyor, hocam?

 

  • Orduyu “assubayların omuzlarında” yürütünce, geriye yapacak ne kalıyor, Ümit hocam?.. Subaylarımız kışlada, karârgâhda; seferde, hazerde öte beri kuru emirler yağdıracak ve ellerinde göt mü gezdirecekler?..

 

  • Orduyu “assubayların” omuzlarında yürütmeye karâr vermenizde darbeci bir subayın mahdumu olmanızın payı ve tesiri var mıdır acap?

 

  • Tazminâtların hepsini alanlar, subaylarımız,

 

  • En üst dereceden maaş alanlar, subaylarımız,

 

  • En yükseklerden makâm ve rütbe alanlar, subaylarımız,

 

  • Beş yıldızlı subay kamplarında yedi bölge-dört mevsim göt-göbek besleyenler, subaylarımız,

 

  • Onbeş yıldızlı subay orduevlerinde iki bardak çay parasına 7/24 ceviz kırıp keyif çatanlar, gene subaylarımız...

 

 

  • Zevâhir böyle iken ve hazır, rütbeleri de "omuzlarında" iken,

 

  • Bir zahmet, ordumuz “subaylarımızın omuzlarında yürüse” ülkemiz için daha hasiyetli ve isâbetli olmaz mı, hocam?

 

 

 

"Şimdi geri gelelim, Napolyon’a izâfeten bahsetdiğiniz incili vecizlere…

 

Evet, Napolyon, “ordular, midelerinin üzerinde yürür!” dedi.

 

Fakat

 

Napolyon’un ordusunda “assubay” ismi ile teşkil edilmiş “ortada sandık” bir asker sınıfı yok idi.

 

Bu sebepden dolayı muhterem Ümit hocam;

 

Napolyon, ordusunu “olmayan assubayların omuzlarında yürütemez idi

 

 

Bir bilim adamı olarak siz, Sayın ÖZDAĞ, tıpkı sömürgen ve kurnaz bir kurmay subay kolaycılığı ile

Bu konuyu araşdırma zahmetine bile katlanmadan;

 

  • Kendi sakat fikr-i sâbitiniz ile bulamaç yapdığınız bu iğrenç sanrınızı, sanki hakikât imiş gibi pazarlamaya, 

 

  • Ve dahi

 

  • Bunu burada söylemeye mecburum, kamuoyunu alenen kandırmaya tevessül etmişsiniz!

 

 

Benim söylediğim bu husus söz konusu değil ise şâyet o zamân da yanlış bilgilendirdiğiniz kamuoyundan özür dilemelisiniz.

 

Yukarıda mezkûr iki cümlelik sözünüzdeki “yanlış” değil fakat “sakâmet” de şudur;

 

 

Birincisi;

 

Şükürler olsun Çalap'a ki Ümit Hocam, dünyâ sizin bildiklerinizden ibâret değil!

 

 

İkincisi;

 

Napolyon, ordusu hakkında sâdece sizin yukarıda bahsetdiğiniz sözü söylemedi.

 

 

Fransız Ordusunda, sizin “assubay” dediğiniz “ortada sandık” ve "uyduruk" bir asker sınıfı yok idi, Ümit hocam!

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

Lâkin

 

Erlerini coşdurmak için Napolyon, başka bir şey daha söyledi.

 

Ve dahi

 

O muhteşem subay, şu hârika vecizi târihe yazdı;

İnkilâp târihleri, neferlerin çantasında dâima mareşallik batonu taşımışdır!”  Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

“Fransız Ordusunun her neferi

sırtçantasında mareşallik batonu taşır!”

 

 

 

 

Bu sözünü unutmayan Napolyon;

Subaylarından önce düşmânın üzerine yalınkılıç atılan

Ve dahi

Kelle koltukda harb eden erlerinin eline hemen orada, harp meydânlarında, “mareşallik batonları” verdi.

 

 

Fakat

 

Kendi ülkemizde kendi subaylarımızın tertip etdiği “ihtilâller” ile

 

  • Kendilerine “çifte kıyaklar” temin eden darbeci subaylarımız,

 

  • Sizin “assubay” olarak tesmiye etdiğiniz askerlere “çifte kazıklar” atdılar.

