YANKI

YANKI (144)

YAZAR : ORHAN KAYA

Canı Pahasına Toprağı Vatan Yapanlar ve Bilim İnsan, toprak, vatan, devlet. İnsanlığın eriştiği düzey, birlikte yaşam sistemini düzenleyen Devlet. Devlet sınırları Vatan, Vatan üzerinde Devlet. Vatan Devlet, Devlet Vatan. Vatan, üzerinde yaşayan emek vermiş herkesin, Devlet de emek vermiş herkesin. Bir toprak parçası Vatan olduktan sonra Vatan olarak kalabilmesi Devlete bağlı. Vatan olmazsa Devlet olmaz, Devlet Devlet olmazsa vatan kalmaz. Dünya üzerinde yaşayan büyük topluluklardan hiçbiri diğerine “al şurası senin vatanın olsun, burada bağımsız bir devlet kur” dememiştir. Vatanı vatan yapan, Vatanı yaşanılası yer yapan, Vatanı bir emanet gibi görüp onu nesilden nesile teslim eden, Gerektiğinde onu korumak için canını hiçe sayanlardır. Bir Vatanın Vatan olarak sonsuza dek elde kalabilmesi gerektiğinde canını ortaya koyabilen bilinçli vatansever vatandaşları ile olur. Bilinçli vatansever vatandaş; dünya üzerinde “tek vatanın” kendi vatanından ibaret olmadığını, diğer uluslara ait vatanların da olduğunu ve bunlar arasında cehalet değil, bir bilim yarışı olduğunu bilerek vatan çocuklarından hiçbir nesli kaybetmeden, nesillerini büyük bir özenle daima bilimin ışığında yetiştirir. İyi bir vatansever bilir ki dünya gerçeklerle yaşanır ve bu dünya yaşamını düzenleyen gerçeklere bilim denilir. Doğal yaşamda olduğu gibi devletlerin de vahşi yönleri vardır fakat devletler daha acımasızdır ve icabında diğer devlet vatandaşlarına büyük acılar yaşatabilirler. Bir vatan üzerinde yaşayan insanların acılar yaşamamasını sağlayacak olan yalnızca bilimdir, bilimsel eğitimdir. Bilime inanan çocuk kimselere köle olarak onun boyunduruğu altında yaşamayacağı gibi yaşamı boyunca ne aldanır ne de aldatmayı seçer. Bilimsel bakış yaşamsal bakıştır, hayatidir. Bilimsel bakış; beraberinde medeniyeti, adaleti, hoş görüyü, mutlu bir yaşamı, saygıyı, kendisini, vatanını ve insanlığı yüceltmeyi ortaya çıkartır. Bilimin değil de cehaletin hâkim olduğu toplumlarının da vatanı vardır fakat onu geçmişte meydana getirmiş oldukları aklın ve gücün dengesine borçludurlar. Bilimin değil de cehaletin hâkim olduğu toplumların “komşumdan-arkadaşımdan-karşımdakinden ne koparırsam kar; çıkarım ne olacak, getirim (rant) var mı, daha çoğu benim olsun” şeklindeki yaşama bakışları; hırslı, rantçı, çıkarcı, bencil, düşüncesiz, mantıksız, aldatıcı, acımasız, adaletsiz bireyler meydana getirmekte. Fakat bu yanlış bakışları yolu ile kazansalar bile hırsları nedeniyle birlikte yok olduklarının farkında bile olamazlar. Dünya üzerinde birer vatan toprağı üzerinde yaşayan toplumlara bakıldığında en büyük toplumsal acıların bilime inanmayan cahil toplumlarda oluşu birer tesadüf olabilir mi? Ancak onlar bu tesadüfe kader deyip geçmekte olsalar da yaşadıkları acılar elbette ki bir kader değil, bilimsel bakıştan yoksunluk, bir cehalet halidir. Devletler bilimsel değerler üzerinde yükselerek vatandaşlarına ve insanlığa yüksek seviyede bir yaşam sunabilir. At üzerinde okla, mızrakla, kılıçla, hançerle, gülleyle, süngüyle savaşılarak elde edilen, vatan yapılan toprakları koruyabilecek olan beyin çalışması…
