×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 932
AYDINLIK

AYDINLIK (91)

YAZAR : ERDAL GÜNŞER

YETER Kİ AYDINLIK OLSUN YARINLAR

15 Mar 2016
148 kez
Yazan
Halk ölür...Bazıları da bir taşla kaç kuş vurduğunu düşünür...Sindirilmiş insanlar hala yazabildikleri facebook'larının başında, şimdilik sağ olduklarını tanıdıklarına bildirir.Toplantı, yürüyüş, protesto, eylem hak getire...Devir o devir değil... Polisin, askerin eli bağlanır.Şehirlere terörist doldurulur.Açım açım açılınır...Saltanatın Mayıs hesabı Haziran'a uymaz.Bir film çevrilir... Kanlı...Senaryo milliyetçilik, figüran halk,Hesap bir kişinin, emir belli. Korku o kadar büyümüştür ki,Ya taraf ya da bertaraf olmak zorunda kalacağını düşüne düşüne,Hesapsız kitapsız günler başlar,Bir gece daha bu dünyada uyumak istercesine. Susarsın, korkarsın, sıranı bekler durursun.İşte böyle... Olur mu olur...Artık her şey olur.Gazeteci, profesör, Asker, Akademisyen, PolisHerkes terörist olur birden.Yeter ki parmağına basma,korku imparatorluğunun. Trollük yapmakla kalmaz troller,Bir şahin olur cihat.Hedef belli,Komünist, Kürt, Alevi, CEHAPEli, Ateist ve dahi ParalelBizden olmayan herkese müstehak dedikleri,Oluk oluk benimki olacak kırmızı bayrağımdaki kan. Olsun aksın,Bu kadar yaşadığım yeterAtatürk'ün gölgesinde, Cumhuriyet ülkesinde,Yeter ki aydınlık olsun yarınlar...    

KLESTAVİYA MERMİSİ

12 Ara 2015
183 kez
Yazan
KLESTAVİYA MERMİSİ   Yazmak istemediğim bir konuyu yazacağım. Peki yazmak istemiyorsam neden yazacağım? Bir fıkra hatırladım. Bu yazımın fıkranın altını doldurmaktan başkada bir amaca hizmet edeceğine inanmıyorum. Çünkü zaten bilinen bir olgunun altını çiziyorum. Son zamanlarda ülke gündeminden uzak bir tartışmamız var. Bu tartışmanın konusu “İntibaklar ve tazminatlar hakkında kanun çıkmak üzereyken biz ne yapıyoruz?.” Bildiğimiz gibi hükümet seçimden önce verdiği sözleri yerine getirmek için bir dizi çalışmalar içinde. Bu çalışmaların hükümet adına ana teması şudur; Bu işi en az hasarla kapatmak. Bunun için de çıkış yolları arıyor ve komisyonlarını bu yönde çalıştırıyor. Böyle olunca da Kıdemli Başçavuşlara verilecek tazminatları kırpmanın yolunu arıyorlar. Hesap ortada. Emeklisiyle, çalışanıyla neredeyse 150.000 kişilik bir büyüklük. Her birine ayda 200TL ödeme yapılsa ayda 30.000.000 TL, yılda 360.000.000 TL külfet eder.  Sadece Binbaşılarla sınırlı kalsa hükümetin çıtı çıkmaz. Çünkü topu başı 5000 Kişi. Zaten Emekli Binbaşı sayısı yok denecek kadar azdır. Sadece Muvazzaflar var. Binbaşılara verip geçecekler. Adalet kimsenin umurunda değil ama son zamanlarda şu Assubayların sesi çok çıkıyor. Bir de başımızda savaş belası var. Bu dönemde görmezden gelemezler. “emekliassubaylar.org” sitesi ikide bir mail kampanyası, faks kampanyası düzenliyor. Sesi ve tepkiyi arttırıyor.  Hele son kampanyasına da cevap gelince bir baktım ki, göz boyayıcıların maskesi düşmüş. Basından duyduklarıyla şehir turuna çıkıp bilgilendirme turizmi yapanlar, Sosyal medya veya bildiri şeklinde açık açık bilgilendirmeyi uygun görmeyenler, çıkaramayacakları bir gol yemişler. Eee.. böyle sonlanır küfürbazın düğünü… Unutulmaz yapılanlar. Sorum net. İntibaklar ve tazminatlar hakkında TEMAD Yönetiminden, son iki yıldır Genelkurmay Başkanlığı ile kim görüştü? Görüşmedi ise neden? Randevu istenmedi mi? İstendi de cevap mı verilmedi? Genelkurmay Başkanlığı Assubayların sorunları hakkında kimlerle görüşme yaptı? Bunların içinde hiç TEMAD temsilcisi oldu mu? Olmadıysa neden? Can havliyle hemen resmi sitelerinden iki satır mail kampanyasına sığınmışlar alelacele. Ama nafile…  Bugüne kadar çözümü hükümette arayan, Genelkurmay ile bağları koparan TEMAD yönetimi, aşağıdaki dilekçe örneğini hazırlamış ve Genelkurmay Başkanlığının linkini vererek acaip bir kampanya başlatmıştır. “Klestaviya Mermisi” gibi…  Bu metni hemen aşağıya kopyalıyorum.  Özlük haklarımızın düzenlenmesi hususunda uzunca süredir bir beklentimiz oldu. Son zamanlarda hükümetimiz ve Genelkurmay Başkanlığının bazı hususlarda uzlaştığını görmek memnuniyet verici bir durumdur. Astsubaylara görev tazminatı verilmesi hususunda Genelkurmay Başkanlığımızın hükümete önerdiği teklifteki II Kademeli Kıdemli Başçavuş olma ve 24 yıl fiilen çalışmış olma şartı mevzuatın bu haliyle düzenlenmesi halinde bu kapsama girmeyen bizleri çok mağdur edecektir.  Bu hususun tek kıstasta ve Kıdemli Başçavuş rütbesindeki personel ile onun emeklilerine verilmesi doğru ve adil bir çözüm olacaktır. Subaylarda bu kıstasın Albay ve Yarbay…

