KUTUP YILDIZI

KUTUP YILDIZI (18)

YAZAR : RAFET DURAN

Değerli Meslektaşlarım Bu yazının içerisinde, hakaret, küfür, ayrıştırma, nefret söylemi, siyasi bir düşünceyi empoze etme, bir gurubun mensubu gibi hareket etme söz ve düşüncesi bulunmamaktadır. Bu tür kavramları arayanlar için yazı çok sıkıcı olabilir. Bu nedenle  bu tür beklentiler içinde olan   meslektaşlarımı  boşuna  hayal kırıklığına uğratmak istemem. Umutlanmıştık. Gururlanmış, sevinçli, huzurlu ve mutluyduk. Çünkü yeni bir lidere, yeni yönetim ekibine, yeni anlayışa yeni bir bakış açısına sahiptik. Bu nedenle birleşmiş, tek yumruk olmuştuk. Bir anda sosyal medyada çığ gibi büyümüş, seven sevmeyen herkesin ilgi odağı olmuştuk.  En gözde meslek mensupları dahi bizlere gıpta ile bakar hale gelmiş, bunu açıkça beyan etmeye başlamışlardı.  Örgütümüzle, başkan ve  ekibi ile gurur duyuyor,  hak ettiği övgülerle kendilerini koşulsuz desteklediğimizi ve sahip çıktığımızı yazılarımızla beyan ediyorduk. Uzunca bir süreden beri bizleri sosyal medyada takip eden, meslek mensubu olan ya da olmayanların olup bitenleri, birbirimize karşı tutum ve davranışlarımızı izledikten sonra, varacağı sonuç;  bu insanlar  bu ortamlarda yazarak asıl amaçları, hak arama çabası içinde olmak mıdır? Yoksa hakaretleşme, karşılıklı hınç alma veya aşiret grupları gibi,  öç alma  amacıyla toplanmış kişiler mi olduğu konusunda kafalarının iyice karışacağını sanıyorum. Halbuki, aynı haklı amaç doğrultusunda birlikte hareket etmek için bir araya gelerek, ses getirmiş, muhataplarımızın dikkatini çekmeyi başarmıştık. Bugün neden ayrışma içine girdik? Birbirimize karşı çoğunlukla neden  hakaret ve nefret söylemleri geliştirdik? Bu aşamadan sonra bu ayrışma, nefret ve hakaret söylemlerini yazmayacağım. Ancak  tespit edebildiğim sebeplerden birkaçını belirtmek istiyorum.  Ayrıştırma ve hakaret sözlerini  tekrar etmenin, birilerinin diğer birilerine karşı neler yaptığını  veya söylediklerini açıklamanın,  haklı ya da haksız ayrımına gitmenin artık ne faydası olacağına, ne de gerekli olduğuna inanmıyorum. Çünkü  ayrıştırmanın  ben de bir parçası olmak istemiyorum.   Hepimiz, başkanından sade bir üyesine, hatta üye dahi olmayan bir meslektaşımızın sağduyu ile hareket ederek, hatalardan ders çıkartarak yeni baştan tek yumruk haline gelebiliriz. Bunun için yalnızca iyi niyetli olmak yeterlidir.  Önceki TEMAD  yönetiminin hatalarından çıkardığımız ders sonucu, yeni yönetimin seçildiği tarihten itibaren belirtilen hususların ısrarla nerede ise  her yazımda   önerildiği halde, geldiğimiz sonuç itibariyle, son  bir kez daha önerme zorunluluğu  hissettim. Yeni bir başlangıç yapalım. Önce TEMAD Genel Merkez Yönetim Kurulu olarak; Yönetici konumunda olanların haklı eleştirileri dikkate almalı ve bunlardan yararlanmalıdır. Yöneticilerin üyelerine karşı açık, yeri ve zamanı geldiğinde hesap verebilir, kararlı, yönlendirici, birleştirici, haklı konularda eleştirenleri (hakaret eleştiri değildir)  dışlama,  övgüler düzenleri kollama kolaycılığından vazgeçilmelidir. Yönetim Kurullarının kendi aralarında uyum içinde olmalı sorunlarını diyalogla çözmelidirler. Çeşitli medya kanallarından, yetkili kurumlarla ilgili olarak kamuya yapılan açıklamalarda bir tarafa ağır ve…
Değerli Meslektaşlarım TEMAD Şubelerimizde içinde bulunduğumuz günlerde ve önümüzdeki birkaç hafta içinde,  TEMAD Genel Başkanlığında ise birkaç ay sonra yeni yönetim kurullarının belirlenmesi için seçim dönemine girilmiştir. Bizler, bu günlere kadar yaşadığımız acı deneyimlerin sonunda geldiğimiz bu noktada; enerjisini boşa harcayan, meslektaşlarımızın sıkıntılarına çözüm  olacak  ilerleme sağlayamayan, tamamen hukuki ve anayasal taleplerimize makul karşılık almamız gerekirken, hukuk dışı, haksız, ilgisiz,  mesnetsiz benzetmelerle aşağılayıcı,  küçük düşürücü söz ve beyanlara muhatap olmaktan dahi çekinmeyen yetkililerle karşılaşmak durumunda kaldık. Yaşadığımız hukuksuzluklarla mücadele etmek isterken,  kendi içimizde tutarlı, seçildiğinde verdiği sözlerle çelişmeyen, açık, hesap verebilir  bir sivil toplum örgütünün kuruluş ve var  olma  amacına uygun, ne yapılması, muhataplarına ne söylenmesi, üyeleri ile olan ilişkilerini yasal ve  uygar ölçülerde  bir sistem bütünlüğü içinde düzenleyen, meslektaşlarının yapıcı,  yol gösterici eleştirilerine kulak veren, acı da olsa olumlu eleştirileri hazmedebilen,  değerlendiren amaçları uğruna kararlı,  etkili tutum sergileyebilen yönetim anlayışına sahip meslektaşlarımız olacağı için çok umutlanmıştık. Ne yazık ki, bir meslek mensubu  aidiyeti  duygusu yerine,  yalnızca  grup aidiyeti  anlayışı ortaya çıkmıştır.  