FUTBOLA ADANMIŞ DESTANSI BİR ÖMÜR: FETHİ DEMİRCAN (12)

02 May 2014
260 kez

OTUZ ÜÇÜNCÜ HAFTANIN SIRRI

Malatyaspor2

Malatyaspor yöneticilerinin yoğun baskısı sonucu görevi kabul eden Fethi Demircan, yine de bir haftalık tereddüt yaşadı. Ümit Turmuş gibi başarılı bir hocaya şans tanınmasından yanaydı. O yüzden Fenerbahçe maçına kadar beklemeyi seçti. Bu müsabakayı tribünden izleyip notlar aldı. Ümit Turmuş hoca da dedikodular nedeniyle durumdan haberdardı ve son derece rahatsız olmuştu. Kendisini diken üstünde hissediyordu ve Fethi Demircan hocaya kızgınlığını her durumda açığa vuruyordu. Fakat geri dönüş yoktu, Fenerbahçe yenilgisi sonrasında, onurlu bir şekilde istifa etti ve görevi Fethi Hoca’ya devretti. Özellikle belirtmek gerekir ki Ümit Turmuş Hoca, oldukça başarılıydı. Belki de takımı sezon başında devralmış olsa, böyle bir son ne Malatyaspor için ne de Turmuş hoca için söz konusu bile olmayabilirdi. Ne yazık ki yönetimin sezon başında yaptığı yanlış hoca seçimi Turmuş Hoca gibi başarılı bir hocayı da yerinden etmişti. Yönetim ise tehlike çanlarının çaldığını çok geç fark etmiş, zirve hesapları tutmayan bir takımın doğrudan cehennem grubunda kalacağını sezememişti. Beş takımın birden düşecek olması nedeniyle, ligin yedinci sırası ile 18.sırası arasında kalan (15–32 puan aralığındaki takımlar) tüm takımların ecel terleri dökeceği çok önceden belli olmuştu oysa.

Göreve Samsunspor deplasman müsabakasıyla başlayan Fethi Demircan, buradan golsüz beraberlik koparmayı başardı ve ilk puanını kazandı. Boluspor deplasmanında kazanılan üç puan (sonuç: 2–0) takımı sekizinciliğe yükseltti. Puanları 33’e çıkmıştı ama 14.sırada yer alan Zeytinburnuspor da 30 puandaydı. Çok küçük bir aralıkta yedi-sekiz takım olağanüstü bir mücadele içindeydi.

Nisan başında ise Malatya’da ağırladıkları Bursaspor’u tek golle yenmeyi başardılar ve umutlarını artırdılar. Ligin 27.haftasıydı ve 30–37 puan aralığında tam dokuz takım ateşle imtihanını sürdürmekteydi.

Abdurrahman-Arici-MilletvekiliTrabzon deplasmanı çok zorlu geçti. Düşme hattından uzaklaşmak isteyen Malatyaspor, çok çetin bir mücadele vermesine rağmen, 1–0 yenilmekten kurtulamadı. Pek çok gol fırsatı kaçırdılar, Ünal’ın bir şutu direkten döndü. Gazeteler, “Trabzonspor’u ter bastı” diye yazıyor, Malatyaspor engelinin çok zor aşıldığına vurgu yapıyorlardı. Bu yenilgiyle birlikte şansları da terse dönmüştü. Bir sonraki hafta, Sarıyer’i kendi sahalarında ellerinden kaçırmışlar ve beraberliğe razı olmuşlardı. Sarıyer müsabakasının tam 89. Dakikasında, Ünal’ın pasıyla, Haluk’un Sarıyer ağlarına attığı golü, hakem Abdurrahman Arıcı, faul gerekçesiyle iptal etmiş ve maç 1–1 berabere sonlanmıştı. İşte bu müsabakada iptal edilen gol ve kaybedilen 3 puan, makûs talihin yaşanılacağının en belirgin işaretiydi. İptal edilen bu gol nedeniyle Malatyaspor, yıllarca Abdurrahman Arıcı’ya kızdı ve küme düşmelerini bile burada, hakem hatası nedeniyle, kaybedilen puana bağladı. Onu hiç affetmediklerini söyleyebiliriz. (Abdurrahman Arıcı daha sonra AKP’den Antalya milletvekili oldu ve halen eski bir milletvekili olarak, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevi yapmaktadır.)