 



*  *  *  *  *

 

Makâlesinde dünyâda “assubay” olarak tesmiye edilen bir asker sınıfı olduğundan söz eden Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, siz;

 

  • 1951 senesinde TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu;

 

       a. 5802 sayılı Astsubay Kânunundan,

 

       b. Bu kânun için MSB Komisyonunun hazırlayıp TBMM’ye arz etdiği raporun                 gerekcesinden,

 

  • NATO’ya üye olmasına dâir T.C Devletinin imzâladığı ve TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu 18 Şubat 1952 târih ve 5886 sayılı Kânundan,

 

  • Bu Kânuna merbut olarak devletimizin kabul etdiği Kuzey Atlântik Andlaşmasından,

 

  • Bu Andlaşmaya merbut olan ve NATO’da asker sınıflarını ihdâs eden STANAG 2116’dan,

 

  • 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini kabul etdiğimize dâir TBMM’nin kabul edip meriyyete koyduğu 21 Ocak 1953 târih ve 6020 sayılı Kânundan,

 

  • Bu kânuna merbut olan ve esir asker sınıflarını tefrik eden 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesinden,

 

    Ve dahi en önemlisi;

 

     a. 27 Mayıs darbeci subaylarının tertip etdiği 1961 Anayasasının 65 ve

 

  • b. 12 Eylül darbeci subaylarının tertip etdiği 1982 Anayasası’nın 11 ve 90’ıncı maddelerinden,

 

Haberiniz var mı?


 

*  *  *  *  *

 

Sayın ÖZDAĞ,

 

Söze konu makâlenizde bahsetdiğiniz,

Ve dahi

Darbeci subaylarımızın yapdığı darbe kânunları ile aşılmaz dört duvarlar arasına ömür boyu köle olarak hapsetdiği ordumuzun “asubayları” ve “asubaylık”,

 

Hele de

Dünya Assubaylar Günü” hakkında makâlenizde sarf etdiğiniz sözleriniz konusunda

Benim bugün, burada size vereceğim cevâp şimdilik olmak kaydı ile bunlardan ibâretdir.

 

 

Fakat;Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

emekliassubaylar.org mecrâsındaki Eski Tüfek isimli köşemde;

 

2012 senesinden beri “asubaylık” hakkında bugüne kadar neşretdiğim makâlelerimde,

üç-beş doktora ve profluk tezini doyuracak kadar çok, çeşitli ve besleyici malzeme vardır.

 

Tenezzül edip de okur iseniz şâyet bu sözlerimin haklı olduğunu siz de göreceksiniz, hocam.

 


 

 

 

    Hulâsa;    

 

  Binbir haksızlık, şiddet ve kânunsuzluklara mâruz kalan bir asker sınıfı olarak 

  “astsubaylık” işde böyle, ite-kaka, yata-bata bugünlere vâsıl oldu. 

 

  Bir subay mahdumu olmanız hasebi ile sizden Ümit Hocam

    Asubayların dertlerini, meselelerini bilmenizi beklemem. 

 

  Çünkü subay olan babasının bilemediğini çocuğundan beklemek haksızlık olur! 

 

  Fakat  

 

  Asubay olduğunu söyleyip de  

 Kendi mesleğinin meselelerini bilmeyen harâmzâdelere de gül verip boncuk takmam! 

 

 

  Çünkü kendisini bilmeyen insanların başkalarına olsa olsa ancak zarârı olur. 

 

 Asubayları sözde tevkir ve takdir etmek gibi ulvî bir gâye ile yazdığınız işbu makâleniz ile 

 Hem siz,

Hem de yarım yamalak bu bilgileri sizin elinize tutuşduran meslekdaşım her kim ise 

 Uyduruk ve köle bir asker sınıfı olan “asubaylık” mesleğine zarâr vermişsiniz hocam!.. 

 

 Neşretdiğiniz bu makâleniz ile Sayın ÖZDAĞ siz; 

 

  Biricik kaş yapayım der iken birçok çift göz birden çıkartmışsınız!    

  

 

Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ,

 

Bu makâlemde size tevcih etdiğim suâllerime verecek cevâbınız var ise şâyet

 

Buyurun! Söz, sizin!..

 

 

Halep orada ise

 

Arşın burada!..

 

 

 

Eski Tüfek Şükrü IRBIK'dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ'a Açık Mektup_Eski Tüfek Şükrü IRBIK

 

 

 

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

Yayınlandığı Kategori ESKİ TÜFEK
Pazartesi, 08 Ekim 2018 11:42

AHLAK SORUNU

Temel prensipte karşı olduğumuz  ihraçlar ve uzaklaştırma cezasına her dönemde karşı çıktık.
 