Başarısızlıkları başarı olarak göstermek,  kararsız ve yarım bırakılan eylemler, çoğu zaman amaç dışı gereksiz,  ilgisiz söylemler alışkanlık haline dönüşmüştür. Bu dağınıklığı ve içten çürümeyi gören muhataplarımız bizlerin hukuka ve tamamen adalet anlayışına dayanan taleplerimizi dikkate dahi almadıkları gibi, bizi kendi içimizde bölmeye ve birbirimize düşürme amaçlı tutum ve davranışları açıktan sergilemekten kaçınmamışlardır. Çünkü çok açık bir şekilde bu kozu ellerine kullanmaları için ne yazık ki  davetiye gönderircesine   bizler verdik... Fiilen yaşadığı kendi sorununu, uğradığı haksızlık konusunda halen eksik ve yetersiz bilgiye sahip olduğunu düşünen meslektaşım varsa lütfen ”www.emekliassubaylar.org” sitesine girip, sitede yazılanları ve arşivini okumaya zaman ayırmalıdır.  Yeterli bilgiye sahip iseler  artık sorunlarımızın çözümü için  tüm yasal yolları kullanacak yönetimlere acilen ihtiyaç olduğu açıktır. Laf kalabalığı yapmak, polemiklerden medet ummak, meslektaşlarını yaftalamak hastalığından bir an önce vazgeçilmelidir.  Yüksek  makam sahibi birisinin elini sıkmak, randevu istemek ve almak,  dosya vermek , söz almak  gibi avuntuları bizlere anlatan yöneticilerden artık  uzak durmalıyız. Seçimlerden önce yapacaklarını sıralayan, seçildiğinde yapmaya söz verdiği hususları yerine getirmekte başarısızlığa uğrayan yöneticinin, “beğenmez iseniz yeni seçimi bekler ve değiştirirsiniz” kolaycılığı yerine,  derhal istifa edeceği sözünü verebilecek dürüst, kararlı, bilgili, liderlik ve idarecilik vasıfları olan meslektaşlarımıza ihtiyaç duyulduğu bir zorunluluk haline gelmiştir.  Lütfen artık, aşiret mantığı ile değil, modern sivil toplum örgüt lideri anlayışına  ve bu örgütün medeni, bilinçli birer üyesi olduğumuzu kanıtlamak bizlerin elindedir.   İçinde bulunduğumuz durum karşısında yapmaya çalıştığım tespitler gerçek dışı ise, ezici bir çoğunluğumuz halinden memnun, verilen mücadelenin doğru ve yeterli olduğu kanaatindeyse…
Değerli Meslektaşlarım Olacağı buydu. Yıl 2014. Bu çağda bir yere kadar vaziyeti idare edebilirsiniz. Ama hukuksuzluğun, adaletsizliğin sonsuza kadar sürüp gitmesi mümkün değildir. Mızrağı çuvala sığdırma devri artık sona erdi. Bu hususta ne kadar debelenilirse, çuvaldaki yırtık o derece büyüyecektir. Ülkemizde yaşanan bu denli vahim durum karşısında, en fazla şehit ve gazi veren, ülkenin savaşçıları başkentin ortasında ölüme yatıyor. Ne kadar duyarsız kalınırsa, o kadar kepazelik ortaya dökülmeye devam edecek. En duyarsız ve ilgisiz olan insanlar dahi, yaşanan ve ortaya dökülenlerle ülkenin bekası için canlarını ortaya koyanların talepleri ile mukayese etmeye başlayacaklardır. Yıllarca; “bizi aldatmayın, avutmayın, oyalamayın bizi ve milletimizi kandırmaya çalışmayın” diye bağırdık. En büyük tehlike, insanla oynamaktır. Hele masum ve emekçi ve vatansever İnsanla oynayanlar bedelini hep ağır ödemişlerdir. Bu insanlar ülkenin bekası için canlarını ortaya koyanlar ise hem iç, hem de dış dünyaya karşı ortaya çıkan durum daha da vahimdir. Dilerim akıl tutulması yaşayanlar, kendi menfaatleri yoksa, başkaları için kör ve sağır olanlar, ülke ve dünya tarihinden de dersler çıkararak doğru yolu bulurlar. Haksızlığın, ayrımcılığın ve hukuksuzluğun giderilmesi adına ölüme yatan tüm meslektaşlarımı en içten duygularımla destekliyor ve yüreğimin ve benliğimin onlarla birlikte olduğunu belirtmek istiyorum. Bu meslektaşlarıma destek olmak