KAÇKINLAR

05 Eyl 2015
206 kez
Yazan
Trafik çok yavaş ilerliyordu. Sürücüler artık bu çileye alışmıştı. Günün yorgunluğunun ardından bir de şu yol işkencesi bitse ve bir an önce evime dönsem diye düşünüyordum. Bu esnada radyo kanallarını karıştırmaya başladım. Birkaç müzik kanalını biraz dinledikten sonra bir haber programına kulak verdim. Azerbaycan’da yaşanmış olan Hocalı katliamından ve Karabağ’dan bahsediyordu. Aklıma birden Bakü şehri geldi. Işıltısız ve loş bir başkenttir Bakü. Petrol rafinerilerinin kirlettiği Hazar denizinin bu şehre yine de bir nefes verdiği yadsınamaz. Ama nerede Güzel İzmir, Nerede Bakü!.. “Targov Centr” denilen alışveriş merkezlerinin oluşturduğu küçük bir yoğunluk merkezi hariç sakin bir şehirdir Bakü. “Gız Galesi” “İç Şeher” “Halça sarayları” ziyaretçilere kentin tarihi dokusunu sunuyor. Zerdüştlerin, Acemlerin, Türklerin ve hatta Ermenilerin izini silemeyen Sovyet sistemi kente sadece gerektiği kadar modernlik katmış. Büyük sütunlu Tiyatro binaları, Geniş aleyalar(bir çeşit yol), Fontanlar(fıskıyeli havuzlar), Yirminci Yüzyılın ilk metrolarından biri olan Metro girişleri, Şehitler hiyebanı(Şehitler abidesi, 20 Yanvar (20 Ocak yada Kara Ocak) diye Bakü bilgilerimi beynimden geçirirken, orada takıldım. Sahi ne olmuştu Kara Ocak’ta? Tabii ki Kızıl ordu Tankları Bakü’yü işgal etmişti. Ama ne işgal!.. Tanklar Bakü sokaklarında hareketsiz ve mahsur kalmışlardı resmen. Hafızam o günlere gitti bir kere anlatmazsam olmaz. Targov Sentr’da bir Azeri şoför ile tanışmıştım. Adı Şahin idi. Şahin bir telefonla Salyanski Kazarma’ya geliyor, beni alıyor ve gezdiriyordu. Şahin’le şehrin güzelliklerini ve eğlence yerlerini dolaşırken bir bayanla tanıştım. Adı Aycan idi. Aycan Karabağ kaçkını imiş. İki çocuğu varmış. Çok güzel olan bu Azeri kadının çok ta trajik sayılacak hikayesinden birkaç satırı Şahin’den dinledikten sonra kadına ve kadınlara bakış açım tamamen değiştiğinden mi olacak, o gün bu gündür parayla satın alınan arkadaşlıklardan nefret ediyorum. Tıpkı o gün de kendimden nefret ettiğim gibi. Aycan “Kaçkın” idi. Ne kaçkını mı? Tabii ki “Karabağ kaçkını”. Yani yeri, yurdu Ermeni İşgali altında olduğu için Bakü’de onlar için kurulan kampta kalıyormuş. Hocalı Katliamı, Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgali gözümün önüne geldi. Bir hesap yaptım. Kadıncağız on dört yıldır bu hayatı yaşıyor. On dört yıldır da yardımla yaşıyor. Aylık geliri ortalama yüz, bilemedin iki yüz dolar olan, öylesi fakir bir halk kitlesinin yaşadığı ülkede, kendi tabirleri ile “KAÇKIN” olmak zor olsa gerek. Şahin’e sordum. “-Şahin sen zor geçiniyorsun. Bunlar ne yer, Ne içer?” diye. “Ara sıra paketle erzak getiriyorum. Bir de kendi çalışıyor ama parasını elinden alıyorlar.” dedi. Sonraları “Azadlıq” gazetesinde bir haber okudum. İran Karabağ Kaçkınlarına bir kamyon un ve bulgur getirmiş. Büyükelçi kendi elleriyle halka dağıtıp bir de konuşma yapıyor. “-Vah!… Vah!..” diyebildim. Kendi…

İTİRAF ET!