Müsabaka cetvelinin (fikstür) zorluğu da söz konusuydu. Sarıyer’den sonra şimdi de Galatasaray ile karşılaşacaklardı. Üstelik maç İstanbul’daydı.  Buna rağmen görkemli bir direnişle karşı koydular İstanbul Aslanına. Golsüz beraberlikle oradan da bir puan çıkarmayı başardılar. Gazetelerin spor manşetlerinde  “G. Saray’da Erken Tatil!” yazıyordu.

Fakat alınan bu bir puan yine de onları kurtarmaya yetmiyordu. Bitime dört hafta kalmıştı lakin 35–40 puan aralığında hâlâ dokuz takım vardı. Herkes kazanıyordu. Herkes müthiş bir başarı gösteriyor, puanlar yükseliyor ama tehlike grubu hep aynı kalıyordu. Kimse “artık bu iş bitti, kendimi kurtardım” diyemiyordu.

Düşmesi neredeyse kesinleşen Adanademirspor’u Malatya’da 4–0 yendiklerinde umut tazelediler, rahat bir nefes aldılar. Bu galibiyetle dokuzuncu sırada yer buldular. Fakat puan cetveli kimse için ikna edici değildi. Gruptaki takımlar aynıydı ama cetveldeki yerler değişiyordu her hafta. Samsunspor, Sakaryaspor ve Adanademirspor’un düşmesi kesindi. Düşecek diğer iki takım henüz belli değildi. On beşinci sıradaki Altay bile umut taşıyordu henüz.

Mayıs ayının ilk haftası ve sezonun 32. Haftası uzun süre konuşulacak ve şike iddialarına konu olacak bir müsabakanın yaşandığı hafta oldu. Düşmesi kesinleşen Adanademirspor, kendi evinde Boluspor’a 2–0 yenildi. Adanademirspor, Muammer’in ayağından bir de penaltı kaçırdı. Sonrasında ise bu müsabaka ile ilgili dedikodular aldı başını yürüdü. Boluspor da tehlike bölgesinde yer alıyordu ve şiddetle puana ihtiyacı vardı. Bu galibiyetle son iki hafta için büyük avantaj sağlamıştı.

Aynı hafta, Malatyaspor, kendisi gibi düşme bölgesinde yer alan İzmir takımı Karşıyaka’ya konuk oluyordu. Burada aldığı 1-0’lık yenilgiyle gerçek anlamda düşme korkusunu hissetti. Bir sonraki hafta çok çetin mücadelelere sahne olacaktı. Zeytinburnu, artık düşmesi kesin gibi duran Altay’a konuk olacaktı. Boluspor ile Karşıyaka oynayacak, Malatyaspor ise Ankaragücü karşısında şansını zorlayacaktı.

Tugrul-Koparan-AltayBCehennemin arifesinde şike dedikoduları ayyuka çıkmıştı. Altay Başkanı Tuğrul Koparan, bir beyanat (12 Mayıs 1990) vermek zorunda kaldı:

Yok, Zeytinburnuspor, 500 milyon liraya maçı almış. Bunun dışında Ankaragücü, Adanaspor, Konyaspor, Boluspor, Malatyaspor kendi aralarında karar vermişler. Teşvik primi yollayacaklarmış. Hepsi kulağıma geliyor. Ama bu hem benim, hem Altay’ın namus meselesi. Zeytinburnuspor’u yeneceğiz. Kimsenin bir kuruşuna ihtiyacım yok. Biz namusumuz için oynarız. Kimsenin durumu beni ilgilendirmez. Kendileriyle de konuştum. Maçı kaybederlerse (futbolcular), soyunma odalarına sokmam

Sırf bu beyanatta bile kaç kulübün adının geçtiğine bir bakarsanız, ne kadar çetin bir sonun yaşandığını hissedebilirsiniz. İşte öyle zorlu bir sezon finali yaşanmaktaydı Türkiye Birinci Lig’inde…

İşte Malatyaspor’un ateşlere düştüğü hafta bu hafta oldu. Ligin 33. Haftası. Kendi evinde Ankaragücü’ne 4–1 yenilen Malatyaspor, kendisini bir anda 14.sırada buldu. Bir hafta önce 11.sıradaydılar oysa! O an itibarıyla düşecek beşinci takım kendileriydi ve sadece son hafta müsabakaları kalmıştı. Malatya’ya bir anda kâbus çökmüştü. Kentin üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu.

