×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 75
OLÇUM

OLÇUM (22)

Rahmet ve Özlemle Anıyoruz!

14 Mar 2015
378 kez
Yazan
Tam bir yıl önce bugün, TEMAD’ın 15 Mart Miting ve Yürüyüşünün hazırlıkları devam ederken, geçirdiği kaza nedeniyle Hastanede yatan, Sn. Hüseyin SAVCI’nın tanımıyla,  Assubayların Yaşar KEMAL’i, Mehmet Ali KILINÇ’ı kaybettik.15 MART günü Ankara’da onbinlerce Astsubay yürürken o hep aramızdaydı. Bir yerlerden bizlere bakıyor ve Anıtkabir’de Atamızın huzurunda, Yürüyüşte ve Mitingde "sizlerle gurur duyuyorum" dediğini duyar gibiydik.Güçlü kalemi ile Astsubay onur mücadelesine ışık tutan, birisini eleştirirken bile nezaketi hiç elden bırakmayan, Cumhuriyetimizin temel değerlerine sıkı sıkıya bağlı, Atatürk Devrim ve İlkelerine sıkı sıkıya bağlı bir değerimizi yitirmenin hüznü ile bir yılı geride bıraktık.Bu köşede uzun süre onun güçlü kalemi ve berrak zekası ile bezenmiş yazılarını keyifle okuyan bizleri bundan mahrum bırakan tramvay kazasına kaza denilebilir mi bilinmez.Bildiğimiz tek gerçek Ülkemizin sokaklarında, caddelerinde her an bir sevdiğimizi bizden alacak tehlikelerin kol gezdiği, üstelik sorumlularının da hiçbir bedel ödemediğidir.Değerli Yazarımız Mehmet Ali KILINÇ’ı rahmet ve özlemle anarken Eşine, çocuklarına ve torunlarına uzun ömürler diliyoruz. EMEKLİ ASSUBAYLAR  

Ev Horantasından Taş Mektebe

28 Eki 2014
382 kez
Yazan
İflâs etmiş tüccar gibiyim. Çoktandır ağzımı bıçak açmıyor. Neden diye soracak olursanız; anlatayım da dinleyin. Bilirsiniz yağmur her yörede, çoğu zaman belirli bir yönden gelir. Çocukluğumun geçtiği köyümde yağmurlar hep Çal Dağı’ndan tarafından gelirdi. Çal Dağı’nın üstünü kara bulutlar kapladı mı çok geçmez, köyün içinde yer aldığı vadiye şakır şakır yağmur yağardı. Şu an bulunduğum Antalya’da ise, şehrin batsındaki Bey Dağları’nın zirvelerini bulut kaplamışsa gün içinde Antalya’ya mutlaka yağmur yağar. Bunun tersi de geçerlidir. Antalya’da gökyüzü tamamen kapkara bulutlarla kaplı ve hiç durmayacak gibi yağmur yağıyor olsa bile, ne zaman Bey Dağları tarafında banyo havalandırma penceresi büyüklüğünde bir mavilik görülse, bu yağmurun kısa bir süre sonra duracağının, havanın açacağının işaretidir. Böyle bir durumda çok geçmez kara bulutlar dağılır, Antalya pırıl pırıl Akdeniz güneşine kavuşur.  Benim ağzımı bıçak açmıyor; ama meslektaşım Mustafa Sevimli de “Niçin çoktandır suskunsun?” diye sorumakta. Hani bazen zemheride hava kapanır, bir iki gün ha yağdı ha yağacak diye beklenir yağmaz, bir yağmaya başlar günlerce sürer.  İçinden yağmur dursa hava açsa da kendimi sokağa bir atsam diye geçirirsin mümkün olmaz, günlerce evde pineklemekten sıkılırsın moralin bozulur, ne tadın kalır ne tuzun; umutsuzluğa kapılırsın. İşte buna benzer duygular içindeyim. Ömrüm boyunca ülkemizde hep yıllar bir öncesindeki günleri aratan krizler içinde geçti. Bahtı kara ülkemin krizsiz bir yıl geçirdiğini hatırlamıyorum. Son yıllarda yine ülkemin üzerine dağılma umudu ufukta görünmeyen, nefes almayı bile zor hale getiren bunaltıcı kara bulutlar çökmüş gibi. Üzerini örten kara bulutların hiçbir yerinden, yıllardır yakın gelecekte umutlanabileceğime dair, gemilerin kıdemsiz astsubay salonu alabandasında bulunan gemi lombozu boyutu kadar bile olsun bir ışık, görünen bir mavilik ve kara bulutlarda yırtılma görünmüyor.  Suskunluğumun nedeni umutsuzluk. İçimden hiç bir umut ışığı yok ki başkasına aktarabileyim. Bu nedenle ağzımı bıçak açmıyor; çoktandır suskunum. İflas etmiş tüccar gibiyim demiştim; iflas etmiş tüccar ne yaparmış; eski veresiye defterlerini karıştırırmış. Madem ülkenin üzerine çöken karanlıklardan kurtulma konusunda yarına dönük içimizde umut ışığı yok; bari biz de iflas etmiş tüccarın yöntemine başvurup,  eski defterleri karıştıralım. Kıyıda köşede kalmış eski anılarımızı anlatalım.Sevgili Hemşerim Uğur Gökçe, Sevgili meslektaşım Mustafa Sevimli, Taş Mektep’e giriş günlerine dair anılarını çok güzel anlattılar. Hatta Mustafa Sevimli Taş Mektep’e bir değil iki defa girmiş. Adam her iki girişini de tekrar tekrar anlattı, her defasında zevkle okuduk. Benim başım kel değil ya; Taş Mektep’e giriş anılarımı ben de anlatırım olur biter. Bir şey itiraf edeyim; bunları sizlere değil de en yakınım olan kendi çocuklarıma bile anlatmış olsam, bu günün ortamına çok uzak şeyler…