27 Şub 2015
204 kez
Yazan
  Sizlere son aylarda Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılmış açıklamaları sunuyorum. Yılmaz, Bakanlar Kurulu'nda yapılan değerlendirmede, silahlı kuvvetlerinin öncelikle "Bedelli askerlik çıkmasa daha iyi olur" dediğini dile getirerek, şöyle devam etti:"Çok net olarak, 'Çıkmasa daha iyi olur. Ama toplumsal bir gerçek de var. Eğer böyle bir talep olacaksa o halde sizden ricamız, isteğimiz şudur ki mümkün olduğu kadar yaş düşük olmasın, bedel de çok düşük olmasın. Yaş düşük olursa çok kimse katılır. Bedel de düşük olduğunda daha fazla kişinin başvurması mümkün olur. Mümkünse çıkarmayın, ama illa ki toplumsal ihtiyaçlarla Bakanlar Kurulu'nda değerlendirme yapacaksanız çok fazla bedel düşmesin, çok fazla da yaş düşmesin'. Bir de şunu dikkate alırsanız çok uygun olur; sözleşmeli erbaş... Sözleşmeli erbaşla ilgili 2011 yılında çıkarılan yasa kapsamında kadro miktarımız 72 bin 55 olmasına rağmen çağrıda bulunduk, gelen şu anda 4 bin 122 kişi. Yani çağırıyoruz gelmiyor. Mevcut sözleşmeli erbaşı alırken askerliğini yapmış olma şartı var. Askerliğini yapmamış olanları da kapsamda çağıralım, ola ki gelirse belli bir eğitimden sonra sözleşmeli erbaş olarak ilk dönem 3 yıl, sonra 7 yıla kadar çalıştıralım dedik. "Yılmaz, Genelkurmay Başkanı'nın görevini hakkıyla yaptığını belirterek, "Bu geçiş sürecinde, zor davalarda kendi arkadaşlarının süreci en az hasarla atlatması için hukuk çerçevesinde elinde geleni her şeyi yaptığını Milli Savunma Bakanı olarak, her türlü talepleri cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgililere aktardığını biliyorum" ifadesini kullandı.Uzman jandarma okullarında geçen sürenin emeklilikten sayılmasına ilişkin çalışmaları olduğunu anlatan Yılmaz, okulda geçen sürelerin de emeklilikten sayılmasını sağlayacaklarını söyledi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 Kasım'da Cezayir'e giderken bedelli askerlikle ilgili sözleriyle ilgili sorulara Yılmaz, askerlerin 6 Kasım'da gittiğini ancak aralık ayında gideceklerin düzenlemeden yararlanacağını kaydetti. http://www.haberturk.com/gundem/haber/1017945-milli-savunma-bakanindan-bedelli-askerlik-aciklamasi Mili Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Türkiye'de 200 bin 338 kişinin bedelli askerliğe başvurduğunu açıkladı. Yılmaz, "Biz 200 bini beklemiyorduk. Bu çok iyi bir rakam. Ve yine bir kez daha söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güçlenmesi için, emniyet, güvenlik güçlerimizin, teknik imkanlarını, kabiliyetlerini artırmak için Savunma Sanayi Fonu'na gidiyor bu kaynak. Destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum" dedi. http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/02/14/bedelli-askerlik-icin-200-bin-338-basvuru Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlenmesi için, emniyet, güvenlik güçlerimizin, teknik imkanlarını, kabiliyetlerini artırmak için Savunma Sanayi Fonu’na gidiyor bu kaynak. Destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Bu bir seçenekti. Bu seçeneği kullanmayıp da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bedenen katılmak istiyorum diyenlere de teşekkür ediyorum. TSK’nın hem bedenen, hem askere ihtiyacı var hemde mali olarak teknik kabiliyetlerini geliştirmeye ihtiyacı var. http://www.milliyet.com.tr/bedelli-askerlige-200-bin-338--gundem-2013649/ *** En üstte Bizzat Milli Savunma Bakanının ağzından bu ülkenin ordusunun başındaki kişinin fikirlerini ve açıklamalarını okuduk. Görüyoruz ki, şahıs sadece bir memuriyet yapıyor.…

