ATILGAN

ATILGAN (30)

YAZAR : MEHMET EMİN ATILGAN

Değerli arkadaşlarım TEMAD’IN bir olağan büyük genel kurulunu daha iyi ve kötü yanlarıyla geride bıraktık. Seçime giren dört gruptan oyların yarısından fazlasını alan, en yakın eski yönetime iki kat fark atan sakin kişiliği ve birleştirici söylemleri ile tanınan Sayın Hamza Dürgen’in listesi kazandı. Sınıfımız ve kendileri adına hayırlı olsun, işlerinin kolay olmadığını biliyoruz. Mücadele rotasından sapmadıkları sürece desteğimiz her zaman yanlarında olacak, görevlerinde başarılar diliyorum. Eski genel merkez yönetimi listesine hülle ile giren eski başkan ise ilk iki yıllık yönetimindeki mücadele rotasından son dört yılda sapması, Genelkurmay ile kavgalı olması, hırçınlığı, ihraçlar, birleştirici olması gerekirken ayrıştırıcı bir yol izlemesi, tasvip edilmeyen çeşitli mali,ticari işlere girmesi, hesabı şeffaf verilmeyen harcamalar,camiamızdaki duyarlı kalemlerin yapıcı uyarı ve önerileri dikkate almaması, vs. gibi yapılan haksızlıkları, yaşanan olumsuzlukları, sınıfımızdaki duyarlı delegeler içine sindiremeyip affetmeyerek vicdanlarında değerlendirerek davasının bilincinde olmayan, yüreğini, dürüstlüğünü davası yönünde ortaya koymayan, tüm gücü elinde tuttuğu için olanakları haksızca kullandığı adaletsiz seçim yarışına rağmen orada bulunmayı hak etmeyenlere karşı oy kullandı ve bir çok olumsuzluklarının bedelini hayli ağır ödeyerek genel kuruldan ağır bir yenilgiyle çıktı. Bitmedi; bu yenilgiyi hazmedemeyip 5 sayfalık dilekçe ile mahkemeye müracaatla derneğimizi Kayyuma götürmek istediler, içimizden büyük tepki görmesi üzerine yandaşlarca "sehven yapıldı,yanlış anlaşıldı" benzeri çocukların inanmayacakları mazeret ve açıklamalarda aymazlıklarına kılıf uydurmaya çalıştılar. İnsaf, sınıfımız her şeyin farkındadır… Zor bir görev üstlenen yeni yönetimin ve mağdur sınıfımızın ise bekleyecek bir anı bile yoktur. Rotadan sapan derneğimizi tekrar rotasına döndürmek zor olsa da imkansız değil. Ben değil, biz dilini kullanmaları işlerini kolaylaştıracaktır, bunu yeni yönetimin uygulamaları belirleyecektir… Cesaretsiz, mücadelesiz savaş kazanılmaz, yeni yönetim yol haritasını çizmiştir elbette, başta birlik ve beraberliğimizin aldığı yaranın onarılması, Hükümet, Genelkurmay nezdinde yapılacak girişimlerle eski yöneticilerin büyük zarar verdiği ilişkiler normale dönüştürülmeli,  Başlangıç derecelerimiz,Eğitim düzeyinin dört yıla çıkarılması, Tazminatlar başta olmak üzere malülen emekliler,sicil affı ve  657 SK tabi devlet memurlarına kalkınmada öncelikli illerde çalışılan her iki yıla fazladan verilen kademeler gibi Mali ve Sosyal kayıplarımızın kazanılmasına çalışılmalarına derhal başlanılmalıdır. Bir çok maddesi antidemokratik olan tüzüğümüzün çağdaş demokrasiye uyarlanması, keyfi ihraçların kaldırılarak kırgın arkadaşlarımızın derneğimize kazandırılması vs. belirtmek isterim. Sorunlarımızın çözümüne odaklanmada başkan, delege, üye vb. ayrım yapılmadan kim olursa olsun birleşerek yapılması, bu mücadelenin ezilenin onur mücadelesi ve ekmek kavgası olduğu unutulmadan hareket edilmesi şarttır ve bu yöndeki çalışmalarda bizlerin de yönetime destek vermesi zorunluluktur. Değerli arkadaşlarım Bu yazıyı farklı bir nedenle de kaleme aldım. İçimizde o kadar değerli, güzel ve özel insanlar var ki derneğimizin yönetiminin salt Ankara’da bulunma zorunluluğu hak…