AĞLARIM..

10 May 2014
188 kez
Yazan
Yıllar önce televizyonda, ırkçı hainler tarafından katledilen şehit astsubayın dolabındaki iki takım elbisesinden birini teskereye göndermek için teskereci muhtaç ere verdiğini ırkçıların katlettiği meslektaşımız şehit astsubayın eşi Yıldız Namdar’dan dinlemiştim de televizyon başında, çor çocuk görüyor mu diye sağıma soluma bakıp kimseye göstermemeye çalışarak ağlamıştım. Birkaç hafta önce olayın benzerini, görevdeyken Fikret Astsubayım da yaşadığını anlatmıştı da, yine gözlerim dolup boğazıma bir şeyler düğümlenmişti. Siz, öksüz kimi kimsesi olmayan Kilis’li garip er Dursun Ali’ye iki takım elbisesinden birini verip teskereye gönderen Ali Başçavuş’u anlatınca yine ağladım.. Siz bana bakmayın, ben hep böyle kolay ağlarım. Mahalle arasında yürürken bir çalı dibinde eşinip solucan arayan bir kara tavuk kuşu görsem, balkonumuzun önündeki ağacın tepesine konmuş hep eşiyle birlikte cıvıldaşan siyah başlı bir çift Arap bülbülünün sesini duysam, mevsimin güze döndüğü günlerde tozlu bir yola konmuş kafasının tüyleri dikilmiş eşinen bir çift yiribik (ibibik) görsem, kırk yıldır görmediğim çocukluk arkadaşımı görmüş gibi olurum, dünyada hala hayat var diye umuda boğulurum, sevinçten boğazıma bir şeyler düğümlenir, yine ağlarım. Bir yaz sonu döneminde, ormanlık bir bölgede ağaçlar arasında, kıvrıla kıvrıla uzanan bir dere kıyısı köy yolunda, gölgelerin uzamaya başladığı akşam üstü serinliğinde, arkası pulluklu, kocaman tekerlekli bir traktörün üzerinde, yanında traktörün çamurluğuna sığışmış kınalı saçları boncuk oyalı ak çemberinden dışarı taşmış çatlak dudaklı teyze, çok köşeli kasketini arkaya doğru yatırmış ak saçlı bir köylü amca önümden gelse, bak amca üretmekten, tarlaya tohum atmaktan geliyor, bu ülke bizim, biz aç kalmayız diye gururlanır, gururdan ağlarım. Siz bana bakmayın ben hep böyleyimdir. Bir sinema salonunda komedi filmi seyrederken, herkes katıla katıla gülerken, kimsenin kimseyi görmediği karanlıkta ne yapar eder, ben ağlayacak bir şey bulur, yine ağlarım. Örnek mi dediniz? Ege kıyılarının küçük turistik kasabasında kaybettiği motorlu dondurma tezgahını bulmak için oradan oraya koşturan bir Muğlalı’yı anlatan “Dondurmam Kaymak” adlı, baştan aşağı gülünesi sahnelerle dolu komedi filmini sanırım seyretmişsinizdir. Sinemada, herkes bu filmi baştan sona kahkahalarla izlerken, ben yine ağlayacak bir şeyler buldum. Niye mi? Bütün aramalarına rağmen dondurma arabasını bulamayan filmin kahramanı, evde karısı çocukları da dırdır edip üzerine gelince, bunalıma girer tarım ilacı içerek hayatına son vermeye niyetlenir. Ancak şafak vaktinden önce, ak sakallı, görmüş geçirmiş kapı komşusu amca, çaresizlik içindeki adamın koluna girerek, beraber saatlerce mahallede dolaşırlar. Ak sakallı ihtiyar komşusunun bin bir nasihatinden sonra çaresiz adam ikna olur ve intihardan vazgeçer, hayata tekrar tutunmaya karar verir. Ömürleri boyunca ülkelerine hizmet için oradan oraya savrulan, ama yine de ön yargıyla bakılmaktan kendilerini kurtaramayan, ben, sen,…