DAHA FAZLA ÖZGECAN’LAR ÖLMESİN

18 Şub 2015
182 kez
Yazan
Bu günlerde bir infial halindeyiz. Hepimiz Tarsus’ta yaşayan üniversite öğrencisi Özgecan’ın işkence ile öldürülmesine şahit olduk. Her trajedinin arkasından çaresizce edilen laflar bize gösteriyor ki yine tedbir alınmayacak. Herkes bir taraftan bu duruma üzülürken acilen daha fazla suçlu aramaya koyuluyor. Öyle ki bu trajediyi bir malzeme yapmaktan çekinmeyen iğrençlikler bile izledik. Peki daha fazla Özgecan’lar ölmemesi için ne yapmak lazım? Soma’da yaşadığımız acıların aynısını Ermenek’te yaşamadık mı? Hafızalarda bir yırtık lastik ayakkabıdan başka ne kaldı? Özgecan’ın katledilmesini neyle anacağız? Nihat Doğan adıyla mı? Yoksa bir üniversiteli kızın çaresizce dediği gibi dolmuşları ıslah etsek yetecek mi? Ya bir sonraki cinayetin mekanına göre orayı da ıslah mı edeceğiz? Elbette ki hayır. Şunu itiraf etmeliyiz ki, bu tür cinayetler en modern ülkelerde de oluyor.  Bu cinayetlerin psikososyal olarak incelendiğine,  tüm dünyada olduğu gibi bizde de gözardı edildiğine inanıyorum. Bir siyasetçinin dediği gibi “Üç gün sonra unuturlar.” maalesef unutacağız. Tıpkı daha öncekileri unuttuğumuz gibi. Peki bu kez unutmadan önce şunları yapabilir miyiz? Fen Bilgisi derslerinin müfredatından çıkardığımız üreme konusunu daha detaylı olarak geri getirebilecek miyiz? Bayanlara özel plajlar açmaktan vazgeçecek miyiz? Bayanlara rol biçmekten vazgeçecek miyiz? Oturuşuna kalkışına karışmaya son verecek miyiz? Makyajlarına, giyimlerine karışmaktan vazgeçecek miyiz? “Erkek ve kadın eşittir” demeye tekrar başlayacak mıyız? Bayanların eğitim ve çalışma hayatına katılımına ve ekonomik özgürlüklerine engel olmayı bırakacak mıyız? Yukarıdaki sorulara  evet dersek bir nebze son yıllarda yaptığımız hatalardan geri adım atarız. Bir de sözünü bile etmekten kaçtığımız fizyolojik gerçekler var. Bu fizyolojik gerçeklerden yola çıkarak daha mutlu ve kendine güvenen bir toplum yaratmak için yapmamız gerekenler var. Kız çocuklarına ilkokulda makyaj ve saç bakımı dersi verilmeli. Erkek çocuklarına ilkokulda bayanlara nezaket eğitimi verilmeli. Çocuklara cinselliğin yemek ve su gibi bir ihtiyaç olduğu anlatılmalı. Tiyatro sanatı ile kız erkek ilişkilerinde hayat yeniden anlatılmalı. Hasta ruhlar tedavi edilmeli. “Şaka mı ediyorsun sen?” dediğinizi duyar gibiyim. Halbuki bir fatiha okusam yeterdi değil mi? Peki ben soruyorum. Bizi yaratan Yüce Allah'ın bizim Fatihamıza mı ihtiyacı var? Yoksa yaradılanı yaradandan ötürü sevmemiz yeterli değil mi? İlla cihat mı? İlla kabullendirme mi? İlla Müslümanlık mı? Türkiye’de son yıllarda yaşanan kadına şiddet tamamen Türk erkeklerinin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Türk erkekleri hasta yetiştirilmektedir. Sorumsuz ve savruk büyümektedirler. Ortamını buldukları zaman dişini geçirmek için saldırganlaşabilecek kadar zavallı bir durumdadır erkeklerimiz. Silah gibi kullandıkları dinleri vardır. Ne de olsa Allah ile kadın arasındadırlar. Bizim iğrenç atasözlerimiz bile vardır. “Kızını dövmeyen dizini döver” miş. Peki oğlunu dövmeyen neresini döver? Erkek egemen anlayışına maalesef kadınlarımız boyun eğiyorlar.…