Assubay hak, onur mücadelesinin saygın neferi Adilhan Şanlı’nın ardından… İnsanı insan yapan erdemidir. Erdemli olmak insan olma yolunda ilerleme isteğinden geçer. Erdemli olandır adaleti savunan, Erdemli olandır insana dost, arkadaş olan, Erdemli olandır kimsenin hakkına, hukukuna girmeyen, Erdemli olandır paylaşmasını bilen, Erdemli olandır ilkeli olan, Erdemli olandır hakkını ararken bile erdemini kaybetmeyen, Erdemli olmak insan olmaktır. İşte böylesine güzel erdemlere sahip bir değerini, Adilhan Şanlı’sını yitirdi astsubay camiası. Yaşamı boyunca sürdürdüğü ilkeleri vardı. Hak, hukuk ve adaletten yanaydı. Çok çekmişti adaletsizlikten, Bu yüzdendi haykırışları. O’nu anlamının yolu iyi bir araştırmacı ve kendisini O’nun yerine koymayı başarabilmekten geçiyordu. Mücadeleciydi; TEMAD tarafından 2012 yılında düzenlenen hak, hukuk, adalet yürüyüşünde Anıtkabir ziyaret edilmişti. O büyük topluluk içinde Adilhan Şanlı. (Sol baştan itibaren sırasıyla: (E).Kd.Bçvş. Sadrettin Demir, (E).Kd.Bçvş. Bayram Yaman,(E).Kd.Bçvş. Adilhan Şanlı, (E).Kd.Bçvş. Ahmet Öztaş, (E).Kd.Bçvş. Ersen Gürpınar,(E).Kd.Bçvş. Mehmet Emin Atılgan, (E).Kd.Bçvş. Erhan Yakar. 20 Ekim 2012/Anıtkabir.) BU FOTOĞRAFTA TÜRKİYE ASKER SENDİKASI (TAS-SEN) ÇALIŞMALARINDAN BİR ANI    Hak arayışı O’nu asla yormuyordu fakat sınıfdaşlarından kimilerinin O’nu kavrayamayan yönleriydi esas yorucu olan. (Yakından takip ettiğim kadarıyla bugün aramızda olmayan TEMAD Antalya eski İl Başkanı Sayın Ahmet Özden’de benzer şekilde kimilerince anlaşılamamıştı…) Kendisini anlama yeteneğine sahip olamayanlar için 10 Şubat 2015 tarihli bir yazısında şöyle diyordu Sayın Şanlı: “Değerli Arkadaşlarım; 1969 yılında Çankırı'da, Assubay Hazırlamada öğrenci iken TEMAY'a üç kuruş para katkım olsun diye "Çekiliş biletlerini" satarak başladıgım, 1975’lerde ağır bedeller ödediğim, sakıncalı olduğum, sürgünler yediğim ve 1993 yılında emeklilik dilekçemi verir-vermez başı dik, onurlu bir Assubay sınıfının inşası için Tekirdağ/TEMAD'ın kuruluş çalışmaları için Ankara'ya gidip gerekli evrakları zamanın başkanı Orhan Özkan Ağabeyden alarak devam eden genel olarak 46 yıllık mücadeleme bu gün son noktayı koyuyorum.” Adilhan Şanlı (Buraya bir parantez açalım: Bu ne tesadüftür ki 02 Şubat 2015’te de benzer bir tepki de bendenizden gelmişti ve halen oradayız.) Vatansever bir Atatürkçüydü:   Ülke meselelerine duyarlı, vicdan sahibi, iyi bir askerdi: "Yıl 1989'du. O iki damla gözyaşını hiç unutamadım. Sevinçlerimde de üzüntülerimde de birdaha ağlayamadım." diyordu acı dolu bir anısını naklederken     Koordine içinde çalışmaya açık, sevginin yanı sıra saygılı ve vefalıydı: Sayın Abdullah İnaler meslektaşımızın hazırlamış olduğu  “Assubayların İş Riski ve Yan Ödeme Protestosu 8-9 Ocak 1975” başlıklı araştırma yazısında Sayın Adilhan Şanlı şöyle bir katkı sunuyor: ''Abdullah Ağabey; Neden Erzurum bu konularda hiç anılmaz bilemiyorum. Özellikle 1971 li olduklarını bildiğim (Çünkü benden iki yıl Kıdemli ağabeylerimdi.) ama isimlerini unuttuğum, Erzurum da Karayollarında bir apartmanın üçüncü katında gece yarıları beraber pankart yazdık. Yan ödemeleri ve…
Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen Demokrasi Şehidi Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR Yıllarca yazdık, yabancı ülkelerden emsaller gösterdik, astsubayın, onbaşının rütbelerinin apolette olduğuna dair. Fakat Amerikan usulüne öylesine yürekten bağlıydılar ki yönetenler, görmezden geldiler. Dünyanın neresinde görülmüş, astsubay rütbesinin apolette olduğu, dediler ve hep engel oldular. Amaçları belki de huzursuz astsubaylar olmasıydı. Belki de başka şeyler umuyorlardı astsubaylardan, fakat olmadı, başaramadılar. Yönetenler kendilerini o denli kaptırmışlardı ki Amerikan sistemine, Azerbaycan’a Harp Okulu açıp, oraya el attıktan sonra Azerbaycanlı Türk AsTsubayının rütbesini de apoletten kola, maaşını yarı yarıya düşürmüşlerdi. Halbuki Amerika dediğiniz, tabiri caizse,  72.5 milletten müteşekkil. Bakmayın öyle, tarih bilincinden yoksun olanların; Türkiye’de 32 etnik grup var dediklerine. Bizim; örfümüz bir, geleneğimiz bir, adetlerimiz bir, sevinçlerimiz, tasalarımız bir. Biz, tek milletiz. Taha Akgül, bir milli güreşçimiz. Kariyerinin ilk olimpiyat altın madalyasını elde ettiği Rio 2016'da Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in fotoğrafı önünde asker selamı vererek bizleri gururlandırdı Asker şahsın, şayet rütbesi varsa, bakınca görülmelidir. Şehidimize ait bu ve diğer fotoğraflarda rütbe görülüyor mu? Hayır. Çoğu, orduda etkin makamlardaki generallerden müteşekkil olduğu görülen 15 Temmuz dinci darbe girişiminde, Özel Kuvvetlerin ele geçmesini önleyerek ülkede akabilecek kardeş kanının önüne geçip, Türk ve Dünya tarihine geçmiş olan, cansız bedeninden, bir darbeci binbaşı ile üsteğmence sıkılmış 30 mermi çıkan P.Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR meslektaşımızın kamuoyuna yansıyan fotoğraflarını her gördüğümde, rütbeler ile ilgili çabalar geliyor akıllara. AsTsubayın rütbesinin apolette olması bir yana, emekliliğinde bir tane dahi tazminat almasına tahammül edemeyenler, bu 15 Temmuz’un hazırlayıcıları değiller mi?, diyelim. AsTsubaya tahammülü olamayanlar, onun emekleri üzerinden şatafatlı bürokratik saltanatsal yaşam sürenler asla asTsubayı anlayamazlar. Onlar gibilerin Türk toplumunda yarattığı asTsubaya yönelik olumsuz bakış, Umur TALU gibi değerli yazarlar yıllardır yazsa da değişmiyor. Bir insanın geçmişinde asTsubaylık, Başçavuşluk olmaya görsün. Son olarak Yılmaz ÖZDİL, 17 Ağustos 2016 tarihinde yazmış olduğu “fetoculuğun panzehiri” yazısında “Başçavuşu MİT müsteşarı yaptılar, MİT müsteşarına başçavuş dediğim için beni mahkemeye verdiler, savcı ifademi almak için çağırdı, ‘sayın savcım, adam başçavuş, amiral mi deseydim’ dedim, savcı gülmekten boğuluyordu, başçavuş meselesinden takipsizlik aldım ama, az daha savcıyı öldürmeye teşebbüsten tutuklanıyordum” diyerek, yine Başçavuşluğu üzerinden MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’a vurmuş, Başçavuşlar ile birlikte. Eğer Ömer Kıdemli Başçavuş olmasaydı, aldığı emri uygulamak yerine darbecilere katılsaydı, acaba kaçı bugün bu yazıları yazabilecek, kaçı koltuğunda kalabilecekti. Bir düşününüz? Biz boşuna demiyoruz bu statüyü her yönüyle değiştiriniz, diye. Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen, Demokrasi Şehidimiz Kıdemli Başçavuş Ömer HALİSDEMİR. O, şimdi, en yüksek rütbesiyle Türk Milletinin kalbinde yaşıyor..
Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen Demokrasi Şehidi Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR Yıllarca yazdık, yabancı ülkelerden emsaller gösterdik, astsubayın, onbaşının rütbelerinin apolette olduğuna dair. Fakat Amerikan usulüne öylesine yürekten bağlıydılar ki yönetenler, görmezden geldiler. Dünyanın neresinde görülmüş, astsubay rütbesinin apolette olduğu, dediler ve hep engel oldular. Amaçları belki de huzursuz astsubaylar olmasıydı. Belki de başka şeyler umuyorlardı astsubaylardan, fakat olmadı, başaramadılar. Yönetenler kendilerini o denli kaptırmışlardı ki Amerikan sistemine, Azerbaycan’a Harp Okulu açıp, oraya el attıktan sonra Azerbaycanlı Türk AsTsubayının rütbesini de apoletten kola, maaşını yarı yarıya düşürmüşlerdi. Halbuki Amerika dediğiniz, tabiri caizse,  72.5 milletten müteşekkil. Bakmayın öyle, tarih bilincinden yoksun olanların; Türkiye’de 32 etnik grup var dediklerine. Bizim; örfümüz bir, geleneğimiz bir, adetlerimiz bir, sevinçlerimiz, tasalarımız bir. Biz, tek milletiz. Taha Akgül, bir milli güreşçimiz. Kariyerinin ilk olimpiyat altın madalyasını elde ettiği Rio 2016'da Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in fotoğrafı önünde asker selamı vererek bizleri gururlandırdı Asker şahsın, şayet rütbesi varsa, bakınca görülmelidir. Şehidimize ait bu ve diğer fotoğraflarda rütbe görülüyor mu? Hayır. Çoğu, orduda etkin makamlardaki generallerden müteşekkil olduğu görülen 15 Temmuz dinci darbe girişiminde, Özel Kuvvetlerin ele geçmesini önleyerek ülkede akabilecek kardeş kanının önüne geçip, Türk ve Dünya tarihine geçmiş olan, cansız bedeninden, bir darbeci binbaşı ile üsteğmence sıkılmış 30 mermi çıkan P.Kd.Bçvş. Ömer HALİSDEMİR meslektaşımızın kamuoyuna yansıyan fotoğraflarını her gördüğümde, rütbeler ile ilgili çabalar geliyor akıllara. AsTsubayın rütbesinin apolette olması bir yana, emekliliğinde bir tane dahi tazminat almasına tahammül edemeyenler, bu 15 Temmuz’un hazırlayıcıları değiller mi?, diyelim. AsTsubaya tahammülü olamayanlar, onun emekleri üzerinden şatafatlı bürokratik saltanatsal yaşam sürenler asla asTsubayı anlayamazlar. Onlar gibilerin Türk toplumunda yarattığı asTsubaya yönelik olumsuz bakış, Umur TALU gibi değerli yazarlar yıllardır yazsa da değişmiyor. Bir insanın geçmişinde asTsubaylık, Başçavuşluk olmaya görsün. Son olarak Yılmaz ÖZDİL, 17 Ağustos 2016 tarihinde yazmış olduğu “fetoculuğun panzehiri” yazısında “Başçavuşu MİT müsteşarı yaptılar, MİT müsteşarına başçavuş dediğim için beni mahkemeye verdiler, savcı ifademi almak için çağırdı, ‘sayın savcım, adam başçavuş, amiral mi deseydim’ dedim, savcı gülmekten boğuluyordu, başçavuş meselesinden takipsizlik aldım ama, az daha savcıyı öldürmeye teşebbüsten tutuklanıyordum” diyerek, yine Başçavuşluğu üzerinden MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’a vurmuş, Başçavuşlar ile birlikte. Eğer Ömer Kıdemli Başçavuş olmasaydı, aldığı emri uygulamak yerine darbecilere katılsaydı, acaba kaçı bugün bu yazıları yazabilecek, kaçı koltuğunda kalabilecekti. Bir düşününüz? Biz boşuna demiyoruz bu statüyü her yönüyle değiştiriniz, diye. Fotoğraflarında rütbesi görülmeyen, Demokrasi Şehidimiz Kıdemli Başçavuş Ömer HALİSDEMİR. O, şimdi, en yüksek rütbesiyle Türk Milletinin kalbinde yaşıyor..

DENEME YAZISI

10 Tem 2016
384 kez
Yazan
DENEME 
    İçi boş olarak, Öyle etrafı tehdit etmekle, Atıp tutmakla, Havanda su dövmekle, Ne büyük devlet olunuyor Ne de adalet sağlanıyor. Özünde sağlam olunmadıkça, İçten pazarlıklarla yürümüyor devlet gemisi. Teröristler, Dinciler, Vergi kaçıranlar, Rantçılar, Devleti söğüşleyenler, Neler neler koparmadı ki bu devletten. Devlet yönetiminde biraz adap olmalı, edep olmalı, yetinmek nedir bilinmeli, utanmak olmalı, cömert olunmalı, tevazu olmalı, bilim ve kendini bilmek olmalı. Cumhuriyet dönemiyle yeni düzenlemeler getirilmiş olan, geçmişin küçük zabiti, 2.7.1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu ile önce erbaş statüsüne sokulan sonra oradan çıkartılan, ordunun ağır yükünü omuzlarında taşıyan astsubayı, yıllardır hakları için adeta bir dilenci konumunda… Yazılıyor, yazılıyor bitmiyor, bitirilmiyor astsubay statüsünün adaletsizlikleri. Bu nasıl bir devlet statüsü ki insanın dokusuna ters ve bunda da ısrar ediliyor? Assubaylar devletin koruyucu sınıfında en önemli görevleri üstlenmekte. Ülkede dönen dolaplar onun canını ortaya koyarak sağladığı, katkı yaptığı güvenlik ortamında oluyor, hep. Her türlü zorluklarına rağmen bu statüye dayanmış olan astsubayların hakları biran evvel teslim edilmelidir artık. Marifet, erdemliliktedir. Hakikatlerin üzeri uzun süre örtülemez. Statü ayrımı yapmamak lazım, Güven verici, güvenilir olmak lazım. Assubaylar hâlihazır duruma razı değildir, anlamak ve sorunları gidermek lazım. http://www.oncekultur.com/?Syf=22&;Mkl=895315
Marifet Assubayların Hakkını Teslim Etmektedir 08/07/2016 İçi boş olarak, Öyle etrafı tehdit etmekle, Atıp tutmakla, Havanda su dövmekle, Ne büyük devlet olunuyor Ne de adalet sağlanıyor. Özünde sağlam olunmadıkça, İçten pazarlıklarla yürümüyor devlet gemisi. Teröristler, Dinciler, Vergi kaçıranlar, Rantçılar, Devleti söğüşleyenler, Neler neler koparmadı ki bu devletten. Devlet yönetiminde biraz adap olmalı, edep olmalı, yetinmek nedir bilinmeli, utanmak olmalı, cömert olunmalı, tevazu olmalı, bilim ve kendini bilmek olmalı. Cumhuriyet dönemiyle yeni düzenlemeler getirilmiş olan, geçmişin küçük zabiti, 2.7.1951 tarihli ve 5802 sayılı Astsubay Kanunu ile önce erbaş statüsüne sokulan sonra oradan çıkartılan, ordunun ağır yükünü omuzlarında taşıyan astsubayı, yıllardır hakları için adeta bir dilenci konumunda… Yazılıyor, yazılıyor bitmiyor, bitirilmiyor astsubay statüsünün adaletsizlikleri. Bu nasıl bir devlet statüsü ki insanın dokusuna ters ve bunda da ısrar ediliyor? Assubaylar devletin koruyucu sınıfında en önemli görevleri üstlenmekte. Ülkede dönen dolaplar onun canını ortaya koyarak sağladığı, katkı yaptığı güvenlik ortamında oluyor, hep. Her türlü zorluklarına rağmen bu statüye dayanmış olan astsubayların hakları biran evvel teslim edilmelidir artık. Marifet, erdemliliktedir. Hakikatlerin üzeri uzun süre örtülemez. Statü ayrımı yapmamak lazım, Güven verici, güvenilir olmak lazım. Assubaylar hâlihazır duruma razı değildir, anlamak ve sorunları gidermek lazım. http://www.oncekultur.com/?Syf=22&;Mkl=895315
Umur Talu 06.02.2015 tarihli “Kabza koltuk istikametinde, namlu masanın soluna paralel… Baş iki masa arasında, ayaklar soldaki duvar istikameti boyunca!” başlıklı yazısında Vedat Tanrıverdi Kd.Bçvş.un 11.11.2013’teki intiharına ilişkin 20.01.2015 tarihli Askeri Savcılık kararından, intihar vakasını ele almış durumda(1). Emekli assubay, yazar Selçuk İçer de bu elim hadisenin 1 ve 2'nci günlerinde iki önemli yazı yazmıştı. Umur Talu’nun yazısından alıntılar “tırnak içinde, yatay”, şahsımın ve Selçuk İçer’in yazıları (parantez içinde) belirtilerek, konuyu ele almaya çalışalım: “7.15: Sabah sporuna katılmak için spor kıyafetlerini giyip çıktı.” 8.30: Eve döndü. Nöbetçi olduğu “işyeri”ne gitti. Evrakları Binbaşı’ya imzalattı. (Hazırladığı yazıyı ilk amirine imza/parafe ettirdikten sonra evrakın sorumluluğu, takibi, varsa bir üst amire, arzı hazırlayandan sonraki ilk parafe parafe edene geçmeli, Binbaşımız evrakı alarak, silsileyi takip ettirmeliydi) 8.40: Evrakları Kurmay Yarbay’a götürdü. Yarbay birini imzalamadı, birinde düzeltme istedi. (Vedat Kd.Bçvş. evrakı Kurmay Başkanına arza götürmemeliydi.) Yarbay’ın yanından çıkınca Binbaşı’ya rastladı, “Ne oldu” sorusuna “Düzeltmeler yapıp tekrar götüreceğim” dedi. (Özellikle de, düzeltme istenmesinden sonra amirleri devreye girip, birlikte düzeltme yapmalı, evrakı Kurmay Başkanına götürmeliydi.) Çay ocağına Binbaşı ile gittiler. Düzeltmeler hakkında konuştular. “Akşam bölük nöbetçisiyim. Askerleri yatırıp ileriki tarihli işlerle ilgili çalışacağım” dedi.  9.30: Yakın arkadaşı Başçavuş …’yi gördü. Arkadaşına göre “rengi soluk ve durgundu.” Arkadaşı “Kaça satıyorsun” dedi. “Neyi” diye sordu. Arkadaşı “Turşuyu” dedi. Cevap vermedi. “Arkadaşının yanağından makas alıp” gitti. Arkadaşı onu şöyle anlattı: “22 yıllık arkadaşlığımız var. Astsubay okulunda beraber okuduk. İlk defa Kıbrıs’ta beraber çalışma imkânımız oldu. Aracımı 2 ay önce ona satmıştım. Sakin, efendi, mülayim, ağırbaşlı, beraberken konuşkandır. Birbirimize takılır, şaka yaparız. Olay sabahı normalden farklı ruh hali vardı. Şaka yapmama rağmen ruh halini değiştiremedim. Sıkıntısı var gibiydi.” Çay ocağından, görev yaptığı odaya gitti. Odada 7 personel daha görev yapıyordu ancak sadece biri odadaydı. O da çay ocağına gitti. Odada yalnız kaldı. (Odada yalnız kaldığında muhtemelen, evrakı düzelterek tekrar Kurmay Başkanının yanına gidip- gitmemeyi, bu gitmelerin onun görevi olup olmadığını, neden sıralı amirlerinin arza gitmediğini, düşündü durdu. Ve yine muhtemelen, bu vahim sonuca göre, sıralı amirleri de uzun bir süre arzdan sakınmış da olabilirler. Kurmay Başkanı, belki de, yazıdaki düzeltme yoluyla şubesindeki sorumlu subaylarını yanına çekmek istemiş de olabilir.) 11.00: Çay ocağına giden Başçavuş döndü. Onu, sandalyesinde hafif aşağıya kaymış, başı sağ öne eğilmiş gördü. Yaklaşınca sol göğsü üstünde kırmızılık gördü. Omzuna dokunup “Vedat Abi” diye seslendi. Göğsündeki deliği ve masa üzerinde tabancayı gördü. Hemen sol çapraz odadaki kısım amiri Binbaşı ile Sağlık Binbaşı’ya bildirdi. Üçü odaya geldi. Sağlık Binbaşı nabzı kontrol…
Ortak yaşam seviyesine ulaşabilen insanların meydana getirebildiği bir kültür ürünü olan Devletin, kurucularına; adalet, güvenlik, sağlık, eğitim gibi hizmetleri sunma görevleri vardır. Devletler, sorumluluklarını yerine getirirken; ortak yaşamı düzenleyici yasaların çıkarılması Yasama, çıkan yasaları uygulayan Yürütme, uyuşmazlıkları, hukuksuzlukları denetleyici ve hüküm verici Yargı kolları ile işlevlerini yerine getirmeye çalışır. Yasama, Yürütme ve Yargı kollarında görev yapan, liyakat sistemi ile Devlette yer alan her kişi; Devletin kutsal amacı olan kurucularına eşit mesafede “hizmet”e uygun olarak davranmasıyla, Devlet Adamlığı vasfını kazanmış olur. Devlet Adamlığı; tarafsızlığı, yeniliklere açıklığı, saygınlığı, insana eşit mesafede oluşu içerir. Statükocular, devlet adamı değildir, asla olamazlar. Liyakat esasına göre seçilen her kişinin asıl hedefi Devlet Adamı olmak olmalıdır. Ancak, milletten uzak, geçmişte dış ülkelerden alınan eğitim desteği ile devlet adamı yetiştiren yerlere emanet edilen devletin kurucularının çocukları, milletine yabancılaşarak, bu yabancılaşma hali göreve başladıkları kurumda, kendinden olmayan statüleri dışlayıcı, aşağılayıcı, doku uyuşmazlığı gibi ölümüne ısrarlı tutumlarını sürdürmeleri ile devam edebilmekte. Konuyu assubaylar yönüyle ele aldığımızda; Bir üst statüde yer alan ve devlette assubaya nazaran etkin konumda bulunan kimi kişilerin bıkmadan, usanmadan yaydıkları “assubaylardan bir şey olmaz, güvenmeyeceksin, üçü bir araya gelmez…” (bunlar en basitinden yaymaçları) yaymaçları toplumda yer bulabilmekte ve bu yer bulma hali tıpkı “Ermeni Soykırımı vardır” diyenlerin umulmadık anda, her yerden çıkabildiği gibi, kimi zaman ortaya çıkabilmekte. Bir gün bakmışsınız bir spor eleştirmeni, başka bir gün bir cinsel sorunlar danışmanı, başka bir gün bakmışsınız bir densiz asker kişi assubay statüsünü genelleyerek yerden yere vuruyor toplum önünde. Artık yeter... İnsanı, statüden kaynaklı dışlayıcı bu kirlenmişlik haline, eğer bir devlet isek herkesin dur demesi, dur deyici tedbirleri almasının vakti çoktan geçiyor. Halen devam ettiği üzüntü ile görülmekte olan bu süreçte Assubaylara da çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Mesleğin büyüğü küçüğü, önemlisi, önemsizi olmaz. Her meslek, her statü kutsaldır, her statü şereflidir. Statünün şerefsizi olamaz. Her bir assubayımız aynı zamanda bir devlet adamıdır. Devlet adamlığı sorumluluğu isteseler de istemeseler de, temsil tazminatı verilse de verilmese de, assubaylarımızın üzerindedir. İyi bir assubay; her yerde, her daim ve her koşulda bu sorumluluğunun bilince olandır. Son olarak bir genç gazetecimiz Barış Yarkadaş 05.02.2015 tarihinde Halk Tv’de Uğur Dündar’ın sunduğu Halkın Arenası Programına katılarak “Astsubaydan MİT Başkanı” diyerek assubaylar ile ilgili bilinç altında oluşturulan/oluşan aşağılayıcı ön yargıların tuzağına düşmüş olduğu görülüyor. Toplumca takip edilen kişiler, meseleyi genelleyerek bir yere varamaz. PKK ile yürütülen sürece biz de karşıyız. AS Parti kurucusu olan Cavit Kayıkçı, MİT Müsteşarı ile farklı Assubay Hazırlama Okulu mezunu olsalar bile, aynı devreler.…