ACI KAYBIMIZ

14 Mar 2014
239 kez
Yazan

KUYU..

26 Şub 2014
235 kez
Yazan
SORUNLARI NİÇİN ÇÖZSÜNLER Kİ?    Söze bir de fıkrayla başlayalım. Mahallenin  hali vakti yerinde ağabeyi, berber dükkanında tıraş oluyor. Beş altı yaşlarında bir çocuk da dükkanın önünde oynarken, kah gelip cama burnunu dayayıp  içeri bakıyor, kah başka şaklabanlıklar yapıyor. Görünüşü cin gibi bir çocuk izlenimi veriyor. Tıraş olmakta  olan ağabey çocuğa bakıp berbere, “Maşallah  ne zeki çocuk, bu kimin oğlu” türü sorular sorunca berber, “Yok abi ya, görüntüye aldanma, o  çocuk safın tekidir” diye cevaplıyor. İspat için de, “olacakları gör” diyerek çocuğu, dükkana, yanlarına  çağırıyor. Cebinden  bir yirmilik, bir de beşlik iki kağıt para çıkarıp çocuğa uzatarak, "al sana harcamak için harçlık veriyorum, istediğini parayı alabilirsin, ama sadece birini alacaksın” diyor. Çocuk yirmiliği eliyle  itip beşliği kapıp vınlayıp gidiyor. Berber müşteriye "gördün mü" der gibi bakıp sırıtıyor.. Müşteri tıraştan sonra sokakta, biraz önce harçlığı kapan yaramaza rastlıyor. Dayanamayıp çocuğa, niçin yirmiliği değil de beşliği aldığını soruyor. Çocuk sırıtıp,"ben salak mıyım, yirmiliği alsaydım oyun biterdi" yanıtını veriyor. Demem şu ki, uzun yıllardır sorunlarımızı duyurmaya çalıştıklarımıza, ya biz duyurmakta başarılı olamadık veya onlar  duymazdan geldiler. Son zamanlarda ise, sorunlarımızı duyması gerekenlere teknolojinin de yardımıyla duyurmakta bir hayli yol kat ettik; bence duyurduk, duydular. Bu kez de ülkede gücü elinde bulunduran ve sorunlarımızı çözme durumunda olanlar duydular ama bu kez çözmekten kaçındılar, yan çizdiler.  Benim bu güçlerin çözmek yerine bazı amaçlarını gerçekleştirmek için  sorunlarımızı özellikle kullandıkları konusunda şüphelerim var. Emperyalizmin ve iç işbirlikçilerinin, kendilerinin çıkarlarının tekerine çomak sokma potansiyeli olan Türk Ordusu’nu çökertmek için yaptığı operasyonlarda, assubayların varlığı inkar edilmez sorunlarını, kalaycı ustasının bakır kabı kalaylarken nişadır kullanması misali, çözmek yerine işi  uzattıkça uzatarak katalizör olarak kullandıkları inancındayım. Sorunlarımızı  Türk Ordusu’nun mensuplarını kendi aralarında  birbirlerine düşürmekte kullandılar ve bunda başarılı oldular. Son on yılda, Cumhuriyet Tarihi boyunca hiçbir iktidarın sahip olmadığı güce sahip olan siyasi iktidarın, önlerinde hiçbir engel yoktu. Çözmediler; çünkü tıpkı  fıkrada uyanık çocuğun dediği gibi, çözseler oyun sona erer, bir daha  kullanamazlardı. Hem ellerinin altında böyle her ihtiyaç duyduklarında gündeme getirip kullanabilecekleri bir enstrüman varken çözüp bundan niçin yoksun kalacaklardı ki? FOTOĞRAFIMIZ. Fıkra ile başladık, toplumun ve toplumun bir kesimi olan bizlerin durumunu tespit eden bir fotoğrafla anlatmayı sürdürelim.Çoğu kişi biliyordur da ben yine de anlatayım.. “Koyak” kelimesi coğrafi bir terim olup bir yeryüzü  şeklinin adıdır. Etrafı  yükseltilerle, çevrili kuytu alan anlamına gelir.. Ben ülkemizi bir koyağa benzetirim. Toplumu katmanlar halinde koyak tabanından tepelere yerleşmişler gibi farz ederim. Toplumun bir avuç kesimi koyağın etrafını çevreleyen yükseltilerin havadar doruklarında rahat bir yaşam…