Altay ise onca söze rağmen Zeytinburnuspor’a tek golle boyun eğmişti. Adanaspor, Sakaryaspor’u 4–1 yenmiş, Bolu ile Karşıyaka golsüz beraberlikle, Gençlerbirliği ile Konya 2-2’lik beraberlikle puanları paylaşmıştı. Malatyaspor’a nasılsa küme düşürmezler diye düşünenler, o hafta harikalar yaratmış, çok ince, çok hassas dengeler gözetmişlerdi. Diğer müsabakalarda öylesine ilginç sonuçlar alınmıştı ki son hafta, Malatyaspor, galibiyet bile alsa, düşmekten kurtulacağının garantisi yoktu. Bir de diğer rakiplerinin puan kaybını bekleyip dua etmeleri gerekecekti.

Kendi evlerinde Ankaragücü’ne yenilmelerinden anlıyoruz ki, kulüp yönetimi de takımlarına küme düşürülmeyeceğine inanmış gibiler. Yoksa Ankaragücü’nden bu kadar fark yemeleri şaşırtıcı…

ŞAMPİYONU YENİP AĞLAYAN TAKIM: MALATYASPORMalatyaBesiktas1990

Malatyaspor, sezonun son haftasında şampiyon Beşiktaş’ı ağırlamaktaydı. Elbette bu müsabakanın çok özel bir durumu vardı. Mutlak galibiyet gerekiyordu Malatya’ya. Fakat Beşiktaş gibi güçlü bir ekibi normal şartlar altında bile yenmek zordu. Malatyaspor sahada ve kâğıt üstünde şampiyon Beşiktaş’ı 2–1 yenmişti ama bu galibiyet futboldan öte şeylerle gerçekleşmişti. Beşiktaşlı futbolcular, düşme tehlikesi yaşayan rakiplerine karşı her zamanki oyunlarını oynayamamışlardı. Bu durumu şöyle dile getiriyorlardı: “Rakip takım oyuncuları sürekli manevi baskı yaptılar. Bu şartlar altında oynamamız mümkün değildi.

Malatyaspor şampiyonu yenip üç puanı almıştı ama düşmekten yine de kurtulamamıştı. Ligin son haftasında da birbirinden ilginç sonuçlar çıkmıştı ortaya. Bütün rakipleri puan almış, ihale Malatyaspor’a kalmıştı. Fenerbahçe, İstanbul’da Adanaspor ile golsüz berabere kalırken, Zeytinburnu; olağanüstü performansını sürdürmüş ve Gençlerbirliği’ni iki golle geçmeyi başarmıştı. Bir hafta önce deplasmanda canavar kesilen ve Malatya’yı Malatya’da 4–1 bozguna uğratan Ankaragücü, kendi evinde, Boluspor’a 4–0 ile teslim olmuştu. Karşıyaka, Bursaspor’u, Konyaspor ise Samsunspor’u, kendi evlerinde, ikişer golle uğurlamış, diğer takımlardan aşağı kalmadıklarını cümle âleme göstermişlerdi. Altay’dan sonra, düşen beşinci takım Malatyaspor olmuştu. Hüküm kesinleşmişti artık.

MalatyasporUnalMüsabaka sonrasında Malatya şehri mateme bürünmüştü. Hem futbolcular hem taraftarlar hüngür hüngür ağlıyordu. Ligde o ana kadar yaşanan olayları, kurtulma umuduyla, görmezden gelenler artık yaşlı gözlerle her şeyi dillendirmeye başlamışlardı. Kaptan Ceyhun kızgınlıkla gürlüyordu soyunma odasında:

Kimin şike yaptığını herkes biliyor. Boluspor, Adanaspora 275 milyon lira vererek üç puan aldı. İstanbul’da ve Türkiye’de maalesef şakır şakır maçlar satılmaktadır. Maalesef Malatyaspor; hem şu kadrosuyla hem de hükümetin takımı olmasına rağmen, küme düşmüştür. Geçmiş olsun. Şike olaylarını da İstanbul’da düzenleyeceğim bir basın toplantısıyla tek tek açıklayacağım.