Varlığımızı,özgürlüğümüzü,vatanımızı borçlu olduğumuz,yenilgiye uğrattığı düşmanlarının bile takdir edip saygı duyduğu ulu önderimiz yüce ATATÜRK'e son zamanlarda şerefsiz,ahlaksız hainlerin sistematik saldırılarına şahit oluyoruz. Daha önce Atamızın ebedi istirahatgahı Anıtkabir'e çocuk parkı yapılması, çeşitli algı operasyonları ile gereksizliğinin ima edilmesi tepkilerimize neden olmuştu. Bu tepkiler karşısında geri adım atanların Sn.Yılmaz ÖZDİL'in yazısındaki aymazlıklardan  sinsi planlarını gerçekleştirmeye çalıştıklarını anlıyoruz. Atatürk ve inkilaplarına vatanseverler sahip olmaya devam edeceklerdir;  bu gafiller şunu gayet iyi bilsinler;  *ATATÜRK BİZİM KALBİMİZDE ABİDELEŞEN KAHRAMANIMIZDIR*          *            *             *             *              *            *  “Bugün Ankara'da son günümdü, başkente her gelişimde olduğu gibi yine Atamızı ziyaret etmeden ayrılmak istemedim. Anıtkabir'e gittim. Karşılaştığım manzara kahrediciydi. Atatürk'ün mekanı kendi ordusu tarafından terkedilmişti desem yeridir… Çocukluğumdan beri ne zaman gitsem, Anıtkabir'in her köşesinde muhafız alayının yanısıra, sivil kıyafetli, özenle seçilmiş, boylu poslu askeri personel bulunurdu. Ata'ya ve o mekana saygıda kusur edilmemesi için, özellikle lahitin bulunduğu ana salonda düzensizliğe izin vermezler, gerekirse usulca müdahale ederler, herkesin özenle hareket etmesini sağlarlardı. Bugün o koskoca lahit salonunda sadece bir temizlik görevlisi vardı. İnsanlar öbekler halinde lahitin önünde birikmişti, adeta çarşıda gezer gibi yüksek sesle muhabbet ediliyordu, hatta, salonun köşelerinde yere bağdaş kurup oturmuş, yorgunluk atanlar bile vardı. Hışımla çıktım, ilk gördüğüm askeri personelin yanına gittim, bu saygısızlığa nasıl gözyumulduğunu sordum. Bir dokun bin ah işit derler ya, öyle oldu, ‘maalesef biz de bu durumdan çok rahatsızız ama, artık buraya yeterli personel vermiyorlar, Anıtkabir'in devasa alanında o kadar az kişiyiz ki, yetişemiyoruz, lütfen gerekli yerlere şikayetlerinizi yapın' cevabını verdi. Anıtkabir'den bu duygularla ayrılırken, hem şaşırtan, hem kahreden bir başka manzarayla karşılaştım. Anıtkabir sınırları içindeki ağaçlık alanlara girmek yasaktır ama, çoluklu çocuklu bazı aileler ağaçların arasına girmiş, yiyecek-içecek, oturmuşlardı, utanmasalar piknik yapacaklardı! Çıkış kapısındaki personele parmağımla işaret ederek gösterdim, görmüyor musunuz dedim, hemen müdahale edeceğiz filan dediler ama, bugün gitsem aynı pespayeliğin devam ettiğinden eminim.” *Duyarlı bir Atatürkçü yurttaşın, dün gönderdiği mesaj bu. *Son altı aydır tırmanarak, benzeri mesajlar yağıyor. Anıtkabir'i kasıtlı şekilde sahipsiz, kaderine terkedilmiş bir halde bırakıyorlar. *Aslanlı yol mesela… Yürürken başınız öne eğik olsun diye, özellikle farklı büyüklükte taşlarla, asimetrik döşenmiştir, şapşal gibi sağa sola bakınırsan takılır yere kapaklanırsın, çünkü, saygının mimarisidir, hürmetin estetiğidir. Aslanlı yol'da tarihimizde ilk defa, kullanılıp atılmış kağıt mendiller, pet şişeler görülüyor! Fotoğrafını çekip gönderen yurttaşlar var. *Başıboş mesire yeri midir Anıtkabir?…
  Değerli Meslektaşlarım Bildiğiniz üzere 16 Nisan 2017 tarihinde ülkemizde tarihi bir Halk oylaması yapılacaktır. Anayasa değişiklik maddeleri için yapılacak bu oylamada oylayacağımız husus ; Ülkemizin kim tarafından yönetileceğinden çok Türkiye Cumhuriyeti’nin tek kişiye teslim edilip edilmeyeceğin kararıdır. Hepimiz belli birikimi ve devlet tecrübesi olan kişileriz, elbette tercihimizi kendi özgür irademizle yapacağız. Bu tercihi kullanırken kriterlerimiz içinde bazı meslektaşlarımız öncelikle adında adalet olan partinin ülke için en çok gazisi ve şehidi olan mesleğimize yapılan adaletsizliklere seyirci kalması , bazılarımızın siyasi tercih konusunu ön plana çıkaracakları malumunuzdur, ancak bu oylamada durum gerçekten çok ciddi ve hayli önemlidir, bir parti değil ülkemizin, evlatlarımızın, torunlarımızın geleceği oylanacaktır, önceliğimiz her zaman olduğu gibi cumhuriyetimizdir. Egemenlik elden gittikten sonra kim ''kandırıldım'' derse desin hiç bir işe yaramaz. Kaybedilecek  bağımsızlığın telafisi olabilir mi?. Tüm değerlerin ötesinde vicdani değerimiz ön planda olmalıdır. Ben de kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim… Anayasada yapılması istenen değişiklik maddeleri:    Önerilen değişikliğin açıklaması Teklif no. Madde Değişiklik 1 Madde 9 Bağımsız olduğu zaten belirtilen mahkemeler için ayrıca "tarafsız" ibaresi eklendi. 