ANALİZ

07 Şub 2015
138 kez
Yazan
5253 sayılı dernekler kanununun 4. Maddesi “Türkiye Kızılay Derneği ve Türk Hava Kurumunun tüzüklerini onaylamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.”der.İlgili kanunun 4. Maddesinin birinci bendinde “Yıl içinde elde edilen gelirlerin en az üçte ikisinin dernek amaçlarına harcanacağı hususuna tüzükte yer verilmesi,”der. Şimdi aşağıda tablo ve grafikler eşliğinde bazı bilgiler vereceğim. Bu bilgiler tamamen EK’teki hesap verileri ve 2014 TEMAD Bilançosundan alınmıştır. Rakamlar teknik özellik değil bilgilendirme amacı taşıdığından kuruşlar yuvarlanmış, diğer gelir kaynakları, depozitler, gibi ayrıntı içermemektedir. Herşeyden önce şunu söyleyeyim ki bence yukarıdaki yayınladığım tablo yanlıştır. Peki neden bu tablo ortaya çıktı? Neden böyle bir tablo yayınladım? Bence Ek’teki tabloda TEMAD 2013 Gelirini ifade ederken o açıklamada yanlışlık yapmıştır. Eğer TEMAD o tablonun doğru olduğunu savunuyor ise korkarım yukarıdaki tablonun da doğru olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır. Bunun üç sebebi olabilir. Birincisi teknik hata. İkincisi ise Kamu yararına yapılan harcamanın o yıl elde edilen geliri geçmesinden dolayı bir kamufle etmektir. Üçüncü seçenek ise bizim bilmediğimiz bir kanuna istinaden yapılmıştır. (TEMAD bu konuda açıklama yapmalıdır.) Aksi taktirde “biz kasayı dahil etmedik” denirse, yukarıdaki tabloyu kabul etmek gerekir. O zaman oturup tekrar konuşacağız. Diğer bir ifade ile şöyle düşünün. Gelirinizin yarısı ile kamuya yardım ediyorsunuz. Kalan kısmı ile harcamalarınızı yapıp kalanını bankaya koyup seneye devrediyorsunuz. Seneye tekrar bu parayı o yıl elde edilen kâr ile toplayıp yine yarısını kamuya ayırıyorsunuz. Not:2013 gelirleri aşağıdaki hesap çizelgesinde bildirilen gelirden (1.275.164 TL) Devralınan kasa (630.291TL) çıkarılarak bulunmuştur.) (2014 Gelirleri ise ilgili bilançonun ödenmiş özkaynakları toplamından (1.192.524TL) Devralınan kasa (418.950TL) düşülerek bulunmuştur. 2014 Harcamaları  özkaynaklar toplamından (1.192.524TL) 2015’e devreden dönen varlıklar (353.188TL) çıkarılarak elde edilmiştir. Hesabın kâr zarara yansımasındaki hatamın 20 TL civarında olduğu görülmektedir. 2013’te bir muhasebe değişikliği olduğunu kabul edelim. Muhasebe yönteminin değiştiğini varsayalım. Yukarıdaki tabloyu doğru kabul edelim. Yukarıdaki tabloyu doğru kabul ederek bir grafik hazırladım. Bu duruma göre TEMAD son iki yıldır topladığı gelirden fazlasını harcamaktadır. Hem de 2013 yılında sadece kamu yararına yaptığı harcama, o yıl elde ettiği gelirden fazladır. 2014 yılında ayrıntı olmadığı için kamu yararına harcamayı burada göremiyoruz. Grafiğe göre yazının en başında belirttiğim Kamu Yararına derneklerin harcamalarına ilişkin kanunun ilgili maddesinin ilgili bendi ile 2012 ve 2013 yılları göstergesi uyumluluk göstermemektedir. Tabii ki TEMAD yönetiminin kamu yararına yaptığı bu büyük hizmeti alkışlamam gerek. Ve yine tabii ki bu harcamalar gerekli olan komisyonlarda ve kurullarda ibra edilmiştir. Sonuçta son iki yılda en az bir milyon TL’yi…