Fethi Hoca da çok duygusal anlar yaşamaktaydı. İlk defa, yönettiği bir takım, küme düşmekteydi. Daha önce Boluspor, kendisinin ayrılması sonrasında böyle bir acıyı yaşamıştı ama kendisi, o an yaşadıklarını ilk kez yaşamaktaydı. Üzgün bir ifadeyle söyleniyordu hâlâ:

Malatyaspor düşürülmez, yok efendim Malatyaspora bir şey olmaz gibi imajlar nihayet olayı bu üzücü noktaya getirmiştir. Burada kimseyi de suçlamak istemiyorum. Ancak Pazar günü diğer maçlarda alınan sonuçların Türk spor kamuoyunda iyi değerlendirilmesi gerekir.

Bir gazeteci fısıldayarak soruyor Fethi Hoca’ya; “Hocam en çok yadırgadığınız sonuç hangisi?

Hoca cevaplıyor, öfkeyle hüzün birbirine geçmiş adeta:

Ankaragücü ve Fenerbahçe maçlarının skorlarını çok yadırgadım. Türkiye’de herkes her şeyi biliyor. Ama kimse yüreklilik gösterip de açıklayamıyor. Bir Ankaragücü’nün 4–0 yenileceğini düşünüyor musunuz? Acaba bir Fenerbahçe, şampiyonluğa oynasa skor böyle mi olurdu? Beşiktaş da belki işi hafife aldı. Ama benim istediğim herkesin şahsiyetli ve delikanlıca futbol oynamasıdır.

KumeDusunce19902006 yılına gelindiğinde dahi, Fethi Hoca bu buruk acıyı hissediyor ve gözyaşlarını tutamıyor. Malatya’da bulunduğu sırada, aradan 16 yıl geçmesine rağmen, yüreğinin yaralı olduğunu söylüyor:

Ben o zaman, ligin bitimine10 hafta kala takımın başına gelmiştim. 10 maçta 15 puan topladık. Ancak, haksız bir şekilde, şike ve çeşitli oyunlarla küme düştük. Bu hâlâ benim içimdeki bir yaradır. Şikenin ispatlanmasına ve 1. lige çıkma talebinde bulunma hakkının elde edilmesine rağmen, o dönemki yönetimin Futbol Federasyonu'ndan para alıp, 2. ligde mücadeleyi tercih etmesinin de yanlış olduğunu değerlendiriyorum.

Dürüst ve onurlu bir teknik adamın kızgınlığı ve hüznü, yıllar geçmesine rağmen adeta bir sağanak gibi devam ediyor.

OLAĞANÜSTÜ BAŞARIYA İMZA ATAN SIRADIŞI TAKIMLAR

1989–1990 sezonu tamamlandığında, on iki galibiyet, sekiz beraberlik ve on dört yenilgiyle toplamda 44 puan kazanan Malatyaspor,  bir alt kümeye düşen beşinci takım olmuştu. Aslında istatistiksel açıdan ilginç bir durum da söz konusuydu burada. Şöyle ki daha önce 1979–80 sezonunda Trabzonspor, on iki galibiyet sayısıyla (ve kazandığı 39 puanla) şampiyon olmayı başarmıştı. Üç puanlı sisteme geçildiğinde on iki galibiyet (ve 44 puan) ligde kalmaya bile yetmeyebiliyordu. Yine bir sezon sonrasına (1990–1991)baktığımızda, Malatyaspor ile aynı galibiyet ve beraberlik sayısına ulaşan ve toplamda 44 puan elde eden Fenerbahçe’nin ligi beşinci tamamladığını görüyorduk. Bu, 44 puanla alınan en iyi dereceydi. Malatyasporunki ise en kötü derece…

O günden bugüne değin 44 puanla elde edilen en kötü derece, tabi ki Malatyaspor haricinde, İstanbulspor (2000–2001 sezonu), (Karabükspor (2011–2012 sezonu) ve Sivasspor’un (2012–2013 sezonu) elde ettiği on ikinciliktir. Yani Malatyaspor, o sezon 44 puanla elde edilebilecek en kötü sıralamayı aldığı gibi, bu güzel puanla düşmeyi de başarmıştır. Bütün bunlar, o sezonda ne derece olağanüstü durumlar yaşandığını gösterdiği gibi, Malatyaspor’un nasıl bir oyuna geldiğinin ya da getirildiğinin ispatı olarak orta yerde durmaktadır.

