videotalu.jpg

GNKUR Başkanı Sn.İlker Başbuğ'un

EMEKLİ ASSUBAYLAR EMEKLİ ASSUBAYLAR - ASLI YOK YÖRESİ

Seri İlanlar

ANKARA-BATIKENT CARREFOURSA KARŞISINDA TRİPLEKS
Gayri Menkul Satmak İstiyorum (20.07.2010)
AHŞAP ŞEZLONG
Hizmet vermek istiyorum! (19.07.2010)
GÜVENLİK AMİRİ VARDİYA AMİRİ ŞEF YÖNETİCİ
İş arıyorum (13.07.2010)


 
= Resimli ilan

GALERI'den











Yeni Üyelerimiz


eftalya
28.07.2010

Kimler Sitede?

Misafir: 76
Üye: 3

Ziyaretçilerimiz

Bugün156
Dün1672
Tüm Zamanlar697341

Click on the slide!

DÜN, BUGÜN VE YARIN

dünü yargılamak kolay. Bugünü yargılamak yürek ister…

Devamı...
Click on the slide!

EVET Mİ? HAYIR MI?(BÖLÜM-I-)

Yazarlar >> OLÇUM

Siz siz olun “askeri vesayet bitiyor, cunta anayasası bitti, değişiklikler özgürlük getiriyor, evet oyu verin” diyen siyasi parti yetkilisinin, televizyon…

Devamı...
Click on the slide!

Hey, Mevzuat efendi (!)

İyi ki varsın sen Mevzuat Efendi. Sen olmasan ne yapardık biz?

Devamı...
Click on the slide!

BAŞKANIMA BAŞARILAR DİLERİM

Başbakanı her yerde takip edip sorunlarımızı anlatacakmış!

Devamı...
Click on the slide!

TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanlığı'nın Dilekçeme Yanıtı

göndermiş olduğum dilekçeme verilen cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Devamı...
Click on the slide!

Referandum Yolunda

Hiçbir şey yapmadan, sitelerde yazacağımız yazılarla, beddua ederek, sızlanarak bir yere varamayacağımızı artık anlamış olmamız gerek.

Devamı...
Click on the slide!

HEMEN, ŞİMDİ !

Söz olarak söylenecek her şeyi söyledik! SÖZ BİTTİ!

Devamı...
Click on the slide!

HAKLARIMIZLA İLGİLİ DİLEKÇEME VERİLEN YANIT !..

Haklarımızla ilgili olarak AK Parti Halkla İlişkiler Merkezine yaptığım müracaat ile ilgili olarak verilen cevap

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks

Son Yorumlar

Referandum Yolunda
Yürekliliğin ve kararlılığın ışığı olan...
Devamı..
Yazan yiğit

BAŞKANIMA BAŞARILAR DİLERİM
Tarih boyunca koltuk sevdası her türlü...
Devamı..
Yazan Hüseyin SAVCI

DÜN, BUGÜN VE YARIN
Sayın Erdal GÜNŞER hükümetimizin...
Devamı..
Yazan ÇETİN1982

PANO'dan...

atilla abaylı
SAYIN VEYSEL ÇETİNER; 
 
YAZI
Devam Et
veysel çetiner
Bir kısmın, Filistin halkı için göz yaşları sel ol
Devam Et
ASLI YOK YÖRESİ PDF Yazdır E-posta
 

yayla2.jpg Üzerinde konuşacağım diyar için, Akdeniz yöresinde mi desem, Karadeniz yöresinde mi desem bilmiyorum. Aslında yöresi hiç önemli değil. Dünyanın her hangi bir coğrafyasında olmuş olabilir. Asıl önemli olan, bu yörede olmuş olan, sizlere anlatmaya çalışacağım olaylar.