2 Madde 75 Türkiye Büyük Millet Meclisindeki koltuk sayısı 550'den 600'e yükseltildi. 3 Madde 76 Milletvekili seçilme yaşı 25'ten 18'e indirildi ve maddedeki "yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar" kısmı kaldırıldı. Yerine "askerlikle ilişiği olanlar" ibaresi konularak bu durumdaki kişilerin milletvekili olamayacağı belirtildi. 4 Madde 77 Meclis seçimleri için süre dört yıldan beş yıla çıkarıldı. Milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinin beş yılda bir aynı gün yapılması kararlaştırıldı. Ayrıca cumhurbaşkanı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması durumunda ikinci oylama olması kabul edildi. (Komisyon tarafından çıkarıldı) Madde 78 Bir partinin seçim listesinde yer alan tüm kişilere "yedek milletvekili" statüsü verilerek meclisteki bir milletvekili ölürse ya da üyeliği iptal edilirse bir yedek milletvekilinin o kişinin yerine geçeceği öngörüldü. Ayrıca seçimlere katılan her partinin en az iki olmak üzere aday sayısının %5'inden daha çok yedek milletvekili adayı göstermesi kararına yer verildi. Bağımsız adaylardan ise bir yedek milletvekili adayı göstermesi istendi. Savaş durumunda milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılamazsa mecliste seçimleri bir yıl erteleme ve mevcut durumun değişmemesi hâlinde ertelemeyi tekrarlama hakkı verildi. 5 Madde 87 Meclisin bakanları ve hükûmeti denetleme yetkisi ile Bakanlar Kuruluna belirli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma hakkı verme yetkisi kaldırıldı. 6 Madde 98 Meclis, Bakanlar Kurulunu ve cumhurbaşkanı yardımcılarını meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru aracılığıyla denetleme yetkisine sahip oldu. Cumhurbaşkanı yardımcılarının yazılı soru cevaplama süresinin 15 gün olduğu belirtildi. 7 Madde 101 Cumhurbaşkanı aday olacak kişiler son yapılan seçimlerde tek başına veya başka bir partiyle birlikte en az %5 oy almış partiler tarafından veya…
Sitemiz’deki köşesinde 2 TEMMUZ 2016 tarihinde Kumpas mağduru olan iki arkadaşımızı yazarak bunlardan Özcan İldeniz’den aldığı mektubu yayınlayan Ersen Gürpınar yazısında; “Değerli meslektaşlarım ÖZCAN İLDENİZ; bu ismi kiminiz duymadı,kiminiz unuttu kiminiz umursamadı. O, benim gözümde bu ülke için hayatını feda eden kahraman bir meslektaşımız…. 9 KASIM 2005 tarihinde Şemdinli’de PKK lı birine ait UMUT kitabevinde meydana gelen olaylarda bir kişinin ölümü bir kişinin yaralanması sonucu Asb.Ali KAYA ve Özcan İldeniz ile bir uzman çavuş çete kurmak adam öldürmek öldürmeye teşebbüs suçundan çok çetrefilli yargılama sonunda 40 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. TSK kumpas davalarının başında gelen bu olayda mahkumiyet Yargıtay tarafından onaylandığı için Silivri davaları gibi yeniden yargılanma olmamış bu kahraman arkadaşlarımız ülkeleri için TSK için kendilerini feda etmişlerdir. Kendisi ile mektuplaştığım meslektaşımız yalnız bırakılmaktan hatırlanmamaktan yakınmakta. Adaletin mutlaka birgün gerçekleşeceğine inanmaktadır. Bayramı bizler ailelerimizle birlikte kutlarken tutuklu olan bu arkadaşlarımız şehitlerimizin yakınları yüreklerinda sönmeyen ateşle bayramı geçirmektedirler Meslektaşımızın mektubuna ek olarak duygularını dile getirdiği yazısını sizinle paylaşıyor HUZUR-ADALET dolu mutlu günler nice bayramlar diliyorum.” Diyerek bizlerle paylaşmıştı. Ardından sosyal medyada Kumpas mağduru arkadaşlarımıza adalet talebimizi MAİL KAMPANYASI İLE DİLE GETİRDİK. Bugün adaletin gerçekleşmesindeki ilk adımın atıldığını arkadaşlarımız için Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin yeniden yargılama kararı verdiğini memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz. Olayı özetlemek gerekirse ; TÜRKİYE gündemine oturan Şemdinli davasında, VAN 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanıkların yeniden yargılanma başvurularını kabul etti. Mahkeme, sanıkların infaz durdurma taleplerini ise reddetti.Dönemin Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, Şemdinli’de 9 Kasım 2005’te Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitabevi’nin bombalanmasına ilişkin iddianame hazırladı. Assubaylar Ali KAYA ve Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş’in sanık olduğu iddianamede, astsubay Ali Kaya için “Tanırım iyi çocuktur” diyen Yaşar Büyükanıt da çete kurmak ve yargıyı etkilemeye teşebbüsle suçlandı. Sarıkaya, Büyükanıt’ın dosyasını ayırarak dava açılması için Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi. Başkanlığını İlhan Kaya’nın yaptığı Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, assubaylar ve PKK itirafçısına yargılama sonucunda 39 yıl 10 ay 27’şer gün hapis cezası verdi. SARIKAYA’NIN İTİRAFLARI DELİL OLDU. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ’ye yönelik soruşturmalar devam ederken, davanın savcısı Ferhat Sarıkaya’nın itirafları kamuoyunun gündemine geldi. Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi Sarıkaya’nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadeyi delil kabul etti. Mahkeme sanıkların yeniden yargılanmasına karar verdi. Kararda, “Ferhat Sarıkaya’nın ifadesinde, dönemin KOM Şube Müdürü Mustafa Uçkan’ın getirdiği bilgilerle iddianameyi yazmaya başladığını, bilgi ve belgelerin hukuki kısmını kendisinin yazdığını, diğerlerini Mustafa Uçkan’ın bir flash bellek içerisinde getirdiğini, Uçkan’ın getirdiği bilgileri kopyalayıp aldığını ifade etmiştir. Sözü edilen beyanlar, talep dilekçesi, maddi olgular ve dayanak…
Hukuk fakültesi sınavını kazanan subaya 5 yıl maaşlı izin veren Genelkurmay kendi nam ve hesabına yüksek okul bitirmek isteyen assubaylar için binbir engel koymuş onların tek kazanımı olan üst derecenin iptali için zamanın amiral kökenli Cumhurbaşkanı’na  “Assubayın emsali subaydır fakülte ve yüksek okul bitirenler bir üst derece verilirse aynı öğrenimi gören subayı geçer, bu da Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olur” gerekçesi ile mahkeme yanıltılmış, buna rağmen kesin sonuç alınamayınca devreye AYİM girerek “Assubayın emsali subay değil Gn.İd.Hzl. (Büro memuru) sınıfındaki devlet memurudur kararı ile hukuk guguk edilerek adalet ve vicdan katledilmiştir.   Sürekli olarak amir emrindeki mahkemeler tarafsız karar veremez. Bu mahkemelerde hakim olmayan subay üyeler vardır, kaldı ki hakimin,hekimin,öğretmenin rütbesi olmamalı tezimizi sürekli yeniledik, ancak konunun muhataplarının amacı üzüm yemek değil bağcı dövmekti,bu nedenle önerilerimiz dikkate alınmadı.    Milletin gözbebeği ordumuzda bu adaletsizlikler aidiyet duygularını zedeleyerek ordumuzun itibar kaybına neden oldu ve bugünlere geldik.   Demokrasimize katleden TSK içine yuvalanmış asker görünümlü hainlerin darbe gişiriminden sonra  olağanüstü hal ilan edildi bir seri tedbirler alınıyor. Basında yer alan haberlere göre bunlardan biri de ; Meclis'teki 4 siyasi parti dar kapsamlı bir anayasa değişikliği için masaya oturacak. FETÖ'nün önünü açan yargı maddeleri değişecek. Askeri mahkemeler kapatılacak, başkanlık gündeme gelmeyecek... Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, Başbakan Binali Yıldırım, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli'yle önceki gün sarayda gerçekleştirdiği zirveden siyasi partilerin dar kapsamlı bir anayasa değişikliği için masaya oturması kararı çıktı. Bu çalışmada, “Yetmez ama evet” denilerek iktidar tarafından desteklenen 12 Eylül 2010 referandumunda yargı alanında yapılan değişikler de ele alınacak. ADALET YAŞAMIN SİGORTASIDIR ADALET OLMAYAN YERDE HİÇBİR ŞEY OLMAZ.  Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemelerin,AYİM ve Askeri Yargıtay’ın kapatılması hukukun üstünlüğünün sağlanmasına büyük katkılar sağlayacaktır. Huzur ve adalet dolu günler dilerim.  