Olayı Fethi Demircan’ın başarısı açısından değerlendirirsek, görev başında kaldığı on haftada 15 puan toplamayı başardığını ve maç başına puan ortalamasının 1,5 olduğunu görürüz. Bu oran normal şartlar altında oynanan bir lig için hatırı sayılır bir başarıdır. Kaldı ki bu on haftanın içerisinde G. Saray, Beşiktaş, Bursaspor, Trabzonspor gibi büyük takımlarla yapılan mücadeleler de yer almaktadır. Sezon boyunca Malatyaspor’u çalıştıran hocaları kıyasladığımızda Fethi Hoca’nın diğer iki hocaya nazaran daha başarılı olduğunu görmekteyiz. Fakat onun bu başarılı grafiği, takımını düşmekten kurtaramamıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki gerek Ümit Turmuş hoca ve gerekse Sunderman başarısız denilebilecek bir ortalamaya sahip değildir. Malatyaspor’un küme düşmesinde asıl ana etken diğer takımların göstermiş olduğu sıra dışı ve akıl almaz performanstır.

Ligin son on haftası itibarıyla bir puan cetveli yapılsa şampiyon Beşiktaş’tan sonra zirvede yer alacak üç takım vardır. Ligin 24. Haftasında 27 puanla 13. Sırada bulunan Karşıyakaspor, 34. Haftada puanını 46’ya çıkarmayı başarmış ve elde ettiği 19 puan ile bu dönemde maç başına 1,9 puan ortalamasını yakalamıştır. Sezon boyunca ve son on hafta itibarıyla şampiyon Beşiktaş’ın maç başı puan ortalaması 2,2 olmuştur. Keza, son on haftaya 26 puanla giren Zeytinburnuspor da çok büyük ve tarifi imkânsız bir başarıya imza atmış, sezonu 45 puanla kapatarak, Karşıyaka gibi maç başı 1,9 puan ortalamasını tutturmuştur. Gençlerbirliği ise 28 puanla girdiği son dönemeçten 17 puan kazanarak çıkmayı başarmış ve maç başına 1,7 puan ortalamasını (son on hafta itibarıyla) yakalamıştır. Özellikle bu üç takımın daha önceki maç başı puan ortalamaları (yaklaşık 1,1) göz önüne alındığında, pek çok takıma taş çıkartacak denli şevkli ve başarılı oldukları görülür. Hatta denebilir ki bu grafiği sezon boyunca tutturmuş olsalardı, şampiyon olmaları işten bile değildi.

Bütün bunlara rağmen denilebilir ki Malatyaspor, kendi kaderini kendi çizebilirdi. Eğer sahasında Ankaragücü’nü yenebilseydi, her şey farklı olurdu.  Ya da Sunderman döneminde, zirveye oynayamayacağını anladığı anda, lige tutunmak için gerekli tedbirleri ciddiyetle ele alsaydı, böylesine kötü bir kaderle yüzleşmezdi.TurgutOzal2

Merhum Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız Turgut Özal, bir Malatyaspor sevdalısı olarak, o dönemde, bu gerçeğe açık bir vurgu (22.5.1990) yapmaktaydı:

Bir Malatyalı olarak Malatyasporun düşmesine çok üzüldüm. Ancak Malatyaspor’un durumunun da son maça kalması bir şanssızlıktır.

ŞİKE ŞAKA OLDU: ŞİKE MAHKEMELİK OLUYOR AMA BURASI TÜRKİYE!