Ilıman kuşakta bulunan masmavi bir deniz. Denizin kıyısında, kumsaldan hemen sonra başlayan yemyeşil, kan eksen can biter türünden, her türlü ürünün yetişebildiği  bir ova. Kıyıdan bakıldığında çıplak gözle görülebilecek uzaklıkta hemen yükselmeye başlayan, bu ovanın sırtını dayadığı, yamaçları, on beş türü endemik olmak üzere, onlarca tür ağacı barındıran, dibi güneş görmez denilen türden ağaçlardan oluşan ormanlarla kaplı dağlar sırası. Yılın sekiz ayı karlarla kaplı zirvelerden doğarak aşağılara süzülen, zaman zaman şelalelerle coşarak şımaran, zaman zaman derin vadilerin dibinden kıvrıla kıvrıla akan derelerin birleşmesiyle oluşup,  ovayla buluştuğunda uslanıp durulan, alüvyonlarıyla oluşturduğu yemyeşil ovayı tam ortadan ikiye böldükten sonra denize ulaşan nehir küçüğü bir çay. Bu çayın tam denizle buluştuğu noktada kurulmuş, bu coğrafyayı tanımaya başladığım yıllarda kasaba irisi bir yerleşim yeri olan, şimdilerde orta büyüklükte bir kent halini almış bir şehir. Şehirden dağların zirvelerine, yaylalara doğru giden, dağın yamaçlarında ormanların arasından  kıvrıla kıvrıla yükselen yaylaya göç yolu. Bu yolun üzerinde, bu yöreyle tanıştığım ilk yıllarda avuçlanıp içilecek berraklıkta şırıl şırıl akan çayın vadisinde,  toplam birkaç evden oluşan, ama şimdi küçük birer muhtarlık haline gelmiş olan köyler...      
Bu diyarın doğası hakkında bu yazdıklarımı okuyup, içinizden 'işte tam cennet gibi bir köşe, orada yaşayan insanlar kimbilir ne kadar mutludurlar' diye geçirmiş olabilirsiniz. Lütfen bu konuda karar vermek için acele etmeyin derim. Burasının doğa olarak cennetten bir köşe olduğu doğrudur, ama tarih boyunca dünyanın hiçbir yerinde de, sorunsuz bir coğrafya ve her şeyi tam insan topluluğu görülmemiştir. Hele son yıllarda bu diyarın ve burada yaşayan insanların bir çok sorunu vardır. Bu yörenin turizminin içinde bulunduğu çıkmazdan işsizlik sorunundan, çiftçilerinin yemyeşil, kan eksen can biter ovasına tohum atamaz duruma getirilmesi nedeniyle insanların karşı karşıya kaldığı açlık tehlikesine kadar bir çok büyük sorunu var. Ama  ben burada sizlere, dilim döndüğünce bu coğrafyanın sadece iki sorununu anlatmaya çalışacağım.

Buraları ilk tanımaya başladığım yıllarda, ovayı ortadan ikiye bölen ve iki yakasında şehir kurulmuş olan çayın sularının içilebilir temizlikte olduğunu söylemiştim. Şimdilerde bu suyu içmek değil pislikten ve kokudan kıyısında dolaşmak bile neredeyse işkence. Değil içmek, kirlenme nedeniyle çayın sularıyla ovada ekili dikili yerleri sulamak neredeyse ürün için tehlikeli hale gelmiş durumda. Bu çayın suyunun kirlenmesinin başlıca nedeni ise, akarsuyun geldiği dağın yamaçlarında, çayın içinden geçtiği köylerde yaşayan insanların, bir türlü terk edemedikleri kötü bir adetleri. Bu köylerde yaşayan insanlar, doğal hacetlerini, yıllardır ve bugün bile, bu çayın kolları olan derelerin  kıyılarında gidermekteler. Bu güzergahtaki köy evlerinde, hala bu çağda bile, kanalizasyon sistemini geçtim, basit bir fosseptik çukuru ve tuvalet denilebilecek evlerde bir bölüm bahçede bir kulübe yoktur. Oldum olası ihtiyaçlarını derelerin kıyısında, çalılıkların arasında giderip, kısaca yıllardır derenin içine ediyorlar. Koca şehir ve ovanın hayat kaynağı olan bu suyun bu kadar kirlenmesinin başlıca nedeni bu köylerde vazgeçilemeyen bu kötü çağdışı adetten kaynaklanmaktadır.           