AYNANIN ÖNÜ VE ARKASI…

08 Kas 2013
317 kez
Yazan
Baştan belirteyim; TEMAD Merkez Yönetiminde hangi isim olursa olsun bence fark etmez; bir emekli assubay olarak, adını mesleğimin adından alan, üyesi bulunduğum, TEMAD üzerine dileklerim, derneğimizin şeffaf  yönetilmesinden, meslektaş camiamızı iyi temsil etmesinden, meslektaş camiamızın haklarını iyi savunmasından, dernek yönetilirken demokratik kurallara en iyi uyulan dernek olmasından, kısaca tüm güzelliklerin derneğimiz  "TEMAD"ın adı ile birlikte anılmasından başka bir amacım, düşüncem olamaz. Bunun yanında, ismi biraz öne çıkanların, ülkemizin bu günkü şartlarında, Amerikan filmlerinde polislerin insanların cebine uyuşturucu koyması benzeri yöntemlerle tuzağa düşürülmesi malum. Kim ne derse desin, TEMAD yöneticilerinin benim haklarımı savunacağım derken esir düşmeyi göze almalarını isteme hakkını kendimde göremem... TEMAD Genel Başkanı Ahmet KESER meslektaşım için, beş yıl önce ilk tanıştığımda, bu platformlarda, "Oturaklılığı, tavrı, karşısındakini dinlemesini bilmesi, konulara hakimiyetiyle, Sayın Ahmet KESER bu koltuğu doldurur, değme prostatlı YÖK profesörünü cebinden çıkartır" diye yazan kişi  de benim. Hakkındaki düşüncelerim, hâlâ tersine dönmüş değil. Sözümün arkasındayım. Yalnız bu durum aklıma takılan, soruları sormama, daha iyiye ulaşmak adına, gerektiğinde  eleştirmeme engel değildir. Bu girişten sonra, artık 2013 Assubaylar Günü Ankara buluşması izlenimlerimi anlatabilirim. Ankara buluşmasından bir ay önce yayınlanan mesajlardan TEMAD örgütlerince Ankara’ya meccane otobüs servisi sağlanacağını öğrenince listeye adımı yazdırdım. 18 Ekim günü akşamı, üç otobüs dolusu, yüzden fazla kişi, Antalya’dan yola çıktık. Sabah 07:30 gibi Ankara Etiler Orduevinde olduk. Orduevinde gideri TEMAD tarafından karşılanan kahvaltımızı ettik. Anıtkabir’e yapılacak kortej yürüyüşünün başlangıç yeri olan Ankara Arena’nın önüne hareket etme saatine kadar, dört saat orduevinde kaldık. Bu süre içinde, başka illerden gelen tanıdık meslektaşlarımızla buluşup hasret giderdik. Sanal alemden tanıştığımız birçok meslektaşımızla olan “gıyabi” tanışıklığımızı “vicahiye” çevirme fırsatı bulduk. Saat 13:00 gibi, otobüslere binip yürüyüşün başlayacağı noktaya hareket ettik. Orada diğer konaklama yerlerinden gelenlerle ve yürüyüşe Ankara’dan katılacak olan  meslektaşlarımızla buluştuk. TEMAD Yönetimi katılımcıların öğle yemeği için de organizasyon yapmış. Dağıtılan pide ayranlarla nefsimizi körlettik. Alanda kalabalık toplu haldeyken alanın tamamını görmek mümkün olmadığından katılım yetersiz mi acaba diye biraz  endişelendim. Yürüyüş başlayıp yola koyulunca, yol boyunca uzanan kortejin uzunluğunu görünce, katılımın  pek de az olmadığını görüp sevindim.  Anıtkabir'e doğru yöneldiğimizde, geçtiğimiz kavşaklarda Ankara'lı sürücüler, araba kornaları ile bizlere destek verdiler. Öğle öncesi hava parçalı bulutlu ve güneşliydi. Kortej  Anıtkabir yokuşuna geldiğinde hava kapandı, hafiften yağmur başladı. Neyse ki yağış fazla uzun sürmedi. Ata'mızı ziyaret, İstanbul TEMAD İl Başkanın şefliğinde İstiklal Marşı’nın  söylenmesiyle sona erdi. Dönüş yolunda Tandoğan Orduevi’nde biraz soluklandım. Orada da daha çok sanal ortamdan tanıştığım bir çok  meslektaşımla yüz yüze gelme, tanışma fırsatım oldu. Güneşin batmasına yakın,…