Sezon sona erdi ve lig müsabakaları tamamlandı. Fakat henüz mutlu son yoktu, çünkü şikeyle yüzleşme zamanı da gelmişti. Mayıs ayının son günlerinde, Malatyaspor yönetimi, şike ile ilgili olarak elde ettiği belgeleri Futbol Federasyonu yetkililerine sundu. Ayrıca bu belgelerin birer kopyasını da Cumhuriyet Savcılığı’na ileterek, suç duyurusunda bulundu. Hem futbolun yetkili mercilerinde hem de bağımsız mahkemelerde hakkını aramaya koyuldu. Özellikle Adanademirspor-Boluspor maçı üzerinde duran ve bu maçın şike olduğunu iddia eden Malatyaspor yönetimi, eninde sonunda hakkının teslim edileceğine inanıyordu. Umutluydu.

sike2Haziran ayının ortalarında, Futbol Federasyonu tarafından oluşturulan Şike Tahkik Kurulu; Boluspor, Adanademirspor ve Malatyasporlu yöneticilerin ifadelerini aldı. İfade alımı 7 saat sürdü. Şike Tahkik Kurulu, bilgi ve belgeleri inceleyerek, bir ay sonra kararını verdi. Delillerin yetersiz olduğunu ileri sürerek Malatyaspor’un şike ile ilgili itirazını reddetti. Bunun üzerine Malatyaspor, son itiraz ve karar mercii olarak Şike Tahkim Kuruluna başvurusunu (28 Haziran 1990) yaptı ve yürütmeyi durdurma kararı alınmasını istedi.

SenezErzikEylül ayının başlarında, Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nda A. Demirspor-Boluspor maçının şike olduğu ve bu nedenle Malatya’nın yeniden Birinci Lige döndürülmesi konusundaki görüşün ağırlık kazandığı ileri sürüldü. Fakat Tahkim Kurulu bir türlü toplanamadı. Kararın verilmesi gereken toplantı, Başkan Ekrem Amaç’ın hastalığını sebep göstermesi nedeniyle, belirsiz bir tarihe ertelendi. Kurulun üzerinde Şenez Erzik’in ağır bir baskısı vardı ve “şike var” diyecek cesareti bulamıyordu. Tarihler 20 Eylül 1990’ı gösterdiğinde, nihayet beklenen karar açıklandı. Şike Tahkim Kurulu, aylar süren çalışmasını tamamlamış ve bir karara varmıştı. İlgili müsabakada şike gerçekleşmiş ve Malatyaspor aleyhine bir durum ortaya çıkmıştı. Yani Malatyaspor, yaşanan bu şike olayıyla mağdur olmuş, mağdur edilmişti. Karar, iki oya karşılık, üç oyla yani oy çokluğuyla alınmıştı.

Futbol Federasyonu, bir taraftan gerekçeli kararı beklediğini söylerken, öte yandan Tahkim Kurulu’nun kararını asla uygulamayacağını ve ligleri aynı statü ile sürdüreceğini belirtmekteydi.

Malatyaspor, Federasyonu çözüm için masaya davet ediyor, Federasyon ise her seferinde bu çağrıları duymazdan geliyordu.

25 Eylül 1990 tarihinde basına sızan haberlere göre, Tahkik Kurulu ile Tahkim Kurulu arasındaki farklı kararın ayrıntıları belli olmuştu. Adanademirspor Kulübü Başkanı Fuat Özyardımcı, Şike Tahkik Kuruluna “şike yok” demesine rağmen, daha sonra Malatyaspor Başkanı Metin Kaya Çağlayan ile anlaşarak, Tahkim Kurulu’na farklı beyanda bulunmuş, “şike yaptık” ifadesini kullanmıştı. İşte şike kararına varılmasının ana sebebi buydu. Fakat Federasyona göre, bir yöneticinin şike yaptık demesi, şike yapıldığı anlamına gelmiyordu. Sağlam kaynaklardan elde edildiği söylenen bilgilere göre, Federasyon Başkanı Şenez Erzik, şike olayı ile ilgili olarak başka türlü düşünüyordu:

Bolusporlu bir futbolcu şike yaptık demediği müddetçe Boluspor’un ligdeki yeri korunacaktır. Ancak Bolu Başkanı Yılmaz Becikoğlu’na ceza verilecektir. Malatyaspor’un yeni sezonda Birinci Lige alınma isteği kabul edilmeyecek, ikinci ligde mücadele edecek ve şampiyon olursa birinci lige yükselecektir.