Son olarak bir meslektaşımızın ihracı üzerine daha önceki ihraçlara, yönetimi eleştirenlere yıldırma amacı ile ahlaksızca yapılan hakaret ve iftiralara sessiz kalıp şimdi yüksek disiplin kurulundaki bir meslektaşımızın bando assubayı olması ve birçok meslektaşımız gibi aktif siyasette yer almak istemesi üzerinden hınç ve linç girişimini amaçlayan yazılarının eleştiri değil hakaret olduğunu bunun da birliğimize mücadelemize büyük zararlar verdiğini ve bunun hiçbir değer yargısı ile kabul edilemiyeceğini  belirtmeliyiz...

Bu kişilere ve onları sorgulamadan destekleyen yandaşlarına hatırlatalım...

Doğudan batıya, semavi dinlerden semavi olan olmayan dinlere tüm öğretiler “AHLAK” temeli üstüne kurulmuştur. Budizm ile Yahudiliğin on emri, İslam dini ile Sümer dini “AHLAK” bağlamında çok yakın benzerlikler gösterir.

Hepsi “çalmayacaksın” der,

“Öldürmeyeceksin” der,

“Alay etmeyeceksin” der.vs.

Tüm inançların ortak zemini ahlaktır. Ahlakı ortadan kaldırdığınızda zemin çöker, inanç ta öğreti de yerle bir olur, üzerine kurgulandığı varlık zemini ortadan kalkar.

İnsanların namusu ile evine ekmek götürdüğü mesleği ile alay edilmez, ekmeği ile alay edilmez. Namusu ile zurna çalıp evine ekmek götüren kişi, hırsızlık yapıp, fakir fukaranın ekmeğine göz diken bürokrattan, bakandan, başbakandan, iş adamından çok daha onurludur.

Kişinin bir eylemini, bir söylemini eleştirmek gayet doğaldır, ama isimsiz ya da sahte isim arkasına gizlenerek eleştirmek korkaklıktır. Yazdığının arkasında duramayacak kadar aciz kişinin sözü, madem konu zurnaya evrildi, davulcu yellenmesinden öteye geçemez.

Evrensel bir hukuk kuralı vardır; bir şey yasak değilse meşrudur. Tüzüğün yasaklamadığı bir faaliyet içinde olan bir meslektaşı, bulunduğu konum ile eleştirmek olsa olsa kıskançlık olur. Kaldı ki, siyasi faaliyet içinde olan başka meslektaşlar da varken tek kişinin hedef alınması ibret vericidir.

İhraç konusundaki yanlışlık, her boyutuyla, ahlak ve yasalar kapsamında, tüzük ve medeni kanun kapsamında, meslektaşlık bağlamında sonuna kadar ve asgari ahlak ölçüleri içinde eleştirilebilir, eleştirilmelidir. Ama kalkıp evine ekmek götürdüğü mesleği ile alay edilirse bu çirkinliktir.

Bu sitede ihraçlar konusu eleştirilmiş, yanlışlığı vurgulanmış, ama kimsenin kişiliği, şahsiyeti hedef alınmamıştır. BU SİTE DOĞRUYA DOĞRU, YANLIŞA DA YANLIŞ DİYEBİLMEYİ, HATA VE YANLIŞLARIMIZA RAĞMEN İLKE EDİNMİŞTİR.

Ahlak ve Vicdan!

Ayrılmaz ikildir, biri varsa diğeri de vardır.

Yazan ve zemin hazırlayan, alet olanlar en hafif deyimiyle önce vicdan, sonra akıl ve ahlak süzgecinden geçirip, bir kere daha durum değerlendirmesi yapmalıdırlar.

Elbette akıl ve vicdan henüz iflas etmemişse!

Tüm meslektaşlarımıza refah ve huzur dolu sağlıklı günler dileriz.     

SİTE VE E.ASSUBAYLAR GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

 

 

Yayınlandığı Kategori EMEKLI ASSUBAYLAR

Kanun Numarası             : 5143

Kabul Tarihi                    : 21/4/2004

Yayımlandığı R.Gazete  : Tarih : 28/4/2004 Sayı :25446

Geçici Madde 5- (Ek: 5/2/2009-5837/36 md.) 

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce emekliye ayrılmış ve 4608 sayılı Kanundan istifade etmiş subaylardan, çeşitli nedenlerle kılıç istihkakından yararlanmamış olanlara, kendilerinin veya yasal mirasçılarının bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde müracaat etmeleri halinde kılıç istihkakları verilir. 

 
* * * 
De haydi bir kere daha buyurun ;
 
Bir masaldır dillerinde çok uzun zamandır sürer gider,  bu öyle bir masal'ki, dinleyen canından bıkmıştır aynı masalı dinlemekten,  Ama anlatan hiç usanmamıştır aynı masalı binlerce kez tekrarlamaktan,
 
Hani sabah akşam kulağımızın dibinde bağırırcasına söylüyorlar'ya : " Subay - Assubay bir bütündür, biz bir aileyiz" diye,  masalın doğru olmadığını en az bizim kadar  bilmelerine rağmen. 
 
Personel arasında ayrım yapmada hiç bir meslek mensubunun ellerine su dökemeyeceğinde farkındalar, 
 
Lojmanından - kampına , Tabldot'undan - asansörüne , Servis aracından - berberine , bir zamanlar şehitler için camilerine kadar ayıranlar , yıllarca askeri  hastanelerde  odalarını - polikliniklerini  ayıranlar  , sadece kendilerine her türlü imtiyazı HAK görenler ,  altı çeşit  tam yağlı tazminatı kursaklarından geçirmeyi  salt kendilerine yakıştıranlar ,  Kaymaklı emekliliğinde yurt içi - yurt dışı turların değişmez müdavimleri ,  Emekliliğinde zaruriyetten ikinci iş peşinde koşanlara  koro halinde sesleniyorlar  ;  "Biz aileyiz",
 
Asla  hiç var olmamış sözüm ona "Aile'nin"  fertleri arasında  buyurun  bir başka ayrımcılık  daha , 
 
Yıllar önce "Beylik tabancası"  diyerek Assubaylara verdirdiğiniz "ÇAKARALMAZ" tabancaların ne durumda olduğunu söyleyip durduk, bu silahlardan  ne köy ne kasaba olur dedik, nihayetinde cılız bir sesle duyma gereği zaruri  olacakki, bu işe yaramaz silahları ateş gücü yüksek silahlarla değiştirme gereği duyulmuş,
 
Lakin bu iştede bir  " Hinlik" Düşünülmüş ,  
 
O kadar iyi tanımışız'ki sizleri, bunun aksi olsaydı şaşırırdık emin olun ,
 
Değiştirme işinin personelin birlik bütünlüğü açısından Muvazzaf - Emekli  istisnasız tüm personeli kapsaması gerekirken bunda bile ayrımcılığa  gidilmesinde bir sakınca görülmemiş ,  Amaç üzüm yemek olmayınca 
 
Bu uygulamanız dahi Assubaya bakış açınızı gözler önüne seriyor ,
 
Sizin  "Aile " sözünüz  Sunay Akın'nın "Küçüklere masallar"a benziyor,  gerçek tamda budur ,
 
Siz anlatmaya devam edin , lakin biz dinlemekten bıktık - usandık ,
 
Masallar karın doyursaydı emin olun bütün Assubaylar şimdilerde "Obezite" tedavisi görüyor olurlardı ,
 
Sizinkisi  tamda "Yalancı çoban" hikayesi ,
 
Bir gün sürüye kurt  gerçekten dalarsa, yazık olur hem size hem bize hemde Memlekete ,
Asssubaylara "Beylik tabancası"  diye verilen işe yaramaz  ÇAKARALMAZ  tabancaları " Ateş gücü yüksek" silahlarla değiştirirken dahi ayrımcılık yapıp  ,  Assubayların  tamamını değilde sadece bir bölümünü kapsayacak şekilde bu değişikliğe gidenler ,  kendilerine mezuniyetlerinde verilen  "Kılıç"  için ölülerini'de  kapsayacak şekilde yasa çıkarttırmışlar .     Ölmüş  subayların ailelerine -  varislerine  kılıç verdirmişler .  ( 

Kanun Numarası  : 5143 )

Pardon  aileyizmi  demiştiniz ?
 
Biz "Aile" falan değiliz , biz "Bütün" falan hiç değiliz, çünkü bunu önce SİZ istemediniz.
 
S....tığınız  helayı dahi ayırdınız ,  bu nasıl bir "Aile"dir  acep ? ,
 
Kafaya çuval geçirilsede ,  
 
Boyuna kemer takılsada , 
 
Düğünlerde yerlere yatırılıp Derdest edilsede ,
 
Sizin derdiniz  tel örgüler ardındaki Çiftliğin AĞA'sı olmaya devam etmek,
 
SİZİN DERDİNİZ ÜZÜM YEMEK HİÇ  DEĞİL ,
SİZİN DERDİNİZ BAĞCIYLA  ,
 
SİZİN DERDİNİZ "MARABA" OLARAK GÖRDÜKLERİNİZLE . . .
 
Yayınlandığı Kategori ADALET ARAYAN
Çarşamba, 03 Ekim 2018 16:52

OLMADI SN.BAŞKAN !

Bu site, TEMAD Sitesinden başka assubayların paylaşımda bulunacağı başka site olmadığı dönemde hepsini saygı ile andığımız bir avuç arkadaşımızın elini taşın altına koyması ile assubayların hizmetine sunulmuş, mücadelemize büyük katkılarının yanı sıra assubay toplumunun özgür sesi olmuştur.

Her taklit aslına övgüdür diye bir söz vardır, bu siteyi taklit eden onlarca site kurulmuş, belli bir süre sonra birçoğu kaybolup gitmiştir.

Bu sitenin varlığını sürdürme sebebinin “ilkeleri” olduğuna inanıyoruz.

Bu site tarafsızdır, taraf olduğu tek husus “assubay” dır.

Her zaman belirttiğimiz gibi, hatalarımıza, yanlışlarımıza rağmen “objektif” tir.

Kesinlikle ön yargısızdır,

TEMAD’ın kurumsal kimliğine saygılı ve onun destekçisidir.

TEMAD Yönetimlerinin doğrularına doğru, yanlışlarına yanlış demeyi ilke edinir.

Bu sitede fikrimizi beğensin beğenmesin herkesin söz ve cevap hakkı vardır.

Yukarıda özetle belirttiğimiz ilkeler doğrultusunda Sayın DÜRGEN TEMAD Genel Başkanı olarak seçildiğinde bu site diğer başkanlar gibi Sayın Hamza DÜRGEN Başkanı koşulsuz desteklemiştir. Ancak; Sayın Başkan henüz bir yılını doldurmadan topluma seçimden önce gösterdiği yüzünden çok daha farklı bir yüzünü göstermiş, bir sivil toplum örgütü lideri (!)ne hiç yakışmayan, tahammülsüz, eleştiriye kapalı, katı, yüzünü göstermiş, geçmiş yönetimlerin hatalarından ders almak yerine aynı hataları tekrar yolunu seçmiştir.

İlkelerimiz gereği, dün Sayın Başkanı nasıl koşulsuz desteklediysek, bu gün de hatalarını en objektif ve ilkeler bazında eleştirmek hem hakkımız hem de sorumluluğumuzdur.

OLMADI SAYIN BAŞKAN!

Bu topluma beklentisiz hizmet eden arkadaşlarımızı, Tüzük ve Medeni Kanundan dayanak alan Dernekler Kanununa aykırı olarak ihraç etmek hakkına sahip değilsiniz.

Her siyasi ile yapılan görüşmede “100 bin muvazzaf ve 100 bin emeklisi olan assubaylar” diye söze girmenize rağmen, her gelen Genel Başkanın seçildikten sonra Sivil Toplum Örgütü lideri gibi değil de ortaçağ zihniyeti taşıyan despot kral havasına girmesi nedeniyle üye sayımız ne yazık ki 18 binleri geçemiyor. Yani temsilciliğine soyunduğunuz 200 bin kişilik toplumun ancak % 9’una ulaşabilmişsiniz. Kaldı ki bu 18 binin 17 bini pasif üye, derneğe üye olmuş, aidat ödüyor, ama ortada yok. Faal, mücadele içinde yer alan bin kişiyi geçmez.

Siz ne yapıyorsunuz?

Bu bin kişi içinden en ufak eleştiri yapan, fikir beyan eden, birey olma bilincine varmış arkadaşlarımızı hem de dernekler kanununu ve asgari etik ilkelerini hiçe sayarak dernekten ihraç ediyorsunuz.

Önce Sayın Levent ULUCAN,

Şimdi Sayın Haluk TIRAVOĞLU!

Siz, sadece bu arkadaşlarımızı değil, aynı zamanda yaptığınız açık haksızlığı gören, fark eden bir avuç faal arkadaşlarımızı da TEMAD’tan uzaklaştırıyorsunuz.

Birlikte yola çıktığınız arkadaşlarınız da birer birer istifa ediyor.

TEMAD’a umut bağlayan meslektaşlarımız adına uyarıyoruz; Lütfen asli görevinize dönünüz ve bir sivil toplum örgütü lideri gibi davranınız. Aksi takdirde dernekte 2 yıl sonra atacak adam bulamayabilirsiniz.

                                    SİTE VE EMEKLİ ASSUBAYLAR GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ 

 

Yayınlandığı Kategori EMEKLI ASSUBAYLAR