YANILDIN İŞTE, ALİ BEY!

03 Eyl 2013
215 kez
Yazan
Günlük yaşamımızda bir peşin hükümlülüğün, ön yargılı olmanın hikayesi .                                                                                                                                                 Oturduğu apartman dairesinin kapısına anahtarını  soktu, kapıyı  tam açıp içeri girecekti ki, kapı eşiğine bırakılmış ikiye katlı fotokopi sayfasını fark etti. Kağıdı aldı, kapıyı açıp içeri girdi.  İçeride kağıdı açtı, şöyle bir göz attı. Bu, “Sayın” hitabıyla başlayan el yazısıyla yazılıp, fotokopi çekilerek çoğaltılmış tek sayfalık bir mektuptu. Yakın gözlüğünü  taktı, mektubu bir solukta okudu. Mektubu okuduktan sonra tekrar katlayıp, giriş kapısının yanında bulunan ayakkabı dolabının üzerine bıraktı. "Yuh olsun sana! Yazılanlara sen de muhatapsın! Sarhoşun biri öyle mi!. Al sana, yanıldın işte!  Ön yargılı davrandın Ali Bey, peşin hüküm verdin!  Bir de sağduyu sahibiyim diye övünürsün!”  sözleri ağzından döküldü. Emekli Ali Bey her gün, aksatmadan  sabah yürüyüşüne çıkardı. Bazen kendi kendine: “Sabahın köründe yollara düşecek ne zorun var? Sanki çocukluğundaki köyündesin; çift-çubuk sahibisin de, sabah sabah, her gün erkenden,  yollara düşersin! Sanki kuşluk sıcağı çökmeden  bir evlek daha fazla ekeceksin! Sabah sabah yat, yattığın yerde!.." diye söylendiği olmuştu. Ancak; yine de yürüyüşünü nedensiz bir şekilde aksattığı günlerde, içinde bir eksiklik duyar, huzursuz olurdu. Altmış yaşını devirmişti. Altmış yaşına rağmen, çok şükür ki adı konulmuş bir rahatsızlığı yoktu. Sık hasta olmaz,  doktora nadiren çıkardı. Kırk yaşından sonra, ister baş ağrısı, ister  diz ağrısı, ister  böbrek ağrısı şikayetiyle olsun, hangi şikayetle doktora gidersen git,  ilk söyleyecekleri  aşağı yukarı hep aynı değil miydi zaten: “Ekmeği azalt!..”, “Tuzu kes!..”, “Şekerden uzak dur!..”, ve bir de “Sabahları mutlaka yürüyüş yap!..’’  Emekli Ali Bey de denileni  yapmaya çalışıyordu. Her sabah, gün doğarken, daha yollar kalabalıklaşmadan,   kendini sokağa atıyor;  oturduğu sitenin bulunduğu semtin sokaklarında, kendince belirlediği beş-altı kilometrelik yürüyüş yolunda, kahvaltı öncesi sabah yürüyüşünü yapıyordu. Ülkede emeklinin hali belli; kuş yuvası gibi bir kooperatif  dairesi; iki oda bir salon... Aslında karı-koca  iki kişiye yeter de artar bile ama,  sabah sabah iki yaşındaki torun bakılmak için bırakılacak, torunun annesi- babası, halası  işe gidecek.  “Gir-çık” sabahları evde trafik yoğun. O telaşede, işin ucunda “Ayak altında dolaşma!..” diye zılgıt yemek bile  var... En iyisi, ne yapıp edip, yürüyüş bahanesiyle kendini sokağa atmak… Ali Bey de, onu yapıyordu işte. Yürüyüşe çıkmasa da; evde sabah sabah televizyonun karşısına geçip, bilmem hangi yabancı ülkenin nehirlerinde, boz ayıların şelalede somon balığı avlayışını, bu ülkelerin bu akarsularına ve ormanlarına nasıl sahip çıktığını, doğal güzelliklerini, sıkı kurallarla nasıl  gözleri gibi koruduklarını, üzerine titrediklerini, anlatan  belgeselleri seyredip kahrolsa mıydı?.! Buna karşın; ülkemizde, “Mermer ocağı ruhsatı veriyoruz!..” adı altında, tüm yeşil tepelerin zirvelerinin  traşlanmasıyla ilgili haberleri, her…

ANTALYA TEMAD VE OYAK ÜZERİNE..