PROFESYONEL ORDUDA PERSONEL REJİMİ

01 Şub 2015
155 kez
Yazan
Demokrasi demokrasi deriz de barajlardan bir türlü vazgeçmeyiz. Türk Silahlı Kuvvetleri de Profesyonelleşme, profesyonelleşme der durur. Ancak radikal değişimleri bir türlü yapamaz. Acaba hep zülfiyare dokunmaktan mı  korkar? Ya da daha detaylandırırsak, şu profesyonelleşme denilen şey hemen bir kurmayın önüne atılır da öyle mi hazırlanır bilinmez. Ama bildiğimiz şey profesyonelleşme konusunda tek yapılan bol bol uzman erbaş almak. Mesleki şartlar iyileşmedikçe, insanlar kendi mesleği ile barışık olmadıkça gerçek profesyonelleşme olmaz. Profesyonel ordularda, insanların önüne aşılabilir hedefler koymak lazımdır. Ümitler vermek, bu ümitleri verirken artık insanların doğru bilgiye çabucak ulaştıkları gerçeğini de kabul ederek doğru yönlendirmek lazımdır. Profesyonelleşmek için daha önce çekilmiş olan setleri kaldırmak gerek. Sonuçta ekmek bile lokma lokma yeniyor. Eğer TSK profesyonelleşecek ise mevcut profesyonel ordumuzun yaşadığı olumlu veya olumsuz tecrübelerden istifade edilmelidir. Ordumuzun en büyük profesyonel meslek grubu olan Assubayların en büyük şikayeti hiyerarşinin kendilerini izole etmesidir. O halde Assubaylardan başlayarak profesyonelleşmeliyiz. Subay yetiştiren okulların ana kaynağı Harp Okullarıdır.  Bu durum tekilci ve hakim sınıf yaratmaktadır. Oysa iyi bir komuta kademesine sahip olmak için objektif bir değerlemeden geçmek gerekir. Subaylarımızın ana kaynağını; Harp Okulları, Assubaylar ve diğer fakülteler oluşturmaktadır. Bu kaynaklardan Harp okullarının sayısı indirgenmeli, astsubay ve Fakülte kaynaklı subay sayısı arttırılmalıdır. Assubayların yönetim kademesinde temsil edilmesine yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Ancak bu çalışmalar tamamen sübjektif kriterlere bağlı ve yasalarla güvence altında değildir. Hatta dahası yetkisiz, ama komutan odasına yakın odaya bir astsubay yerleştirip “oldu da bitti maşallah” diyerek bir on yıl geçti. Bu bağlamda eleştirmek kolay. Peki ne yapmalıyız? Yüksek Mühendis/Yüksek İdare adı altında Astsubay kadrosu oluşturulmalı, Alay ve eşidi yapılanmalarda bir Yüksek Mühendis Astsubay, bir de Yüksek İdare Astsubay kadrosu oluşturulmalıdır. Bu kadro komuta yönetim kademesinde danışmanlık görevi yapmalıdır. Subay yetiştiren Harp Okulları öğrenci kaynağı olarak;  Üniversite Giriş Sınavı ve Askeri Meslek Yüksek Okullarından kontenjan dahilinde almalıdır. Askeri meslek Yüksek okulu mezunlarının en başarılı ilk yüzde yirmisi Harp okullarının üçüncü sınıfından itibaren derse başlatılmalıdır. Diğerleri Astsubay olarak atanmalıdır. Personel temininde kalitenin devam etmesi açısından Askeri okullarda genel eleminasyon psikolog rehberlik eşliğinde daha detaylı yapılmalıdır. Örneğin genel yapısı askerliğe elverişli olmadığı tespit edilenler veya başarı kaydedemeyenler bu çağlarda meslekten uzaklaşmaları sağlanmalıdır. Profesyonel Ordu Personel Kaynakları Şeması Assubaylık üç dikey hiyerarşik kategoriye ayrılmalıdır; Yüksek Mühendis Assubaylar / Yüksek İdare Assubaylar Mühendis Assubaylar / İdare Assubaylar Sınıf Assubayları Yüksek Assubaylar aşağıdaki şartlara haiz olmalıdır. Lisans mezunu Kd.Bçvş. rütbesinde Objektif seçim (Sınav+Sicil) Kadroları Alay veya eşidi birlik sayısına göre mühendis ve idare olarak iki kadro belirlenmeli Görevi: Komuta katına personelin…