cigneyen.jpg Yaratanın burada doğayı yaratırken her türlü güzelliği bahşettiği, buraları özene bezene yarattığını, buranın dağlarındaki ormanlarda sadece bu yöreye has onun üzerinde  endemik bitki türünün olduğunu, daha önce söylemiştim. İşte bunlardan, dağlarda, yol kenarlarında yörede kendi kendine ormanda yetişen, doğal bitki örtüsüne dahil ve bilimsel adının ne olduğunu bilmediğim, yöre halkı  arasında "pek" adıyla  bilinen, her mevsim yaprağını dökmeyen türden çalı da bu endemik bitkilerden biri. Bu bitki, dağ yamacında bulunan köylerde yaşayan insanların günlük yaşamları açısından çok önemi olan bir bitki. Hatta iki mahalleli olan bu köylerden biri adını bu bitkiden almış. Bu köyün mahallelerinden birinin adı Yukarı Pek, diğerinin ise  Aşağı Pek. Bu köylerin insanlarının, sağlıklarına zararlı, nesillerinin devamı için tehlikeli ve kötü bir şey olduğunun bile farkında olmadıkları  kötü bir alışkanlıkları daha var. Küçük büyük, kadınlı erkekli, herkes sakız çiğner gibi, ağızlarında zevkle, yolda sokakta evde, fırsat buldukça, bu "pek" denilen bitkinin yapraklarını çiğniyorlar.  Çiğnedikleri lokmanın posası kalıncaya kadar da çiğnemeye devam ediyorlar. Çiğneme işleminden sonra çiğnedikleri ağızlarındaki bitki yaprağı posasını, olur olmaz yerde ortalık yere tükürüyorlar. Bu bitkinin insanlarda alışkanlık yaptığı, keyif verici ve uyuşturucu etkisi olan bir madde içerdiği kesin. Kesin olmasına kesin de, yıllardır işin doğrusunu kimse kendilerine söylemediği, gerekli uyarıyı yapmadığı için, bu insanlara sorarsanız, büyükten küçüğe herkes, sözleşmiş  gibi, pek kullanımının zararlı bir şey olmadığını aksine, şeker hastalığına, “Mide ve böbrek hastalıklarına”, tansiyona, strese iyi geldiğini söyleyeceklerdir. Çünkü öyle biliyorlar, öyle olduğuna inanıyorlar

Bu insanların  farkında olmadıkları veya bir sorun olarak görmenin işlerine gelmediği bir durum daha var. Bu yörede insanlar yüzde altmışlara  varan oranda bedensel ve zihinsel özürlü. İnsanlar ya anadan sakat doğuyor veya  bir bölümü de doğumda görünürde özürsüz olarak doğduğu halde ergenlik dönemine girerken nedeni bilinmeyen bir hastalığa yakalanıyorlar, bu hastalık zamanla vücut ortopedisini bozup deforme ediyor. Sözün kısası, Pek Diyarının insanlarının kimisinin bacakları eğri, kimisinin kolları eğri kimisinin omurgası yamuk, kimisinin de görünürde vücutça bir sakatlığı olmadığı halde zekaları özürlü. Bu içler acısı duruma rağmen yörede şöyle mizahi deyim var. Derler ki “Pek Diyarı'nın bulunduğu ülkede, her yöreden bir özürlü kişi bulun  getirin demişler, Pek Diyarından ise ilk gördüğünüz kimi bulursanız yakalayıp getirin fark etmez”! Bu yöredeki insanların bu sorunun, "pek" bitkisi kullanımı ile sıkı ilgisi olduğu, bu durumun bir zamanlar okyanus ötesi bir büyük üniversite tarafından araştırma konusu yapıldığı, sağlıklı nesiller yetişebilmesi için pek kullanımının derhal yasaklanması gerektiği yolunda rapor verildiği, ama bu durumun birileri tarafından örtbas edildiği söylenir.  Ayrıca bu gün bizim ülkemizde, İstanbul’da balık piyasası dendi mi  Anadolu’nun denizle hiç ilgisi olmayan bir ilinden olan insanların, hurdacılık dendi mi bir başka ilden İstanbul’a göç edenlerin, sütçülük dendi mi bir ilçenin insanlarının bu piyasalara hakim olduğunun görüldüğü gibi, Pek Diyarı'nın insanları da bu   ülkenin dilencilik sektörüne hakimlermiş. İnanılması güç ama, buralarda   sakat insanlara bir anlamda sermaye olarak bakıldığından, çocukları sağlam olarak doğan ana babalar, bizim bildiğimizin aksine çocuğu  sağlam doğanlara göre daha çok sevinirlermiş. “Ne olacak bu çocuğun istikbali” endişesi daha çok sağlam doğan çocuklar için duyulurmuş. Yöre insanının pek kullanımının zararının farkına varmalarını geçtim, bu bitkinin Allah tarafından kendilerine bahşedilen bir nimet, bir ayrıcalık olduğunu, peki öyle her önüne gelenin beceremediğini, ünlü pekleriyle gurur duyduklarını, insanın hasının pek kullandığını söyleyip, başlıyorlar ezberledikleri “Biz şeker, tansiyon, stres, Mida ve böğrek hastalığının ne olduğunu hiç bilmeyiz” cümlesini tekrarlamaya.
Peki bu ovayı ortadan ikiye bölen ve ovaya ve şehre hayat veren çayın bugünkü içler acısı durumuna gelişiyle ve “pek” kullanımının insan sağlığı ve  neslin bozmasıyla  ilgili olarak bu konularda bu insanları hiç uyaran olmamış mı? Neden hiç kimse gerçeği haykırmamış diye sorabilirsiniz? Olmaz olur mu hiç, tabi ki olmuş. Az da olsa gerek köylerden yetişen insanlardan, gerek şehirden gelenlerden, daima toplumsal çıkarları bireysel çıkarların  önüne koyan, dünyada neler olup bittiğini takip eden,  soru soran, sorunlara kafa yoran, olaylara beş derecelik değil kafasını kaldırıp etrafa üç yüz altmış derecelik açıdan bakabilen ve kendilerini aydınlanmacı diye tarif eden bir gurup insan, çay kenarında, çalılıklarda hacet gidermenin yanlışlığı,  “pek” kullanımının insan sağlığı, insan nesli üzerindeki yıkıcı etkisi konusunda yöre köylülerinin aydınlatılması, pek ile insanların sakat doğmaları arasında olabilecek ilişki üzerinde bilimsel çalışma yapılması  gerektiğini hep tekrar edip durmuşlar. Hatta ülkenin birinde "zıkkımın pekini ye" diye bir deyim olduğunu, büyük olasılıkla  o deyimde kastedilen pekin bu olabileceği konusunda büyük şüpheleri bulunduğunu söylemişler. Ama gerek yetkililere gerekse köylülere bir türlü dinletememişler. Hatta doğruları söylediler diye köylüler, söylenenlere kulak asmayan yöneticilerden de cesaret alarak, aydınlanmacılara şiddetle karşı çıkmışlar.
Her toplumda olduğu gibi, burada da oldum olası aydınlanmacılara karşı olan, aydınlanmacıların her dediğine karşı çıkan, 'halkın dediği hakkın dediğidir. Siz bu kafayla giderseniz halk sizi hep dışlar. Onlara yanaşabilmek için onlar gibi davranıp, onların yaptıkları yanlış bile olsa görmezden geleceksiniz' diyen, belirli bir isimleri olmayan dalkavuklar takımı varmış. Bunlar teker teker kişisel çıkarlarını  hep toplum çıkarlarının önünde tutarlar. Aydınlanmacı olabilmek için emek  sarf edilmesi, aşamalardan geçilmesi gerektiğinden, diğer çıkarcı dalkavuk takımından olabilmek için ise böyle bir şey gerekmediğinden, çoğu toplumda olduğu gibi maalesef, aydınlanmacıların karşısındaki kolaycılığı seçenler takımı  burada da  çoğunluktaymış. Bu takımdan insanların, özellikle göstermelik demokrasi icabı bu insanların oylarına talip olduklarında, ne zaman bu köylere yollara düşse, sözüm ona kendilerinin de bu yörenin gerçek   insanı, halktan biri olduklarını kanıtlamak, kalender görünmek için, göstere göstere hacetlerini, özellikle  çay kenarına çalılıkların arasına yapmak için fırsat kollarlarmış. Bu çay kenarında çalılıklarda  hacet giderme konusunu kullanma üzerine bu dalkavuk o kadar ileri gitmişler ki, bu çevrelerin öncülüğünde kurulan, yöre halk oyunu ekibinin oynadığı oyunların bir tanesinin koreografisi, çay kenarında hacet giderme hareketlerinin stilize edilmesiyle elde edilmiş ve zamanla bu halk oyunu, bu yörede çok sevilen bir oyun haline gelmiş.  Hatta bu cenahtan olanlar yöre sakinlerinin hoşuna gitmek için, zamanla kendileri gibi düşünmeyenlere karşı pankartlara slogan olarak bile yazılan,  yalan mı gerçek mi olduğu belli olmayan, "Akan su pislik tutmaz" şeklinde hadis olduğunu söyleyerek, inançları çıkarlarına alet etmenin yine bir yolunu bularak, derede hacet gidermeye inanç kılıfı dikmekten çekinmemişlerdir.  Pek kullanımının insan neslini  bozmasıyla ile ilgili tıbbi raporu sümenaltı etme yoluna gitmişler, "Allah'ın işine karışılmaz, halkın dediği hakkın dediğidir" diyerek, halk dalkavukluğuna devam etmişler. Halkı uyarmayı , eğitmeyi geçtim, bunun yerine bu çevreler, pek bitkisinin  Pek Diyarı dışında da tanıtılması, “peke yeni pazarlar bulunması” gibi süslü laflar edilerek, “pek ihraç edilip diyara döviz girdisi sağlanmalıdır” gibi palavralar savurmuşlar. Yine bu çevrelerden, insanların kullanacakları pekleri yanlarında taşımak için  albenisi olan, modern dizayn, sigara tabakası büyüklüğünde, süslü püslü meşin kılıflarla kaplı pek taşıma kutuları ve   peklerin posalarının yere atılmaması için, sözüm ona hijyen açısından çok yararlı diye lanse edilen, pek posası kutuları üretilip, insanlar bunlara özendirilerek, bu yoldan  para kazanıp köşe dönme teşebbüsünde bulunanlar bile olmuş.     
Bu yöreyi en son ziyaretimde, son yıllarda ülkemizde de demokratik yaşamın bir vazgeçilmezi olduğu pompalanan bir modanın, bana göre demokratikleşmekten çok toplumun kimyasını bozmak için alet olarak kullanılan STÖ’leşme yutturmacasının burada da alıp yürüdüğünü izledim. Bu köylerde de uzun adı,  Pek Diyarı, Dere Kıyısında, Çalı Dibinde, Hacet  Giderme Ritüellerini Araştırma Geliştirme Vakfı, kısa adı  PDH - ARGE olan, bir telefon, bir başkan ve sekreterden ibaret, bol sıfırlı bütçesi olan bir vakıf kurulmuş. Bu vakıf üzerinden, dere kıyısında hacet giderme konusuyla uğraşıp bu konu üzerine proje üretenlere okyanus ötesinden fonlamalarla  bol para aktarılacakmış. Bütün dünya gibi Pek Diyarı da bundan payını almış. Okyanus ötesi merkezli bir uluslararası şirket almış önüne dünya haritasını önüne, Google Earth yardımıyla oturduğu yerden kolayca, yol güzergahını çizmiş, yol açılırken kaç ağaç kesileceğini bile okyanus ötesinden hesaplayarak, Pek Diyarı'nın  dağlarının eteklerinde, güzelim ormanların içinde, nadir bulunan türden mermer rezervlerini işletmeye karar vermiş. Şehirde bulduğu emlakçi görüntüsü altındaki değnekçi işbirlikçilerinin eline bol paralar vererek, projenin içine  aldığı sahipli arazileri tek elde toplamaya başlamış. Bu mermer ocağının ve açılacak yolların tozunun dumanın, zaten kirlenmiş olan çayın sularını daha da kirletecekmiş, mermer ocağından çıkarılan mermerler doğrudan deniz kıyısında bunlun mevcut iskeleye ek olarak yapılacak iskeleye yanaşacak gemilerle ihraç edilecekmiş. Bu projenin bölge insanına istihdam olarak hiç bir faydası olmayacak yönünde eleştiriler varmış, ama olsunmuş. Yakında bu mermer rezervinin işletme hakkı göstermelik bir ihaleyle bu uluslararası şirkete verilecekmiş..     

Pek Diyarı’na son ziyaretimi tamamlayıp yöreden ayrılış hazırlığı yaparken, bir çay bahçesine oturup soluklandım. O sırada televizyonların haber saatiydi. Çay bahçesinde bulunan büyük ekranlı televizyonda yörenin baş yöneticisinin görüntüleri akıyordu. Çoğunluk olan dalkavukluktan çıkarı olanların ve aydınlatılmamış halkın oyları ile iktidara gelmiş olan Pek Diyarı Baş Yöneticisi bağıra çağıra sinirli bir şekilde, ayakta, bir kürsüden önündeki mikrofonlara  bir şeyler anlatıyordu. Konuşmasını öncesini kaçırdım. Dinlediğim bölümde, anlayabildiğim kadarıyla, yöre için  çok şey yaptıklarını ve  yapacaklarını, ama hep kendine aydınlanmacı diyenlerin kendilerine engel olduğunu, aydınlanmacıların bu ülkeye hiç bir zaman bir çivi bile çakmadıklarını, aydınlanmacıların ülkeye kazandırdığı dikili bir ağacı bile olmadığını, aydınlanmacıların karşı çıkmalarına rağmen Pek Diyarı dağlarında bulunan mermer ocağının işletme hakkının uluslararası şirkete ihale edildiğini, içine edilen çayın dağ eteklerinde bulunan kaynağının sularının şişelenip satılma hakkının doksan dokuz yıllığına yine uluslararası bir şirkete devredildiğini, buradan elde edilecek gelirle ovadaki şehir için, dünyanın en modern denizden tatlı su elde etme tesisleri kurulacağını, bu projenin ihale aşamasına geldiğini müjdeliyor, PDH – ARGE Vakfı üzerinden gelen kaynakların ihtiyaç sahiplerine  ev ev dolaşılarak dağıtılacağını, sesini daha da yükselterek, sinirden kıpkırmızı olmuş yüzüyle, durduğu yerde ağırlık verdiği bacağını hafiften değiştirip,  aydınlanmacıları kastederek sözlerini "Bunların böyle şeylere aklı ermez, sosyal devletin gereği budur! Muasır medeniyyyyet budur !" diyerek bitiyordu..      

Bu aslı yok yöresi masalını, Emekli Assubaylar Sitesi'nde niçin anlattığıma gelince; sözü daha fazla uzatıp sizleri  sıkmamak için,  hoşgörünüze sığınarak, bu sorunun cevabını, televizyonların "Az sonra" üslubuyla yazının devamı olan gelecek yazıya bırakıyorum efendim. Saygılar...        
Not : Yorum yapacaklar lütfen bu yazdıklarımla ilgili olarak  şahsıma övgü  yapmasınlar; çünkü bunları düşünüp yazmak için hiç çaba harcamadım(!)    
MEHMET ALİ KILINÇ   Şubat 2010 ANTALYA..    


08-02-2010 19:35 MEHMET ALİ KILINÇ
08-02-2010 19:35. ..
Okunma Sayısı 450    
Okuyucu yorumları (2)
Ortalama Üye Değerlendirmesi
   (0 Oylama)

Yazan Hüseyin SAVCI
09-02-2010 15:44,
 
...
Bu kasaba ANAMUR, bu çay da DRAGON çayı diyesim geldi... 
O kadar güzel betimlenmişti ki yöre, neredeyse resim gibi netti. 
 
Dere kenarına hacet gidermeye gelince...  
Aslında bu, ülkenin ve ne yazık ki dünyanın bir çok geri kalmış yöresinin sorunu. Gene bizim köylüler dere kenarına hacet gideriyorlar. Bakın etrafınıza, koca koca fabrikalar, anlı şanlı tesisler, bol sıfırlı ciroları olan işletmeler derelerin, ırmakların, göllerin içine ediyorlar.  
 
Konya İli, dünyada tek bir eşi olan (diğeri ABD'deki SALT LAKE) Allah'ın lütfu Tuz Gölü'nün yıllardır içine etmiyor mu? 
Sonra da göl kenarına kurulmuş tuzlalardan elde edilen tuzları, güzelim etlerin, yemeklerin üzerine serpip yemiyor muyuz? 
 
E o zaman ne denir? 
 
Ziftin pekini yiyelim!
 
 

Yazan tedbir33
09-02-2010 09:18,
 
SEMİH KARDEŞE TEŞEKKÜRLER..
Kendi yazısına ilk yorumu yazan kişi durumuna düşeceğim ama olsun. Yazının düzenlemesine emek veren ve bunu yaparken yazının sunumuna yaptığı katkılarla yazıya adeta bambaşka bir güzellik katan Sayın Semih Koç kardeşime sonsuz teşekkürler...
 
 
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Rastgele Yazılar

Demokrasinin Ayak Sesleri

Salı, 27 Ekim 2009 | Hüseyin SAVCI

article thumbnail Bu belgeler doğrudur, değildir, içeriğine katılırız katılmayız ayrı bir konu. Ama bizi ilgilendiren bir madde var, ilginç, çok ilginç! “Dini ağırlıklı TV...
+ Devamı

HAKLI TALEPLERİMİZ

Perşembe, 11 Aralık 2008 | EMEKLİASSUBAY

article image Saygıdeğer Meslektaşlarımız Yıllarca önyargılar sonucu haksızlıklara uğradık. Kol kırılır yen içinde kalır misali  üstün gayret ve sadakatle ülkemize ve ordumuza...
+ Devamı

En Çok Yorumlananlar

ONUR YÜRÜYÜŞÜ
 Son Yorumlayan (ramo44)
(51 yorum)
ORG.SN. BAŞBUĞ'A AÇIK MEKTUP
 Son Yorumlayan (Altındağ)
(48 yorum)
GENELKURMAY AÇIKLAMALARI
 Son Yorumlayan (saribo)
(43 yorum)