28 May 2013
329 kez
Yazan
Antalya TEMAD Facebook sayfasından bir alıntı: "TEMAD ANTALYA İL BAŞKANLIĞI.TÜM MESLEKTAŞLARIMIZA ÖNEMLİ DUYURU:DERNEĞİMİZİN KİRACI OLARAK HAYATINI MEVCUT ŞARTLARDA DEVAM ETTİRMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. TÜM YÖNETİMLERİN VE ÜYELERİMİZİN BUGÜN VE GELECEKTE ORTAK SORUNU SAYILACAK CİDDİ SIKINTININ GİDERİLMESİ İÇİN KULLANILABİLİR BİR MÜLKİYETİN SATIN ALINMASI ELZEMDİR. KİMSELERE MUHTAÇ OLMADAN KENDİ AYAKLARIMIZIN ÜZERİNDE DURMAMIZ GEREKMEKTEDİR. TEMAD EVİ PROJEMİZDE OLAN YÖNETİM BÜROSU, LOKAL, AİLE SALONU, ÇOK AMAÇLI SALONUN BİR ARADA OLACAĞI KOMPLEKS HALİNDE BİR MÜLKİYETİN İNŞASI İÇİN YÖNETİMİMİZ AYLAR SÜREN ARAŞTIRMASINI TAMAMLAMIŞTIR. BU ÇALIŞMALAR BİZLERİ HER ZAMAN PAZARLIK GÜCÜ İÇİN HAZIR NAKİT İHTİYACI SONUCUNA GÖTÜRMEKTEDİR. BU MAKSATLA KULLANILABİLİR MÜLKİYETİMİZE SAHİP OLMAK İÇİN BAĞIŞ TOPLAMA KAMPANYASI BAŞLATILMASINA KARAR VERİLMİŞTİR. GELECEĞİMİZİN TESİSİ SİZLERİN KAMPANYAYA VERECEĞİNİZ DESTEKLE MÜMKÜN OLACAKTIR. BİR DEFAYA MAHSUS YÜREĞİMİZİ ORTAYA KOYARAK. EN ÖNEMLİ ADIMI OLAN AİDATLARIMIZI YATIRMAKLA BAŞLAYIP, BAĞIŞLARIMIZLA DESTEK VERELİM. HİÇ UNUTMAYALIM Kİ BİZLER GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAZSAK BAŞKALARI HİÇ SAHİP ÇIKMAZ. SİZLERE GÜVENİYOR VE YÖNETİM KURULU OLARAK BAĞIŞ KAMPANYASINA DESTEĞİ İLK BİZLER VERİYORUZ. SİZLERİ DE BEKLİYORUZ.BAĞIŞLAR İÇİN, TÜRKİYE İŞ BANKASI ANTALYA SELEKLER ŞUBESİHESAP NO: 6229 0014105İBAN : TR74 0006 4000 0016 2290 0141 05İRTİBAT : 0 532 647 27 02" Bu duyurunun altına yazılan bir yorum. Yorumu buraya taşımak için, yorum sahibi meslektaşım Enver Gürbüz Yıldırım’ın iznini almaya gerek görmedim. Umarım hoşgörür... "Sayın TEMAD Antalya Yönetici arkadaşlarım.Öncelikle teşebbüsünüz için sizleri kutluyorum. Daha önce de taşınmaz sahibi olmak isteyen bazı TEMAD Şube Başkanlıklarımızı uyarmak için bilgi paylaşımında bulundum. Bu konuları sizlerle de paylaşmak isterim.1998 yılında İzmir Bornova TEMAD yöneticisiyken, elimizde bir miktar paramız vardı. Başkanlığımız, bürosuna kira vermemek için merkezde büyük bir işhanında 35 metre kare büro satın aldık. Tapusu TEMAD Genel Başkanlığı adına tescil edildi. Daha sonra taşınmaz, kamu yararına çalışan dernek olduğumuz için İçişleri Bakanlığı adına geçti. Bir kaç sene sonra yine birikimlerimizle çevremizde dernek bürosu, lokali olacak genişlikte bir yer bulduk, satın almak istedik. Paramız eksik kalınca TEMAD Genel Başkanımızla görüşüp, (O tarihlerde Sayın Ali ŞENCAN Genel Başkanımızdı.) büromuzu satıp, daha geniş bir yer satın almak istediğimizi söyledik. Daha önce böyle alım-satımlarla karşılaşmadığını, konuyu inceleyip bilgi vermek adına döneceğini söylediler. Ertesi günü aradılar. Açıklamaları şöyleydi:Şube Başkanlığı olarak büronun satışı ile Genel Başkanlığa yazacaksınız. Biz de yazınızı İçişleri Bakanlığına iletip satış için olur isteyeceğiz. Kabul olunursa, sizin şubenize satış yetkisi vereceğiz. Siz de bulunduğunuz il'de yüksek trajlı 3 gazetede, 3 gün devlet ihale yasasına göre çerçeveli satış ilanı verecek, öyle ihale usulüyle satacaksınız. Yönetim olarak o günün şartlarında inceledik; astarı yüzünden pahalı geldi. İlan masrafları nerede ise satın alacağımız tesis kadardı; vazgeçtik.Sayın Yöneticilerim.…
Toplum bilimciler, bu işlerin bilimini yapanlar der ki: Bir ülkede işsizlerin sayısı, yüz kişide bir veya iki kişi ise, geri kalan doksan sekiz kişinin işi varsa, sorun işsiz olan kişilerdedir. Şayet işsizlik oranı yüzde kişide on kişiye, on beş kişiye çıkmış  ise, sorun işsiz olan kişilerde değildir, sorun sistemde, toplu yönetimindedir. Bu durumda bile bunun sorunun toplumsal bir sorun olduğunun farkında olmamak, hala kendinde, kişilerde kusur aramak, şükretmek, bilinçsizliktir, ahmaklıktır. der. Bir ülkede belli bir meslekte, astsubaylık mesleğinde, intihar ederek yaşamına son verenlerin  sayısı son yıllarda artarak haftada dört kişiye  çıkmışsa, bu sorun toplumsal bir sorundur ve bu sorun sadece intihar edenlerin buna intihara eğilimli olmalarıyla açıklanamaz. Toplumsal sorunun çözümü görevi de toplumu yönetenlere düşer. Sorun yokmuş gibi davranma, olayın basına haber olmasına engelleyerek örtbas etme sınırını çoktan aşılmıştır.  Ey toplumu yönettiği iddiasında  olup, toplumun sorunlarını çözmekle görevli olanlar! Şayet, bu  toplumu, bu devleti, dağıtıp bölüp parçalayıp yok etme gibi özel bir misyon sahibi değilseniz. Ülke sorunlarının bir parçası olan astsubay sorunu da, diğer sorunlar gibi, ülkenin iletişim kanallarının tamamını satına alarak  gizleme, sorunların açıkça tartışılmasını engellemek çözüm değildir. Sorun çoğu sorun gibi can acıtan toplumsal bir yara haline gelmiştir. Artık bir yerlerle uyumluluk adına topuk selamı çakıp, basına başı eğik resim vermenin, “ intihar etmeyi yasaklayan emir” yayınlamanın soruna çare olmayacağının görülmüş olması gerekir. Bu ülkeyi yönetme ve bekasını temin göreviyle nöbet tutma iddiasında olanlar!Astsubayların ekonomik sorunlarının çözümü  için  imkan yokluğu bahanesi kabul edilemez. Ülkemizi riske atamaktan başka hiçbir getirisi olmayan, komşumuz Suriye’yi işgal hazırlığı çerçevesinde, Sakarya’dan Samsun’a mülteci kampı inşa edileceğini, ben uydurmuyorum, basın yazdı. Sınırında savaş planlaması yapılan bir ülke, önce kendi askerini doyurmalıdır. Bu ülkenin sorunlarını çözemiyorsanız, çözülmeyen her sorunun bu ülkenin insanlarını bir birine, devletine her gün biraz daha fazla düşman edip, ülkeyi çözülmeye biraz daha yaklaştırdığını göremiyorsanız, doldurmakta olduğunuz devletin n emanet makamlarını boşuna yer işkal etmeyiniz. İleride daha kötü unvanlarla anılmak ve yargılanmak istemiyorsanız, kuyruğunuzu kıstırıp, zaman  kaybetmeden bir an öce yerlerinizi efendi efendi  bu işi yapabileceklere terk ediniz... 

TEMAD’A BİR ÖNERİ VE ÇAĞRI

28 Nis 2013
485 kez
Yazan
Bu köşede çoktandır bir şey yazamadım. Buna hiç bir durumun mazeret olamayacağını da biliyorum. İlla mazeret soracak olursanız alın size mazeretler. Mazeret olarak, tükettiğiniz simitten çaya  her şeyin içinde siyaset olduğu halde, kimilerinin ısrarla "15 Ocak'ta mutlaka  bir şeyler olacak, ne olur  siyasi yorum yapıp kazları ürkütmeyelim" türü söylemlerinden etkilenip, "müsebbip ben olmayayım" diyerek, "Mücadeleye  hep konuşarak değil bazen de susarak katkıda bulunulabilir" yaklaşımı gösterdim diyebilirim.. İnternet ortamında  bazı meslektaşlarımın sorunlarımızla ilgili yaptığı yorumların üsluplarını, yazıp çizdiklerini görüp, "Ben neredeyim, kimlerle beraberim?" moduna  girmiş, bir süre  bu sorunun cevabını aramış olabilirim. Zaman zaman bir şeyleri paylaşmaya niyetlenip, ülkede işlenen güncel hukuk cinayetleri ve adice kurulan tertiplerle ilgili bir iki cümle kurmaya kalktığımda, kapasiteleri , hak arama ile çağdaş bir insan olarak hukuksuzluklara karşı çıkmayı birbirinden ayırt etmeye yetersiz kişiler tarafından, "Yıldız meraklısı" olma sıfatı ile nitelendiğim aklıma gelip vazgeçmiş olabilirim. Sonuçta bütün bunların toplamı olarak, bir şeyler yazmayı canım istememiş, elim varmamış olabilir. Tabii bu anlattıklarımın TEMAD’a yapacağım çağrı ile ilgisi yok. Diğer yandan da, zamanın susma zamanı olmadığını anladım ve ülkenin güncel durumu ile ilgili bir çağrı yapmaya karar verdim. Çağrım, en başta üyesi bulunduğum Türkiye Emekli Astsubaylar  Derneği TEMAD’ın Genel Merkez Yönetimi’ne.  Ayrıca TESUD’a,  konuyla  ilgili şehit ve gazi derneklerine. Bilindiği  üzere, emeklisiyle muvazzafıyla biz assubayların sorunları her ne kadar dağ gibi yerinde duruyor olsa da, iki yıl öncesine göre bu günkü geldiğimiz aşamada sorunlarımızın durumunda farklılıklar var. İki yıl önce sorunlarımızı olduğunu duyurmakta zorluk çekerken, bu gün derneğimiz TEMAD sayesinde kamuoyuna duyurma diye bir sorunumuz yok. Sıkıntılarımızı çözme konumunda olan makamların, sorunlarınızı duymadık bilmiyoruz gibi bir mazeretleri olamaz. Ben sorunlarımızın bilindiğini, aksine ülkenin içinde bulunduğu ortam nedeniyle çözüme kavuşturulmakta ayak süründüğü, kasıtlı olarak el atılmadığına inancındayım. Bu cümleden olarak, yirmi yıl hizmetli assubayların, haftada ikişer üçer , intiharlar etmeleri karşısında, kimsenin kılının kıpırdatmaması, hiç bir rütbelinin ve siyasinin bu konuda sesinin çıkmaması tesadüfi olamaz diyorum. Assubay ve emeklilerinin sorunlarını çözmek yerine savsaklanıp, Türk Ordusu'nu yıpratmasında kullanılmasının daha çok işlerine geldiği duygusunu taşıyorum. Demokrasiyi sadece dört yılda bir sandık başına gitmek sananların tepkilerini da dikkate alarak, “Siyaset yapıyorsun”  tepkilerine karşı, ülkenin içinde bulunduğu durumu açıklamak için,   hayatta başka bir alanda karşılaşabileceğimiz bir örnekle anlatmaya çalışacağım. Kiralık bir binanız var.  Kiralık binanız için iki talip çıkıyor.  Kiracıyı ihale yoluyla seçmeye karar verip, bu yolla kiracıyı tespit ediyorsunuz. Binayı ihaleyi kazanan kiracıya teslim ederken detaylı bir kontrat yapıyorsunuz. Yaptığınız  kontrata şart olarak, kiracınızın, gerekirse parkeleri,  mutfak dolabını, termosifonu, pencere doğramalarını…

Çok Okunanlar