artık, hak aramaktan daha öte, bir insanlık ve onur meselesi olduğu açıktır. Yeter ki kandırılmasın, aldatılmasın ve gerçekler olduğu gibi kendilerine izah edilsin. Bu millet, her zaman mazlumun yanında yer almasını bilmiştir. Onuru için yapılan mücadeleyi de doğru değerlendirecektir. Dilerim bir tek meslektaşımın burnu bile kanamadan bu haklı mücadeleye olumlu yanıt verilir. Aksi durumda, bizleri ölüme mecbur bırakanlar sonsuza kadar sorumlu tutulacaklardır. Dağ gibi sorunları sistematik bir şekilde üretip, bu meslektaşlarımın yaşamlarını feda edecek noktaya getirenleri, bu sorunları bilerek ve isteyerek çözmeyenleri şiddetle kınıyorum. Sağlık sorunu dışında assubayım, insanım, onurluyum, haksızlık ve hukuksuzluğu hazmedemem diyen herkesin bu mücadeleye katkı vermesi gerekir. Geçerli mazereti olmadığı halde, katkı vermeyenler inandırıcı olamayacakları gibi, dolaylı olarak mesleğine, kendisine ve aile fertlerine en az duyarsız kalan yetkililer kadar zarar vereceği unutulmamalıdır. Saygılarımla….

SORUYORUM?

16 Ara 2013
158 kez
Yazan
Sayın Balçiçek İLTER’e  söylenenlere istinaden ben de yalnızca sorarak  hakkımı aramak istiyorum.  Hakikaten  haklı bulduğunuz talep yalnızca bir tane midir? “Dümdüz” yani muhatabına doğrudan, kestirmeden, net bir soru sorulmuş; Sizce Astsubaylar taleplerinde haklı mı? Yanıt :  O kadar doğrudan, kestirmeden ve net değil. Ya nasıl? Önce uzunca bir sessizlik…. Sonra;  Ne haklılar diyebilirim, ne de haksızlar… Neden uzun bir sessizlik?  Çekinilecek, uzun düşündürecek olay nedir? Assubaylara gerçeği söylemek olmadığı kesin. Çünkü o her ortamda zaten dile getiriliyor. Düşündüren tek sebep kalıyor. Hükümet ise neden? Bu yanıt bizlere olduğu kadar, Türk Toplumuna da hiç yabancı gelmedi. Bir yerlerden tanıdık gibi geldi. “Var da diyemem, yok da diyemem.” Cevabı gibi. Paşam, lütfen ne olur, varsa, var deyin, yoksa, yok deyin. Bu yanıt şekli birilerinin aklını  karıştırıyor. Allah aşkına şaşkına çevirmeyin insanları. Bu yanıtların ardından, bir de  şaşkınlıkla; Nasıl yani? Sorusunu  insanlara artık sormak zorunda bırakmayın.   Onları tek haklı gördüğüm alan tazminat talepleri…Emekli olduklarında karşılaştıkları tablo. Tek haklı gözüktükleri alan o. Onun da muhatabı biz değiliz. Hükümet de biz de farkındayız aslında. Hükümet yapmayalım demiyor, ama onlara yaparsam herkes ister zammı, onlara da yapmak zorunda kalırım, şimdi bu yükün altına giremem diyor. demiş. Bakınız, assubayların taleplerinden birkaç tanesi şöyleydi. Bu taleplerin haklı ya da haksız olduğuna, birazcık vicdan ve insafı olanları düşünmeye davet ediyorum. Çalışan assubaylara neden yıllarca okumasına izin vermediniz? Çocuğu yerindeki yeni mezun asteğmenleri hakim savcı yaptınız da, mesleğin içinde fedakarca görev yapan Hukuk fakültesini bitirmiş olan assubayları neden askeri hakim, savcı olmalarını  uygun görmediniz? Böyle bir talepleri yok muydu? Varsa bu talebin dikkate dahi alınmamasındaki gerekçe ne olabilir? Eğitimden korkan bir ordu olur mu? Ülkesinin güvenliği için en ücra köşelere atadığınız insanlara neden yeterli lojman temin etmediniz? Sokak ortalarında, mahalle aralarında bu insanlar şehit edilirken, lojman talepleri konusunda haksızlar mıydı? Ya da maaşlarının önemli bir kısmını kiraya vermeleri onlar için bir sorun teşkil etmiyor muydu? Bu talepler haksız ve hukuksuz talepler midir? Orduevi, kamp vs. artık onları bir kenara koyarsak, emekli assubayların  ekonomik olarak da mağduriyetlerinin önlenmesi ile ilgili bazı talepleri de şunlardı; İntibaklarının yapılması Tazminatlarının verilmesi Sicil affı Neden İntibak Talepleri Var? Paşam, geçmişte subaylardan; Lise, l yıllık, 2 yıllık, 3 yıllık harp okulu bitirenlerin hepsinin 4 yıllık harp okulu mezunu gibi intibakları yapıldı mı, yapılmadı mı? Emekli tüm subaylar rütbeye göre aynı maaşı alıyor mu? Almıyor mu?  Peki assubaylardan MYO okulunu bitirenler, kendi nam ve hesabına 2 yıllık yüksek okullardan mezun olanların başlangıç dereceleri neden 9/2'den başlatılarak intibakları…

SORUYORUM ?

16 Ara 2013
123 kez
Yazan
Sayın Balçiçek İLTER’e  söylenenlere (http://www.turkiyegazetesi.com.tr/balcicek-ilter/577277.aspx) istinaden ben de yalnızca sorarak  hakkımı aramak istiyorum.  Hakikaten  haklı bulduğunuz talep yalnızca bir tane midir?  “Dümdüz” yani muhatabına doğrudan, kestirmeden, net bir soru sorulmuş:  “Sizce Astsubaylar taleplerinde haklı mı?” Yanıt :  O kadar doğrudan, kestirmeden ve net değil. Ya nasıl?  “Önce uzunca bir sessizlik…. Sonra;  Ne haklılar diyebilirim, ne de haksızlar…” Neden uzun bir sessizlik?  Çekinilecek, uzun düşündürecek olay nedir? Assubaylara gerçeği söylemek olmadığı kesin. Çünkü o her ortamda zaten dile getiriliyor. Düşündüren tek sebep kalıyor. Hükümet ise neden?  Bu yanıt bizlere olduğu kadar, Türk Toplumuna da hiç yabancı gelmedi. Bir yerlerden tanıdık gibi geldi. “ Var da diyemem, yok da diyemem.” Cevabı gibi. Paşam, lütfen ne olur, varsa, var deyin, yoksa, yok deyin. Bu yanıt şekli birilerinin aklını  karıştırıyor.  Allah   aşkına şaşkına çevirmeyin insanları.  Bu yanıtların ardından, bir de  şaşkınlıkla; Nasıl yani? Sorusunu  insanlara artık sormak zorunda bırakmayın.     “ Onları tek haklı gördüğüm alan tazminat talepleri…Emekli olduklarında karşılaştıkları tablo. Tek haklı gözüktükleri alan o. Onun da muhatabı biz değiliz. Hükümet de biz de farkındayız aslında. Hükümet yapmayalım demiyor, ama onlara yaparsam herkes ister zammı, onlara da yapmak zorunda kalırım, şimdi bu yükün altına giremem diyor.” demiş.  Bakınız, assubayların taleplerinden birkaç tanesi şöyleydi. Bu taleplerin haklı ya da haksız olduğuna, birazcık vicdan ve insafı olanları düşünmeye davet ediyorum.:  Çalışan assubaylara neden yıllarca okumasına izin vermediniz?  Çocuğu yerindeki yeni mezun asteğmenleri hakim savcı yaptınız da, mesleğin içinde fedakarca görev yapan   Hukuk fakültesini bitirmiş olan assubayları neden askeri hakim, savcı olmalarını  uygun görmediniz? Böyle bir talepleri yok muydu? Varsa bu talebin dikkate dahi alınmamasındaki gerekçe ne olabilir?    Eğitimden korkan bir ordu olur mu?  Ülkesinin güvenliği için en ücra köşelere atadığınız insanlara neden yeterli lojman temin etmediniz?  Sokak ortalarında, mahalle aralarında bu insanlar şehit edilirken, lojman talepleri konusunda haksızlar mıydı?  Ya da maaşlarının önemli bir kısmını kiraya vermeleri onlar için bir sorun teşkil etmiyor muydu? Bu talepler haksız ve hukuksuz talepler midir?  Orduevi, kamp vs. artık onları bir kenara koyarsak, emekli assubayların  ekonomik olarak da mağduriyetlerinin önlenmesi ile ilgili bazı talepleri de şunlardı..  -         İntibaklarının yapılması -         Tazminatlarının verilmesi -         Sicil affı  Neden İntibak Talepleri Var?: Paşam,  geçmişte subaylardan; Lise, l yıllık, 2 yıllık, 3 yıllık harp okulu bitirenlerin  hepsinin 4 yıllık harp okulu mezunu gibi intibakları yapıldı mı, yapılmadı mı? Emekli tüm subaylar rütbeye göre aynı maaşı alıyor mu?  Almıyor mu?  Peki assubaylardan MYO okulunu bitirenler, kendi nam ve hesabına 2 yıllık yüksek okullardan mezun olanların başlangıç dereceleri neden 9/2'den başlatılarak intibakları yapılmıyor? Subaylar gibi 4 yıllık fakülte mezunları…
Değerli Meslektaşlarım Yıllardır yapılan çabaların sonunda içinde bulunduğumuz bu durum  çok üzücü olduğu kadar aynı zamanda  bir o kadar da düşündürücüdür. Büyük bir umut ve hevesle, yeni baştan önceki hatalardan, büyük bir camianın gereken dersleri çıkarıp, daha bilinçli ve hep birlikte, meslektaşlarımız aynı amaç uğrunda birleştirilip yönlendirilerek harekete geçirilmesi gerekirken, yıllar boşa harcanmış ve başarısızlığa kırk dereden su getirerek mazeret üretmek yetmiyormuş gibi mücadele azmi ile dolu meslektaşlarımızın çözüm uğruna yaptıkları fedakarca  çabalarına yine muhaliflik yaftası vurulmaya başlanmıştır. Yönetimde olanların basit, alışılagelmiş ayak oyunları ile koltuğunu ve günü kurtarmak adına, kendileri için sonuç alacaklarına inandıkları tavırları sergilemeye başlamışlardır. Yani yandaşlık ve muhaliflik çarkı daha büyük bir gayretle ve hızla döndürülmeye devam etmektedir. Yapılan seçimler yeniden,  mücadelenin daha kararlı ve inançlı yürütüleceğine dair yeni bir umut, heves ve azmi de birlikte canlandırmıştı. Ne yazık ki, artık yapılan seçimler, hâttâ sözüm ona eylem adına yapılan toplantılar  kendi içimizde birbirimizle mücadelenin ve tartışmanın asli konuları haline dönüşmüştür.  Öyle bir duruma gelindi ki en basit protesto olaylarını dahi üstlenmeme, sorumluluktan kaçma söylemleri TV.lerden söylenir hale geldi. Eşit statüdeki meslektaşlarımız taban, kendilerini tavan yapan sözler söylenmeye başlandı. Başarılması gereken bir işe hangi inanç ve kararlılıkla başladığımız çok önemlidir. Yasak savma, göz boyama, gaz alma amaçlı başlanılan her işin amaç ve sonuçlarını önceden kestirebilen veya öyle olacağına dair emareleri gören binlerce meslektaşım, mücadele edilmesi gereken asli kurumları unutup, elini  ayağını bağlayan  kendi içinden çıkan yeni sorunlarla uğraşır hale gelmektedir. Bu yönetimin, 2012 yılının Temmuz ayına kadar eleştiriden çok övgü ve saygı ile karşılandığını hiç kimse inkar edemez. Bizim camiamızı en fazla yaralayan husus KANDIRILMIŞLIK DUYGUSUDUR. Bizleri; ister Gnkur.Bşk.lığınca, ister  hükümetler, isterse muhalefet tarafından üzen ve sinirlendiren konu, bizler adına bir şeyler yapıyormuş gibi görünüp, hiçbir şey yapmadıkları gibi adeta zekamızla alay edercesine daha ağır sorunlara maruz bırakmaları ve hâttâ giderek bu durumu yasallaştırmaları olmuştur. Temsilci olarak seçtiklerimiz her konuda, daha demokrat, daha aktif, daha birleştirici ve ortak hedefe yönlendirici tavır içinde olmaları gerekirken; bir kısmının özel çabaları ve destek görmeleri nedeniyle,  meslektaşlarımız mücadele edenlerle tartışan, hakaret eden, yandaş ve muhalif çatışmasını körükleyen duruma gelmiştir. Mücadelenin içinde olanlar en hafif tabiri ile, “Klavye kahramanlığı, müzmin muhaliflikle suçlanmakta, ya da çok biliyorsan aday olup, boyunun ölçüsünü al” önerisi ile karşılaşmaktadır. Sanki seçim kazanmak asli amaç, kazandıktan sonra, yapıcı da olsa eleştiride, öneride bulunmak suçmuş gibi tavır konmaya başlanmıştır. Bu arada hiçbir şekilde mücadele içinde olmayanlar en rahat ve huzurlu bir şekilde kendi içimizdeki bu mücadeleyi izlemekte, ya da…
Assubaylar özellikle, 2002 yılı başından itibaren kendilerine haksızlık, hukuksuzluk, ayrımcılık yapıldığını belirterek yetkililerden bunların düzeltilmesi konusunda yoğun taleplerde bulunmuş, yazılar yazılmış, müracaatlar yapılmış, TEMAD tarafından kapılar aşındırılmış, dosyalar hazırlanmış, yürüyüşler, mitingler yapılmış fakat hiçbirisinden sonuç alınamamıştır. Bütün meslek gruplarına sahip çıkan, haklarını ve hukuklarını koruyup kollayan kurumlarını gördükçe kahrolmuşlar, ayrımcılığa uğramanın, haksızlığa ve hukuksuzluğa katlanmanın zulümden de beter olduğunu feryat figan anlatmaya çalışmışlardır. Ne yazık ki, kendilerini bu duygu ve düşüncelerden arındıracak somut önlemleri beklerken, kendi kurumundan bir kısım personele, 2008 yılında yeni kadrosuzluk tazminatı tesisi, 2012 yılı başında da, kimsenin isminden fazla bir şey anlamadığı “Komkarsu” tazminatıyla, ”ARTIK, BU KADARINA DA PES” dedirten noktaya getirilmiştir. Halbuki assubaylar ne istemişlerdi? Talepleri ne idi? Artık, assubaylar arasında sanki bir deyim, bir slogan haline gelen şu sözlerle yazmaya ve konuşmaya başlıyorlardı; Biz; hiyerarşiye saygılıyız, ne daha fazlasını ne de imtiyaz istiyoruz. Bizler; sadece adalet,eşitlik ve insan onuruna saygı istiyoruz. Ne kimsenin aldığı maaşta, ne de flamalı arabalarında gözümüz yoktur. Sadece bu cümleden herkesin anlaması gereken, assubaylar hak talep ederken, hiçbir makamın yerine kendisini koyarak, onların elde ettiği hakların aynısını talep etmemişler, yalnızca yasalar düzenlenirken, hukuk önünde, hak ettiklerini talep etmişlerdir. Bütün bunlara rağmen, kendilerine hitaben söylenen sözler, yapılan suçlamaları, karalamaları assubaylar gerçekten hak etmediği gibi, sağduyuya sahip herkesin de bunun doğru olmadığını görmemesi mümkün değildir. Kaldı ki; Anayasamızın başlangıç ilkelerine, cumhuriyet değerlerine, vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğüne gönülden inanan ve canlarını ortaya koyan insanlara, yıllarca yapılanları ve söylenenleri kabullendirmek istenmesi imkansızdır. Assubayların taleplerinin yoğunlaşması üzerine; Bu kahraman, özverili, sabırlı ve vakur insanlar için basın bildirisi ile yapılan, tehdit ve korkutmaya dayalı sözleri, bu mesleğin mensupları kesinlikle hak etmemişlerdi. Bu bildirinin çok ağır, suçlayıcı, tehdit edici ifadelerini değil, yalnızca en makul olanlarından birkaçını hatırlatmak isterim. Bazı basın ve yayın organlarında, muvazzaf ve emekli astsubayların özlük hakları hakkında doğru olmayan haber ve yorumlar yer almaktadır. Bu ifadeyle yalancılıkla suçlandık. Bu statülerden birine talep, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir. Denilerek, "sana uygun görülen hak, taşıdığın kriterlere uygundur, beğenmiyorsan kapı oradadır" anlamından başka bir şey taşımaz. Bu yargının başka bir anlama gelmediğini, normal zekaya sahip herkes anlayabilir. Bir de; Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarına yönelik iyileştirmeler; yüce devletimizin sağladığı imkânlar, ülkemizin şartları ve askerlik mesleğinin kuralları dikkate alınarak, bir sistem bütünlüğü içinde incelenmektedir Değerli yetkililer, şu son cümlelerle yapılan değerlendirmeye tüm insanî, vicdanî duygularınızı tekrar gözden geçirerek, bu değerlendirmenin doğruluğunu ve inandırıcılığını sizler kabul ediyorsanız, bizlerin de bunu kabul etmemesi gerçekten ayıp olacaktır.…
“Yüce devletimizin sunduğu  imkanlarla, sosyal yaşam farklılıklarının bir gereği olarak”;  “Hizmet Eri Tazminatı” ile başlatılan serüven, bu adlandırma ile sürdürülemeyeceği anlaşılmış, çağın gereklerine uyularak (!) Makam, Kadrosuzluk, Temsil ve Görev Tazminatları adı altında 4 tazminat alıncaya kadar kesintisiz bir şekilde subaylarımızın maaşlarına ilave edilerek devam etmiştir. Bizlere kalan kısıtlı imkanlar dolayısıyla “Bu statüyü talep etmek, aranan kriterlere bağlı olarak kişilerin kendi tercihidir” denmiş ve  özlük hakları konusundaki itirazı olanlara son söz söylenmiştir. 1980 yılından bu yana, varılmak istenen hedefe ulaşılmak üzeredir. “Bir assubay, benim Teğmenimden daha fazla maaş alamaz” veciz sözü(!) gerçekleşmek üzeredir. Uygulanan disiplin cezalarını çağ dışı, hukukun temel ilkelerinden olan, KANUNÎLİK ilkesine  aykırı mı bulunmaktadır? Oda  hapsi cezaları için AİHM'ne giderek, ülke tazminata mahkum mu ettirilmektedir? Çaresi var. “Hiçbir ceza kanununda yazılmayan ve amirler tarafından suç olarak görülen”,  fiiller hukuk dışı olarak mı görülüyor? O zaman bunlar bir yasanın içerisine monte edilirse, iş kökünden çözülmüş olur! Peki, oda ve göz hapsi ne olacak?  Adını değiştirirsiniz... Yasaya, “HİZMET YERİNİ TERK ETMEME CEZASI” dersiniz olur biter.  Disiplin konusunda “Katıksız çadır hapsi”yle başlayan serüven ise HİZMET YERİNİ TERK EDEMEZSİN DURUMUNA getirilerek,  sorun çözülür... Sosyal medyada 220 bin assubay bir araya gelince, önce bir afallandı.  Muhtıra gibi bir bildiri yayınlandı. Siyasilerden dahi tepki görünce, hata yapıldığı anlaşıldı. Sanıyorum yöntem değiştirildi. Meclisin tepkisini alarak değil, desteğini alarak ilerlemek daha akılcı ve mantıklı olduğu düşünüldü. Ola ki arzu edilmeyen bir şekilde meydanlarda assubaylar gerçekleri haykırmaya kalkar, hâttâ buna çalışanlar da destek vermeye yeltenirse, işler hiç iyi olmaz düşüncesi hakim oldu. Önce bir yasa teklifi hazırlandı. MSB  çok süratli bir şekilde, muhalefet tarafından verilen yazılı soru  önergelerine yazılı açıklamalarda bulundu ve kamuoyuna da duyuruldu. Tekraren soruldu, aynı şey yapıldı. Basın ve kamuoyu günlerce assubaylara verilecek hakları konuşur hale getirildi. Bizler de önce, meclisin tatile girmesinden sonra, bazı düzenlemelerin KHK. ile, bazılarının da meclis açıldıktan sonra kanunla düzenleneceğini sandık ve bekledik. Yapılmak istenen şeylerin zaman kazanmak olduğunu, “kısıtlı bütçe imkanları” gerçeği ile öğrenmek zorunda kaldık. Artık buna ister saflık, ister iyi niyet densin.  Yazılı açıklamalar çok net ve herkes tarafından anlaşılacak kadar açıktı. Önümüzdeki 50-60 yılı daha idare edecek ve assubayları maraba durumuna sokacak disiplin ve ceza yasaları uygulamaya konulmak üzere hazırlandı. Tabiri caizse; Biz assubaylar futbol topu gibi ayaktan ayağa atılan paslarla dolaştırılırken, subaylarımız,  kaptıkları topu, doksandan gole çevirdiler. Peki,neden hep böyle oldu: Assubayların kendi tutumlarından, Gnkur.un hukuk ve adalet anlayışı!! ile büyük bir aile anlayışından!!! Siyasilerin, darbe korkusundan, son on yıldır ise oy hesaplarından,…
Değerli Meslektaşlarım Assubayların özlük hakları söz konusu olduğunda;özellikle 2002 yılından itibaren gerek Gnkur.Bşk.lığı yetkililerince ve gerekse MSB.lığınca kamuoyuna dikte edilen bir söylem geliştirilmiştir.  Son olarak MSB.Sayın YILMAZ tarafından yapılan açıklamanın giriş bölümünde de aynı hususlar ısrarla tekrarlanmaktadır. Sürekli tekrarlanan bu açıklamalarda: “TSK.Personelinin özlük haklarına yönelik iyileştirmeler ülke şartları ve imkanlar dahilinde muvazzaf  ve emekli personel ayırımı yapılmadan ihtiyaç duyulduğunda yapılmaktadır. “ denmektedir. Son olarak Sayın Bakanın açıklamasında küçük farklılıklar mevcuttur. O farklılıklar da şunlardır: “Askerlik Mesleğinin kuralları dikkate alınarak bir sistem bütünlüğü içinde incelenmektedir.” “Çalışmalar, emekli ve muvazzaf personelin önerileri de dikkate alınarak değerlendirmeler neticesinde hazırlanmaktadır.” (Önceki açıklamalarda "Muvazzaf ve emekli personel ayırımı yapılmadan ihtiyaç duyulduğunda yapılmaktadır.” şeklindeydi.) Çalışan ve emekli assubaylar olarak aileleri de dahil olmak üzere yüzbinlerce normal zekaya sahip insan, artık bu tutum karşısında hayret ve şaşkınlığını gizleyemez duruma geldiği gibi gerçekten büyük bir öfke içerisine girmişlerdir. Son açıklamadaki "askerlik mesleğinin kuralları dikkate alınarak” cümlesinden kasıt, yaratılan maaş ve özlük hakkı uçurumunu normal ve hakkaniyetli bir uygulama olarak karşılamamızı mı istiyorsunuz?  Açıkça bizlere; “statü hukuku var” bunun için de siz ne adalet, ne de hakkaniyet aramayın demeye mi getiriyorsunuz? “Bütçe imkanları ve ülke şartları” assubaylar söz konusu olduğunda, söylenecek en beylik cümle olarak karşımıza çıkartılmaktadır. Bu nasıl bir bütçedir ki, vekillerin, generallerin, subayların, bürokratların, çalışanının ve emeklisinin maaşları, sosyal hakları, makam arabaları, yakıt giderleri, sağlık ve diğer bilumum harcamalarında dikkate alınmıyor, hâttâ meclisteki danışmanlar, imamlar söz konusu olduğunda, çalışan ve emeklisinin bir gece yarısı acilen yapılan düzenlemelerden hiç etkilenmiyor, assubaylar söz konusu olduğunda, ağıza alınması bile bizleri mahçup eden ve  2006 yılından beri dillerinden düşürmedikleri 100 liralık iyileştirmeler dahi bütçe imkanlarını ve ülkenin şartlarını zorluyor. Bu nakaratlar en yetkili ağızlar tarafından yıllarca bizlere, şimdi de soru soran muhalefet partilerinin milletvekillerine bıkmadan usanmadan, hem de hiçbir behis duymadan açıklanmaya devam edilmektedir. Bu dikte ettirme görevi anlaşılan  şimdi de sayın Bakana verilmiştir.  Amaç gayet  açıktır.  Kendilerinin ve kendilerine yakın buldukları kesimlerin imtiyazlarını sislemek, halkın gözünden gerçekleri saklamak uğruna, kamuoyuna psikolojik bir harekat uygulanmaktadır. Assubayların hakları ile ilgili birkaç sayfa hak sayılmakta, ancak her ne hikmetse, assubayların mali ve sosyal durumlarında hiçbir iyileştirme olmamaktadır. Toplumda bizlerle ilgili bilinçli bir şekilde bir bıkkınlık yaratılmaktadır. Ne hikmetse Sayın Bakanlar da bu durumu asla sorgulama ve gerçeği öğrenme zahmetine girmemekte,  ya da onlar da geleneğe bir süre sonra uymak zorunda kalmaktadırlar. Ben  de çok açık ve net bir soru soruyorum: 2002 yılından itibaren Emekli assubaylarla ilgili tek bir kuruşluk maddi iyileştirme yapılmış mıdır?…
Değerli Meslektaşlarım; Verilmeyen, ötelenen haklarımızla ilgili olarak yıllarca sorumlu aradık. Bu gün birikmiş olan sorunlarımızla yaşamak zorunda kalmamızın başlıca sorumluları olarak Gnkur ve hükümetlerin ön yargıları, kâle almamalarının yanında, Eski Temad Genel Başkanlığı, Temad şubelerinin  tutum ve davnanışları ile bizzat üyelerin, özellikle de üye dahi olmayan meslektaşlarımızın tutum ve davranışları bu sorunları halen fiilen yaşamak zorunda kalmamıza sebep olmuştur. Bilinçli ve sağduyulu meslektaşlarımızın çabaları sonucunda, belki de en zor olanı başarılmış, TEMAD Genel Başkanı ve ekibi değiştirilmiştir.  Seçilen yeni başkan ve ekibi; çağdaş bir anlayışa sahip, bir Sivil Toplum Örgütünün nasıl olması ve nasıl hareket etmesi hususunda, bence çok kısa bir süre içinde diğer sivil toplum örgütlerine de örnek olacak şekilde faaliyetler içine girmiş,  yapılması gerekenler bilinçli bir şekilde, sırasıyla yapılabilir duruma getirilmiştir. En büyük ve aşılması gereken çok önemli bir engel son derece çağdaş ve demokratik bir yöntemle aşılmıştır. Bu başarıya giden en önemli ve büyük bir adım olmuştur.  Sorunlarımızla ilgili olarak yıllarca eleştirilen Gnkur.Bşk.lığı, bu günlere gelinceye kadar; “Statü hukukunun” ve bizlerin “tercihi”nin gereği olarak gördüğü sorunlarımızın önemli bir kısmını kabul etmiş ve MSB.lığına gönderek yasalaşmasını teklif etmiştir. Şakadan yasa teklifi yapılmayacağına göre, teklif yapılmış ve kamuoyuna duyurulmuştur. Çok önemli bir takım taleplerimiz  şikayetçi olduğumuz kendi kurumumuz tarafından da kabul edilerek çözüm için harekete geçilmiştir. Nihayet Milli Savunma Bakanı bu teklifleri Kanun Tasarısı haline getirerek Başbakanlığa gönderdiğini birkaç kez yazılı olarak kamuoyuna duyurmuş, yeni yasama yılında yasalaşacağını açıkça beyan etmiştir. Buraya kadar kısaca anlatmaya çalıştığım hususları hepimiz biliyor ve izliyoruz. Henüz hiçbir sorunumuz (içi boş 1/4 hariç) çözülmüş değildir.  Yıllarca canhıraş bir şekilde mücadele eden, emek veren, göz nuru döken, yürüyen, meydanlara çıkan,  bağıran, çığlık atan, lider ve yönetici olarak seçilip, canını ortaya koyan, gece gündüz internetin başında nöbet tutan meslektaşlarımızın yanında, maalesef görmeyen, bilmeyen ve duymayan kısaca üç maymunu başarıyla oynayan meslektaşlarımızın genel mevcudumuza oranı bence en az % 90'dır. PES GRUBUNDAki sayı herkesin gıpta ile baktığı, bizim adımıza çok onur verici bir seviye olduğu gibi, muhataplarımızın bizleri dikkate almasında  da etkili olmuştur. TEMAD Genel Başkanı ve ekibi henüz yasalaşmayan tüm haklarımız için bir Sivil Toplum Örgütünden bekleneni yapmaya gayret  göstererek, 17 EKİM’de “DÜNYA ASSUBAYLAR GÜNÜ”adı altında bir “FESTİVAL” düzenleme girişimi başlatmıştır. Ancak internette bu başlık altındaki gruba üye sayısı son olarak 15.991  görülmektedir. “PES GRUBU”ndaki üye sayısı ne kadar gurur verici ise, 17 EKİM etkinliği için açılan gruptaki üye sayısı da  açıkça kronik hastalığımızın aynen devam ettiğini göstermektedir. Buradan kısaca şu sonucu çıkarmak mümkündür. Sanal olarak…