KARDELEN

KARDELEN (105)

YAZAR : ERSEN GÜRPINAR

Umut fakirin ekmeği, ye assubayım ye … Durun,durun hemen umutsuzluğa kapılmayın umut olmadan yaşam olmaz.  Birinci dünya savaşında birçok cephede savaşan Osmanlı’da zabitler (subaylar) şehit  oldukları için bu kez onların yerine ölmesi  teknik ve idari konularda joker olmaları için assubaylığı ihdas ettiler; Önceleri küçük zabit olarak başlayan meslek 1951 yılında çıkarılan yasa ile Assubay’lık tanımı ile bugüne geldi, gerçi yasanın özünde bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi fırsat eşitliği ve belli bir süre sonra subaylığa otomatik terfi imkanı vardı ama ön yargılı zihniyet bunu engelledi.  Sadece engellenen bu olsa öpüp başımızın üzerine koyacağız ama bir emirle ölüme gönderdikleri TSK'yı sırtında taşıyan assubaylar ne yazık ki rakip, düşman ve üvey evlat gibi algılandı bu zihniyet sürdürüldü, güçlendi. Her kurum kendi personelini koruyup kollarken TSK bırakın koruyup kollamayı haksızlığı hukuksuzluğu assubaylara bizzat kendisi yaptı.  Hain feto ihanetinin içinde yer alan orduya sızmış şerefsiz hainler bu ayrımcılığı daha da körükleyerek moral ve hizmet verimliğini azaltmayı, aidiyet duygusunu yok etmeyi dolayısı ile orduyu yıpratmayı amaçladılar, bu deşifre edilmesine rağmen hala haksızlıkta hukuksuzlukta ısrarı anlamak mümkün değil...  Kendi kurumu bu haksızlığı hukuksuzluğu yapıp bir emirle ölüme gönderdiği assubayları klimalı ofislerde görevli memurlardan değersiz görünce bizi yeterince tanımayan kamuoyu da vur abalıya misali kendi haklarını savunurken şom ağızlarından  “Assubaylar bile “ cümlesi ile söze başladılar.  Soruyorum sizlere: Vatanseverlik duygularının istismar edilmediğini düşünen var mı? Yarınından endişesi olmayan ? Adalete ve TSK büyük bir aile olduğuna inanan var mı? Her sabah umutla uyanmak torunlarımızla mutlu olmak emekli kahvesinde şen kahkahalar eşliğinde meslektaşımızla bir tavla oynamayı aybaşını nasıl getireceğiz endişesi taşımadan emekliliğimizi yaşamayı istemez miyiz ? Bu ülke için terini kanını,canını verenlerin adaleti talep etmesi çok mu fazla ? 20 yaşında göreve başladığımızda karamsardık 70 yaşına emekliyiz hala karamsarız hala canımızı feda etmeğe hazır olduğumuz orduya küskünüz  helalleşemiyoruz, Adaleti görmeden ulu çınardan hergün birkaç yaprak  bu dünyadan göçüyor. Bunun elbette bir vebali olmalı … Temsilci olarak seçtiklerimiz istisnalar dışında kendilerini temsil ettiler,dürüstlüğün eleştirmenin eziyet, yalakalığın meziyet olduğu bir ortam yaratıp umutlarımızı desteğimizi yok ettiler.  Peki ne yapacağız kaderimize razı mı olmalıyız, haksızlıklar kader olabilir mi? Elbette hayır...  Sn.Hamza Dürgen ve ekibi göreve iyi başlangıç yaparak başladı, KESER döneminde kişisel hesaplarla siyasi ve askeri otorite ile sonlanan diyaloğu  “diyaloğ olmadan temsiliyet olmaz” diyerek yeniden başlattılar bunun önemini unutmamalıyız.  Güzel gelişmeler oluyor, güvenilir  bir kaynaktan aldığım bilgilere göre  anamızın ak sütü gibi helal olan başlangıç derecelerimiz meclise gönderildi, tazminatlar konusu sonuçlanmak üzere, elbette sadece ekonomik sorunlarımız yok assubaylığın hak ettiği…
Yetmiş yaşına merdiven dayamış biriyim. Önümde daha kaç yıl var, ya da var mı Allah bilir. Personel sınıfı ile çok prestijli görevlerde bulundum, mesleğe girdiğim günden beri doğrularımla, yanlışlarımla, eksiklerimle, hatalarımla assubaylık mesleğinin hak ettiği değeri ve yeri bulması için kendimce görevde iken de emekli olduktan sonra da mücadele içinde oldum, olmaya da devam edeceğim. Meslekte iken de, emekli olduktan sonra da gördüğüm bir acı gerçek; sorunlarımızın çözülmesinin önündeki en büyük engelin yine “biz” olduğumuz! Meslekte iken mesleki açısından yetersiz, kendi hak ve hukukunu bilmeyen, bu nedenle subaya yaranmak için meslektaşlarını ispiyonlayan,  bir küçük menfaat uğruna meslektaşlarını satan bazı meslektaşlarımızı hepimiz gördük, yaşadık. Meslek bilgisi olmayan subay, her zaman bizi bize karşı kullandı. Emeklilikten sonra, özellikle iletişim araçlarının gelişmesi, birbirimize ulaşabilmeyi kolaylaştırırken, bir başka sorunu da beraberinde getirdi. Hiçbir sorunumuzun sebebi assubaylık  değilken, anlamsız, mantıksız, gereksiz şekilde birbirimizle medya üzerinden tartışmaya başladık. Ne yazık ki tartışmalar çözüm odaklı olmadı, haklarımızı ihlal edenleri değil, birbirimizi tartıştık, tartışmaların ne yazık ki seviyesi düştü, hakarete, ağır hakaretlere vardı. Hiçbir mantıklı sebebi yokken, mantıkla izah edilemezken emekli assubay, emekli assubayla mahkemelere düştü. Asıl muhataplarımız ellerini ovuşturarak seyretti bizi, seyrediyor. Meslekteyken onların bize yaptırdığını –alışkanlıktan olsa gerek emekliler olarak biz kendi kendimize yapıyoruz. Kendi kendime yaptığım onca telkine, dostlarımın tüm uyarılarına rağmen maalesef ben de eleştiri ve hakaretlerden tahrik olarak bu lüzumsuz, çirkin, kendime ve hiçbir meslektaşıma yakıştırmadığım bu seviyesiz tartışmaların içinde buldum. Açıkça ve samimiyetle belirtmek isterim ki, ben de hatalar yaptım. Birçoğu sahte hesaplarla yapılan hakaretleri,gıyabımda yapılan dedikoduları  "yazılanlar kişiliğin aynasıdır" diyerek önemsemedim;Ancak Ersen Gürpınar mücadelenin duayenidir, onun yazıları ile umutlanıyoruz diyenler arasında bulunan  üç kişiyi affetmem mümkün olamaz.  Evladım yaşındaki bir meslektaşım benim için “Fetocu-Şeytan duayen-Yersen-Führer-Oğlan çocuğu-Ahlaksız-Sahtekar-Haşerat-Geberemedi gitti-Haysiyet celladı-Zavallı-Sosyal mastürbasyoncu-İş birlikçi-Kuş beyinli-Çirkinler-ruh hastası-Ergenlik kurbanı-Özürlü -Adam müsveddesi-Satılmış-Onursuz-Laf cambazı" diyebildi. Bu sözler beni bırakın, söyleyenin seviyesine yakıştı mı? Astsubaya yakıştı mı?  Meslektaşlarım  ile adliye koridorlarında düşmanca tavırlar içinde olmamak için kimseyi şikayet etmedim. Haklarımız için yaptığımız mail kampanyasına genelkurmay adına yanıt veren zamanın genelkurmay assubayının mesajını yayınlayıp teşekkür etmiştik, bu kişinin sonradan ordudan ihracı ile genelkurmay başkanının en yakınındaki generalleri bile tanımadığı gerçeğini göz ardı ederek bizleri örgütle  ilişkilendirmeye çalışan bu kişiye ve diğer olumsuzluklara tepki yazdığım yazımdan dolayı yaptığı hakaretlerini unutup sözde zaman aşımına uğradığını düşünerek  beni hararet suçlaması ile savcılığa şikayet etti.Savunmamda nadim olabilir diye kendisinden şikayetçi olmadım;   Hakkımda dava açılınca bu bardağı taşıran son damla oldu;  Arkadaşlarımın uyarısı ile engellenmem nedeniyle yeni ulaştığım hakaret ve iftiralar için savcılıklara ben de suç…
TSK düşmanlığını ve sevgisizliğini ifade etmenin bir yolu da Assubaylar üzerinden gerçekleşir. Assubayı sadece 28 günlük askerliği sırasında tanıyanlar assubaylar hakkında ahkam keser, sözde yazar takımı assubaylarla ilgili en küçük olumsuzluğu abartarak yazarken assubayların kahramanlıkları, buluşlarını,vatan sevgisi ve insani duygularla gerçekleştirdiklerini yazmazlar çoğunu da  subaya mal ederler. Bunların birçok örneğini  yaşadık yaşayacağız; Tüm bunlara  ve bir emirle ölüme gönderdiği uzmanının ,assubayının haksızlığına hukuksuzluğuna sessiz kalan hatta bunun mimarı olan genelkurmay her vesile ile de ORDU BİR AİLEDİR masalını dile getirir ; Keşke TSK bir aile olabilse,keder de,kıvanç da birlikte üzülüp birlikte sevinip gururlanabilseydi… Tüm bunlar güneşi balçıkla sıvamaya çalışanların ayıbını,vebalini gizlemeye yetmiyecek assubaylar dün olduğu gibi bugün de  ülkesi ve bayrağı için terini,kanını akıtıp şehit olmaya devam edecektir Şimdi size daha önce bu sitede yayınlanan Sn. Hakan EVRENSEL'İN "Güneydoğudan öyküler" kitabındaki  bir hakimin anılarını aktarmak istiyorum. Güneydoğu''nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim ilçe dışındaki lojmanından görünen karakolun bir gecesini şöyle anlatır: Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her istihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu. Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı. En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22.10, beş yüz terörist. Karakol o gün basılmadı. Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk. Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı. Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takip eden askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam ediyordu. Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir ses duyuldu: "Yaralılarım var, yaralılarımı alın." Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen cevap verildi. "Tamam Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak." İlk yaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu. Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan emindi. Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3 , irtibatı kesme. Sakin olun!" Cevapta bir değişiklik olmadı :…
3 Nisan 1953 gecesi tatbikattan dönerken Çanakkale Nara burnunda şilep ile çarpışıp boğazın sularına gömülen kahramanlarımızı minnet ve şükranla anıyoruz . Onlar bu vatan için canlarını feda ederken son sözleri VATAN SAĞOLSUN oldu  Dumlupınar denizaltısı şehitlerimiz geride ne acılar ne hüzün hikayeler bıraktılar  Şehit olan kahramanlarımızdan bir assubayımızla ilgili hazin bir aşk hikayesi Baba yadigari bu küçük ev onların yuvası, sevgilerinin şatosu olmuştu. Bahçede kendi ektikleri çicekleri ve meyve ağaçlarına bakarak çocuklarının birgün bu bahçede koşmalarını hayal ediyorlardı Küçük ev İntepe ormanları içindeydi, hem maddi sıkıntılar hem de baş başa kalabilmek için balayında  burayı seçmişlerdi, evin şahane bir manzarası vardı; Çanakkale  Boğazı'na giren gemiler onlara serenat yaparcasına  süzülerek geçiyorlardı. Yıllar sonra yine bu evde idi, bu ev onun için bir liman bir mabet idi ;birlikte ektikleri ağaçlar kocaman olmuştu, ceviz ağacının altına oturdu boğazın maviliklerine daldı  koca bir ömür yarım asır öncesini düşündü, gerçi hiç unutmamıştı ki ...  DEVAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN  :  http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=171275
Ulu önderimiz ATATÜRK ve silah arkadaşlarının ülkemizi parçalayan topraklarımızı, özgürlüğümüzü elimizden alan SEVR anlaşmasını tüm mazlumlara örnek olan kurtuluş savaşı sonucu yırtıp emperyalistlerin suratına attığı günden beri bu ahlaksız vicdansız adalet yoksunu emperyalistlerin ülkemiz üzerindeki emelleri bitmedi ; Terör örgütlerini onlar kurdu onlar besliyor ve biz 40 yıldır emperyalist maşası hainlerin kahpelikleri yüzünden çileler çekiyor evlatlarımızı şehit veriyoruz Şehit haberlerini ne yazık ki o kadar kanıksadık vicdan sahiplerinin vatanseverlerin yüreğini yakan şehit haberleri gazetelerin 3-5 sayfalarında bazı televizyonlarda da alt yazı olarak veriliyor birçoğumuzda birkaç gün sonra unutup gidiyoruz Ateş düştüğü yeri yakıyor, oysa o ateşi söndürmez isek o ateş gün gelecek bizim de yüreğimizi yakacaktır Hiç şehit evinde bulunduğunuz mu ,hıçkırıklarınızı içinize gömüp boğazınız düğümlendi mi? Allah’ım bu gerçek olmasın diye haykıranların feryadı yüreğinizde deprem yaratımı? Evlatlar kime baba diyecek, ilk adımını atarken kime tutunacak, kiminle koşturacak ,gelinlerin kuşağını kimler saracak.hayat mücadelesinde yanında kimler olacak hiç düşündünüzmü? Şehidin aziz hatırasını anarken en duygusuz insanların bile yüreğine bir fil otururcasına zor nefes aldığını gördünüzmü? Biz bu duyguyu yaşarken onlar neler yaşıyor hiç düşündünüzmü? Ya o yüreği volkan gibi yanan evladını,eşini,babasını kaybedenlerin tüm metanetleri ile vatan sağolsun dediklerinde duygulanmamanız mümkün mü? Ülkemiz için ileride büyük tehlikelere neden olacak emperyalist uşakları hainleri temizlemek için yapılan ZEYTİN DALI operasyonun da onlarca vatan evladımız şehit oldu ; Bu kahramanlardan bir uzman çavuşumuz ve meslekdaşımız Canbolat Usta’nın evladı ,evladımız üsteğmen Oğuz Kaan Usta’ın aziz naaşlarına iki ay sonra ulaşılabildi ve onları törenle cennete uğurladıktan sonra Oğuz Kaan Usta’nın baba evinde aziz hatırası anılırken Başbakan ve genelkurmay başkanımızın insani duygularla göz yaşları döktüklerini yazılı ve görsel basında ayni duyguları yaşayarak izledik; Çok merak ediyorum Sn.Başbakan ve Genelkurmay başkanımız şehit cenazelerinde.taziye evlerinde bu kahramanların hatıralarını dinlerken onlara reva görülen haksızlıkları adaletsizlikleri akıllarına getiriyorlarmıdır ? En azından hiçbir değerin geri getiremiyeceği canlarını bu ülke için feda eden kahramanların büro memurlarından daha değersiz görülüp alt kademeden göreve başlatılmaları hak ettikleri tazminatların ödenmemesi ve diğer haksızlıklar hukuksuzluklar gözlerinin önünden geçer de pişmanlık duygusu ile yürekleri sızlarmı? Sızlamaması mümkün değil başbakan ve genelkurmay başkanı olmak duygusuz olmak demek değildir O halde sayın yetkililer birlikte savaşan,birbirinin kucağında şehit olanlar arasında hiyerarşi dışında ayırımcılık adaletsizlik yaşanmasın; Unutmayın adaletin olmadığı yerde hiç birşey olmaz Biz sizlerden bizi sadece göreve ve ölüme gönderirken hatırlamanızı ,şehit cenazelerinde yüreğinizden dökülen gözyaşından ziyade adalet sözü ve uygulaması istiyoruz Bunu sağlarsanız bizim moral motivasyonumuzu,hizmet verimliliğimizi aidiyet duygumuzu arttırıp şehitlerimizin ruhunu şad edeceksiniz aksi halde terimizin kanımızın hiçbir değerin geri…
Bu bir deneme yazısıdır 
Fırat kalkanı operasyonundan sonra sınırlarımızın ve halkımızın güvenliği için Zeytin dalı operasyonunda 33 şehidin acısına 1 Mart günü 8 şehidimizin daha acısı eklendi; Hiçbir değerin geri getiremiyeceği canlarını vatan için severek feda eden kahramanlarımızla gurur duyduk; Bir Mart gecesi yağmurlu sisli arazide yüremeyi zorlaştıran balçık içersinde Keltepe diye anılan 1083 rakımlı tepede emperyalistlerin yardım ve desteği ile oluşturdukları koruganlara gizlenen şerefsizlerin taciz atışları nın ardından sabaha karşı şiddetli çatışmalar yaşanmaya başladı zaman,zaman neredeyse gögüs gögüse çatışmalarda ilk şehitlerimiz verdik onlarca yaralımız vardı hainlerin mevzileri o kadar güçlü tahkim edilmişti ki havanlar bu mevzileri dağıtmaya içindeki fareleri dışarıya çıkarmaya yetmiyordu desteğe gelen helikopterimiz yara alınca çekilmek zorunda kaldı; Keskin nişancılar evlatlarımızı hedef almış onları adeta yerlerine kilitlemişti şehit ve yaralılarımız bile bölgeden tahliye edilemiyordu bu şartlarda bile evlatlarımız kahramanca direnmeyi başardılar ancak bu hainlerin inlerinin mutlaka terle bir edilmesi gerekiyordu Diyarbakır’dan 2 F16 geldi belirlenen koordinatlar içinde kahramanlarımız vardı ama telsizden “Komutanım jetlerimiz tepenin yamacını vursun biz mümkün olduğu kadar emniyetimizi aldık gerekirse bizde burada şehit olalım yeterki bu hainler burada gebersin yeni şehitlerimiz olmasın” bu anonsu duyanların tüyleri diken,diken oldu hepsinin gururdan gözleri yaşardı ama evlatlarımız düşünülerek jetlerimiz burayı bombalamadı onların direnmesi ve motive ettiği kahramanlarımız hava kararırken hainlerden yüz kadarını gebertip bölgeye hakim oldular Tüm bunlar yaşanırken duyarsızlar Fenerbahçe Beşiktaş macını izleyip diskolarda eğleniyordu sosyal medyadan şehitlerimizi öğrenen vatanseverler yürekleri ağızlarında şehitler konusunda açıklama beklerken sanki normalmiş gibi genelkurmay şehitleri geç saatlerde açıkladı ; Vatan için evini,evladını,eşini,anasını,babasını,kardeşini,sevdiklerini kısaca yaşamını feda etmekten daha büyük kahramanlık olabilirmi? Elbette olmaz ancak bazı kahramanlarımızın yaptıkları tarihe not düşülecek kadar asalet,korkusuzluk doludur ; Bu harekat sırasında telsizden BURAYI BOMBALAYIN BİZLER ŞEHİT OLALIM AMA BU HAİN ŞEREFSİZLERDE BURADA GEBERSİN diyen kahraman tim komutanını önce yüzbaşı ardından teğmen diye kamuoyuna duyurdular oysa bu kahraman ÖLÜMSÜZLÜĞÜ TATTIK BİZE NE YAPSIN ÖLÜM diyen Jandarma Astsubay Abdullah TAHA KOÇ’tu; Assubayı göreve ilk adım attıkları an haksızlık hukuksuzlukla tanıştırıp onları klimalı ofislerde görevli memurlardan değersiz gören, subayın aldığı 6 tazminattan bir tekine layık görmeyen kısaca sadece göreve ve ölüme gönderilirken hatırlayan zihniyetin şehit olduklarında bile assubayları yok saymaya çalıştığı bu ne ilk ne son olay olacaktır; Tıpkı Fırat kalkanında vurulan tankı tahliye emrine "Biz bırakırsak arkadan kimse kalmaz sonuna kadar çarpışacağım" diyen assubayı, Güneydoğudaki operasyonda vucuduna 8 mermi isabet ettği halde timini düşünen onlara moral vermek için bayılıncaya kadar telsizden istiklal marşını okuyan tim komutanı astsubayı subay yada rütbesi belirtilmeden tim komutanı diye tanıtılması, kendini efsane komutan olarak tanıtan bir…
Saygıdeğer Meslektaşlarım İçinizde mutlu olan var mı? Ya da huzurlu  ve  refah içinde olan? Yıllardır ön yargılı haksızlık, hukuksuzlukla mücadele ediyoruz Yetmedi içimizdeki ayrık otları ayağımıza dolaşıyor ; Dokunsalar ağlayacak durumdayız, Yan baksalar saldıracağız, Bizi bu hale getirdiler... Çoğunluğumuz elli yaşın üzerinde Bazılarımız maçı bitirmiş uzatmaları oynuyor Ama içimizdeki umudu yeşertmek istiyoruz… Bu gidişle bizim haklarımızı elbette vermezler Neden versinler ki…. Seni temsil eden TEMAD eski başkanı kendi kurumuna cephe almış, Maksadı aşan eleştiriler,hakaretlerle birilerine mesaj verip tribünlere oynamış, Genelkurmayın kapısından girememiş,hükümet  muhatap almıyormuş, Beylerin,yandaşların  umurunda mı? Yılların mücadelesi sonucu elde edilen  kazanımlarını sahiplenmişler, Mücadele yerine kişisel hesaplarla,kişisel ikbale yelken açan kooperatif ve  vakıflarla mutlu olmuşlar,eleştirenlere hakaret ve iftiralarda bulunmuşlar; Ama her gecenin bir sabahı vardır Tarihi fırsatı değerlendiren delege tabanın sesini yansıtmış Ahmet KESER’e kaybettiği pasaportunu verip postalamış Keser ve nemacılardan nihayet kurtulduk, Sn.Hamza Dürgen ve ekibi toplumu kucaklayıp yeni bir başlangıç yapılacak derken; Genel kuruldaki kişiliklerini yansıtan davranışlar üzerine oluşan  tepkiyi azaltmak için  delegenin iradesine saygı, birlik ve beraberlik  mesajları ve yeni yönetime bir taraftan şans tanımalıyız ayakları ile sempati toplamak isterken diğer taraftan saman altından  su yürütürcesine, gerçek yüzünü gösteren bay Ahmet KESER Hezimete uğradığı  seçimlerin,krallığını engelleyen  tüzük maddelerinin iptali ve  TEMAD’ın kayyuma  veya eski yönetime ( yani kendisine) devredilmesi talebi ile  dava açıyor. Elbette açsın adalet herkesin hakkı, ama insanda biraz olsun aradığı adaletin kırıntısı olmalı. Bu toplumun umutlarını yok ederlerken; TEMAD’ın genelkurmay ve hükümet tarafından muhatap alınmayacak duruma getirilip bunun sonucu oluşan tepki ile yılların mücadele kazanımı olacak yasaların askıya alınıp askeri disiplin yasası gibi meslektaşlarımızın meslek hayatını pamuk ipliğine bağlayan yasalar çıkarken, astsubay unvanlı komutanlık ve amirlik kadrolarının tekrar subay kadrosuna dönüştürülürken , Dağ başındaki tarla hissesinin  arsa diye assubaylara pazarlanırken,  Dalga geçer gibi milyonluk dairelerin satışına aracılık edilirken, TEMAD imkanları eşe dosta yandaşa sunulurken,   AB fonlarından kredi almak için kurulan  kooperatifle astsubay eş ve kızlarının bırakın  tek kuruş kazanmasını borçlandırılıp umutları ile oynanırken, 9/2 ve Tazminatları boşverin TEMAD A.Ş  ile OYAK ve TORKU’yu  geçip assubaylar köşe olacak masalları anlatılırken, Bizlerin milyonluk destekleri heba edilip yüzbinlerce lira borçla TEMAD devredilirken,  En önemlisi birlik ve beraberlik ile birbirimize saygımıza dinamit atılırken;  Daha sayayım mı? Bu beylerin ve biat edenlerin, yandaşlarının Adalet duyguları tatilde miydi? Ve bu güne kadar assubay hakları için birtek dava açtılar mı? Koyun gibi dedikleri (!) assubaylar  artık yeter diyerek ,bugüne kadar sergiledikleri   adaletsizlikleri dikkate alınıp tepki gösterilince bu kez; “Dava açılmadı o konu yanlış anlaşıldı SEHVEN dava açılmış” gibi toplumun zekası ile alay eden açıklamalardan sonra bakıyoruz ki;   Bu kez daha önce…
Topluma hizmet sözü ile yönetimlere seçilip, mücadele tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini  kişisel çıkarlarına alet edenler,Kibir ve zorbalıkla  toplumu zorla şekillendirmeye çalıştılar . Dürüstlüğün, eleştirmenin eziyet; Yalakalığın ahlaksızlığın meziyet olarak kabul edildiği bir ortam yaratarak  umutsuzluğu birbirimize tahammülsüzlüğün mimarı oldular.  Ama her gecenin bir sabahının  , sessiz atın tekmesinin de sert olduğunu  hayal kırıklığı ve yaşam boyu unutamayacakları bir hezimeti yaşayarak anladılar.   Sn.Hamza DÜRGEN ve ekibinin geçmişi unutmayı, toplumu yeniden kucaklayıp sönmeye yüz tutan umutları yeniden yeşertmeyi amaçladığını yönetime yakın olanlardan duyuyoruz . Elbette bu takdire şayan bir davranıştır.  ANCAK ayrık otları temizlemeden tarlanıza ne ekerseniz ekin ne kadar, özen gösterirseniz gösterin başarı sağlayamazsınız.  1970'li yıllardaki antidemokratik ortamda bizler için meslekten atılmayı çileler çekmeyi göze alan ve haksızlıklara ilk isyanı başlatan değerli arkadaşlarımıza, mesleğimize saygı  ve  yeni bir  mücadele ruhu için  olmazsa olmaz kural adaleti  sağlamak zorundayız. Mücadelenin en kırılgan noktası umutsuzluktur.  Görevden tanıdığımız sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen dün Ahmet KESER'e biat edip haysiyet cellatlığı yapan bugün yaşasın Hamza Dürgen diyen ve demeye hazırlanan  bu kişilerin yeniden umutsuzluk tohumları atmasına kesinlikle izin verilmemelidir.  TEMAD tarihindeki en büyük ihraçlarını gerçekleştirenler, İstanbul gibi bir ilin TEMAD il başkanlığını hukuksuz bir şekilde kapatılar.  Başarısızlıklarını, kişisel hesaplarını gizlemek adına gündem değiştirmek için mücadele gönüllülerine ahlaksızca  hakaret ve iftiralarda bulunanları  yok sayarak unutarak yeni bir başlangıç yapamayız.   Adaleti sağlamayanlar kendileri için adalet isteyemezler ...   TEMAD tüzüğü gereği şubelerin ihraçlarına genel merkez  karar verir,Genel merkezin  verdiği ihraçlara da Genel kurul'da itiraz edilir.  Son genel kurulda ihraçlar gündeme gelmedi .  Peki bu durumda ihraç edilenlerin itirazları, adaletin gerçekleşmesi gelecek genel kurula mı kaldı?  Böyle bir hukuksuzluk,vicdansızlık,adaletsizlik olur mu?  Elbette olamaz ve bu durumda ihraçlar yok hükmündedir, ihraçları kaldırarak  mücadeleye gönüllü destek verecek olan arkadaşlarımıza yapılan hukuksuzluğa son vererek hakkın iadesini sağlamalıyız. Bu arada TEMAD'ın kalesi İzmir 'deki BALÇOVA şubesindeki  keyfi uygulamaya da  derhal son verilmesini genel merkez yönetiminden bekliyoruz. Ben bu şubenin yönetiminde görev yaptım, şube restorasyon için bankadan çekilen krediyi hatta şu an başkan olan muhasibe ayda 600 lira taksi parası öderken kâr ediyordu.  Olağan seçim kararı alırken de yerimizi gençlere bırakacağız bu nedenle aday olmayacağız sözüne ben uydum başkan uymadı. Kâr eden  borçsuz şubeyi zarar eden duruma getiren mücadeleye somut hiçbir katkısı olmayan  Erdoğan Öztürk  Ahmet KESER'in takdirine mahzar  olmalı ki  Genel merkez kendisine törenle  sadakat pardon  onursal üyelik ünvanı verdi... Kirası olmayan  elektrik su ,ısıtma gibi giderleri belediye tarafından  karşılanan  ve  yüzlerce üyenin aidatına rağmen zarar  eden eski   başkanına onursal üyelik ünvanı verilip ondan bayrağı ve aynı   zihniyeti devralan yeni başkan korunmuşsa…
Değerli Meslektaşlarım Ahmet KESER yönetimi göreve geldiği zaman aşağıdakine benzer bir yazı yazarak kutlamış,maddi ve manevi desteğimizle yanlarında olduklarını belirterek başarılar dilemiştik.   ANCAK ne yazık ki tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini alanlar kişisel hesaplarla en büyük hayal kırıklığı yaratıp birbirimize olan tahammül ve saygımıza her dönemin adamı olan ahlaksız nemacı yalakalarla dinamit attılar ve layık oldukları şekilde yönetimden uzaklaştırıldılar. Ahmet KESER  dünü unutmuş gibi bugün birlik beraberlik diyorsa bunun arkasında yine hiçbir yetki ve sorumluluk verilmemesine rağmen  KOOPERATİF ve VAKIF gibi  TEMAD ve astsubay adını kullanarak  kişisel hesaplar planladığını  tahmin etmek zor değildir ve kesinlikle izin verilmemelidir. Saygıdeğer  Meslektaşlarım, Mücadelenin en kırılgan noktası umutsuzluktur! Bir yazımda “henüz muhataplarımızın ön yargılarını değiştiremesek bile biz değişmeye başladık. Eleştiriyor, sorguluyoruz. Bu bir kazanımdır” dediğimi hatırlayanlar olacaktır. Bunun sonucu olarak; bizi temsil etmek için TÜZÜK’teki görevleri ve verdikleri vaatleri gerçekleştirmek için gönüllü aday olanların bizlere saygı duymamaları, seçilmek için gösterdikleri gayreti sorunlarımız çözmek için göstermemeleri, kişisel hesaplarla hareket etmeleri ve statükodan vazgeçmemeleri yüzünden eleştirdik. Onlar, eleştirilerimizden yararlanmak yerine 'başarısızlıklarını gizlemek adına' sanal kişiler aracılığıyla ve bizzat kendileri tarafından bu mücadeleye gönül verenleri dışlamaya çalıştılar. Bizi temsil etmekten aciz kalanların tüm hesaplarını alt üst ederek bu yönetimden kurtulduk. Bu, bizlerin ve kararlılığımızın başarısıdır. TEMAD yönetimine seçilen Sn.Hamza DÜRGEN  ve ekibini kutluyorum. Sorunlarımızın çözümünde yapacakları çalışmalarda, başarılı olmaları için, maddi ve manevi desteğimiz ile 'şartsız olarak' yanlarında olacağımızı, sizler adına bir kez daha hatırlatırım! İyi niyetle başlayan iktidarlar ateşten gömlek giyerler.toplumun beklentileri fazla İşleri zordur! Bizler bunun bilinçindeyiz. Daha önceki yönetimde de olduğu gibi, bu arkadaşlarımızdan mucize değil, iyi niyet ve şeffalık ve yaşananlardan ders almalarını bekliyoruz unutulmamalıdır ki TARİH DERS ALMASINI BİLMEYENLER YÜZÜNDEN TEKÜRRÜR EDER . Kendilerini izleyeceğiz. Belirttiğim gibi, herütürlü  desteğimiz ile birlikte gördüğümüz aksaklıkları da eleştirmeye devam edeceğiz! Eleştiri mükemmele açılan kapının anahtarıdır. Donanımlı liderler eleştirilerden güç alırlar. Değerli meslektaşlarım, bizler yıllarca ön yargılarla tahakküme varan sosyal ve ekonomik haksızlıklara uğradık. "Kol kırılır, yen içinde kalır" dediğimizde bu kez kanadımız kırıldı! Oysa bizim isteklerimiz bazılarına altın tepside sunulan ayrıcalık değildir! Biz sadece ADALET-EŞİTLİK VE İNSAN ONURUNA SAYGI istiyoruz!..   Sitemizin ana sayfasında yayınlanan Asb.Güç Birliği Platformu'muz tarafından 'sorunlarımızı basın ve ilgililere iletmek için' hazırlanan "BİZ KİMİZ, NE İSTİYORUZ?" yazısındaki haksızlıklarımız ve bunların çözüm önerileri, bu yönetim tarafından da bilinmektedir.    Yeni seçilen arkadaşlarımızın "umut" olduğunu belirtmiştim. İnanıyorum ki bu kez yanılmıyacağız! Bu arkadaşlarımız yeni seçildiler. Teşkilatlanmaları ve programlarını hazırlamaları için kendilerine kısa bir süre izin verelim. Ardından birlikte el ele, gönül gönüle büyük…