Değerli Meslektaşlarım Vatanından ayrı kalmak, ülkesindeki savaşın acılarını yaşamak elbette zor, biz Türkiye olarak büyük fedakarlıklar göstererek Suriye'den kaçan mültecilere kucak aştık, devletimiz kendi vatandaşına sağlamadığı imkanları verdi, ama yardım bununla sınırlı kalmalı düşüncesindeyiz, milyonlarca kişinin ülkemizde vatandaş olması telafisi çok zor zararlara yol açacaktır. Türk vatandaşlığına yabancıların nasıl kabul edileceği de kanunlarımızda açıkça belirtilmesine rağmen Sn.Cumhurbaşkanı Suriye'li sığınmacılara vatandaşlık verilmesini gündeme getirince haklı olarak büyük tepkiler oldu, konu sosyal medyada tartışıldı internette ulusal basında bu konuda bir çok yazıya rastlamanız mümkün.  Mesela "Dünyagerçekleri" sitesinde yayınlanan ve İslamcı camia tarafından paylaşılan "analiz"de, Suriye'de savaş bittikten sonra Türkiye'deki Suriye'liler'in evlerine döneceği belirtilerek "Sonra Halep, Türkmen bölgesi ve belki de Şam'ın bir kısmında Özgür Suriye yönetiminde bir referandum yapılacak ve bu referandum ile bu bölgeler Türkiye'ye katılacak." denildi. Yazıda bir de "referandum sonrası" sınırların nasıl olacağını gösteren bir haritaya yer verildi, özetle Erdoğan'ın Suriye'lilere vatandaşlık vermesinin altında yatan gerçek neden ilerde Halep bölgesi Türkmen bölgesi ve belki de Şam'ın bir kısmını Türkiye'ye katmak gibi hayale dayalı tamamen Cumhurbaşkanının düşüncesini destekleyen değerlendirmeler. Bunun yanısıra O.Nuri Solakoğlu gibi gerçekleri dile getiren düşünceleri de bulmak mümkün. Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi konusunu işlerken, durumu "oy toplama" ya indirgemek büyük bir hata. Onların da istediği bu algı yönetimi doğrultusunda olaya tanı koymamız. Suriye'lilere vatandaşlık verilmesi bölgesel ve ulusal düzlemde incelenmeli. 1 - Suriyeliler vatandaşlık verilmesi Türkiye'nin demografik yapısını değiştirmeye dönük projenin bir parçasıdır. Göç yalnız nüfus artışında neden olmaz. Göç eden topluluklar kendi dilini, kültürünü, yaşam tarzının toplam yapısını göç ettiği bölgeye taşır. Bu durum göç eden topluluklarda belirgin bir olumsuz etki yaratmaz, ancak daha önce bölgede yerleşik yaşama sahip olan halkın ekonomik ve kültürel dengelerini sarsar. 2 - Suriye' den denetimsiz göç alınması ve vatandaşlık verilmesi bir çok kentin "Türk kenti" olma özelliğini yitirmesine neden olacaktır. 3 - Daha önce mülteci olan ve hesaplarını Türk topraklarında gören terör örgütleri, çatışma alanını daha "yasal" bir zeminde topraklarımıza taşıyacaklardır. 4 - Yani Türkiye terör ihracından sonra, terörist ithalatı yapmış olacak böylece. 5 - Türk nüfusun azınlıkta olduğu bölgelerde, Suriye'li muhtar, belediye başkanları Türk kentlerini yönetmeye başlayacak. Bu da Türk kentlerinde yaşayan Türklerin azınlıkta olmasına neden olacak. Örneğin Kilis'te yaşayan Kilis'lilerin nüfusu 90 bin iken Suriye'lilerin nüfusu 120 binden fazla durumda. 6- Ekonomik denetim, bu bölgelerde Türklerin elinden adım adım alınabilir. Bu konuda yazar meslektaşımız Sn.Hasip SARIGÖZ’ün şiirini paylaşırken en iyi çözümün Suriye’de barışın sağlanarak herkesin kendi ülkesine dönmesidir. Barış dolu günler diliyorum. KABUL...    KABUL... Tamam. Kabul... Suriyeli…
Değerli meslektaşlarım Malumunuz olduğu üzere; Şubat 2016 tarihinde  6663 sayılı yasa ile emekli olduktan sonra kendi hesabına çalışanlardan kesilmekte olan Sosyal Güvenlik Destek Primi kaldırılmıştır. Konu ile ilgili SGK yaptığı açıklamada MART 2016 tarihinden itibaren kesintinin yapılmayacağı maaşlarını üçer aylık dönemler halinde alanlardan peşin kesilen miktarın ise şahsın müracaatına gerek kalmadan kurum tarafından iade edileceği bildirilmiştir. Bunun yanısıra  MİT-Emniyet Hizmetleri ve TSK mensuplarından makam ve  tazminatı almayanlara ödenen 100 TL. SGDP alanlara ödenmemekteydi; ancak yasa ile SGDP kaldırıldığı için bu emeklilerimizin aktif sigortalılıkları sona erdiği için 100 TL. ödemenin yapılması gerekmektedir. SGDP iadesini yapan kurum bunu da gerçekleştirmesi gerektiğinden  durumu buna uyan arkadaşlarımızın E-Devlet sayfasından maaşlarını kontrol etmeleri aksaklık halinde Alo 170 hattından SGK arayıp müracaat oluşturmaları yeterlidir.  Daha önce  Sn.İsmail Turan’ın emekleri ile gerçekleşen 18 yaş altı sınıf okulunda  geçen sürelerin emeklilikten sayılması konusunu emeğe saygı gereği bir teşekkür dahi etmeden istismar edip şubelere kayıt-bağış ve avukata yönlendirme yapıldığını, aynı durumda 30 yıl üzeri hizmet için ödenmeyen emekli ikramiyeler için de örnek karar bulunması bir dilekçe ile halledilmesi mümkün iken bunu kendi başarıları gibi göstererek arkadaşlarımızın avukat ücreti ödemelerine neden olduklarını unutmayınız.     KONU İLE İLGİLİ SGK BİLGİLENDİRMESİ   Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), yaşlılık veya emekli aylığı bağlandıktan sonra çalışmaya devam edenlerin aylıklarından alınan yüzde 10 oranındaki "Sosyal Güvenlik Destek Primi" (SGDP) kesintisinin kaldırıldığını bildirdi.  SGK'dan yapılan yazılı açıklamada, SGDP ile ilgili yeni düzenlemenin 10 Şubat 2016'da Resmi Gazete'de yayımlandığı anımsatıldı.  Söz konusu düzenlemenin yayımını takip eden ödeme dönemi başından itibaren yürürlüğe gireceği belirtilen açıklamada, şu bilgiler verildi:  "Yaşlılık veya emekli aylığı bağlandıktan sonra çalışmaya devam edenlerin aylıklarından alınan Sosyal Güvenlik Destek Primi kesintisi kaldırıldı. Buna göre, 4/a (SSK-hizmet akdiyle çalışanlar), 4/b (Bağkur-kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar) ve  4/c (Emekli Sandığı-kamu görevlileri) kapsamında yaşlılık veya emekli aylığı alanlardan, esnaf olarak çalışmaları sebebiyle aylıklarından SGDP kesintisi yapılanların bu kapsamdaki sigortalılıkları 29 Ocak 2016 itibarıyla sonlandırılacak. Bu çerçevede, 4/a ve 4/b kapsamında yaşlılık aylığı alanların Şubat/2016 dönemindeki çalışmaları sebebiyle tahakkuk edecek SGDP Mart/2016 dönemi aylıklarından kesileceğinden, Nisan/2016 döneminde ödenecek aylıklarda SGDP kesintisi yapılmayacak. 4/c kapsamında emekli aylığı alanların Şubat/2016 dönemindeki çalışmaları sebebiyle tahakkuk eden SGDP Şubat/2016 aylıklarından peşin olarak kesildiğinden Mart/2016 dönemi aylıklarından SGDP kesintisi yapılmayacak."  Açıklamada ayrıca, Emekli Sandığı kapsamında emekli aylıklarını 3 aylık dönemler itibariyle alanların aylıklarından yersiz kesilen tutarların, taleplerine gerek bulunmaksızın ilgililerin hesaplarına yatırılacağı da bildirildi.  SGK tarafından yaşlılık veya emekli aylığı bağlandıktan sonra çalışmaya devam edenlerin aylıklarından yüzde 10 oranında SGDP kesintisi uygulanıyordu. Kaynak. http://www.trthaber.com/haber/ekonomi/sosyal-guvenlik-destek-primi-kaldirildi-236391.html

?

14 Oca 2016
113 kez
Yazan
Değerli Meslektaşlarım Her zaman ifade edildiği gibi kimse muhatabına hakaret ederek düşüncesini kabul ettiremez,eleştiri ayrıdır, yalakalık ve haddini aşmak ayrıdır. Gerçekleri yazalım,ancak üslubuyla...  İntibaklarda ekonomik kazanımı olan meslektaşlarıma öncelikle hayırlı olsun. TEMAD yönetimi muhatapları ile görüşemediği için intibak yasasında binlerce kişi mağdur oldu, bunu ister tepki ister eksik bilgilendirme olarak değerlendirebilirsiniz. Bazıları "herkes bizim sorunlarımızı biliyor sağır sultan bile duydu daha neyi anlatacağız" diyebilirler. O zaman, herkes sorunlarımızı biliyorsa mücadeleye hâttâ TEMAD’a ne gerek var, lokallerimizde oturup sorunların çözümünü daha doğrusu birilerinin himmetini bekleyelim! Diyalog olmadan temsiliyet olmaz. Savaşan ülkeler bile birbiri ile diplomatik nezaket içinde görüşmelerine devam ediyorlar;  sorunlarımızı sağır sultan duysa bile bizler nasırlaşmış mühürlenmiş  kulaklara,yüreklere sesimizi haklılığımızı duyurmaya devam edeceğiz, bunu yaparken  kesinlikle hakaret ,maksadı aşan eleştiri dilini kullanmayacağız özellikle de temsilcimiz olan TEMAD yönetimi diplomatik bir dil kullanmak zorundadır. TEMAD’ın en büyük hatası  muhatapları ile kavga ortamında bulunmasıdır, bunun topluma sayısız zararları olmuştur. Nitekim intibaklarda binlerce kişiyi mağdur eden bir yasa çıkmıştır. Şimdi tepkileri azaltmak için İNTİBAKLARI BAŞARDIK SIRA BAŞLANGIÇ DERECESİNDEKİ ADALETSİZLİK VE TAZMİNATLARDIR diyerek binlerce kişinin hakkını, hukukunu ertelemek hâttâ (umarım olmaz) hayal kırıklığı ile noktalamaya kimsenin hele hele  TEMAD yönetiminin hakkı ve haddi olamaz.  İntibaklarla rahatlayan meslektaşlarımızın sevincinin arkasına gizlenip başarı şarkıları söylemek bu konuda yandaşlarla algı yaratmak, sorunları çözmek yerine sorun yumağı haline gelir; nitekim bakınız tazminatlar konusunda sağlıklı bilgiye TEMAD yönetimi sahip değil, kiminle nasıl çözeceği belli değil, bunun neresi temsiliyet neresi başarı? Vaatler açıklandığı zaman TEMAD yönetimi muhatapları ile mutlaka görüşmeli konulara müdahil olmalı görüşme imkanı yaratılmıyorsa şubelerden bir heyet bu görevi üstlenmelidir önerilerimiz maalesef  dikkate alınmadığı gibi  “Vaatleri duyan genelkurmay başkanı apartopar assubayları Etiler orduevine toplayıp başarımızı sahiplenmeye kalktı , Genelkurmay devre dışı siyasi otorite ile çözüyoruz. Biz yasayı istediğimiz şekilde çıkartırız da genelkurmayın prestiji sarsılır" sözlerinin muhatapları sizin sorununuzun çözümüne katkı sağlar mı?  Elbette haklarımızı yalakalık yaparak almamızı kimse bizden istemeyiz ama  maksadı aşan eleştiri hatta hakaretleri de kimse tasvip edemez. YAŞ ÜYELERİNİN MEZARINA TÜKÜRECEĞİZ diyen bir genel başkan yardımcısı hâlâ tepki çekecek yazılar yazmaktadır. Birkaç örnek verecek olursak:  ( http://www.emekliasubaylar.org/yazarlar/item/1105-basbakana-kumpas-milli-orduya-dinamit ) - Genelkurmayın assubayların sorunlarına yaklaşımlarında iyi niyetli olmadığı,Genelkurmay ve kuvvet assubaylarının  assubay sorunlarına yönelik değil temsil ettikleri makam sahiplerinin goygoyculuğunu yaptıkları... - ...Oligarşik yapı MSB yaptığı oyunu başbakana karşı oynuyor. Demek istiyorlar ki ey başbakan sen değil altı otuz altı meydanda konuşup söz versen de biz bildiğimizi okur MSB gibi seni de  boşa çıkartırız... - İntibak yasasının çıkmasında genelkurmayın toplu iğne kadar katkısı olmadığı gibi engelleme çabasında olduğunu biliyoruz...…
Değerli arkadaşlarım, Bir genel seçimi daha yaşadık, sonuçlarının ülkemiz adına hayırlı olmasını dilerim. Derneğimizdeki delegelik sisteminin assubayların özgür iradesini adil olarak yansıtıp yansıtmadığını (1) bilgilerinize sunmuştuk. Çok partili döneme geçtiğimiz 1946 yılından bu yana değişen koşul ve düşüncelere göre seçim sistemi değişikliklere uğramış olsa da demokrasilerde olması gereken adil yarış parlamentoya yansımış mı bu kez kısaca ona bir göz atalım isterseniz. Tek parti iktidarının çok partili sisteme geçiş kararı adaletsiz çoğunluk sistemi ile olmuş, bu sistem özellikle 1950 seçiminden sonra iktidarlara aşırı bir sayısal çoğunluk getirmesi nedeniyle güç farkı oluşmuş, partilerin bu güç farkını kendilerine göre algılayıp muhalefeti neredeyse yok sayması sonucu ayrışmalar, kutuplaşmalar neticesinde 1960 darbesi ile son bulmuştu. 1961 Anayasası ile çoğunluk sistemi terk edilerek Çevre Barajlı d'Hont (2)  sistemi getirilmiş, çoğunluk sistemine göre kısmen adalet sağlanmıştı. 1965 seçimlerinde Milli Bakiye sistemi (2) uygulanmış, Millî bakiye veya ulusal artık nisbi temsil ile beraber kullanılan ve oyların mecliste en adil şekilde temsilini sağlayan seçim sistemi kabul edilmişti. 1969 seçimlerinden sonra demokrasimiz 1971 muhtırası ile yara almış, 1973 ve 1977 seçimlerinden sonra ise 1980 yılında cumhurbaşkanının yüzlerce turda seçilememesi ve terör nedeniyle akan kanın durdurulması gerekçesiyle TSK yönetime el koymuştu. Sonuçlarının analizini herkesin kendi penceresinden yaptığını sanıyorum. 1982 Anayasası ile ülkede istikrar olması gerekçesiyle getirilen %10’luk antidemokratik baraj, seçim sisteminde yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. O yıldan sonra her iktidara aday olan seçimden önce barajın kaldırılacağı sözünü verse de seçimden sonra iktidarı ele geçirdiler mi ne yazık ki adaletten uzak antidemokratik barajdan diğer partilerin hakkını gasp ederek haksızca beslenmeye devam ettiler… Gelelim 2015 genel seçimlerine… YSK’nun açıkladığı geçici seçim sonuçlarına göre (3) : AKP %40.87 oy oranı ile 18.863.832 milyon oy alıp 258 milletvekili çıkarıyor... CHP %24.95 oy oranı ile 11.518.404 milyon oy alıp 132 milletvekili çıkarıyor... MHP %16.29 oy oranı ile  7.519.103 milyon oy alıp   80 milletvekili çıkarıyor... HDP %13.12 oy oranı ile  6.058.150 milyon oy alıp   80 milletvekili çıkarıyor... Burada da bir adaletsizlik hemen göz çarpıyor. MHP, HDP’den 1.5 milyon oy fazla almasına rağmen sayısal olarak aynı rakamda kalıyorlar. İl bazında bazı illerde 120.000-130.000 oy ile 1 vekil seçilirken bazı illerde ise 25.000-30.000 oy ile 1 vekil seçilebilen ve partilere haksızca avantaj sağlayan bu adaletsiz seçim sisteminin düzeltilmesi gerekmiyor mu? Sonuç olarak; barajın tamamen kaldırılması, partilerin aldıkları oyların parlamentoya adaletli bir şekilde yansıması için il bazında değil, siyasi partilerin parlamentoya adil yansıması için kullanılan geçerli oyların bir milletvekiline düşen oy sayısına göre ülke bazında hesaplanarak kabul edilen…
  Değerli arkadaşlarım Bir genel seçimi daha yaşadık, sonuçlarının ülkemiz adına hayırlı olmasını dilerim. Derneğimizdeki delegelik sisteminin assubayların özgür iradesini adil olarak yansıtıp yansıtmadığını (1) bilgilerinize sunmuştuk. Çok partili döneme geçtiğimiz 1946 yılından bu yana değişen koşul ve düşüncelere göre seçim sistemi değişikliklere uğramış olsa da demokrasilerde olması gereken adil yarış parlamentoya yansımış mı bu kez kısaca ona bir göz atalım isterseniz. Tek parti iktidarının çok partili sisteme geçiş kararı adaletsiz çoğunluk sistemi ile olmuş, bu sistem özellikle 1950 seçiminden sonra iktidarlara aşırı bir sayısal çoğunluk getirmesi nedeniyle güç farkı oluşmuş, partilerin bu güç farkını kendilerine göre algılayıp muhalefeti neredeyse yok sayması sonucu ayrışmalar, kutuplaşmalar neticesinde 1960 darbesi ile son bulmuştu. 1961 Anayasası ile çoğunluk sistemi terk edilerek Çevre Barajlı d'Hont (2)  sistemi getirilmiş, çoğunluk sistemine göre kısmen adalet sağlanmıştı. 1965 seçimlerinde Milli Bakiye sistemi (2) uygulanmış, Millî bakiye veya ulusal artık nisbi temsil ile beraber kullanılan ve oyların mecliste en adil şekilde temsilini sağlayan seçim sistemi kabul edilmişti. 1969 seçimlerinden sonra demokrasimiz 1971 muhtırası ile yara almış,1973 ve 1977 seçimlerinden sonra ise 1980 yılında cumhurbaşkanının yüzlerce turda seçilememesi ve terör nedeniyle akan kanın durdurulması gerekçesiyle TSK yönetime el koymuştu. Sonuçlarının analizini herkesin kendi penceresinden yaptığını sanıyorum. 1982 Anayasası ile ülkede istikrar olması gerekçesiyle getirilen %10’luk antidemokratik baraj, seçim sisteminde yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. O yıldan sonra her iktidara aday olan seçimden önce barajın kaldırılacağı sözünü verse de seçimden sonra iktidarı ele geçirdiler mi ne yazık ki adaletten uzak antidemokratik barajdan diğer partilerin hakkını gasp ederek haksızca beslenmeye devam ettiler… Gelelim 2015 genel seçimlerine… YSK’nun açıkladığı geçici seçim sonuçlarına göre (3) : AKP %40.87 oy oranı ile 18.863.832 milyon oy alıp 258 milletvekili çıkarıyor... CHP %24.95 oy oranı ile 11.518.404 milyon oy alıp 132 milletvekili çıkarıyor... MHP %16.29 oy oranı ile  7.519.103 milyon oy alıp   80 milletvekili çıkarıyor... HDP %13.12 oy oranı ile  6.058.150 milyon oy alıp   80 milletvekili çıkarıyor...   Burada da bir adaletsizlik hemen göz çarpıyor. MHP, HDP’den 1.5 milyon oy fazla almasına rağmen sayısal olarak aynı rakamda kalıyorlar. İl bazında bazı illerde 120.000-130.000 oy ile 1 vekil seçilirken bazı illerde ise 25.000-30.000 oy ile 1 vekil seçilebilen ve partilere haksızca avantaj sağlayan bu adaletsiz seçim sisteminin düzeltilmesi gerekmiyor mu?   Sonuç olarak; barajın tamamen kaldırılması, partilerin aldıkları oyların parlamentoya adaletli bir şekilde yansıması için il bazında değil, siyasi partilerin parlamentoya adil yansıması için kullanılan geçerli oyların bir milletvekiline düşen oy sayısına göre ülke bazında hesaplanarak kabul edilen bir seçim sisteminin uygulanması…