Her şey insani, Sevmek, sevilmek, Değer vermek, değer görmek, Saygı duymak, saygı görmek, İlgi duymak, ilgi odağı olmak, Birlikte, el birliği ile el ele, gönül gönüle yükselmek, yücelmek Üstesinden gelinen zorluklardan sonra başarıyı birlikte kutlamak, Tüm bunlar insani, İnsani olmayan şeyler ise en güç şeylerdir. İnsani olmayan şeylerin başarılmış olması asla başarı değildir, övünç duyulacak bir durum değildir, insan için. Sevmek kolayken, sevmemek “zoru” zorlamaktır.. Zor, bir yere kadar zorlanılır, sonrası bir yerden patlak verir… Patlayan şeylerin onarım maliyeti yüksektir, Onarılsa bile izleri kalır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde kimi kendini bilmezlerce bir assubay için yapılan olumsuz yaymaçların (propagandaların) neler olduğunu burada yazmayalım, gerek yok, sayfamız temiz kalsın. Bu yaymaçları yayanlar hiç de masum değiller, Onlar, o denli cesur adamlar da değiller, Gördüklerinde bir zoru, zoru devredecek bir assubay bakınmışlardır, her daim, Meydan boş mu diye bir sağa, bir de sola bakıp işkembe-i kübradan atıp durular, assubay hakkında, yerse misali, Yiyenler de olur, Yemiş halde çıkarlar sahaya, davranırlar önyargılı olarak assubaya, sonra geriye dönüşler çoğunu mahcup eder, Başlarlar “bize böyle anlatılmadı” diye, Doğrudur, size öyle anlatılmamıştır, vaktiyle değer verdiklerinizce, Geçen hafta gelen bir e-postada bundan iki ay önce bir kıtada göreve başlayan (karacı) tankçı asteğmen düşmüş önyargı tuzağına. Sınıf okulunda O’na bir densiz kendince anlatmış “assubaydan zimmet alırken dikkat edin, sizi yanıltırlar, kandırırlar…” diye. Be arkadaş, eğer zimmete vurgu yapmak istiyorsan, bir statüyü yererek yapma bunu. O’na zimmetin nasıl alınması gerektiğinin dersini, 40 dk. anlat, yetmiyorsa 80 dk. anlat. Ordumuzun bir statüsünü kötüleme emi, Demek ki halen başladığımız yerdeyiz, yazık, çok yazık… *** İntiharlar halen devam ediyor! TSK, iki yılın ortalaması her ay bir personel üzeri can kaybetmeye devam ediyor. Geçen hafta; Hava Kuvvetleri Komutanlığı bir can, Jandarma Genel Komutanlığı bir can, Kara Kuvvetleri Komutanlığı bir can, kaybetti. Bir insanın canına kıymış olması bizi derinden üzmektedir. Silahlı Kuvvetlerimizde görev yapan insanımızın canına kıyması büyük bir üzüntü ile görülmektedir. Bu büyük sistem içerisinde personel ile daha yakın ilişkiler kurucu sistemler ivedilikle uygulamaya sokularak personel ile meslekten/meslektaş olmaktan kaynaklı yakınlaşmanın arttırılması, personeli geleceğe yönlendirici, motive edici, yaşama, mesleğe bağlayıcı etkili yönetimsel yetkilerle donatılı yeni kadrolar açılması, yoksulluk sınırında bile olsa her personele yoksulluk sınırının altında kalmayacak bir ücret verilmesi, sosyal dayanışmayı artırıcı gerçekçi faaliyetlerin geliştirilmesi yolu ile bu tür acı hadiselerin önüne geçilmesi biran evvel gerçekleştirilmeli, mevcut olduğu görülen çalışmalar gece gündüz demeden hızlandırılmalı, yeni kayıplar yaşanmaması için zaman çok iyi değerlendirilmeli. Hâlihazırda, TSK'nın en önemli işi bence budur. İnsanı yaşatın, Yaşatıcı tedbirler alın,…

Çok Okunanlar