ESKİ TÜFEK

ESKİ TÜFEK (93)

YAZAR : ŞÜKRÜ IRBIK

Asubay Tefrikası -6-5

12 Şub 2018
2621 kez
Yazan
Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar 6—5—   Gel vatandaş, gel! Dünyânın başka hiçbir memleketinde göremezsin böylesini... Aldatmanın en alçak ve en ahlâksızı; kandırmanın en kalleşi bu tefrikada... “Tâlihsiz kuvvet” cenderme’de, Karada, Denizde Ve Havada, En çok aldatılan, en çok sömürülen ve hakları en çok gasp edilen vatandaş zümresi, Bu memleket ordusunun “köle askerleri” olan “asubaylardır.”  Yazması sünnet, okuması farz; bunu böyle bilesiniz! Sünnete râzı olan  Eski Tüfek;  gündüzünü gecesine eş eyledi ve yazdı! Okuması da siz muhterem karilerin üzerine farz oluyor gayrı!   *  *  *  *  *   Hayât; İleri doğru bakılarak tanzim edilir, Günün koşullarına bakılarak yaşanır,  Fakat ve ancak geriye bakılarak anlaşılır!   *  *  *  *  * Asubay dedikleri köle askerleri “kandırmak” ve “aldatmak” için yapdıkları şerefsizliği anlamak için Asubay Tefrikası ismi ile Eski Tüfek’de neşretdiğimiz evvelki bölümlerde bugüne kadar yapdığımız gibi Bugün de gene öyle yapacağız, inşallah!  Çünkü; Bugün biz asubayları mahkûm etdikleri insanlık dışı ve aşağılık koşulları; Kimlerin, Ne zamân, Nasıl, Ne maksat ile tertiplediğini anlamak isdiyor isek şâyet,          Ki isdiyoruz, Geriye bakmaya mecburuz!   *  *  *  *  * Usta Katır, Sırtındaki Yükü Atmasını Bilir!.. Teşbihde hatâ câizdir; Genelkurmay Başkanları da tıpkı usta katır misâli 1951 senesinden beri sırtında taşıdığı “astsubayları subaylığa nakletmek” yükünü, Usta “kumpaslar” ile sırtından atmasını öyle bilmişler ki! Duyanlara dodak ısırtacak cinsden. Helâl olsun vallahi... 1951 senesinde başlayıp 1961 senesine kadar geçip giden 10 senede Genelkurmay Başkanlığı  — Millî Savunma Bakanlığı — TBMM üçgeninde çevirilen kumpasları seyreylemek için Apaz dolusu para verip de akabinde tiyatroya kadar taban tepmenize lüzum yok! Çünkü; Kitapsız yazar ben Şükrü IRBIK bu kumpaslar tiyatrosunu;  Hem yazdım, Hem de Eski Tüfek’de oynatdım. Seyreylemek için sizin de yapmanız gereken biricik şey var; Beleşinden okumak! *  *  *  *  * Memleketimizde Demirgırat Partisinin iktidâr borusunu aşk ve şevk ile üfürdüğü Ve dahi Adnan MENDERES ve Celal BAYAR ikilisinin “Türkiye’yi küçük Amerika yapmak” için yarışdığı günlerde; Milletimize Amerikan savaş artığı vita margarin yağını yedirmek için cennet meyvesi zeytin ağaçlarını önce vahşice kesdiğimiz sonra da oturup arkasından yakdığımız "zeytin yağlı yiyemem amman, basma da fisdan giyemem amman" türküsünü de Nurettin SARISÖZEN'e çığırtdığımız, Amerikan süt tozundan imâl süt ve Amerikan unundan mâmûl pasdanın ilkokul bebelerine güyâ beleşinden dağıtıldığı, Sümerbank imâli beş çift postal fiyatına hergele meydânında peynir ekmek gibi satılan “Ruzvelt” ismini verdiğimiz Coni eskisi Amerikan postalını ayağımıza giymek için can atdığımız, Mehmetciğimizin canı ve kanının günlüğü sâdece 23 cent’e Amerika’ya satıldığı, Genelkurmay Başkanı olmuş tümen kumandanı subayımızın, “Amerikalı çavuşa parkasını giydirdiği”, Eli, kolu, bacağı kopmuş Mehmetciğimizin de kendisini mayın tarlasına…

Çünkü Asubay!

21 Ara 2017
2676 kez
Yazan
        Çünkü Asubay   SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ         Türkiye Cümhuriyeti Ordusunda   Bizlerin  Assubay  veya  Astsubay   olarak bildiği kelime hakkında   Bugün burada son sözü söyleyeceğiz, inşallah!     Assubay  mı diyorsunuz?   Sahtekâr zâbit Kâzım’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!     Astsubay  diyor iseniz şâyet,   Bu kez de sahtekâr subay Rifat’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!     Assubay  değil ise     Astsubay  da değil ise  Peki, nedir bu kelimenin aslı kökü acap?  Bugün, hak zuhûr edecek  Ve dahi   Bâtıl, burada zâil olacak, evvel Allah!       Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?       Yerimiz dar, vakdimiz sınırlı!   Haydi, buyurun öyle ise...    *  *  *  *  *      SENE: 1926      Türkiye Cümhuriyeti Ordusu zâbitan heyetinin   Arapca ve Farsca  olan rütbe isimleri aşağıdaki gibi idi.        *  *  *  *  *      SENE: 1934      Birinci Reisicumhur ATATÜRK,  Arapca  ve  Farsca  olan asker rütbe isimlerinin Türkceleşdirilmesini emretdi.  Hazırladığı kânun teklifine TBMM, Aşağıda gördüğünüz üçüncü maddeyi ekledi.       *  *  *  *  *      SENE: 1935     Arapca  ve  Farsca  menşeli olan asker rütbe isimlerine "Öz Türkce" karşılık türetmek için kolları sıvayan İcrâ Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu),  Hazırladığı Kânun taslağını Reisicumhur ATATÜRK’e arz etdi. Reisicumhur ATATÜRK;  Astsubay  şeklinde hazırlanıp kendisine arz edilen  rütbe ismini    Bizzat kendisi  Asubay  şeklinde tâdil etdi.     Bu tâdili de aşağıda gördüğünüz üzere şiir gibi izah etdi.         *  *  *  *  *      SENE: 1935      T.C. Büyük Erkânıharbiye Reisliği “Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları” isimli kitabı neşretdi.  Bu kitabın içine ekledikleri tamimler ile Devlet dâireleri; Asker rütbe isimleri ve bâzı askerî terimlerin Bu kitapda yer alan  Öz Türkcelerinin  kullanılmasını emretdi.   19 Şubat 935: Büyük  Erkânıharbiye  Reisi Mareşal Fevzi ÇAKMAK 19 Şubat 935: Büyük  Erkânıharbiye  Reisliği 17/11/935-İstanbul: Türk Dili Tetkik Cemiyeti (T.D.T.C) Başkanı Saffet ARIKAN Başvekil İsmet İNÖNÜ                  Bu kitapdaki; " Asubay " kelimesinin “ zâbit vekilliği ” ( asteğmen ) anlamına geldiğine, Ve dahi bize bugün; “ Üstçavuş ” olarak yutdurulan kelimenin aslının “ üsçavuş ”,   Hemen yukarıdaki çerçevede gördüğünüz üzere, "asteğmen" olarak bildiğimiz kelimenin de o vakitde gene " asteğmen " olduğuna lutfen dikkat ediniz.   Aynı çalışma kapsamında Birinci Reisicumhur ATATÜRK; “ Erkânıharbiyei Umumiye ” olan askerî tâbiri de " Genelkurmay ” olarak tâdil etdi.     Tam bir sûretini ben temin etdim. Fakat  Büyük Erkânıharbiye Matbaasında basdığı bu kitabın bugün itibârı ile bir nüshasının Genelkurmay Başkanlığının kendi kütüphânesinde bile olduğunu zannetmiyorum.   Neşredildiği 1935 senesinden…

Asubay Tefrikası -6-4

29 Kas 2017
2572 kez
Yazan
Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -6-4-   Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının “Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm birinci kısımında; “Asubay” dedikleri biz “ortada sandık” askerlerin Ve dahi Asubaylık sınıfının özlük hakları” konusunda; “İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B, “Temsil makâmı” olan TEMAD, Ve dahi Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre, Asubayların taleplerinin neler olduğunu gördük! *  *  *  *  * Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında; Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “köle” asker sınıfının Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli maksadını fâş eyledik! Meğerse bahriye zâbitân heyetimizin kendileri “ gemi güvertesinde öte beri göt gezdirsin ” diye Donanmamızda “gedikli” (asubay) olarak tesmiye etdikleri “ ortada sandık ” asker sınıfını teşkil etmişler!..   *  *  *  *  * Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, üçüncü kısımında; “Astsubay” denilen ve dahi seferde “hizmet eri” olan asker sınıfının Hava Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin kan dondurucu maksadını öğrendik! Daha kısa sürede eğitildiğimiz için Daha ucuza "mâl” olduğumuz için Ve en korkuncu da Beyaz zâbitin yerine ölmemiz için, Biz Küçük zâbitânı pilot yapmışlar!   Pilot olduğumuz için; Biz  küçük zâbitân  zannediyor idik kendimizi “ makbûl ”,    Meğerse olmuşuz beyaz zâbitânın yerine biz “ maktûl."     *  *  *  *  * Asubay Tefrikası isimli makâlemizin şimdi okuyacağınız altıncı bölüm, dördüncü kısımında ise;     Akabinde de; Berrî (Kara) küçük zabitliğin (Asubay) M.Ö bilmem kaç senesinde teşkil edildiğini söyleyen lâhanacı bosdan danası târihcilerin Bu ısmarlama ezberini külliyen ve ebediyyen bozacağız, inşallah!    *  *  *  *  * Ey, Çadırcı! İçdiğin şarap, sevdiğin güzel idi. Gitdin câmiye, niyetin kilim aşırmak idi! Lâkin, dilinden dökülen hiçbir kelâm yalan, Sen de yalancı değil idin be!.. Senin garbî komşu memleketdeki her boku bilen kerizci beyaz zâbitân Ve dahi bu beyaz zâbitânın kuyruğuna takılan küçük beyinli küçük zâbitân Bak, Allah aşkına! Ne yalanlar üfürmüşler! *  *  *  *  * Berrî (Kara) Ordumuzda küçük zâbitliğin (asubaylığın) teşkil edilmesine kalem batırmadan evvel Bu köle asker sınıfının târihcesi hakkında bir iki kelâm edelim. Târihcesine bakdığımızda Bugün Kara Harp Okulu ismi ile bildiğimiz okulun kuruluş senesinin belli olduğunu görüyoruz. Nasıl olmuş ise olmuş, Kara Harp Okulumuz gökden zembille inmiş de! Babalarının minderi kendinden yaylı fayton koltuğuna “cup” diye oturur gibi 1834 senesinde “şıp” diye “kurulmuş!”  *  *  *  *  * Amma ve lâkin Kara Asubay Okulunun târihi söz konusu olunca Kerâmeti kendinden menkul borazancıbaşılar hoşafın yağına buz tutdurmuşlar! Kara Kuvvetleri EDOK Komutanlığının 2009 senesinde neşretdiği kitaba, öyle bokdan şeyler yazmışlar ki! Mesnetsiz, asılsız…

Asubay Tefrikası -6-3

24 Eki 2017
1481 kez
Yazan
Ey Çadırcı! Söyle bana; Şu serviyle süsen niye dillere desdân? Niye hep onlara benzetilir hür insan? Birinin on dili var, boşboğazlık etmez, Ötekinin yüz eli var, el açmaz ondan! *  *  *  *  * Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının “Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, birinci kısımında; Asubayların özlük hakları konusunda; “İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ile M.S.B, “Temsil makâmı” olan TEMAD, Ve dahi Meselenin asıl muhatabı emekli ve muvazzaflarının gündemine göre, Asubay taleplerinin neler olduğunu gördük. *  *  *  *  * Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, ikinci kısımında; Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfının Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli ve sinsi maksadını fâş eyledik! Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa, “Gedikli” diye tesmiye etdiği bu “ortada sandık” sınıfı 1890 senesinde bahriyemizde niye teşkil etmiş idi? Kazancı, çarkcı, ateşci, elektrikci, torpidocu gibi can tehlikesi olan ve insan sağlığına son derece zararlı bu meslekleri; “Zâbit” değil Ve fakat “zâbitden başka” Ve "Zâbit"den çok daha ucuza çalışdırılacak “başka bir asker sınıfı” yapacak Hem de tıpkı “müebbet kürek mahkûmları” gibi, bu tehlikeli meslekleri, ömür boyu yapacaklar Ve dahi Bu tehlikeli  meslekleri, ömür boyu yapar iken de “Zâbitin” yerine “gedikli" ölecek idi. Bahriye zâbitân heyetimiz; 1890 senesinden evvel, zâten "gemi güvertesinde göt gezdiriyor" idi, “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ile, 1890 senesinden sonra da "gemi güvertesinde göt gezdirmeye" devâm edecek idi. *  *  *  *  * Altıncı bölümün şu anda okuduğunuz üçüncü kısımında;   Üç vakde kadar neşredeceğimiz dördüncü kısmında ise inşallah, “Astsubay” sınıfının Kara Ordumuzda teşkil edilmesinin dehşet verici sebebini ifşâ edeceğiz! *  *  *  *  * Başbakanlıkda memur bir arkadaşım ile ferhande sohbet ederken kendisinden işitdim! Rahmetli dedesi şöyle der imiş; “Kendi gelen, zemzem olur!” Kendimiz düşündük, Kendimiz araşdırdık, Kendimiz yazdık, çizdik! Sonra da Buralara kadar kendimiz geldik! Yukarıdaki vecizin hükmü icâbı size de artık Kendiliğinden gelen bu makâlemizi “zemzem” niyetine "içmek" kalıyor!.. *  *  *  *  * Bilgelik çadırları dokudun mu? Dokudun! Dert potasında yandın, kül oldun mu? Oldun! Bir pula satdılar mı seni, kader çarşısında? Satdılar! Ölüm cellâdı geldi, boynunu vurdu mu? Vurdu!  Peki, sana kötü diyen var mı şu dünyâda? Var! Aldırma be Hayyâm; sana kötü diyen, kendi hâline yansın!.. Çünkü; Dünyâ üç beş bilgisizin elinde; Onlarca her bilgi kendilerinde. Üzülme; eşşek, eşşeği beğenir: Hayır var, sana “kötü” demelerinde. *  *  *  *  * Bildiğiniz üzere Hava Kuvvetlerimiz, ilk üç kuvvet içinde en genç olanı... Kuruluş târihi…

Asubay Tefrikası -6-2

11 Eki 2017
2535 kez
Yazan
  Asubay Tefrikası -6-‘nın birinci kısmını teşkil eden makâlemiz ile; Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının kimler olduğuna dâir Epeyi bilgi edinmiş idiniz. Lâkin, Kırmızı buğday niyetine tarladan değil fakat Dağarımızdan binbir emek ile derleyip de İrili ufaklı binlerce kelimeyi sabır değirmeninde şevk ile un eyleyerek Bunca zamândan beri sinemde biriken ter ile yoğurdukdan sonra Ekşi mayalı, mis kokulu çıtır ekmekler pişirip Agaya beleş! düsturu ile kapınıza kadar bilâ ücret ulaşdırsak da Varın, siz o makâlemizdeki kelimelerin hiçbirisine kulak asmayın! Asubay Tefrikası -6-‘nın ikinci kısmını terkip eyleyen işbu makâlemizde, Aslında bugün sâdece bir tek bilgi öğreneceksiniz, inşallah!   *  *  *  *  * Asubaylığın teşkil edilmesindeki sinsi maksadı fâş eylemek, bu makâlemizin elbetde yegâne hedefi değildir! Özü itibârı ile bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak tesmiye etdiğimiz askerlerin, Memleketimizin en çok aldatılan vatandaşları olduğunu belgeleri ile gözler önüne sermek sûreti ile Asubayların aldatılmasının perde arkasını tam olarak görmek Ve dahi “Gedikli” isimi verilen asker sınıfının donanmamızda teşkil edilmesindeki gizli maksadı ortaya çıkartmak için yazdığımız bu makâlemiz aynı zamânda; “Astsubay” denilen asker sınıfının ordumuzda teşkil edilmesine karşı duran dar kapsamlı bir “reddiye”’dir. *  *  *  *  * Ellerini açıp başını göğe doğru çeviren Oğuz Kağan İkibinikiyüzyirmibeş sene evvelinden şöyle duâ etdi; Ulu Tengri! Gök Tengri! Gözel Tengri; Türk toprağında hürler yaşasın! Ȃdâlet hüküm sürsün sâdece! Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki Fakirlik suç sayılsın! Türk atası Oğuz Kağan; Kendi milletine hürriyet, adâlet ve zenginlik bahşetmesi için Gök Tengri’ye işde, böyle yalvardı! *  *  *  *  * Kendisini ziyârete gelen Romanya Dış Bakanı Vicktor Antonesko ve hanımı şerefine yemek vermek için 16 Mart 1937 Salı akşamı Ankara Park Otele giden Birinci Cumhurbaşkanı ATATÜRK, Yemekler yenir iken sohbetin koyu bir deminde Romanya’lı misâfirlerine şöyle dedi; *  *  *  *  * İkibin küsûr sene evvelinden Oğuz Kağan, kendi milletine “hürriyet, adâlet ve zenginlik” vaad etdi.  Ve dahi Seksen sene evvelinden Birinci Cumhurbaşkanı M. Kemâl ATATÜRK, kendi milletine “neşe” vaad etdi. Peki, Bizim devletimizin kimi adamları ve zâbitânı, “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere geçen asırlarda; Neler vaad etdi? Ve daha da mühimi Ne muâmelesi yapdı? Bu suâllerin cevâbı da işbu makâlemizin “ast” başlıkları olacak, inşallah! Asubay Tefrikas -6-‘nın ikinci kısmını terkip eden konumuza sayfalar dar geldi. Bu sebepden dolayı ikinci kısmı üç “ast” başlık altında neşredeceğiz. Bunlar; Birinci kısımda, Donanma Ordumuzda Asubaylığının teşkil edilmesinin gizli maksadını, İkinci kısımda, Havâî Ordumuzda Asubaylığın teşkil edilmesinin maksadını, Üçüncü kısımda Berrî (Kara) Ordumuzda Asubaylığın tertip edilmesinin yürek burkan acı gerçeğini fâş eylecek, Sonraki kısımlarda…

Asubay Tefrikası -6-1

28 Eyl 2017
2527 kez
Yazan
15 Temmuz Vak’asının ikinci sene-i devriyyesinin üçüncü ayını teneffüs etdiğimiz şu günlerde 08 Mart 2017 Çarşamba günü bismillah vira kalem! deyip yazmaya başladığımız Asubay Tefrikasında Kağıt-kalem meyânında rakamları birer ikişer öğütdük! 1, 2, 3, 4, 5 derken, Şimdi sıra geldi 6’ya... Haydi hayırlısı! Allah, devâmını getirmeyi nasip etsin, inşallah... İlk 5 tefrikaya isim bulmakda epeyi zorlanmış idim! Fakat altıncı makâlenin ismi, daha yazmaya başlamadan evvel dilimin ucunda bekliyor idi... Asubay okuluna girdiğimiz ilk günden, Emekli olmak için son mesâimizi yapdığımzı güne kadar Ve dahi Emekli olduğumuz ilk günden Emekliliğimizin şu son gününe kadar en çok tekrâr etdiğimiz o kelime, Beş altı kısımı dolduracak Asubay Tefrikası-6’nın başlığı olmak için Senelerden beri yalvarıyor idi bana... Aldatılmak Ya da Kandırılmak! Bu konu ile bağdaşdırmak için örnek bir şahsiyet ararken de Türk sinemasının bahtsız ve ucuz emekcisi Adnan AYBERK geldi aklıma... Adnan AYBERK ile asubaylar arasındaki benzerliği de Makâlemizi okuyanlar anlayacak, inşallah. *  *  *  *  * Bugünün askerî, idârî ve cezâî kânunlarımıza göre “Astsubay” dediğimiz biz asker kişilere;  Kimlerin, hangi sözleri verdiğini, Ve bu sözlerden yerine getirilmeyenlerin nasıl savsaklanıp unutdurulduğunu,  Bu sözler ile verilen hakların ise nasıl gasp edildiğini de  Asubay Tefrikası -6-‘nın müteakip kısımlarında fâş eyleyeceğiz, evvel Allah... *  *  *  *  * Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -1- ismini verdiğimiz bu tefrikamızın Biricik hedefi şudur Asubay denilen biz askerlerin Ve dahi Asubaylık sınıfının özlük hakları konusunda;  “İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B, “Temsil makâmı” olan TEMAD, Ve dahi Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre, Asubaylığın taleplerinin neler olduğunu göreceğiz!  Bu taleplerin tahakkuk ettirilmesi konusunda İlgili tarafların bugüne kadar neler yapdığı da kendiliğinden ortaya çıkacak... *  *  *  *  * Mahlası, Yâdigâr idi!.. Doğurduğu gün anası O’nu, yâdigâr olsun diye babasına, Babası da yâdigâr olsun diye devletine, milletine emânet etdi... Vücud olarak, beden olarak eşi benzeri görülmemiş bu Sivas’lı, İri kıyım ve yiğit bir çocuk idi! Büyüyünce, karnını doyurmak için Gurbetci babası ile birlikde Alamanya’ya gitdi. Tersanede çalışdı, çok iyi para kazandı. Fakat, memleket hasreti ağır basınca, bir de gönlünde yatan aslan kükremeye başlayınca Babasının yanından firâr etdi ve İstanbul’a geldi. Sivas’da, çocuk iken çekirdek satdığı sinemalarda filimlerin sihirine kapılmış idi bir kere... Bu sebepden dolayı ya nasib deyip, 16 yaşında Yeşilçam Sokağın yolunu tutdu. Sinemacıların deyimi ile söylersek; star, jön; figüran... Yadiğar, bunlardan üçüncüsü idi... Seyircinin gözünde kahramanların böyük görünmesi için dayak yemesi isdenen adam idi! Türk sinemasının ikinci, üçüncü sınıf yüzlerce sanatcı ve ucuz emekcisinden birisi oldu...…
Başınız ağrıyor ise şâyet o başınızı kesip atmazsınız, tedâvi edersiniz, değil mi? Fakat Vatanı müdafaa etmek için canını vermeye nâmusu üzerine yemin eden beyaz subaylarımız; Askerimizin canını kurtarmak için inşâ etdiğimiz GATA’yı İçine sızan hâinleri ayıklamak yerine MSB’den "kesdiler" ve Sağlık Bakanlığına "nakletdiler!" "Organ naklini" işitdik, biliyoruz! Fakat "hastane naklini" de geçen sene 31 Temmuz'da öğrendik! Aslında GATA’yı MSB’nin elinden almak, siyâsi iktidârın yaslandığı Türkiye düşmânı devletlerin gizli bir emeli idi. 15 Temmuz’u tertipleyen Türkiye düşmânı devletler, “iti, öldürene sürükletdiler!” Ve dahi “Ver-kurtulcu” subay ve siyâsetcilerimizin sırtından bu gizli emellerine sinsice ulaşdılar. Ve böylece; Bizim her boku bilen subaylarımız, Kendi menfaatlerini tahakkuk etdirmek üzere teşkil edip Yarım asırdan beri ellerinde tuttukları çok önemli iki mevziiyi 15 Temmuz’un gâlibi olan siyâsetcilere kapdırdı; GATA ve AYİM... AYİM, askıda çorba misâli biraz beklesin! 16 Nisan darbesinin kapısına kilit vurduğu Merâsim Sokağın soytarıları hakkında elbetde söz edeceğiz! Biz, şimdilik bir mola verelim ve Hâlen yayında olan Asubay Tefrikası -5- ile henüz yazmadığım Asubay Tefrikası -6- arasına GATA hakkında yazdığımız bu makâlemizi sıkışdıralım, inşallah. *  *  *  *  * At izinin it izine karışdığı 15 Temmuz 2016 subay darbesinin tozu dumanı arasında AKP hükûmetinin peşpeşe tertiplediği KHK karşı darbesinden birisi ile M.S.B.’nin elinden alınan GATA, Sağlık Bakanlığına teslim edildi. Orası artık Abdülhamid Hastanesi! Sağlık Bakanlığı isdedi. AKP hükûmeti de hemen teslim etdi. 669 sayılı KHK’nın 107’nci maddesine müsteniden GATA’yı, Genelkurmay Başkanının elinden aldılar ve 15 Temmuz’dan tam 16 gün sonra Sağlık Bakanlığının yan cebine koydular! Hepsi bu kadar değil elbetde! Zamân ve zemin ile tevâfuk etdiğinden dolayı; GATA’nın el değişdirmesinin altında yatan hakikâtleri kamuoyuna fâş edeceğim. Hem de bu vesile ile; Bir vakitler biz asubayların da gitmeye mecbûr edildiğimiz asker hastanelerinde Hekim önlüklü subaylarımızın kendinden olmayanlara karşı davranış biçimini ortaya koyması için Ankara/Etlik GATA’da yaşadığım olayların en önemsizlerinden bugün sâdece birisini anlatacağım. *  *  *  *  * İnsanın neresi ağrısa canı oradadır! Hakikâten doğru bir tesbit bu. Canımın, dişimde olduğunu fark etdiğim bir hâtıram var; öznesi ben, nesnesi GATA, zamân 2009 senesi, zemin de Ankara’dır. Bu durumda zannederim okuyanı da sâdece siz olacaksınız! Anlatayım, şâyet iltifât buyurursanız! Kar yok! Fakat kuru ayazın Ankara’yı teslim aldığı kurşundan ağır ve kardan da soğuk bir kış günü evdeyim! Muvazzafken, 2009 senesinin bir mesâi sabahına, dayanılmaz diş ağrıları ile uyandım. Diş ağrıları diyorum çünkü ağzımdaki diş sayısı otuz iki bile değil. Fakat zannedersin ki otuz iki bin dişim birden ağrıyor! Etlik’deki GATA’ya bizim evden mesâfe, kuş uçusu 750 metre. Evden çıkıp doğrudan hastaneye…

Asubay Tefrikası -5-

10 Ağu 2017
531 kez
Yazan
  Asubay Tefrikası -5- Erlikden Genelkurmay Başkanlığına   Makâlemizin başlığına bakıp da Bu hikâyenin okyanus ötesindeki Coni ordusuna filan ait olduğunu zannetmeyin! Zere işde, bu hikâyemiz; Zamân olarak, daha şunun şurasında bir kaç asır evvel, Mekân olarak ise kendi memleketimizde vukua geldi... Ve hattâ İşde, bu bizim hikâyemizin kahramânları da bizim ordumuzun cengâver askerleri idi...   *  *  *  *  * Kaç kısım tutacağını bilemeden yazmaya başladığımız makâle silsilemizin Asubay Tefrikası -4-: Erlikden Harb Okulu Komutanlığına isimli dördüncü bölümünde; Osmanlı Ordusuna Er olarak girip de Zekâsı, sadâkatı, kâbiliyeti; cidâli, celâdeti ve cengâverliği ile Mektebli zâbitân arasından sıyrılarak Harp Okulu Komutanlığına terfi eden erlerimiz olduğunu öğrendik!   *  *  *  *  * ”Subay subaydır, asubay asubaydır!” diyerek ufkunun genişliğini(!) gösderen Orgeneral Hulusi AKAR’a inat Osmanlı Ordusu erâtının hangi rütbelere ve hangi makâmlara kadar terfi edebildiklerini anlatacağımız Şu anda okuduğunuz Asubay Tefrikası -5-: Erlikden Genelkurmay Başkanlığına isimli beşinci bölümünde ise Ordumuzdaki terfi konusuna zirve yapdıracağız! Ve dahi Osmanlı Ordusunun en yüksek rütbesi olan “müşir”liğe kadar terfi edip Serasker (Genelkurmay Başkanı) olan Erlerimiz olduğunu öğreneceğiz, evvel Allah.   *  *  *  *  * Aynı Renkli Guşlar! Aşağıda gördüğünüz şu iki resim arasındaki farkları umursamayın siz! Çünkü, Aynı renkli guşlar, aynı dala gonar! İşde, böyle bir benzerlik var ikisi arasında... Bu sayfaya dökdüğümüz kelimeleri okuyanlara bir iyilik edin! Kılık, kıyâfet; kaftan, kravat; saç, sakal, bıyık, tarak; sarık, mintan; ceket, cepken, gömlek sizlerin olsun da... Bu iki resim arasındaki biricik benzerliği deviyerin hele bi, yiğitler! Bir ipucu vereyim size; Birisi,  hem aga hem de paşa! Ne okuması var ne de yazması... Diğeri ise sâdece paşa! Hem de “serî”sinden. Üsdelik doktoralı... Cevâp yok mu? Bir ipucu daha vereyim! Bu iki er kişi; Aynı renkli guş olmuş, Aynı dala gonmuş! Mâdemâki gene cevâp yok! Öyle ise bu makâlemizdeki kelimelerin izini takip edin! Bakalım, sizleri bugün nereye götürecek! *  *  *  *  * Genelkurmay Başkanlığının örünsayfasına bakınız. Târihce sayfasında, Türk Ordusunun kuruluş senesinin M.Ö 209 olduğu yazılıdır. Yukarıdaki ekran görüntüsünü, 05 Şubat 2017 Pazar günü almış idim. Bu sayfada görünen târihcede, “Türk Ordusu M.Ö 209 senesinde kuruldu” diyorlar idi. Aşağıdaki ekran görüntüsünü ise 10 Ağustos 2017 Perşembe günü, yâni, bugün aldım. Yeni yazıldığı anlaşılan bu târihcede Genelkurmay Başkanlığımız, ağız değişdirmiş ve bu kez de şöyle demiş; “Türk Ordusu’nun M.Ö 209 senesinde kurulduğu kabul edilmektedir” Üsdelik bu güncellemeyi de aşağıda sizin de gördüğünüz gibi, 10 Ağustos 2017 Perşembe günü, Bir başka ifâde ile bu makâlemizi yayınlamaya başladığımız gün yapmışlar... Görünen o ki Türk Ordusunun M.Ö…

Asubay Tefrikası -4-

12 Tem 2017
798 kez
Yazan
Asubay Tefrikası -4- Erlikden Harb Okulu Komutanlığına   Bugünkü askerî mevzuâtımızda “Astsubay” olarak bize yutdurulan uyduruk asker sınıfı hakkında Asubay Tefrikası ismi ile bugüne kadar üç bölüm neşretdik. İşde, bu bölümlerin başlıklarını aşağıda görüyorsunuz.      Kelime sağmaya, hakikât mayalamaya devâm ediyoruz! Şu anda kıraat etdiğiniz bölüm, tefrikamızın dördüncü makâlesi... Asubay Tefrikası -1- Dünden Bugüne Asubaylar isimli mukaddime ile 08 Mart 2017 Çarşamba günü bismillah dediğimiz silsilemizde, Tefrikamızın başından sonuna kadar tetebbu eyleyeceğimiz konu başlıklarını fâş eyledik! Gene aynı bölümde; Subay ve asubay meslekdaşlarımızın asubaylık târihi hakkında “düzmece” kitaplar yazdığından,  Kokuşmuş subay fikriyâtının dayatdığı bu dar kapsamlı ve “ısmarlama” kitapların; Yalanlarla süslenmiş “resmî târih” kalıpları içinde bize yalanlar aşılamaya, Hattâ daha açık bir deyiş ile dayatmaya çalışdığını ifşâ etdik! *  *  *  *  * Asubay Tefrikası -2- Köleliği Kutsanan Askerler: Asubaylar isimli ikinci bölümde; “Bölüğün anası” kim imiş, Kimlere “tampon” diyorlar imiş, öğrendik! Tonyukuk zamânında “başkomutan” anlamına gelen “çavuş” unvânını, aradan geçen 1.300 sene içinde çapsız subaylarımızın nasıl da “ayaklara” düşürdüğünün ibret dolu belgelerini gördük!  *  *  *  *  * Asubay Tefrikası -3- Gölge Oyunu: Ordumuzda Asubaylar isimli üçüncü bölümde; Asubaylık denilen askerin iç ve dış hukûmuzdaki meşrûiyetinin, Daha doğrusu “gayri meşrûiyetinin” izlerini sürdük! Üsdüne toz kondurmadığımız mesleğimiz asubaylığın İç ve dış askerî hukûmuzdaki kepâze durumu konusunda “son sözü” söyledik. Tefrikamızın bu bölümünde fâş eylediğimiz anakânûn ve kânûnların şâhidliğinde; 1951 senesinden beri bu hakikâti bilip de söylemeyen hâinlerin dillerini çözdük, Gördüğünü anlayamayan gâfillerin de gözlerini açdık, evvel Allah! *  *  *  *  * Erlikden Harb Okulu Komutanlığına isimli bu dördüncü tefrikamızda da Askerlik târihimizin kıyısında köşesinde unutulmuş, unutdurulmuş müthiş bir hakikâte daha 2017 Temmuzunda ve târih huzûrunda ebedî bir hayat bûsesi vereceğiz, inşallah... *  *  *  *  * Ey zamân, bilmez misin etdiğin kötülükleri? Sana düşer azâpların, tövbelerin beteri. Alçakları besler, yoksulları ezer durursun: Ya bunak bir ihtiyârsın, ya da eşşeğin biri. *  *  *  *  * Hayyam! Helâl olsun sana vallahi! Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı, bir de yeşil çimen... Bütün bunlar senin oldu, veresiye cenneti de bize peşin satdın! Sarığını satıp da aldığın gül rengi şarap dolu kadeh elinde, Eline gül verdiğin gül kokulu, âhu bakışlı o güzeller dizinde, Dibine kadar zevk ü sefâ yaşadın, o nefis rubâîler dilinde! Yunakda don, göynek mi yudun? Hayır! Arpa unundan hamur mu yoğurdun? Hayır! Öksüz, garip, yetim mi doyurdun? Hayır! Üçer beşer çocuk mu doğurdun? Hayır!  Sana ne azâpların, tövbelerin beterinden? İçdin şarabı, sevdin arabı, en güzelinden! Aldırma sen, ölecekse zamân ölsün…
Feto Romanlı... Ordumuzun Hacıyatmazları: Albaylar -3-   Foto Roman ezelden beri var idi bu memleketde, var olmasına da... Fakat, gene de ben dün akşam tek durmayıp Bir muziplik etdim kendimce... Sâdece bir harfini tebdil eyledim! Ve ortaya işde, böyle bir isim çıkdı!.. Zengin kız-fakir oğlan ikilisinin; bitmez tükenmez aşk, nefret, ihânet ve intikâm hissiyâtı üzerine kurgulanan 60, 70, 80’li senelerde gazetelerin sayfalarını tıka basa dolduran Foto Roman’a nâzire olsun diye ben de Hele özellikle de bu makâlemizin maksadına pek tevâfuk etdiğinden dolayı Şu ismi terkip etdim; Feto Roman... *  *  *  *  * Yazar ve çizer meslekdaşım Mustafa AYTAR gardeşime sıkı sıkıya tembih etmiş idim, bıldır! Bir daha işgillenmesinler diye Şu bizim albayları, gıçlarından palamar ile çifte kazık bağına vur diye!.. Sağolsun, AYTAR da öyle yapmış ve şöyle demiş idi; Merâk etme abi! Senin hacıyatmaz albaylar oralarını buralarını bundan kelli bir daha gıvırtamazlar! Üsdüne üstlük Mustafa Bey Bu albaylarımızın suratlarına da ağız çizmemiş, Böylece dillerini de mühürlemiş idi... Fakat bütün bu zapdu rabta rağmen bizim hacıyatmaz albaylar, Vatandaşın uykuya yatdığı gecenin kem demlerinde gene tek durmamışlar! Onları gâyet iyi tanıyan bir asubay olarak şaşırdığımı söyleyemem! Mustafa Beyin çifte kazık bağı ile sâbitlediği albaylarımız Hem oralarını buralarını gıpraşdırmışlar Hem de Olmayan ağızlarından kelâm üfürmenin bir yolunu bulmuşlar! Peki, gene ne halt etmiş, şu bizim hacıyatmaz albaylar acap? *  *  *  *  * Hafiye titizliği ile mesâi yapan Başkanımız Ahmet KESER, Hem keşif, hem de teşhir etmiş idi... Hesapsız senelerin subaylarımıza sunduğu sonsuz fırsatların sessiz bir deminde Binbaşılarımızın “rütbe kıdemi bekleme süresi” 4 seneden 3 seneye düşürmüşler idi. Kıdemli binbaşılarımız; Çalışmadan, hak etmeden “1 kademeyi” kânunsuz olarak cebe indiriyor idi... Bunu fark eden Eski Tüfek de Haydi Tonton! isimli şu makâlesini tertip etmiş idi! (http://www.emekliassubaylar.org/component/k2/item/2129-haydi-tonton) (makâle bağlantısını ekleyiniz) *  *  *  *  * Binbaşılarımızın ipliğini pazara çıkardıkdan bir süre sonra Bu kez de sıra da albaylarımız var idi... Asubayları ilgilendiren kânûnun içine saklanan albaylarımız bu kez de “Rütbe kıdemi bekleme süresini” Kânûnsuz olarak 3 seneden 2 seneye indirmişler idi... Bu tezgahı da Ordumuzun Hacıyatmazları; Albaylar isimli iki bölümlü makâlemiz ile kamu vicdânına teslim etmiş idik! (http://www.emekliassubaylar.org/component/k2/item/2316-ordumuzun-haciyatmazlari-albaylar) (Makâlenin birinci bölüm bağlantısını ekleyiniz) *  *  *  *  * Albayları da halletdik! Harç bitdi, yapı paydos derken bir de bakdık ki Bu kez de sırada, sadaka bekleyen yarbaylarımız var imiş! Yarbaylarımızın “rütbe bekleme süresinin” 4 seneden 3 seneye düşürüldüğünü de Yarbayıma Sadaka Mı Verelim? isimli iki bölümlü makâlemiz ile gündeme taşımış idik! (http://www.emekliassubaylar.org/component/k2/item/2624-yarbayima-sadaka-mi-verelim) (makâle bağlantısını…

Çok Okunanlar

Son Eklenenler