TAS-SEN KAÇINILMAZDIR

04 Oca 2015
231 kez
Yazan
TAS-SEN’imiz bir doğum sancısı ile vukuu buluyor. Çok yakın zamanda yasal girişimlerimizi yaparak Anayasanın bizlere verdiği sendika kurma hakkını elde edeceğiz. Bu esnada tabii ki her şey kendiliğinden olmuyor. Bir çeşme veya pınar bulmadık. Tüm çalışmalar el yordamıyla güçlükle de olsa yürütülüyor. Yaşanan güçlükleri bir Allah biliyor bir de yaşayanlar… Keşke TEMAD Genel Başkanı ve Yönetimi de bir omuz verseydi de her şey daha kolay olsaydı. Bu bağlamda gönüllü öncüleri olmaktan gurur duyduğumuz Asker Sendikalarının, arkasına yaslanacak, oturup “hooohhh” diyecek bir zamanı olmayacaktır. Sendikal organizasyonun kurulması ile devletimizin gözbebeği Silahlı Kuvvetlerimiz de bir takım şaibelerle karşı karşıya kalmayacaktır. Peki tüm bu meşakkatler neden? Sendika ağası olup baş köşeye geçip kasılmak için mi? Önemli adam olmak için mi? Sarı sendika olup tüyü bitmemiş yetimin hakkına göz koymak için mi? Baki olan kubbede hak yolunda bir adımdır Sendika sevdalılığı… Sendika çalışma hayatını düzenleyen etkenlerin en önemlisidir. Emeğin veya işgücünün temsilidir. “Emekliler bunun neresindedir?” Diye soranlara bir soru da biz  soralım. Patronların sendikası yok mu? Günümüzde emekli de artık bir zamanlar emeğini verdiği devlete veya sigorta olduğu kurumlara karşı sendikalaşmaktadır. Çünkü hayat devam ettikçe işgücü ve emek savunuculuğu devam eder. Cebinde sefer görev emri duran, kendisine savaş zamanında verilecek görev için hazır olması istenen her Türk vatandaşı, bu ülkeye kaynak sağlayan her tür örgüt (Ev hanımları dahil) sendikal hakka sahiptir. Sendikanın olmadığı yerde köleleşme ve sömürü olur. Bu bağlamda sendikanın en büyük ve ana görevlerinden biri TMK’nın yeniden yapılanması olmalıdır. Assubaylar bir kurumun insan deposu olarak görülmemelidir. Assubaylar branşları olan ve o branşlarında uzmanlaşmış bireylerdir. Her subay gibi Assubayın da rütbesi vardır. Mevcut TMK ile Subayların aldıkları rütbeleri beraberinde yetki ve makam getirirken, Assubayların aldıkları rütbeler maalesef bir ağacın yaşını gösteren halkalardan başka bir şeye benzememektedir. Sendikalaşmak demek ağacın gölgesinde toplanmak demek değildir. Sendikalaşmak demek, profesyonelleşmek, verimliliğin sorgulanması, ortak faydaların arttırılması için çaba göstermek demektir. Kısacası Asker Sendikalarının yapacağı çok iş var. Sendika bir profesyonel askerin anasının ak sütü kadar helaldir. Sendikaya karşı çıkan meslektaşlarımız beyhude endişe taşımaktadırlar. Çünkü sendika ile TEMAD hiçbir zaman kıyaslanamaz. Hatta gün gelecek TEMAD, TESUD, EMUZDER, EMUJAD yönetimleri sendikaların işlevselliğini destekleyen, tecrübelerinden faydalanılan kurumlar olarak daha da etkin olacaklardır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonu, profesyonelleşme gibi konular TEMAD’ın,  TESUD’un, EMUZDER’in, EMUJAD’ın tecrübesinde ve Sendika’nın talebinde saklıdır. Profesyonelleşme yolunda giden Türk Silahlı Kuvvetlerinin izleyeceği yolu, kendi profesyonelleri göstermelidir. Aksi taktirde maalesef bir Lejyoner Ordusu oluruz. Seksenli doksanlı yıllarda siyasilerin arka bahçesi haline gelen Kamu İktisadi Teşebbüslerine yapılan en büyük haksızlık,…

CESUR OLMAK

01 Oca 2015
125 kez
Yazan
“Hayat yapraklarımızın önemli bir muhasebe günü olan yeni yıl başlangıçlarından birindeyiz. Geri dönüp bakmak ve ilerisi için hesap yapmak.” Ne kadar inandırıcılıktan uzak bir cümle değil mi? Aslında hiç kimse öyle ciddi bir muhasebe ya da plan yapmıyor. Sadece böyle konuşuyor. Tek yaptığım şey var. Ummak ve korkmak. Bir alkış, bir aferin, birkaç kuruş… İçten gelen sesi kandırmak. Onun gönlünü yapmak. Birşeyler düşünüyormuş gibi görünürken korkularını ve kaygılarını en üst seviyede kendine kalkan edinmek. Tedbir, tedbir, tedbir… O kadar çok tedbir alıyorum ki, neredeyse artık ağzımdan çıkan sözler dolambaçlı yola döndü. Bir saklambaç oyununda ebe olmamaya çalışan çocukların tedirginliği kadar tedirginlikler bile ağır geliyor gitgide… Ama gerçekler kaçtıkça insanın üzerine geliyor. Her köşe başından karşıma çıkıyor. Sanki bir aynalı labirentteyim. Her yere bakınca kendimi görüyorum. Vazgeçmek ağırlaştıkça, akıl gözümü sıkı sıkıya kapatıyorum. Oysa mezarlıklar ve hastaneler de var. Yazmak, yazmak… Alabildiğince yazmak. Kitaplar doldurmak. Kime? Niçin? Yazabiliyormusun yüreğinden kopup gelivereni? Ya da korkusuzca, ya da beklentisizce? Hayır ise cevap, ne yazıp duruyorsun? En baştaki sarmalı yaşamak için mi? Alkış, nam, para… Yoook… “Evet” ise yaz! Ama nereden başlayacaksın ki? Uzar gider bir derinlik yakalama isteği. Ama umutları yazmak daha kolaydır. Orası bir cennet bahçesi gibidir. İyilikler ve güzelliklerle dolu dilekler… Oysa, cesur olsam alabildiğine… Kapımı çalınca polis, titremese dizimin bağları…  Gerçeği söylerken doktor, boncuk boncuk terlemesem. Sevmediğim birini severmiş gibi yapmasam. Ceketimi alıp çekip gitmeyi becerebilsem. “Sen haksızsın adamım” desem makamına aldırmadan. Onun bana baktığı gözle ona bakabilsem.  Övünebilmesem bana ait olmayan başarılarla. Trajikomediye gülmesem. Gerçek bir hayatı tiyatro sahnesine fazla benzetmesem. Seyircilerin zekasıyla alay etmesem. Azıcık kendime saygım olsa… Yeni yılınız kutlu olsun.

TURP'UN BÜYÜĞÜ HEYBEDE

19 Ara 2014
179 kez
Yazan
Hey gidi yıllar!.. Ömür su gibi akıp gidiyor. İnsan maziye bakınca hemen geri gelesi geliyor. Ne kadar köhnemiş ve eskimiş olursa olsun hafızalarımızda dün gibi… Bizler çocukken, büyüklerimiz çektikleri sıkıntıları şöyle açıklarlardı; “Geleceğimiz için” “Çocuklarımız için” Değil mi?.. Artık o sıkıntılı günler geride kaldı. Bakkaldan bir koşu gidip mum alan çocuklarımız yok şimdi. Gaz yağı da satılmıyor. “İmece” sözcüğü bile ölü kelimeler listesine eklendi. Fakirliğin tanımı değişti. Hastalıklar bile eskiden fakirlikten yokluktan kaynaklanırdı. Şimdilerde varlıktan kaynaklanıyor. En yaygın hastalık  “obezite.” Şimdi bizim de çocuklarımız, hâttâ torunlarımız var. Hâttâ sadece bizim mi canım, tüm arkadaşlarımızın, akrabalarımızın çocukları ve torunları var. Hâttâ yurt dışında akraba ve dostlarımızın da… Değil mi? Ama bizim akrabalarımız hep Avrupa’da. Bizim Libya’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de akrabamız yok. Oradakilerin çocukları veya torunları tabii ki vardır. Ama bize uzaklar değil mi!.. Gerisini siz tamamlayın da ben de konuma döneyim. Birinci Dünya Savaşının çıkışını bize tarih kitaplarında anlattıklarında garipsemiştik. Bir Avusturyalı ile bir Sırplının tetiklediği savaştı sözde. Günümüzde gelişen olaylara bakınca bahane aynı ise bir milyon kez dünya savaşı çıkmalı idi. Tıpkı Birinci Dünya Savaşının perde arkası şartları maalesef günümüzde doğmuştur. Tabii ki tarih ileride yaşananları bahsedecek ama ben sizlere bugüne kadar yaşananlardan yola çıkarak bir tarih yazayım. Soğuk Savaşın 1987’de sona ermesinden sonra Rusya maalesef tekrar eski gücüne ulaşamadı. Böylece ABD tek başına dünyanın jandarmalığını eline geçirdi. İstediği ülkede kendi menfaatleri doğrultusunda operasyonlar yaptı. Dün sevdiklerini bugün cezalandırdı. Kaddafi tam yolcu uçağı düşürme ambargosunu delmişti. Fransa, İtalya gibi ülkelerde büyük törenlerle karşılanıyordu ki birden yok edildi. ABD, İran politikası ile bölgedeki işbirlikçilerinin sadakatini sınadı. Gücünü test etti. Irak’ı işgal ederek kendi coğrafyasından binlerce kilometre uzakta bir nevi tatbikat yaptı. Tüm bunları dünyanın gözü önünde yapıyor ve karşı çıkanları tartıyordu. Her zaman olduğu gibi en çok muhalefeti Rusya yapıyordu. Amerika’nın alelacele yaptığı renkli devrimler Rusya’nın komşu ülkelerinde tutmamış görünüyordu. Sınırlarının yanı başındaki akraba Rusya’nın gölgesinde olan Gürcistan, Ukrayna, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan gibi ülkelerde ABD yanlısı yönetimler tutunamıyordu. O nedenle Rusya kaçınılmaz bir şekilde ABD ile karşı karşıya kalıyordu. Hükümranlık savaşı öyle ya da böyle, diplomasi alanında çok kuvvetli devam ediyordu. Amerika için son noktayı koyma, prestij düzeltme, avantaj kazanma gibi değerlendirilen gelişmeler Rusya için ölüm kalım savaşı gibidir. Amerika’nın Doğu Avrupa ve Karadeniz bölgesinde itibar kaybına tahammülü yoktu. Kırım her zaman Avrupa ve Rusya için önemli olmuştur. Bugünkü durumundaki Avrupa da ABD için bir hayat damarıdır. ABD kültürü sonuçta Avrupa kökenlidir. Rusya’nın eline geçen Kırım Avrupa için Kuzey Güney…