Futbol Federasyonu, Malatyaspor’un UEFA’ya başvuru yapmasının da önünü kesmeye çalışıyordu. İşler iyice karışmıştı. Kulüp yönetimi, her ne pahasına olursa olsun, UEFA nezdinde hakkını aramak için çalışmaya başlamıştı. Avukatlar ayarlanıyor, dosyalar titizlikle hazırlanıyordu. Federasyona tepki olarak, yönetimi bırakma kararı almışlardı. O günlerde gazetelerde “Malatyaspor yönetimi görevi bıraktı, kulüp valiye teslim” manşetleri yer alıyordu. Öte yandan, Cumhurbaşkanı Turgut Özal da kulübü valiye bırakan eski yönetime şike konusunda mücadeleni sürdür çağrısı yapmaktaydı.

Yine bu dönemlerde ilginç bir gelişme yaşandı. Malatyaspor’un İstanbul’da, Şişli’de bulunan bürosuna hırsız girmiş ve UEFA için hazırlanan şike belgelerini içeren dosya çalınmıştı. Belli ki ya Federasyon ne pahasına olursa olsun, kulübün UEFA’ya başvurusunu engellemekte kararlı davranıyordu ya da Malatyaspor Kulübü, UEFA’ya gitmeksizin federasyonla anlaşabilmek için bir senaryo uyguluyordu.

Derken bir bomba daha düştü şike davasının üzerine. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi, Tahkim Kurulu’nun şike kararını onaylamıştı. Yani artık bir hukuki durum ortaya çıkmıştı. Malatyaspor’a Birinci Lige dönme hakkı doğarken, Boluspor’un küme düşürülmesi yeniden gündeme gelmekteydi. İşler iyice karışmıştı. Çünkü ligler (yeni sezon) hâlâ devam ediyordu. Sil baştan yapmak çok zordu. Federasyon, olayı fazla ciddiye almadığından, temyiz ve Danıştay’a başvuru süresini çoktan kaçırmıştı. Öte yandan, bir sezon süresince ikinci ligde oynatıldığı için, mağduriyet öne sürmesi halinde, Malatyaspor’a da tazminat hakkı doğmaktaydı. Danıştay’ın bu kararı sonrasında, Malatyaspor yönetimi, UEFA’ya başvurmaktan vazgeçmişti. İşi içeride çözme taraftarıydı. Federasyonla anlaşabileceğini umuyordu. Çiçeği Burnunda Başkan Nurettin Soykan uzlaşmacı bir tavır sergiliyordu:

Ne Boluspor’un ne de Adanademirspor’un küme düşürülmesine gönlümüz razı olur. Federasyon şu an sadece borçlarımızı üstlensin. Futbolculara, eski yönetime, dışarıya ve vergi dolayısıyla devlete toplam 12 milyar borcumuz var. Bunlar verilsin, biz ekonomik sıkıntıları aşalım, razıyız. Şu an ligleri karıştırmak, mevcut düzeni yıkmak; ne bize yakışır, ne de Türk futboluna bir şey kazandırır. Kaldı ki bize, şimdi hadi gelin ligde oynayın deseler bile, bunu kabul edemeyiz. Zira kadromuz birinci lig için yetersiz. İkinci ligde şampiyonluk mücadelesi veriyoruz. İnşallah bu mücadelenin sonunu da şampiyonlukla bitireceğiz. Bileğimizin hakkıyla çıkmak istiyoruz.

Federasyon ise kendi uygulamalarından asla vazgeçmiyor, yeni oluşturduğu kurullarla şike dosyasını sil baştan ele alıyor, kendine uygun kararlar üretmeye çalışıyordu. Asıl şike dosyası ise Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu’na ulaşmıştı bile. Orada inceleniyordu. Şenez Erzik, Mart (1991) ayı sonlarında, şike davası süreci ile ilgili olarak, “Bize hukuktan uygulanabilir bir karar gelmedi. Her şey başladığımız gibi devam ediyor” beyanatını vermekteydi.sike-saka-oldu

Haziran (1991) ayında gazete manşetlerinde şike ile ilgili olarak şu ifadeler yer almaktaydı: “Şike şaka oldu. Aynı tahkim yeniden toplandı. Şenez Erzik baskısıyla şike yok dedi.

