ESKİ TÜFEK

ESKİ TÜFEK (99)

YAZAR : ŞÜKRÜ IRBIK

Asubay Tefrikası 6-9

05 Nis 2019
6963 kez
Yazan
 Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-9       Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm, Dokuzcu kısımını teşkil eden bu makâlemizde Bugün biz, biricik suâl soracağız!..     *  *  *  *  *             Devlet konusunda atamız Göklerin Oğlu, Sekizyüz sene evvelinden şöyle seslendi, bize; Dünyânın en büyük heykelinin üzerinden Moğolistan’ın uçsuz bucaksız bozkırına Amansız bir bakış fırtlatan Cihan Hükümdârı,     Askerlik konusunda ise şu üç nasihatı gönderdi, bize;     Bugünlerde ortalıkda külhan beyi gibi dolaşırken biz asubayları kasderek   “Arkadaşlar; subayı ve astsubayı ile biz, et ile tırnak gibiyiz”   Diyerek dübürden üfüren gebeşlerin kulakları çınlasın!..          *  *  *  *  *   “Tırnak” olup da subayların götünü kaşımaya benim hiç niyetim yok!..   Çünkü;   Asubay ben Şükrü IRBIK, ne "et"im ne de "tırnak."   "Et" kimdir?,   Sen, kime "tırnak" diyorsun, be dangalak?..        *  *  *  *  *    Kıymetli okuyanlar ve muhterem meslekdaşlarım!   Cengiz Han’ın dediği gibi;   Devlet silâh ile kurulur! Fakat kalem ve kânun ile idare edilir!   Atamızın bu harika sözünün mütemmim cüz’ü olmak üzere Biz de şöyle desek herhâlde münasip olur;   Devlet, kânûnu olduğu sürece yaşar!   Yeri gelmiş iken şu güzel sözü de söyleyelim de Maksadımız tam hâsıl olsun.   Asker; midesi üsdünde yürür,   Gitdiği yere kendi kânûnunu da götürür!   Dünyânın gelmiş geçmiş en büyük askeri olan bilge ve kahraman atamız Cengiz Han, Devlet ve askerlik konusunda sekiz asır evvelinden böyle dedi ve böyle yapdı!..   Peki, Cengiz Han’ın mirâsı üzerinden, Bilgelik taslayan devlet adamlarımız Ve kahramanlık devşiren subaylarımız Devlet ve askerlik konusunda bugüne kadar ne haltlar etmiş acap?     *  *  *  *  *     Zottirik Kenân’ın 12 Eylül subay darbesi ile peydahladığı 1982 Anayasası’nın ikinci cümlesi şöyle der;   “Türkiye Cumhuriyeti bir hukûk devletidir.”   İkinci Halifemiz Hz. Ömer (R.a)’in, “El âdl-ü esâs ül mülk” vecizinin üzerine inşâ edilmiş bir devletden bahsediyor bu cümle, zâhiren. Ȃdâlet üzerine inşâ edilen bir devletde Kânûnların da âdâlet (Anayasa) üzerine inşâ edilmesi icâb eder, değil mi? Ben Eski Tüfek de öyle olduğunu zannediyor idim. Bir gün dedim ki kendime... Askeriyemizin bugüne kadar meriyyete koyduğu temel idârî ve cezâ kânûnları da acap Anayasamıza göre mi inşâ edildi? İnşâ edilmediğini bugüne kadar defâlarca ve bizzat tecrübe ederek öğrenmiş idim aslında. Fakat Gene de yanılmak umudu ile bir dilekce yolladım, Millî Savunma Bakanlığımıza. Dedim ki Bakanımıza; Askeriyemizin temel idârî…

Asubay Tefrikası 6-8

02 Mar 2019
7720 kez
Yazan
 Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-8     Merdivenleri üçer beşer indiğimiz biz emekli asubayların şu âhir ömründe Gündelik yaşantımıza güzellik serpen, renk katan, tat veren şeyler vardır! Kimi zamân bir mekân, kimi zamân bir yiyecek, kimi zamân da sohbetdir, bunlar! Kısmetimizde var ise hani! Bâzen de üçü birden çıkıverir yolumuza…   2019 senesinin birinci ayı; günlerden, Perşembe 17… O gün, işde tam da böyle üçü bir yerde buluşdurdu, üçümüzü; Adalet Arayan, İnsiyatif ve Eski Tüfek. Tatlı bir mekân, bir kap tatlı sütlaç ve bol bol tatlı sohbet…. O gün orada sâdece kahvelerimiz acı idi…   İlk fırsatda buluşmak üzere üçümüz de aylar evvelinden kavilleşmiş idik! Kıymetli meslekdaşlarım Mehmet ÖZTÜRK ve Levent ULUCAN ile Sıhhiye’de, Ankara’nın o günkü dudak çatlatan soğuğuna inat, sıcak bir mekânda buluşduk!   Kısa bir hoşbeş fasılından sonra konumuz malûm, yerlerde sürünen astsubaylık idi… Sohbetin koyulaşdığı anlarda, tarçınlı sütlaçlarımızı kaşıklar iken de konumuz, gene astsubaylık idi. Su gibi bir lahzada akıp giden dört buçuk saatin sonunda kalkmaya karar verdiğimiz anda da Konumuz gene aynı idi…   Üçümüz için de çok faydalı bir buluşma olduğu tesbitine itiraz edenimiz olmadı. Tekrar buluşmak konusunda da sözleşdik! Buluşmanın sonunda zihnimizde kalan, birbirimizden aldığımız ilhâm ve ışıltılı fikirler idi…   O tatlı günden elimizde kalan ise Konuşduklarımızın şâhidi olan şu biricik resim!  Teşekkür ederim, İnsiyatif Levent ULUCAN; Yeri ve zamânı geldiğinde insiyatifi ele alırsınız inşallah!     Teşekkür ederim, Adalet Arayan Mehmet ÖZTÜRK; Aradığınız adâleti tezelden bulmanızı temenni ederim!..         *  *  *  *  *       “Subaylığa nakil edilmek şartı” ile 1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES’in 5802 sayılı kânun ile teşkil etdiği “astsubay” dedikleri askerlerin “Sicilen subaylığa terfi” etdirilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlarımızın;   Hem Başbakan Adnan MENDERES’i   Hem TBMM’yi   Hem de “astsubay” dedikleri biz köle askerleri nasıl kandırdığını,   Belgeleri ile isbat etdik!..       *  *  *  *  *     Tertipledikleri 926 sayılı darbe kânunu ile 27 Mayıs’ın karanlık suratlı darbeci subaylarının Astsubay dedikleri biz köle askerlerin “tahsilen subaylığa terfi” hakkını 1967 senesinde TBMM’de nasıl da hâince gasp etdiğini belgeleri ile isbat etdik!     *  *  *  *  *     Kara Ordumuzun “Gedikli Erbaş” ismini verdiği köle askerlere; 1910 senesinde Padişah Sultan Mahmud Reşad’ın Ve dahi 1927 senesinde ise Kurucu Reisicumhur ATATÜRK’ün verdiği, “İhtiyât zâbitliği ve ihtiyât askerî memurluğuna nakil hakkını” 5619 sayılı kânun ile 1950 senesinde, Kimlerin ve nasıl gasp etdiğini de belgeler ile ilk defâ olmak…
    Eski Tüfek Şükrü IRBIK’dan Millî Savunma Bakanı Hulusi AKAR’a Açık Mektup       KONU: Yedek Subay Asker Sınıfının Lağvedilmesi Hakkında.   İLGİ: (a) 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kânunu. (b) TBMM Tutanak Dergisi, Dönem: IX, Cilt: 24, Toplantı: 3, 106’ncı Birleşim, 10.VII.1953, Cuma.     Sayın Hulusi AKAR, Millî Savunma Bakanı   Bugün ordularımızda hâlen mevcut olan “yedek subaylık” hakkında yazdığım açık mektubumu, Cevâplamanız için aşağıda size gönderiyorum. Saygılarım ile Şükrü IRBIK     *  *  *  *  *               Kurucu Reisicumhurumuz ATATÜRK, 1927 senesinde bir kânun meriyyete koydu. Yedek subaylık hizmetini ihdâs ve tanzim eden bu kânunun ismi   İhtiyât Zâbitleri ve İhtiyât Askerî Memurları Kânûnu idi.   Aşağıda, bu kânunun birinci maddesini görüyorsunuz.        Birinci Madde; İhtiyat zabit ve ihtiyat memur sınıfı seferde muhtelif kadro boşluklarını doldurmak maksadile yapılmıştır.       1076 sayılı kânunun yukarıda gördüğünüz birinci maddesini izah etmeye zannederim ki hâcet yok!     *  *  *  *  *   Birinci Reisicumhurumuz ATATÜRK, 1927 senesinde bir kânun daha meriyyete koydu. Mükellef askerlik hizmetini ihdâs ve tanzim eden kânunun ismi Askerlik Mükellefiyeti Kânunu idi. Bu kânunun birinci maddesi şöyle diyor idi;       Askerlik Mükellefiyeti Kânunu   (Resmi Ceride ile neşir ve ilanı: 12, 17/VII/1927 – Sayı: 631: 635)     BİRİNCİ MADDE -  Türkiye Cümhuriyeti tebaası olan her erkek, işbu kânun mucibince askerlik yapmaya mecburdur.    Neferden zâbit vekiline (hariç) kadar olanlara efrad denir.        5802 sayılı Astsubay Kânununa göre; 1951 senesinden beri “astsubay” dediğimiz asker sınıfı, işde tam da bu târife uymakdadır. Netice itibârı ile; Bugün sizin “astsubay” dediğiniz asker kişiler aslında 1927 senesinden beri efrâd (erât)’dır.       *  *  *  *  *     Sayın AKAR,   Yukarıda sizin de gördüğünüz üzere bu kânun; Her erkek vatandaşın istisnasız olarak askerlik yapmasını emrediyor idi. Yeri gelmiş iken bir hakkı sâhibine teslim edelim!     ATATÜRK’ün yapdığı bu kânunu ilk delen kişiler; 1980 senesinin Cumhurbaşkanı emekli subay darbeci zottirik Kenan EVREN Ve dahi Başbakan darbeci paragöz Turgut ÖZAL’dır.       ATATÜRK’ün hazırladığı bu kânunun en önemli tarafı da şudur;   1927 senesi itibârı ile T.C Ordusunda iki sınıf asker var idi.      Yukarıda sizin de gördüğünüz üzere bu kânuna göre; “Mükellef” askeri saymaz isek şâyet 1927 senesinde ordumuzda sâdece  muvazzaf zâbit  (subay) var idi.   Askerlik Mükellefiyeti Kânununun Türk askerlik mesleğine getirdiği yeniliklerden birisi de Bu kânunun…

Asubay Tefrikası 6-7

08 Oca 2019
8337 kez
Yazan
  Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6-7       Ey muhtrem vatandaşlarım, Ey kıymetli meslekdaşlarım; İşitin bu sözlerimi!... Çünkü daha evvel hiçbir yerde duymadınız, görmediniz, okumadınız! Bugüne kadar da hiç kimse bilemedi ya da söyleyemedi bu hakikâti…     600 küsûr sene hüküm süren saltanât döneminde; Osmanlı devletinin avam (reaya) sınıfı, padişahlarımızın kulu, kölesi idi. Kendisinin “Zillullah-ı fi’l-arz” olduğuna inanan padişahımız “urun kellesini!” dedikde; Kelime-i şahâdet bile getiremeden o zavallı kulun kellesi hemen oracıkda urulur idi!..   Cumhuriyet idâresi başladıktan sonra Türk Milleti; ATATÜRK sâyesinde padişahın kulu-kölesi olmakdan kurtuldu.   Hâkimiyet, bilâ kayd ü şart milletin oldu! Millet; kendi akıbetine, kendi istikbâline sâhip çıkdı. Hür bir fert ve müstakil bir yurtdaş olarak T.C devletinin bütün haklarından eşit olarak istifâde etmeye başladı.   Fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür hâkim ve savcıları olan Cumhuriyet mahkemelerinde kendini müdafaa etmek hakkını elde etdi.   En düşük dereceden devlet hizmetine giren bir vatandaş, Anayasamızdan neşet eden “kendini geliştirme hakkını” kullandı.   Devletin  işcisi ve memuru olarak hem görevine devâm etdiler hem de aynı zamânda yüksek tahsil yapdılar. Örnek mi? Devletde memur olarak çalışmaya başlayan Abdüllatif ŞENER ve Bekir BOZDAĞ bunlardan sâdece ikisi. Devletde maaşlı imamlık yapar iken birincisi siyâset, ikinci hukuk okudu.   Bekci ise şâyet okudu ve polis olabildi. Hemşire ise şâyet okudu ve doktor olabildi. İmam ise şâyet okudu ve avukat oldu. Kaymakam, vâli olabildi. Amele ise şâyet okudu ve mühendis olabildi.   Bunları yaparken de kimseden himmet, merhamet dilenmedi.   Çevrenizdeki konu komşuya bakarsanız buna benzer örnekleri sizler de görebilirsiniz.   Fakat İnanması pek zor olsa da Cumhuriyet idâresine geçiş, “astsubay” denilen askerler üzerinde tam aksi yönde tesirler yapdı.   Osmanlı Ordusundaki haklarını “astsubaylar”, Cumhuriyet döneminde bir bir kaybetmeye başladılar.   İşde, şimdi okuyacağınız Asubay Tefrikası’nın 6 bölüm 7’nci kısımını teşkil eden bu makâlemizde inşallah   “Astsubay” denilen askerlerin ATATÜRK sonrası Cumhuriyetinde gasp edilen bir hakkından söz edeceğiz…   *  *  *  *  *   2016 senesine kadar ordumuzu sevk ve idâre eden Genelkurmay Başkanlığımızın bugün “astsubay” dediği askerleri; Deniz Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını burada belgeleri ile isbat etdik!   *  *  *  *  *   Hava Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını burada belgeleri ile isbat etdik!   *  *  *  *  *   Kara Kuvvetlerimizde nasıl kandırdığını da burada gene belgeleri ile isbat etdik!   *  *  *  *  *   “Subaylığa nakil edilmek şartı” ile 1951 senesinde Başbakan Adnan MENDERES’in 5802 sayılı kânun ile teşkil etdiği “astsubay” dedikleri askerlerin “Sicilen subaylığa terfi”…
        Eski Tüfek Şükrü IRBIK’dan Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ’a Açık Mektup   Prof.Dr. Sayın Ümit ÖZDAĞ,   Ben Şükrü IRBIK, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 31 sene Ve Sâhil Güvenlik Komutanlığında da 3 sene olmak üzere;   34 sene bilfiil hizmet etmiş Ve dahi 2011 senesinde de kendi isdeğim ile emekli olmuş bir asubayım.    "  1982 senesinde görevime ilk başladığım gün bana  “astsubay” demişler idi.    "  2011 senesinde emekli olduğum gün bana gene “astsubay” dediler.   Ümit Hocam siz;   Üniversite tahsilinden sonra okumaya devâm etdiniz, Anayasa’dan neşet eden “kendini gelişdirme” hakkınızı kullandınız, Ve dahi T.C. devletinin bir vatandaşı olarak sırası ile;   Araşdırma görevlisi   Asistan   Doktor   Doçent oldunuz!   Ve en son olarak da yaklaşık 20 senelik başarılı çalışmanız neticesinde   Hedefiniz olan “profesör” unvânını ihrâz etdiniz!..   Fakat aynı T.C devletinin başka bir vatandaşı olan ben Şükrü IRBIK ise; Görevime "astsubay" olarak başladım.        Ve dahi   "Astsubay" olarak 30 sene çalışdıkdan sonra gene "astsubay" olarak bitirdim!    Ümit hocam siz, lisans sahibi olmak için 4 sene okudunuz.   Ben Şükrü IRBIK ise asubay olmak için 4 sene okudum.   Anayasa'nın emrine rağmen, Genekurmay Başkanları biz asubaylara yüksek tahsili yasak etdiğinden dolayı Görevde iken kazandığım Ankara Üniversitesine kayıt bile yapdıramadım. Bu cümlenin üzerini tıklar iseniz şâyet 1987 ÖSYS Sonuç Belgemi görebilirsiniz!   Sizin anlayacağınız kelimeler ile söyleyeyim hocam;   “Astsubay” unvânı ile tam 30 sene çalışmışım,    Fakat 30 senede bir arpa boyu dahi yol gidememişim!.. *  *  *  *  *   Emekli olduğum günden bu yana askerlik konusunda, Bâhusus cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” denilen asker sınıfının târihi hakkında makâle yazıyorum. Ve dahi yazdığım makâlelerimi de emekliassubaylar.org isimli mecrâdaki Eski Tüfek'de neşrediyorum.     Bu köşemde bugüne kadar neşrediğim doksan küsur makâlemde ortaya çıkartdığım “resmî yalanların” ve “kânunsuzlukların” hiçbirisini Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı tekzip edemedi. Edemez de!.. Çünkü bu makâlelerimi kimsenin inkâr dahi edemeyeceği belgelere müsteniden yazdım.    Bugün size hitâben yazdığım bu makâlem için de durum aynıdır.   Yazdıklarımın bir kelimesinin bile yanlış olduğunu hiç kimse iddia edemez!..   Çünkü hocam;   Burada sarf etdiğim her kelime, her cümle, her ifâde doğrunun ta kendisidir.     Ümit Hocam,   Genelkurmay Başkanlığımızın “astsubay” olarak tesmiye etdiği Ve dahi Sizin de “assubay” dediğiniz asker kişiler hakkında Yeniçağ gazetesindeki köşenizde 18 Ekim 2013 Perşembe günü neşretdiğiniz “Dünya Assubaylar Günü ve Assubaylar” isimli makâlenizi okumuş idim.      Bu makâleniz hakkındaki şahsî fikrimi de…

Asubay Tefrikası 6-6

19 Eyl 2018
9215 kez
Yazan
        Temiz iş 6 ayda olur, evlat! der idi, rahmetli Hacı Süleyman dedem! Hakikâten pek hasiyetli, pek hikmetli bir darbımesel imiş meğerse!..   Asubay Tefrikası 6’nın beşinci kısmını 12 Şubat 2018 Pazartesi günü Eski Tüfek’de yayınlamış idik. Mütemmim ve müteakip kısım olan Asubay Tefrikası 6-6’yı da Mart ayında yayınlamayı tasarlamış idim! Fakat olmadı bir türlü. Harcıâlem cinsinden yerli dizi değil ki bu, hergün beş bölüm birden üfürüverelim. Yüce Allah’ın konuşmayı değil de okumayı emretmesinde, anlayanlar için elbetde sayısız hikmet vardır.  Bu sebepden dolayı mukaddes kitabımızda müminlere rabbimiz, şöyle seslenir; (Seni yaradan rabbinin adı ile) “oku!” Allah’ın bu emirinden aldığım ilham ile yazdığım bu makâle temiz bir iş oldu mu, olmadı mı, onu siz okuyanlar söylesin gayrı! Lâkin, cennet mekân Hacı Süleyman dedemin dediği ayniyle vâki oldu.   Devlet ihâlelerinden yemlenmek, ballı ve fakat harâm lokmalar yutmak için Hem de 22 bin liralık vekil maaşını cebe indirmek için erkeğinden-dişisinden siyâsetci sürüsünün meydânlarda biteviye höykürüp çemkirmesi, Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini “sözde” seçdiğimiz 24 Haziran çifte seçimi, Bu çifte seçimde döndürülen binbir türlü dolaplar ve fırıldaklar, Akabinde yeni hükümetin teşkil edilmesi ve bakanlık koltuklarının paypaylanması, "Dereyi geçerken at değişdirilmez!" diyecek kadar aklı olan siyâsetcilerin esdirdiği şâibe rüzgârı ile yelkenlerini şişirmeyi beceren Orgeneral Hulusi AKAR’ın Genelkurmay Başkanlığından Millî Savunma Bakanlığına “yatay” terfi etdirilmesi, “Fakir pirzolası” olan "soğan-patates" ikilisinin pazarcı tezgâhında 6 liradan müşderiye sırıtması, Al takke-ver külâh, doldur-boşalt, akşam indir-sabah bindir faslından sonra TL’yi ezip geçen Coni Dolarının 3 liradan 7 liraya fırlaması, Sanki düğün yapacak imişiz gibi iki bayram arası yazı yazılmaz hurâfesine saplanıp kalış, Yaz geldi, bez yandı, gız gitdi, duz bitdi, pek sıcak oldu mızırdanmaları meyânında;   Asubay Tefrikası’nın altıncı bölüm altıncı kısmını terkip eden bu makâleyi de ben Şükrü IRBIK, 6 ayda ancak tertip edebildim.   Yayınlamaya hazırlandığım günün sonunda bilgisayarımızın HDD’si bozuldu. Ekrânı o meşhur mâvi renk kaplayıverdi. Onca emek ile tam 6 ayda hazırladığım bu makâlem ve bilgisayarımdaki diğer bütün bilgiler bir anda kayboldu. Bilgileri kurtaracak birisini bulmak için Ankara kazan ben kepçe, tam 1 ay boyunca çalmadığım kapı kalmadı. Artık herşey bitdi der iken çökmüş HDD’mize hayât öpücüğü verecek “alaylı” bir vatandaş çıkdı karşıma! Bir tarafdan yetenekli insan ihrâç eder iken diğer tarafdan sap geveleyip saman ithâl eden bir siyâsî iktidâr yüzünden HDD imâl eden bir ülke olmadığımıza şaşırmıyor idim. Fakat tamâmen çökmüş bir HDD’nin içindeki bilgileri kurtaracak kadar cin fikirli insanları olan bir ülke olduğumuzu gördüğüme hem çok şaşırdım hem de çok sevindim. Demek ki vatandaşımız, kendisini…

Asubay Tefrikası 6-5

12 Şub 2018
5278 kez
Yazan
Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6—5—         Gel vatandaş, gel! Dünyânın başka hiçbir memleketinde göremezsin böylesini... Aldatmanın en alçak ve en ahlâksızı; kandırmanın en kalleşi bu tefrikada...   “Tâlihsiz kuvvet” cenderme’de,   Karada,   Denizde   Ve   Havada,   En çok aldatılan, en çok sömürülen ve hakları en çok gasp edilen vatandaş zümresi,   Bu memleket ordusunun “köle askerleri” olan “asubaylardır.”    Yazması sünnet, okuması farz; bunu böyle bilesiniz! Sünnete râzı olan  Eski Tüfek;  gündüzünü gecesine eş eyledi ve yazdı! Okuması da siz muhterem karilerin üzerine farz oluyor gayrı!   *  *  *  *  *       Hayât;   İleri doğru bakılarak tanzim edilir,   Günün koşullarına bakılarak yaşanır,    Fakat ve ancak geriye bakılarak anlaşılır!     *  *  *  *  *   Asubay dedikleri köle askerleri “kandırmak” ve “aldatmak” için yapdıkları şerefsizliği anlamak için Asubay Tefrikası ismi ile Eski Tüfek’de neşretdiğimiz evvelki bölümlerde bugüne kadar yapdığımız gibi Bugün de gene öyle yapacağız, inşallah!  Çünkü; Bugün biz asubayları mahkûm etdikleri insanlık dışı ve aşağılık koşulları; Kimlerin, Ne zamân, Nasıl, Ne maksat ile tertiplediğini anlamak isdiyor isek şâyet,         Ki isdiyoruz, Geriye bakmaya mecburuz!   *  *  *  *  *   Usta Katır, Sırtındaki Yükü Atmasını Bilir!.. Teşbihde hatâ câizdir; Genelkurmay Başkanları da tıpkı usta katır misâli 1951 senesinden beri sırtında taşıdığı “astsubayları subaylığa nakletmek” yükünü, Usta “kumpaslar” ile sırtından atmasını öyle bilmişler ki! Duyanlara dodak ısırtacak cinsden. Helâl olsun vallahi...   1951 senesinde başlayıp     1961 senesine kadar geçip giden 10 senede     Genelkurmay Başkanlığı  — Millî Savunma Bakanlığı — TBMM üçgeninde çevirilen kumpasları seyreylemek için Apaz dolusu para verip de akabinde tiyatroya kadar taban tepmenize lüzum yok!   Çünkü; Kitapsız yazar ben Şükrü IRBIK bu kumpaslar tiyatrosunu;   Hem yazdım, Hem de Eski Tüfek’de oynatdım.   Seyreylemek için sizin de yapmanız gereken biricik şey var; Beleşinden okumak!   *  *  *  *  *   Memleketimizde Demirgırat Partisinin iktidâr borusunu aşk ve şevk ile üfürdüğü Ve dahi Adnan MENDERES ve Celal BAYAR ikilisinin “Türkiye’yi küçük Amerika yapmak” için yarışdığı günlerde;              Milletimize Amerikan savaş artığı vita margarin yağını yedirmek için cennet meyvesi zeytin ağaçlarını önce vahşice kesdiğimiz sonra da oturup arkasından yakdığımız "zeytin yağlı yiyemem amman, basma da fisdan giyemem amman" türküsünü de Nurettin SARISÖZEN'e çığırtdığımız,   Amerikan süt tozundan imâl süt ve Amerikan unundan mâmûl pasdanın ilkokul bebelerine güyâ beleşinden dağıtıldığı,   Sümerbank imâli beş çift postal fiyatına hergele meydânında peynir ekmek gibi satılan “Ruzvelt” ismini verdiğimiz Coni eskisi…

Çünkü Asubay!

21 Ara 2017
5214 kez
Yazan
       Çünkü Asubay SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ         Türkiye Cümhuriyeti Ordusunda   Bizlerin  Assubay  veya  Astsubay   olarak bildiği kelime hakkında   Bugün burada son sözü söyleyeceğiz, inşallah!       Assubay  mı diyorsunuz?   Sahtekâr zâbit Kâzım’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!       Astsubay  diyor iseniz şâyet,   Bu kez de sahtekâr subay Rifat’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!     Assubay  değil ise     Astsubay  da değil ise  Peki, nedir bu kelimenin aslı kökü acap?  Bugün, hak zuhûr edecek  Ve dahi   Bâtıl, burada zâil olacak, evvel Allah!       Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?       Yerimiz dar, vakdimiz sınırlı!   Haydi, buyurun öyle ise...    *  *  *  *  *      SENE: 1926      Türkiye Cümhuriyeti Ordusu zâbitan heyetinin   Arapca ve Farsca  olan rütbe isimleri aşağıdaki gibi idi.        *  *  *  *  *      SENE: 1934      Birinci Reisicumhur ATATÜRK,  Arapca  ve  Farsca  olan asker rütbe isimlerinin Türkceleşdirilmesini emretdi.     Hazırladığı kânun teklifine TBMM,   Aşağıda gördüğünüz üçüncü maddeyi ekledi.        *  *  *  *  *     SENE: 1935     Arapca  ve  Farsca  menşeli olan asker rütbe isimlerine "Öz Türkce" karşılık türetmek için kolları sıvayan İcrâ Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu),  Hazırladığı Kânun taslağını Reisicumhur ATATÜRK’e arz etdi.     Reisicumhur ATATÜRK;    Astsubay  şeklinde hazırlanıp kendisine arz edilen  rütbe ismini    Bizzat kendisi  Asubay  şeklinde tâdil etdi.       Bu tâdili de aşağıda gördüğünüz üzere şiir gibi izah etdi.         *  *  *  *  *       SENE: 1935      T.C. Büyük Erkânıharbiye Reisliği “Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları” isimli kitabı neşretdi.    Bu kitabın içine ekledikleri tamimler ile Devlet dâireleri; Asker rütbe isimleri ve bâzı askerî terimlerin Bu kitapda yer alan  Öz Türkcelerinin  kullanılmasını emretdi.   19 Şubat 935: Büyük  Erkânıharbiye  Reisi Mareşal Fevzi ÇAKMAK 19 Şubat 935: Büyük  Erkânıharbiye  Reisliği 17/11/935-İstanbul: Türk Dili Tetkik Cemiyeti (T.D.T.C) Başkanı Saffet ARIKAN Başvekil İsmet İNÖNÜ        Bu kitapdaki;   " Asubay " kelimesinin “ zâbit vekilliği ” ( asteğmen ) anlamına geldiğine, Ve dahi bize bugün; “ Üstçavuş ” olarak yutdurulan kelimenin aslının “ üsçavuş ”,   Hemen yukarıdaki çerçevede gördüğünüz üzere, "asteğmen" olarak bildiğimiz kelimenin de o vakitde gene " asteğmen " olduğuna lutfen dikkat ediniz.     Aynı çalışma kapsamında Birinci Reisicumhur ATATÜRK;   “ Erkânıharbiyei Umumiye ” olan askerî tâbiri de " Genelkurmay ” olarak tâdil etdi.     Tam bir sûretini ben temin etdim. Fakat  Büyük Erkânıharbiye Matbaasında basdığı bu kitabın bugün itibârı ile bir nüshasının Genelkurmay Başkanlığının kendi kütüphânesinde bile olduğunu zannetmiyorum.…

Asubay Tefrikası 6-4

29 Kas 2017
3912 kez
Yazan
Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -6-4-         Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının “Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm birinci kısımında; “Asubay” dedikleri biz “ortada sandık” askerlerin Ve dahi Asubaylık sınıfının özlük hakları” konusunda; “İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B, “Temsil makâmı” olan TEMAD, Ve dahi Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre, Asubayların taleplerinin neler olduğunu gördük!   *  *  *  *  *   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında; Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “köle” asker sınıfının Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli maksadını fâş eyledik!   Meğerse bahriye zâbitân heyetimizin kendileri “ gemi güvertesinde öte beri göt gezdirsin ” diye Donanmamızda “gedikli” (asubay) olarak tesmiye etdikleri “ ortada sandık ” asker sınıfını teşkil etmişler!..   *  *  *  *  *   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, üçüncü kısımında; “Astsubay” denilen ve dahi seferde “hizmet eri” olan asker sınıfının Hava Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin kan dondurucu maksadını öğrendik!     Daha kısa sürede eğitildiğimiz için Daha ucuza "mâl” olduğumuz için Ve en korkuncu da Beyaz zâbitin yerine ölmemiz için, Biz Küçük zâbitânı pilot yapmışlar!     Pilot olduğumuz için;    Biz  küçük zâbitân  zannediyor idik kendimizi “ makbûl ”,    Meğerse olmuşuz beyaz zâbitânın yerine biz “ maktûl."     *  *  *  *  *   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin şimdi okuyacağınız altıncı bölüm, dördüncü kısımında ise;     Akabinde de; Berrî (Kara) küçük zabitliğin (Asubaylığın) M.Ö bilmem kaç senesinde teşkil edildiğini söyleyen lâhanacı bosdan danası târihcilerin Bu ısmarlama ezberini külliyen ve ebediyyen bozacağız, inşallah!    *  *  *  *  *       Ey, Çadırcı! İçdiğin şarap, sevdiğin güzel idi. Gitdin câmiye, niyetin kilim aşırmak idi! Lâkin, dilinden dökülen hiçbir kelâm yalan, Sen de yalancı değil idin be!..   Senin garbî komşu memleketdeki her boku bilen kerizci beyaz zâbitân Ve dahi bu beyaz zâbitânın kuyruğuna takılan küçük beyinli küçük zâbitân Bak, Allah aşkına! Ne yalanlar üfürmüşler!   *  *  *  *  *   Berrî (Kara) Ordumuzda küçük zâbitliğin (asubaylığın) teşkil edilmesine kalem batırmadan evvel Bu köle asker sınıfının târihcesi hakkında bir iki kelâm edelim. Târihcesine bakdığımızda Bugün Kara Harp Okulu ismi ile bildiğimiz okulun kuruluş senesinin belli olduğunu görüyoruz. Nasıl olmuş ise olmuş, Kara Harp Okulumuz gökden zembille inmiş de! Babalarının minderi kendinden yaylı fayton koltuğuna “cup” diye oturur gibi 1834 senesinde “şıp” diye “kurulmuş!”     *  *  *  *  *   Amma ve lâkin Kara Asubay Okulunun târihi söz konusu olunca Kerâmeti kendinden…

Asubay Tefrikası 6-3

24 Eki 2017
2806 kez
Yazan
    Ey Çadırcı! Söyle bana; Şu serviyle süsen niye dillere desdân? Niye hep onlara benzetilir hür insan? Birinin on dili var, boşboğazlık etmez, Ötekinin yüz eli var, el açmaz ondan!   *  *  *  *  *   Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının “Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, birinci kısımında; Asubayların özlük hakları konusunda; “İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ile M.S.B, “Temsil makâmı” olan TEMAD, Ve dahi Meselenin asıl muhatabı emekli ve muvazzaflarının gündemine göre, Asubay taleplerinin neler olduğunu gördük.   *  *  *  *  *   Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında; Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfının Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli ve sinsi maksadını fâş eyledik! Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa, “Gedikli” diye tesmiye etdiği bu “ortada sandık” sınıfı 1890 senesinde bahriyemizde niye teşkil etmiş idi? Kazancı, çarkcı, ateşci, elektrikci, torpidocu gibi can tehlikesi olan ve insan sağlığına son derece zararlı bu meslekleri; “Zâbit” değil Ve fakat “zâbitden başka” Ve "Zâbit"den çok daha ucuza çalışdırılacak “başka bir asker sınıfı” yapacak Hem de tıpkı “müebbet kürek mahkûmları” gibi, bu tehlikeli meslekleri, ömür boyu yapacaklar Ve dahi Bu tehlikeli  meslekleri, ömür boyu yapar iken de “Zâbitin” yerine “gedikli" ölecek idi. Bahriye zâbitân heyetimiz; 1890 senesinden evvel, zâten "gemi güvertesinde göt gezdiriyor" idi, “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ile, 1890 senesinden sonra da "gemi güvertesinde göt gezdirmeye" devâm edecek idi.   *  *  *  *  *   Altıncı bölümün şu anda okuduğunuz üçüncü kısımında;       Üç vakde kadar neşredeceğimiz dördüncü kısmında ise inşallah, “Astsubay” sınıfının Kara Ordumuzda teşkil edilmesinin dehşet verici sebebini ifşâ edeceğiz!   *  *  *  *  *   Başbakanlıkda memur bir arkadaşım ile ferhande sohbet ederken kendisinden işitdim! Rahmetli dedesi şöyle der imiş; “Kendi gelen, zemzem olur!” Kendimiz düşündük, Kendimiz araşdırdık, Kendimiz yazdık, çizdik! Sonra da Buralara kadar kendimiz geldik! Yukarıdaki vecizin hükmü icâbı size de artık Kendiliğinden gelen bu makâlemizi “zemzem” niyetine "içmek" kalıyor!..   *  *  *  *  *   Bilgelik çadırları dokudun mu? Dokudun! Dert potasında yandın, kül oldun mu? Oldun! Bir pula satdılar mı seni, kader çarşısında? Satdılar! Ölüm cellâdı geldi, boynunu vurdu mu? Vurdu!  Peki, sana kötü diyen var mı şu dünyâda? Var! Aldırma be Hayyâm; sana kötü diyen, kendi hâline yansın!.. Çünkü; Dünyâ üç beş bilgisizin elinde; Onlarca her bilgi kendilerinde. Üzülme; eşşek, eşşeği beğenir: Hayır var, sana “kötü” demelerinde.     *  * …