Yani yepyeni üyelerle yeni bir tahkim kurulu oluşturulmuş ve yapılan baskıyla, şike olmadığı yönünde, karar aldırılmıştı. Hukukun aldığı karar hiçe sayılmıştı.

Tarihler 21 Temmuz 1991’i gösterdiğinde, Malatyaspor’un Federasyona tepkisi geldi. Çok ağır bir cevaptı bu. Kulüp, ligden çekildiğini açıklamıştı. Kulüp başkanı Nurettin Soykan, yaşadıkları mağduriyetin tazmin edilmesini istiyor ve aksi takdirde mücadelelerinin ivme kazanarak devam edeceğini belirtiyordu.NurettinSoykanMalatyasporBsk

Ağustos ayı başlarında, Federasyon Başkanı Şenez Erzik ile Malatyaspor Başkanı Nurettin Soykan, yaptıkları görüşme sonrasında mutabakata vardıklarını açıkladılar. Daha önce 20 milyar lira isteyen Başkan Soykan, Federasyon’un teklif ettiği 4 milyar liraya razı olmuştu. Formül şöyleydi; Şike Davası nedeniyle mağdur duruma düştüğü değerlendirilen Malatyaspor’a, Futbol Federasyonu tarafından 4 milyar lira tazminat ödenecekti. Fakat bu para, federasyonun cebinden çıkmayacaktı. Başbakanlık Toplu Konut Fonundan karşılanacaktı.

Sonunda şike davası tamama ermişti. Fakat sorular cevapsız kalmıştı. Sahiden şike olmuş muydu? Şike olduysa, yapan takımlar ceza almış mıydı? Malatyaspor, mağdur olduğunu kanıtlayıp tazminat aldığına göre, onu mağdur edenlere ne yaptırım uygulanmıştı? Federasyon, bu tazminatla ligin şaibesini sahiden temizlemiş miydi? Bu karar ve bu tazminat, Şenez Erzik’i ve Federasyonunu kurtarmaya yetmişti, Malatyaspor’u da tatmin etmişti ama ya vicdanlar? Türk Futbol Camiasının vicdanındaki sızı geçmiş miydi?

Gördüğünüz üzere, Malatyaspor’un, 1989–90 sezonunda, 44 puanla ve şikeyle ligden düştüğü, mahkeme sonucu ile sabit olarak ortaya çıkmış ve böylece Fethi Demircan hocamızın başarısı da bu hukuki karar ile tescillenmiştir. Malatyaspor, bir ilki başarmış, hakkını kimseye yedirmemiştir. Federasyonun vurdumduymazlığı nedeniyle, başka kulüplerin kaderiyle oynamamak için, uygun görülen tazminata razı olmuş ve mücadelesini İkinci Lig’de sürdürmüştür.

Fakat bu dava sürecinde yaşananlarla tespit edilmiştir ki bu ülkede, şapkadan tavşan çıkaranlar, şikeden de şaka çıkarmayı başarmışlardır.

Abrakadabra vaziyetleri yani…

(Devam Edecek)

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek alıntılanmasında/kullanılmasında bir sakınca yoktur.)

NOT–1:Kaynakça, yazı dizimizin son bölümünde takdim edilecektir.

NOT–2: Bu yazı, internet üzerindeki çeşitli basın-medya sitelerindeki ve özellikle Milliyet Gazete Arşivi’ndeki haber, yazı, bilgi ve yorumlardan derlenerek hazırlanmış ve yazar tarafından yorum ve değerlendirme yapılmıştır. Aynı zamanda Sevgili Fethi Demircan Hocamızın anı, bilgi ve değerlendirmeleri de dikkate alınmıştır. Yani bu yazı bir tür derleme, inceleme, değerlendirme ve yorumlama çalışmasıdır.

NOT–3: Yazı dizisinde yer alan resimler, haber amaçlı olarak, çeşitli internet sitelerinden temin edilmiştir.

Ögeyi Oylayın
(2 oy)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile